Kız Kulesi Ne Zaman “aydınlandı” ? ne demek? | Kız Kulesi Ne Zaman “aydınlandı” ? anlamı nedir? | Kız Kulesi Ne Zaman “aydınlandı” ?

Kız Kulesi Ne Zaman “aydınlandı” ? anlamı nedir?

Kız Kulesi Ne Zaman “aydınlandı” ? ne demek?

Kız Kulesi Ne Zaman “aydınlandı” ? anlamı nedir?

| Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: kiz kulesi zaman “aydinlandi

Genel Bilgi

Kız kulesine ilk deniz feneri üçüncü Ahmet devrinde Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa’nın emri ile konuldu. O zaman ahşap olan kulenin içindeki fener ağır yağlar ile yakılırdı. Bir gün fenerin yakıldığı büyük kandil tutuşarak ahşap kule bir meşale gibi yandı. Yangının ardından kule bu kez kagir olarak yapıldı.

Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İstanbul’un en korkunç depremlerinden biri 14 Eylül 1509’da yaşandı. Sarsıntılar 45 gün sürüp ortalığı harabeye çevirirken deniz dalgaları Galata Surları’nı aşarak şehirde bir tufan görüntüsü yarattı.

Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

TV’yi, bekleme konumundan, önceden belirlenmiş bir süre sonunda (ayar saatinden sonraki 12 saat içinde) açılacak şekilde ayarlayabilirsiniz. 1 saat içinde TV’de herhangi bir işlem yapılmazsa, yeniden bekleme konumuna döner.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tragacanth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Ahır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Beyaz kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Yakın vakitten.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı.

İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’de Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldüklen sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’te Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsinore’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

also.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

also. both. yet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at the same time. simultaneously. also. backwardation. compensatory damages. concurrently. concurrently with. downstick. equally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Şirin, tatlı, hoş. Belkıs adının örfte söylenişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kutup bölgelerinde deniz suyunun donmasıyle meydana gelen buzların tamamı. Bankizler en çok Kuzey Buz denizinde görülür.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. banquise

coğ. buzla

Deniz suyunun donmasıyla kutup bölgelerinde oluşan buz alanı.


Yabancı Kelime by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Zamanın harikası. 2.Asrın mükemmel insanı. - Daha çok lakab olarak kullanılır. - Bediüzzaman Said Nursi: Son devrin meşhur müslüman alimlerindendir. Hayatının önemli bir kısmı İslami düşüncelerinden ötürü hapislere girip çıkmakla geçti. Risale-i Nur Külliyatı’nı telif etmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

once upon a time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

once-upon-a-time. once.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

once upon a time. formerly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiery. hot tempered. quick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belfry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belfry. campanile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Foklara benzer bir iri deniz memelileri takımı. 2. Masallarda belden aşağısı balık, belden yukarısı kız şeklinde tasvir edilen hayali bir yaratık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mermaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mermaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mermaid. siren.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mermaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bakma, gözetleme. Dikiz aynası = Kara taşıtlarında veya yol dönemeci gibi yerlere arka tarafı görebilmek için konulan ayna. Dikiz etmek veya geçmek = Gözden kaçırmadan birinin davranışlarını takip etmek, gözetlemek (argodur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peep. peek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peeping. peeking. peek. peep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rear-view mirror. driving mirror. rearview window. rear view mirror.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peeper. peeping tom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peeper. peeping tom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peek. peeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dikiz etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peek. peep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peek. peep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Zaman kodu, çekildikleri ve kasetin alt-kod sektörüne kaydedildikleri sırada her bir görüntüye otomatik olarak bir numara verilmesidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. mus.). Türk musikisinde kullanılan 4 sekizlinin en tizi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simultaneously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concurrence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. esquisse

taslak

Bir şeyi, bir sanat veya edebiyat eserini ana çizgileriyle, türlü bölümleriyle belirten ön çalışma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sketch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preliminary sketch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aynı zaman süresi içinde geçen olay: Saat sarkacının hareketi eşzamandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lighthouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light tower. pharos.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elapsed time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

futurity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marrigeable girl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simple present tense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Güle benzeyen kız.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - İyi nitelikleri kendinde toplamış genç kız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Aynı zamanda olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

onun. onu. ona. onun. o. kendısı. kendıne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. evermore. forever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. at all times. invariably. all along. ever adv. evermore. in and out of season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handmaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maid. maid servant. servant girl. domestic servant. waiting maid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir defada doğmuş iki kardeş, Ar. tev’em. İkiz doğurmak = Bir doğumda iki çocuk dünyaya getirmek, mec. Çok azap çekmek (dokuz doğurmak gibi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

twin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

twin. twins. a twin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. musiki). Türk musikisinde 12 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Üçgen ve yamuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

isosceles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

isosceles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trapezoid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ikizli, çifte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi). Boğa ile Yengeç burçları arasındaki burç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çifte: İkizli şamdan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. musiki). Batı musikisinde ikişer zamanlı ölçülerden yapılmış düzüm ve usuller. Zıddı: Uçüzlü düzümler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). İkizli olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kablosuz veri aktarım teknolojisidir. Infrared destekli iki cihaz arasında veri aktarımı gerçekleştirebilmek için iki cihazın birbirine belli mesafe ve açıda olması gerekir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kazâ» dan masdar). Bitme, tükenme, vâde ve mühleti gelme, zamanı dolma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انقضا] geçip gitme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Televizyonda seyretmiş, gazetelerde okumuş belki de bizzat şahit olmuşsunuzdur. Bazı insanlar kızgın korlar üzerinde, üstelik de çıplak ayakla yürüyebilmekte, ayaklarına da bir şey olmamaktadır. Bu 3-4 metre uzunluğundaki ateş yığınım hiç acı çekmeden ve yara almadan yürüyerek geçenler bunu nasıl ve niçin yapıyorlar, kendilerini nasıl hissediyorlar?

Ateş yürüyüşü Hindistan, Japonya, Güney Afrika, Endonezya, Tahiti gibi yerlerde binlerce yıldan beri dini geleneklere dayanarak uygulanagelmiştir. Günümüzde ise gösteri ve psikolojik tedavi de dahil bir çok amaçla uygulanmakta, bu konuda bilimsel toplantılar ve seminerler düzenlenmektedir.

Psikolojik tedavi amacı ile uygulayanlar asıl amacın ateşin üzerinden yürümeyi başarmak değil, bunu başardıktan sonra güven duygusu ile özel hayatta ve iş yaşamında da başarılı olmak olduğunu söylüyorlar. Önemli olanın ateşe hükmetmek değil, güvenemediğimiz her şeyin üzerine cesaretle gitmek olduğunu savunuyorlar.

Peki nasıl oluyor da ateşte yürüyenlerin ayaklarına bir şey olmuyor? Olaya ruhsal bilinç değil de bilimsel açıdan yaklaşanların değişik görüşleri var. Bir görüşe göre 200 - 300 derece sıcaklıkta ayak tabanları normalden çok ter atmakta, bu ter tabakası koruyucu bir örtü oluşturmaktadır.

Nasıl kızgın bir tava üzerine düşen su damlası, aralarında oluşan buhar tabakası nedeniyle hemen yok olmaz, tava üzerinde zıplayıp durursa, onun gibi bir şey. Ancak ayak tabanı ile kızgın kömürler arasında böyle bir şeyin oluşması mümkün görülmüyor.

Bir diğer görüşe göre önemli olan ayağın kömürler üzerine basış süresidir. Buna göre yüksek sıcaklıklar, çok kısa bir sürede etkili oldukları zaman acı vermiyorlar. Deri yüzeyindeki alıcılar ısıya oldukça yavaş reaksiyon gösterdiklerinden 0,3 saniyeden kısa bir sürede etkili olan 500 derecelik bir sıcaklığı yalnızca 2 derece olarak algılıyorlar. Bu nedenle ateş üzerinde yürüyenler işin tekniğini biliyorlar ve çok hızlı hareket ediyorlar, böylece ateşe basış sürelerinin çok kısa olmasını sağlıyorlar.

Ama bu görüş de tam tatminkar değil. Basış süresi 0,3 saniyeyi geçmesine hatta 7 saniyeyi bulmasına rağmen ayakları yanmayan yürüyücüler de var. Ateş üzerinde çorapla yürüyenlerin ayaklarının duyarsızlığı trans hali ile açıklansa bile bu, çorapların nasıl olup da yanıtladığını açıklayamaz.

Yürüyüş sırasında beynin acıyı bastıran ‘endorfin’ gibi maddeleri salgıladığı doğrudur ama bu da ayak taban derilerinin nasıl olup da yanmadığına açıklık getirmez.

Psikologlara göre ateş yürüyüşü henüz bilimsel yöntemlerle tam açıklığa kavuşturulabilmiş değildir. Hiç bir dini inancı olmayanlar da dahil, ateşte yürüyenlere kendilerinin bu gücü nereden aldıkları sorulduğunda, tümü aynı cevabı veriyor: İnanç.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığım taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12-15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor. İlk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı.

Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünyâ Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. Şimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığını taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12 - 15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor, ilk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı. Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. İimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cover girl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cover girl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uysal, mukavemetsiz (asıl Türkçe’de kebe eskisi ve paçavra demek olup, uysal adam eğersiz sayılarak böyle denilmiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steeple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steeple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen kızıl, pek kızıl.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Aslında kırmızı renk hiçbir boğayı kızdırmaz. Çünkü boğalar renk körüdür ve kırmızıyı diğer renklerden ayırt edemezler. Boğa güreşinde matador boğayı eline aldığı şapkasını şalını sallayarak kızdırır. Boğanın kırmızı şala saldırdığı inancı yanlıştır.

İspanya’da boğaların kırmızı renge saldırdığı inancı, matadorların kırmızı başlık kullanmaları nedni ile yaygınlaşmıştır. Halbuki başlıklarda bu renk boğayı kızdırmak için değil, seyircilere hoş görüntü verebilmek için seçilmişti.

Kırmızı renk aslında insanları etkiler. Yapılan deneylerde bu rengin insanlarda kan basıncını yükseltip, kalp atışını hızlandırdığı saptanmıştır. Bunun nedeninin de kırmızının, kanın rengi olduğu sanılmaktadır.

Boğalar arenada kırmızı rengi görünce asabileşmezler. Kendinizi boğanın yerine koyun. Etrafınızdaki çığlık atan binlerce insanın ortasında, tozlu, gürültülü ve çok sıcak bir ortamda, sırtınıza saplanmış onca kılıcın acısı içinde, bir de şapkasını şalını sallaya sallaya üstünüze gelen bir adam varsa, yani kızmak için bu kadar sebep varken, sırf rengi kırmızı diye bir bez parçasına kızar mıydınız?

Boğa güreşi hakkında bilinen yanlışlar sadece bu kadar değil. Aslında boğa güreşi geleneği İspanya’dan doğmuş değildir. İlk çağlardan itibaren boğa, kuvvetin, dayanıklılığın ve verimliliğin simgesi olmuştur. Boğa güreşinin ilk versiyonu antik Yunan, Roma, Mısır ve hatta Kore ve Çin medeniyetlerinde görülür.

Boğaya Persliler taparlar, Afrika Zuluları ise öldürüp safrasını içerlerdi. Tüm bu geleneklerin temelinde, hayvanın gücü yatmaktadır. Bu geleneğin bir şekilde İspanya’ya geldiği, Avrupa ülkeleri içinde feodal düzeni en son terk eden bu ülkede de kalıcı olduğu sanılmaktadır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Genç ve evlenmemiş dişi insan, Fars. duhter: Bir kız gördüm; köyün kızları oyun oynuyorlardı. 2. Dişi evlât, Ar. bint, kerîme, Fars. duhter: İki oğlu, bir kızı var; kızlarını evlendirdi. Evlenmemiş bir kızı var; kızının oğulları. 3. Bâkire, evlenmemiş kadın, Ar. bikr Fars. dûşîze: iki defa evlenip bir defasında kız, diğerinde dul eldi. Kızoğlan kız = BAkire. Kız kardeş = Fars. hemşîre. Ar. uht. Kız evlâd = Ar. bint, kerîme. Kız alıp vermek = Akrabalık kurmak. Kızlarağası = DArü’s-saâdeti’ş-şerîfe ağası. Hanım kız = Genç ve terbiyeli kız. Kızkuşu = Ağaçkakanın yeşil bir çeşidi. Kız gibi = Terbiyeli ve mahcup adam. Kızklllmi = Aşîret kızlarının dokudukları bir çeşit makbûl kilim. Kızmemesi = Greypfrut, altıntop. Kız vermek = Evlendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maiden. girl. daughter. miss. chick. chicken. maid. babe. bird. bunny. colleen. female. gal. jenny. lass. lassie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bird. girl. puss. virgin. wench.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daughter. girl. virgin. maiden. abduct. colleen. lass lassie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dragonfly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kız kulesine ilk deniz feneri üçüncü Ahmet devrinde Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa’nın emri ile konuldu. O zaman ahşap olan kulenin içindeki fener ağır yağlar ile yakılırdı. Bir gün fenerin yakıldığı büyük kandil tutuşarak ahşap kule bir meşale gibi yandı. Yangının ardından kule bu kez kagir olarak yapıldı.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spinster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tabby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

school girl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

schoolgirl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

niece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

niece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kar ve buz üzerinde kaymak üzere yapılan tekerleksiz bir çeşit araba ki, kuzey ülkelerinde köpeklere ve başka hayvanlara çektirirler: Kızakla seyahat etmek; kızağa binmek. 2. Çocukların karlı ve buzlu İnişlerde kayıp eğlenmek İçin üzerine oturdukları tahta parçası: Kızak kaymak. 3. (denizcilik) Üzerinde gemi inşa edilen tezgâh. 4. Kayığın tezgâhtan veya kayıkhaneden denize indirilmesi için ağaç döşenmiş meyilli yol üzerinde kaydırılan bir çeşit beşik: Kayığı kızağa almak, kızakla indirmek (eski Türkçe’de «gırılgaç» denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coaster. cradle. skid. sledge. sled. sleigh. bobsleigh. bobsled. slipway. launching ways. stiffener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sled. sledge. sleight. toboggan. bobsled. skid. stocks. ways. ground ways. sliding ways. cradle. dray. guide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Döşeme tahtalarının altındaki kirişler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joisting. floor framing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gelincik-çiçeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Vücutta kırmızımsı birtakım kabarıklarla kendini gösteren bir çocuk hastalığı. Ar. hasbe: Kızamık çıkarmak, kızamığa tutulmak.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Daha ziyade 3-10 yaşları arasında görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde morbilli denilen bu hastalığın nedeni, bir çeşit virüstür. Kızamıklı hastanın tükürük damlacıkları aracılığı ile sağlamlara da bulaşır. Bu nedenle, kızamık lekeleri kaybolduktan sonraki 10 gün içinde de hastayı, sağlıklı kimselerle görüştürmemek gerekir. Hastalık mikrop alındıktan sonra 10 gün içinde orataya çıkar. Hastanın gözleri kızarır, burnu akar, hapşırır, öksürür. Ateş yükselir. Baş ağrılarından şikayet eder. Kuvvetli ışıktan rahatsız olur. Bu belirtilerden aşağı yukarı 4 gün sonra küçük kırmızı ufak lekeler görülmeye başlar. Bunlar grup halindedir. Bu dönemde dudaklarda kuruluk ve dilde paslanma dikkati çeker. Bir süre sonra da kızamık lekeleri yüzün her tarafına, boyuna, göğse, kollara, karına, ve bacaklara yayılır. Bu dönem 3-4 gün devam eder. Sonra ateş yavaş yavaş ya da birdenbire düşerek belirtiler kaybolur. Hastanın odası güneş görmeli ve çok temiz olmalıdır. Oda ısısı 18-20 derece arasında tutulmalı, günde en az iki kere havalandırılmalı ve hastanın üşütmemesi için azami dikkat gösterilmelidir. Ayrıca, hastanın ağız, burun ve beden temizliğine özen gösterilmelidir. Bunlara dikkat edilmediği takdirde hastalık, zatürree, bronkopnömoni, zatülcenp, ortakulak iltihabı veya ensafalit gibi tehlikeli hastalıklara neden olabilir. Kızamık geçirenler, bağışıklık kazanıp bir daha kızamık olmazlar. Ayrıca çocuklara 2 yaşında yaptırılacak kızamık aşısı da bağışıklık sağlar. Hastalığın kolayca geçmesi ve bir başka hastalığa neden olmaması için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Dut.

Hazırlanışı : Döküntüler başlamadan önce 250 gram dut yedirmek, döküntülerin çabuk çıkmasına yardımcı olur. Aynı uygulama karadut şurubu ile de yapılabilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

measles. rubeola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

measles. rubeola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kızamığa benzeyen ve ondan daha hafif geçen bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Deri döküntüleri, hafif ateş ve hafif nezle ile ortaya çıkan Alman kızamığı da denilen bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde, rubella denir. Daha ziyade çocuklarda görülür. Ancak, hamile kadınların da, gebeliğin ilk üç ayı içinde kızamıkçık olma ihtimali vardır. Bu durumda, ana rahmindeki cenin de etkilenir. Hastalık, havadaki zerreciklerle bulaşır. Kuluçka devresi, çoğunlukla 17 gündür. Hastanın vücudunda pembe, düz lekeler görülür. Bazen boynun arka tarafındaki bezler de şişer. Tedavi için kullanılacak özel bir ilaç yoktur. Hastalık genellikle 4 gün içinde geçer. Bu süre içinde hastanın odasını ayırmak ve sağlam kimselerle görüştürmek gerekir. Kesin istirahat da şarttır. Hastada görülen nezle ve ağrıları tedavi etmek amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Şeker.

Hazırlanışı : Ateşin üzerine 1 çorba kaşığı toz şeker konur. Yanarken çıkan duman teneffüs edilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rubella. german measles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

measly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

measly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kızamık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Cesur ve silâhlı genç köylü, köy kahramanı: Dağ avına kızan göndermek. Karı kızan = Bütün halk, herkes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erythema. rush. blotch. chilblain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turning red. blushing. flush. glow. suffusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blushing. toasting. roasting. glowing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kızıl, kırmızı olmak, kırmızılaşmak, Osm. ihmirâr etmek, sürh olmak: Havuzdaki balıklar, şu tarladaki çiçekler ne güzel kızarmifl Elma, güneşi gördükçe kızarır. 2. (meyve) Olmak, yetişmek: Kızılcıklar, elmalar, narlar, erikler kızarmaya başladı. 3. Utanmak, mahcûb olmak, utangaçlıktan kan yüze fırlayıp çehre kırmızı olmak: O sözü söylerken kı zardı. 4. (et, balık vesaire) Tava veya tencerede kırmızı oluncaya kadar kavrulup pişmek: Balıklar kızardı; eti kızarıncaya kadar kavurmalı. Kızarıp morarmak, kızarıp bozarmak = Mahcûb olmak, mahcûbiyetten renkten renge girmek. G&t kızarmak = Ağlamak. KSmür kızarmak = Tutuşmak, yanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown. turn red. go red. redden. blush. be roasted. be fried. be toasted. color. color up. colour. colour up. crimson. flame. glow. toast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blush. flame. fry. redden. roast. to turn red. to redden. to blush. to be fried. to be toasted. to be roasted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn red. to redden. to blush. to flush. to become flushed. to fry. to be fried. to toast. to be toasted. to roast. to be roasted. to glow. chafe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fried. roasted. grilled. red. angry. bloodshot. blotchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glowing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kızarmış yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rush. erythema. suffusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red place. red spot. erythema. chafe. eruption. glow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be fried. to be roasted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Tava veya tencerede kızartılmış et veya balık yemeği. Düğün kızartması = Et kızartmasının bir çeşidi. Tavada kızartılmış: Kızartma balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fry. frying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roast. frying. toasting. roasting. fried food. broiled food. fried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frying. toasting. roasting. a fried food. fried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kırmızı etmek; kızıl rengini vermek: Güneş, elmayı kızarttı. 2. Tavada kırmızı oluncaya kadar kavurmak, yağ içinde döndürerek pişirmek: Et, balık kızartmak. Yüz kızartmak = Bir şey istemek mahcûbiyetini göze aldırmak: Yüzünü kızartıp söyleyiver işte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fry. grill. roast. toast. chap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown. flush. redden. roast. toast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fry. to toast. to roast. chafe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yalan: Söylediği söz kizbden ibarettir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کذب] yalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Su üstünde uçan, başı irice, vücudu narin ve iri vücutlu zarkanatlı bir böcek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kızdırmak hareketine mâruz kalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be angered. to be made red-hot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggravation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocation. superheating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angering. making sb angry. making sth red-hot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ateşte ısıtarak kızartmak. 2. Hiddetlendirmek, birinin kızacağı söz söylemek veya iş yapmak: Kendisini kızdırmak için söyledim. Eğlenmek maksadıyla birini kızdırıp bağırtmak. 3. Azdırmak, azmasına sebebiyet vermek: Koçları kızdırmak. 4. Hararet vermek, kızışmasına sebep olmak: Kırmızı biber tavukları kızdırır (yumurtlamak istidadını verir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

get in one's hair. put smb.'s nose out of joint. heat. anger. annoy. irritate. tease. aggravate. badger. bait. bug. burn. chafe. enrage. exacerbate. exasperate. gall. get across. heat up. huff. incense. inflame. infuriate. nettle. overheat. peeve. pr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggravate. anger. annoy. displease. enrage. exasperate. hassle. incense. irritate. nettle. peeve. provoke. rile. try. vex. to anger. to annoy. to irritate. to rile. to peeve. to put sb's back up. to rub sb up the wrong way. to superheat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to anger. to make red-hot. annoy. bug. enrage. exasperate. ferment. fret. get sb's back up. get one's / sb's monkey up. gripe. heat. irritate. nettle. rag. rile. stir things up. tease. twit. vex. warm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok ısıtılmış, pek sıcak: Kızgın demir; kızgın su. 2. Dargın, gücenmiş, hiddete gelmiş: Şimdi pek kızgındır, söz söylenmez. 3. Şiddetlenmiş, alevlenmiş, aşırı olmuş: Kızgın kavga; kızgın münakaşa. 4. Azmış, azgın: Kızgın boğa, azgın kısrak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot. flaming. angry. pissed off. mad. red-hot. angry with. annoyed. ardent. baking. black. boiling. cross. dyspeptic. fervent. fierce. fiery. frowning. furious. glowing. hot-blooded. huffy. incensed. indignant. inflamed. irate. ireful. red. snappish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angry. belligerent. burning. fierce. fiery. furious. heated. indignant. irate. mad. ratty. surly. wild. hot. red-hot. cross. black. in heat. in rut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red-hot. red or glowing with heat. angry. in heat. in rut. cross. hot and bothered. hot under the collar. huffish. irate. pissed off. sore. torrid. up- light.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get angry. to become red-hot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok ısınmış şeyin hâli, fazla sıcaklık: Demirin kızgınlığı. 2. Dargınlık, gücenme, hiddet, gazap: Şimdi kızgınlığı vardır. 3. Alevlenme, çok şiddetlenme: Kavganın, münakaşanın kızgınlığı. 4. Azgınlık, küsünme: Boğanın, İneğin, aygırın kızgınlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furiousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anger. furore. fury. indignation. temper. rut. heat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anger. heat. rut. being red-hot. blinking / adj , adv /. displeasure. exasperation. flipping. indignation. ire. irritation. must. wrath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (yılan) Islık çalmak. 2. (doğan) Ava inerken kendine mahsus bir sesle bağırmak (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırmızı, el, Ar. ahmer, Fars. sürh: Kızıl elma, kızıl toprak; kızıl boya. 2. Kırmızı olacak derecede ısınmış, kızgın, kor gibi: Kızıl demir. 3. Kızıl renkli saç, sakal, bıyık, tüy, Ar. eşkar: Kızıl sakal. 4. Bir tarz ve cinste pek mübalâğalı, aşırı derecede olan: Kızıl deli. 5. Altın, altından, Ar. müzehheb, Fars. zerrîn: 6. mec. Aşırı solcu, komünist. Kızıl Adalar = İstanbul Adalarının eski bir adı. Kızılbaş = 1. Safevî asker, Fars. sürh-serân. 2. Müfrit Şiî bir zümre. Kızıl hastalık = «Kızıl» denilen bulaşıcı hastalık. Kızılsöğüt = Söğüt ağacının bir cinsi. Kızılşap = Açık eflâtûnî renk. Kızılyaprak = Ağarotu. Kızılyumurta = Paskalya yumurtası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kızamığa benzer ve ondan daha şiddetli bulaşıcı bir çocuk hastalığı, iskarlatin («kızıl hastalık» da denilir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kıldan ip.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kendine has bir deri döküntüsü ve boğaz ağrısı ile ortaya çıkan bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde scarlatina denir. Nedeni, bademciklere yerleşen bir çeşit mikroptur. Hastalık aniden ortaya çıkan baş ağrısı, titreme, boğaz yanması, bulantı, ve havale ile başlar. Ateş yükselir. Nabız hızlanır ve bademcikler de şişer. Bu belirtilerin ortaya çıkmasından çok kısa bir süre sonra, ağız çevresi hariç vücudun diğer yerlerinde kırmızı lekeler belirir. Dilin üstü de beyaz bir tabakayla kaplanır. Bu tabaka 3 gün sonra kalkar ve dil ağaç çileği görünümünü alır. Hastalık en fazla 6 hafta içinde geçer. Bulaşmayı önlemek amacıyla, hastanın odası ayrılır. Başkaları ile görüşmesi engellenir. Odası sık sık havalandırılır. Sulu ve sindirilmesi kolay yiyecekler verilir. İyi tedavi edilmezse böbrek iltihabına neden olabilir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler ugulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Adaçayı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 tutam adaçayı konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Ilıdıktan sonra gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red. rusty. lurid. red. scarlet fever. scarlatina.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ginger. red. redhead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scarlet fever. red.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infrared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Palamutlardan, kerestesi kolay işlenir bir ağaç (Lat. alnus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redwood. alder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Yurt içinde ve dışında, deprem, savaş, salgın hastalık, yangın ve su baskını gibi hallerden zarar görenlere her türlü yardımı sağlayan ve bağışlarla yaşayan bir hayır kurumu,Osm. Hilâl-i Ahmer (Kızıl Haç’ın —iran hariç— Müslüman ülkelerde aldığı addır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kızıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırmızımsı, kırmızıya çalar. Kızılcabuğday = Bir cins yumuşak buğday. Kızılca kıyamet = Velvele, büyük patırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırmızıca, kırmızımsı. 2. Bir çeşit düzgün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reddish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frightful row.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kızılcıkgillerin örnek bitkisi. Kızılcık meyvesi, zeytinden küçük, kırmızı ve mayhoş olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cornelian cherry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cornelian cherry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(cornus): Kızılcıkgiller familyasından; çoğunluğu çalı veya ağaç halinde odunsu ve bir kaçı da otsu karakterde, kışın yaprak döken veya her zaman yeşil bitki cinsidir. Yaprakları sade, uzun veya kısa saplı, genellikle çatallı tüylüdür. Çiçekleri salkım veya şemsiye şeklindedir. 40 kadar türü vardır. Meyvesi yuvarlaktır. Yurdumuzda yetişen türü sarı çiçekli kızılcıktır. Boyu 7-8 metre kadardır. Çalı şeklinde olanları da vardır. Kış aylarında yapraklarını döker çiçekleri yapraklarından önce açar. Renkleri sarıdır. Yaprakları karşılıklı dizilmiştir. Meyveleri sonbaharda olgunlaşır. 1-1,5 cm boyundadır. Parlak kırmızı renktedirler. Lezzeti buruktur. Meyveleri şeker, müsilajlı maddeler ihtiva eder. Kabuklarında ise reçineli maddeler, tanen ve müsilaj vardır. Meyveleri yenir veya şurubu yapılır. Kullanıldığı yerler: Meyveleri ishali keser. Kabızlık yapar. Kabukları ateş düşürür. Ağız paslanmasını giderir. Ağız yaralarını geçirir. Şurubu, vücuda kuvvet verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçeneklilerden bir bitki familyası. Bu familyaya iri gövdeli ağaçlar girer; yüz kadar cinsi vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red indian. indian. american indian. red indian. redskin. amerind. amerindian. injun. red.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indian. american indian. red indian. redskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red-skin. an American Indian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden Roma’yı hatırlatan bu tâbir, sonraları «Türkçülük ülküsü» mânâsında kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hıristiyan ülkelerde Kızılay karşılığı olan yardım teşkilâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Sazan familyasından, eti kılçıklı bir balık (Lat. rutllus rutilus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Ikiçeneklilerden, bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

madder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Serçegillerden, göçmen bir kuş (Lat. phoenicurus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn red.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kırmızılık, kırmızı renk, Ar. humret. Yangın kızıllığı = Alevin aksi. Kızıliıkotu = Eşekkulağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Herhangi biri kızmak: Böyle şeylere kızılır mı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get angry at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Işık tayfında kırmızının ötesindeki alanda yayılan ve ısı ışınlarından ibaret olup, gözle görülemeyen ışıltı, enfraru).

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu kulaklıklar, sesi iletim istasyonundan kulaklıklara aktarmak için kablosuz kızılötesi sinyalini kullanırlar. Bir iletim istasyonu aynı sinyali birden fazla kullanıcıya aktarabilir.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Kızılırmak, güney Azerbaycan’ı 2 defa katederek Gilan’da Hazer denizine dökülen ırmak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I.). Açık eflâtun renk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gülgillerden, yol kenarlarında biten bir bitki (Lat. agrimonia eupatorium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

isim, halk ağzında 1. Köy muhtarı yardımcısı. 2. Köy kâhyası. 3. Köy bekçisi

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fierce. vehement. heated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escalation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Şiddetlenmek, alevlenmek, Osm. iştiâl ve iştidâd eylemek: Kavga, münakaşa kızıştı. 2. Revaç bulmak, değeri artmak: Pazarlık, alışveriş kızıştı. 3. Kızgınlık ve ısı peydâ etmek, azmak, çiftini aramak: Aygır, koç, tavuklar kızıştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get angry. to get excited. to be on heat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become fierce or heated. to begin to fight or struggle fiercely. to become lively or violent. to go into rut. escalate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kızışmasını sağlamak, hararetlendirmek, tutuşturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to encourage. to incite. to provoke. to abet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to increase the fury or violence of. to enliven. to get people worked up. to incite. to make-red hot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kız olma hali, bekâret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

virginal. virginity. virginhood. cherry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

girlhood. maidenhood. virginity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maidenhood. virginity. girlhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hymen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hymen. maidenhead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

becoming hot. inflammation. anger. fury. frown. indignation. tiff. vexation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resentment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

getting angry. getting hot. indignation. resentment. vexation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (katı şeyler ve yağ) Pek fazla ısınmak: Tavanın sapı kızdı. En yüksek sıcaklık derecesini bulmak: Öteberi kızartmak için yağın kızmış olması lâzımdır. 3. Hırslanmak, öfkelenmek. 4. (dişi kuşlar, tavuk vs. için) Zamanı gelip kuluçkaya yatma isteği göstermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

get hot under the collar. have one's hackles up. fly off the handle. be angry. get hot. become hot. heat. be angry with smb. chafe. fret. gall. grow hot. huff. inflame. lose one's temper. be nettled at. be riled at. cut up rough. ruffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridle. fume. resent. to get angry. to resent. to be cross. to get hot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get angry. to get hot. to go into heat or rut. boil over. flip. fume. get one's rag out. heat. hot up. tiff. warm. to loose one's wool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Halkın altıntopa (greypfrut) ve bir çeşit şeftaliye verdiği isim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grapefruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

control tower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

control tower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Lamark tarafından canlı türlerin değişimine ilişkin olarak ortaya atılan varsayım. Bu varsayıma göre, bir canlının yaşam faaliyetinin gereği çevre koşullarına uymak için kullanılan organlarda yeni gelişmeler meydana gelebilir veya kullanılmayan organlar ortadan kalkabilir ve bu değişimler, genetik sürekliliğe sahiptir. Ancak yapılan araştırmalarda, henüz bu varsayımı doğrulayan veriler bulunamamıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Queen of spades.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Queen of spades.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Germence). 1. Marki’ nin eşi. 2. Koltuklu fakat arkalıksız salon iskemlesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marquise. marchioness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marchioness. marquise. platform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir çeşit ince pamuklu kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. merkez). Merkezler, (bk.) Merkez.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مراکز] merkezler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regularly. steadily. in an orderly way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منتظما] düzenli olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜRÜR-I ZAMAN) (I. A. F.). Zaman aşımı. (bk.) Mürûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rekz» den if.). Temerküz eden, toplanmış olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nakz» dan if.) (mü. mütenâkıza). Birbirine karşı olan, birbirini çürüten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «yakaz» dan if.) (mü. müteyakkıza). 1. Uyanık, uyanmış. 2. Gözü açık, gaflette olmayan, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

awake. vigilant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Uyanıklıkla, gaflette olmayarak, uzak görüşle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) çelişmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرور زمان] zamanın akışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متمرکز] bir merkezde toplanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متيقظ] uyanık, teyakkuz durumunda olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nakz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nakzeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «nakz» dan smüş.) (mü. nakîze). Muhalif, zıd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. nakaaiz). Muhâlif şey.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Avrupa’da Rönesans başlangıcına, diğer bir deyişle insanların titizliğin ve temizliğin farkına varmalarına kadar, bütün bir tarih boyunca yemek yerken eller kullanıldı. Tabii bunun da bir adabı vardı. Yemek yerken kullanılan parmak sayısı o kişinin statüsünü gösteriyordu. Normal insanlar beş parmaklarını kullanırlarken asiller üç parmaklarını -yüzük parmağı kesinlikle kullanılmadan- kullanıyorlardı.

Aslında Latince çatal anlamına gelen kelime, çiftçilerin hasadı havaya atıp savurmada kullandıkları dev çatalların isminden türemiştir. Bunların çok küçükleri Türkiye’de Çatal Höyük’de yapılan kazılarda bulunmuş ama ne işe yaradıkları, milattan 400 yıl öncesinde sofralarda yemek yemede kullanılıp kullanılmadıkları tam anlaşılamamıştır.

Çatal konusunda kesin bilinen bir şey, ilk defa 11. yüzyılda Toskana’da (İtalya) ortaya çıktığıdır. İki uçlu olan bu çatallara insanlar “Tanrının bahşettiği yiyecek yine Tanrının verdiği parmaklarla yenilebilir” diye şiddetle karşı çıktılar.

İnsanların yüzyıllar boyu süren, yemek yerken çatal kullanmaya karşı direnme gibi tavırların tarihte örneği azdır. 17. Yüzyıla kadar süren bu direnmenin bir başka cephesi daha vardı. Yiyeceği bıçakla tutup, ısırarak yemeye alışmış erkekler çatal kullanmayı kadınsı bir davranış olarak görüyorlardı.

Bu arada Fransız ihtilalinin biraz öncesinde Fransa’da yavaş yavaş dört uçlu çatallar kullanılmaya başlandı. Zamanla çatal kullanmak lüks, asalet ve statü göstergesi oldu. Çatalla birlikte sofralarda her insan için ayrı tabak ve bardak kullanmak adeti de gelişti, toplumun tüm sınıflarına ve giderek dünyanın diğer yerlerine de yayıldı.

Kaşığın kullanılmaya başlanması ise tarih kadar eskidir. İnsanlar, çatala karşı gösterdikleri direnci kaşığa göstermemişlerdir. Bu, şüphesiz sıvı bir şey içmek için eli kullanmanın iyi bir alternatif olmamasından kaynaklanmıştır.

En eski zamanlara ait kazılarda bile, taş, kemik, ağaç veya madenden yapılmış kaşık veya benzeri şeylere rastlanmaktadır. Kaşıktaki en önemli gelişmeler sapının şeklinde olmuştur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Avrupa’da Rönesans başlangıcına, diğer bir deyişle insanların titizliğin ve temizliğin farkına varmalarına kadar, bütün bir tarih boyunca yemek yerken eller kullanıldı. Tabii bunun da bir adabı vardı. Yemek yerken kullanılan parmak sayısı o kişinin statüsünü gösteriyordu. Normal insanlar beş parmaklarını kullanırlarken asiller üç parmaklarını -yüzük parmağı kesinlikle kullanılmadan- kullanıyorlardı.

Aslında Latince çatal anlamına gelen kelime, çiftçilerin hasadı havaya atıp savurmada kullandıkları dev çatalların isminden türemiştir. Bunların çok küçükleri Türkiye’de Çatal Höyük’de yapılan kazılarda bulunmuş ama ne işe yaradıkları, milattan 400 yıl öncesinde sofralarda yemek yemede kullanılıp kullanılmadıkları tam anlaşılamamıştır.

Çatal konusunda kesin bilinen bir şey, ilk defa 11. yüzyılda Toskana’da (İtalya) ortaya çıktığıdır. İki uçlu olan bu çatallara insanlar ‘Tanrının bahşettiği yiyecek yine Tanrının verdiği parmaklarla yenilebilir’ diye şiddetle karşı çıktılar.

İnsanların yüzyıllar boyu süren, yemek yerken çatal kullanmaya karşı direnme gibi tavırların tarihte örneği azdır. 17. Yüzyıla kadar süren bu direnmenin bir başka cephesi daha vardı. Yiyeceği bıçakla tutup, ısırarak yemeye alışmış erkekler çatal kullanmayı kadınsı bir davranış olarak görüyorlardı.

Bu arada Fransız ihtilalinin biraz öncesinde Fransa’da yavaş yavaş dört uçlu çatallar kullanılmaya başlandı. Zamanla çatal kullanmak lüks, asalet ve statü göstergesi oldu. Çatalla birlikte sofralarda her insan için ayrı tabak ve bardak kullanmak adeti de gelişti, toplumun tüm sınıflarına ve giderek dünyanın diğer yerlerine de yayıldı.

Kaşığın kullanılmaya başlanması ise tarih kadar eskidir. İnsanlar, çatala karşı gösterdikleri direnci kaşığa göstermemişlerdir. Bu, şüphesiz sıvı bir şey içmek için eli kullanmanın iyi bir alternatif olmamasından kaynaklanmıştır.

En eski zamanlara ait kazılarda bile, taş, kemik, ağaç veya madenden yapılmış kaşık veya benzeri şeylere rastlanmaktadır. Kaşıktaki en önemli gelişmeler sapının şeklinde olmuştur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İüphesiz tarih boyunca tüm insanlarda görme kusuru olmuştur. 13. yüzyılda gözlük ortaya çıkıncaya kadar gerek doğuştan gerekse sonradan göz bozukluğu olan insanlar, ömürlerini böyle geçirmeye, iş yapamamaya hatta evden dışarı çıkamamaya mahkumdular.

Aslında gözlüğün ana malzemesi olan camın tarihi dört bin 500 yıl evveline kadar gidiyor. Antik dünya insanlarının optik hakkında bilgileri olduğu, camın belirli bir formunun cisimleri büyüttüğünü fark ettikleri biliniyor. Hatta milattan önce bin yıllarına ait, büyüteç olarak kullanılmış cam örneklerine Girit’teki kazılarda rastlanılmıştır. Ne var ki büyütecin cam haline gelmesi çok zaman aldı.

Gözlüğü ilk bulan kişinin kim olduğu bilinmiyor. İnsanlık tarihinin büyük teşekkür borçlu olduğu, bu parlak buluşu gerçekleştiren kişinin kim olduğu bütün araştırmalara rağmen hala sırrını koruyor. Bu kişinin 1250 veya 1280 yıllarında Venedik’te yaşamış olması büyük bir olasılık, çünkü 13. yüzyılda, Ortaçağda Venedik, İtalya’da cam üretimiyle ünlü olan bir yerdi.

İlk gözlüklerin mercekleri konveks, yani dışbükeydi ve sadece yakını görme problemi olanların işlerine yarıyordu. Uzağı görme sorunu olanların derdine çare olacak konkav (içbükey) merceklerin üretilmesi için yüzyıl geçmesi gerekecekti. Görüldüğü gibi gözlüğün tarih içindeki gelişmesi oldukça yavaştır.

Uzağı görme sorununu yani miyopluğu düzeltecek merceklerin ancak 15. yüzyılda yapılabilmesinin sebebi o tarihlerde, gözlüğün daha çok yakını okuma amaçlı kullanılması, uzağı görememenin o kadar önemsenmemesi ve içbükey merceklerin imalinin daha zor ve pahalı olmalarıydı.

Gözlük icat edildikten ancak 350 yıl sonra düşmeden yüzün ortasına tutturulabildi. Aslında bu gözlük tarihindeki en son ve önemli buluştu. Edward Scarlett 1730’da Londra’da sabit gözlük sapım icat etti. Saplar kafaya göre ayarlanabildiği için gözlük burun üzerine daha az ağırlık yapıyor, düşme tehlikesi de önlenmiş oluyordu.

Ancak tüm bu yavaş gelişmeye karşın gözlüğün insanlığa hizmeti büyük oldu, en azından onların yaşama bağlılıklarını arttırdı. Matbaanın icadından, basılan kitap ve gazete sayısının artmasından sonra gözlük lüks olmaktan çıkıp tam bir ihtiyaç oldu.

14. yüzyıl ortalarında İtalyanlar gözlük camlarına belki şekillerindeki benzerlikten dolayı ‘mercimek’ anlamında ‘lenticchie’ adını verdiler. İngilizcesi de ‘lentis’ olan mercimek, yaklaşık iki yüzyıl gözlük camı anlamında da kullanıldı. Günümüzde kullanılan ‘lens’ adının kökeni de bu sebeple mercimeğe dayanıyor.

İlk gözlükçü dükkanı 1783’de Philadelphia’da açıldı. Francis Mc Allister dükkanında gözlükleri bir sepetin içine yığıyor, müşteriler de bunları tek tek deneyerek gözlerine uygun geleni alıyorlardı.

İlk güneş gözlüklerinin 1430’lu yıllarda Çinliler tarafından kullanıldığını biliyor muydunuz? Ateşte dumanın isi ile kararttıkları gözlükler görme kusurlarını düzeltmek için değildi. Sanılacağı gibi Güneş’ten korunmak için de değildi. Çinliler başta mahkemeler olmak üzere bir çok yerde gözleri görünmesin, düşünceleri göz ifadelerinden belli olmasın diye bu koyu renkli gözlükleri takıyorlardı. Daha sonraları İtalya’dan Çin’e numaralı gözlükler de getirildi ama Çinliler onların da çoğunu iste kararttılar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sifir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

then.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

then.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پاکيزه] temiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Temiz, saf, halis, lekesiz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Temiz. 2. Lekesiz, hâlis, saf.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. panturkisme

Türkçülük

Osmanlı Devleti’nin son yıllarında ortaya çıkan, Osmanlılık ve İslamcılık akımları karşısında bütün Türklerin tek vatanda ve tek bayrak altında birleştirilmesini amaçlayan akım.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Avrupa’da İspanya’nın batısında bir memleket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portuguese. portugal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portugal. portuguese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Portugal. portugal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Avrupa’da, Kuzey Atlas Okyanusu kıyısında, İspanya’nın batıısnda yer alır.

Coğrafi konumu: 39 30 Kuzey enlemi, 8 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 92,391 km².

Sınırları: toplam: 1,214 km.

sınır komşuları: İspanya 1,214 km.

Sahil şeridi: 1,793 km.

İklimi: Ilıman deniz iklimi; kuzeyde hava soğuk ve yağışlı, güneyde daha kuru ve ılımandır.

Arazi yapısı: Tagus Nehrinin kuzeyi dağlıktır, güneyde inişli çıkışlı ovalar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Ponta do Pico 2,351 m.

Doğal kaynakları: Balık, orman, tungsten, demir, uranyum, mermer, işlenebilir arazi, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %26.

daimi ekinler: %9.

Otlaklar: %9.

Ormanlık arazi: %36.

Diğer: %20 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 6,300 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Azores depreme meyillidir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 10,066,253 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.18 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0.5 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.94 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 75.94 yıl.

Erkeklerde: 72.44 yıl.

Kadınlarda: 79.68 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.48 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.74 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 36,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 280 (1999 verileri).

Ulus: Portekiz.

Nüfusun etnik dağılımı: Homojen Akdenizliler soyu; sömürgeleştirme döneminde Afrika’dan göç edip yerleşmiş olan zencilerin sayısı 100,000 civarındadır.

Din: Roma Katolikleri %94, Protestanlar (1995).

Diller: Portekizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %87.4.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Portekiz Cumhuriyeti.

kısa şekli : Portekiz.

Yerel tam adı: Republica Portuguesa.

yerel kısa şekli: Portugal.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Lizbon.

İdari bölümler: 18 bölge ve 2 özerk bölge; Aveiro, Acores (Azores), Beja, Braga, Braganca, Castelo Branco, Coimbra, Evora, Faro, Guarda, Leiria, Lisboa, Madeira, Portalegre, Porto, Santarem, Setubal, Viana do Castelo, Vila Real, Viseu.

Bağımsızlık günü: 1140 (5 Ekim 1910 tarihinde cumhuriyet bağımsızlığını ilan etmiştir).

Milli bayram: Portekiz Günü, 10 Haziran (1580).

Anayasa: 25 Nisan 1976.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), EIB (Avrupa Yatırım Bankası), EMU (Avrupa Ekonomi ve Para Birliği), ESA (Avrupa Uzay Ajansı), A


Ülke by

Türkçe Sözlük

(hi.). Portekizliler’in usulünde veya Portekiz dilinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portuguese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Portuguese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portugese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portuguese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Portoguese (people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Portuguese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Tekrar Yazılabilir Tüketici Zaman Kodu, resimlere, çekildikçe otomatik olarak numara verir. 8 mm ve Hi8 videolarda kodlama içinde kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Gizli, gömülü define. 2.Sağlam, adamakıllı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clock tower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bazı ağaçlardan sızarak çıkan, zamk gibi yağlı bir madde. Çamsakızı = Çam ağacından çıkanı, reçine, râtenc. Çengelsakızı = Kenger dikeninin zamkı. Yer sakızı = Natrun,, neft made nl. 2. Beyazlık ve çekilip kopmamak mânâlarında da kullanılır: Sakız gibi çamaşır. Sakız gibi yapışmak = Musallat olmak. Sakızağacı = Sakız veren ağaç. Sakız Adası = Bu ağacın çok bol bulunduğu Asya’da Batı Anadolu karşısındaki Yunan adası, Chios ki, merkezi olan şehir de aynı adı taşır. Sakız leblebisi = Tuzla kavrulmuş kabuklu nohut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chewing gum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gum. chewing gum. mastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chewing gum. mastic. gum mastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gumwood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bütün bir gün sakız çiğnemek, kuşkusuz sevimli bir iş değil ama bunun insanı zayıflattığı da bir gerçek. Çünkü çiğneme eylemi, saatte 11 kj.gibi önemli oranda enerji tüketimi oluşturuyor. ABD’de bulunan Mayo Clinic uzmanları, ciklet çiğneme ile ortalama ne kadar kilo verildiğini bile hesaplamışlar. Bir kişi günde 8 saat boyunca ara vermeden şekersiz ciklet çiğnediği takdirde yılda 5 kilo verebiliyor.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable marrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(mastaki): Antepfıstığıgiller familyasından; Akdeniz kıyılarında yetişen, 4 m kadar boyunda, sık dallı, çalı görünümünde, kış aylarında yaprak dökmeyen bir ağaçtır. Çiçekleri küçük ve kırmızı renklidir. Meyvesi ufak, yuvarlak ve sivri uçludur. Başlangıçta kırmızı renkli iken sonradan siyaha dönüşür. Dal ve gövdesinden sakız elde edilir. Kullanıldığı yerler: Midenin düzenli çalışmasını sağlar. Tükürük salgılanmasını artırır. Çene kaslarını güçlendirir. Diş etlerini temizler.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resinous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which contains mastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold coin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eight. eight. octo-. octa-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(T.-A.) sekizgen, sekiz kenarlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.). Herbirine veya her defasında sekiz olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.) Sekiz kenarlı çokgen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

octagonal. octagon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

octagon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

octagon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.). Sekiz derecesinde olan, yedinciden sonra gelen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eighth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eighth. eighth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eighth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). Sekiz saz veya ses için yazılmış çoksesli oda eseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sekiz benek vesaireyi havi: Maçanın sekizlisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki), (bk.) Oktav.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sekiz parçadan mürekkep veye sekiz kısmı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

octal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth designed to hold eight things.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Kadın İsmi) - Baş kız, kızların, güzellerin başı.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Kedi, köpek ve farelerde ter bezleri ayaklarının altında, yarasalarda başın yan tarafında, tavşanlarda ağızlarının etrafında, geyiklerin burunlarının dibindedir. İnsan derisinin ise her tarafında ter bezleri vardır. Avuçiçi ve tabanda bu bezlerin sayıları daha fazla, koltuk altlarında ise boyları daha büyüktür.

Normalde aşırı sıcaklarda suratımız ve koltuk altlarımız en çok terleyen yerlermiş gibi görünür ama aslında ellerimiz, daha doğrusu avuçiçlerimizdeki ter bezleri sayısı çok daha fazladır. Yani ellerimizin terlemesi doğaldır ama niçin sıkıldığımız veya sinirlendiğimiz zaman?

Tam olarak bilinmiyor ama tahminlere göre bu da bize atalarımızdan kalan bir vücut refleksi veya reaksiyonu. Ellerimizdeki ter aslında atalarımızın, bir tehlike anında kaçarak ağaçlara tırmanmalarını kolaylaştırıcı bir salgı. Ağaçlara tırmanırlarken ellerinin nemlenmeleri nedeniyle daha az çizik ve yara oluşuyor, daha rahat yüksek dallara tırmanabiliyorlarmış.

İnsanın milyonlarca yıl devam ettiği önesürülen evriminde, artık işe yaramayan kuyruğu kaybolmuş ama sıkılınca ellerinin terlemesi, korkunca tüylerinin diken diken olması, çene ve bacaklarının titremesi devam ediyor.

Sıcak havada terliyoruz, hadi sıkılınca terlemek de atalarımızdan miras, peki biber yiyince niçin terliyoruz?

Baharatlı yiyecekler ve biberler içlerindeki yakıcı kimyasallar nedeniyle, yenildiklerinde, ağız içindeki sinir uçlarını uyarırlar ve sanki hava sıcaklığı çok yükselmiş gibi algılamalarına sebep olurlar. Sinir uçları sıcak ve yakıcı uyarılarının aralarındaki farkı hissedemediklerinden beyne, yüz tarafındaki hava ısısının yükseldiği sinyalini gönderirler. Beyin derhal soğutma mekanizmasını devreye sokarak yüzün etrafındaki ısıyı düşürmek için ter bezlerini faaliyete geçirir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

now. present. times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

present. the present continuous tense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

street girl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Dikte etme cihazlarında kayıt başlangıcına saat ve tarihin otomatik olarak kaydedilmesidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just in time. duly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call girl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call girl. hullo girl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fazlaca tıknaz, pek kalın. 2. Pek sıkı ve katı doldurulmuş: Tıkız dolma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Türk musikisinde 3. sekizli.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Sultan Abdülaziz yenilikçi bir padişahtı. Yapmış olduğu Avrupa seyahatinde gördüğü demiryollarına çok imrenmiş, İstanbul’a dönüşünde İstanbul – Edirne demiryolunun yapımı için bir demiryolu şirketine yetki vermiştir. Ancak yapım sırasında demiryolunun Topkapı Sarayı’nın bahçesinden geçmesi gündeme gelince çevresindekiler bu duruma karşı çıkmışlardı. Bu itirazları tebessümle karşılayan Abdülaziz “tren saraydan değil isterse üstümden geçsin yeter ki bu demiryolu yapılsın” diyerek bu konudaki isteğinin ne denli güçlü olduğunu gösterdi.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

step daughter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

step daughter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Önceden belirlenmiş süre sonunda bir alarmı devreye sokar. İstenen süre görünene kadar tekrar tekrar NAP düğmesine basın. Seçilen NAP süresi geçtiğinde, alarm çalar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Programlanabilir otomatik kapanma. Bu işlev, uzaktan kumanda ile seçilerek TV alıcısının belirli bir süreden sonra bekleme moduna girmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(ZAMAN, ZEMAN) (i. A.) (c. ezmine). 1. Vakit, çağ, Fars. hengâm: O vakitten çok zaman geçti. 2. Devir, Ar. ahd: Kanunî Sultan Süleyman Han zamanında. 3. Mühlet, mehil, Ar. imhâl: Aman zaman vermedi. 4. Mevsim: Gül zamanı. 5. (gramer) Mazi, hâl ve istikbal gibi zaman gösteren sîgalar. O zaman = O vakit. Bir zaman = 1. Bir vakit, bir müddet. 2. Vaktiyle, eskiden. Zaman zaman = Vakit vakit, Fars. gSh gâh. Gel zaman, git zaman = Zaman geçince, zamanın geçmesiyle. Zaman ve zemîn = Münasebet, münasebet düşürme. Zaman aşımı = Bir işin üzerinden belirli bir zaman geçmekle hükümsüz kalması, Osm. mürûr-ı zamân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). J. Kefil olma. 2. (hukuk). Bir şeyin mislini veya kıymetini vererek zarara kefil olma, garanti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whilst. bout. cycle. date. day. father time. hour. season. tense. time. when. while. sands.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whilst. bout. cycle. date. day. father time. hour. season. tense. time. when. while. sands. era. leeway. space.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time. beat. date. day. the enemy. hour. interval. juncture. season. tide. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large ornamental tropical American tree with bipinnate leaves and globose clusters of flowers with crimson stamens and sweet-pulp seed pods eaten by cattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Dondurulmuş görüntülerde ya da ağır çekimde bile en iyi resim oynatım kalitesi sağlar. Aynı zamanda kaset hareket mekanizmasının düzensiz hareketlerini de telafi eder. Post prodüksiyon ve düzenleme için çok pratik bir işlevdir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Çekildikleri her bir görüntüye otomatik olarak kasetin alt kod sektörlerine kaydedilen bir numara verilmesidir.

Teknolojik Terim by

Finansal Terim

(Time Priority)

Hisse Senetleri Piyasası’nda, fiyat eşitliği halinde, sisteme zaman açısından daha önce kaydedilen emirlerin öncelikli olarak karşılanmasıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Devir, devran. 2Şimdiki zaman, Fars. dehr: Zamlne çocuğu. 3. Baht, talih, felek: Zamâne icâbı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ زمانه] devir. 2.felek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vakit itibariyle, vakitçe: O iş filân işten zamânen evveldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. zamâniyye). Zamanla alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in good time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duly. at the right time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Ses bilgisinin ilk bir kaç saniyesini sürekli olarak kaydeden bir özelliktir. Böylece kayıt düğmesine geç basılsa bile kaydın başlangıcı yakalanabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Cihazın oynatmaya ya da kaydetmeye başlamasını sağlayan bir harici zaman anahtarının kullanılmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timely. well-timed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ill-timed. inopportune. out-of-season. unseasonable. untimely. all too soon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inopportune. untimely. ill-timed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

untimely. not well-timed. all too soon. ill- timed. inopportune. ill timed. unseasonable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by