Kolay Arama Ve çevrimiçi Pay ne demek? | Kolay Arama Ve çevrimiçi Pay anlamı nedir? | Kolay Arama Ve çevrimiçi Pay

Kolay Arama Ve çevrimiçi Pay anlamı nedir?

Kolay Arama Ve çevrimiçi Pay ne demek?

Kolay Arama Ve çevrimiçi Pay anlamı nedir?

Kolay Arama Ve çevrimiçi Pay | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: kolay arama cevrimici pay

Teknolojik Terim

Ürünle birlikte verilen Picture Motion Browser yazılımı, fotoğraf koleksiyonunuza göz atmanıza ve koleksiyonunuzu yönetmenize yardımcı olur. Fotoğraflarınızı e-posta ile arkadaşlarınıza ve ailenize gönderebilir veya İnternet’teki paylaşım sitelerine kolaylıkla yükleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, yiğit kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Alpay).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completely different.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aramak işi. (bk.) Aramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search. research. exploration. searching. hunting. quest. reconnaissance. scouring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feel. search. searching. seeking. search.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lookup. search. exploration. frisk. hunt. hunting. pursuit. quest. root about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Taşınabilir CD’lerde bulunan hızlı ileri ve geri ses aramasına izin veren bir işlevdir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

DHR-1000, kaset hafızası olmadığında bile AUX ve alt kod verileri kullanan üç arama moduna sahiptir (Tarih Araması, Fotoğraf Araması ve Dizin Araması). Arama Modlarında, VTR işaretli noktaları sırasıyla bulur. Bu işlev, bazı video kameralarda da bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DHR-1000, kaset hafızası olmadığında bile AUX ve alt kod verileri kullanan üç arama moduna sahiptir (Tarih Araması, Fotoğraf Araması ve Dizin Araması). Arama Modlarında, VTR işaretli noktaları sırasıyla bulur.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body search. police search.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Aram veya eski Suriye'ye ait; (i). Arami dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bulmaya çalışmak, araştırmak, cüst ü cû etmek: Kaçan atını arıyor. 2. İstemek, talebetmek: Hakkımı arıyorum. 3. Yoklamak, muayene ve teftiş etmek: Birinin ceplerini, üstünü aramak. 4. Ümit etmek, var zannında bulunmak: Bizde öyle şey aramal 5. Arzu etmek, bir şeyin olmasına çalışmak: Siz kavga arıyorsunuz. 6. Bakmak, kaydetmek, nazar-ı itibara almak: Ben öyle şey aramam. Arayıp bulmak = İsteyerek bir belâya duçar olmak. Çare aramak = Tedbir düşünmek. Gökte arayıp yerde bulmak = Umulanın haricinde olarak kolaylıkla maksada nail olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

look for. search for. search. seek. try to find. seek for. hunt. miss. comb. comb out. gun for. hunt after. hunt for. hunt out. be on the look-out for. have a look-see. poke. quest. rout. rummage. scout about. scout around. seek after. be spoiling fo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

look for. search for. search. seek. try to find. seek for. hunt. miss. comb. comb out. gun for. hunt after. hunt for. hunt out. be on the look-out for. have a look-see. poke. quest. rout. rummage. scout about. scout around. seek after. be spoiling fo. cal

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search. seek. to look for. to seek. to search. to miss. to ask for. to inquire after. to drop in on. court. feel. feel after. inquire. look up. nose. pursue. quest. regret. root about. want.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu terim, sırayla her bir satırın verilerini toplayan ve işleyen bir görüntü sensörünü tanımlamak için kullanılmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amortization. depreciation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lion's share. lion share.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to come off badly. to turn out crabs. fail. flap. flop. to fall through.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakta, Ar. kaaim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sonsuz, tükenmez.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی پایان] sonsuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Exchange Transaction Fee)

Borsa üyelerinin, Borsa’da gerçekleştirdiği işlem hacmine göre hesaplanarak Borsa’ya ödenen meblağ olup Borsa Yönetim Kurulu’nca belirlenir.


Finansal Terim by

Teknolojik Terim

Ekolayzer, özel müzik dinleme keyfi ses çıkışını etkiler.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

CD üzerindeki her parçanın başlangıcı çalınır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Görsel İndeks Taraması ekranı dokuz parçaya bölünmüştür. İndeks işareti konulmuş başlangıç sahneleri otomatik olarak bulunur ver fotoğraflar şeklinde gösterilir. Böylece kayıtlı kaset içeriğine kolayca bakılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Grafik ekolayzer, önceden tanımlanmış farklı frekans aralıklarının özelliklerini etkiler. Bu değerler ayrı ayrı ya da farklı stiller için önceden belirlenmiş değerler seçilerek ayarlanabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) HAk-i pâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hem-pâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir pâye ve rütbede bulunanların beheri, akran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok yüksek dereceli.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İndeks Araması, kaset üzerindeki işaretli noktaları bulmanızı sağlar. İndeks Taraması, tüm işaretli noktaların ilk birkaç saniyesini göstererek kasette neler bulunduğunu görmenizi sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good for nothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airy. barren. dud. hopeless. pathetic. useless. waste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good- for-nothing. incommodious. kaput. trifling. worthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

share of profit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profit sharing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profit sharing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Pek esmer ve siyahımsı (adam). 2. (denizcilik) İri demir külçesinden ibaret ağır valyoz (balyoz) (hi.). 1. Merkezi, sonradan «Karaman» denen LArende şehri olan ve Konya ile bütün çevresini elinde tutan, iki asır kadar yaşayan büyük Anadolu beyliği. 2. (coğrafya) Karamanoğulları’nın hüküm sürmüş oldukları bütün Konya ve çevresini içine alır. Tanzimat’tan önce bu topraklar Karaman Beylerbeyiliği adını taşırdı, merkezi Konya şehri idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

karaman. drop stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Esmer, yağız insan. 2.Güneybatı’da esen yel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. muhtemelen Isp.). 1. Bir nevi boyalı parlak kendir bezi ki, potin yüzü dahi olur. 2. Bu bezden yapılmış: Karamandola potin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Karaman ili ahalisi. 2. 1924’ten önce Konya çevresinde oturan, Türkçe konuşan Ortadokslar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal sharing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kem = eksik, pâye = rütbe). Rütbesi aşağı, kıymeti, itibarı az olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

within an ace of. narrowly. by a nose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zahmetsiz, zor ve güç olmayan. Ar. sehl, Fars. Asân: Kolay iş; kolay ders; yeni metotla okuma öğrenmek pek kolaydır. Kolay gel» = I; başında bulunanlara selâm ve duâ tâbiridir; kolaylıkla, Osm. suhûletle, Asân olarak: Bu suretle çocuklar pek kolay okumaya alışırlar. 2. Kolaylık, Osm. suhûlet: Kolayını bulmak; onun kolayı vardır. 3. Çâre, tedbir: Bir kolayına bakmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easy. simple. smooth. unlaboured. effortless. uncomplicated. ready. open-and-shut. cushy. downhill. facile. flowing. straightforward. sweet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheap. cushy. downhill. easy. elementary. facile. ready. soft. easy way of doing sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easy. simple. easily. effortless. facile. jammy. smooth. straight up and down. walk in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Ürünle birlikte verilen Picture Motion Browser yazılımı, fotoğraf koleksiyonunuza göz atmanıza ve koleksiyonunuzu yönetmenize yardımcı olur. Fotoğraflarınızı e-posta ile arkadaşlarınıza ve ailenize gönderebilir veya İnternet’teki paylaşım sitelerine kolaylıkla yükleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

VCR’ı kurmanın ve ayarlamanın inanılmaz kullanıcı dostu bir yöntemidir. Talimatlar ekranda gösterilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Taşınabilir radyolarda istasyonların kaydedilmesini sağlayan basitleştirilmiş bir yöntemdir. İstasyonlar, kayıt işleminin tamamlandığını belirtilen bir bip sesi duyulana kadar hafıza düğmesine basılarak hafızaya alınır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brittle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delicate. fragile. frail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Senkronizasyonun video kamera tarafından sağlandığı Kolay Kaset kopyalama işlevi. Başlık ekleme ve kaydedicinin kızılötesi sinyalle kumanda edilmesi de mümkündür.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Oldukça kolay, pek zahmetli olmayan, Osm. suhûletle: Kolayca öğrendi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightly. easily. smoothly. readily. with ease. facilely. hands down. light. swimmingly. well. easy as winking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easily. easy. readily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Pek fazla kolaylıkla: Kolaycacık öğrenilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quite easily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kolayca, zahmetsizce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kolay hâle getirmek, Osm. teshil etmek. 2. Sonuna yaklaştırmak: Bu işi kolayladım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to finish most of a job. to finish the hardest part of a job.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kolaylatmak, Osm. teshil etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). I. Kolay hâle gelmek, Osm. kesb-i suhûlet etmek, Asân olmak. 2. Sonuna, bitmeye yaklaşmak: İş kolaylandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kolay olmak, Osm. sehl ve Asân olmak: Yeni usûl ile öğretim hayli kolaylaştı. Sona yaklaştı. 2. Sona yaklaşmak, tamamlanmasına az bir şey kalmak: Yazdığınız kitap kolaylaştı mı? Yapı kolaylaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ease. to get easy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be finished. to be over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

facilitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

facilitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kolay hâle getirmek, Osm. sehl ve Asân etmek, teshil eylemek, güçlüklerini keldırmak: Tahsili kolaylatmak, kolaylaştırmak için öğrenimde yeni usuller icat olunmuştur. 2. Tamamlanmasına yaklaştırmak, sonuna yaklaştımak: Nakşı, yazıyı, kirişmayı kolaylatmışınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pave the way for. smooth the way. make a dent in. make easy. ease. facilitate. be helpful. catalyze. expedite. further. pave the way. remit. short-circuit. simplify. smooth. streamline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expedite. facilitate. simplify. smooth. to facilitate. to expedite. to make easy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to facilitate. to ease. to make simpler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kolay hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zahmetsizlik, Ar. suhûlet, Fars. Asânî: Bu işte kolaylık vardır. 2. Çâre, tedbir, vasıta: Kolaylığını bulmalı; bir kolaylık düşünmeli. 3. Vakit ve müsaadesi, sıkıntı zıddı, para bakımından rahatlık: Bugünlerde yolaylığım yoktur. Kolaylıkla = 1. Suhûletle, zahmetsizce: Yazıyı kolaylıkla öğrendi. 2. Lüzumlu vasıta ile: Kitapları kendine mehsus bir kolaylıkla ciltliyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convenience. ease. facility. easiness. simplicity. airiness. straightforwardness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accommodation. ease. facility. simplicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

labo r saving device. means or wherewithal to do sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easily. with ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easily. easy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek kolay.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. yurt özlemi, evseme, yurtsama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sebatsız, kararsız, geçici.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناپایدار] kalıcı olmayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common denominator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common denominator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-paid, -paying) fazla ödemek; değerinden fazla ödemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large oval melon-like tropical fruit with yellowish flesh tropical American shrub or small tree having huge deeply palmately cleft leaves and large oblong yellow fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sweet tropical fruit The juice of this fruit yields an enzyme that is used as a meat tenderizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An orange-fleshed, melon-like fruit Some weigh up to ten pounds, but most are about the size of a mango Papaya will ripen at room temperature, so you can buy them firm; but eat when soft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Almost oval melon-like fruit with creamy golden yellow skin, orange yellow flesh and many shiny black seeds right in the center; when slightly underripe, the flesh is firm, and at this point it is good for making relishes; it is soft and very juicy when r

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fruit of the papaya tree, which grows from seed to a 20-foot fruit-bearing tree in under 18 months The fruit is juicy, smooth, and has a sweet-tart flavor 'Papain,' a digestive enzyme used in meat tenderizers, comes from papayas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Native to North America, the papaya is a large fruit which is golden yellow when ripe Ripe papaya has an exotic sweet-tart flavor The fruit is sometimes called pawpaw Recipe: Frozen Fruit Smoothie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Papeeta Fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The most complete source of protein, Papaya contains Vitamins A, B, C and E to clean, protect, condition and add moisture to your hair It helps to repair damaged hair fibers, making them stronger and thicker Papaya is a rich hair and skin moisturizer. a l

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pawpaw , papaya.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large oval melon-like tropical fruit with yellowish flesh tropical American shrub or small tree having huge deeply palmately cleft leaves and large oblong yellow fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sweet tropical fruit The juice of this fruit yields an enzyme that is used as a meat tenderizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An orange-fleshed, melon-like fruit Some weigh up to ten pounds, but most are about the size of a mango Papaya will ripen at room temperature, so you can buy them firm; but eat when soft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Almost oval melon-like fruit with creamy golden yellow skin, orange yellow flesh and many shiny black seeds right in the center; when slightly underripe, the flesh is firm, and at this point it is good for making relishes; it is soft and very juicy when r

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fruit of the papaya tree, which grows from seed to a 20-foot fruit-bearing tree in under 18 months The fruit is juicy, smooth, and has a sweet-tart flavor 'Papain,' a digestive enzyme used in meat tenderizers, comes from papayas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Native to North America, the papaya is a large fruit which is golden yellow when ripe Ripe papaya has an exotic sweet-tart flavor The fruit is sometimes called pawpaw Recipe: Frozen Fruit Smoothie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Papeeta Fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The most complete source of protein, Papaya contains Vitamins A, B, C and E to clean, protect, condition and add moisture to your hair It helps to repair damaged hair fibers, making them stronger and thicker Papaya is a rich hair and skin moisturizer. a l

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pawpaw , papaya.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Güney Amerika'ya mahsus bir çeşit ağaç, bot. Carica papaya; bu agacın meyvasu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). İki kürekli yani bir çifteli ağır kayık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mıknatıs tarafından çekilme hassası olan, mıknatısla çekilebilen, paramagnetik. paramag'netism i. paramagnetizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Paramaribo, Surinam'ın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pamuk ve yünden yapılmış ince elbiselik kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hisse, nasip, kısmet. 2. Kısım, bölük, parça, Ar. sehim: Bunu beş pay yapın. 3. mec. Azarlama. Pay etmek = Bölüşmek. Pay biçmek = Kıyas, mukayese etmek. Kendinden pay biçmek = Kendi nefsine göre kıyaslamak. Dikiş payı = Biçilen elbiseden dikişe gitmek üzere bırakılan fazla kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayak. (bk.) PA.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apportionment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allocation. allotment. allowance. dividend. margin. numerator. part. portion. proportion. quota. ration. share. split. whack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cover, as bottom of a vessel, a seam, a spar, etc., with tar or pitch, or waterproof composition of tallow, resin, etc.; to smear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To satisfy, or content; specifically, to satisfy for service rendered, property delivered, etc.; to discharge one's obligation to; to make due return to; to compensate; to remunerate; to recompense; to requite; as, to pay workmen or servants.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, figuratively: To compensate justly; to requite according to merit; to reward; to punish; to retort or retaliate upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To discharge, as a debt, demand, or obligation, by giving or doing what is due or required; to deliver the amount or value of to the person to whom it is owing; to discharge a debt by delivering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To discharge or fulfill, as a duy; to perform or render duty, as that which has been promised.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give or offer, without an implied obligation; as, to pay attention; to pay a visit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give a recompense; to make payment, requital, or satisfaction; to discharge a debt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, to make or secure suitable return for expense or trouble; to be remunerative or profitable; to be worth the effort or pains required; as, it will pay to ride; it will pay to wait; politeness always pays.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Satisfaction; content.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An equivalent or return for money due, goods purchased, or services performed; salary or wages for work or service; compensation; recompense; payment; hire; as, the pay of a clerk; the pay of a soldier. bear , in recompense for some action; 'You'll pay fo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lot. portion. share. equal part. numerator. cut. desert. dole. interest. proportion. quantum. quota. quotum. ration. snack. whack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

something that remunerates; 'wages were paid by check'; 'he wasted his pay on drink'; 'they saved a quarter of all their earnings'. give money, usually in exchange for goods or services; 'I paid four dollars for this sandwich'; 'Pay the waitress, please'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbreviation for payment as in '20-Pay Life policy '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is your normal salary or wages plus any shift allowance, bonuses, contractual overtime, Statutory Sick Pay or Maternity Pay, and any other taxable benefit specified in your contract as being pensionable Pay does not include non-contractual overtime,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbreviation for payment as in '20-Pay Life policy '. To cover with pitch Here's the devil to pay, and no pitch hot. money earned by employees for work performed, in the form of wages or salary. to give for something -- ' difference of what you pay and

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbreviation for payment as in '20-Pay Life policy '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To honor the credit by putting the beneficiary in funds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ordinary Pay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In life insurance, abbreviation for payment as in 20-pay life policy Also, compensation, which may be defined in a variety of ways For example, under a unit credit pension plan, the employee's compensation and service are generally explained as a certain

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The amount of wages, salary, or other earned income you receive for your employment, including amounts you contribute to a 401, 403 or flexible benefits plan, but excluding any Providence-funded dollars you receive in cash from a flex plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پای] ayak. 2.dip.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., den. kaynamış katranla kalafat etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ödeme, tediye, verme; ödenen sey, ücret, maaş; bedel, karşılık; ceza veya mükâfat. pay dirt işletme zahmetine değer miktarda maden ihtiva eden toprak; herhangi kârlı bir şey. pay office vezne dairesi. pay phone umumi telefon. be in the pay of hizm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (paid) ödemek, tediye etmek; karşılığını vermek; karlı olmak, yararlı olmak; etmek. pay as you go vakti geldiğinde derhal ödemek. pay a visit ziyaret etmek. pay in para yatırmak. pay off maaş vermek; öç almak, acısını çıkarmak; A.B.D., k.dili işe y

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ pây = ayak, besten = bağlamak) (Türkçe: payvand). At vesair hayvanların yürümelerini önlemek için iki veya çift olarak dört ayağına vurulan bağ, bukağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ pây = ayak; dâşten = tutmak). İyice yerleşmiş, sürekli, sâbit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., pây = ayak, endahten = atmak). Ayak atan, ayak atmış, ayak basmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Derece, rütbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. pây = ayak, mâlîden = sürmek). Ayak altına alma, çiğneme. Pâymâl etmek = Ayak altına alıp çiğnemek, mec. Riayet etmemek, hor kullanmak.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu özelliğe sahip kaydediciler, SCART üzerinden Pay-TV Dekoderlerine bağlanabilirler.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. F„ pây = ayak, zeden = vurmak). Ayağına pranga vurulmuş câni. Pây-zen kıyafetli = Pejmürde ve korkunç kıyafetli.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Badem.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Son, Ar. Ahir, nihayet, gaaye: Bu iş pâyâna erdi. 2. Uç, kenar. Bî-pâyân = Sonsuz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایان] son.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Son nihayet. Uç, kenar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prop. pit prop. buttress. support. shore. pier. pillar. plank. spur. standard. stock. strut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abutment. buttress. footing. prop. shore. strut. support. pile. bracing. bolster. backstay. propping. study. shorer. hanging. gib. leg. batter pile. pillar. stemple. skid counterfort. pier. stilt. stake. crutch. supporter. stiffener. falsework. cantilever

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Sabit, devamlı: Devlet ve ikbali pâyende olsun. 2. (Türkçe’de) Destek, dayak, yerinden oynamış bir şeyin düşmemesi için konulan destek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bolster. to stay. to prop. to support.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propped. supported. stayed. buttress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sonsuz, nihayetsiz, tükenmez. 2. Uçsuz, kenarsız. Ar. nâmütenâhî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) sonsuz, bitmez tükenmez, engin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پایبند] ayak bağı. 2.engel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایبوسی] ayak öpme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Bayağı kesirlerde birimin kaç eşit parçaya bölünmüş olduğunu gösteren sayı, payın altına yazılan bir çizgi ile paydan ayrılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denominator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denominator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایدار] kalıcı, sağlam, sürekli, devamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yerleşme, süreklilik, sebat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

partner. sharer. shareholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. joint owner. stakeholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tediye günü, maaş veya ücretin verildiği gün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.: tatil etmek). T. Muvakkat tatil, istirahat. Paydos etmek = Muvakkat tatil etmek. Paydos vakti = İşin tatil edildiği zaman, istirahat saati. 2. Bazı sebeplerden dolayı yapı vesaire işlerinin tatil olunması: Parası tükendiği için yapıyı paydos etmeye mecbur oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recess. break. rest. respite. end of a work period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. rest. end of the workd day. stopping work for a while. taking a break. knocking- off time. recess. respite. standstill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Rütbe, mertebe. 2. Eskiden ilmiye mensuplarına verilen rütbe: Anadolu, Rumeli pâyesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rank. position. grade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the British system of withholding tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rank. position. degree. honour. nominal rank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pay-As-You-Earn method of income tax collection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pay-As-You-Earn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Pay As You Earn PAYE is the system under which your employer deducts income tax from your pay during the year It is a sophisticated system as it takes into account your personal allowances and the different tax rates and tax bands The tax dedu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pay as you earn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Pay-As-You-Earn, a taxation procedure for wage and salary earners under which income tax is deducted in instalment from periodic pay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pay As You Earn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Government system whereby employers have to deduct tax before paying out the net income to employees.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pay As You Earn A scheme that every small business employing people must set up and administer to pay income tax and National Insurance contributions to the Inland Revenue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Income tax for salary and wage earners that is deducted by the organisation each payroll and paid to Inland Revenue as part of the Tax Payment. the British system of withholding tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پایه] rütbe, derece. 2.basamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) 1.Aşama, rütbe, derece. 2.Basamak, merdiven basamağı. 3.. İkizlerin bir yıldızı, cevza burcu. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ödenebilir; ödenmesi gereken, verilecek; karlı, kar sağlayan. pay able at sight görüldüğünde tediye olunur. payable on demand ibrazında tediye olunur. payable to bearer hamiline tediye olunur. payable to order emre tediye olunur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendisine borç ödenen kimse, alacaklı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden bir ilmî rütbesi olan. Haremeyn pâyeli = Haremeyn pâyesini hâiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Pagan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Payanda.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پاینده] kalıcı, sürekli. 2.payanda, destek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequin. spangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequin. spangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enduring. lasting. permanent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایدار] kalıcı, sağlam, sürekli, devamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) 1.Saygın, rütbeli. 2.Sağlam, sürekli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) PAy-dâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایين] aşağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(PAY-TAHT) (i. F). Bir devletin hükümdar ve hükümetinin bulunduğu şehir, taht şehri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایتخت] başkent.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایيز] güz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Güz, sonbahar. Yaşlılık.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایکوب] dans eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture. scolding. tirade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scolding. castigation. earful. lecture. lesson. rebuke. remonstrance. reprehension. reprimand. reproof. rocket. talking to. telling off. unbraiding. wigging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Pay ve hisse vermek. 2. Payını ve müstahak olduğu cevabı vermek. 3. Tekdir etmek, azarlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture. reprehend. reprove. scold. upbraid. to scold. to flay. to lecture. to rebuke. to take sb to task. to tell sb off. to tear sb off a strip. to tick sb off. to reprehend. to reprove azarlamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scold. berate. call down. castigate. to take a person to cleaners. flay. rebuke. remonstrate. to make representations. reprove. take to task. to take sb to task. upbraid sb. whip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swinging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being shared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be shared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharing. communion. share out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bölüşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

share. share out. go shares. divide. split. divvy. divvy up. cast in. double up. double up on. partake. participate of. go snacks. whack up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

partake. pool. share. split. to share. to divide and share.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

share. to share. to divide. to share out. to apportion. to partition. to go fifty fifty with sb. pool. share in. to go snacks. split.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repartition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bölüştürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apportion. carve. deal. portion. share. to impart. to portion sth out. to carve sth up. to deal sth out. to share. to divide. to apportion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to see that sb gets his share of sth. to divide. to apportion. give out. outportion. portion out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Azarlatmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir taşıtın taşıdığı gelir getiren yük, bir roketin taşıdığı yük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maaş katibi; veznedar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ödeme, tediye; ücret, maaş; taksit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (eski) kâfir veya putperest kimse; Hristiyan olmayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ücret ödeme; k.dili ödül veya ceza; k.dili sonuç, netice, bir meselenin sonu; çıkış noktası; A.B.D., (argo) rüşvet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) rüşvet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pyrex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maaş veya ücret bordrosu; maaşlann toplamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğri bacaklı. 2. Satrancın piyade taşı. Paytak yolu = Keçi yolu, patika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knock-kneed. bandylegged. pawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knock-kneed. bandy-legged. bowlegged. bandy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phaeton.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. pâybend’den galat). Atın ayağına vurulan bağ, köstek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Tutsak, esir. Suçlu. Ayağına pranga vurulmuş kimse. 2.Rençb(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Penguenlerin tıpkı hacıyatmaz gibi sağa sola sallanarak yürümelerinin sebebini bilimadamları araştırdı. Ortaya ilginç bir sonuç çıktı. Kutuplarda yaşayan bu sevimli hayvanlar, enerji tasarrufu yapmak için sarkaç hareketiyle yürüyorlar. Colorado Üniversitesi’nden Timothy Griffin ve Rodger Kram, penguenleri San Diego kentindeki Deniz Dünyası Merkezi’nde aylarca süren bir incelemeye aldı ve ilginç bulgular elde etti.

İki bilimadamı, araştırmanın sonucunu şöyle açıkladı : “Aşırı kısa bacaklı olan penguenler, yana doğru adımlar atarak kaslarının daha az yorulmasını sağlıyor. Böylece her adımın sonunda bir sonraki adım için enerji depoluyor. Normal yürümüş olsalar, kendi heybetlerindeki bir hayvandan iki kat daha fazla enerji harcamaları gerekiyordu. İşte bunu keşfederek bu şekilde yürümeyi geliştirmişler.

Sadece yürümeye başlarken enerji harcıyorlar, bir de dururken....


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(PEST-PAYE) (i. F ). Aşağılık, Adî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgar. squalid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoddy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Filayağı. Büyük camilerde kubbeyi tutan örme sütun.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-paid) parasını önceden vermek, peşin ödemek. prepayable s. peşin ödenir. prepayment i. peşin ödeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (repaid) geri vermek, ödemek; karşılığını yapmak veya ödemek; karşılığını vermek. repayable s. geri dönmesi mümkün, karşılığı yapılır. repayment i. yeniden tediye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. sebük = çabuk, pây = ayak). Ayağı çabuk, ayağına çabuk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سبک پای] ayağına çabuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dişi hayvanı kısır etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( A.B.D.) net maaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Taramak işi. 2. Topografyada, haritalarda yükseklikleri çizgiyle gösterme usûlü: Tarama öğrenmek; taramayı güzel yapmak. Tarama havyar — Diş diş duran bir cins havyar. Tarama = Sahte ve değersiz havyar taklidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sweep. combing. carding. line drawing. hatch. crosshatching. scanning. screening. hachure. hachures.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hatch. combing. hatching. cross-hatching. hachure. a spread made with fish return. carding. rabbing. dredging. raking. sweep. sweeping. lining. lineated. scoop. scarification. grating. ruling. trawling. rippling. gilling. comb. cross hatchin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

En sevdiğiniz istasyonların hafıza alınması ve ayarlanmasını sağlayan bir özellik.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Saç, sakal vesaireyi tarakla ayırıp temizlemek: Başını, sakalını, çocuğunu taramak. 2. Yün ve keteni tarak denilen Aletle açmak: Şiltenin yününü taramak. 3. Taşı, dişli çelik kalemle tesviye etmek: Bu mermeri iyi taramamışlar. 4. Her tarafını açıp bakmak, karıştırmak: Bütün eşyayı arayıp taradılar. 5. mec. Hırsızlık maksadiyle karıştırmak: Yankesiciler adamcağızını cebini taramışlar. 6. (denizcilik) Tarak dubasıyle deniz dibini temizleyip derinleştirmek. Arayıp taramak = Etraflıca sorup anlamak, araştırma yapmak, (denizcilik). Demir taramak = Gemi rüzgâr veya akıntıya uyarak demiri sürüklemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comb. groom. drag. sweep. scan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comb. drag. dredge. rake. sift. to comb. to rake. to harrow. to tease. to card. to heckle. to rove. to drag. to scan. to rake. to rake about/around. to hackle. to search.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scan. to comb. to rake. to harrow. to card. to hackle. to dredge. to rake strafe. to search thoroughly. to scan. to hachure. to rabble. to hatch. to rule. to sweep. to scoop. to skim. to survey. to break. to trawl. to ripple. to garnett. comb out. drag. d

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vergi veren kimse, vergi mükellefi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Telefon araması yaparken ya da bir telefon geldiğinde sesi otomatik olarak azaltır.

Teknolojik Terim by

Finansal Terim

(Dividend)

Ortaklıkların dönem içinde elde ettikleri kârdan mevcut ortakların pay alma hakkıdır. Sözkonusu hak, hisse senedine bağlı “Kâr Payı Kuponları” karşılığında ve ayrıca hisse senedi ibrazına gerek kalmaksızın kullandırılır. Borsa’da işlem gören şirketler kar payı dağıtmaları halinde nakit ve/veya hisse senedi şeklinde dağıtılabilir.


Finansal Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Dolunay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Diskin, en yüksek giriş seviyesine sahip bölümünü bulur. Bu durum, aşırı sinyal yüklemesini önler ve doğru kayıt seviyesi ayarı için kullanılır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hak ettigi maaştan az vermek. underpaid s. hakkından az para alan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Video parametrelerinin ayarlanması için üç önceden belirlenmiş video ayarının yanı sıra bir ek değişken ayar bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artificial. ersatz. factitious. spurious. synthetic. synthetical. unnatural. imitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artificial. cardboard. synthetic. synthetic suni. affected. mannered. phoney yapmacık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artificial. synthetic. imitation. affected. cultured. ersatz. factitious. plasticated. postiche. sophisticated. stylized. unnatural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Artificial Market/ Artificial Price)

Bir veya birkaç üyenin, bir veya birden fazla seanslar boyunca herhangi bir menkul kıymet için, sözkonusu menkul kıymetin gerçek piyasa değerini yansıtmayacak şekilde fiyat (yapay fiyat) teşekkül ettirecek şekilde sürekli olarak önceki alım emrine göre daha yüksek fiyatlarda alım emirleri veya sürekli olarak daha düşük fiyatlarda satım emirlerinin borsaya iletilmesi ile oluşturmaya çalışılan piyasaya yapay piyasa denir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) Yap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. işe gelmek, iş görebilmek, kullanılabilir hâlde olmak: Bu bana yaramaz. 2. Faydalı olmak, kendisinden faydalanılmak: O adam bize çok yaradı. 3. Uygun ve muvafık gelmek, sıhhate faydalı olmak: Buranın havası bana yaradı, bu yemek, bu su bana yaramıyor. 4. Lâyık olmak, gerekmek: Ona iyilik yaramaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agree. agree with. avail. benefit. correspond. do for. lend itself to. profit. serve. be of service to. suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefit. to be serviceable. to be of use. to be useful. to do good. to benefit. to be suitable. to work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be of use to. to serve sb's purpose. to serve. to avail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. işe gelmez, hayırsız, faydasız. 2. Kötü, Ar. şerîr, muzır, habîs. 3. Zorba. 4. Gürültücü, patırtıcı, rahat durmaz: Yaramaz çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

non-effective. good-for-nothing. elfin. elvish. impish. mischievous. naughty. obstreperous. prankish. rompy. skittish. undisciplined. unmanageable. wicked. little perisher. pickle. rogue. scalawag. scamp. scapegrace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elfin. bad. handful. impish. naughty. rascal. rogue. scallywag. wicked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mischievous. naughty. useless. good-for-nothing. unlicked cub. impish. no- good. puchish. wicked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaramaz olanın hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escapade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mischief. uselessness. naughtiness. rudeness. unsuitability. misbehaviour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naughtiness. mischievousness. devilment. devilry. escapade. misbehaviour. mischief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Resim araması ve yavaş oynatım gibi tüm oynatma hızlarında yumuşak görüntü sağlayan geliştirilmiş bir işlev. Saniyede gösterilen resim sayısı %50 artırılır.

Teknolojik Terim by