Karşı Sav ne demek? | Karşı Sav anlamı nedir? | Karşı Sav

Karşı Sav anlamı nedir?

Karşı Sav ne demek?

Karşı Sav anlamı nedir?

Karşı Sav | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: karsi sav

Türkçe - İngilizce Sözlük

counter argument. antithesis. con.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man-to-man defence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tavuk karası denilen göz hastalığı. (Fr. himratopie).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attorney general.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attorney general. chief prosecutor. general attorney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

office of the attorney general.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crude. perfunctory. slapdash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carelessly. in a perfunctory way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). manyok, (bot). Manihot; tapyoka, manyok kökünden çıkarılan nişasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gang warfare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

yaz aylarında saatlerin ileri alınması, yaz saati.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). reddetmek, tanımamak, tekzip etmek, inkâr etmek. disavowal (i). ret, tekzip, inkâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve reyi olmayan, akılsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve düşünceden mahrumiyet, akılsızlık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ersal).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sevâd). Sevâdlar, siyahlıklar, karalıklar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kabahati örten, vaziyeti kurtaran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) Cehenneme giden yol kolaydır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guerilla war. guerilla fighting / war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to squander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akraba, yakınlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوش آواز] tatlıses, güzelses.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civil war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civil war. domestic warfare. internal war. civil commotion. intestine war. war exclusion clause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ülkeni düşmanlardan koru.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Hava, sıcaklık ve neme bağlı olarak çevremiz sürekli bir değişim halinde olup bu disk kalitesini de etkilemektedir. Sony, temel sıcaklık değişimlerine dayanıklılık göstermesi için tasarlanmış benzersiz bir boya ve aşama değiştirme kayıt malzemeleri kullanır. Böylece, resimdeki bozulma ve hata oranları azaltılır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyin karşısında bulunan yer veya şey, mukabil, hiza: Evin karşısı dağın karşısı, ateşin karşısında, pencerenin karşısında. 1. Bir şeyin yüzü ve cephesi karşısında bulunan: Evim meydana karşıdır. Karşı yaka, karşı mahalle. 2. Bir şeye, birine aykırı olan, zıt, muhalif: Bu muamele terbiyeye kerşıdır. İnsaniyete karşı bir harekette bulundu. 3. Mukabilinde, yüz ve cephe hizasında: Meydana karşı oturuyor. Karşıya geçti, karşı çıktı. 4. Hilâfına, aksine, zıddına: Ahmet bana karşı çalışıyor. Kendi menfaatine karşı söylüyor. S. Mekân (yer) zarfı olarak da kullanılır: Karşıda durmak, karşıya çıkmak, karşıdan geçmek, karşıma, karşınıza çıktı. 6. (zaman zarfı olarak) Doğru, takriben, sularında: Akşama karşı gelin; sabaha karşı bir serinlik çıktı. Karşı çıkmak = 1. Karşılamak, Osm. istikbâl etmek. 2. Muhalefet etmek, dayanmak. Karşı durmak, koymak, gelmek = Muhalefet etmek, aleyhinde bulunmak. Karşı karşıya, Tamamiyle önünde, yüzyüze, Osm. mukabilinde, muvâcehesinde (karşı-be-karşı demek çok yanlış ve zevksizdir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary. opposed. counter. discordant. opponent. opposing. opposite. repugnant. gainst. opposite. against. facing. before. con. counter. con-. anti-. against. contra. versus. towards. toward. athwart. for. to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adverse. against. averse. contrary. counter. discordant. opposite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

against. counter. for. opposite. the place opposite. facing. opposing. anti. in the direction of. in return for. in response to. toward. contrary to. as a cure for. as a countermeasure to. adverse. antagonistic. averse. contra. contrary. derogative. derog

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

challenge. contravene. counter. demur. disallow. dispute. object. oppose. protest. remonstrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to counter. to oppose. to object to. to go to meet sb. beard. come out against sth. cross. demur. to set one's face against. mind. object. protest. repugn. stick up to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counter revolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to resist. to oppose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resistant. defiant. infractor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counterview.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vis a vis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vis-à-vis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

over against. faced. face to face. facing each other. opposite to each other. in the teeth of. vis a vis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confront. counter. cross. mind. oppose. resist. withstand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to oppose. to resist. contest. defy. deprecate. flout. oppugn. to kick against the prick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissential vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Dadacılarca öne sürülen bir terim. Her tür akademikleşmiş sanata karşı olan Dada akımı yandaşlarınca günün geçerli tutucu eğilimlerini eleştiri amacıyla üretilen tüm yapıtları niteler. Karşı Sanat yandaşları için, bir biçim bulma ya da oluşturma kaygısı söz konusu değildir. Onlar biçimleri veya sanatsal öğeleri ancak çevrelerindeki nesneler arasından seçerler, ama; kendileri bir üretime kalkışmazlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counter argument. antithesis. con.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

across.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

across. over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Türk halk musikisinde saz veya söz eseri olabilen bir form (şekil) veya çeşit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meeting. greeting. reception. welcome. compensation. recompense. recuperation. supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confrontation. reception. salute. welcome. greeting. accepting. receiving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meeting. greeting. reception. welcome. compensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

welcoming ceremony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karşısına çıkmak, Osm. istikbâl etmek: Misafirleri karşılamaya gitti. Kendisini sokak kapısında karşıladı. 2. Karşı ve sert cevap vermek; karşı durmak, dik gelmek: İnsan, kendisinden büyüğünü, haksız bile olsa, öyle karşılamamalır. 3. Bir soruya bir cevap vermek: Bana o suali soracağını bildiğimden dolayı böyle karşıladım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meet. greet. welcome. answer. provide. satisfy. supply. make amends. compensate. counterbalance. counterpoise. countervail. fulfil. fulfill. provision. recompense. recoup. take.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compensate. counter. cover. face. fill. greet. meet. receive. respond. salute. satisfy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go to meet. to welcome. to cover. to pay. to be enough for. to meet a need. to respond to. to react to. to remedy. to prevent. correspond. countervail. face. front. greet. offset. take. to be up against.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karşılamak işine konu olmak: Başvekil törenle karşılandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be met. to be welcomed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encounter. meeting. contest. match. fight. confrontation. event. meet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encounter. event. game. match. meeting. confrontation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encounter. game. match. meeting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Karşı karşıya gelmek, yüz yüze gelmek, Osm. rû-be-rû olmak, muvâcehe olunmak. 2. Boy ölçüşmek, tutuşmak, çekişmek. 3. Ödeşmek: Onunla karşılaştık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

come on. meet. run across. come upon. fall with. drop a cross. cross. run up against smb. cross each other. encounter. experience. greet. come across.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encounter. meet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to meet each other. to be confronted with. to be up against. sports to play each other. come across. encounter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Mukabele edilmek: Bu kâğıt, müsveddesiyle karşılaştırıldı mı? 2. Denkleştirilmek: Alacağımla vereceğim karşılaştırılsın ki, alacağım olup olmadığı anlaşılsın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karşılaştırmak işi, mukayese; (kimya) muamele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reference. comparision. crosscheck. check. analogy. collation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

check. comparison. contrast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparison. confrontation. analogy. compare. cross tabulation. cue sheet. matching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degree of comparison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Mukabele etmek: Daktiloyla yazılan metni müsveddesiyle karşılaştırmalı. 2. Denk hâle getirmek, denkleştirilmek: Gelirle gideri karşılaştırdılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compare. check. confront. match. balance. set against. check against. class with. confront smb. with. contrast. crosscheck. parallel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collate. compare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparative literature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

greeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir muameleye karşı ve onun yerini tutmak üzere edilen muamele, Osm. bedel, ivaz, mukabele-i bilmişi, ödeşme, mükâfat: İnsan ettiği iyiliğin elbette karşılığını görmek ister. Benim size olan hizmetlerimin karşılığı bu mudur? 2. Cevap, itiraz, târiz, red: İnsan, haklı da olsa, büyüğüne karşılık vermemelidir. 3. Bir masraf için ayrılmış gelir ve teminat. Fransızca: credie ve garantle: Bu işin karşılığı var mıdır? Karşılığını bulmadan hiçbir masrafa girişmemeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as against. equivalent. provisions. return. wages. answer. reply. payoff. consideration. counter. counterbalance. counterpart. offset. payment. provision. quid pro quo. quittance. reciprocation. recompense. remuneration. repayment. requital. response.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answer. comeback. consideration. counterbalance. equivalent. price. recompense. redress. repayment. reply. response. retort. return. reward. reaction. acknowledgement. reciprocity. counterpart. compensation. allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provision. allowance. response. equivalent. translation. amount paid. equivalent given in return. appropriation. designated fund. opposite. contrary. in contrast to. in response to. in payment for. answer. compensation. consideration. counter. counterpart

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answer. counter. counteract. react. rejoin. reply. retort. return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answerback. to answer. counter. respond. talk back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Mukabilinde, misli olan, iki taraftan karşılığı olan. Karşılıklı sevgi, karşılıklı yardım. 2. Karşı karşıya olan, biri diğerinin karşısında olmak üzere iki taraflı, iki taraflı olan: Bu bahçenin karşılıklı kapıları vardır. Karşılıklı salonlar, kanepeler. 3. Metniyle tercümesi: Karşılıklı bir kitap. 4. Cevaplı: Karşılıklı mektup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mutual. reciprocal. reciprocating. opposing. opposed. conjugate. tete-a-tete. inter-. opposite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mutual. reciprocal. facing one another. corresponding. mutually. alternatively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mutual. reciprocal. opposite. facing one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karşılığı olmayan, karşllık beklemeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unpaid. unanswered. unrequited. unreturned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gratis. gratuitous. unrequited. complimentary. unpaid. dud. worthless. unreturned. unanswered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unrequited. complimentary. gratis. not covered. unreturned. not reciprocated. unanswered. dishonoured. not provided for. past consideration. without remuneration. unsecured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unrequited love.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad cheque. overdraft. bounced check. bouncer. cheque without cover. cheque without provision. flash cheque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k). Karşılıklı olma hâli, Osm. mütekabiliyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for all. although. altho. albeit. as. but yet. though. while. in spite of. althought. spite of. per contra. despite. in despite of. notwithstanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in spite of. despite. for all. although. though.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in spite of. after.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کارشناس] uzman, işten anlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary. opposite. contradictory. adverse. reciprocal. antipathetic. antipathetical. antithetic. antithetical. converse. cross. inimical. jarring. opponent. opposed. reciprocating. reverse. athwart. objector. anti-. contra-. contra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abhorrent. adverse. alien. contrary. converse. opposite. reverse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposite. contrary. antagonistic counter. anti. in disagreement. opposed. converse. inimical. opponent. retrograde.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrariness. opposition. reciprocity. antinomy. hostility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antithesis. contrast. opposition. polarity. variance. contradiction. reciprocity. antagonism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resmin diğer tüm unsurları arasındaki karşıtlıklar, resmin anlatım olanaklarının en önemli unsurlarından birisidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sertlik, katılık, Ar. salâbet. 2. Merhametsizlik, duygusuzluk: Kalb kasaveti. 3. Keder, gam, dert, tasa, gaile: Çocukları için kasâvettedir. Oğlunun kasâvetini çekiyor. Siz kasâvet etmeyin, kasavet çekmeyin (dilimizde en çok Arapça’da pek kullanılmayan bu üçüncü mânâ ile kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قساوت] katılık, sertlik. 2.keder.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tasalanmak, keder etmek, gailesini çekmek: Siz onun için hiç kasâvetlenmeyin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tasalı, kederli, gamlı, gaileli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chemical warfare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chemical warfare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony’nin Blu-ray Disc ortamında kullandığı güçlü performanslı sert muhafazası sayesinde, disk lekelere karşı dayanıklı olup her zaman mükemmel kaliteyi güvence altına alır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cankurtaran, hayat kurtaran kimse veya şey; b.h., tic. mark. şeker simidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «merzibân) dan galat). 1. Hudut muhafızı. 2. Gayet iyi eşek. (bk.) Marsıvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). Kötülükler, kötü haller, fenalıklar: Onun mesâvîsi pek çoktur,

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مساوی] kötülükler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sevâ» den masdar). Aynı hâl ve derecede olma, beraberlik, farksızlık, birinin diğerinden İmtiyazı ve başkalarına üstünlüğü olmaması hâli, eşit olma, eşitlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meşveret» ten masdar) (c. müşâverât). İki veya daha fazla şahıs arasında olan danışma, birbirinden fikir edinerek müzakere: Bütün gün müşâvere ettiler. 2. Bir hastaya bakmak için birkaç doktorun bir yere gelip hastalığın teşhisi ve tedavi yolu hakkında görüşmeleri, konsültasyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSAVİ) (i. A. «sevâ» den if.) (mü. müsâviyye). Diğeriyle bir hâl ve derecede olan, beraber, farksız, eşit: Bu iki ev, kıymetçe müsavidir, (i. A. matematik). İki rakam veya miktarın eşit olduğunu gösteren ( = ) işareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal. even.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meşveret» ten if.) (mü. müşâvire). 1. Kendisine danışılan, yol gösteren: Müşâvir-i hâl. 2. Büyük memurluklarda, kendisine danışmak üzere maiyetine tayin olunan memur: Dışişleri hukuk müşâviri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advisor. adviser. counsellor. counselor. syndic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adviser. consultant. counsellor. counselor. advisor danışman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adviser. advisor. consultant. advisor adviser. counsel l or. mentor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consultancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» den imef.) (mü. musavvere). 1. Tasvir olunmuş, resimler ve tasvirlerle süslü, resimli: Musavver gazete, el ile yazılmış musavver bir kitap. 2. Zihinde şekil bulmuş, tasavvur olunmuş, düşünülmüş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصور] resimli. 2.tasvir edilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» ten if.) (mü. musavvire) (c. musavvirîn). Resim ve tasvir yapan ressam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصور] ressam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» den imef.). 1. Akılda canlandırılmış olan. 2. Düşünce ve niyette olan: Demiryolu ana hattından oraya bir kol uzatılması mutasavverdir. 3. Akla gelebilir, mümkün kabili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sof» dan daha doğrusu Yunanca sofes’dan if.) (mü. mutasavvıfe) (c. mutasavvıfîn). Tasavvuf görüşüne mensup adam, sûft.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tâife-i mutasavvıfa» dan kısaltılmış). Mutasavvıflar, sûfîler: Mutasavvıfadan bir zât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متصوفانه] sûfice.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sivâ» den if.) (mü. mütesîve). Birbirine eş ve eşit olen, birbiri kadar. Mütesâviyü’l-adli = Kenarları bir ve eşit olan. Mütasâviyü’z-zevâyâ = Açıları eşit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mütesâvî olarak, eşit olarak, (bk.) Mütesâvî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مساوات] eşitlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) eşitsizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشاوره] danışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

danışmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متساوی] eşit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متساویا] eşit olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tasavvur olunamaz, hatır ve hayâle gelmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğru olmayan, yanlış, haksız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortal struggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yurt dışında tarlası, bahçesi olan kimselere, serbestçe gidip gelmeleri için verilen vesika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laissez-passer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laissez-passer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychological warfare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychological warfare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Söz. 2. Haber. S. İleri sürülerek savunulan düşünce, dava, tez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegation. proposition. theorem. thesis. claim. assertion. allegation tez. iddia. word. proverb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thesis. word. saying. claim. assertion. indictment. allegation. charge. proposition. contention. means of evidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Staff Assistance Visit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Backup file / Configuration / Saved game situation. saveloy, a type of sausage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Söz, haber, dedikodu. İleri sürülerek savunulan düşünce. 2.Sağlam. 3.Şöhret, ün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük ör», bileği örsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Müjde, Ar. beşâret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğruluk, dürüstlük, sıhhat. 2. Doğru iş ve hareket, (bk.) Sevap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ثواب] doğru. 2.dürüstlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. savâb = hak, Fars. dîden = görmek). Doğru ve hak görülmüş, öyle hükmolunmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Haber veren, haber götüren, muhbir. 2. Müjde götüren.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. vahşi, yabani, medeniyet görmemiş; canavar ruhlu, yırtıcı, zalim: i. medeniyet görmemiş kimse; vahşi adam; zalim ve canavar ruhlu kimse; f. vahşice saldırmak. savagely z. vahşicesine. savageness i. yabanilik vahşet. savagery, savagism i. yaba

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Bir akarsuyun kollara ayrıldığı yer. 2. Suyun taksim olunduğu yerdeki örtülü ve lüleli havuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sluice. lock. floodgate. flume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sluice. mechanism or construction designed to distribute water or control its flow. gate. lock. canal lock. launder. weir. forebay. deflector. flume. crib. penthrough. penstock. pound lock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Geçen, devamsız, muvakkat. 2. Az kıymetli, değersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Haiti dilinden). Ekvator kuşağındaki geniş çayırlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Belirgin kuraklığa sahip tropik yaz yağışları zonunun (Muson) göreceli homojen bitki toplumlarıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

savanna. savannah.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

awning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

savannah. savanna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

savanna savannah.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. savana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alim, bilgin, hakim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).Harp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

war. fighting. wartime. war. warfare. battle. fight. combat. fighting. struggle. campaign. conflict. crusade. fray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

war. fighting. wartime. warfare. battle. fight. combat. struggle. campaign. conflict. crusade. fray. action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fight. war. warfare. struggle. striving. battle. hostilities. hostility. sword.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İki taraf teşkilat, ülke veya ülkeler topluluğu arasında meydana gelen silahlı vuruşma, cenk, muharebe, harb. Doğuş, kavga. Mücadele uğraş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battleship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battleship. warship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fighting ship. war vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Savaşan, Ar. muhârib. 2. iyi savaşan, çok savaşan, cengâver.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fighting. combatant. warlike. belligerent. bellicose. martial. trigger-happy. fighter. warrior. combatant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combatant. fighter. martial. militant. warlike. warrior. bellicose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Savaşan asker, insan, savaşçı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Savaşmak işi, muharebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fighting. shooting stick. warfare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Harbetmek, kavga etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fight. make war. war. battle. fight a battle. struggle. campaign. conflict. contend. strive against. strive with. wage war against. wage war on smb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle. combat. fight. struggle. war. top struggle. dispute. to work and struggle hard. to fight. to battle. to war. to fight sth. to combat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fight. to wage war. to battle. to fight against sth / sb. to make war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.” Ar. «savâd»dan). Gümüş üstüne kurşunla yapılan karakalem nakışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Derede hayvanlara su İçirilen yer. Ar. şerîa, Fars. Ab-hor.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Gümüş üstüne yapılan çizgiler, süsl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Savatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (hayvanları) Çayırda beslemek, otlatmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صوب] yön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Amme menfaatine davalar açan, hakimler katında sanıkları takip eden kimse, müddeîumûmî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public prosecutor. solicitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosecutor. attorney general. public prosecutor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public prosecutor. attorney general. district attorney. prosecuting attorney. counsel for the prosecution. prosecuting counsel. director of public prosecutions. government attorney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Savcının vazifesi ve memuriyeti, müddeîumûmîlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attorney generalship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a public prosecutor. office of the public prosecutor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Geçirmek, gidermek, defettirmek: Sancıyı, başağrısını savdırdım.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bağlaç), (edat) maada, -den baska, gayri, yalnız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kurtarmak; korumak, saklamak, muhafaza etmek; (ilah) günahtan kurtarıp bağıslamak; idare etmek, arttırmak, biriktirmek,tasarruf etmek; kaybetmemek; para biriktirmek veya saklamak. save face ayıbı yüzüne vurmamak. He walks home to save car fare Yol p

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sağlam, zinde, güçlü erkek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hediye, armağan, bahşiş, ihsan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karaardıç, bot. juniperus sabina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kurtarıcı; idareci; koruyan, muhafaza eden; kayıtlayıcı; i. tasarruf, iktisat; çoğ. biriktirilmiş para. savings account tasarruf hesabı. savings bank tasarruf bankası veya sandığı. savingly z. tasarruf ederek: kurtuluşunu sağlayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), (bağlaç) maada, -den başka. saving your presence haşa huzurdan, sözüm yabana sözüm meclisten dışarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kurtancı, halaskar; b.h. Hz İsa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Işık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Savlet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). Gemilerde sancağı, işaret bayrağı ve flamalarını direğe çekmeye mahsus ince ip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cirit oyununda atın üstünden topu kaldırıp almada kullanılan ucu eğri deynek, çevgân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saldırma, şiddetli hücum.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صولت] akın, saldırı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şiddetli saldırı, hücum.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Oruç.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صوم] oruç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Savmak işi. Baştan savma = Baştan defedilmek için yapılan, dikkatsiz, üstünkörü iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. savâmî). ibâdet yeri, zâviye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صومعه] manastır. 2.mabet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. savmaa = ibâdet yeri, Fars. nişesten = oturmak). Savmaada oturan, münzevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kovmak, tardetmek, uzaklaştırmak: Ben ahçıyı sevdim. 2. Atlatmak, geçirmek: Ben nöbeti savdım. 3. Nâzikâne yollamak, iyi kabûl ile beraber çok durdurmayıp gitmek lüzumunu anlatmak: Ben, şu misafirleri savayım da geleyim. Satıp savmak = Olanını satmak, bir şey bırakmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evade. to send away. turn away. to get rid. to avoid. escape. to get over. to turn away. to get rid of. to escape. to get over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get rid of sb. to get over. to get rid of successfully. to ward off a danger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Koruma, muhafaza.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Koruma, gözetme ile ilgili.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. beceriklilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tat, lezzet, çeşni; koku, rayiha; hassa; f., of ile tadı olmak, lezzeti olmak; çeşni vermek; lezzet vermek; kokusu olmak; zevk almak, tadına varmak. savorless s. tatsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kekiğe benzer bir çeşit baharat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. i. lezzetli iştah açıcı; hoş kokulu, rayihalı; baharatlı; uygun; i., ing. yemeğin başında veya sonunda yenen sıcak bir yemek. savorily z. iştah açacak sekilde. savoriness i. lezzetlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çesit kıvırcık kış lahanası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Savoylu kimse; Gilbert and Sullivan operalarının oyuncusu veya meraklısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aklı savrulmuş gibi düşüncesizce hareket eden, farfara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slapdash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careless. inattentive. untidy. messy. gauche. thoughtless. wild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carelessness. inattentiveness. inattention. untidiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Savurmak işine konu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be driven away. be scattered. be dispersed. fly. dash. skid. flourish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be windowed. to be thrown into the air. to be driven about. to be scattered to be spent prodigally. to swing. to skid. to slide. to slip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(.i). Yavaş, ağır, Fars. Aheste.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İşine önem vermeyip gelişigüzel yapıveren veya hep başka güne bırakan, ihmalci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neglectful. negligent. careless. slipshod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Savsalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put off doing sth continually. to put sb off with an excuse. to neglect sth / to do sth. neglect. to put on the shelf. temporize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Geciktirmek, bir işi hep geri bırakıp geçiştirip yapmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) c. asvât). 1. Ses, seda, F. bânk. 2. Bağırma, Ar. nidâ, Avâz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صوت] ses.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Sav).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (mü. savtiyye). Sesli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ses bilgisi, fonetik, Fr. phonâtique.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sözünde duran kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sağlıklı kal, hoşça kal.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Soğuk. (bk.) Sovuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çekil, yol ver, destur, vardal mânâsına ünlem (nidâ).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şakul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şakullemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sakınıp bir tarafa çekilmek: Herkes savulsun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Müdafaa: Millî savunma bakanlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defensive. defence. defense. defending. defensive. advocacy. hearing. plea. justification. speech. self-defence. self-defense. apologia. apology. argument. rampart. vindication. pleadings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advocacy. defence. plea. plea. defense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defence. defense by force of arms. defending. advocacy. apologetic. apology. the arguments. legal arguments. case for the defendant. shield.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (y. k.). Müdafaa etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line up with. defend. advocate. protect. stand up for. stick up for. argue. argue for smth. plead. justify. champion. declare oneself. fence. fight. stand up. vindicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advocate. champion. defend. justify. maintain. plead. support. to defend. to advocate. to champion. to maintain. to stand sb up for sb/sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to defend. apologise. apologize. champion. hold one's own against all comers. stick up for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defenseless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulnerable. defenceless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprotected. defenceless. indefensible. undefended. vulnerable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defenselessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulnerability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advocate. champion. defensive. exponent. supporter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defender. counsel for the defense. defensive. advocate. assertor. champion. counsel for the defence. upholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be defended.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boş yere çok harcayan, müsrif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high roller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extravagant. improvident. lavish. prodigal. profligate. spendthrift. wasteful. profligate müsrif.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prodigal. spendthrift. wasteful. extravagant. lavish. profuse. spender. uneconomical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prodigality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extravagance. improvidence. waste. prodigality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prodigality. extravagance. wastefulness. profusion. splurge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). T. Karıştırmak, altüst etmek: Harmanda ince saman kırıntısı ile karışık olan tahılı havaya atıp ayırmak: Harmanı, buğdayı savurmak. 2. Bir sıvıyı fıçının veya küpün musluğundan çekip üstüne atarak karıştırmak: Sirkeyi, turşuyu savurmak. 3. (argo) Yalandan övünmek, avurt satmak. Esip savurmak = mec. Atıp tutmak, bağırıp çağırarak hiddet etmek. Külünü savurmak = mec. Mahvetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow about. scatter. brandish. bung. chuck. chuck away. dash. flap. fling. hurl. hurtle. swing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brandish. dash. fling. to toss about violently. hurl. to winnow. to brandish. to bluster. to spend etravagantly. to toss about. to throw about. to hurl. to fling. to brandish. to wave around. to spend extravagantly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to winnow. to throw sth into the air. to drive sth about. to throw sth violently. to hurtle. to hurl. to fling. to brandish. to land. to fling. to fell. to waste. to spend prodigally. to exaggerate. cast. dart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Geçmek, iyileşmek, iyi olmak: Sıtma, başağrısı, sancı savuştu. 2. Gizlice kaçmak, yançizmek, gitmek, çekilmek: Biz otururken o usulcacık savuşmuş (sıvışmış da denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Geçirmek, geçiştirmek. 2. Kurtulmak, baştan atmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parry. to cause to go away. to avoid. to escape. to parry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get rid of. to shake. to ward off. to parry. to deflect. weather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) kavrayış, idrak; f. kavramak, anlamak, idrak etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sâkıbe). (bk.) SAkıbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civil defence. civil defence defense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cold war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cold war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tasvir). Tasvirler, resimler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تصاویر] resimler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yün» demek olan «sûf»dan ve daha doğrusu Y. «hikmet» demek olan «sofiya»dan) (c. tasavvufât). Sûfilik, dinde mânevi ve beşerî duygulara yer veren mistik akım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mysticism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mysticism. islamic mysticism. sufism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sufism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Islamic mysticism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. T.) (musiki). Türk dinî musikisinin cami musikisi dışında kalan dalı ki, «tarikat musikisi» de denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i A ). Tasavvufa ait, tasavvufla ilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mystical. sufistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تصوفی] tasavvuf ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» ten masdar) (c. tasavvurât). i. Zihinde canlandırma, şekillendirme, bir fikir peyda etme: Tasavvurum doğru çıkmadı, ben bu işi başka şekilde tasavvur etmiştim. 2. Akla ve hayale getirme, tahayyül: Etrafı ağaçlarla çevrilmiş bir büyük meydan tasavvur ediniz. 3. Niyet, tertip, maksat: Öyle bir tasavvurum vardı ama sonra vazgeçtim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imagination. thinking. concept. proposal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vision. idea. conception. imagination. plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idea. conception. conceiving. imagining. envisagement. concept. representation. edifice. mental image. realization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تصور] zihinde kurma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to conceive. to imagine. to envisage. to represent. fancy. suppose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tasavvur» dan imen.) (mü. tasavvuriyye). Tasavvura ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تصورات] tasavvurlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sevi» den). Bir ve müsavi olma, beraber ve aynı derecede bulunma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تساوی] eşitlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tasvir). Tasvirler. (bk.) Tasvir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تصاویر] resimler, tasvirler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Delivery Versus Payment Principle)

Borsa işlemlerinin takasında, tarafların, takasa olan borçlarını ödedikleri nisbette alacaklarının ödenmesi prensibidir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vakit kazandıran usul, zaman kazandıran aygıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tuğ sav.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tuğ savan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tuğ savaş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Düşman uçaklarıyla yerden savaşmak için kullanılan top, makineli tüfek vs. 2. Aynı maksatla kurulan askerî birlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anti-aircraft. anti-aircraft gun. flak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antiaircraft. antiaircraft weapon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tatsız, lezzetsiz, yavan; nahoş, çirkin, kötü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Temkinsiz, haysiyetini muhafaza edemiyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undignified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vakar yokluğu, temkinsizlik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., i. (çoğ. visàvis) (edat) karşı karşıya; i. karşı karşıya oturan veya duran kimse; aynı görevde bulunan memur; karşılıklı oturulur bir çeşit çift sandalye; (edat) hususunda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle yolların muhafazasına memur alay çavuşu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Koruyucu muhafız. 2.İlhanlılar devrinde ordu müfettişliği yapan kimse. 3.Jandarma, polis.

İsimler ve Anlamları by