Koku Alma Organı ne demek? | Koku Alma Organı anlamı nedir? | Koku Alma Organı

Koku Alma Organı anlamı nedir?

Koku Alma Organı ne demek?

Koku Alma Organı anlamı nedir?

Koku Alma Organı | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: koku alma organi

Türkçe - İngilizce Sözlük

organ of smell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halitosis. whim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Alçalmak işi. 2. (coğrafya) Toprağın çökerek oturması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

going down. losing altitude. losing esteem. abasement. degeneration. deterioration. stoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eğilmek, inmek. Mec. tenezzül etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

descend. dip. lapse. stoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to decline. to go down. to lose esteem. to lose altitude. descend to. deteriorate. lower oneself. stoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acceptance. adoption. excision. extraction. grab. receipt. reception. taking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment. inclusion. receipt. reception. taking. receiving. buying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Alme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appropriation. buy. getting. receiving. reception. take. taking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Analytical Laboratory Manager's Association An organization in America. , queen of 'Body Castle,' beset by enemies for seven years The besiegers are a rabble rout of evil desires, foul imaginations, and silly conceits Alma conducted Arthur and Sir Guyon o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receiver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Batlamyos'un astronomi kitabı; Ortaçağda yazılmış fen kitabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Almak, 1. El ile tutup götürmek, alıp yakalamak: Yerden bir taş aldı. 2. Kabul etmek, verilen şeyi tesellüm etmek: Çiftliğin bu senelik varidatını aldı. 3. Beraber götürmek: Çoluk çocuğunu alıp gitmiş; sel köprüyü almış. 4. Tahsil etmek, edinmek, mâlik ve haiz olmak : Memuriyet, rütbe, nişan almak, 5. Ele geçirmek, zabt, fethetmek. 6. Satın almak, iştirâ, mübayaa etmek: Bir at almak isterim. 7. Kendine doğru çekmek: Kayıkçı, küreği aldı. 8. istiap etmek, içine almak: Bu şişe yüz gram su alır. 9. Çevirmek, ihata etmek: Etrafını almak, ortaya almak. 10. Anlamak, kavrayıp idrak etmek: Zihnim almıyor, öğretmen dersi iyi anlatıyor, ama onun kafası bir türlü almıyor. 11. Telâkki etmek: Emrinizi aldım. 12. Kesmek, kısmak: Boyundan biraz almalı. 13. Kabil ve müsait olmak: Boya, cilâ almak. 14. Peyda ve hasıl etmek: Nem almak. 15. Kazanmak, tahsil etmek: Para almak, nam almak. 16. Bir menfezden içine girmek: Gemi su, fıçı hava alıyor. 17. Kapmak, yakalanmak, mübtelâ olmak: Hastalık almak. Ateş almak — Tutuşmak, birden parlamak ve ziyade hiddetlenmek. İzin almak, istizan etmek = izinli gitmek. Etrafını almak, ortaya almak = Elde etmek kuşatmak. Ödünç almak = İstikraz etmek. Örnek almak = imtisâl etmek. Üstüne almak = 1. Deruhte, taahhüt etmek. 2. Bir kabahatin faili kendi olduğunu söylemek. Üzerine almak = Ortaya söylenilen bir lakırdıdan maksat kendi olduğunu zannetmek. Önünü almak = Vukuundan evvel çaresini bulmak, önlemek. Ölçü almak = 1. Ölçmek, mikyasını kaydetmek. 2. Kıyas etmek. Borç almak = İstikraz etmek. Boyunun ölçütünü almak = Kendi derece ve itibarını anlamak. Boynuna almak = Deruhde, taahhüt etmek. Pertav almak = Meydan alıp koşmak. Cevap almak = Sualinin cevabına nail olmak; cevab-ı red almak. Haber almak = İstihbar etmek, duymak. Hızını almak = Sükûnet bulmak, teskin olunmak, yavaşlamak. Söz almak = Vaad ve taahhüt ettirmek. Satın almak = Mübayaa, iştirâ etmek. Soğuk almak = Soğuktan hastalanmak, kendini üşütmek. Suret almak = İstinsah etmek, aynını çıkarmak. Soluk, nefes almak = Teneffüs etmek; biraz istirahat etmek. İbret almak = Mütenebbih olmak. Kan almak = Hacamat etmek, bir miktar kan akıtmak. Kız almak = Evlenmek; akrabalık peydâ etmek. Göz almak = Gözü kamaştırmak. Gönül almak = hatır okşamak. Maskaraya almak = Eğlenmek, İstihza etmek. Meşk almak = Yazı vesairede birinden örnek alıp onun sanatını taklide çalışmak. Meydan almak = İmkân ve fırsat bulmak. Yol almak = Yol kat’etmek, ilerlemek. Alıp vermek = Tenkit etmek. Alıp verememek = Uğraşmak. Al benden de o kadar = Ben de aynı durumdayım yahut ben de aynı fikirdeyim. Al gülüm, ver gülüm = Yapılan bir hizmetin karşılığının hemen beklendiğini anlatır. Al takke, ver külâh = Son derece senli benli olmayı ifade eder. Aldı = (Halk edebiyatında) söylemeye başladı: Aldı Kerem, bakalım ne dedi? Aldı yürüdü = Kısa zamanda çok ilerledi. Aldığı aptes ürküttüğü kurbağaya değmemek = Temin ettiği iyilik verdiği zarara değmemek. Alıp verememek = Anlaşmazlık ifade eder: Her halde benimle bir alıp veremiyeceği var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take. get. buy. receive. accept. take in. seize. capture. conquer. pick up. gain. put on. admit. assume. borrow. collect. come in. divest smb. of. draw. enter on. enter upon. enucleate. excise. extract. fetch. garner. have. help one.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accept. assume. capture. claim. conquer. derive. draw. extract. get. have. hold. keep. obtain. receive. score. secure. take. trade. to take. to get. to receive. to buy. to take sb in marriage. to hold. to take along. to call for. to capture. to conquer. t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

get. receive. to take. to get. to buy. to purchase. to capture. to conquer. to take along. to catch. to take on. to hire. to employ. to sweep. to clean. to sense. to receive. to marry a girl. to hold. to be able to contain. accept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir kimsenin tahsil gördüğu okul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Almanyalı, Cermen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

german. dutch. kraut. german. balt. hun. kraut. teuton.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

german.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A German.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

German.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The German language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of dance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Allemande.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

German.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

british plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takvim, yıllık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. A.). Kitap biçiminde bir çeşit takvimdir. Yılın bölümlerinden başka bayram, yıldönümü gibi belli günleri gösterir; ayrıca astronomi, meteoroloji, istatistik bilgiler verir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. almanach

yıllık

Yılın gün, hafta, ay vb. bölümlerinden başka, bayram, yıl dönümü gibi belli günleri ve birtakım astronomi, meteoroloji, istatistik bilgilerini gösteren kitap biçiminde takvim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almanac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almanac. omnibus book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alman dili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

german.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

German.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Turkish worker working in Germany.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alman cinsiyeti ve hal ve tavrı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

germany. the fatherland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

germany.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Germany.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Germany) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Baltik Denizi ve Kuzey Denizi kıyısında, Hollanda ile Polonya arasında, Danimarka’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 51 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 357,021 km².

Sınırları: toplam: 3621 km.

Sınır komşuları: Avusturya 784 km, Belçika 167 km, Çek Cumhuriyeti 646 km, Danimarka 68 km, Fransa 451 km, Lüksemburg 138 km, Hollanda 577 km, Polonya 456 km, İsviçre 334 km.

Sahil şeridi: 2,389 km.

İklimi: Ilıman ve deniz iklimi; soğuk, bulutlu, rutubetli kışlar ve yazlar; ılık rüzgarlar yaygındırlar.

Arazi yapısı: Kuzeyde alçak ovalar, merkezde yüksek araziler, güneyde Bavaria Alpleri yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Freepsum Gölü 2 m; en yüksek noktası: Zugspitze 2,963 m.

Doğal kaynakları: Demir, kömür, potas, kereste, linyit, uranyum, bakır, doğal gaz, tuz, nikel, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %33.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %31.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 82,422,299 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.12 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.8 yıl.

Erkeklerde: 75.81 yıl.

Kadınlarda: 81.96 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 43,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1000 den az (2001 verileri).

Ulus: Alman.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %91.5, Türk %2.4, diğer %6.1 (Yunan, İtalyan, Polonyalı, Rus, Hırvat-Sırp, İspanyol).

Din: Protestan %34, Roma Katolikleri %34, Müslümanlar %3.7, diğer %28.3.

Diller: Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Almanya Federal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Almanya.

Yerel tam adı: Bundesrepublik Deutschland.

yerel kısa şekli: Deutschland.

Eski adı: Alman İmparatorluğu.

ingilizce: Germany.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Berlin.

İdari bölümler: 16 eyalet; Baden-Wuerttemberg, Bayern, Berlin, Brandenburg, Bremen, Hamburg, Hessen, Mecklenburg-Vorpommern, Niedersachsen, Nordrhein-Westfalen, Rheinland-Pfalz, Saarland, Sachsen, Sachsen-Anhalt, Schleswig-Holstein, Thueringen.

Bağımsızlık günü: 18 Ocak 1871.

Milli bayram: Birleşme Günü, 3 Ekim (1990).

Anayasa: 23 Mayıs 1949.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BDEAC, BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrup


Ülke by

Ülke


Daha Büyük Görüntüle . Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Baltik Denizi ve Kuzey Denizi kıyısında, Hollanda ile Polonya arasında, Danimarka’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 51 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 357,021 km².

Sınırları: toplam: 3621 km.

Sınır komşuları: Avusturya 784 km, Belçika 167 km, Çek Cumhuriyeti 646 km, Danimarka 68 km, Fransa 451 km, Lüksemburg 138 km, Hollanda 577 km, Polonya 456 km, İsviçre 334 km.

Sahil şeridi: 2,389 km.

İklimi: Ilıman ve deniz iklimi; soğuk, bulutlu, rutubetli kışlar ve yazlar; ılık rüzgarlar yaygındırlar.

Arazi yapısı: Kuzeyde alçak ovalar, merkezde yüksek araziler, güneyde Bavaria Alpleri yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Freepsum Gölü 2 m; en yüksek noktası: Zugspitze 2,963 m.

Doğal kaynakları: Demir, kömür, potas, kereste, linyit, uranyum, bakır, doğal gaz, tuz, nikel, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %33.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %31.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 82,422,299 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.12 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.8 yıl.

Erkeklerde: 75.81 yıl.

Kadınlarda: 81.96 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 43,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1000 den az (2001 verileri).

Ulus: Alman.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %91.5, Türk %2.4, diğer %6.1 (Yunan, İtalyan, Polonyalı, Rus, Hırvat-Sırp, İspanyol).

Din: Protestan %34, Roma Katolikleri %34, Müslümanlar %3.7, diğer %28.3.

Diller: Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Almanya Federal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Almanya.

Yerel tam adı: Bundesrepublik Deutschland.

yerel kısa şekli: Deutschland.

Eski adı: Alman İmparatorluğu.

ingilizce: Germany.

Yönetim


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternate. alternative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternate. used by taking turns.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Pekvâne denilen bir cins kök.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(ipeka): Güney Amerika’da yetişen bir bitkidir. Kullanılığı yerler:Az miktarda kullanıldığı takdirde tatlandırıcıdır. Yüksek dozlarda kullanılırsa kusturur, ishal yapar. Müzmin bronşitte ifrazatı artırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyden artıp kalmak. 2. Çağdaşları öldüğü veya yok olduğu halde kendi hayatta veya var olarak kalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reduction. decrease. abatement. reduce. drop. alleviation. attenuation. decline. decrement. degradation. diminution. falling off. falling-away. impairment. let-up. letdown. remission. scale-down. shortening. subsidence. wane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alleviate. fall. letup. recession. decline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decrease. reduction. lightening. curtailment. decline. depletion. diminution. letup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Miktarı inmek, eksilmek, tenâkus etmek: İşimiz azaldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decrease. diminish. lessen. be reduced. scale down. shorten. drop off. abate. de-escalate. decay. decline. dive. dwindle. ease off. fall away. fall off. run short of. sag. run short of smth. shrink. sink. tail. wane. be on the wane. wear away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decline. decrease. diminish. dip. dwindle. ebb. fall. lessen. lower. moderate. shrink. sink. slump. wane. to become less. to lessen. to diminish. to decrease. to decline. to fall. to dwindle. to drop off. to lower. to let up. to abate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to diminish. to lessen. to become less. to be reduced. to be decreased. to decrease. decay. decline. de escalate. fall. fall away. fall off. to be on the fall. fine down. let up. to run low. taper. wane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paternal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stand in wonder. to gawp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stand in bewilderment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Banyodaki havlular yıkanıldıktan sonra, yani vücudumuz tertemiz iken kullanılır ve sadece vücudumuza değerler. Buna rağmen birkaç gün içinde bu havlular kokmaya başlarlar. Bunun sebebi vücudumuz değil vücudumuzdaki ölü deri hücreleridir. İstediğimiz kadar bol su ve sabunla yıkanalım, su ile birlikte kirlerin ve bakterilerin gittiğini zannedelim, yine de vücudumuz üstünde ölü deri hücreleri kalır ve kurulanırken bunlar havluya geçer.

Bundan sonraki sorun havalandırmadır. Zaten havası devamlı nemli olan banyolar küflenme için ideal ortamlardır. Bu nedenle banyoları yıkanma sırasında değil de az sonra açıp havalandırmak gerekmektedir. Aksi takdirde havluya sinmiş deri hücreleri süratle kokuşmaya başlarlar.

Ellerimizi yıkadığımızda sabunun görevi derimiz üzerindeki bakterileri gevşetmektir. Ellerimizi bir havlu ile kuruladığımızda bu gevşemiş bakteriler de havluya geçer. Dolayısıyla ellerimizi sabunla yıkadıktan sonra kurulamadan ıslak bırakmanın temizlik bakımından pek faydası yoktur.

Daha ziyade halka açık yerlerde ve işyerlerinde tuvaletlerde kullanılan elektrikli el kurutucuları elleri kuruturlar ama bakteriler yine deride kalırlar. Bu nedenle temizlik açısından havlular, tabii ki temiz olmak şartıyla, sıcak hava üfleyen elektrikli kurutuculardan daha etkindirler.

Havluların diğer kumaşlardan farkını yaratan, suyu kolayca emme özelliğini veren, kullanılan ipliğin cinsi ve daha önemlisi havlu kumaşının dokunuş biçimidir. Havlu kumaş, kumaşın iki yüzünde halka gibi kıvrılmış iplikler bırakan, ana çözgüden ayrı bir çözgüyle dokunur. Havlu kumaş yapımında daha çok pamuk ipliği kullanılır ve özel bir işlemden (apre) geçirilerek su emme gücü arttırılır.

Türkiye’de havluculuk 18. yüzyılın başından itibaren Bursa’da gelişmiştir. Bunun nedeni Bursa’da kadife dokumacılığının dünya çapında gelişmiş olmasıdır. Havluculuk, kadife dokumacılığının bir yan ürünü olarak doğmuştur. Havlu ismi de Hav’lı kumaş anlamında Arapça’dan gelmektedir. ‘Hav’ Arapça’da kadife, çuha gibi kumaşların yüzeylerindeki ince tüylere verilen addır. Hav’sız olarak yapılan ve peşkir de denilen keten havlular ise ayrı bir imalat konusudur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Banyodaki havlular yıkanıldıktan sonra, yani vücudumuz tertemiz iken kullanılır ve sadece vücudumuza değerler. Buna rağmen birkaç gün içinde bu havlular kokmaya başlarlar. Bunun sebebi vücudumuz değil vücudumuzdaki ölü deri hücreleridir. İstediğimiz kadar bol su ve sabunla yıkanalım, su ile birlikte kirlerin ve bakterilerin gittiğini zannedelim, yine de vücudumuz üstünde ölü deri hücreleri kalır ve kurulanırken bunlar havluya geçer.

Bundan sonraki sorun havalandırmadır. Zaten havası devamlı nemli olan banyolar küflenme için ideal ortamlardır. Bu nedenle banyoları yıkanma sırasında değil de az sonra açıp havalandırmak gerekmektedir. Aksi takdirde havluya sinmiş deri hücreleri süratle kokuşmaya başlarlar.

Ellerimizi yıkadığımızda sabunun görevi derimiz üzerindeki bakierileri gevşetmektir. Ellerimizi bir havlu ile kuruladığımızda bu gevşemiş bakteriler de havluya geçer. Dolayısıyla ellerimizi sabunla yıkadıktan sonra kurulamadan ıslak bırakmanın temizlik bakımından pek faydası yoktur.

Daha ziyade halka açık yerlerde ve işyerlerinde tuvaletlerde kullanılan elektrikli el kurutucuları elleri kuruturlar ama bakteriler yine deride kalırlar. Bu nedenle temizlik açısından havlular, tabii ki temiz olmak şartıyla, sıcak hava üfleyen elektrikli kurutuculardan daha etkindirler.

Havluların diğer kumaşlardan farkını yaratan, suyu kolayca emme özelliğini veren, kullanılan ipliğin cinsi ve daha önemlisi havlu kumaşının dokunuş biçimidir. Havlu kumaş, kumaşın iki yüzünde halka gibi kıvrılmış iplikler bırakan, ana çözgüden ayrı bir çözgüyle dokunur. Havlu kumaş yapımında daha çok pamuk ipliği kullanılır ve özel bir işlemden (apre) geçirilerek su emme gücü arttırılır.

Türkiye’de havluculuk 18. yüzyılın başından itibaren Bursa’da gelişmiştir. Bunun nedeni Bursa’da kadife dokumacılığının dünya çapında gelişmiş olmasıdır. Havluculuk, kadife dokumacılığınm bir yan ürünü olarak doğmuştur. Havlu ismi de Hav’lı kumaş anlamında Arapça’dan gelmektedir. ‘Hav’ Arapça’da kadife, çuha gibi kumaşların yüzeylerindeki ince tüylere verilen addır. Hav’sız olarak yapılan ve peşkir de denilen keten havlular ise ayrı bir imalat konusudur.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ejaculation. orgasm. discharge. empty. climax. shot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharge. evacuation. ejaculation. coming off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

release. unburdening. evacuation. discharging. going dead. ejaculation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty. discharge. ejaculate. cum. cream. exhaust. drain away. drain off. teem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

come. ejaculate. empty. to be emptied. to be discharged. to uncoil. to become free. to become vacant. to get sth off one's chest. to ejaculate. to come off. to come.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be emptied. to empty itself. to run out. to be poured out. to discharge. to uncoil. to run down. to become free. to become vacant. to come out in a hurry. to unburden oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

madder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distress. boredom. anxiety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bunalmak, nefes almakta güçlük çekmek. 2. Fazlaca sıkılmak, sıkıntıya düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be snowed under. suffocate. swelter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel suffocated. to get bored. to be depressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be distressed. twist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateş almayan silâh. (bk.) Çakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kakma yapılmadan kalemle işleme: Çalma çiçekli bir gümüş tepsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Çalmak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stealing. thieving. pilfering. ringing. steal. theft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maden üzerine çalma işi yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurmak, çarpmak: Kamçı, kılıç çalmak. 2. Yere düşürmek, atmak: Yere çaldı. 3. Bir şeyin bir parçasını kesmek, çelmek. 4. Davul, dümbelek gibi bir şeye vurup ses çıkarmak: Davul, trampete çalmak. 5. Umumiyetle çalgı icrâ etmek: Piyano, kanun, klarnet, bir hava çalmak. 6. Birbirine vurmak, çırpmak: el çalmak. 7. Vurmak, tıktık etmek: Kapıyı çalmak. 8. Uğrulamak, çırpmak, hırsızlamak: Atımı çaldılar. 9. Almak, kapmak: Akıl çalmak = Meftûn etmek, aklı başından almak. 10. Bir sıvıya azıcık tuz veya çorbaya un katmak. 11. Tattırmak, lezzetini duyurmak: Ağzına bal çalmak. 12. Süpürmek, temizlemek:” Tozu çalmak. 13. Oynatmak, sallamak, tahrik etmek, kullanmak: Kürek, sopa çalmak. 14. Buruşturmak: Dili çalmak. 15. Az benzemek, yakınlaşmak: Yeşile çalıyor. 16. Bir şeyin lezzetini vermek: Is çalmak, bakır çalmak. 17. Doğru söylemeyip çetrefil söylemek veya diğer bir lisanı andırmak: Dili çalıyor, dili Rumca’ya çalıyor. 18. (saat ve saz vs.) Vurmak: Bu saat doğru çalmıyor, bu piyano pek iyi çalıyor, mec. (ağıza) Bir parmak bal çalmak = Boş vaatler ile avutmak. Düdüğü çalmak = Muvaffak olmak, merâma kavuşmak. Topuk çalmak = Yürürken topukları birbirine dokundurmak, çamur atmak. Her telden çalmak = Çeşitli bilgileri olmak. Hava çalmak = Sam vurmak. Çal çene, (bk.) Çal. Çılyaka etmek = Yakasından kapmak, kavramak. Ç»lakamçı, çalakılıç, çalakürek vs. = Durmadan kamçı, kılıç, kürek vs. sallayarak, (bk.) Çala.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steal. blow. lift. walk away with. bag. thieve. knock off. knock. abstract. adopt. cop. crib. defalcate. filch. grind. grind out. heist. hijack. hoist. hook. hoot. incline. jangle. jingle. knelt. mooch. nick. nobble. make off with. pilfer. pinch. plu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appropriate. embezzle. execute. filch. ring. rob. slap. steal. strike. swipe. thieve. to steal. to run away with sth. to rip sth off. to knock sth off. to strike. to ring. to sound. to chime. to peal. to play. to execute. to knock. to blow. to border on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to steal. to hit. to add. to mix in. to make. to spread. to play. to taste of. to tend to resemble. abstract. blow. crib. filch. finger. hook. lift. nail. nick. pick. pilfer. pinch. to commit plagiarism. prig. purloin. rap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ring a bell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

CD çalarların ve değiştiricilerin CD-R/RW çalma yeteneğini belirtir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok olma, artma. Ar. tekessür, tezâyüd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accession. buildup. multiplication. propagation. reproduction. rise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase. access. accession. accretion. augmentation. increment. multiplication. proliferation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çok olmak, artmak. Osm. tezâyüd ve tekessür etmek: İşlerimiz çoğaldı, insanın evlâdı çoğaldıkça gailesi artar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase. multiply. accrue. breed. reproduce. augment. gain. go off. heighten. mount up. proliferate. pullulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulate. augment. boom. escalate. grow. increase. multiply. propagate. reproduce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to increase. to multiply. to become abundant. accrete. accrue. accumulate. augment. gather. grow. heighten. reproduce. swell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diving. dive. scuba diving. absorption. contemplation. dip. dipping. engrossment. immersion. plunge. submersion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plunge. submersion. dive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plunging. diving. abstraction. absent-mindedness. falling off to sleep. dip. dive. immersion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Aşağıya varmak, batmak, toprak, su vesaire içine sokulmak: Kazma toprağın içine daldı. Havuzun içine daldım. 2. Habersiz ve izinsiz bir yere sokulmak: Kapıdan içeriye dalıverdi. 3. Hasta kendisini kaybedip dalgın yatmak: Şimdi biraz daldı. 4. Uykuya varmak: Biraz dalar dalmaz gelip uyandırdılar. 5. Derin bir fikir ve düşünceye varıp her şeyden habersiz olmak: Kendi kuruntularına dalmış, derin birtakım düşüncelere dalmış. 6. Bir işle meşgul olmak: Yeni işime öyle bir daldım ki, sormayın. 7. mec. Bilmediği bir işe girişmek. Dalıp çıkmak = (kandil fitili) Sönecek olup yine parlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut into. be wraped up in. be lost in thought. dive. plunge. rush in. rush into. break into. bounce. nip in. sink. sink into. lose oneself in. be absorbed in. meditate. barge. bathe. break. conk. contemplate. dip. drop. drowse off. duck. engross. gro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daydream. dive. penetrate. submerge. to dive. to submerge. to plunge. to be engrossed in. to be immured in. to enter suddenly. to dash into. to plunge in. to drop off. to fall asleep. to lose consciousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dive. to plunge into. to be engrossed in. to enter suddenly. to concentrate on. to fall asleep. to doze. to lose consciousness. dip. plunge. swim in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Dalmaçya. Dalmatian (i). Dalmaçyalı; arabaya koşulan bir cins köpek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrowing. shrinkage. contraction. stricture. depression. getting bored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrowing. contraction. shrinkage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constriction. shrinking. contraction. reduction. narrowing. restriction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bolluğu azalıp dar olmak, kısılmak, tazyik etmek: Bu esvap yıkanınca daraldı. 2. Azalmak, az kalmak: Vakit daraldı. 3. Sıkıntı ve ihtiyaç içine düşmek: Geçimi pek daraldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become narrow. narrow. shrink. contract. get bored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow. tighten. to narrow. to become narrow. to shrink. to contract. to become tight. to become scanty. to become difficult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shrink. to get narrow. to get tight. to decrease. to get hard. to be upset. to be distressed. to contract. to straiten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

takeover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

takeover. acquisition. change over. take over takeover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take over. absorb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take sth over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take over sth from sb. take over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzenini bozmak, nizamını bozmak, karmakarışık etmek, altüst etmek, karıştırmak. disorganiza'tion (i). düzensizlik, nizamsızlık, karışıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tümsek peyda etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to squat down. to be on all fours.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to project as a hump. to bulge out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şaşkınlıktan bir an için ne yapacağını, ne diyeceğini bilememek, donup kalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be petrified with horror or astonishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whistle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meditate. muse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discuss. treat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take in hand. to take on. to undertake. handle. take up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forfeiture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scruff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stamen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

male organ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capturing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retrieval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reclamation. recovery. redemption. withdrawal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recovery. repeal. resumption. withdrawal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu işlev, MiniDisc kaydediciden çıkartılmadığı ve kayıt düğmesine basılmadığı sürece son düzenleme adımlarının geri alınmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recall. recoup. recover. resume. retrieve. withdraw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undo. to regain. to recover. to get refunded. to get back. to take back. declare off. devest. to declare off. recall. repeal. resume. revoke. set back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propitiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(jatrorrhiza palmata): Jatrorrhiza palmata adlı bitkinin köküdür. İçeriğinde kolombin ve barberin denilen maddeler vardır. Tadı acıdır. Kullanıldığı yerler: İshali keser. İştahı açar. Mideyi kuvetlendirir. Fazla kullanıldığı takdirde, mide ve bağırsaklara zarar verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fragrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aroma. fragrance. lavender. perfume. perfumery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) geri durmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exist. survive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yerine geçmek, gibi olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

count. embrace. hold. include. incorporate. receive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprehend. contain. encompass. inclose. include. incorporate. subsume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İlk öğretim veren okul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primary school. elementary school. grade school. grades. junior school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primary school. elementary school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primary school. elementary school. parish school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uzvi olmayan, cansız, inorganik. inorganic chemistry inorganik kimya. inorganic substances inorganik maddeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.) (kimya). Organik olmayan, madenî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inorganic chemistry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

öc almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engage. recruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to engage. to take on. to put on the stocks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whistle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to whistle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stand aghast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be left open-mouthed. to be left dumbstruck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). I. Kalmak, durmak İşi. 2. Yatma: Gece kalmasına gelmelisiniz. 3. Artan, fazla, bâkî: Akşam yemeğinden kalma hiçbir yiyecek yok mu? 4. Bir zamanda veya bir halk tarafından kullanılıp devam eden: Bu Adet eski Romalılar’dan kalmadır; Venedikliler’den kalma bir kale; atalarımızdan kalma merasim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stay. staying. remaining. remaining from. handed down. dating from.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remaining. staying. stay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kalmuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Olduğu yerde ve halde durmak, devam ve karar bulmak: Bütün arkadaşları gittiği halde o kaldı; imtihan veremeylp sınıfta kaldı. 2. Gerilemek, geride durmak: Bizim adamlar nerede kaldı? O yarı yolda kaldı. 3. Durmak, hareket etmemek: Benim saatim kalmış; onun atı sarp yola gelince kaldı. 4. Artmak, fazla gelmek, bâkî olmak: Bütün koyundan yalnız İki okka et kaldı; o kadar kâğıttan bir tabaka kalmadı. 5. İkamet etmek, gecelemek: Bu gece nerede kalacağız? Dün bizde kaldılar; gece kalmaya gelmelisiniz. 6. Sükûnet bulmak, durmak, dinmek, sessiz olmak, Osm. râkld olmak: Rüzgâr, yağmur, fırtına kaldı. 7. Sürmek, devam etmek: O birçok vakit öyle kaldı. 8. Terkolunmak, vez geçilmek, bırakılmak: O iş kaldı; o mektebin açılması şimdilik kaldı. 9. Bir tarza dökülmek, bir hale girmek: Küçük yaşta yetim kaldı; cahil kaldı; üç gün aç, uykusuz kaldı. 10. Yapamamak, azalmak, eksilmek, mahrum olmak, başaramamak, nâll ve muvaffak olamamak: Yazıdan kaldık; eğlenceden kaldı; yoldan kaldınız. 11. Geçmek, kalan mala konmak: Babasından kendisine bir hayli mal kaldı; ona amcasından bir şey kalmadı. 12. Yaşamak, hayatta olmak: Onlardan kimse kalmadı; galiba bir oğlu kalmıştı. 13. Hayran olmak, hayrot etmek: Bunu işitince öyle kaldı. 14. Ait ve râcî olmak: Bunu yapmak size mi kaldı? 15. Yorulmak, gidememek: Bu hayvan kaldı. Az kalmak, dikiş kalmak = Takarrüb etmek, yaklaşmak, olmasına bir şey kalmamak: Az kaldı düşünüyordum; az kaldı unutuyordum; çantayı elimden düşürmeye ramak kaldı. Ust-baş kalmamak = Kıyafet pek pejmürde olmak. Üzerinde kalmak = Zimmetinde kalmak. Iften kalmak = Bir engel çıkıp İşe gidememek. Bana kalsa = Benim fikrimce, bana göre. Bildiğinden kalmamak = Israr etmek. Elinden geleni yapmak. Hasret kalmak = Hasret çekmek, mahrum olmak. Hatır kalmak = Gücenmek, kırılmak, darılmak. Donakalmak = Hayrette kalmak. Kaskatı kalmak = Ölüm hâli, ölmek. Göx kalmak — Gıpta ve haset etmek. Yanına kalmak = Cezasız kurtulmak. Kaldı kl = Ne var ki. Nerede kaldı = Ne kador uzak: Sizinle o kadar hukuku varken sizin için bu işi yapmazsa nerede kaldı bizim için yapmak? ...den kalır yeri yoktur = Hiç ondan farkı yoktur: Bu adamın da hiç dilenciden kalır yeri yoktur. Kala kala = Tükene tükene, gide gide bu kaldı: O büyük aileden kala kala bir ufak çocuk kaldı. Kat kala = En nihayet, son derecede: Kat kala muhtaç olursak bunu kullanacağız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stay. remain. continue. keep. stand. fail. be left. be left over. abide. bed. come to. devolve. flunk. keep to. leave. put up. refuge. rest with. room. sleep. stop. survive. tarry. wait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stay. remain. continue. keep. stand. fail. be left. be left over. abide. bed. come to. devolve. flunk. keep to. leave. put up. refuge. rest with. room. sleep. stop. survive. tarry. wait. descend. go. persist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remain. to be left. to be leftover. to stay in a place temporarily. to come to a halt. to reach a standstill. to fail. to be postponed to. to be entrusted to sb to be left to sb by sb else. to be kept from doing sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bir cins zırh, pullu cebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R. «divit»). Mürekkep balığının büyük cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kapanmak.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(geum urbanum): Gölgelik yerlerde yetişen sarı çiçekli bir çeşit bitkinin, karanfil kokulu köküdür. İlkbahar ve yaz aylarında toplanıp, kurutulur. İçeriğinde tanen vardır. Kullanıldığı yerler: Mide ve bağırsak bozukluklarını giderir. İshali keser. İştah açar. Ağrıları dindirir. Sinirleri kuvvetlendirir.

Şifalı Bitki by

Teknolojik Terim

CD’deki tüm parçalar rasgele sırada çalınır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kartlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (Irmak) kum indirmek, kum setleri peydâ etmek: Kayralan ırmakların daima temizlenmesi lâzımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to play violin. fiddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contraction. curtailment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kısa olmak, boy azalmak, kısa gelmeye başlamak, çekilmek, Osm. takassur etmek: Tahtanın ucu kesilirse kısalacaktır; bu ceket çok kısaldı; bu kumaş yıkanınca kısalır. 2. Muhtasar, hulâsa, kısa, özetlenmiş olmak: Bugün Türkçe’de cümleler kısaldı; demiryolundan dolayı Anadolu’da yolculuk kısaldı; günler gittikçe kısalıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contract. shorten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become shorter. to shrink. diminish. shorten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İhtiyarlamak, ihtiyar olmak (kocamak daha doğrudur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Burunla duyulan şey kl, İyi yahut kötü olur. Ar. râyiha, nükhet, Fart. bûy. Güzel koku = Osm. tayylbe. Fena koku = Osm. ufûnet. Koku almak = Koku duymak. Kokusu gelmek = Kokmak. Kokusu çıkmak = mec. Meydana, ortaya çıkmak: Artık bu işin kokusu çıktı. 2. Giyecek, mendil veıaireye güzal koku vermeye mahsus su, ruh vesaire, Oım. ıtrıyyât, parfüm: Birçok kokular almış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smell. scent. odor. odour. fragrance. aura. exhalation. flavor. flavour. redolence. whiff. wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aroma. savour. smell. trail. whiff. scent. odour. odor. perfume. stink. pong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scent. smell. perfume. fragrance. odour. relish. savour. touch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organ of smell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Gazlara koku eklemekte kullanılan ve böylece sızıntılar konusunda uyarıcı olan madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. İyi veya kötü bir kokusu olan, kokan, koku veren. 2. Güzel kokan. Ar. muattar, Fars. hoş-bO: Kokulu gül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

odorous. odoriferous. scented. aromatic. fragrant. savory. savoury. perfumed. balsamic. nosey. nosy. redolent. spiced. spicy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a smell. fragrant. perfumed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a smell. sweet smelling. fragrant. perfumed. odorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(melilotus): Baklagiller familyasından, Avrupa’da ve yurdumuzda yetişen, 30 - 100 cm boyunda, iki yıllık otsu bir bitkidir. Gövdesi silindir biçimindedir. Tüysüzdür. Çok dallıdır. Yaprakları almaşık dizilişlidir. Sarı çiçekleri güzel kokuludur. Meyvesi 4 mm kadar boyunda 1-2 tohumludur. Çiçekli ve yapraklı dallarında kumarin, melilotik ve kumarik asitler ile uçucu bir yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Hafif kabız vericidir. Romatizma ağrılarını dindirir. Vücuda rahatlık verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Kökünden, temelinden, esasından.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bitkilerin fide yeri, tohumların ekilip fidan oldukları yer, fidelik, fidanlık. 2. mec. Aslî yer, vatan, menşe. Kökünde büyümek — Vatanından dışarıya çıkmamak, dünya görmemek, dünyadan habersiz olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exterminate. root.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to root out. kill off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

putrefaction. taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

putrefaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kendi kendisine kokmak, bozulmak, çürümek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

go bad. putrefy. rot. taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to smell rotten or putrid. putrefy. stink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

putrefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kokusu olmayan, koku neşretmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

odourless. scentless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scentless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birine bir şeyin kokuıunu duyurmak, koklamak üzere vermek ve tunmak: Aldığım kolonyaları size koklatayım. 2. mec. Az miktarda vermek (cümlede): Kokuıunu bile duyurmamak = Asla vermemek: Koyunlarının sütünü bize koklatmadı; kendiline hediye olarak o kadar yemiş geldi de klmıeye koklatmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Koku vermek, iyi veya kötü bir koku aldırmak: İlâçlar odayı kokutmuş; çayır çiçekleri havayı kokutuyor. 2. Taaffün ettirmek, bozulmasını gerektirmek: Bu eti, bu peyniri kokutmuşlunuz. Iıkemleyi kokutmak = Ticiz etmek, sıkıntı vermek (etkimlştlr).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give off a smell. to make a place smell. to break wind. to let sth spoil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth / sb smell. to let sth spoil. to make sb / sth smell. to make sth stink. to break wind. to cause to lose its appeal. stink up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frowziness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

korunmak, zarar gelmemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sıradan 80 dakikalık MiniDisc’in kapasitesini, maksimum 320 dakikalık dijital müzik alacak hale genişleten yeni bir özelliktir.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yol almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Şerbeti yapılan ve ilâç gibi de kullanılan bir bitki kökü.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(piyan): Baklagillerden kalın rizomlu bir ağaçcıktır. Yaprakları tüysü, yaprakçıkları pek çoktur. Çiçekleri beyaz, morumsu veya mavimsidir. Başak biçimindedirler. Yurdumuzda Batı ve Güney Doğu Anadolu’da yetişir. Boyu 50 cm ile 2 m arasındadır. Çok yıllık otsu bir bitkidir. Çiçekleri mavi mor renklidir. Meyankökü adı verilen kökleri tatlıdır. İçeriğinde glikoz, sakkaroz, nişasta, tanen, asparagin, yağ, zamk, reçine ve glisirizin vardır. Meyan balı da kökünden elde edilir. Üç yıllık kökler kullanılır. Kullanıldığı yerler: Grip, nezle, anjin ve nefes darlığında faydalıdır. Öksürük ve balgam söktürür. Vücuda rahatlık verir. İdrar söktürür. Yüksek tansiyonu düşürür. Mide - 12 parmak bağırsağı ülseri ve gastriti tedavi eder. İştah açar, hazmı kolaylaştırır. İncebağırsak iltihaplarını giderir. Vücuda serinlik verir. Kabızlığı giderir. Fazlası tiryakilik yapar ve zararlı olur.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. biyol. mikroorganizma, mikrop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Mikrop.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to receive a legacy. to inherit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

örnek almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Duyu organlarımız bize dış dünya ile ilgili bilgileri aktarırlar. Bu bilgilerin yüzde 80’ini gözlerimizle, yüzde 1’ini ise burnumuzla alırız. Ancak nezle veya grip olup burnumuz tıkandığında, koku alamayınca, yediğimiz yemeklerin tadını bile alamayız, dünyadan aldığımız zevk azalır. Eğer burnunuzu parmaklarınızla iki yandan sıkarsanız, bir dilim çiğ patates mi yoksa elma mı yediğinizi söylemekte bile güçlük çekersiniz.

Koku duyumuz anlaşılması en güç olan duyumuzdur. Bellek ve duygularımızla çok ilgilidir. Bir toprak yolda yürürken yağmur kokusu aldığımızda, birden bir çocukluk anımız canlanabilir.

Peki bir koku duyduğumuz zaman ne oluyor? Bu kokuyu diğerlerinin arasından nasıl tanıyoruz? Beynimiz bu farklı uyarıları nasıl algılıyor? Bir kokunun oranı, bir litre havanın içinde bir miligramın milyonda birinden bile küçük olsa onu nasıl ayırt edebiliyor?

Aslında tek bir koklama ile hemen hemen yeterli algılamayı sağlarız. Normal bir insan dakikada 30 litre havayı içine çekip koklayabilir. Ancak belli bir zaman sonra algılama süratle azalır, yani bir kokunun içinde uzun zaman kalırsak artık onu duymamaya başlarız. Kokunun hangi yönden geldiğini ise burun deliklerimize gelişi arasındaki anlık farktan anlarız.

Koku alma kapasitemiz şüphesiz koku kaynağının gücüne de bağlıdır. Havanın bir litresinde 5,83 miligram eter olunca kokuyu ancak hissederiz de 0,000.000.4 miligram sarımsak kokusu bile hemen hissedilebilir. En güçlü koku çürük yumurta kokusudur. Bu kokunun molekülleri havada 100 bin molekül içinde bir tane dahi olsa burnumuz tarafından hemen algılanır. Bir kokunun artıp azaldığını hissedebilmek için, onun hava içindeki oranının en az yüzde 30 değişmesi gerekir.

İnsanlar gün başlarken daha iyi koku alırlarken kahvaltıdan sonra koku hissi azalır. İlkbahar ve yazın ise kışa göre daha kuvvetlidir. Koku alma duyusunu sıcaklık, aç veya tok olma ve alınan ilaçlar da büyük ölçüde etkiler. Kadınlar erkeklerden daha iyi koku alırlar. Bu duyu 60 yaşından sonra azalmaya başlar. Koku alma duyusu eğitimle arttırılabilir.

Burnumuzun boşlukları içinde, her biri birer metal para büyüklüğünde iki koklama mukozası vardır. Buralarda milyonlarca algılama hücresi bulunur. Bu sinir hücrelerinin tüylü uçları, nefes aldığımız zaman havada bulunan koku veren molekülleri yakalarlar. Aldıkları bilgileri beyin kökündeki koklama soğanına iletirler.

Görüldüğü gibi koklama mekanizması biliniyor da sistem nasıl çalışıyor tam belli değil. Bir görüşe göre her koku molekülü kendine özgü bir frekansta titreşim yapıyor ve burnumuzdaki koku sinirleri bu özel titreşimleri algılıyor. Bu durumda koku seste olduğu gibi dalgalar halinde yayıldığından sinir hücreleri ile moleküller arasında doğrudan bir temas olması da gerekmiyor.

Bir başka görüş ise kokuyu renklere benzetiyor. Nasıl bütün renkler aslında temel renklerden oluşuyorsa, bir kaç kokunun, bütün diğer kokuların temelini oluşturduğu ileri sürülüyor.

Bazı bilim insanları ise her bir kokunun kendisinin başlı başına ayrı bir koku olduğunu, her koku için hücrelerin özel olarak ayrı ayrı görev yaptıklarını, beynin uyarının hangi hücreden geldiğine bakarak karar verdiğini düşünüyorlar. Bunun ispatlanması için her bir sinir hücresinin ayrı bir koku ile uyarılıp test edilmesi gerekir ki bu da imkansızdır.

Görüldüğü gibi burnumuz ve koku alma hissimizin sırları tam çözülebilmiş değil. Kokuları burnumuz gibi olağanüstü bir hassasiyetle ve bir saniyeden çok az bir zamanda algılayıp, ayırt edebilecek bir makineyi günümüzün gelişmiş teknolojisi bırakın yapmayı tasarlayamamaktadır bile.


Genel Bilgi by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Halitosis denilen nefes kokusunun nedenleri çeşitlidir. Genellikle aşağıdaki nedenlerden kaynaklanır:

- Hazımsızlık, geğirme, kokulu yiyecekler, alkol ve bazı ilaçlar.

- Burun veya sinüz hastalıkarı.

- Çürük dişler, ağız yaraları veya bademcik iltihabı.

- Kusma veya uzun süreli perhizler.

Diğer taraftan şeker hastalığı, kansızlık ve ateşli hastalıklar sırasında da nefes kokusu hissedilir. Herşeyden önce, ağız temizliğine çok dikkat etmek gerekir. Çürük dişler tedavi ettirilmeli, yenilen ve içilen şeylerin kokusuz olmasına dikkat edilmelidir. Hergün temiz havada yürümek de faydalıdır. Kısa sürede geçmeyen nefes kokularında bir doktora başvurmak gerekir. Aşağıdaki reçeteler de tedavi amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, su.

Hazırlanışı : Bir bardak ılık suya, 1 tatlı kaşığı süzme bal konur, karıştırılıp, içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take aim. to win a decoration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. örgensel, organik; yaşayan, canlı; tıb. organizmayı etkileyen (hastalık); kim. karbon bileşiklerine ait; kalıtımla geçen, doğuştan, yapısal. organic chemistry organik kimya. organic disease organik hastalık. organic law anayasa. organic substance or

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Geleneksel LED’lerin tersine, OLED (Organik Işık Yayan Diyot) ekranın arka ışığa ihtiyacı yoktur. Üzerinden elektrik akımı geçtiğinde ışık veren özel bir katman kullanır. Bu da, Sony’nin 3 mm kalındığında ekrana sahip XEL-1 ürününde olduğu gibi, evinizde çok daha az yer kaplayan ultra ince bir ekran demektir. Yeni teknoloji enerji tasarrufu da sağlar – arka aydınlatma olmadan, çalışması için çok daha az elektrik gerekir ve bu da çevre ve elektrik faturalarınız için çok daha iyidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). 1. Uzvî. 2: (jeoloji) Hayvan ve bitki artıklarının birikip taşlaşmasıyle meydana gelmiş madde: Maden kömürü organik bir maddedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organic. structural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organic chemistry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organic chemistry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organic chemistry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organic chemistry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. örgenlik, organizma; oluşum, örgüt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Org çalıcısı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. org çalan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) 1. Düzenleme, tanzim, hazırlama. 2. Teşkilât.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. organisation

düzenleme

Düzenlemek işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organization. set-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organization. organisation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organization. set-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organization. organisation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. örgüt, kurum, teşekkül, dernek; düzen; düzenleme; organizma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Organizasyon işini yapan.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. organisateur

düzenleyici

Herhangi bir işi, kuruluşu gerçekleştirip düzenli sonuç alınmasını üstlenen kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organizer. promoter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organizer. promoter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. organisé

1. düzenli, örgütlü, 2. düzenleme

1. Düzeni olan, 2. Örgütlenmiş olan, 3. Düzenlemek işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To furnish with organs; to give an organic structure to; to endow with capacity for the functions of life; as, an organized being; organized matter; in this sense used chiefly in the past participle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To arrange or constitute in parts, each having a special function, act, office, or relation; to systematize; to get into working order; applied to products of the human intellect, or to human institutions and undertakings, as a science, a government, an a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To sing in parts; as, to organize an anthem. bring order and organization to; 'Can you help me organize my files?' arrange by systematic planning and united effort; 'machinate a plot'; 'organize a strike'; 'devise a plan to take over the director's office

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

create ; 'social groups form everywhere'; 'They formed a company'. cause to be structured or ordered or operating according to some principle or idea. plan and direct ; 'he masterminded the robbery'. bring order and organization to; 'Can you help me organ

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To furnish with organs; to give an organic structure to; to endow with capacity for the functions of life; as, an organized being; organized matter; in this sense used chiefly in the past participle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To arrange or constitute in parts, each having a special function, act, office, or relation; to systematize; to get into working order; applied to products of the human intellect, or to human institutions and undertakings, as a science, a government, an a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To sing in parts; as, to organize an anthem. bring order and organization to; 'Can you help me organize my files?' arrange by systematic planning and united effort; 'machinate a plot'; 'organize a strike'; 'devise a plan to take over the director's office

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

create ; 'social groups form everywhere'; 'They formed a company'. cause to be structured or ordered or operating according to some principle or idea. plan and direct ; 'he masterminded the robbery'. bring order and organization to; 'Can you help me organ

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. düzenlemek, intizama sokmak; örgütlemek, teşkil etmek; teşekkül etmek, teşkilâtlanmak; sıralamak, tasnif etmek; yerleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(sallamak) Uğraşmak, didinmek, çabalamak. Deyim

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. avuç ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aya şeklindeki; bot. palmiye yaprağı şeklindeki, elsi, palmat; zool. perdeayaklı. palm civet, palm cat misk kedisi, zool. Viverra civetta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çok az bir şey kalmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. réorganisation

yeniden düzenleme

Yeniden düzen verme.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yeniden teşkil etmek, düzenlemek; ıslah etmek. reorganiza'tion i. yeniden teşkil veya teşekkül; ıslah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sağmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başıboş gezen (hayvan). 2. Burmasız, musluksuz, serbest akan (su). 3. Pirinçle pişmiş pilavlı yemek. Salma ip ve daha doğrusu salma ipi = Salma hayvanları yakalamaya yarayan kement. Salmatomruk = Eskiden gece sokakta yakalanan adamların muvakkaten kapatıldığı mahbes. Salma karakollukçu = Eskiden gece kol gezen zabıta, seyyar posta. 3. Bir çeşit vergi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Salmak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

release. releasing. sending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

release. setting sb / sth free. putting out. sending. dispatching. turning an animal out to graze. a stew containing rice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soğuk et ve ançüez beraberinde yumurta ve soğan ile yapılmış bir yemek; herhangi bir karışım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). 1. Yaymak, sermek, uzatmak. 2. Koymak, bırakmak, atmak. 3. ileriye sürmek, açmak, çıkarmak. 4. Sürmek: Dal, budak salmak. 5. Üstüne atmak, hücum ettirmek: Atmacayı kuşa, tazıyı tavşana saldı. 6. Tecavüz, taarruz, hücum etmek: Bu köpek salar mı? Ayı adama salar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

release. let out. let off. unbind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emit. secrete. to set free. to send. send forth. to let go. to loose. to release. to emit. to add. to put.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to set sb / sth free. to let sb / sth go. to release. to put out. to put forth loose on. to lower sth into a.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Otlak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Başıboş, serbest, özgür.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Halat tellerinden saç gibi örülü kordon ki, muhtelif İşlerde kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gasket. packing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gasket. packing. compression packing. packing blocks / box / gasket / ring. seals. stuffing. stemmer. stuffing box. grommet. grummet. gaskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be left dumbfounded by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be at one's wits end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saten. satensı. dümdüz. pürüzsüz ve parlak. saten. atlas. pürüzsüzleştırmek. perdahlamak. parlatmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purchase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buying. perquisitio. purchase. purchasing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saten. satensı. dümdüz. pürüzsüz ve parlak. saten. atlas. pürüzsüzleştırmek. perdahlamak. parlatmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buy. purchase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to buy. to purchase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. işaret memuru, işaretçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çift kaset deck’li bir sistemde A ve B sürücülerindeki kasetlerin her iki yüzünün de otomatik ve sıralı olarak çalınmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathe. respire. rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to breathe. to take a rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Taş olmak, taş kesilmek, Osm. tahaccür etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gustatory sense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Daha ufak olmak, küçülmek: insan, ihtiyarladıkça ufalır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. teşkilatsız, organize edilmemiş, düzenlenmemiş; inorganik; sendikalaşmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

1) Mal veya iş, artırma sırasında bir kimsenin olmak. 2) İstenmeyen şey birine yüklenmek, sorumluluğuna bırakılmak. Deyim

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Sarp ve sivri yer: Dağ yalmanı. 2. Kesici silâhların iki tarafı keskin ve sivri ucu: Kılıç yalmanı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kılıç, kama, bıçak, mızrak’ın ağzı veya ucu. 2.Sarp, dik. Eğik, eğinik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Yalayıp sömürmek, çekip yutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extortion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impress. impressment. toll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by