Kemter, Kem-ter ne demek? | Kemter, Kem-ter anlamı nedir? | Kemter, Kem-ter

Kemter, Kem-ter anlamı nedir?

Kemter, Kem-ter ne demek?

Kemter, Kem-ter anlamı nedir?

Kemter, Kem-ter | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: kemter kem ter

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Daha aşağı, daha aşağı bulunan, aşağıda olan, Ar. ahkar: Kemter kulu. 2. Eskiden tevâzu yoluyla, konuşanlar kendi haklarında kullanırdı: Kemterleri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Bütün işlerin kendisine döndürüldüğü, onun adalet ve kararına baş vurulduğu yüce Hakem Allah’ın kulu. - (bkz.el-Ha-kem). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

-tor (i) başkasına kötülük aşılayan kimse, kışkırtan kimse, suç ortağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). silmek, temizlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). askeri giyecek vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ).asgari giyecekler ve teçhizat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evince. manifest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneş ışınlarının kuvvetini ölçen araç, aktinometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). geçici, muvakkat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

General Court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yönetmek, idare etmek; vermek, icra etmek, ifa etmek: yemin ettirmek; hizmet etmek, levazımını temin etmek, donatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

address book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). karıştırmak, safiyetini bozmak; (s). karışık, mahlut adultera'tion (i). karıştırma, karıştırılmış olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zina, evli biriyle gayri meşru cinsi münasebet. adulterer (i). zina yapan erkek adulteress (i). zina yapan kadın adulterine (s). gayri meşru (çocuk). adulterous (s). zina eden; caiz olmayan, memnu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hava ölçme aracı, aerometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). titreme halinde; (z). titreyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z), edat bağlaç sonra; ardına, ardında; (-dan) sonra; ardı sıra; için; tarzında, üslubunda. a painting after Reubens Rubens'in üslubunda bir resim. at a quarter after four dördü çeyrek geçe. a person after my own heart kalbimi fetheden bir ki

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yemekten sonra gelen,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). mesai saatlerinden sonraki saatlerde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (tıb). plasenta, son, meşime.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (hav). art yakıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beklenmedik olay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). grizu patlamasından kalan zehirli gaz karması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (den). geminin kıç tarafındaki güverte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asıl tesirden sonra görülen tali tesir, tali reaksiyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneş battıktan sonraki parlaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (den). geminin kıçında hizmet eden tayfa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahret, öbür dünya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kötü sonuç; yan tesir; çayır biçildikten sonra biten otlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). en geri, en son.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). öğleden sonra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). doğumdan sonraki ağrılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). kıç taraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asıl piyesten sonraki oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kıç direk yelkenleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağızda kalan lezzet .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sonradan akla gelen fikir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gelecek, istikbal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). sonra,sonradan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. ahterân). Yıldız. Baht, tali; bed-ahter = Bedbaht, talisiz, nîg-ahter = Bahtiyâr, talihli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اختر] yıldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yıldız.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختر دنباله دار] kuyruklu yıldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yıldızlardan hüküm çıkarmak iddiasında bulunan müneccim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اختربين] astrolog, yıldızbilimci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir çeşit ney’in ve bir çeşit düzenin adı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اخترشناس] yıldızbilimci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اخترشمار] yıldızbilimci. 2.geceleri uyuyamayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notebook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). su mermeri, kaymak taşı. Oriental alabaster Bektaşi taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Sırasıyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effort. work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir satır veya cümlecikte aynı sesi tekrar etmek. allitera'tion (i). bir cümlecikte aynı sesi tekrar etme. alliterative (s): aynı sesin tekrar edildiği par,ca veya cümleciğe ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir kimsenin tahsil gördüğu okul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). değiştirmek, tahvil etmek; hadım etmek; değişmek, başka türlü olmak. alter course (den) rota değiştirmek. alterable (s). değişir, değiştirilebilir. altera'tion (i). değişiklik düzeltme, başkalaşma. alterative (i). (i) değiştirici; (i)., (tıb)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). bir kimsenin ikinci şahsiyeti; çok yakın dost.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kavga etmek, atışmak , şiddetli münakaşa etmek. alterca'tion (i). kavga, çekişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). münavebe ile birbirini takip etmek veya ettirmek; bir sıra takip etmek, birbiri ardına gelmek. alternating current (elek). dalgalı akım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). karşılıklı, almaşık, münavebeli; (bot). karşılıklı olmayan, almaşık ;(i). icabında başkasının yerini alabilen kimse, vekil. alternately (z). münavebe ile, sıra ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. alternatif

1. seçenek, 2. almaşık, 3. fiz. dalgalı

1. Birinin yerine seçilebilecek bir başka yol, yöntem. 2. Almaşlı olarak işleyen. 3. Belli dalga boylarını alabilen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternate. alternating. alternative. alternative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternative. alternate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternative. disjunctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). münavebe, birbirinin yerini alma; birbirini takip etme; değişim , tahavvül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). iki şıktan birini seçme imkanını gösteren, diğer, başka,(i). şık, iki şeyden biri, çare, iki şıktan biri . I had no alternative. Başka çarem kalmamıştı. Yapacak başka bir şey yoktu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dalgalı elektrik akımı veren dinamo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generator. alternator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dalgalı elektrik akımı veren üreteç, alternatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yükseltiyi gösteren alet, altimetre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iki elini aynı şekilde kullanabilen kimse; iki yüzlü kimse. ambidexter'ity (i). iki elini aynı şekilde kullanabilme hüneri; iki yüzlülük. ambidextrous (s). iki elini aynı şekilde kullanabilen; çok cepheli, usta; iki yüzlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (elek). elektrik akımını amperle ölçen alet, ampermetre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(-ing). -tre (i). amfiteatr, amfiteatr Seklinde herhangi bir şey; spor sahası, arena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). her iki cinsten; her iki yönden etkili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Amsterdam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rüzgârın şiddet ve hızını tayin eden araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). Myrmccophaga cinsinden karınca yiyen bir takım hayvanlardan biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). evvelki, önceki, mukaddem , eski; ilerde, önde; (biyol). ön, öndeki, ön tarafta bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Barsak iltihabı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bekleme odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). zıt zerrelerden oluşmuş madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr ). Parlamento tutumuna aykırı veya karşı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. felsefe). Tecrübeyi takip ederek, tecrübeden sonra mânâsındaki bu kelime, muhakemenin tecrübeye dayanması prensibini ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

fel. sonsal

Deneyden çıkan ve deneye bağlı olan (bilgi).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). (man). aposteriori, sonsal .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). kanatsız böcekler, (zool). Apterygota. apteral, apterous (s). kanatsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). apteriks.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Önce dikiz aynası ile başlayalım. Dikiz aynasını gece konumuna getirince, arkadaki arabaların farlarının ışıklarının sizi rahatsız etmeden nasıl arkayı görebildiğinizi hiç merak ettiniz mi? Eğer evinizde gece ışıklar açık ve dışarısı karanlık iken pencerenin önünde durursanız, camdan aksinizi bir aynaya yakın netlikte görebilirsiniz. Dikiz aynalarında da bu özellik kullanılır.

Dikiz aynasında arka arkaya ama birbirine açılı, ‘V’ şeklinde, önde düz bir cam, arkada ise normal düz bir ayna vardır. Normal gündüz konumunda ayna kısmı dik durumdadır ve camdan geçen ışıklar burada yansıyarak arkanızı görmenizi sağlarlar.

Dikiz aynasını gece konumuna getirince, cam kısmı dik duruma gelir, açılı hale gelen ayna kısmı ise arabanızın tavanını gösterir. Bu pozisyonda ayna kısmı tamamen karanlık olan arabanın tavanını camın arkasına yansıtır ve evdeki cam örneğinde olduğu gibi, dikiz aynasının cam kısmından arkadan gelen ışıkları nispeten az ve gözlerinizi rahatsız etmeyecek şekilde görebilirsiniz.

General Motors ilgilileri, şimdi yeni bir dikiz aynası geliştirdiklerini söylüyorlar. Bunda sadece tek bir yansıtıcı yüzey olacak ve üzerindeki özel film tabakası sayesinde geceleri parlak far ışıklarını düşük düzeyde yansıtacak.

Birçok sürücü arabalarının sağ ve sol tarafındaki aynalardaki görüntülerin farklılıklarına dikkat etmez. Genellikle sürücü tarafındaki ayna, düz ayna olup arkadaki arabaların gerçek boyut ve uzaklıklarını gösterir.

Sağ taraftaki ayna düz değil bombelidir ve cisimleri daha küçük gösterir. Bu da sürücülerin arkalarındaki araba daha uzaktaymış gibi algılamalarına sebep olur. Ancak bu hali ile sağ taraftaki ayna arkayı daha geniş açıdan görme ve özellikle sağ arka kör noktayı daha iyi izleme imkanını sağlar.

80’li yıllarda kullanıcıların istekleri doğrultusunda başlayan bu farklı görüntülü ayna konulmasının getirebileceği sakıncalar göz önüne alınarak, son zamanlarda yeni arabalarda sağdaki aynaya ‘arabalar görüldüğünden daha yakındadırlar’ şeklinde bir ikaz yazılmaya başlanıldı. Şüphesiz sağ tarafa da bire bir ölçekte gösteren bir düz ayna konulabilir ama burayı bombeli aynadaki kadar çok geniş açıdan gösterebilmesi için, bu aynanın yüzeyinin de çok büyük olması gerekir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Önce dikiz aynası ile başlayalım. Dikiz aynasını gece konumuna getirince, arkadaki arabaların farlarının ışıklarının sizi rahatsız etmeden nasıl arkayı görebildiğinizi hiç merak ettiniz mi? Eğer evinizde gece ışıklar açık ve dışarısı karanlık iken pencerenin önünde durursanız, camdan aksinizi bir aynaya yakın netlikte görebilirsiniz. Dikiz aynalarında da b özellik kullanılır.

Dikiz aynasında arka arkaya ama birbirine açılı, ‘V’ şeklinde, önde düz bir cam, arkada ise normal düz bir ayna vardır. Normal gündüz konumunda ayna kısmı dik durumdadır ve camdan geçen ışıklar brada yansıyarak arkanızı görmenizi sağlarlar.

Dikiz aynasını gece konumuna getirince, cam kısmı dik duruma gelir, açılı hale gelen ayna kısmı ise arabanızın tavanını gösterir. Bu pozisyonda ayna kısmı tamamen karanlık olan arabanın tavanını camın arkasına yansıtır ve evdeki cam örneğinde oldğu gibi, dikiz aynasının cam kısmından arkadan gelen ışıkları nispeten az ve gözlerinizi rahatsız etmeyecek şekilde görebilirsiniz.

General Motors ilgilileri, şimdi yeni bir dikiz aynası geliştirdiklerini söylüyorlar. Bunda sadece tek bir yansıtıcı yüzey olacak ve üzerindeki özel film tabakası sayesinde geceleri parlak far ışıklarını düşük düzeyde yansıtacak.

Birçok sürücü arabalarının sağ ve sol tarafındaki aynalardaki görüntülerin farklılıklarına dikkat etmez. Genellikle sürücü tarafındaki ayna, düz ayna olup arkadaki arabaların gerçek boyut ve uzaklıklarını gösterir.

Sağ taraftaki ayna düz değil bombelidir ve cisimleri daha küçük gösterir. Bu da sürücülerin arkalarındaki araba daha uzaktaymış gibi algılamalarına sebep olr. Ancak bu hali ile sağ taraftaki ayna arkayı daha geniş açıdan görme ve özellikle sağ arka kör noktayı daha iyi izleme imkanını sağlar.

80’li yıllarda kullanıcıların istekleri doğrultusunda başlayan bu farklı görüntülü ayna konulmasının getirebileceği sakıncalar göz önüne alınarak, son zamanlarda yeni arabalarda sağdaki aynaya ‘’arabalar göründüğünden daha yakındırlar’’ şekklinde bir ikaz yazılmaya başlanıldı. İüphesiz sağ tarafa da bire bir ölçekte gösteren bir düz ayna konulabilir ama burayı bombeli aynadaki kadar çok geniş açıdangösterebilmesi için, bu aynanın yüzeyinin de çok büyük olması gerekir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hakem, iki taraf arasındaki bir mesele hakkında kesin karar verme yetkisi olan tarafsız kimse: son söz sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kuş ile sürüngen arası bir hayvan fosili.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. aromathérapie

koku tedavisi

Çeşitli doğal kokulu maddelerle yapılan tedavi yöntemi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. artère

anat. atardamar

Kalbin sağ karıncığından akciğerlere, sol karıncığından vücudun diğer bölümlerine kan taşıyan damar.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arterial road. artery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (tıb). atardamarlardaki temiz kanla ilgili; atardamarlarla ilgili; atardamarlara benzer. arterial blood temiz kan. arterial highway ana şose, anayol, büyük yol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (tıb). oksijen vasıtasıyla ciğerlerdeki pis kanı temiz kan haline getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). damar sertliği, arterioskıleroz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) arter, kırmızı kan damarı, nabız damarı, atardamar; büyük cadde, anayol; büyük nehir artesian

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آسایش برکمال] her yerde huzur hakim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anklebone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knuckle bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آستر] astar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ylldız çiçegi, pat çiçeği China aster saray patı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yıldız şeklinde yansıtan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yıldız işareti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., astr. yıldız kümesi; matb. uç yıldız işareti; bazı kristalleşmiş madenlerin i çinde yıldız şeklinin belirmesi özelligi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z).den geriye, gerisinde, arkaya, geminin gerisinde kalmak, geride bulunmak.go astern geri gitmek (gemi), tornistan etmek;geminin kıç tarafına gitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).(s)., (astr). küçük gezegen, asteroid, planetoit; (zool). deniz yıldızı familyası; s yıldız gibi. asteroi'dal (s). küçük gezegenle ilgili; yıldıza benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Hasta olduğumuzda vücudumuzun ısısı genellikle koltuk altına sıkıştırılan bir termometre ile ölçülür. Bu, en hijyenik yoldur. Aynı termometre defalarca kullanılabilir, kişiden kişiye hastalık taşıma riski pek yoktur.

Ciddi durumlarda vücudun iç ısısının çok hassas ölçülmesi gerekebilir. Bu durumda termometrenin yerleştirileceği iki yer vardır. Ağzımızda dilin altı ve rektum. Böyle pek de pratik olmayan yerlerden ölçüm alınmasının nedeni buraların vücudun hakiki iç ısısının en doğruya yakın ölçülebileceği yerler olmalarındandır. Koltuk altları nispeten havaya açıktırlar ve buradan yapılan ölçüm hakiki iç ısıya göre daha düşük değer verir.

Ağızdan alınan ölçümlerde termometre dilin üstüne değil de altına konulur çünkü ölçümden az önce alınmış bir içecek dilin üstünde olması gerekenden daha farklı bir değer görülmesine sebep olabilir; bütün öğrencilerin bildiği tebeşir tozu yutma numarası gibi.

Ancak termometreyi dilin altına koyunca iş değişir. Bu bölgede ve rektumda kan damarları çok olduğundan dış etkenler ölçüm sonucunu etkileyemezler. Buralardan vücut iç ısısı hem çok süratli hem de en sağlıklı şekilde ölçülebilir.

Ayrıca dilin üstünün çok hassas olması, bu bölgenin solunum ve yeme kanallarına açık olması buraya konulan termometrenin insanda rahatsızlık hissi yaratmasına sebep olur.

Uluslararası sivil havacılık kurallarına göre uçaklara civalı termometre alınmadığını ve kesinlikle yasak olduğunu biliyor muydunuz? Sebep uçağın malzemesinin çoğunlukla alüminyum olması. Çok az miktarda civa, çok miktarda alüminyumu tahrip edebilir. Tek istisna bir kap içinde olması şartıyla insanların ateşini ölçmede kullanılan küçük termometrelerdir.

Peki, bir termometre ne kadar küçük olabilir? Bugüne kadar yapılan en küçük termometre bir mikron kalınlığındadır, yani bir insan saçının kalınlığının ellide biri. Dr. Frederich Sachs bu termometreyi canlı tek hücrelilerin ısılarını ölçmek için yapmıştı.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).atmometre, buhar ölçer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). heyecanlı; cıvıltılı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). işitme kuvvetini ölçme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sertlik, haşinlik; parasızlıktan dolayl masraftan kaçınma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). evvelce İngiltere'nin Axminster şehrinde yapılmış olan bir çeşit Türk halısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Ayakların normalden fazla terlemesi genellikle ter bezlerinin aşırı derecede çalışmasından kaynaklanır. Diğer taraftan, kalın çorap giymek, ateşli bir hastalık veya normal vücut sıcaklığının düşmesi de ayak terlemesine neden olabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Adaçayı, su.

Hazırlanışı : Büyükçe bir tencereye su doldurulur. Üzerine bir avuç adaçayı ilave edilip kaynatılır. Ilıdıktan sonra bu su ile ayak banyosu yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Türk musikisinde şimdi kullanılmayan, göğse dayıyarak çalınan eski bir keman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Türk musikisinde şimdi kullanılmayan, göğse dayıyarak çalınan eski bir keman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hizmet için bir yere gönderilen kimseye verilen ücret.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). bir set vasltaslyle geri çevrilen su; dümen suyu, gemi pervanesinin geriye attlğı su; durgun su; durgunluk , ilgisizlik; (f)., (den). siya etmek, tersine kürek çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). bakteriler. bacterial (s). bakteriye ait, ondan ibaret olan veya ondan ileri gelen bacterially (z). bakteriyle ilgili olarak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakterileri yok eden bir madde, bakterisid. bacterici'dal s bakterileri yok eden maddeye ait

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakteriyoloji, bakterileri tetkik ilmi, mikrop ilmi, bakteri bilgisi. bacteriolog'ical (s). bakteriyoloji ilmine ait. bacteriolog'ically (z). bakteriyolojiyle ilgili olarak. bacteriol'ogist (i). bakteriyoloji uzmanı, bakteriyolog

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakteriler vasıtasıyla meydana getirilen kimyasal ayrışma; bakteri hücrelerinin imhası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakterileri yok eden küçücük cisimler

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakteri yoskopi, mikroskopla bakterileri inceleme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bakteri şeklinde, bakteri biçim, bakterimsi. bacteroi'dal (s). bakteriye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Batı, garp, mağrib, hâver mukabili. (Bazen de bâhter maşrık = Doğu ve hâver mağrib = Batı mânâsiyle kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bacteria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bacillus. bacteria. bacterium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bacterium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bakterileri içine alan bir bitki ailesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İstenmeyen bakterileri öldürmek için kullanılan kimyasal bileşik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y.). Bakteriyoloji dalında ihtisas yapmış hekim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y.). Bakterilerin ve umumiyetle mikropların biçimlerini, hususiyetlerini inceleyen bilim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bacteriology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bakteriologie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Daha veya pek yüksek ve üstün, Alâ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merdiven veya taraçanın kenarındaki tırabzanı meydana getiren küçük direklerden her biri. balustered (s). parmakIıklı, korkuluklu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). bando sefi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gen). (çoğ). merdiven parmaklığı, tırabzan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bankbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). şaka, latife, takılma, alay; (f). şaka etmek, takılmak, latife etmek. banterer (i). şaka eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kilisenin vaftiz ayini için ayrılmış kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). barometre, hava basıncını öIçen alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ing. dava vekili, mahkemede dava görebilen avukat, avukat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). mübadele usulü ile alışveriş etmek, trampa etmek; takas yapmak; (i). mübadele, trampa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief referee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. musiki). Caz orkestralarında davul, zil, vurma sazların meydana getirdiği grup.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. batterie

müz. davul

Orkestrada vurmalı çalgı takımı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drum. drums.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. batteriste

müz. davulcu

Orkestrada vurmalı çalgı takımını kullanan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drummer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). deniz derinlik ölçeği, iskandil aleti, batometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sert darbelerle vurmak, hırpalamak; dövmek; eskitmek tahrip etmek; hamle yapmak. battered baby büyükleri tarafından hırpalanmış küçük çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sulu hamur; matb. bağlanmış sayfa halindeki dizilmiş harflerde bozukluk; bu bozukluğun meydana getirdiği yanlış; spor topa vuran oyuncu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (mim). temelden yukarı doğru meyletmek; (i). bu şekilde meyilli duvar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden kale duvarlarını ve kapılarını yıkmak için kullanılan kalın kütük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., elek. pil, elektrik bataryası; akümülatör, akü; ask. batarya; (beysbol) atıcı ve tutucu; vuruş, dövme; (huk). kötü davranış; müessir fiil; bir şahsın haksız yere dövülmesi veya bedeni ezaya maruz bırakılması; dizi, seri, takım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (bed = kötü, ahter = yıldız, talih). Talihi kötü, bedbaht.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدتر] daha kötü, beter.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ingiltere'de kraliyet muhafız alayının askeri; sığır eti yiyen kimse; (argo) ingiliz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waist belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Omurga kemiği. Bir şeyin esas kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spinal column.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backbone. spine. basis. foundation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backbone. back bone. spine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petrol gauge. gas gauge. gasoline gauge. gasoline indicator. petrol content gauge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daha yüksek, daha üstte, Alâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بزکمال] en iyi şekilde, mükemmel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برتر] daha üstün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Üstün, yüksek nitelikli, değerli.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برترین] en üstün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Beterin beteri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çamur sıçratmak; zifos atmak, lekelemek; iftira etmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «bed-ter»den muhaffef). Daha kötü, daha fena: O, iyi değildi, bu, ondan beterdir. Daha kötü hal: Beterine uğramak, Allah beterinden saklasın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدتر] daha kötü, beter, şiddetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. daha iyisi; çoğ. (akıl servet v.b.'nde) kendinden üstün kimseler; üstünlük; f. islah etmek, daha iyi şekle sokmak; önüne geçmek. get the better of galip gelmek, üstün olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z.daha iyi, daha güzel; daha çok; z. daha iyi bir şekilde, daha çok, daha ziyade. better and better gittikçe daha iyi. be better off daha iyi durumda olmak. better half eş. for better or for worse iyi de olsa, kötü de olsa, anca beraber kanca beraber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Islah, iyileşme; huk. gayri menkul üzerinde yapılan devamlı Islahat ve masraflar; bir gayri menkulün, yol açılması gibi devlet faaliyetleri dolayısıyle iktisap ettiği kıymet fazlası, şerefiye. betterment tax şerefiye, değerlenme resmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daha İyi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daha iyi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهتر] daha iyi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Pek iyi, daha iyi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). En iyi, alâ, enfes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). En iyi, alâ, enfes.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - En iyi, pek iyi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. mücevherat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bijouterie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jewellery. jewelry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki taraflı, iki kenarlı, iki cepheli. bilateralism, bilateralness i. iki taraflılık. bilaterally z. iki taraflı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki harfli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. afiş asan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her üç ayda bir iki defa görülen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بستر] yatak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koyu kahverengi bir çeşit boya; kurum boyası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital video sistemlerinde en iyi veri depolamasını sağlamak için görüntü verisi sıkıştırılabilmektedir. Bit hızı, resim piksellerinin işlenmesi için gereken hızdır. Resim ne kadar az ayrıntılıysa, o kadar fazla sıkıştırılabilir ve bit hızı o kadar düşük olur.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

AA turn of the cable which is round the bitts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Having a peculiar, acrid, biting taste, like that of wormwood or an infusion of hops; as, a bitter medicine; bitter as aloes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Causing pain or smart; piercing; painful; sharp; severe; as, a bitter cold day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Causing, or fitted to cause, pain or distress to the mind; calamitous; poignant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Characterized by sharpness, severity, or cruelty; harsh; stern; virulent; as, bitter reproach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mournful; sad; distressing; painful; pitiable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any substance that is bitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Bitters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make bitter. the taste experience when quinine or coffee is taken into the mouth English term for a dry sharp-tasting ale with strong flavor of hops proceeding from or exhibiting great hostility or animosity; 'a bitter struggle'; 'bitter enemies' expre

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

English term for a dry sharp-tasting ale with strong flavor of hops. the taste experience when quinine or coffee is taken into the mouth. the property of having a harsh unpleasant taste. make bitter. extremely and sharply; 'it was bitterly cold'; 'bitter

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basic taste characterized by solution of quinine, caffeine, and certain other alkaloids Perceived primarily at the back of the tongue Generally normal characteristics of coffees connected with their chemical constitution, influenced by degree of roastin

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Usually considered a fault in but characteristic of such wines as Amarone and certain other Italian reds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the four basic tastes A major source of bitterness is the tannin content of a wine Some grapes - - have a distinct bitter edge to their flavour If the bitter component dominates in the aroma or taste of a wine it is considered a fault Sweet dessert

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the four basic tastes A major source of bitterness is the tannin content of a wine Some grapes - - have a distinct bitter edge to their flavor If the bitter component dominates in the aroma or taste of a wine it is considered a fault Sweet dessert

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unpleasant, biting flavor usually an aftertaste A bitter aftertaste is sometimes associated with variations in manufacturing and curing or aging procedures It is more prevalent in cured cheeses having higher moisture contents Bitterness is often confus

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A characteristic of over-extracted brews as well as over-roasted coffees, and those with various taste defects; it is a harsh, unpleasant tasted detected towards the back of the tongue Dark roasts are intentionally bitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A harsh, unpleasant taste detected on the back of the tongue, found in over-extracted brews , as well as in over-roasted coffees and those with various taste defects.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A style of ale which originated in England Typically pale to copper colored, with a pronounced hop character Some people consider bitter to be synonymous with pale ale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Describes one of the four basic tastes A common source of bitterness is tannin or stems Although a mild bitterness can often be a pleasant addition it is usually an indication of a flawed wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A taste sensation, usually sensed on the back of the tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A taste you get at the back of the tongue which should not be confused with the taste of tannins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The taste imparted by the resins of hops, best if balanced by other flavors; hop bitterness is generally responsible for the drinkability of beer. promotes appetite and aids digestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unpleasant taste associated with raw teas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Affects digestive system and nutrition due to its ability to stimulate the appetite Bitters stimulate the secretion of saliva and gastric juice reflexively by exciting the taste buds They are not effective if given directly into the stomach, as in the for

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bitter is a style of ale which provides a strong hops taste to the palate In color, they normally range from gold to a coppery red Originally, every brewery in England generally had two ales, a bitter and a mild Compared to the mild, bitters were both dry

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Style of English beer that is dry and usually served draft Should not be served too cold. adj bitter [OE biter]. stimulates secretions of digestive and encouraging appetite. adj pahit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance that stimulates secretion of digestive juices and encourages appetite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abject , acrimoniously , bitter , bitterly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. acı keskin; sert, şiddetli; kötü. to the bitter end iş bitinceye kadar; ölünceye kadar. a bitter pill yenilir yutulur cinsten olmayan durum. bitterish s. acımsı. bitterly z. acı olarak. bitterness i. acılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilik balığı, zool. Rhodeus amarus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. balaban kuşu, okar, zool. Botaurus stellaris. little bittern cüce balaban, zool. Ixobrychus minutus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. içine acı otlar da karıştırılan bir nevi içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hem acı hem tatlı olan; aynı zamanda iyi ve kötü olan; i. yaban yasemini, bot. Celastrus scandens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kavasya, bot. Quassia amara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing., (argo) mübarek, namussuz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kabarcık, fiske, su toplama; yakı; ask. uçağın üsünde bulunan ve içine silah yerleştirilen saydam odacık; f. kabarmak, su toplamak; kabartmak; azarlamak. blistery s. kabarcıklı; azarlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tuzlanmış ve tutsülenmiş ringa balığı; aynı şekilde hazırlanmış uskumru, çiroz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kurutma kağıdı; karakolda tutuklananların kayıt defteri. blotting paper kurutma kağıdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bluetooth® Stereo, iki uyumlu cihaz arasında dahili Bluetooth® temelli iletişim için geliştirilen kablosuz arayüz özelliğidir. Bluetooth® özellikli WALKMAN® ürününüzü uyumlu cihazlara (araç stereo’su, mini HiFi, kablosuz kulaklıklar, vb.) kolayca bağlamanızı sağlar. Bu teknoloji ile ses sinyallerinin akış biçimi kontrol edilerek kablosuz kulaklıklarınızdan yüksek kaliteli ses elde etmeniz sağlanır. Sonuçta, kablo sıkıntısı olmadan özgürce müzik dinlemenin keyfini yaşayabilirsiniz. İster aracınızda ya da salonunuzda ister hareket halinde olun, en sevdiğiniz şarkıları kablolarla uğraşmadan dinleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. şiddet ve gürültüyle esmek (rüzgar); yüksek sesle tehdit savurmak; patırtı etmek, yaygarayı basmak; i. gürültü, yaygara; yüksekten atma, martaval. blusterer i. gürültücü kimse blusteringly z gnrultnyle blusterous s. yaygaracı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gürültülü; şiddetli; fırtınalı (dalga,hava,rüzgar). boisterously z.gürültülü olarak. boisterousness i. gürültülü olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. bolometre, çok az miktarda radyasyon enerjisini ölcebilen elektrikli alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. uzun süs yastığı; yastık, minder; f. yastıkla beslemek; gen. up ile desteklemek, destek olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. ileri götüren şey, yardım eden kimse, propagandacı; rokette yardımcı ek motor; elek. voltajı yükselten alet. booster shot bağışıklığı artırmak için yapılan ek aşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dalgakıran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Yıldızı yüksek. mec. Tâlihi uygun.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.Hollanda, Almanya veya Avusturya'da belediye başkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) hayvan terbiyecisi; dağıtan veya mahveden kimse; ulan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tereyağı, margarin; ekmeğe sürülen diğer yumuşak maddeler; f. tereyağı ilâve etmek veya sürmek; k.dili yağlamak, yağ çekmek. butter up (argo) yağcılık etmek. know which side one's bread is buttered on menfaatinin nerede olduğunu bilmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nevruz otu, bot. Linaria vulgaris; bir nevi nergis çiçeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir cins ördek; k.dili Sişko kimse, tombul kimse, yağ tulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düğün çiçeği, bot. Ranunculus; altıntabak altın çiçeği, bot. ranunculus acris: kâğıthane çiçeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süt kaymağı; kaymak nispeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sakar kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kelebek: kelebek gibi bir yerden bir yere gayesi oimaksızın dolaşan kimse, havai yaradılışlı kimse. butterflyorchid beyaz zeravent. butterfly tableaçılır kapanır kanatlı masa. butterfly valve kelebekli valf. social butterfly eğlence düşkünü kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tereyağı yapıldıktan sonra yayıkta kalan içecek, yayık ayranı;ayran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Amerika'da bulunan bir nevi ceviz ağacı; bu ağacın cevizi; buağacın kabuğundan yapılan sarımtırak kahve-rengi boya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). biraz yakılmış şeker ve tereyağı ile yapılan bir nevi karamela.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). böcek kapan bir bitki, (bot). Pinguicula.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tereyağı gibi; tereyağlı;(k).dili fazla yağ çeken, dalkavukluk yapan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kiler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sütölçer; sütteki tereyağı oranını ölçen alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book of final entry. general / ledger journal. general ledger. general journal. ledger book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kadastro, çap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kafeterya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İngilizce "Herhangi bir şirketin müşterisinin ihtiyaçlarını, beklentilerini öğrendiği, kısa çözüm yollarını sunduğu çalışma birimi." anlamındaki bu söz için çağrı merkezi karşılığı önerilmiştir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. call center

çağrı merkezi

Herhangi bir şirketin müşterisinin ihtiyaçlarını, beklentilerini öğrendiği, kısa çözüm yollarını sunduğu çalışma birimi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ısıölçer, kalorimetre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry detergent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çoğunlukla madenden yapılmış olan çay, kahve vb kutusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). eşkin gidiş (at); (f). eşkin gitmek; eşkin sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir çeşit çançiçeği, (bot). Campanula medium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). marangoz, dülger, doğramacı; (f). marangozluk etmek, doğramacılık yapmak. carpentery (i). marangozluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalay cevheri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atan kimse veya şey; dökümcü; eşyaların hareketini kolaylaştıran küçük tekerlek; sofrada kullanılan yağ, sirke veya limon şişesi. caster sugar (ing). pudra şekeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yiyecek tedarik etmek, yemeklerin hazırlanmasını ve servisini üstüne almak. caterer (i). yiyecek tedarik eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(z). çapraz; (z). çaprazlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., eski yakrn dost.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iskoçya dağlık bölgesinde eşkiya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. catering

yemek hizmeti

Bir kuruluş tarafından yemeğin hazırlanması ve dağıtılması işi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tırtıl, kurt; çelik zincirle işleyen traktör; (bh). bu traktörlerin bir markası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).,(i). azgınlık zamanlarında kedilerin çıkardığı seslere benzer sesler çıkarmak; bu şekilde bağırmak, haykırmak; kediler gibi kavga etmek; (i). azgın kedi sesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). sonda, akaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing)-ise (f)., (tıb). yakmak, dağlamak cauteriza'tion (i). dağlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yakma, dağlama; dağlayıcı madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çekmek işini yapamamak. 2. Tahammül edememek. 3. Kıskançlık yüzünden hoş görmemek: Beni çekemediğin besbelli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be unable to stand. to be jealous of. to envy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

not to be able to stand by / sth. to be displeased with sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envy. jealousy. intolerance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jealousy. hobson's choice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (çekememezlik şekli yanlıştır). Birinin fazilet ve iyi taraflarına tahammül edemeyiş, haset, kıskançlık: Bu çekemezlikle halin ne olacak bilemiyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

santigrat termometresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mezarlık, kabristan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. center

merkez

Belirli bir yerin ortası.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merkez, orta; (mak). punta tornası; (spor). santr; (pol). ıIımlı parti, grup vb center bit punta matkabı. center of attraction çekim merkezi; dikkat merkezi. center of gravity ağırlık merkezi. dead center (mak). sabit punta Iive center (mak). dön

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ortaya almak, bir merkezde toplamak; ortasını almak, ortalamak; ortada olmak, ortaya gelmek; merkezde toplanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). işler omurga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). herhangi bir şeyin ortasına konulan süsleyici eşya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). santilitre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). santimetre .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket almanac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). diğerleri eşit olmak üzere; (kıs). cet. par.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şarkıcı, tilâvetle okuyan kimse; kilise korosunda baş okuyucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). sazlarda tiz teli; beğenilerek yenilen sarı renkli bir mantar, horozmantarı, (bot). Cantharellus cibarius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). baslık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). bahis, bolüm, fasıl, bab, kısım; ruhani meclis toplantısı; (f). bölümlere ayırmak, bahisler halinde düzenlemek. chapter and verse tam ve kesin bilgi. chapter head bölüm başlığlnın altına yazılan birkaç söz. chapter house papazlar meclisi bina

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karakter, huy, tabiat, ahlak; vasıf, nitelik; hususiyet, özellik; şöhret, nam; bonservis; statü, durum; tip, şahıs; (k.dili). garip kişiliği olan kimse; tiyatro karakter, canlandırılan kişi; işaret, harf; alfabe. character actor karakter oyuncusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). oymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). diğerlerinden aylrıcı nitelikte olan, tipik; kendine has; (i). özellik, hususiyet, vasıf; logaritma karakteristiği. characteristically (z). ayırıcı nitelikte olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavsif, tanımlama, tarif, nitelendirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tanımlamak, tavsif etmek. characterizer (i). tanımlayan şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karaktersiz, seviyesiz, zayıf ahlaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. charter

dolmuş uçak

Belirli merkezler arasında belli bir tarifeye bağlı olmaksızın sefer yapan ucuz tarifeli uçak.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). patent, imtiyaz, berat; gemi kira kontratı. charter member bir derneğin ilk üyelerinden biri, kurucu. charter plane özel olarak kiralanmış ucuz tarifeli uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kiralamak, tutmak (uçak vb,); berat, imtiyaz veya patent vermek. charterer (i). kontratla kiralayan kuruluş. chartered accountant (ing). imtiyazlı muhasebeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gevezelik, boş laf, lafü güzaf; diş çatırdaması. chatter marks bir aletin titreşimi sonucu meydana gelen düzensiz çizikler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gevezelik etmek; konuşur gibi sesler çıkarmak; çatırdamak (diş); (mak). titreşim meydana getirmek; alelacele söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çok geveze kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). içten düğmeli palto veya pardesü; kanepe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ)., (zool). uçan memeliler; yarasalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). hayvan bağırsağı, bumbar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kolesterol, safrayağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koro üyesi; kilise korosunda şarkı söyleyen erkek çocuk; koro şefi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kronometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in pairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıl yolmaya ve batan diken vesaireyi tutup çıkarmaya yarayan maşa şeklinde düz Alet, cımbız.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sarnıç, mahzen, su deposu; (anat). vücutta herhangi bir sıvının toplandığı kese.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski zamanlarda kullanılan bir çeşit kitara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). cithara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). takırdatmak, çatırdatmak; yüksek sesle konuşmak, gevezelik etmek; takırdamak, ses çıkarmak; (i). patırtı takırtı, ses, gürültü; gürültülü konuşma; boş laf; dedikodu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Clear Stereo, ses sinyallerinin sağ ve sol kanallar arasında kaymasını önlemek üzere geliştirilen bir Sony teknolojisidir. WALKMAN® cihazınızda en sevdiğiniz şarkıları dinlerken daha dengeli, net ve temiz sesler duymanızı sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). buhranlı yaş devresi; menopoz, adet kesilmesi; (s). buhranlı devreye ait. climacter'ical (s). buhranlı, buhranlı devreye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). klinometre, meyil öIçen alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). manastır; bir binaya bitişik üstü kapalı kemerli yol; munzevi hayat, manastır hayatı; (f). manastıra kapatmak; tecrit etmek, ayırmak; manastır haline getirmek. cloistered (s). manastırda oturan; dünyadan uzak. cloistral (s). manastır ile il

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). salkım, hevenk; tutam, demet; küme, grup; (f). salkım haline getirmek; demet yapmak; bir araya toplanmak, salklm haline gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). yığmak, düzensizce atmak; koşuşmak; gurültü etmek; gürültülü bir şekilde ve acele olarak konuşmak; (i). yığın, çöp yığını; karışıklık, kargaşalık; gürültü, patırtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). tenkıye, lavman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). mercan ve denizanası gibi torba vücutlu hayvan, selentere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ezeli ve ebedi olarak bir arada bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Artı veya eksi işaretleriyle birbirine bağlı birçok terimlerden meydana gelen cebir ifadesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).(çoğ)., (zool). kınkanatlılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kınkanatlı, kınkanatlılar takımına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). yan yana olan; aynı eğilimde ve etkide olan; aynı sonuca yönelen; ikincil, tali; munzam, yardımcı, tamamlayıcı; aynı soydan gelen.; (i)., A.B.D karşılıklı teminat; maddi teminat; soydaş; yardımcı olay, durum veya kısım. collateral evidence müek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kolorimetre, renk ölçer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rahatlatıcı şey; teselli edici kimse veya şey; A.B.D yorgan; yün boyun atkısı; bh Ruhulkudus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kompüter, hesap eden kimse; elektronik hesap makinası,elektronik beyin. computer hardware kompüterin esas kısımları. computer software yapılacak işe göre değiştirilen kompüterin yardımcı aksamı. analogue computer kendisine verilen rakamlan elektronik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kompüter ile hesaplamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kardeşlik cemiyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şaşkınlık, hayret, korku, dehşet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). inşaat müteahhidi, inşaatçı; yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). coterminous.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değiştiren şey veya kimse; çelik imalâtında Bessemer usulünde kullanılan kap; (elek). cereyanı değiştiren alet, çevirgeç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). reklam ilânları hazırlayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (ingiltere'de) seyyar meyva, sebze veya balık satıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zümre, heyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hemhudut, sınırdaş, bitişik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). anahtar, kama. cotter pin çivi, kopilya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (iskoç). rençper.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (z). karşıt şey; karşılık; karşılıklı vuruş; (s). ters, zıt, aksi; karşı, mukabil: (z). aksi yolda; tersine, aksine. go counter to, run counter to aykırı düşmek, uymamak; zıt gitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karşı koymak, mukavemet etmek; mukabil harekette bulunmak, mukabele etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tezgâh; fiş, marka; sayaç, sayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

onaltıncı yüzyılda Protestan reformu başladıktan sonra Katolik kilisesinde meydana gelen reform hareketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

anlamını yitirmiş herhangi bir yaygın kelime.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karşı koymak, önlemek, tesirsiz hale getirmek. counteraction (i). karşı hareket. counteractive (s). karşı harekette bulunan , aksi tesir meydana getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mukabil hücum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). eşit kuvvetle karşı koymak; telâfi etmek; denkleştirmek; (i). karşılık, eş ağırlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şiddetli cevap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı suçlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). karşı koymak; bir daha kontrol etmek; (i). engel; tekrar kontrol etme. counter check bankadaki hesaptan para çekmek için düzenlenip müşterilere imzalattırılan zimmet fişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (huk). karşı dava; (f). karşı dava açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s). saat yelkovanının ters yönünde, sola doğru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anafor, ters akıntı; ters eğilim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı gösteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı casusluk , casusluk faaliyetlerini meydana çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (f). sahte, kalp; (i). taklit; (f). kalp para basmak; taklit etmek, sahtesini yapmak. counterfeiter (i). kalpazan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). makbuz koçanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (pol). gerillacılarla savaşmak için yetiştirilmiş.(asker,komando).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). counterespionage.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). taharrüşe mani olan ilaç; ilgiyi başka yöne çekmek için yaratılan olay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tezgâhın arkasından servis yapan garson.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). yeni bir emir ile evvelki emri iptal etmek; (i). iptal emri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı tedbir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). mukabil hücum, karşı saldırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak örtüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taydaş; karşılık, tamamlayıcı herhangi bir şey; kopya, ikinci nüsha, suret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). davada mukabil cevap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). mukabil entrika, karşı tedbir; bir oyun veya edebi eserde ikinci tema; (f). mukabil entrika hazırlamak, karşı tedbir almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). kontrpuan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). mukabil ağırlık; denge; (f). mukabil ağırlık veya kuvvet ile muvazene husule getirmek , denkleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). amaca zararı dokunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mukabil teklif , karşı öneri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı devrim. counterrevolutionary (i)., (s). karşı devrimci; (s). karşı devrimle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). ana şaft ile makinaları işleten şaft arasında vasıta vazifesi gören şaft grup mili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). parola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tasdik için ikinci olarak imza etmek. countersignature (i). ikinci imza, tasdik imzası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). havşa, havşa açmaya mahsus kalem; (f). havşa açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı casus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). kontrtenor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aynı kuvvetle karşı koymak, karşılamak. countervailing duty (tic). munzam gümrük resmi, sürtaks.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). denge sağlamak için ağırlık koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). denge sağlamak için kullanılan ağırlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zıt gitmek, engellemek, mâni olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). krater; bombanın açtığı çukur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ criteria) öIçüt, kriter, tenkitçinin kullandığı ölçü, değer birimi, mikyas; denektaşı mihenk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D)., (leh). hayvan, mahluk, yaratık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesici; (den). kotra; (den). beş çifte filika; hafif tek atlı kızak. revenue cutter gümrük gözetme botu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). talimar kayak tığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). siklometre, mesafe saati.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dâd = adalet, küsterden = döşetmek). Adil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adâleti yayıcılık, adâletlilik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fırlayan kimse veya şey; yılanboynu kuşu , kaz karabatağı, (zool). Anhinga rufa ; ufak tatlı su balığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kız evlât, kız, kerime. daughter-in-law (i). gelin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kız evlâda yakışır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dekalitre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dekametre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sürahi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). desilitre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). desimetre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mahkemede ispatı vücut etmeyen kimse, gaip kimse; yiyici kimse, irtikâp yapan kimse, emanet edilen paranın hesabını vermeyen kimse, borçlarını ödemeyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. defroster

buzçözer

Buzu çözen, donmayı önleyen alet.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heater that removes ice or frost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A setting of your car's heating controls that lets you easily remove frost and fog from your vehicle's windows. heater that removes ice or frost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. defâtîr) (Farsça’dan, o da Yunanca iki kanatlı mânâsına gelen bir kelimeden). 1. Ticari hesaplara mahsus hususi çizgileri olan beyaz kitap: Deftere yazmak, deftere kaydetmek, deftere geçmek. 2. Hesap veya isim ve rakamlar yazılı kâğıt, pusula, liste: Yemek defteri, hesap defteri. 3. Yazı yazmak üzere birlikte dikilip kitap şekline konmuş beyaz yapraklar: Talebeye mahsus yazı defteri. Ana defter = Yevmiye defterinde kaydolunmuş hesapların kaldırılıp cinsine göre yerlerine kaydolundukları büyük defter. Defter-i Amil = İnsanların iyilik ve kötülüklerinin kaydolunduğu mânevi defter. Defter emini = Osmanlı devrinde maliye müsteşarı, Defterdâr-hâne nâzırı. Defter-i hakanı = Tapu ve kadastro. Defter-i hakan! emâneti (nezâreti), emini = Osmanlı devrinde tapu ve kadastro teşkilâtı ve umum müdürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notebook. register. book. registry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book. notebook. record. roll. exercise book. register. account book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. notebook. register. copybook. exercise book. inventory. cahier. record. writing block. writing pad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دفتر] defter.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Book Value)

İşletmenin aktif toplamından, borçlarının düşülmesi ile bulunan özvarlığının, çıkarılmış/ödenmiş hisse senedi sayısına bölünmesi ile bulunur.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Osmanlı devrinde tapu ve kadastro dairesi. Defter-i hakanî, vergi emaneti. Defter-hlne nizırı = Defter-i hakanî emini, vergi nâzırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Devletin gelirleri ile masraf defterini tutan. Bu mânâ ile vaktiyle maliye nâzırına denirdi. Defttrdâr-ı şıkk-ı evvel; defterdlr-ı şıkk-ı sânî ve şıkk-ı silis = Tanzimat’tan önce maliye nâzırı, müsteşarı ve müsteşar muavini. 2. Şimdi bir vilâyetin maliye işlerine bakan görevli (eskiden sancaklardakilere muhasebeci ve kazadakilere malmüdürü denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head of the financial department.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

district treasurer. the official heading on provincial treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دفتردار] ildeki en üst düzey maliye yetkilisi. 2.maliye bakanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vaktiyle maliye nezâreti. 2. Şimdi vilâyetlerin malî işlerine bakan daire: İzmir, Konya defterdarlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal revenue office. revenue board. revenue office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financial office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenue office. office of the director of finance of a province.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring to book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Deftere mensup. 2. Defterdâr.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dekalitre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dekametre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). On sterlik hacim birimi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sağlıga zararlı, muzır, fena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Sterin onda biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça dest-ere = el bıçkısı. Türkçe söylenişi: testere). El bıçkısı. El ile kullanılan küçük bıçkı. Zemin testeresi = Yuvarlak kesmeye mahsus testere. Kıl testeresi = İnce tahtadan oyma çıkarmak için ufak bıçkı. Testere balığı = Uzun burunlu bir cins balık. (bk.) Testere.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستره] testere, bıçkı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (-red, -ring) niyetinden vazgeçirmek, caydırmak; yıldırmak. determent (i). engel, mani; menolunma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). deterjan, temizleyici madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). fenalaşmak, bozulmak, alçalmak, gerilemek. deteriora'tion (i). fenalaşma, gerileme, bozulma, çürüklük, çürüme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. détergent

arıtıcı

Petrol türevlerinden elde edilen, temizleme özelliği bulunan, toz, sıvı veya krem durumunda olabilen kimyasal madde.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detergent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detergent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. matematik). Denklemlerin çözümlerini kolayca bulmaya yarayan matematik tablosu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serving to determine or limit; determinative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which serves to determine; that which causes determination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sum of a series of products of several numbers, these products being formed according to certain specified laws A mark or attribute, attached to the subject or predicate, narrowing the extent of both, but rendering them more definite and precise. a de

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any factor, whether event, characteristic, or other definable entity, that brings about change in a health condition, or in other defined characteristics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any factor, event, characteristic, or other definable entity that brings about change in a health condition or other defined characteristic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any definable factor that effects a change in a health condition or other characteristic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The attribute on the left-hand side of the arrow in a functional dependency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The attribute on the left-hand side of the arrow in a functional dependency. risk factors that include exposure level and influences probability of cumulative exposures, peak or remote exposures, recent or lagged exposures according to duration, place, en

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). tayin eden, tarif eden; hükmeden, galebe çalan; (i). etkileyen veya tayin eden şey; (mat). determinant.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. détermination

fel. belirlenim

Bir kavramın anlamının, içeriğinin, yapısının veya sınırlarının tam olarak belirlenmesi işi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). belirli, muayyen, hudutlu, mahdut, kesin, kati; kararlaşmış, mukarrer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). azim, sebat, metanet, inat, kararlı oluş; hüküm, tespit, tayin; niyet, kasıt; sınırlama, tahdit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). tahdit eden, tayin eden, tahsis eden; (i). tayin eden şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karar vermek, azmetmek; niyetlenmek, kesmek; tayin etmek, kararlaştırmak, belirlemek; bitirmek; belirtmek; sınırlamak, tahdit etmek; tanımlamak, tarif etmek; yön vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kesin, kati, azimkâr, metin, niyetinden şaşmaz. determinedly (z). metanetle, azimle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). determinizm, gerekircilik. determinist (i). determinist, gerekirci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Determinizme bağlı kimse.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. déterministe

fel. belirlenimci

Belirlenimcilik yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who believes in determinism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also adj.; as, determinist theories.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anyone who submits to the belief that they are powerless to change their destiny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Aynı sebeplerin aynı şartlar eltında aynı neticeleri doğurduğunu ve her vakanın bir sebebi olduğunu ileri süren ilmî prensip.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. déterminisme

fel. belirlenimcilik

Her olayın başka olayların gerekli ve kaçınılmaz bir sonucu olduğunu ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). engel olan, mâni olan, meneden, caydıran; (i). engel olan şey veya kimse, caydıran şey veya kimse. deterrence (i). engel oluş; caydırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Atom ağırlığı 2 olan hidrojen. Buna ağır hidrojen de denir; simgesi D’dir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kilisece sonradan veya ikinci derecede muteber sayılan mukaddes kitaplara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ikinci evlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir proton ile bir neutron’dan meydana gelen deuterium atomunun çekirdeği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hüner, maharet, el çabukluğu, beceriklilik, ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eli çabuk, eline iş yakışır, usta, marifetli, hünerli. dexterously (z). hünerle, ustalıkla, el çabukluğu ile. dexterousness (i). hüner, ustalık, marifet, el çabukluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çap, kutur. diamet'rical (s). çapla ilgili, kutra ait. diamet'rically (z). çap boyunca; tamamen. diametrically opposite taban tabana zıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Kuşpalazı hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diphtheria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diphtheria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hazmettirici şey, sindirici şey; sıkı kapanan bir çeşit kimya kazanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., şiir iki vezinli mısra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merceklerin ışığı kırma kuvvetinin ölçü birimi, diyopter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ).. (zool). bir çift kanadı olan böcekler sınıfı, çiftkanatlılar. dipteral (s)., (mim). çift sıra direkleri olan; (zool). iki kanatlı. dipterous (s)., (bot)., (zool). iki kanatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ulna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ulna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). felaket, belâ, musibet, talihsizlik, büyük kaza. disastrous (s). felâket getiren, feci. disastrously (z). feci halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (terred terring) gömülmüş bir şeyi yeraltından çıkarmak; açığa çıkarmak, eşmek. disinterment (i). mezardan çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarafsızlık; meraksızlık, alâkasızlık, ilgisizlik. disinterested (s). tarafsız, önyargısı olmayan; kendi çıkarını gözetmeyen, kendi menfaatini düşünmeyen; ilgisiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kneecap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kanlı basur.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bulaşıcı ve salgın bir hastalıktır. Hastada, ishal görülür. Dışkısı kanlı ve sümüklüdür. İştahsızlık karın ağrısı ve ateş de vardır Su veya besinlerle bulaşır. İki çeşit dizanteri vardır.

- Amipli Dizanteri : Vücuda mikrop girmesinden 10-21 gün sonra hastalık belirtileri ortaya çıkar. Hastada kanlı ishal, ateş, karın krampları, kilo kaybı, ve halsizlik görülür.

- Basilli Dizanteri : Mikrobun vücuda girmesinden 2-7 gün sonra belirtileri ortaya çıkar. Hastalığın salgın halini almasında kara sinekler başrolü oynar. Hastada; kanlı ve balgam kıvamında ishal, karın ağrısı, halsizlik ve ateş görülür.

Yapılacak ilk iş; hastayı, sağlamlardan ayırmaktır. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Su, tuz.

Hazırlanışı : Bir gün boyunca, hiç bir şey yenmez. Sadece tuzlu su içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dysentery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Dinyester nehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. documentaire

belgesel

Belge niteliği taşıyan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Charadriidae familyasından bir cins kuş, dağ yağmur kuşu, (zool). Eudromias morinellus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kız, kerîme. Duhter-i rez = Asmanın kızı (yani şarap).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دختر] kız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kerime, kız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kızlık, bekârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kızlık, bekârlık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(anat.) dura mater, beynin ve omuriliğin en dış zarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz alan kimse veya şey; toz bezi; elbiseyi tozdan korumak için giyilen önlük; kadınların yazın giydiği hafif ve bol ev elbisesi; toz serpmeye mahsus araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz filtresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

DV Giriş/Çıkış terminali, DV-kaydedilmiş verilerin, bağlı DV cihazlara dijital sinyal olarak gönderilmesine izin verir. DV Giriş/Çıkış terminali kullanılarak , video/audio, dizin verileri ve dublaj sesler tek bir kablo bağlanılarak aktarılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DV Giriş/Çıkış terminali, DV-kaydedilmiş verilerin, bağlı DV cihazlara dijital sinyal olarak gönderilmesine izin verir. DV Giriş/Çıkış terminali kullanılarak , video/audio, dizin verileri ve dublaj sesler tek bir kablo bağlanılarak aktarılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DVD oynatıcı ve diğer HDTV elemanları gibi, bir video kaynağını HDTV ya da HDTV monitörüne bağlamak için kullanılan bir dijital arayüzdür.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dinamometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb.) dizanteri, kanlı basur, kanlı ve sancılı ishal dysenter'ic (s).dizanteriye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Paskalya yortusu.Easter Day Paskalya günü. Easter egg Paskalya yumurtası. Easter lily zambak.Eastertide (i)., Easter time Paskalya zamanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s). doğuda, doğuya doğru; (s). gündoğusuna bakan, doğudan esen .easterly wind gündoğusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). doğusal, doğuda olan, doğudan gelen doğuya ait .Eastern Church Rum Ortodoks Kilisesi. Eastern Hemi sphere Doğu Yarımküresi. easterner (i). şarklı kimse, bir memleketin doğusunda oturan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bekâmet» ten smüş.). Dilsiz, Ar. ebsem, ahres.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابکم] dilsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dilsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dilsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beter» den smüş.). I. Kuyruksuz, kuyruğu kesik. 2. Eksik, noksan, tamam olmayan. 3. Zürriyeti kalmayan.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Gelişmiş Tanımlamalı (ED) Tweeter. Bu karbon kompozit tweeter, hafifliği üstün dayanıklılıkla birleştirerek, Super Audio CD’lerin dinlenilmesi için ideal, 70kHz’ye uzanan bir frekans aralığına sahiptir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küstahlık, yüzsüzlük, hayâsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daha çok, daha fazla.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(mim). binaların cephelerini süslemek için silmelerin yüzeyine süs olarak yapılan yumurta ve kargı seklinde kabartmalar, beyzi mimari süsleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yumurta çırpma teli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Eke).

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Ekranda gösterimin büyük karakterleri ve çubuklu grafikleri, TV alıcının tüm önemli çalıştırma durumunu temsil etmektedir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Vizörde ya da LCD monitörde görünür.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

Fr. exothermique

kim. ısıveren

Isı açığa çıkaran, çevresine ısı salan (birleşme, tepkime).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ecza. müshil olarak kullanılan eşek hıyarı özü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheekbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. acılaştırmak; gücendirmek, acı hisler uyandırmak. embitterment i. acılaştırma; gücendirme darıltma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety belt. seat belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i karşı karşıya gel mek; çarpışmak; karşılamak; rast gelmek; i. karşılaşma, rast gelme, tesadüf; dövüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. endothermique

kim. ısıalan

Oluşumu sırasında ısı alan (birleşme, tepkime).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endothermic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endothermic ısıalan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. yaramaz çocuk, soru veya sözleriyle büyükleri güç durumda bırakan çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zincire vurmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yüzük, yüzük halkası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [انگشتر] yüzük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. deftere kaydetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. girmek, içine girmek; dahil olmak, nüfuz etmek; delmek; girişmek, başlamak; üye olmak, yazılmak, katılmak; sokmak, koymak; yazmak, kaydetmek, deftere yazmak; huk. usulen mahkeme huzuruna getirmek; tasarruf etmek üzere bir mülke girmek; gümrüğe mal be

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). ilgi çekici, dikkate lâyık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interesting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interesting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. interesse). Menfaat, istifade.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. T.). Sade kendi menfaat ve istifadesini düşünen, menfaatperes

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bağırsaklara ait. enteric fever bağırsak humması, tifo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. bağırsak iltihabı, anterit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. international

uluslararası

Çeşitli milletlerin arasında yapılan, milletlerin arasında çok yönlü ilişkilerle ilgili olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

international.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

international.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. internationalisme

uluslararasıcılık

Uluslararasındaki ilişkileri benimseme, uluslararasındaki ilişkilerden yana olma.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir yerde oturmaya mecbur edilen yahut gözaltına alınan kimse.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. interné

gözaltında olan

“Gözaltına almak” anlamındaki enterne etmek birleşik fiilinde geçer.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) bağırsak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. karın çeperinden bağırsağa doğru suni delik açma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. bağırsak ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teşebbüs, yatırım, iş: uyanıklık, açıkgözlülük, girişkenlik; sonucu şüpheli olan önemli ve zor iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s uyanık, açık goz, girişken, muteşebbis

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. eğlendirmek, avutmak, meşgul etmek; misafir etmek, ağırlamak, ikram etmek; misafir kabul etmek; hatırda tutmak; göz önünde bulundurmak. entertain a motion bir teklifi kabul edip kurula arzetmek (başkan). They entertain a great deal çok misafirleri g

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eğlenceli, hoş. entertainingly z. eğlenceli bir surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eğlence, toplantı; misafir etme, davet, ziyafet, ağırlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a kind of linotype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. musiki). Aralık. İki ses arasındaki mesafe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inventory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inventory. certificate of inventory. stock ledger. stock sheet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (jeol.) deprem merkezinin üstündeki yer

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) eş kenar; eşkenar şekil; (s.) eşkenar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) belirli bir grup tarafından anlaşılan veya onlara hitap eden, hususi, özel,anlaşılması zor; gizli, saklı, mektum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kısrak ile erkek merkepten doğma hayvan, katır, bagl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ethereal salt, or compound ether, consisting of an organic radical united with the residue of any oxygen acid, organic or inorganic; thus the natural fats are esters of glycerin and the fatty acids, oleic, etc. formed by reaction between an acid and an

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compound formed from an alcohol and an acid by elimination of water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ester is a compound formed from the reaction between an acid and an alcohol In esters of carboxylic acids, the -COOH group of the acid and the -OH group of the alcohol lose a water and become a -COO- linkage. an organic compound produced by the reactio

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compound formed by the reaction between an alcohol and an acid, with the elimination of water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Compounds that are formed by the reaction of alchohols and acids with the elimination of a water molecule e g ethyl-acetate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Compound formed by the elimination of water and bonding of an alcohol and an organic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compound formed by the reaction between an acid and an alcohol with the elimination of a molecule of water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organic compound formed by the reaction of an acid and an alcohol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Compound of the general formula R-C-O-R1 where R and R1 may be the same or different, and may be either aliphatic or aromatic. an organic compound produced by the reaction between a carboxylic acid and an alcohol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [استر] katır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) ester, asitlerin alkollere etkisiyle elde edilen organik bileşik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Asitlerin alkillerle birleşikler kurması.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) duyumölçer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. ether) (kimya). Çabucak buharlaşıp uçan bazı sıvılar, ruh: Eter kibriti = Lokman ruhu. (bk.) Esir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ether. ether aether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) ebedi ve ezeli, başı ve sonu olmayan; daimi, baki, ölümsüz; (i.), (b.h.) ebedi varlık, Tanrı, Allah. the Eternal City Roma the eternal triangle evli bir çift ile bunlardan birinin sevgilisi. eternally (z.) ebediyen, daima.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) edebiyet, ezel ve ebed, nihayetsizlik, sonsuzluk; ölümsüzlük; çok uzun bir zaman .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ebedi kılmak, sonsuzluğa kavuşturmak, ebediyen uzatmak; şöhretini ebedileştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) gazları tahlil ve ölçmek için kullanılan alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) müzik tanrıçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (elek.) dinamonun sabit sarmalarına cereyan veren yardımcı dinamo; (elek.) indüksiyonlu kıvılcımla radyo sinyali veren tertibat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (tıb.) bir uzvu kesip çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). harici,zâhiri; genel, umumi; kolay anlaşılır; (fels). dışrak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güçlük ve eksiklere çare bulan kimse, bir iş için lüzumlu malzemenin vaktinde gelmesini temin eden memur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). dış, harici, zahiri; hariçten gelen; yabancı memleketlere ait; (i). hariç, dış taraf dış, gösteriş, görünüş. exterior angle dış açı. exterior planets (astr). dünyanın yörüngesi dışında kalan gezegenler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). imha etmek,yok etmek kökünü kazımak, bitirmek. extermina'tion (i). imha, izale. exter'minator (i). (fare böcek) imha eden ilâç veya şâhıs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). çalıştığı kurumda geceleri yatmayan; (i). gündüzlü öğrenci: asistan veya stajyer doktor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). harici, dış, zahiri; gözle görülen, maddi; dıştan gelen arızi, yüzeysel; yabancı, ecnebi; (anat). vücudun dış kısmını ilgilendiren; (fels). dış dünyaya, algılanan dünyaya ait. externals (i). dışta veya yüzeyde kalan olaylar, durumlar, dış görün

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). maddileştirmek, haricileştirmek, cismanileştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). extraterritorial.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bulunduğu memleketin kanunları dışında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (tıb.) rahmin dışında olan veya oluşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz banyosu, göz damlası; göz yaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. ésotérique

fel. içrek

Belirli bir insan topluluğunun dışında kimseye bildirilmeyen, yalnızca sınırlı, dar bir çevreye aktarılan (her türlü bilgi, öğreti).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

esoteric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sendelemek, sürçmek; kekelemek, sarsılmak; tereddüt etmek, duraklamak;tereddutle söylemek. falteringly (z). tereddütle, kekeleyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Haddinden fazla terlemek; sinir bozukluğu, fazla sıcak, tiroid bezinin çalışmasında görülen bozukluk, tüberküloz, raşitizm veya iskorbütten kaynaklanır. Ergenlik yaşlarında da fazla terleme görülür. Bu nedenle terlemenin asıl nedenini bulmak gerekir. Sinir bozukluğu veya fazla sıcaktan kaynaklanan terleme ve ter kokularını engellemek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke

Hazırlanışı : Vücudun terleyen kısımları sirke ile ovulur.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). iltihaplanmak, azmak; çürümek, küflenmek; kuruntu etmek; (i). iltihap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit süpürge darısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). pranga, bukağı; (gen). (çoğ). engel, mani; (f). ayağına zincir vurmak, elini ayağını bağlamak; bağlamak, engellemek, mani olmak, kayıt altına almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (pol)., (A.B.D). engellemek, bir kanunun kabul edilmesini önlemek için vakit geçirici konuşmalar yaparak kürsüyü işgal etmek; (i). böyle bir engelleme; korsan, haydut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oluk rendesi; oluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bunun için önce şunu bilmemiz lazım. Filim kamerası ile fotoğraf makinesi arasında teknik açıdan büyük bir fark yoktur. Fotoğraf makinesinde her deklanşöre basışta film karesine bir görüntü kaydedilir, film kamerasında ise akan film üzerinde saniyede 24 görüntü karesi kaydedilir. Bunu aynı hızda perdeye yansıtırsanız gözümüz arka arkaya gelen karelerdeki küçük farkları algılayamaz, devamlı ve hareketli bir görüntü olarak görür.

Şimdi gelelim filmlerdeki tekerlekler meselesine. Kovboy filmlerindeki at arabalarının veya trenlerin tekerlekleri aracın hareketi ile ileriye doğru dönmeye başlar. Aracın hızı arttıkça perdede görüntüdeki tekerleğin dönüş hızı gittikçe yavaşlar, bir an durma noktasına gelir ve sonra araç ileri doğru gitmesine rağmen tekerlekler tersine dönmeye başlarlar, daha doğrusu gözümüze öyle görünürler.

Tekerlekleri saniyede 24 defa dönen ve hızla giden bir at arabasını düşünelim. Bunu saniyede 24 kare çeken bir kamera ile görüntülersek her kare tekerleğin aynı pozisyonunu aynı noktada görüntüleyeceği için gözümüz tekerleği duruyormuş gibi algılar. Tekerleklerin dönüş hızına bağlı olarak filmin her karesi tekerleğin tam tur atmamış halini görüntülerse bu sefer de tekerlekler geri dönüyormuş gibi görünürler. Gerek at arabaları ve gerekse trenlerde tekerleğin merkezi ile çevresi arasında bağlayıcı elemanlar olduğundan bunların pozisyonları ve sayıları daha değişik dönüş hızlarında da benzer görüntüyü vererek gözü iyice yanıltır. Bu tekerlekler düz daire şeklinde bir kapakla kapatılmış olsalar bu görüntü yanılgısı olmayabilir.

Sinema konusunda en çok merak edilenlerden biri de sessiz sinema zamanındaki eski filmlerde insanların niçin hızlı hareket ettikleridir. Aslında bunun iki nedeni vardır. Birincisi ilk filmlerin saniyede 16 görüntü geçecek şekilde çekilmesidir. Bunlar günümüzün saniyede 24 görüntü veren makinelerinde oynatıldığı zaman hareketler neredeyse yüzde elli hızlanmaktadır.

Diğer sebep ise eski filmlerin çoğunluğunu oluşturan komedilerin bu şekilde gösterilmesinin filmi daha gülünç kılmasıdır. Bu nedenle o zamanlarda, yani 1915 yılı civarında bile bazı komedi filmleri düşük hızda çekilir, saniyede 16 görüntü hızıyla oynatılarak karakterlerin daha komik görüntü vermeleri sağlanırdı. Günümüzdeki filmlerde bile bazen karakterler hızlı hareket ettirilerek komedi, yavaş hareket ettirilerek romantizm veya daha fazla şiddet etkisi yaratma yollarına başvuruluyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bunun için önce şunu bilmemiz lazım. Filim kamerası ile fotoğraf makinesi arasında teknik açıdan büyük bir fark yoktur. Fotoğraf makinesinde her deklanşöre basışta film karesine bir görüntü kaydedilir, film kamerasında ise akan film üzerinde saniyede 24 görüntü karesi kaydedilir. Bunu aynı hızda perdeye yansıtırsanız gözümüz arka arkaya gelen karelerdeki küçük farkları algılayamaz, devamlı ve hareketli bir görüntü olarak görür.

İimdi gelelim filmlerdeki tekerlekler meselesine. Kovboy filmlerindeki at arabalarının veya trenlerin tekerlekleri aracın hareketi ile ileriye doğru dönmeye başlar. Aracın hızı arttıkça perdede görüntüdeki tekerleğin dönüş hızı gittikçe yavaşlar, bir an durma noktasına gelir ve sonra araç ileri doğru gitmesine rağmen tekerlekler tersine dönmeye başlarlar, daha doğrusu gözümüze öyle görünürler.

Tekerlekleri saniyede 24 defa dönen ve hızla giden bir at arabasını düşünelim. Bunu saniyede 24 kare çeken bir kamera ile görüntülersek her kare tekerleğin aynı pozisyonunu aynı noktada görüntüleyeceği için gözümüz tekerleği duruyormuş gibi algılar.

Tekerleklerin dönüş hızına bağlı olarak filmin her karesi tekerleğin tam tur atmamış halini görüntülerse bu sefer de tekerlekler geri dönüyormuş gibi görünürler. Gerek at arabaları ve gerekse trenlerde tekerleğin merkezi ile çevresi arasında bağlayıcı elemanlar olduğundan bunların pozisyonları ve sayıları daha değişik dönüş hızlarında da benzer görüntüyü vererek gözü iyice yanıltır. Bu tekerlekler düz daire şeklinde bir kapakla kapatılmış olsalar bu görüntü yanılgısı olmayabilir.

Sinema konusunda en çok merak edilenlerden biri de sessiz sinema zamanındaki eski filmlerde insanların niçin hızlı hareket ettikleridir. Aslında bunun iki nedeni vardır. Birincisi ilk filmlerin saniyede 16 görüntü geçecek şekilde çekilmesidir. Bunlar günümüzün saniyede 24 görüntü veren makinelerinde oynatıldığı zaman hareketler neredeyse yüzde elli hızlanmaktadır.

Diğer sebep ise eski filmlerin çoğunluğunu oluşturan komedilerin bu şekilde gösterilmesinin filmi daha gülünç kılmasıdır. Bu nedenle o zamanlarda, yani 1915 yılı civarında bile bazı komedi filmleri düşük hızda çekilir, saniyede 16 görüntü hızıyla oynatılarak karakterlerin daha komik görüntü vermeleri sağlanırdı. Günümüzdeki filmlerde bile bazen karakterler hızlı hareket ettirilerek komedi, yavaş hareket ettirilerek romantizm veya daha fazla şiddet etkisi yaratma yollarına başvuruluyor.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). filtre; süzgeç; (f). süzmek, süzülmek, süzgeçten geçirmek veya geçmek, filtreden geçirmek; filtre vazifesi görmek; sızmak, duyulmak (haber, söylenti). filter bed filtre havuzu. filter paper filtre kâğıdı. color filter renk filtresi, yalnız

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). filtreden geçebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). prova eden terzi; (mak). boru işlerine bakan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. physiothérapie

tıp fizik tedavisi

Hastalıkları su, ışık, hava, elektrik vb. fiziksel ve mekanik yöntemlerle tedavi etme.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physiotherapy. physical therapy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physiotherapy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physiotherapist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., slang yaltaklanmak, yağ çekmek; dalkavukluk etmek; gururunu okşamak, ümit vermek, methetmek, övmek, göklere çıkarmak. flatter oneself sanmak, zannetmek, ümit etmek. flatterer (i). dalkavuk, slang yağcı. flatteringly (z). methederek, göklere çıka

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çırpınmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarasa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yüzen kimse veya şey; bir işten öbür işe geçen kimse; çeşitli yerlerde kanuna aykırı olarak oy kullanan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). şaşırtmak, telâşa düşürmek şaşırmak, bocalamak,telâşlanmak; (i). heyecan, telâş, şaşkınlık, bocalama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kanatlarını çırpmak; titremek, sallanmak; çırpınmak, telâş etmek; titretmek, kımıldatmak; telâşa düşürmek, heyecan vermek; (i). titreme, heyecan, çalkalanma, çırpınma; telâş, asabiyet; (hav). kanat sarsıntısı; (tıb). titreme, kalp ritmi bozukl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaya. a six footer aşırı uzun boylu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kasap). ön ayak ve yanındaki kısımlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ormancı; siyah bir cins pervane, (zool). Ageristus; bir çeşit büyük kanguru, (zool). Macropus giganteus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). beslemek, buyütmek, bakmak; teşvik etmek, gayretlendirmek. foster brother süt kardeş (erkek); küçüklükten beri aynı yerde kardeş gibi büyümüş kimse. foster child evlât gibi büyütülmüş çocuk, evlâtlık; süt evlât. foster father çocuğu kendi evinde

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). evlâtlık büyütme; çocuğu kendi evlâdı gibi büyütecek bir ana babaya verme; besleme himaye, teşvik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). evlatlık, manevi evlât.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, frankfort(er) (i). bir çeşit baharatlı sosis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). erkek kardeş, arkadaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., eski manastır yemekhanesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kardeşlere ait; kardeş gibi, kardeşçe; kardeşlik cemiyetine ait. fraternally (z). kardeşçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kardeşlik; kardeşlik cemiyeti; dinsel veya toplumsal gaye ile kurulan birlik; erkek talebe kuruluşu; aynı sınıf veya meslekten olan erkekler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birbiriyle kardeş gibi olmak, arkadaşlık etmek; düşmanla kardeş gibi samimi olmak. fraterniza'tion (i). arkadaşlık etme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korsan, haydut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şilep; yük sevkeden firma; ambarcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gözlemeye benzer bir çeşit börek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). parça, ufak parça; (f). parça parça kesmek, dağıtmak. fritter away boşuna sarfetmek, ziyan etmek, israf etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meyva taşıyan gemi; meyva ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). yemiş satan kimse, meyvacı, manav.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pek çok, son derece fazla.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i tozluk, getir gaitered s ge tirli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak: lacto meter

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Fr. tıp). Dağlama işlerinde kullanılan ve elektrikle kızdırılan Alet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i galvano metre, elektrik öIçegi galvanometry i elektrik cereyanı öIçme ilmi galvanoplastic s galva noplastik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i oyuncu; kumarbaz

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Bir çeteye mensup olan haydut, gangster.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gangster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a criminal who is a member of gang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gangster. mobsman. plug ugly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a criminal who is a member of gang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bandit , gunman , mobsman , mobster , racketeer , thug , gangsters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i gangster

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i ocakların iç tarafına doşenen çakmaktaşı ve balçıktan ibaret bir cins tuğla

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çorap bağı, dizbağı, jartiyer; b.h. İngiltere'de dizbağı nişanı; f. çorap bağı ile bağlamak. garter snake Kuzey Amerika'ya mahsus zehirsiz ufak yılan, zool. Thamnophis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D gazölçer; İng. gazometre. gasometry i. gaz öIçme bilgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. mide ve bağırsakların iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. gastro-entérologue

sindirim bilimci

Sindirim sistemi hastalıkları hekimi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. gastro-entérologie

sindirim bilimi

Tıbbın sindirim organları hastalıklarını inceleyen dalı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool karındanbacaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

fiz. radyoaktivite öIçme aracı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secretary general. general secretary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. eski zamanlarda kullanılan bir çeşit gitar; bak. cithara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. parıldamak, parlamak; göze çarpmak; i. parıltı, parlaklık; şaşaa, gösteriş. All that glitters is not gold. Parlayan her şey altın değildir. Görünüşe aldanmamalı. glittery s. parıldayan, parlak, şaşaalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, (k.dili) becerikli kimse, açıkgöz kimse, her istediğini elde edebilen kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breast bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) guatr, guşa. goitered, goitrous (s.) guatrı olan, guatra ait .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) açıları öIçmeye mahsus alet; mimar gönyesi, goniometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görünüş, gösteriş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pomp. splendor. splendour. gorgeousness. magnificence. glory. brilliance. brightness. array. bravery. brilliancy. effulgence. grandeur. majesty. pomposity. radiance. resplendence. splendidness. state. stateliness. sumptuousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

array. glory. grandeur. majesty. pomp. splendour. state. splendor. magnificence. splendor debdebe. ihtişam. tantana. haşmet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificence. pomp. flamboyance. glory. grandeur. lustre luster. majesty. pride. resplendence. splendour splendor. state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.İhtişam, gösteriş karşılığı olarak kullanılan bir kelimedir. 2.Gösterişli, heybetli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificent. pompous. splendid. bright. brilliant. effulgent. fulgent. gallant. gorgeous. grandiose. imperial. majestic. olympian. palatial. proud. puffy. queenlike. queenly. refulgent. stately. sublime. sumptuous. brave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

august. brilliant. gallant. glittering. glorious. grand. grandiose. imposing. magnificent. majestic. palatial. plush. princely. proud. resplendent. splendid. stately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificent. splendid. pompous. costly. glorious. grandiose. heroic. high. kingly. lordly. majestic. stately. sumptuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstrative. indicative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (y. k.). Bir cihazın işlemesiyle ilgili neticeleri kendiliğinden gösteren Alet, müş’ir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicator. index. sign. cursor. pointer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

index. indicator. pointer. token. needle. chart. table. sign belirtke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicator. legend. pointer. index. charts table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Dikkati çekecek şekilde yapılan hareket veya gösterilen hüner, oyun vs. 2. Bir topluluğun kendi duygusunu gösteren davranışı, tezahürat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

performing. performance. show. play. program. programme. demonstration. demo. showing. parade. entertainment. exhibition. house. shew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

performing. performance. show. play. program. programme. demonstration. demo. showing. parade. entertainment. exhibition. house. shew. display. pageant. pomp. spectacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rioter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicative. projector. indicator. projector projektör. demonstrator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstrator. projector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

presentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

designation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Arz edilmek, teşhir edilmek, herkesin görüşüne sunulmak, Osm. irâe edilmek: Sorana yol gösterilir. Müzedeki eserler herkese gösterilmek içindir. Parmakla gösterilmek = Meşhur olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be shown. to be projected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection. run. presentation. staging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection. showing. variety show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notation. representation. projection. variety show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu, projektör lensleriyle projektörün üzerine yansıttığı ekranın merkezi arasındaki mesafedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Göstermek işi, tavır ve şekil, Ar. irâe. 2. Dış görünüş, görünüş, şekil ve bütün: Bu binanın gösterişi güzel. Bu atın gösterişi yoktur. 3. Yalandan meydana koyma, yapmacık; göz boyama: Onunki bir gösterişten ibarettir. Bu hizmetçi yeni geldiğinde gösteriş için epey çalıştı. Bir gösteriş yaptı. 4. Yakışık, parlak, şan: Kendisi cesur adamdır ama hiç gösterişi yoktur. Onun gösterişine aldanmayın, koftur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

put-on. show-off. ostentation. pomposity. show. display. showing-off. showiness. affectation. array. blazon. blazonry. dash. flashiness. flourish. frill. furbelows. gaiety. glitter. glossiness. panache. parade. pretension. pride. shew. splendidness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affectation. airs. flourish. ostentation. panache. parade. pretension. show. splash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

display. ostentation. show. showing. vanity. demonstrating. showing off. imposing appearance. striking appearance. pomp. show-up. presentation. indication. challenge. magnificence. splendure. reading. manifestation. exposition. prospection. parade. moonsh

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gösteriş yapmayı seven, gösteriş peşinde koşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pretentious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ostentatious. pretentious. poseur. show off. spread eagle. swanky. vain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pretentiousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ostentation. showing off. exhibitionism. showmanship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şekil ve dış görünüşü güzel, kılıklı: Gösterişli adam, at, bina.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

showy. thoroughbred. ostentatious. flashy. spectacular. bombastic. artsy. arty. arty-crafty. baronial. dashing. declamatory. dressy. flamboyant. flash. flatulent. flossy. garish. gingerbread. glossy. meretricious. nobby. polished. posh. sleek. smart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressy. flamboyant. flashy. florid. garish. gaudy. grandiose. meretricious. posh. pretentious. rakish. smart. sporty. swanky. swish. imposing. dashing. showy. poshy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of striking appearance. imposing. brilliant. dashing. deluxe. florid. gallant. garish. grandiose. lush. magnificent. mouth- filling. ornate. portly. pretentious. showy. smart. splendiferous. stilted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flashiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i,). Şekil ve dış görünüşü uygun olmayan, sevimsiz, kılıksız, kıyafetsiz: Hakikatte cesur olan adamlar gösterişsiz olur. Sağlam bina ise de gösterişsizdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conservative. homely. humble. modest. quiet. severe. simple. sober. unassuming. unpretentious. unimposing. inconspicuous. plain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poor-looking. unimposing. inconspicuous. homely. homely atmosphere. quiet. sober. unassuming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plainly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şekil ve bütün uygunsuzluğu, kılıksızlık, biçimsizlik, sevimsizlik: Gösterişsiğliği değerinin düşmesine sebep oluyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unattractiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

display. exhibition. presentation. representation. showing. indication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indication. showing. denotation. designation. presentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gördürmek, Osm. izhâr, ibrâz etmek: Size bir kitap göstereyim. Aldığı atı bana gösterdi. 2. Öğretmek, anlatmak, İlâm etmek: Bana yolu gösterdiler. Ders gösteriyor. Bilmeyenlere doğruyu göstermeli. 3. Çıkarmak, gözüktürmek, takdim etmek, kaçırmamak: Akrabasına kızlarını gösteriyor. 4. Tanıtmak: Kendini göstermek istiyor. 5. Delâlet etmek, delil olmak: Birtakım viraneler orada vaktiyle bir şehir bulunmuş olduğunu gösteriyor. 6. İspat etmek, kabûl ve takdir ettirmek: Bu sözümün doğruluğunu size göstereceğim. Cesaretini gösterdi. 7. Tayin etmek: Kendisine yer gösterdi. Bana iş göstermediler. 8. Karşısında tutmak: Ateşe göstermek, aydınlığa göstermek. 9. Saklamamak, meydana koymak: Hiçbir kitabını göstermez. 10. Güzellik ve yakışıklığını meydana çıkarmak veya arttırmak: Kadını kıyafet gösterir. Atı takım gösterir. Ahşap yapıları gösteren boyadır. 11. Vermek, hasıl etmek, Osm. ikaa eylemek: Allah göstermesin. Kader bana sonunda onun hastalığını da mı gösterecekti? 12. Olduğundan genç görünmek: Elli yaşında vardır ama göstermiyor. 13. Belirtmek, şekil ve biçimini ortaya koymak: Bu ayna iyi gösteriyor. Bu dürbün İyi göstermiyor. Bakalım Aytne-i devran ne sûret gösterir? Parmakla göstermek = Şöhreti olmak: Onu parmakla gösterirler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

show. point. point out. display. exhibit. demonstrate. prove. put forth. teach. betoken. denote. depict. designate. disclose. evidence. exercise. expose. hold up. indicate. initiate. introduce. look. manifest. point to. produce. represent. set out. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstrate. denote. depict. designate. display. evince. exemplify. exhibit. express. indicate. look. manifest. point. present. produce. promise. record. reflect. register. represent. reveal. show. suggest. tell. tinge. witness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicate. show. point. to show. to make sth visible. to demonstrate. to evidence. to expose. to instruct. to teach. to assign. to set off. to display. to indicate. to figure. to manifest. to exhibit. to represent. to illustrate. to point. to prove. to exe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir malı tanıtmak üzere alıcıya gösterilen parça, nümunelik. 2. Karagöz oyunu başlamadan önce hangi oyunun oynanacağını gösteren ve perdede takılı duran surat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sample. specimen. showpiece. for show only. not real.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sample. specimen. showpiece. scenery put up before the beginning of a shallow show. only for show. non-functional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir vasıtayla göstermek, ortaya çıkarmak. 2. Gösterilmesine müsaade etmek: Nazar korkusu ile çocuğu kimseye göstertmiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

display of power. show of force. demonstration of power (in order to impress others. tour de force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rende.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), A.B.D., argo açıkgöz ve dolandırıcı adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) homurdayan sey; domuz; hırıltı gibi ses çıkaran bir balık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Gülden yatak, mec. Sevgilinin yatağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

journal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) hendek, su yolu, oluk; (f.) hendek açmak, su yolu kazmak; oluk gibi akmak; eriyip akmak (mum).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sokak çocuğu, köprüaltı çocuğu, küçük külhanbeyi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kılı kırk yaran kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İki tarafın aralarını bulmak için, anlaşarak seçtikleri kimse: Hakem tayin etmek; hakem komisyonu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitral. arbitrator. arbiter. referee. umpire. adjudicator. judge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbiter. arbitrator. judge. ref. referee. umpire. referee. umpire yargıcı. adjudicator yargıcı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکم] hakem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir uzlaşmazlığın halli için tarafların üzerinde anlaştıkları kimse. 2.Çeşitli yarışmaları, müsabakaları idare eden kimse. 3.Jüri, bir yarışmada değerlendirme yapan kimse. 4.Allah’ın isimlerinden. Hüküm veren, karar veren, bütün meselelerin kendisine döndüğü hüküm sahibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitration committee. arbitration committee / commission / board. arbitration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

award. arbitral award. arbitration award. arbitrum. decree arbitral. arbitrator award / decree / umpirage. arbitrator's award / finding. arbitrament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refereeing. umpiring. arbitration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitration. the duties of an umpire. arbitratorship. umprireship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاکستر] kül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاکستری] kül rengi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curriculum vitae. biography. short autobiography. personal history. life history. enlistment engagement record.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ince okunur) (i. Y.). Bir sapla birbirine bağlanmış iki gülle veya diskten ibaret spor Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumbbell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumbbell. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who halts or limps; a cripple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A strong strap or cord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Especially: A rope or strap, with or without a headstall, for leading or tying a horse. A rope for hanging malefactors; a noose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To tie by the neck with a rope, strap, or halter; to put a halter on; to subject to a hangman's halter. either of the club-like rudimentary hind wings of dipterous insects; used for maintaining equilibrium during flight a woman's top that fastens behind t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumbbell. barbulb. barbell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rope or canvas headgear for a horse, with a rope for leading. a rope that is used by a hangman to execute persons who have been condemned to death by hanging. a woman's top that fastens behind the back and neck leaving the back and arms uncovered. either

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Bridport dagger St Johnstone's tippet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a harness of leather, rope, or nylon that fits over a horse's head This is much like a bridle without the bit or reins Its use is for leading a horse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket , holder , retainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) yular; boyundan askılı ve sırtı açık bir çeşit kolsuz kadın bulüzü; idam ipi; (f.) yular takmak; yular takarcasına bir kimseye engel olmak; iple asmak, idam etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight-lifter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight lifter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight lfiting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) iri avurtlarında yiyeceğini yuvasıma taşıyan sıçan türünden kemirici bir hayvan, (zool.) Cricetus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Iiman şefi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) orakçı, hasatçı; biçer döğer .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diary. journal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şapkacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) anketçi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kafa avcısı; argo teknik eleman avcısı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) özel okul müdürü .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) karargâh; kumanda merkezi; merkez büro; merkezde çaIışanlar .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) baş garson .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ırmağı besleyen kaynaklar .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ısıtıcı şey, soba, ocak, radya tör; bir şeyi ısıtan işçi; ABD, argo tabanca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hektolitre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hektometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). helikopter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Tepesindeki büyük pervane sayesinde dikine iniş ve çıkış yapabilen, havada olduğu yerde durabilen uçak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopper. helicopter. copter. whirlybird. eggbeater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopper. helicopter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

helicopter. chopper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heliport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Günümüz taşıtları içinde en çok yönlü ve şaşırtıcı olanı helikopterdir. Üç boyutta da hareket edebilmesi, hemen hemen her yere gidebilmesi nedenleri ile uçaklarla yapılamayan birçok özel görevlerde de kullanılabilirler. Ancak helikopterlerin uçma mekanizmaları uçaklara göre oldukça karışık, üretim maliyetleri de daha yüksektir. Helikopterleri uçaklardan ayıran önemli özellikler, havada asılı durabilmeleri, kendi eksenleri etrafında dönebilmeleri ve geri geri uçabilmeleridir.

Uçaklarda gerekli gücü motor sağlar ama asıl havada kalabilmelerini sağlayan kanatlarıdır. Helikopterlerde ise havada kalmayı sağlayan motora bağlı pervanelerdir. Onları bir çeşit dönen kanat olarak düşünebiliriz. Bir helikopterde iki veya daha fazla kanat olabilir.

Kanatlara hafif bir açı verilip, ana motor çalıştırılınca, dönen kanatlar helikopteri kaldırmaya çalışır. Yerde iken sorun yoktur ama havalanınca helikopterin gövdesi, pervanenin dönüş yönünün tersine dönmeye başlar. İşte burada bu hareketi durdurabilecek ilave bir güce ihtiyaç vardır.

Bu ilave gücü sağlamanın en kolay yolu, dönüş yönüne dik ilave bir pervane koymaktır. Buna kuyruk rotoru denilir. Kuyruk rotoru aynen uçak pervanesi gibi bir itiş gücü yaratır ve helikopterin gövdesinin dönmesini dengeleyerek sabit kalmasını sağlar.

Kuyruktaki pervaneyi döndüren ayrı bir motor yoktur. Hareketini ana motordan bir şaft ile alır ve altındaki dişli kutusu vasıtası ile dönmesi gereken devirde döner. Helikopterleri tam olarak kontrol edebilmek için ana ve kuyruk pervanelerinin ayarlanabilir olmaları gerekir. Kuyruk pervanesinde kanatların eğimlerinin, yani açılarının ayarlanması ile helikopterin kendi ekseni etrafında dönebilmesi sağlanır.

Ana pervane ise çok önemlidir. Yükseklik değiştirmeyi, ileri ve geri gitmeyi, dönmeyi o sağlar. Bunun için de inanılmaz derecede dayanıklı olması gerekir. İşin asıl sırrı ise ana pervanenin dönen kanatlarının eğiklik açılarının bir tam tur süresince değişmesidir.

Helikopterlerin havada hareketsiz kalabilmeleri için pervanelerin açıları da sabit olmalıdır. Bu açıları tüm kanatlarda aynı anda değiştirmekle alçalma ve yükselme sağlanır. Kanatlar arkaya geldiklerinde açıları büyük, öne geldiklerinde daha küçük ise ileri doğru hareket, tersi durumda da geriye doğru hareket sağlanır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günümüz taşıtları içinde en çok yönlü ve şaşırtıcı olanı helikopterdir. Üç boyutta da hareket edebilmesi, hemen hemen her yere gidebilmesi nedenleri ile uçaklarla yapılamayan birçok özel görevlerde de kullanılabilirler. Ancak helikopterlerin uçma mekanizmaları uçaklara göre oldkça karışık, üretim maliyetleri de daha yüksektir. Helikopterleri çaklardan ayıran önemli özellikler, havada asılı durabilmeleri ve geri geri uçabilmeleridir.

Uçaklarda gerekli gücü motor sağlar ama asıl havada kalabilmelerini sağlayan kanatlarıdır. Helikopterlerde ise havada kalmayı sağlayan motora bağlı pervanelerdir. Onları bir çeşit dönen kanat olarak düşünebiliriz. Bir helikopterde iki veya daha fazla kanat olabilir.

Kanatlara hafif bir açı verilip, ana motor çalıştırılınca, dönen kanatlar helikopteri kaldırmaya çalışır. Yerde iken sorun yoktr ama havalanınca helikopterin gövdesi, pervanenin dönüş yönünün tersine dönmeye başlar. İşte burada bu hareketi durdurabilecek ilave bir güce ihtiyaç vardır.

Bu ilave gücü sağlamanın en kolay yolu, dönüş yönüne dik ilave ir pervane koymaktır. Buna kuyruk rotoru aynen çak pervanesi gibi bir itiş gücü yaratır ve helikopterin gövdesinin dönmesini dengeleyerek sabit kalmasını sağlar.

Kuyruktaki pervaneyi döndüren ayrı bir motor yoktur. Hareketini ana motordan bir şaft ile alır ve altındaki dişli kutusu vasıtası ile dönmesi gereken devire döner. Helikopterleri tam olarak kontrol edebilmek için ana ve kuyruk pervanelerinin ayarlanabilir olmaları gerekir. Kuyruk pervanesinde kanatların eğimlerinin, yani açılarının ayarlanması ile helikopterin kendi ekseni etrafında dönebilmesi sağlanır.

Ana pervane ise çok önemlidir. Yükseklik değiştirmeyi, ileri ve geri gitmeyi, dönmeyi o sağlar. Bunun için de inanılmaz derecede dayanıklı olması gerekir. İşin asıl sırrı ise ana pervanenin dönen kanatlarının eğiklik açılarının bir tam tur süresince değişmesidir.

Helikopterlerin havada hareketsiz kalabilmeleri için pervanelerin açıları da sabit olmalıdır. Bu açıları tüm kanatlarda aynı anda değiştirmekle alçalmave yükselme sağlanır. Kanatlar arka arkaya geldiklerinde açıları büyük, öne geldiklerinde daha küçük ise ileri doğru hareket, tersi durumda da geriye doğru hareket sağlanır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneşin ve gezegenlerin çaplarını veya gök cisimleri arasındaki küçük açı farklarını ölçme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s)., (i). aceleyle, telâşla; (s). karmakarışık; gelişigüzel; (i). telâş, karmakarışık şey, kanşıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Güneşle tedavi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hemipterous (s)., (zool). yarımkanatlılara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ileride, bundan sonra. the hereafter öbür dünya, ahret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). gelecekte, istikbalde; aşağıda (resml yazıda).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karşı cinse ilgi duyan, homoseksuel olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek başka, farklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kabul edilmiş dini esaslara aykın olan. heterodoxy (i). kabul edilmiş doktrinlere muhalefet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., radyo gelen sinyali devamlı bir frekansa karıştıran (alıcı tipi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (biyol). heterogam, hem erkek hem dişi çiçek veren; iki ayrı cinsin birleşmesiyle hâsll olan. heterogamy (i). heterogamlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. kimya). Ayrı cinsten.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). farklı oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kısımları veya içindeki fertler birbirinden farklı, hep aynı cins olmayan (grup, toplum); ayrı cinsten, heterogen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heterogeneous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heterogen eous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (biyol). anormal şekil ve bünyeli; (zool). başkalaşımın değişik evrelerinde farklı şekillere giren. heteromorphism (i). farkll şekillere girme özelliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kanatlı böceklerin bir alt sınıfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heterosexual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heterosexual. straight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karşı cinse ilgi duyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). altı ayaklı mısra. hexametric(al) (s). aytı ayaklı, altı tefileli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrotherapy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). azami kabarma: taşkın. highwater mark suyun azami kabarma noktası; doruk; en yüksek başarı derecesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکم] hikmetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hikmetl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hikmete, düşünceye ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Felsefeye ait bilgece sözler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). but (bilhassa kesilmiş hayvanda), kaba et.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. AL). Arka ülke, bir limanın merkezi durumunda bulunduğu çevre: İzmir’in geniş bir hinterlandı vardır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hinterlant, iç bölge, arka bölge; büyük şehirden uzak yerler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. fizik). Bir mıknatıs alanında tutulan bir çelik parçasının bu alandan uzaklaştırıldığı zaman, kendisinde yine bir kısım mıknatıslığın saklı kalması hâdisesi ve bunun derecesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İsteri.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Histogram ekranı, bir görüntüde her bir aydınlık değerinin kaç kez gösterildiğini belirtilen bir grafiktir. Aydınlatma koşullarını açık ve doğru biçimde gösterdiğinden pozlamanın ayarlanması için mükemmel bir araçtır. Bu işlev bir çok kayıt ve oynatma modunda kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meşin tabancalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Horozun sabah erkenden, gün doğarken ötmesinin, insanları uyandırma arzusu ile bir ilgisi yoktur. Onlar kendileri için öterler.

Aslında horozlar gün boyu öterler ama gün ağarırken ötmeleri daha kuvvetli, daha canlıdır. Ortalık da iyice sessiz olunca çok uzaklardan bile duyulabilir. Horozların ötüş tempoları öğleden sonra saat 3’e doğru düşer. Horozların ötmeye başlamaları tam şafak vakti veya çok az öncedir.

Gerek doğan Güneş’in ışığının etkisini gerekse yine aynı zamanda ötmeye başlayan diğer kuşların seslerinin etkilerini ölçmek amacıyla horozlar ışık ve ses geçirmez bir bölmeye konulmuşlar ama yine aynı saatte ötmeye başladıkları görülmüştür. Buradan da sabah sabah ötmenin horozun biyolojik saatinde ayarlanmış olduğu anlaşılıyor.

Sabah Güneş doğarken ötmek sadece horozlara mahsus değildir. Kulağa en çok horozun sesinin gelmesi, onun sesinin diğerlerinden daha güçlü olmasındandır.

Kuşların büyük çoğunluğu da aynı saatlerde dallarda koro halinde ve kuvvetlice öterler. Gün boyu kuşlardan duyabileceğiniz en büyük ses hacmi bu saatlere rastlar.

Bu sabah ötüşünün nedeni kuşun kendi hakimiyeti altındaki alanı belirtmesidir. Horoz da her ne kadar uçamasa da bir kuş türü olduğundan onun da sabah ötüş nedeni aynidir. ‘Her horoz kendi çöplüğünde öter’ ifadesi bu bakımdan çok doğrudur. Öterek o gün boyu kendi alanı içinde olan kümesin ve tavukların yanına kimsenin özellikle diğer horozların yaklaşmamasını ikaz eder.

Gerek horozun gerekse diğer kuşların gün içinde ötmelerinin nedeni ise farklıdır. Bu ötüşler, yiyeceği, tehlikeyi haber veren, diğerlerinin gözden kaybolmamaları için ‘ben buradayım’ mesajını veren, zaman zaman da aşkını ifade eden iletişim ötüşleridir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. yatılı okulda bir binayı idare eden öğretmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوبتر] daha güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Pek güzel, en güzel.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. seyyar satıcı; A.B.D, argo reklamcılıkla meşgul olan kimse; f. seyyar satıcılık yapmak; çekişe çekişe pazarlık etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hakîm). Hakimler, bilgeler, (bk.) Hakîm.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. avcı; arayıcı; av atı veya köpeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکما] bilgeler, hakîmler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ilgi göstermek, iyi karşılamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hüsn-i kabul göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hidrometre. hydromet'ric(al) s. hidrometreye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. higrometre. hygrometry i. havadaki nem miktarını ölçme ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., zool. zarkanatlılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bombanın patladığı yer, etki alanı merkezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. rahmin ameliyatla alınması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. histerezis. hysteret'ic s. histerezise ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. isteri, peri hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. isterik, isteriye ait. hysterics i., çoğ. isteri nöbeti. hysterically z. isterik bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kon. san. sonraki sözü öne alma usulu, takdim tehir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. rahim ameliyatı; sezaryen ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. sarılık; bot. yapraklara arız olan sarılık hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. putperest kimse; taparcasına seven kimse. idolatress i. putperest kadın. idolatrous s. putperestlik kabilinden. idolatrously z. puta taparcasna. idolatry i. putperestlik; çılgmca sevgi, şuursuz sevgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binomial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binomial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. okumamış, kara cahil, okuma yazma bilmeyen. illiteracy i. cehalet, okumamışlık, okuma yazma bilmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yurdunu seven, koruyan, gözeten.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. önemsiz, ehemmiyetsiz; ilgisi olmayan; maddi olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değişmez, değiştirilemez, degişiklik kabul etmez. inalterabil'ity i. değismezlik. inalterably z. değişmez surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cannon bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shinbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meyil ölçeği, uçak veya geminin ufka göre egimini ö1çen alet; dünyamn manyetik alanının eğimini gösteren mıknatlslı iğne.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Tüm çekilen resimlere genel olarak bakmanızı sağlar. Resimleri seçebilir, korumaya alabilir, silebilir ya da baskı için işaretleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. belgilenemez ve sınırlanamaz; hallolunamaz. indeterminably z. çözülemeyecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sınırsız, belirli olmayan, meçhul, bilinmedik, bilinmeyen; şüpheli, bellisiz; mat. değeri tespit edilemeyen. indeterminate sentence süresi belirsiz ve suçlunun davranışlarına bağlı olan hapis cezası. indeterminately z. belirsiz olarak. indeterminat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kararsızlık, duraksama, tereddüt; sebatsızlık; belirsiz oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fels. yadgerekircilik, indeterminizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. indéterministe

fel. belirlenmezci

Belirlenmezcilik yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. felsefe). Determinizmin tabiatta yaygın olarak gerçekleşemiyeceğini esas alan doktrin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. indéterminisme

fel. belirlenmezcilik

1. Nedensellik yasasına bağlı olmayan, bir sebebe bağlanmayan olay ve durumların da bulunduğunu öne süren görüş. 2. İnsan iradesinin hiçbir şarta bağlı olmadığını, içinde bulunduğu şartlarla belirlenmediğini, insanın özgür iradesinin nedensellik yasasına bağlı olmadığını savunan görüş.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Avrupa’nın kuzey batısındaki ada ve buradaki krallık. Büyük Britanya Devleti.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir zamanlar herkes İngilizler gibi yolun solundan gidiyordu. Bunun için de çok geçerli bir sebep vardı.

Yüzyıllarca önce yolun karşısından gelenin dost mu, yoksa düşman mı olduğunu kestirmek mümkün değildi. İnsanların çoğu sağ ellerini kullandıkları için, yolun solundan, duvar dibinden (yaya veya atla) giderek sol taraflarını emniyete alır, sağ ellerini kılıçlarını hemen çekecek şekilde hazır bekletirlerdi.

Yolun solundan seyahat, ilk defa 1300 yıllarında, papanın Roma’ya gelecek hacıların yolda karmaşaya sebep vermemeleri için, yolun solundan gitmelerini söylemesiyle resmileşti ve yüzyıllar boyu devam etti.

18. yüzyılın sonlarında ABD’de birçok atın çektiği posta arabalarında, sürücü koltuğu yoktu ve sürücü en arkada ve soldaki atın üstünde oturuyordu. Bu da yolun solundan gidildiğinde karşıdan geleni ve yolun kontrolünü zorlaştırıyordu.

Çok geçmeden ABD’de trafik sağdan işlemeye başladı. Fransız İhtilali sırasında, ihtilalin liderlerinden Maximilien Robespierre, büyük bir olasılıkla Katolik kiliseye meydan okuyanlara bir jest olsun diye, Parislilerden yolların sağından gitmelerini istedi.

Bir süre sonra aslında kendisi de bir solak olan Napolyon, ordularındaki ikmal arabalarının yolların sağından gitmeleri emrini verdi ve zaptettiği her ülkede de bu uygulamayı hayata geçirdi.

İngiltere hiçbir zaman Napolyon tarafından zapt edilemediğinden İngilizler yolun solundan gitme alışkanlıklarından vazgeçmediler. Avustralya, Hindistan gibi tüm eski sömürgelerinde de bu usulü devam ettirdiler. Zaten İngilizler’de Amerikalılardan farklı olarak sürücü arabanın üstünde ve sağında oturuyordu.

Modern araba teknolojisinin gelişmesi ile bu gelişimin dünyada öncüsü olan ABD’de sürücü koltuğu ve direksiyon sağdan gidişe uygun olarak sola konuldu ve dünyanın birçok bölgesinde bu şekilde yaygınlaştı.

İngiltere’de ve eski sömürgelerinde, trafik akışını sağ şeride almanın faturası o kadar yüklüdür ki, artık isteseler de kolay kolay bunu yapamazlar.

Hangi ülkede olursanız olun, trafiğin yönü ister sağdan olsun ister soldan, karşıdan karşıya geçmeden önce, siz yine de her iki yöne bakmayı ihmal etmeyin.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. hemen, derhal, birdenbire.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (red, ring) gömmek, defnetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek arasında; birbiriyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbirini etkilemek. interaction (i.) birbirine tesir etme. interactive (s.) birbirini etkileyen .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. interactive

etkileşimli

Etkileşimi olan.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (bred) çeşitli hayvan veya bitkileri karıştırarak üretmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) takvime ilave edilen; ilâve edilmiş ay veya günü olan (yıl); araya giren .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) araya sokmak, araya ilâve etmek; takvime gün veya ay ilave etmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) araya girmek, aracılık etmek, tavassut etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (biyol.) hücrelerarası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) durdurmak, yolunu kesmek; yolda iken tutmak, tevkif etmek. interception (i.) tevkif, durdurma. interceptor (i.) yol kesen kimse; avcı uçağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rica, başkaları hesabına yalvarma; iltimas isteme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) aracı, arabulucu; şefaatçi, başkası için iltimas isteyen kimse. intercessory (s.) arabuluculukla ilgili, başkası için yardım rica eden .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) değiştirmek, mübadele etmek, değiş tokuş etmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mübadele, değiştirme, nöbetleşme; mukabele; vasıtaların trafiği aksatmadan giriş veya dönüş yapabildiği ve bir hız yoluyla diğer bir yolun kesiştiği kavşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) bir biriyle değiştirilebilir. interchangeability, interchange'ableness (i.) birbiriyle değiştirilebilme, birbirinin yerini tutabilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kolej veya üniversiteler arası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mim.) bina direkleri arasındaki açıklık, iki sütun arasındaki aralık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (k.dili) dahili telefon sistemi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbiri ile konuşmak veya muhabere etmek, birinden diğerine serbestçe gidip gelmek. intercommunicable (s.) birinden diğerine geçilebilir. intercommunica'tion (i.) bir biriyle temas, ulaşım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) müşterek olma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbirine bağlamak. interconnection (i.)birbirine bağlı olma; bağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kıtalararası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kaburga kemikleri arasında olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) görüşme, konuşma, münasebet; cinsi münasebet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) aralarında cereyan eden; (tıb.) başka hastalığa karışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) muhtelif mezhepler arasında vuku bulan, mezheplerarası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) karşılıklı dayanışma. interdependent (s.) bir birine bağlı olan. interdependently (z.) birbirine dayanarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yasak, yasak etme; (Kat.) bir kimseyi kilise veya ibadet ayinlerinden menetme .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) menetmek, yasak etmek; (Kat.) kilise ayinlerinden menetmek. interdiction (i.) yasak. interdictory, interdictive (s.) yasak eden, yasaklaylıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) bir kaç bilim dalıyle ilgili .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) alaka, ilgi, merak; merak uyandırma, zevk verme kabiliyeti; hisse, pay; menfaat; kar, kazanç; faiz; (çoğ.) iktisadi hayatta hakim grup. in the interest of menfaatine, için. vested interests (ikt.) alakadar menfaatler; hakları tanınmış iktisadi m

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) alakadar etmek, ilgilendirmek; merakını uyandırmak; hissedar etmek, ortak etmek. interested (s.) meraklı; bir şeyde hakkı olan; menfaat gözeten. interested in a thing bir şeye meraklı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) enteresan, dikkate değer, çekici. interestingly (z.) alâka uyandıracak surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) iki cisim arasındaki ortak yüzey, arayüz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) karışmak, müdahale etmek; çatışmak, zıddiyet göstermek; dokunmak, zarar vermek; (fiz.) birbiri üzerine tesir etmek; mâni olmak; bazı oyunlarda karşı tarafın yolunu kesmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) karışma, dokunma, sataşma; (fiz.) girişim, karışım; radyo parazit .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) küçük hareket veya mesafeleri iki ışının çarpışmasıyle öIçen alet, çatışma öIçeği .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. interféromètre

girişimölçer

Işık girişim saçaklarını uzaktan ölçmeye yarayan araç.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. interférométrie

fiz. girişim ölçme

İki veya daha fazla dalga hareketini ölçme işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an antiviral protein produced by cells that have been invaded by a virus; inhibits replication of the virus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein produced naturally by the cells of our bodies It increases the resistance of surrounding cells to attacks by viruses One type of interferon, alpha interferon, is effective against certain types of cancer Others may prove effective in treating au

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein that is produced by the body to protect against infection Many different cells including liver cells produce natural interferon Interferon also can be manufactured artificially through biotechnology for the treatment of chronic hepatitis B and C

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein liberated by cells following exposure to viruses and other microorganisms Interferons induce protein synthesis inhibitors that block translation of viral mRNA. a group of proteins released by white blood cells that combat a virus. n Any of a fam

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein produced by the immune system in response to attack by a virus that helps protect other healthy cells from attack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A family of small proteins that stimulate viral resistance in cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of a family of glycoproteins that exhibit virus-nonspecific but host-specific antiviral activity by inducing the transcription of cellular genes coding for anti-viral proteins that selectively inhibit the synthesis of viral RNA and proteins The first

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein produced by various cells in the body Large quantities of different interferons may be produced in the laboratory These proteins are used in the treatment of some forms of cancer Interferon is a type of biological response modifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name given to a group of proteins that the body produces naturally in response to viral infections and other stimuli Interferon increases the activity of natural killer cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A general term used to describe a family of 20-25 proteins that cause a cell to become resistant to a wide variety of viruses They are produced by cells infected by almost any virus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naturally occurring class of proteins used to simulate the immune system to fight hepatitis and certain forms of cancer When used to fight hepatitis C, individual responses to treatment may be divided into three broad categories: sustained responders wh

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Substances produced by the body mainly to control its reaction to viruses and to act on the immune system There are different sorts of interferons - alpha, beta and gamma Beta-interferon is now being used to reduce the number of relapses in MS. - A class

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cytokine which is produced normally in response to a viral infection Produced by genetic engineering techniques, synthetic interferon is given as treatment for Myeloma It is used primarily as maintenance therapy in the plateau phase to block any re-grow

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Protein produced by cells that induces immunity to viral infection Various types of this substance are used in cancer treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group of immune system proteins, produced and released by cells infected by a virus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interferon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) birbiriyle üreyebilen .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) birbirinin arasına veya içine akan, birbirine karışıp akan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbiriyle katlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) karıştırmak, katmak; her tarafı dolmak; karışmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (astr.) gökadalar arası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (jeol.) buz devreleri arası ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yavaş yavaş birbirine karışmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) aralık, fasıla (zaman); (s.) muvakkat; geçici. ad interim muvakkaten, geçici olarak, aradaki zaman müd- detince. in the interim aradaki zamanda .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) içerideki, iç yerlere ait, dahili; sahil veya huduttan uzak; içten, manevi; (i.) iç, dahil; iç yerler, iç kısım. interior decoration iç dekorasyon. interior planet güneş ile dünya arasında bulunan gezegen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) interjection.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) içine atmak, arasına katmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ünlem, nida; nida etme; söz arasına koyma. interjec- tional (s.), (gram.) ara söz kabilinden; ünlem şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ağ gibi örmek, şebeke haline koymak; karıştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) içine karıştırmak; (konuşmayı) süslü sözlerle doldurmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ leaves) bir kitabın arasına konan boş sayfa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kitabın sayfaları arasına boş yapraklar ilâve etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yazının satırları arasına başka yazı yazmak; kumaş ile iç astarı arasına orta astarı koymak. interlining (i.) orta astarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) satırlar arasına yazılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) satırlar arasına yazı yazmak. interlineation (i.) satırlar arasına yazılan yazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) halkalarla birbirine bağlamak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbirine bağlamak, birbirine kenetlemek; (mak.) birlikte işlemeleri için manivelaları birbirine bağlamak. interlocking directorates idare heyetleri ekseriyetle aynı üyelerden meydana geldiğinden birlikte çalışan şirketler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) başkası ile konuşan kimse; ABD komedyen üçlüsünü sorularıyle yöneten ortadaki adam. interlocution (i.) konuşma, mükâleme, muhavere. interloc'utory (s.) konuşmaya ait, konuşma niteliğindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) başkasının işine karışmak, tecavüz etmek. interloper (i.) başkasının işine burnunu sokan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) arada olan olay; tiyatro ara piyesi, perde arası; (müz.) ara faslı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ayın görünmediği zamanla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çeşitli aileler veya milletler arasında evlenme; yakın akrabalar arasında evlenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) değisik milletten birisi ile evlenmek; aileler arasında kız alıp vermek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) karışmak, müdahale etmek, qereksiz vere mudahale etmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), tiyatro bir gösteride filim, teyp bandı, renkli ışıklar gibi çeşitli teknikler kullanma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) arada bulunan, aracılık eden, vasıta olan; meyan - cılık eden; (i.) vasıta, meyancı, aracı; ortada bulunan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) ortadaki, orta seviyede bulunan, aradaki; (i.) orta seviyede bulunan şey; orta boy araba; meyancı, vasıta, aracı; (kim.) ara mamulü. intermediately (z.) ara yerde bulunarak; vasıta olarak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) öIünün gömülmesi, defnetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Most often describes an instrumental piece played in the middle of an opera Can also describe a short piano piece, or a comic interlude played between scenes of an opera. its meaning has developed over the centuries During the Renaissance, it described li

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short, lyric piece or movement, often for piano Also a comic interlude performed between acts of an eighteenth-century opera seria. 1 A short, lyrical instrumental piece either part of a larger work or as an independent composition 2 Comical musical enter

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two meanings: A short comic opera, usually with just two or three characters and lasting less than a half hour. a short movement coming between the major sections of a symphony. a short piece of instrumental music composed for performance between acts of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermezzo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), tiyatro ara perdesi, iki perde arasında oynanan ufak piyes; fasılları birleştiren müzik parçası veya bale, küçük fasıl .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sonsuz, nihayetsiz, bitmez, tükenmez. interminably (z.) sonu gelmeyerek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbirine karıştırmak veya karışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) aralık, fasıla; tatil, aralık verme; (tıb.) ateş nöbetlerinin arasındaki müddet. intermissive (s.) aralıklı, fasılalı, kesik kesik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (ted, ting) ara vermek, geçici olarak tatil etmek. intermittingly (z.) ara vererek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) arada kesilen, aralıklarla meydana gelen. intermittent fever (tıb.) belirli aralıklarla gelen ateş, sıtma. intermittence (i.) geçici olarak ara verme. intermittently (z.) zaman zaman durarak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbirine karıştırmak veya karışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) muhtelif şeylerin birbirine karışması; karışmış şey, ka rışım, halita; ilave edilen şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) duvarlar arasında olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. intern

ön hekim

Staj yapmak üzere hastanelerde çalışan tıp fakültelerinin altıncı sınıf öğrencileri.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) enterne etmek; (bir gemiyi bir limanda) hapsetmek; harp zamanında kapamak, alıkoymak, göz altına almak; (i.) stajını yapan tıp öğrencisi; staj yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) içe ait, içinde bulunan, dahili, iç; içilir (ilaç); içten, deruni, bâtıni. internal combustion engine iç yakımlı makina. internal evidence bir şeyin kendisinde bulunan delil. internal medicine dahiliye. internal revenue devlet geliri. intern

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) milletlerarası, beynelmilel, uluslararası, enternasyonal. international code Mors alfabesi; (den.) uluslararası işaret sancakları sistemi. Inter national Date Line Büyük Okyanus'ta gün değiştirme hattı. international Iaw milletlerarası hukuk. In

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) milletler arasında birlik ruhu veya fikri, enter - nasyonalizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) enternasyonalizm taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) milletlerarası kontrola sokmak, enternasyonal hale koymak, beynelmilel kılmak. internationalization (i.) milletlerarası bir hale getirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (bak.) intern.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) birbirini kırıp öIdüren; öIdürücü, mahvedici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) enterne edilmiş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. international networkten

bl. Genel Ağ

Bilgisayar ağlarının birbirine bağlanması sonucu ortaya çıkan, herhangi bir sınırlaması ve yöneticisi olmayan uluslararası bilgi iletişim ağı.


Yabancı Kelime by

Teknolojik Terim

Internet, bilgi paylaşımı ve e-posta da dahil olmak üzere elektronik iletişim için dünya çapında kullanılan bir hizmettir. Veri genellikle telefon şebekesi üzerinde aktarılır. Kullanıcının, bir bilgisayara, modeme ve AOL gibi bir İnternet Servis Sağlayıcı üzerinden şebeke erişimine gereksinimi vardır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dahiliye uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) enterne ediliş. internment camp enterne kampı, temerküz kampı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) boğum, bir sapın iki boğumu arasındaki kısım. internodal (s.) bu kısma ait .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. internship

ön hekimlik

Ön hekim olma durumu.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) doktorluk stajı: staj devresi; staj bursu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Papa elçisi bulunmayan bir yabancı memlekete Vatikandan gönderilen siyasi memur; aracı, arabulucu. internuncial (s.) vücudun farklıl kılsılmlarını birbirine bağlayan (sinirler); Papa elçisi ile ilgili .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) okyanuslar arasında bulunan, okyanusları birbirine bağlayan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (biyol.) bir birine bağlanmak; birbirinin arasına girmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) gensoru açmak. interpellation (i.) gensoru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tamamen içine girmek; birbirinin içine nüfuz etmek. interpenetra'tion (i.) tam olarak nüfuz etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (bina, gemi uçakta) muhtelif kısımlar arasında kullanılan dahili telefon .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (astr.) gezegenler arası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) karşılıklı etkileme; (f.) karşılıklı etkilemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (huk.) üçüncü bir şahsın hukukunu tespit veya tayin maksadıyle mahkemede birbiri ile davalaşmak. interpleader (i.), (huk.) bir borçlunun kendisinden alacak iddia eden iki kişiden hakiki hak sahibi olanın tespiti için bunlar arasında açılmasını i

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) interpol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yazıya kelime veya ibare ilave ederek asıl metni değiştirmek; iki şey arasına başka bir şeyi sokmak; (mat.) ara değeri bulmak. interpola'tion (i.) ara değeri bulma; metne ilave.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) iki şeyin arasına koymak; araya girmek, müdahale etmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) araya girme, karışma, müdahale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) manasını izah etmek, tefsir etmek, yorumlamak; tercüme etmek, tercümanlık etmek. interpretable (s.) tercüme olunur; tefsiri mümkün. interpreta'tion (i.) yorum, tefsir, izah, mana. inter' pretative (s.) izah edici, yorumlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yorumcu; tercüman, mütercim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ırklararası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ((çoğ.) -na, -nums) iki hükümdar devresi arasındaki hükümdarsız devre; hükümetin kanunen çaIışamadığı devre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) karşılıklı münasebet. interrelated (s.) birbiri ile alâkası olan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) soru işareti ile ünlem işaretinden icat edilmiş karışık bir işaret .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sorguya çekme; soru sorma. interrogation point soru işareti .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) sorulu, sual ifade eden; (i.) soru edatı, soru kelimesi .interrogatively (z.) soru sorarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sorgu yargıcı; sual soran kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) soru türünden, soru belirten, sual ifade eden; (i.), (huk.) yazılı olarak sorulan sorular .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) sorguya çekmek; sual sormak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) ikaz etmek için, korkutmak için.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kesmek, aralık açmak, ara vermek, fasıla vermek; intizamını bozmak, arasını kesmek; birinin sözünü kesmek, birinin işine mâni olmak. interrupted (s.) kesilmiş. interruptedly (z.) aralıklarla, fasılalarla. interruptive (s.) arayı kesici. interruptiv

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) arasını kesen kimse veya şey; (elek.) birden cereyanı kesen ve veren tertibat, kesici tertibat .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ara, fasıla, kesilme, inkıta, arası kesilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) okullar arası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kesişmek; katetmek, kesmek, ikiye bölmek, birbiri üzerinden geçmek (yol).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kesişme, kavşak; (geom.) kesişme noktası veya hattı, ara kesit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yağışların bir kısmının, bitkilerin toprak üstü kısımları tarafından tutularak tekrar buharlaştırılması sürecidir. Bu yolla, toprağa varmadan tekrar atmosfere dönen yağış suyu miktarı, özellikle ormanlarda yağışın yüzde 30’una kadar varabilir. ( Interzeption/interception )

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tatil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) ara vermek, aralık bırakmak; (i.) ara, aralık, fasıla .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) arasına serpmek, karıştırmak. interspersion (i.) serpiştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ABD eyaletleri arasında olan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yıldızlar arasında vaki olan, yıldızlar arasındaki mesafelere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yarık, çatlak; birbirine yakın iki parça arasındaki açıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çatlağa ait; dokulararasında bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (jeol.) başka tabakalar arasında tabaka olarak bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. intertextuality

ed. metinler arasılık

Bütüncül bir yapıya kavuşturulması amacıyla bir edebî metnin dokusuna hem edebiyat alanından hem de başka alanlardan metin parçalarının katılması.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir şeyin başka şeyler arasına veya muhtelif şeylerin birbirine örülüp karışması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kabileler arasında olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) iki dönence arasında bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbirine örmek veya sarmak; örülmek, sarılmak. intertwiningly (z.) birbirine örerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kasaba veya şehirler arasında bulunan, şehirleri birbirine bağlayan (demiryolu, telefon).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) aralık, fasıla, mesafe, ara; müddet, zaman; (müz.) iki ses arasındaki perde farkı, enterval, aralık. at intervals aralarla, fasılalarla, zaman zaman, ara sıra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) karışmak, araya girmek, müdahale etmek, düzeltme maksadıyle araya girmek; arada bulunmak; diğer olaylar arasında meydana gelmek; aracılık yapmak; (huk.) nüfuzunu kullanmak, dava dahili olmak. intervention (i.) aracılık; müdahale, karışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) röportaj yapmak, görüşmek; (i.) görüşme, mülakat, röportaj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbirine sarmak; birbirine dolaşmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (wove, woven) beraber dokumak, dokuyarak birbirine birleştirmek; birbirine karıştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (wound) birbirine sarmak, bir arada bükmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(tıb.) hamileliği önlemek için kullanılan ve dölyatağı yoluna yerleştirilen küçük alet, spiral .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kökleşmiş, yerleşmiş, müzmin; düşkün, müptelâ, tiryaki. inveteracy, inveterateness (i.) müzminlik, yerleşme, kökleşme; tiryakilik. inveterately (z.) kökleşmiş olarak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (İng.) demirci ustası, demirhane şefi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «şikembe» den). 1. Ot yiyen hayvanların ikinci midesi. 2. mec. Karın, boğaz, yemek derdi. Sade işkembesini düşünüyor. İşkembe çorbası = Temizlenmiş işkembeden yapılan çorba. İşkembeyi doldurmak = Hayvan gibi çok yemek. İşkembeden atmak = Bir işten bilgisi olmaksızın kendiliğinden uydurup söylemek. 3. İşkembe şekil ve biçiminde: İşkembe fener; işkembe suratlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tripe. paunch. rumen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tripe. rumen. paunch. tummy. stomach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rumen. paunch. tripe. maw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İşkembe çorbası yapan ve satan adam: İşkembeci dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tripe seller. tripe restaurant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. escabelle). 1. Dört ayaklı, oturmaya yarayan, arkalıklı veya arkasız kürsü. 2. Tepsi, sini, şamdan, sigara gibi şeyler konacak küçük masa veya sehpa. Ebe iskemlesi = Örike, eskiden ebelerin, doğum yapacak kadını oturttukları iskemle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stool. chair without arms. chair. seat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. coğrafya). Sıcaklığı eşit olan noktalar, böyle noktaları birleştiren eğri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). (Aslı istemek fiili; geniş zamanın 3. müfret şahsıdır). Gerek, Fars. hâh: İster o, ister başkası, ister kendi gelsin, ister birini göndersin. İster istemez = Arzu etse de etmese de, Fars. hâh nâhâh. Ar. tav’en ve kerhen, bk. İstemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

either. either.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

requirement. necessity. whether. or.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

need. demand. requirement. whether. or not.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perforce. unavoidably. inevitably. necessarily. needs. willy nilly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Y.). Mersin yağı ve zamkı, mey’a.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). His bozuklukları, çeşitli ruhî şaşkınlıklar, çırpınma, kasılmalar ve bazan inmelerle kendisini gösteren bir sinir bozukluğu.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Psikonevrozlar grubuna giren bir çeşit hastalıktır. Tıp dilinde babinski hastalığı veya pithiatisme adı verilir. Hastalığın belirtileri; hastanın sosyal ve entellektüel seviyesine göre değişir. Hastanın gayesi, çevresinin ilgisini üzerine çekmektir. Bunun için aşağıdaki şikayetlerin biri veya birkaçı birden görülebilir. Hastada; ağrılar, baş dönmesi, bayılma, iştahsızlık, titreme, boğazında düğümlenme duygusu, kaslarda gerilme, geçici körlük, sağırlık, herhangi bir uzuvda uyuşma, hafıza kaybı görülür. Tedavinin temeli telkindir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kediotu, bal, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 30 gram kediotu konur. Kaynatılıp süzülür. 1 çay bardağı kediotu suyuna, 1 tatlı kaşığı süzme bal konulup, içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hysteria. hysteria histeri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hysteria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). İsteri halleri gösteren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hysterical. hysteric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hysterical. hysterical histerik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hysterical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appellate court. court of appeals. court of appeal. a first degree appellate court. court of review. appelate court. second instance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tekrarlamak, bir daha söylemek veya yapmak. itera'tion (i.) tekerrür, tekrarlama. it'erative (s.) mükerrer, yinelemeli; tekrarlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. kimya). Senbolü Yb, atom ağırlığı 173,5 olan bir eleman.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. isotherme

coğ. eş sıcak

Sıcaklığı eşit olan (yeryüzü noktası).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

isotherm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

isotherm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) içi oyulmuş ve bir tarafına insan çehresi şekili verilmiş kabaktan oyuncak fener; bataklık yerlerde görülen bir aydınlık, bataklık yalazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Javel suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., A.B.D., k.dili taşra; küçük, önemsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ged,- ging) A.B.D. caz müziği delisi; f. deli gibi caz dans yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo), (the ile) fazla sinirlilik. jittery s. çok sinirli. get the jitters sinirli olmak, korku duymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birleştirici şey veya kimse; planya; çentik veya yuva açma aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. L. Fr.). 1. Müşteri seyyâresl, gezegeni. 2. Eski Rumlar’ın en büyük tanrısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jupiter. jove. zeus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jupiter. jupiter erendiz. müşteri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Romalıların baş tanrısı, Jüpiter; Jüpiter gezegeni, Erendiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

couturier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress maker. dressmaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cafeteria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cafeteria. coffee bar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cafeteria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

femur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fibula.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Karaciğerin görevini yeterince yapmaması sonucu görülen bir hastalıktır. Belirtileri bağırsaklarda gaz, karın şişliği, sağ böğürde ağrı, burun kızarması, solgun renk, yüz ve elde çil gibi lekeler, paslı dil, ağızda acılık, mide bulantısı, kabızlık, çarpıntı, el ve ayak şişleri, görme ve işitmede azalma görülür. İdrar rengi, sabahları koyu, gündüz ise açık ve durudur. İdrara çok çıkılır. Hastanın çukulata, baharatlı yiyecekler, turşu, kızartmalar, ve yağlı şeyler yememesi gerekir. Tedavi için aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ayva

Hazırlanışı : 2 tane ayva külde pişirilip, yemeklerden önce yenir. Bunun yerine ayva marmelatı da yenebilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir şeyi benzerlerinden ayırmaya yarayan temel hususiyet, seciye. 2. (matbaacılık) Harf çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

character. personality. constitution. fiber. fibre. form. persona. personage. self. strain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

character. complexion. disposition. personality. self. stamp. trait. disposition özyapı. ıra. seciye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

character. fibre. kidney. magisterial character. mentality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Ayırıcı vasıf. 2. (matematik) Bir logaritmanın tam birimler ifade eden kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

characteristic. characteristical. typical. significative. distinctive. representative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

characteristic. data.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

characteristic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr). Fertlerde karakterin gelişmesini ve farklarını araştıran bilim kolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprincipled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprincipled. worthless. characterless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprincipled. lacking moral fiber. disreputable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notebook for rough drafts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cash book. cashbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tibia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tibia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blotter. register.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book of record. inscription book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F.) Güvercin. Kebüter-i nâme-ber = Mektup getirip götürmeye alışık güvercin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کبود] güvercin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güvercin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güvercin yetiştiren veya besleyen, güvercin sever.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. kebûter). Güvercinler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کفتر] güvercin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harfleri, heceleri tekrarlayarak konuşan, rahat söyleyemeyen: Keke, kekeme bir çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Keke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stammering. stammerer. stutterer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stammerer. stammering. stuttering. stutterer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stammering. stuttering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kekelemek. 2. Şaşırmak, ne söyleyeceğini bilememek: Kekemeye başladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kekeme olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Daha ziyade erkeklerde görülen bir çeşit konuşma bozukluğudur. Nedeni, ya sinir gerginliği ya da gırtlak çevresindeki kasların ahenkli bir şekilde çalışmamasıdır. Üzülecek bir durum yoktur. Konuşma bozukluklarını tedavi eden bir uzmanla görüştükten sonra tavsiyelere sabırla uymak ve sonucu beklemek gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçete de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, hardal, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 tatlı kaşığı kekik ve 1 tatlı kaşığı hardal tohumu konur. Kaynatıldıktan sonra süzülüp, gargara yapılır. Bu işlem hergün tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stuttering. stammering. stutter. stammer. impediment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stammer. stutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stutter. stammering. stammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Az, nâkıs, noksan, eksik. 2. Kötü, fena: Kem söz, kem akça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A ). Kaç, ne kadar?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). «Küm» mânâsız hecesiyle birlikte kullanılıp tereddütle söylemeye ve söylediğini bilmemeye delâlet eder: Kem küm etti bir cevap veremedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. evil. malice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کم] az, eksik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evil eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evil eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) kemiyar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kem = az, baha = kıymet). Kıymeti az, kıymetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., Fars. kem = az, Ar. bizâa = sermaye). 1. Sermayesi az, sermayesiz. 2. mec. Bilgisiz, cahil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayarı bozuk altın ve gümüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kem = eksik, mâye = cevher). Aslı ve cevheri aşağı, kıymetsiz, hakir, soysuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kem = eksik, nâm = ad). Adı olmayan, şöhretsiz, kimsenin bilmediği, meçhul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kem = eksik, pâye = rütbe). Rütbesi aşağı, kıymeti, itibarı az olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. kem = az, yaften = bulmak). Az ve nâdir bjjlunur, bulunmayan. Halk ağzında: Kimya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.) («gibi» demek olan «kef» edatıyla «mâ» isminden mürekkeptir). Nitekim, olduğu gibi: Kemâkân = Olduğu gibi, eskisi gibi, değiştirmeksizin. Kemâ-fi’s-sâbık = Eskisi gibi. Kemâ-yenbegıya = Gereği gibi, lâyıkı veçhile.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمابيش] az çok, aşağı yukarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کما فی السابق] eskiden olduğu gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کماکان] eskiden olduğu gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kemâlât). 1. Erginlik, olgunluk, pişkinlik, olma: Kemâl bulmuş, kemâle ermiş meyve. 2. Noksansızlık, tamlık, mükemmeliyet, fazlalık, çokluk: Kemâl-i ihtimamla; kemâl-i merhametinden; kemâl-i azametle. 3. Hayatın pişkinlik zamanı, gençlikten sonra ve ihtiyarlıktan önce olan hal ki, otuz ile elli (bugünkü telâkki ile elli ile yetmiş) yaşları arasındadır: Sinn-i kemâle vâsıl olmak; sinn-i kemâlde bulunan edam. 4. İnsanın bilgi ve ahlâkça eksiksiz ve mükemmel olması, Osm. fazl-ü hüner, ilm-ü fazi: Erbâb-ı kemâlden bir zat; fazl-ü kemâl sahibi (cem’i de başlıca bu mânâ ile kullanılmıştır): Kemâlât-ı beşeriyye; iktisâb-ı kemâlât etmek. 5. Türkçe’de: Değer, kadir, baha, kıymet: Bunun kemâli nedir? Kemâli beş para etmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfection yetkinlik. maturity olgunluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maturity. ful l ness. perfection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کمال] olgunluk, mükemmellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Olgunluk, yetkinlik, tamlık, eksiksizlik. 2.En yüksek değer, mükemmellik, değer baha. 3.Bilgi, fazilet.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) büyük bir dikkatle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

büyük bir özenle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kemâl). Kemâller, olgunluklar, bk. Kemâl.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İnsanın bilgi ve ahlak güzelliği bakımından olgunluğu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Din’de olgunluğa eren, dinin son derecesi. 2.Din bilgisi kuvvetli. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Atatürkçülük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değersiz, kıymetsiz, boş, nafile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Vay, kavis: Tİr-ü keman = Okla yay (yaylı sazları çalmak için kullanılan yay mânâsına da gelir). 2. Maruf kirişli çalgı (Fr. violon). Keman çalmak. 3. Yaya benzer çeşitli Alet ve edevat. 4. Yay gibi güzel biçimli kaş hakkında kullanılır: Kemân-ebrû = Yay kaşlı, kaşı yay gibi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

violin. fiddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiddle. violin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

violin. fiddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کمان] yay. 2.keman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Biribirinden büyük olmak üzere kemana benzer dört çalgıya verilen isim: Keman, alto = viola, violonsel ve kontrbas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to play violin. fiddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiddlestick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiddlestick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ok atıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). (Türkçe’de kemençe şeklinde kullanılır), bk. Kemençe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keman yapan veya çalan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

violinist. fiddler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiddler. violinist. violin maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

violonist. fiddler. violin. violinist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a violin-maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yay tutan, yay tutucu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Keman ve kemençe yayı. 2. Maskap (matkap) yayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bow for a violin. ship's headrail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمان ابرو] kaşı yay gibi olan sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Keman çalan çalgıcı, Fr. violoniste.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEMAN-KEŞ) (i. F.). 1. Yay kullanıp ok atan adam, Ar. kavvâs. 2. Sîne kemanı çalan çalgıcı (bu mânâsı çok eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمانکش] okçu, yay çeken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کما ینبغی] gerektiği gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Büyük sıçan. 2. Yerelması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F. aslı: kemân-çe = küçük keman). Türk musikisinin mâruf yaylı çalgısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small three-stringed violin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small violin played like a cello. fiddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sâdeddin Arel’in hesaplarını yapıp imal ettiği biribirinden büyük beş (soprano, alto, tenor, bariton ve bas) kemençe ki, keman ailesine tekabül eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kemençe çalan san’ atkâr (kemençevî uydurmadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vaktiyle düşmanı ve avda bazı hayvanları tutmak için uzaktan atılan ucu ilmikli ip ki, boyuna geçtikten sonra çekilerek sıkışırdı. 2. Geyik vesaire yuları. 3. Dîvân şiirinde sevgilinin saçı, zülfü, perçemi, saç büklümü: Kemend-i zülfüne giriftâr oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمند] kement.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمند زلف] saçlarının kemendi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lasso. halter. rope. lariat. longe. noose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lasso. lariat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lasso. a greased noose used for hanging criminals. noose. rope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kuşak, mıntaka (dilimizde birkaç defa sarılıp bağlanan kuşağa kemer denilmeyip, beli yalnız bir kere saran ve toka ile bağlanana denir): Sırmalı kemer; kayış kemer. 2. Kapı ve pencere gibi bir açıklığın üstünde yarım daire mimârî şekli, tâk: Kapı, pencere, köprü, su yolu kemeri; üç kemerli köprü. Altın kemeri = Eskiden içine altın doldurulup bele sarılan yolcu kemeri. Kemerbeste = Belini bağlamış, hizmete hazırlanmış, birinin hizmetine kendini adamış olan. Kemerpatlıcanı = Uzun, ince patlıcan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belt. waistband. strap. band. arch. archway. vaulting. cincture. cove. cummerbund. fascia. girdle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arch. belt. girdle. waistband. waist. vault. anat arch. anticline. safety belt. seat belt emniyet kemeri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belt. vault. arch. aqueduct. arc. cincture. girdle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمر] bel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kemer bağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kemer yeri, kemer bağlanan yer, bel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kemersiz, kemeri açılmış, mec. Çıplak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمربند ]] bel kayışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Gemi güvertesinin enlemesine konulan kirişleri. Kemere istikameti = Geminin enlemesine yönü ve o durumda görünüşü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deckbeam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kemeri veya kemerleri olan: Kemerli pencere, kapı, köprü; on kemerli bir köprü. 2. Kemer şeklinde, kemer gibi, kavisli, Ar. mukavves: Kemerli burun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belted. girdled. arched. vaulted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vaulted. girdled. arched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı sanatkârların Aletlerini, şerbetçi ve sâlepçilerin bardak ve fincanlarını koymak için bele bağladıkları tahtadan yarım daire şeklinde ve gözlere bölünmüş kutu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without a belt. without a vault. trabeated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir nevi ipek kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İpek kumaş dokuyan çulha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsan ve hayvanın çatısını teşkil eden beyaz ve sert madde ki, bazı organlarda bir tek parçadan ve bazılarında ufak ufak parçalardan mürekkep olup «mafsal» denilen boğumlarla, sinirler ve kaslarla biribirlerine bağlıdırlar; hareket ederler, Ar. azm, Fars. üstühân: Kol kemiği, baş kemiği, el, parmak kemikleri; kemiklerim ağrıyor; kemiği kalın, kemiği ince adam; kemik kırılmak, çıkmak. Soğuk kemiğe işlemek = Çok tesir etmek. Bir kemik atmak = Köpeğe bir kemik atar gibi az bir şey vermek. Kemik gibi, kemik kesilmek Pek kuru şeyler hakkında kullanılır. Bir deri bir kemik = Pek zayıf ve arık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bone. osseous. osteoid. bone. osteo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kemiğin ve iliğin iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Tıp dilinde osteomyelit denir. Nedeni, cerahat yapan mikropların kana karışması veya derideki herhangi bir yaradan dağılan mikroplardır. Hastalanan kemik, dokunulmayacak kadar hassastır. Hastada, terleme ve titreme görülür. Ağrılar aniden başlar. Vakit geçirmeden tedavi ettirmek gerekir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçete uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru üzüm, kitre, zeytinyağı.

Hazırlanışı : Geniş bir kaba 1 avuç kuru üzüm ve 2 çorba kaşığı kitre konur. Ezilerek karıştırılır. Üzerine 1 çay bardağı zeytinyağı ilave edilir. Tekrar karıştırılır. Sonra temiz bir gaz bezine doldurulup, yaranın üzerine kapanır. Bu işleme iltihap boşalıncaya kadar devam edilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Uzun kemiklerin son kısmındaki, kemik yapıcı kıkırdakların verem olmasına, kemik veremi denir. Kalça, diz kapağı oynakları ve bazen de omurlarda görülür. Nedeni veremin ikinci devresinde, verem basillerinin kan damarları aracılığıyla bütün vücuda yayılmış olmasıdır. Hastada baş ve eklem ağrıları görülür. Kemiklerinde yaralar ve delikler açılır. Ateşi de, inip çıkar. Vakit geçirmeden tedavi edilmesi gerekir. Doktorun tavsiyelerine uyulur, verdiği ilaçlar kullanılır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Karabaşotu, pekmez, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 tutam karabaşotu konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Suyuna 1 su bardağı pekmez konur. Iyice karıştırılır. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Kemiklerin zamanla yumuşayıp, kırılabilir hale gelmesiyle ortaya çıkan bu hastalığa tıp dilinde osteomalasi denir. Nedeni, kalsiyum veya D vitamini eksikliğidir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Turp yaprağı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 avuç turp yaprağı konur. 5 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ossicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Kemiklerin hususî dokusu (uyd. k.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ossification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ossification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kemik hâline gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ossify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ossify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kemiği olan: Kemikli et; kemikli yerine vurma. 2. Kemiği iri, vücut yapısı kuvvetli insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bony. having bones. large boned. craggy. osseous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kemiği olmayan: Kemiksiz et; vücudünün kemiksiz yeri. Kemiksiz hayvanlar = Osm. hayvânât-ı nâime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boneless. without bones.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boneless. without bones. double-jointed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kemîne). 1. Pusu kurmuş, pusuda duran, saklanan, gizlenen. 2. Pusu: Düşman kemînededir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

bk. Kemîne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمين] pusu, tuzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pusu yeri, pusu kurulan gizli yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hakîr, zavallı: Mârûz-ı bende-i kemîneleridir (eski yazı dilinde tevâzu tâbirlerinden).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Burun, göz ve kulak kıkırdağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuyruğun kemikli kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rodent. rodent. gnawer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rodent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rodent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji) (y. k.). Tavşan, kobay, kirpi, sıçan ve kunduz gibi köpek dişleri olmayan ve kesici dişleri iyice gelişmiş bulunan, memeliler takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dişle sert şeyleri oyan: Kemirici hayvanlar, Osm. hayvânât-ı kaz ime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rodent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrosive. gnawing. rodent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nibble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fare gibi dişle oymak: Kemikleri kemirip duruyordu; fare tahtayı kemiriyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eat. gnaw. pick. to gnaw. to corrode. to eat into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gnaw. to corrode. eat. erode. fret. nibble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kemircik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEMMİYYET) (i. A.) (c. kemmiyyât) (kaç demek olan «kemm» den; Ar. tekiplerde: kemmiyye). 1. Miktar, adet: Meçhul kemiyet. 2. e. (gramerde) Bir kelimenin teklik, ikilik veya çokluk olması, sayıca olan farkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quantity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fenalık, kötülük, zarar verme, Ar. ızrâr: Kemliğe karşı iyilik etmek; kimseden kemlik görmedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Cesur, yiğit. 2. Silâhlı, silâh kuşanmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کميت] nicelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کميت] nicelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kemmiyet). Kemiyetler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Karasu denilen göz illeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bazı bakteriler, güneş ışınları olmadan, inorganik maddeleri oksitlemek suretiyle, kendileri için gerekli, enerji bakımından zengin organik maddeleri elde ederler. Buna kemosentez denir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. chimiothérapie

tıp kimyasal tedavi

Hastalıkların kimyasal maddelerle tedavi edilmesi yöntemi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chemotherapy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chemotherapy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gübre. 2. Pul pul kalkmış deri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کمتر] daha az. 2.değersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Daha aşağı, daha aşağı bulunan, aşağıda olan, Ar. ahkar: Kemter kulu. 2. Eskiden tevâzu yoluyla, konuşanlar kendi haklarında kullanırdı: Kemterleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Hakirâne, Acizane (konuşan kendisi hakkında kullanırdı): Nâme-i kemterânem. 2. Hakirâne, Acizâne: Kemterâne takdimine cür’et kılındı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kemtere ait (Osmanlı yazı dilinde tevâzu tâbirlerindendi): İş’Ar-ı kemterî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «kemter» den mübalağa kipidir). En küçük veya alçak ve hakir: Bende-i kemterîn; kemterîn-i bendegân.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمياب] az bulunur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Az bulunan, nadir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Şehirli, kentli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. kerem, güsterden = döşemek). Lutuf ve kerem saçan, kerem sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gökkuşağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Bir noktanın gemiden bakılınca pusula kertelerine nazaran kaldığı yön. Kerteriz almak = Bir yerin yönünü pusula kertesi vasıtasıyle tâyin etmek. Kerteriz pusulası = Kerteriz almaya mahsus hedefeli pusula. Kerteriz noktaları = Geminin yer ve yönünü kerteriz vasıtasıyle tâyine yarayan fener kulesi veya dubası ve şamandıra gibi kıyıda bulunan bilinen noktalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

point where bearing is taken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fretsaw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fret / scroll saw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilolitre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üzüm şırasından yapılan kalın pestil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Rumca: Keskin). Kalafatçı demiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arm bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cholesterin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cholesterol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cholesterol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sleeping / dormant / silent partner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rusça L.). Komlnform’dan önceki teşkilât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clavicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collarbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collar bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. jeoloji). Yanardağ ağzı. Meteor krateri veya çarpma krateri - Gökbilimde, bir gökcismine bir diğer gökcisminin çarpması sonucu yüzeyde oluşan çöküntüye verilen ad. Yanardağ krateri veya kaldera - Yanardağ ağzına verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. cratère

jeol. yanardağ ağzı

Yanardağın tepesinde, yamacında veya eteğinde arka arkaya patlamalar ve püskürtmelerle oluşmuş koni biçiminde delik.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caldera , crater , sinkhole , calderas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crater lake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) yahut kriteryum (i. L.) Doğruyu yanlıştan ayırdetmeye yarayan ve gerekince başvurulan prensip.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. critère

ölçüt

Bir yargıya varmak veya değer vermek için başvurulan ilke.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criterion. canon. gauge. test.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criterion. touchstone. criterion ölçüt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criterion. canon. measure of value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Sağlam, kuvvetli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scapula.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blade bone. scapegrace. shoulder blade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (küsterden fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Döşeyen. Merâhim-küster = Merhametli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Değirmen taşı imalinde kullanılan taş. 2. Bileği çarkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Küstere.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Mutlu, uğurlu kişi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Kuter).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coccyx.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(İng.) tre (i.), (s.) donukluk; (s.) cansız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sütün özgül ağırlığını ölçen alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wishbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wishbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) fener, fanus; (mim.) hava ve ışık girmesi için binanın tepesine yapılan pencereli kuçuk kule. lantern fly renkli bir böcek, (zool.) Fulgora, Laternaria. lantern jawed (s.) çene kemigi ince ve uzun olan. bull'seye lantern ışığı tam öne aksettiren

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) yana ait; yanal, yanda bulunan; yandan gelen; yana doğru; (i.) yandan biten dal; yana uzanan elektrik teli. lateral thinking etraflıca düşünme. later ally (z.) yandan, yana doğru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) Roma'da Lateran katedrali; bu katedrale bitişik ve içinde eski eserler müzesi bulunan saray; (s.) bu semte ait veya bağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ince) (i. Fr. jeoloji). İçinde demir yumrukları bulunan bir toprak çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir cins kırmızı kil; bu kilden meydana gelen verimsiz toprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurdy gurdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barrel organ. hurdy gurdy. music box. musical box. street organ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurdy gurdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barrel organ. hurdy gurdy. music box. musical box. street organ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organ grinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organ grinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Paris'te talebe ve ressamların oturdukları semt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ikisinden sonuncusu, son söylenilen; zikronulan iki şeyin sonra geleni, ikincisi; son. latterday (s.) çağa uygun, modern, şimdiki zamana uygun. Latter day Saints Ahir Zaman Azizleri (Mormon lann resmi ismi). latter end son; ölüm. latterly (z.) b

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gü1üş, gülme, hande; gülünecek şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilise kürsüsü; toplantıda konuşmacının önündeki kürsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pelvis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pulkanatlılar familyası. lepidopterous s. bu familya ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. harf; mektup, tezkere; çoğ. ilim, edebiyat, bilgi; matbaa harfi, harf çeşidi;harfi harfine anlamı; spor takım üyelerine verilen şeref arması; f. kitap harfiyle yazmak; plan veya haritaya yazı yazmak. letter book eski mektup kopya defteri. letter

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tahsil görmüş, okumuş, münevver, edip; harflerle işaret olunmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mektup kâgıdı başlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. harflerle işaret etme; tabela üzerine yazılan harfler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tiyatro rolünü harfi harfine ezberlemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tipo baskısı; linotip; bir kitabın yazılı kısmı (resimler hariç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. lösemi, kan kanseri. leuko bak. leuco-.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. mavna, salapurya; f. mavna ile yük taşımak. lighterage i. mavna ücreti; mavnaya yükleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yakan şey veya kimse, yakıcı alet, tutuşturucu şey. cigarette lighter çakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hemfikir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kireç suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, İng. litre i. litre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. okuyup yazma, okur yazarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. harfi, kelimesi kelimesine: her şeyi harfi harfine yerine getiren: kelimesi kelimesine tercüme eden; hakikate uygun. literalism i. harfi harfine açıklama taraftarlığı. literalist i. harfi harfine açıklayan veya tercüme eden kimse. literally z. harf

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kitaba veya edebiyata ait, edebi: edebiyatla ilgili. literarily z. edebi olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. okur yazar, tahsilli; edebiyat bilgisine sahip; i. okur yazar kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. münevverler sınıfı: edipler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., Lat. harfi harfine harfiyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. littérature

1. edebiyat, 2. kaynak

1. Bir bilim kolunun türlü konuları üzerine yazılmış yazı ve eserlerin hepsi. 2. Herhangi bir bilim dalında yazılmış olan yazı veya eserlerin bütünü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. edebiyat: yazılmış kitaplar, eserler: edebi meslek: müz. belirli bir çalgı veya çalgı takımı için yazılmış parçaların bütünü: hususi bir mevzu hakkındaki eserler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. döküntü, çerçöp yığıntısı; intizamsızlık, karışıklık; kedi veya köpek gibi hayvanın bir defada doğurduğu yavrular; tahtırevan; sedye; hayvanları yatırmak için serilen saman veya kuru ot; f. karmakarışık etmek; doğurmak, bilhassa birden çok yav

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. edip, edebiyatsı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. sokak veya bahçede çöp kutusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., umumi yerleri kirleten kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ıstakoz, zool. Homarus vulgaris. lobster-eyed s. patlak gözlü. lobster pot ıstakoz tutma sepeti. lobster thermidor ıstakoz etiyle mantardan yapılmış yahni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yolda oyalanmak, aylakça dolaşmak, yolda duraklayarak gitmek. loiterer i. aylak dolaşan kimse. loitering i. başıboş dolaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uzun vadeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. piyango, lotarya, kur'a; kader, kısmet, tesadüf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

alçak su seviyesi işareti; bir şeyin en alçak veya en düşük noktası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ing. -tre i., f. parlaklık, parıltı; cila; şaşaa, göz allalık, ihtişam; şamdan, avize, ışık veren şey; çok güzel olma; şöhret; f. cilalamak, parlaklık vermek. lusterware i. sırlı çanak çömlek. lusterless s. cilâsız, donuk, mat; zevksiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Luther mezhebine olan, Protestan Hıristiyan.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

DVD oynatıcının, ekranda gösterimli menülerle uzaktan kumanda aracılığıyla yönetilmesini sağlayan bir grafik kullanıcı arayüzü (GUI).

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hakime ait, hakimane, amirane; tumturaklı; salâhiyetli maggisterially z. hâkimane surette. magisterialness i. amirane tavır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hükm» den imef.) (c. mahâkim). Davaların görülüp hükme bağlandığı yer: Hukuk, ceza, ağır ceza, sulh, temyiz... mahkemeleri. Mahkeme-! şer’iyye = Kadı ve nâibin hükümler verdiği eski şer’İ mehkeme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trial. court. court of justice. court of law. tribunal. curia. forum. law court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court. justice. tribunal. law court. trial. hearing. forensic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank. bar. court. law court. trial. court of law. legal tribunal. hearing. chamber. civic center. forum. judicator tribunal. judicial court. judiciary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

award.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court decision. decision of a court. legal decision. judicial ruling. determination of a court. sentence of a court. juridical writ. decree. court decree. decree of court. determination. judicial order. resolution. rule of court. ruling of th.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

award.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court decision. decision of a court. legal decision. judicial ruling. determination of a court. sentence of a court. juridical writ. decree. court decree. decree of court. determination. judicial order. resolution. rule of court. ruling of th.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taxation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taxation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mahkemeye düşmesi gereken: Mahkemelik bir iş. Mahkemelik olmak, mahkemeye düşmek.

Türkçe Sözlük by