Kıt ne demek? | Kıt anlamı nedir? | Kıt

Kıt anlamı nedir?

Kıt ne demek?

Kıt anlamı nedir?

Kıt | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: kit

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. «kaht» tan galat). Az bulunur, nâdir, seyrek, az, noksan. Aklı kıt = Aptal. İmânı kıt = imânsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kıtır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scarce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lean. meager. scant. scanty. scarce. short. spare. insufficient. inadequate. skimpy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insufficient. inadequate. exiguous. penurious. poor. scant. scanty. scarce. spare. sparse. stingy. in short supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kitten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small violin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large bottle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wooden tub or pail, smaller at the top than at the bottom; as, a kit of butter, or of mackerel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A straw or rush basket for fish; also, any kind of basket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A box for working implements; hence, a working outfit, as of a workman, a soldier, and the like.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group of separate parts, things, or individuals; used with whole, and generally contemptuously; as, the whole kit of them. young of any of various fur-bearing animals; 'a fox kit' gear consisting of a set of articles or tools for a specified purpose a c

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a case for containing a set of articles. gear consisting of a set of articles or tools for a specified purpose. young of any of various fur-bearing animals; 'a fox kit'. supply with a set of articles or tools.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of all the parts needed to turn a frame into a ready-to-ride bicycle See 'group '. The components of a product that have been pulled from stock and prepared for production or shipping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An item containing two or more categories of material, where not one of which is identifiable as the predominant constituent of the item; also designated 'multimedia item,' See also Game.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Components of an assembly that have been pulled from stock and readied for movement to the assembly area [APIC] A kit is a collection of carefully identified and controlled items used to build a module, subassembly or assembly Kit items are usually kept i

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The components of an assembly, which have been pulled from stock and packaged for use Examples are components from which an assembly is to be produced, or a group of gaskets readied for an engine overhaul. a collection of assay components, including, but

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of diving equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pre made component parts used to build a specific aircraft Trophy Race Final race consisting of top five winners in heat races for each bracket in each class.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Computer equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Slang: Drum kit Submitted by Karl Kuenning RFL from Roadie Net.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Keep In Touch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This design is only available as a kit , avionics, upholstery, paint, etc ). Gear. kitchen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Equipment for injecting drugs; also 'Fit', 'Works'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kit is a collection of files and directories that represent one or more layered products It is the standard mechanism by which layered product modifications are delivered and maintained on the operating system See also layered product.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any complete path along which charge can flow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kitchen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basic kit of cable, jacks and a patch panel to install on NetDay See the NetDay site for up-to-date information on NetDay kits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yavru kedi encik enik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

eskiden dans hocalannln kullandığı üç telli küçük keman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tahin; alet takımı, avadanlık; monte edilmemiş takım; takım çantası. the whole kit and caboodle k.dili takım taklavat, topu, hepsi birden .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuel-oil. liquid fuel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid fuel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petroleum products. fuel products. fueloil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filling station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Akd) (i. A.) (c. ukud). 1. Bağlama, rabtetme. 2. Düğümleme, düğüm yapma, çözme mukabili. 3. İki kişi veya iki taraf arasında olacak bir işin, iki tarafın rızasıyle kararlaştırılıp taahhüde alınması : Mukavele akdi, nikâh akdi, muahede akdi, ittifak akdi. 4. Kurma, tertip, tanzim, teşkil: Meclis akdi, cemiyet akdi: Meclis akdettiler. 5. («Akdi-nikâh» dan muhtasar) nikâh icrası, nikâh etme, nikâhlanma işi ve töreni: Bugün falan evde akid vardır; dün akid icra olundu. Hall-i akd-ı umûr: İşlerin görülmesi ve idaresi: Hall-i akd-ı umûr onun elindedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. contract mukavele. marriage agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. contract. treaty. covenant. compact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contractual promise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın alnından burnuna doğru uzanan beyaz veya pembe leke, (edirne taraflarında gözlemeye akıtma derler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drainage. discharge. fluxation. blaze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharge. delivery. infusion. conduction. shedding. outpouring. emptying. blaze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Akmasına sebep olmak, cereyan ettirmek, isâle etmek. Gözyaşı akıtmak = Ağlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pour. shed. drain. weep. disembogue. drain away. drain off. drip. funnel. spill. stream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drain. exude. pour. shed. to let sth flow. to pour. to drain. to shed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to discharge. to pour. to empty. to shed. to outpour. to drain. to conduct. to bleed. stream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. antiquité

1. eskilik, 2. tar. İlk Çağ

1. Eski olma durumu. 2. En eski zamanlardan başlayarak Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküş yılı olan miladi 476’ya kadar süren çağ.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(f.). Katılaştırmak, takviye ve tahkim etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاانقطاع] kesintisiz, aralıksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coloring book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocketbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket volume. pocketbook. pocket book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

school book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

textbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instruction book. schoolbook. textbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji) (uyd. k.). Damlayan kireçli suların mağaraların tabanında meydana getirdikleri irili ufaklı sütunlardan her biri, stalagmit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stalagmite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stalagmite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kesintiye uğramak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

E-kitap okuyucuları okuma konusundaki yeni kuşaktır. Sony’nin Reader’ı, 160 adete kadar orta boy e-kitabı her yere yanınızda götürmenizi sağlar. Normal bir karton kapaklı kitaptan daha küçük, daha ince ve daha hafif olan Reader, tıpkı bir müzik ve MP3 çalarda olduğu gibi elektronik kitapları anında karşıdan yükleyip aktarmanızı sağlayan yazılımla birlikte gelir. Waterstone’s.com/ebooks sitesinde, isterseniz PC’nizde veya dizüstü bilgisayarınızda ya da bir flaş bellek çubuğunda saklayabileceğiniz Reader kitaplığınıza ekleyebileceğiniz binlerce kitap bulunmaktadır. Reader kitaplara yer işareti koymanızı veya sayfadaki metni büyütmenizi sağlar; en son nerede kaldığınızı da hatırlar – siz hatırlamasanız da. Son derece uzun pil ömrü sayesinde şarj etmeden neredeyse 7.000’e yakın sayfa çevirebilirsiniz. Tatilde, trende, evde veya çalışma odasında, nerede kullanırsanız kullanın, E Ink® ekran teknolojisinin kağıda benzeyen kalitesi tıpkı gerçek kitaplarda olduğu gibi parlama olmayan bir görüntü sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yol üzerındekı köprüden geçen demıryolu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

companion. handbook. manual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kullanılarak eski ve köhne haline konmak: Kitaplar bu kadar çabuk eskitilir mi? 2. Kullanamayarak eskimeye bırakılmak: Tütün eskitildikçe daha iyi olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kullanarak eski hâline komak, yıpratmak: O elbiseyi, o potini eskittim, bu çocuk, kitaplarını çabuk eskitiyor. 2. Kullanmayarak eskimeye bırakmak: Bu zeytinyağını eskitmeli. 3. Müzmin hale getirmek: Hastalığı eskitmek iyi şey değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. to wear to pieces. use up. to wear sth out. to age.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wear to pieces. to use up. fret. overwear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

GSM telefon kiti (adaptör kablosu) mobil telefonların, 4-in-1 modem kartları kullanılarak Sony VAIO dizüstü bilgisayarlara bağlanmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

target audience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

her zaman, daima.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unrecorded. undocumented. thoughtlessly. at random. casually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kat» dan masdar). 1. Kesilme, ara verilme, devamına engel gelme. 2. Kesilme, bitme, tükenme, son bulma: Eski usullerin inkıtâı tabiîdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انقطاع] kesilme, kesintiye uğrama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jet fuel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sıçratmak, fırlatmak, şahlatmak: Seğirtip atını kalkıtan şehsüvar. Çobankalkıtan = Bir bitki, Fr. tribulus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Halıcılıkta düğümleri sıklaştırmak için kullanılan tarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hand to mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kesme, Ar. kat. 2. (matematik) Dairenin İki çapıyla bunların arasındaki yayın teşkil ettikleri üçgen ki, dairenin bir kısmıdır: Kıtâ-ı dâire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continental. corps. detachment. continent. verse. canto. quatrain. battalion. stanza. stave. strophe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continent. continent anakara. detachment. quatrain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continent. detachment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quatrain. mainland. section. verse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continental shelf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کتاب] kitap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), fâşağıda geçen «kitâbet» ile aynı mânâda olduğu halde, Türkçe’de başka mânâ almıştır). 1. Umumî bir binanın kapısı üzerine, mezar taşına ve bu gibi başka yerlere yazılan ve kazdırılan yazı, yazıt: Kitâbesi okunmayacak kadar bozulmuş. Kitâbe-i seng-i mezar = Mezar taşı yazıtı. 2. Top falyesinin çevresinde ve buna benzer yerlerdeki kabartma. 3. Bir kitabın başına yazılan isim ve unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epigraph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inscription. tablet. epitaph yazıt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epigraph. inscription. marble. superscription. tablet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کتابه] mezar taşı yazısı. 2.yazıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kitâbesi olan mezar, Abide vs. 2. Şekiller ve çiçeklerle nakışlı: Kitâbeli tavan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yazma, yazı, yazma san’atı: Kırâat (okuma) ve kitâbet (yazma) herkes için lâzımdır. 2. Kâtiplik, nesir yazmak, kaleme almak işi ve iktidarı: Kitâbet öğrenmek; iyi kitâbetl vardır; kitâbet hocası. 3. Kâtiplik: İdare meclisi kitâbesinde bulunuyor. Meclis başkitâbeti = Başkâtipliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Kitapçı dükkânı, kitap satılan yer, kitaphane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookshop. bookstore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookstore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [کتابخانه] kütüphane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kitâbiyye). 1. Kitaba ait, bir kitapda yazılı olan. 2. Kutsal kitaplardan birine tâbî olan. 3. Önemli birinin kitaplarını idareye memur adam, kitapçı, Osm. hâfız-ı kütüb. Kltâbî-İ hazret-i şehriyâri = Padişahın başkitapçısı. Ser-kitâbi = Kitapçıbaşı. 4. Hind ve Şam’ın eski bir cins nakışlı kumaşı: Hind kitâbîsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookish. book learned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİTABİYYAT) (i.). Bibliyografi, bibliyografya, kitap bilgisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağaçların iç kabuğu, kâğıt yapılan öz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «kati» den). 1. Vuruşma, Ar. mukatele, mudârebe, muşâcere: Aralarında kıtâl vuku buldu. 2. Muharebe, mücadele, cenk, kavga: Harp ve kıtâl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قتال] savaş. 2.birbirini öldürme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİTAB) (i. A.) (c. kütüb). Yazılmış veya basılmış ve bir kabın içinedikilmiş kâğıtların toplamı: Kitap okumak; kitap yazmak; kitap basmak, çıkarmak. Kitâbullah = Kur’an-ı Kerîm. Ümmü’l-Kitâb = Kur’an-ı Kerîm’in hükümlere ait Ayetleri. Ehl-i Kitâb = Kutsal bir kitaba tâbi olan Hıristiyanlarca Museviler. Hâfız-I kütüb = Bir kütüphanenin kitaplarını idare, muhafaza ve müracaat edenlere bulup vermeye memur adam. Hesap kitap = Uzun uzadıya inceleme. Dârü’lkütüb, hazîne-i kütüb = Kütüphane. Kütüb-i semâiyye = Tevrât, incil, Zebur ve Kurân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book. writing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book. commercial art. cover paper. opus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookcase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

library case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book fair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dust jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloth board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookworm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookworm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kitap satan adam, Ar. sahhâf: Kitapçılarda aradım falan kitabı bulamadım. 2. Bir şahısın kitaplarını idareye memur edam: Falan zât vaktiyle Reşid Paşa’nın kitapçısı idi. Kitapçı-başı = Ser-kitâbî-i hazret-i şehriyârî, padişahın baş hâfız-ı kütübü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookseller. book store. bookshop. bookstore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookseller. bookstore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kitap basmak, satmak san’atı ve meşguliyeti. 2. Birinin kitaplarını idare etmek görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookselling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kitap koyup saklamaya mahsus oda veya umuma ait bina («kütüphane» daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kitap odası. 2. Kitap rafı, kitap dolabı (kütüphane mânâsında kullanılması yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

library. bookshelf. bookcase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookcase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

library. bookcase. bookshelves.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kutsal kitaplardan hiçbirine tâbî olmayan ve inanmayan, Ar. müşrik, mülhid. Dinsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookless. lacking books who do not accept the bible and the Koran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Yun. A.). Telli bir çalgı, gitar. bk. Gitar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mutfak. kitchen cabinet mutfak dolabı; başbakanın özel danışmanlar grubu. kitchen garden sebze bahçesi. kitchen stuff yemek için pişirilecek malzeme, nevale; yemeklerden artan yaglar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ufak mutfak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aşçı yamağl kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uçurtma; çaylak, zool. Milvus; kell çaylak, zool. Milvus milvus; sıçancıl, zool. Milvus regalis; tic. sahte bono; den. hafif rüzgârda yelken direinin tepesine çekilen en ufak yelken. Arabian kite kocalak, zool. Milvus arabicus blackwinged kite k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), iki omuz küreği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (eski) dostlar kith and kin dostlar ve akrabalar; hısım akraba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gİtî.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Dünyayı süsleyen, dünyanın süsü olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I.) (aslı: kırtık = kabuk veya kırkmak demek olan «kırtmak» tan). Keten ve kendir kabuğu ki, minder vesaire doldurmaya yarar: Kıtık doldurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. zooloji). Eklembacaklıların iskeletini meydana getiren organik madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Adî, değersiz, kötü, bayağı: Kıtipiyos bir oyuncak almışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. muhtemelen «hetir» den). Yalan, uydurma söz: Kıtır atmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. ses taklidi), ince ve sertçe yahut gevrek bir sesi tasvir ve taklit edip ekseriya art arda kullanılır: Kıtır kıtır gevrek yemek; kıtır kıtır çörek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lie. story. crackly sound. popcorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok kıtır atan. bk. Kıtır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crackle. to produce a crackly sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kıtır kıtır diye gevrek bir ses çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kıtır kıtır ettirmek, gevrek bir ses çıkartmak: Eline bir gevrek alıp kıtırdatarak yiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crackle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıtırdama sesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crackling sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çayı, şekerini İçine atmayıp, ağıza alarak içmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Osm. «kahtlaşmak» tan galat). Az ve nâdir bulunur hâle gelmek, bulunmaz olmak: iyi yazı yazan hattatlar kıtlaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become scarce. to become hard to find. run short of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yığın, öbek. bk. Kütle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mass. massif. push.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body. mass. crowd of people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mass. large block or chunk. crowd of people. crew. crowd. wadge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mass media.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mass tourism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: KİLİTLEMEK) (f.). 1. Kilit ve anahtarla kapamak: Kapıyı kilitleyip yatmıştım. 2. Birbirine geçirmek, bağlamak: Parmaklarını kitlemiş duruyordu. bk. Kilitlemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kilitlenmiş olan, kilitli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Az ve seyrek bulunan şeyin hâli, azlık. Ar. nedret: Tahıl kıtlığı; adam kıtlığı. 2. Kuraklıktan ve bunun neticesi olarak ürün yetişmemekten ileri gelen açlık: Hindistan’da sık sık kıtlık oluyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

famine. scarcity. dearth. shortage. drought. exiguity. failure. paucity. penury. scantiness. scantness. scarceness. slimness. sparseness. sparsity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dearth. famine. scarcity. shortage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general scarcity of food. dearth. famine. paucity. scarcity. scrimpiness. shortage. shortfall. shortness. squeeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sır saklayan, kimseye sır açmayan adamın hâli, ketumluk: O adamın kitmânı lüzumundan fazladır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کتمان] sır saklama, ketumluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

saklamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Özellikle 20. yy. içinde üretilmiş çeşitli nesnelerde rastlanan zevksiz, kökeni belirsiz ve estetik değer taşımayan bir tasarım anlayışını nitelemek için kullanılan bir terim. Türkçe`de yakın anlamlı «rüküş» sözcüğüyle karşılanabilir. Kitsch, grafikten endüstri tasarımına ve mimarlığa kadar uzanan geniş bir alanda estetik düzey düşüklüğünü nitelemek için kullanılır. Stuttgart`ta bu tür ürünleri sergilemek için bir de müze açılmıştır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ucuz edebiyat veya sanat, sanat değeri çok düşük edebiyat; dolmuş edebiyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yavru kedi; tavşan yavrusu; f. yavrulamak (kedi). kittenish s. kedi yavrusu gibi; oyuncu, civelek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit martı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yavru kedi, kedicik; bazı iskambil oyunlarında el dağıtıldıktan sonra ortaya konan kâğıtlar; bazı kâğıt oyunlarında belirli bir amaç için ayrılan para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bak. cater cornered .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kıtaât). 1. Parça, cüz, bölük, kısım: Araziyi on kıt’aya ayırdık. 2. Memleket, taraf: iran’ın bazı kıt’alarında. 3. Dünyanın bölündüğü 6 büyük kara parçasının beheri: Avrupa, Asya, Afrika, Kuzey ve Güney Amerika, Okyanusya. 4. Sayı ve para gibi miktar gösteren bazı şeyler hakkında kullanılır: Beş kıt’a gemi; üç kıt’a tarla; İki kıt’a yazı. S. (askerlik). Askerî birlik: Kıt’a-i askeriyye. 6. (edebiyat) İki beyitten veya dört mısrâdan ibaret nazım parçası. 7. (matematik) Bir dairenin bir yayı ile onun çapı arasındaki kısmı: Kıt’a-i daire denilir. B. (anatomi) Kesik organın vücutta kalan parçası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قطعه] parça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Sokağa atılıp bulunmuş bebek, sokakta bulunmuş küçük çocuk.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. liquide

1. fiz. sıvı, 2. ekon. nakit

1. Bulunduğu kabın biçimini alabilen ve üstü yatay bir düzlem durumuna gelebilen akışkan cisim. 2. Kullanılması hemen mümkün olan para.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid substance. fluid. liquid. disposable assets. available balance. ready cod. free assets. liquid funds. available means.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid substance. fluid. liquid. disposable assets. available balance. ready cod. free assets. liquid funds. available means.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid funds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid funds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Tatlı yeşil renkte tabiî bakır karbonat, bakır taşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mevkit). (bk.) Mevkit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «vakt» ten iz.) (c. mevâkit). Önceden belirli vakit, vâde, mehil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epitaph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «lakt» tan lf.) (mü. mültekıte). Yerde bulunen şeyi kaldırıp alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜNEKKİD) (ka ile) (i. A. «nakd» den if.). Tenkitçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «sukut» tan if.) (mü. muskite) (tıp). Çocuk düşürmeye yarayan veya sebep olan (ilâç vesaire).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sükût» tan if.) (mü. müskite). Susturan, sükûta mecbur eden, itiraza yer bırakmayan: Müskit bir cevap verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vakt» den if). 1. Vakti ve namaz vakitlerini tayin eden, muvakkıt-hâne görevlisi olan din adamı. 2. Vakit, saat, dakika ve saniyeleri tamamıyla tayin eden ayarlı saat, kronometre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ekseri büyük camilere bağlı oda ki, içinde ayarlı saatler ve irtifâ alıp bunları ayar etmeye memur olan muvakkit bulunur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسکت] susturucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nakd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prompt. in specie. cash. money. ready cash. hard cash. hard money. bankroll. ready. the ready. specie. liquidity. ready money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. ready money. cash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cash. ready money. cash item. hard cod. ready coin. cutoff date. donated surplus. down money. effective money. liquid funds. cash value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

present money. solid cash. amount of cash. solid cod. in good money. hard cash. cash on hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Cash Markets)

Vade uygulanmadan aynı gün valörlü işlemlerin yapıldığı piyasalardır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reading book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). Mızraplı bir halk çalgısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Erlik bezlerinin, husyelerin iltihaplanıp şişmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Pekiştirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to strengthen. to buttress. to reinforce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sukuut»tan if.) (mü. sâkıta). 1. Düşen, düşmüş. 2. Hüküm ve itibardan düşen, artık hüküm ve itibarı olmayan. 3. Doğmayıp rahimden düşen: Korkudan, çocuğu sâkıt oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sükût» tan if.) (mü. sâkite). Susan, sükût eden, ses çıkarmayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ساقط] düşük, düşük cenin. 2.düşen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ساکت] suskun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

düşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

droop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stalactite. stalactite istalaktit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stalactite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sarkmak işine uğratmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dangle. loll. to dangle. to let sth hang down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let sth hang down. to dangle. to lower. to hang sb. hang. lop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SEVK-I TABİİ) (i. F.). bk Sevk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sıkt.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hicivli kısa oyun veya yazı; şaka, latife.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafifçe kayarak veya aceleyle gitmek, suyun yüzünde kayarak gitmek: kaydırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ürkek (at); utangaç; oynak, hafif; aldatıcı, hilekar. skittishly z. ürkekçe . skittishness i. ürkeklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. dokuz kuka oyunu. Life is not all beer and skittles Hayat hep eğlenceden ibaret değildir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to renew a request. to reissue an order. to reiterate a statement. to confirm. to corroborate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

( TENKIYT) (i.). Kritik,Ar. intikaad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Harflere nokta koyma, noktalama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criticism. censure. animadversion. strictures.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criticism. review. critical review. animadversion. censure. comment. critique. stricture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to criticize. to write a critical review of. to review. call over the coals. criticise. pan. put down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

critical. critic. faultfinder. reviewer. faultfinding. censorious person. captious. censorious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sükût» tan). Susturma (iskât gibi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «vakt»tan). Bir şeyin vakit ve saatini tayin etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bez dokurken pamuğu çirişledikleri beyaz sakız, kitre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Yanardağ kayalıklarında görülen bir feldspat çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ام الکتاب] Fâtiha sûresi. 2.levhimahfuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father time. hour. season. time. when. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

season. time. the right time. appointed time. hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time. the right time. time (for doing sth. when. hour. tide. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potter putter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (c. evkaat). 1. Zaman, Fars. hengâm: Şimdiki vakitte, vakit nakittir. 2. Saat, günün muhtelif saatleri: Geç vakit, gece vakti, acaba vakit nasıl? 3. Mevsim: Orak vakti, ağaç dikme vakti. 4. Geçim vaziyeti: Onun vakti iyidir, vakitler darlaştı. 5. Devir, asır, çağ, içinde bulunulan zaman: Allâme-i vakt. O vakit = O zaman. Bu vakit = Şimdi. Ne vakit? = Ne zaman? Her vakit = Her zaman, daima. Vaktinde = I. Münasip zamanda. 2. Mevsiminde. Bir vakit = 1. Geçmiş ve muayyen olmayan bir zamanda: Ben de bir vakit öyle bir çiftlik almıştım. 2. Geçmiş zamanda, vaktiyle: Amerika’ya züğürt gidip, zengin dönmek bir vakit idi. Vaktiyle = 1. Zamanında: Bu çiçeği vaktiyle dikmemişsiniz. 2. Eski zamanda, geçmiş zamanda: Vaktiyle öyle bir teşebbüs etmiş idim, vaktiyle bizde Farsça daha çok okunurdu. Vakit vakit = GAh, zaman zaman, nöbet nöbet. Vakit ve hâl (vakt ü hâl) = Geçim vaziyeti. Vakt-i zevâl = Oğle vakti. Vakt-i gurûbî = Güneşin batışından başlanarak hesap olunan vakit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Münasip vakit ve zamanda veya gerekli mevsiminde olan: Vakitli vakitsiz, (bk.) Vakitsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

done at the right time. done in due season. timely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pünktlich. rechtzeitig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without considering whether or not it is the proper time to do. in and out of season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Münasip vaktinde olmayan, Fars. nâ-be-hengâm: Vakitsiz teşebbüs. 2. Mevsiminde olmayan, Fars. nâbe-mevsim: Vakitsiz meyve. 3. Geç, geç vakitte: Siz vakitsiz geldiniz, şimdi vakitsizdir, gidilemez. 4. Mevsimsiz. Vakitli vakitsiz = Münasip olan veya olmayan zamanda, her vakit: O, bize vakitli vakitsiz gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premature. unearthly. untimely. inopportune. ill-timed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

done at an unsuitable time. premature. too early. out of season. ill timed. untimely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

untimeliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Isı sağlamak için yakılan şey. Ar. mahrûkat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combustible. fuel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuel (for heating. fuel oil. combustible. dead weight tonnage. fuel. tons deadweight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [یواقيت] yakutlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by