Kem-baha ne demek? | Kem-baha anlamı nedir? | Kem-baha

Kem-baha anlamı nedir?

Kem-baha ne demek?

Kem-baha anlamı nedir?

Kem-baha | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: kem baha

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kem = az, baha = kıymet). Kıymeti az, kıymetsiz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Bütün işlerin kendisine döndürüldüğü, onun adalet ve kararına baş vurulduğu yüce Hakem Allah’ın kulu. - (bkz.el-Ha-kem). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

General Court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آسایش برکمال] her yerde huzur hakim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anklebone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knuckle bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Türk musikisinde şimdi kullanılmayan, göğse dayıyarak çalınan eski bir keman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Türk musikisinde şimdi kullanılmayan, göğse dayıyarak çalınan eski bir keman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Paha, kıymet, değer, semen: Bunun bahâsı nedir? Bu sene zahirenin bahâsı çoktur, yüksektir; düşük bahâ ile satmak. Bahâyı çıkmak = Kıymeti artmak. Bahâdan düşmek = Ucuzlamak. Ateş bahâsına = Pek yüksek fiyatla. Us bahâsı = Bir geçmiş hatâdan ders alma. Kan bahâsı = Diyet. Yok bahâya = Pek ucuz, hemen hemen meccanen. Bî-bahâ = Bahâ takdir olunamıyacak derecede değerli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بها] değer, kıymet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Güzellik, zariflik. 2.Parıltı. 3.Alışma, dadanma. - Bahailik mezhebinin kurucusu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kıymetli, değerli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [باخبر] haberli, haberdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهادار] kıymetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin güzelligi. Dinin değerlisi. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. bahadırân) (Türkçe’de dahi buğadur ve batur kullanılıp ikisi arasındaki münasebet açık ise de, hangisinin hangisinden çıktığını kestiremedik). Yiğit, cesur, kahraman, batır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brave. gallant. valiant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهادر] yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Cesur, yiğit, bağatur. Timur soyundan Hindistan’da hükümdarlık yapmış Türk lid(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

BAHADIR-ANE (i. F). Yiğitçe, dilâverce, kahramanca: Bir tavr-ı bahadırâne ile; bahadırâne bir yürüyüşü vardır. Cesur adamlara yakşır surette, yiğitçe: Bahadırâne yürümek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bahadır).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan'da hürmet ifade eden ve bey kelimesinin karşılığı olan unvan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bahaddin). Bahaeddin Ahmed Efendi (Bursa 1741-1794): Osmanlı dönemi tarihçilerinden. Müderrislik ve kadılık yaptı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of the sect of the Babis consisting of the adherents of Baha , the elder half brother of Mirza Yahya of Nur, who succeeded the Bab as the head of the Babists.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Baha in 1863 declared himself the supreme prophet of the sect, and became its recognized head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

There are upwards of 20,000 Bahais in the United States. a teacher of or believer in Bahaism of or relating to Bahaism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a teacher of or believer in Bahaism. of or relating to Bahaism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Bahai; (s). Bahai mezhebine mensup olan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), islâm dininden ayrılmış, İran’dan başka Avrupa ve Amerika’da da yayılmış bulunan BAbîlik’ten doğmuş bir din.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Bahailik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

(The Bahamas) Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Kuzey Atlas Okyanusunda adalar grubu Florida eyaletinin güneydoğu kıyısı açıklarında Küba ve Hispaniola`nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 24 15 Kuzey enlemi 76 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 13940 km².

Kara: 10070 km².

Su: 3870 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 3542 km.

İklim: İki mevsimli yumuşak astropik iklimi büyük ölçüde Stream Körfezi Akıntısı ile Atlas Okyanusu meltemlerinin etkisi altındadır. Kasırga mevsimi Temmuz ortalarından kasım ortalarına kadar sürer.

Arazi yapısı: Bahamalar güney ve batısındaki karalardan derin kanallarla ayrılan bir denizaltı yükseltisinin su üstüne çıkmış uzantılarından oluşur. Adaların kıyıları mercan kayalıklarıyla çevrilidir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Alvernia dağı 63 m.

Doğal kaynakları: tuz kereste tarıma elverişli topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %1.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %32.

Diğer: %67 (2005 verileri).

Doğal afetler: Tropikal kasırgalar su baskınlarına neden olarak zarar vermektedir.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 303770 (2006).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.5 (erkek 41799; kadın 41733).

15-64 yaş: %66.1 (erkek 98847; kadın 102074).

65 yaş ve üzeri: %6.4 (erkek 7891; kadın 11426) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.64 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -2.17 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.02 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.97 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.69 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.96 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 24.68 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 65.6 yıl.

Erkeklerde: 62.24 yıl.

Kadınlarda: 69.03 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.18 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 5600 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 (2003 verileri).

Ulus: Bahama.

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %85 beyaz ırk %12 Asyalılar ve Hispaniola’lılar.

Din: Baptistler %32 Anglikanlar %20 Roma Katolikleri %19 Methodistler %6 diğer %23.

Dil: İngilizce(resmi) Creole (hem Avrupa hem de Asya soyundan gelen kişilerin konuştuğu dil).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %95.6.

Erkek: %94.7.

Kadın: %96.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Bahama.

ingilizce: Bahamas The.

Yönetim Biçimi: meşruti monarşi.

Başkent: Nassau.

İdari bölümler: 21 bölge; Acklins ve Crooked Adaları Bimini Cat Adaları Exuma Freeport Fresh Creek Governor›s Limanı Green Turtle Cay Harbour Adası High Rock Inagua Kemps Bay Long Adası Marsh Limanı Mayaguana New Providence Nicholls Şehri ve Berry Adaları Ragged Adası Rock Sound Sandy Burunu San Salvador ve Rum Cay.

Bağımsızlık günü: 10 Temmuz 1973.

Milli bayram: Kur


Ülke by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Irak’ta bir y(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Bahane, vesile, sebep: Falan hususu yakınlık göstermeye bahane ittihaz ettim. 2. Asılsız özür, sahte itizar: İşine devam etmemek için bahane arıyor; ecel geldi baş ağrısı bahane. Bîbahane = Kusursuz, noksansız, özürsüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. cover. pretext. allegation. blind. cavil. cloak. cop-out. evasion. guise. peg. plea. pretence. putoff. rise. salvo. shift. stalking-horse. subterfuge. veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. pretext. shift. stall. subterfuge. put-off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. pretext. blind excuse. cloak. cop- out. cover. poor excuse. handle. stalking horse. idle pretext. peg. pretense. professed excuse. put off. rationalization. slim evidence. subterfuge. thin excuse. veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهانه] bahane. 2.sebep.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهانه جو] bahaneci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İlk yaz, (Arapça: Rebl), ilkbahar: Bahar mevsimi. Bahar açmak = Ağaçlar ve çiçekler açılıp bahar olmak. Sonbahar, köhnebahar = Güz, hazân, fasl-ı harîf. Herdem bahar = Herdem tâze (çiçek).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. spring. springtime. springtide. may. flower. youth. spice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spice. spring. verdure. flowers. blossoms. blossomsspring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A weight used in certain parts of the East Indies, varying considerably in different localities, the range being from 223 to 625 pounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. flowers. youthful period of life. spice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهار] ilkbahar. 2.bahar. 3.baharat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart’la Haziran arası, ilkyaz. 2.Güzellik, güzel. 3.Sığır gözü, papatya, sığır papatyası, sarı papatya. 4.Put, çelipa, sanem. 5.Atılmış pamuk. 6.Ölçek. 7.Karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. bahârat) (Arapça’ da sarı papatya mânâsına olup, dilimizdeki mânâsı şöyledir): Tarçın ve karanfil gibi güzel kokulu ve ısıtıcı tohumlar ki, bazı yiyecek ve içeceklere karıştırılır: Arablar yemeklere çok baharat korlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spices. seasoning. spicery. spice. condiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condiment. seasoning. spice. spices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spices. mull. season. spice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spice-seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spicy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high- tasted. seasoned. spicy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unseasoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unseasoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهاری] ilkbahar ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bahardan Arapça teşkil edilmiş galat bir tâbirdir). Bahar tavsifini ve çok defa bu münasebetle bir zatın medhinl ihtivâ eden kasîde veya musiki parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bahârat konmuş (yemek vesaire): Tuzlu, baharlı köfte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spicy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.)(Erkek İsmi) - Allah katında değer ve kıymet sahibi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهایم] dört ayaklı hayvanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief referee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waist belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Omurga kemiği. Bir şeyin esas kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spinal column.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backbone. spine. basis. foundation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backbone. back bone. spine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بزکمال] en iyi şekilde, mükemmel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Paha biçilemeyecek kadar değerli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی بها] çok değerli, paha biçilmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çekmek işini yapamamak. 2. Tahammül edememek. 3. Kıskançlık yüzünden hoş görmemek: Beni çekemediğin besbelli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be unable to stand. to be jealous of. to envy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

not to be able to stand by / sth. to be displeased with sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envy. jealousy. intolerance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jealousy. hobson's choice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (çekememezlik şekli yanlıştır). Birinin fazilet ve iyi taraflarına tahammül edemeyiş, haset, kıskançlık: Bu çekemezlikle halin ne olacak bilemiyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ulna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ulna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kneecap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bekâmet» ten smüş.). Dilsiz, Ar. ebsem, ahres.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابکم] dilsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dilsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dilsizlik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Eke).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheekbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety belt. seat belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اول بهار] ilkbahar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akasma ve Meryem Ana asması da denilen bitkinin bir adı (elematis).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pahası ağır, kıymetli, pek değerli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breast bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görünüş, gösteriş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pomp. splendor. splendour. gorgeousness. magnificence. glory. brilliance. brightness. array. bravery. brilliancy. effulgence. grandeur. majesty. pomposity. radiance. resplendence. splendidness. state. stateliness. sumptuousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

array. glory. grandeur. majesty. pomp. splendour. state. splendor. magnificence. splendor debdebe. ihtişam. tantana. haşmet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificence. pomp. flamboyance. glory. grandeur. lustre luster. majesty. pride. resplendence. splendour splendor. state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.İhtişam, gösteriş karşılığı olarak kullanılan bir kelimedir. 2.Gösterişli, heybetli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificent. pompous. splendid. bright. brilliant. effulgent. fulgent. gallant. gorgeous. grandiose. imperial. majestic. olympian. palatial. proud. puffy. queenlike. queenly. refulgent. stately. sublime. sumptuous. brave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

august. brilliant. gallant. glittering. glorious. grand. grandiose. imposing. magnificent. majestic. palatial. plush. princely. proud. resplendent. splendid. stately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificent. splendid. pompous. costly. glorious. grandiose. heroic. high. kingly. lordly. majestic. stately. sumptuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - 1.Bahar gülü. 2.Ebru sanatında kullanılan koyu kırmızı renkte toprak. Gülbahar Hatun: Mehmet Il.’nin hanımı. Bayezid II ve Gevher Sultan’ın annesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İki tarafın aralarını bulmak için, anlaşarak seçtikleri kimse: Hakem tayin etmek; hakem komisyonu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitral. arbitrator. arbiter. referee. umpire. adjudicator. judge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbiter. arbitrator. judge. ref. referee. umpire. referee. umpire yargıcı. adjudicator yargıcı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکم] hakem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir uzlaşmazlığın halli için tarafların üzerinde anlaştıkları kimse. 2.Çeşitli yarışmaları, müsabakaları idare eden kimse. 3.Jüri, bir yarışmada değerlendirme yapan kimse. 4.Allah’ın isimlerinden. Hüküm veren, karar veren, bütün meselelerin kendisine döndüğü hüküm sahibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitration committee. arbitration committee / commission / board. arbitration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

award. arbitral award. arbitration award. arbitrum. decree arbitral. arbitrator award / decree / umpirage. arbitrator's award / finding. arbitrament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refereeing. umpiring. arbitration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitration. the duties of an umpire. arbitratorship. umprireship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکم] hikmetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hikmetl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hikmete, düşünceye ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Felsefeye ait bilgece sözler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hakîm). Hakimler, bilgeler, (bk.) Hakîm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, bahâ = değer). Kan bahâsı, diyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکما] bilgeler, hakîmler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اباحت] helal sayma, mübah görme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Mart, nisan, mayıs aylarını içine alan mevsim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. vernal. spring. springtime. springtide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. spring bahar. ilkyaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. springtime. spring time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Yılın ilk mevsimi, bahar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cannon bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shinbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «şikembe» den). 1. Ot yiyen hayvanların ikinci midesi. 2. mec. Karın, boğaz, yemek derdi. Sade işkembesini düşünüyor. İşkembe çorbası = Temizlenmiş işkembeden yapılan çorba. İşkembeyi doldurmak = Hayvan gibi çok yemek. İşkembeden atmak = Bir işten bilgisi olmaksızın kendiliğinden uydurup söylemek. 3. İşkembe şekil ve biçiminde: İşkembe fener; işkembe suratlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tripe. paunch. rumen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tripe. rumen. paunch. tummy. stomach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rumen. paunch. tripe. maw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İşkembe çorbası yapan ve satan adam: İşkembeci dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tripe seller. tripe restaurant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. escabelle). 1. Dört ayaklı, oturmaya yarayan, arkalıklı veya arkasız kürsü. 2. Tepsi, sini, şamdan, sigara gibi şeyler konacak küçük masa veya sehpa. Ebe iskemlesi = Örike, eskiden ebelerin, doğum yapacak kadını oturttukları iskemle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stool. chair without arms. chair. seat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appellate court. court of appeals. court of appeal. a first degree appellate court. court of review. appelate court. second instance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

( KABAHAT) (i. A.) (c. kabâhât). 1. Çirkin iş ve hareket, yakışıksız davranış: Bunu yaptımsa, bunu söyledimse bir kabahat mi ettim? Bu da bir kabahat mi? 2. Hafif suç, kusur: Bu kabahatin cezası nedir? Kabahatimi bileyim de cezama razıyım. Kabahat etmek = Kusur etmek, yanılmak: Size danıştığıma kabaha ettim. 2. mec. Yellenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fault. guilt. blame. sin. delinquency. demerit. wrongdoing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misdeed. offence. sin. fault. offense. guilt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misdemeanour. blame. fault. sin. minor offense. guilt. misconduct. crime. debt. delinquency. demerit. misdeed. misdoing. minor offence offense. trivial offence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قباحت] suç, kusur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blameable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faulty. guilty. in the wrong. culpable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

culpable. guilty. blameworthy. criminal. delinquent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Suçu olan, suçlu: Kendisi kabahatli olduğunu biliyor da sesini çıkarmıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Suç sahibi olma, suçluluk:

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blameless. innocent. faultless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Suçu olmayan, Fars. bi-günâh, Ar. mâsûm: O adam kabahatsizdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faultlessness. innocence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Suç yokluğu, bî-günahlık, masumluk: Onun kabahatsizliği ortaya çıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

femur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fibula.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Turpgillerden, etli çiçekleri sebze olarak yenen bir bitki (brassica deracea).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cauliflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cauliflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(karnabit): Turpgillerden; vatanı Doğu Akdeniz bölgesi olan 2 yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları koyu yeşil, çiçekleri beyaz veya sarımtıraktır. Kış sebzelerindendir. Lahanaya benzer. Aslında, lahananın çiçek saplarının kısalıp etlenmesiyle lahanadan türemiştir. Yenen kısmı, henüz açmamış yoğun çiçek durumudur. Yurdumuzda; güzlük turfanda karnabahar, kışlık karnabahar ve mart karnabahar olmak üzere üç çeşidi vardır. Fosfor ve vitamin bakımından çok zengindir. Kullanıldığı yerler: Zihin yorgunluğunu giderir. Cinsel gücü arttırır. Sinirleri kuvvetlendirir. İdrar söktürür. Dalak hastalıklarına iyi gelir. Şeker hastalarına faydalıdır. Kalp hastalıklarında şikayetlerin azalmasında yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tibia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tibia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harfleri, heceleri tekrarlayarak konuşan, rahat söyleyemeyen: Keke, kekeme bir çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Keke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stammering. stammerer. stutterer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stammerer. stammering. stuttering. stutterer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stammering. stuttering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kekelemek. 2. Şaşırmak, ne söyleyeceğini bilememek: Kekemeye başladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kekeme olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Daha ziyade erkeklerde görülen bir çeşit konuşma bozukluğudur. Nedeni, ya sinir gerginliği ya da gırtlak çevresindeki kasların ahenkli bir şekilde çalışmamasıdır. Üzülecek bir durum yoktur. Konuşma bozukluklarını tedavi eden bir uzmanla görüştükten sonra tavsiyelere sabırla uymak ve sonucu beklemek gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçete de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, hardal, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 tatlı kaşığı kekik ve 1 tatlı kaşığı hardal tohumu konur. Kaynatıldıktan sonra süzülüp, gargara yapılır. Bu işlem hergün tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stuttering. stammering. stutter. stammer. impediment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stammer. stutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stutter. stammering. stammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Az, nâkıs, noksan, eksik. 2. Kötü, fena: Kem söz, kem akça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A ). Kaç, ne kadar?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). «Küm» mânâsız hecesiyle birlikte kullanılıp tereddütle söylemeye ve söylediğini bilmemeye delâlet eder: Kem küm etti bir cevap veremedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. evil. malice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کم] az, eksik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evil eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evil eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) kemiyar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kem = az, baha = kıymet). Kıymeti az, kıymetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., Fars. kem = az, Ar. bizâa = sermaye). 1. Sermayesi az, sermayesiz. 2. mec. Bilgisiz, cahil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayarı bozuk altın ve gümüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kem = eksik, mâye = cevher). Aslı ve cevheri aşağı, kıymetsiz, hakir, soysuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kem = eksik, nâm = ad). Adı olmayan, şöhretsiz, kimsenin bilmediği, meçhul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kem = eksik, pâye = rütbe). Rütbesi aşağı, kıymeti, itibarı az olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. kem = az, yaften = bulmak). Az ve nâdir bjjlunur, bulunmayan. Halk ağzında: Kimya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.) («gibi» demek olan «kef» edatıyla «mâ» isminden mürekkeptir). Nitekim, olduğu gibi: Kemâkân = Olduğu gibi, eskisi gibi, değiştirmeksizin. Kemâ-fi’s-sâbık = Eskisi gibi. Kemâ-yenbegıya = Gereği gibi, lâyıkı veçhile.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمابيش] az çok, aşağı yukarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کما فی السابق] eskiden olduğu gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کماکان] eskiden olduğu gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kemâlât). 1. Erginlik, olgunluk, pişkinlik, olma: Kemâl bulmuş, kemâle ermiş meyve. 2. Noksansızlık, tamlık, mükemmeliyet, fazlalık, çokluk: Kemâl-i ihtimamla; kemâl-i merhametinden; kemâl-i azametle. 3. Hayatın pişkinlik zamanı, gençlikten sonra ve ihtiyarlıktan önce olan hal ki, otuz ile elli (bugünkü telâkki ile elli ile yetmiş) yaşları arasındadır: Sinn-i kemâle vâsıl olmak; sinn-i kemâlde bulunan edam. 4. İnsanın bilgi ve ahlâkça eksiksiz ve mükemmel olması, Osm. fazl-ü hüner, ilm-ü fazi: Erbâb-ı kemâlden bir zat; fazl-ü kemâl sahibi (cem’i de başlıca bu mânâ ile kullanılmıştır): Kemâlât-ı beşeriyye; iktisâb-ı kemâlât etmek. 5. Türkçe’de: Değer, kadir, baha, kıymet: Bunun kemâli nedir? Kemâli beş para etmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfection yetkinlik. maturity olgunluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maturity. ful l ness. perfection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کمال] olgunluk, mükemmellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Olgunluk, yetkinlik, tamlık, eksiksizlik. 2.En yüksek değer, mükemmellik, değer baha. 3.Bilgi, fazilet.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) büyük bir dikkatle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

büyük bir özenle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kemâl). Kemâller, olgunluklar, bk. Kemâl.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İnsanın bilgi ve ahlak güzelliği bakımından olgunluğu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Din’de olgunluğa eren, dinin son derecesi. 2.Din bilgisi kuvvetli. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Atatürkçülük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değersiz, kıymetsiz, boş, nafile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Vay, kavis: Tİr-ü keman = Okla yay (yaylı sazları çalmak için kullanılan yay mânâsına da gelir). 2. Maruf kirişli çalgı (Fr. violon). Keman çalmak. 3. Yaya benzer çeşitli Alet ve edevat. 4. Yay gibi güzel biçimli kaş hakkında kullanılır: Kemân-ebrû = Yay kaşlı, kaşı yay gibi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

violin. fiddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiddle. violin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

violin. fiddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کمان] yay. 2.keman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Biribirinden büyük olmak üzere kemana benzer dört çalgıya verilen isim: Keman, alto = viola, violonsel ve kontrbas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to play violin. fiddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiddlestick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiddlestick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ok atıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). (Türkçe’de kemençe şeklinde kullanılır), bk. Kemençe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keman yapan veya çalan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

violinist. fiddler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiddler. violinist. violin maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

violonist. fiddler. violin. violinist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a violin-maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yay tutan, yay tutucu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Keman ve kemençe yayı. 2. Maskap (matkap) yayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bow for a violin. ship's headrail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمان ابرو] kaşı yay gibi olan sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Keman çalan çalgıcı, Fr. violoniste.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEMAN-KEŞ) (i. F.). 1. Yay kullanıp ok atan adam, Ar. kavvâs. 2. Sîne kemanı çalan çalgıcı (bu mânâsı çok eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمانکش] okçu, yay çeken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کما ینبغی] gerektiği gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Büyük sıçan. 2. Yerelması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F. aslı: kemân-çe = küçük keman). Türk musikisinin mâruf yaylı çalgısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small three-stringed violin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small violin played like a cello. fiddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sâdeddin Arel’in hesaplarını yapıp imal ettiği biribirinden büyük beş (soprano, alto, tenor, bariton ve bas) kemençe ki, keman ailesine tekabül eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kemençe çalan san’ atkâr (kemençevî uydurmadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vaktiyle düşmanı ve avda bazı hayvanları tutmak için uzaktan atılan ucu ilmikli ip ki, boyuna geçtikten sonra çekilerek sıkışırdı. 2. Geyik vesaire yuları. 3. Dîvân şiirinde sevgilinin saçı, zülfü, perçemi, saç büklümü: Kemend-i zülfüne giriftâr oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمند] kement.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمند زلف] saçlarının kemendi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lasso. halter. rope. lariat. longe. noose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lasso. lariat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lasso. a greased noose used for hanging criminals. noose. rope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kuşak, mıntaka (dilimizde birkaç defa sarılıp bağlanan kuşağa kemer denilmeyip, beli yalnız bir kere saran ve toka ile bağlanana denir): Sırmalı kemer; kayış kemer. 2. Kapı ve pencere gibi bir açıklığın üstünde yarım daire mimârî şekli, tâk: Kapı, pencere, köprü, su yolu kemeri; üç kemerli köprü. Altın kemeri = Eskiden içine altın doldurulup bele sarılan yolcu kemeri. Kemerbeste = Belini bağlamış, hizmete hazırlanmış, birinin hizmetine kendini adamış olan. Kemerpatlıcanı = Uzun, ince patlıcan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belt. waistband. strap. band. arch. archway. vaulting. cincture. cove. cummerbund. fascia. girdle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arch. belt. girdle. waistband. waist. vault. anat arch. anticline. safety belt. seat belt emniyet kemeri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belt. vault. arch. aqueduct. arc. cincture. girdle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمر] bel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kemer bağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kemer yeri, kemer bağlanan yer, bel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kemersiz, kemeri açılmış, mec. Çıplak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمربند ]] bel kayışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Gemi güvertesinin enlemesine konulan kirişleri. Kemere istikameti = Geminin enlemesine yönü ve o durumda görünüşü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deckbeam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kemeri veya kemerleri olan: Kemerli pencere, kapı, köprü; on kemerli bir köprü. 2. Kemer şeklinde, kemer gibi, kavisli, Ar. mukavves: Kemerli burun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belted. girdled. arched. vaulted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vaulted. girdled. arched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı sanatkârların Aletlerini, şerbetçi ve sâlepçilerin bardak ve fincanlarını koymak için bele bağladıkları tahtadan yarım daire şeklinde ve gözlere bölünmüş kutu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without a belt. without a vault. trabeated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir nevi ipek kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İpek kumaş dokuyan çulha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsan ve hayvanın çatısını teşkil eden beyaz ve sert madde ki, bazı organlarda bir tek parçadan ve bazılarında ufak ufak parçalardan mürekkep olup «mafsal» denilen boğumlarla, sinirler ve kaslarla biribirlerine bağlıdırlar; hareket ederler, Ar. azm, Fars. üstühân: Kol kemiği, baş kemiği, el, parmak kemikleri; kemiklerim ağrıyor; kemiği kalın, kemiği ince adam; kemik kırılmak, çıkmak. Soğuk kemiğe işlemek = Çok tesir etmek. Bir kemik atmak = Köpeğe bir kemik atar gibi az bir şey vermek. Kemik gibi, kemik kesilmek Pek kuru şeyler hakkında kullanılır. Bir deri bir kemik = Pek zayıf ve arık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bone. osseous. osteoid. bone. osteo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kemiğin ve iliğin iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Tıp dilinde osteomyelit denir. Nedeni, cerahat yapan mikropların kana karışması veya derideki herhangi bir yaradan dağılan mikroplardır. Hastalanan kemik, dokunulmayacak kadar hassastır. Hastada, terleme ve titreme görülür. Ağrılar aniden başlar. Vakit geçirmeden tedavi ettirmek gerekir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçete uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru üzüm, kitre, zeytinyağı.

Hazırlanışı : Geniş bir kaba 1 avuç kuru üzüm ve 2 çorba kaşığı kitre konur. Ezilerek karıştırılır. Üzerine 1 çay bardağı zeytinyağı ilave edilir. Tekrar karıştırılır. Sonra temiz bir gaz bezine doldurulup, yaranın üzerine kapanır. Bu işleme iltihap boşalıncaya kadar devam edilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Uzun kemiklerin son kısmındaki, kemik yapıcı kıkırdakların verem olmasına, kemik veremi denir. Kalça, diz kapağı oynakları ve bazen de omurlarda görülür. Nedeni veremin ikinci devresinde, verem basillerinin kan damarları aracılığıyla bütün vücuda yayılmış olmasıdır. Hastada baş ve eklem ağrıları görülür. Kemiklerinde yaralar ve delikler açılır. Ateşi de, inip çıkar. Vakit geçirmeden tedavi edilmesi gerekir. Doktorun tavsiyelerine uyulur, verdiği ilaçlar kullanılır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Karabaşotu, pekmez, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 tutam karabaşotu konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Suyuna 1 su bardağı pekmez konur. Iyice karıştırılır. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Kemiklerin zamanla yumuşayıp, kırılabilir hale gelmesiyle ortaya çıkan bu hastalığa tıp dilinde osteomalasi denir. Nedeni, kalsiyum veya D vitamini eksikliğidir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Turp yaprağı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 avuç turp yaprağı konur. 5 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ossicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Kemiklerin hususî dokusu (uyd. k.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ossification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ossification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kemik hâline gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ossify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ossify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kemiği olan: Kemikli et; kemikli yerine vurma. 2. Kemiği iri, vücut yapısı kuvvetli insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bony. having bones. large boned. craggy. osseous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kemiği olmayan: Kemiksiz et; vücudünün kemiksiz yeri. Kemiksiz hayvanlar = Osm. hayvânât-ı nâime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boneless. without bones.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boneless. without bones. double-jointed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kemîne). 1. Pusu kurmuş, pusuda duran, saklanan, gizlenen. 2. Pusu: Düşman kemînededir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

bk. Kemîne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمين] pusu, tuzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pusu yeri, pusu kurulan gizli yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hakîr, zavallı: Mârûz-ı bende-i kemîneleridir (eski yazı dilinde tevâzu tâbirlerinden).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Burun, göz ve kulak kıkırdağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuyruğun kemikli kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rodent. rodent. gnawer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rodent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rodent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji) (y. k.). Tavşan, kobay, kirpi, sıçan ve kunduz gibi köpek dişleri olmayan ve kesici dişleri iyice gelişmiş bulunan, memeliler takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dişle sert şeyleri oyan: Kemirici hayvanlar, Osm. hayvânât-ı kaz ime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rodent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrosive. gnawing. rodent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nibble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fare gibi dişle oymak: Kemikleri kemirip duruyordu; fare tahtayı kemiriyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eat. gnaw. pick. to gnaw. to corrode. to eat into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gnaw. to corrode. eat. erode. fret. nibble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kemircik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEMMİYYET) (i. A.) (c. kemmiyyât) (kaç demek olan «kemm» den; Ar. tekiplerde: kemmiyye). 1. Miktar, adet: Meçhul kemiyet. 2. e. (gramerde) Bir kelimenin teklik, ikilik veya çokluk olması, sayıca olan farkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quantity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fenalık, kötülük, zarar verme, Ar. ızrâr: Kemliğe karşı iyilik etmek; kimseden kemlik görmedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Cesur, yiğit. 2. Silâhlı, silâh kuşanmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کميت] nicelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کميت] nicelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kemmiyet). Kemiyetler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Karasu denilen göz illeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bazı bakteriler, güneş ışınları olmadan, inorganik maddeleri oksitlemek suretiyle, kendileri için gerekli, enerji bakımından zengin organik maddeleri elde ederler. Buna kemosentez denir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. chimiothérapie

tıp kimyasal tedavi

Hastalıkların kimyasal maddelerle tedavi edilmesi yöntemi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chemotherapy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chemotherapy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gübre. 2. Pul pul kalkmış deri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کمتر] daha az. 2.değersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Daha aşağı, daha aşağı bulunan, aşağıda olan, Ar. ahkar: Kemter kulu. 2. Eskiden tevâzu yoluyla, konuşanlar kendi haklarında kullanırdı: Kemterleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Hakirâne, Acizane (konuşan kendisi hakkında kullanırdı): Nâme-i kemterânem. 2. Hakirâne, Acizâne: Kemterâne takdimine cür’et kılındı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kemtere ait (Osmanlı yazı dilinde tevâzu tâbirlerindendi): İş’Ar-ı kemterî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «kemter» den mübalağa kipidir). En küçük veya alçak ve hakir: Bende-i kemterîn; kemterîn-i bendegân.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمياب] az bulunur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Az bulunan, nadir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gökkuşağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arm bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clavicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collarbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collar bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scapula.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blade bone. scapegrace. shoulder blade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coccyx.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wishbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wishbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pelvis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. lösemi, kan kanseri. leuko bak. leuco-.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hemfikir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hükm» den imef.) (c. mahâkim). Davaların görülüp hükme bağlandığı yer: Hukuk, ceza, ağır ceza, sulh, temyiz... mahkemeleri. Mahkeme-! şer’iyye = Kadı ve nâibin hükümler verdiği eski şer’İ mehkeme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trial. court. court of justice. court of law. tribunal. curia. forum. law court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court. justice. tribunal. law court. trial. hearing. forensic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank. bar. court. law court. trial. court of law. legal tribunal. hearing. chamber. civic center. forum. judicator tribunal. judicial court. judiciary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

award.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court decision. decision of a court. legal decision. judicial ruling. determination of a court. sentence of a court. juridical writ. decree. court decree. decree of court. determination. judicial order. resolution. rule of court. ruling of th.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

award.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court decision. decision of a court. legal decision. judicial ruling. determination of a court. sentence of a court. juridical writ. decree. court decree. decree of court. determination. judicial order. resolution. rule of court. ruling of th.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taxation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taxation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mahkemeye düşmesi gereken: Mahkemelik bir iş. Mahkemelik olmak, mahkemeye düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayvan kesim yeri. (bk.) Mezbah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughterhouse. slaughter house. abattoir. butchery. shambles. packing house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abattoir. shambles. slaughterhouse. abattoir kesimevi. kanara. salhane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughterhouse. butchery. meat house. shambles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bahs» ten masdar) (c. mübâhasât). 1. Bir iş hakkında iki kişi erasındaki söz, İki taraftan birinin, diğerinin sözünü çürütmeye kendi fikrini ispata çalışarak tartışması. Mübâhase sonunda kavgaya döndü. 2. Dava ve muhalefet suretiyle olmayarak bir madde hakkında sözleşme, herkes fikrini ve bildiğini söylemek üzere karşılıklı konuşma: İlme dair mübâhase ediyorduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bahâ» den masdar). Övünme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Günahı, sevabı olmayan, işlemesi ne haram, ne de helal olan (mubah).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Övünme, iftihar etme.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محاکمات] hüküm yürütmeler. 2.yargılamalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükm»den) (c. muhakemât). 1. Dava İçin iki tarafın mahkemeye baş vurmaları, hâkim huzuruna çıkmaları: Yarın muhâkeme olacağız; bizim muhâkememiz gelecek haftaya kaldı. 2. İki tarafı dinleyip hükmetme, davayı hükme bağlamak için iki tarafın ifadelerini, şahit ve delillerini dinleyerek hükmetme: Onu muhâkemeye çektiler, muhakemeye aldılar. 3. Bir işi zihnen iyice araştırıp ve inceleyip bir karar verme: İnsan her işittiğini muhSkeme etmeksizin, kabûl etmemelidir; işi kendimce muhSkeme etmeden rey vermem. Kabl’el-muhâkeme = İşi İyice tetkik ve zihnen muhSkeme etmeden önce. (c.) Davalar, mahkemeye eit işler: MuhSkemSt dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judgement. reasoning. discernment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assize. reasoning. trial. judgement. discernment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trial. judging. adjudicating. adjudication. reasoning sth out. thinking sth through. argumentation. cognizance. discretion. judgment judgement. question. reasoning. senses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محاکمه] hüküm yürütme. 2.yargılama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükm» den imef.) (mü. muhkeme). Sağlam, metin, kuvvetli: Muhkem bina; pek muhkem bir makine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fast. firm. strong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firm. solid. sturdy. tight. stabile. stout. strong. rigid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. muhkeme) (dilimizde kullanılmamıştır). Hüküm veren Ayetler ki, Kur’an’da bunlara fazla ehemmiyet verilip «ümmü’l-kltâb» denir, zıddı: müteşâbihât ki, örnek olarak söylenir ve te’vîle de gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «kemâl» den imef.) (mü. mükemmele). Kemâle erdirilmiş, kemâl bulmuş, olgun, eksiksiz, kusursuz, tam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfect. excellent. complete. unique. accomplished. all-around. alpha plus. ambrosial. banner. beyond praise. bully. capital. champion. classic. classical. classy. commanding. consummate. copybook. dandy. dreamy. elegant. famous. faultless. fine. fin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. consummate. excellent. exquisite. fabulous. faultless. flawless. glittering. grand. ideal. immaculate. impeccable. masterly. perfect. prodigious. smashing. spectacular. splendid. superb. terrific. ultimate. prodigous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consummate. excellent. perfect. superb. absolute. clean. down to the ground. elegant. exemplary. fabulous. famously. fine. finished. first rate. gilt edged. good. great. groovy. impeccable. lush. on the nose. peachy. perfection to. splendid. terrific. tho

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfectly. superbly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mükemmellik, eksiksizlik, kusursuzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfection. superbness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

processing. refinement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consummate. perfect. to perfect. to consummate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frame up. tide it over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfection. excellence. faultlessness. class. consummation. finish. impeccability. soundness. thoroughness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excellence. perfection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superbness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rebaha» dan) (Arapça’da «kâr ve tamâ» mânâsına gelir). Tefecilik: Murâbaha kanunen yasaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

usury. landing money at an illegal rate of interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A contract of sale between the bank and its client for the sale of goods at a price plus an agreed profit margin for the bank The contract involves the purchase of goods by the bank which then sells them to the client at an agreed mark-up Repayment is usu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a contract whereby a financial institution buys goods for a customer from a third party and then resells the goods to the customer at a pre-agreed price on deferred payment terms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the most controversial type of transaction, it is a contract of sale in which payment is made some time after delivery of the goods transacted Used as the basis of modern Islamic banking since the amount charged for deferred payment is in excess of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tefeci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

usurer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

usury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükm» den İf.) (mü. müstahkeme). 1. Muhkem, metin, kuvvetli, sağlam: Müstahkem bir yapı. 2. (askerlik) Kale gibi, düşmana karşı muhafazaya mahsus şeylerle kuvvetlendirilmiş, istihkâmlı, istihkâmlı olan: Müstahkem bir mevkî, bir şehir, bir liman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong. solid. fortified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restricted / prohibited area. fortified post. fortress. citadel. fortified place. fortified position. stronghold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکملا] tam olarak, mükemmel olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکمليت] mükemmellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin şanı ve şerefi. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Şan, şeref. 2. Şan ve şeref sahibi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Şan, şeref, onur. 2.Şan, şeref sahibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İlkbahar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نوبهار] ilkbahar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İlkbahar. Yeni bahar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

radius.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kargılı asker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [رباخوار] tefeci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

towards morning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin güzelliği. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Güzellik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güzellik, letafet.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صاحب کمال] olgun insan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sabahat).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karın, Ar. batın.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شکم] karın. 2.mide.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şikem = karın, peresten — tapınmak). Karnına tapınırcasına ehemmiyet veren, boğazına çok ehemmiyet veren, boğaz düşkünü, çok obur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şikem = karın, perverden = beslenmek). Yiyip içmeyi çok düşünen, boğazına esir olan, obur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) İşkembe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکمبه] işkembe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکم درد] karın ağrısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکم پرست] obur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکم پرور] obur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.) (musiki). Göğse dayanarak çalınan eski Türk kemanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sînekemânı çalan san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autumnal. autumn. fall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autumn. fall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autumn. fall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aqueduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magistrates. police court. flagrante delicto court. summary court of jurisdiction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طباخت] aşçılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kemâl» den) (s. tekemmülât). Kemale erme, kemal bulma, mükemmel olma, olgunlaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maturation. being perfected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kümün» dan) Pusuya yatma, pusu tutma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تکمل] tamamlanma. 2.olgunlaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.tamamlanmak. 2.olgunlaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Aşçılık, yemek pişirmek sanatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commercial court. tribunal of commerce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astragalus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) Yurdum, vatanım. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. taranmamış, dağınık; inceliksiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thighbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

femur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court of jurisdictional disputes. court of jurisdictional disputes. arbitral tribunal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Court of Jurisdictional conflict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allspice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allspice. pimento.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allspice. pimento.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(pimenta): Mersingiller familyasından; Amerika’nın tropikal bölgelerinde doğal olarak yetişen ve baharat elde edilen bir bitkidir. Her tarafı kokuludur. Kokusu ve tadı; tarçın, karanfil, karabiber ve hindistancevizininkine benzer. Baharat olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Damar sertliğini önler. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Unutkanlığı giderir. Vücudun direncini artırır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koldaş, iş veya hayat arkadaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by