Kav ne demek? | Kav anlamı nedir? | Kav

Kav anlamı nedir?

Kav ne demek?

Kav anlamı nedir?

Kav | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: kav

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ateş tutuşturmak veya sigara yakmak için çakmak vesaire ile tutuşturulan kuru şey, tutarak: Mantar kavı. 2. Bazı ağaçlarda ur gibi çıkan ve terbiye olunduktan sonra birer parçası çakmakla tutuşturulan pamuk gibi kuru ve yumuşak bir madde: Çakmakla kav tutuşturmak. 3. Parçalara ayrılmış ve her parçasının ucuna kibrit eczası sürülmüş, çabuk tutuşur kalınca kâğıt: Kav kutusu. Kav gibi = Kuru, hafif, çürük: Bu evin kerestesi kav gibi olmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punk. tinder. stake money. table stake. tinderbox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sonsuz güç ve kuvvet sahibi Allah’ın kulu. -Kaviy kelimesi Esmau’l-Hüsna’dandır. (bkz.el-Kaviyy).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

citron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Limona benzer fakat daha büyük ve kabuğu pek kalın bir meyva ki reçeli olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle of words.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بامقاوله] sözleşme ile, sözleşmeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güzel çiçekli bir kaktüs cinsi (Echinocactus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sepetçilikte kullanılan bir kavak çeşidi, sepetçi kavağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kurdun ensesinden yapılan kürk. 2. Kafasının tüyü par‘ak bir cins kurt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (asıl mânâsı: çıplak sarıksız kavuk giyen) Eline para vesaire geçirmek için yaltakçılık ve soytarılık edip kendi vekar ve haysiyetini muhafaza etmeyen adam, çanak yalayıcı. Fars. kâselîs, Ar. tufeylî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toadeating. adulatory. reptile. silky. soapy. apple polisher. toady. flatterer. sycophant. yes man. bootlicker. adulator. brown-nose. bumsucker. creeper. cringing. deadhead. flunkey. flunky. groveler. groveller. lackey. minion. reptile. tufthunter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creep. henchman. lackey. smarmy. sycophant. flatterer. bootlicker. toady.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flatterer. apple polisher. boot- licker. creep. flunkey. leech. sycophant. toadeater toady. trimmer. truckler. understrapper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sycophantic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fulsome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Çanak yalayıcılık, soytarılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bootlicking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adulation. flattery. sycophancy. toadyism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flattery. adulation. court. fair words. mealy-mouthed flattery. greasing. toadeating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Afrika’nın kuzeybatısında, Fas-Cezayir’i içine alan müslüman tarikatların genel adı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Derkava’ya mensup. - (bkz.Derkava).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(a uzun okunur) (i. A. c.) («kavi» in çokluğunun çokluğu, yani akvâl’ in çokluğudur). Kaviller, (bk.) Kavil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقاویل] sözler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the struggle to learn a living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kazı makinası.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. excavateur

kazaratar, kazmaç

Eklemli bir kol üzerinde hareket eden kepçeli bir çark veya zincirle donatılmış kazı makinesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excavator. digger. power shovel. steam shovel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excavator. power shovel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير قابل مقاومت] karşı konulmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. halkaviyye) (paleontoloji, anatomi, botanik). Halka veya halkalı şekil ve suretinde olan: Fasîle-i halkaviyye = Bir bitki türü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çizme burnunun kalıbı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Sevimsiz, kendisini bir şey sanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kakavan olma hali yahut kakavanca davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being stuck-up and stupid. being old and peevish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Yaban havucu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraternal fighting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i ). 1. Yavanca ve kalın tekerlek şeklinde peynir (İtalya’da bumbara doldurulan ve atın erkeklik organı demek mânâsına da gelen bir cins peynire derler). 2. Rulet denilen kumara mahsus fırıldağın bir kısmı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kava biberi, Polinezya'ya özgu biber familyasından bir bitki; bu bitkiden çıkarılan içki ve narkoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kabîle). Kabileler, oymaklar, bk. Kabîle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haffâf» tan bozma). Hazır ayakkabı satan esnaf. Kavaf malı = Ismarlama gibi dikkatli ve iyi malzemeli olmayıp hazır ve ucuz satılmak üzere yapılan şeyler gibi Adî ve çürük mal. Kâğıt kavafı = mec. Müzevir. Lâkırdı kavafı = Dedikoducu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

low quality. shoddy goods.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hazır ayakkabı satan dükkânların bulunduğu yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. kaafiye). Kafiyeler. bk. Kafiye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. kaafile). Kafileler, bk. Kafile.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوافل] kafileler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hazır ayakkabı satmak san’atı ve ticareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the cheap shoe trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. kaaide). Kaideler. bk. Kaide. Gramer ilmi ve kitabı: Kavâid-i Osmâniyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قواعد] kurallar, kâideler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. kaaime). Kaimeler, kâğıt paralar, bk. Kaime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düz ve pek yüksek ağaç ki ekseriya su kenarlarında ve sulak yerlerde olur, Ar. şecerülhurr: Akça, kara, servi kavak, Amerikan kavağı = Çeşitleri. Başında kavak yelleri esmek = Kendini büyük görmek, havaîlik. Balık kavağa çıkarsa = Olmayacak şey hakkında kullanılır. Kavak gibi büyümüş = Hiçbir şey öğrenmeyerek boy büyütmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poplar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poplar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(populus): Söğütgiller familyasından, sulak yerlerde yetişen bir çeşit ağaçtır. Akkavak, titrekkavak, tellikavak, servikavağı, karakavak, Hollandakavağı gibi çeşitleri vardır. Hekimlikte karakavak kullanılır. Karakavak 25-30 metre boyunda, gövdesi kalın bir ağaçtır. Yaprakları üçgen şeklinde, dişli ve tüysüzdür. Yaprak tomurcukları tanen, uçucu yağ, mum, salisin ve populin adı verilen glikozitleri taşır. Kullanıldığı yerler: Kavak tomurcuklarından hazırlanan merhemler basur memelerinin ve romatizmanın lokal tedavisinde kullanılır. Karakavak odunun yakılmasından kömür elde edilir. Mide ve bağırsaklardaki gazı giderir. Yine bu kömürden yapılan diş tozları da dişlerin temizlenmesinde ve dişetlerinin kuvvetlendirmekte kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavak ağaçları olan yer: Orada bir kavaklık vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poplar grove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), içi boş, boru gibi şeylere denir. Kaval düdük = Çobanların çaldıkları kalınca sesli büyük düdük. Kaval tüfek = Namlısı yivsiz tüfek. mec. Altı kaval üstü şeşhâne = Ustü altına benzemez münasebetsiz kıyafet vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe. shepherd's pipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shepherd's pipe. flageolet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tibia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tibia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Deniz kenarında salaş ve dam yapılmış yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. kaaleb). Kaabler, kalıplar, bk. Kalıp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escort. partner. male dancing-partner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man who is a woman's dancing partner. beau. escort. squire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act as a woman's escort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (i. cavaliere). Süvari ve atlı demek olup Ortaçağ’da Avrupa” da Hıristiyanlık uğrunda can feda etmiş kahraman gibi tanınan bir sınıf mutaassıp cengâverlere denirdi ki, bunların birtakımları bazı yerlerde ruhânî ve askerî bir çeşit idare ve hükümete de kavuşmuşlardır: Rodos, Malta kavalyerleri. bk. Şövalye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Aktarma, nakil. Kavança etmek = Aktarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of a sail or boom shifting. substituting (one thing for another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kanûn). Kanunlar. bk. Kanun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوانين] kanunlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toprak veya camdan, ağzı geniş kap, ufak küp: Yağ, turşu kavanozu. 2. Toprak veye çiniden ağzı geniş ve bazen dar küçük kap: Reçel, İlâç, enfiye, pomat kavanozu, mürekkep kavanozu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jar of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jar. pot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small glass jar. pot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yellenme, carta, zarta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Büyük Amirler hizmetinde çavuş, emir çavuşu. 2. İş sahiplerini çağıran görevli, mahkeme hedemesi, muhzır, mübâşir: Kavas gelip çağırdı. 3. Yabancı elçiliklerde diplomatların maiyetinde hususî kıyafetli muhafaza memuru ki, eski zamanlardan kalmış bir şeydir. 4. Banka gibi yerlerde kullanılan silâhlı muhafız (bugün yalnız 3. mânâsı ile kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kavass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tipstaff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Okçu, tüfekçi, tüfekli alet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavas sıfat ve hizmeti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kavas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ,L.). Acı ağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KAVVAD) (i. A. «kıyâdet» ten imüb.). Pezevenk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acımsı ve sertçe bir cins domates ki, başlıca turşusu yapılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yekpare ağaçtan oyulmuş kap, tekne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Ağaç çivi, takoz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fight. fighting. quarrel. dispute. brawl. strife. row. brawling. affray. broil. bust-up. conflict. contention. feud. fray. jangle. jar. kick-up. miff. punch-up. rumpus. scrap. scuffle. set-to. shooting match. tilt. unpleasantness. wrangle. odds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affray. altercation. bother. brawl. dispute. dissension. dustup. faction. feud. fight. fray. hassle. quarrel. scrimmage. scuffle. strife. tussle. war. bust-up. struggle. battle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fight. quarrel. row. brawl. struggle. altercation. combat. difference. embroilment. feud. fighting. fray. hassle. kick- up. maul. rumpus. scuffle. set to. squabble. tangle. wrangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brawl. dispute. fight. quarrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fight. to quarrel. altercate. barat. pull caps. scrap. squabble. tilt at. wrangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı Türkçe olup Farsça’ya dilimizden geçmiş olduğu sanılır). 1. Gürültü, patırdı, köpeklerin kavgası. 2. Savaş, harp muharebe, cenk, cidal: Kavgaya gitmek. 3. Tutuşma, vuruşma, Ar. münâzaa, mudârebe, müşecere: Konuşma derken kavgaya çevirdiler. Sert konuşmalarını işiten kavga ediyorlar zanneder. 4. Dargınlık, konuşmama, münasebet kesme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavga etmeyi seven, sık sık kavga çıkaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarrelsome. combative. aggressive. spoiling for a fight. bellicose. belligerent. combatant. contentious. disagreeable. disputatious. litigious. militant. pugnacious. scrappy. turbulent. warlike. fighter. militant. ruffian. wrangler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggressive. bellicose. contentious. difficult. fighter. fractious. pugnacious. quarrelsome. truculent. wrangler. combative. belligerent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarrelsome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combativeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to quarrel with each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Birisiyle kavga ederek darılmış olan. 2. içine kavga karışan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disputed. cross/angry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disputed. mad at sb. angry with sb. angry with each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peaceable. without a quarrel. peacefully.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kuvvet» ten smüş.) (mü. kaviyye). 1. Kuvvetli, güçlü, zorlu, metin, dinç. Kavî adam, kavî bina, madenlerin en kavîsi çeliktir. 2. Sağlam, doğru, emin, kuvvetli: Ihtimâl-i kavî, istihbârât-ı kaviyye, kavî söz, vaad-i kavî. Kaviyyül-bünye = Bünyesi sağlam. 3. Zengin, varlıklı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «keyy.den if.) (mü. kâviyye). Yakan, yakıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong. durable. sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوی] güçlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yakar, yakıcı. 2.Kuvvetli, güçlü. 3.Sağlam inanılır. 4.Zengin varlıklı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kavi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. understanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Kavî hale gelmek, kuvvetlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to strengthen. to make sth strong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sözleşmek, söz bağlamak, mukavele etmek: Yarın ava gitmek üzere kevileştik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kıvâm» dan). 1. Doğru, dürüst, kıvâmında. Râh-ı kavim = Doğru yol. 2. Ayakta, dik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KAVM) (i. A.) (c. akvâm). Irk veya bir ırkın büyük bir dalı: Türk kavmi, Arap kavmi, Türkmen kavmi, akvâm-ı Arab, kavm-i Ad. 2. Bir peygamberin gönderildiği cemeat: Kavm-i NÜh, kavm-i LÜt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peoples.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribe. people. nation budun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a people. horde. society.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوم] topluluk, ulus.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KAVS) (i. A.) t. Yay, Fars. kemân. 2. (geometri) Daire çenberinin bir kısmı. 3. (astronomi) Yay burcu: Burc-ı kavs. Kavs-i kuzah = Gökkuşağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arcuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arc. bow. camber. curve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arc. curve. bow. camber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوس] yay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yay. 2.Gökyüzü, ay, burcu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arcuate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kuvvetli, güçlü, dayanıklı, metin muhkem, sağlam. 2.Şiddetli, zorlu. 3.Kudret sahibi herşeye gücü yeten. Cenab-ı Hakk’ın güzel isimlerinden biri. Kur’an-ı Kerim’de 10’dan fazla yerde geç(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوی البنيه] sağlam yapılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Yakıcılık, Fr. causticiti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Kavkas. bk. Kafkas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Danatabanı dikeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Salyangoz, midye gibi hayvanların sert kabuğu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قول] söz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. akvâl). 1. Söz, lâkırdı, Fars. suhan, güftâr: Onun kavliyle hareket ediyor, filânın kavline göre. Fiil zıddı: Fiiti kavline uygun, kavli işine benzemiyor. 3. Sözbirliği etme, sözleşme, mukavele, uyuşma: Biz onunla kavlettik; kavileşmişler. Kavl-i hod = Kendi sözü; kimse tarafından tasdik olunmayan söz. Kavl-i mücerred = İsbat olunmayan söz: O dava kendisinin kavl-i mücerredinde kaldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. kavi = söz, Fars. nâme = yazılı şey). Üzerine bir mukavele ve anlaşma yazılmış ve imzalanmış kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kabuğu kabarıp düşmüş, kabuğu ayrılıp dökülmüş: Kavlak ağaç. Kaskavlak (cascavlak) = Büsbütün soyulmuş, çıplak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kabarıp parça parça dökülmek, şişip etinden ayrılarak düşmek: Yüzü kavladı, yılanın derisi kavlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sözle, söz olarak, zıddı: fiilen. Kendisi kavlen birçok şeyler vadediyorsa da henüz ortada bir şey yok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kavliyye). Söze ait: Kavlî eserler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kasığı şiş, fıtıklı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوم] kavim, topluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ethnic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قومی] kavme dayalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوميت] kavimlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barsakları ve böbreği örten zar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. mantık) (y. k.). mefhum, mânâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concept. notion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conception. concept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concept. notion. conception. fancy. purport. purview. senses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Bir nesnenin zihindeki soyut ve güzel tasarımı, mefhum. 2.Nesnelerin ya da olayların ortak özelliklerini kapsayan ve ortak bir ad altında toplayan genel tasarım. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kavrama, anlama işi. 2. Ağaç kuşak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engaging. gripping. understanding. apprehension. comprehension. apperception. grasp. seizing. bite. chuck. cinch. clasp. claw. clutch. cognation. cognizance. conception. digestion. fathom. grip. insight. penetration. perception. prehension. uptake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clasp. clutch. cognition. comprehension. conception. grasp. grip. hang. insight. range. understanding. apprehension. coupling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clutch. grasp. comprehension. understanding. grab. clutch pedal. brace. strut. crosspiece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Zor ve şiddetle tutmak, kapmak, yakalamak, bütününü avuç içine almak: Portakalın birini kavradı. 2. Sarmak, etrafını almak, çevirmek, içine almak: Sızılar vücudunu kavradı, ateş mahalleyi kavradı. 3. Anlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compass. understand. absorb. comprehend. fathom. seize. grasp. get a grip. hold. apperceive. appreciate. apprehend. bite. catch. catch on. clasp. clench. clip. clutch. come home. conceive. cup. dawn on. digest. discern. get. get hold of. grip. latch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehend. bite. catch. clasp. clutch. comprehend. digest. fathom. grasp. grip. perceive. read. realize. see. seize. snatch. to comprehend. to understand. to apprehend. to grasp. to seize. to grip. to bite. to snatch. to clutch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grab. clasp. to comprehend. to grasp. to seize. to conceive. to clutch. crabbing. to engage the clutch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Kâinatın ancak eşya ile var olduğunu, ondan ayrılırsa zihnin bir mefhumundan ibaret kalacağını ileri süren doktrin, Fr. conceptualisme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conceptualism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conceptualism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conceptualize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conceptual. conceptive. conceptional. notional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conceptual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conceptual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kavranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be comprehended. to be grasped. to be clutched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incomprehensible. inconceivable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kavramak işine konu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sb to comprehend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Kavramak işi. bk. Kavramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehension. conception. grasp. insight. perception. reach. comprehension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehension. comprehension. conception. savvy. understanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quick to comprehend. quick-witted. penetrative. perceptive. percipient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slow-witted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). I. Kavrulmuş, yanmış, güneşten kurumuş, hava çalmış: Kavruk yaprak, yüzü kavruk. 2. Hastalık yüzünden büyüyememiş: Kavruk bir çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kızarılmak, üstü kızaracak surette pişirilmek: Yağda kavrulmuş ciğer, kavrulmuş kestane. 2. Yanmak, hararetten kurumak: Bu çiçekler güneşten kavrulmuş. 3. Hastalık çekip büyüyememek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be roasted. be parched. broil. parch. roast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roast. to be roasted. to roast. to be scorched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to roast. to be roasted. to be parched. to be scorched. broil. char. parch. scorch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roasted. parched. burnt. torrid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roasted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roasted. blasted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوس] yay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iki nehrin birleştiği, bir çayın bir ırmağa döküldüğü, iki yolun birleştiği yer, Ar. mülteka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junction. intersection. interchange. road junction. crossroads. crossroad. confluence. conflux.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersection. junction. crossroads. koru.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junction. intersection. crossroads. confluence. cross road. crossing. node.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hurma dalından veya ince dallardan yapılmış sepet ki, bizce iki tarafı sivri ve ortası şişkince olup üçgen şeklindedir ve meyve nakline yarar: Kavsara armudu. 2. İnsan ve hayvan kaburgası, iskelet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tes.). İki kavis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kavsiyye). Yay şekil ve biçiminde olan, Ar. kavsiyy-üş-şekl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (kof demek olan «kav» dan gelir). 1. İçi boş şey, kof mahfaza, kap: Sidik kavuğu = Mesane. Od kavuğu = ödlük. 2. Vaktiyle başa giyilen şey, ekseriya pamuklu ve yüksekçe olup üzerine sarık sarılır: Kâtip kavuğu, yeniçeri kavuğu. mec. Kavuk sallamak = Dalkavukça tasdik etmek, birinin her dediğini tasdik ve takdir ederek ziyakârlık etmek. Karakavuk = Hindibâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kavuk giymiş. 2. Orta oyununda, başlıca şahıslardan biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle kavukları koymakta kullanılan asma raf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kabakgillerden, dallan yerde sürünen bir bitki ve meyvesi; çeşitleri vardır. Karpuzla beraber bostan dahi denilir. Kavun karpuz dikmek. Kavuniçi = Penbeye çalar koyu sarı renk. Ağaçkavunu = Kübbâd çeşidinden gayet kalın kabuklu, reçel yapılan bir meyve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

melon. musk-melon. muskmelon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

melon. muskmelon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

melon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(cucumis melo): Kabakgiller familyasından; vatanı Küçük Asya olan, sürüngen gövdeli, iri meyveli bir yıllık bir bitkidir. Yaprakları oldukça büyüktür ve yürek biçimindedir. Çiçekleri, yapraklarının koltuğundan çıkar. Meyvesi sulu ve güzel kokuludur. Kullanıldığı yerler: Sinirleri yatıştırır. Rahat bir uyku verir. Böbrekleri ve kanı temizler. Cide temizlik verir. İdrar söktürür. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder. Nikris ve romatizma şikayetlerinin hafiflemesini sağlar. Akciğer veremi ve kansızlıkta da faydalıdır. Kabızlığı giderir. Basur memelerinin şikayetlerini azaltır. Vücuda serinlik verir. Mide ve bağırsaklarda ülser veya iltihap olanlarla, şeker hastaları ve yüksek tansiyonlular yememelidir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yellowish orange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mısır, buğday gibi şeylerin yemek için kavrulmuş şekli. bk. Kavurmaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yağda kavrulmuş et yemeği: Patatesli, soğanlı, kestaneli kavurma. Kuşbaşı kavurma = Kemiksizi. 2. Tavada kendi yağı ile kavrulup sonra dondurularak saklanmış et: Kurban etlerini kavurma yapıp uzun zaman yerler. Tavada kızartılmış, kavrulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roasting. fried meat. roasted. fried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roasted wheat. corn or chickpeas. meat braised in its own fat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavrulmuş kuru buğday (kavrulmuş yeşil buğdaya ferik ve ütüme derler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tava veya ateşte kızaracak derecede pişirmek. 2. Yakmak: Elimi kavurdum, güneşin harareti bu çiçekleri kavurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roast. parch. scorch. bake. parboil. sear. torrefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roast. scorch. sear. to roast. to fry. to scorch. to blast. to parch. to blight. to sear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to roast. to blight. to blast. to parch. to scorch. broil. burn. char. torrefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavada kızarttırmak, üstü kızaracak şekilde pişirtmek: Ciğeri yağda kavurtmak, kahve kavurtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth roasted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kavuşmak işi. 2. (botanik) Mantar ve yosun sınıfından olan bazı bitkilerde en basit cinsî birleşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encounter. meeting. reunion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birleşmek, bir yere gelip temas etmek, Osm. ittisâl ve iltisâk etmek: Bu ceket kavuşmuyor, kapı kanatları birbirine güzelce kavuşmalı. 2. Görüşmek, konuşmak, buluşmak, bir araya gelmek, ayrılık ve hasretten sonra tekrar buluşma: Sevdiğine kavuşmak, çoluk çocuğuna kavuşacaktır. 3. Yara vesaire ağzı kapanmak, iki tarafının derisi birleşmek: Yarası daha tamamiyle kavuşmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meet. come together. rejoin. reunite. converge. resume. retrieve. return to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retrieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be reunited with. to succeed in getting sth long sought for. to reach. to arrive at. to flow into another. to join another. to meet. to overlap properly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birleştirmek, yan yana getirmek, temas ettirmek, Osm. ilsak etmek: Etekleri, önünü kavuşturmak, ellerini göğsü üzerinde kavuşturmak. 2. Mülâkat ettirmek, bir yere getirip görüştürmek. Ayrılıktan sonra birleştirmek: Allah sizi sevdiklerinize kavuştursun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bring together. fold. restore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fold. to cause to meet. to bring together. to unite. to cross.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reunite sb sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi). Yer küre bir uçta kalmak üzere, yerin, güneşin ve herhangi bir gezegenin bir doğru üzerine gelmeleri, İçtima.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conjunction içtima.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Yeryuvarlağı bir uçta kalmak üzere yerin güneşin ve herhangi bir gezegenin bir doğru üzerine gelmeleri. 2.İçtima. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavrulmuş undan yapılma yemek ki, göçebe halkın en başlı yemeğidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kavuzlular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Birçeneklilerden, çiçeklerin renkli taçyaprağı yerine kavuz denilen yeşil renkte yaprakçılar bulunan bitki takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kavi» den imüb.). Çok konuşan, lafazan, geveze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kavs» ten imüb.). Okla silâhlı asker

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sert kabuk, kof kap: Buğdayın kavzası. Akkavza = Bir bitki, Fr. behen bleu. Karakavza = Yaban havucu, Fr. panicant.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (koza demek olan «kavza»dan). Kabarmak, üfürülmek, kabarıklar peydâ etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Omuz kürkü.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Adil, necip. 2.Keyaniyan’ın II. padişahı olup Keykubat’ın torunu ve halefidir. Key’lerin ikinci padişahı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. matematik). Yüzü bir tasın içi gibi çukur olan; içbükey.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. concave

fiz. ve mat. içbükey

Yüzeyi düzgün ve pürüzsüz çukur biçiminde olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concave. dished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). İş verenin, taleplerini kabûl ettirmek maksadıyla iş yerini kapaması.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. lock-out

iş bıraktırımı

İşverenin işçileri topluca işten uzaklaştırma veya işten çıkarma kararı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lockout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lock-out. lockout. shutout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mukavele.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقاولات] sözleşmeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kavi» den) (c. mukavelât). 1. Sözleşme, söz edişme. 2. Bir iş hakkında iki taraf arasında verilen karar, her iki tarafın şartlarını içine alacak şekilde düzenlenen senet: Şirket mukavelesi; mukavelesiz işe girişememe. Mukavelât muharriri Noter.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. contract. treaty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covenant. contract. agreement. bond sözleşme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. contract. written agreement. convention. covenant. pact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقاوله] sözleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mukavele senedi: Mukavele-nâmesini gösterdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contract. written agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مقاوله نامه] sözleşme metni.)

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kıyâm» dan). Karşı durma, dayanma, boyun eğmeme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resistance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stand. resistance. endurance. strength.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endurance. resistance. holding out. load.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقاومت] karşı koyma, direnme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to resist. to hold out against. make head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

karşı koymak, direnmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endurance run.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), işgal altındaki topraklarda düşmanla gizli veya çete savaşı şeklinde savaşan kimse, milliyetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resistance fighter. member of a resistance movement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb or sth which has staying power of resistance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb / sth which lacks staying power of resistance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kıyâm» dan lf.) (mü. mukavime). Mukavemet eden, karşı duran, dayanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb / sth which has staying power. tough. unyielding. resistant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقاوم] karşı koyan, direnen, dirençli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «kuvvet» den imef.). t. Sağlamlaştırılmış. 2. Vaktiyle birkaç tabaka kâğıdın üst üste yapıştırılmasıyla yapılan ve şimdi kalın olacak şekilde dövülen kâğıt: Mukavvadan kutu. 3. Mukavvadan yapılmış: Mukavva kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pasteboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cardboard. pasteboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

board. pasteboard. cardboard. card. bristol. paper board. made of carboard. card board. carton. glazed cardboard. millboard. paperboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kavs» den imef.) (mü. mukavvese). Yay gibi eğri, bükülmüş, kemerli. Hatt-ı mukavva» = Eğri çizgi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kuvvet» den if.) (mü. mukavviye). 1. Kuvvet veren, kuvvetlendiren, sağlamlaştıran. 2. (tıp) Kuvvet için verilen (ilâç): Mukavvî şurup.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقوی] güç veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kavs» ten if.) (mü. mütekavvise). Yay gibi eğri, eğrilmlş, bükülmüş, kavisli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

down and out. knockout. knockout. kayo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knockout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رشک آور] kıskandırıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صادق القول] doğru sözlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.). 1. Bedbahtlık, saadetin zıddı. 2. Yaramazlık, kötü iş. 3. Haydutluk, eşkiyâlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

struggle to get or maintain an administrative post.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şakavet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شقاوت] haydutluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kadınlar arasında «nüzul, felç» mânâsında kullanılan Arapça bir söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Keşif işlerinde kullanılan bir çeşit gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). At nalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nalbant.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقاویم] takvimler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ı. A. «kuvvet» ten). Kuvvetlenme, kuvvet kazanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (m. takvim). Takvimler, (bk.) Takvim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقاویم] takvimler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kavs» ten). Kavislenme, eğilme, eğri biçime girme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırılıp bükülerek uzayıp giden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sinuous. winding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serpentine. snaky. spiral. winding. zigzag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zekâ yerine kullanıyorsak da, Arapça olmayıp uydurmadır; :ekâ demeli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذکاوت] zekilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Zeka, zeki-lik.

İsimler ve Anlamları by