Kara Para ne demek? | Kara Para anlamı nedir? | Kara Para

Kara Para anlamı nedir?

Kara Para ne demek?

Kara Para anlamı nedir?

Kara Para | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: kara para

Türkçe - İngilizce Sözlük

illicit money. black money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Adâletlicesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy fine. penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın okunur) (i. A.). Akar’ın çoğ. akarlar, akaretler. Gelir sağlayan mallar ve yapılar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقرات] kazanç sağlayan mülkler, akarlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gloaming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dusk. gloaming. nightfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crepuscular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

twilight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

principal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

principal. capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ankara. angora.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the capital of Turkey; located in west-central Turkey; formerly known as Angora and is the home of Angora goats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the capital of Turkey; located in west-central Turkey; formerly known as Angora and is the home of Angora goats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Ankara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angora goat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angora cat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angora rabbit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. antiparasite

tıp asalaksavar

Bir canlıda sürekli veya geçici yaşayarak ona zarar veren başka canlıyı yok eden.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incidentally. by the way. between brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takım, aletler, cihaz, makine, levazım, aygıt; politik bir örgütün bir kısmı. apparatus criticus (Lat). edebi çalışmalarda kullanılan kitaplar vb; bir eserin derkenarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interlocutory judgment. interlocutory decree. interlocutory decision. interlocutory sentence. order of the court. interim order. interlocutory order. interlocutory writ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Aşikâr, zâhir, açık, görünen, besbelli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشکارا] açık, belli, aşikâr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Türk musikisinde bir eserde geçici olarak yapılan kararlar ki, ekseriya güçlü sesi üzerindedir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. asparagus

uydurma

Gerçek olmayan, gerçekmiş gibi gösterilen haber.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuşkonmaz, (bot). Asparagus officinalis. asparagus fern perçemli kuşkonmaz. wild asparagus dişi kuşkonmaz, (bot). Asparagus acutifolius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iskete kuşunun bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlucky fellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İskambil kâğıtlarıyla oynanan bir kumar çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İnek, Kur’an’ın en uzun ve İkinci sûresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at sight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compared to/with. by comparison with. in comparison with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(fujer): Eğreltiotugillerden; nemli yerlerde yetişen otsu bir bitkidir. Yaprakları at yelesini andırır. Yurdumuzun hemen hemen her yerinde yetişir. Kullanıldığı yerler: Grip ve soğukalgınlığında hastayı rahatlatır. Balgam söktürür. Mide ağrılarını keser. Böbrek kumlarının dökülmesini sağlar. Derideki şişlikleri indirir. Saç dökülmesini önler. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Diğer ilaçlara da tat verici olarak kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A F). Sezişe, evvelden görüşe yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir çeşit iskete kuşu (Parus maior). 2. Baştan kara etmek. (bk.) Baş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kerkes nevinden yırtıcı bir kuş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Helak olma, mahvolma. 2.Böbürlene böbürlene, salınarak yürüme. 3.Malı çok olma. Baykara: Timuroğullan şehzadesi. Timur’un torunu Şeyh Ömer’in oğludur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. Farsça ber = istilâ edatı ve karar). Kararlı, kararlaşmış, yerleşmiş, devamlı, dâim: Şimdiki hâlinde berkarâr olmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برقرار] yerinde duran, karar eden. berkarâr olmak devam etmek, kalmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Kararsız, sebatsız. Fars. nâ-pâyidâr, fânî. 2. Huzursuz. Osm. Arâmsız, muztarib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Kararsız, sebatsız. Fars. nâ-pâyidâr, fânî. 2. Huzursuz. Osm. Arâmsız, muztarib.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی قرار] kararsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

MPEG dijital video sıkıştırması, piksellerden oluşan kare alanların sıkıştırılması temeline dayanır. Bazı koşullarda, resimde blok parazit olarak adlandırılan bozulmalar meydana gelebilir. Blok Parazit Azaltma işlemi, parazit bloklarını işleyerek görünmez olmalarını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blocked currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

change.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small change. broken money. small cash. small currency. bit. loose cod. fractional coin. fractional coins. fractional currency. loose cash. loose change. loose money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Özellikle kağıt para devrinden önce, alışverişte kullanılan paralar altın ve gümüş içeriyorlardı. Her devirde olduğu gibi, o devirde de bulunan bazı düzenbazlar, bu paraları kenarlarından kazıyarak, çok az miktarda da olsa, bu değerli madenleri biriktiriyor, parayı da tekrar kullanabiliyorlardı.

O devirlerde tüccarlar, parayı tartıyorlar ve ağırlığı eksikse kabul etmiyorlardı. Tabii, para da elinizde kalıyordu. Antik para kataloglarında dikkat ederseniz, paraların büyük bir kısmının tam yuvarlak olmadığını görürsünüz.

Bu sorunu çözmek ve halkı eksik paraya karşı korumak için bozuk paraların kenarları tırtıllı yapılmaya başlandı. Bu tırtıllar sayesinde paranın kenarının kazındığı hemen belli oluyordu ve kenarı kazınmış parayı kimse almıyordu.

Bu adet günümüze kadar devam etti. Artık içinde değerli bir maden bulunmamasına rağmen, bozuk paralarımızın kenarlarında ya tırtıl ya da bir yazı vardır.

Günümüzde madeni paralar ‘bozukluk’ veya ‘ufaklık’ adı altında sadece küsuratları ödemede kullanılıyor. Bozuk paralar da para olma niteliklerini kanundan almalarına rağmen, kullanılmalarında bazı sınırlamalar vardır.

Gerek kağıt, gerekse madeni para olsun, her ikisiyle de yapılan ödemeleri kabul etmemek mümkün değildir. Buna ‘Kanuni Tedavül Mecburiyeti’ denilir ki, kağıt paralarda bu mecburiyet sınırsızdır. Ödenen miktar ne kadar büyük olursa olsun, bunu karşı taraf kabul etmek mecburiyetindedir.

Madeni paraların ise mecburiyeti sınırlıdır. En çok üzerlerinde yazan değerin 50 katını tamamen bozuk para ile ödeyebilirsiniz. Örneğin 50 bin liralıklarla, 2,5 milyona kadar ödemelerinizi yapabilirsiniz ama daha fazlasını da bozuk para ile ödeme isteğinizi karşı taraf kabul etmeyebilir.

Kağıt paraların Merkez Bankası tarafından basıldığı bilinir de, madeni paraları Maliye Bakanlığı’nın çıkardığı pek bilinmez. Madeni paraların toplam para stoku içindeki oranı da yaklaşık yüzde l civarındadır.

Hiç dikkat ettiniz mi? İnsan yüzleri kağıt paralarda önden, madeni paralarda ise yandandır. Madeni paralarda yer çok küçük olduğundan, kabartma tekniği ile bir yüzün tam detayını vermek mümkün olamamaktadır. Yandan bir profil kişiyi daha iyi tanınır kılmaktadır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateş almayan silâh. (bk.) Çakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir nevi deniz böceği. Yahudi çalparası: Bunun lekeli ve renkli nev’i.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canını fedâ edercesine: Gayret-i cân-sipârâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. çâr = dört, pâre = parça. Türkçe’si çalpara). Raksederken parmaklara takılıp çalınan dört parçalı kaşık, kastanyet.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Küçük akarsu, yazın kuruyan küçük akarsu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cefâkârcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F). İyiliksevercesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Cânîye yakışır hal ve surette.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karşılaştırılabilir, karşılaştırması mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). mukayeseli, karşılaştırmalı; nispi, orantılı; (gram). (sıfat veya zarflann) üstünlük derecesini gösteren; (i)., (gram). üstünlük derecesi. comparative anatomy karşllaştlrmall anatomi compnrative linguistics karşılaştırmalı dilbilim. in comparat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i A. F.). Cesurlukla, yiğitlikle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cesurlukatılganlık, yiğitlik.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Üç farklı parazit giderme teknolojisinin birleşimini eş zamanlı olarak kullanarak ‘dijital paraziti’ azaltan yenilikçi bir Sony teknolojisi: Çerçeve Paraziti Azaltma, Blok Parazit Azaltma ve Sinek Paraziti Azaltma.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alçakça, alçaklıkla edilen: Bu, pek denâet-kârâne bir harekettir. Hakkımda pek denâet-kârâne muamelede bulundu.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital karasal TV kanal ve radyo yayınlarını alan entegre televizyon yayın tuneri.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Daha yumuşak geçişli filmler için istenmeyen renk parazitlerini ortadan kaldırır. Bir mikroişlemci, video görüntüsünde arka arkaya iki alanı (=1 çerçeve) karşılaştırarak resim üzerindeki paraziti algılar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dijital parazit giderme devreleri temiz ve net bir görüntü sağlamak için piksel düzeyinde filtreleme kullanarak, blok paraziti ve sinek sesini azaltır. Orijinal bir görüntü ayarlama ve gürültü azaltma işlemi olan BRAVIA Engine, canlı ve yüksek kontrasta sahip görüntüler elde etmek için Sony tarafından geliştirilmiştir. Karmaşık gürültü azaltma işlemi, düşük kontrasta sahip görüntüleri net ve gerçekçi bir hale gelene dek geliştirir ve renk zenginliği ile doğruluğu elde etmek için mavi, yeşil ve beyazları her bir çerçeve içerisinde işleme alır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Video sinyalleri sıkıştırıldığında, DVD’nin bazı bölümlerinde dijital parazit meydana gelebilir ve bunlar titiz video düşkünleri tarafından fark edilebilir. Sony, en yeni dijital görüntü işleme teknolojisini temel alan yeni bir Dijital Parazit Giderme sistemi kullanmaktadır. Efekt, adımlar halinde seçilebildiğinden, görüntünün sabit fon görüntülerinde daha az titreşime neden olmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aleyhinde bulunmak, kötülemek, itibarını sarsmaya çalışmak, küçük görmek, küçük düşürmek, takdir etmemek. make disparaging remarks küçük düşürücü sözler söylemek, bozmak. disparagement (i). aleyhinde bulunma, kötüleme. disparagingly (z). tenkit e

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eşit olmayan, birbirine benzemeyen, tamamen ayrı, farklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) [اجهل من قره گوز] zırcahil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cost of bread. modest livelihood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Meyve ve sebzelerin bazılarında kesildiklerinde, kabukları soyulduğunda veya herhangi bir şekilde zedelendiklerinde farklı tonlarda renk değişimleri oluşur. Elma, armut, ayva, patates gibi birçok sebze ve meyve bu özelliği gösterir.

Eğer canlılardaki hücre yapısını biliyorsanız, her bir hücrede binlerce enzim olduğunu da biliyorsunuz demektir. Enzimler hücrenin yaşaması için gerekli her türlü görevi yerine getirirler. Elmaların veya patateslerin kesildiklerinde kararmaları işte bu enzimlerden birinin ‘polifenol oksidaz’ diye adlandırılanın (biz kısaca -PPO- diyeceğiz) yarattığı bir sorundur. Bu enzim, yani PPO, havanın oksijenini alıp, elmada bulunan ‘tanin’ adlı kimyasalla birleştirerek kararmaya neden olur.

Elmayı kestiğiniz veya kabuğunu soyduğunuz zaman, kesilme yüzeyindeki hücreler de bölünür, açılır. Buradaki PPO’lar havanın oksijeni ile birleşerek aynen demirin paslanması gibi bir renk değişimi olayı yaratırlar. Yere düşen elmaların yüzeyinde oluşan kahverengi noktaların nedeni de aynıdır.

Kahverengi renge dönüşmeyi önlemenin bir yolu onları keser kesmez suya koymak ve hava ile ilişkilerini kesmektir, ancak sudan çıkarıldıklarında yine koyulaşmaya devam ederler. C vitamini kararmayı önleyebilir. Meyvenin kararan kısmına limon dökerseniz, içindeki C vitamini, taninin oksijen ile temasını önler ve kararma hızını azaltır. Bu nedenle meyve ve sebze işleyen yerlerde kabuklar soyulduktan veya dilimleme işlemi yapıldıktan sonra meyve ve sebzeler limon tuzu içeren suya atılır.

Bütün enzimlerin ortak özelliği 75 derece sıcaklığın üzerinde etkisiz hale gelmeleridir. Yani ısıtmak da bir çaredir. Bu tip sebze ve meyveler haşlandıklarında enzimlerin faaliyetleri durur ve ‘enzimatik esmerleşme’ denilen bu olay görülmez.

Şimdi müjdemizi verelim. Meyve işleyicilerini, salata hazırlayıcılarını, ev kadınlarını deli eden bu olayın da çaresi bulundu. Çekirdeksiz meyve yetiştirebilmek için çalışmalarını sürdüren genetik mühendisleri, meyve sineğinin oluşumu ve bu esmerleşme üzerine de gittiler. Özellikle beyaz üzümden şarap ve şeker kamışından şeker elde etmede sorun olan bu esmerleşmeyi genetikçiler enzim klonlayarak önlemeyi başardılar.

Pratikte uygulandığında büyük bir ekonomik fayda da sağlayacak bu araştırma sonuçları, kesildiklerinde benzer esmerleşmeyi gösteren ağaçlara da uygulanacak ve böylece kağıt üretimindeki bir sorun daha ortadan kalkacaktır.

Bileşimlerinde okside olabilecek enzim bulunmayan turunçgillerde, yani portakal, limon ve mandalinada esmerleşme olayı görülmez.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Meyve ve sebzelerin bazılarında kesildiklerinde, kabukları soyulduğunda veya herhangi bir şekilde zedelendiklerinde farklı tonlarda renk değişimleri oluşur. Elma, armut, ayva, patetes gibi birçok sebze ve meyve bu özelliği gösterir.

Eğer canlılardaki hücre yapısını biliyorsanız, her hücrede binlerce enzim olduğunu da biliyorsunuz demektir. Enzimler hücrenin yaşaması için gerekli her türlü görevi yerine getirirler. Elmaların ve pateteslerin kesildiklerinde kararmalrı işte bu enzimlerden birinin ‘polifenol oksidaz’ diye adlandırılanın (biz kısaca -PPO- diyeceğiz) yarattığı bir sorundur. Bu enzim, yani PPO, havanın oksijeni alıp, elmada bulunan ‘tanin’ adlı kimyasalla birleştirerek kararmaya neden olur.

Elmayı kestiğiniz veya kabuğunu soyduğunuz zaman, kesilme yüzeyindeki hücreler de bölünür, açılır. Buradaki PPO’lar havanın oksijeni ile birleşerek aynen demirin paslanması gibi bir renk değişimi olayı yaratırlar. Yere düşen elmaların yüzeyinde oluşan kahverengi noktaların nedeni de aynıdır.

Kahverengi renge dönüşmeyi önlemenin bir yolu onları keser kesmez bir suya koymak ve hava ile ilişkilerini kesmektir, ancak sudan çıkarıldıklarında yine koyulaşmaya devam ederler. C vitamini kararmayı önleyebilir. Meyvenin kararan kısmına limon dökerseniz, içindeki C vitamini, taninin oksijen ile temasını önler ve kararma hızını azaltır. Bu nedenle meyve ve sebze işleyen yerlerde kabuklar soyulduktan veya dilimleme işlemi yapıldıktan sonra meyve ve sebzeler limon tuzu içeren suya atılır.

Bütün enzimlerin ortak özelliği 75 derece sıcaklığın üzerinde etkisiz hale gelmeleridir. Yani ısıtmak da bir çaredir. Bu tip sebze ve meyveler haşlandıklarında enzimlerin faaliyetleri durur ve ‘enzimatik esmerleşme’ denilen bu olay görülmez.

İimdi müjdemizi verelim. Meyve işleyicilerini, salata hazırlayıcılarını, ev kadınlarını deli eden bu olayın da çaresi bulundu. Çekirdeksiz meyve yetiştirebilmek için çalışmalarını sürdüren genetik mühendisleri, meyve sineğinin oluşumu ve b esmerleşme üzerine de gittiler. Özellikle beyaz üzümden şarap ve şeker kamışından şeker elde etmede sorun olan bu esmerleşmeyi genetikçiler enzim klonloyarak önlemeyi başardılar.

Pratikte uygulandığında büyük bir ekonomik fayda da sağlayacak bu araştırma sonuçları, kesildiklerinde benzer esmerleşmeyi gösteren ağaçlara da uygulanacak ve böylece kağıt üretimindeki bir sorun daha ortadan kalkacaktır.

Bileşimlerinde okside olabilecek enzim bulunmayan turunçgillerde, yani portakal, limon ve mandalinada esmerleşme olayı görülmez.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. bir hayvanın iç organlarında yaşayan asalak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Gelişmiş ayrı ses ayarı için üç bantlı parametrik ekolayzer.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the poor. have-nots.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fedakâr bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فداکارانه] özveri ile, özverili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fukara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yoksulluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. fıkra). Fıkralar, kısa yazılar, küçük hikâyeler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فقرات] fıkralar. 2.bölümler. 3.omurlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fakıyr) (Türkçe müfred). 1. Yoksul, fakir, muhtaç: Kendisi pek fukaradır. Fukaraya acımalı. 2. Biçare, zavallı: Ne yapsın fukara adam. Acıdım fukaraya, (bk.) Fakir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poor yoksul. fakir. poor. pauper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poor. destitute. poor person. the poor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فقرا] yoksullar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yoksulluk, Ar. fakr: Fukaralık ayıp değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destitution. poverty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Bir musiki parçasında yapılan geçici karar ki, «asma karar» da denir; eserin veya hânenin solundaki asıl karardan farklıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

declaration of absence. decree in absence. decree pro confesso.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roughly speaking. by rule of thumb. tumb rule. straight eye. by just looking at it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red blooded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Günahkâr şekilde.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Güneş ışığına maruz kaldığında kararan gözlük camları ilk olarak 1960’ların sonlarında geliştirildi, yaygın olarak kullanılmaya başlanılması ise 1990’lı yıllarda oldu.

Bu tip gözlük camları fotokromik veya fotokromatik adı verilen ve yüzde 0,01 ile 0,1 arasında gümüş kristalleri ihtiva eden özel camlardan yapılırlar. Kristaller normalde şeffaf olup son derecede küçüktürler ve gözlük camına bakıldığında fark edilmezler. Gözlük camlarına bol miktarda ultraviyole ışın ihtiva eden güneş ışığı geldiği zaman kristallerdeki gümüş iyonları etkilenerek gümüş atomlarına dönüşür ve camın içinde küçük gümüş parçacıklar oluşturmaya başlarlar. Bu siyah-beyaz fotoğrafçılıktaki partiküllerin oluşumuna benzer ve tamamen kimyasal bir reaksiyondur.

Bu gümüş parçacıkları sivri uçlu ve o kadar düzensiz şekillerdedirler ki gelen ışığı olduğu gibi absorbe ederler, hiçbir rengi yansıtmazlar ve dolayısıyla kararırlar.

Gözlük tekrar loş bir ortama götürüldüğünde, gümüş atomları tekrar birleşerek gümüş kristalleri haline dönüşürler ve gözlük camının rengi normale döner. Her iki yöndeki kimyasal reaksiyonlar da çok hızlı cereyan ederler. Eğer fotokromatik camlar tekrar eski haline dönmezlerse fırında kısa süre ile (çerçeveyi eritmeyecek kadar) ısıtılmaları önerilir.

Başlarda gözlük camının tümü fotokromatik olarak yapılıyordu. Tabii kararma olayı da camın kalın olduğu kısımlarda daha koyu, ince kısımlarda daha açık oluyordu. Sonraları merceklerin üzerleri milimetrenin binde beşi kalınlığında kaplanmaya başlandı.

Günümüzde ise merceğin milimetrenin binde 150’si kalınlığındaki kısmı bir banyoya daldırılarak fotokromatik tabaka kimyasal reaksiyon yolu ile merceğin bünyesine işleniyor.

Fotokromatik camlar gördüğümüz ışığa değil ultraviyole ışınlarına hassastırlar ve reaksiyona girerler. Dolayısıyla ultraviyole ışınlarını geçirmeyen camların arkasında, arabaların içinde, ortam çok ışıklı da olsa kararmazlar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

award. arbitral award. arbitration award. arbitrum. decree arbitral. arbitrator award / decree / umpirage. arbitrator's award / finding. arbitrament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money illegitimately acquired.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu yeni parazit giderme teknolojisi, hareketli nesnelere herhangi bir etkide bulunmadan artalandaki parazitini azaltır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready cash. ready money. ready cash / money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.) (m. heveskâr). Hevesliler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiyanetle, hâinâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hal). 1. Samimi sevgi ile. 2. Dalkavuklukla, ikiyüzlülükle, hulûs çakarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Saygılı bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şeytanın işine benzer, şeytanca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Herkesi Aciz bırakan, mucize çeşidinden olan: Icâz-kârâne bîr konuşma ile. Mucize çeşidinden olarak: Icâz-kârâne eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İcat ve ihtiraa alt veya muktedir: Bu adamın ihtirâkârâne bir yaradılışı vardır. 2. İhtirâ sahiplerine yakışır surette: ihtirâkârâne bir tarzla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advance post. outsentry. outstation. patrol. outflying picket. advanced post.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). iltifatçı adamlara mahsus bir tarzda: lltifâtkârâne baktı, iltifatçılara mahsus bir tavırla: Beni iltifât-kâre kabûl etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Latince: İmperator). Büyük kral, hâkan: Roma, Almanya, Rusya imparatorları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emperor. imperial. kaiser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emperor. sovereign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Farsça nisbet ye’ si ile), imparatora ait: Bâ-emr-i imperatorî, zât-ı imparatorî (zevksiz ve yanlış bir Osmanlıca kelimedir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. imparatorun eşi: Almanya imparatoriçesi. 2. İmparatorluk tahtında oturan kadın: İngiltere kraliçesi Victoria, Hindistan imparatoriçesi unvanını da taşırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İmparator unvan ve sıfatı: Prusya krallarından I. Wilhelm, Almanya İmparatorluğunu ilân etmiştir. 2. Bir imparatorun idaresinde bulunan devlet, hükümdarı imparator unvanını haiz devlet: Almanya, Rusya imparatorluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperial. empire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empire. emperorship. imperial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empire. reich.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İnayetti kimseye yakışır şekilde, lutufkârâne, merhametle. Lutuf ve keremle: Inâyetkârâne muamele ediyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kıyas kabul etmez; emsalsiz, eşsiz; with veya to ile klyaslanamaz, mukayese edilemez. in comparably z. kıyas kabul etmez surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İnsaflı bir kimseye yakışacak şekilde: Insaf-kârâne hareket. 2. İnsafla, adalet ve merhametle: Insaf-kârâne hareket etmeli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayrılmaz; bağlı; gram. ayrılmaz surette kullanılan (önekler). inseparables i. ayrılamayan şeyler, çok yakın dostlar. inseparableness i. ayrılmazlık. inseparably z. birbirinden ayrılmaz surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tamir olunamaz, çaresiz, telâfisi imkânsız. irreparabil'ity (i.) tamir kabul etmeme. irrep'arably (z.) tamir veya telâfi edilemeyecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Isgara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İstibdadla yapılan, müstebide yakışır şekilde, istibdadla, müstebitçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arkasını çevirmeyerek ve savaşarak çekilme (bunun yerine ric’at-ı kahkariyye daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâmkâr, bahtiyar insana yakışacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kanâat sahibi olanlara lâyık ve yakışır hal ve surette: Bir tarz-ı kanât-kârânede. Kanâat-kârâne bir ömür sürüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decree law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Simsiyah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pitch-dark. pitch-black. jet black. as dark as pitch. pitch black.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completely dark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completely dark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fars. siyah, Ar. esved: Kara boya, kara at: Yağız. Kara toprak. 2. mec. Matemli, gamlı, kederli, Ar. meş’ Üm, menhûs: Kara gün, kara haber, kara talih. 3. mec. Ayıp, arlı: Kara yüz, yüzü kara. 4. Esmer: Kara Ahmed, kara ekmek. 5. Siyahlık, siyah boya: Karaya boyamak, karası kara, akı ak. 6. Siyâhî, zenci, Afrika’nın siyah adamı. (c.). Karalar = Yas kıyafeti, mâtem: Karalar giymek. Alın karası = Talihsizlik, Osm. baht-ı siyâh. Kara et = Geyik, tavşan vesaire gibi av eti. Karaoğlan = 1. Çingene. 2. Ayı. Karaiğne = Bir cins ufak karınca. Kara baş = Evlenmeyen manastır kesişi. Siyah sarık saran tarikat dervişi. 3. İlkbaharda açan güzel kokulu mor bir çiçek. Karabasan (başkan) Ağırlık, kâbus. Karabiber = Hindistan’dan gelen maruf bahar ki, kırmızı biberden bu isimle ayrılır. Kara buğday = Buğday çeşidi. Karaboya = Zaçyağı. Karapazı, karapelin = Pazı ve pelin çeşitleri. Karaciğer = Midenin sağ tarafında bulunan iç organ. Karacümle = 1. Çarpma işlemi. 2. Ezberden hesap yapabilme kabiliyeti. Kara cehennem = Pek esmer ve yüzü gülmez adam. Karaçam = Çam ağacı çeşitlerinden biri. Karaçalı = Bir cins dikenli çalı. Karahummâ = Tehlikeli bir çeşit tifüs. Karahaber = Birinin ölüm haberi. Karadeniz = Türkiye’nin kuzeyindeki büyük deniz, Osm. Bahr-i Siyâh. Karadiken = Bir cins bitki. Karasakız = Zift. Karateydi — MAlihulyâ, melankoli. Karasöğüt = Söğüt çeşidi. Karasungur = Doğanın bir cinsi. Karatavuk = Avlanan bir cins tavuk. Karataban — 1. Horasan demiri. 2. Bir çeşit sığır hastalığı. 3. Ipekböceğinin kararıp kırılması illeti. Karadut = Dutun siyah cinsi. Kara Arap = Zenci, siyâhî. Karakarga = Büsbütün siyah olan karga. Karakaş = Kaşları siyah. Karakalem = 1, Yalnız siyah çiçekleri olan İdî porselen. 2. Siyah kurşun kalemiyle yapılan resim. Kara koca = Ağarmamış ihtiyar. Kara kurbağa = Siyahımsı bir cins kurbağa. Karakış = Kışın ortası ve pek soğuk mevsimi. Aradan karakedi geçmek = Bozuşmak: Aramızdan kara kedi mi geçti? Karayazı = Bahtı siyah. Karayüzlü = Bir ir ve namussuzluğu olan. Akı ak, Karası kara = Beyaz çehreli ve siyah gözlü, kaşlı, ablak. Akla karayı seçmek = Çok zahmet çekmek. Is karası = Kurum boyası. Kestane karası = Açık siyah renk. Yüz karası = Namussuzluk, Ar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dünyanın toprak örtülü kısmı, denizden başka, yer, toprak: Karada, karadan, Osm. berren. Karada ve denizde = Osm. Berren ve bahren. Kara gümrüğü Karadan gelen eşyadan alınan gümrük. Kara vapuru = Demiryolu katarı, (denizcilik) Baştan kara etmek = Gemiyi büsbütün batmaktan kurtarmak için baştan karaya atmak. Karaya düşmek = Gemi karaya oturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black. dark. overland. sable. territorial. sooty. earth. ground. ivory-black. land. sable. shore. smut. terra firma. nigr-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black. blot. mainland. shore. land. territorial. terrestrial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black and dry land. shore continent. biosphere. black. earth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Iron Bracelet. -working; -producing; -energetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

S steel bangle worn on the right wrist by Sikhs. 'China'. empty of China.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kara.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Empty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illiterate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abysmal / blatant / crass / profound / total ignorance. ignoramus. dense ignorance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kayaları delmek işinde kullanılan siyah elmas, karbonado. 2. mec. Maden kömürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black diamond. black diamonds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black day. time of trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

true friend. friend who sticks by you when you're in trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad news.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continental climate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Dünya tarihinde kedilerden başka, önce tanrılaştırılan, sonra şeytanla özdeşleştirilip soykırımına uğrayan, sonra da tekrar evin baş köşesine yerleştirilen hiçbir canlı türü yoktur.

Bir insanın önünden siyah renkli bir kedi geçmesinin uğursuzluk getireceğine ilişkin inancın kaynağının milattan önce 3000’li yıllara, eski Mısırlılara dayandığı biliniyor. O devirde kediler kutsal bir canlı olarak görülüyordu. Hatta siyah dişi kedilerin tanrıça olarak kabul edildikleri kazı çalışmaları sonucu çıkan duvar kabartmalarından anlaşılmaktadır.

O devirde Mısır’da kedileri hastalık ve ölümden korumak için kanunlar bile yapılmıştı. Evin kedisinin ölmesi aile için bir felaketti. Aile fakir veya zengin olsun fark etmez, kedi mumyalanır, çok güzel kumaşlara sarılır, hatta mezarında yanına kıymetli taş ve madenler bırakılırdı.

Kedilerin Mısırlıları bu kadar etkilemesinin sebebinin çok yüksek yerden düştükleri zaman bile yara almadan kurtulmaları olduğu sanılıyor. Kedinin dokuz canlı olduğu inancı o zamanlarda gelişmiştir.

Medeniyetler geliştikçe insanlarda kedi sevgisi de arttı, Hindistan’da, Çin’de kediler insana en yakın hayvan oldular. O devirlerde, bugünkü inanışın aksine kedinin birisinin önünden geçmesi o kişi için şans demekti.

Kedilerden, özellikle siyah kedilerden nefret, Hıristiyanlığın kendinden önceki kültürleri ve onların sembol kabul ettiği şeyleri yok etme güdüsü ile ortaçağda, İngiltere’de başladı. Bağımsız, bildiğini yapan, “inatçı” ve “sinsi” karakteri, sayılarının da şehirlerde aşırı artması ile birleşince, kediler gözden düştü.

O yıllarda evinde kedi besleyenler yalnız yaşayan fakir ve yaşlı kadınlardı. Yine o yıllar büyücü ve cadı inancının tüm Avrupa’da histeriye dönüştüğü yıllardı. Siyah kedi besleyen bu kadınların kara büyü yaptıklarına dair kampanyalar başlatıldı. Siyah kedilerin geceleri şeytana dönüştükleri konusunda korku dolu halk hikayeleri üretildi.

Cadı konusu bir paranoyaya dönüşünce birçok zavallı kadın kedisi ile birlikte yakıldı. Fransa’da kral 13. Louis bu uygulamayı yasaklayana kadar her ay binlerce kedi yakıldı. Sonra da kedilerin popülaritesi tekrar yükselerek arttı. Boşuna dememişler kediler dokuz canlıdır diye.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continental power. land forces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blacklist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kara Mehmet halk arasında gücüyle ün yapmış bir pehlivandır. Ne kadar güçlü olduğunu ölmek üzereyken başından geçen bir olayla son kez kanıtlamıştır. Kara Mehmet bir semt kahvehanesinde kalp krizi geçirerek ölmüştür. Kriz anında dayandığı dokuz çubuklu demir parmaklığı kağıt gibi birbirinin içine geçirmişti. Çubuklar öylesine iç içe geçmişti ki daha sonra onları demir küskü ile açmak isteyenler başarılı olamadılar.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

land mile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black humor. gallows humor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illicit money. black money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind love.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrabilious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

territorial waters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

land route.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Meşhur bir cins büyük orman ağacı ki, tahtası esmer ve sert olup cilâya gelir. Ar. şecer-ül-bûz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(ulmus): İkiçenekliler sınıfının, karaağaçgiller familyasından, kışın yaprak döken, bir çeşit orman ağacıdır. Yaprakları kısa saplı, kenarları çift dişlidir. Çiçekleri salkım şeklindedir. Odunu iyidir. Hekimlikte kabukları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Ağrıları keser. Yara ve bereleri tedavi eder. Yaprakları kaynatılıp, içilecek olursa kandaki şeker miktarını düşürür.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçeneklilerden, meyveleri kapçık durumunda olan bir bitki familyası. Örnek bitkisi karaağaçtır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Esmer, kara yağız yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Baldırıkara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Evlenmeyen papaz, rahip. 2. mec. Evlenmek istemeyen adam. 3. İri çoban köpeği, (botanik) 1. Bir cins karabuğday. 2. Ballıbabagillerden, mavi veya menekşe renginde çiçekleri olan bir bitki ki, karabaş yağı denilen esansı verir (lavendula staechas).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

priest. monk rahip. keşiş. french lavender. anatolian sheep-dog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

french lavender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Sıkıntılı, korkunç rüya, kâbus. 2. Bir kimsenin içine düştüğü pek sıkıntılı ruh durumu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightmare. heaviness. incubus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightmare. incubus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(lavadula stoechas): Ballıbabagiller familyasından, bir veya çok yıllık otsu yahut dip kısmı odunsu bir bitkidir. Ezildiği zaman çok kuvvetli ve hoş olmayan bir koku çıkarır. Çiçekleri mavi veya menekşe rengindedir. Bir türünden karabaşyağı denilen bir esans çıkarılır. Yurdumuzda alçak makilerde bulunur. Kullanıldığı yerler: Ağrıları geçirir. Kalbe kuvvet verir. Damar sertliğinde faydalıdır. Balgam söker. Sara ve beyin hastalıklarında kullanılır. Uyuşukluğu giderir, zindelik verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Türk musikisinde bir kısmı tek saz, bir kısmı saz hey’eti tarafından icrâ edilen peşrev çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ördeğe benzer siyah bir cins deniz kuşu. 2. mec. Bir görünüp bir ortadan kaybolan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cormorant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kurbıdan). Hısımlık, akrabalık, soyca ve zürriyetçe insanlar arasındaki yakınlık: Aramızda karâbet vardır. Karâbet-i sıhriyye = Kız alıp vermekle doğan münasebet ve yakınlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قرابت] yakınlık, akrabalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Karacabey).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), t. Karabibergillerin örnek bitkisi olan tırmanıcı bir fidan ve bunun bahar olarak kullanılan taneleri (piper nigrum). 2. mec. Sevimli ve ufak tefek esmer güzeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black pepper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black pepper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(dar-i fülfül): İkiçenekliler sınıfının, karabibergiller familyasından, vatanı Doğu Hindistan olan, yaprak dökmeyen tırmanıcı bir bitkidir. Yaprakları yürek biçiminde ve damarlıdır. Çiçekleri sarkıktır. Meyveleri küçük, toparlak ve sapsızdır. Kullanıldığı yerler: Mideyi ısıtır. İştah açar. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsaklardaki mikropları öldürür. Gaz söktürür ve gaz birikmesine engel olur. Şeker hastalığının ilerlemesini durdurur. İdrar söktürür. Enerji verir. Cinsel istekleri kamçılar. Sinirleri kuvvetlendirir. Yiyeceklerde baharat olarak kullanılır. Damar sertliği, yüksek tansiyon, egzama, üremi, bağırsak iltihabı ve romatizmadan şikayet edenler, mümkün olduğu kadar az kullanmalıdırlar.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Taçsız ikiçeneklilerden bir bitki familyası. Örnek bitkisi karabiberdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kurbân). Kurbanlar, bk. Kurban.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fransızca: carabine). Genişçe ağızlı eski bir tüfek çeşidi. Süvari tüfeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbine. blunderbuss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karabina ile silâhlı: Karabinalı asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). italyan jandarmalarına verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black market. under the counter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black marketeer. black-market operator. illicit dealer. clandestine trader. illicit trader. trafficker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black marketeering. illicit trade. illegal traffic. trafficking. underhand trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Karabuğdaygillerin örnek bitkisi ki, salkımsı çiçekleri beyaz veya kırmızı renkte olur. Yeşilken hayvan yemi olarak kullanıldığı gibi, unundan da ekmek yapılır ve tohumları kuşları beslemeye yarar, Lat. fagopyrum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckwheat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Taçsız ikiçeneklilerden, ravent, kuzukulaği, çobandeğneği ve karabuğday gibi bitkileri içinde toplayan bir familya.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Esmer, erkek deve.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nimbus nimbüs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaban keçisi çeşidinden boynuzsuz küçük bir cins hayvan ki, eti lezzetli olup avcılarca makbûldür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kolun yukarısı, karaca kemiği. Karacabalığı = İstavrit yavrusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Siyahça, esmer, siyahımsı. bk. Karaca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roe deer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deer. roe. dark. blackish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deer. return deer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Rengi karaya çalan, esmer, yağız. 2.Geyikgillerden, küçük, boynuzlu, güzel görünüşlü av hayvanı. 3.Üst kol.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Esmer bey, rengi karaya çalan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). 1. Baklagillerden, kurak yerlerde yetişen, dikenli bir fidancık (prunus spinosa). 2. Bir cins barbunya balığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackthorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

makebate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Karaca).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Buğdaygillerden, çayır halinde yetiştirilen bir park bitkisi (lolium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haydut (şimdi kullanılmıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

landman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slanderer. defamer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soldier. army officer. slandering. person who slanders.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karın boşluğunda, midenin sağında bulunan iri bir bez. Karaciğer, vücuttaki bezlerin en büyüğüdür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hepatic. liver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Karaciğer, diyaframın hemen altında, sağ tarafta, yaklaşık olarak 2 kilogram ağırlığında koyu kırmızı renkte yumuşak bir organdır. Yaşamak için gerekli olan bir çok kimyasal olay burada meydana gelir.

Karaciğerin görevi :

- Günde yaklaşık olarak 4 su bardağı (1 litre) safra salgılar.

- Yağ, protein ve şeker metabolizmasını düzenler.

- Vücudun ısısını ayarlar.

- Vücudun ihtiyacı olan su ve vitaminleri yapar.

- Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolar. Kan miktarını ayarlar.

- Hormonların görevleri üzerinde etkili olur.

Karaciğer yukarıda belirtilen görevlerinden herhangi birini yapamaz hale gelecek olursa, çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bunların en önemlileri, karaciğer yetersizliği, karaciğer iltihaplanması, karaciğer sirozu, safra kesesi iltihabı ve safra kesesi taşıdır.

Karaciğer Hastalıklarının Ortak Belirtileri :

Hasta, sağ böğründe ağrı hisseder. Bağırsaklarında fazla miktarda gaz vardır. Karnı şişer, anüsten çıkan gaz pis kokar. Cilt rengi ve bazen de göz akı sararır. Yüzünde ve ellerinde çil gibi lekeler görülür. Hazımsızlıktan şikayet eder. Sabahları dilinde pas ve ağzında acılık hisseder. Nefesi de kokar. Sabah saatlerinde ensede ağrı hisseder. Çarpıntı, iştahsızlık vardır. İdrarın rengi sabahları sarı ve koyu, daha sonraki saatlerde ise, duru ve açıktır. Sık sık idrara gider. Baldır kasları ağrır. El ve ayaklarında şişlik görülür. Geceleri uyumak istemez. Görme ve işitme duyguları da zayıflar. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı, limonsuyu.

Hazırlanışı : 1 çorba kaşığı saf zeytinyağına, 1 çorba kaşığı yeni sıkılmış limon suyu karıştırılır. Sabahları aç karnına içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Herhangi bir karaciğer hastalığı sırasında, karaciğer hücrelerinin şişip, safra yollarını tıkanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıkktır. Tıp dilinde hepatit sarılık denir. Hastanın bütün dokuları, hatta gözlerinin akı bile sarıya boyanır. İdrarı esmerleşir. Deride kaşıntılar görülür. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Enginar, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 tane enginar doğranır. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Karaciğerin görevini yeterince yapmaması sonucu görülen bir hastalıktır. Belirtileri bağırsaklarda gaz, karın şişliği, sağ böğürde ağrı, burun kızarması, solgun renk, yüz ve elde çil gibi lekeler, paslı dil, ağızda acılık, mide bulantısı, kabızlık, çarpıntı, el ve ayak şişleri, görme ve işitmede azalma görülür. İdrar rengi, sabahları koyu, gündüz ise açık ve durudur. İdrara çok çıkılır. Hastanın çukulata, baharatlı yiyecekler, turşu, kızartmalar, ve yağlı şeyler yememesi gerekir. Tedavi için aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ayva

Hazırlanışı : 2 tane ayva külde pişirilip, yemeklerden önce yenir. Bunun yerine ayva marmelatı da yenebilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

montenegro. montenegrin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Montenegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black sea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black widow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black mulberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Kınkanatlılardan, tarıma faydalı, parlak siyah renkli bir böcek (carabus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackbeetle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cockroach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackbeetle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ocak karıştırmaya yarayan eğri uçlu demir çubuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Körlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çingene. 2. Hayal denilen gölge oyununda güldürücü şahıs: Karagöz’le Hacivat. 3. Bu hayal oyunu: Karagöz oynuyor. Karagöz balığı = Palamut balığının büyük ve bayağı cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shadow play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Karagöz oyunu oynatan veya Karagöz şekilleri yapıp satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karagözcünün işi.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Genlerin ana mekanizması çok basittir. Her anne ve baba iki tam gene sahiptir. Ve bunlardan birini çocuğuna geçirir. Eğer anne ve babadan alınan genler aynı ise, yani çocuk her iki taraftan da mavi göz genini aldı ise problem yoktur. Çocuğun gözlerinin rengi mavi olacaktır. Ancak bir taraftan mavi göz, diğerinden kahverengi göz genini aldı ise gözlerinin biri mavi diğeri kahverengi olamayacağına göre bu genlerden biri üstün gelecektir.

İşte rakibine karşı daima üstün gelen bu genlere hakim (dominant) gen adı verilir. İnsanlarda koyu renk göz geni hakim gendir. Yukarıda bahsi geçen çocuğun gözleri kahverengi olacaktır. Mavi göz rengi gibi mücadeleyi kaybeden gene de saklı (recessive) gen denilmektedir.

Anne ve babadaki her iki gen de hakim gen ise sonuç aynı olacaktır. Saklı gen bu mücadelede ancak her iki tarafın geni de saklı gen ise galip çıkabilir. Uzun boy ve kısa boy genlerinde hakim olan uzun boydur. Örneğin babada iki uzun boy geni (U/U), annede ise iki kısa boy geni (k/k) varsa, her çocukta mutlaka bir uzun ve bir kısa boy geni(U/k) olacak ve uzun boy hakim gen olduğundan her çocuk uzun boylu olacaktır.

Bu çocuklar (U/k) gen yapılı biri ile evlenirlerse, çocukların her birinde muhtemelen (U/U, U/k,’k/U, k/k) gen yapısı oluşacak yani üç çocuk uzun boylu olurken bir tanesi kısa boylu kalacaktır. İnsanlarda kahverengi göz rengi, görme yeteneği ve saçlılık hakim genler iken mavi göz, renk körlüğü ve kellik saklı genlerdir.

Saklı gen çocuğun DNA sarmalında kalıp, onun çocuklarına da geçebilir. Babası mavi, annesi kahverengi gözlü çocuk kahverengi gözlü olur ama mavi renk göz geni saklı olarak durur. Kendisi ile aynı genetik yapıda biri ile evlenirse yukarıdaki uzun boy-kısa boy örneğinde olduğu gibi anne ve baba kahverengi gözlü olmalarına rağmen çocuklardan biri mavi gözlü olabilir.

Bu durum Mendel kurallarına uygun olup mavi gözlü çocukları olan kahverengi gözlü anne ve babaların paniğe kapılmalarına ve ortada başka bir neden aramalarına gerek yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Tüyleri uzun ve kıvırcık bir cins koyun ki, birkaç günlük kuzularından alınan kürkü pek beğenilir. bk. Karakul.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Esmer bey, Esmer hükümdar. Karahanlılar devletinin kurucusu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuvvetli müshil olan bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bileşikgillerden, hekimlikte kullanılan bir bitki (taraxacum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dandelion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşli, ağır bir barsak hastalığı, tifo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit iğneli karınca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk soyundan olan, Türkçe konuşan ve son zamanlara kadar Kırım’da oturan bir MÜsevî topluluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. karîne). Karineler, yakınlıklar, bk. kartne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قرائن] ipuçları, karineler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyunlardan insana bulaşan, bulaştığı yerde kara bir çıban meydana getiren tehlikeli hastalık, yanıkara, karayanık, şarbon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Sığırdiligillerden, çiçekleri beyaz veya menekşeye çalar kırmızı renkte bir bitki (symphytum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kömür kalemiyle yapılan resim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Turkic language spoken by the Karakalpak people a member of a Turkic people living near Lake Aral in central Asia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of a Turkic people living near Lake Aral in central Asia. the Turkic language spoken by the Karakalpak people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bir tür dağ ağacı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaşları kara ve gür olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Yaban havucu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sazana benzer bir tatlı su balığı çeşidi (Lat. barbus fluviatilis).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kışın en soğuk zamanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saçı ağarmamış ihtiyar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). (Asıl Türkçe’de kol askeri mânâsına gelmekle, siyah asker yani gece askeri veya askerin siyah yani gecelik kolu ve bölüğü demektir). 1. Asayişi muhafaza için gece gezen asker birliği. 2. Nöbetçi asker. 3. Ordunun muhafazası için münasip noktalarda bekletilen asker. 4. Belirli yerlerdeki polis merkezi. Istinad karakolu, ileri karakol, devir karakolu, küçük karakol, nizam karakolu, (denizcilik) Karakol gemisi = Denizde muhafızlık vazifesi yapan gemi veya sandal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

post. station. police station. patrol. outpost devriye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

police station. central police station. gendarme station. any official force upholding public order. patrol. police headquarters. post.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coast-guard ship. patrol vessel. guard boat. patrol boat. picket boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line of patrol stations along an international border.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Polis karakolu. Karakol binası (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karakola düşmesi gereken. Karakolluk olmak = Karakola düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have to be taken to the police station. to be liable to be arrested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cadı, vampir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir şeyi benzerlerinden ayırmaya yarayan temel hususiyet, seciye. 2. (matbaacılık) Harf çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

character. personality. constitution. fiber. fibre. form. persona. personage. self. strain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

character. complexion. disposition. personality. self. stamp. trait. disposition özyapı. ıra. seciye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

character. fibre. kidney. magisterial character. mentality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Ayırıcı vasıf. 2. (matematik) Bir logaritmanın tam birimler ifade eden kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

characteristic. characteristical. typical. significative. distinctive. representative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

characteristic. data.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

characteristic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr). Fertlerde karakterin gelişmesini ve farklarını araştıran bilim kolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprincipled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprincipled. worthless. characterless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprincipled. lacking moral fiber. disreputable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karagül koyununun asıl adı. bk. Karagül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Astrakhan, esp. in fine grades.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Caracul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardy coarse-haired sheep of central Asia; lambs are valued for their soft curly black fur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. karagül; karagül kuzusunun kıvırcık kürkü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çakala benzer bir cins hayvan ki, arslanın yediğinin artığıyle beslenmek için bu hayvanın arkası sıra gezdiğine inanılır. Fars. siyâh-gûş. 2. Vaktiyle sadrâzamın hizmetinde bulunan memur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yırtıcı hayvanlardan, kartaldan az küçük, bir cins kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eagle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i.). Karakuş adında eski bir kadıya yakışır şekilde: Hükm-i karakuşî = Bu Karakuş’un hükmü gibi keyfî, kanuna aykırı olduğu kadar mânâsız ve gülünç, fakat insan zaaflarını aksettiren hüküm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broccoli. savoy cabbage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Siyahlatma, siyaha boyama veya kirletme. 2. Yazı öğrenmek için tekrar tekrar yazılan satırlar, Ar. meşk: Karalama yazıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackening. rough copy. scribble. calumny. defamation. doodle. libel. scandal. scrawl. smirch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aspersion. draft. scribble. slander. smear. writing exercise. scribble. doodle. crossing out. rough draft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slander. scribbling. doodling. crossing out. calligraphic exercise. rough draft. rough. scramble. scratch. scrawl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notebook for rough drafts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Siyahlatmak, siyah etmek, Ar. tesvîd: Duvarları kömürle karalamışlar. 2. Yazı öğrenmek için çalışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blacken. scribble. scratch. scribble down. scrabble. draw. bedaub. besmear. besmirch. blemish. blot out. breathe upon. calumniate. chalk out. dash. dash down. dash off. denigrate. doodle. line through. pollute. rule smth. out. scandalize. score out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blacken. libel. scrabble. scrawl. scribble. slander. smear. to scribble. to scrawl. to cross sth out. to cross sth off. to draft. to sketch out. to blacken. to slander. to slur. to smear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to deface sth with drawings or scribblings. to cross out sth written. to slander. to draft. to sketch out. bedaub. cross out. scrabble. scratch. scratch out. scrawl. scribble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be defaced with drawings or scribblings. to be crossed out. to be made black. to be slandered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to allow sb to deface sth. to have sb deface sth. to have sb slander sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having black spots. mixed or spotted with black.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Siyahlık, siyah renk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackness. darkness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indistinct figure. smudge. blackspot. silhouette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Karalık, siyahlık, siyah leke: Gömleğin kola yerinde bir karaltı vardır. 2. Uzaktan siyah görünen şey: Şehir olduğu belli değilse de uzakta bir karaltı gözüküyor. O karaltı bir orman olmalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Pek esmer ve siyahımsı (adam). 2. (denizcilik) İri demir külçesinden ibaret ağır valyoz (balyoz) (hi.). 1. Merkezi, sonradan «Karaman» denen LArende şehri olan ve Konya ile bütün çevresini elinde tutan, iki asır kadar yaşayan büyük Anadolu beyliği. 2. (coğrafya) Karamanoğulları’nın hüküm sürmüş oldukları bütün Konya ve çevresini içine alır. Tanzimat’tan önce bu topraklar Karaman Beylerbeyiliği adını taşırdı, merkezi Konya şehri idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

karaman. drop stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Esmer, yağız insan. 2.Güneybatı’da esen yel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. muhtemelen Isp.). 1. Bir nevi boyalı parlak kendir bezi ki, potin yüzü dahi olur. 2. Bu bezden yapılmış: Karamandola potin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Karaman ili ahalisi. 2. 1924’ten önce Konya çevresinde oturan, Türkçe konuşan Ortadokslar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cannon. collision. smashup. confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carom. billiard. cannon. collision. smash up. confusion caused by a collision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caramel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caramel. taffy toffee. toffee toffy taffy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Her şeyi kötüye yoran; iyi bir gelişmeden ümidini kesen, bedbin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimistic. pessimist. dejected. depressed. downbeat. heavy-hearted. low. somber. sombre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimist. pessimistic. pessimist kötümser. bedbin. pesimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimist. low.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimism kötümsürlük. bedbinlik. pesimizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimism. qualm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Buğday içinde biten bir ot ki, unu bozan siyah bir tane verir. 2. Bu otun tanesi: Bu buğdayda çok karamuk var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn cockle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(agrostemma githago): Karanfilgiller familyasından, yurdumuzda hububat yetiştirilen tarlalarda görülen, çoğu zaman buğdayla karışık olarak biten, 30-100 cm yüksekliğinde, tohumları zehirli bir bitkidir. Üzeri tüycüklerle kaplıdır. Yaprakları almaşıktır. Çiçekleri büyük ve güzel ve morumsu pembe ve ender olarak da beyazdır. Kullanıldığı yerler: Soğuk algınlığını giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Çifte demir atıldığı zaman, geminin dönmesiyle zincirlerin dolaşmasını önlemek üzere kullanılan tertibat.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Karayağız, kahraman yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(eski şekli: KâRANFÜL) (i.). 1. Hindistan’dan gelen baharattan kuyruklu bir tane: Döğülmüş karanfil. 2. Kokusu bu bahara benzer, katmerli, güzel bir çiçek ki, penbe, beyaz, kırmızı vs. olur: Karanfil çiçeği. 3. (denizcilik) Gemilerde güverteye oturtulan büyük sandalları ve ağır eşyayı içeri almak için pruva ile grandi direkleri arasına gerilen kalın halatlara bağlı palanga tertibatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clove. carnation. pink. dianthus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnation. clove. pink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bir çeşit kokulu çiçek.

İsimler ve Anlamları by

Şifalı Bitki

(caryophyllus aromaticus): Mersingiller familyasından anayurdu Molük adaları olan ve birçok tropik ülkelerde ve başlıca Zengibar, Filipinler ve Hindistan’da yetiştirilen, kış aylarında yaprak dökmeyen bir ağaçtır. Çiçeğinin tomurcuklarına karanfil denir. Baharat olarak kullanılır. Çiçeklerinden elde edilen karanfilyağının içeriğinde hidrokarbür, euganol, salisilik asid ve karyofilin vardır. Güzel kokuludur. Tadı acıdır. Baharat olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Mikropları öldürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri uyarır. Hazmı kolaylaştırır. Koku giderir. İştah açar. İshali keser. Bedeni ve zihni yorgunlukları giderir. Cinsel arzuları kamçılar. Doğumu kolaylaştırır. Karanfil esansı diş macunlarında kullanılır.

Şifalı Bitki by

Şifalı Bitki

(dianthus caryophyllu): İkiçenekliler sınıfının, karanfilgiller familyasından; karşılıklı ensiz sivri yapraklı, düğüm düğüm ince saplı, 300 kadar çeşidi bulunan, otsu bir süs bitkisidir. Yaprakları pembe, beyaz veya kırmızıdır. Ençok tanınan türü çiçek karanfili’dir. Çok hoş kokuludur. Yapraklarından şurup yapılır. Kullanıldığı yerler: Ateş düşürür, terletir. İştah açar. Mide üşütmesinden doğan şikayetleri giderir. Dağkaranfilinin çiçekleri balla karıştırılıp yenirse, iktidarsızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Karanfil çiçeğinin pek çok çeşitlerini içinde toplayan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(geum urbanum): Gölgelik yerlerde yetişen sarı çiçekli bir çeşit bitkinin, karanfil kokulu köküdür. İlkbahar ve yaz aylarında toplanıp, kurutulur. İçeriğinde tanen vardır. Kullanıldığı yerler: Mide ve bağırsak bozukluklarını giderir. İshali keser. İştah açar. Ağrıları dindirir. Sinirleri kuvvetlendirir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Karanfilgiller.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Orta Anadolu’da bir köy. 2.Veysel Karani’nin doğduğu y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: karanuluk). 1. Işık ve aydınlığın aksi, göz görmeyecek hal, Ar. zulmet, Fars. tîregî: Karanlık bastı, gece karanlığı, karanlıkta kalmak. 2. Işıklı olmayan. Ar. muzlim, Fars. tîre: Karanlık gece, karanlık bir odaya girdim. Sofa karanlık idi. Karanlık oda = Fotoğraf camı banyosu, röntgen muayenesi gibi işlerin yapıldığı ışıksız oda. Karanlıkta göz kırpmak = Bir şeyi anlatmak isterken karşısındakinin anlayamayacağı bir işarette bulunmak veya bir söz söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark. obscure. unlit. clouded. darkling. dun. dusky. foggy. funny. funny peculiar. gloomy. murky. pitchy. shadowy. shady. somber. sombre. tenebrous. darkness. obscurity. dark. deep. deepness. gloom. gloominess. inkiness. murk. night. obscuration. sha.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark. darkness. doubtful. equivocal. fishy. gloom. gloomy. murky. obscure. shade. shadow. shadowy. sombre. sullen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the dark. dark place. black. cloudy. darkness. gloom. murk. murky. night. obscure. obscurity. shade. sombre somber. sullen. a touch of the macabre. vague.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

darkroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark room. camera obscura. dark-room. darkroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (İtalyanca: Ouarantina). 1. Salgın hastalıklarda sirayetin önünü almak için şüpheli veya bulaşık yerlerden gelenlerin, başkalarıyla görüşmeleri yasaklanarak beklettirildikleri müddet. Eskiden 40 gündü: Karantina beklemek, karantinaya girmek. 2. Gelen gemilerin temiz veya bulaşık olduklarını muayene ve tetkikle, bulaşık olanlarını karantinada beklettiren daire: Karantinaya müracaat etmek. Karantina memuru, doktoru, gardiyanı. Karar.tina yeri = Karantina beklettirilen yer. (denizcilik) Karantina flaması = Henüz muayene edilmemiş geminin çektiği sarı flama ki, hariçle temas etmediğine işarettir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine. isolation. absolute quarantine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine. sanitary cordon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karantina idarehanesi, 2. Karantina yeri, Osm. tahaffuzhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Karanuluk. bk. Karanlık.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu özellik karaoke performansınızı orijinaliyle karşılaştırır ve puanınızı hesaplar. Şarkı söyleme sonucunuz bağlanmış TV’nizde gösterilecektir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu özellik karaoke performansınız için 10 taneye kadar şarkıyı depolamanıza izin verir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. musiki). Musikide bir perçanın esas temasının bir nota üzerinde durması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KARAR) (i. A.). 1. Durma, Ar. sükûn, Fars. Arâm: Bir yerde karar etmez, karar bulmaz: Durmaz. 2. Sebat, devam: O adam bir kararda durmaz. Kararı yoktur. 3. Rahat, istirahat, asâyiş: Gönlüm bir türlü karar bulamıyor. 4. Devam, süreklilik, Ar. istimrâr: Hâlâ o karardadır. Hep bir kararda gidiyor. 5. Bir müzakere veya düşüncenin neticesi olarak verilen hüküm ve dâvânın hâl sureti: Meclis karar veremedi. Mahkemenin ne karar vereceği bilinmiyor. Kızını üniversiteye sokmaya karar verdi. Ber-karâr Hep bir hal ve kararda duran, devamlı, sabit: Bir kararda = Bir halde, bir derece ve vaziyette. Bi-karâr = Rahat ve huzuru olmayan, bir halde durmaz. Dûzah-karâr = Cehennemde duran, yeri cehennem olan. Karargâh = 1. Dinlenilecek yer. 2. (askerlik) Umumî karargâh (Fransızca: quartier g6nöral, kısaltılmışı: Q. G.) denilen yer ki, seferdeki kara kuvvetlerinin kumendan ve kurmayının bulunduğu yerdir’ Sadece karargâh, daha küçük birliklerin seferdeki merkezleri için kullanılır. Karâr-gîr = Kararı verilmiş, Ar. mukarrer. Mâdelet-karâr = Adaletin durduğu yer, adalet merkezi. Kararlarında Takriben, sularında: Saat beş kararlarında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decider. decision. judgement. sentence. resolution. determination. adjudication. award. conclusion. decree. doom. fiat. finding. holding. resolve. verdict. vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conclusion. constancy. decision. decree. finding. injunction. judgment. resolution. resolve. sentence. settlement. verdict. judgement. stability. proper degree. reasonable degree. reasonable. decent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitrament. award. decision. decree. resolution. sentence. stability. verdict. judgement. proper degree. estimate. conclusion. fiat. finding. judgment judgement. judicium. purpose. resolve. senses. temper. ruling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قرار] durma. 2.devamlılık. 3.yeterli ölçü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudicate. choose. decide. determine. resolve. rule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudge. adjudicate. to give a decision. to passjudgment to enter a decree. to form one's judgment. arbitrate. award. decide. determine. elect. to give judgment judgement. make a decision. make up one's mind. opt. pass. pass upon. to pass a resolution of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Karalaşmış, kararı verilmiş, karara bağlanmış. Ar. mukarrer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bir yerde oturup dinlenen, karar bulan, kararlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Durak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encampment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headquarters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قرارگير] karar verilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

karara bağlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in moderation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tahminî, kesin olmama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tahminî olarak, kararlama suretiyle

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karar vermek, düşünüp neticeye varmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to estimate roughly. to make a rough estimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karar bulmak, karar verilmek: Merasimin bu şekilde yapılması kararlaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kararı verilmek, mukarrer olmak: İmtihanların gelecek hafta yapılması kararlaştırıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be decided. to be agreed on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

settlement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kararını vermek, mukarrer etmek, Osm. tasmîm eylemek: Ertesi gün ava gitmeyi kararlaştırdık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decide. determine. agree. settle. appoint. arrange. concert. fix. fix on. fix up on. set. slate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appoint. arrange. decide. determine. fix. settle. to decide. to agree on. to arrange. to fix. to appoint. to determine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agree. to decide. to agree on. arrange. determine. fix. fix on. strike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sebatlı, yerli, sabit. 2. Kararı verilmiş, Osm. mukarrer, musammem. 3. Hal ve faslolunmuş, neticelendirilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stable. set. decided. settled. firm. strong-minded. strong-willed. bent. decisive. determined. dogged. flat-footed. hard-core. high-pressure. immovable. inflexible. intent. professional. resolute. resolved. single-eyed. single-hearted. single-minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. constant. decided. decisive. determined. earnest. inflexible. pertinacious. resolute. set. stable. unbending. unflinching. fixed. stationary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determined. resolute. decided. uniform. unvarying. dead set. decisive. four square. gutsy. hell- bent on. firm of purpose. purposeful. resolved. scrappy. stabilized. stable. steely. stout. stout hearted. strong minded. sturdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stable equilibrium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kararlı olma hali, istikrar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stability. decisiveness. fixity. ballast. decision. determination. doggedness. equipoise. flatness. immovability. inflexibility. insistence. strenght of purpose. resoluteness. resolution. singleness. singleness of purpose. stableness. steadiness. sto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consistency. decision. determination. grit. guts. heart. purpose. resolution. stability. consistence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stability. determination. resolution. determinatedness. fixity. grit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). I. Kara olmak, siyahlanmak, Osm. isvidâd etmek: Duvar, dumandan karardı. Güneşten kararmış. 2. Uzaktan siyah görünmek, bir karartı suretinde görülmek: Şehrin etrafı ağaçların çokluğundan sanki kararıyordu. 3. Bulanmak, berraklık ve saflığı kaldırmak, bulutla örtülmek: Gök karardı. 4. Karanlık olmak: Ortalık karardı, sular karardı: Akşam oldu. 5. Ortalığı siyah ve karanlık görmek; bulanıp görememek: Gözlerim karardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grow dark. darken. tarnish. blacken. get dark. dim. lour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blacken. darken. dim. tarnish. to get dark. to blacken. to darken. to turn black. to fade. to dim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get dark. to turn black. to fade. blacken. brown. cloud. darken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). 1. Cumhurbaşkanının imzasıyle tamamlanan hükümet kararı. 2. Bakanlar kuruluna verilen yetkilere dayanılarak alınan karar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decree. bylaw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decree. legal decision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decree. governmental decree or decision. statutory order / decree. decree-law rule of law. order in Council. governmental decision signed by the Council of Ministers and / or President. presidential decree. emergency enactment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir yerde durmaz, sabit olmayan, oynak. 2. Sebatsız, devamsız, süreksiz, geçici, muvakkat. 3. Rahatsız, huzursuz. 4. Neticesiz, kararlaşmış olmayan, kararı verilmemiş, ne olacağı belirsiz. 5. Hiçbir işe karar vermez, mütereddit. 6. (denizcilik) Devamlı olarak değişen: Kararsız rüzgâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unstable. undecided. changeable. hesitant. inconstant. unsettled. restless. uncertain. irresolute. ambivalent. astatic. baffling. changeful. double-minded. doubtful. dubious. erratic. faltering. fickle. flighty. fluctuating. flukey. fluky. halting. h.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambivalent. dubious. erratic. flighty. hesitant. indecisive. uncertain. undecided. undetermined. uneven. unsettled. unstable. unsteady. variable. wayward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

changeable. hesitant. unstable. undecided. ambivalent. changeable of mind. double minded. erratic. fence rider. fickle. halting. inconsistent. instable. irresolute. mercurial. precarious. weak of purpose. putter off. tremulous. uncertain. unpredi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unstable equilibrium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow hot and cold. fluctuate. hang in the balance. to be infirm of purpose. to be in tow minds. to lack resolution. waffle. waver in one's resolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sebatsızlık, devamsızlık. 2. Rahatsızlık. 3. Bir işe karar verilemeyiş, kararlaşmamış bir halde duruş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indeterminate. instability. indecision. fickleness. changeability. dither. doubt. doubtfulness. dubiousness. flightiness. fluctuation. haziness. hesitance. hesitancy. incertitude. inconsistency. infirmity. infirmity of purpose. irresolution. loosenes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dither. indecision. instability. quandary. suspense. uncertainty. unsteadiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hesitation. instability. indecision. ambivalence. betweenity. dither. hesitancy. incertitude. infirmity of purpose. unsteadiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Karaltı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indistinct figure. mist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

darkness. smudge. blackspot. indistinct figure. silhouette. mist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karartmak işi. 2. Bir harp sırasında, düşman uçaklarına karşı ışıkları maskeleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackout. darkening. making sth dark. dim out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Siyahlatmak, siyah etmek: Mürekkeple ellerini kararttı. 2. Bulandırmak, saflığını kaldırmak: Bir bulut çıkıp havayı kararttı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black. blacken. darken. dim. shade. shadow. tarnish. to darken. to dim. to black out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to darken. befog. black. blacken. blank out. bronze. cloud. dim. dim out. obfuscate. obscure. shade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İptidai bir saban çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

terrestrial. territorial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

terrestrial. territorial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tıp). Derin keder, insanlardan çekinme, kaçınma ve nefret hali gibi belirtilerle kendisini gösteren bir akıl hastalığı, melankoli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

melancholia. vapors. spleen. vapours.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

melancholia malihulya. melankoli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

melancholia. passionate and hopeless love. melancholy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

melancholic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Esmer, sarışın karşıtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (tıp). En çoğu gözün iç basıncının çoğalmasıyle kendisini gösteren bir göz hastalığı. 2. Ağır akan su.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slow flowing water. glaucoma glokom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Ağır akan su. 2.Çoğunlukla gözün iç basıncının çoğalmasıyla kendini gösteren körlüğe neden olabilen bir göz hastalığı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayar, altın ayarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Serçegillerin, ardıçkuşu cinsinden bir kuş (turdos merula). Avustralya karatavuğu = Serçegillerden, erkeğinin kuyruğu lir biçiminde bir Avustralya kuşu (maenura superba).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ousel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackbird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

karate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a traditional Japanese system of unarmed combat; sharp blows and kicks are given to pressure-sensitive points on the body of the opponent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

karate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty hand. 'Empty hand' or 'China hand ' An unarmed method of combat in which all parts of the anatomy are used to punch, strike, kick or block. 'Empty hand' or 'China hand ' An unarmed method of combat in which all parts of the anatomy are used to punch

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Empty hand System of combat developed on Okinawa emphasizing striking. a system of fighting without weapons, striking with the hand, feet, elbows, etc. empty hand or Chinese hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Modern martial art system originating in Okinawa, introduced to the world by Gichin Funakoshi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Empty hand. 'Empty Hand' When Karate was first introduced to Japan, it was called 'TO-DE' or Chinese Hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Empty or open hand. karate. is a sport based on a method developed in Japan of defending oneself without the use of weapons by striking sensitive areas on the attacker's body with hands, elbows, knees, or feet. a traditional Japanese system of unarmed com

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. göğüs göğüse mücadelede özellikle el kenarı ve parmaklarla ani ve keskin vuruşlar yapılan bir doğu saldırı yöntemi; (spor) karate. karate-chop i. kara- tede uygulanan yanlamasına keskin vuruş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Amuderya’yı vücuda getiren nehirlerden Surhab üzerinde önemli bir kent.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caravan. van.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caravan. trailer. mobile home.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caravan. camping railer. dwelling motor car. trailer coach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bakırdan yayvan yemek kabı ki, başlıca askere mahsustur: Her mangaya bir karavana yahni verilir. 2. İnce ve yassı elmas. 3. Atışta hedefe vuramama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pot. potshot. mess-tin. mess. miss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large cattle. cauldron. food. chow. mess. soldier's meal. missing target completely. miss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cariye, halayık (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (İtalyanca: caravella). Eski bir çeşit büyük harb gemisi (aşağıya bk.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Osmanlı deniz kuvvetlerinde gayet büyük gemilere verilen isimdir. Sonradan nizamsız gemilere denmiştir. Karavele hâlinde = Yolsuz, nizamsız bir halde (yukarıya bk.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Rumca’dan). Küçük bir cins İstakoz ve yengeç kl, göllerde bulunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i:). Karakol, karağul. bk. Karakol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ashore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ashore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

territorial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

land.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

land.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to touch land. to land. debark. to go on shore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to run aground. to go aground. to run ashore. to run on the beach. go aground on. strike the sands.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Devedikeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tıp). Karakabarcık şarbon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kare alın yazısı, kara talih yazısı: Alnımıza karayazı yazıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuzey İle batı kerteleri arasında esen rüzgâr ve bunun kertesi olan yön.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blacksnake. black racer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük sorguçlu bir cins turna ki, tüyleri vaktiyle tulgaya ve hotoza takılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. hal. F.). Cömertlik, lutuf ve keremle: Kerem-kârâne muamele ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Süt tatlılarından biri. bk. Keşkül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ummacı ve gulyabanî gibi, korkutmak için uydurulmuş hayalî şahıs veye alev suretinde mezardan çıktığına inanılan ölü, vampir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angle bracket. square brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pederast. paederast. bugger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pederast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coin. coinage. piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coinage. metallic money. metal currencies. coins. coin. metallic currency. coined money. hard cash / money. bean. fractional coins. hard money. piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

award.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court decision. decision of a court. legal decision. judicial ruling. determination of a court. sentence of a court. juridical writ. decree. court decree. decree of court. determination. judicial order. resolution. rule of court. ruling of th.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

award.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court decision. decision of a court. legal decision. judicial ruling. determination of a court. sentence of a court. juridical writ. decree. court decree. decree of court. determination. judicial order. resolution. rule of court. ruling of th.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (muhtemelen Arapça’ dan). 1. Tahta veya demirden mekik şeklinde bir yuvanın içinde mil üzerinde dönen zıvana ki, üstünden geçirilen ipin hareketini kolaylaştırmak için kullanılır: Kuyu makarası; bir dilli, iki dilli makara. 2. Tahtadan iki ucu çıkıntılı ufak zıvana kl, üzerine iplik, sırma vesaire sarılır: İplik makarası; bir makara beyaz tire. mec. Makara gibi = Geveze, çok konuşan. Makaraları koyuvermek = Gülmeyi zaptedemeyip kahkahayı koyuvermek. Makara çekmek = (kuş) Bir nefeste uzun nağme çekmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reel. bobbin. spool. pulley. block. sheave. hasp. quill. roller. truckle. whip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bobbin. pulley. reel. spool. block. drum. barrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reel. spool. block. bobbin. pulley. drum. barrel of windless. winch. roller. trundle. hasp. coil. caster. whip. cylindrical. muffle. fairleader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dragon demon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sanskrit 'The Crocodile ' In Europe the same as Capricorn the tenth sign of the Zodiac Esoterically, a mystic class of devas With the Hindus, the vehicle of Varuna, the water-god '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Makarası olan. Makaralı kuş = Makara çeken kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Zevklenme, alay, eğlenme. 2. Gülünç, gülünecek, rezil, rüsvây: Alemin maskarası. 3. Herkesi güldürmek için haysiyet ve İtibarını ayaklar altına alıp kepaze olan: Maskara bir adam. 4. Tuhaflık yapan: Ne maskara çocuktur bu!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buffoon. clown. mascara. butt. laughingstock. cute child. little dear. masquerade. masquerader. mascara rimel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clown. silly ass. laughing stock. ridiculous. silly. ludicrous. absurd. droll person. funny. buffoon. mascara. masquerader. rogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Maskaralık etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eğlendirici, tuhaf, hoş bir hâl almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğlendirici davranış. 2. Soytarılık, rezillik, saçmalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clowning. cutting up. disgrace. disgraceful thing. farce. foolery. parody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Ayakkabının burun kısmının üst tarafında dikişle ayrılan parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lânetlemeye müstahak olacak surette.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Motionflow Karanlık Kare Ekleme özelliği 50Hz’den 100Hz’e kadar BRAVIA projektörlerinin kare hızını iki kat arttıran, Sony’e özel bir teknolojidir. Hızlı hareket eden görüntüler için daha fazla pürüzsüzlük sağlar, sıra dışı bir kontrast oranı sunar ve kamera sarsıntısını ortadan kaldırır. Gördüğünüz şey ise akıcı ve doğal hareketlerle gerçeğe dönüştürülen yüksek hızlı aksiyondur.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ikinci defa anne olan veya birden fazla çocuğu olan kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müsamaha ve hoşgörürlükle, aldırmayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NAKARAT) (I. A. c.). Şarkılarda her kıt’a sonunda tekrarlanan mısra. 4 mısrâlı şiirlerde şarkı formunda 2. ve 4. mısrâlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chorus. refrain. repeat. refrain. burden. phrase/speech that has been worn out by repetition. the same old refrain. the same old thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refrain. chorus. burden. theme tune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

present money. solid cash. amount of cash. solid cod. in good money. hard cash. cash on hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Namuslu bir şekilde: Nâmuskârane hareket etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ناموسکارانه] namusluca, namuslulara yakışır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Okşayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ultimate decision. final judgment. final decision / judgment / order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nicaragua.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nicaragua. nicaraguan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Nicaragua.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). T. Niyâz ederek, yalvararak. 2. ihtiyaçla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Gösterişle veya gösteriş için yapılan, gösterişli, gösterişle: Nümayişkârâne bir hareket.

Türkçe Sözlük by

Bilim

Olay Ufku

Genel görelilikte olay ufku, ışık ve maddenin artık kaçamadığı bölgeyi sınırlayan kuşağa denir. Olay ufku, herhangi bir fiziksel incelemede bulunamadığımız bir uzay parçasıdır. Ne olay ufkundan ötesini bilinen yasalarla açıklama olanağı vardır, ne de orada ne olup bittiğini bilmenin bir yolu vardır.

Kara deliğin olay ufku

Bir yıldızın olay ufku, yıldızın çökmeden önceki kütlesiyle orantılıdır. Örneğin kütlesi 10 Güneş kütlesi olan bir yıldız içe çöküp kara delik haline geldiğinde çapı 60 km olan bir olay ufkuna sahip olur. Bir kara delik madde yuttukça olay ufkunu genişletir, olay ufku genişledikçe de daha güçlü çekim alanına sahip olur. Kara deliğin olay ufkunda teorik olarak zaman tümüyle durmaktadır. Kimi kara deliklerde iki olay ufku vardır. Kimileri "olay ufku" terimi yerine kara deliğe pek uygun olmamakla birlikte “kara deliğin yüzeyi” terimini kullanırlar. (Terimin uygun olmamasının nedeni, bir gezegen veya yıldızdaki gibi katı ve gazlardan oluşan bir yüzeyinin olmamasıdır.) Fakat burada birtakım özel nitelikler gösteren bir bölge söz konusu değildir; bir gözlemci kara deliğe ufku aşacak kadar yaklaşmış olabilseydi, kendisine yüzey izlenimi sağlayacak hiçbir özellik veya değişim hissedemeyecekti. Buna karşılık geri dönme girişlerinde bulunduğunda, artık bu bölgeden kaçamayacağının farkına varmış bulunacaktı. Bu, âdeta "dönüşü olmayan nokta"dır. Bu durum, akıntısı güçlü bir denizde akıntıdan habersiz bir yüzücünün durumuna benzetilebilir. Öte yandan olay ufkunun sınırına yaklaşmış bir gözlemci, kara delikten yeterince uzaktaki bir gözlemciye kıyasla, zamanın farklı bir şekilde aktığının farkına varacaktır. Kara delikten uzakta olan gözlemcinin diğerine düzenli aralıklarla (örneğin birer saniye arayla) ışık işaretleri yolladığını varsayalım: Kara deliğe yakın gözlemci bu işaretleri hem daha enerjetik (ışığın kara deliğe düşmek üzere yaklaştıkça maviye kayma sonucuyla bu ışık işaretlerinin frekansı daha yüksek olacaktır) hem de ardışık işaretlerin aralarındaki zaman aralığı daha kısalmış (birer saniyeden daha az) olarak alacaktır. Yakın gözlemci, uzaktakine oranla zamanın daha hızlı aktığı izleminde olacaktır. Uzaktaki gözlemci de aksine, diğerinde meydana gelen şeylerin gitgide daha yavaş seyrettiğini görecek, zamanın daha yavaş aktığı izleniminde olacaktır. Uzaktaki gözlemci kara deliğe bir nesnenin düştüğünü görmesi halinde, ona nazaran "çekimsel kızıla kayma" ve "zamanın genleşmesi" fenomenleri birleşmiş durumda olacaktır: Nesneden çıkan işaretler gitgide kızıl, gitgide parlak (uzak gözlemciye varmadan önce gitgide artan enerji kaybıyla çıkarılan ışık) ve gitgide aralıklı olacaktır. Yani pratikte, gözlemciye varan ışık fotonlarının sayısı, gitgide hızla azalacaktır ve nesnenin kara deliğe gömülüp görünmez olmasının ardından tükenecektir. Nesnenin henüz olay ufku sınırında hareketsiz durduğunu gören uzaktaki gözlemcinin onun düşmesini engellemek üzere olay ufkuna yaklaşması boşuna olacaktır. Kara deliğin "tekilliği"ne yaklaşan bir gözlemciyi etkilemeye başlayan etkilere “gelgit etkileri” denir. Bu etkiler kütleçekim alanının homojen olmayan bir yapıya sahip olması nedeniyle nesnenin biçimsizleşmesine (doğal biçimini kaybetmesine) yol açarlar. Bu “gelgit etkileri bölgesi” dev kara deliklerde tümüyle olay ufkunda yer alır; fakat özellikle "yıldızsal kara delik"lerde olay ufkunun sınırını da aşarak etkide bulunur. Dolayısıyla yıldızsal kara deliğe yaklaşan bir astronot daha olay ufkuna geçmeden parçalanacakken, dev kara deliğe yaklaşan bir astronot, daha sonra “gelgit etkileri” ile yok edilecek olmakla birlikte, olay ufkuna bir güçlükle karşılaşmadan giriş yapacaktır.

Kaynak: Wikipedia

Türkçe - İngilizce Sözlük

dockage or buoyage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dockage or buoyage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Sade su ile haşlanmış peynirli tirit. 2. mec Yavan ve lezzetsiz şey. Papara yemek = Azarlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dish of dry bread and broth. scolding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dish made from pieces of dry bread and broth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dish of dry bread and broth. scolding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dish made from pieces of dry bread and broth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,it. (çoğ. -zi) meşhurlann peşinde dolaşan fotoğrafçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Parça. (bk.) PAre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kuruşun kırkta biri; vaktiyle üç akçaya bölünürdü. 2. Akça; devletçe bastırılan ve mübadele vasıtası olarak kullanılan maden ve kâğıt parçası. Para etmek = Revacı olmak, muteber olmak, kıymeti olmak. Para ile değil = Bedava gibi, pek ucuz. Para bozmak = Büyük parayı değerince küçüklerle değiştirmek. Para kırmak = mec. Çok para kazanmak. Çil para = Yeni tedavüle çıkmış parlak madenî para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money. monetary. pecuniary. coffers. money. cash. shekels. currency. shiners. coin. boodle. brass. bread. chink. chip. dough. ducat. dust. funds. green. jack. kale. lolly. lucre. filthy lucre. means. purse. rock. sugar. tin. wherewithal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bread. capital. cash. currency. dough. drain. fund. leeway. means. money. obverse. take. wealth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix signifying alongside of, beside, beyond, against, amiss; as parable, literally, a placing beside; paradox, that which is contrary to opinion; parachronism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix denoting: Likeness, similarity, or connection, or that the substance resembles, but is distinct from, that to the name of which it is prefixed; as paraldehyde, paraconine, etc.; also, an isomeric modification. Specifically: That two groups or rad

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ortho-, and Meta-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also used adjectively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A piece of Turkish money, usually copper, the fortieth part of a piaster, or about one ninth of a cent. an estuary in northern Brazil into which the Tocantins River flows 100 para equal 1 dinar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money. brass. bread. cash. coffers. commodity money. currency. dibs. dimes. dough. face value. filthy lucre. funds. geets. gelt. investment. lolly. means. the necessary. net personality. pocket. to be pushed. rhino. riches. roll. shekels. shiners. spendol

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having resemblance to certain features. prefix, beside, near. far from, away, out, different from.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A variety of forastero cacao bean cultivated in the Brazilian state of the same name. prefix meaning behind, e g , para-appendiceal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A woman who has been delivered of a viable fetus. paragraph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to groups occupying 1,4 positions on a benzene ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Beside/next to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Paraplegic. the number of live-born children a woman has delivered; 'the parity of the mother must be considered'; 'a bipara is a woman who has given birth to two children'. 100 para equal 1 dinar. a soldier in the paratroops. an estuary in northern Brazi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money supply. supply of money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money supply. supply of money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coinage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coinage. coining. coin of money. minting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coinage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coinage. coining. coin of money. minting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paraşütçü asker. paragraf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monetary unit. currency. currency unit. unit of currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paraşütçü asker. paragraf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monetary unit. currency. currency unit. unit of currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moneybag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moneybag. purse. money bag. wallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amercement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fine. administrative fine. pecuniary offence. pecuniary punishment. penalty. criminal penalty. amend. money bote / penalty. amende. atonement money. money bote. money penalty. forfeit money. mulct. pecuniary penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket book. wallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket book. wallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money restrictiveness. pressure for money. money squeeze. monetary difficulties / scarcity. scarcity of money. want of money. shortness of money. lack of money. monetary difficulties. monetary scarcity. money tightness. pecuniary difficulty / embarrassmen

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money restrictiveness. pressure for money. money squeeze. monetary difficulties / scarcity. scarcity of money. want of money. shortness of money. lack of money. monetary difficulties. monetary scarcity. money tightness. pecuniary difficulty / embarrassmen

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money circulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money circulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pouch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monetary inflation. inflation of the currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monetary inflation. inflation of the currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) yakın; ötesinde; ikinci derecede; benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.) (marka adı). Büyük boy otomatik bir tabanca çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. içinde hakikat payı olan kısa alegorik hikâye; ifade edilmek istenileni benzetme veya kıyas yoluyle anlatan söz veya konuşma; mesel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. matematik). Bir koniyi ana doğrusuna paralel olarak kestiğimiz zaman meydana gelen kesitin biçimi, Osm. kat-ı mükâfî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parabola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parabole. parabola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parabola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parabola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parabole. parabola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parabola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., geom. parabol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. benzetme veya kıyas yoluyle ifade edilen; geom. parabolik. parabolically z. benzetme veya kıyas yoluyle ifade ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). 1. Parabol biçiminde olan. 2. Parabol ile alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parabolic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parabolic. parabolical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parabolic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parabolic. parabolical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., geom. parabolit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Bir parabolü belirli bazı şartlar altında yürütünce meydana gelen biçim.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. paraşüt; f. paraşütle atlamak; paraşütle indirmek. parachutist i., ask. paraşütçü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şefaatçi; yardıma çağrılan kimse. the Paraclete Ruhulkudüs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Dingil üstünde olmayan asma araba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knee. bracket. hanger. angle tie. knee plate. angle bracket. angle brace. bracer. gusset plate. gusset. floor hanger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knee. bracket. hanger. angle tie. knee plate. angle bracket. angle brace. bracer. gusset plate. gusset. floor hanger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gösteri, numayiş, alay, tören, geçit resmi; ask. yoklama için askerlerin sıra ile geçmesi; geçit resmi yapılan meydan; gezinti yapılan yer. parade ground tören meydanı. parade rest askerlerin rahat vaziyetinde kalmaları. make a parade of gösteriş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gösteriş yapmak; tören için askeri sıraya dizmek; saflar halinde geçirmek; gösteriş yapmak için dolaşmak; kibirle göstermek; gösteri yaparak sokakları dolaşmak; yoklama veya talim için toplanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Bazı tiyatroların en üst kattaki en ucuz yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the upper balcony. the gallery (of a theater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the upper balcony. the gallery (of a theater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. örnek, numune; gram çekim listesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. paradigme

1. değerler dizisi, 2. örnek, 3. db. dizi

1. Belirli bir alanda çalışan bilim adamlarının paylaştığı ortak değerler ve anlayışlar dizisi. 2. Durum ve niteliği benimsenmeye değer kimse veya şey. 3. Aynı söz dizimsel bağlam içinde birbirinin yerini alabilecek olan ve güçlü bir karşıtlık bağlantısı kuran ögelerin oluşturduğu bütün.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paradigm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paradigm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paradigm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paradigm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cennet, Aden, cennet bahçesi; cennet gibi yer. fool's paradise boş emeller üzerine kurulmuş mutluluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kökleşmiş kanaatlere, bilgilere aykırı olarak ileri sürülen ve yadırganan düşünce.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. paradoxe

1. aykırı düşünce, 2. çelişki

1. Kökleşmiş inanışlara aykırı olarak ileri sürülen düşünce. 2. Söylenilen sözlerin, yapılan davranışların birbirini tutmaması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paradox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paradox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paradoxical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pradoxical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paradoxical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pradoxical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. paradoks, mantığa aykırı görünen fakat hakikatte doğru olabilen düşünce; birbirini tutmaz sözler; birbirine aykırı söz ve davranışlar; karakterinde birbirine aykırı hususlar olan kimse. paradox'ical s mantığa aykırı görünen. paradox'ically z. birbir

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İmzanın kısaltılmışı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paraph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abbreviated signature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an abbreviated signature. initials. paraph. manual sign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paraph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abbreviated signature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an abbreviated signature. initials. paraph. manual sign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. psikoloji). Kelime karışıklığı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. paraphasie

ruh b. söz karışıklığı

Bir kelimenin yerine bir başkasını kullanma biçiminde görülen konuşma bozukluğu.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Parafla imzalanmış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. mum, parafin; f. parafin tatbik etmek. paraffin i., paraffin oil ing. gazyağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Katran, petrol, neft gibi maddelerden çıkarılan karbonlu bir madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paraffin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paraffin. paraffin wax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mükemmel olduğu kabul edilen örnek, numune; matb. yirmi puntoluk harf, irice bir çeşit harf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scrooge. sordid. money- loving. money-grubbing. greedy for money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nummamorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Bir yazının iki satırbaşı arasındaki kısmı. 2. Bazen paragraf başlarına konan «§» -işareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paragraph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paragraph. passage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paragraph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. paragraf, bent, fıkra; paragraf işareti; f. yazıyı paragraflara ayırmak; bir paragrafta ifade etmek. paragraph'ic (aI) s. fıkra kabilinden. pa ragraphist i. fıkra yazarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a landlocked republic in south central South America; achieved independence from Spain in 1811.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Paraguay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

) A theocratic mission which governed native Indians from 1605 to 1769 It started when Spain granted the Society of Jesus exclusive rights to rule an area in what is now Paraguay and which then was inhabited by 100,000 to 200,000 Guarani Indians The previ

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Paraguay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Güney Amerika, Arjantin’in kuzeydoğusunda yer alır.

Coğrafi konumu: 23 00 Güney enlemi, 58 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Güney Amerika.

Yüzölçümü: 406,750 km².

Sınırları: toplam: 3,920 km.

sınır komşuları: Arjantin 1,880 km, Bolivya 750 km, Brezilya 1,290 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: yok (kara ile çevrili).

İklimi: Subtropikalden ılımana değişiklik gösterir.

Arazi yapısı: Rio Paraguay’ın doğusunda çimenli ovalar ve ağaçlı tepelikler yer alır; Rio Paraguay’ın batısındaki Gran Chaco bölgrsi genel olarak alçaktır, nehrin bir yakasında bataklıklar, diğer tarafında ise seyrek ormanlar ve dikenli çalılıklar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Rio Paraguay kavşağı ve Rio Parana 46 m.

en yüksek noktası: Cerro Pero (Cerro Tres Kandu) 842 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji, kereste, demir, manganez, kireçtaşı.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %55.

Ormanlık arazi: %32.

Diğer: %7 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 670 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları, düzensiz akan nehirlerin ortaya çıkardığı çamurlar.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili; Arjantin, Bolivya, ve Brezilya arasında yer alır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 5,734,139 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.6 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.09 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 29.78 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.92 yıl.

Erkeklerde: 71.44 yıl.

Kadınlarda: 76.52 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.11 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.11 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 220 (1999 verileri).

Ulus: Paraguaylı.

Nüfusun etnik dağılımı: melez %95.

Din: Roma Katolikleri %90, Mennonite, ve diğer Protestanlar.

Diller: İspanyolca (resmi), Guarani (resmi).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %92.1.

erkekler: %93.5.

kadınlar: %90.6 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Paraguay Cumhuriyeti.

kısa şekli : Paraguay.

Yerel tam adı: Republica del Paraguay.

yerel kısa şekli: Paraguay.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Asuncion.

İdari bölümler: 17 bölge ve 1 başkent; Alto Paraguay, Alto Parana, Amambay, Asuncion, Boqueron, Caaguazu, Caazapa, Canindeyu, Central, Concepcion, Cordillera, Guaira, Itapua, Misiones, Neembucu, Paraguari, Presidente Hayes, San Pedro.

Bağımsızlık günü: 14 Mayıs 1811 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 14 Mayıs (1811).

Anayasa: 20 Haziran 1992.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı),


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Paraguay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paraguayan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Paraguayan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paraguayan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Paraguayan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok iğneli bir olta çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit ufak papağan, muhabbetkuşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Geminin hızını tayine mahsus Alet ki, makaraya bağlı bir ipin ucuna tutturulmuş tahta bir pervaneden ibarettir, gemi yürürken pervaneli kısım denize atılarak kullanılır. Parekete oltası = Çok iğneli uzun bir olta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

multi-hooked fishing line. setline. log chip. log.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

setline. groundline. travel line. log line. log. knot. log chip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

multi-hooked fishing line. setline. log chip. log.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

setline. groundline. travel line. log line. log. knot. log chip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. astronomi). Yeryüzünde bulunan bir kimsenin gözünden çıktığı farzedilen doğru ile dünyanın merkezinden çıktığı farzedilen doğrunun, bir gök cisminin merkezinde birleşerek meydana getirdikleri açı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laceration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laceration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Parça parça etmek, yarmak: Arslan tavşanı derhal paraladı. 2. Yırtmak: Elbisesini bir ay içinde paraladı, mec. Lügat paralamak = MAnâlarını bilmediği kelimeleri yalan yanlış söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tear sth to pieces. maul. shiver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zerreissen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tear sth to pieces. maul. shiver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zerreissen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

parçalamak, parça parça etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Parça parça olmak, yırtılmak veya kırılmak, dağılmak. 2. Para sahibi olmak, servet kazanmak. 3. mec. Çok çalışıp çabalamak: Misafire ikram için paralanırlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wear oneself out trying to do sth impossible. to put a lot of painstaking effort into sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wear oneself out trying to do sth impossible. to put a lot of painstaking effort into sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

parça parça olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parça parça ettirmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kon. san. bir hususu ihmal eder gibi görünerek dikkati özellikle o nokta üzerine çekme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. matematik). 1. Muvazi. 2. Yerküresi üzerinde çizildiği farzedilen ekvatora paralel çenberlerden herbiri.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. parallèlle

mat. koşut

Aynı düzlem içinde ikişer ikişer bulunan ve kesişmeyen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parallel. collateral. equidistant. parallel. latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analogous. collateral. parallel. straight. parallel koşut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parallel. analogous. collateral. even.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Birden fazla hat üzerinde verilerin aynı anda transfer edilmesini ifade eder. Diğer kontrol hatları, veri gönderimi ve alımının koordinasyonundan sorumludur.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

Fr. parallélisme

fel. koşutçuluk

Kişide, ruhsal ve bedensel olaylar arasında koşutluk bulunduğunu ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Karşılıklı kenarları paralel olan dörtgen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhomboid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parallelogram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paralleogram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhomboid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parallelogram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paralleogram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parallelism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parallelism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paid. paying. coin-operated. coin-op. moneyed. rich. wealthy. flush. heeled. loaded. mercenary. well-heeled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loaded. rich. requiring payment. having a fee. moneyed. fee-paying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rich. sth which costs money. covered with polka dots. fee charging. mercenary. moneyed. subject to payment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paid. paying. coin-operated. coin-op. moneyed. rich. wealthy. flush. heeled. loaded. mercenary. well-heeled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loaded. rich. requiring payment. having a fee. moneyed. fee-paying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rich. sth which costs money. covered with polka dots. fee charging. mercenary. moneyed. subject to payment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şu kadar para eder, şu kadar para kıymetinde olan: Beş paralık, iki paralık, beş para değerinde, pek ucuz, pek değersiz ve Adı. 2. Şu kadar para kıymetinde sikke: Beş paralık, on paralık, yirmi paralık (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth worth paras.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth worth paras.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. paralysie

tıp inme

Vücudun bir bölümünde hareket ve hissetmenin kalkması.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. paralaks. parallac'tic s. paralaks bakımından, paralaks ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. paralel, muvazi, koşut; aynı, benzer; aynı amaç veya sonuca yönelen i. birbirine paralel doğru veya düzeyler; benzerlik; nazire; coğr. paralel; ask. cephe hendeği; elek. paralel bağlantı. parallel with, parallel to paralel olarak. parallel bars

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. paralel olarak koymak; kıyaslamak, mukayese etmek; benzer olmak, müşabih olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., geom. altı yüzü paralelkenar olan cisim, paralelyüz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. paralel oluş, paralellik, muvazilik; benzerlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., geom. paralelkenar, paralelogram.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mantığa aykırı düşünüş, yanlış ifade olunan muhakeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. mantık). Muhakemede bilmeyerek düşülen hata, mantığa uymazlık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. felç, inme, nüzul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. inmeli, felçli, kötürüm; i. felçli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. felce uğratmak; kuvvetini kırmak, sakatlamak, tesirsiz hale getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). İki kürekli yani bir çifteli ağır kayık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mıknatıs tarafından çekilme hassası olan, mıknatısla çekilebilen, paramagnetik. paramag'netism i. paramagnetizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Paramaribo, Surinam'ın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pamuk ve yünden yapılmış ince elbiselik kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -cia) zool. paramisyum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mat. parametre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Cebirde bir denklemin katsayılarına giren değişken kemiyet.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. paramètre

mat. değişken

Cebirde bir denklemin katsayılarına giren değişken nicelik.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parameter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parameter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parameter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parameter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. askeri niteliği olan fakat orduya bağlı olmayan (kuruluş, örgüt).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tıb. paramnezi; psik. görmüşlük duygusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. âlâ, fevkalade, üstün, faik: rütbece üstün olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aşık, sevgili, metres, gayri meşru karı ve koca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Parça parça olmuş, pek çok parçalara ayrılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all in pieces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smashed to bits. in tatters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all in pieces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smashed to bits. in tatters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir organın asıl görevini sağlayan temel doku.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. parenchyme

anat. özek doku

Selüloz çeperleri kalınlaşmış, odunlaşmamış olan, değişik görevler yapan hücrelerin oluşturduğu doku.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parenchyma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parenchyma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. paranoya, delilik. paranoiac s., i., tıb. paranoya ile ilgili; i. paranoik hasta; evhamlı deli. par'anoid s. paranoya ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y. tıp). Olmayacak şeylerden mânâ çıkarmak, yersiz korkulara kapılmak şeklinde kendini gösteren ruh hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paranoia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paranoia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paranoia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paranoia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paranoiac. paranoiac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paranoiac. paranoid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paranoiac. paranoiac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paranoiac. paranoid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Cümle içinde geçen bir sözü metin dışı tutmak için o sözün başına ve sonuna getirilen eğri işaret. Köşeli parantez = Köşeleri kırık düz parantez. Parantez açmak = Söz veya yazı içine asıl konu ile ilgisi az olan bir kısım sıkıştırmak

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parenthesis. parentheses. brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket. parenthesis. bracket ayraç. paranthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket. parenthesis. round brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sağdıç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. parapante

sp. yamaç paraşütü

Rüzgârın yardımıyla yüksek tepe veya yar başlarından boşluğa uçurulmak üzere yapılan paraşüt.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Gemi siperliği, küpeştesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulwark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall, especially one serving to protect the edge of a platform, roof, bridge, or the like.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wall, rampart, or elevation of earth, for covering soldiers from an enemy's fire; a breastwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Illust. of Casemate. fortification consisting of a low wall a low wall along the edge of a roof or balcony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parapet. balustrade. bulwarks of a ship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a low wall along the edge of a roof or balcony. fortification consisting of a low wall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of a vertical wall of a building which extends above the roof line at the intersection of the wall and roof. a low protective wall or railing at the edge of a roof, walkway, or embankment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wall placed at the edge of a roof, especially a flat roof, to prevent people from falling off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Breastworks, walls, and bulwarks of earth, wood, brick, iron, stone, etc , located on the exterior edge of the rampart of the fort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low, protective wall or railing along the edge of a roof, balcony, or similar structure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That portion of the vertical wall of a building which extends above the roof line at the intersection of the wall and roof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall or railing along the edge of a roof, balcony, or bridge The part of a wall that extends above the roof line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall projecting along the edge of a roof, which may be embellished or decorated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall that serves as a vertical barrier at the edge of a roof, terrace, or other raised area; in a exterior wall, the part entirely above the roof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall placed to protect any spot where there's a sudden drop, such as at the edge of a bridge or housetop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The region of an exterior wall that projects above the level of the roof. a low wall along the outmost edge of the roadway of a bridge to protect vehicles and pedestrians.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fortification, the shot-proof covering of a mass of earth on the exterior edge of the ramparts The openings cut through the parapets to permit guns to fire in the required direction are called embrasures: about 18 feet is allowed from one embrasure to ano

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall or railing built along the edge or roof or a floor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Solid wall at crest of seawall projecting above deck level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The crenelated wall protecting the soldiers on the Wall Walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The walkway around the outside of the lantern room Also referred to as a Gallery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The extension of a false front or wall above a roof line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wall placed at the edge of a roof to prevent people from falling off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Low wall on outer side of main wall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A portion of wall that projects above a roof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall around the perimeter of a building at roof level or around balconies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elevated wall or embankment constructed from earth, wood or stone designed to intercept enemy fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Extension of an exterior wall above the roofline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall used along the edge of a roof, gable or terrace and designed as a protection or decoration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulwark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall, especially one serving to protect the edge of a platform, roof, bridge, or the like.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wall, rampart, or elevation of earth, for covering soldiers from an enemy's fire; a breastwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Illust. of Casemate. fortification consisting of a low wall a low wall along the edge of a roof or balcony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parapet. balustrade. bulwarks of a ship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a low wall along the edge of a roof or balcony. fortification consisting of a low wall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of a vertical wall of a building which extends above the roof line at the intersection of the wall and roof. a low protective wall or railing at the edge of a roof, walkway, or embankment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wall placed at the edge of a roof, especially a flat roof, to prevent people from falling off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Breastworks, walls, and bulwarks of earth, wood, brick, iron, stone, etc , located on the exterior edge of the rampart of the fort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low, protective wall or railing along the edge of a roof, balcony, or similar structure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That portion of the vertical wall of a building which extends above the roof line at the intersection of the wall and roof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall or railing along the edge of a roof, balcony, or bridge The part of a wall that extends above the roof line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall projecting along the edge of a roof, which may be embellished or decorated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall that serves as a vertical barrier at the edge of a roof, terrace, or other raised area; in a exterior wall, the part entirely above the roof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall placed to protect any spot where there's a sudden drop, such as at the edge of a bridge or housetop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The region of an exterior wall that projects above the level of the roof. a low wall along the outmost edge of the roadway of a bridge to protect vehicles and pedestrians.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fortification, the shot-proof covering of a mass of earth on the exterior edge of the ramparts The openings cut through the parapets to permit guns to fire in the required direction are called embrasures: about 18 feet is allowed from one embrasure to ano

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall or railing built along the edge or roof or a floor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Solid wall at crest of seawall projecting above deck level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The crenelated wall protecting the soldiers on the Wall Walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The walkway around the outside of the lantern room Also referred to as a Gallery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The extension of a false front or wall above a roof line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wall placed at the edge of a roof to prevent people from falling off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Low wall on outer side of main wall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A portion of wall that projects above a roof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall around the perimeter of a building at roof level or around balconies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elevated wall or embankment constructed from earth, wood or stone designed to intercept enemy fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Extension of an exterior wall above the roofline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall used along the edge of a roof, gable or terrace and designed as a protection or decoration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. siper, istihkam siperi;dam kenarındaki alçak duvar korkuluk duvarı. parapeted s. korkuluk duvarı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imzayı takip eden çizgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. zata mahsus eşya; teçhizat; huk. evli kadının şahsi malları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. açıklama, şerh, tefsir, izah; başka kelimelerle izah etme; f. açıklamak, tefsir etmek, şerh ve izah etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açıklayıcı, şerh kabilinden. paraphrastically z. açıklayarak, şerh mahiyetinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. belden aşağısnın felce uğraması, yarım felç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parapsychology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parapsychology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parapsychology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parapsychology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

1930’lu yılların başında ABD’nin Duke Üniversitesi’nde J. B. Rhine ve eşi L. Rhine tarafından yürütülen çalışmalarda, psişik çalışmaları belirtmek için Almanca “parapsychologie” terimini kullanmışlardır. Normal dışı, farklı psikoloji anlamına gelmektedir.

Bu yıllarda telepati, telekinezi ve durugörü çalışmalarının yoğun olduğu duyu dışı algılamalar görülmektedir. Duyu dışı algılamaları, geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği algılama diye önce üçe ayırmışlardır. Duyu dışı algılamalarında kimi insanların daha başarılı olduğu bilinmektedir. Psişik güç denen bu olgu, doğuştan tüm bireylerde varolmakla beraber, aynı seviyede olmamakta ve çalışmalarla ilerletilebilmektedir.

Trans haline geçilerek farklı boyutlara gidilebilmesi, bir haritanın üzerinde yapılan çalışmayla karada su bulma yöntemine kadar birçok farklı konu, parapsikolojiye dahil olabilmektedir. Parapsikoloji konusunda birçok kitap yazılmış ve ayrıca Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülkede seminerler düzenlenmiştir.

Somut dünyadan çok farklı bir konu olan parapsikoloji, yapılamayacağı yapmak, imkansızı imkanlı hale getirmek gibi farklı bir konu olduğundan büyük ilgi görmektedir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. parapsikoloji, telepati gibi tabiatustü ruh kuvvetlerini inceleyen araştırma dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financial. monetary. pecuniary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monetary. financial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financial. monetary. pecuniary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monetary. financial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fersah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ay halesinin içinde bazen görülen parlak nokta, yalancı ay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. asalak, parazit, tufeyli. parasitic(al) s. parazit, asalak. parasitically z. parazit olarak. parasit'icide i. parazitleri öldüren şey. parasitism i. parazitlik, asalaklık; tıb. vücutta parazitlerden ileri gelen hastalık. parasitol'ogy i. parazit

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Parası, mal ve serveti olmayan, züğürt, müflis. 2. Para karşılığında olmayan: Parasız okul, mal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penniless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complimentary. free. impecunious. pushed. short. stranded. without money. penniless. broke. badly-off. complimentary bedava. gratis. for nothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free of charge. free. penniless. sb who has no money. poor. gratis. bust. complimentary. destitute. fundless. gratuitous. impecunious. out of cash. without payment. stony. in stook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

utterly penniless. barehanded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

utterly penniless. barehanded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Para ve servet yokluğu, züğürtlük, para kıtlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pennilessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of money. penury. impecuniosity. want of money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güneş şemsiyesi, güneşlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir cismin, bir insanın yüksek bir yerden düşüşünü ağırlaştıran, yere inmesini sağlayan şemsiyeye benzer Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parachute. canopy. chute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chute. parachute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parachute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parachute jumper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parachutist. paratrooper. parachuter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parachutist. parachute pumper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parachute jumper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parachutist. paratrooper. parachuter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parachutist. parachute pumper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parachuting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parachuting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Aslında en çok merak edilen paraşütün icadından çok, onunla havadan ilk kimin atladığıdır. Kim böyle bir şeyi ilk defa denemeye cesaret etmiştir? Sanıldığının aksine paraşüt uçaktan sonra değil, yaklaşık bir yüzyıldan fazla bir zaman önce, balonla hemen hemen aynı tarihlerde ama çok ayrı çalışmalarla icat edilmiştir.

Paraşüt fikri eski Çin’e kadar gider. Günümüzdeki paraşüte benzer bir şeyler geliştirilmiş ama oyuncak olmaktan öteye geçememiştir. Leanorda da Vinci’nin de bu konudaki çalışmaları biliniyor. Bu fikri hayata ilk geçiren kişi ise Fransa’da 1783 yılında Louis-Sabestian Lenomand olmuştur.

Lenomand 4.5 metre yükseklikteki bir ağaçtan, omuzlarına birer adet bir çeşit şemsiye bağlayarak ilk deneyimini yapmıştır. Ancak o, buluşunu o seviyedeki bir yükseklikten, yangın çıkan bir binadan atlayarak kaçmak için düşünmüştü.

Ciddi anlamda ilk atlamanın şerefi ise Fransız Andre-Jackques Garnerin’e aittir. 1769 Paris doğumlu Garnerin Fransız ordusunda 1793 yılında müfettiş olmuş, İngiltere’de iki yıl hapis yatmış ve dönüşünde 1797 yılında ilk atlayışını 1.000 metreden bir balondan yapmıştır. Bu ilk paraşüt şemsiye şeklindeydi, çapı yedi metreydi ve ketenden yapılmıştı. Garnerin daha sonra birçok gösteri atlayışı yapmış, hatta bir keresinde 1802 yılında İngiltere’de 2.400 metreden atlamıştır.

Önceleri ketenden yapılan paraşütler, sonraları ipekten yapılmaya başlanıldı. Uçaktan ilk atlayışı gerçekleştiren ise 1912 yılında, ABD Kara Kuvvetleri’nden Yüzbaşı Albert Berry oldu.

Birinci Dünya Savaşı başlarında uçaktan paraşütle atlamanın pratik olmadığı görüşü hakim olduğundan, sadece gözetleme balonlarında görevli olanların, uçak saldırılarından kaçışlarında çok yaygın olarak kullanılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru paraşütün uçak pilotlarının da can dostu olduğu anlaşılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda ise uçak ebatlarının büyümesi ve teknolojilerinin gelişmesi ile insanların ve birliklerin yere indirilmeleri dışında silahları indirmek, mahsur kalan birliklere ikmal malzemesi göndermek, ajanları indirmek gibi birçok alanda kullanılmışlardır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Aslında en çok merak edilen paraşütün icadından çok, onunla havadan ilk kimin atladığıdır. Kim böyle bir şeyi ilk defa denemeye cesaret etmiştir? Sanıldığının aksine paraşüt uçaktan sonra değil, yaklaşık bir yüzyıldan fazla bir zaman önce, balonla hemen hemen aynı tarihlerde ama çok ayrı çalışmalarla icat edilmiştir.

Paraşüt fikri eski Çin’e kadar gider. Günümüzde ki paraşüte benzer bir şeyler geliştirilmiş ama oyuncak olmaktan öteye geçememiştir. Leonardo da Vinci’nin de bu konudaki çalışmaları biliniyor. Bu fikri hayata ilk geçiren kişi ise Fransa’da 1783 yılında Louis-Sabestian Lenomand olmuştur.

Lenomand 4,5 metre yükseklikteki bir ağaçtan, omuzlarına birer adet bir çeşit şemsiye bağlayarak ilk deneyimini yapmıştır. Ancak o, buluşunu o seviyedeki bir yükseklikten, yangın çıkan bir binadan atlayarak kaçmak için düşünmüştü.

Ciddi anlamda ilk atlamanın şerefi ise Fransız Andre-Jack-ques Garnerin’e aittir. 1769 Paris doğumlu Garnerin Fransız ordusunda 1793 yılında müfettiş olmuş. İngiltere’de iki yıl hapis yatmış ve dönüşünde 1797 yılında ilk atlayışını bin metreden bir balondan yapmıştır. Bu ilk paraşüt şemsiye şeklindeydi, çapı yedi metreydi ve ketenden yapılmıştı. Garnerin daha sonra birçok gösteri atlayışı yapmış, hatta bir keresinde 1802 yılında İngiltere’de 2 bin 400 metreden atlamıştır.

Önceleri ketenden yapılan paraşütler, sonraaları ipekten yapılmaya başlanıldı. Uçaktan ilk atlayışı gerçekleştiren ise 1912 yılında, ABD Kara Kuvvetleri’nden Yüzbaşı Albert Berry oldu.

Birinci Dünya Savaşı başlarında uçaktan paraşütle atlamanın pratik olmadığı görüşü hakim olduğundan, sadece gözetleme balonlarında görevli olanların, uçak saldırılarından kaçışlarında çok yaygın olarak kullanılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru paraşütün uçak pilotlarının da can dostu olduğu anlaşılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda ise uçak ebatlarının büyümesi ve teknolojilerinin gelişmesi ile insanların ve birliklerin yere indirilmeleri dışında silahları indirmek, mahsur kalan birliklere ikmal malzemesi göndermek, ajanları indirmek gibi birçok alanda kullanılmışlardır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. otonom sinir sistemine ait, parasempatik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. frengi hastalığını takibeden marazi durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram aralarında bağlaç olmayan yan yana sıralanmış kelime veya cümle düzeni. paratactic s. aralarında bağlaç olmadan sıralama kabilinden, böyle sıralanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

paratiroid bezleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tifoya benzeyen, mikrobik ve bulaşıcı bir hastalıktır. Paratifo mikropları paratifolu hastanın idrar, büyük abdest veya kanında bulunur. Lağım sularının karıştığı içme suları ve bu sularla yetiştirilen yiyeceklerle bulaşır. Hastalığın yaygınlaşmasında kara sinekler de önemli rol oynar.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yapıları yıldırımdan koruyan cihaz, yıldırımlık, Osm. siper-i sâika.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. paratonnerre

yıldırımsavar

Yıldırımların zararını önlemekte kullanılan, ucunda bakır veya platin bulunan, 5-10 metre uzunluğunda demir çubuk ve bununla toprak veya kuyu arasında çekilen bakır telden oluşan koruma aracı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightning conductor. conductor. lightning rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightning rod. lightning conductor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightning rod. lightning arrester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightning conductor. conductor. lightning rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightning rod. lightning conductor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightning rod. lightning arrester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., ask. paraşütçü kıtası. paratrooper i. paraşütçü asker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. paratifo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paravane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folding screen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. paravent). Kumaş veya bez kaplı, icabında katlanıp taşınabilen çerçeveli perde.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. paravan, gemi pruvasının iki tarafına takılıp mayınlara karşı kullanılan torpil şeklinde cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Başka bir canlının üzerinde yaşayan bitki veya hayvan (uyd. k. asalak). 2. Radyo yayınına karışan yabancı ses.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. parasite

biy. asalak

Bir canlıda sürekli veya geçici yaşayarak ona zarar veren başka canlı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasital. parasitical. parasitic. parasite. interference. atmospherics. strays. noise. cestode. cestoid. helminth. vermin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodsucker. drone. interference. leech. parasite. static. atmospherics. sponger. cadger. jamming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

babble. interference. parasite. static disturbance / distortion. atmospherics. sponger. noise. sponge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Konusu parazitler olan ilim.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. parasitologie

asalak bilimi

Asalakların yapısını, yaşayışını, konakçıyla ilişkisini ve yaptığı hastalıklarla bu hastalıklara karşı girişilecek savaşı konu alan bilim dalı.


Yabancı Kelime by

Teknolojik Terim

LCD monitörde kristal netliğinde dondurulmuş görüntü ve yavaş gösterimin izlenmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Perestiş edercesine.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پرستشکارانه] taparcasına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

police department.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cop shop. nick. precinct. station house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hazırlama; hazırlık; hazırlanan şey; hazır ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hazırlayıcı; hazırlık, hazırlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hazırlayıcı, hazırlık niteliğindeki. preparatory school üniversiteye hazırlayan özel okul. preparatory to sending it gönderilmesi için hazırlık olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tamiri mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eks. çoğ. tazminat, tamirat, onarım. reparative s. tamirat veya tazminat kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hürmet ve itibarla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ریاکارانه] ikiyüzlüce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(karagümrük dememeli) kaldırıldı (eskiden bazı devletlerin çeşitli eyaletleri arasında da gümrük alınabilirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard currency. sound money. hard / sound currency. sound / strong currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. daima hazır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ayrılabilir, tefrik edilebilir. separabil'ity, separableness (i.) birbirinden ayrılabilme. separably (z.) ayrılır surette, tefrik edilebilir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (s.) ayırmak, tefrik etmek; bölmek; arasında bulunmak; aradaki bağlantıyı kesmek; ayrılmak, tefrik olunmak; ayrı bir cisim teşkil etmek; (s.) ayrı, ayrılmış, müstakil. be separated (huk.) ayrı yaşamak, ayrılmak. separately (z.) ayrı ayrı, başka

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Şeytanlıkla, hileyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

border commission. frontier post.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kundura veya çizme ökçesine çakılan ufak başsız çivi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taassupla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kendini muhafaza ve müdafaa etmek maksadına dayanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judicial decision to abate an action or quash a charge or indictment. decree whereby the indictment is quashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Az aydınlık yerlerde kolay görünmeme hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Az aydınlık yerlerde, görememek şeklinde ortaya çıkan bir çeşit göz hastalığıdır. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Yeşil bakla, su.

Hazırlanışı : Altı bardak suya 1 avuç yeşil bakla konur. Haşlandıktan sonra, hepsi bir kerede yenir.


Sağlık Bilgisi by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Esmer, ka-rayağız çocuk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fresh money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tecavüzle olan, tecavüz şeklinde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تهدیدکارانه] tehdit ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

net money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kibirsizlikle, alçakgönüllülükle.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. transparent

saydam

İçinden ışığın geçmesine ve arkasındaki şeylerin görülmesine engel olmayan (cisim), şeffaf.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transparent. see-through. sheer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transparent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Uçak kazalarında uçak paramparça olsa da, denizin dibine gitse de hemen kokpit denilen pilot kabinindeki son konuşmaları kaydeden karakutular aranır. Çoğunlukla korkunç kaza enkazı arasından sağlam olarak bulunan bu kutular sayesinde kazanın nedenlerine ulaşılır. Karakutu bu kadar sağlam malzemeden yapılıyorsa neden uçağın tümünde aynı malzeme kullanılmıyor? Uçakların rahatça havada kalabilmeleri, uzun mesafelere az yakıtla ulaşabilmeleri, mümkün olduğunca hafif malzemeden yapılmış olmalarına bağlıdır. Bu malzemeler çoğunlukla alimünyum ve plastiktir.

Kokpitteki sesleri ve uçuş bilgilerini kaydeden her iki kutu da paslanmaz çelikten yapılır. En ve boyları yaklaşık 25’er santimetre, derinlikleri 12-13 santimetredir. Kutuların et kalınlıkları ise 6-7 milimetre kadardır. Kutular ayrıca ısıya ve yangına karşı tedbir olmak üzere plastikle çevrili sıvı köpük ile de donatılmışlardır.

Kutular o kadar sağlamdırlar ki, denize düşmüş bir uçağın kutuları 7 sene sonra çıkarılabilmiş ama buna rağmen kayıtlar sağlıklı olarak dinlenebilmiştir. Başlangıçta kutular kanatların birleşme noktasına yakın bir yere konuluyorlardı. Bu bölge uçağın en ağır kısmı olduğundan düşüş anında bu ağır parçalar kutuların üzerlerine düşerek zarar verebiliyorlardı. Sonraları kutular uçağın kuyruk kısmına konulmaya başlanıldı. Tabii bu, uçağın kuyruk kısmındaki koltuklar insanlar için daha emniyetlidir anlamına gelmez, ancak bu yer karakutuların uçağın enkazından en uzağa düşmesini sağlamaktadır.

Uçak kazalarının nedenleri değişiktir. Havada bir şekilde infilak ederek düşen uçaklarda yolcuların kurtulma olasılığı yoktur. Bu nedenle de uçağın yapıldığı malzeme bu açıdan önemli değildir. Uçak yere bir bütün halinde çarpsa da düşen bir asansörde olduğu gibi yolcular çarpmanın şiddetinden hayatlarını kaybederler.

Uçağın içine sıvı köpük doldurmak elektronik aletleri koruyabilir ama insanların sadece ölüm nedenlerini değiştirir. Uçağın malzemesini karakutu malzemesinden yapmak, parçalanma ve yangından zarar görme tehlikelerini önler ama ne yazık ki bu malzemeden yapılmış bir uçak da uçamaz.

Karakutuların renkleri kara değil turuncudur. Bu rengin tercih edilmesinin sebebi enkaz arasından daha rahat fark edilmeleri içindir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken money. token / divisional / small coin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

luck money. luck penny. pocket piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eşsiz, emsalsiz, benzeri olmayan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

DL = Almanca; FR = Fransızca; NL = Hollandaca; IT = İtalyanca; TR = Türkçe; GR = Yunanca; E = İspanyolca; P = Portekizce; S = İsveççe; SF = Fince; N = Norveççe; DL = Danca; RF = Rusça; PL = Lehçe; CZ = Çekçe; BG = Bulgarca; H = Macarca; SERB = Sırpça-Hırvatça; ROM = Romence; ICE = İzlanda dili

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Karakabarcık, şarbon.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yerel Karartma (LED) teknolojisi, orijinalinin mükemmel bir eşi olan görüntüler yaratır. Sürekli yanan flüoresan (CCFL) tüpler yerine LED’ler kullanarak, daha fazla netlik için renk kontrastını geliştirir. Yerel Karartma (LED) ekranda olup bitenlere tepki verir ve görüntünün karanlık olduğu bölümlerde arka ışığın kapatılabilmesini sağlar. Sonuç ise saf, gerçek siyahlar ve enerji tüketimi açısından daha verimli bir TV’dir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carfare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fare. travelling money. turnpike money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Utanılacak hâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Utanacak bir hâli olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Zanpara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecherous. lubricious. lubricous. debauchee. fornicator. goat. lecher. masher. rake. roue. wolf. womanizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debauched. rake. wolf. womanizer. lecher. woman chaser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

womanizer. dangler. debauchee. goat. lecher. lecherous. lubricious. whoremonger. wolf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chasing after woman. skirt chasing. lechery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i., zen = kadın, pâre = parça). 1. Meşrû olmayarak kocalık münasebetinde bulunan adam. 2. Kadınlara aşırı düşkün adam. (bk.) Zenperest.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Fars. sümpâre). İnce ve sert kumlu taş. Zımpara kâğıdı = Demir ve tahta cilalamak ve aşındırmak için üstüne bu kumdan yapıştırılmış kâğıt veya bez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carborundum. emery. glass cloth. rubber. sandpaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emery. sand paper. carborundum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sand. sandpaper. to sandpaper. to sand. to emery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sand paper. to sand. to emery. to rub sth with emery or emery paper. sandpaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by