Kefş-ger-dan ne demek? | Kefş-ger-dan anlamı nedir? | Kefş-ger-dan

Kefş-ger-dan anlamı nedir?

Kefş-ger-dan ne demek?

Kefş-ger-dan anlamı nedir?

Kefş-ger-dan | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: kefs ger dan

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kundura çeviren hizmetkâr.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony tarafından sunulan VW serisi ev sineması projektörlerindeki 12 volt trigger çıkışı, güçlendirilmiş bir ekranı etkinleştirmenizi sağlar. Projektörü çalıştırmak için çevre birimlerine bir elektrik sinyali gönderilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu mod, filmlerin yönetmenin büyük ekran için amaçladığı üzere saniyede 24 kare hızında izlenmesine olanak sağlar. Günümüze dek, evde izlenen filmler sinema salonunda olduğundan ‘daha hızlı’ oynatılmaktadır. TV’de yayınlanan ya da DVD olarak satılan filmlerin, PAL biçimiyle uyumlu izlenebilmesi için ayarlanması gerekmektedir. Buradaki fark, filmler saniyede 24 kare hızında çekilirken standart bir TV’nin saniyede 25 kare hızında yayın yapmasından kaynaklanmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şen, mâmur (Abâd gibi).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبادان] bayındır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mâmurluk, şenlik, bayındırlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبادانی] bayındırlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şenlik, mâmurluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ab’dan). 1. Bahçe kovası, sulamaya mahsus süzgeçli kova. 2. Sidik kesesi, mesane.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبدان] su kabı. 2.mesane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبدندان] bön. 2.âciz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Abid ve zâhide yakışır surette, Abidce: Bir Abidâne tavır ile; Abidâne ömür sürüyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bolluk, çokluk, bereket; servet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bol, bereketli, mebzul abundantly (z). bol bol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uyum, ahenk, uzlaşma in accordance with (-e) göre, (-e) uygun olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adana.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a city in southern Turkey on the Seyhan River.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a city in southern Turkey on the Seyhan River.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) /(Erkek İsmi) - Şanlı, şöhretli

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Adama işine konu olmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Temiz, doğru kimse

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral. word-of-mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral. verbal. verbally. orally. verbally şifahen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral administration verbally. by words only. by word of mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mouth to mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betray. slip out. to put in on the street.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنگر] demirci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اخگر] kor ateş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Solunmaya yarayan organ. Ree (karaciğere karşı böyle adlandırılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pulmonary. pulmonic. lung. lungs. bellows.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lung. pulmonary. lungs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Karındanbacaklı yumuşakçaların bir ciğerle nefes alanları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çabuk aldanır, her şeye kolay inanır, kanan, aldanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iğfal, hile, oyun, aldatma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aldanmak fiili, bk aldanmak, aldanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deception. illusion. phantom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deception. delusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bust. deception. illusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hile ve hud’aya kapılmak, iğfal olunmak. 2. Yanlış bir fikre kapılmak, gafil bulunmak. Doğru hüküm verememek. 3. Yalana inanmak. 4. İtimada değer olmayan birine itimat edip ona güvenmek suretiyle kanmak, mağdur olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fall for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be deceived. to be duped. to be had. to be wrong. to be mistaken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be deceived / duped. fall for sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Cezayir. Algiers (i). cezayir (cezayirin başkenti) algerian (i). (s) Cezayirli. Algerine (i). (s). Cezayirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Cezayirli Algerine (i)., (s). Cezayirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke


Daha Büyük Görüntüle . Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Baltik Denizi ve Kuzey Denizi kıyısında, Hollanda ile Polonya arasında, Danimarka’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 51 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 357,021 km².

Sınırları: toplam: 3621 km.

Sınır komşuları: Avusturya 784 km, Belçika 167 km, Çek Cumhuriyeti 646 km, Danimarka 68 km, Fransa 451 km, Lüksemburg 138 km, Hollanda 577 km, Polonya 456 km, İsviçre 334 km.

Sahil şeridi: 2,389 km.

İklimi: Ilıman ve deniz iklimi; soğuk, bulutlu, rutubetli kışlar ve yazlar; ılık rüzgarlar yaygındırlar.

Arazi yapısı: Kuzeyde alçak ovalar, merkezde yüksek araziler, güneyde Bavaria Alpleri yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Freepsum Gölü 2 m; en yüksek noktası: Zugspitze 2,963 m.

Doğal kaynakları: Demir, kömür, potas, kereste, linyit, uranyum, bakır, doğal gaz, tuz, nikel, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %33.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %31.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 82,422,299 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.12 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.8 yıl.

Erkeklerde: 75.81 yıl.

Kadınlarda: 81.96 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 43,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1000 den az (2001 verileri).

Ulus: Alman.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %91.5, Türk %2.4, diğer %6.1 (Yunan, İtalyan, Polonyalı, Rus, Hırvat-Sırp, İspanyol).

Din: Protestan %34, Roma Katolikleri %34, Müslümanlar %3.7, diğer %28.3.

Diller: Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Almanya Federal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Almanya.

Yerel tam adı: Bundesrepublik Deutschland.

yerel kısa şekli: Deutschland.

Eski adı: Alman İmparatorluğu.

ingilizce: Germany.

Yönetim


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the altogether. natural. stark naked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Ondan, bk Ol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Musikide hareket gösteren bir terim. Yavaş, ağırca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

andante.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moving moderately slow, but distinct and flowing; quicker than larghetto, and slower than allegretto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A movement or piece in andante time. a moderately slow tempo moderately slow at a moderately slow temp; 'this passage must be played andante'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderate tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tempo marking meaning a walking pace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In moderately slow time, flowing easily and gracefully Slower than moderato, faster than lento.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderately slow. a moderately slow tempo. at a moderately slow temp; 'this passage must be played andante'. moderately slow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (müz). andante.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. musiki). Andanteden, daha yürükçe, daha canlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

andantino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rather quicker than andante; between that allegretto. moderately fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Slightly faster than andante. Slightly faster than andante.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Diminutive of andante, usually indicating not quite as slow as andante.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (müz). andantino.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). öfke, hiddet, gazap, dargınlık ; (f). darıltmak, kızdırmak, öfkelendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Anıtkabir, Atatürk’ün “Buradan Ankara ne güzel görünüyor” dediği Rasattepe’de 9 Eylül 1944 yılında atılan temel çalışmalarıyla başlamıştı. İnşaat çalışmaları sırasında yapılan kazılarda buranın Frigyalılar’a ait eski bir mezar alanı olduğu bulunan mezarlardan anlaşılmıştı. Ata’nın bu kabire nakli ölümünden ancak 15 sene sonra gerçekleşti.

Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı.

İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’de Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldüklen sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’te Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsinore’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). asılı, takılı, muallakta ; ait olan, müteallik, mülhak, bağlı, merbut; (i). eklenen veya ilave edilen kimse veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., zool örümcek ve akrep cinsinden hayvan; (s). bu hayvanlara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Arsal).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the dodge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Arkadan aydınlatmalı bir ekranda, sıvı kristal veya farklı türde bir elektronik ekranın arka kısmında bir ışık kaynağı (genellikle LED) bulunur. Sony WALKMAN® serimizde kullanılan bu ekran, özellikle parlak günışığında ekranın daha kolay okunmasını sağlar. Arkadan aydınlatmalı ekran teknolojisi sayesinde, dışarıda ve hareket halindeyken de ekran yazılarını kolayca okuyabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

after. after. behind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

after.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

after.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski şovalyenin silâhtarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surplus value. residual cost / value. incremental value. appreciation surplus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hüküm, nüfuz, itibar, üstünlük, faiklyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). hüküm, nüfuz, itibar; s yükselen; üstün, faik, hâkim; ufukta görünmeye başlayan. be in the ascendant galip olmak, nufuz sahibi olmaya başlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) muneccim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hippodrome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Diğer birçok alışkanlıkta olduğu gibi, bunun da sebebi, insanların çoğunun sağ ellerini kullanıyor olmalarıdır. Asırlar önce, daha çok sağ ellerini kullanan insanlar, kılıçlarını kolay çekebilmeleri için, kılıçlarını kınlarında, sol taraflarında taşıyorlardı.

Ata binerken, sol dizin altına kadar inen bu uzun kılıçla ata sağdan binmek, yani sağ ayağı üzengiye koyup, sol ayağı atın üzerine atarak binmek kılıç nedeni ile zor oluyordu.

Soldan, sol ayağı üzengi üzerine koyup, sağ ayağı atın üzerine atarak binince kılıç sorun yaratmıyordu. Özellikle savaşa giden ordularda disiplin nedeni ile bir örnek hareket edilmesi gerektiğinden, solaklar da ata soldan binmek zorunda kalıyorlardı.

Artık biniciler kılıç taşımıyorlarsa da, ata soldan binmek günümüze kadar uzanan bir gelenek haline geldi.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آتشدان] mangal. 2.ocak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devam, gitme; refakat; hazır bulunanlar, maiyet. dance in attendance on üzerine titremek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hizmetçi, hizmetkar; refakat eden kimse, eşlik eden kimse; beraberinde olan şey; bir kimsenin maiyetinde çalışan memur; netice, akıbet

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). burgu, matkap, delgi. shell auger kaşık matkabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tarih). Osmanlı sarayında bir hademe sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sanatkâr Alât ve edevâtı, marangoz vesaire takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kit. set of tools. equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engine. equipage. gadget. gearing. kit. set of tools. implements. utensils. hand tools. set. gear. gear and tackle. requisite. facilities. apparatus. instrument. appliance. equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aşağı tabakanın beğeneceği surette, aydınların hoşuna gitmiyecek kadar kaba ve Adî.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ay’a dahil olan. Ay gibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

month by month.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ay’ın ışığı, aydan yayılan ışık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tracing paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayna mahfazası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paternal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Badana, duvarlara vurulan kireç veya aşı boya şerbeti: Badana etmek, çekmek = Duvarları bu şerbetle beyazlatmak veya boyamak. 1. Aşırı derecede sürülen düzgün. 2. Sathî tamir, bir şeyin kusur ve eksiklerini zâhirde görünmeyecek surette yalandan süsleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitewash. lime-wash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitewash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitewash. lick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Badanacı, duvarları badana eden sanatkâr, bu sanatla geçinen adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitewasher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Duvarları badana etmek sanatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Badanalamak, duvarlara kireç veya aşı boya şerbeti çekmek, badana vurmak: Badanacı evleri badanalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decorate. whitewash. to whitewash. to decorate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to whitewash. to whiten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Badanalatmak, badana ettirmek: evi hangi badanacıya badanalattınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Badanalı. Badana sürülmüş, kireç veya aşı boya şerbetiyie boyanmış: Badanalı duvarlar sıhhate elverişlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitewashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). porsuk; porsuk kürkü; porsuk kılından yapılma fırça ve olta; (f). kızdırmak, gücendirmek; taciz etmek, canını sıkmak, fig. başının etini yemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

functional value. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on account of. with regard to. in point of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in point of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Bal gibi tatlı, şirin, hoş.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şarkı satan kimse; kotü şair.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A species of silk or cotton handkerchief, having a uniformly dyed ground, usually of red or blue, with white or yellow figures of a circular, lozenge, or other simple form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A style of calico printing, in which white or bright spots are produced upon cloth previously dyed of a uniform red or dark color, by discharging portions of the color by chemical means, while the rest of the cloth is under pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

or Bandanna A pocket-handkerchief It is an Indian word, properly applied to silk goods, but now restricted to cotton handkerchiefs having a dark ground of Turkey red or blue, with little white or yellow spots. or Bandanna A pocket-handkerchief It is an In

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çoğunlukla kırmızı veya mavi zemin üzerine beyaz benek veya desenleri olan büyük mendil; herhangi bir büyük mendil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account passbook. bank book. pass book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bütün vücudumuz, bir kısmı gözle görülebilen, büyük bir kısmı da ancak dikkatli bakınca fark edilen kıl ve tüylerle kaplıdır. Bu tüy ve kılların dibinde ‘sebum’ adı verilen yağ bezleri vardır. Bunların çıkardığı yağ, su geçirmez keratin bir tabaka oluşturur ve suyun derimizden içeri girmesini önleyerek derimizi yumuşak tutar.

Belki de en çok kullanılan yerler olmaları nedeni ile vücudumuzda sadece parmak uçlarımız ve tabanlarımızda kıl veya tüy yoktur. Dolayısı ile koruyucu keratin tabaka da yoktur. Ayrıca parmaklarımızın uçları ve ayaklarımızın tabanları kalın bir deri tabakası ile kaplanmıştır.

Parmaklarımızın uçları ve tabanlarımız suyun altında belli bir süre kalıp iyice ıslanırsa, osmos denilen daha sulu bir maddenin daha koyu bir maddenin içine girişi sonucunda derimizin altına su girer ve bu su burada kendine yer bulmak ister. Ancak buradaki kalın derimizin genleşerek bu suya ayırabileceği fazla yeri olmadığı için, aynen yazın çok sıcak havalarda yollardaki asfaltlarda olduğu gibi eğilir, bükülür yani büzüşür.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A). Soğukça, soğukçasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discard. dispose. ditch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to throw overboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i T. Fr). Başkomutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supreme commander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supreme command.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şımarık, gururlu, kendini beğenmiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Buhurdan. Tütsü yakmaya mahsus kap. («dan» Farsça’da zarf edatı olduğundan, yine bu mânâda olan «lık» edatının ilâvesiyle buhurdanlık demek galattır), (bk.) Buhurdan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. münakaşaya meyilli oluş, münakaşacılık; harpçilik, muhariplik, harp hali, harp etme. belligerency i. kavgacılık eğilimi, dövüşkenlik; harp hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,i. münakaşacı, kavgacı, dövüşken; cenkçi, harbe meyilli; muharip, harbe girmiş; harbe ait; i. harpte taraflardan birini teşkil eden devlet veya millet; bu devlet ordusunun mensubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Buzhâne; karlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برزگر] çiftçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekini hem biçen, hem de harman eden makine.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيدادگر] zalim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Akıllı, bilgili, bilge, bilgin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Az sonra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soon. shortly after. ere long. presently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

presently. soon. in a little while. a little later.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in a while. a little later. presently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from the front.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. içki kaçakçısı, kaçakçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stock-exchange value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Budakları kesilmek: Bu bağ daha budanmamıştır. mec. Bir işe itina ile sarılmak, ehemmiyetle girişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Budayıcının kestiği ağaç ve bağ budakları, kesilmiş budakların tamamı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhabbetkuşu, zool. Melopsittacus undulatus; kıs. budgie

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BOĞDAN (hi. coğrafya). Romanya’yı teşkil eden ve Osmanlılar’ın Memleketeyn dedikleri iki ülkeden biri ki, asıl ismi Moldavya’dır. Diğeri Eflâk’tır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kulampara, oğlancı; alçak herif; (argo) herif; kimse; f. kulamparalık etmek; bozmak. buggery i. oğlancılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tütsü yakmaya mahsus kap («dân». Farsça’da zarf edatı olduğundan, yine bu mânâda olan Türkçe «lık» edatının ilâvesiyle buhurdanlık demek galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incense-burner. incensory. thurible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

censer. thurible buhurluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thurible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بخوردان] tütsülük, tütsü kabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. beled). Beledler, beldeler, (bk.) Beled.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tümsek yüzlü golf sopası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürülerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerangın İngilizce’de ‘boomerang’ olan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’da kullanılan ve bu kıtaya özgü isimlerin çoğunun kökeni Aborijinlerden kaynaklanır. Örneğin Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da ‘kanguru’ cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında ‘bilmiyorum’ demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmayan benzerlerinin Aborijinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarından itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarını öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şeklinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere paralel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır.

Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınma düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürelerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerang İngilizce’de “boomerang” lan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da “kanguru” cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında “bilmiyorum” demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmyan benzerlerinin Abojinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarında itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarıı öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şekllinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere parelel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır. Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınına düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Bu zamirinin ablatifi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from this. by this. therefrom. hence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from this. about this.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from this.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

besides.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

again. further. furthermore. moreover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furthermore. moreover. thereto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

henceforth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

henceforth. as from now. as of now. from now on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

therefore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accordingly. hence. whereupon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consequently. hereby. thence. therefore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(T.-A.) dan+m] bundan başka, bunun yanısıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from here. from this place. from hence. hence. herefrom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

away. hence. from here.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sakar kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلدان] beldeler, diyarlar, ülkeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bedava olarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جادوگر] büyücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stealthily. on the sly. on the quiet. surreptitiously. secretly gizlice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Camcı, cam yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çapraz düğmeli ve harçlı bir cins kısa yelek ki, potur gibi eski kıyafetle giyilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Esvab ve çamaşır koymaya mahsus sandık veya çanta. 2. Vatak koymaya mahsus büyük hurç.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جامه دان] gardrop.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Çok teklifsiz, birbirine yakın, karşılıklı sevişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincere. cordial. heart-to-heart. open-hearted. open-armed. willing. bluff. candid. companionable. deep-felt. heart-whole. heartfelt. hearty. personable. single-eyed. single-hearted. single-minded. whole-hearted. sincerely. cordially. with open arms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cordial. forthcoming. forthright. kind. sincere. warm. chummy. cordially. sincerely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerely. wholedheartedly. sincere. cordial. chummy. close. convivial. good- humored. heartfelt. hearty. intimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Samimi, içten, kalbi. 2.Yakınlık belirten davranış.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tepe ile alın arasındaki yer, bıngıldak. 2. Beyin.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İçten, samimi, dost kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Uğrunda can verilecek kadar güzel, değerli, sevilen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Ebedî. (bk.) CAvidânî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جاودان] kalıcı, sonsuz, ebedi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Daimi kalacak olan, sonrasız, ebedi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) CAvidânî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalıcı, geçici olmayan. Ar. dâimî, bâkî sermedî, ebedî: Hayât-ı câvid, câvidâne. Câvidânî = Geçici olmayan, ebedî hayat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çay demlendirmekte kullanılan küçük ibrik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çaydan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kettle. tea kettle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kettle. teapot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teapot. kettle. teakettle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Atalardan gelen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. felsefe). Atacılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). O kadar, o derecede, o mertebede: Çendân makbul değildir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چندان] o kadar, onca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - (bkz.Cengaver).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behind the front-lines. army service area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Cezayir.

Nüfus: 27.895.000.

Yüzölçümü: 919.595 km2.

Komşuları: Batıda Fas, Güneyde Moritanya, Mali ve Nijerya; Doğuda Libya ve Tunus.

Önemli Şehirleri: Cezayir, Wahran, Qacentina.

Din: %99 Sunni Müslüman.

Dil: Arapça ve Berberi Fransızcası.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Ulusal Kurtuluş Cephesi, İslami Kurtuluş Cephesi, Sosyalist Güçler Cephesi, Cezayir’de Demokrasi Hareketi.

Tarih: Ülkenin bilinen ilk yerlileri, Berberilerin, Romalıların, Vandalların ve son olarak da Arapların atalarıdır. 1518’den Fransa’nın yönetimi devraldığını 1830 yılına kadar, ülkeyi Türkler yönetti. Geniş ölçekli Avrupa göçleri ve Fransızların kendi kültürlerini yerleştirmeye çalışmaları, Arap milliyetçiliğinin bir gerilla savaşına atılmasını önleyemedi. Barış ve Fransızların geri çekilmeleri Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ile müzakere edildi. Bağımsızlık 5 Haziran 1962’de geldi. 1965’te askeri bir darbe olup da Albay Hovari Boumedienne liderliğe gelinceye kadar, bu iç savaşın galibi ve ülkeyi yöneten Ahmet Ben Beila idi. 1967’de Cezayir İsrail’e savaş ilan etti. ABD ile bağlarını kopardı ve SSCB ile askeri siyasi bağlar kurdu. 1988’deekonomik sıkıntıları protesto eden ayaklanmalarda 500 kişi öldü. 1989’da ise seçmenler, çok partili sisteme geçişi düzenleyen yeni bir anayasayı onayladılar. Hükümet islam kökten dincilerinin kazanacağı tahmin edilen 1992 Ocak seçimlerini iptal etti ve cezayiri 10.000 camisinde yürütülen tüm din dışı faaliyetleri yasakladı. 29 Haziran 1992’de devlet başkanı Muhammed Boudiaf uğradığı suikast sonucu öldü. Gruplar arası çatışmalar halen devam etmektedir.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arjör, dolduran cihaz; savaşta kullanılan at, süvari atı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). peynirli köfte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). chigoe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Batı Hint adaları, Amerika ve Afrika'da görülen ve dişisi hayvan veya insan etine gömülen bir cins pire.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (eski). cerrahlık. chirurgic, chirurgical (s)., (eski). cerrahi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı: ceğr). Farsça’da bizim karaciğer dediğimiz uzva mahsus olup, dilimizde akciğere dahi uydurularak, bu iki uzuv «kara» ve «ak» sıfatlariyle birbirinden ayrılmıştır: (Akciğer = rie, karaciğer = kebet). Ciğer ağıza gelmek = Korkup ürkmek. Ciğerotu = Deniz kadayıfı. Ciğeri beş para etmez = Değersiz adam. Ciğer-pâre, ciğer-kûşe = Pek sevgili şahıs. Can ciğer = Sevişen dostlar: Burada hep can ciğeriz. Ciğer yanmak = Çok kederlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giblets. liver. lungs. heart. affections.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جگر] ciğer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ciğerin bulunduğu yer. mec. Gönül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ciğer köşesi, evlât; sevgili. Türkçe: Ciğerimin köşesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Iztıraptan ciğeri kanlı, çok acılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ciğer parçası, çok sevilen, mec. Evlât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ciğer, sûhten = yakmak). Ciğeri yakan, pek acıklı, gönül yakıcı. Fars. dil-sûz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun ve sığır ciğerlerinin, yürek ve bumbarının satıldığı yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller of liver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جگرگوشه] ciğerköşe, evlat. 2.sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Yapraklı karayosunlarından bir bitki sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(pulmonaria officinalis): Nodangiller familyasından; 10-15 santimetre boyunda çok yıllık, otsu bir bitkidir. Çiçekleri; önceleri kırmızımtıraktır. Sonradan morumsu-maviye dönüşür. Gövdesi dik ve tüylüdür. İçeriğinde tanen, müsilaj, şekerler, reçine ve sabit yağ vardır. Yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler:Göğsü yumuşatır. Öksürüğü keser. Akciğer hastalıklarında faydalıdır. İdrar söktürür.

Şifalı Bitki by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جگرپاره] ciğer parçası. 2.evlat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جگرسوز] yürek yakan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cihânı, dünyayı dolaşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Mücellit, ciltçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cilve eden, cilvesi yakışan, cilveli, ııâzenin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جلوه گر] görünen. 2.kırıtan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bu görüş nereden, kimden doğdu belli değil. Bir kere burada uzay denilince gezegenler ve ışık yılı bazında uzaklıktaki yıldızlar kastedilmiyor. Gözlemin yapıldığı yer olarak dünya üzerinde yörüngede dönen, insan yapısı uzay araçlarından çekilen fotoğraflar ve astronotların gözlemleri esas alınıyor.

Dünya yörüngesinde dönen uzay araçlarından dünyadaki pek çok şey görülebilir. Uzay araçları dünya üzerinde ortalama 165 ile 330 kilometre yükseklikte dönüp dururlar. Bu yükseklikten ancak kilometrelerce düz olarak devam eden kanallar hatta otoyollar görülebilir. Oysa dünyadaki insan yapısı şekiller ile akarsular gibi tabiat yapısı şekillerin çoğunluğu böyle değildir.

Çin Seddi milattan önce 3. yüzyılda Hun Türklerine ve Moğollara karşı ülkenin kuzey sınırını oluşturmak ve korumak için parça parça yapılmaya başlanmıştır. 6 bin kilometre uzunluğunda olan Çin Seddi, ortalama yüksekliği 7-8 metre olan iki duvardan oluşmuştur. Bu iki duvarın arasındaki ortalama 6,5 metre mesafe doldurulup taş döşenmiş, birkaç atlının yan yana at koşturabileceği bir yol haline getirilmiştir. Çin Seddi 7. yüzyılda stratejik önemini kaybetmiştir.

İdeal görüşe sahip bir insan, 6,5 metre genişliğindeki Çin Seddi’ni teleskop kullanmadan ancak 20 kilometre yükseklikten görebilir. Yere düşen gölgesi de hesaba katıldığında bu mesafe 60 kilometreye çıkabilir ama burada atmosferin görüş mesafesine olan olumsuz etkisini de unutmamak gerekir. Her iki durumda da bu yükseklik dünya etrafında dönen bir uzay aracı yüksekliğinin çok altındadır.

Uzaya altı kere giderek, en çok gitme rekorunun sahibi, Gemini ve Uzay Mekikleri uçuşlarının da ilk komutanı olan John Young, hiç bir uçuşunda Çin Seddi’ni göremediğini, gören birisini de bilmediğini, seddin uzaydan görülebilecek kadar belirgin şekil ve renk farkı oluşturmadığım, ancak 250 kilometre yükseklikten Piramitleri ve Rusya’da Baykonur’daki Uzay Merkezini, hatta karla kaplı düzlüklerde temizlenmiş geniş yolları görebildiğini söylüyor.

Bırakın uzay araçlarını insan daha aya gitmeden önce bazı kişiler Çin Seddi’nin Ay’dan görülebildiğini iddia etmekteydiler. İüphesiz bu hiç de doğru değildir. Ay’a giden astronotlara ve bu görevler sırasında çekilen fotoğraflara göre, Ay’dan bakınca dünyada görülenler, beyaz kısımlar (bulutlar), mavi kısımlar (okyanus ve denizler), sarımsı kısımlar (çöller) ile kahverengi ve yeşil kısımlardır (ormanlar ve bitki alanları).

Zaten Neil Armstrong (Apollo-11) ve Jim Irwin (Apollo-15) Ay’dan Çin Seddi’nin görülmediğini, bunu düşünmenin bile çok saçma olduğunu ayrıca belirtmişlerdir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Po nehrinin güneyinde bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Civânmerd’ln c. civânmerdler, cömertler, eli açık olanlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birlikte harbeden devletlerden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ortak savunucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili tuhaf adam, antika kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kumandan, komutan, amir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygunluk, ahenk, uyum, uyuşma; bir kitaptaki bütün kelimelerin metindeki yerini gösteren dizin. concordant (s). uygun, mutabık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sırdaş, dert ortağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., conger eel mığrı, bir yılanbalığı, (zool). Conger conger.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., topluluk ismi yığın, küme, top.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halk oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yeni ürünlerin elde edilmesi amacıyla cam, çinko, plastik, kâğıt ve benzeri özel çöplerin değerlendirilmesi ve organik çöplerin kompost haline çevrilmesini ifade eden bir terimdir. (Abfallverwertung/waste treatment, waste recycling)

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (ingiltere'de) seyyar meyva, sebze veya balık satıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı: cüz’-dân). Para, evrak koymaya mahsus kitap kabı şeklinde veya küçük çantaya benzer çeşitli şekillerde mahfaza ki, büyüklüğüne göre cepte veya elde taşınır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wallet. purse. billfold. pocket book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wallet. letter case. pocketbook. portfolio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جزئدان] para çantası. 2.evrak çantası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dâd = adalet, küsterden = döşetmek). Adil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyin tadını tattırıp alıştırmak, iptilâ ettirmek: Siz çocukları oyuna dadandırdınız, şimdi derse çalışmıyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to get a taste for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyin tadını alıp alışmak, lezzetini alıp iptilâ hâline getirmek: Siz eğlenceye çok dadandınız. Dadanmak kudurmaktan beterdir. İyi terbiye görmeyen çocuk kötü şeylere dadanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get a taste. to visit frequently (a place where one hopes to gain sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kama, hançer, bıçak. Iook daggers at someone bir kimseye öfke ile bakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Anlaşılması güç olan şeyleri bilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

—DAN (e. F.). Arapça ve Farsça isimlere eklenip zarf hâline getirir: Nemek-dln = Tuz kutusu, tuzluk. Cüz-dln = Cüz ve kâğıt koymaya mahsus kese. Fâhiş galat olarak Türkçe kelimelere de eklenip, çok defa aynı mânâda olan «lık» Türkçe edetı da eklenir: Iğnedanlık, çaydanlık, buhurdanlık gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (DAnisten fiilinden masdar ismi olup sıfat terkibi teşkiline girer). Bilen, bilir. Suhan-dln = Söz bilir. Nüktedin = Nükte bilir. Ni-din = Bilmez, câhil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A title of honor equivalent to master, or sir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small truck or sledge used in coal mines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from. than.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black belt rank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Black belt rank. indicated a degree of black belt. aikido grade holder, black belt rank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Grades from first degree black belt forward that denote degrees of proficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term used in the Japanese martial arts for anyone who has achieved the rank of at least first-degree black belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Degree, grade level designation referring to black belt rank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term used in the Japanese, Okinawan and Korean martial arts for anyone who has achieved the rank of at least first-degree black belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Grade, rank As from first black belt degree First introduced by Jigoro Kano, Founder of modern JUDO.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Black belt rank, from shodan through judan White belt ranks are called kyu ranks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Black belt rank There are ten stations of Dan, as follows:Shodan - 1st dan Nidan - 2nd dan Sandan - 3rd dan Yondan - 4th dan Godan - 5th dan Rokudan - 6th dan Nanadan - 7th dan Hachidan - 8th dan Kudan - 9th dan Judan -10th dan. Black belt rank Example: S

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rank or degree of a black belt Ranks lower than the black belt are called Kyu-degrees.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the lotmen working for Roth Edmonds in Go Down, Moses. black belt rank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Data Analysis CSCI. rank of black belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A son of Jacob, and one of the twelve tribes of Israel See Chapter 9.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Master level Higher numbers are better See Figure 4.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ninth son of Jacob, a tribe of Israel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دان] bilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دان] kap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dingdong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Silâh sesleri250 ni ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(mü. muztaribe). Sıkıntı ve ıstırap içinde bulunan, rahatsız, çırpınıp duran: Ağrıdarn pek mustariptir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(mü. makbûze). Alınmış, alınan: Şu kadar lira makbuzum olmuştur, (i. A. c. makbûzât). Alınan veya alınmış para: Makbûzât defteri. Makbuz ilm’ihaberi, senedi = Alınan para vesairenin alındığını gösteren kâğıt veya senet (bu mânâda de galat olarak bugün dilimizde sadece «makbuz» şeklinde kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnek yavrusu: Danasıyle beraber bir inek aldım. Dana eti, erkek, dişi dana (pek küçüğüne buzağı, danadan büyüğüne, erkek olursa tosun, dişi olursa düğe derler). Danabaş = Kalın kafalı. Danaburnu = Toprağın altında sebze vesair ekinlerin köklerini kesen irice başlı bir böcek. Anasıyla, danasıyle = Hepsi birden, bir ev halkının hepsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bilen, bilici, Alim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calf. steer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weaned calf. veal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Celtic goddess who was the mother of the Tuatha De Danann; identified with the Welsh Don.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The practice of generosity or charity: one of the Paramitas as well as one of the All-Embracing Virtues, where it means, in the latter, giving others what they want just to lead them towards the truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

MIDI.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دانا] bilgili, iyi bilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Bilen, bilici, bilgin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlüyle anlayan, gönlü aydınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dânâ’nın c. bilenler, bilgililer, Arif insanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Yılanyastığıgillerden bir bitki (arum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bitkilere, köklerini keserek zarar veren bir böcek (curtilla). 2. Arslanağzı denilen çiçeğe de denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Salepgillerden bir bitki (epipactis).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dans etmek, dans ettirmek, oynamak, oynatmak, sıçramak, sıçratmak. dance in attendance birinin etrafında dört dönmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dans, raks, oyun; balo; dans müziği. St. Vitus's dance (tıb). insan vücudunda bazı yerlerin istek dışında ve düzensiz olarak sıçraması, kore.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dans eden kimse, dansör, dansöz. ballet dancer balerin; dansör. belly dancer oriyantal dansöz; rakkase.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. dancing

dans salonu

Dans etmek için gidilen, halka açık yer.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kara hindiba çiçeği, (bot). Taraxacum officinale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili öfke, hiddet. get one's dander up kızmak, öfkelenmek; kızdırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. lousy. phoney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük çocukları sıçratırken ve bazen şımartmak İçin kullanılır: Dandini bebek, hoppala! Hoppa. Dandini bebek = Hoppa adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hoplatmak, (çocuğu) diz üstüne oturtup oynatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başta olan kepek, konak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (k).dili âlâ mükemmel, iyi; (i). mükemmel kimse veya şey; züppe kimse, (colloq). çıtkırıldım kimse, hanım evladı; (den). bocurum dirsekli şalupa. dandy roller kâğıt filigran silindiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native, or a naturalized inhabitant, of Denmark. a native or inhabitant of Denmark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a native or inhabitant of Denmark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دانه] tohum. 2.yem. 3.tane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Danimarkalı. Great Dane Danua cinsi kopek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dâne = tane, çîden = toplamak). Tane toplayan, döküntü hâlinde dağınık ufak tefek şeylerden faydalanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tâne döken, tohum serpen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dirhemin altıda biri olmak üzere eski bir tartıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tanelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tanelendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Taneletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Taneli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bilen, malûmatlı, vâkıf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داننده] bilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İspanyolca). Beş, altı gün süren, başta ve oynaklarda ağrılar yapan, vücutta kızıl lekeler gösteren bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imp. of Ding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دانگ] altıdabirlik dirhem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaba ve terbiyesiz, iri bedenli ve kaba davranışlı, sade vücut beslemiş akılsız ve terbiyesiz adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bone-headed. half-witted. crass. bonehead. bumpkin. boob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blockhead. twat. stupid. birdbrained. blockheaded. dummy. cretin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogant. fool. idiot. air head. blockhead. crass. fart. fathead. fucker. jay. know nothing. known nothing. lug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foolishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tehlike, muhatara in danger tehlikede. out of danger tehlikeyi atlatmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tehlikeli, muhataralı. dangerously (z). tehlikeli bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sarkmak, asılmak, asılı durup sallanmak; sarkıtmak, asıp sallamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (F. dânek’den). (bk.) DAnek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denmark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denmark. danish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Denmark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Kopenhag.

Nüfus: 5.188.000.

Yüzölçümü: 43.080 km2.

Komşuları: Güneyde Almanya, Kuzeybatıda Norveç, Kuzeydoğuda İsveç.

Önemli Şehirleri: Kopenhag.

Din: %91 Evangelist Lutherci.

Dil: Danimarkaca, Faroese.

Yönetim Biçimi: Anayasal Monarşi (meşruti monarşi).

Tarih: Bishop Absaion, kökeni antik çağlara kadar uzanan Kopenhag kentinin asıl kurucusu olarak kabul edilmektedir. Dones Vikinglerin Ortaçağdaki önemli merkezlerinden birisiydi. Danimarka krallığı 17.yy’a dek, yani güney İsveçteki topraklarını kaybedene kadar çok önemli bir Kuzey Avrupa gücüydü. Norveç 1815’te Scheswig Holstein ise 1864’te ayrıldı. Kuzey Schleswig 1920’de tekrar katıldı. Seçmenler 1992’de reddettikleri AT ile birleşme üzerine yapılan Maastricht Antlaşması’nı Mayıs 1993’te onayladılar.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(hi.). Danimarka ahalisinden olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dane. danish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bilgi, ilim, malûmat, irfan. Encümen-i dâniş = Akademi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دانش] bilgi. 2.bilim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Bilim, bilgi, ilim. Ehl-i daniş: Bilgi sahipleri. Daniş-Merd: Bilgili, Tanzimattan önce kadıların yanında stajer olarak çalışan kimse. - Danişmend: Sultan Melikşah’ın alimlerinden emir Danişmend’in kurmuş olduğu bir Türk devlet ve sülalesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(DANİŞGEH) (i. F). Bilgi yeri, mektep; üniversite.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Üniversite.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Daniş-gâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dâniştrıend). Dânişmentler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şahâdetnâme, diploma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alim, bilgin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dânişver). Bilginler, Alimler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دانش آموز] öğrenci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دانشگاه] üniversite.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Danimarka'ya ait; Danimarka dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Müzakere, müşavere, görüşme. 2. Mukavele, muvafakat, anlaşma. Danışık döğüşü = Gösteriş ve aldatmak kasdiyle önceden anlaşarak çıkarılan anlaşmazlık. Ar. muvâzaa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Danışık ile yapılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prearranged. sham.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sham. put-up job. thrown game. rigged game. collusion. frame- up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Al.). 1.En iyi: Elinden bu işin daniskası gelir. 2.Katmerli. 3.Daniska Bir şehir adıdır Almanca danzig kentinin adından Türkçe’ye halk ağzında daniska olarak geçmiştir. Eskiden Almanya’dan danzig yoluyla gelen alışveriş nesnelerinin üzerinde danzig markası vurulurdu. Oldukça iyi ve sağlam olan bu mallar, halk arasında beğenilir, tutulurdu. Bir şeyin en iyisi, en ileri noktası anlamında bu söz kullanılır. Aslında daniska kötü gibi algılansa da anlamı kalteli ve iyi anlamına gelir.Saçma bir söz kullanıldığında en üst düzeyde saçmalama anlamında Saçmalığın Daniskası sözü kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the best. the finest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the finest. the best.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Danışmak işi. Danışma bürosu = Bazı kuruluşlarda, kuruluşların işlerine ait sorulacak soruları cevaplandırmak üzere açılmış bulunan büro.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advisory. consultative. consultation. counsel. inquiry. advice. deliberation. information. information desk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advisory. consultative. consultation. counsel. inquiry. advice. deliberation. information. information desk. reference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information desk. counselling. consulting. information (desk. consultation. counsel. counsel l ing. information. advisory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information bureau / office / centre / center. information bureau / office. press bureau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir iş hakkındaki niyeti birine söyleyip onun da fikir ve reyini sormak, istişare etmek, görüşmek: Karar vermeden önce size danışmaya geldim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consult. take one's advice. advise with. confer. debate. deliberate. turn to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consult. refer. to consult. to confer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to consult with. to confer with. to ask sb's advice on a matter. advise. ask for advice. confer. consult. hold consultation. refer. take counsel. take information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Müşavir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consulting. adviser. advisor. consultant. counselor. counsellor. guidance conselor. counsel. guide. mentor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adviser. consultant. counsellor. counselor. advisor. mentor. supervisor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adviser. advisor. counsel. counsel or. advisor adviser. student advisor adviser. consultant. counsel l or. mentor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consultancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counseling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consultancy. counselling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.F.) (c. dânişmendân). 1. İlim ve irfan sahibi, bilgin, Alim. 2. Osmanlı devrinde müderrislerin asistanı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دانشمند] bilgin, alim. 2.stajiyer kadı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Devlet şûrası, şûrây-ı devlet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دانشور] bilgin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Erkek İsmi) - Ben-i İsrail peygamberlerinden biri. “Tanrı benim yargıcımdır” anlamına gelir. İki tane Daniyal vardır: a) Babillilcre esir olmuş genç Daniyal, b) Hz.Nuh ile Hz.İbrahim arasında geçen zamanda yaşayan Daniyal.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ses taklidi kelime). «Kafasına dank etmek veya demek» deyiminde geçer. Çoktan beri anlayamadığı bir şeyi, daha çok bir hadisenin tesiriyle birdenbire kavrayıvermek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yaş, nemli, rutubetli, Islak, küf kokulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Musiki eşliğinde yapılan oyun, raks.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orchestic. dance. dancing. hop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dance. foot. foot it. hop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dancer. dancer. hopper. hoofer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). dansöz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. densimètre

fiz. yoğunlukölçer

Sıvıların özgül ağırlığını ölçen araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Dans etmeyi meslek edinen erkek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professional dancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Dans etmeyi meslek edinen kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

danseuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

female dancer. belly-dancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professional dancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). iplikle örülen yahut bazı kumaşların kenarına işlenen türlü biçimde ince örgü, tentene. Dantel ağacı: Dulaptalgillerden, Antiller’de yetişen bir ağaç (lagetta).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lace. ruche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lace. lacework.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lace. lacework.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Tuna nehri. Danu'bian (s). Tuna nehri havzasında bulunan yeni taş devri kalıntılarına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yer

Danzig 12.yüzyıldan beri Polonya ile Almanya arasında ihtilafa konu olmuştur, iki ülke de şehri kendi toprakları altına almak ister. Almanya Birinci Dünya Savaşı sonunda yenildiğinde ve özgür Polonya deklare edildiğinde, Versay Antlaşması’yla Danzig, nüfusunun %95’i Alman asıllı olmasına rağmen, “özgür şehir” olarak ilan edildi ve yetkisi Milletler Cemiyeti’ne verildi. Böylece Polonya’nın erişebileceği ve kullanacabileceği bir liman olacaktı. 1933’de, seçimler sonrası şehir parlementosunun büyük bir kısmı Nazilerden oluşuyordu. 1939’da, Polonya’nın Almanlar tarafından işgali ile, Danzig yeniden Almanya’ya katıldı. İkinci Dünya Savaşının sonunda ise, Gdansk adını alarak Polonya’ya bağlı bir şehir oldu. Şehirde bulunan Almanlar ise gitmeye zorlandılar. 1980’lerde şehir Solidarnosc hareketinin yuvası oldu. 1990’da ise şehirin Polonya’ya bağlı olduğu, resmen Almanlar tarafından kabul edildi. Danzig, tarihteki olayda yer almış önemli bir Avrupa şehridir. Aynı zamanda birçok büyük düşünürün de zaman zaman evi olmuştur.

Yer by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Çanakkale Boğazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). müddeialeyh, davalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Book Value)

İşletmenin aktif toplamından, borçlarının düşülmesi ile bulunan özvarlığının, çıkarılmış/ödenmiş hisse senedi sayısına bölünmesi ile bulunur.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. «değmek» ten). 1. Kıymet, paha, bedel: Bu kılıcın değeri nedir? Bunun değerini takdir etmeli. 2. Kadir, itibar, haysiyet, şeref: O adamın değeri çoktur. Hiç değeri yoktur. S. Ehliyet, kabiliyet, iktidar: Herkese değerine göre hürmet edilir. Memuriyet herkesin değeriyle mütenasip olmalıdır. 4. Filân kıymette olan, şu pahada bulunan: Cihan değer. Dünyalar değer bir lutuftur. Beş yüz lira değer bir attır. 5. Mukabil, muadil, şâyân, lâyık: Zahmete değer bir iştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worth. worthy. worthy of. worthwhile. worth. value. price. worthiness. valuation. rate. amount. costliness. currency. dearness. merit. preciousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. cost. dignity. meaning. merit. price. significance. value. weight. worth. worthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

value. asset. assets. price. worth. valuable quality. actual value. account. cost. esteem n. merit. premium. valuation. valuta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Bir şeyin tam karşılığı, kıymet, baha. 2.Layık. 3.Bir şeyin sahip olduğu yüksek vasıf. 4.Ehliyet, kabiliyet. 5.Kadir, itibar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Bir nesnenin maddi ya da parasal karşılığı, değişim ortamı ya da benzeri bir standarda göre tahmin edilebilen miktar; ayrıca, nesnenin gerçek ya da olması gereken kıymetine, yararlığına ya da önemine göre göreceli statüsü. Değer kuramıysa kıymetleri önem sırasına göre, ayırıp sınıflandıran bir görüştür. Değerlerin nicel olarak ölçülebilme durumuna göre nesnel ve öznel değerlerden söz edilmektedir. Sanat ve mimarlık alanında mimari bir yapıya, bir sanat nesnesine ya da endüstri ürününe ilişkin iki tür değer tanımlanmaktadır. Bunlar; kullanıcının gereksinimini karşılamaya yönelik ürünün faydasıyla tanımlanan “kullanım değeri” ve mimarlık ya da sanat ürününün özellikle pazarlama ürünü olarak ortaya çıkmasıyla belirlenen “değişim değeri”dir. Kullanım değerine ilişkin değer yargıları kişiden kişiye, gruptan gruba değişebilmektedir. Örneğin; bir sanat nesnesinin estetik değerinden söz edildiğinde, o ürünü oluşturan bileşenlerin kompozisyonu, boyutları, ölçeği, rengi, dokusu, uyumu vb. sanat ve estetik kavramıyla ifade edilen, öznel nitelikli göreceli kıymeti anlaşılmalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

value analysis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appraise. assess. bid. estimate. evaluate. price. value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appraise. appreciate. arrive at a price. value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değer bilen. Osm. kadir-şinâs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değer bilmeyen, kadir bilmeyen. Osm. kadir-nâşinâs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

value judgment. value judgment judgement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grateful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaluation. appraisement. discretion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appreciate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being evaluated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assessment. valuation. appreciation. estimation. evaluation. estimate. appraisal. appraisement. rating. reclamation. valorization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaluation. putting sth to use. turning to account. valuing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Değer kazandırmak, değerini artırmak. 2. Değerini tayin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appreciate. evaluate. form an estimate of. appraise. comment. commentate. interpret. judge. parlay. peruse. reclaim. recover. recycle. score. seize on. seize upon. size up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

augment. estimate. evaluate. gauge. judge. seize. utilize. view. to put to good use. to turn to account. to utilize. to avail oneself of. to evaluate. to appraise. to estimate. to appreciate. to judge. to recycle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to appraise. to evaluate. to realize the value of. to add value to. to make sth increase in value. to put sth to use. to turn sth to account / to profit / to advantage. assess. put to good account. rate. turn to account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Değer kazanmak, değeri artmak. 2. Kendisine değer verilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appreciate. augment. to appreciate. to increase in value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gain value. to become valuable. to be appreciated. appreciate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıymetli, pahalı: Zahire bu sene hayli değerlidir. 2. Kadir ve haysiyeti olan, mûteber, şerefli: Değerli adam. 3. Ehliyet ve kabiliyet sahibi, elinden iş gelir: Değerli bir memurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valuable. costly. estimable. deserving. worthy. valued. dear. well-beloved. dignified. meritorious. precious. rich. valent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dear. precious. princely. significant. valuable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valuable. talented. estimable. esteemed. costly. deserving. precious. red hot. substantial. worthwhile. worthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valency. valence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deservingness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valuableness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Düşük kıymetli, pahası aşağı, kıymetsiz, revaçsız: Değersiz mal. 2. Kadir ve itibarı olmayan, haysiyetsiz: Değersiz adam. 3. Ehliyet ve liyakati olmayan, ehliyetsiz, elinden iş gelmez. Değersiz sanatkârın işi de değersiz olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthless. valueless. cheap. insignificant. of no worth. no-account. nonvalent. non-valent. two-bit. trashy. despicable. footling. inferior. jerkwater. measly. milk-and-water. niggardly. nugatory. paltry. pitiable. punk. rubbishy. shoddy. tinpot. tri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. cheap. footling. insignificant. little. measly. null. paltry. trashy. trifling. worthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthless. of no value. cheap. not much cop. feckless. fiddling. footling. futile. insignificant. little. mean. measly. no- account. not worth a bean. nugatory. paltry. past praying for. pathetic. pitiable. pitiful. rubbishy. threepenny. tin- pot. trashy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small beer. cherrystone. hogwash. jackstraw. nonentity. pin. punk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıymet düşüklüğü, kıymetsizlik, pahasızlık: Zahirenin bu seneki değersizliği çiftlik sahiplerini zarara soktu. 2. İtibarsızlık, şeref ve haysiyet yokluğu: O adamın değersizliği anlaşıldı. 3. Liyakat ve ehliyet yokluğu, liyakatsizlik, ehliyetsizlik: Öğretmenliğe tayininden sonra değersizliği ortaya çıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paltriness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. décadence

çöküş

Devletlerin veya uygarlıkların son bulması, mahvolması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mad cow disease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Cehennem. 2. Ateş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Diş, Ar. sin. 2. Arap alfabesinde b, t, s, n gibi harflerin dişe benzer olan çıkıntısı: Y den evvel iki dendanlı sin kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دندان] diş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Diş tanesi. 2. Çark vesaire dişi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دندان مزد] diş kirası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yüzü göz göz oymalı, taşı andıran bir çeşit polip birikintisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Balinagiîlerden, 8 9 metre boyunda denizde yaşayan bir memeli hayvan (mondon monoceros). Deniz gergedanlarının erkeğinin burnunda uzun bir diş bulunur.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İttihat ve Terakki’nin son sadrazamı Talat bey, trenle Ankara’ya giderken Tuzla’yı geçtikten bir müddet sonra suikaste uğramıştı. Kıyı boyu giden trene birden bire Tuzla açıklarında suyun üstüne çıkan bir denzialtından ateş açılmış, Talat Bey’e bir şey olmamasına rağmen trenin yola devam edecek hali kalmamıştı. Denizaltının ve suikastın kimler tarafından yapıldığı tüm araştırmalara rağmen bulunamamıştı.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dert çekenler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kısa namlulu eski tip cep tabancası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilenci.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). torun; (s). neslinden olan , ahfadlndan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başka, öte, öteki, Ai-İDiğer iş, diğer adamlar. Diğeri = Başkası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altered. different. forth. other. farther. another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternative. other. second.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

other. the other. alternative. other / adj , adv ,.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دگر] diğer, başka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başka defa, başka zaman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başkaları için yaşamak, başkalarının iyiliği için fedakârlıkta bulunan kimse; karşılığı hod-bin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başka türlü, değişik, Osm. tarz-ı Aharda, Ar. mütegayyir: Hâlim diğer-gûn oldu = Hâlim değişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başka gün.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دگرگون] başka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

other one.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

another. other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیگرکام] başkalarını düşünen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toprak kazan kimse; toprak kazma aracı, hafriyat makinası, greyder.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha zengin, daha güçlü bas sesi sunmak için tasarlanan bu yenilikçi subwoofer, her biri ayrı bir hoparlör birimi (diğer modellerde bulunan geleneksel tek amplifikatör yerine) kullanan iki tam dijital amplifikatör kullanır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Benzersiz Sony algoritmalarını kullanan DRC, standart tanımlamalı bir TV sinyalinden yüksek tanımlamalı TV görüntüsü oluşturmaya çalışır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü kızmış, öfkeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exogamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aralarında uyuşmazlık bulunan, karşı, muhalif, ahenksiz; (müz). uyumsuz, düzensiz. discordantly (z). ahenksizce, muhalif olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kuzey Denizinde kullanılan ,çift direkli bir çeşit balıkçı gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). edebi değeri olmayan komik şiir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

first-hand. immediate. face-to-face. first hand. first-hand. sheer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

full. directly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha zengin, daha güçlü bas sesi sunması için oluşturulmuş bu yenilikçi subwoofer, her biri ayrı bir hoparlör birimini çalıştıran iki tam dijital amplifikatör kullanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

downright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Kaset hızında kısa süreli hız değişikliklerini önlemek için kaset sürücünün döner mekanizması, kayışlar yerine doğrudan motorlarla döndürülmektedir. Bu sayede daha güvenilir, doğru kaset hareketi ve en iyi ses kalitesi elde edilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Al). hayatta olan bir kimsenin eşruhunu taşıdığı tasavvur edilen ve yalnız o kimseye görünen hayalet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing)., (huk). eşinden miras kalan malı veya ünvanı olan dul kadın; (k.dili). ağır başlı yaşlı kadın. queen dowager vefat etmis olan kralın dul eşi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağır ve sıkıcı iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça derûger’den). Yapıların kapı ve pencere dışındaki tahta kısımlarını yapan sanatkâr. Ar. neccâr. Dülger balığı = Bir cins balık, (denizcilik) Dülger bağı = Halatın bir çeşit bağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpenter. builder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpenter. house carpenter. framer. joiner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

john dory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yapı işleri ile meşgul olan adamın sanatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpentry. woodwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). İnci tanesi. mec. Pek güzel ve sevgili çocuk.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.İnci tanesi. 2.Sevgili, kıymetli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceaseless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. away. consistently. on. steadily. steady. together. all the time. on and on. continuously. continually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuously. continually. ceaselesly. without cease. right off the reel. repeatedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dağ, dağlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. düzd). Hırsızlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ دردانه] inci tanesi. 2.sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Geri doğru uyumluluk, aygıtların eski kuşak biçimlerle çalışabilmesini tanımlayan bir terimdir. DVD Video oynatıcılar, DVD’lerin yanı sıra ses CD’leri ve Video CD’ler de oynatabilmektedirler.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). istekli, hevesli, arzulu, şevkli, canlı, sabırsız. eagerly (z) şiddetli arzuyla, büyük şevkle, sabırsızlıkla. eagerness (i). şevk istek, arzu, canlılık. eager beaver (A.B.D), (argo) vazifesine fazlasıyla bağlı olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. beden). Bedenler, vücutlar, (bk.) Beden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدان] bedenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ednâ). Ednâlar, en denîler, en alçaklar, (bk.) Ednâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Efsuncu, üfürükçü, büyücü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ افسونگر] afsuncu. 2.büyüleyici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). 1. Şart edatı olup şart sigası bulunan şart cümlesine girer ki, bu siga şart göstermeye kâfi olduğundan bu edat fazladır. Bunun için dilimizde böyle bir edat yoktur: Eğer sevaba nail olmak isterseniz bu işi yapın. Yaşamak çok hoş olurdu, eğer ölüm olmasaydı. 2. Gerek, Fars. hâh, ister: (mükerrer olarak) Eğer Aşık, eğer sâdık ziyaret eylese bir kez (şimdi bu mânâ ile kullanılmamaktadır). Nadiren hemzesi kaldırılıp yalnız «ger» kalır: Ger dilersen bulasın ondan necât. Şiirde bazen şart cümlesinin sonuna katılır: Olmasaydi kalemin çâk-i girîbânı eğer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

if. whether. providing that. provided that. providing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

if. suppose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

if. whether. if ever. provided.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اگر] eğer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğer yapan ve satan sanatçı, saraç. 2. Bir büyük dairede at takımlarına bakan adam. Saraç başı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Her ne kadar... Olsa da... vâkıa... ise de: Eğerçi öyle ise de... Gerçi öyledir ama... Bazan bunu eki, kim» bağlama harfi takip eder: Gerçi kim şiir değildir ol kelâm — Nazm-ı şâirde ne mümkin ol nizâm. Şiirde sonra gelmesi de câizdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

under the table. secretly. back-door. clandestine. on the dodge. sub rosa. surreptitious. underhand. underhanded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cerrahlıkta elektrik kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en sert olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da canı kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkta grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistor telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince işçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Akademi, ilim encümeni.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tehlikeye atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kenger denilen yabanî enginarın sütünden çıkan sakız. Galatı çengel sakızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek zehirli bir küçük yılan ki, çeşitleri çoktur. Ar. ef’a: Engerek yılanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adder. viper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adder. viper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sığırdili familyasından, türleri süs bitkisi olarak yetiştirilen yaprakları sert tüylü bir ot (echium vulgare).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). (Fr. hongrois). Eski Osmanlılar’ın Macarlar’a verdikleri isim. Diyâr-ı Engerûs = Macaristan.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Trafik Anonsları (Traffic Announcement – TA) işlevinin, geçerli trafik bültenlerini kaçırmadan, trafik anonsu yapmayan istasyonları dinlemenizi sağlayan gelişmiş bir sürümüdür. Trafik anonsu yapıldığında, EON işlevi ayarlı istasyonun trafik programına otomatik olarak geçer.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

field of contest for brave men. field of contest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kanarya otu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) mübalâğa etmek, abartmak, büyütmek, izam etmek. exaggerated (s.) mübalâğalı, büyütülmüş, şişirilmiş. exaggeratedly (z.) mübalâğalı olarak. exaggera'tion (i.) mübalâğa, abartma, aşırılık, büyütme, izam. exag'gerator (i.) mübalâğacı, büyüten kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). maddesel evrenin dışında olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. - gos) hareketli bir İspanyol dansı, bu dansın müziği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

more than needed. too much. adscititious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.), t. Tarlayı süren bir çift öküz, sapana koşulmuş öküz çifti. 2. Bir çift öküzle bir günde sürülen toprak parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi). Çocuğun durmaksızın ağladığını tasvir ve taklit ederek art arda kullanılır: Fenger fenger ağlıyordu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Tekli, yalnız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. tes.). (bk.) Ferkad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağaç ve çiçeğin tazesi: Ağaç, gül, karanfil fidanı. 2. Diğer yere dikilmek üzere tohumdan yetişme olarak sık bitmiş olduğu yerden çıkarılmış taze ağaç veya çiçek: Fidan dikmek, fidan yetiştirmek, fidan tarlası. 3. Düz ve doğru ağaç dalı. Fars. nihâi. Fiden gibi = Fidan boylu, ince uzun. 4. Ağacın kökünden çıkan sürgün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapling. cion. set. plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapling. young tree. plant. shoot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapling. young tree. young plant. tiller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Yun.) (Kadın İsmi) 1.Yeni yetişen körpe ağaç. 2.Fidan boylu: İnce uzun mütenasip.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tohumdan fidan yetiştirmeye mahsus tarla veya bahçe. Fars. nihâlistân: Burası güzel bir fidanlık olur. Bağ ve bahçesi olan adam bunun bir köşesine bir de küçük fidanlık yapmalıdır. 2. Yeni dikilmiş bağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursery. plantation. nursery garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursery. nursery garden. plantation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Bulunmama, olmama, yokluk, eksiklik. Ar. adem, Osm. adem-i mevcûdiyyet: FıkdSn-ı akl = Akıl eksikliği. Fıkdânı hâlinde kıymeti anlaşılır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فقدان] yoksunluk, bulunmama, yokluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). parmak; parmak gibi şey; parmak boyu; (A.B.D). alkol ölçüsü; (f). parmakla dokunmak, el sürmek, parmakların arasına alıp oynamak, ellemek; çalmak, aşırmak; (A.B.D)., argo ele vermek; parmaklarla ince iş yapmak; (müz). parmakla çalgı çalmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). parmakla dokunma, yoklama; (müz). parmakları kullanma usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). parmak büyüklüğünde balık yavrusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whirl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Ağızda kolayca eriyen bir çeşit şekerleme.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fondan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). işaret parmağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sahte imza atan kimse, sahtekârlık eden kimse; demirci, demir döven kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sahte şey; sahte imza; sahtekârlık sahte imza atma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chervil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(chervil): Maydanozgillerden ıtırlı bir bitkidir. Birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar ve aybaşı kanı söktürür. Basur memelerinin verdiği şikayetleri giderir. Suyuyla kirpiklere kompress yapılırsa, uzamalarını sağlar.

Şifalı Bitki by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ فسونگر] afsuncu, büyücü. 2.büyüleyici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zahire anbarı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غارتگر] yağmacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkekçesine çalışma, gayret etme.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

fiz. radyoaktivite öIçme aracı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.) «Eğer» den hafifletilmiş olup yine o mânâ ile yani şart edatı olarak nadiren şiirde kullanılır: Ger dilersen bulasın andan necât (Mevlid).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). «Cı» mânâsıyle Farsça isimlere takıldır: Zer-ger = Altını işleyen, kuyumcu. Ahen-ger = Demirci.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گر] eğer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ıtır, sardunya çiçeği, bot. Pelargonium. geranium grass Mekke samanı, bot. Andropogon scoenan thus. feather geranium nezle otu, bot. Chenopodium botrys.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Garbillinae familyasının kemiriciler takımından arka bacakları uzun olan tüylü kuyruklu ufak bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

false claim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truthful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğru, Ar. sahîh, vâkî, muhakkak: Gerçek haber, gerçek söz. 2. Sahte olmayan, hakiki, halis: Gerçek altın, gerçek sırma. Gerçek insan. 3. Sadık, yalan söylemez: Gerçek adam, gerçek dost, gerçeksiniz. 4. Gerçekten, doğru, hakikaten: Gerçek söylüyorum. Gerçek geldi mi? 5ı Tamam, iyi hatırıma geldi: Gerçek size bir şey söyleyecektim. Gerçek, o iş nasıl oldu? 6. Doğruluk, sıhhat, hakikat: Gerçeği söylemek. Gerçekten = t. Filvâkî, filhakika, hakikaten: Gerçekten öyledir. 2. Hakikî, sahih, sahte olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

true. real. factual. original. actual. authentic. genuine. rightful. truthful. right. exact. proper. literal. bona fide. dinkum. earnest. honest-to-god. honest-to-goodness. intrinsic. pucka. pukka. sincere. sterling. straight-out. substantial. tangib.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. authentic. effective. fact. genuine. gospel. heartfelt. intrinsic. lowdown. outright. positive. proper. real. reality. regular. sincere. substantial. tangible. true. truth. veritable. virtual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

real. authentic. genuine. true. actual. actuality. true copy. dinkum. essence. fact. factual. faithful. point of fact. positive. proper. reality. right. serious. sincere. solid. straight out. tangible. truth. truthful. veracity. veritable. verity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unrealistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fanciful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

factitious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Gerçek Görüntü İşlemcisi, tıpkı bir PC’deki işlemci gibi, fotoğraf makinesinin temel işlevlerini yürüten bir çiptir. Başlatma süresini, fotoğraf makinesinin çalışma hızını ve güç tüketimini kontrol eder. Daha iyi renk gösterimi ve gelişmiş sinyal-parazit oranı sunarak yüksek kaliteli fotoğraflar sağlar. İşlemci, fotoğraf makinesinin hızlı başlatma süresine ve minimum deklanşör gecikmesine (düğmeye basılması ile resmin gerçekten çekilmesi arasında geçen süre) sahip olmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

real person. natural person. physical person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Gerçek Renk İşlemesi özelliği inanılmaz renk gösterimi sağlar. Tüm görüntüyü değiştirmeden, ekranda belirli renkler üzerinde ince ayarlar yapılabilmesine olanak sağlar. Örnek olarak, suyun rengini etkilemeden, gökyüzündeki mavi ayarlanabilir ve çimlerin rengini değiştirmeden, yeşil daha göze çarpar hale getirilebilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Doğru ve sadık, hakiki, halis, yalandan ve sahte olmayan: Gerçekçi elmas, gerçekçi dost (şimdi bu mânâ ile değil, Fr. realiste karşılığında kullanılıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realist. realistic. down-to-earth. exact. hard-headed. literal. matter-of-fact. practical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realist. realistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realist. realistic. down- to-earth. down to earth. tough- minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Düşünceleri gerçek birer varlık sayan bir ortaçağ felsefesi. 2. Tabiatı olduğu gibi aksettirmeyi hedef tutan sanat kolu. Fr. r£alisme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realism. literalism. literalness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realism. reality. realism realizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realism. reality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verification. confirmation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tasdik etmek, doğrulamak, Osm. teyit etmek, tahkik etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to confirm. to verify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Doğru çıkmak, doğruluğu, sıhhati ortaya çıkmak; sahihleşmek, tahakkuk etmek: Haber gerçeklendi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realization. materialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fruition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realization. fulfilment. fulfillment. accrual. fruition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tahakkuk etmek, gerçek hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

materialize. actualize. come true.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

materialize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become true. to materialize. to eventuate. come to the fruition. to come true.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realization. fulfilment. fulfillment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realization. substantiation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fulfilment. implementation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realization. fulfilment. implementation. implementing. realizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Tahakkuk ettirmek, gerçek haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realize. make real. achieve. actualize. materialize. carry out. carry through. effect. effectuate. execute. follow out. follow through. put into practice. substantiate. verify. practice. practise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effect. execute. fulfil. realize. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

implement. perform. to realize. to make real. actualization. actualize. effectuate. implement. substantiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doğruluk, sıhhat, hakikat: Bu sözün gerçekliğini temin edebilir misiniz?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actuality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truth. realty. reality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reality. actuality. authenticity. truth. veracity. verity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in fact. actually. in reality. in practice. in point of fact. in effect. practically. in sober fact. in sooth. in sooth to say. substantially. verily. in very deed. virtually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

essentially. in reality. in actual fact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in fact. in point of fact. in actuality. in actual fact. as it is. de facto. in effect. essentially. as a matter of fact. fundamentally. in essence. in practice. virtually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sahiden, gerçek olarak, filhakika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

really. truly. actually. honestly. in fact. for real. indeed. in very deed. forsooth. genuinely. honest. in point of fact. quite. real. regularly. in sooth. sure enough. true. of a verity. yea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actually. honestly. indeed. literally. positively. properly. really. simply. truly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

really. truly. indeed. actually. in deed. sure enough. in the flesh. honestly. literally. positively. quite. simply. sincerely. verily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surreal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealistic. surreal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealistic. surreal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealist. surrealistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Her ne kadar, ise de: Gerçi ağır bir şey ise de çaresi olmadığından tahammül etmeli. Eski nesir ve nazımda «gerçi kim» ve «gerçi ki» suretinde de kullanılır: Gerçi kim şiir değildir o kelâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

albeit. although. though. tho'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گرچه] her ne kadar, ise de, gerçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Toz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. gerdîden fiilinden imas. olup, sıfat terkiplerinde bulunur). Dönen, devreden: Tİz-gerd = Çabuk dönen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گرد] toz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. gerd = toz, Alûden = bulaşmak). Toza bulanmış, toz, toprak içinde olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گرد آلود] tozlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dönen devreden, Ar. devvâr: Sipihr-i gerdan = Dönen felek, Dünyamız. Rû-gerdân = Yüz çeviren, vazgeçen. Ser-gerdân = Serseri, Asî, mekânsız, perişan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça gerden’den). 1. Boğazın dışı, boynun ön tarafı: Çifte gerdan = Semizlikten iki kat gerdan. 2. Umumiyetle boyun: Gerdanı eğri. Gerdan kırmak = Naz ile boyun sallamak; (at) yürürken boynunu sallamak. Gerdankıran = Bir cins kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jowl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jowl. neck. throat. double-chin. front of the neck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neck. throat. front of the neck. double chin. dewlap. neck. chuck. jowl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردان] dönen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (yanlış bir kelimedir). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.). Türk musikisinde bir perdenin adı. Portenin beşinci çizgisi üzerindeki boşluğa yazılan sol notası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.). Türk musikisinde bûselik beşlisi ile biten mürekkep makamlardan biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadınların gerdana taktıkları inci, altın vesaire dizileri, gerdan süsü. Ar. kılâde, tavk; kolye, Fr. collier.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gorget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necklace. neckband.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necklace. neckband. collar. interlace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yapılmış, edilmiş, Osm. imal edilmiş. Ar. mâmûl: Te’lîf-gerde = Telif olunmuş: Gülistân, Şeyh SAdî’nin te’ lîf-gerdesidir. Süleymâniye Camii, Mimar Sinan’ın binâ-gerdesidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zifaf gecesi gelin ile güveyinin kapandıkları oda. Ar. hacle (galatı: hacle-gâh): Gerdeğe girmek = Güveyi olmak. Gerdek gecesi = Zifaf gecesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nuptial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridal chamber. nuptial chamber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridal chamber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üstü, altı bir genişlikte kısa ağaç kap ki, başlıca koyun, sığır vesair sağmaya, ahırda su koymaya ve gemilerde su taşımada kullanılır: Bir gerdel dolusu süt, su. Gerdel cevizi = Gemi gerdellerine kulp yerine geçirilen halatın iki ucunda yapılan düğüm. Harîk gerdeli = Gemide köseleden yapılmış hafif gerdel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bucket. pail. vat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boyun. Gerden-bend = Boyun bağı, gerdanlık. Gerden-dâde = Boyun eğmiş, mutî, tâbî. Gerden-firâz, ger den-efrâz = Boyun yükselten, serkeş, mağrur, mütekebbir, kendini beğenmiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردن] boyun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boyuna bağlanan şey, gerdanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boynu bağlı, itâatli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boyun kaldıran, başı yukarıda, mec. Kibir ve gurur sahibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردن بند] kolye, gerdanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردن فراز] mağrur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردن کش] başkaldıran, asi, dikbaşlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dönmüş, dolaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çektirip gergin hale getirmek: Şu çarşafı gerdirmeli. 2. Çektirmek, astırmak, perde gibi uzatmak: Merdiven başına bir perde gerdirmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb make sth taut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردش] dönüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dönen, Ar. devvâr: Çarh-ı gerdûn = Dünya. 2. Felek. Çarh-ı felek = Semâ, gökyüzü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گردون] felek. 2.dünya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Gökler ve felek gibi haşmet sâhibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Felek gibi muktedir, kudretli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gök.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kibirli, gururlu. 2. Tenbel. 3. Kan dökücü, zâlim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Araba.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردونه] at arabası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Malzeme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

material. equipment. materiel. requisite. staff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appliance. equipment. material. requisite. materiel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

device. requisite. necessary thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as needed/required. in accordance with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in accordance with. following.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Lâzım, yarar, Ar. muktezi: O, bana gerektir. Neme gerek? 2. Yakışır, şâyân, şâyeste, lâyık, müstahak: Bu memuriyet size gerektir. O adam prangaya gerektir. Gereği budur = Yakışırı, gereği gibi, lâyıkı veçhile. 3. Lüzum, hâcet: Gerek ise, gereği budur. 4. (asıl gerekmek fiilinin geniş zaman 3. şahsıdır) İster, Fars. hâh: Gerek zengin, gerek fakir olsun. Gerek siz, gerek biz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

requirement. necessity. requisition. need. exigence. exigency. pinch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

need. occasion. requirement. necessity. necessary. needed. whether. or. prerequisite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necessary. needed. need. necessity. requirement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Gerektiren sebep, esbâb-ı mucibe, mucip sebep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. reason. justification. alibi. rationale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reason. leading motives. justification. rationale. motive. ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legal ground. reason. justification. corollary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justified. justifiable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unjustified. unjustifiable. groundless. baseless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

groundlessness. baselessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe) (uyd. k.). Determinist.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe) (uyd. k.). Determinizm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necessary. essential. wanted. requisite. imperative. indispensable. material. needful. obligatory. ought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

due. essential. imperative. indispensable. integral. necessary. required. requisite. needed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necessary. required. needed. integral. mandatory. material. needful. positive. requisite. serviceable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yararlık, lüzum, vücûb: Onun gerekliliği budur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

materiality. necessity. requirement. must. exigence. exigency. pinch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necessity. need lüzum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necessity. need. needfulness. requirement. exingency. demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (yalnız gaib sîgalarından tasrif olunur). 1. Lüzum ve gereği olmak, lâzım ve gerekli olmak: Böyle olmak gerektir, gerekti. Ne türlü gerekse öyle olsun. 2. Yakışmak, lâyık olmak: Bu iş size gerekmez. Neme gerek?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be necessary. require. be required. need. be essential. call for. necessitate. suppose. supposed to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be necessary. to be lacking. to be needed. to need. to have to. must. should. to be supposed to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be necessary. to be needed. to be required. behove. entail. necessitate. presuppose. want to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

need. necessity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (uyd. k.). Duymak, ihtiyacı olmak, muhtaç olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to consider necessary. to feel the necessity of. to need.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

need. want. requirement. deficiency. demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necessity. need. requirement. urge. want.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

requirement. need. necessity. call. lack. want.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

need. necessity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to consider necessary. to feel the necessity of. to need.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unnecessary. unneeded. inessential. digressive. excrescent. gratuitous. idle. indecent. indiscreet. needless. no. non-essential. nonessential. otiose. redundant. supererogatory. superfluous. uncalled-for. unjustifiable. unneedful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispensable. gratuitous. inessential. needless. pointless. redundant. superfluous. uncalled-for. unfounded. unnecessary. uncallad-for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unnecessary. inessential. needless. otiose. pointless. superfluous. uncalled for. undue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inessentiality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redundancy. lack of need. needlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). icap ettirmek, gerekli kılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

require. take. want. call for. suppose. beggar. entail. exact. imply. indicate. involve. necessitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compel. demand. entail. imply. involve. necessitate. require. take. to necessitate. to require. to need. to involve. to exact. to entail. to demand. to call for sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to necessitate. to require. to entail. to imply. exact. involve. redound. want.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuruyunca çatlayan balçık, münbit olmayan toprak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçe halk diinde bazen: zergerdan). 1. Ot yiyen büyük ve vahşî, çok kalın derili memeli hayvan ki, burnu üzerinde tek ve bir cinsinin iki boynuzu vardır. 2. Gergedanın burnundaki boynuzu ki, kılıç vesaire kabzası ve fincan zarfı gibi şeyler yapılır: Gergedandan kabza.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhino. rhinoceros.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhinoceros. rhino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Farsça gâr-gâh veya gârgef’ten). 1. Nakış işlenecek kumaşın gerilip işlenmesine mahsus Alet ki, dört ayaklı ve açılır kapanır dört pervazdan ibarettir: Gergef kurmak. Gergefin önünden kalkmamak. 2. Nakış işi: Gergef işliyor. İyi gergef biliyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embroidery frame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gerecek Alet: Çulha gergisi. Hamla gergisi = Kayığın kürek çekilirken ayak dayanılan tahtası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instrument for stretching. stretcher. strainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tie. stretcher. spanner. tightener. rack. diagonal. tension member. batter brace. bracing. bracer. girt. spreader. guy. traverse. tieback. reinforcement. stay. straining piece. straining beam. stiffener. strut. crossband. take-up. rigger. rigging rope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sandalyenin ayaklart nı birbirine tutturan çubuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kurulmuş, çekilmiş gerilmiş: Gergin ip, gergin bez. 2. mec. Ko pacak dereceye gelmiş: Araları, aralarındaki münasebet pek gergin. Gergin durmak = İnatçılık etmek, nobranlık etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stretched. taut. strained. jumpy. tense. nervous. nervy. stressfull. tight. uptight. on edge. highly strung. skittish. drawn. high-strung. jittery. spread. stiff. on a knife-edge. on pins and needles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stretched. taut. strained. jumpy. tense. nervous. nervy. stressfull. tight. uptight. on edge. highly strung. skittish. drawn. high-strung. jittery. spread. stiff. on a knife-edge. on pins and needles. fraught. overwork. timorous. tremulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taut. tense. stretched. tight. strained. fraught. intense. keyed up. stiff. uncool. uneasy. uptight. wrought up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tautly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gergin bir hal almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tense. to become taut. become tense. to get stretched. to get tensed up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get stretched. to become tense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tighten. to strain. to make tense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). t. Kurulup çekilmiş şeyin hali: İpin, bezin gerginliği. 2. mec. Kopmak derecesine gelmiş olan münasebetlerin hâli, bozukluk: Aralarının gerginliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tautness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strain. stress. stretch. tension. tightness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tension. tightness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Şiddetle basmak: Horoz tavuğa gerginmek. 2. Sıkı sıkı sarılmak: Kertenkele ağaca gerginmek. 3. Ağır balta ile vurup kökünden kesmek (şimdi kullanılmıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rear. back. reverse. backward. rearward. reversing. hind. posterior. slow. back. backward. backwards. behind. aback. back. rear. rest. re-. retro-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back. backward. rear. reverse. rest. remainder. hind. undeveloped. slow. stupid. half-witted. imbecile. backward. toward the rear. behind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back. backward. rear. the rest. reactionary. slow. about turn ! / face !. behind. little.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kick. kick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irrecoverable. irreversible. irrevocable. unrecallable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retrieval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reclamation. recovery. redemption. withdrawal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recovery. repeal. resumption. withdrawal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu işlev, MiniDisc kaydediciden çıkartılmadığı ve kayıt düğmesine basılmadığı sürece son düzenleme adımlarının geri alınmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recall. recoup. recover. resume. retrieve. withdraw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undo. to regain. to recover. to get refunded. to get back. to take back. declare off. devest. to declare off. recall. repeal. resume. revoke. set back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feedback.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

callback. recall. to call back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recession. recoil. retreat. withdrawal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawing back. orderly retreat. recession. recoil. regress. regression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flinch. recede. recoil. retire. retreat. withdraw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beat a retreat. to withdraw from. to retreat. beat retreat. draw off. give ground. pull back. recede. recoil. retrocede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retract. withdraw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backout. retract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to send back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

non-activity supply service behind the front.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to demand back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back number. behind the times. reactionary. conservative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wiggery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laggard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remainder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behindhand. late. slow. underdeveloped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backwardness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refund. repayment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back pay. back payment. payback. proviso for redemption. refunding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refund.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pay back. draw back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

background.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kickback.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recoil. kick of engine. repercussion. repulsion. back kick. back pressure. backset. back fire. back-firing. back draft. backing. back-up. blowback. backfiring. bound. rebound. repercussions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rebound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to recoil. to kick. back fire. rebound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give back. to return. negotiate back. redeliver. render. repay. restitute. restore. retrocede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Art, jirka, kıç, halef: Evin, geminin, kervanın gerisi. 2. Bir şeyin sonra gelen kısmı, son, art: Kışın, soğuğun, alınan haberlerin gerisi. 3. insan ve hayvanın arkasındaki organ, kıç, kuyruk. Ar. acz, verâ: Tavuğun gerisi. 4. Alt taraf, Ar. mâbâd: Gerisi gelecektir. Gerisi bundan iyidir. 5. Dönüş, avdet; arkaya doğru hareket: Sağdan geri, soldan geri. 6. Arkada bulunan, art, halef, Fars. pesîn: Binanın, geminin geri tarafı, kervanın geri kısmı. 7. Sonraki, Ar. muahhar, ait: Hikâyenin geri kısmı, yazın geri sıcakları. 8. Aşağı bulunan, Fars. dön. Derste arkadaşlarından geridir. 9. Gerçek vakitten az gösteren, ileri mukabili: Sizin saat geridir. 10. Arkada, artta: Geri kalmak, geri geri gidiyor. 11. Sonra, Ar. bâde, muahhar: Şimden geri. 12. Tekrar, yine: Geri gitmek, geri dönmek, geri çevirmek, geri vermek. Katılan harflerle beraber yer ve zaman zarfları teşkil eder: Geriden, geride, geriye, gerisince: Geride kalmak, geriye dönmek, geriden yürümek, gerisince gitmek. Geri almak = Tekrar almak: Malımı beğenmezse geri alırım. Bu sözü geri alın. Gerisini almak = Kalan kısmı da yapıpı bitirmek: O işin gerisini aldınız mı? Ayakları geri geri gitmek = Gönülsüz ve istemiyerek gitmek. Geri çevirmek = İade etmek, yüzgeri etmek. Geri dönmek = Avdet etmek. Geri durmak = Teşebbüs etmemek, karışmamak, ictinâb etmek, çekilmek. Geri kalmak = 1. Diğerlerine yetişememek, arkada kalmak: Arkadaşlarından geri kaldı. O, kimseden geri kalmıyor. 2. Tehir olunmak, geciktirilmek, muvakkaten vazgeçilip yapılmamak: O iş geri kaldı. 3. Uzak olmak, vazgeçmek: Çalışmaktan geri kalmıyor. 4. Gecikmek: Bugün vapur geri kaldı. Geri koymak = Tehir etmek, sonraya bırakmak. Geri gelmek = Geri dönmek. Geri gitmek = Çökmek, çözülmek. Geri vermek = Red, iade etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reverse gear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idiot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cretin. feebleminded. imbecile. retarded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. gériatrie

yaşlılık bilimi

Yaşlılık ve yaşlanmaya bağlı tüm klinik, biyolojik ve sosyolojik tıbbi sorunlarla ilgilenen bilim dalı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ihtiyarların sıhhi durumu ile ilgili. geriatrics i. ihtiyarlarla ilgili tıp ihtisası. geriatric'ian i. ihtiyarlık hastalıkları mütehassısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mürteci mânâsında kullanılan uydurma kelime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reactionary. unprogressive. obscurantist. stick-in-the-mud. die-hard. puritanical. retrograde. retrogressive. reactionary. obscurant. obscurantist. stick-in-the-mud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reactionary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reactionary. blimp. unprogressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reactionism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaction. reactionary attitudes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back. behind. astern. down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rearward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gerilemek işi. 2. (mantık) Aklın neticelerden prensiplere, tesirlerden sebeplere ve birleşiklerden yalınlara doğru gidişi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decline. recession. retreat. setback. regression. withdrawal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back tracking. retrogression. regression. deterioration. devolution. falling off. retrocession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Geri çekilmek. Daha aşağı bir dereceye düşmek. 2. (hastalık) İyi olmaya yüz tutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lose ground. regress. recede. degrade. drop back. stand back. fall back. worsen. deteriorate. draw back. drop behind. drop off. redound. remount. retreat. retrograde. slip. turn back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recede. regress. retreat. retrogress. to move backward. to recede. to worsen. to draw back. to go back. to retrograde. to retrogress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to regress. to move backward. to retreat. deteriorate. to lose ground. retrogress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back space. to impede the progress of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regressive. retrograde.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delaying. retrogressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backward assimilation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geri olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backwardness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backwardness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). 1. İki ucundan çekilen bir telin her noktasında, çekme gücüne karşı koyan kuvvet. 2. İki nokta arasındaki elektrik akımını sağlayan sebep, potansiyel farkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tension. intensity. voltage. potential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potential. stress. tension. voltage. frustration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tension. voltage. blood pressure. pull.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

under tension. tense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without tension. slack. relaxed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İspanyolca). Düşmana karşı nizamî birlikler, yahut perakende sivil kuvvetler tarafından yapılan hırpalama savaşı, çete savaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guerrilla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guerilla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guerilla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guerilla war. guerilla fighting / war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guerilla. partisan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıvrılıp çekilme: Telin gerilmesi zordur. 2. (denizcilik) Gerilme kuvveti — Bir halatın gerilmekle tayin olunan tahammül kuvveti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tensile. stretching. stress. tension. distension. strain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stretch. tension. strain. stress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tensile. tension. stress. span. hang. arching. stretch. streching. elasticity. tightness. tightening. distention. strain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kıvrılıp, kurulup çekilmek, gergin olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kıvrılıp çekilmek, gergin olmak: İp, bez gerildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stretch. to be stretched. to be tightened. to be tensed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be stretched / tightened / tensed / under tension. to span. to stretch. to spread. to tighten. to hang. to tighten up. distend. tauten. tense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. germek’ten). 1. Hayvanın bacaklarını gerip açarak yürümesi. 2. Tezgâhın gerilmesiyle öne gelen miktar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (hayvan) Bacaklarını gerip açarak yürümek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yabanî kızılcık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stretch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kolları ve başka organları çekip uzatarak esnemek: Gerinip durma. Sıtmaya tutulmuş gibi geriniyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stretch. to scretch oneself. to stretch oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stretch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geri geri, geriye doğru, geldiği yere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çirkef lağımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sıcak, Ar. hâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گرم] sıcak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikrop; tohum, tohum veya yumurtada bulunan asıl hücrecik, tohumun özü; asıl, başlangıç. germ plasm biyol. tohumda bulunup irsi hususiyetleri nakleden madde. germ theory biyol. canlı organizmaların yalnız canlı tohumlar vasıtasıyle husule gelebilec

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pek kızışmış: Dostluklarının germ-A-germ olduğu bir zamanda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sıcak hava, yaz; sermâ mukabili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گرما] sıcak. 2.sıcaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Sıcak yaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Termometre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hamam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گرمابه] hamam. 2.kaplıca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. (çoğ. -mans) Almanya veya Almanlara ait; i. Alman, Almanca. German measles tıb. bir çeşit hafif kızamık hastalığı, kızamıkçık. German script Almanlara mahsus yazı. German silver Alman gümüşü, beyaz metal. High German standart Almanca. Low German

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. öz (akraba): cousin german kuzen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa mahmut otu, yer meşesi. wall germander yer meşesi, meşecik, bot. Teucrium chamaedrys. water germander sarmısak otu, bot. Teucrium scordium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ilgili, alâkalı, müna sebeti olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

German philology , German studies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Almanya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Atom ağırlığı 72,5 olan ve «Ge» senbolüyle gösterilen eleman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stretch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tension. stretching. spreader. tie. anchor. tieback. string course. stirrup. span. clamp. tension member. diagonal member. bolt stay. tentering. gib. spreading. brace. bracer. bracing. framing piece. reinforcement. straining piece. take-up. crosspiece. st

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Germek, çekip uzatarak kurmak: ipi, teli, yayı germek. 2. Çekip uzatarak asmak: Perde, çarşaf germek. Haça, çarmıha germek, asmak. Göğüs germek = 1. Güvenmek, övünmek, hakkıyla iftihar etmek: Göğsümü gere gere gezerim. 2. Karşı durmak, mukavemet etmek: Düşmana göğüs geren bir alay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stretch. stretch out. strain. tighten. tighten up. tense. bag. distend. draw. hang on. lift. rack. span. sprawl out. stay. string. tauten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extend. flex. stretch. tense. to tense. to extend. to scretch. tighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stretch. to tighten. to spread out and stretch over. to extend. to pull. to rack. to stiffen. to clamp. to frame. to brace. to spread. to bar. to span. to stram. to stress. to hang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kermen, kale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. biyoloji). Canlılardaki üreme unsurlarının tamamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). HindAvrupa menşeli bir kavim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Germ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teutonic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Germen dili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sıcaklık, hararet. 2. Gayret, fevkalade çalışma: Demiryoluna germi ile çalışılmaktadır (germiyet galattır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گرمی] sıcaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. mikropları kıran madde; s. mikrop öldürücü, antiseptik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tohum veya mikrop kabilinden; oluşum safhasında (madde veya fikir).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. filiz vermek, sürmek, filizlenmek; gelişmeye başlamak. germina'tion i. filiz verme, sürme, filizlenme ger'minative s. filiz vermeye ait. geronto- önek ihtiyarlıkla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. (seçim bölgesini) bir siyasi partinin menfaatine uygun gelecek sekilde ayarlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Geri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram. Latincede isim olarak kullanılan fiillerin bir şekli, İngilizcede isim olarak kullanıldığı zaman -ing şekli: Swimming is fun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Alm. Gerundium

db. zarf-fiil

Zarf olarak kullanılan fiil soyundan kelime.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram. Latincede bir mecburiyet ifade eden fiilden türetilen sıfat: ''görülecek, ,okutulacak gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cretin. dozy. fool. clot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imbecile. moron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. zencefil, zencefil kökü; argo canlılık; f. zencefil katmak; canlandırmak. ginger ale zencefilli gazoz. gingerbread i. zencefilli çorek; gösterişli süs. gingerbread tree dum ağacı, bot. Hyphaene thebaica gingersnap i. zencefilli çörek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., s. yavaşça, ihtiyatla; s. yavaş, ihtiyatlı, tedbirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Moğolca’da hakketmiş ve lâyık mânâsına olup, Cengizoğullar’nın Cuci Ulusu’ndan Kırım’da saltanat süren hanedanın prensleri bu unvanı taşır: Ahmed Giray, NÜreddin Giray, Aslan Giray Han.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bellydance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GÖVERMEK) (f.). 1. Yeşermek: Ağaçlar göğerdi. 2. Morarmak: Omuzumu öyle çarptım ki, göğerdi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dedikoducu kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) içinden sayfaları keserek kitablı düzenini bozmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mezarcı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گوگرد] kükürt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yol gösterme, delâlet, rehberlik; işaret; idare; kılavuz; A.B.D. eğitim sırasında çocuğa ve ailesine öğüt verme ve yol gösterme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül mahfazası, çiçeklik, vazo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gülsuyu şişesi ki, ağzı dar olup sallamakla gülsuyu serpilir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گلابدان] gülüptan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گلدان] vazo.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). isteklilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İstekli, arzulu, tâlib.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواهشگر] istekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. F.). Toprak yeri, dünya, arz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hamburger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fried cake of minced beef served on a bun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hamburger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fried cake of minced beef served on a bun. beef that has been ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

citizen of Hamburg , hamburger , inhabitantnative of Hamburg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sığır kıyması; bu kıymadan yapılmış köfte, hamburger.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

‘Ham’ kelimesinin İngilizce’deki anlamı ‘domuzun bacağının üst kısmından tuzlanarak ve kurutularak yapılan yemek’ demektir. Öyleyse hamburger domuz etinden yapıldığı için mi bu adı almıştır?

Kesinlikle hayır! Hamburgerin tarihi Orta Asya’ya Tatar diye bilinen Türk toplumlarına kadar uzanır. O zamanlar savaşçı Tatar atlıları çiğ et yiyorlardı. Zamanla bu eti eğerlerinin altına koyduklarında, uzun seferlerde atın hareketleri sonucunda bu etin bir şekilde az da olsa piştiğini ve daha kolay çiğnenebilir hale geldiğini keşfettiler.

Yıllar geçtikçe, Asya steplerindeki uzun seferlerinin sonunda bu eti eğerin altından çıkarttıklarında ona tuz, biber ve soğan da ilave ettiler ve sonunda bugünkü bilinen ‘Tatar Bifteği’ ortaya çıktı.

Almanya’nın Hamburg şehrinden bir tüccar, ticaret amacı ile gittiği Orta Asya’da 19. yüzyılın ortalarında Tatar Bifteği’ni görür ve Almanya’ya getirerek Hamburg Bifteği olarak sunar. Daha sonraları bir aşçı bu eti kızartarak servise sunar ve ona ‘Hamburg’a ait’ anlamında hamburger adını verir.

Hamburger Almanya’yı iki yolla terk eder. Yine 19. yüzyılda bir fizikçi ve aynı zamanda yemek geliştirme uzmanı olan Dr. J. H. Salisbury hamburgeri İngiltere’ye getirir. Salisbury sağlıklı bir yaşam için günde üç kere, önceden sıcak su ile yıkanmış biftek yenilmesi gerektiğine inanıyordu. Bu şekilde hazırlanan hamburgere İngiltere’de ‘Salisbury Bifteği’ adı verildi.

Diğer yolla ise, 19. yüzyılın sonlarında Alman göçmenleri ile Amerika’ya gitti. Hamburger etinden yapılan köftelerin ismi burada hamburger olarak yerleşti. Yani tarihinin hiçbir safhasında hamburgerin içinde domuz eti olmadı. Gerisin geriye Türkiye’ye döndüğünde ise tarihinin atalarımıza dayandığını bilmeyenler geleneksel damak tadımıza uygun olmadığını ileri sürdüler.

Bu arada belirtelim ki, Birinci Dünya Savaşı sonrası ABD’de İngilizce’deki Alman kökenli kelimeleri ayıklamak için yapılan çalışmada, hamburgerin ismi de ‘Salisbury Bifteği’ olarak değiştirilmeye çalışıldı, ama tutmadı.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

“Ham” kelimesinin İngilizce’deki anlamı “domuızun bacağının üst kısmından tuzlanarak ve kurutularak yapılan yemek” demektir. Öyleyse hamburger domuz etinden yapıldığı için mi bu adı almıştır?

Kesinlikle hayır! Hamburgerin tarihi Orta Asya’ya Tatar diye bilinen Türk toplumlarına kadar uzanır. O zamanlar savaşçı Tatar atları çiğ et yiyorlardı. Zamanla bu eti eğerlerinin altına koyduklarında, uzun seferlerde atın hareketleri sonucunda bu etin bir şekilde az da olsa piştiğini ve daha kolay çiğnenebilir hale geldiğini keşfettiler.

Yıllar geçtikçe, Asya steplerindeki uzun seferlerinin sonunda bu eti eğerin altından çıkarttıklarında onatuz, biber ve soğan da ilave ettiler ve sonunda bugünkü bilinen “Tatar Bifteği” ortaya çıktı.

Almanya’nın Hamburg şehrinden bir tüccar, ticaret amacıyla gittiği Orta Asya’da 19. yüzyılın ortalarında Tatar Bifteği’ni görür ve Almanya’ya getirerek Hamburg bifteği olarak sunar. Daha sonraları bir aşçı bu eti kızartarak servie sunar ve ona “Hamburg’a ait” anlamında hamburger adını verir.

Hamburger Amanya’yı iki yolla terk eder. Yine 19. yüzyılda bir fizikçi aynı zamanda yemek geliştirme uzmanı olan Dr. J. H. Salisbury hamburgeri İngiltere’ye getiri. Salisbury sağlıklı bir yaşam için günde üç kere, önden sıcak su ile yıkanmış biftek yenilmesi gerektiğine inanıyordu. Bu şekilde hazırlanan hamburgere İngiltere’de “Salisbury Bifteği” adı verildi.

Diğer yolla ise, 19. yüzyılın sonlarında Alman göçmenleri ile Amerika’ya gitti. Hamburger etinden yapılan köftelerin ismi burada hamburger olarak yerleşti. Yani tarihin hiçbir safhasında hamburgerin içinde domuz eti olmadı. Gerisin geriye Türkiye’ye döndüğünde ise tarihinin atalarımıza dayandığını bilmeyenler geleneksel damak tadımıza uygun olmadığını ileri sürdüler.

Bu arada belirtelim ki, Birinci Dünya Svaşı sonrası ABD’de İngilizcede’ki Alman kökenli kelimeleri ayıklamak için yapılan çalışmada, hamburgerin ismi de “Salisbury Bifteği” olarak değiştirilmeye çalışıldı, ama tutmadı.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hamiyetli adama yakışır surette, hamiyetle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gülen, şen. Ar. mesrûr. Handan handân = Gülerek, güle güle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خندان] güleç, gülen. handan etmek; güldürmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gülen, gülücü. 2.Güler yüzlü, sevimli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Büyük sülâle, asil ve büyük aile: Al-I Osman Osmanlı hânedânı, Habsburg, Hohenzollern, Romanof hânedanları. 2. Bir yerde evi daima misafirlere açık, cömert ve asil adam (bu mânâ ile isim ve sıfat gibi, müfred ve sonundaki «An» a bakılarak yanlış olarak cemî gibi kullanılır): O hânedân adamdır. Bu memleketin hânedânındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynastic. heraldic. dynasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. of noble descent. generous and hospitable. family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. dynastic family. house. ruling house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاندان] sülale, hanedan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Kökten, asil ve büyük aile.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Asalet, büyük bir aileye mensûp olma. 2. Kapısı gelene geçene açık olmaklık, misafirperverlik, ikrâm. edicilik, cömertlik: O adamın hanedanlığı meşhurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) askı, askı kancası; çengel; elbise askısı; oto makas köprücüğü; asan kimse, asıcı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tufeyli, çanak yalayıcı kimse, slang beleşçi kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) haberci, müjdeci .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) huysuz kocakarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Hasetçilikle, hasetçiye yakışır bir surette, kıskanarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسودانه] kıskanarak, kıskançlıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airport. air drome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gravy. a) from the air b) effortlessly. for nothing c) empty. worthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Her ikinin diğeri: O iki ortak hem-diğeriyle iyi geçiniyorlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همدیگر] birbiri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deposit book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hıredmend). Akıllılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akiline, akıllıca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir bitki ki, kökü sebze gibi yumurta ile yenir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

borage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(borage): Hodangiller familyasından mavi beyaz çiçekli bir bitkidir. Hekimlikte çiçekleri ve kökü kullanılır. İçeriğinde müsilaj ve madeni tuzlar vardır. Kullanıldığı yerler: Öksürüğü keser, balgam söktürür. İdrar zorluğunu giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grouch. grumble. snarl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öfke ile, yarı anlaşılır, yarı anlaşılmaz şekilde söylenip durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bumble. grouch. grouse. grumble. murmur. mutter. to mutter to oneself. to grumble. to mutter. to murmur. to bumble. to grouch. to grunt. to snarl. to grouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mutter angrily to oneself. crab. grouch. grouse. growl. grumble. grunt. mutter. rabbit. snarl. snort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel endamlı, boylu boslu kadın.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خدانکرده] Allah göstermesin, Allah etmesin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aldatıcı, dolap çeviren, hilekâr, hilebâz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. düzensizlik; karışıklık; eski sır tutma, ağzı sıkı oluş, ketumiyet; s. karışık; gizli; f. gizli tutmak, sır saklamak; gizli görüşmelerde bu- lunmak, gizlice hareket etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili olağanüstü bir şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. açlık; kuvvetli istek, arzu, özlem, iştiyak; f. acıkmak; hasret çekmek, özlemini duymak, şiddetle arzulamak; aç bırakmak. hunger march açlık yürüyüşü. hunger strike açlık grevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خنياگر] şarkıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hürde = küçük, ince; dânisten = bilmek). Nükte ve incelikleri anlayan, bilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. hûşmend). Akıllılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

identity / identification card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ibadan, Nijerya'da bir şehir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «deyn»den masdar). Borç, ödünç verme, ikraz: Kendisine para idâne eden yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Ödünç olarak, idâne yoluyla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karar vermeyen mütereddit, kuşkulu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tereddüt, vesvese, vehim, kuşku.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Temiz kalble.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back and forth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back and forth. back and forward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. betim, betimleme, tasvir; duş, imge, hayal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., elek. zahiri direnç (öz direnç, endüktans ve kapasitans bir ara da); almaşık cereyan tesirine karşı durma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir zamanlar herkes İngilizler gibi yolun solundan gidiyordu. Bunun için de çok geçerli bir sebep vardı.

Yüzyıllarca önce yolun karşısından gelenin dost mu, yoksa düşman mı olduğunu kestirmek mümkün değildi. İnsanların çoğu sağ ellerini kullandıkları için, yolun solundan, duvar dibinden (yaya veya atla) giderek sol taraflarını emniyete alır, sağ ellerini kılıçlarını hemen çekecek şekilde hazır bekletirlerdi.

Yolun solundan seyahat, ilk defa 1300 yıllarında, papanın Roma’ya gelecek hacıların yolda karmaşaya sebep vermemeleri için, yolun solundan gitmelerini söylemesiyle resmileşti ve yüzyıllar boyu devam etti.

18. yüzyılın sonlarında ABD’de birçok atın çektiği posta arabalarında, sürücü koltuğu yoktu ve sürücü en arkada ve soldaki atın üstünde oturuyordu. Bu da yolun solundan gidildiğinde karşıdan geleni ve yolun kontrolünü zorlaştırıyordu.

Çok geçmeden ABD’de trafik sağdan işlemeye başladı. Fransız İhtilali sırasında, ihtilalin liderlerinden Maximilien Robespierre, büyük bir olasılıkla Katolik kiliseye meydan okuyanlara bir jest olsun diye, Parislilerden yolların sağından gitmelerini istedi.

Bir süre sonra aslında kendisi de bir solak olan Napolyon, ordularındaki ikmal arabalarının yolların sağından gitmeleri emrini verdi ve zaptettiği her ülkede de bu uygulamayı hayata geçirdi.

İngiltere hiçbir zaman Napolyon tarafından zapt edilemediğinden İngilizler yolun solundan gitme alışkanlıklarından vazgeçmediler. Avustralya, Hindistan gibi tüm eski sömürgelerinde de bu usulü devam ettirdiler. Zaten İngilizler’de Amerikalılardan farklı olarak sürücü arabanın üstünde ve sağında oturuyordu.

Modern araba teknolojisinin gelişmesi ile bu gelişimin dünyada öncüsü olan ABD’de sürücü koltuğu ve direksiyon sağdan gidişe uygun olarak sola konuldu ve dünyanın birçok bölgesinde bu şekilde yaygınlaştı.

İngiltere’de ve eski sömürgelerinde, trafik akışını sağ şeride almanın faturası o kadar yüklüdür ki, artık isteseler de kolay kolay bunu yapamazlar.

Hangi ülkede olursanız olun, trafiğin yönü ister sağdan olsun ister soldan, karşıdan karşıya geçmeden önce, siz yine de her iki yöne bakmayı ihmal etmeyin.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığım taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12-15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor. İlk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı.

Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünyâ Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. Şimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığını taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12 - 15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor, ilk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı. Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. İimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F). Netice olarak meydana gelen, diğer bir şeyin neticesi durumunda olan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tam sayı; bütün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) idare memuru. intendancy (i.) memuriyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (İng.) demir eşya satıcısı, hırdavatçı, nalbur. ironmon- gery (i.) demir eşya, demir eşya satıcılığı, demir eşya satan dükkân.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. irrédentiste

kurtarımcı

Dil, gelenek, görenek ve çeşitli kültür değerleri bakımından bir birlik gösterdiği hâlde ana yurt dışında kalmış halkın yaşadığı toprakları ana yurt sınırları içine almak isteyen.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. irrédentisme

kurtarımcılık

Dil, gelenek, görenek ve çeşitli kültür değerleri bakımından bir birlik gösterdiği hâlde ana yurt dışında kalmış halkın yaşadığı toprakları ana yurt sınırları içine almak düşüncesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. F. botanik). 1. Beyaz biber tohumu. 2. Akçaağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Ispanak, vitamin ve diğer besin maddeleri bakımından oldukça zengin bir sebzedir. Yapısının büyük bir kısmını su oluşturur. Özellikle C vitamini diğer sebzelere oranla daha fazladır hatta limon, portakal gibi turunçgillere yakındır. Ispanak kalsiyum ve demir bakımından da zengindir.

Ancak ıspanağı diğer yeşil sebzelerden ayıran, demir bakımından aşırı bir zenginlik de söz konusu değildir. Eşit ağırlıklı bir hamburgerde de ıspanak kadar demir vardır. Ayrıca bir mineralin bir sebzede çok bulunması, yenilince doğrudan vücudumuza geçeceği ve vücudumuzu bu mineraller bakımından zenginleştirip kuvvetlendireceği anlamına gelmez.

Her ne kadar çizgi roman kahramanlarının en eskilerinden olan Temel Reis zorda kalınca, bir konserve kutusu açıp içindeki ıspanağı yiyince adeleleri, pazuları şişip insan üstü bir güce sahip oluyor gibi görünüyorsa da ıspanağın içindeki gerek kalsiyumun gerekse demirin insan vücudu tarafından emilmesi zordur. Bu nedenle ıspanaktaki demirin insana pek faydası yoktur.

Temel Reis’in neden başka bir sebze değil de ıspanağı tercih ettiği konusunda, teneke kutu içinde satılan ıspanağın reklamını yapması dışında iki görüş daha var.

Birincisi, içindeki okzalik asitin verdiği ekşimsi tadı nedeniyle ıspanak yemeyi sevmeyen çocuklara bu yemeği sevdirmek. İkincisi ise ıspanakla demir, demirle kuvvet arasında ilişki kurarak demir eksikliğinin vücutta yarattığı zayıflık ve halsizliğin, ıspanak yemekle giderileceğine insanları inandırmaktır.

Demir eksikliğinin anemi denilen kansızlık hastalığı yarattığı doğrudur ama çok demir almanın da insanın kuvvetlenmesiyle fazla bir alakası yoktur. Vücudumuzun bir günlük demir ihtiyacını sadece ıspanaktan karşılayabilmek için yılda vücut ağırlığımızın iki misli kadar ıspanak yememiz gerekir ki bu da çok iyi bir fikir değildir. Ispanaktaki okzalik asit aşırı alındığında, idrarda toplanarak böbreklerde taş oluşumuna sebep olabilir.

Gelelim ıspanağın niçin yoğurtla yenildiğine. Gıdaların bileşimlerinde bulunan bazı maddeler, o gıdanın besin değerini azaltır. Örneğin ıspanakta bulunan okzalik asit, kalsiyumun vücut tarafından alınmasına mani olur. Bu nedenle okzalik asitçe zengin olan gıdalarla yoğun olarak beslenildiğinde, vücudun kalsiyumu bol gıdalarla takviye edilmesi gerekir.

Ispanak, semizotu, ebegümeci, pazı gibi gıdaların, kalsiyum zengini yoğurt ile yenilme alışkanlığının kökeni veya bilinçli olarak başlatılıp başlatılmadığı, insanların tat vermesi için mi yoksa sağlıklarını düşündükleri için mi bu alışkanlığı kazandıkları bilinmiyor ama kalsiyum eksikliğini gidermesi açısından yoğurt ilavesi son derecede yararlı ve sağlıklıdır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition. formally written petition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «deyn» den masdar). Ödünç alma, borç etme: idâne sandığından istidâneye hakkı olanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Naz ve edâ eden, nazlı, şîvekâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عشوه گر] işveli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), eski çıtkırıldım delikanlı, züppe, cicibey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (Al.) yırtıcı bir deniz kuşu, (zool.) Stercorarius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hurma suyundan yapılan bir çeşit koyu renk şeker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. chigoe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. bocurum veya mancana yelkeni; ufak bir çeşit yelken gemisi; golfta demir uçlu ufak çomak; kokteyl karıştırmak için ölçü olarak kullanılan ufak cam bardak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili Allahın cezası. I'll be jiggered! Hayret!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Ürdün, Ürdün nehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir Hint mabudunun ismi; eskiden tekerleklerinin altına atılarak insanların kendilerini ezdirdiği bu mabudun heykeli; insanın kendisini körü körüne feda etmesini gerektiren inanç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. catena). 1. Vaktiyle küreğe verilen esirlerin ayağına vurulan zincirli halka, pranga. 2. Bir tür çok iri at. bk. Katana.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kadr = değer, Fars. dânisten = bilmek). Değerli adamların değerini bilen ve anlayan, takdir edebilen: Bir vezir-i kadr-dân idi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قدردان] değerbilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değerli adamları takdir etmek hassası: Kadirdanlık büyük bir meziyettir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kadirdanlık, değerli adamları takdir etme, kadir bilirlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قدردان] değerbilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ad lib. off the cuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonkers. crackers. nuts. up the pole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Yumuşakçaların sekiz kollu önemli bir sınıfı: Mürekkep balığı denilen hayvan, kefadanbacaklılar sınıfındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İçine döğülmüş kahve konulan kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalem koyacak kutu, kalem mahfazası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Nereden: Kandan geliyor?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Vaktiyle kapdân-ı deryâdan sonra Osmanlı deniz kuvvetlerinin en büyük amirali, oramiral. Bunun aşağısında patrona ve riyâle unvanları ile iki amiral daha vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.F.) (kâr = iş, dânisten = bilmek). İş bilir, işten anlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), işbilirlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tesir eden, müessir: Verdiğim nasihatlar kâr-ger olmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karın boşluğunda, midenin sağında bulunan iri bir bez. Karaciğer, vücuttaki bezlerin en büyüğüdür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hepatic. liver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Karaciğer, diyaframın hemen altında, sağ tarafta, yaklaşık olarak 2 kilogram ağırlığında koyu kırmızı renkte yumuşak bir organdır. Yaşamak için gerekli olan bir çok kimyasal olay burada meydana gelir.

Karaciğerin görevi :

- Günde yaklaşık olarak 4 su bardağı (1 litre) safra salgılar.

- Yağ, protein ve şeker metabolizmasını düzenler.

- Vücudun ısısını ayarlar.

- Vücudun ihtiyacı olan su ve vitaminleri yapar.

- Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolar. Kan miktarını ayarlar.

- Hormonların görevleri üzerinde etkili olur.

Karaciğer yukarıda belirtilen görevlerinden herhangi birini yapamaz hale gelecek olursa, çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bunların en önemlileri, karaciğer yetersizliği, karaciğer iltihaplanması, karaciğer sirozu, safra kesesi iltihabı ve safra kesesi taşıdır.

Karaciğer Hastalıklarının Ortak Belirtileri :

Hasta, sağ böğründe ağrı hisseder. Bağırsaklarında fazla miktarda gaz vardır. Karnı şişer, anüsten çıkan gaz pis kokar. Cilt rengi ve bazen de göz akı sararır. Yüzünde ve ellerinde çil gibi lekeler görülür. Hazımsızlıktan şikayet eder. Sabahları dilinde pas ve ağzında acılık hisseder. Nefesi de kokar. Sabah saatlerinde ensede ağrı hisseder. Çarpıntı, iştahsızlık vardır. İdrarın rengi sabahları sarı ve koyu, daha sonraki saatlerde ise, duru ve açıktır. Sık sık idrara gider. Baldır kasları ağrır. El ve ayaklarında şişlik görülür. Geceleri uyumak istemez. Görme ve işitme duyguları da zayıflar. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı, limonsuyu.

Hazırlanışı : 1 çorba kaşığı saf zeytinyağına, 1 çorba kaşığı yeni sıkılmış limon suyu karıştırılır. Sabahları aç karnına içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Herhangi bir karaciğer hastalığı sırasında, karaciğer hücrelerinin şişip, safra yollarını tıkanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıkktır. Tıp dilinde hepatit sarılık denir. Hastanın bütün dokuları, hatta gözlerinin akı bile sarıya boyanır. İdrarı esmerleşir. Deride kaşıntılar görülür. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Enginar, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 tane enginar doğranır. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Karaciğerin görevini yeterince yapmaması sonucu görülen bir hastalıktır. Belirtileri bağırsaklarda gaz, karın şişliği, sağ böğürde ağrı, burun kızarması, solgun renk, yüz ve elde çil gibi lekeler, paslı dil, ağızda acılık, mide bulantısı, kabızlık, çarpıntı, el ve ayak şişleri, görme ve işitmede azalma görülür. İdrar rengi, sabahları koyu, gündüz ise açık ve durudur. İdrara çok çıkılır. Hastanın çukulata, baharatlı yiyecekler, turşu, kızartmalar, ve yağlı şeyler yememesi gerekir. Tedavi için aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ayva

Hazırlanışı : 2 tane ayva külde pişirilip, yemeklerden önce yenir. Bunun yerine ayva marmelatı da yenebilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). Tahminî olarak, kararlama suretiyle

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کاردان] işbilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کارگر] işçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Yumuşakçalardan, karınlarındaki uzantıları bacak gibi kullanarak ve sürünerek yürüyen kabuklu hayvanlar sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

across.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

across. over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Niyet ve meram ederek, isteyerek, Osm. bililtizâm: Kasden yaptığı anlaşıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çinici, çini yapan san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

value added tax. value added tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appreciable. noteworthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noteworthy. some. thundering. walloping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakkabı, papuç.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کفش] ayakkabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakkabıları muhafaza eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakkabı diken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakkabı çıkarılan papuçluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakkabıcı, köşger.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kundura çeviren hizmetkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaban enginarı, eşekdikeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ürümek, pek sızlanmak, (köpkler) çağırışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. «Kılab» denilen eğirme çarkıyla sarılan sırma veya tel ile karışık ipek veya pamuk iplik. 2. Bakırdan yaldızlı sırma taklidi: Kılabdan işleme; kılabdan nakşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Taklit ve sahte tellerle karışık: Şam’ın, Hind’in kılabdanlı kumaşları; kılabdanlı perdelik, döşemelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Az oynama, hareket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slight movement. stirring. move. shift. wiggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Az oynamak, hareket etmek, harekette bulunmak: Yattığı yerde biraz kımıldadı, kımıldandı; suyun dibinde birtakım kurtlar kımıldanıp duruyor. Yerinden kımıldanmak Kalkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to move slightly. to budge. to stir. play. stir one's stumps. to stir one's stumps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİMYA-GER) (I. F.). 1. Kimya İle uğraşan bilgin, kimya mütehassısı. 2. Gûyâ her şeyi altın yapmak sır ve san’atını bilmek iddiasında bulunan adam, simyâcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chemist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chemist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [کيمياگر] kimyacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Kimyagerlerin uğraştığı ilim, kimya: Kimyagerlikte büyük bilgi sahibidir. 2. Her şeyi altın yapmak iddiası, bu iddiada bulunan adamın hâli

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a chemist. the work of a chemist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wiggle. wriggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hafif ve devamlı şekilde oynamak: Bir fare, çekmecenin içinde kıpırdayıp duruyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fidget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to move slightly. to stir. fidget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guerilla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F„ Ar. kıymet = değer, Fars. dânisten = bilmek). Kıymet bilen, takdir edebilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). içine elektrik enerjisi yığılan cihaz.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. condensateur

fiz. yoğunlaç

İçinde akımsız elektrik yükü biriktirilen cihaz.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condenser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condenser. capacitor yoğunlaç.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condenser. capacitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counter guerilla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sand viper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. commandant). Bir askerî birliğin baş subayı, Amiri: Ördü, alay, tabur, bölük kumandanı; jandarma kumandanı; başkumandan (Fransızca” da olduğu gibi dilimizde «binbaşı» mânâsında kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commander. commandant. headman. warlord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commander komutan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commander. commanding officer. high-ranking officer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir askerî birliğin subaylığı, Amirliği: Ordu, alay, tabur, bölük kumandanlığı; başkumandanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commandership. command post. command headquarters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Diş çöpü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toothpick. pick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pick. toothpick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toothpick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kuşların kış ayları gelirken niçin güneye, ılıman bölgelere göç ettiklerinin nedeni herkes tarafından bilinir. Kışın beslenemeyecekleri için göç ettikleri bilgisi genel anlamda doğrudur ama kuşların göçü sanıldığı kadar basitçe izah edilebilecek bir olay değildir.

Kuşların göç nedenlerinin atalarından, buzul çağı zamanlarından kalma olduğunu ileri sürenler de var. Ancak günümüzdeki görüşler, kuşların iç biyolojik takvimlerine göre belirli zamanlarda hormonal dengelerinin değiştiği, uzun bir yolculuğa hazırlık olarak vücutlarında yağ depolama miktarlarını arttırdıkları, kışı beklemeden hava şartlarındaki değişiklikleri hissettikleri an göç yollarına düştükleri şeklinde.

Bu görüşlere göre kuşlar Eylül ayı civarında göçe başlasalar bile yağ depolamaya çok daha önce, yazın en sıcak günlerinde başlıyorlar. Belki kar yağışının geleceğini bilmiyorlar, belki de göçmen kuşlar hayatlarında hiç kar görmediler, karlı ortamda yaşamadılar, yiyeceksiz kalmadılar ama göçme işini tecrübeleriyle değil biyolojik takvimleri ve bunun tetiklediği hormonal değişimler sayesinde otomatik olarak yapıyorlar.

Soğuk havalar gelirken kuşların daha ılıman yerlere göç etmeleri tamam da göç ettikten sonra niçin tekrar geri dönüyorlar? Daha sıcak iklimlerde yaşamak, bol yiyecek bulmak, daha mutlu olmak için yüzlerce kilometre yol git, sonra da gerisin geriye dön.

Bu, biraz insanların yaz aylarında yazlığa gidip dönmelerine benziyor ama insanlarda durum farklı, çocukların okulları, ebeveynlerin işleri var.. Gerçi insanlarda da göçmenlik yaygın ama onlar göç ettikleri yerlerde kalırlar. Zaten bu düşünülmüş, belirli bir ihtiyaç ve amaç uğruna yapılmıştır, kuşların bu göç işini oturup düşünerek yapmadıkları bir gerçek.

Kuşların göç ettikten sonra baharda tekrar geri dönmelerini uzmanlar çeşitli sebeplere bağlıyorlar. Birinci sebep, şüphesiz baharda kuzey yarımkürenin ısınması. Bu mevsimde gündüzlerin uzaması nedeniyle yiyecek arama sürelerinin artması ve ana besinleri olan böceklerin çoğalması da diğer sebepler.

Bu arada güney yarımkürede bu kadar kuşu besleyecek yiyecek olmaması aksine kuş avlayarak beslenen hayvanların çok olması da ilkbahardaki geri dönüşe etken. Bütün bu nedenlere rağmen geri dönüş sinyalini yine de biyolojik takvimlerinin verdiği biliniyor.

Kuşların göç ettikten sonra geri dönmeleri kadar, Ekvator Afrikası’ndan dönen bir kuşun Doğu Anadolu’da bir ahırda bir evvelki yıl yaptığı yuvayı tekrar bulabilmesi de ilginçtir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, göçmen kuşların başlıca dayanak noktalan gündüz Güneş, geceleri ise yıldızlardır. Hava kapalıysa akarsular, dağlar gibi yeryüzündeki coğrafik şekilleri kullanıyorlar. Göçmen kuş türlerinin bir çoğunun yolculuklarında yerin manyetik alanından da faydalandıkları tespit edilmiştir. Yakıt olarak vücutlarındaki yağı kullanan kuşların göç süresince kat ettikleri mesafeler de inanılmazdır. Örneğin dış görünüşü ile diğer kırlangıçların aynısı olan Kutup Denizi Kırlangıcı her yıl Arktika’dan Antarktika’ya ve tersine 17 bin, toplam 35 bin kilometre uçar. Ama birbirinin benzeri iklimde ve buzlarla kaplı bu iki yer arasında gidip gelmekte ne bulur bilinmez.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) Güney Afrika'da etrafı arabalarla kuşatılmış kamp veya konak yeri; (f.) böyle konak yeri yapmak; böyle yerde konaklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) laden, (bot.) Cistus; laden zamkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) labdanum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) parmak biçiminde yapılan bir çeşit hamur işi; yüksükotu, (bot.) Digitalis purpurea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir çeşit hafif Alman birası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yün hası1 eden, yünlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ecza afyon tentürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşatmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna ‘Coriolis’ kuvveti diyorlar. Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olamayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40.000 kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutuptakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak be. dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşalmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna “Coriolis” kuvveti diyorlar.

Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olmayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40 bin kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutupdakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak bu, dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). içinde afyon bulunan sulu bir ilâç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ana hesap defteri, hesap defterinin en büyüğü, defteri kebir; mezarın kapak taşı. ledger bait bir yere bağlanan olta yemi. ledger line müz. yardımcı çizgi; kurşunu suyun dibine oturan olta sicimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. el çabukluğu, el marifeti, gözbağcılık, hokkabazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bakırdan yayvan ve kenarları enli sahan veya tepsi: Bir lenger pilav.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gemi demiri: Fekk-i lenger etmek = Demir alıp gitmek. Lenger-endâz = Demir atmış: Gemi lengerendâz oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Longer; longest; obsolete compar. and superl. of long.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large. shallow copperdish. anchor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Asker, ordu. Leşgerşiken = Düşman askerini kıran, ordu bozan. Leşger-keş = Asker çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Leventçe: Levendâne yürüyor, bir tavr-ı levendâne ile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çizme ucunun şekli ve kalıbı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hırsızlığı benimsemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ağır kokulu ve yumuşak bir çeşit peynir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Limit Value Orders)

Özel limit fiyatlı emirlerin belirli bir tutar sınırı konmuş şeklidir. Özel limit fiyatlı emre ilaveten maksimum işlem değeri “TL” olarak yazılır. Sistem, belirtilen tutardan fazla olmamak şartıyla, belirtilen fiyat seviyesine kadar, en iyi fiyatlı emirlerden başlıyarak tüm fiyat seviyelerinde işlem gerçekleşmesine olanak sağlayacaktır. Eğer belirtilen fiyat seviyesine ulaşmadan girilen tutar karşılandıysa, karşılanan tutardan fazla işlem olmasına sistem izin vermeyecektir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ayrılamamak, gitmemek; gecikmek; gitme vaktini uzatmak; oyalanmak; kolayca ölmemek, uzun zaman can çekişmek; kolay kolay geçmemek; yavaş yavaş gitmek. lingeringly z. ayrılmayarak, gecikerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kadın iç çamaşırı ve gecelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. liyâkatmend’in c.),. Liyâkatliler, değerliler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Atlantik Okyanusuna mahsus çok iri deniz kaplumbağası; Amerika'ya mahsus bir çeşit örümcekkuşu. at loggerheads with biri ile kavgalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iki veya üç direkli ve aşırmalı yelken kullanan gemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meydan, alan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yalandan kendini hasta göstermek, hasta pozu yapmak, hastalık taslamak. malingerer i. hasta pozu yaparak vazifeden kaçan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yönetmen, müdür, direktör; idare memuru, yönetici, idareci. board of managers idare heyeti, yönetim kurulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yönetimsel, idari, idareye veya müdüre ait .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Eskiden tersane havuzlarına gemi alınınca havuzların suyu büyük bostan dolapları ile boşaltılırdı. Bu dolapları mandalar çekerdi. Bu iş için tersanelerde ayrı bir bölük, bölüğün başında da Manda Ağası bulunurdu. Kurası tersaneye çıkan erkekler askerlik yapmamak için bedel olarak para ödemez, tersaneye manda verirlerdi. Sahibinin yerine askerlik süresini dolduran mandalar bir terhis tezkeresi verilir, bu tezkereler sırmalı kordonlarla boynuzlarının arasına asılırdı. Köyüne veya kasabasına dönen mandalar coşkulu bir törenle karşılanırlardı.

Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yemlik, ahır yemliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), (eski) rağmen, bakmayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Maydanozgillerin örnek bitkisi; kokulu yaprakları birçok yemeklere katıldığı gibi kökünden ve meyvelerinden kokulu bir yağ da çıkarılır (petrosellnum hortenes). Frenkmeydonuzu = Maydanozgillerden bir bitki (Lat. caerefollum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parsley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parsley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(midenuvaz): Maydanozgiller familyasından; yaprakları güzel kokulu ve parçalı, kazık köklü, 30 - 100 cm boyunda, iki yıllık otsu bir bitkidir. Çiçekleri şemsiye halindedir. Tohumları ufak ve esmerdir. Meyvelerinin içeriğinde uçucu bir yağ ile apiin adlı bir glikozit vardır. Kökünde, biraz uçucu yağ, müsilaj ve apiin vardır. Yaprakları, kökü ve meyvesi kulanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. İştah açar. İltihaplı yaraların iyileşmesini sağlar. Aybaşı sancılarını keser. Sürmenajda faydalıdır. Yüksek tansiyonu düşürür. Kalbin yorulmasını önler. Kansızlığı giderir. Kansere karşı korur. Karaciğer şişliğini giderir. Safra akışını kolaylaştırır. Vücuttaki zehirli maddelerin atılmasını kolaylaştırır. Vücutta biriken suyu boşaltır. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Romatizmada faydalıdır. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Anne sütünü azaltır ve böylelikle memelerin şişmesini önler. Cinsel istekleri artırır. Görme gücünü artırır. Böbrek iltihabı olanlar maydanoz yememelidir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ayrı çanakyapraklı Iklçeneklîlerden bir familya. Örnek bitkisi maydanozdur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yetersiz, eksik, az; bereketsiz, mahsulsüz, kuru, yavan, tatsız; zayıf. meagerly z. yetersizce; fena, kusurlu olarak; zayıf halde. meagerness i. zayıf lık; kısırlık, kıtlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). 1. İstisna gösterir: ancak, illâ, şu kadar ki: Bu iş kolay olamaz, meğer siz himmet edesiniz. 2. Gafletten sonra anlaşılan bir şey hakkında kullanılır; halbuki: Ben doktor aramaya gittim, meğer o iyileşip dışarı çıkmış. Birinci mânâ ile «meğer ki» ve ikinci mânâ ile «meğerse» suretinde de kullanılır:

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مگر] meğer. 2.oysa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Meğer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Meğer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yabanıl hayvanlar koleksiyonu; yabanıl hayvanların sergilendiği yer, hayvanat bahçesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Mertler, insanlar, erkekler, yiğitl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Merd olana yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Matbaa tezgâhında dizilmiş sahifelere mürekkep vermeye mahsus tutkal veya meşinden silindir. 2. Aşçıların yufka açtıkları kalın ve kısa oklava. 3. Tarlanın işlenmiş toprağını bastırmaya mahsus ağırca silindir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rolling pin. roller. rolling press. wringer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roll. roller. bravely. valiantly. rolling pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rolling pin. shaft. roller. cylinder. wringer. mangle. road roller. paint roller. lawn roller. bole. cylindrical roller. drum mandrel. muffle. roller stone. muff. trundle. platen press. caster. runner. calender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مردانه] yiğitçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Duvara dayanmış bir merdiven görürseniz altından geçmeyin, etrafından dolanın. Çünkü o merdivenin tepesinde ya bir tamirci, ya bir boyacı ya da camları silen biri olabilir. Yani başınıza bir çekiç, su kovası, boya kutusu, hatta bir adamın düşme olasılığı yüksektir. Merdiven altından geçmenin uğursuzluk getireceği inancı gerçekten batıl inançlar içinde en azından bir işe yarayan tek inançtır. Ancak inancın kökeninde pratikteki faydası ile ilgili olmayan farklı şeyler yatmaktadır.

Duvara dayanan bir merdiven, duvar ile arasında bir üçgen oluşturur. Bu, bir çok kültürde tanrıların kutsal üçgeni olarak bilinir. Örneğin piramitlerin kenarlarının üçgen olması da bu inanca dayanır. Bir üçgenin içinden geçmek de, bir kutsal yere meydan okumak anlamına gelebilir.

Eski Mısırlılar için zaten merdivenin kendisi iyi şansın sembolü idi. Merdiven olmasaydı, Güneş Tanrısı Osiris’i karanlıkların ruhundaki hapis hayatından kurtarmak mümkün olamayacaktı. Ayrıca merdiven tanrıların katına tırmanmak için de şekilsel bir semboldü. Günümüzde açılan bu antik mezarlarda ölünün cennete tırmanması için yanma konulmuş bulunan merdivenlere rastlanmaktadır.

Asırlar sonra birçok batıl inançta olduğu gibi Hıristiyanlık bu inancı da Hz. İsa’nın ölüm şekline adapte etti. Çarmıha dayalı merdiven kötülüğün, hıyanetin ve ölümün sembolü oldu. İnsanlar, merdivenin altından geçmekle bütün bu kötü geleceklerle karşılaşabileceklerine inandırıldılar.

17. yüzyılda İngiltere ve Fransa’da suçlular darağacına götürülmeden önce bir merdivenin altından geçiriliyorlardı. Tabii yanında olanlar merdivenin etrafından dolanıyordu.

Değişik kültürler bu uğursuzluğa karşı bazı panzehirler geliştirdiler. Mesela bir merdivenin altından yanlışlıkla veya zorda kalarak geçen kişiler için Romalıların panzehiri yumruktu. O kişiler orta yani en uzun parmaklarını gerip diğer parmaklarını yumruk gibi yaparlar ve geçtikten sonra merdivene doğru sallarlardı. Bizde, Türkiye’de böyle bir adet yoktur ama Amerikan filmlerinde karşısındakine bu hareketi yaparak küfür veya hakaret edildiği sıkça görülür. Bunun kökeni de işte bu Roma panzehiridir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. bir mülk veya bir şirketin başkasıyle birleşmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haber götüren kimse, ulak; kurye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مسعودانه] mesutça, bahtiyarlıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEYDAN) (i. A.) (c. meyâdin) (Farsça’dan Arapça’laşmış). 1. Şehir ve kasaba içinde açık ve geniş düz yer. 2. Açık ve düz yer, açıklık saha, kır: Bir tarafı tepelerle ve bir tarafı meydanlarla çevrili bir yer. 3. Bir işin yapılmasına mahsus yer: Muharebe, talim meydanı, nişan meydanı. 4. Belli, açık, apaçık, Aşikâr: Meydana çıktı, hakikat meydandadır. 5. Ara, vakit, fırsat. 6. Ortalık: Meydanda bir sebep yoktur. 7. Bektaşî tekkelerinin semâ-hânesi. Atmeydanı = Koşu yeri. Meydar.a atılmak = Kendini meydana koyup karşılık vermeye hazırlanmak. Meydan okumak = Karşılaşmaya davet etmek, kevgayı icap edecek muamelede bulunmak. Meydana çıkmak = Görünmek, saklanmamak, açıkta olmak. Meydana çıkarmak = 1. Keşfetmek, bulup açığa çıkarmak. 2. Göstermek, saklamaktan vazgeçmek: Sonunda çaldığı malı meydana çıkardı. Meydan süpürgesi = Avluyu veya ev dışı yerleri süpürmeye yarıyan saplı çalı süpürgesi. Meydan taşı = Bektaşî tekkesinin semâhânesinde mumları koymaya mahsus bir taş. Meydana koymak, getirmek = Varlık vermek. Büyük bir eser meydana getirdi. Meydan vermek = Fırsat vermek, vakit vermek: Bir şeyi söylemeye, bir iş görmeye meydan vermedi ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open space. square. arena. agora. common. esplanade. maidan. piazza.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circus. clearing. concourse. range. room. square. arena. ring. ground. field. opportunity. occasion. possibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ground. public square. open space. arena. ring. field. place. court yard. piazza. esplanade. piste. room. list. squall. park. quadrangle. bowl. circle. circus. clearing. court. forum. plaza. stage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ميدان] alan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.) (musiki). Türk musikisinde kalabalık bir hey’etle icrâ edilen fasıl musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

challenge. dare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

challenge. dare. defiance. stump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F. T.) (musiki). Türk halk musikisinde mızraplı bir çalgı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be revealed. to come to light. to be seen (in public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compose. make.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring forth. to produce. to be the cause of sth. to generate. to institute. to fabricate. to originate. to develop. to form. to compose. to frame. to work. to make. to establish. to execute. achieve. afford. constitute. grow. make up. to bring to pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Açık yer, açıklık, hneydanımsı yer: Evimin önünde bir meydanlık var.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Mindanao adası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ortaçağ Almanya'sında lirik şair ve aşık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Mır mır etmek, yavaş yavaş ve kendi kendine söylenmek: Bir çocuk kendi kendine mırıldayıp, mırıldanıp duruyordu. 2. Hoşnut olmadığı halde açıktan bir şey söylemeyip de kendi kendine söylenmek, homurdanmak: Arkadaşları memnun olup teşekkür ettikleri halde kendisi mırıldanarak gitti. Artık sen de mırıldayıp durma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

murmuration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

murmur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

murmur. patter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleat. burble. mumble. murmur. mutter. to babble out. to mutter. to mumble. to grumble. to murmur. to burble. to croon. to bumble. to hum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mutter to oneself. to mumble to oneself. to murmur complainingly. to mutter. to mumble. to murmur. babble. bumble. burble. hum. maunder. squeal. whimper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beef. to carp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grumble. to complain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sarraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing. tüccar, tacir, esnaf, satıcı. monger sonek satıcı. ironmonger, fish monger monger sonek, A.B.D., asağ. yapan kimse, karışan kimse: scandalmonger, warmonger.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.) (musiki). Musikide süs işaretlerinden biri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. keskin, iğneli, içe işleyen; renkleri sabit kılan; i. renkleri sabit kılan ecza; bakır üzerine oyma işinde kullanılan aşındırıcı ecza. mordancy i. keskinlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «müdahene» den galat). Minnet: Müdinâ etmek. Müdânâsı olmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «denv» den if.). Yakın, benzer. Bî-mücttnt = Benzersiz, emsalsiz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. genellikle politikada hasmına çamur atan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saldırıp soyan kimse; mimiklerle komiklik yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindistan ve yöresine özgü yırtıcı timsah, zool. Crocodilus palustris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mukallidlikle, taklid ederek, taklitçiye yakışır şekilde: Bir tavr-ı mukallidâne ile.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Gerçi şimdi elektrikler kesilince otomatik olarak devreye giren lambalar, hatta jeneratörler var ama mum hayatımız boyunca evimizin demirbaşı olmuştur. Onu o kadar hayatımızın olağan bir parçası olarak algılamışızdır ki, fitiline bir kibrit çaktığımızda onun nasıl yandığını, yandıkça katı kısmının nereye gittiğini düşünmeyiz bile.

Tarihi çok eskiye uzanan mum ışığının adeta büyülü bir gücü vardır. İnsanda romantik duygular uyandırdığı gibi, tüm dinlerde ruhani bir yeri de vardır. Ayin ve adakların vazgeçilmez malzemesidir. Mum tarihin ilk icatlarından biridir. Mısır’da ve Girit adasında milattan 3000 yıl önceden kalma mumlar bulunmuştur ama en yaygın kullanışı ortaçağda Avrupa’da olmuştur. Tarihi bu kadar eski olup da günümüzde de popülaritesini yitirmeyen ve çok yaygın olarak kullanılan başka hiçbir şey yoktur.

Aslında mumun yapısı çok basittir ama yanma mekanizması o kadar basit değildir. Mumun yapısında iki ana eleman vardır. Birincisi yakıt görevini gören, bir çeşit balmumu, ikincisi de emici özelliği olan bir çeşit sicim, yani fitil. Fitilin emici özelliği çok önemlidir. Çünkü mumun yanma sırrı burada gizlidir. Bu özellik gaz lambalarının fitillerinde de vardır ve onlar da aynı prensiple çalışırlar.

Elinize herhangi bir sicim alıp ucundan su dolu bir kaba daldırdığınızda suyun sicim tarafından emildiğini ve suyun sicim boyunca yukarı çıktığını renginin koyulaşmasından anlayabilirsiniz. İşte fitil de mumun üst kısmında alevden dolayı eriyen balmumunu emerek üst kısmına taşır ve bu bölgede yanmanın devamını sağlar, yani burada asıl yanan ve ışığı veren fitil değil balmumunun kendisidir.

Parafin balmumları ham petrolden yapılır, yani koyu bir hidrokarbon olup iyi bir yanıcıdırlar. Çakmağı çakıp fitili tutuşturunca, mumun en üst tabakasının da erimesine ve dolayısıyla mekanizmanın çalışmaya başlamasına sebep olursunuz. Fitil, bu erimiş balmumunu yukarı aleve doğru taşır, balmumu alevin sıcaklığında buharlaşır ve tutuşur. Yanan şey aslında mumun katı kısmı olduğundan mum tümüyle yanıp bittiğinde geriye pek bir şey kalmaz.

Mum yapmada en çok arı balmumu, benzin üretiminde petrolden çıkan bir yan ürün olan parafin veya bitkisel ve hayvansal yağlardan yapılan ‘stearin’ kullanılır. Günümüzde en fazla kullanılan mumlar bunların karışımı ile elde ediliyor. Mumlar çekme yöntemi ile, dökülerek veya pres edilerek yapılıyor. Her şey tamamlandıktan sonra boya banyolarına sokulurlar ve en sonunda da parlaklık kazandırmak için soğuk suya daldırılırlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Gerçi şimdi elektrikler kesilince otomatik olarak devreye giren lambalar, hatta jeneratörler var ama mum hayatımız boyunca evimizin demirbaşı olmuştur. Onu o kadar hayatımızın olağan bir parçası olarak algılamışızdır ki, fitiline bir kibrit çaktığımızda onun nasıl yandığını, yandıkça katı kısmının nereye gittiğini düşünmeyiz bile.

Taeihi çok eskiye uzanan mum ışığının adeta büyülü bir gücü vardır. İnsanda romantik duygular uyandırdığı gibi, tüm dinlerde ruhani bir yeri vardır. Ayin ve adakların vageçilmez malzemesidir. Mum tarihin ilk icatlarından biridir. Mısır’da ve Girit adasında milattan 3000 yıl önceden kalma mumlar bulunmuştur ama en yaygın kullanılışı ortaçağda Avrupa’da olmuştur. Tarihi bu kadar eski olup da günümüzde de popülaritesini yitirmeyen ve çok yaygın olarak kullanılan başka hiçbir şey yoktur.

Aslında mumun yapısı çok basittir ama yanma mekanizması o kadar basit değildir. Mumun yapısında iki ana eleman vardır. Birincisi yakıt görevini gören, bir çeşit balmumu, ikincisi de emici özelliği olan bir çeşit sicim, yani fitil, Fitilin emici özelliği çok önemlidir. Çünkü mumun yanma sırrı burada gizlidir. Bu özellik gaz lambalarının fitillerinde de vardır ve onlar da aynı prensiple çalışırlar.

Elinize herjangi bir sicim alıp ucundan su dolu bir kaba daldırdığınızda suyun sicim tarafından emildiğini ve suyun sicim boyunca yukarı çıktığını renginin koyulaşmasından anlayabilirsiniz. İşte fitil de mumun üst kısmında alevden dolayı eriyen balmumunu emerek üst kısmına taşır ve bu bölgede yanmanın devamını sağlar, yani burada asıl yanan ve ışığı veren fitil değil balmumunun kendisidir.

Parafin balmumları ham petrolden yapılır, yani koyu bir hidrokarbon olup iyi bir yanıcıdırlar. Çakmağı çakıp fitili tutuşturunca, mumun en üst tabakasının da erimesine ve dolayısıyla mekanizmanın çalışmaya başlamasına sebep olursunuz. Fitil, bu erimiş balmumunu yukarı aleve doğru taşır, balmumu alevin sıcaklığında buharlaşır ve tutuşur. Yanan şey aslında mumun katı kısmı olduğundan mum tümüyle yanıp bittiğinde geriye pek bir şey kalmaz.

Mum yapmada en çok arı balmumu, benzin üretiminde petrolden çıkan bir yan ürün olan parafin veya bitkisel ve hayvansal yağlardan yapılan “stearin” kullanılır. Günümüzde en fazla kullanılan mumlar bunların karışımı ile elde ediliyor. Mumlar çekme yöntemi ile, dökülerek veya pres edilerek yapılıyor. Her şey tamamlandıktan sonra boya banyolarına sokulurlar ve en sonunda parlaklık kazandırmak için soğuk suya daldırırlar.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. günlük, olağan, sıradan; dünyaya ait, dünyevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müride yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hüzünle, dertli bir şekilde, yalvarırcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İnatla: Mütemerridane karşı koydu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İnsaniyetsizlikle. 2. Korkaklıkla, alçakcasına, nâmertçe: Nâmerdâne hareket etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-DAN) (i. F.). t. Bilmez, cahil. 2. Haddini bilmez, kaba, nobran, terbiyesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rude. boorish. tactless. ignorant. uncomplaisant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نادان] cahil. 2.hödük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kaba, dobra.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bilmezlik, cehalet. 2. Haddini bilmezlik, kabalık, nobranlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) NAdânî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rudeness. boorishness. tactlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) 1.cahillik. 2.hödüklük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Garip hikâyeler ve tuhaf fıkralar bilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Nağme söyleyen.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Nar taneleri. 2.Gözyaşı damlaları.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Nar tanesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناودان] oluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Avrupa’da Rönesans başlangıcına, diğer bir deyişle insanların titizliğin ve temizliğin farkına varmalarına kadar, bütün bir tarih boyunca yemek yerken eller kullanıldı. Tabii bunun da bir adabı vardı. Yemek yerken kullanılan parmak sayısı o kişinin statüsünü gösteriyordu. Normal insanlar beş parmaklarını kullanırlarken asiller üç parmaklarını -yüzük parmağı kesinlikle kullanılmadan- kullanıyorlardı.

Aslında Latince çatal anlamına gelen kelime, çiftçilerin hasadı havaya atıp savurmada kullandıkları dev çatalların isminden türemiştir. Bunların çok küçükleri Türkiye’de Çatal Höyük’de yapılan kazılarda bulunmuş ama ne işe yaradıkları, milattan 400 yıl öncesinde sofralarda yemek yemede kullanılıp kullanılmadıkları tam anlaşılamamıştır.

Çatal konusunda kesin bilinen bir şey, ilk defa 11. yüzyılda Toskana’da (İtalya) ortaya çıktığıdır. İki uçlu olan bu çatallara insanlar “Tanrının bahşettiği yiyecek yine Tanrının verdiği parmaklarla yenilebilir” diye şiddetle karşı çıktılar.

İnsanların yüzyıllar boyu süren, yemek yerken çatal kullanmaya karşı direnme gibi tavırların tarihte örneği azdır. 17. Yüzyıla kadar süren bu direnmenin bir başka cephesi daha vardı. Yiyeceği bıçakla tutup, ısırarak yemeye alışmış erkekler çatal kullanmayı kadınsı bir davranış olarak görüyorlardı.

Bu arada Fransız ihtilalinin biraz öncesinde Fransa’da yavaş yavaş dört uçlu çatallar kullanılmaya başlandı. Zamanla çatal kullanmak lüks, asalet ve statü göstergesi oldu. Çatalla birlikte sofralarda her insan için ayrı tabak ve bardak kullanmak adeti de gelişti, toplumun tüm sınıflarına ve giderek dünyanın diğer yerlerine de yayıldı.

Kaşığın kullanılmaya başlanması ise tarih kadar eskidir. İnsanlar, çatala karşı gösterdikleri direnci kaşığa göstermemişlerdir. Bu, şüphesiz sıvı bir şey içmek için eli kullanmanın iyi bir alternatif olmamasından kaynaklanmıştır.

En eski zamanlara ait kazılarda bile, taş, kemik, ağaç veya madenden yapılmış kaşık veya benzeri şeylere rastlanmaktadır. Kaşıktaki en önemli gelişmeler sapının şeklinde olmuştur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Avrupa’da Rönesans başlangıcına, diğer bir deyişle insanların titizliğin ve temizliğin farkına varmalarına kadar, bütün bir tarih boyunca yemek yerken eller kullanıldı. Tabii bunun da bir adabı vardı. Yemek yerken kullanılan parmak sayısı o kişinin statüsünü gösteriyordu. Normal insanlar beş parmaklarını kullanırlarken asiller üç parmaklarını -yüzük parmağı kesinlikle kullanılmadan- kullanıyorlardı.

Aslında Latince çatal anlamına gelen kelime, çiftçilerin hasadı havaya atıp savurmada kullandıkları dev çatalların isminden türemiştir. Bunların çok küçükleri Türkiye’de Çatal Höyük’de yapılan kazılarda bulunmuş ama ne işe yaradıkları, milattan 400 yıl öncesinde sofralarda yemek yemede kullanılıp kullanılmadıkları tam anlaşılamamıştır.

Çatal konusunda kesin bilinen bir şey, ilk defa 11. yüzyılda Toskana’da (İtalya) ortaya çıktığıdır. İki uçlu olan bu çatallara insanlar ‘Tanrının bahşettiği yiyecek yine Tanrının verdiği parmaklarla yenilebilir’ diye şiddetle karşı çıktılar.

İnsanların yüzyıllar boyu süren, yemek yerken çatal kullanmaya karşı direnme gibi tavırların tarihte örneği azdır. 17. Yüzyıla kadar süren bu direnmenin bir başka cephesi daha vardı. Yiyeceği bıçakla tutup, ısırarak yemeye alışmış erkekler çatal kullanmayı kadınsı bir davranış olarak görüyorlardı.

Bu arada Fransız ihtilalinin biraz öncesinde Fransa’da yavaş yavaş dört uçlu çatallar kullanılmaya başlandı. Zamanla çatal kullanmak lüks, asalet ve statü göstergesi oldu. Çatalla birlikte sofralarda her insan için ayrı tabak ve bardak kullanmak adeti de gelişti, toplumun tüm sınıflarına ve giderek dünyanın diğer yerlerine de yayıldı.

Kaşığın kullanılmaya başlanması ise tarih kadar eskidir. İnsanlar, çatala karşı gösterdikleri direnci kaşığa göstermemişlerdir. Bu, şüphesiz sıvı bir şey içmek için eli kullanmanın iyi bir alternatif olmamasından kaynaklanmıştır.

En eski zamanlara ait kazılarda bile, taş, kemik, ağaç veya madenden yapılmış kaşık veya benzeri şeylere rastlanmaktadır. Kaşıktaki en önemli gelişmeler sapının şeklinde olmuştur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İüphesiz tarih boyunca tüm insanlarda görme kusuru olmuştur. 13. yüzyılda gözlük ortaya çıkıncaya kadar gerek doğuştan gerekse sonradan göz bozukluğu olan insanlar, ömürlerini böyle geçirmeye, iş yapamamaya hatta evden dışarı çıkamamaya mahkumdular.

Aslında gözlüğün ana malzemesi olan camın tarihi dört bin 500 yıl evveline kadar gidiyor. Antik dünya insanlarının optik hakkında bilgileri olduğu, camın belirli bir formunun cisimleri büyüttüğünü fark ettikleri biliniyor. Hatta milattan önce bin yıllarına ait, büyüteç olarak kullanılmış cam örneklerine Girit’teki kazılarda rastlanılmıştır. Ne var ki büyütecin cam haline gelmesi çok zaman aldı.

Gözlüğü ilk bulan kişinin kim olduğu bilinmiyor. İnsanlık tarihinin büyük teşekkür borçlu olduğu, bu parlak buluşu gerçekleştiren kişinin kim olduğu bütün araştırmalara rağmen hala sırrını koruyor. Bu kişinin 1250 veya 1280 yıllarında Venedik’te yaşamış olması büyük bir olasılık, çünkü 13. yüzyılda, Ortaçağda Venedik, İtalya’da cam üretimiyle ünlü olan bir yerdi.

İlk gözlüklerin mercekleri konveks, yani dışbükeydi ve sadece yakını görme problemi olanların işlerine yarıyordu. Uzağı görme sorunu olanların derdine çare olacak konkav (içbükey) merceklerin üretilmesi için yüzyıl geçmesi gerekecekti. Görüldüğü gibi gözlüğün tarih içindeki gelişmesi oldukça yavaştır.

Uzağı görme sorununu yani miyopluğu düzeltecek merceklerin ancak 15. yüzyılda yapılabilmesinin sebebi o tarihlerde, gözlüğün daha çok yakını okuma amaçlı kullanılması, uzağı görememenin o kadar önemsenmemesi ve içbükey merceklerin imalinin daha zor ve pahalı olmalarıydı.

Gözlük icat edildikten ancak 350 yıl sonra düşmeden yüzün ortasına tutturulabildi. Aslında bu gözlük tarihindeki en son ve önemli buluştu. Edward Scarlett 1730’da Londra’da sabit gözlük sapım icat etti. Saplar kafaya göre ayarlanabildiği için gözlük burun üzerine daha az ağırlık yapıyor, düşme tehlikesi de önlenmiş oluyordu.

Ancak tüm bu yavaş gelişmeye karşın gözlüğün insanlığa hizmeti büyük oldu, en azından onların yaşama bağlılıklarını arttırdı. Matbaanın icadından, basılan kitap ve gazete sayısının artmasından sonra gözlük lüks olmaktan çıkıp tam bir ihtiyaç oldu.

14. yüzyıl ortalarında İtalyanlar gözlük camlarına belki şekillerindeki benzerlikten dolayı ‘mercimek’ anlamında ‘lenticchie’ adını verdiler. İngilizcesi de ‘lentis’ olan mercimek, yaklaşık iki yüzyıl gözlük camı anlamında da kullanıldı. Günümüzde kullanılan ‘lens’ adının kökeni de bu sebeple mercimeğe dayanıyor.

İlk gözlükçü dükkanı 1783’de Philadelphia’da açıldı. Francis Mc Allister dükkanında gözlükleri bir sepetin içine yığıyor, müşteriler de bunları tek tek deneyerek gözlerine uygun geleni alıyorlardı.

İlk güneş gözlüklerinin 1430’lu yıllarda Çinliler tarafından kullanıldığını biliyor muydunuz? Ateşte dumanın isi ile kararttıkları gözlükler görme kusurlarını düzeltmek için değildi. Sanılacağı gibi Güneş’ten korunmak için de değildi. Çinliler başta mahkemeler olmak üzere bir çok yerde gözleri görünmesin, düşünceleri göz ifadelerinden belli olmasın diye bu koyu renkli gözlükleri takıyorlardı. Daha sonraları İtalya’dan Çin’e numaralı gözlükler de getirildi ama Çinliler onların da çoğunu iste kararttılar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tuzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tuzluk.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Net Asset Value)

Belirli bir faaliyet dönemi sonunda (genellikle bir yıl) düzenlenen bilançodaki net aktif tutarının hisse senedi sayısına bölünmesi ile bulunan değerdir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hânende, okuyucu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ölüye sesle ağlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ümitsizcesine.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Tarih boyu erkek mesleği denilince genel olarak fiziksel gücün gerektirdiği ve öne çıktığı işler anlaşılır. Ancak ruhsal ve duygusal özellikler ile hayal gücünün öne çıktığı bazı işler de yine erkeklerin tekelindedir. Ressamlık, bestecilik, orkestra şefliği gibi.

Şüphesiz tarih boyunca bir çok kadın ressam çok önemli eserler yaratmışlardır. Ne var ki müzeler ve değerli koleksiyonlara bakınca kadın sanatçıların eserlerine pek rastlayamıyoruz. Hadi Rafael, Rambrandt gibi ustaların yaşadıkları çağlarda kadınların sosyal konumları nedeniyle resimle uğraşmaları zordu diyelim, ama Dali ve Picasso gibi yakın tarihlerde yaşamış ressamların zamanında böyle bir zorluk yoktu ki. O halde bunun başka bir sebebi olmalı.

Aynı şekilde niçin dişi bir Mozart veya Beethoven yok? Müziği yorumlayan kadın şarkıcılar, piyanistler, kemancılar veya orkestradaki tüm kadın elemanlar erkeklerden aşağı kalmaz hatta kendi branşlarında dünya çapında başarılı olabilirlerken niçin orkestra şeflerinin hemen hemen hepsi erkek? Acaba hala bir çok orkestrada çoğunluğu oluşturan erkek elemanların, başlarında kendilerine doğru elindeki çubuğu sallayıp duran bir kadının idaresine girmek istememelerinden mi?

Sadece bu kadar da değil. Mimarlık ve mühendislik gibi tasarım ağırlıklı işlerde niçin erkekler önde? Hatta kadınların günlük yaşamlarında en çok zaman ayırdıkları iş yemek pişirmek iken ve erkeklerin yüzde doksanı yumurta kırmayı bile beceremezken niçin dünyanın en büyük yemek ustaları, gurmeleri, aşçıbaşıları hep erkek?

Tüm bu suallere beyin araştırmacıları ve psikologların üzerinde anlaştıkları bir açıklama var. Onlara göre işin sırrı beynin sağ ve sol yarımkürelerinde. Her iki yarım küre farklı fonksiyonlara kumanda ettikleri gibi cinsiyete göre erkekler sağ, kadınlar ise sol yarımkürelerini daha fazla kullanıyorlar.

Aslında yeni doğan çocukta her iki yarımküre de ‘sağ’dır. 2 yaşına varmadan bu yarımkürelerden biri ‘sol’ olur yani konuşma merkezi ortaya çıkar. Erkek çocuklarda 6, kız çocuklarda 13 yaşında beynin asimetresi tamamlanır. İnsanlar yaşlandıkça iki yarımküre arasındaki bu görev farkı yine azalmaya başlar. Şüphesiz sağ ve sol beyin fonksiyonları insandan insana da farklılıklar gösterir.

Kadınların daha çok kullandıkları beynin sol yarımküresinde konuşma ve iletişim merkezleri bulunmaktadır. Bu nedenle her yaş grubunda yapılan deneyler sonucunda kız çocukların konuşmayı daha önce becerdikleri, çevreye daha iyi uyum sağladıkları, okullarda, iletişim, sosyal ve politik alanlarda daha başarılı oldukları saptanmıştır.

Erkeklerin daha çok kullandıkları beynin sağ yansı ise, analiz, sentez, bir olaya tümüyle bakış gibi görevleri yüklenmiştir. Yani ayrıntıları göz önüne almadan özetlersek, ilk bakışta birbirlerinin aynıymış gibi görünseler de, sol yarımkürede sezgi gücü, sağda ise analiz gücü egemendir. Sol beyin olayları tümdengelim, sağ beyin ise tümevarım ile inceler.

İşte bu nedenle sağ beyin fonksiyonlarının gerektiği işlerde erkekler daha başarılı olmaktadırlar. Şüphesiz bu bir genellemedir. Kadınlar arasında orkestra yöneten, opera besteleyen sanatçılar, hatta Marie Curie gibi iki kez Nobel ödülü kazanarak bilim tarihine geçmiş olanlar da vardır. Ancak yine de tüm bu branşlar hala erkeklerin egemenliği altındadır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Nijer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bakan, nâzır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Nijerya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., aşağ. zenci, çok esmer kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Yalvararak, niyâz ederek. 2. İhtiyaçla.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Nominal/Face Value)

Hisse senedi için pay senedinin üzerinde yazılı olan fiyattır. Tahvillerde ise, vade sonunda ödenecek değerdir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face value. nominal value. par value. nominal par.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate of birth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

witty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Kadın İsmi) - Nur’a ait, nurdan yapılmış.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nurdan).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Taze ve pırıl pırıl genç, zarif hanım.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [نکته دان] zarif insan, nükteli sözler bilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Objektif kapağı açıldığında, fotoğraf makinesi otomatik olarak açılır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

due. dues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Akıllı, bilgili kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tanrı’dan gelen, Tanrı’nın verdiği.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Oksijen içeren ve oksijenin yeni maddeler oluşturmak için kimyasal reaksiyona girmesi kolaylaştıran madde.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -s, -gri) yaban eşeği, zool. Equus onager; ask. mancınık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from him. from her. from it. therefrom. thereof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from him. from her. from it. for that reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

since. then. thereafter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ever after. since. then. thenceforth. thereafter. whereupon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kasabaya ait; i., İng . şehirli, kasabalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from there. thence. therefrom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thence. from there.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from there. thence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soğuk iklimi olan yerlerde portakal yetistirmeye mahsus kapalı yer, limonluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abate. lift. wipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrogate. axe. blot out. bring away. cut out. eliminate. kill. make away. prescind. remove. shuffle aside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the other hand. per contra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the other hand. per contra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. avara demiri; patrisa mataforası; uskundra; dirsekli futa veya bunun ıskarmozu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commendable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creditable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laudable. meritorious. praiseworthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commendable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bir şeyin gerçek değeri.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - İyi, güzel kimse. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Zencirle boyna takılan süs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pendant pendantive. pendant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilhassa Malaya'da bulunan ve kama şeklinde yaprakları olan bir bitki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. duvar kâğıdı yapıştıran kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket book. wallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket book. wallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yolcu, seyyah gezmen. passengermile i. yolcu başına bir mil hesabı ile yapılan mesafe ölçüsü. passenger pigeon nesli tükenmiş bir yaban güvercini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Pattadan bir misafir geldi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilgiçlik taslayan kimse; lüzumsuz teferruat üzerinde ısrarla duran ilim adamı. pedan'tic s. bilgiçlik taslayan. pedan'tically z. bilgiçlik taslayarak. ped'antry i. bilgiçlik taslama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Çok değerli, çok kıymetli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. asılı şey; pandantif, boyuna takılan zincirin ucundaki sallantılı süs; sallantılı küpenin ucundaki süs; avize; saat mahfazasının halkası; eş veya benzer olan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. sıfat terkiplerinde bulunur). Avâm-pesendSne — Avâmın beğeneceği yolda olan. Hod-pesendâne = Kendini beğenmişçesine.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aşağı sınıf avukat; madrabaz dava vekili; iş simsarı; aşırı derecede teferruatla uğraşan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. kuskusgillerden Avustralya'ya mahsus bir çeşit ufak keseli hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. domuz ahırı, domuz ağılı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Telâşla dönüp dolaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market price. market value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çorba veya lapa kasesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., İng., (argo) hamile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. felsefe). Allah’ın inayeti,,ihsanı ve lutfu üzerine kurulmuş felsefe.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. providentialisme

fel. kayracılık

Evrendeki bütün olayları tanrısal sebebe dayandıran, insanların ancak Tanrı kayrasıyla, bağışıyla kurtulabileceğini ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

Genel Bilgi

Dünyanın kendisi, çekirdeğindeki soğumamış kısımlarından dolayı dev bir mıknatıstır. Bu büyük mıknatısın artı ve eksi uçları kuzey ve güney kutuplarındadır. Ancak bildiğimiz coğrafi kutuplarda değil. Pusulanın minik ucu tam kuzeyi göstermez, gösterdiği noktaya magnetik kutup denir.

Pusulanın gösterdiği kuzey yönünü devamlı takip ederseniz kuzey kutbuna hiçbir zaman ulaşamazsınız. O noktadan 7 derece yani kilometrelerce uzaklıktaki magnetik kutba varırsınız. Olayın ilginçliği bu kadarla da bitmiyor. Bilimin kesin olarak saptadığı bir sürpriz daha var. Bu magnetik kutupların yerleri de sabit değil, zamanla değişiyor, kuzey güneye, güney kuzeye geliyor.

Eğer elinize bir pusula alıp zaman yolculuğu yapabilseydiniz, birkaç milyon yıl önce pusulanızın kuzey gösteren ucuna bakarak seyahat edince sizi penguenlerin büyük atalarının karşıladığım, yani güney kutbuna vardığınızı şaşırarak görürdünüz.

Magnetik kutupların niçin ve nasıl yer değiştirdikleri henüz tam bilinmiyor. Bu olayın dünyada kraterlerin oluşması, iklimlerin değişmesi, bazı canlı türlerinin yok olması gibi olaylarla yakın ilgisi olduğu sanılıyor. Bilim insanları magnetik kutupların yer değiştirmesinin 170 milyon yılda yaklaşık 300 defa tekrarlandığını, bugünkü konumuna en son 750 bin yıl önce geldiğini ileri sürmektedirler.

Sadece magnetik kutupların yer değiştirmelerinin değil dünyanın magnetik alanının bile başlangıçta nasıl oluştuğu tam açıklığa kavuşmuş değil. Teorilere göre dünyanın merkezindeki sıvı halindeki çekirdek bölümündeki ısı, dış demir katmanlara ulaşarak dünyanın dönüşü ile beraber bir dinamo etkisi yaparak magnetik alanı meydana getirmiştir.

Yerkürenin magnetik alanının şiddet ve doğrultusunu ölçmek için 1979 Ekim’inde uzaya gönderilen ‘Magsat’ uydusu 3 yıla yakın görev yapıp da yanmadan önce gönderebildiği en önemli bilgi, magnetik alanının şiddetinin gittikçe azaldığı, her on yılda şiddetinden yaklaşık yüzde birini yitirdiği, böyle giderse muhtemelen bin yıl sonra magnetik kutupların yerlerinin tekrar değişebileceği bigisiydi.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. «rüfedân» dan). Kabuğu ile beraber suda az pişmiş yumurta.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yol bilen.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, Ramazan i. Ramazan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çalgıcı, Fars. sâzende, Ar. mutrib.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dış açı teşkil eden iki istihkam siperi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) fazlalık; ağdalı ifade; fazla şey; (İng.) işten çıkarılma; işsizlik oranı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) fazlalık; ağdalı ifade; bir metin içindeki tekrar oranı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gerekenden fazla olan; fazla sözle ifade edilmiş, ağdalı; (İng.) işinden çıkarılan. redundantly (z.) gerekenden fazla olarak; ağdalı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) serinlik verici, soğutkan (ilaç veya içki); soğutucu veya dondurucu (kimyasal madde).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) soğutmak, buzdolabı içinde dondurmak veya donmak. refrigera'tion (i.) soğutma, serin tutma, dondurma. refrigerative (s.) soğutucu, dondurucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) buzdolabı, soğutucu. refrigerator car frigorifik vagon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. résidence

saray konut

Kendine ait güvenliği bulunan, içinde yaşayanlara özel hizmetler sunulan, her türlü ihtiyacın karşılandığı özel konut.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

residence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. armador: vinççi: makara ve benzeri teçhizat kullanmakta usta kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eskiden yazıyı kurutmak İçin kullanılan tozun konduğu üstü delikli kab.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Dünya işini boş görenler, alçakgönüllüler, kalenderl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rindce, rindcesine, rind gibi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çan çalan kimse veya cihaz; ( argo) hakkı olmadan hile ile yarış veya oyuna giren kimse veya at; argo tam benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. halka oyununda kazığa geçen halka; bir şeyin etrafını halka gibi saran şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., müz. gecikerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ünlem), k.dili Evet! Peki!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ip cambazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (rû = yüz, gerdânîden = çevirmek). Yüz çeviren, istek ve rağbet göstermeyen.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Birinci Dünya Savaşı süresince birçok ülke saatlerini yılın belli aylarında yeniden ayarlamaya başladı. Bunun amacı günün aydınlık saatlerini, insanların uyanık oldukları zamana uydurmak, dolayısıyla evlerde ve sokaklarda yanan lambalar için gerekli enerjiden tasarruf sağlamaktı.

Bugün de aynı uygulamaya devam edilmekte, Nisan ayının ilk pazar gününde saatler bir saat ileri, Ekim ayının son pazar gününde ise bir saat geri alınmaktadır. Diğer bir deyişle ilkbaharda size kaybettirilen bir saat, sonbaharda geri verilmektedir.

ABD’de kış aylarında standart zaman, yazları ise gün ışığından tasarruf zamanı uygulaması kongre kararı olarak kabul edilmiş olmasına rağmen bazı eyaletler bu uygulamayı reddetmiştir. Bu eyaletlerde halen yaz-kış standart zaman uygulaması devam etmektedir.

Yaz günlerinde gün ışığı, yani aydınlık saatler çok daha uzun olmasına rağmen hala tasarruf için saatlerin niçin bir saat ileriye alındığı çoğunlukla anlaşılmaz. Bunun en kısa açıklaması ‘gece zamanını da gündüze katmaktır’ ama bizler zaten karanlık olan saat 24:00’de değil de 23:00’de yatmamızın ülkemize ne kazandıracağını genellikle anlayamayız.

Saatleri ileri almanın kış mevsimi ile alakası yoktur. Kış aylarında standart zaman uygulanır. Ancak yaz günlerinde çok uzun aydınlık geçen bir zaman süresi vardır. Amaç bu sürenin başlangıcını ileri kaydırarak, akşam olma süresini bir saat uzatmaktır.

Yaz günleri hava çok erken aydınlanır. Eğer çiftçi değilseniz saat 05:00’de uyanmanıza gerek yoktur. Ancak gün ışığından tasarrufa gerek duymayarak saatlerimizi ileri almasaydık, bakın ne olurdu?

Dünyada güneşin 21 Haziranda 04:43’de doğduğu bir yer seçelim. Siz burada yaşıyorsunuz ve saat sekizde işte olmak için saat altıyı çeyrek geçe yataktan kalkmak zorundasınız. Bu seçtiğimiz yerde güneş ufukla 6 derece açı yaptığında, standart saat ile saat 05:11 civarlarında etraf tamamen aydınlanır. Bu durumda ileri alınmış saatler 06:15’I gösterir yani gerçekte siz işe bir saat erken gitmiş olursunuz ama ışığı yakmadan saate bakar, tıraş olup kahvaltı yapabilirsiniz.

Akşamları ise, her zaman 24:00’de yatmaya vücudunu alıştırmış bir insan, bir saat önce yatmak zorunda kalmış olur ama hava kararınca gece evde ve sokakta lambaların yanma süresi bir saat kısalmış olur.

Gün ışığından tasarrufun sanayinin kullandığı elektrikle alakası yoktur. Onlar gece de, gündüz de olsa zaten aynı elektrik enerjisini harcarlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sevinçli: Şâdân olmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شادان] sevinçli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Keyifli, neşeli, sevinçli.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شاگردان] öğrenciler. 2.çıraklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İri inci tanesi. 2. Kenevir tohumu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hz. Alî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «Doğrusu: «şâh-merdâne» olsa gerektir). Büyük ve ağır çekiç ve tokmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İri inci tanesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drop hammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ram. pile driver. steam hammer. beetle. battering ram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beetle. pile driver. drop press. punch press. hammer. ram. drop block. tup. tilt-hammer. drop-hammer. monkey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: Şem’-dân) (i. F„ A. Şem’ = mum, F. dân = edat, halk dilinde: Şamdan). Yanmak üzere mum dikilen Alet kl, madenden muhtelif şekillerde olur ve çeşitli İsimler alır: Gümüş şamdan, çifte şamdan, el şamdanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candlestick. candelabra. candelabrum. flambeau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candlestick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candlestick. candelabrum. chandelier. hearse. lamp. lamp pad. pricket. candle holder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şamdan yapan ve satan adam. 2. Bir büyük dairede şamdan ve mumlara nezâret eden: Şamdancıbaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. samadâniyye). Hak Taâlâ Hazretlerine ve ezelî kudretine mensup ve ait olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ulûhiyyet, Tanrılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Senatçı, sanatkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale value. sales value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honorable. honourable. esteemed. respectable. august. christian. considered. well-considered. estimable. reverend. venerable. worshipful. worthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estimable. good. gracious. honourable. reputable. respectable. venerable. worthy. esteemed. honorable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estimable. esteemed. worthy of esteem. respectable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. korkulu söylentiler yayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. leş yiyen hayvan; kimse; İng. çöpçu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبگرد] bekçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

iı iki veya dört kapılı olup, ön ve aka koltukları bulunan kapaılı otomobil; sedye. sedan chair tahtırevan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ صدا نویس] teyp. 2.gramofon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şeddâda lâyık, pek sağlam ve büyük: Şeddâdâne binalar yaptılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: şehtâne). 1. Kenevir tohumu; yaban şeh-dânesi. 2. İri taneli ve makbûl inci.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Nur seli.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شمعدان] mumluk, şamdan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Örs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başı dönen, şaşkın, Avâre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başı kızmış, sarhoş, kızgın.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سر آمدان] ileri gelenler, önde gelenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سرگردان] avare, aylak. 2.şaşkın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Baş, reis, 2. Şakt, haydut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. sevdâ-gerân). (bk.) Sevdalı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Kadın İsmi) - (bkz.Şeyda).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. tes.). İki Seyyid, Hz. Hasan ile Hüseyn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سندان] örs.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şarkı söyleyen kimse, şarkıcı; muganni, hanende; ozan, şair, aşık; ötücü kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F. şîr = süt; dân = edat. Türkçe: şirden). Geviş getiren hayvanların ikinci midesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordinary. common. regular. unexceptional. banal. routine. wo