Kitap Kabı ne demek? | Kitap Kabı anlamı nedir? | Kitap Kabı

Kitap Kabı anlamı nedir?

Kitap Kabı ne demek?

Kitap Kabı anlamı nedir?

Kitap Kabı | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: kitap kabi

Türkçe - İngilizce Sözlük

dust jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloth board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. T.). Arkasından, hemen arkadan, ardından, hemen ardından.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immediately afterwards. subsequently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immediately after. subsequently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) ardından.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mausoleum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the tomb of Atatürk in Ankara. mausoleum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Anıtkabir, Atatürk’ün “Buradan Ankara ne güzel görünüyor” dediği Rasattepe’de 9 Eylül 1944 yılında atılan temel çalışmalarıyla başlamıştı. İnşaat çalışmaları sırasında yapılan kazılarda buranın Frigyalılar’a ait eski bir mezar alanı olduğu bulunan mezarlardan anlaşılmıştı. Ata’nın bu kabire nakli ölümünden ancak 15 sene sonra gerçekleşti.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayağı korumak için giyilen altı kösele, lastik gibi dayanıklı maddelerden yapılan giyecek. Ayakkabılarını çevirmek = Birine, kendisinden hoşlanılmadığını bir hareketle anlatmak, istiskal etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayağı korumak için giyilen altı kösele, lastik gibi dayanıklı maddelerden yapılan giyecek. Ayakkabılarını çevirmek = Birine, kendisinden hoşlanılmadığını bir hareketle arilatmak, istiskal etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoe. footwear. pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footwear. shoe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoe. footwear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bootlace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoelace. shoestring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoe lace. shoe string.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayakkabı yapan veya satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayakkabı yapan veya satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoemaker. shoe-seller. shoe-dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoemaker. seller of shoes. shoerepairer's shop. shoe repairer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoemaking. shoe trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoe cupboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of this sort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

E-kitap okuyucuları okuma konusundaki yeni kuşaktır. Sony’nin Reader’ı, 160 adete kadar orta boy e-kitabı her yere yanınızda götürmenizi sağlar. Normal bir karton kapaklı kitaptan daha küçük, daha ince ve daha hafif olan Reader, tıpkı bir müzik ve MP3 çalarda olduğu gibi elektronik kitapları anında karşıdan yükleyip aktarmanızı sağlayan yazılımla birlikte gelir. Waterstone’s.com/ebooks sitesinde, isterseniz PC’nizde veya dizüstü bilgisayarınızda ya da bir flaş bellek çubuğunda saklayabileceğiniz Reader kitaplığınıza ekleyebileceğiniz binlerce kitap bulunmaktadır. Reader kitaplara yer işareti koymanızı veya sayfadaki metni büyütmenizi sağlar; en son nerede kaldığınızı da hatırlar – siz hatırlamasanız da. Son derece uzun pil ömrü sayesinde şarj etmeden neredeyse 7.000’e yakın sayfa çevirebilirsiniz. Tatilde, trende, evde veya çalışma odasında, nerede kullanırsanız kullanın, E Ink® ekran teknolojisinin kağıda benzeyen kalitesi tıpkı gerçek kitaplarda olduğu gibi parlama olmayan bir görüntü sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kebîr). Büyükler. (bk.) Kebîr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکابر] büyükler, ileri gelenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rütbece, görgü ve faziletçe büyük olanlar, devlet ricali.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Mümkün olmayan, imkânsız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير قابل] mümkün olmayan, imkansız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير قابل فهم] anlaşılmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير قابل ازاله] yok edilemez, giderilemez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير قابل مقاومت] karşı konulmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير قابل تبدیل] değiştirilmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير قابل تفریق] ayırdedilmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير قابل تأليف] birleştirilemez, uzlaştırılamaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unrecorded. undocumented. thoughtlessly. at random. casually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığım taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12-15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor. İlk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı.

Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünyâ Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. Şimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığını taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12 - 15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor, ilk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı. Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. İimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kubh» tan smüş.) (mü. kabîha). t. Çirkin: Vech-i kabîh; kabîh-ül-vech = Çirkin yüzlü. Kabîh-üşşekl = Görünüşü çirkin. 2. Yakışıksız, yersiz, ayıp: Fiil-i kabîh, tâbîrât-ı kabîha.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قبيح] çirkin, hoş olmayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kabâih). Çirkin ve yakışıksız iş ve hareket: Irtikâb-ı kabâih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kabûl»den if.) (mü. kabile). 1. Alan, kabûl eden: Kabil-i terbiyye = Terbiye alan, terbiye kabûl eden. 2. Müsait, kabiliyet ve istidadı olan: Kaabll-I hitâb = Kendisine hitap olunabilir. 3. Mümkün, yapılabilir: Bu iş kabil değildir. Kabil-i imkân = Mümkün. 4. (tıp) Gebe kadınların çocuklarını almak iş ve tarzını bilen, ebe, ebe tabip: Falan doktor mahir bir kabildir; fakat kadın iyi bir kabiledir, (hi.). Hazret-i Adem’ in çocuklarından biri ki, kardeşi HAbil’ln katilidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

possible. practicable olanaklı. olabilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kabul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قابل] mümkün. 2.yetenekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قبيل] gibi, benzeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Olabilir, mümkün. 2.Cins, soy, sınıf, tür, çeşit. -Hz.Âdem’in büyük oğlu olup kardeşi Habil’i öldürmüş ve yeryüzünde ilk kan döken insan olmuştur.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

mümkün olmak, elvermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قابل قياس] kıyaslanabilir, karşılaştırılabilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) Kadın ebe. bk. Kabil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kabâil). Bir soydan türemiş ve bir reisin idaresinde olarak birlikte yaşayan cemaat, birlikte konup göçen göçebe halkı, aşiret, oymak: Kabâil-I Arab; kabîle şeyhi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribal. clannish. tribe. clan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clan. tribe. clan boy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clan. tribe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قابله] ebe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قبيله] boy, kâbile.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (m. kabiliyet), bk. Kabiliyyet. Kablliyyit-ı zihniyye = Zihne Ait kabiliyetler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of the sort of. something like.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). 1. İşe yatkınlık. 2. Bir dış tesiri alma gücü, kabul edilebilir olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

talent. gift. skill. accomplishments. capability. capacity. aptitude. aptness. dower. faculty. flair. instinct. prerogative. quality. vocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. vocation. capability. aptitude. competence yetenek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. capacity. faculty. efficiency. possibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قابليت] yetenek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kabiliyeti olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

able. capable. competent. skilful yetenekli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligent. capable. talented. gifted. skillful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İstidatsız, gayrı müstait, kabiliyeti olmayan: Okumaya karşı pek kabiliyetsiz. 2. İktidarsız, liyakatsiz, İşinin ehli olmayan, Osm. gayrı muktedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapable. untalented yeteneksiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapable. untalented. unable. helpless. ill. ineffective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İstidatsızlık, istidat yokluğu: O çocuğun tahsil ve terbiyeye kabiliyetsizllği anlaşıldı. 2. İktidarsızlık, Osm. adem-i iktidar, adem-i liyakat: O adamın kabiliyetsizliği zaten belliydi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapability. incapacity. inability. inaptitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قابليات] yetenekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Nikâh-sırasında koca tarafından eşine taahhüt olunan nikâh parası ki, boşanma gerektiğinde ödemeye mecburdur, Ar. mühr-i müeccel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabin. booth. car.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cubicle. cabin. cabinet. booth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabin. small room. booth. cubicle. driver's cab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کابين] mehir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. cabinet). 1. Bir devletin vekiller hey’eti, hükümet: Fransa kabinesi değişti (XIX. asırda «kabineto» de kullanılmıştır). 2. Hekim muayenehanesi. 3. Helâ. 4. Küçük oda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabinet. surgery room. consulting room. cubicle. water closet. toilet hela.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabinet. council of ministers. administration. small room. consulting room. ministry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stateroom , cage , cubicle , cabin , dressing room , stall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kamineto.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KABR) (i. A.) (c.’kubûr). Mezar, Ar. merkad, sin: Şeyh SAdî’nin kabri Şİrâz’dadır; kabirleri çiğnemek doğru değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tomb. grave. tomb sin. gömüt. mezar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grave. tomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Indian mystic and poet , Kabir is revered by both Muslims and Hindus His poetry, beautiful and powerful, addresses God as both the all-pervading spirit in all and transcending all, and as the soul's eternal beloved known only by pure love One book of h

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A late-fifteenth- and early-sixteenth-century Indian poet, was considered one of the great mystical poets in the tradition of Sufism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قبر] mezar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endless questioning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kabz»dan if.) (mü. kabza). 1. Tutan, alan, zabteden. Kabız-ı ervâh = Ölenlerin canlarını alan, Azrâil. 2. (tıp) Kabızlık veren, peklik yapan. 3. (anatomi) Sıkan ve çeken (sinir ve adele).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kabz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

costive. stoppage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constipation peklik. constipated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constipation. constipated. costive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tuvalete hiç çıkmama veya çok seyrek çıkmaya kabızlık, peklik ya da inkıbaz denir. Tıp dilinde ise konstipasyon adı verilir. Yeterince sulu şeyler yememe, sinir bozukluğu, bağırsak tıkanıklığı, sindirim sistemi bozuklukları, hormon dengesizliği, basur, fıtık boğulması, kabızlığı doğuran nedenler arasındadır. Ayrıca günlerinin büyük bir kısmını oturarak geçirmek zorunda olanlarla, hamilelerde ve yaşlılarda görülür. Öncelikle kabızlığa neden olan hastalığı tespit etmek gerekir. Esas nedeni tespit etmeden alınacak müsil ilaçları kötü sonuçlar doğurabilir. Kabız omayı önlemek için, sebze çorbaları ve yemekleri, mercimek, ıspanak, salata, balık ve çavdar ekmeği yemek çok faydalıdır. Ayrıca erik reçeli, bal, üzüm, kayısı veya elma yemek; bol su veya şerbet içmek de yararlıdır. Müzmin kabızlıktan şikayet edenlerin de; fazla et, yumurta, peynir, beyaz ekmek, muz gibi yiyecekleri azaltmaları, kahve çay ve sigarayı en az miktara indirmeleri, alkolü bırakmaları gerekir. Kabızlığı gideren ilaçların fazla miktarda ve uzun süre kullanılması kötü sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle ilaçları kullanırken tavsiye edilen miktarları aşmamak gerekir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru erik, su.

Hazırlanışı : 8 bardak suya, 250 gram kuru erik konur. Erikler pişinceye kadar kaynatılır. Günde 3 kere birer su bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constipation. costiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constipation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constipation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİTAB) (i. A.) (c. kütüb). Yazılmış veya basılmış ve bir kabın içinedikilmiş kâğıtların toplamı: Kitap okumak; kitap yazmak; kitap basmak, çıkarmak. Kitâbullah = Kur’an-ı Kerîm. Ümmü’l-Kitâb = Kur’an-ı Kerîm’in hükümlere ait Ayetleri. Ehl-i Kitâb = Kutsal bir kitaba tâbi olan Hıristiyanlarca Museviler. Hâfız-I kütüb = Bir kütüphanenin kitaplarını idare, muhafaza ve müracaat edenlere bulup vermeye memur adam. Hesap kitap = Uzun uzadıya inceleme. Dârü’lkütüb, hazîne-i kütüb = Kütüphane. Kütüb-i semâiyye = Tevrât, incil, Zebur ve Kurân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book. writing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book. commercial art. cover paper. opus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookcase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

library case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book fair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dust jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloth board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookworm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookworm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kitap satan adam, Ar. sahhâf: Kitapçılarda aradım falan kitabı bulamadım. 2. Bir şahısın kitaplarını idareye memur edam: Falan zât vaktiyle Reşid Paşa’nın kitapçısı idi. Kitapçı-başı = Ser-kitâbî-i hazret-i şehriyârî, padişahın baş hâfız-ı kütübü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookseller. book store. bookshop. bookstore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookseller. bookstore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kitap basmak, satmak san’atı ve meşguliyeti. 2. Birinin kitaplarını idare etmek görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookselling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kitap koyup saklamaya mahsus oda veya umuma ait bina («kütüphane» daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kitap odası. 2. Kitap rafı, kitap dolabı (kütüphane mânâsında kullanılması yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

library. bookshelf. bookcase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookcase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

library. bookcase. bookshelves.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kutsal kitaplardan hiçbirine tâbî olmayan ve inanmayan, Ar. müşrik, mülhid. Dinsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookless. lacking books who do not accept the bible and the Koran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقابر] mezarlar, kabirler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. c.) (m makbûh). Çirkin şeyler, ayıplanacak hal ler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. c.) (m. makbere). Makbereler, mezarlıklar, (bk.) Makbere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kabl» den if.) (mü. mukabile. 1. Karşı karşıya gelen, bir şeyin karşısında bulunan: Evim camiye mukabildir. 2. Bir şeye karşı verilen ücret, sizin zahmetinize mukabil değildir. (matematik) ZAviye-İ mukabile = Diğer bir açının karşısında bulunan açı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposite. counter. in return/exchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counter. opposing. counterpart. equivalent. in response to. in return for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مقابل] karşılığında. 2.karşılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kabz» dan if.) (mü. munkabıza). 1. Toplanmış, çekilmiş, büzülmüş. 2. içi sıkılmış, sıkıntılı. 3. Pekliği olan, inkıbaza uğramış («peklik verici» mânâsı galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kabl» den if.) (mü. mütekabile). 1. Karşılıklı, karşı karşıya olan, biri diğerinin karşısında bulunan. 2. (matematik) Zevâyây-ı mütekabile = Biri diğerinin karşısında bulunan açılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reciprocal. mutual. corresponding. correlative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜTEKABİLİ YYET) (a uzun) (i. A.). Karşılıklı olma, birbiri karşısında bulunma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reciprocity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reciprocity. mutuality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متقابل] karşılıklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متقابله] karşılıklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متقابلا] karşılıklı olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. F.). T. Kabil ve mümkün olmayan, imkânsız: O, nâkabil bir iştir. Nâ-kabil-i târîf = Tarifi imkânsız. 2. Kabiliyet ve istidadı olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sadrâzam, vezirler ve bazı devlet ricâli tarafından belirli zamanlarda padişaha verilen hediyeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calabash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telephone booth. telephone booth / box / kiosk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bazen çocuğa alınan bir uçan balon elinden kaçabilir. Hep beraber havada yükselen balona bakakalınır. Bu balon havada ne kadar yükselecektir acaba?

Uçan balonların doldurma uçları ne kadar iyi bağlanmış olursa olsun, çok az da olsa hava daha doğrusu helyum kaçırırlar. Havadan çok daha hafif helyum gazı ile şişirilen bu balonların ağızlarından kaçırdıklarını eve getirdiğimiz ve tavana yapışıkmış gibi havada duran balonun sabah olunca porsuyup yere inmiş olduğunu görünce anlarız.

Balonun ağzının ideal bir biçimde bağlanmış olduğunu kabul etsek bile havada yükselebileceği mesafe yine de sınırlıdır. Yükseldikçe hava basıncı azaldığından ve balonun iç basıncı dışındakinden daha yüksek kaldığından balon yükseldikçe şişmeye başlar. Sonunda balonun yapıldığı malzemeye, hacmine ve malzemenin kalınlığına bağlı olarak belirli bir yükseklikte patlar.

Küçük uçan balonlar en çok 10 bin metreye, sepetinde insan taşıyan büyük balonlar 30 bin metreye, bilim insanları tarafından içinde ölçüm aletleriyle birlikte yollanan araştırma balonları da 40 bin metreye kadar yükselebilirler.

Balonların belirli yükseklikte dış basıncın azlığına dayanamayıp patlamalarından bazı bilimsel gözlemlerde de faydalanılır. Hava tahmin balonlarına bağlı hava sıcaklığını, basıncını ve nem oranını ölçen aletler vardır. Bu balonlar yaklaşık 30 bin metre yükseklikte patlayacak şekilde yapılmışlardır. Aletler açılan bir paraşütle yere yumuşak iniş yaparlar. Hem üzerlerindeki değerler kaydedilir hem de oldukça pahalı olan bu ölçüm aletlerinin tekrar kullanılabilmeleri sağlanır.

Bu ölçüm aletleri bir tarlanın ortasına, bir ağacın tepesine veya bir vadi yatağına da düşebilirler. Onları bulanların ilgili makamlara götürmeleri artık aletlerin ne olduklarını anlamalarına veya insaflarına kalmıştır.


Genel Bilgi by