Kır ne demek? | Kır anlamı nedir? | Kır

Kır anlamı nedir?

Kır ne demek?

Kır anlamı nedir?

Kır | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: kir

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı kuşların makara gibi devamlı ötmelerini tasvir ve taklid edip art arda kullanılır: Bütün gün kır kır öttü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Meskûn olmayan yer, şehir ve köy dışı. Ar. sahrâ: Kıra çıkmak; kırlarda gezmek. 2. işlenmemiş, boş, ıssız yer: Kırlarda biten otlar. Bozkır = Step. Kır serdârı = Eskiden haydutları takip ve yolları gözetlemek maksadıyla tayin olunmuş bir başıbozuk bölüğünün başı (alay olarak bir şahıs hakkında da kullanılır ve «kaba saba adam» mânâsına gelir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kül rengine çalar beyaz, kirli beyaz: Kır at, kır sakal. Ala kır = Karışık renkli kır. Üveyik kırı = Bu kuşun tüylerine benzer renkte. Bakla kırı = Kurşuniye yakın kır. Boz kır = Beyazla boz arasında, boza çalar kır. Kırçıl = Beyaz benekli kır. Demir kırı = Siyahı fazla kır, demir renginde. Sıçan kırı = Sincâbîye çalar kır. Turna kırı = Turna renginde kır. Kırkıl = Kıl sakallı. Gök kır = Maviye çalar kır. Sakalına kır düşmüş = Sakalı ağarmış. Kır donlu et: Onun bir güzel kırı var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vücudun, yıkanmamaktan yağlanıp tuttuğu, çamaşır ve giyilen şeylere geçen pislik, Fars. çirk: Hamamda kesesiz kir çıkmaz; gömleğinin kiri; kir kabarmak; kir tutmak. 2. Umumiyetle pis şey: Tabağın kiri, kirli elbise.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkeklik organı, Ar. zeker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grey. gray. greyish. grayish. frosty. grizzled. grizzly. field. wilderness. grayness. bent. fell. grizzle. moor. moorland. prairie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

country. field. heath. moor. moorland. wilderness. countryside. grey. gray. hoary. hoar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free skating , voluntary exercise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirt. grime. soil. filth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirt. filth. soil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholic. hospitable. liberal. open minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Bir kiraz çeşidi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(|. A. «akr» dan if.) (Müzekkeriyle müennesi birdir). 1. Kısır, doğurmaz, akîm. 2. Mahsul vermez, münbit olmıyan. Akır karha: Ud-ul-karh dahi dedikleri, ilâç olarak kullanılan kök.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاقر] kısır. 2.verimsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). «Son derece zorba» anlamındaki «alikıran baş kesen» deyiminde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directive / leading idea. main idea. basic idea. basic message. burden. central idea. governing idea. directive idea. nub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. asker). Askerler. (bk.) Asker.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عساکر] askerler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Temelde insan faaliyetlerinin sonucu olarak, doğrudan doğruya atmosfere verilen ya da atmosferde kimyasal tepkimeler sonucu oluşan gaz ve partikül maddelerin yol açtığı kirlilik oranı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic nucleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kabul oyu. olumlu oy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Zıt, ters; alışılagelen ve doğru olarak bilinen şekle uygun olmayan: Aykırı bir fikir. 2. Uygun olmayan: Adetlere aykırı bir davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crosswise. transverse. anomalous. antithetic. antithetical. contradictious. contradictory. heterodox. impolitic. incongruous. inconsistent. repugnant. thwart. gainst. crosswise. crossways. athwart. counter. anti-. against.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary. against. contrary to. crosswise. transverse. across. incongruous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary. contrary to / against. inviolation of. diverging. divergent. transverse. crosswise. sidelong. abnormal. thwart. adverse. eccentric. contradictory. derogative. derogatory. inconsistent. traverse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karşılıklı olarak aykırı hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become contrary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aykırı olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposition. disagreement. incongruity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disagreement. difference. incongruity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Ayna kırılmasının uğursuzluk getireceğine olan inanış, en eski batıl inançlardan biridir. Kökeni ilk aynanın yapılışından yüzyıllar öncesine, hatta ilk çağ insanına kadar gider. Göllerde veya su birikintilerinde, kendi aksini gören ilkel insan şaşırmış, bunun kendisinin ruhu olduğunu sanmış, suyu bulandırıp görüntüsünün kaybolmasına neden olanları da düşman bilmiştir.

İlk aynaların kullanılışı eski Mısır devirlerine rastlar. Bunlar pirinç, bronz, gümüş hatta altın gibi metallerden yapılmış ve çok iyi parlatılmış yüzeylerdi ve de tabii ki kırılmaları mümkün değildi. Bu devirde de bu parlak yüzeylerden yansıyan görüntünün o insanın ruhunun bir yansıması olduğuna inanılıyordu. Sonraları buna vampirlerin ruhları olmadığından bu parlak yüzeylerde görüntülerinin de yansımadığı inancı ilave edildi.

Cam kapların yapılmaya başlanılmasından sonra da, içindeki sudan yansıyan görüntünün ruhun bir yansıması olduğu inancı devam etti ama camlar kırılabiliyordu ve o zaman da içinde bulunan ruhun bir parçası vücudu terk ediyordu.

Birinci yüzyılda Romalılar bu uğursuzluğun süresini 7 yıla çıkardılar Romalılar hayatın her yedi senede bir kendini yenilediğine İnanıyorlardı. Camın kırılması sonucu ruh ve dolayısıyla insanın sağlığı tahrip olduğundan, vücudun kendini yenileyerek, sağlığına kavuşması için yedi yıl geçmesi gerekiyordu.

Bu batıl inanç, 15. yüzyılda İtalya’da, Venedik şehrinde, arkası gümüş kaplı, çok kolay kırılabilir ve pahalı ilk aynaların yapılması ile birlikte iyice gelişti. İnanç biraz da ekonomik boyut kazanmıştı. Aynayı taşıyanlar, evlerde aynaları temizleyen hizmetkarlar, aynaları kırmaları halinde, yedi yıl boyunca, ölümden daha beter felaketlerle karşılaşabilecekleri hususunda uyarılıyorlardı.

Bu inançla beraber geliştirilen bazı önlemler de oldu tabii. Örneğin: aynanın kırılan parçaları toplanır ve güneye doğru akan bir ırmakta yıkanırsa veya toprağa gömülürse kötü şans yok edilmiş olur. Ancak kırılan parçaları alıp evden çıkarken içlerine bakmamak gerekir. Yatak odalarındaki aynaların üzerleri kullanılmadığı zamanlarda örtülmelidir ki ruh içinde kalmasın. Ölen bir insanın evindeki aynaların da üzerleri örtülmelidir ki ruh gökyüzüne doğru olan yolculuğunda bir engelle karşılaşmasın.

17. yüzyılın ortalarında İngiltere ve Fransa’da ucuz maliyetli aynalar üretilmeye başlanıldı ama batıl inanç o kadar yerleşmişti ki, günümüzün modern dünyasında bile hala devam ediyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.) Cu senbolüyle gösterilen bir eleman. 1. Kırmızıya yakın renkte maruf maden ki çeşitli kap kaçak imaline ve kalay vesaire ile birleştirilerek prinç ve tunç gibi mürekkep madenler teşkiline girer. 2. Bakırdan kap kaçak, mutfak takımları: Bakırları kalaycıya vermek; bakır takımı. 3. Bakır pası, jenkâr: Bu sahanlar bakır olmuş; bu yemek bakır çalmış. Bakırdan yapılmış: Bakır leğen, bakır akça = Sikke-i nuhâssiyye, fülüs-i ahmer; bakır kaplama. Bakır paıı = Bakıra ekşi bir şey dokunduğunda hasıl olan yeşil pas. Bakır çalmak = Bakır pasının yiyeceğe bulaşması. Bakırtaşı = Malakit. Bakır tuzu = Kıbrıs zaçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bozulmamış, el değmemiş, temiz kalmış.

Türkçe Sözlük by

ELEMENTLER

Simgesi: Cu

Atom Numarası:29

Kütle Numarası:63,546

Yoğunluk:8,96g/cm3

Erime Sıcaklığı:1084 °C

Kaynama Sıcaklığı:2927 °C

Kırmızımsı renkte, parlak, elektrik ve ısı iletkenliği yüksek bir metaldir.

Elektrik endüstrisinde çok yaygın olarak kullanılır.

Pirinç ve bronz gibi alaşımları eşya ve alet üretiminde kullanılır.


ELEMENTLER by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copper. cupric. cuprous. copper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

virgin. virginal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

virgin. virginal. untouched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [باکر] el sürülmemiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) l. İnceleyen, tetkik edip açıklayan. 2.Arslan. 3.Hz.Hüseyin’in Zeyne’l-Abidin’den torununun adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copper-plated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Gelişmiş Sony DVD oynatıcılar, elektriksel parazitlere karşı mükemmel bir dayanıklılık sağlayan bir bakır kaplı şasi ile donatılmışlardır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verdigris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verdigris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copper color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bakırdan kablar yapan san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coppersmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copperworking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BAKİR (i. A.). Kız oğlan kız (aslı «blkr» dir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

virgin. virgin. maiden. untouched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maiden. virgin. chaste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

virgin. maiden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [باکره] kızoğlan kız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

virginhood. virginity. maidenhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

virginity erdenlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maidenhood. virginity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cupric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Parıltı, ışık, şimşek. Balkır Rıza: (Öl. 1945). Türk Karagöz oyunu ustası.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, kirdâr = tabiat). Kötü tabiatlı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sabahları erken kalkmayı alışkanlık edinen kimse, bakir. 2.Yeni doğmuş. 3.Öncesi, İsmaili zümresine ait büyük bir Arap kabilesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağaçsız ve susuz, çora ova, çorak arazi, step, pampa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steppe. desert. moor. moorland. veld. veldt. wold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prairie. savanna. steppe. steppe step.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sparsely vegetated plain. desert areas. desert. steppe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Donmuş deniz, göl veya nehirlerde buzlan kırarak yol açmada kullanılan gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

icebreaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

icebreaker. iceboat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). I. Mavi çizikli ela renginde, mavi çizgili çil: Çakırgöz = Ar. aynı zerka. Pençesi iri ve pek keskin bir cins doğan. Çakırper.çe = Tuttuğunu bırakmaz, her şeyden istifade eder, harîs. Çakırdiken = Bir cins bitki. Çakırkanat = Kanatları çizgili bir nevi ördek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şarap, içki, mey, bâde. Çakır keyif (doğrusu çakır keyfi) = Düşmeyecek derecede sarhoş. Fars. nîm-mest.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

greyish blue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grayish blue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Mavimsi, mavi renkli, gri benekli gözleri olan kişi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Çukuru fazla olan bozuk satıhlar için kullanılır: Yol pek çakır çukurdu, içimiz dışımıza çıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuş avında çakırı tu. tan adam. Çakırcı başı = Çakırcıların reisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maydanozgillerden, bir bitki, deve elması (Fr. panicaut).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doğan cinsinden bir yırtıcı kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mavi hareli kanatan olan bir ördek çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yarı sarhoş, içki İçerken sarhoşluğun ilk demlerinde olan adam. (bk.) Çakır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

half tipsy. mellow. merry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rafter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Hücre çekirdeğinde bir yahut birkaç tane olarak bulunan yuvarlak cisim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Meyvenin içindeki tek veya birçok tohum. Ar. nüvât: Şeftali, erik, karpuz, üzüm, ayva, incir çekirdeği. 2. Tane, kırat (ağırlık): iki dirhem bir çekirdek ağırlığında. 3. (biyoloji) Bir hücrenin çekirdeğini meydana getiren cisimcik. 4. (fizik) Atom tanelerinin proton ve elektronlardan mürekkep merkez kısmı. Çekirdekten yetişine = Bir iş veya sanatta tâ küçüklüğünden ve önce çıraklık ederek alışmış olan: Çekirdekten yetişme matbaacı. İki dirhem bir çekirdek = Gayet süslü ve şık gezen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seed. pit. kernel. stone. nucleus. core. core memory. cystoblast. hard core. hard pan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bean. core. kernel. nucleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kernel. nucleus. core. seed. pip. stone (fruit. nuclear. grain. kern. cob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nuclear family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nuclear family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffee bean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffee bean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çekirdek peyda etmek, kartlaşmak: Patlıcan, hıyar çekirdeklendi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çekirdeği olan: Birçok çekirdekli meyve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having seeds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çekirdeği olmayan: Çekirdeksiz üzüm, nar vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seedless. stoneless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seedless. stoneless. pipless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seedless. currant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İçinde çekirdek oynar gibi ses çıkarmak, tıkırdamak, çıtırdamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: çökmek’ten «çögertge», «çögürtge). Bulut gibi çöküp ekinleri ve bütün bitkileri harap eder uçucu bir hayvancık. Düzkanatlılardandır. Çekirge düşmek = (çekirge) Zuhur etmek, ortaya çıkmak. Orak çekirgesi = Ağustosböceği. Çayır çekirgesi = Çırçır, çırlak. Gece çekirgesi s Ağustosböceği. Çekirge tohumu = Bu muzır hayvanın yere gömdüğü yumurtası. Çekirge kuşu = Sığırcık kuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grasshopper. locust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grasshopper. locust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İçinde çekirdekf oynar gibi ses çıkarma, tıkırdı, çıtırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to answer back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daunt. demoralize. discourage. dishearten. unnerve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abate. throw / pour cold water on. to cast a damper on. discourage. dishearten. dismay. unnerve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

environmental pollution. environment pollution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuş dışkısı, sank, sanki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bazı hayvanlar ve bilhassa kuşlar: Dışkı yapmak, pislemek: Daima martılar çımkırdığı için, orasının temiz durması mümkün değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subtlety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok aşırı nezaket, lüzumsuz kibarlık ve dayanıksızlık gösteren: Böyle şey söylenmez. Çıtkırıldımın biridir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effeminate. high- hat. softy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir limandaki tekneleri dagalarm tesirinden korumak için denizde yapılan set.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir limanı akıntılardan ve gelgitlerden korumak amacıyla gelgite açık koylarda, göllerde yada ırmaklarda gerçekleştirilen yapı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakwater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakwater. jetty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jetty. mole. breakwater. wave braker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Salepgillerden bir bitki (epipactis).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Circuit Breakers)

Menkul kıymet borsalarında piyasanın belirlenen bir süre içerisinde, belirlenen bir seviyede düşüş göstermesi durumunda, hisse senedi ve vadeli endeks piyasalarında, alış ve satış emirlerindeki dengesizlik nedeniyle oluşabilecek aşırı düşüşlerin önlenebilmesi amacıyla, işlemlerin geçici olarak durdurulması uygulamasıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disappointment. frustration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blue ruin. chagrin. disillusion. disillusionment. fade. dead frost. frustration. lead baloon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Deve yavrusunun babası. - Hulefa-i Raşidin’in ilkidir. Hz.Ebubekir’in lakabı. Rasûlullah (s.a.s)’ın nübüvvetinden önce de sonra da en yakın arkadaşı olmuştur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bread crumbs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crumb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

home rental. house rent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FAKR) (i. A.). Fakirlik, (bk.) Fakr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poor. needy. pauper. destitute. distressed. impecunious. indigent. necessitous. penniless. penurious. ropy. small. pauper. poor person. fakir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humble. needy. pauper. poor. fakir. dervish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Oriental religious ascetic or begging monk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Faker. a Muslim or Hindu mendicant monk who is regarded as a holy man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

needy. poor. destitute. needy / unfortunate or miserable person. barehanded. fakir. have- not. impecunious. indigent. necessitous. penurious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Muslim or Hindu mendicant monk who is regarded as a holy man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fakir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فقير] yoksul. 2.bendeniz. 3.dilenci. 4.derviş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). derviş, fakir, Hint fakiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the poor. have-nots.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. fakr’dan smüş.) (mü. fakire) (c. fukarâ). 1. Yoksul, züğürt, malsız, servetsiz, parasız, fukara, muhtaç. 2. Bîçare, zavallı: Ne yapsın fakiri 3. Tevazu yoluyle daha çok dervişler arasında birinci şahıs için kullanılır: Fakir, dün ziyaretinize geldimse de bulamadım. Çokluğu Türkçe’de teklik yerine de kullanılır. 4. Hindistan’da tabiat üstü gibi görünen gösteriler yapan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. F.) Konuşanın evi (tevazu tâbiri): Fakirhâneye teşrifinizi rica ederim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. F.). 1. Fakire yakışır surette. Fakirâne bir evim vardır, fakirâne yaşamayı kabüllenip gelirinin çoğunu hayra sarfediyor. 2. Acizane (tevazu tâbiri): Fakirâne takdimine cüret ettim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

home for impoverished old people who are homeless or handicapped. wretched little hole. mean house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فقيرخانه] bendenizin evi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Fr.). Hindistan’da, fakirlerin yaptığı, tabiat üstü kuvvetlere atfedilen fevkalade gösteri ve temrinlerin tamamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impoverishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impoverishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get poor yoksullaşmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get poor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impoverish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poverty. poorness. pauperism. want. beggary. indigence. nudity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

want. poverty. indigence yoksulluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poverty. destitution. indigence. need. pauperism. poorness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi). 1. Bir sıvının kaynamasını tasvir ve taklit ederek mükerrer kullanılır: Su fıkır fıkır kaynıyordu. 2. Göz alacak surette parıl parıl parlayan ve ışık saçan bir şeyi tasvir eder: Birtakım cam parçaları kumun içinde güneşten fıkır fıkır parlıyordu. 3. Her biri bir taraftan oynayıp kımıldanan kalabalığı ve hareketi tasvir eder: Böcekler mutfakta fıkır fıkır kaynaşıyorlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FİKR) (i. A.) (c. efkâr). 1. Düşünme, tefekkür, mülâhaza, endişe: Fikre daldı. Derin birtakım fikirler zihnini meşgul ediyordu. 2. Rey, bir adamın kendi fikrince kararlaştırdığı yol: Bu mevzuda sizin fikriniz nedir? Ben fikrimi söyledim, siz de kendi fikrinizi söyleyiniz. 3. Akıl, zihin, zekâ: Bu adamda hiç fikir yok. Fikir sahibi adamdır. Fikri doğru adam. 4. Hâfıza kuvveti, hatır: Fikrimde kalmadı. Şimdi fikrime geliyor. Büsbütün fikrimden çıkmıştı. Bunu fikrinizde tutun. 5. Her vakit düşünülen şey-. Onun aklı fikri hep oyunda. 6. Niyet, maksat, tasavvur: Ne fikriniz vardır? Efkârınız nedir? Fikretmek = Akıl etmek, vaktinde düşünmek, gaflet etmemek: Bunu iyi fikrettiniz. Oyle icap ederdi ama fikredemedim. Efkâr (Türkçe’de teklik gibi) = Zihin, akıl: Bu adamda efkâr vardır. 7. Gaile, hüzün, keder, düşünce: Onun bir efkârı vardı. Bir efkâra dalmıştı. Siz bu işi çok efkâr ettiniz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thought. belief. concept. idea. opinion. mind. advice. suggestion. attitude. cogitation. conceit. conception. estimation. hint. impression. inspiration. notion. position. think-so. thinking. verdict. view. voice. sentiments. ideo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attitude. conception. idea. impression. mind. notion. opinion. sentiment. voice. thought. advice. counsel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idea. opinion. thought. animus. concept. conception. construct. counsel. cue. edifice. estimation. image. mind. moneymaker. notion. piece of advice. plan. position. product development cycle. reason. reflection. regard. senses. sentiments. sight. understa

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فکر] fikir, düşünce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intellectual. savant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fıkır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude of thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white-collar worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fıkırdayan, mec. Hoppa insan (bilhassa genç kızlar için kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flirtatious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fıkır fıkır ederek sesle kaynamak: Su fıkırdadı. 2. Süratle ve her taraftan oynamak: Deniz şiddetle fıkırdamaya başladı. Karıncalar her taraftan fıkırdıyor. 3. Göz alacak surette parıldamak: Camekânın renkli camları güneşten fıkırdamaya başladı. 4. Hoppalığı sebebiyle yerinde duramamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve görüşü olan, lı. Ar. Akil, zekî. Cin fikirli = Pek zeki, uyanık ve kurnaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve görüşü olmayan, akılsız. Ar. gabî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without an opinion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve görüş eksikliği, akılsızlık. Ar. gabâvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fıkırdama sesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mayıs ortalarında çıkan ve bağ filizlerine zarar veren fırtına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutcracker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutcrackers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Basınçla suyu atıp fırlatan Alet, fıskiye. Fars. fevvâre, şırınga.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gush. jet. outburst. spurt. squirt. emanation. eruption. spout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flush. jet. spurt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squirting. effusion. gush. spout. squirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (Su veya diğer bir sıvı), şiddetli bir basınç altında, bulduğu dar bir aralıktan şiddetle sıçramak. Osm. feverân etmek: Bu fıskiyeden su beş metre yukarı kadar fışkırıyor. 2. Tohum büyük bir kuvvet ve şiddetle bitip birdenbire büyümek: Ektiğimiz tohumlar bir güzel fışkırmış ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gush out. spurt. burst. belch. blow. ejaculate. erupt. flush. spout. squirt. well. well forth. well out. well up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flush. gush. spout. spurt. squirt. to gush out. spurt out. squirt forth. to spurt out. to gush. to squirt. to spout. to jet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gush out. to spurt out. to squirt forth. to jet. to spring up. emanate. gush. shoot. spew. spout. spurt. squirt. well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fışkıran bir şeyin çıkardığı ses.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flush. spouting. ejaculation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ejection. jet. blast. blasting. spraying. flushing. sprouting. atomization. ejaculation. spurt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Su veya diğer bir sıvıyı basınç altında dar bir açıklıktan şiddetle sıçratmak. Osm. feverân ettirmek: Fıskiye, bu tulumba, şu şırınga suyu çok yukarı fışkırtıyor. 2. Tohumu birdenbire ve süratle yeşertmek: Bu yağmur ekinleri fışkırtacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jet. spurt. dash. ejaculate. splutter. spout. squirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flush. jet. spout. spurt. squirt. to spout. to spurt. to squirt. to jet. to ejaculate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth gush or squirt. to stream. to jet. to sprout. to flush. to erupt. to spring. to spurt. to spatter. to scoot. to spout. to gush out. to spring up. to shoot up. to gush. ejaculate. eject. spew. vomit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Geceleri flaşla çekilen fotoğraflarda genellikle gözler kırmızı çıkar. Peki fotoğraftaki güzelliği bozan bu olay nasıl olur? Niçin her zaman olmaz? Niçin gündüzleri flaşla çekilen fotoğraflarda olmaz?

Gözümüz iç içe geçmiş üç tabakadan oluşur. En dışarıdaki gözümüzü koruyan ve göz akı da denilen sert tabakadır. İkincisi, kan damarlarından meydana gelmiş ve ortasında göz bebeğinin bulunduğu damar tabakadır. Bu damarlar sayesinde fazla ışıkta göz bebeğimiz küçülür, karanlıkta ise daha çok ışık alabilmek için büyür ama bu hareketi oldukça yavaş yapar. Üçüncü tabaka da retina adı verilen, ışığa duyarlı kılcal damar ağlarından oluşan ağ tabakasıdır.

Köpek, kedi, geyik, karaca gibi hayvanların gözlerinin arkasında, yani retinalarında ayna gibi, yansıtıcı özel bir tabaka vardır. Eğer karanlıkta gözlerine el lambası veya araba farı gibi bir ışık tutarsanız, bu ışık gözlerinin içinden yansır ve gözleri karanlıkta pırıl pırıl parlar. İnsanların gözlerinin retinasında ise böyle bir yansıtıcı tabaka yoktur.

Fotoğraf makinesinin flaşı çok kısa bir zamanda çok kuvvetli bir ışık verir. Gözbebeğimiz ise bu kadar kısa zamanda küçülmeye fırsat bulamaz. Işık doğrudan retinaya ulaşır ve oradan da doğrudan kılcal damarların görüntüsü yansır. İşte flaşla çekilen fotoğraflarda görülen bu kırmızılık retina tabakasındaki kılcal damarların görüntüsüdür.

Günümüzde, birçok fotoğraf makinesinde, gözün bu kırmızı görüntüsünü azaltacak önlemler alınmıştır. Bu makinelerde flaş iki kere çakar. Birinci çakış resim çekilmeden az önce olur ve gözbebeğinin küçülerek gözdeki yansımayı azaltmasına zaman tanır. İkincisi de tam fotoğraf çekilirken olur ki, gözbebeği olması gereken durumu almıştır zaten. Başka bir önlem de odadaki bütün ışıkları açarak gözbebeğinin önceden küçülmesini sağlamaktır.

Geceleri flaşlı fotoğraflarda, gözlerin kırmızı çıkmasının önlenmesinin bir yolu da flaşı objektiften olabildiğince uzak tutmaktır. Günümüzde fotoğraf makineleri o kadar küçülmüştür ki, flaş makinenin bünyesinde ve objektife birkaç santim mesafededir. Flaşın ışığı göze gelip yansıyarak geri döndüğünde doğrudan objektife gelir. Gündüzleri ise gözümüze dışarıdan, her yönden ışık geldiği için, flaşın ışığı bunların arasında daha az oranda gözümüze girer ve kırmızı göz olayı yaratmaz.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Geceleri flaşla çekilen fotoğroflarda genellikle gözler kırmızı çıkar. Peki fotoğraftaki güzelliği bozan bu olay nasıl olur? Niçin her zaman olmaz? Niçin gündüzleri flaşla çekilen fotoğraflarda olmaz?

Gözümüz iç içe geçmiş üç tabakadan oluşur. En dışarıdaki gözümüzü koruyan ve göz akı da denilen sert tabakadır. İkincisi, kan damarlarından meydana gelmiş ve ortasında göz bebeğinin bulunduğu damar tabakadır. Bu damarlar sayesinde fazla ışıkta göz bebeğimiz küçülür, karanlıkta ise daha çok ışık alabilmek için büyür ama bu hareketi oldukça yavaş yapar. Üçüncü tabakada retina adı verilen, ışığa duyarlı kılcal damar ağlarından oluşan ağ tabakasıdır.

Köpek, kedi, geyik, karaca gibi hayvanların gözlerinin arkasında, yani retinalarında ayna gibi, yansıtıcı özel bir tabaka vardır. Eğer karanlıkta gözlerine el lambası veya araba farı gibi bir ışık tutarsanz, bu ışık gözlerinin içinden yansır ve gözleri karanlıkta pırıl pırıl parlar. İnsanların gözlerinin retinasında ise böyle bir yansıtıcı tabaka yoktur.

Fotoğraf makinesinin flaşı çok kısa bir zamanda çok kuvvetli bir ışık verir. Gözbebeğimiz ise bu kadar kısa zamanda küçülmeye fırsat bulamaz. Işık doğrudan retinaya ulaşır ve oradan da doğrudan kılcal damarların görüntüsü yansır. İşte flaşla çekilen fotoğraflarda görülen bu kırmızılık retina tabakasındaki kılcal damarların görüntüsüdür.

Günümüzde, birçok fotoğraf makinesinde, gözün bu kırmızı görüntüsünü azaltacak önlemler alınmıştır. Bu makinelerde flaş iki kere çakar. Birinci çakış resim çekilmeden az önce olur ve gözbebeğinin küçülerek gözdeki yansımayı azaltmasına zaman tanır. İkincisi de tam fotoğraf çekilirken olur ki, gözbebeği olması gereken durumu almıştır zaten. Başka bir önlem de odadaki bütün ışıkları açarak gözbebeğinin önceden küçülmesini sağlamaktır.

Geceleri flaşlı fotoğraflarda, gözlerin kırmızı çıkmasının önlenmesinin bir yolu da flaşı objektiften olabildiğince uzak tutmaktır. Günümüzde fotoğraf makineleri o kadar küçülmüştür ki, flaş makinesinin bünyesinde ve objektife birkaç santim mesafededir. Flaşın ışığı göze gelip yansıyarak geri döndüğünde doğrudan objektife gelir. Gündüzleri ise gözümüze dışarıdan, her yönden ışık geldiği için, flaşın ışığı bunların arasında daha az oranda gözümüze girer ve kırmızı göz olayı yaratmaz.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

false claim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe) (uyd. k.). Determinist.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe) (uyd. k.). Determinizm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Eski kabadayılar göğüslerini ustura ile tıraş ederler, yalnız bir tutam kıl bırakmayı ihmal etmezlerdi. Buna „göğüs perçemi’ derlerdi. Bu perçeme mali güçlerine göre boncuk ya da pahalı inciler takarlardı.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Maviye çalar kır renkte, at donu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - At donlarından maviye çalan kır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strikebreaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strike breaker. blackleg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

İnsanlar üzerinde olumsuz fizyolojik ve psikolojik etkiler yaratan, arzu edilmeyen sesler. Gürültü kirliliğinin başlıca kaynakları arasında uçakların çalışması, yol trafiği, inşaat ve ağır donanım bulunmaktadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kumaşın parlak ipek yolları. 2. Yol yol ipekli kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. hakaret’ten smüş.) (mü. hakîre). İtibârı, değeri olmayan, küçük görülen, horlanan, güçsüz, hürmet ve sevgi gösterilmeyen. Eskiden tevâzu ve mahviyet tâbiri olarak kullanılırdı: Bu abd-i hakîr; bu fakîr-i hakîr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. small. mean. vile. despicable. low.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vile. worthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حقير] değersiz. 2.küçük. 3.bendeniz, ben.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F.). İtibârı, değeri olmayan bir adama ait olan yahut olarak, eskiden bu da yine tevâzu yerinde kullanılırdı: Artza-i hakîrânem; hakîrâne ifâde-i hâle cür’et eylerim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Japonca). Japonlar’da karnını bıçakla deşmek suretiyle intihar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hara-kiri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Suicide, by slashing the abdomen, formerly practiced in Japan, and commanded by the government in the cases of disgraced officials; disembowelment; - - also written, but incorrectly, hari-kari. ritual suicide by self-disembowelment on a sword; practiced b

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ritual suicide by self-disembowelment on a sword; practiced by warriors in the traditional Japanese society.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) harakiri .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Toz, gaz, sis, koku, duman ya da buhar kirleticilerin insan, bitki ve hayvan yaşamına yada maddi nesnelere zarar verecek, yada yaşamdan, maddi nesnelerden rahatça yararlanmasına engel olacak miktar, yoğunluk ve zamanda atmosferde bulunması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Temiz hava kriterlerinin ve standartlarının saptanması ve uygulanması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disappointment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letdown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disappointment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scream. outcry. shout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Haykırmak eylemi veya tarzı. 2. Haykırma sesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exclamation. squeal. cry. shout. scream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cry. shout. holler. shouting. whoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. clamour. shriek. yell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bağırmak, hay huy diyerek ses çıkarmak, gürültü etmek: Bu herif ne haykırıyor?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shout. bawl. cry. cry out. shout out. burst out. burst in. call to. ejaculate. exclaim. roar. rumble. rumble out. scream. spit. whoop. yell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cry. exclaim. shriek. whine. yell. to cry out. shout. scream. to cry. to shout. to scream. to exclaim. to shriek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cry out. to shout. to scream. to protest loudly. bawl. exclaim. holler. squeal. whoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bağırtmak, hay huy diye bağırmaya sevketmek veya sebebiyet vermek: Şu çocuğu haykırtmayın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb scream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HEM-FİKR) (i. F. A). Aynı düşüncede, aynı fikirde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unanimous. of the same opinion. likeminded. like-minded. agreeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of the same opinion. like-minded. like minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemfikr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağlarken boğaz tıkanırmış gibi göğüsten gelip zor çıkan ıztıraplı ses: Hıçkırıkla ağlamak. 2. Acele yemek veya söylemek gibi bazı hallerde mideden gelen ve bazen hayli devam eden bir çeşit elde olmayan geğirme: Hıçkırık tuttu.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Solunum kasları ve özellikle diyaframın uyarılması sonucu ortaya çıkar. Tıp dilinde singultus denir. Nedenleri çeşitlidir. Basit hıçkırıklar; çoğunlukla mide gazı, sıcak ve baharatlı yemekler, sinir bozukluğundan kaynaklanır. Ayrıca; bazı kalp, karaciğer, bağırsak ve pankreas hastalıkları, zatülcenp veya zatürreede de görülebilir. Basit hıçkırıklarda aşağıdaki reçeteler uygulanır. 3 saatten fazla süren hıçkırıklarda, doktora başvurmak gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Karbonat, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı suya 1 kahve kaşığı karbonat konur. Eritilip bir kerede içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hiccup. sob. hiccough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hiccup. sob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boğaz tıkanacak süreçte ve derinden iç çekerek ağlama: Hıçkırması işitiliyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hiccup. to hiccup. to sob. hiccough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hiccup. to sob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boğaz tıkanarak ve derinden iç çekerek ağlamak: Hıçkırıp duruyordu. Hıçkıra hıçkıra ağladı.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Sadece Hindistan’a değil, kuzey Afrika ülkelerine, özellikle Fas’a gidenlerin en çok ilgisini çeken şeylerden biri de yılan oynatıcılarıdır. Yılan oynatıcısının yılanının sepetinden çıkartıp oynatmasının, onu bir tür hipnotize etmesinin, flütünden (aslında flüt benzeri bir çalgıdan) çıkardığı seslerle bir alakası yoktur.

Çünkü kobra yılanı bir taş gibi sağırdır. İşitme organı ve buna bağlı sinirleri yoktur. Sesleri duyması mümkün değildir. O sadece yerden, yani topraktan gelen titreşimleri hissedebilir. Yılanlar titreşimlere karşı çok hassastırlar.

Aslında yılanın sepetinden çıkıp, dikelip aldığı pozisyon saldırı pozisyonudur. Kobra gövdesinin ön bölümünü havaya diker ve boynunu yassıltarak genişletir. Bu hareketi boyun kaburgalarını birbirlerinden ayırarak sağlar.

Yılan oynatıcısı elindeki flütü sağa sola sallayarak yılanın baktığı hedefin yerini sürekli değiştirir. Yılan flüte doğru kafasını oynattıkça bu, seyircilere sanki yılan dans ediyormuş izlenimini verir. Aslında yılanın sallanması fiziksel bir olaydır. Onu vücudunun üst kısmını yerden yükseltebilmek için yapar. Sallanmayı kestiği an yere düşer.

Kobra yılanları türünün hepsi bir değildir. Yılan oynatıcıları genellikle gördükleri her şeye anında saldıran Kral Kobrası’nı tercih etmezler. Bunlar aynı zamanda dünyanın en büyük zehirli yılanlarıdırlar. Boyları 5 metreyi geçer zaten en kuytu yerlerde yaşarlar ve diğer kobraların aksine insandan kaçarlar.

Yılan oynatıcılarının tercihleri daha sakin olan ve yemeyi gözünün kesmediği büyüklükteki objelere saldırmayan Asya Kobrası’dır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mango.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Yapılabilir ve teorik olarak mümkündür. Hatta ünlü tenör Cruso’nun bunu başardığı rivayet edilir. Reonansını tutturabilirseniz sadece bardak değil başka birçok şeyi kırabilirsiniz. Peki öyleyse, nedir bu rezonans?

Salıncakta bir çocuğu salladığınızı düşünün. Salıncak size gelirken, tam en üst noktaya ulaşmadan salıncağı itmeye kalkışırsanız, onu yavaşlatırsınız. Ancak salıncak size doğru gelirken, itmeyi hep en üst noktada yaparsanız, her seferinde aynı kuvvetle itseniz bile, salıncak gittikçe hızlanacaktır.

Salıncak kendi tabii frekansı ile, diyelim ki, dakikada 30 salınım yaparak sallanıyordu. Siz de dışardan bir kuvvet, fakat aynı frekansta bir kuvvet uyguladınız. Bu iki frekans çakıştı ve salıncak da bu nedenle gittikçe hızlandı.

Salıncak örneğinde olduğu gibi, her cismin bir kendi tabii frekansı vardır. Cisimlere kendi tabii frekansları ile çakışan bir frekansta her hangi bir kuvvet uygularsanzı rezonans denilen kontrolsüz bir ortam oluşabilir.

Eğer önünüzde duran bir bardağa, onun tabii frekansına uyan bir frekansta bağırabilirseniz, daha doğrusu bir ses dalgası gönderebilirseniz, bardağın tabii frekansı ile sesin frekansı çakışarak, bardaktaki titreşimi kontrolsüz bir şekilde artırır, bardak rezonansa girer ve sonuçta çatlayabilir veya kırılabilir.

İnsanlar günlük yaşamlarında pek farketmemelerine rağmen rezonans olayı, otomobilden, köprü dizaynına kadar mühendislerin en çok zorlandıkları konulardan biridir. Hatta bu nedenle, askerler bir köprüden geçerlerken, yürüyüş adımlarının frekansları köprünün tabii frekansı ile çakışıp, köprü yıkılmasın diye, köprülerden uygun adım yürüyüşle geçmezler.

Otomobilde direksiyon mekanizması ile amortisörlerdeki titreşim aynı frekansa gelince, rezonans sonucunda direksiyon şiddetli sarsılmaya başlar. Mühendisler araba dizaynında parçaların biçimlerini, yaylanmalarını ve ağırlıklarını, devir sayıları ve benzeri faktörleri göze alıp rezonansı en aza indirmeye çalışırlar.

Peki bu rezonansın hiç iyi bir yönü yok mu? Var elbette. Örneğin radyo istasyon dalgalarını araken bu dalgaları yakalarsanız, kendi alıcınız ile birbirini tuttuğu an rezonansa girer, genliği artar ve bu istayonu işitmeye başlarsınız.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hesitant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hesitancy. hesitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انقراض] çökme, tükeniş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tükenmek, çökmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Topraktan su düdüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başlık: Karagöz oyununda Karagöz’ün ışkırlağı sözünde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Islık çalmak, kuş gibi ötmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Kuru şeylerin birbirlerine dokunmaları sonunda çıkan sesi taklit ve tasvir eder: Kuru dallar kakır kakır ediyordu. Art arda gelip sıfat gibi de kullanılarak pek kuru demektir: Bu deriler kakır kakır olmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuzey ülkelerinde yaşayan büyük bir cins dağ sıçanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Kakır kakır eden kuru ve gevrek (şey). 2. Eritilen içyağının kalan kuru ve kavrulmuş maddesi. Kıkırdak: Kıkırdak böreği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (kuru şeyler) Birbirlerine temas ederek kuru bir ses çıkarmak, kakır kakır etmek: Bu cevizler ne çok kakırdıyor. 2. mec. Çok üşümek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kuru şeyleri biribirlerine temas ettirerek ses çıkartmak: Şu cevizleri kakırtdatmayın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuru şeylerin temasından veya bir kuru tahta vesairenin kırılmasından çıkan ses ve gürültü: Bu cevizler, bu pervazlar ne kadar kakırdıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brokenhearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heartbroken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken-hearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Yaşamımızın sürebilmesi için vücudumuzdaki her bir hücrenin oksijene ihtiyacı vardır. Hücrelerimize oksijeni kanımız taşır. Kanımız oksijeni havadan aldığımız nefesin sonucunda akciğerlerimizden alır ve vücudumuzun her bir noktasına ulaştırır. Bu noktalarda oksijeni hücrelere devreden kanımız, kalp tarafından emilerek tekrar oksijen depolayabilmesi için akciğerlerimize pompalanır ve çevrim böyle devam eder.

Kanımızın içinde oksijen moleküllerini tutup, damarlarda taşıyarak, hedefe ulaşıldığında bırakan özel bir molekül vardır. Kırmızı kan hücrelerini, yani alyuvarları çevreleyen ve aslında demir içeren bir protein olan hemoglobin, oksijenle birleşerek bilinen parlak kan rengini oluşturur.

Kanımız hücrelerde oksijeni terk edip, karbondioksiti alıp geri dönerken yani toplardamarlarımızda iken rengi koyu kırmızı hatta biraz mora yakındır. Damarlarımızın çeperleri ve kan hücreleri renksiz olduklarından, kanın rengini veya renginin tonunu içinde oksijen olup olmaması tayin eder.

Damarlarımızın mavi renkte görünmesi, vücudumuza gelen ışığın bir kısmının derimizde emilmesi, bir kısmının da yansıtılması ile ilgilidir. Derimizde mavi renk gibi yüksek enerjiye sahip dalga boyundaki ışıklar daha çok yansıtılıp gözümüze geldiği için damarlarımız mavi renkte görülür.

Vücudumuzda gördüğümüz damarların hemen hemen tümüne yakını daha koyu renkli kanı taşıyan toplardamarlardır. Atardamarlarda kalp tarafından pompalanan kanın vücudun her yerine süratle ulaşabilmesi için basınç yüksektir. Toplardamarlarda ise kanın basıncı düşük, hızı da daha yavaştır.

Herhangi bir atardamar kesildiğinde kan daha hızlı dışarı çıkar, kan kaybı süratli ve çok olur. Hayati tehlike yaratır. Bu tehlikeye karşı atardamarlarımız daha kalın çeperli yapılmış ve derimizin altında daha derinlere yerleştirilmişlerdir. Bir kaza veya ameliyat olmadıkça atardamarlarımızı pek göremezsiniz.

Bu nedenle derimizde gördüğümüz damarların çoğu, et kalınlığı az olduğu için içindeki kanın rengini daha çok yansıtan ve deriye daha yakın olan toplardamarlardır. Tabii ki bu durum toplardamarlar kesildiğinde kanın koyu kırmızı veya mor renkte akacağı anlamına gelmez. Kesilme yerinden akan kan derhal hava ile temas edip, ondaki zengin oksijeni alır ve rengi yine bilinen kan rengine dönüşür.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Yaşamımızın sürebilmesi için vücudumuzdaki her bir hücrenin oksijene ihtiyacı vardır. Hücrelerimize oksijeni kanımız taşır. Kanımız oksijeni havadan aldığımız nefesin sonucunda akciğerlerimizden alır ve vücudumuzun her bir noktasına ulaştırır. Bu noktalarda oksijeni hücrelere devreden kanımız, kalp tarafından emilerek tekrar oksijen depolayabilmesi için akciğerlerimize pompalanır ve çevrim böyle devam eder.

Kanımızın içinde oksijen moleküllerini tutup, damarlarda taşıyarak, hedefe ulaşıldığında bırakan özel bir molekül vardır. Kırmızı kan hücrelerini, yani alyuvarları çevreleyen ve aslında demir içeren bir protein olan hemoglobin, oksijenle birleşerek bilinen parlak kan rengini oluşturur.

Kanımız hücrelerde oksijeni terk edip, karbondioksiti alıp geri dönerken yani toplardamarlarımızda iken rengi koyu kırmızı hatta biraz mora yakındır. Damarlarımızın çeperleri ve kan hücreleri renksiz olduklarından, kanın rengini veya renginin tonunu içinde oksijen olup olmaması tayin eder.

Damarlarımızın mavi renkte görünmesi, vücudumuza gelen ışığın bir kısmının derimizde emilmesi, bir kısmının da yansıtılması ile ilgilidir. Derimizde mavi renk gibi yüksek enerjiye sahip dalga boyundaki ışıklar daha çok yansıtılıp gözümüze geldiği için damarlarımız mavi renkte görülür.

Vücudumuzda gördüğümüz damarların hemen hemen tümüne yakını daha koyu renkli kanı taşıyan toplardamarlardır. Atardamarlarda kalp tarafından pompalanan kanın vücudun her yerine süratle ulaşabilmesi için basınç yüksektir. Toplardamarlarda ise kanın basıncı düşük, hızı da daha yavaştır.

Herhangi bir atardamar kesildiğinde kan daha hızlı dışarı çıkar, kan kaybı süratli ve çok olur. Hayati tehlike yaratır. Bu tehlikeye karşı atardamarlarımız daha kalın çeperli yapılmış ve derimizin altında daha derinlere yerleştirilmişlerdir. Bir kaza veya ameliyat olmadıkça atardamarlarınızı pek göremezsiniz.

Bu nedenle derimizde gördüğümüz damarların çoğu, et kalınlığı az olduğu için içindeki kanın rengini daha çok yansıtan ve deriye daha yakın olan toplardamarlardır. Tabi ki bu durum toplardamarlar kesildiğinde kanın koyu kırmızı veya mor renkte akacağı anlamına gelmez. Kesilme yerinden akan kan derhal hava ile temas edip, ondaki zengin oksijeni alır ve rengi yine bilinen kan rengine dönüşür.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(j. botanik). Baklagillerden, çiçekleri kırmızı bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(eşekotu): Baklagiller familyasından; boş arazilerde ve kurak yerlerde yetişen 30-60 cm yüksekliğinde çok yıllık dikenli bir bitkidir. Yaprakları kısa saplıdır. Çiçekleri pembedir. Meyveleri küçüktür. Köklerinde tanen, sakkaroz, zamk, uçucu ve sabit yağ, spinosin ve ononin vardır. Kökleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Terletir ve idrar söktürür. Vücuda rahatlık verir. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardım eder. Böbrek ve mesane iltihaplarını giderir. Boğaz ağrılarını geçirir.

Şifalı Bitki by

Genel Bilgi

Kuyruklarını bırakma yöntemi, kertenkelelerin bir savunma yöntemidir. Başka bir hayvan kendilerine saldırdığında, kertenkele kuyruğunu bırakır. Vücudundan ayrılan kuyruk, kasların kasılmasıyla bir süre yerde oynamaya devam eder. Saldıran hayvanın dikkati bu yöne kaydığından, kertenkele hızla oradan uzaklaşır.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.) . Zühre, Venüs yıldızının bir adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chortle. chuckle. titter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sertçe madde, yumuşak kemik. 2. Gözü teşkil eden madde, göz küresi, topcuğu: Göz kıkırdağı; kıkırdağı dışarı fırlamış. 3. Kulağın dış kısmı ki, kıkırdak denilen sertçe bir maddeden ibarettir. 4. İçyağı eritilince erimeyip kazanın dibinde kalan kızarmış madde: Kıkırdak böreği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartilage. gristle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartilage. gristle. crackling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartilage. gristle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartilaginous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chortle. chuckle. giggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). 1. «Kıkır kıkır» diye ses çıkarmak. 2. (argo) Ölmek. 3. Fazla üşümek

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cackle. chortle. chuckle. giggle. titter. to giggle. to chuckle. to chortle. to titter. to cackle. to freeze. to be very cold. to die. to croak. to pop off. to kick the bucket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to giggle. to be freezing. chortle. titter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Gaz, katı ya da sıvı haldeki kimyasal maddelerin etkisiyle havada, suda ve toprakta oluşan kirlilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen kırmızı, çok kırmızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bright red. scarlet. ruddy. aglow. crimson. fiery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very red. carmine. crimson.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very red. crimson.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guerilla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİRA) (i. A.). 1. Bir ev, arsa, dükkân, yapı, hayvan vesairenin geçici olarak kullanılmak üzere sahibi tarafından diğerine verilmesi, Ar. ücret, icar, istîcâr: Kira ile ev, dükkân, araba tutmak; o ev kiradadır; bu köşk kiraya verilir mi? 2. Bu suretle verilip alınan bir mülk vesaire için sahibine verilen para, Osm. bedel-i İcâr. Ar. icâre: Bu dükkânın kirası kaç liradır? O kirasını veremedi. Gemi kiran — Navlun. Kira beygiri = Ücretle tutulan hayvan. Diş kirası = Eskiden bir zâtın iftârına gidenlere yemekten sonra verilen para veya hediye. Ağzını kiraya vermiş = Ağzını açıp da konuşmayanlar hakkında söylenir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rent. hire. rental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hire. rent. rental. renting. leasing. hiring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hire purchase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rent. rental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rental. letting value. rent money. hire charges / payment. rental charges / rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lease agreement. hiring contract. hiring agreement. contract of lease / premises / tanancy. real agreement. contract of lease. contract of premises. contract of tenancy. indenture of lease. lease arrangement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KIRAAT) (i. A.). Okuma, cümle sökme, mütalaa: Kıraat etmek. Kırâat ve kitâbet = Okuyup yazma. Kırâat kitâbı = Okuma kitabı. İlm-i kırâat = Kur’an-ı Kerîm’in usul ve kaidesine göre okunması ilmi. Bu ilmi bilene «kaart»; cem’ine de «kurrâ» denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قرائت] okuma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

okumak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müşterileri için gazete ve mecmua bulunduran genişçe, temiz ve iyi döşenmiş kahvehane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

café (usually serving only cofee , tea or soft drinks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ قرائت خانه] kahvehane. 2.okuma salonu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kır hâlinde, işlenmemiş, imar olunmamış, boş, ıssız, münblt olmayan, verimsiz: Kıraç yerler; kıraç toprak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barren.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barren. waste. sterile. arid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waste. sterile. acid. arid. hungry. lean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İstavrit balığının küçüğü-

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutcrackers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kira ile bir ev veya daire ve oda tutan adam: O evde kiracı var; kiracısı yarın çıkacak. 2. Kira ile binek veya yük hayvanı işleten adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tenant. leaseholder. hirer. lessee. renter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lodger. tenant. renter. lessee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lease holder. lessee. renter. tenant. leaseholder. lodger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kira evlerinde oturma: Artık kiracılıktan usandım, bir ev yaptıracağım. 2. Ücretle hayvan kiralayıp çalıştırma: Ada’da eşekleriyle kiracılık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tenancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a renter or tenant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Soğuk ve ayaz havalarda donmuş halde yağan veyahut yağdıktan sonra donan çly, Fars. jâle: Kırağı yağmış; bu kırağı ekinleri, bağları yaktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoarfrost. rime. frost. white frost. glaze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frost. hoarfrost. white frost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frost. hoarfrost. hoardfrost. rime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frosty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. «kirâ» dan). Arşın’ın 16’da biri: Bir arşın üç kirâh kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yakın, karib, komşu, kırak yer, zıddı: ırak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lease. leasing. hiring. hire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charter. hire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hiring. leasing. renting. chartering. conductio. farming out. hire. hiring out. lease. let. letting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kiraya vermek, Osm. İcâr etmek: Yaptırdığınız dükkânları kiraladınız mı? 2. Kira ile tutmak, Osm. İstîcâr etmek:,. Kış için bir ev kiralayacağım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lease. rent. hire. buy. charter. hire on. job. tenant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charter. hire. let. rent. take. to let out. to let. to hire out. to rent out. to rent. to rent. to hire. to charter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rent. to hire. to let. to lease to. to rent from. to charter from. arrent. buy. charter. estate out. to let on hire. to take on hire. hire out. job. to grant a lease. let out on hire. let out on lease. to let for rent. to take a rent. take.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kiraya verilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kira ile tutulmuş, kiraya verilmiş: Kiralı ev, dükkân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for rent. for hire. on hire. to let. to rent. rental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let. to rent aİ. for hire. for rent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for rent. to let. for hire. on hire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prostitute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safe deposit box. safe-deposit box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hit man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hit man. hired assassin. hired gun. hatchetman. professional criminal. professional killer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kır beyi, taşrada oturan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kerîm). Kerîmler, büyükler, bk. Kerîm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کرام] yüce kişiler. 2.cömertler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Soydan gelenler, soyu temizler, ulular, sergelil(Erkek İsmi) 2.Cömertler, eliaçıklar. Sahabenin lakabı olmuştur.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Cömertçe, eli açıklara özgü. 2.Soylular, ulular, şereflilerle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («karn»dan masdar). 1. Yakınlık. 2. (astronomi) İki gezegenin, bilhassa Zühre (Satürn) ile Müşteri (Jüpiter) gibi eskiden uğurlu olduğu kabûl edilen iki gezegenin bir burçta birleşmesi. Sahib-kırSn = Böyle iki gezegenin bir burçta tesadüfü sırasında dünyaya gelmiş olan mes’ut ve bahtiyar insan. mec. Cihangir, çok kudretli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («kırmak» dan). Öldüren, ortadan kaldıran, yok eden, mahveden, Ar. mühlik, muhrib. Koyun-kıran = Koyunları öldüren salgın hastalık. Saçkıran = Saçı döken hastalık. 3. Kervan kıran: Venüs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breaking. destructive. epidemic. murrain ölet. afet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

murrain. pestilence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قران] yakınlaşma. 2.iki gezegenin aynı burçta birbirine yaklaşması.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kır, kır düşmüş; kırla karışık: Kıranta bıyık. 2. Bıyığı kır ve sakalsız: Kıranta bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grizzled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tekrar, tekerrür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tekrar tekrar. Ar. tekrâr ale’t-tekrâr: Kirâren söyledim, yazdım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کرارا] defalarca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). istavrite benzer bir küçük balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan gelir ve «boynuz» demektir). Dört tane keçi boynuzu çekirdeği ağırlığında, mücevherata vesa.ireye mahsus bir ölçü olup yirmi dördü bir mıskal eder; takriben 5 kırat, 1 gramdır (Avrupa dillerinde de Arapça’dan alınarak karat denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of carats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Genç, delikanlı. 2.Ürün vermeyen arazi. 3.Eşkıya yol kesen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Gülgillerden bir ağa; ve bunun etli, kırmızı renkte meyvesi. Dalbastı kiraz = Pek bol ve iri cinsi. Kuşkirazı = Ufak taneli yabanisi, Ar. mahleb. Kiraz ağacı — Bu meyveyi veren ağa;. Kiralatması = Gayet küçük elma. Arabistan kirazı = Arabistan’a mahsus bir ağacın meyvesi. Kiraz dudak = Çok kırmızı güzel dudak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cherry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

berry. cherry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(prunus avlum): Gülgiller familyasından; anayurdu Asya olan, düz kabuklu bir çeşit ağaç veya ağaçcıktır. Genellikle yapraklanmadan önce çiçek açar. Meyvesi, etli ve tek çekirdeklidir. Ev ilaçlarında sapları, meyvesi, kabuğu ve çiçekleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Böbreklerde biriken zararlı maddelerin atılmasına yardımcı olur. Kabızlığı giderir. Kanın temizlenmesine yardım eder. Nikris, romatizma, damar sertliği ve mafsal kireçlenmesinde faydalıdır. Karaciğer şişliğine iyi gelir. Safra akışını normale döndürür. Sivilceleri önler. Susuzluğu giderir. Kabukları ishali keser. Ateşi düşürür. Çiçekleri göğsü yumuşatır ve öksürüğü giderir.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Yun.) (Kadın İsmi) - Gülgillerden, yapraklanmadan önce çiçek açan, düz kabuklu ağaç ve bu ağacın yuvarlak sulu ve tek çekirdekli yemişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kiraz ağaçları çok olan yer. 2. Kiraz bahçesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Eskiden sakaların su taşıdığı köseleden yapma kap kl, üçgen ve bir tarafı daha dar olup omuza takılacak kayışı vardır. 2. Küçük çocukların karınlarının şişmesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قربه] deriden yapılmış su kabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fil ve gergedan derisinden veya diğer sert bir deriden yapılmış tek parça kamçı. 2. Araba hayvanlarına vurmaya mahsus uzun deynekli kamçı. Kırba; çalmak = Kırbaçla vurmak. ÇalaKırbaç sürüyordu = Çok kırbaçlayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whip. whipper. scourge. horsewhip. tawse. taws. kourbash. kurbash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scourge. whip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whip. scourge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eskiden karnı şişen çocuğa tedavi için nefes eden adam. 2. Kırbayla su taşıyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flagellation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flogging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kırbaçla vurmak, kırbaçla dövmek: Ceza vermek maksadıyla kendisini meydanda kırbaçladılar. 2. Kırbacı sallayarak ve şaklatarak hayvanları yürütmek: Bu hayvanlar, kırbalamadıkça yürümez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flog. lash. scourge. whip. to whip. to flog. to scourge. to lash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slash. flaggelate. horsewhip. scourge. thrash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kırbaçla vurulmak, kırbaçla dövülmek: Eskiden çalışmayan köleler kırbaçlanırdı. 2. Kırbaç çalınmak: Öyle kırbaçlanmaz, sen kırbaçlamak usûlünü bilmiyorsun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to whip. to flag. to be whipped / flagged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) Bez.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کرباس] bez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yerde billûrlaşıp çiçekli dallar biçimini alan kırağı, donmuş kar tabakasının üstündeki yumuşak billûrlaşmış kısım.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Dolu. 2.Ufak ve sert taneli kar, rüzgarla karışık yağmur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beyazla karışık kır renginde: Kırçıl bir at. 2. Kısa, birbirine gergin sert kıl: Kırçıl bir posteki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

greying. grizzled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hayvanlara düşen salgın hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Maymun.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ölçülü davranış, soğukkanlılık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek ince bir çeşit pide, Acem pidesi. Kirde kebabı = Böyle pideye sarılı olarak pişen kebap çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Başkası vasıtasıyla kırmak, Osm. kesrettirmek: Şu taşları, cevizleri kırdırmalı. 2. İskonto ettirmek, mühletle ödenecek bir senet, poliçe ve maaş gibi alacakların bir miktarından vaz geçerek gerisini peşin ödetmek: Poliçeyi yüzde on eksiğine kırdırdım. 3. Tehlikeye koyup ölüme sebep olmak: Kumandan idaresizlik ederk hayli asker kırdırdı. 4. İndirtmek, aşağı düşürtmek: Etin fiyatını hayli kırdırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb break sth. to cause sb to break sth. to have a rate discounted. to get an advance on one's salary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kireçtaşından elde edilen kalsiyum protoksidinden İbaret madde. Kireç ocağı, fırını = Kireç yakılan yer, ocak, fırın. KireçsütO = Badana için hazırlanmış sulu kireç karışımı. Sönmüş kireç = Suyun içinde söndürülmüş veya toz hâlinde olarak üzerine su serpilerek artık suya temas edince kaynamak ve yakmak hassasını kaybetmiş olanı. Sönmemiş kireç — Ocağından çıktığı gibi bulunanı. Kireçtaşı = Kireç imâline yarayan karbonatlı taş, Osm. kils. Kireç illeti = İpekböceğinde görülen bir hastalık. Kireçkaymağı = Kireçten elde edilen bir madde. Kireç gibi olmak, kireç kesilmek = (beniz) Fazla solup sararmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lime. fur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line. lime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lime pit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limekiln.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lime juice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limestone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chalk. limestone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kireç yapan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lime burner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kireç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kireç sürmek veya katmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lime. to whitewash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calcification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arthritis. calcification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calcification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calcify. to calcify. to become calcareous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be limed. to get caked with lime. to calcify. to get whitewashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calcification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kireç hâline gelmek. 2. (botanik) Bitkilerin hücre zarlarında (kalsiyum karbonat ve kalsiyum oksalat gibi) kalsiyum tuzları toplanmak. 3. (biyoloji) Dokularda, dokunun vazifesine engel olacak derecede kalsiyum tuzları birikmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to calcify. to become calcified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kireçle yapılmış veya sıvanmış yahut badana olmuş: Kireçli duvar veya harç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limy. chalky. calciferous. calcic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard. limy. calcareous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limy. calcareous. mixed with lime. cretaceous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacking in lime or calcium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Y.’dan). I. Fırında pişirilerek sertleştirilmiş lüleci çamuru: Kiremit parçası; kiremitten küçük heykel. 2. Evlerin damlarını örtmeye mahsus pişmiş çamurdan yapılmış oyuk parçalar ki, birer sırası oyuk tarafı yukarıda ve diğer birer sırası aşağıda ve ötekilerin aralarını örtecek surette konularak suyun içeriye geçmesine engel olur. Marsilya kiremitl = Bunun düz ve genişi ki, kenarları biribirine geçecek ve yağmur suyunun geçmesine meyden vermeyecek surette yapılmıştır. 3. Dam, çatı: Kiremite çıktı; kiremitin üstüne attı. bk. Keremit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tile. roof tile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

/ n / clay roofing tile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tilery. tile manufactory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brick colour (ed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kiremit yapan veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tile maker. tile selling. tile laying. tiling. tile burner. tiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tile making. tile selling. tile laying. tiling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kiremit ve ona benzer topraktan şeyler yapılan yer, kiremit fabrikası. 2. Kiremit satılan yer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kırgız; Kırge d.ili, Kırgeca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırılmış, aşağılamış, tenezzül etmiş, şiddeti geçmiş. Kırgın su = Pek sıcak değil, ılık. 2. Hatırı kırılmış, Fars. hâtır-mânde, hâtır-şikeste = Dargın. Ahmed bana kırgındır. 3. Hayvanlara düşen salgın hastalık: Balık kırgını «kırcın» gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offended. hurt. disappointed. chagrined. disgruntled. injured. sore. vexed. wroth. displeased.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crestfallen. disillusioned. resentful. sore. hurt. offended. disappointed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurt. offended.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Dargınlık, hatır kalma: Bu kırgınlığın sebebi nedir? 2. Kırıklık, vücudda hissedilen gevşeklik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disappointment. chagrin. gall. pique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offense. hurt. ache. soreness. fatigue. pique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk kavimlerinden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kirghiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kirghiz. kyrgyz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Kirghiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Gezici, gezgin. 2.Kırgızistan’da oturan halk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kirghizistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kirghizia. kyrgyzstan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kyrgyzstan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Asya, Çinin batısı.

Coğrafi konumu: 41 00 Kuzey enlemi, 75 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Asya.

Yüzölçümü: 198,500 km².

Sınırları: toplam: 3,878 km.

sınır komşuları: Çin 858 km, Kazakistan 1,051 km, Tacikistan 870 km, Özbekistan 1,099 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Tien Shan’ın yüksekliklerinde kuru kıtasaldan kutupsala değişiklik görülür; güneybatıda subtropikal iklim görülür, kuzey dağ eteklerindeki bölgelerde subtropikal iklim görülür.

Arazi yapısı: Tien Shan zirvesini vadi ve havzalar kuşatmışlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Kara-Darya 132 m.

en yüksek noktası: Jengish Chokusu 7,439 m.

Doğal kaynakları: Çok hidro güç, altın kaynakları ve diğer metaller, kömür, petrol, doğal gaz, cıva, bismut, kurşun, çinko.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.55.

daimi ekinler: %0.28.

Diğer: %93.17 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 10,720 km² (2003 verileri).

Coğrafi Not: kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 5,213,898 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.32 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -2.5 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 34.49 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 68.49 yıl.

Erkeklerde: 64.48 yıl.

Kadınlarda: 72.7 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.69 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,900 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Kırgız.

Nüfusun etnik dağılımı: Kırgız %52.4, Rus %18, Özbek %12.9, Ukrayna %2.5, Alman %2.4, diğer %11.8.

Din: Müslüman %75, Rus Ortodoksları %20, diğer %5.

Diller: Kırgızca - resmi dil, Rusça - resmi dil.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.7.

erkekler: %99.3.

kadınlar: %98.1 (1999 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kırgızistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kırgızistan.

Yerel tam adı: Kyrgyz Respublikasy.

yerel kısa şekli: yok.

Eski adı: Kırgızistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

ingilizce: Kyrgyzstan.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Bişkek.

İdari bölümler: 7 bölge ve 1 şehir; Batken Oblasty, Bishkek Shaary, Chuy Oblasty (Bishkek), Jalal-Abad Oblasty, Naryn Oblasty, Osh Oblasty, Talas Oblasty, Ysyk-Kol Oblasty (Karakol).

Bağımsızlık günü: 31 Ağustos 1991 (Sovyetler Birliğinden ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 31 Ağustos (1991).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IBRD (Uluslararası İmar ve Kal


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıran, sert ve kaba davranan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offending. harsh. unkind. stinging. cutting. disobliging. galling. injurious. invidious. scathing. scorching. shocking. breaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrasive. acid. cutting. scathing. unkind. vitriolic. breaking. crushing. offensive. biting. hurtful. sharp. breaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offensive. hurtful. scathing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refractiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırılmış, Ar. münkesir, Fars. şikeste: Kırık taş, deynek, testi; kilonun kırık yeri. 2. Soyu karışık, hâlis cins olmayan: Kırık. 3. Bir organın kırılmış yeri: Kolun kırığını bağlamak; tabağın kırığını yapıştırmak. 4. Kırılan şeyin parçaları: Cam kırığı. 5. Dövülüp ayrıca parçalar hâline konmuş şey: Arpa, buğday kırığı. Kırık dökük = 1. Bağlı olmayan ve perişan söz. 2. Kırılıp dökülenden ötede beride kalmış küçük şeyler: Kırık dökük topluyoruz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken. fractured. cracked. split. break. fracture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. breakage. broken. disillusioned. fracture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. broken. fracture. hybrid. mongrel. a broken piece. failing grade. offended. hurt. breach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken or worn out. broken. disjointed. candle end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırılan organları bağlayarak iyi eden amelî operatör, çıkıkçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonesetter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonesetter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırılan organları bağlamakla iyi etmek ameliyyesi, çıkıkçılık. 2. Öteden beriden geçinme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonesetting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çarpma, vurma, düşme veya bunlara benzer bir kaza sonucu meydana gelen kırıklar, kapalı ve açık kırıklar olmak üzere ikiye ayrılır. Kemikler ya bir yerinden basit bir şekilde ya da birkaç yerinden kırılıp, parçalanırlar. Kemik kırılan yerde, şiddetli ve şişkinlik meydana gelir. Kırılan yer, elle yoklandığı zaman birtakım tıkırtılar duyulur. Bazen de, kırılan kemikler, kasları, etleri ve deriyi delerek dışarı fırlayabilir. Kemik kırıklarında yapılacak ilk iş, kemik uçlarını karşı karşıya getirerek, kıpırdamayacak şekilde sıkıca sarmaktır. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarımsak.

Hazırlanışı : 1 baş kuru sarımsak iyice dövüldükten sonra temiz bir tülbentin içine doldurulup, kırığın üzerine sarılır. Bu işlem hergün tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırılan, kırık olan şeyin hâli (isim olarak «kırık» daha çok kullanılır). 2. Soğuk alma vesaire gibi sebeplerden olan neş’esizlik ve bütün bedende ve kemiklerde duyulan ağrı ve yorgunluk, Ar. inhirâf: Vücudumda bir kırıklık duyuyorum; bir kırıklığım var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brokenness. ache. soreness. fatigue. malaise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cyrillic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fragile. brittle. eggshell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brittle. fragile. frail. touchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fragile. breakable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fragility. touchiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırılmak işi. 2. Naz, nazlı yürüyüş, bk. Kırılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refracting. refractive. breaking. breakage. break. fracture. offence. offense. refraction. rupture. smash. split.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. breakage. clip. fracture. refraction. rupture. smash. breaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breaking. break. refraction. hurt. offense. coquettish gestures. displeasure. pinch. rupture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Parçalanmak. Bir veya birçok parçaya ayrılmak: Cam, bardak düşüp kırıldı. 2. Ölmek, büyük ölçüde telef olmak, yok olmak, mahvolmak: İlk çıkan koleradan çok halk kırıldı. 3. Vücutta halsizlik duyma, kırıklık duymak. 4. Darılmak, gücenmek, Osm. münfail olmak: Bilmem ne sebepten bana kırıldı. S. Şiddeti geçmek, şiddeti kalmamak: Rüzgâr, fırtına, soğuk kırıldı. 6. Nâz ile sallanıp vücudun bazı yerlerini oynatmak: Kırılarak yürüyor; o kadar kırılmak da boştur. 7. Katlanmak, bükülmek: Bu gömleğin yakası kırılmaz. Ayak, el kırılmak = Bedduadır: Eli kırılsın; ayağı kırılsın. Bel kırılmak = Bel bükülmek, zaaf gelmek, çok yorulmak. Kol kanat kırılmak = Tamamen güçsüz kalmak, düşkün olmak. Gülmeden kırılmak = Katılmak. Çıtkırıldım = Pek nazlı ve şık kıyafetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be offended. be broken. break. fracture. go to pieces. offend. be hurt. break off. chip. crash. crush. explode. be piqued at. rive. shatter. sink. snap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. fracture. resent. shatter. smart. smash. snap. yield.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be broken. to be hurt. to be offended by sb. to be refracted. to die. to perish. to take sth amiss. crack. to be discounted. fall to pieces. fracture. shatter. shiver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fragment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Karadeniz’in kuzeyinde tarihî Türk ülkesi olan yarımada.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Büyük sayıda hayvan ölümü: Koyun, inek kırımı. 2. Hıristiyanlar’ın perhiz bozmaları: Et kırımı. 3. Giyecek kırması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckle. carnage. massacre. the crimea. crimean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

massacre. slaughter. death of domestic animals because of disease or disaster. fold. pleat. discount. carnage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok çok kırma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kırımlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Kırım ahalisinden. Kırımlı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Crimean. the Crimean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Şarap tortusundan çıkan bir kimyevî madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kızılcık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (y. k.). Çok dar bir delikten geçen ışığın demet halinde yayılması olayı, Fr. diffraction.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diffraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Nazlı nazlı, salınarak yürümek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Kırılan bir şeyin parçaları, kırılmaktan çıkan ufak parçalar, ufantı: Ekmek kırıntıları; cam kırıntıları. 2. Ufak tefek şey, kalıntı: Eski servetinin ancak kırıntıları kalmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crumb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bit. chip. crumb. fragment. rag. scrap. snatch. piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crumb. fragment. piece. bit. scrap. shorts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Keman gibi bazı sazlara tel olarak takılan, sinir veya barsak şey. Kemanın kirişlerini germek; kiriş koymak. 2. Yayı germeye yarayan lâstikli bağ; yayın kirişini çekmek. 3. Döşeme ve tavan tahtalarını mıhlamak üzere odanın enince kılıçlama konulan kereste: Bütün kalastan kirişler konmuş olduğundan döşeme hiç esnemiyor. Birine kiriş olmak = Takılmak, ilişmek. Kulak kirişte olmak = Söylenilen şeyi kaçırmayıp İşitmek ve lâzım geldiği şekilde yapmak üzere dikkatli ve uyanık olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tendinous. catgut. string. chord. tendon. tie beam. balk. baulk. beam. bowstring. girder. gut. joist. ligament. rafter. rib. sinew. span. stringcourse. tie. timber. traverse. wire. catgut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beam. chord. girder. joist. ligament. sinew. tendon. rafter. balk. violin string. catgut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beam. girder. joist. rafter. bowstring. tender. chord. cross beam. crossbeam. member. sinew. tendon. truss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrinkled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Osmanlı devrinde kiriş yapılan fabrika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stringer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırışmış olan: Örtünün kırışıklarını düzelt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrinkled. wrinkly. crinkly. crisp. crispy. liny. wrinkle. corrugation. crease. crinkle. furrow. pucker. ruck. seam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haggard. wrinkle. crease. pucker. wrinkled. creased.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrinkle. wrinkled. crinkle. crinky. crisp. furrow. ruck. rumple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırışığı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crease. pucker. ruck. seam. wrinkle. furrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrinkledness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without wrinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kılıcına konulmuş kereste: Kiriş gibi kılıcına konulmuş, kılıçlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stringing. drawing the joisting. end on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yayın kirişini çekmek, germek: Yayını kirişledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to draw. to string. to joist. to furnish with joists.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrugation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Küçük katlanışlar meydana gelerek bir şeyin düzgünlüğü bozulmak. Çarşaf kırıştı. 2. Karşılıklı kırmak: Çocuklar yumurta kırışıyorlar. 3. Yarı yarıya paylaşmak (argo): Gel şu parayı kırışalım. 4. Cilveleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crease. crinkle. crumple. wrinkle. to wrinkle. to crinkle. to crease. to crush. to crumple. to ruck up. to kill one another. to bet with each other. to divide among/between themselves.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get wrinkled. to kill each other. to divide sth among or between themselves. to bet with each other. crease. crinkle. pucker. wrinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrugation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (argo). Flört etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flirt with. cockle. wrinkle. wrinkle up. corrugate. crinkle. crumple up. frill. furrow. line. pucker. pucker up. ruck. ruck up. ruffle. rumple. shrivel. shrivel up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crease. crinkle. crumple. furrow. ruffle. rumple. wrinkle. to wrinkle. to ruffle. to rumple. to crinkle. to crease. to crumple. to crush. to carry on. to have it off. to get off with sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wrinkle. to flirt with. corrugate. crease. crinkle. line. ruck. rumple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fazla kırıtan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Nâz ile kırılarak yürümek. bk. Kırınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave coquettishly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave coquettishly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Toprağı derince kazarak belleme, altüst etme: Kirizme yapmak. iki bel, üç kol kirizme: İki, üç bel derinliğinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.). Dört kere on. Ar. erbain, Fars. çihil, 40: Kırk gün; kırk kişi; kırk kilo; kırk beş; yüz kırk. Çok: Kırk kere söyledim. Kırkayak = 1. iki taraftan pek çok ayağı olan ufak bir kurt ki, çiyanın küçüğü ve zararsızıdır, Fars. çihil-pâ. 2. Başlıca kasıkta biten, pek çok olan ayaklarını tene kenetleyip yapışan bir cins küçük kene ki, çabuk çoğalır, kasık-biti. Kırkanbar = 1. Çok şeyleri içine alan yer veya mahfaza: Onun çantası, zihni kırk andır. 2. (denizcilik) Geminin çeşitli yükler taşıması. Kırkanbar balığı = Bir cins balık, büyük vatoz. Kırkbayır, kırkbayır barsağı = Geviş getiren hayvanların üçüncü midesi. Kırk bir kere = Çok: Kırk bir kere mâaşallahi Kırkta bir — Kırk eşit parçada bir parça. Kırk sual = Çok sorma, uzun uzadıya sorguya çekme. Kırk geçit = Yolun üstünde olup birçok defa bir kıyısından diğerine atlanması lâzım gelen nehir, dolambaçlı ırmak. Kırkkilit otu = Bir cins bitki. Kırkmerdiven = Dik yokuş. Kırk yılda bir = En sonunda pek seyrek olarak. Artık kırkına gelmiş = Yaşını başını almış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İskoç., ing., leh. kilise. the Kirk İskoçya kilisesi. Kirkman i. İskoçya kilise papazı veya üyesi. kirkyard i. kilise avlusu veya mezarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kırkanbar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). I. İçinde çok çeşitli şeyler bulunan kap veya yer. 2. Çok şeyler bilen kimse, ansiklopedik bilgin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.). Her birine veya her defada kırk: Henimiz kırkar lira aldık; tahtaları kırkar kırkar arabalara yüklediler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forty to each. forty at a time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çokayaklılar takımından olan böceklere verilen ad. 2. Kasık biti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

centipede. millepede. millipede. polypod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

centipede. millipede. crab louse kasıkbiti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

millipede millepede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gevişgetiren hayvanların midelerinin bir kısmı.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(cryptogamae): Damarlı çiçeksiz bitkilerdendir. 100 kadar çeşidi vardır. Kibritotları, atkuyrukları ve eğreltiotları bu familyadandır. Yol kenarlarında ve kumlu topraklarda yetişirler. Kullanıldığı yerler: Burun kanamasını keser. Kesiklerde ve çıbanda faydalıdır. Balla karıştırılıp yenecek olursa, nefes darlığını giderir. Yaraları iyileştirir. Kandaki şeker miktarını düşürür.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun vesair hayvanatın yapağısını kırpmaya mahsus büyük makas, sındı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun vesairenin yününü kırkan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clipper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun vesair hayvanların yapağısının kırpıldığı mevsim: Kırkımda yapağı bedelinden ödemek üzere borç aldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shearing. clipping. shearing season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gül ağaçlarında bulunan bir cins böcek, hanımböceği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi.). Kırk derecesinde olan, otuz dokuzuncudan sonra gelen: Kırkıncı gün, kırkıncı sene, yüz kırkıncı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortieth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortieth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin kenar ve uçlarından kesilen şeyler, kırpıntı: Ağaç kırkıntısı. 2. Kırpılan yapağı veya saç ve sakaldan düşen yapağı veya kıllar: Kırkıntıları toplamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Halıcılıkta düğümleri sıklaştırmak için kullanılan tarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kırk günü doldurmak: Loğusa kırklamayınca dışarı çıkmaz; yeni doğan çocuk kırkladı mı? 2. Çok pis bir kabı tekrar tekrar yıkamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. c.). Kırk aziz, kırk mübarek adam. Kırklara karışmak = Kayıp ve görünmez olmak, meydanda olmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırk parçadan mürekkep olan, kırk şeyi içine alan. 2. Bir zamanda yani biri kırklamadan diğeri doğan iki çocuğun her biri: Bizim çocuk ile komşununki kırklıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırk yaşında veya kırk lira vs. kıymetinde veyahut 40 sm. vs. ölçüsünde olan veya 40 kilo vs. olan: Kırklık bir adam, bir kadın, kırklık kadife, kırklık tahta, direk, kırklık fıçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consisting of forty. forty years old.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif şap hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shearing. clipping. bangs. clip. cropping. trim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kenarlarını ve uçlarını kesmek: Ağaç kırkmak. 2. Yapağıları veya saç ve sakalı kesmek: Koyunları, çocuğu kırkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to trim. to clip. to shear. to ditch. crop. fleece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dik yokuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük yumru, veba uru. Kırlağan sürüsü = Zararlı insanlar topluluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gerdanı ve yanakları kırmızımsı, kuyruğu çatal siyah bir kuş ki, göçebelerden olup, kışın sıcak iklimlere göçer. Çeşitleri _vardır. 2. (denizcilik). Eski savaş gemilerinden hafif ve süratli yelkenli teknelere denilirdi. Kırlangıçotu = Fars. zerde-çâv, halk dilinde: zerdeçöp. Kırlangıç balığı = Kanatlan uzunca ve üstünün rengi gayet güzel kırmızılı, lezzetli bir cins balık. Kırlangıç dönümü = Ekim ayının başları. Kırlangıç fırtınası = Mart sonlarında olan fırtına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swallow. martin. martlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

martin. swallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swallow. housemartin. dovetail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gurnard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red gurnard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(hilaliye): Gelincikgiller familyasından, Nisan - Mayıs ayları arasında sarı renkli çiçekler açan, 30 - 70 cm yüksekliğinde çok yıllık otsu bir bitkidir. Kuzey Anadolu bölgesinde yetişir. Çiçekleri dallarının ucundadır. Bitkinin tamamında ve özellikle yapraklarında sarı renkli boya maddesi ve alkoloidler vardır. Sapı kırıldığı zaman sarı renkli bir süt akar. Zehirlidir. Kullanıldığı yerler: Sütü siğil ve nasırların tedavisinde kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(f.). Rengi kır olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn gray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kirli ve murdar etmek, Osm. telvis eylemek: Bu masayı kim kirledi? (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contamination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pollution. getting dirty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

getting dirty. getting spoiled. becoming polluted. to be sullied. to be raped. advocacy / issue advertising.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kirli ve lekeli olmak, kir tutmak, kendi üst ve başını kirlemek: Bu çocuk pek çabur kirlenir; bu gömlek pek kirlenmiş, değiştirmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become dirty. be soiled. be polluted. stain. soil. dirty. draggle. foul. smudge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty. foul. smudge. soil. to get dirty. to dirty. to smudge. to foul. to soil. to be raped. to be ravished. to menstruate aybaşı olmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get dirty. to be spoiled. to become polluted. to menstruate. to have a period. to be raped. to be violated. foul. soil. sully.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kirliliğin üstesinden gelmenin bedelini kirleticinin karşılaması gerektiğini savunan ilke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Arzu edilmeyen etkilere yol açan katı, sıvı yada gaz halindeki madde. Birincil kirleticiler gürültü ve lağım suyu gibi doğrudan oluşmuş kirleticileri içerir; ikincil kirleticiler ise kirlenmiş ortamla tepkimeye giren birincil kirleticiler tarafından üretilir, ör. ozon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirtying. making dirty. contamination. defilement. pollution. vitiation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pollution. dirtying. soiling. contamination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kirli etmek, Osm. telvis eylemek: Bugün giydiğin gömleği ne çabuk kirlettiniz? Odaların kapılarını kirletmişler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make dirty. dirty. mess. soil. stain. pollute. rape. bedaub. befoul. begrime. bemire. besmear. besmirch. blot. contaminate. daub. defile. foul. foul up. grime. slur. smear. smirch. smutch. spatter. sully. tarnish. vitiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blacken. blot. contaminate. defile. desecrate. dirty. foul. pollute. smudge. soil. to dirty. to soil. to smudge. to muck sth up. to pollute. to blot. to contaminate. to calumniate. to slander. to rape. to ravish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dirty. to soil. to pollute. to sully. to stain. to blot. to rape. to violate. bedaub. besmirch. contaminate. defile. eclipse. foul. muck. muss. smudge. spot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kirli ve pis hâle getirmek, Osm. telvis ettirmek: Çocukları kıra götürüp böğürtlen yedirin ama, üstlerini kirlettirmeyin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çavuşkuşunun küçük bir çeşidi: Kırlı kuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kir ve pası olan, kirlenmiş, Osm. mülevves: Vücudu, ayakları pek kirli idi; kirli çamaşır. 2. Üstü, başı, çamaşır ve giyeceği temiz olmayan: Kirli adam. 3. Temiz olmayan, yıkanmamış, bulaşık: Kirli tabak, bardak; kirli kaplar. 4. Yıkanmaya muhtaç olan. Yıkanmak için çıkarılmış çamaşır vesaire: Şu havluyu kirliye atın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty. soiled. spotted. unclean. bedraggled. dingy. draggled. filthy. grimy. grubby. impure. smudgy. squalid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dingy. dirty. filthy. foul. grubby. impure. messy. nasty. scruffy. sordid. squalid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty. filthy. soiled. polluted. blemished. sullied. dull. indistinct. black. dingy. foul. frowzy. grubby. impure. messy. mucky. smutty. sordid. unclean. vicious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty laundry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kır, bayır. bk. Kır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open country.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kirli olma hâli: Tabağın kirliliğine bak bir defal

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirtiness. uncleanliness. filthiness. griminess. impurity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impurity. mess. pollution. dirtiness. filthiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirtiness. filthiness. pollution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کرم] kurt, kurtçuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کرم ابریشم] ipek böceği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کرم شب افروز] ateş böceği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırmak işi. 2. Kumaşı katlamakla yapılan elbise süsü: Etekliğin kırmaları çok olur. 3. Kumaş vesairenin katlandığı ve büküldüğü yerde ortaya çıkan çizgi. 4. «Siyâkat» denilen eski bir yazı çeşidi. Vaktiyle muhasebede kullanılırdı (bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır): Kırma yazı. 5. Basılmış kitap formalarını kırıp katlama. Nesih, tâlik kırması (nestâlik) = «Şikeste» denilen sür’atli yazı. Kırma taş = (sıfat gibi) Şoseler için kırılmış ufak taş. bk. Kırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

half breed. underbred. mongrel. crossbred. unblooded. hybrid. breaking. pleat. break. breakage. fracture. hybrid. injury. laceration. mestizo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakage. mestizo. mongrel. offence. tuck. breaking. fracture. pleat. groats. half-breed. hybrid. collapsible. folding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

act of breaking. pleat. group. crease. gather. ruffle. smocking. tuck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Basılmış formaları kırıp katlayan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folder. miller of flour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sert bir şeyi vurmak, vurarak parçalara ayırmak, Osm. kesr ve şikest etmek: Taşı, aynayı, cevizi, değneği kırmak. 2. Doğramak, parçalamak, kaba ve iri öğütmek: Ekmeği kırmak; bulguru kırmak. 3. Batırmak, kahretmek, öldürmek, mağlûp ve telef etmek: Düşmanın askerini kırdı. 4. İndirmek, Osm. tenzil etmek: Fiyatını kırdı. 5. Vâdesi gelmemiş bir senet (bono) ve poliçe, maaş vesairenin bir miktarını indirerek üst tarafını peşin vermek, iskonto etmek: Bonomu bankada kırdırdım; yüzde yirmi eksiğine kırarlar. 6. Gücendirmek, hatır yapmamak: Bu kadarcık şey için beni kırmayın; ben sizi kırmam. 7. Bükmek, katlamak: Şu kâğıdı, şu bezleri kırıp toplayın. 8. Çok hayvan kesmek. 9. Fazlaca para kazanmak: Ama da para kırdı. 10. Bir şeyinşiddetini kesmek, indirmek: Güneş soğuğu kırdı; yağmur fırtınayı kırar. 11. Yatıştırmak, teskin etmek: inadı kırmak; kuluncu kırmak. Bel kırmak = Çok yormak, ümitsizlik vermek. Burnunu kırmak = Karşısındakinin kibrini yenmek, onu bir hareket, söz veya fiille mahcup edip, küçük düşürmek. Pot, koz kırmak = Hatâ etmek, ağzından söz kaçırmak («çam devirmek» bu mânâda, fakat daha ağırdır). Kırdığı ceviz bini geçti = Ettiği münasebetsizlikler haddi geçti!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

put smb.'s nose out of joint. break. split. crack. hurt. offend. give offence. give offense. ruffle smb.'s feelings. breach. break down. bust. cut. dampen. fracture. lacerate. outrage. pique. rive. rupture. shatter. snap. snap off. stave in. sting. t.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affront. break. bust. cut. exterminate. fracture. hurt. offend. pain. prejudice. prise. prize. pry. rupture. shatter. smash. snap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to break. to chip. to split. to crush. to grind coarsely. to fold. to destroy. to kill. to cut down. to reduce. to offend. to hurt. to turn sharply to one side.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ufaltmak, doğramak. 2. Elbise, kâğıt vesaireye kırmalar yapmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırmaları çok: Kırmalı etek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağaçtan yün eğirecek başlı iğ, teşi. Akkirman, karakirman.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit İran halısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Hisar, kale. 2.İran’da bir eyalet ve bu eyaletin bugünkü merkezi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hisar, kale.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Kirman).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Elde yün eğirmeye yarayan Alet. bk. Kirman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spindal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Küçük bir cins böcekten çıkan ve güzel kızıl renk veren bir çeşit boya, Ar. lâl: Kırmızla boyamak; kırmız koymak, karıştırmak. Kırmızböceği = Bu boyayı veren böcek. Kırmız madeni = Bu rengin taklidi olan bir çeşit madenî boya, Osm. humz-ı antimon, (tıp) Kırmız macunu = Fr. Bundan alınarak «alkermes» denilen bir cins macun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırmız renginde, kızıl, al, Ar. ahmer, Fars. sürh: Kırmızı erik; kırmızı çuha. ‘ ıpkırmızı = Çok kırmızı (asıl kırmız rengine yani kızılın yalnız bir çeşidine mahsus iken, dilimizde kızıl yerine geçip bu kelimenin yerini almıştır). 2. Kızıl renk, kızıl boya: Kırmızıya boyamak; kırmızıdan hoşlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red. scarlet. ruby. cherry. florid. gules. ruddy. red. scarlet. ruby. carmine. gules. erythr-. erythro-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red. sanguine. scarlet. snooker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red. carmine. crimson. cochineal. scarlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amberfish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red notice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red dot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

official passport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Aslında kırmızı renk hiçbir boğayı kızdırmaz. Çünkü boğalar renk körüdür ve kırmızıyı diğer renklerden ayırt edemezler. Boğa güreşinde matador boğayı eline aldığı şapkasını şalını sallayarak kızdırır. Boğanın kırmızı şala saldırdığı inancı yanlıştır.

İspanya’da boğaların kırmızı renge saldırdığı inancı, matadorların kırmızı başlık kullanmaları nedni ile yaygınlaşmıştır. Halbuki başlıklarda bu renk boğayı kızdırmak için değil, seyircilere hoş görüntü verebilmek için seçilmişti.

Kırmızı renk aslında insanları etkiler. Yapılan deneylerde bu rengin insanlarda kan basıncını yükseltip, kalp atışını hızlandırdığı saptanmıştır. Bunun nedeninin de kırmızının, kanın rengi olduğu sanılmaktadır.

Boğalar arenada kırmızı rengi görünce asabileşmezler. Kendinizi boğanın yerine koyun. Etrafınızdaki çığlık atan binlerce insanın ortasında, tozlu, gürültülü ve çok sıcak bir ortamda, sırtınıza saplanmış onca kılıcın acısı içinde, bir de şapkasını şalını sallaya sallaya üstünüze gelen bir adam varsa, yani kızmak için bu kadar sebep varken, sırf rengi kırmızı diye bir bez parçasına kızar mıydınız?

Boğa güreşi hakkında bilinen yanlışlar sadece bu kadar değil. Aslında boğa güreşi geleneği İspanya’dan doğmuş değildir. İlk çağlardan itibaren boğa, kuvvetin, dayanıklılığın ve verimliliğin simgesi olmuştur. Boğa güreşinin ilk versiyonu antik Yunan, Roma, Mısır ve hatta Kore ve Çin medeniyetlerinde görülür.

Boğaya Persliler taparlar, Afrika Zuluları ise öldürüp safrasını içerlerdi. Tüm bu geleneklerin temelinde, hayvanın gücü yatmaktadır. Bu geleneğin bir şekilde İspanya’ya geldiği, Avrupa ülkeleri içinde feodal düzeni en son terk eden bu ülkede de kalıcı olduğu sanılmaktadır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red pepper. cayenne pepper. capsicum. chilli. chili.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cayenne pepper. red pepper. hot pepper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(guinea pepper): Olgunlaşak kızarmış yıllık biberin kurutularak toz haline getirilmiş şeklidir. Kullanıldığı yerler: Hazmı kolaylaştırır. Mide tembelliğini giderir. İştah açar. Kusmayı önler. İshali keser. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. İshali keser. İdrar ve ter söktürür. Cinsel istekleri kamçılar. Grip ve soğuk algınlığında faydalıdır. Merhemi lumbago, nevralji ve romatizmada faydalıdır. Egzama, yüksek tansiyon, üremi veya damar sertliğinden şikayet edenler kullanmamalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to redden. to turn red. glow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kızıllık, kızıl renk, Ar. humret, ihmirâr: Bu gülün kırmızılığı; akşamüstü bulutların kırmızılığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redness. ruddiness. flush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırmızıya çalan, kırmızıca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reddish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reddish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırmızımsı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Halayık, cariye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Meşhur küçük hayvan ki, dikenlerle örtülü olup ekseriya tostop olarak yatar. Oklu kirpi = Dikenleri kalem gibi uzun olup bunları savunma maksadıyla atan cinsi. Kirpi gibi = Sert ve çok tüylü adam. Kirpihelvası = Bir nevi kudret helvası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hedgehog. urchin. porcupine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hedgehog. porcupine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hedgehog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırpılmış, kesilmiş: Kırpık koyun; kırpık saçlı; kırpık sakal («kirpik» kelimesinin aslı «kırpık» ise, «kıpmak» fiilinin de aslı ve doğrusu «kırpmak» olmak lâzımdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gözkapaklarının kenarlarındaki sıra kılların hepsi veya her biri, Fars. müje, müjgân: Uzun kirpikleri var, her kirpiğinden bir damla yaş damlıyordu. 2. Hayvan ve bitkilerin bazı kısa uzantıları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit Seylan taşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clipped. shorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyelash. lash. cilium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyelash. winker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ciliate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Hareket organları yerinde kirpik gibi uzantıları olanlar takımı. Kirpikliler tek hücreli hayvanlardandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Kirpiğe benzer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Köşe ve kenarları kesilmek: Bu kâğıtların etrafı kırpılırsa düzelecektir. 2. Yapağısı veya saç ve sakalı kesilmek: Koyunlar hangi ayda kırpılır? Bu soğukta saç kırpılır mı? 3. Ötesi berisi kesilip eksiltilmek: Bir hayliydi ama kırpıla kirpi la bir şey kalmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be clipped. to be sheared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Makasla kesilen veya kırpılan şeyden çıkan parçalar, bunun döküntüsü: Kâğıt, saç kırıntısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snip. clippings. brash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clipping. clipped off bit. bit. scrap. trimmings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kıpıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blink eyes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blink (one's eyes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırpmak işi. bk. Kırpmak. 2. Sığırın dilaltı, kurbağcık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snip. trimming. shearing. clipping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clip. winking. clipping. shearing. trimming. snip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gözleri acele ile yumup açmak, Osm. ihtilâc-ı ecfân etmek: Göz kıpmak. Göz kırpıncaya kadar = Bir an içinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clip. shear. cut. wink. blink. bat. crop. pare. retrench. shave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crop. shear. snip. to trim. to clip. to shear. to snip. to wink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trim. to clip. to shear. to trim. to wink. crop. nip. snip. trim back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyin köşe ve kenarlarını kestirmek: Şu kâğıdın kenarları pek örselenmiş, biraz kırptırmalı. 2. Saç ve sakalını veya yapağısını kestirmek, kısaltmak: Yazın sıcaklarında koyunları kırptırmak lâzımdır, soğuk havalarda çocukların saçını kırptırmamak 3. Bir masraf veya tahsisatın bazı kısımlarını kestirip indirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb clip sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kırat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İşkembe, geviş getiren hayvanların birinci midesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rural. rustic. pastoral. country. agrarian. arcadian. countrified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

country. rural. rustic. silvan. pastoral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rural. rustic. country. pastoral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rural area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rural area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rural population.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Al. vişne rakısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kirsehir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. karâtis) (Yunanca’dan). Kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kırtâsiyye). Kâğıda ait: Mevâdd-ı kırtâsiyye = KAğıt, mürekkep ve kalem gibi yazıya ait şeyler. Masârif-i kırtâsiyye = Bir resmi dairenin kâğıt, kalem vesair yazı işlerinde kullanılacak şeylere ait masraflar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KIRTASİYYE) (i. A). Bir resmî dairede kâğıt vesair yazı malzemesi için tahsis ve sarf olunan para: Büromuzun, bizim meclisin ayda üç yüz lira kırtasiyesi vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stationery. paper-work. red-tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stationery. writing materials. expendable item.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قرطاسيه] kağıt işleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırtasiyecilik yapan kimse. 2. Sürünceme yoluyla işleri uzatma huyunda olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stationer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stationer. stationer's. bureaucrat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stationer. seller of writing materials. petty-minded bureaucrat. pettifogger who insists on unnecessary paperwork. stationer's shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Kırtasiye ticareti. 2. Dairelerde muamelenin aşırı derecede çoğaltılıp, işlerin uzatılması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paperwork. stationery business. bureaucracy. red tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red tape. the stationary business. bureaucracy. officialdom. officiality. red tapism. rigmarole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Kıralp).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Balık avlamada kullanılan ince dallardan örülmüş bir çeşit kapan, çöten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kıtlama.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (eski) kadın fistanı; (eski)erkek ceketi veya paltosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

somebody helping a boy being circumcised.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a man who acts as a sort of god father to a boy at his circumcision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ürküp kaçmak: Kuşlar kışkırdı. 2. Telâşa düşmek, korkup ürkmek. 3. Heyecana gelmek, kızgınlığa düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incitement. instigation. provocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kışkırtma işini yapan, tahrik eden, tahrikçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocative. instigating. coat-trailing. factious. incendiary. rabble-rousing. seditious. provocateur. provocative. factionist. instigator. setter-on. plotter. incendiary. agitator. demagog. demagogue. fomenter. stumper. irritant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incendiary. inflammatory. provocative. inciting. agitator. inciter. instigator. provoker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocative. fomenter. instigator. agent provocateur. impulsive. inciter. inflammatory. rabble rouser. seditious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agent provocateur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocation. instigation. fomentation. criminal mischief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incitement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kışkırtmak işine mâruz kalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be instigated. to be fomented.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instigation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitation. incitement. provocation. sedition. provacation. instigation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instigation. provocation. flagwaving. fomentation. incitement. prompting. urge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ürkütüp kaçırmak: Kargaları bakla tarlasından kışkırtmalı. 2. Urkürtmek, korkutmak, telâşa düşürmek: Birtakım yalan haberlerle herkesi kışkırttı. 3. Heyecana düşürmek, Osm. tehyîc etmek: Kendi fırıldağını döndürmek için birtakım akılsızları kışkırttı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fan the flame. provoke. instigate. incite. set on. warm up. excite. agitate. antagonize. defy. egg. egg on. ferment. foment. ginger. ginger up. goad. goad on. hound. hound on. inflame. jockey into. lash. prod. rouse. solicit. sting. stir up. tempt. w.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galvanize. incite. instigate. prod. provoke. spark. spur. stimulate. to provoke. to induce. to instigate. to incite. to prompt. to goad. to frighten away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to incite sb to do sth bad. agitate. awaken. egg sb on. excite. fan the flame. foment. hound. incite. instigate. move. to set at odds. prod. prompt. provoke. set on. solicit. spark. stir up. suborn. urge. whet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brittle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delicate. fragile. frail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crimson.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Dışkulak borusundaki ufacık bezler; kulak kiri adı verilen hafif sarımtırak yağlı bir madde salgılarlar. Bu salgı fazla olduğu zaman, dışarıya atılamayıp kulak içinde kuruyacak olursa, bir tıkaç meydana getirir ve kulak zarını etkileyerek rahatsızlık verir. Dışkulak borusu, kulak kiri ile tamamen kapanacak olursa, uğultu, çınlama gibi arızalara neden olur. Tamamen tıkanmış boru, ancak doktor tarafından açılabilir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı, havlu.

Hazırlanışı : 2 çorba kaşığı zeytinyağı ısıtılır. Ilıdıktan sonra kulak borusuna 3 damla konup ılık bir havluyla kapatılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breach / violation of the rules / regulations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Gülgillerden bir bitki ki, reçeli ve likörü yapılır (Lat. cerasusavium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Söz, lâf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok fazla konuşan, devamlı konuşan: Lakırdıcı bir çocuk; ihtiyarlar çok lakırdıcı olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Kapalı bir kaptaki suyun çalkantısından çıkan ses, lıkır lıkır ses çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with a glugging sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with a glugging sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gurgle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gurgle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). Lıkır lıkır etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to glug. to make a glugging sound. gurgle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to glug. to make a glugging sound. gurgle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mekr» den if.) (mü. makire). Mekr ve hile eden, hilekâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sığır vebası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eski küçük bir cins bakır sikke ki, dördü bir akça ederdi, Ar. füls. 2. Çocuk oyuncağı çeşidinden tahtadan yaldızlı pul. 3. Nargile lülesine konmak üzere kömür tozundan kurs. 4. Umumiyetle para: Mangır yok; beş on mangır için yüzsuyu dökemem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mangır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mini etek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birisi, bir teklifi kabûl etmemek için küçük bahaneler ileri sürmek, nazlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fikr» den if.) (mü. müfekkire). Düşünen. Kuwe-i müfekkire = İnsanın düşünme kabiliyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müfekkir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fakr» dan if.) (mü. müftekıre). 1. Fakra düşmüş, fakir, züğürt. 2. Muhtaç, bir şeye ihtiyacı olan: Hiçbir şeye müftekir değilim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakere» den if.). Yiyecek ve başka zarurî ihtiyaç maddelerini ucuz alıp biriktirdikten sonra fiyatlarını arttırarak satan, karaborsacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محتکر] vurguncu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «karâr» dan if.) (mü. mukirre). İkrar ve İtiraf eden, doğrusunu söyleyip kabahat ve ayıbını gizlemeyen, inkâr etmeyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقر] itirafçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nekr» den if.) (mü. münkire) (c. münkirin). 1. İkrâr ve itiraf etmeyen, inkâr eden: O suçu işlediği ısrarla söyleniyorsa da, kendisi münkirdir. 2. Kabûl ve tasdik etmeyen, yalanlayan, inanmayan, imansız: O adam Ahıreti münkirdir. Münkir (-1 vahdânîyyet) — Kabir sualleri soran iki melekten biri. Diğeri: Nekir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sekr» den if.) (mü. müskire). Sarhoş eden, sarhoşluk veren, alkollü içki: Şıra eskirse müskir olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Sarhoşluk veren şeyler, alkollü içkiler: Müskirat resmi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müstakar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fikr» den if.) (mü. mütefekkire). 1. Düşünen, düşüncesi olan, dalmış, dalgın. 2. (Türkçe) Filozof, bilgin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thinker. pensive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nekre» den if.) (mü. mütenekkire). Tanınmayacak hâl ve kıyafete giren, uydurme bir isim takınıp kim olduğunu belli ettirmeyen, tebdil gezen, İtalyanca: incognlto.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tebdil olarak, kendini belli ettirmeksizin, uydurma bir İsimle (hanedan mensupları ve büyük adamların, merasimden kaçınmak için başka bir isimle seyahatleri hakkında kullanılır), İt. incognito.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şükr» den if.) (mü. müteşekkire). Gördüğü iyiliği bilen, bir iyiliğe karşı şükr eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thankful. grateful. indebted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grateful. indebted. thankful. touched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grateful. thankful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) – Zikreden hatıra getiren anan. Zikreden ibadet eden. - Hz.Peygamberin isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفکره] düşünme gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مفتقر] yoksul. 2.bağlı, muhtaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منکر] inkâr eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسکرات] sarhoş edici şeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ متفکر] düşünür. 2.düşünceli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متفکرانه] düşünceli düşünceli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متشکر] şükran borçlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Pek küçük ve ehemmiyetsiz şey. Aynı mânâda: kıtmîr. Nakîr ve kıtmîr = Hep beraber, takımıyla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Mezarda ölüleri sorguya çeken iki melekten birinin İsmi olup diğerine «Münkir» derler.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Akciğerlerimiz kaburgalarımızın içinde birer torba gibi dururlar. Nefes aldığımızda bu torbalar içerlerine alabildikleri kadar hava alarak şişerler. Göğsümüzü karnımızdan ayıran ve akciğerlerimizin altına bitişik büyük bir kas olan diyafram, büzüşerek ciğerlerimizin genişlemesini sağlar, nefes almamıza yardımcı olur.

Süratli yemek yenildiğinde, yutkunma neticesinde yemek ile birlikte bir miktar da hava alınır. Hıçkırık, yiyeceğin yüzeyine yapışarak sindirim sistemine giren bu havayı atmak için sistemin gösterdiği bir tepkidir. Diyafram süratle büzüşerek, çok ani ve hızlı nefes almamızı sağlar. Bu arada boğazımızın üst tarafında, ses tellerimizin bulunduğu kısımda bir kapanma olur ve buradan geçen hava bir an bloke edilir. Bu da ‘hıck’ şeklinde bir sesin çıkmasına neden olur.

Midedeki bir olayla diyaframın ilişkisi, bu iki organdaki sinirlerin birbirine çok yakın hatta iç içe geçmiş olmalarındandır. Bu nedenle en çok yemekten sonra hıçkırırız. Sindirim işlemi bittikten sonra hıçkırık olmaz. Hıçkırığı önlemek için çok çeşitli öneriler vardır.

Baş aşağı durmak, yavaş yavaş su içmek, kolları yukarıda tutmak, nefesi tutmak, ileride bir noktaya bakarak derin nefes almak, buzlu su içmek, nefesi tutarak üç kere yutkunmak, nane yutmak, parmağı kulağa bastırarak su içmek ve korkutmak gibi.

Bunlardan korkutarak insanı şok etmek, dolayısıyla sinir sistemini etkilemek, derin nefes alarak diyaframın mideyi itmesini sağlamak ve de kandaki düşük karbondioksit seviyesinin hıçkırığın oluşumunu hızlandırdığı bilindiğinden nefesi tutmak en mantıklı önlemlerdir.

Aslında ise bu önlemlerin hiçbirine gerek yoktur. Hıçkırıklar yaklaşık 5 saniyede bir olur ve genellikle bir dakikadan fazla sürmezler. Siz önlemlerle uğraşırken, o zaten kendi kendine kesilir. Hıçkırığı kesmek için kabul edilen genel görüş hiçbir önlemin hıçkırığı kesmediğidir. Ancak aylarca süren istisnai durumlarda, muhakkak tıbbi müdahale gerekir, hatta bu durumlarda sinirler üzerinde operasyon yapılması bile gündeme gelebilir.

Çok miktarda biber yemek gibi kimyasal yanmaların, enfeksiyonların ve ülser gibi hastalıkların da hıçkırığı meydana getirebilecekleri ileri sürülüyor. Hıçkırık süresince bir şey yememekte ve içmemekte fayda vardır, çünkü bu sırada tekrar fazla hava alınabilir.

Hıçkırığı önlemek için en iyisi yemeği yavaş yiyin, çok miktarda yemeyin, yemek yerken karbonatlı içki içmeyin, yemeğe konsantre olun, çok konuşmayın ve gülmeyin. Yemeğe saygınız ne kadar artarsa, hıçkırık o kadar azalır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Akciğerlerimiz kaburgalarımızın içinde birer torba gibi dururlar. Nefes aldığımızda bu torbalar içerlerine alabildikleri kadar hava alarak şişerler. Göğsümüzü karnımızdan ayıran ve akciğerlerimizin altına bitişik büyük bir kas olan diyafram, büzüşerek ciğerlerimizin genişlemesini sağlar, nefes almamıza yardımcı olur.

Süratli yemek yenildiğinde, yutkunma neticesinde yemek ile birlikte bir miktar da hava alınır. Hıçkırık, yiyeceğin yüzeyine yapışarak sindirim sistemine giren bu havayı atmak için sistemin gösterdiği bir tepkidir. Diyafram süratle büzüşerek, çok ani ve hızlı nefes almamızı sağlar. Bu arada boğazımızın üst tarafında, ses tellerimizin bulunduğu kısımda bir kapanma olur ve buradan geçen hava bir an bloke edilir. Bu da “hıck” şeklinde bir sesin çıkmasına neden olur.

Midedeki bir olayla diyaframın ilişkisi, bu iki organdaki sinirlerin birbirine çok yakın hatta iç içe geçmiş olmalarındandır. Bu nedenle en çok yemekten sonra hıçkırırız. Sindirim işlemi bittikten sonra hıçkırık olmaz. Hıçkırığı önlemek için çok çeşitli öneriler vardır. Baş aşağı durmak, yavaş yavaş su içmek, kolları yukarıda tutmak, nefesi tutmak, ileride bir noktaya bakarak derin nefes almak, buzlu su içmek, nefesi tutarak üç kere yutkunmak, nane yutmak, parmağı kulağa bastırarak su içmek ve korkutmak gibi.

Bunlardan korkutarak insanı şok etmek, dolayısıyla sinir sistemini etkilemek, derin nefes almak ve de kandaki düşük karbondioksit seviyesinin hıçkırığın oluşumunu hızlandırdığı bilindiğinden nefesi tutmak en mantıklı önlemlerdir.

Aslında ise bu önlemlerin hiçbirine gerek yoktur. Hıçkırıklar yaklaşık beş saniyede bir olur ve genellikle bir dakikadan fazla sürmezler. Siz önlemlerle uğraşırken, o zaten kendi kendine kesilir. Hıçkırığı kesmek için kabul edilen genel görüş hiçbir önlemin hıçkırığı kesmediğidir. Ancak aylarca süren istisnai durumlarda, muhakkak tıbbi müdahale gerekir, hatta bu durumlarda sinirler üzerinde operasyon yapılması bile gündeme gelebilir.

Çok miktarda biber yemek gibi kimyasal yanmaların, enfeksiyonların ve ülser gibi hastalıkların da hıçkırığı meydana getirebilecekeleri ileri sürülüyor. Hıçkırık süresince bir şey yememekte ve içmemekte fayda vardır, çünkü bu sırada tekrar fazla hava alınabilir.

Hıçkırığı önlemek için en iyisi yemeği yavaş yiyin, çok miktarda yemeyin, yemek yerken karbonatlı içki içmeyin, yemeğe konsantre olun, çok konuşmayın ve gülmeyin. Yemeğe saygınız ne kadar artarsa, hıçkırık o kadar azalır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Trafik ışıkları uygulaması, önceleri demiryollarının trenleri kontrol için uyguladığı sinyaller Örnek alınarak başlamıştır. Demiryolları idaresi kırmızı rengi ‘dur’ sinyali olarak seçmişti. Kırmızı renk kan rengi olduğundan asırlar boyu tehlikenin, tahribatın ve ölümün simgesi olmuştur. Demiryolları ilk faaliyete geçtiği 1830’lu yıllarda ‘ikaz’ ışığının rengi yeşil, ‘geç’ ışığının ise beyazdı.

Bir süre sonra beyaz sinyal problem yaratmaya başladı. Beyaz renkli ‘geç’ sinyali diğer sokak lambaları ile karıştırılabiliyordu. Ama daha da kötüsü ‘dur’ işaretlerine konulan kırmızı mercekler yerlerinden düşünce ışık beyazlaşıyor, ‘geç’ sinyali olarak algılanıyor ve kazalara yol açabiliyordu.

Sonunda demiryolcular kırmızıyı ‘dur’, yeşili ‘geç’ sarı rengi de ‘ikaz’ sinyali olarak kullanmaya başladılar. Bilindiği gibi sarı, renk spektrumu içinde en göz alıcı renktir. Böylece makinist bir sinyalin bulunması gereken yerde beyaz ışığı görürse, bir şeylerin yanlış olduğunu anlıyor ve tedbirini alıyordu.

Karayollarına gelince, yollarda sadece atların ve at arabalarının bulunduğu tarihlerde bile dünyanın büyük şehirlerinde trafik sorundu. İlk trafik lambası otomobillerin ortaya çıkmasından çok önce 1868’de Londra’da kullanıldı. Gazla yakılan ve bir eksen etrafında döndürülebilen kırmızı ve yeşil lambalar bir yıl sonra patlayıp, kendilerini çeviren polisi de yaralayınca bu uygulama ortadan kalktı.

Ama öte yandan otomobillerin ortaya çıkması ve şehirlerde dolaşmaya başlamalarıyla birlikte durum iyice kötüleşti. Çeşitli şehirlerde değişik uygulamalar yapıldı. Demiryollarındaki uygulama örnek alındı ama demiryollarında birbirine paralel iki hat vardı. Bu sistem iki yolun kesiştiği kavşaklarda işe yaramıyordu.

Sonunda günümüzdekilere benzeyen ilk elektrikli otomatik trafik lambasını, ilkokul mezunu ve ABD’deki Cleveland’da otomobil sahibi ilk siyah olan Garrett Morgan geliştirdi. 1914’de ilk denemelerine başlayan Morgan 1923’de de patentini aldı. Morgan 1963’de ölümünden az önce patentini 40 bin dolara General Electric firmasına sattı.

Morgan’ın lambaları demiryollarına benzer şekilde bir “T” üzerinde kırmızı ve yeşil iki lambadan ibaretti. Çok geçmeden ikaz anlamında sarı lamba da ilave edildi ve uygulama bütün dünyaya süratle yayıldı.

Aradan geçen yıllara rağmen sarı renk hala ‘ikaz’ anlamındadır ama günümüz sürücüleri onu ‘geç’ sinyali olarak algılıyorlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Hareketi hoşa giden, beğenilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (hayvan) Derin nefes almak, içini çekercesine solumak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

porcupine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. varoş, civar, dış mahalleler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu işlev büyük UXGA 1600 x 1200 piksel resminden 640 x 480 piksel görüntünün alınmasını sağlar. Yeni VGA dosyası Memory Stick™ üzerine kaydedilecektir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: Fars. pîş-gîr = öne tutulan). I. Yemek yerken vaktiyle peçete yerine dizlerin üzerine alınan uzun bez. 2. Havlı, peçete.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

napkin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obsession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixed idea / opinion. a bee in one's bonnet. fixed idea. fixed opinion. mad point. monomania. set opinion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hidebound. intransigent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monomaniac. obsessional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Aslında sabun bir antiseptik, yani mikrop öldürücü değildir. Normal bir deri üzerinde, ölü deri hücreleri, kurumuş ter, çeşitli bakteriler, yağlı ifrazatlar ve toz vardır. Sabunun özelliği, mekanik olarak derimizin üzerinden bunların alınmasını sağlamasıdır.

Suyu ve yağı (ne yağı olursa olsun) aynı kaba koyarsanız birbirlerine hiç karışmazlar aksine su ve yağ molekülleri arasında birbirlerini iten bir güç vardır. Elimizi sadece su ile yıkadığımızda, derimizin üzerindeki yağ tabakası, suyun derimize temasına mani olur, onu dağıtır ve tam anlamı ile temizlik sağlanamaz. İşte burada sabun devreye girer ve aracılık rolünü üstlenir.

Sabunun bilinen tarihi 2000 yıldan da öncesine uzanır. Hatta Anadolu’da 4000 yıl evvel Hititlerin yaktıkları bitkilerin külleri ile ellerini temizledikleri bilinmektedir. Sabun, tarihinin her döneminde ucuz ve kolay bulunabilen malzemelerden yapılmıştır. Romalılar sabun yapabilmek için, kireç taşını ısıtarak kireç elde etmiş, bu ıslak kireci sıcak ağaç külleri üzerine püskürtüp sonra da karıştırmışlardır.

Oluşan gri çamuru sıcak su dolu bir kazana dökerek keçi yağı ile saatlerce karıştırarak kaynatmışlardır. Kirli kahverengi kalın bir tabaka oluşunca, soğumaya bırakmışlardır. Soğuma sonucu sertleşen tabakayı parçalara bölerek sabun olarak kullanmışlardır.

İşte sabun budur. Her sabun kireç gibi bir alkali madde ile bir çeşit yağın karışımıdır. Günümüzde alkali olarak kireç yerine genellikle kostik soda kullanılıyor. Keçi yağı yerine de, sığır ve koyun yağlarından elde edilen don yağları, hurma, pamuk çekirdeği ve zeytinden elde edilen yağlar kullanılıyor.

Alkali ve yağdan meydana gelen sabun da anne ve babasının özelliklerini taşır. Yani bir taraftan yağı severken diğer taraftan suyu sever. Sabun moleküllerinin bir ucu yağı, diğer ucu da bir alkali olan suyu çeker. Ellerimizi ovuşturduğumuzda yağ ve kirler, dolayısıyla içindeki bakteriler parçalanır. Sabun molekülleri bu yağlı kirleri sararlar suyla birleştirirler ve artık çözünemez hale getirirler. Musluktan akan su ile de uzaklaşır giderler. Ellerin kurulanması ile de bakterilerin çok sevdiği nemli ortam ortadan kalkmış olur.

Günümüzün modern marketlerinde ise sabunun, bazı katkı maddeleri, boyalar, parfümler, deodorantlar, bakteri giderici maddeler, kremler, losyonlar ve reklamlarda söylenilen diğer maddeler eklenmiş hali ile karşılaşıyoruz. Şampuan, diş macunu, tıraş kremi ve kozmetikler, sabunun sodyumun değişik bileşikleri ile yapılmış diğer adlarıdır. Eğer kostik soda yerine potasyum kullanılırsa, daha yumuşak olan sıvı sabun elde edilir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Aslında sabun bir antiseptik, yani mikrop öldürücü değildir. Normal bir deri üzerinde, ölü deri hücreleri, kurumuş ter, çeşitli bakteriler, yağlı ifrazatlar ve toz vardır. Sabunun özelliği, mekanik olarak derimizin üzerinden bunların alınmasını sağlamasıdır.

Suyu ve yağı(ne yağı olursa olsun) aynı kaba koyarsanız birbirlerine hiç karışmazlar aksine su ve yağ molekülleri arasında birbirlerini iten bir güç vardır. Elimizi sadece su ile yıkadığımızda derimizin, üzerindeki yağ tabakası, suyun derimize temasına mani olur, onu dağıtır ve tam anlamı ile temizlik sağlanamaz. İşte burada sabun devreye girer ve aracılık rolünü üstlenir.

Sabunun bilinen tarihi 2000 yıldan da öncesine uzanır. Hatta Anadolu’da 4000 yıl evvel Hititlerin yaktıkları bitkilerin külleri ile ellerini temizledikleri bilinmektedir. Sabun, tarihinin her döneminde ucuz ve kolay bulunabilen malzemelerden yapılmıştır.

Romalılar sabun yapabilmek için, kireç taşını ısıtarak kiraç elde etmiş, bu ıslak kireci sıcak ağaç külleri üzerine püskürtüp sonrada karıştırmışlardır. Oluşan gri çamuru sıcak su dolu bir kazana dökerek keçi yağı ile saatlerce karıştırarak kaynatmışlardır. Kirli kahverengi kalın bir tabaka oluşunca, soğumaya bırakmışlardır. Soğuma sonucu sertleşen tabakayı parçalara bölerek sabun olark kullanmışlardır.

İşte sabun budur. Her sabun kireç gibi bir alkali madde ile bir çeşit yağın karışımıdır. Günümüzde alkali olarak kireç yerine genellikle kostik soda kullanılıyor. Keçi yağı yerine de sığır, ve koyun yağlarından elde edilen don yağları, hurma, pamuk çekirdeği ve zeytinden elde edilen yağlar kullanılıyor.

Alkali ve yağdan meydana gelen sabun da anne ve babasının özelliklerini taşır. Yani bir taraftan yağı severken diğer taraftan suyu sever. Sabun moleküllerinin bir ucu yağı, diğer ucu da bir alkali olan suyu çeker. Ellerimizi ovuşturduğumuzda yağ ve kirler, dolayısıyla içindeki bakteriler parçalanır. Sabun molekülleri bu yağlı kirleri sararlar suyla birleştirirler ve artık çözünemez hale getirirler. Musluktan akan su ile de uzaklaşır giderler. Ellerin kurulanması ile de bakterilerin çok sevdiği nemli ortam ortadan kalkmış olur.

Günümüzün modern marketlerinde ise sabunun, bazı katkı maddeleri, boyalar, parfümler, deodoranlar, bakteri giderici maddeler, kremler, losyonlar ve raklamlarda söylenilen diğer maddeler eklenmiş hali ile karşılaşıyoruz. İampuan, diş macunu, tıraş kremi ve kozmetikler, sabunun sodyumun değişik bileşikleri ile yapılmış diğer adlarıdır. Eğer kostik soda yerine potasyum kullanılırsa, daha yumuşak olan sıvı sabun elde edilir.


Genel Bilgi by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde tinea tonsurans denilen saçkıran, bir çeşit mantarın neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Hiç vakit kaybetmeden tedavi etmek gerekir. Saçkıranlı hastanın tarağını kullanmak veya şapkasını giymekle bulaşır. Tedaviye, hastalıklı yerdeki saçları kesmek veya traş etmekle başlanır. Saçlar, haftada iki kere yıkanır. Aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarımsak.

Hazırlanışı : Saçkıranlı yer, ustura ile hafifçe çizilir. Sonra ortasından kesilmiş bir diş sarımsak sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). 1. Cihangir hükümdar. 2. Bir çeşit lâle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صاحب قران] muzaffer hükümdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Erkek İsmi) 1.Her zaman basan, üstünlük kazanan hükümdar. 2.Ünlü bir çeşit lale.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Şiddetli titremeyi taklit ve tasvir eder, art arda kullanılır: Sakır sakır titremek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Yağmurun, bülbül gibi öten bir kuş vesairenin ve yıkanan bazı şeylerin sesini ifade eder: Şekır şakır yağmur yağıyordu; bülbüller şakır şakır ijtüyordu; şakır şakır yıkadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şükr» den if.) (mü. şâkire). Şükür ve hamd eden, gördüğü iyiliği unutmayıp şükrünü yerine getiren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شاکر] şükr eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şükreden, durumundan memnun olan. Allah’a şükreden. Kur’an’da çok sık geçen kelimelerden biridir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şakır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ŞAgird.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شاکرد] öğrenci. 2.çırak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Korku veya soğuktan şiddetle titremek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şakır şakır etmek, böyle bir ses çıkarmak: Yağmur şakırdıyordu; bülbüller her taraftan şakırdamaya beşladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şak veya şakır ettirmek, böyle bir sesle seslendirmek: Kamçıyı hayvanların başı üstünde şakırdattı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Şakir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun ve köpek gibi hayvanlara yapışıp kanlarını emen bir küçük böcek, kene.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞIKIRRAK) (i. A.). Yeşil, kırmızı veya beyaz renklerle süslü bir kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şakır şakır edip ses çıkarma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clangor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drumming. pattern. splash. rattle. clatter. jingle. snap. smack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Yapılabilir ve teorik olarak mümkündür. Hatta ünlü tenor Cruso’nun bunu başardığı rivayet edilir. Rezonansını tutturabilirseniz sadece bardak değil başka birçok şeyi kırabilirsiniz. Peki öyleyse, nedir bu rezonans?

Salıncakta bir çocuğu salladığınızı düşünün. Salıncak size gelirken, tam en üst noktaya ulaşmadan salıncağı itmeye kalkışırsanız, onu yavaşlatırsınız. Ancak salıncak size doğru gelirken, itmeyi hep en üst noktada yaparsanız, her seferinde aynı kuvvetle itseniz bile, salıncak gittikçe hızlanacaktır.

Salıncak kendi tabii frekansı ile, diyelim ki, dakikada 30 salınım yaparak sallanıyordu. Siz de dışardan bir kuvvet, fakat aynı frekansta bir kuvvet uyguladınız. Bu iki frekans çakıştı ve salıncak da bu nedenle gittikçe hızlandı.

Salıncak örneğinde olduğu gibi, her cismin bir kendi tabii frekansı vardır. Cisimlere kendi tabii frekansları ile çakışan bir frekansta her hangi bir kuvvet uygularsanız rezonans denilen kontrolsüz bir ortam oluşabilir.

Eğer önünüzde duran bir bardağa, onun tabii frekansına uyan bir frekansta bağırabilirseniz, daha doğrusu bir ses dalgası gönderebilirseniz, bardağın tabii frekansı ile sesin frekansı çakışarak, bardaktaki titreşimi kontrolsüz bir şekilde artırır, bardak rezonansa girer ve sonuçta çatlayabilir veya kırılabilir.

İnsanlar günlük yaşamlarında pek fark etmemelerine rağmen rezonans olayı, otomobilden, köprü dizaynına kadar mühendislerin en çok zorlandıkları konulardan biridir. Hala bu nedenle, askerler bir köprüden geçerlerken, yürüyüş adımlarının frekansları köprünün tabii frekansı ile çakışıp, köprü yıkılmasın diye, köprülerden uygun adım yürüyüşle geçmezler.

Otomobilde direksiyon mekanizması ile amortisörlerdeki titreşim aynı frekansa gelince, rezonans sonucunda direksiyon şiddetli sarsılmaya başlar. Mühendisler araba dizaynında parçaların biçimlerini, yaylanmalarını ve ağırlıklarını, devir sayıları ve benzeri faktörleri göze alıp rezonansı en aza indirmeye çalışırlar.

Peki bu rezonansın hiç iyi bir yönü yok mu? Var elbette. Örneğin radyo istasyon dalgalarını ararken bu dalgaları yakalarsanız, kendi alıcınızın frekansı ile birbirini tuttuğu an rezonansa girer, genliği artar ve bu istasyonu işitmeye başlarsınız.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vocal cords.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şakır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Şakırdamak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., iskoç gayda gibi ses çıkarmak; haykırmak, haykırtmak; i. çığlık, haykırış; gayda sesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., ask. hafif çarpışma, müfreze muharebesi; çekişme, hafif kavga; f. çatlşmak; çekişmek. skirmish drill ask. çarpışma talimi. skirmish line seyrek asker. saffu skirmisher i., ask. avcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yabani şeker havucu, bot. Sium sisarum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. etek; eteklik; semerin sarkık yan tarafı: kenar; (argo) kız; f. eteklik ile örtmek; kenarında olmak, kenar olmak; kenarından geçip gitmek, kenarda oturmak; baştan savmak, kaytarmak. skirt dance geniş ve uzun eteklikle edilen dans. skirting boar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kenar tahtası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

genocide. battue. holocaust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

genocide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

genocide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAHKİR) (ka ile) (i. A. «hakaret» ten) (c. tahkîrât). Hakaret etme, hor ve hakir görme, ehemmiyet vermeyip aşağı görme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحقير] küçümseme, aşağılama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aşağılanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aşağılamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. tahkir = hor görme, Fars. Amîhten = karıştırmak). Hakaret karıştırıcı, tahkirle karışık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تحقير آميز] aşağılayıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). 1. Atın ayaklarıyla, çekiç vesairenin gürültüsü gibi kuru bir sesi taklit ve tasvir ederek çok defa art arda kullanılır: Takır takır bir at geçtiğini işittim. Takır-tukur da denilir: Sabahleyin ustaların takır-tukur işlediklerini işittik. 2. Takır takır ses çıkaracak şekilde boş. Bu mânâ ile ekseriya «tam» mübalâğa edâtı ile beraber kullanılır: Bizim kiler tam-takır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). Takırtı etmek, kuru ve sert gürültü çıkarmak: Ortalık donmuş olduğundan hayvanların ayakları çok takırdıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clatter. rattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). Kuru ve sert bir ses çıkartmak, gürültü ettirmek: Ayaklarını takırdatarak geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rattle. to clatter. to bang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hayvan ayaklarının çıkardığı gürültü gibi kuru ve sert ses: Takırtısı işitiliyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clatter. clack. rattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chatter. clatter. clack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clatter. rattle. bang. clack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen boş. (bk.) Tam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ayrı taçyapraklı ikiçeneklilerden bir familya. Örnek bitkisi taşkıranotudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Taşkırangillerden bir bitki (saxifraga).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Düşündürme, düşündürülme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Hâkim, Amir Tekfurdağı, tekfur sarayı 2. Bizanslı sınır beyi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tekfur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Siyah benek yahut çizgilerle karışık kül renginde: Tekir kedi, kaplan. Tekirördeği = Bu renkte bir cins ördek. Tekirbalığı = Barbunyanın küçüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tabby. tabby. tabby cat. mullet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marked with spots. tabby. striped goatfish. striped. spotted. tabby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nekr» den masdar). Tanınmayacak hâle getirme, değiştirme, tebdil etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «vakar» dan). Karşısındakini yüksek tutma, Osm. izâz ve tâzîm etme: Misafirlerini tevkîr eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tezkire). Tezkereler. (bk.) Tezkere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zikr» den) (c. tezâkir). 1. Hatırlamaya vesile olan kâğıt, pusula, varaka. 2. Bir şehrin içinde bulunan daireler arasında alınıp verilen yazışmalar: Tezkere yazmak. 3. Nüfusa, esnaf vesaireye verilen resmî kâğıt: Nüfus tezkeresi, esnaf tezkeresi. Esnaf tezkeresi = Satış izin kâğıdı. Mürûr tezkeresi = Pasaport. Gümrük tezkeresi = Bir malın gümrük resmi verildiğini belirten pusula. 4. Bir ilim ve fenne dair kısa bilgileri havi risale, ajanda. 5. Bazı meşhurların kısa biyografisini ve bazı hususiyetlerini havi kitap: Tezkiretü’ş-şuarâ, tezkiretü’l-evliyâ vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zikr» den). 1. Akla getirme. 2. Bir kelimeyi müzekker kullanma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تذکير] hatırlatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hatırlatılmak, dile getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hatırlatmak, dile getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tezkîr). Tezkirler. (bk.) Tezkir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tezkere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). 1. Kuru ve ince bir sesi tasvir eder ve art arda kullanılır: Tıkır tıkır yürüyordu, börek kuruyup tıkır tıkır olmuştu. 2. Fıkır fıkır gibi, sesle kaynamayı tasvir eder: Tencere tıkır tıkır kaynıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rattle. click.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hafifçe tıkırtı çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clink. click. tick. clack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rattle lightly. to make a light rattling sound to tick lightly. rattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tıkırtı çıkartmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rattle. tap. click.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rattle sth lightly. click. tap. tick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Kuru ve hafif bir sesle yapılan gürültü: Ayak tıkırtısı, sahanların tıkırtısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clinking. rattling. click. tick. clack. patter. tap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clack. click. tick. a rattling or clinking sound. rattle. clink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light rattle. light chick / tick. click. tap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tüskürmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iç etekliği; astar veya duble.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yeraltı sularının kirliliğinin başlıca kaynakları lağım suyu tesisatı, lağım çukurları vb. ile kıyı bölgelerinde tuzlu su sızıntılarıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yıldırımın zararını önlemek için binaların tepesine yerleştirilen ve ucunda bakır veya platin bulunan demir çubuk ve bununla toprak arasına çekilen bakır telden ibaret Alet, Osm. siper-i sâika, paratoner.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Geceleri gökyüzünde gördüğümüz yıldızların birçoğu bizim güneşimizden de büyüktürler ama o kadar uzaktadırlar ki, ancak birer nokta olarak gözükürler. Gezegenlerin yıldızlardan farkları, güneş sistemimiz içinde bizimle beraber güneşin etrafında dönüyor olmalarıdır. Bu nedenle çok uzak olan yıldızlar gökyüzünde ‘sabit’ dururken, gezegenler sürekli yer değiştirirler. Bu gezegenler güneşe yakınlık sırası ile Merkür, Venüs, dünyamız. Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüto’dur.

Güneş sistemimizde bile mesafeler o kadar büyüktür ki. dünyamıza 8 dakikada gelen güneş ışığı, Neptün’e ancak 4 saatte ulaşır. Zaten güneş sistemimizde bulunmalarına rağmen Neptün ve Plüto teleskop kullanmadan dünyamızdan görülemezler. Güneş Neptün’e o kadar uzaktır ki, bu gezegenden bakıldığında görünümü parlak bir yıldızdan farksızdır. Güneş ışıklarının dünyamıza gelmek için 8 dakikada aldığı bu yolu, saatte 1000 kilometre hızla giden modern bir jet uçağı ancak 17 yıl civarında gidebilirdi.

Güneş sistemimizin dışındaki mesafeler ise inanılmaz. Örneğin, Andromeda galaksisinin ışığı dünyaya milyon yılda ulaşmaktadır. Yani biz bu galaksiyi bu kadar yıl evvelki hali ile görüyoruz. Şimdi ne yapıyorlar acaba?

Aysız berrak bir gecede gökyüzünde gözle görülebilen yıldız sayısı 7000’dir. Küçük bir teleskopla 25 milyon yıldız görülebilir. Ama örneğin ABD’deki Mount Palomar gözlem evindeki teleskopla tüm gökyüzü taranabilse 2 milyar yıldız görülebilir. Halbuki sadece Samanyolu galaksisinde 100 milyar yıldız olduğu tahmin edilmektedir.

Yıldızların göz kırpıyormuş gibi ışıklarının kırpışmasının sebebi, çok uzaktan geliyor olmaları ve atmosferimizdir. Yeryüzünde nispeten ılınan hava devamlı olarak yükselme meylindedir. Bu durum gece de devam eder. Yıldızların zayıf ışıkları bu yükselen hava dalgası içinde kırılırlar. Bazen gözümüze tam olarak ulaşamazlar, yani kesik kesik gelirler.

Bu evimizdeki sıcak radyatörün veya bir ateşin ya da yazın çok sıcak yolların üzerindeki yükselen havanın arkasındaki şekillerin görüntüsünü dalgalandırmasına benzer. Gerçi görülebilir gezegenlerden gelen ışıklar da yükselen hava dalgaları ile kırılır ama onların ışıkları daha güçlü olduklarından gözümüze ulaşmada kesinti olmaz ve göz kırpmazlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Geceleri gökyüzünde gördüğümüz yıldızların birçoğu bizim güneşimizden de büyüktürler ama o kadar uzaktadırlar ki, ancak birer nokta olarak gözükürler. Gezegenlerin yıldızlardan farkları, güneş sistemimiz içinde bizimle beraber güneşin etrafında dönüyor olmalarıdır. Bu nedenle çok uzak olan yıldızlar gökyüzünde “sabit” dururken, gezegenler sürekli yer değiştirirler. Bu gezegenler güneşe yakınlık sırası ile Merkür, Venüs, dünyamız, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüto’dur.

Güneş sistemimizde bile mesafeler o kadar büyüktür ki, dünyamıza 8 dakikada gelen güneş ışığı, Neptün’e ancak 4 saatte ulaşır. Zaten güneş sistemimizde bulunmalarına rağmen Neptün ve Plüto teleskop kullanmadan dünyamızdan görülemezler. Güneş Neptün’e o kadar uzaktır ki, bu gezegenden bakıldığında görünümü parlak bir yıldızdan farksızdır. Güneş ışıklarının dünyamıza gelmek için 8 dakikada aldığı bu yolu, saatte bin kilometre hızla giden modern bir jet uçağı ancak 17 yıl civarında gidebilirdi.

Güneş sistemimizin dışındaki mesafeler ise inanılmaz. Örneğin, Andromeda galaksinin ışığı dünyaya 2.2 milyon yılda ulaşmaktadır. Yani biz bu galaksiyi bu kadar yıl evvelki hali ile görüyoruz. İimdi ne yapıyorlar acaba?

Aysız berrak bir gecede gökyüzünde gözle görülebilen yıldız sayısı 7 bindir. Küçük bir teleskopla 25 milyon yıldız görülebilir. Ama örneğin ABD’deki Mount Palomar gözlem evindeki teleskopla tüm gökyüzü taranabilse 2 milyar yıldız görülebilir. Halbuki sadece Samanyolu galaksisinde 100 milyar yıldız olduğu tahmin edilmektedir.

Yıldızların göz kırpıyormuş gibi ışıklarının kırpışmasını sebebi, çok uzaktan geliyor olmaları ve atmosferimizdir. Yeryüzünde nispeten ılınan hava devamlı olarak yükselme meylindedir. Bu durum gece de devam eder. Yıldızların zayıf ışıkları bu yükselen hava dalgası içinde kırılırlar. Bazen gözümüze tam olarak ulaşmazlar, yani kesik kesik gelirler.

Bu evimizdeki sıcak radyatörün veya bir ateşin ya da yazın çok sıcak yolların üzerindeki yükselen havanın arkasındaki şekillerin görüntüsünü dalgalandırmasına benzer. Gerçi görülebilir gezegenlerden gelen ışılar da yükselen hava dalgaları ile kırılır ama onların ışıkları daha güçlü olduklarından gözümüze ulaşmada kesinti olmaz ve göz kırpmazlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zikr» den). 1. Zikreden, zikirle meşgul. 2. Tekkede HSh! okuyan adam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذاکر] zikreden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zikreden, ,anan. Allah’ı gerektiği gibi teşbih ve tehmid eden. Kur’an’ı öğüt verici, gerçek bir zikir olarak gören.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Zakir).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Belleği güçlü olan, unutmayan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

. mention. remembrance. recitation of the attributes of God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mention. mentioning. allusion. mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ezkâr). 1. Anma, hatıra getirme. 2. Ağza alma, ismini söyleme, sözlü veya yazılı olarak ismini belirtme: Bir şairin ismini zikretmeksizin şiirini nakletmemeli; onu, tarihçiler arasında zikretmiş. 3. Beyan, ifade: Onu yukarıda zikrettik, bunun zikri geçmedi. 4. Teşbihle ve muhtelif şekilde Allah’ın isimlerini söyleme, Osm. vird çekme: Her namazdan sonra bir saat zikreder. 5. Övme, iyilikle anma. Ar. medh, senâ, Fars. sitâyiş: Sizin son muharebedeki yararlıklarınızı zikrediyorlardı. Zikr-i cemîl = 1. Övme, övüş, sitâyiş, övülerek ismi anılma: Geçen gün filân yerde zikr-i cemîliniz geçti. 2. Eskiden öğrencilere mükâfat dağıtım sırasında mükâfata hak kazanamayıp da büsbütün mahzun bırakılmaları da istenmeyenlere verilen basıIj bir kâğıt ki, mükâfata hak kazanmaya yaklaştıklarını gösterir.

Türkçe Sözlük by