Kötü Hissetme | Kötü Hissetme ne demek? | Kötü Hissetme anlamı nedir?

Kötü Hissetme | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: kotu hissetme

İngilizce - Türkçe Sözlük

-tor (i) başkasına kötülük aşılayan kimse, kışkırtan kimse, suç ortağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) çok kötü, iğrenç, nefret uyandıran abominable snowman (bak) yeti abominably (z) çok fena bir şekilde, berbat olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) son derece iğrenç kabul etmek, istikrah etmek, nefret etmek abomina'tion (i) iğrenme, istikrah, nefret; iğrenç veya menfur şey; kötülüğe sebep olan herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kötüye kullanma, suiistimal; kötü muamele; zarar; fesat, suç; küfür, sövüp sayma; Irza tecavüz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kötüye kullanmak; suiistimal etmek; zarar vermek, incitmek; sövüp saymak, küfür etmek; şerefini lekelemek; Irza tecavüz etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tatlının zıddı, acı ilâç. 2 İçilemiyen tuzlu: Acı su. 3. Mizaca hoş gelmiyen, sert, acı söz. 4. Kulağa kötü gelen: Acı ses, acıağaç = Kavasiye, acıalma = Yenmez bir elma, acıbadem = Acımtırak ve sert kokulu bir cins badem, acıçaça = Bir cins balık, acıhıyar = Ebûcehil karpuzu, acımarul = Hindibâ nev’i, acıyonca = Yoncanın bir-cinsi, bed ve nahoş bir suretle = Acı acı bağırmak.

Türkçe Sözlük

(f.). Acı olmak, meraret kesbetmek: Bu salatalık acılanmış (Çağatayca: Acınmak). Mec. Şiddet ve hiddete gelip kötü huylu olmak.

Türkçe Sözlük

(I. A. c. acâiz). Dilimizde galat olarak «acûze» kullanılır. Kocakarı, kötü huylu ve kötü görünüşlü. Hilekâr ve büyücü kadın. Berda’l acûz = Kocakarı soğuğu ki mart sonlarında olur.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslında «at» olup, hâlâ Doğu Türkçesinde böyle kullanılır). 1. İsim, nam: Adın nedir? 2. Şöhret, şan. Adı çıkmak : İştihar etmek, şöhret kazanmak. 3. İtibar, haysiyet. Adını anmak: Zikr etmek. Adını anmamak: Kale almamak. Adı batmak: Unutulmak, kale alınmaz olmak. Adı belirsiz: Adı meçhul, hakkında bir şey bilinmiyen. Adı bozulmak: Şöhret ve itibarına halel gelmek. Adı çıkmak Duyulmak, kötü şöhret kazanmak. Ad, şan: Şöhret ve itibar. Ad takmak: Lakap koymak, lakap vermek. Ad komak: İsim koymak, tesmiye etmek. Ad vermek: Birinin ismini söyleyip haber vermek. Adı var: İsmi var cismi yok; kâzib (yalancı) şöhret sahibidir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şeytanî, pek kötü, ifritçe niyet.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kötü şeylerden kaçınan, kötülüklerden uzaklaşan, temiz. Ashab’dan bu ismi kullananlar olmuştur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kötü sonuç; yan tesir; çayır biçildikten sonra biten otlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ağırlaştırmak, kötüleştirmek , şiddetlendirmek; (k). dili kızdırmak, darıltmak; tahriş etmek; abartmak, mübalâğa etmek. aggrava,tion (i). kızdırma, darıltma: şiddetlendirme.

Türkçe Sözlük

(i.). Ölçüde çok gelen ve yerinden zor kalkıp oynatılan: Ağır yük, ağır taş. mec. 1. Güç, zor, zahmetli: Ağır iş. 2. Pek ehemmiyetli ve mesuliyetli: Ağır mesele. 3. Pahalı, kıymetli: Ağır mal. 4. Yavaş, müteennî, hareketi çabuk olmayan: Ağır yürüyüş, ağır adam. 5. Vakur, haysiyetini fazla muhafaza eder, saygıya değer: Ağır adam. 6. Vahîm, tehlikeli: Ağır hastalık, ağır hava. 7. Tahammül olunmaz, kerih: Ağır koku. 8. Sıkıntılı, sıkıntı veren: Ağır adam. 9. Dokunaklı, güce giden: Ağır söz. 10. Şişman, yağlı, etli: Ağır vücut. 11. Kolay hareket etmez, zor kımıldanır: Ağır taş. 12. Az işitir, sağırca: Kulağı ağırdır. 13. Yavaş, tenbelce: Ağır yürümek. Tekrarla ağır ağır dahi denilir. Yavaş yavaş demektir. 14. Tahammül olunamayacak surette kötü: Çok ağır bir şey kokuyor. 15. Sıklet, ağırlık: _ Ağırınca = Sıkletince, veznince. 16. Vakar, temkin: Ağrını takınmak. 17. Güç, gücenme, infial: Ağırıma gitti. Ağırbaşlı = Pek ciddî, ehemmiyet ve vakar sahibi. Eline ağır = Elinden çabuk iş çıkmaz, işi yavaş Ağır gelmek — Zor görünmek: Bu iş bana pek ağır geldi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanların yüzlerinin alt kısmında olup, yemeğe ve ses çıkarmağa yarayan delik. 2. İçi boş kapların vesair şeylerin üstü açık tarafı: Tencere, testi, fırın, mağara ağzı. 3. Yaralayıcı Aletlerin keskin tarafı: Kılıç, bıçak ağzı. 4. Bazı Aletlerin ucu, iş gören tarafı: Anahtar, kalem ağzı. S. Girilecek veya geçilecek bir yerin başlangıcı, giriş, hal, baş: Yol ağzı. 6. Nehrin denize döküldüğü yer, munsap: Çay ağzı. 7. Kenar, uç: Uçurumun ağzı. 8. Dar geçecek yer, geçit, boğaz. 9. İskele, boğaz. 10. Hudut, sınır, (mec.) söyleyiş, lakırdı: Ağzı tatlı. Ağız atmak = Övünmek, Ağız açtırmak = Söylemeye mecbur etmek, sızıltıya sebebiyet vermek. Ağız açtırmamak = Söylemeye fırsat vermemek. Ağız açmamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı açık = Şaşkın, avanak. Ağız aramak = Doğrudan doğruya sormaksızın bir yolla söyletip fikrini anlamak. Ağız ağıza = 1. Mutabık, uygun, tamı tamına. 2. Dolu, lebâleb. Ağıza almak = Zikretmek veya -kötülemek. Ağıza alınmaz = Söylenmiyecek kadar çirkin ve ağır (söz). Elden ağıza = Günlük çalışmasıyla geçinir, sermayesiz. Ağız otu = Falya barudu. Ağıza bakmak = 1. Birinin sözüne hayran olmak. 2. Sözünden asla ayrılmayıp uymak. Bir ağızdan = Hep birden, bir arada. Ağız bozmak = Küfretmek, yersiz söylemek. Ağzı bozuk = Galiz küfürbazlıklar etmeyi itiyat eden. Ağzı boş — Sır saklıyamaz, boşboğaz. Ağzını bıçak açmaz = Pek kederli. Ağzı büyük = İddiası çok. Parmağı ağzında = Şaşkın. Ağız persengi — Daima söylenen. Ağzı pek = Sır saklar. Ağzını poyraza açmak = Ümidi boş çıkmak. Can ağıza gelmek = Korku ve dehşete düşmek veya sabrı tükenmek. Halk ağzı = Söylenen söz, şâyia. Dört yol ağzı = İki yolun kesiştiği yer. Düşman ağzı. = 1. iftira. 2. Kara haber. 3. Düşman hududu. Ağızdan = Yazı ile olmayarak, sözle, şifahen. Ağza düşmek = Dedikoduya mevzu olmak. Ağızdan dökülmek = Sözün yalan olduğu belli olmak. Ağzında dili yok, ağzı var dili yok = Sessiz ve halîm, mazlûm. Ağız satmak = Atıp tutmak, övünmek. Ağız suyu = Salya. Ağzın suyunu akıtmak = İmrendirmek. Tavşanağzı = Bir renk. Ağız tutmak = Sükûta mecbur etmek, söyletmemek. Ağız dolusu = Açıktan, pervasız. Ağız kalabalığı = Boş gürültü. Ağız kapamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı kara = Münafık. Kurtağzı = Sandık köşelerindeki gibi birbirine geçen doğrama. Ağızla kuş tutmak = Tasavvurun üzerinde gayret göstermek. Ağız kullanmak = Sözünü idare etmek. Ağzı gevşek = Boşboğaz. Yavruağzı = Parlak pembe renk. Ağzı yok = Günahsız, sakin. Ağzı yumuşak = Kolay gem alır (hayvan).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kasıkotu, (bot). Agrimonia ; kızılyaprak, koyun otu, (bot). Agrimonia eupatoria. hemp agrimony koyun otu, (bot). Eupatorium cannabinum.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hulk.). (bk.) Hulk. 1. İnsanın yaradılışında haiz olduğu veya terbiye ile kazandığı rûhî, kalbî şeyler: Ahlâk-ı hamide = Güzel ahlâk. Fezâil-i ahlâk = Ahlâkın fâziletleri, hüsn-i ahlâk = İyi ahlâk, ahlâk-ı zemime = Kötü ahlâk. 2. Ahlâk ve terbiyeden bahseden ilim ki, felsefe şubelerindendir: llm-i ahlâk = Ahlâk ile uğraşan bilgeler. Ahlâk bozukluğu, fesâd-ı ahlâk = Umumî ahlâka Arız olan kötülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاق ذميمه] kötü huy.

Türkçe Sözlük

(i.). Ahlâkı bozuk, kötü ahlâklı : pek ahlâksız bir adamdır.

Türkçe Sözlük

(i.). Kötü ahlâk sahibi olan adamın hali.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü.: Aide.) («avdet» den if.). 1. Dönen, rücû ve avdet eden. müz. 2. Taallûk eden, münasebet ve taallûku olan, râci, dair: bu vazife bana ait değildir; bunun iyiliği ve kötülüğü kendisine aittir.

Yabancı Kelime

Fr. agité

körüklenmiş

Bir kimse tarafından kötü bir iş yapması için harekete geçirilmiş.

Türkçe Sözlük

1) Aklı başında, aklı selim sahibi, arif, basiretli, zeki, mantıklı, sağduyulu, sağ görülü. 2) Akıllı, akıl sahibi kimse demektir. Eşyanın güzellik, çirkinlik, kemal ve noksanlık sıfatlarını idrak etme; her çeşit faaliyette doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ve güzeli çirkinden ayırma yetisine sahip kişiye âkil denir. 3) Âkil Adam: Gerek tecrübesi, gerek bilgisi, gerek de yaşı itibariyle belirli bir alanda sözü dinlenen, otorite durumunda olan, yaklaşım ve çözüm önerilerine değer verilen, sayılıp, sevilen, “uzman” ya da “duayen” kavramından farklı olarak içinde “kamil insan” kavramını da barındıran kişi. Akıllı adam işi: Bu kâr-ı Akil değildir. 4)(ka kalındır) (i. 2) A.«akıl» dan if.) Akıllı, uslu, Akil adam. Kâr-ı Akil (ve galatı kâr-ı akl). 5) Bâliğ, bülûğ yaşına erişmiş, iki oğlundan biri Akil ve diğeri sabidir. (Bazı yerlerde kabile reis ve ihtiyarlarına da denilir). 6) (bk.) Ukalâ. 7) (i.A.«eki» den if) (tes.Akile.c.ekele).Yiyen, yiyici (çokluğu daha fazla kullanılır). Palaontoloji: Hayvanatı, yedikleri şeye göre sınıflara bölmeye yarar: Akil-ül-beşer: İnsan eti yiyen (Adam). Akil-ül-cerâd: Çekirge ile beslenen. Akil-üs-semek: Balıkla beslenen. Akil-ül-lahm : Etle beslenen. Akil-ün-nebât: Otla beslenen. Akil-ül-hevâm: Haşaratla beslenen (hayvan). Hayvan-ı Akil-ül-lahm, hayvanat-ı Akilet-ül-lahm denilir.

Türkçe Sözlük

(i. «akis» ten imen. ise de doğru Arapça değildir). 1. Ters, zıt, muhalif, aykırı. 2. Uğursuz, ters, iyi gitmeyen: Aksi iş. 3. inatçı, kötü huylu, kimseye uymaz: Pek aksi adamdır.

Türkçe Sözlük

(i.) (eski Türkçe’de yer, toprak demek olan «al» dan yahut «alt» tan;. 1. Yüksek karşılığı, aşağı, pes. 2. Boyu kısa, kısır, (mec.) 1. Karakteri ve nesli aşağı, kötü huylu, zelil, dûn. 2. Hasis, pinti, cimri. 3. Korkak, nâmerd. Alçak gönüllü = Mütevazı, kibirsiz. Alçaktan görüşmek = Kibir etmemek, tevazu göstermek. Yalımı alçak = Kibri olmayan, tevazu sahibi.

Türkçe Sözlük

Kötülükleri uzaklaştırdığına, uğur getirdiğine, hastalıkları iyileştirdiğine ve özel güçlere sahip olduğuna inanılan , doğal ya da insan eliyle yapılmış nesne; bir tür nazarlık ya da muska. Üstte taşınabildiği gibi çeşitli yerlerde de saklanabilir. Değerli taşlar, metaller, hayvan dişleri ve pençeleri gibi pek çok nesne amulet olarak kullanılmıştır. Amuletin kökeni Eski Mısır`a dayanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). melekotu, (bot). Angelica,

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kötü niyet, ters mizac; gaye, hedef, maksat.

Türkçe Sözlük

(f. «an» dan) (eşek ve ona benzer hayvan). Kötü sesle genizden bağırmak, mec. kötü sesle merkep gibi bağırmak.

Türkçe Sözlük

(f.) (eşeği). Bağırtmak anırmaya teşvik etmek. mec. (küfürcü ve kötü sesli bir adamı) bağırtmak.

Yabancı Kelime

Fr. antagoniste

düşman

Birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kötülüğe karşı koruyucu.

Genel Bilgi

Tabii ki sadece insanlar yesinler diye değil. Bal arıları eşek arılarından farklı olarak kışı koloni halinde geçirirler. Koloni kış uykusuna yatmaz ama bir salkım gibi kümeleşir. Bu şekilde kış süresince sıcak ve aktif olarak kalabilirler. Bunun için de önceden, yaz aylarında yeterli miktarda bal depo etmeleri gerekir. Ortalama bir kovanın kışlık bal ihtiyacı 9-13 kilogram kadardır.

Bal arılarının bal yapma kapasiteleri ise uygun yer bulabildiklerinde bundan çok daha fazladır. İşte arıcılığın felsefesinde de bu yatar. Sen arılara imkan sağla, onlar da hem kendileri hem de senin için bal üretsinler. Arılar kendilerine yetebilecek miktardan 2-3 kat fazla bal üretebildiklerinden arıcılar da kovana şekerli şuruplar koyarak onlara bu ortamı hazırlarlar. Arılar da sonradan ellerinden alınan bu ürün fazlasını dert etmezler.

Arıların balı çiçeklerden topladıkları nektarı ağızlarındaki bir emzimle birleştirip altıgen biçiminde balmumundan yaptıkları hücrelere depoladıklarını biliyoruz. Bu karışımın su oranının yüzde 17’ye kadar düşmesini bekledikten sonra hücrelerin ağızlarını yine bir balmumu tabakası ile kaplarlar. Artık arıcı için mahsul zamanı gelmiştir. Ağzı kapalı hücrelerdeki bal hiç bozulmaz, saklama zamanı süresizdir.

Arılar böcek dünyasının en gelişmiş sosyal hayatına sahiptirler. İşçi arılar dünyaya geldikten sonra bir ay içinde kovanda bir iki günlük sürelerle temizlik, larvaları besleme, balmumu yapma, yiyecek taşıma, muhafızlık gibi değişik görevler yaparlar. Sonra uçuş başlar, çiçekler ziyaret edilir, nektar, polen ve su toplanır.

İşçi arılar çalışma mevsiminde 4-8 hafta yaşarlar. Kış mevsiminde ise arkadan gelen gençler olmadığı için ömürleri 5-7 ay sürebilir. İşçi arılar dişi olmalarına rağmen kısırdırlar, yavru yapma yetenekleri yoktur.

Arılar polenleri, su ile karıştırıp larva halindeki yavruları beslemek için toplarlar. Bir arı kovandan 7 kilometre uzağa gidip, geri dönebilir. Ancak arılar normal olarak kovanlarından ortalama bir kilometre kadar uzaklaşırlar.

Arılar bu yolculuklarında yollarını güneşin pozisyonuna göre saptarlar. Ayrıca yer kürenin manyetik alanına karşı da hassastırlar. Gözleri polarize ışığa karşı o kadar hassastır ki çok kalın bir bulut tabakasının ardından gelen zayıf bir güneş ışığıyla bile kötü havalarda yollarını bulabilirler.

Arılar geceleri ortadan yok olurlar ama uyumazlar. Gece boyu hareketsiz kalarak enerjilerini ertesi günkü yoğun işler için biriktirirler.

Arılar renklerin çoğunu görürler. Işık dağılımında mavi ve ona yakın renkleri daha iyi görürler. Ultraviyole ışınlarına karşı da çok duyarlıdırlar. Ultraviyole ışınlarını çok yansıtan çiçekler onlara daha parlak görünür. Kırmızı rengi hiç ayırt edemezler.

Bize bu derecede faydalı olan arılar etrafımızda dolaştıklarında veya balkonda kahvaltı sefası yaparken reçel tabağına konduklarında çoğu insan huzursuz olur. Bunun nedeni minik arının sokma tehlikesidir. Halbuki arılar sadece iki durumda canlılara saldırır ve sokarlar:

l) Kolonilerine bir tehdit olduğunda korumak için;

2) Korkutuldukları zaman. Bu nedenle arı kovanlarına çok yaklaşmamanız, el kol hareketleri yaparak hızlı hareket etmemeniz önerilir.

Arılar insanı soktuktan sonra genellikle ölürler, çünkü arı tarafından sokulan insan ani bir hareketle arıyı fırlatınca arının iğnesi ile beraber zehir torbası ve ifrazat bezi de yırtılarak arıdan ayrılır ve soktuğu yerde kalır. İlginçtir ki bu kalan zehir torbasındaki kaslar arıdan ayrılsalar bile zehri pompalamaya bir süre devam ederler. Bu nedenle tırnağın ucu ile bir an evvel iğneyi soktuğu yerden çıkarmakta fayda vardır.

Arı zehrine alerjisi olan kimselerde arı sokmaları ağır tepkilere hatta ölüme yol açabilir. Buna karşın arı zehri bazı ağrılı hastalıkların özellikle romatizmanın tedavisinde kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Eğri, bir yandan öbür yana geçen, hamaylı. Arkurı adam = Ters adam. Arkurıdan gelmek = Kötü muamele etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kıyamet gününde iyilik ve kötülük orduları arasında sıkacak savaşa sahne olacak meydan, mahşer; ölüm kalım savaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çok kötü, kötü şohret sahibi olan, ady çıkmış. arrantly (z). kötü bir şekilde; baştan aşağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şeytantersi, çadıruşağı otu, kötü kokulu bir sinir ilâcı.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. usul). 1. Kök, bih: Ağacın kökü ve dalları. 2. Dip, kütük, ben. 3. Temel, esas, kaide: Aslı çürük. 4. Mebde, başlangıç, iptidâİ, masdar, baş, bir şeyin çıktığı ve başladığı yer, kaynak, menbâ: Bunun aslı nerededir? Hastalığın aslı anlaşılamadı. 5. Suret veya tercüme olmayıp ilk hâlinde bulunan: Sureti aslına mutabıktır. Tercümesini buldumsa da, aslını arıyorum. 6. Hakikat, sıhhat, gerçek ve vakî olma: Bu havadisin aslı yoktur. İddia ettiği zarar ve ziyanın aslı var mıdır? 7. Soy, neseb. Aslı bellisiz = Asıl ve nesli meçhul. Bed-asl — Kötü asıllı soysuz. 8. Bir şeyin esaslı ve başlı kısmı, fer’in mukabili: Dirayet aslı, tecrübe ise fer’dir. Bir fennin usul ve fürûu. 9. Bir şeyin zâtî ve kadîmî (eski) ciheti: Bunun aslı böyle değildi. 10. Aslî, kadîmî, en önce ve en evvel ve en eski: Asıl vatanı orasıdır. Asıl evim yıkıldı. 11. Başlı, esaslı, en mühim: Onun asıl işi dalkavukluktur. 12. Hakikî, sahih, zâtî, doğru: Benim asıl vazifem budur. Asıl ortağı odur. 13. Hâlis, sâfî: Asıl tereyağı ararsanız onda bulursunuz. 14. Esasen, zaten: Kendisi asıl Konyalı’dır. 15. Başlıca, en ziyade, alelhusus, mahzâ: Ben asıl ona bakıyorum. Asıl sizi düşünüyorum. 16. Gerçekten, sahihan, hakikaten: Burada asıl iş gören budur. Asıl anlamak isterseniz. Bed-asl = Soysuz. Bî-asl = Esassız, yalan. An-asl = Aslından, esasen. babadan oğula: An asi Mısırlı bir tacir. Fil-asl = Başlangıçta, aslında Fil-asl iş oradan başladı. Aslından, aslında = Ibtidâ, başlangıçta, asıl hâlinde: O, aslında tacir değildi. Aslında ziraatla meşgul idi. Asıl ve fasıl = Asıl ve esas, sıhhat, hakikat: Bunun aslı ve faslı. Aslı ve esası yoktur, büsbütün esassızdır. Asıl ve nesil = Neseb, soy: Aslı ve nesli maruf. Ne asıl, kelimeleri birleşerek «nasıl» olmuştur, (bk.) Usûl.

Türkçe Sözlük

(i.). Asılmaya müstahak, pek kötü adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s). yolundan çıkmış, yanlış yol tutmuş, sapıtmış, sapmış,go ü astray kötü yola sapmak; yanlış yere gitmek. Iead astray ayartmak azdırmak,.baştan çıkartmak ;kötü yola sevketmek.

Şifalı Bitki

(zemberekotu): Atkuyruğugillerden; kök sapı ömürlü olan, nemli yerlerde yetişen bir bitkidir. Kullanıldığı yerler: İdrar tutukluğunu giderir. İdrarı artırır. Böbrek taşlarının düşürülmesinde yardımcı olur. İdrar torbasındaki iltihabı giderir. Kan işemeyi keser. Albümin miktarını düşürür. Zatülcenp ve karaciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılır. Nikris ve romatizmanın şikayetlerini giderir. Tavsiye edilen miktardan fazla kullanılmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(i.). Yardımcılar mânâsiyle Avân yerine ve en fazla kötülükte birine yardakçılık yapanlar hakkında kullanılıyorsa da, Arapça’da böyle bir kelime yoktur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkunç, dehşet verici; müthiş, berbat, çok kötü; (k).dili heybetli, iri awfully (z)., (k).dili çok; çok fena.

Sağlık Bilgisi

Aybaşı kanaması normal olarak 2-7 gün sürer. Normal olarak 28 günde bir görülen aybaşı kanaması, bazı hallerde vaktinden önce veya sonra da görülebilir. Nedeni; asabi krizler, hormon dengesizliği veya bünye zayıflığı olabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Çörekotu, bal.

Hazırlanışı : Sabah, öğle ve akşam, tok karnına 2 kahve kaşığı çörek otu ile 3 kahve kaşığı süzme bal karıştırılıp, yenir.

Türkçe Sözlük

(i.). Anavatanı Çin olan bir ağaç. Kısa zamanda yetişip boy attığı için gölge ağacı olarak dikilir. Kokusu kötü olduğundan «pis kokulu» da denir (Ailanthus glandulosa).

Genel Bilgi

Ayna kırılmasının uğursuzluk getireceğine olan inanış, en eski batıl inançlardan biridir. Kökeni ilk aynanın yapılışından yüzyıllar öncesine, hatta ilk çağ insanına kadar gider. Göllerde veya su birikintilerinde, kendi aksini gören ilkel insan şaşırmış, bunun kendisinin ruhu olduğunu sanmış, suyu bulandırıp görüntüsünün kaybolmasına neden olanları da düşman bilmiştir.

İlk aynaların kullanılışı eski Mısır devirlerine rastlar. Bunlar pirinç, bronz, gümüş hatta altın gibi metallerden yapılmış ve çok iyi parlatılmış yüzeylerdi ve de tabii ki kırılmaları mümkün değildi. Bu devirde de bu parlak yüzeylerden yansıyan görüntünün o insanın ruhunun bir yansıması olduğuna inanılıyordu. Sonraları buna vampirlerin ruhları olmadığından bu parlak yüzeylerde görüntülerinin de yansımadığı inancı ilave edildi.

Cam kapların yapılmaya başlanılmasından sonra da, içindeki sudan yansıyan görüntünün ruhun bir yansıması olduğu inancı devam etti ama camlar kırılabiliyordu ve o zaman da içinde bulunan ruhun bir parçası vücudu terk ediyordu.

Birinci yüzyılda Romalılar bu uğursuzluğun süresini 7 yıla çıkardılar Romalılar hayatın her yedi senede bir kendini yenilediğine İnanıyorlardı. Camın kırılması sonucu ruh ve dolayısıyla insanın sağlığı tahrip olduğundan, vücudun kendini yenileyerek, sağlığına kavuşması için yedi yıl geçmesi gerekiyordu.

Bu batıl inanç, 15. yüzyılda İtalya’da, Venedik şehrinde, arkası gümüş kaplı, çok kolay kırılabilir ve pahalı ilk aynaların yapılması ile birlikte iyice gelişti. İnanç biraz da ekonomik boyut kazanmıştı. Aynayı taşıyanlar, evlerde aynaları temizleyen hizmetkarlar, aynaları kırmaları halinde, yedi yıl boyunca, ölümden daha beter felaketlerle karşılaşabilecekleri hususunda uyarılıyorlardı.

Bu inançla beraber geliştirilen bazı önlemler de oldu tabii. Örneğin: aynanın kırılan parçaları toplanır ve güneye doğru akan bir ırmakta yıkanırsa veya toprağa gömülürse kötü şans yok edilmiş olur. Ancak kırılan parçaları alıp evden çıkarken içlerine bakmamak gerekir. Yatak odalarındaki aynaların üzerleri kullanılmadığı zamanlarda örtülmelidir ki ruh içinde kalmasın. Ölen bir insanın evindeki aynaların da üzerleri örtülmelidir ki ruh gökyüzüne doğru olan yolculuğunda bir engelle karşılaşmasın.

17. yüzyılın ortalarında İngiltere ve Fransa’da ucuz maliyetli aynalar üretilmeye başlanıldı ama batıl inanç o kadar yerleşmişti ki, günümüzün modern dünyasında bile hala devam ediyor.

Şifalı Bitki

(GemeineQecke, Chiendent commun, Common Couch Grass, Scutch, Twitch): Temmuz-agustos ayları arasında yeşil veya morumsu-yeşil renkli başaklar veren, 30-100 cm boyunda, çok senelik otsu bir bitkidir. Toprak altında çok fazla yayılmış olan ana kökleri bulunur. Bilhassa kumlu toprakları sever. Gövdeleri dik, tüysüz ve içi boştur. Yaprakları dar, uzun, ince, paralel damarlı, sivri uçlu, koyu yeşil renklidir. Çiçekler gövdenin ucunda ve yassı bir başak durumunda toplanmışlardır. Meyve sarımsı renkli ve uzuncadır. Bitkinin etli kökleri çok eskiden beri üriner hastalıklarda kullanılan önemli bir halk ilacıdır. Kökler mesane ve böbrek iltihapları dahil, mesanedeki taş ve kumları düşürmek için kullanılan iyi bir idrar söktürücüdür. İdrar arttırıcı olarak mısır püskülü, arpa ile beraber kaynatılarak kullanılır. Hatta köpekler bile ağız ve barsaklarını temizlemek için bitkinin yapraklarını büyük bir zevkle yedikleri için bitki “köpekçimeni” olarak da bilinir. Tarlalarda belirtilen türden başka, buna çok benzeyen büyük ayrıkotu (cynadan dactylon) olarak bilinen çeşidinin daha kalın kökleri olup, nişasta da taşımasıyla ayrılır ve digeri gibi kullanılır. Türkiye’de; İstanbul, Trakya, Mugla, Anadolu’da yetişir. Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısımları kökleridir. Köklerinde triticin, uçucu yağ, müsilaj ve potasyum bulunur.

Türkçe Sözlük

(f). 1. Başkası tarafından kışkırtılmak. 2. Yüz verilip şımartılmak (şımarılmak): Yüz bula bula azdırıldı. 3. Yoldan çıkarılıp kötü yola sevkedilmek. 4. Küçük bir fenalığı ıslah olunmayacak hâle getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).(worse,worst) kötü, nahoş; değersiz; kifayetsiz; yanlış, kusurlu; geçersiz; bozuk, zararlı; keyifsiz, hasta; pişman, müteessir; şiddetli, sert; çürük. in bad k. dili güç durumda. be bad at something bir şeyi becerememek. bad debt şüpheli alacak, tahsi

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., argo (filimde) kötü adam

Türkçe Sözlük

(i.). Su içinde yaşayıp solungaçla nefes alan ve yumurtadan üreyen omurgalıların genel adı. Ar. semek, Fars. mâhî: Deniz balığı, tatlısu balığı. Balık cinsinden olmayıp memeli oldukları halde suyun içinde yaşayan bazı hayvanlara dahi denir: Kadırga balığı gibi. Atbalığı = Suaygırı. Adabalığı = Kadırga balığı. Ayıbalığı = Fr. phoque (fok) denilen bir cins deniz hayvanı. Ak, alabalık = Bir nevi balık. Balık avcısı = Balıkçı. Balıketli = Narin olduğu halde Azâsı etle örtülü ve eti sıkı (şahıs), şişmana yakın. Balıkotu = BAhizühre denilen bir cins nebat, balıkları avlamıya mahsus bir terkip. Balıksırtı = Ortası yüksekçe kabarık yol. Balıkyağı = Morina balığından çıkan ve semirmek için içilen yağ. Balık baştan kokar = Kötülüklerin başta olanlardan başladığını anlatan atasözü. Baltknefesi = Balinagillerin başından çıkarılan bir çeşit yağ. Balık istifi gibi = Son derece sıkışık bir durumda. Balık kavağa çıkınca = Olmayacak işler için söylenir. Balık yumurtası = Bazı cins balıkların, eritilmiş balmumuna bandırılarak saklanan yumurtası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şarkı satan kimse; kotü şair.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., ing, argo yaman, çok (ifadeyi kuvvetlendirmek için iyi veya kötü anlamında kullanılan söz).

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Bir kuvvet harcayarak yapılan basma veya itme işi; tazyik: Katı cisimler, üzerine konuldukları satıhlara, sıvılar ise içinde bulundukları kabın hem dibine, hem de yanlarına; gazlar da, içinde kapalı oldukları kabın her tarafına basınç yapar. Alçak basınç (meteoroloji) = Barometrede 760 milimetrenin altına düşen hava durumu. Yüksek basınç = 760 milimetrenin üstünde bulunan hava durumu. Yüksek basınç güzel havayı, alçak basınç kötü havayı haber verir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., elek. pil, elektrik bataryası; akümülatör, akü; ask. batarya; (beysbol) atıcı ve tutucu; vuruş, dövme; (huk). kötü davranış; müessir fiil; bir şahsın haksız yere dövülmesi veya bedeni ezaya maruz bırakılması; dizi, seri, takım.

Türkçe Sözlük

(i. f.). Yerli ve yersiz, iyi ve kötü uygun ve uygunsuz olarak.

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Kötü, fena. 2. Çirkin, nâhoş, soğuk: Bed koku. Kötülük, fenalık, şer: Nİk ve bedi (iyi ile kötüyü) farketmek. (Birçok sıfat terkiplerinin teşkiline de girer ki başlıcaları sıralarında zikrolunacaklardır). Bed-renk = Açıkla koyu arasında kirlimsi renk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بد] kötü. bed etmek başlamak.

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. F.). Başlangıcı kötü; kötü bir şekilde başlanmış.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (bed = kötü, ahter = yıldız, talih). Talihi kötü, bedbaht.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, A. asi = soy). Kötü soylu.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, Ayîn = resm ve Adet). Adeti, Ayîn ve mezhebi kötü.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiç bir şeyi beğenmeyen, her şeyi fenâ gören adama yakışacak surette, kötümserce.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fenâ görürlük, kötümserlik, bedbinlik.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, bû = koku). Kötü kokulu, fena kokan.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, çehre = yüz). Kötü çehreli, çehresiz.

Türkçe Sözlük

(i. F). Kötü endamlı, biçimli olmayan, biçimsiz, çarpık, kambur.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, endîşîden = düşünmek). Kötülük düşünen, herkesin kötülüğünü düşünen ve arzu eden, bed-hâh.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, fercam = encâm). Encamı kötü, sonu fena.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, fiâl = işler). İşi kötü, fena işler.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, gevher = asıl, maya). Aslı, esası ve mayası kötü.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, güften = söylemek). Herkes hakkında kötü söz söyleyen, dedikoducu, müzevir.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, güman = zan). 1. Fenalık düşünen, herkesin fenalığında bulunan, bed-hâh. 2. Her işde bir fenalık gören, vesveseli.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, hâsten = istemek). Başkasının kötülüğünü isteyen, kimsenin iyiliğini arzu etmeyen, garazkâr, kötülük isteyen.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâli kötü, kötü halli, fena bir halde bulunan, düşkün.

Türkçe Sözlük

yahut BED-HUY (i. F. bed = kötü, hû = tabiat, ahlâk). Kötü huylu, fena tabiatlı, kötü alışmış, huysuz.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, kâr = iş). İşi kötü, fenalıkta bulunan.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, kirdâr = tabiat). Kötü tabiatlı.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F. bed = kötü, likâ = yüzü). Yüzü çirkin ve kötü.

Türkçe Sözlük

(i. F. 1. Sarhoşluğu kötü, fenâ sarhoş. 2. Kendini bilmeyecek derecede sarhoş, kendinden geçmiş.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, nihâd = tabiat, huy). Kötü tabiatlı, fena huylu.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, nijâd = nesil). Soyu kötü, (Osm.) bed-asl, fürûmâye, soysuz.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed =. kötü, sîret = ahlâk). Kötü ahlâklı, ahlâksız.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, zeban dil). Kötü söz söyleyen, hicveden, edepsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدآواز] kötü sesli.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, baht = talih). Talihi kötü, talihsiz.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, dîden = görmek). Kötümser, herkesin kötülüğünü gören ve arayan. Bilhassa politika dilinde Fransızca pessimiste kelimesinin tercümesi olarak kullanılır ki, her hali fena görmeye meyleden demektir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimistic kötümser. karamsar. pesimist.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدبين] kötümser, karamsar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدبو] kötü kokulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدچشم] kötü gözlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بدجنس] kötü cinsli, cinsi bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بداندیش] kötü düşünceli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدفرجام] kötü sonlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدخواه] birinin kötülüğünü isteyen, kötü niyetli.

Türkçe Sözlük

(i.). Başkasının kötülüğünü arzu eden adamın hali. Garazkârlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدخو] huysuz, kötü huylu.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.İşleri kötü idare eden. 2.Çapkın kadın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدکار] kötü hareketli.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kötülük, çirkinlik 2. Sertlik, katılık, sert muamele.

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, nâm = ad). Kötü ad kazanan, kötülükte şöhret bulan, kötülükle ismi yâd olunan: Bu harekâtıyla bed-nâm oldu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدنام] adı kötüye çıkmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدنگاه] kötü gözlü, kötü bakışlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدنهاد] kötü yaratılışlı, soysuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدرفتار] kötü davranışlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدسگال] kötü düşünceli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدسرشت] kötü yaratılışlı, mayası bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدتر] daha kötü, beter.

Sağlık Bilgisi

Cinsel ilişki sırasında, meninin vaktinden önce boşalmasına verilen isimdir. Halk arasında erken boşalma. Tıp dilinde ise ejakulasyon denir. Nedeni çoğunlukla ruhsaldır. Tedaviye sinirleri dinlendirmek, açık havada dolaşmak, sabah akşam ılık banyo yapmak ve hazmı kolay şeyler yemekle başlanır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden biri de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Çörekotu, su.

Hazırlanışı : Her sabah, bir kahve kaşığı çörek otu az su ile içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şeytan, iblis; kötülük, şeytanet

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tersine dönmüş, mâkûs, ters: Baht-ı ber-geşte = Aksi ve kötü talih.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برباد] mahvolmuş. 2.kötü, pis, berbat.

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = yükseltme edatı, bâd = hava). 1. Havaya uçmuş gibi perişan. 2. Harap, viran, telef olmuş. Türkçe. 1. Pis, kirli: Berbat adam. Üstünü başını berbat etti. 2. Kötü, fena.

Türkçe Sözlük

(i. F. «bed-ter»den muhaffef). Daha kötü, daha fena: O, iyi değildi, bu, ondan beterdir. Daha kötü hal: Beterine uğramak, Allah beterinden saklasın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدتر] daha kötü, beter, şiddetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Beytlehem şehri; Londra'da meşhur bir akıl hastanesi. star of Bethlehem tükürükotu, bot. Ornithogalum stachyoides.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z.daha iyi, daha güzel; daha çok; z. daha iyi bir şekilde, daha çok, daha ziyade. better and better gittikçe daha iyi. be better off daha iyi durumda olmak. better half eş. for better or for worse iyi de olsa, kötü de olsa, anca beraber kanca beraber.

Genel Bilgi

İnsanoğlu ana rahmine düşünce, embriyon halinde iken, hücreleri bölünerek çoğalmaya baslar. İleride vücudun hangi parçasının bir hücresi olacaklarını bilirler. Yani bir kısmı kas hücresi olarak gelişirken bir diğeri göz, sinir, vb. hücresi olmak üzere çoğalır.

Sinir sistemimizdeki nöron hücreleri ise anne karnında oluşumlarının son safhasına ulaşırlar, tüm yaşam boyunca ulaşabilecekleri en çok sayı olan bu miktarda da kalırlar. Beynimizin milyarlarca hücresinin bu safhada oluşabilmesi için dakikada 2,5 milyon nöron meydana gelir.

Beyin hücreleri oluştuktan sonra ölünceye kadar sayı olarak artmazlar. Aslında vücudumuzda sonradan çoğalmayan başka hücreler de vardır. Ama boyut olarak büyüyebilirler. Eğer vücudu geliştirmek için halter çalışılırsa, kaslar büyür ama bu yeni kas hücrelerinin oluşması demek değildir. Mevcut hücrelerin boyutları büyümüştür. Çalışma bırakıldığında bu kaslar tekrar pörsüyebilirler.

Bir insan doğduğunda beyni 350 gram ağırlığındadır. Bir yaşında 1000 grama, gelişme tamamlanınca da nihai ağırlığına ulaşır. Beyin hücreleri daha anne karnında iken son şekillerini aldıklarına göre bu artış miktarı nereden geliyor diye sorulabilir. Burada da kas örneğinde olduğu gibi hücrelerin çoğalması değil büyümeleri söz konusudur.

20 yaşına gelince beyin hücrelerinde eksilme başlar. Her gün yaklaşık 50 bin tanesi ölür. Bu sayı 60 yaşlarında günde 100 bin hücreyi bulur. 75 yaşına geldiğimizde tüm nöronların yüzde 10’unu kaybetmiş oluruz. Tabii bu doğduğumuz ana oranla zekamızın yüzde 10 azaldığı anlamına gelmez. İnsan hayatında iyi beslenme, tecrübe ve öğrenme gibi faktörler geriye kalan nöronların kapasitelerinin daha da gelişmelerini sağlarlar. Yani beyin ne kadar çok kullanılırsa o kadar iyi durumda olur.

Beynin oksijen tüketimi sabittir. Beyinde oksijenle birlikte sadece glikoz kullanılır ve bunların beyinde yedeği yoktur. Bu demektir ki, sinir hücrelerinin yaşaması her an için kan dolaşımının getireceği miktara bağlıdır. Oksijensizliğin ve kanda glikoz azalmasının yol açtığı kötü ve onarılmaz sonuçlar hatta beynin bazı bölümlerinin ölmesi bununla açıklanabilir. Beyindeki bu kan akımı vücudun diğer kısımlarına oranla bağımsızdır. Kalpten çıkan kanın yaklaşık beşte biri buraya gider.

Vücut ağırlığımızın yalnızca yüzde 2’sini oluşturan beynimiz, toplam enerji üretimimizin yüzde 20’sini tüketir. Bu enerjiyi kanın taşıdığı oksijen ve glikozdan alır. Kanımızdaki glikoz (kan şekeri) seviyesi düşerse önce acıkır ve huzursuz oluruz. Seviye daha da alçalırsa beyin faaliyetini azaltır, biz de yarı baygın hale geliriz. Oksijen daha da hayati bir önem taşır. Oksijensiz kalan beyin hücreleri en fazla 5 dakika içinde ölürler. Beynin bir bölümünde kan dolaşımı duracak olursa, o bölgede hayatiyet sona erer.

Spor yaparken kalp daha hızlı çalışır, daha fazla kan pompalar. Bu durumda beyne daha çok kan gitmesi, dolayısıyla beynin daha iyi çalışması gerekmez mi? Hayır. Beyne giden kan miktarı hep aynıdır. Ortalama bir kalp dakikada yaklaşık 5 litre kanı vücudun her tarafına pompalar. Bunun 750 mililitresi beyne giderken 600 mililitresi de bacakların diz altındaki kısımlarına gider. Spor yaparken kalbin pompaladığı miktar 17 litreye kadar çıkar. Bunun 14.000 mililitresi bacaklara giderken beyne giden miktar yine aynı, yani 750 mililitredir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بأس] zarar, kötü yan.

Türkçe Sözlük

(Bİ-REH) (i. F.). 1. Yolsuz. 2. Münasebetsiz ve kötü yola sapan. 3. Musiki bilmeyen okuyucu, hânende.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yeni olan şey. 2. Dine müteallik olup Peygamber’den sonra ortaya çıkan şey: Bid’at-ı hasene, bid’at-ı seyyie (iyi ve kötü bid’at).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yeni olan şey. 2. Dine müteallik olup Peygamber’den sonra ortaya çıkan şey: Bid’at-ı hasene, bid’at-ı seyyie (İyi ve kötü bid’at).

Türkçe Sözlük

(i. i.). 1. Ticari bir kuruluşun muayyen bir devre sonunda alacak verecek durumunu göstermek üzere meydana getirdiği cetvel. 2. mec. Herhangi bir işte belirli bir müddet sonundaki iyi ve kötü sonuçların karşılıklı durumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dişi köpek veya kurt; kancık; (argo) Şirret kadın; kötü kadın; f., (argo) şikâyet etmek; acemice iş yapmak. bitchy s. orospu tabiatlı, şirret

Türkçe Sözlük

PITRAK (i. putrak). Çok şık, pek sık bitmiş, yeni bitip yüzünü büsbütün örtecek surette sık olan. Bıtrakotu = Demirdiken. Demirbıtrak = Eski cenk Aletlerinden olarak düşmanın ayağına batmak üzere yolun üzerine bırakılan üç köşeli demir diken. Kuzubıtrağı = Bir nev’i nebat, ganj. Bıtrak gibi kaynamak = Pek sık ve kalabalık olmak. Bıtrak gibi = Dallar üzerinde pek çok meyve olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. acı keskin; sert, şiddetli; kötü. to the bitter end iş bitinceye kadar; ölünceye kadar. a bitter pill yenilir yutulur cinsten olmayan durum. bitterish s. acımsı. bitterly z. acı olarak. bitterness i. acılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hem acı hem tatlı olan; aynı zamanda iyi ve kötü olan; i. yaban yasemini, bot. Celastrus scandens.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. engerekotu, bot. Echium vulgare.

Genel Bilgi

Biz insanlar kendimizi tabiattaki en mükemmel varlık olarak kabul eder, dünyanın asıl sahibi olduğumuzu zannederiz. Oysa diğer canlılar bir yana insanlar böceklerle yaptığı savaştan bile galip çıkamamıştır. Bir kere böcekler, insanın ortaya çıkmasından milyonlarca yıl önce de dünyada yaşıyorlardı.

O devirlerde onlarla birlikle yaşayan, başta dinazorlar olmak üzere, bir çok canlı türü tabiattan silindikleri halde, onlar çoğalma kapasiteleri ve farklılaşarak yeni türler çıkarma yetenekleri sayesinde günümüze kadar gelebilmişler, okyanusların derinlikleri hariç dünyanın her köşesinde yaşamayı başarmışlardır.

İnsan en baştan beri böceklerle savaş halindedir. Bilim ve teknolojinin bu kadar gelişmesine rağmen insan bu savaşta nihai zafere ulaşamamıştır. Halbuki böcekler fare piresi ile yayılan veba mikrobu aracılığıyla tarihte 100 milyonun üzerinde insanın ölmesine sebep olmuşlardır. Böceklerle taşınan virüs, bakteri ve mikropların insana verdiği zarar ve zayiata tarih boyunca hiç bir savaş sebep olamamıştır.

İlk bakışta boyutlarının küçüklüğü böcekler için bir dezavantaj olarak görülebilir. Oysa böceklerin insanlarla savaşlarındaki başarılarının en önemli faktörlerinden biri de bu boyutlarındaki küçüklüktür. Böcekler bu bedenleri ile her yere girebilmekte, kolaylıkla kaçabilmekte, saklanabilmekte, gıdamıza ortak olmakta, evimizde yaşamakta hatta kanımızı bile emebilmektedirler.

Böceklerin beden yapılarının küçük olması, onların çok kuvvetli bir kas sistemine ve inanılmaz fiziksel özelliklere sahip olmalarını sağlamıştır. Bacak uzunluğu 1,2 milimetre olan bir pire 196 milimetre yüksekliğe sıçrar ve 330 milimetre uzaklığa rahatça atlar.

Eğer insanoğlu kendi bedenine göre pire kadar kuvvetli olabilseydi bacak uzunluğu 90 santimetre olan ortalama bir insan 146 metre yüksekliğe sıçrayabilir, 247 metre uzağa atlayabilirdi. Muhteşem kas yapıları nedeni ile bir kaç milimetre boyunda olan bir sinek saniyede 330 kez kanat çırpabilir, küçük bir karınca ağırlığının 50 katı kadar bir yükü itebilir.

Böcekler üreme bakımından da insanlardan çok üstündürler.

Bir çift sineğin bıraktığı yumurtaların hepsi yaşasa ve bunlar erginleştikten sonra hepsi üremeye devam edebilse 5 ay içerisinde sayıları inanılmaz bir miktara ulaşırdı (l91’in yanına 18 tane sıfır koyun). İükür ki tabiatın dengeleri hiçbir zaman buna müsaade etmez.

Böceklerin bir çoğu insan kemiğinden daha sert, daha dayanıklı ve hafif, mekanik ve kimyasal dış etkenlere hatta aside dayanıklı bir dış iskelete veya beden duvarına sahiptirler.

Ayrıca böceklerin dünyada yaşadıkları yerlerde nüfus yoğunlukları da çoktur. Çekirgelerin sürü halindeki uçuşlarında 320 kilometrekarelik bir alanı kapladıkları görülmüştür. Ormanlık bir bölgede 4 bin 500 metrekarelik bir alanda, toprağın üstünde ve altında 65 milyon böcek yaşayabilmektedir. Eğer dünyadaki bütün böcekler bir araya gelebilselerdi, bunların toplam ağırlığı, dünyamızda yaşayan tüm insanların ve hayvanların ağırlıklarının toplamından fazla olurdu.

Şimdiye kadar böceklerin hep zararlarını anlattık. İpeği yapan ipek böceği ya da balı yapan arı da birer böcektir. Çiçeklerin ve meyvelerin çoğunun üremeleri böceklerin taşıdıkları tozlarla olur.

O halde dünyamızın bu üstün yaratıkları ile savaşla, iyi ile kötüyü ayırt etmeye, tabiatın dengesini bozmamaya çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Zaten şimdilik her iki taraf da belirgin bir üstünlük sağlamış değillerdir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dışkı, pislik, mec. Hor görülen, tiksinilen şeyler için kaba konuşmalarda söylenir: Şu bokun yaptığına bak. 2. Kaba konuşmada güç durum ifade eder. Boynuna kadar boka battı. Bok atmak = Leke sürmek. Bokböceği = Kınkanatlılardan, gübrelik yerlerde yaşayan bir böcek (geotrupes stercorarius). Bok canına olsun = Nefretli bir bıkkınlığı ifade eder. Bok etmek = Bozmak, berbat etmek. Bok üstün bok = Çok berbat. Bokyedibaşı — Üstüne vazife olmayan işlere karışan; her işe burnunu sokan. Bok yemek = Pek yakışıksız bir iş yapmak. Bok yemek düşmek = Hiç bir hakkı ve yetkisi olmamak. Bok yemenin Arapçası = Halt etmenin, yakışıksızlığın büyüğü. Boka nispetle tezek amberdir = Kötü bir şeyin yanında daha az kötü olanının iyi göründüğünü ifade eder. Boku bokuna = Pisi pisine, yok yere. Boku püsürü = Bir şeyin bölük pürçük bağlantıları. Bokunu çıkarmak = «Bok etmek» mânâsına gelir.

Türkçe Sözlük

(i.). Kötülük, şüpheli durum: Eninde sonunda bir bokluk çıkacak.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bombalama. BOMBOK (i.). Son derece kötü, pek berbat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. budala kimse, bön kimse, ahmak kimse; bir oyun veya müsabakada en kötü oyuncu; sınıfın en tembel talebesi. booby hatch A.B.D., (argo) akıl hastanesi. booby prize bir oyunun en kötü oyuncusuna veya bir yarışmada sonuncu olana verilen odül. booby trap ka

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) para; rüşvet, görevini kotüye kullanarak kazanılan para.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Boya sürerek veya boyaya batırarak bir renk vermek, Osm. telvîn etmek: Evi, esvabı, saçı boyamak: Göz boyamak = Aldatmak, iğfal etmek, sihir gibi bir hileyle kötü şeyi iyi gösterip iğfal etmek, kandırmak. 2. Şiddetle azarlamak, küfretmek: Adamı öyle bir boyadı ki, şaşa kaldım.

Türkçe Sözlük

(f.). t. Düzgünlüğünü kaybetmek, başka hâl almak: Bu kitap bozuldu, bahçe bakımsızlıktan bozulmuş. 2. Harap ve vîran olmak, yıkılmak: Duvarlar bozulmuş. 3. Muattal ve battal olmak, işlemez ve kullanılmaz olmak: Saat bozuldu. 4. Fenâ bulmak, mahvolmak, perişan olmak, fesholunmak: O usul şimdi bozuldu. 5. Kötüleşmek, fenalaşmak: Bu çocuğun terbiyesi bozuldu, yağmurdan yollar bozulmuştur. 6. Çürümek, kokmak veya ekşimek: Bu et, bu yemek bozulmuş. 7. Mağlûp ve perişan olmak, bozgun vermek: Düşmanın filân tümeni bozuldu. 8. Beklenmeyen, ters bir cevap almakla mahcup olmak: Zavallı çocuk o cevaptan bozuldu. 9. Zayıflamak, benzi solmak: Hastalıktan çok bozulmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. mayalama yoluyla bira gibi içkiler yapmak; hazırlamak, kaynatmak, sebep olmak (fesat, kötülük v.b.); i. bir defada çekilen miktar (bira); mayalanmak suretiyle hazırlanmış içki. be brewing patlamak üzere olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. borda; borda ateşi: geniş taraf: kötü muamele: eskiden halka dağıtılan bir yanı basılmış el ilanı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İçinde bulunduğumuz gün. 2. İçinde bulunduğumuz zaman. Bugün bana ise yarın da sana = Bugün birinin başına gelen kötü halin daha sonra başkasına da gelebileceğini hatırlatır. Bugün, yarın = Yakında, nerde ise. Bugünden tezi yok = Hemen şimdi. Bugüne bugün = Unutma ki, şunu iyi bil ki, mânâsında kullanılır ve kendisinden sonra gelen hüküm üzerine dikkati çekmeye yarar: Bugüne bugün ayda binlerce lira kazanıyor. Bugünkü günde = içinde bulunduğu muz zamanda, şimdi.

Ülke

(Bulgaria) Başkent: Sofya.

Nüfus: 8.800.000.

Yüzölçümü: 42.885 km2.

Komşuları: Kuzeyde Romanya, Batıda Yugoslavya, Makedonya, Güneyde Yunanistan ve Türkiye.

Önemli Şehirleri: Sofya, Plovdiv, Varna.

Din: %85 Bulgar Ortodoksu, %13 Müslüman.

Dil: Bulgarca.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Bulgaristan Sosyalist Partisi, Bulgar-Halk Çiftçi Birliği, Hak ve Özgürlükler Partisi, Demokratik Güçler Birliği.

Tarih: Bulgaristan’a ilk yerleşenler 6. Yy. da Slavlar oldular. Türk Bulgarları 7. yy.’da geldiler. Slavlarla karışarak 9. yy.da Hıristiyan oldular, 10. Ve 12. yy.larda güçlü imparatorluklar kurdular. Ülke 1396’da Osmanlılar tarafından ele geçirildi ve 500 yıllık Osmanlı egemenliğine sahne oldular. 1876’da meydana gelen bir ayaklanma 1908’de bağımsız krallık olunmasına yol açtı. Bulgaristan I. Balkan savaşından topraklarını genişletmesine rağmen, Almanya’nın yer aldığı I. Dünya Savaşında Ege Sahil Şeridini kaybetti. II. Dünya savaşında Mihver’e katıldı fakat 1944’de bu ittifaktan çekildi. Komünistler Sovyet desteğiyle iktidarı ele geçirdiler. 8 Eylül 1946’da monarşi lağvedildi. 10 Kasım 1989’da 35 yıldır iktidarda olan, Komünist parti lideri ve devlet başkanı Todar Jivkov istifa etti. Ocak 1990’da tutuklanan Jivkov, Eylül 1992’de yolsuzluktan ve görevi kötüye kullanmaktan suçlu bulundu.

Burma bkz. Myanmar.

Türkçe Sözlük

(müzari: bulur) (f.) (Çağatay lehçesinde olmak yerine yardımcı fiil gibi kullanılır: Bolmak). 1. Arayarak veya tesadüfen bir şey elde etmek: Bahçede güzel bir çiçek buldum. Filân bir define buldu. 2. Kaybolmuş bir şeyi tekrar ele geçirmek: Kaybolan atı buldular. Düşürdüğünüz parayı buldunuz mu? 3. Varmak, erişmek: Yetmişi buldu, sağlıkla baharı bulalım. 4. Nâil olmak, ele geçirmek, zafer kazanmak, hâsıl etmek, şifâ, iyilik bulmak. 5. Uğramak, kötülüğe yakalanmak: Belâsını bulmak: İnsan ettiğini bulur. 6. Tedarik etmek: Bize biraz yemek bulmalı. 7. Raslamak, tesadüf etmek, rasgelmek, görüşmek: Dün filânı buldum. 8. Keşf, icat, ihtirâ etmek: Kristof Kolomb Amerika’yı, Gutenberg matbaayı buldu. Filân yeni bir makine, bir usûl buldu. Aralarını bulmak = Uyuşturmak, uzlaştırmak, barıştırmak. Aralık bulmak = Fırsat düşürmek. Arayıp bulmak = Aradığını bulmak, lâyık olduğu cezaya uğramak. Allah’tah bulmak = Tanrı gazabına uğramak. Vücut bulmak = Vücuda gelmek, mevcut olmak. Vuku bulmak = Meydana gelmek. Yerini bulmak = Yerine gelmek, icra olunmak. Yüz bulmak = Yüz verilmek, iyi muameleden azmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dilenci serseri; iyi netice vermeyen şey; (argo) uyuşturucu maddelerin kötü etkisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kötü alışkanlık, kötü iptilâ.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kötü el yazısı; bozuk imla.

Türkçe Sözlük

(i. F. «câdC» dan). 1. Halkın bâtıl inancına göre gûyâ mezardan çıkıp geceleri korkutucu bir surette ve cin gibi gezen hayal, vampir, karakoncolos. 2. mec. Kötü huylu ve çirkin kocakarı, acöze.

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole (UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında ‘derma’ diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında ‘melanin’ denilen daha koyu pigmentlerin miktarını artırırlar. Bu koyu pigmentler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yine de güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınlarından korunmak, şapka ve gözlük takmak tavsiye edilir. UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalmayacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde 3 kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole(UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında “derma” diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında “melanin” denilen daha koyu pigmentlerin miktarını arttırırlar. Bu koyu pigmetler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yinede güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalınacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde üç kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yayvan toprak kap, topraktan yemek kabı, kasa; çanak çömlek vesaire. Çanak üzengi = Eski biçim geniş üzengi, mec. Çanak tutmak = 1. Dilenmek. 2. Kötü bir hareketi hak edecek şekilde hareket etmek. Baş çanağı = Kafa kemiği. Dilenci çanağı = Keşkül. Kan çanağı = 1. Kanla dolu, kıpkırmızı göz. 2. (botanik). Çiçeği en dıştan kucaklayan yeşil yapraklar.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir işin umulmadık kötü tarafı, insanı derde sokacak hal: İşi kurcalayınca altından çapanoğlu çıkacağını biliyordum.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok yürüyen, çok koşan. 2. Açık eşkin giden (at). 3. Her tarafa koşup bir yerde dikiş tutmayan, serseri, derbeder. 4. Hovarda, sefih, içki ve kumar gibi kötü huyları olan. Uçarı çapkın = Sefahatte aşırıya kaçan. Mahalle çapkını = Mahallesini alt üst eden yaramaz çocuk, külhanbeyi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). karikatür; karikatür sanatı; kötü taklit; (f). karikatürünü yapmak; çizgilerle alaya almak. caricaturist (i). karikatürcü, karikatürist.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde palpitasyon denilen çarpıntının nedenleri çeşitlidir. Bir kalp hastalığı söz konusu değilse; fazla sigara içmek, alkol, yorgunluk, sinirlenmek, kansızlık, hazımsızlık, çay, kahve veya zehirlenmelerden kaynaklanabilir. Yorgunluk, sinirlilik veya kötü alışkanlıklardan kaynaklanan çarpıntılarda aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazırlanışı : 2 bardak kaynak suya, 1 çorba kaşığı nane konur. 20 dakika bekletilip, süzülür. Çarpıntı hallerinde, 1 çay bardağı içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(Yu).(mit). sözüne asla inanılmayan Truva'lı kadın peygamber; kotü olayları önceden haber veren kimse.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ces» ten) (c. cevâsis). 1. Kötülüğe ait haber ve sırları gizlice öğrenip haber veren kimse. 2. Düşman tarafından bir devletin askerî, siyasî, iktisadî durumunu ve kuvvetini öğrenmek üzere asıl şahsiyetini gizleyerek onun ülkesine veya ordusuna sokulmuş, yahut kendi vatanı aleyhinde böyle bir hizmette bulunmak üzere düşman tarafından kazanılmış adam. Eski Türkçe’de: Çaşıt.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kibir, azamet, celâl. (Allah’a mahsus bir sıfat olup, insana yakışmadığı için, insan hakkında ancak kötüleme niyetiyle kullanılır). Alem-i ceberOt = Bu dünyanın ötesi, yücesi.

Türkçe Sözlük

(f.) Fenalığını söylemek, Osm. fasi ve gıybet etmek: Adam çekiştirme pek kötü bir huydur.

Türkçe Sözlük

İkinci Dünya Savaşında Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasından bu yana yaşanan en kötü nükleer felaket. 25-26 Nisan 1986’da güvenlik sistemleri denenirken bir dizi insan hatası soncunda Priapat Nehri üzerinde bulunan Çernobil nükleer santralinin 4 numaralı reaktörü istikrarsız bir hale geldi ve kontrolden çıktı. 26 Nisan sabahı, saat 1: 23’te güçlü bir buhar patlamasıyla reaktörün içindeki su buharı 1.000 tonluk metal kapağı havaya uçurmuş, kalın beton duvarı delmiş ve çok zehirli radyoaktif bir buharın oluşmasına yol açan büyük bir hidrojen patlamasına yol açmıştır. Radyoaktif serpintiler Sovyetler Birliği’nin doğusu, doğu ve güney, batı ve kuzey Avrupa’da ciddi bir kirlenmeye yol açmıştır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da hem iyi ve hem kötü karşılık mânâsına gelip mükâfat yerine de kullanılırsa da, dilimize yalnız kötülüğe karşılıktır). 1. Cürüm, kabahat ve cinayet sahibine gerek dünyada ve gerek Ahirette verilen karşılık. Ar. ukûbet, azap. Ceza vermek = Müstahak olanın cezasını tertip ve icra etmek. Allah cezasını versin = Beddua, cezasını bulmak, cezaya uğramak, ceza çekmek, ceza. Ceza kanunu = Ceza derecelerini tayin eden kanun. Ceza mahkemesi = Cezayı gerektiren suçlara bakan mahkeme. Cezâ-i nakdî, nakdi ceza, para cezası = Bir kabahate karşı sahibinin vermeye kanunen mecbur olduğu para. Rûz-ı cezi = Kıyamet günü, mahşer günü. 2. Biri diğerine bağlı olan iki cümleden meydana gelen sözün ikincisi ki «cevap» da denilip diğeri «şart» tır. «Haber verirseniz gelirim» cümlesinde «gelirim» kelimesi ceza ve «haber verirseniz» şarttır.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Yaradılış, Ar. hilkat, tıynet, Fars. nihâd, tabiat, huy: Bir adamın cibllleti kötü olursa terbiye ile ıslah olunamaz (cibilliyet galat-ı meşhurdur).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) [جبلتسز] karaktersiz, kötü yaratılışlı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pişmemiş, kaynatılarak yahut kızartılarak yenecek hale gelmemiş. Fars. nâ-pûhte: Çiğ et, çiğ sebze. 2. İyi pişmemiş, az pişmiş: Çiğ ekmek. 3. Olmamış, kemâle ermemiş, ham: Çiğ armut. 4. mec. Tecrübe görmemiş, alışmamış, ham, densiz: Bu adam pek çiğ. 5. Kötü, çirkin, bed, fena, lefafetsiz, soğuk: Çiğ renk. 6. işlenmemiş, tabiî hâlinde, ham: Çiğ toprak. Çiğ çiğ yemek = Büyük bir hırs ve kin göstermek: Askerimiz, düşmanı çiğ çiğ yemek istiyordu.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. içerden dışarıya varmak, çıkmak: Evden çıktı. At ahırdan çıkacaktır. 2. Yükselmek, yukarı kalkmak, Osm. suûd etmek: Evin üst katına çıktı. Merdivenden çıkıyordu. 3. Meydana gelmek, zuhur etmek, görünmek: Bize çıkmadı. 4. Doğmak, Osm. tulü etmek: Güneş, ay çıktı. S. Verilmek, ödenmek: Maaş, ihsan, ikramiye çıktı. 6. Son bulmak, geçmek, Osm. mürûr etmek: Mart çıkıp, nisan girdi. Çıkan ay. 7. Şâyî olmak, duyulmak, intişâr etmek: Bir lâkırdı, bir havadis çıktı. 8. Neşrolunmak, intişar etmek: Bir kitap, bir gazete çıktı. Falan gazete sabahları çıkar. 9. İcad ve ihtirâ olunmak: Yeni bir usul çıktı. Pek işe yarar bir makine çıktı. 10. Birinin veya bir heyetin huzuruna varmak: Makama çıktım. Mahkemeye çıktı. 11. Kaldırılmak, Osm. raf’ ve nez’ olunmak, selb olunmak: Fes baştan, çizme ayaktan çıkar. Bu esvap kolay çıkmaz. Bu yüzük parmağımdan çıkar. 12. Elde edilmek, özü alınmak: Çiçekten su, sütten yağ çıkar. 13. Netice alınmak, Osm. istintâc, istinbât olunmak: Bundan ne çıkar? Böyle sözlerden bir şey çıkmaz. 14. Artmak, yükselmek, pahalılaşmak: Zahirenin fiyatı çıktı. 15. Pahalanmak, pahası artmak: Savaş sebebiyle İngiliz malları çıktı. Pamuk çok çıktı. 16. Mal olmak; şu kadar para ile vücuda gelmek: Bu ev kaça çıktı? Şu kumaştan bir kat esvap kaça çıkar? 17. Gerçekleşmek, tahakkuk etmek, doğru olduğu anlaşılmak, açığa çıkmak: Benim sözüm çıktı. O adamın dediği çıkacaktır. 18. Ortaya çıkmak, zuhûr etmek, görünmek, ne olduğu anlaşılmak: Aldıkları gelin nasıl çıktı? Gelen atlar iyi çıkmadı. O iş umduğumuz gibi çıkmadı. 19. Başa çıkmak: Sendikaların tuttukları yol çıkmaz. O, çıkar iş değildir. 20. Kifayet etmek, yetişmek, kâfi olmak: Bir elbise iki metre kumaştan çıkar mı? Bu kumaştan bir pantolon çıkmaz. 21. Sonuna gelmek, sona ermek, varmak, nihayet bulmak: Bu yol nereye çıkar? 22. Kör olmak, patlamak, akmak, sakatlanmak: Gözü çıktı. Gözlerim çıksın (yemin). 23. (uzuv) Yerinden oynamak, (kemik) mafsaldan ayrılmak: Kolu çıkmış. 24. Sâdır olmak: Emir çıktı. 25. Bitmek: Ekinler yeni çıkıyor. 26. (renk, boya) ZAil olmak, solmak: Bu boya çıkar mı? Bu kumaşın rengi çıkar. Ad çıkmak = Fenalıkta şöhret bulmak, kötü tanınmak. Aradan çıkmak = Mündefî ve zâil olmak. Aslı çıkmak = Doğruluğu belli olmak: O havadisin aslı çıkmadı. Elden çıkmak = Kaybolmak. Usta çıkmak = Maharetini göstermek. Baştan çıkmak = Azmak. Başa çıkmak = Muvaffak ve müyesser olmak. Başa baş çıkmak = Yeke yek gelmek, tamam tamamına yetişmek. Paradan çıkmak = Para sarfına mecbur olmak. Can çıkmak = Olmak ve mec. Çok zahmet ve meşakkat çekmek. Hatırdan çıkmak = Unutulmak. Karşı çıknuk = Karşılamak. Gözden çıkmak = Gözden düşmek, soğumak. Yoldan çıkmak = Katar veya tramvay yolundan dışarı fırlamak. Yola çıkmak = Yolcu olmak, yola koyulmak. Kokusu çıkmak — Duyulmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çıra koymak ve tutuşturmak, yakmak, alevlendirmek. 2. mec. Fesat karıştırmak, kötüleştirmek.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça «çirk» den, yani kirli). 1. Güzelin zıddı, çirkin: Çirkin adam. Çirkin kız. Çirkin yüzlü. 2. Kötü, beğenilmeyecek. Ar. Mezmûm, redâ, Fars. bed: Çirkin iş, çirkin huy. Kötü, fena: Çirkin etmiş, çirkin söyledi.

Türkçe Sözlük

(f.). Çirkin olmak, çirkinleşmek. Çirkin saymak, kötülemek. Osm. zem ve takbîh etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çirkin olanın hali, güzellik karşılığı. 2. Kötülük, fenalık. Ar. redâet.

Sağlık Bilgisi

Çocuklarda görülen gelişme bozukluklarının çoğu kötü beslenmeden kaynaklanır. Bunun yanı sıra; geçirilen bir hastalıktan kaynaklanan veya irsi olarak da gelişme bozukluğu görülebilir. Nedeni test etmek için doktora başvurmak gerekir. Gelişmeye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sinirli yaprakotu, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 2 avuç sinirli yaprak out konur. Kaynatılıp süzülür. Sabah akşam birer su bardağı içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). sirayet, bulaşma, geçme; bulaşıcı hastalık; kötü tesir.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Ufak kangal şeklinde yuvarlak ve yumuşak ekmek: Yağlı çörek, kandil çöreği. 2. Çörek şeklinde çeşitli maddelerin kangalı: Bir çörek kurşun, bakır vs. Çörekotu = Çörek ve ekmek üzerine ekilen siyah bir küçük tane.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). namussuz, fırsatçı, rüşvet almaya alışmış, kötü, pis; bozuk, çürük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bozmak, ifsat etmek, ayartmak, baştan çıkarmak. corrupt text hata ve düzeltmelerle kıymeti azalmış yazı. corruptibles rüşvet kabul etmeye hazır; ayartılabilir; çürüyebilir. corruption (i). irtikâp, rüşvet yeme, fesat; kötü yol; çürüklük, küf.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). krepon krep, bürümcük; yas belirtmek için taklıan siyah tül. crapehanger (i)., (ABD)., (k.dili). kötümser kimse. crape myrtle ,Çin asıllı gösterişli pembe, mor, kırmızı veya beyaz çiçekleri olan bir bitki. (bot). Lagerstroemia indica crape paper

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sakat insan; (f). sakat etmek; bozmak. crippled (s). kötürüm; arızalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (A.B.D)., argo pis, köhne, bakımsız, adi, kötü, ikinci kalite; (ing)., argo tombul, balık etinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ağlamak; feryat etmek; bağırmak; yalvarmak. cry down kötülemek. cry for arzu etmek, istemek. cry for the moon olmayacak bir şeyi istemek. cry off vaz geçmek. cry oneself to sleep uyuyuncaya kadar ağlamak. cry one's heart out kederden devamlı ağlamak

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). koparmak, toplamak; ayırmak, seçmek; değersiz olanları seçip atmak; (i). kötü veya değersiz olduğundan bir kenara ayrılmış şey.

Şifalı Bitki

(çördekotu): Dallı, budaklı, yaprakları sivri ve ayva biçiminde bir çeşit bitkidir. Çiçekleri mavi renkte olup, dikenlidir. Çiçeklerinin tozu; sarı veya sarımsıdır. Tadı acıdır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Hazımsızlık ve mide zafiyetini giderir. Kulunç ağrılarını keser. Zayıf çocukların gelişmesine yardımcı olur.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaş bir yerde bı rakmakla bir cismin liflerini, tutmayacak hâle getirmek, kokutmak: Bu meyveleri çürütmüşsünüz. 2. Kötülemek, itibarını bozmak: Zavallı adamı büsbütün çürüttünüz. 3. Bir dâvâ veya bahsi deliller göstererek bozmak, iptal etmek: Bu gibi deliller ile dâvâmı çürütemezsiniz. 4. Bir parayı itibarı bozuk bir yere vererek tehlikeye koymak: O parayı siz boşuna çürüttünüz.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaş yerde bırakılıp lifleri tutmaz hale getirilmek. Osm. ifsâd olunmak: Bu kavunlar bile bile çürütülmüş. 2. Aleyhinde bulunularak kötülenerek itibarı bozulmak: Bu gibi sözlerle itibarlı bir adam çürütülmez. 3. Deliller söyleyerek bir dâvâ veya bahis bozulmak ve iptal olunmak: Benim delilim öyle kolay kolay çürütülmez. 4. Bir para, itibarı şüpheli bir yere bırakılarak tehlikeye konmak: O para bile bile çürütüldü.

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyin tadını alıp alışmak, lezzetini alıp iptilâ hâline getirmek: Siz eğlenceye çok dadandınız. Dadanmak kudurmaktan beterdir. İyi terbiye görmeyen çocuk kötü şeylere dadanır.

Türkçe Sözlük

(i.). Dağcının yaptığı iş. Dağa çıkmak = Eşkıyalık etmek, devlet kuvvetlerine karşı gelmek için dağlara çekilmek. Dağa kaldırmak = Bir kimseyi herhangi bir gaye ile zorla dağa veya tenha bir kıra götürüp orada tutmak. Dağ ardında olsun da, yer altında olmasın = Hasretin ölüme tercih edildiğini anlatır. Dağdan gelip bağdakini kovmak = Sonradan girdiği bir yerde eskileri beğenmez olmak. Dağ dağ üstüne olur, ev ev üstüne olmaz = Aynı evde oturan iki ailenin er geç geçimsizliğe düşeceğini ifade eder. Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur = Ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar insanların birbiriyle buluşabileceğini anlatır. Dağ fare doğurmuş = Büyük şeyler beklenen bir işten basit bir netice alınca söylenir. Dağ gibi = Pek büyük, iri, güçlü. Dağ anası = Çok iri kadın. Dağlar kadar = Aşırı ölçüde büyük. Dağlara düşmek = Perişan ve avare olmak. Dağlara, taşlara = Kötü bir durum karşısında söylenir (hepimizden uzak olsun mânâsına).

Türkçe Sözlük

(i. i.). Hile, sahtekârlık; el altından yapılan kötü iş.

Türkçe Sözlük

(İ.F.) Eteği bulaşık, mec. İffetsiz, kötü işlere karışan.

Şifalı Bitki

(kulakotu): Damkoruğugillerden ılık iklimlerde yetişen bir bitkidir. Çiçekleri kırmızıdır. Yaprakları etli ve çiçeklerin dibindedir. Haziran - Ağustos ayları içinde toplanır. Çoğu zaman taze halde kullanılır. Kullanıldığı yerler: Basur memelerini giderir. Nasırları söker.

Türkçe Sözlük

(i. Al.). 1.En iyi: Elinden bu işin daniskası gelir. 2.Katmerli. 3.Daniska Bir şehir adıdır Almanca danzig kentinin adından Türkçe’ye halk ağzında daniska olarak geçmiştir. Eskiden Almanya’dan danzig yoluyla gelen alışveriş nesnelerinin üzerinde danzig markası vurulurdu. Oldukça iyi ve sağlam olan bu mallar, halk arasında beğenilir, tutulurdu. Bir şeyin en iyisi, en ileri noktası anlamında bu söz kullanılır. Aslında daniska kötü gibi algılansa da anlamı kalteli ve iyi anlamına gelir.Saçma bir söz kullanıldığında en üst düzeyde saçmalama anlamında Saçmalığın Daniskası sözü kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. F. Türkçe «destan»). 1. Hikâye, masal, sergüzeşt. 2. Bir vaka veya kahramanlığı hikâye eden manzûme. Dillerde (dillere) destan olmak = Halk arasında şöhret bulmak, tanınmak (daha çok kötü mânâ da kullanılır), (bk.) Destan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birden çökme, kötü bir yenilgi; nehri tıkayan buz v.b,nin birden çözülmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kötulemek, zemmetmek, kınamak, takbih etmek, batırmak.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. defâtîr) (Farsça’dan, o da Yunanca iki kanatlı mânâsına gelen bir kelimeden). 1. Ticari hesaplara mahsus hususi çizgileri olan beyaz kitap: Deftere yazmak, deftere kaydetmek, deftere geçmek. 2. Hesap veya isim ve rakamlar yazılı kâğıt, pusula, liste: Yemek defteri, hesap defteri. 3. Yazı yazmak üzere birlikte dikilip kitap şekline konmuş beyaz yapraklar: Talebeye mahsus yazı defteri. Ana defter = Yevmiye defterinde kaydolunmuş hesapların kaldırılıp cinsine göre yerlerine kaydolundukları büyük defter. Defter-i Amil = İnsanların iyilik ve kötülüklerinin kaydolunduğu mânevi defter. Defter emini = Osmanlı devrinde maliye müsteşarı, Defterdâr-hâne nâzırı. Defter-i hakanı = Tapu ve kadastro. Defter-i hakan! emâneti (nezâreti), emini = Osmanlı devrinde tapu ve kadastro teşkilâtı ve umum müdürü.

Yabancı Kelime

Fr. dégénéré

1. soysuz, 2. yoz, 3. fiz. ve kim. bozulmuş, 4. fiz. ve kim. bozunmuş

1. Soyunun özelliklerini yitirmiş olan (kimse, bitki vb.). 2. Biyolojik ve toplumsal ölçüler yönünden göze batacak kadar kötüye giden (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cin, kötü ruh, şeytan, ifrit; kötü adam, iblis herif; (k).dili çok enerjik kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kötü ruhların etkisi altında olan kimse; deli kimse; (s). mecnun, deli, cinli, kötü ruhların etkisi altında olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karşı koymak, şiddetle itiraz etmek, protesto etmek: küçümsemek, yukarıdan bakmak; eski kötülüklerden korunmak için dua etmek. depreca'tion (i). karşı koyma protesto, itiraz. deprecatory (s). küçümseyen, karşı koyan, itiraz eden.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karısının kötü hâline göz yuman kimse.

Türkçe Sözlük

(I.). Musikide kulağa kötü gelen ses dizisi. Ar. mütenâfir.

Türkçe Sözlük

(I.). Musikide bir ses dizisinin kulağa kötü gelmesi. Ar. Tenâfür.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eksiltmek, kıymetten düşürmek; itibarını zedelemek; kötülemek, aleyhinde bulunmak. detraction (i). eksiltme; itibarını zedeleme, kötüleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). devilry (i). şeytanlık; sihirbazlık; kötülük, zalimlik; yaramazlık, haylazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yüksükotu, (bot). Digitalis purpurea; (ecza). yüksükotunun kalp kuvvetlendirici olarak kullanılan yaprağı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. insan ve hayvanların ağzındaki organ ki, besini yutmaya ve bilhassa insanda konuşmaya yarar. Ar. lisân, Fars. zebân: insan dili, koyun dili. 2. İnsanların konuştukları lehçelerin beheri. Lügat, lisan, zebân: Dünyada binlerce dil konuşulur. Türkçe eski ve geniş bir dildir. 3. Çeşitli Aletlerin uzunca, yassı ve çok defa oynak kısımları: Terazi, düdük, kilit dili. 4. Denizin içine uzanmış uzun, kumluk, üstü düz ve alçak kara parçası (dağlık ve taşlık olanına burun denir). 5. mec. Dedikodu, aleyhte söz söyleme: Allah, dilinden kurtarsın. Ağzı var dili yok, ağzında dili yok = Ses çıkarmaz, dayanıklı, tahammül eden, utangaç, masum, mahçup. Edirne dili = Başlıca bu şehirde yapılan sığır dili pastırması. Dilaltı = Tavuklarda görülen bir hastalık, kurbağacık. Dil ucunda olmak = Hemen söylenecek gibi hatıra gelip yine kaçmak: Onun adı dilimin ucundadır. Dil uzatmak = Haddini aşarak birinin aleyhinde söylemek. Dili uzun = Edepsiz Dil oğlanı = Vaktiyle Avrupa elçiliklerinde tercüman yamağı. Dil bağlamak = Susmaya mecbur etmek. Osm. iskât etmek. Dil balığı — Yassı bir cins balık. Dil burmak, dil çıkarmak = Eğlenmek, alay, istihzâ etmek. Dil peyniri = Uzun parçalı bir cins taze peynir. Dil tutmak = Düşmanın durumunu söyletecek esir tutmak. Dilini tutmak = Sözüne hâkim olmak, sır vermemek, her şeyi söylemekten sakınmak. Dillere düşmek = Kötü şöhret bulmak, kötülüğü yayılmak. Sığır dili = Uzun yapraklı bir bitki. Ar. lisân-üssevr. Kuş dili = 1. Kelimelerin her hecesi arasına diğer bir hece katarak ve tekrar ederek veya diğer bir suretle söylenmek ve bilmeyenler tarafından anlaşılmamak üzere birkaç kişi arasında uydurma dil. 2. Dişbudak tohumu. Dillerde gezmek = Fenalıkla şöhret bulmak. Dilini kesmek = Susmak, sükût etmek. Dile gelmek = 1. Kötü şöhret kazanmak. 2. Sevilmek. Köpek dili = Kızıllık otu. Küçük dil = Boğazda yukardan aşağıya sarkan küçük et parçası.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Glossit denilen bu iltihaplanmanın nedeni, çürük dişler, dişeti iltihabı, sigara, çok sıcak veya çok soğuk şeyler yemeyi alışkanlık haline getirmiş olmaktır. İhmal etmemek gerekir. Çünkü dil kanseri veye dil ülseri belirtisi de olabilir. Mutlaka doktora başvurmak gerekir. Yapılacak ilk iş, sigarayı bırakmak, çürük dişleri tedavi ettirmek, ve kötü alışkanlıkları terk etmektir. Aşağıdaki reçeteler de tedavi amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Mersin yaprağı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 avuç mersin yaprağı konur. 20 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere gargara yapılır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dinsiz adamın hali. Ar. ilhad: Dinsizlik bütün Alemde kötü görülür. Dinsizlikle suçlandırılmıştı. 2. mec. Merhametsizlik, gaddarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nahoş, hoşa gitmeyen; kötü, huysuz, kavga eden, aksi, ters, sert. disagreeableness (i). uygunsuzluk, nahoşluk; terslik. disagreeably (s). terslikle, nahoş derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). itibardan düşürmek, kötülemek; şüpheye düşürmek, güvenini sarsmak; inanmamak, kulak asmamak, itimat etmemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aleyhinde bulunmak, kötülemek, itibarını sarsmaya çalışmak, küçük görmek, küçük düşürmek, takdir etmemek. make disparaging remarks küçük düşürücü sözler söylemek, bozmak. disparagement (i). aleyhinde bulunma, kötüleme. disparagingly (z). tenkit e

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kötülemek, ayıplamak, kıymetini takdir etmemek; (i). kötüleme, ayıplama. dispraisingly (z). kötüleyerek, ayıplayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). itibarsız, kötü şöhreti olan, haysiyetsiz, namussuz, rezil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). itibarsızlık, kötü şöhret. fall into disrepute şöhreti lekelenmek, ismi kötüye çıkmak, itibardan düşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zarar, ziyan. do dis serviceto bir kimseye zarar vermek.disserve (f). bir kimseye kötülük etmek, incitmek, kırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geyikotu, girit otu, (bot). Dictamnus albus, ilaç için kullanılan birkaç çeşit ot. dittany of Crete kurt helvası, (bot). Origanum dictamnus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köpek, it; kurt, tilki ve çakal gibi hayvan; bu hayvanların erkeği; k.dili herif, adam; (argo). değersiz ve kötü olan herhangi bir şey; kütükleri tutmak veya kaldırmak için kullanılan demir alet; (argo). çirkin ve sıkıcı kadın; mandal; den pala

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ged, ging) peşini bırakmamak, takip etmek (özellikle kötü bir niyetle); tazı gibi av peşinden gitmek; kütükleri aletle tutup kaldırmak. dog one's steps birinin peşini bırakmamak, takip etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Dolandırıcının kötü işi. Osm. ayyarlık, tarrarlık: Dolandırıcılığın kanunen cezası vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kötü kader, kör talih; hüküm, mahkumiyet; ölüm, zeval, yok olma; son hüküm, kıyamet günü. crack of doom kıyamet kopması, dünyanın sonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hüküm vermek, aleyhinde karar almak, mahkum etmek; kötü bir talihi olmak. doomsday bak. domesday.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iniş; talihin ters dönmesi. ups and downs hayattaki iniş çıkışlar, iyi ve kötü günler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (müz). öIçünün birinci vuruşu; (s). kötümser, bedbin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkunç, dehsetli, heybetli; (k.dili). iğrenç, berbat, çok kötü. dread fully (z). çok fena, dehşetle; (k.dili). çok, muthiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). boşaltmak, atmak; (tic.) damping yapmak, fiyatları düşürmek, toptan ucuz fiyata vermek; düşmek; (i). çöp yığını, çöplük, mezbele;(A.B.D.), (argo) köhne ve kötü şöhretli ev veya otel; komputer makinadaki bütün bilginin makinadan boşalıp kâğıd

Türkçe Sözlük

(i. «durmak») tan 1. Durulacak, durulan yer. Ar. makam, mekân. 2. Mesken, Ar. me’vâ. 3. Demiryolu katarı, otobüs, tramvay, dolmuş vesairenin durduğu yer. Ar. menzil, mevkif. Fr. station. 4. Kur’an-ı Kerim’in durma yerleri ve bu yerlerde mürekkep veya yaldızla resmolunan işaret. Durakotu = Bir cins bitki.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yukarıdan aşağıya birden bire, ansızın ve elde olmayarak inmek. Osm. sukut etmek: Damdan bir kiremit düştü. Pencereden bir şey düştü. 2. Yukarıdan inmek, Osm. hübût, nüzûl etmek: Pencereden düştü. 3. Yürürken yahut dururken yıkılıp yere yatmak: Düşüp kolunu incitti. Hayvandan düştü. Az kaldı düşüyordum. Çocuğa bakın düşmesin. 4. Yıkılmak, devrilmek. Osm. münhedim olmak: Bahçe duvarının bir tarafı düştü. Bu ağaç bir gün düşecektir. 5. Yağmak: Bu gece epeyi yağmur düştü. Dağlara kar düşmüş olmalıdır. 6. Kıymetçe aşağılamak, ucuzlamak, kıymeti olmamak. Osm. tedenni etmek: Zahire çok düştü. Piyasa gittikçe düşüyor. 7. Derece ve miktarı yahut şiddeti azalmak, hafiflenmek, tenezzül etmek: Sıcak, soğuk, rüzgâr düştü. Sıtması daha düşmedi. Hiddeti düşünce haksızlığı anladı. 8. Kuvvetsiz kalıp zayıflamak, kuvvetten düşmek: Zavallı kadın, o kadar ihtiyar değilse de çektiği acılardan çok düştü. Artık bu son zamanda çok hasta düştü. 9. Servet ve itibarını kaybedip fakir olmak: Düşmüş bir aileye mensuptur. Pek muteber bir tacir iken ziyana uğrayıp düştü. 10. Uğramak, Osm. musâb olmak, tutulmak: Belâya düştüm. El ağzına düştük. 11. Tesadüf etmek, vaki olmak, vuku bulmak, zuhur etmek: Gün düşer ki çok alış veriş olur. Bazen öyle düşer. İşim düşerse gelirim. Oradan yolunuz düşerse bize uğrayın. Köy yolun sağına düşer. 12. Uymak, yakışmak, ait ve münasip olmak: Söylemek bana düşmez ama söyleyeceğim. Benim aleyhimde bulunmak size düşer mi? Öyle demek düşer. 13. Katılmak: Kervanın önüne, arkasına, peşine düştü. Önümüze düştü. Yola düştük. 14. Sığınmak, Osm. ilticâ ve dehâlet etmek: Ocağına, eteğine, ağına düştü. Ardına, arkasına düşmek = Takip etmek, arkasını bırakmamak. Etten düşmek = Arık ve lağar olmak, zayıflamak. Elden, ayaktan düşmek = Takatsiz kalmak, kötürüm olmak, iş yapamaz hâle gelmek. Üstüne düşmek = Çok sevmek, çok uğraşmak. Hesaptan düşmek = Tenzil etmek. Damdan düşmek = Münasebetsiz vakitte ve sırası değilken bir şey söylemek. Küçük düşmek = Mahcup olmak, mukabele edememek. Gözden düşmek = İtimadı ve teveccühü kaybetmek. Düşüp kalkmak = Beraber yaşamak, refakat etmek, arkadaşlık etmek. Düşe kalka = Düşüp kalkarak, zahmetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). heykel, büst, resim, tasvir, suret, şekil; hoşa gitmeyen bir kimsenin kötü tasviri. burn veya hang in effigy (halkın nefret ifadesi olarak) bir kimsenin büstünü veya resmini yakmak veya asmak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaralı, sakat, kötürüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). fevkalade kötü, çok fena. egregiously (z). kötülükle. egregiousness (i). göze batar derecede fena ahlâklı oluş, kötülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اهرمن] kötülük tanrısı, şeytan.

Türkçe Sözlük

(i. F). Zerdüşt dinine mensup eski Iranlılar’ın inandıkları iki kuvvetin biri ki, kötülük ve karanlık kaynağı idi. Diğeri iyilik ve aydınlık kaynağı idi, İzd denilirdi. İslâm’dan sonra İzd ismi Allah’a ve Ehrimen, Şeytan’a verildi.

Türkçe Sözlük

Kişisel tatil ve çevreye verilen önemin bileşimi. Doğa turizmi, çevre tatili de denmektedir. Ekoturizm tabiri, soyu tehlikede olan türler veya yağmur ormanı gibi bir çevresel özellik nedeniyle bir yere giden bireylere ortak bir dizi faaliyeti anlatmak için kullanılmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ekşi olan şeyin hali, ekşi lezzet. Ar. humz, humûzet. 2. mec. Terslik, sertlik, kötü huyluluk. Osm. bedhûyluk.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir ayaklanmada veya kötü bir işte önayak olan kimse. Fars. sergerde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öğe, eleman, unsur; cevher; cüz; esas; basit cisim; (hava, ateş, toprak, su gibi) dört ana unsurdan her biri; kim. element, öğe. the elements hava, açık hava; kötü hava şartları; temel esaslar. be in his element k.dili havasını bulmak. be out of o

Genel Bilgi

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en sert olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da canı kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkta grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistor telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince işçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.

Türkçe Sözlük

(i. A. emr’den imüb.) (müzekkeri kullanılmaz). Fazlasıyle emredici. Ar. mücbir: Nefs-i emmâre = İnsana kötülükleri emreden nefis ve şehvet duygusu.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mürekkep isimlerde kullanılmıştır). Düşünme, düşünüş: DÜr-endişî = Uzak düşünüş. Bed-endişî = Kötü düşünüş.

Türkçe Sözlük

(i. A. nahs’dan). Daha veya en uğursuzu, en meş’um, en kötü, en şom.

Türkçe Sözlük

(i. A. neker’den itaf.). Daha veya en kötü, nefret edilen. Ar. menfur ve müstekreh: Erker-i esvât — Seslerin en kötüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düşmanlık, husumet kötü niyet besleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alçaklık, habislik, iğrençlik, büyük kötülük.

Türkçe Sözlük

(i. A. rezîl’den itaf.) (c. erâzil). Daha veya pek alçak, rüsvây: Erzel-i nâs = insanların en rezil ve kötü huylusu. Erzel-i ömr = Pek kötürüm ve yaşlı.

Türkçe Sözlük

(i. A c.) (m. şerir). Şerirler, kötü adamlar, (bk.) Şerir.

Genel Bilgi

İnsanlar tarihlerinde çok uzun bir süre tuvalet kullanmadılar. Başlangıçta hayvanlar nasıl yapıyorlarsa, onlar da öyle yaptılar. İşlerini en yakın çalının dibinde veya bir ırmak kenarında görebiliyorlardı. Ancak toplumlar geliştikçe, köyler, kasabalar ortaya çıktıkça tuvalet ihtiyacını karşılamak için daha uzak mesafelere gitme zorunluluğu doğdu. Ayrıca açıkta bırakılan atıkların yarattığı kötü koku ve hastalık tehlikeleri de insanlarda bu konuda bazı önlemler almanın zamanının geldiği bilincini oluşturdu.

Binlerce yıl önce Sümerler, Mısırlılar ve Hindistan’da yaşayanlar oturakta oturup, ihtiyaçlarını giderdikten sonra oturağa düşenleri uzakta bir yerlere döküyorlardı. İki bin yıl önce ise Romalılar ilk basit tuvaleti kullanmaya başladılar. Atıklar oturdukları deliğin içine düşüyor, deliğin altından akan su onları uzağa taşıyordu.

Çiftçilerin, açık arazide çalışanların ise zaten böyle bir dertleri yoktu. Tarlanın bir köşesine çukur kazıyor, çukur yeterince dolunca, toprakla dolduruyor ve başka bir çukur kazıyorlardı. Geceleri ise yataklarının altında bir lazımlık bulunduruyorlardı.

Ortaçağda kale ve şatolarda atık bir delik vasıtası ile binanın etrafındaki su birikintisine düşürülüyordu. Bir yere tuvaletini yapıp, onu bir tanktan gelen su ile sürükleyip, uygun bir yere bırakma fikri ilk olarak Kraliçe 1. Elizabeth zamanında, 1589 yılında John Harrington’dan geldi. Ancak o zamanlar İngiltere’deki evlerde ne böyle bir tankı dolduracak, ne de atığı alıp götürecek su sistemi vardı.

Günümüzdekilere benzer bir tuvalet ancak iki yüzyıl sonra 1778’de İngiltere’de bir saat yapımcısı olan Alexander Cumming tarafından tasarlandı ve Joseph Bramah tarafından geliştirildi. Tuvaletlerden evlere yayılan kötü koku ise 1849 yılında Stephen Green’in ‘U’ şeklinde bir boruyu tuvaletin çıkışına monte etmesi ile son buldu. Tuvaletlerin ve günümüzde lavaboların da altında bulunan bu ‘U’ şeklindeki boruda her zaman bir miktar su kalır ve kokunun oluşmasını önler. Tabii o zamanlar tuvaletler dökme demirden yapılıyordu. Sonra düzgün yüzeylerinin temizlenme kolaylığı bakımından seramik tuvaletler üretilmeye başlanıldı. 1888 yılında ise tuvaletlere zinciri çekilince suyu akan klozetler ilave edildi.

Bizde tuvaletler için hela, kenef, ayakyolu, WC., 00, yüznumara gibi birçok isim kullanılır. ‘WC.’ İngilizce ismindeki ‘Water Closet’in baş harfleridir. Yüznumaranın hikayesi ise değişik. Eskiden Fransa’da otellerde tuvaletler koridorların uçlarındaydı. Odaların her birine birer numara verirken, tuvaletlere numarasız demişler ve ‘00’ diye işaretlemişlerdi. Fransızca’daki ‘numarasız’ kelimesi ile ‘100 numara’ kelimesi hemen hemen aynı telaffuz edildiğinden, bizde Fransızcası biraz kıt birinin tercüme hatası sonucu ‘yüznumara’ olarak yerleşmiştir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشنع] en kötü, en çirkin.

Yabancı Kelime

Fr. éthique

töre bilimi

Yarar, iyi, kötü vb. sorunları inceleyen, töre ile ilgili bir davranış yasası geliştirilen, neyin uğrunda savaşılmaya değer, yaşama neyin anlam kazandırdığı, hangi davranışın iyi ve hangisinin kötü olduğu gibi sorunları kendine konu edinen bilim.

Ülke

Başkent: Addis Ababa.

Nüfus: 58.710.000.

Komşuları: Batıda Sudan, Güneyde Kenya, Doğuda Somali, Cirbuti, Kuzeyde Eritre.

Önemli Şehirleri: Addis Ababa.

Din: %45-50 Müslüman, %35-40 Ortodoks.

Dil: Amhara dili (resmi), Tgre, Galla.

Yönetim Biçimi: Geçiş Döneminde.

Tarih: Etyopya kültürü kaynağını Mısır ve Yunanistan’dan alır. Eski monarşi 1880’de İtalya tarafından saldırıya uğradı ancak 1936’da yeni bir İtalyan saldırısına dek bağımsızlığını korudu. 1941’de İngiltere ülkeyi özgürlüğüne kavuşturdu.

Son imparator I. Harle Selassie 1931’de bir parlamento ve düzeni kurdu ancak bütün siyasal partileri kapattı.

1970’lerde yaşanan kuraklık nedeniyle yüzbinlerce kişi öldü. Ordunun isyanı ve öğrenci gösterileri sonucu 1974’te Selassie tahttan indirildi. Cunta, tek partili sosyalist bir devlet oluşturarak başarılı bir toprak reformu gerçekleştirdi. Muhalefet şiddet yoluyla bastırıldı. M.S. 330’da benimsenmiş olan Kobt Kilisesi’nin etkisi önlendi ve 1975’te monarşi lağvedildi. Rejim kanlı darbelerle, Sudan ve Somali’nin yardımları ile desteklenen siyasi grupların isyanları ile karşı karşıya kaldı. 1977’de SSCB ile işbirliği andlaşmaları yapılırken, bir zamanlar en önemli müttefik olan ABD ile ilişkiler kötüleşti. 1978’de Sovyet ve Küba birlikleri Somali güçlerinin yenilgiye uğratılmasına yardım etti. Etyopya ve Somali 1988’de bir barış antlaşması imzaladı.

1984’te milyonları açlığa ve ölüme sürükleyen yaygın kuraklık sonucu dünya çapında bir yardım çabası başladı. 1988’de Eritreli gerillaların zaferi hükümetin, kuraklığa uğramış bölgelerde yabancıların ve işçilerin yardım çalışmalarını yarıda kestirmesine yol açtı. 1994’te Etyopya’da kuraklık sonucu yeni bir kıtlık yaşandı. Etyopyalı halkın Devrimci Demokratik Cephesi (EPRDF), (6 isyancı ordudan oluşan) Şubat 1991’de hükümete karşı büyük bir saldırı düzenledi. Mayıs’ta başkan Mengist, Haile Mariam ülkeyi terketti. EPRDF idareyi ele geçirerek geçici bir hükümet kurdu. Eritre 24 Mayıs 1993’te bağımsız oldu.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yardımcı fiil olarak isimleri fiil haline getirmeye yarar: İş halletmek, sebat etmek, sükût etmek, bayram etmek. 2. Yardımcı fiil olarak değer anlatan sözlerle beraber kullanılır: Bu eser beş para etmez, iyi ettin de oraya gittin. Bunu söylemekle fena etmedi. 3. Tahammül etmek: Ben gezmeden edemem, oysa o, gezmeden de edebilir. Beni görmeden edemiyor. 4. Zaman anlatan kelimelerle beraber erişmek: Konuşa konuşa sabahı ettik. 5. Bir şeyden mahrum bırakmak: Böyle giderse onu ekmeğinden ederim. 6. Yapmak: Sorma bana neler ettiğini. Çocuk altına etti. Ettiği hayır kendisinin olsun. Ettiği kâr kalmak = Yaptığı kötülüğün cezasını çekmemek. Ettiği yanına kalmamak = Yapılan bir kötülüğün cezasını bulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) akşam; gece; suvare; bir şeyin sona ermekte olduğu devre, özellikle ömrün son seneleri. evening dress gece elbisesi. evening primrose eşekotu, (bot.) Oenothera biennis. evening star akşam yıldızı, güneş battıktan sonra görülen Zühre yıldızı Good even

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) günahkar, fena, kötü, kem; keder verici; (i.) günah, şer, fenalık, kötülük, zarar,bela, dert. evildoer (i.) kötülük eden kimse, şerir, günahkar kimse, suçlu kimse. evil eye kem göz, nazar değdiren bakış. evil-minded (s.) fenalık düşünen, kötü n

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) alçak, melun, Lânete lâyık, murdar, tiksindirici, iğrenç; berbat, kötü, süfli. execrably (z.) kötü bir şekilde; alçakça, murdarca.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kefaret etmek, yapılan kötülüğü affettirecek bir harekette bulunmak,cezasını çekerek ödemek (suç). expiable (s). kefaret edilebilir. expiation (i). kefaret. ex'piatory (s). kefaret kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zorbalığa ait, zalim, insafsız, görevini kötüye kullanan.

Türkçe Sözlük

(i. A. fücûr’dan if.) (mü. fâcire) (c. fecere). Fitneci ve fesatçı, sefih, zina ve işret gibi kötü işleri yapan: Bir şahs-ı fâcir, sâhire-i fecere, kefere-i fecere.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kötülüğün her çeşidini şahsında toplamış kimse.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فاحش] aşırı. 2.büyük. çirkin, kötü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). inanç, itikat, iman; güven, itimat,emniyet, tevekkül; din; sadakat, vefa. faith cure itikatla şifa bulma. faith healer itikatla hastalığı iyi ettiğini iddia eden kimse. faith in God Tanrıya inanış, Allaha iman. bad faith kötü niyet, bozuk niyet, hıya

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yol parası, bilet ücreti; navlun; yolcu, kayık veya araba yolcusu; yiyecek. bill offare yemek listesi. full fare tam bilet; tam navlun. half fare yarım bilet; yarım navlun. plentiful fare bol yemek. poor fare kötü yemek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fâsıka) (fısk’dan if.). Fısk ve fücur sahibi, kötü huylu. Ar. fâcir: Günahkâr, fâsık bir adam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فاسق] kötülük düşünen.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (fasl’dan imüb.). Kötüleyici, kötü söyleyen, fasıl ve zemmeden, arkadan konuşan, birinin ayıbını sayıp çekiştiren (Arapça’da, aksine, birini para almak ümidiyle öven kimse demektir).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. fazâyih). Edepsizlik, kötü huyluluk, alçaklık.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fazîha) (fezâhet’ ten smüş.). Rezil, rüsvây, rezîlâne, kötü, kaba, çirkin, yolsuz: Kavl-i fazîh = Kötü iş. Amâl-i fazîha = Kötü işler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فجره] günahkarlar. 2.kötü insanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فجيع] çok kötü, korkunç.

Türkçe Sözlük

(i. F. A. felek = semâ, F. zeden = vurmak). Sanki feleğin zulmüne uğramış, bedbaht, musibet görmüş, kötü talihli.

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki Arapça kelimeden galat). Kötü, Fars. bed, Ar. redî: Fena adam; fena iş; fena hava. Fenama gitti = Gücendim, kızdım, (bk.) Fenâ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فنا] yokluk. 2.kötü.

Türkçe Sözlük

(f.) T. Kötüleşmek, kötü olmak, fena hale gelmek, bozulmak: Bu ajcının yemeği çok fenalaştı. 2. (hasta) Ağır laşmak: Dün iyice idi bugün fenalaştı. 3. Ansızın bir hastalığa uğramak: Çarşıda alış veriş ederken fenalaştı evine götürdüler.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kötülük: Bu malın fenalığı bellidir: Bunda ne fenalık görüyorsunuz? 2. Zarar, ziyan: Ben kimseye fenalık etmedim, kimsenin fenalığını istemem; o adam kimsenin fenalığında değildir. 3. Hastalık, keyifsizlik, neşesizlik: Bugün bende bir fenalık var. 4. Bayılma, bayılıp düşme veya bayılacak gibi olma: Yazı yazarken ansızın bir fenalık geldi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فساد] fesat, bozukluk. 2.kötülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فساد] bozukluk, kötülük.

Finansal Terim

(Abolition)

Ortaklık faaliyetlerinin esas sözleşme şartlarına bağlı olarak ya da kanunlarda belirtilen şartlardan birinin gerçekleşmesi halinde sona erdirilmesidir. Sözkonusu durum gerçekleştiğinde Ortaklık hisse senetleri Borsa kotundan da çıkarılır.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fazîha). Fazîhalar, kötülükler, (bk.) Fazîha.

Türkçe Sözlük

(Fİ’L) (i. A.) (c. ef’Al). 1. iş, amel, kâr: Fiil-i hayr = İyi iş. Fiil-i şer = kötü İş. Ef’Al-ı hasene = Güzel işler. 2. Tasavvurda kalmayıp meydana ç.ıkan, işlenen, vücut bulan şey, sözden ibaret olmayıp mevcut ve görünür olan iş: Bu niyeti fiile getirirse, fiili sözüne uyuyor. Söz kâfi değildir, fiil lâzım. 3. (gramer) Olayı ve zamanı belli eden kelime, fiil. Fiil-i müteaddî = Yazdı. Fill-i lâzım = Geldi. Fiil-i mâlum = Gördü. Fiil-i meçhOl = Gördüğü. Fiil-i mizî = Geldi. Fiil-i müzârî = Gelir vs. Fa-ülfiil. Ar. fiillerde birinci aslî harf. Ayn-ül-flll = İkinci harfi. Lâm-ül-fiil = Üçüncü harfi. Fiile getirmek, fiile ihrâç eylemek = İcra etmek. Bll-fiil = İşte, işte olarak, sahiden, asâleten, itibârî veya kuvvede yahut vekâlet suretiyle olmayarak: Bilfiil askerlik ettim. Bilfiil bu memuriyette bulunan. Fiil-i şeni = (bk.) Şeni.

Genel Bilgi

Fillerin kulaklarının büyüklüğünün daha iyi işitmeleri ile bir ilgisi yoktur, kulaklar soğutucu görevi yaparlar.

Bilindiği gibi filler çok büyük hayvanlardır ve havanın çok sıcak olduğu bölgelerde yaşarlar. Filin kulaklarında bir çok kan taşıyıcı damar vardır. Bunlar sıcak kanı kulağın yüzeyine taşırlar ve sıcaklığın buradan havaya gitmesini sağlarlar. Böylece hayvancağız kulaklarını oynatarak kendini serinlemiş hisseder.

Afrika filleri çok az ağaç bulunan kurak yerlerde yaşadıklarından kulakları daha büyüktür. Asya’da özellikle Hindistan’da ise fillerin saklanabilecekleri ağaç gölgeleri çok olduğu için oralarda yaşayanların kulakları daha küçük ve üçgenimsidir.

Afrika filleri Asya fillerinden ortalama yüzde 5 daha büyüktürler.

Bugüne kadar yaşayan fillerin içinde büyüklük rekoru 4,10 metre yükseklik ve 10,7 ton ağırlık ile bir Afrika filine aittir. Fillerde dişler yeme değil de savunma amaçlı olup Asya fillerindekiler daha ince ve uzun ama daha hafiftirler.

Filin burnu değişikliğe uğrayarak uzamış, yakalayıcı bir hortuma dönüşmüştür. Bir insanın vücudundaki kasların sayısı 600 iken bir filin gövdesinde 50 bin kas vardır. İnsanda kalp tek bir kastan oluşmuşken gülmek için 17, surat asmak için ise 43 kasın çalışması gerekir. Yani gülmek daha az yorucudur. Fillerin kaslarının 40 bini hortumda bulunur. Bu hortumu ile fil bir ağacı devirebilir, yerdeki bir toplu iğneyi alabilir.

Filleri diğer hayvanlardan ayıran bazı ilginç özellikleri vardır. Örneğin fil zıplayamayan tek memeli hayvandır. Ayrıca fil insanın dışında başı üstünde amuda kalkabilen tek hayvandır.

Filler parmak uçlarına basarak yürürler, çünkü ayaklarının geri taraflarında kemik yoktur, bu bölge sadece yağdan oluşmuştur. Bir günde 30 kilometre yüzebilirler, bu arada hortumlarını şnorkel gibi kullanarak hava alabilirler. Suyun kokusunu 5 kilometre öleden alabilirler ve bir günde 250 litre su içebilirler. Filler, özellikle Asya filleri sakin ve uyumlu hayvanlardır. Ancak bugüne kadar sirklerde ölümcül kazalara aslan ve kaplanlardan çok filler yol açmışlardır.

Fillerin en önemli özelliklerinden birinin kendilerine yapılan bir hareketi unutmadıkları olduğu söylenir. Bu inanış tam doğru değildir. Yapılan deneylerde fillerin zor öğrenen ama bir kere öğrenince ömür boyu unutmayan hayvanlar oldukları saptanmıştır. Kendisine yapılan kötü bir hareketi hiçbir zaman unutmayan hayvan devedir. Kendisini döven kim olursa olsun fırsatını bulduğunda intikamını alır. Dayak yedikten yıllar sonra sahibini öldüren develer görülmüştür. ‘Deve kini’ tanımı işte bu nedenle kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Yavaş sesle ve çok defa, kötü maksatla konuşma.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kötü huyluluk, fitne, günah işleme, sefâhete dalma: Fısk u fücûr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فسق] kötülük, sefihlik. 2.dinsizlik. 3.Tanrı’ya karşı isyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). beş; (i). beş rakamı; beş sayısı (5, V); iskambil beşli; spor beş kişilik takım. five and ten, five and dime tuhafiye mağazası. fivefingers (i). beşparmakotu; (zool). beş parmak denilen deniz hayvanı. fivefold (s)., (z). beş kat, beş misli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). pek çirkin, rezalet nevinden; göze batan, bariz (kötülük, ahlaksızIık). flagrancy (i). kabahatin aşikarlığı ve büyüklüğü. flagrantly (z). aleni ve çirkin bir şekilde, bile bile, alçakça.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hafif tüy kırpıntı; kuştüyü, yumuşak kürk; yüzdeki ince tüyler, ayva tüyü; (k).dili sahnede kötü okunan bir şey; (f). silkinip tüylerini kabartmak; söyleyeceği sözü unutmak veya yanlış okumak. fluffiness (i). tüy gibi yumuşak olma. fluffy (s

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sinek yumurtası ile dolu; bozuk, kötü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden haber vermek; (özellikle uğursuz bir şeyi) önceden hissetmek. foreboding (i). kötü bir şeyin vuku bulacağını önceden hissetme, önsezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tilki; tilki kürkü; kurnaz adam. fox chase tilki avı; bunu taklit eden oyun. fox glove (i). yüksükotu, (bot). Digitalis purpurea. foxhole (i). askerin sığınacağı çuku.r fox hound (i). tilki avında kullanılan köpek. fox hunting tilki avı. fox terr

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geyikotu, (bot). Dictamnus fraxinella.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f),, (i). tavada kızartmak veya kızarmak; (i). kızartılmış yemek; kızartılmış yemeklerin yendiği piknik. frying pan tava. jump out of the frying pan into the fire bir belâdan kurtulayım derken daha kötüsüne çatmak, yağmurdan kaçıp doluya tutulmak.

Türkçe Sözlük

(ka uzundur) (i. A.). 1. Kur’an-ı Kerîm. 2. Yanlış ve doğru, iyi ile kötü arasındaki farkları gösteren şeyler, (bk.) Fürkan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فرقان] Kur’ân. 2.iyi ile kötünün ayrıldığı yerleri gösteren.

Türkçe Sözlük

(i. F. fürû = aşağı, mâye = asıl). Asıl ve nesebi alçak, soysuz, kötü asıllı: Fürû-mâye adam.

Türkçe Sözlük

(i. A. gadr’dan imüb) (mü. gaddâre). Gadr ve sitem eden, merhametsiz, cefakâr. -2. Vefasız, emniyeti kötü kullanan, hâin. 3. Pek pahalı satan, soyucu tüccar (Arapça’da bu mânâsı yoktur).

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Merhametsizce, zulüm ve sitemle, cefakârâne. 2. Emniyeti kötü kullanarak, hâincesine.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Merhametsizlik, zulüm, cefâkârlık. 2. Vefasızlık, emniyeti kötüye kullanma, hainlik. 3. Pek pahalı satanın hali, soyuculuk.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Emniyeti kötü kullanma, vefasızlık, hâinlik, hiyânet: Bana, emanetime gadretti (asıl Arapça’daki mânâsı budur). 2. Merhametsizlik, merhametsizce davranış, zulüm, sitem, cevr cefâ: Kimseye gadretmemeli. 3. Haksızlık, haksız yere zarara sokma: Bana gadroldu, gündeliği o dereceye indirirsek rençberlere gadrolurdu.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. gam = keder, F. küsâr = defeden). Gam ve kederi defedip teselli veren. Yâr-ı gam-küsâr = Arkadaş, dost, iyi ve kötü gün dostu: Ne bir yârim, ne bir gam-küsârım vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i tahrif etmek, bozmak, be lirli parçaları seçip kötü bir maksada alet etmek (yazı, söz); i tahrif, bozma; bo zulmuş olan şey; maden alaşımı

Türkçe Sözlük

(KEC) (i. F.). Eğri, çarpık, Ar. münhanî. Gec-külâh = Külâhını eğri giyen. Gec-bîn = Eğri bakan, garazkâr. Geç-endîş = Eğri düşünen, kötü niyetli (yalnız böyle bazı terkiplerde az kullanılır), (bk.) Kec.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گندیده] kokuşmuş, kötü kokmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(coğ. genii) i. cin, peri, insan kaderine hükmeden kimse; biri iyi ve diğeri kötü iki periden biri; eski Roma mitolojisinde bir kimseyi veya yeri himaye eden cin.

Sağlık Bilgisi

Erkeklik organının sertleşmemesi, sağlık durumunun bozukluğundan kaynaklanır. En önemli neden sinir bozukluğudur. Kendine güvenememe, yorgunluk, içki, şeker hastalığı, uyuşturucu madde alışkanlığı da diğer nedenler arasında sayılabilir. Tedavinin ilk şartı; kötü alışkanlıkları bırakmak, kendine güvenmek, temiz havada dolaşmak ve yeterince gıda almaktır. Aşağıdaki reçeteler de penisi sertleştirmek amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarımsak, tuzsuz içyağı.

Hazırlanışı : 4 diş sarımsak dövülür. Üzerine 1 tatlı kaşığı eritilmiş tuzsuz içyağı katılıp, yoğrulur. Akşamları, bir parça alınıp penise sürülür.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Başkasının iyi hâlini arzu etme, imrenme: Sizin bu hâlinize, gıbta ediyorum (gıbte’nın hasetten farkı vardır: Hasetçi, başkasındaki nimet ve iyi hâlin ortadan kalkmasını; gıbta eden ise onun ortadan kalkmasını istemeksizin, yalnız kendisinde dahi olmasını arzu eder. Hased, yasak ve kötü, gıbta ise câizdir).

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. iş, Ar. fiil, amel, meşguliyet. 2. Tarz, yaradılış, Fars. reviş, Ar. Adet, ahlâk, huy. Şehriyâr-ı fârûk-girdâr = Hareketi veya ahlâk ve Adeti Hazret-i Omer’inkine benzeyen padişah. B«dgirdâr = Tarzı, işi kötü olan: Düşmân-ı bedgirdâr.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. içeriye varmak, sokulmak, dahil olmak, Ar. duhûl. Çıkmak mukabili: Eve girdi, yılen deliğe girdi. 2. Araya sıkışmak, karışmak: Meclise, kalabalığa girdi. Ben, öyle adamların içine giremem. 3. Bir meslek ve sınıfa katılmak, Osm. sülük etmek: Askere, işe, mektebe girdi. 4. Sığmak, Osm. istiab olunmak: Mızrak çuvale girmez. 5. Geçmek, sirayet etmek, sirayet edip yayılmak, intişar etmek: Koyunlara kelebek girdi. Düşman askerine hastalık girdi. Eve ateş girdi, mec Rahatsızlık girmek. 6. Karışmak, müdahale etmek: Ben öyle işe girmem. O, münakaşaya hiç girmedi. 7. Gelmek, başlamak, Osm. hulûl etmek: Muharrem girdi. Yaz giriyor. Araya girmek = Tavassut etmek, barıştırmak istemek. Ele girmek = 1. Ele geçmek, yakalanmak, tutulmak, Osm. giriftâr olmak. 2. Tesadüf olunmak. Birbirine girmek = Karışmak, kavgaya tutuşmak, telâşa düşmek. Bir çuvala girmek = Birlikte bulunmak. Denize girmek = Deniz banyosu almak, denizde yıkanmak. Zihne girmek = 1. Anlaşılmak, Osm. derkolunmak. 2. İstediği bir şeyi yaptırmak. Renklen renge, bin bir renge girmek = Pek sık fikir ve şekil değiştirmek. Rüyaya girmek = Düşte görünmek: Filân iş hiç aklımda yokken bu gece rüyama girdi. Suya girmek = Dalmak. Kıyafete girmek = Bir kıyafet almak. Günaha girmek = Günahkâr olmak. Günahına girmek = Biri hakkında haksız yere kötü düşünmek veya haksız yere kötülük isnâd etmek. Güveyi girmek = Zifaf etmek, evlenmek. Girip çıkar. = Gelip giden: Bu eve girip çıkanların haddi hesabı yoktur. Balta girmemiş = Hiç insan eli görmemiş, birbirine karışmış (orman).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غش] hile, kötülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. keçi, teke; astr. Oğlak burcu; argo şakaya hedef olan kimse; zampara. goatherd i. keçi çobanı. get one's goat argo bir kiınsenin sinirine dokunmak, kızdırmak. the sheep and the goats iyiler ve kötüler. striped goatfish barbunya, zool. Muslus barba

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın duygu merkezi, yüreğin mânevi varlığı, kalb, Fars. dil. Ar. fuâd: Gönlüm istiyor, gönlüme tesir etti, gönül ihtiyarlamaz. 2. mec. Duygu, his, tesir: O adamda gönül yoktur. 3. Muhabbet, şefkat, sevgi: Gönül vermek, bağlamak. 4. Aşk, alâka, ibtilâ: Gönül çekiyor, gönül belâsı. 5. İstek, arzu, heves, meyil, hâhiş: Okumaya gönlü yoktur. O kitapta gönlüm kaldı. Gönül ile, gönülsüz işliyor. 6. Rıza, muvafakat: Bir türlü gönlü olamadı. Ben, onun gönlünü ederim. 7. Cesaret, cüret, şecaat (bu mânâ ile yürek daha çok kullanılır). 8. Kibir, gurur, Ar. taazzum, tekebbür: O adamda hiç gönül yoktur. Pek gönülsüzdür. 9. Ahlak, yaradılış, sîret, tabiat, duygu: Gönlü güzel adam. Onun gönlü kimsede yoktur. 10. Hatır: Gönlünü almak, yapmak, gönül kırmak. 11. Mide: Gönlüm bulanıyor. O yemeği gönlüm almadı. Gönül açılmak = Ferahlamak, neşelenmek. Gönül açıklığı = Ferahlık, neş’e. Gönül almak = Hatır yapmak, memnun etmek, sevindirmek. Gönül eğlencesi = Gönlü dinlendiren şey, Fars. dil-Arâm, dil-firîb. Gönlü olmak = Razı olmak, rıza vermek, muvafakat etmek. Gönlünü etmek = Kandırmak, Osm. ırzâ etmek. İki gönül bir olmak = Sevişmek, Osm. muâşaka etmek. Gönül bulandırmak = Yürek bulandırmak, mide kabartmak. mec. Şüpheyi davet etmek. Gönül bulanmak = Yürek bulanmak, mide bozulmak, kusacak hâle gelmek, mec. Şüphelenmek’. Gönül bolluğu = Kanaat, göz tokluğu. Can ve gönülden = Samimiyetle, arzu ile. Hatır, gönül = İltimas, birini memnun etmek için adalet ve hakkaniyetten ayrılma. Gönlü hoş olmak — Memnun ve hoşnut olmak. Gönül hoşluğu = Memnuniyet, hoşnutluk. Gönülden = Kalben, arzu ile, isteyerek. Gönülden kopmak = (bir sadaka veya iane için) Kendiliğinden verilmek: Herkes gönlünden ne koparsa verir. Gönül darlığı = Hüzün, keder, ıztırap. Gönül kalmak = Kırılmak, hatır kalmak, Osm. münfail ve münkesir olmak. Gönlü kara = Kötülük isteyen, kötü niyetli, yüreği fena. Gönül kırmak = Hatır bozmak, üzmek, kelbini kırmak. Gönlünce = Arzusunca, İstediği gibi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanda ve hayvanlarda görme organı, Osm. Alet-i bâsıra, Ar. ayn, Fars. çeşm, dîde: Göz eçmak, göz kapamak, kara göz, elâ göz, gözün akı, karası, gözbebeği. 2. Görme, Ar. rü’yet, bâsıra: Gözü açık, gözü keskin. 3. Menbâ, kaynak, bir suyun yerden kaynadığı yer, kaynak, Ar. ayn: Su gözü. 4. Delik, çukur: Bal gümecinin gözleri; iğne gözü. Göz göz = Delik, delik. 5. Çekmece: Masanın gözündedir. 6. Taksim, bölük: Beş göz mağaza: O değirmenin üç gözü vardır. 7. Terazi kefesi: Terazi gözü. 8. Kemer: Köprü gözü. 9. Nazar, kötü bakış, Fars. çeşm-i bed: Göze gelmek, göz değmek. 10. Gözde olma, makbûl olma: Dünya gözümde yoktur. Bir şey gözüne girmiyor. 11. Teveccüh, sevgi, muhabbet: Göze girmek, gözden düşmek, gözden çıkmak. Göz atmak: İşaret etmek. Aç göz = Hırs, tamah, doymazlık. Aç göxlü = Tamahkâr, haris. Göz açmak sa 1. Doğmak, dünyaya gelmek. 2. Rahatlanmak, teneffüs etmek: İşten göz açamadım. 3. Dikkat etmek, ihtiyat üzere bulunmak: Gözünü aç. Gözlerini açmak = 1. Hayran olmak, hayrette kalmak. 2. Alıştırmak, uyandırmak, ikaz etmek. Gözlerini dört açmak = 1. Fazla dikkat etmek, ihtiyat üzere bulunmak. 2. Hayrette kalmak. Açıkgöz = Uyanık, fırsatçı. Gözü açık, gözü ardında = İsteğine erişememiş; arzusuna erişemeden ölmüş. Göz açıklığı = Zekâ, uyanıklık. İlk gözağrısı = 1. Birinci defa olarak çekilen aşk. 2. İlk evlât. Göz akı = Gözün beyaz kısmı. Göz almek = Gözü kamaştırmak. Gözotu = Ar. Haşîşe-tülayn (bitki). Öküzgözü = Arnika (bitki). Göz önü = Huzur: Göz önünde, huzurda. Gözevl = Gözün çukuru, Fars. hâne-i çeşm. Göz etmek = İşaret etmek. Göz ısırmak = Tanır gibi olmak. İki gözü iki çeşme = Çok ağlamayı anlatır. Göze batmak = Kıskançlığı mucib olmak. Gözbağı = Sihir, büyü. Gözbağcı = Büyücü, Ar. sehhâr, Fars. efsûnger. Gözbebeği = Gözün asıl gören merkezi ki, içinde karşıya gelen şahsın resmi görünmekle böyle adlandırılmıştır. Ar. insân-ül-ayn, Fars. merdümek-i çeşm. Göz belermek = Hiddetle bakıp tehdit etmek. Gözboncuğu = Nazara karşı takılan mavi boncuk. Gözboyamak = Dalavere ederek aldatmak, kandırmak, iğfal etmek. Bingözotu = Mahmûde denilen bir cins bitki. Patlak göz = 1. Bozulup dışarı fırlamış göz. 2. Tabiî olarak dışarıya fırlamış çıkıntılı göz. Gözü p«k = Cesur, yiğit. Göz pınarı = Gözün burun tarafındaki ucu. Gözde tütmek = Fazla istenmek, hasret duymak, imrenmek. Göz çıkarmak = 1. Kör etmek, gözünü sakatlamak. 2. Zarar vermek, bozmak, halel getirmek. Gözden çıkmak = Artık arzu olunmamak, bıkılmak, soğumak. O kadar hevesle yaptırdığım ev, istediğim gibi olmadığı için gözümden çıktı. Göz hapsi = 1. Kimse ile görüşmemek üzere bir odaya hapis ve tevkif. 2. Bir kimseye, gözünü ayırmadan bakma. Göz hekimi = Göz doktoru. Ar. kehhâl. Horoz gözü = Bir cins papatya. Gözdağı = Tehdit, korkutma. Dört gözle beklemek Sabırsızlıkla beklemek. Gözünü dört açmak = Pek ihtiyatlı davranmak. Göz değmek = Nazar isabet etmek. Göz demiri = (denizcilik) Geminin baş tarafında bulunan ve her vakit kullanılan büyük demir. Gözden düşmek = Teveccühü kaybetmek, itibarsız olmak. Göz dönme

Finansal Terim

(Watchlist Companies Market)

Hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketler ve/veya hisse senetleri işlemleri ile ilgili olarak olağan dışı durumların ortaya çıkması, hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketler tarafından kamunun zamanında, tam ve sürekli aydınlatılmasına ve mevcut düzenlemelere uyum konusuna gerekli özenin gösterilmemesi, yatırımcıların haklarının korunması ve kamu yararı gereği hisse senetlerinin Borsa kotundan ve/veya ilgili pazardan geçici ya da sürekli çıkarılması sonucunu doğurabilecek gelişmelerin oluşması nedeniyle şirketlerin izleme ve inceleme kapsamına alınması durumlarında, sürekli gözetim, denetim ve izleme ortamında, hisse senetlerinin likidite imkanını kesintiye uğramadan İMKB bünyesinde işlem görebileceği pazardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) nahoş, kötü; çapkın, hayasız. gracelessly (z.) zarafetten yoksun olarak; hayasızca. gracelessness (i.) zarafet yoksunluğu; hayâsızlık .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) iri, kalın, kaba, büyük; toptan, tamam; yontulmamış; çirkin, kötü, şeni, iğrenç; tiksindirici. gross national product (ikt.) brüt milli hasıla (kıs. GNP). gross negligence büyük gaflet. gross weight darası çıkarılmamış ağırlık, brüt ağırlık, gayri

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Arzın kendi mihveri üzerinde bir kere dönmesinden ibaret yirmi dört saatlik zaman. Ar. yevm, Fars. rûz: Ay otuz gündür, on gün geçti, beş gün evvel. 2. Yirmi dört saatlik günün aydınlık olan kısmı ki, ortalama on iki saat olup yazın uzar ve kışın kısalır, gündüz, gece mukabili, Ar. nehâr, Fars. rûz (bu mânâ ile bizce kullanılmaz olmuştur). 3. Zaman, çağ, devir, Fars. hengâm: Sultan Mahmud Han gününde, filân valinin gününde o vilâyette asayiş yerinde idi. 4. Hoş geçirilen zaman, ikbal, saadet, rahat: Zavallı, gün görmedi, gün görmüş, gün geçirmiş adam. 5. Hususî gün, resmî gün, yortu: Yarın İngiltere Kraliçesi’nln günü imiş, dün MÜsevîler’in günü idi. 6. Vakit, zamen: Bir gür zengin de olur, onun da günü var, gün oluı ki, çok kazanır. 7. Hel, iyi gün, kötü gün Günaşırı = Her iki günde bir, bir gül olup bir gün olmamak üzere: Günaşırı gc liyor, günaşırı ders okuyor. Ertesi gün = Bir gün sonra. Evvelki gün = Dünden e’ velki gün. İki gün evvel. İki günde bir = Günaşırı. Bir gün, günün birinde = B vakit, bir zaman: Bir gün gelecek ki, b gün olur ki. Bugün = Bulunduğumuz gü Ar. elyevm. Büngünkü günde = Bu zama da, zamanımızda, bulunduğumuz zamane Öbür gün = Yarından sonraki gün. I gün sonra = Yarın değil öbür gün. Günl den bir gün = Günün birinde. Bir gün vel = Mümkün olduğu kadar çabuk. Gi den güne = Gittikçe (günbegün demer II). Günü gününe = Aynı gün, arada ( geçirmeksizin. İşi günü gününde görmek Ertesi güne bırakmaksızın, Ar. bilâ-te’ Geçen gün = Birkaç gün evvel. Bugün de = Bu birkaç gün zarfında. Gün bu = Tam fırsat vaktidir.

Türkçe Sözlük

(GÜNAh) (i. F.). Öbür dünyada cezalandırılmayı icab ettiren i;, suç. Ar. ism, cürm: Günah etmek, günah işlemek, Allah günahlarımızı affetsin! Hayvanlara eziyet etmek günahtır. Günahı boynuma = Günahı varsa bana ait olsun. Günaha girmek = Günahkâr olmak. Günahına girmek = Birini haksız itham etmek veya hakkında kötü düşünmek: Günahıma girme. Bi-günâh = Günahsız, günahı olmayan, kabahatsiz, mâsum.

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Günah işleyen, kabahatli. Ar. Asim. 2. Kötü yolda bulunan kadın.

Türkçe Sözlük

(i.). Güzel kokusu için ve bir yerin kötü kokmasını önlemek maksadıyla yakılan zamk cinsi buhûr: Günlük yakmak, günlük kokusu.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «habis»). Kötülükler, yaramazlıklar, kötü işler. Ummül-habâis = Kötülüklerin anası ki, eski dilde içki yerine kullanılmıştır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خبائث] kötülükler.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kötülük, yaramazlık, fenalık, haylazlık: Habâsetine diyecek yoktur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خباثت] kötülük, alçaklık.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hubûb ve bunun cem. hubûbât). Tane. Habbeyi kubbe yapmak = Mübalâğa etme. Habbe-i vâhide (bir habbe) = Hiç (Osm. menfi cümlelerde geçer). Habbe-tüs-sevdâ = Çörekotu. c. Zahire, buğday, arpa, çavdar gibi ürünler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حبهء سودا] çörekotu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hubs» dan smüş) (mü. habîse). 1. Kötü, fena, fasit: Ervâh-ı habise = Kötü ruhlar, cinler. 2. Habâset eden, fesatçı, yaramaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

evil. bad. vicious. wicked. malignant kötücül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خبيث] kötü, pis.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. habâis). Fenâ huy, fenâ hal, çirkin şey, kötü hareket, kötü iş.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hafız). Hâfızlar. İnsanın iyi ve kötü işlerini yazmakla görevli melekler: Hafaza-i kirâm. (bk.) HAfız.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah bizi korusun (kötü bir ihtimalden bahsedilirken söylenir).

Türkçe Sözlük

(i. F. hâsten fiilinden imas). 1. isteyen, arzu eden: Hayr-hâh = Herkesin iyiliğini arzu eden. Bed-hâh = Herkesin kötülüğünü arzu eden. 2. İstek, arzu: Dllhâh = Gönlün isteği. 3. e. Gerek, ister: Hâh kâfir, hâh mü’min. Hâh-nihâh = İster istemez; isteyerek veya istemeyerek (yepılmaya mecbur olunan iş).

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıyânet» ten if.) (c. havene). Hıyanet eden, doğrulukla hareket etmeyip hile düzenleyen, emniyeti kötüye kullanan, gördüğü iyiliğe karşı nankörlük eden: Hâin adam hiçbir vakit hayır görmez: Hâin-i memleket, hâin-i devlet = Memleketine ve devletine karşı ihanet eden.

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun) (i. A.). Hürmetsizlik, itibarsızlık, saygısızlık, hor, hakir görme, kötü muamele etme: Zavallılığı sebebiyle bir adama hakaret etmek insanlık şânından değildir. Hakaret görmek, çekmek = Tahkir edilmek, saygısız muameleye uğramak.

Türkçe Sözlük

(i. A. hamr’dan). 1. Un ve ona benzer bir şeyin su ve diğer bir sıvı ile karıştırılmasından hâsıl olan yumuşak madde, Ar. acîn, macun: Hamur tutmak; hamur yoğurmak. 2. Ekmek hamuruna konulan maya: Hamursuz ekmek. 3. mec. Asıl, maya, cevher, tıynet: Onun hamuru kötü. 4. iyice pişmemiş, yumuşak: Hamur etmek. Hamur açmak = Yufka yapmak. Hamur işi = Hamurla yapılan börek gibi yemekler. Hamur işine karışmak = İnsan beceremiyeceği ve vazifesi dışında işlere girişmek. Bir hamur etmek = Çeşitli şeyleri birlikte karıştırmak. Hamur tahtası = Hamur açmaya mahsus tahta.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Ar.’da cins ismi müfred habbe olur. (bk.) Habbe). Yuvarlak bir tane suretinde hazırlanıp yutulan ilâç. Hap almak, hap yutmak, mec. Hapı yutmak = Aldanıp zarar görmek, bitmek, mahvolmak, (botanik) Habb-üs-selâtîn, habb-ül-mülûk = Kene otu. Habb-ı sevdâ = Çörekotu vesaire.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) katı, sert, pek; güç, müşkül, zor, çetin; zalim, merhametsiz, kalpsiz, şefkatsiz; şiddetli, kötü, acı; anlaşılmaz, zor; ağır; çalışkan, faal; inatçı, ters; çirkin, kötü; acı (su); gram. kalın sesli (harf); cimri, pinti, hasis; eksi, ekşimiş, alkol

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) zarar, hasar; şer, kötülük; felaket; (f.) zarar vermek, kötülük etmek. out of harm's way emniyette, emin yerde .

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hasîse). Hasîseler, noksanlıklar, kusurlar, kötü huylar.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hasenât). İyilik, güzel iş, iyi ve hayırlı iş, zıddı: Seyyie seyyiât: Hasenatı seyyiâtından fazladır = İyilikleri kötülüklerinden fazladır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kötü huy, fena tabiat.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hısâl, hasâil). Tabiat, huy, yaratılış, Ar. hulk: Haslet-i mahsûsa = Şahsa mahsus haslet, huy. Hasâil-i memdûha = Övülen, güzel huylar. Hasâil-i zemîme = Beğenilmeyen, kötü huylar.

Türkçe Sözlük

(Türkçe’de telâffuzu: HâŞİR) (i. A.). T. Toplama, bir yerde biriktirme. 2. Kıyamet gününde ölülerin diriltilerek, yaptıkları iyi ve kötü işlerine bakılmak için bir yere gelmeleri: Şehitler ile haşrolmak. 3. Ölülerin haşrolunacağı zaman, kıyamet: Haşre dek = Kıyamete kadar. Rûz-ı haşr = Kıyamet günü. Haşr ü neşr = Mahşer günü ölülerin toplanıp dağılmaları, mec. Onlarla haşr ü neşr olsun = Ne yaparsa yapsın. Haşr-ender-haşr = Mahşer gibi kalabalığı ifade eden eskimiş bir tâbirdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) nefret edilen, kötü; nefretle dolu, kötü niyetli, hatefully (z.) nefretle. hatefulness (i.) kötü davranış; nefret .

Türkçe Sözlük

(i.). 1. iyi hava alan yer veya binanın hâli: Bu yerin, bu evin havadarlığı. 2. Aşıklık, düşkünlük: Onun filân kadına havadarlığı malûmdur. 3. Taraftarlık, taraf tutma, kafadarlık: Kötü adama havadarlık eden, iyi adam olamaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tiksindirici, iğrenç, kötü, çirkin, kerih. heinously (z). tiksindirici bir şekilde. heinousness (i). iğrençlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cehennemi, cehenneme ait; cehennem gibi, kötü, korkunç. hellishly (z). cehennemi bir şekilde, korkunç bir surette. hellishness (i). cehennemi oluş korkunçluk, kötülük.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Başkasını kötüleme. 2. Bunama. 3. Sersemleme.

Şifalı Bitki

(genegerçekotu): Sütleğengillerden bir ağaçtır. Tohumlarından hindyağı çıkarılır. Hindyağı berrak, renksiz veya soluk sarı renkli, koyu kıvamlıdır. Kokusu yok denecek kadar azdır. Lezzeti hafif ve biraz tahriş edicidir. Etkili maddesi Ricinoleik asittir. Kullanıldığı yerler: Müshildir. Kabızlığı giderir. Saçkıranda faydalıdır. Lavmanlarda da kullanılır. Saçların dökülmesini önler.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dişi domuz. mec. Pis ve kötü huylu kadın.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kendisine gösterilen emniyet ve itimadı kötü kullanan veya vaad ve taahhüdünü yapmayarak hilekârlıkta bulunma. 2. Kendi devlet ve memleketi aleyhinde düşmana hizmet etme, hainlik: Eski Romalılar en ağır cezayı hiyanete tahsis etmişlerdi. Halk dilinde yanlış ve sevimsiz olarak hâin ve vefasız mânâsiyle sıfat gibi de kullanılır: Hiyanet adamdır.

Genel Bilgi

Bir resme, bir karikatüre bakarız ama bir yazıyı okuruz. Aslında ikisi arasında bir fark yoktur. Gözümüz şekilleri görür, beyin de değerlendirir. Ancak okumayı öğrenmeye başladığımızdan beri edindiğimiz ve hemen herkeste bulunduğu için farkına varamadığımız bazı alışkanlıklar nedeni ile okuma hızımız, insanın sahip olduğu kapasiteye göre hayli yavaştır.

İnsanlar sadece göz ve beyin arasında olması gereken okuma işleminin arasına bazı lüzumsuz alışkanlıklar katarlar. Kimi duyulacak şekilde (özellikle çocuklar) sesli okur, kiminin okurken dudakları kıpırdar, kimileri ise yazıyı içinden kelime kelime okur.

Bütün bu kötü alışkanlıklar okuma süresince ekstra bir güç sarfettirdiğinden okurken çabucak yorulmaya da sebep olurlar. Halbuki okuma sırasında ağız, dil, dudak, damak ve gırtlak gibi organların çalışmalarına hiç gerek yoktur.

Yavaş okumamızın birinci nedeni gözümüzün görme alanını iyi kullanmamamız yani okurken her kelimeye tek tek bakmamızdır. Bu şekilde normal bir satın okumak için gözümüzü 8-12 kere hareket ettirmemiz gerekir. Halbuki gözümüzün bir bakışında birden fazla kelimeyi görebildiğimizden aynı uzunluktaki bir kelimeyi 2-3 göz harekeli ile okumamız mümkündür.

Günümüzün baş döndürücü temposunda yavaş okuyarak zaman kaybetme lüksümüz yoktur, örneğin 400 sayfalık bir kitapta yaklaşık 96 bin kelime vardır. Bu kitabı dakikada 150 kelime okuyan bir kişi 10 saatte, 500 kelime okuyan 3 saatte, bin kelime okuyabilen ise l,5 saatte bitirebilir. Basit fakat disiplinli bir eğitimle kazanılacak zaman muazzamdır.

Okumamızı yavaşlatan en önemli psikolojik etken ise hızlı okursak anlayamayacağımızı zannetmemizdir. Etrafındakilerden sürekli ‘tane tane oku’ veya ‘yüksek sesle oku’ direktiflerini alan bir çocuğun bu alışkanlığı zamanla kökleşmiş hale gelir.

Halbuki dakikada 6 bin kelime okuyarak küçük yaşta üniversiteye giden Mariel Aragon, dakikada 2 bin 500 kelime okuyarak ABD’yi yöneten John Kennedy hızlı okuyarak daha iyi anlamanın mümkün olduğunun kanıtlarıdır.

Süratli okuma teknikleri ise paragraf okumak, sütun okumak, çapraz okumak gibi çeşitlidir. Bunların içinde anlama bakımından sütun okuma en etkin olanıdır. Bu teknikte 3-4 kelimelik dar bir sütunu okuyorsanız, sütunun ortasından bir doğru boyunca sözleri aşağıya doğru kaydırmak yeterlidir. Devamlı bir çalışma sonunda sütunu tamamıyla anladığınızı göreceksiniz.

Daha geniş sütunlarda da yine aynı şekilde ancak her satırda kelimeleri birer atlayarak yani 4-5 kelimelik bir satırda ikinci ve dördüncü kelimeleri okuyarak sütunu taramak yeterli olmaktadır. Gözler diğer kelimelerin resimlerini çekecek ve beyne ileteceklerdir.

Çok fazla kişisel yetenek gerektirmeyen hızlı okuma tekniği ile okumak, konsantrasyonun yanında kültüre ve sürekli egzersiz yapmaya da bağlıdır. Tüm bu koşulları sağlayanlar rahatlıkla dakikada bin kelime okuma seviyesine çıkabilmektedirler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. doğruluk, dürüstlük, namusluluk, iffet, namus; bot. gözlükotu. Honesty is the best policy. Dürüstlük en iyi yoldur. Doğru yoldan şaşmamalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. korkunç, iğrenç; k.dili kötü, çirkin, berbat. horridly z. korkunç bir şekilde. horridness i. igrençlik, korkunçluk.

Türkçe Sözlük

(i.). Boş inanışa göre, dirilip geceleri dolaşarak, insanlara kötülük eden ölü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. limonluk gibi cam altında bulunan gübreli toprak; (fesat, kötülük, huzursuzluk) kaynağı veya yuvası.

Türkçe Sözlük

(I ince) (i. A.) (c. ahlâk). Doğuştan, hulkî olan huy, tabiat, Fars. sirişt: Hulk-ı hasen = Güzel huy. c. 1. Her insanın vasıflandığı iyi veya kötü huylar. Ahlâk-ı hamide = Övülen, güzel huylar. Ahlâk-ı zemime = Zemmedilen, kötülenen, kötü huylar. 2. Felsefenin ahlâktan bahseden kısmı, huy ve tabiata ait olan insan halleri: Ahlâk dersi; ahlâk kitapları 3. iyi huylar, insanı mânen ve hakikaten süsleyen iyi tabiatler: Talebede her şeyden evvel ahlâk aranmalıdır; komünistlerde ahlâk aramamalı. Ahlâk-ı umümiyye = Bir toplumda ahlâk hükmüne geçmiş tabiatler: Ahlâk-ı umûmiyyeyi kötüleşmekten korumak elzemdir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mehâsin). 1. Güzellik, Ar. cemâl. 2. İyilik, makbûl olma. Hüsn-i ahlâk = Ahlâk iyiliği ve güzelliği, yüksek ahlâk. Zıddı: SÜ-i ahlâk = Kötü ahlâk. Hüsn-i idare = Güzel idare etme. Hüsn-i tedbîr = Güzel tedbir. Hüsn-i tâbir = Müstehcen veya soğuk bir şeyin’güzel ve edebe uygun bir tâbirle ifade edilmesi: Mezarburnu yerine Mesarburnu denilmesi gibi. Hüsn-i teveccüh = Sevgiyle karışık övme ve takdir: Hakkımdaki hüsn-i teveccühünüze minnetdârım. Hü«n-i hâl = İyi hal. HQsn-i hâl sahibi = İyi ve doğru insan. Hüsn-i hareket = İyi hareket, iyi muamelede bulunma, beğenilen tarz ve tavır. Hüsn-i hitâm = Hayırlı olarak sona erme. Hüsn-i hitâm vermek = Hayırlısiyle bitirmek. Hüsn-i hat = İyi yazı, kaideye uygun yazı yazma: Hüsn-i hat hocası, dersi. Hüsn-i sûret = Güzel şekil, suret, Osm. sûret-i hasene. Hüsn-i zan = Biri hakkında iyi kanaat besleme, kendisini iyi zannetme: Onun hakkında herkesin hüsn-i zannı vardır. Hüsn-i kabûl = İyi kabûl etme, ikram ve saygıyla kabûl ediş: Hüsn-I kabûle mazhar oldu. Hüsn-i muamele = Güzel muamele, iyilikle muamele etme. Hüsn-i nazar = Teveccüh, sevgiyle öğüş, samimî şekilde beğenme. Hüsn vermek = Güzelleştirmek. Hüsn-i yûsuf = Güzel bir çiçek.

Türkçe Sözlük

(ve nâdiren HÜ) (i. F.). 1. Hilkat, yaratılış, mizaç, karakter, tabiat, cibilliyet: Can çıkar, huy çıkmaz. 2. Adet, alışkanlık: Filân şeyi huy etmiştir. 3. Kötü alışkanlık: Huylu.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kötü huy peydâ etmek, hırçın olmak. 2. Darılmak, gücenmek, münfail olup hiddet etmek: Bu sözden huylanır.

Türkçe Sözlük

(i.). Kötü huy ve Adeti olan, hırçın: Huylu adam, et.

Türkçe Sözlük

(i.). İyi huyu olmayan, kötü huylu, hırçın.

Türkçe Sözlük

(i.). Kötü huy, hırçınlık.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - İbretler, alınan kötü dersl(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ebâlîs ve ebâlise). 1. Şeytan. 2. mec. Habis, çok kötü, pek entrikacı adam. İblis tırnağı = Şeytan tırnağı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bir olaydan, kötü bir durumdan ders alma. 2.İbret alınacak olay, iş, acaip, tuhaf.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin içerisi, dahil. Ar. cevf, Fars. derûn: Evin, mağaranın, sandığın içi. 2. Bir şeyin ortasındaki kısmı, Ar. mağz, lüb, göbek: Ceviz, badem içi, ekmek içi. 3. Karın, mide, bağır, batın: içim bayılıyor, içim sancıyor, iç ağrısı. 4. .Kalb, gönül, vicdan: İçim kabûl etmiyor, içime doğdu, içi sıkılıyor. 5. Harem dairesi: İç ağası. 6. Bir şeyin dahilî ve gizli, yani görünmez tarafı, bâtın. Zâhir zıddı: İnsanın içi dışı bir olmalı. İç bayılmak — Açlıktan baygınlık gelmek. İç bulanmak = Mide bulanmak. İç almamak = Yiyememek, mide kabûl etmemek. İçe sığdıramamak = Havsalası almamak kabûl edememek. İçi içine sığmamak = Sükûn bulamamak. İç bağlamak = Meyvenin içindeki yenecek yeri meydana gelmek: Bu badem henüz iç bağlamamış. İç sürmek = İshal olmak. İç çekmek = Ah etmek, hayıflanmak. İçi sıkılmak = Canı sıkılmak. İçe doğmak — İlham olunmuş gibi hatıra gelmek. Kavuniçi = Turuncuya yakın koyu sarı. İçyağı = Barsakları kaplayan yağ çenberi. İçe, içten, içte, içine, içinde, içinden gibi ek harflerle zarf mânâsındadır. İçte = i. Arasında: On sene Amerikalıların içinde yaşadım. 2. Ortasında: İçimizde kötü adam yoktur. 3. Zarfında: Yirmi gün içinde okumayı öğrendi. İçinden = Ortasından: Çayırın içinden geçti. İç içe = İçerden daha içeri, biri diğeri içinde: İç içe odaları vardı.

Türkçe Sözlük

(i ). Karısı tarafının evinde oturan damat. Içgüveysinden hallice = (Şaka yollu) pek de iyi değil, kötüce.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins ayrıkotu (andropogon).

Türkçe Sözlük

(i. A. «fazîh» ten). Kötülüğü açıklama.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (e. Ihtiyârât). 1. Seçme, tercih, intihap: İçlerinden bunu ihtiyâr ettim. 2. Kabûl etme, katlanma, razı olma: İnzivayı ihtiyâr etti. en az kötü olanı ihtiyâr etmeli. 3. irâde, irâde-i cüz’iyye, kendine mâlik olup kendi isteği, arzusuyla hareket etme: İhtiyâr elden gitti. Kendi ihtlyâriyle bu işe karar verdi. Bi-ihtlyâr, bili-lhtiylr = istemeyerek, kendinde olmayarak, irâdesi elinde olmaksızın c. İhtiyârât = Takvimlerdeki, falan gün falan şeyi yapmalı gibi bâtıl hükümler.

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Her şeyde ruh ve madde, iyilik ve kötülük gibi iki zıt prensibin varlığını ileri süren felsefe, Ar. sünâiyye.

Finansal Terim

(Additional Listing)

Hisse senetleri Borsa kotunda bulunan bir ortaklığın sermaye artırımı nedeniyle ihraç ettiği yeni hisse senetlerinin kotasyon işlemini ifade eder.

Finansal Terim

(Initial Listing)

Ortaklık hisse senetlerinin ilk kez Borsa kotuna alınmasını, ortaklığın borçluluğu temsil eden menkul kıymetlerinin Borsa kotuna alınmasını ifade eder.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «lika» dan masdar) (c. ilkâAt). 1. Koyma, bırakma, atma: Kayığı denize ilka etmek, kendini tehlikeye ilka etmek; ateş, fitne ilka etmek. 2. c. Kötü sözlerle zihin çelme, aldatma, kandırma: Birtakım ilkaâte kapıldılar. Ilkait-ı bed-hâhâne = Kötü maksatlı kandırmalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. (worse, worst) i., z. hasta, rahatsız, keyifsiz; fena, kötu; ters, meşum, uğursuz; sert, acı, hain, haksız; çirkin, kerih; kabili- yetsiz; i. fenallk, kötülük, zarar; hastalık, ra- hatsızlık, acı; z. fena surette; guçlükle, sıkıntı çekerek; uygunsu

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. adı kötüye çıkmış; rezil, kepaze; ayıp, çok çirkin. infamously z. rezaletle, rezilcesine. infamousness i. rezillik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uyumlu olmayan, uyumsuz, ahenksiz; müzik yöntemine aykırı, kötü sesli. inharmoniously z. uyumsuz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. günah; kötülük; haksızlık, adaletsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. günahkar, haksız, kötü, kanuna aykırı. iniquitously z. günahkarca; haksızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hakaret, onur kırma, aşağısama, hor görme, kötü davranış; tıb. yara.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) dahili, memleket içinde vuku bulan (özellikle kötü şeyler için kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «nezr»den masdar). Neticelerin kötü olabileceğiyle korkutarak bir şeyden alakoyma.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rükûb» dan masdar). 1. Kötü bir iş, bir günâh işleme: Yalanı irtlkâb ediyor. 2. Rüşvet alma: O adam irtikâb etmez.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rüşvet» ten masdar). Rüşvet alma, kötü bir iş yapma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسائت] kötülük etme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «su’» den masdar). Kötülük etme, kötü iş işleme.

Sağlık Bilgisi

Terledikten sonra derinin üzerinde görülen kızarıklılara halk arasında isilik denir. Tıp dilinde ise miliare denir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Çörekotu, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 çorba kaşığı çörek otu konur. Kaynatılıp süzülür. İsilikler yıkanır.

Türkçe Sözlük

(aslı: İSM) (i. A.) (e. esmâ, esâmi). Ad, nam: İsminiz nedir? İsim söylemek = Birinin ismini, yani kim olduğunu haber vermek. İsim koymak — Ad takmak, Osm. tesmiye etmek. İsim vermek = Birinin adını söyleyip kim olduğunu haber vermek. İsmiyle = Adını söyleyerek. Gramerde bir kelime çeşidi: Adam, arslan, ağaç, taş, yel, akıl, sabır gibi. İsm-i hâs, ism-i Am, ism-i cins, ism-i zât, ism-i fâil, ism-i mef’Ül, ism-i zamân, ism-i mekân, ism-i Alet, ism-i’ tafdîl, ism-i mübâlağa, ism-i mensûb, ism-i tasgîr, ism-i işâret, ism-i mevsûl: Osmanlı gramerinde ismin çeşitleri. İsm-i Azam = Allah ismi. Esmâ-i hüsnâ = Cenâb-ı Hakkin 99 adı. Esmâyı üzerine sıçratmak = Darıltmak, gücendirmek, kötü kimseler bulaşmak. Bismillâh = Allahın adiyle.

Türkçe Sözlük

(aslı: İSMET) (i. A.) (Arapça terkiplerde: isme). 1. Namus, doğruluk, kötülük ve rezaletlerden kaçınma: İsmet sahibi bir zat, ismet-i mücesseme. 2. Nâmus, iffet, perde: Bir kadında en fazla ve en önce aranılacak şey ismetidir. 3. Günahsızlık, masumluk, temizlik: Onun ismeti mahkemece belli oldu.

Sağlık Bilgisi

Soğuk algınlığı, mide rahatsızlıkları, bağırsak hastalıkları, karaciğer hastalıkları, safra kesesi hastalıkları, böbrek veya kalp hastalıkları, kadınlarda aybaşı halleri, isteri, yorgunluk, can sıkıntısı, iştahsızlık gibi nedenlerden kaynaklanabilir. Tedaviye yemekleri belirli saatlerde yemeye alışmakla başlanabilir. Üzücü ve sıkıcı olaylardan uzak durmaya çalışılır. Nedeni bulmak için doktora başvurulur. Aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Çörekotu, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı sıcak suya, 1 kahve kaşığı çörek otu konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülür. Bir kerede içilir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. istifçi işi. 2. mec. ileride bulunmayacağı veya pahalanacağı düşüncesiyle çok mal yığarak piyasada sıkıntıya yol açma suçu: İstifçilik benciliğin en kötü belirtilerinden biridir.

Türkçe Sözlük

(İSTİMAL) (i. A. «amel» den masdar) (c. istimâlât). Kullanma: Silâh istimal etmek; bu kelimeyi hangi mânâda istimal ederler? Hüsn-i istimal = Güzel kullanma, yerine sarfetme: Nüfuz ve iktidarını hüsn-i istimal ediyor. SOlstîmSI (sû-i istimâl) = Yersiz ve kötü kullanma, haddini aşarak yolsuz harekette bulunma: Vazifesini, hükümet nüfuzunu, emniyeti suiistimal etti.

Türkçe Sözlük

(İTİBAR) (i. A. «ubûr» dan masdar) (c. İtibârât). 1. Ehemmiyet verme: Halk şairleri kafiyeye o kadar itibar etmezler. 2. Hürmet, saygı, riâyet: Kendisine çok itibar ederler. 3. Ticarette birinin sözüne ve imzasına olunan emniyet ve itimat: izmir’de itibarı vardır: İtibarlı tüccarlardandır. 4. Şeref, haysiyet: Namus ve itibar sahibidir. 5. Bir zamandan başlayarak sayma: Mart başlarından itibar edeceğiz. 6. Gerçek olmayarak bir şeye verilen değer, farazî kıymet: Doların itibârı 9 lira ise de gerçek değeri daha fazladır. 7. Farz, takdir: Her tavuk senede yüz yumurta yumurtlamak itibariyle yirmi tavuktan iki bin yumurta alınır. 8. İbret alma, bir kötü hareketin kötü neticesini görerek ders alma (Arapça’da esil mânâsı olan bu mânâ ile dilimizde az kullanılır). Havlle-i semi itibâr etmek = Ehemmiyet vermek, kulak asmak. İtibardan düşmek = İtibarını kaybetmek, artık muteber ve makbûl olmamak. Sâhib-I itibâr = İtibar sahibi, Ar. mûteber. Nazar-ı itibâra almak = Ehemmiyet vermek, makbûl tutmak. İtibariyle — Farzederek. c. İtibârât = Faraziyeler: Itibârâtla uğraşmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Köpeklik 2. mec. kötü ve aşağılık davranma, hareket.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beğenilecek, makbule geçecek halde olan, Ar. tayyib, ceyyid, Fars. hoş, nîk: İyi iş, iyi huy, iyi adam. 2. Faydalı, yararlı, kârlı: İyi iş, iyi ticaret. 3. Kâfi, yeterli, elverir, yetişir: Bir elbiseye üç metre kumaş iyidir; on bin lira iyi paradır. 4. Uygun, muvafık, münasip: Bu ceket size iyi geldi; pabuç ayağıma iyi gelmedi. 5. Sıhhatte, sıhhat ve Afiyeti yerinde: İyi misiniz? Biz iyiyiz lâkin babam biraz keyifsizdir. Epeyi = Oldukça iyi; kâfi, hayli miktarda. Pek iyi = Çok iyi, Alâ. 6. İyi şey, bir şeyin iyi tarafı, iyilik: İyiyi kötüden fark etmeli; iyisini alıp kötüsünü bırakmak. İyi olmak = İyileşmek, hastalıktan kalkmak, kurtulmak. İyi oldu ki = isabet oldu ki... İyi etmek = Fayda etmek, iyi gelmek, yararlı olmak: O ilâç beni iyi etti. İyi iş (alay yoluyla) = Böyle iş olur mu? Bu, nasıl iş? İyiden İyi = Tamamiyle, büsbütün: İyiden iyiye sabah olmuştu. İyi saatte olsunlar = Cinlerin ve bundan kinaye olarak kötü adamların isimleri anıldığında söylenir duadır. İyisi = Tercih edileni: iyisi hiç karışmamaktır. İyisi kötüsü = İyi ve kötü olanı. İyi gelmek = Uygun olmak. İyi gün = İkbal, saadet İyi gün dostu = Bir sıkıntısı olan dostunun yanına yanaşmayan. İyi gün görmüş = Evvelce rahat ve servet içinde bulunmuş. İyi gitmek = İşi yolunda olmak ve iyi harekette bulunmak. İyi kötü = Her ne olursa, şöyle böyle: İyi kötü barınacak bir evi var. İyiler = İyi ahlâk sahipleri. İyi varmak = Her şeye rağmen bir iş yapmak: İyi vardım da size haber vermedim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü malzeme ile bina etmek, gecekondu gibi yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. anat.mafsal, eklem, iki kemiğin birleştiği yer, oynak yeri; ek; ek yeri; iki eklem arasındaki kısım; kasabın kestiği kol veya but gibi et parçası; bot. nod; düğüm, boğum; (argo) afyon çekilen veya kumar oynanan kötü ve yasak yer; (argo) esrarlı sig

Sağlık Bilgisi

Tuvalete hiç çıkmama veya çok seyrek çıkmaya kabızlık, peklik ya da inkıbaz denir. Tıp dilinde ise konstipasyon adı verilir. Yeterince sulu şeyler yememe, sinir bozukluğu, bağırsak tıkanıklığı, sindirim sistemi bozuklukları, hormon dengesizliği, basur, fıtık boğulması, kabızlığı doğuran nedenler arasındadır. Ayrıca günlerinin büyük bir kısmını oturarak geçirmek zorunda olanlarla, hamilelerde ve yaşlılarda görülür. Öncelikle kabızlığa neden olan hastalığı tespit etmek gerekir. Esas nedeni tespit etmeden alınacak müsil ilaçları kötü sonuçlar doğurabilir. Kabız omayı önlemek için, sebze çorbaları ve yemekleri, mercimek, ıspanak, salata, balık ve çavdar ekmeği yemek çok faydalıdır. Ayrıca erik reçeli, bal, üzüm, kayısı veya elma yemek; bol su veya şerbet içmek de yararlıdır. Müzmin kabızlıktan şikayet edenlerin de; fazla et, yumurta, peynir, beyaz ekmek, muz gibi yiyecekleri azaltmaları, kahve çay ve sigarayı en az miktara indirmeleri, alkolü bırakmaları gerekir. Kabızlığı gideren ilaçların fazla miktarda ve uzun süre kullanılması kötü sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle ilaçları kullanırken tavsiye edilen miktarları aşmamak gerekir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru erik, su.

Hazırlanışı : 8 bardak suya, 250 gram kuru erik konur. Erikler pişinceye kadar kaynatılır. Günde 3 kere birer su bardağı içilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Alma, verilen bir şeyi benimseme: Gönderdiğiniz hediyeyi kabûl ettim; hediyeniz kabûlümdur. 2. Ziyarete gelen kimseyi usûle uygun olarak veya her nasıl olursa bir suretle içeriye alma, ziyarete mukabele etme: Bana müsaade edin şu misafirleri kabûl edeyim; evde misafir kabûl edecek kimse yok; bu köyde misafir kabûl eden var mıdır? Gittiğimiz yerde iyi kabûle mazhar olduk; geleni soğuk bir suretle kabûl etti; pek rahatsız olduğum için ziyaretime gelenleri kabûl edemedim. 3. irtikâp etmek, kötü bir işe tenezzül eylemek: Ben yalanı kabûl etmem; o adam kendi evinde öyle bir hal olmasını hiçbir vakit kabûl etmez; sizin aleyhinizde bulunmayı hiçbir suretle kabûl etmem. 4. Razı olma, rıza, uyuşma: Bu hâl şeklini kabûl ettiniz mi? 5. Alıp kullanma, Ar. ittihâz ve istîmâl: Türkler’in eskiden kendi alfabeleri varken Müslüman olunca Arap alfabesini kabûl etmişlerdir; Sudan’ın güney bölgesi ahalisi, İslâm dinini yakınlarda kabûl etmişlerdir. 6. (hukuk) Almak için ikinci defa söylenen sözdür ki, onunla akit tamam olur. Hüsn-i kabûl = İyi karşılama, hoşlanarak ve sevinç göstererek ikram ve saygıyla karşıla-, ma: Her gittiğimiz yerde hüsn-i kabûl gördük. Uğradığımız yerlerde hüsn-i kabûle mazhar olduk.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kadeh yapan, yapıcı. 2. (kadh’den) Kötüleyen, zemmeden, yeren.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İman esaslarından, Allah’ın bütün yaratıklar için hüküm ve irade ettiği hallerin oluş şekli, alın yazısı, takdir. 2.Talih, baht. 3.Kötü talih. 4.Güç kuvvet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قدح] kötüleme, kınama.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kafa-dârân). Birine uyan, arkası sıra giden, tâbî, peyk, gayret-keş: O falânın kafadârıdır; kendisi gibi birtakım kafadarları vardır. 2. Arkadaş, refik, dost, yardak (başlıca kötüleme, küçümseme veya takdir makamında kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «küfr, küfrân» dan if.) (c. küffâr, kefere). 1. Tanımayan, bilmeyen, gördüğü iyiliği unutan, iyilik bilmeyen, şâkir zıddı: Kâfir-I nimet = Nankör. 2. Tanrı’nın birliğine, vahdâniyyete inanmayan, Tanrı’ya ortak tanıyan ve ona yakışmaz iş ve beşerî sıfatlar isnâd eden: O sözü söyleyen kâfir olur; küffâr-ı Kureyş’in sahâbeye ettikleri ezâ: Kefere-i Hind’in kötü inanışları. Kâfirîler = Araplar’ ın güneydoğu Afrika zencilerine (Zulular vs.) verdikleri ad ki, Ümit Burnu ile Zengîbâr arasında yaşarlar. Avrupalılar da Araplar’dan alarak «Kafres» demişlerdir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Zorlama, zorla bir iş yaptırma, Ar. cebir, icbâr. 2. Galip gelip batırma, mahv ve helâk etme, yok etme, tenkil: Düşmanlarını kahretti; kötü adamları Allah kahreder. 3. (Türkçe) Bir mahrumiyet ve mağduriyetten dolayı kendisini yiyecek surette keder etme, böyle bir keder ve infialden müteessir olma, keder içine işleme: Çalışmasının mükâfatını görmediğinden kahretti; kahrından telef oldu.

Türkçe Sözlük

(i.) (çocuk dilinde). 1. Pislik, neces: Çocuğun kakası var, kakasını edecek. 2. Kötü, fena: Kaka bebek = Yaramaz çocuk.

Türkçe Sözlük

(f.). Kötüleşmek, fenalaşmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yukarı çıkarmak, Osm. ref’ etmek: Elinizi kaldırın; başımı kaldırıp baktım. 2. Yükseltmek, Osm. terfî etmek: Bu duvarı bir metre daha kaldırmalı; bu binanın tavanlarını beş on santim daha kaldırmak iyidir. 3. Yükleyip nakletmek, taşımak, götürmek: Daha buğdayı harmandan kaldırmadık; eşyayı bugün kaldıracağız. 4. Ref’ ve lağvetmek, fesheylemek: Ben o Adeti kaldırdım; ablukayı kaldırdı. 5. Ayaklandırmak, heyecanlandırmak, kötü yola sevketmek: Birtakım gençleri kaldırmaya çabalıyordu. 6. (av köpeği) Avı uçurmak veya yuvasından çıkarmak: Bizim köpek bugün bir geyik, bir keklik kaldırdı. 7. Fazla satın almak: Komşular çarşıdan birçok kumaşlar kaldırdılar. 8. Yüklenmek, tahammül edebilmek: Bu gülleyi kaldırabilir misin? Deve kaç kilo kaldırabilir. 9. Yeterli ve tahammüllü olmak: Bizim hâlimiz o kadar pahalı giyeceği kaldıramaz; bizim işimiz öyle kumaşlar kaldırmaz; bu yemek çok tuz kaldırmaz. 10. İyi etmek, yataktan kurtarmak: Doktor hastayı beş günde yataktan kaldırdı. 11. Ümit kesmek, vazgeçmek: Sen bugün gitmeyi kaldır. Atı dörtnala kaldırmak = Doludizgin koşturmak. El kaldırmak = Vurmak, vurmaya hazırlanmak. Ellerini kaldırmak = Dua etmek. Omuz kaldırmak = Bilmezlikten gelmek. Başkaldırmak = İsyan etmek, serkeşlik. Posta kaldırmak = Posta hazırlayıp göndermek. Tabanı kaldırmak = Koşmak, Osm. şitâb etmek. Yelkenleri kaldır mak = Yelken açıp gitmek. Yürek kaldırmak = Mide bulandırmak.

Yabancı Kelime

Fr. qualité

nitelik

Bir şeyin iyi veya kötü olma özelliği.

Türkçe Sözlük

(I.). Eskiden savaşlarda ok ve kılıca karşı öne tutulup vücudu muhafazaya yarayan savunma silâhı olup, çeşitleri vardır; madenden veya gergedan ve fil derisinden yapılırdı: Kalkan kullanmak. Kalkanotu = Deveotu çeşidinden öksürükotu. Kalkanbalığı = Meşhur yassı ve büyük balık ki, düğme gibi birtakım nasırlı kemikleri ve beyaz eti vardır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zem ve tenkid eden, kötüleyen, kınayan, tenkitçi, münekkid. 2. Eğlenen, müstehzi, alaycı.

Sağlık Bilgisi

Kanser; anormal vücut hücrelerinin başıboş kontrolsüz bir şekide üremeleri ile meydana gelen bir çeşit hastalıktır. Başka bir deyişle vücutta meydana gelen kötü tümörlere kanser denir. Kanser hücreleri, ya etraftaki dokuları istila ederek ya da ak veya kırmızı kan damarları ile vücudun diğer taraflarına yayılır. Buna metastaz (yavrulama) denir. Kanserin esas nedenini bilinmemekle beraber, hava kirliliği, ve sigaranın kansere zemin hazırlayıcı oldukları ileri sürülmektedir. Kanserden korkmayınız, geç kalmaktan korkunuz! Bu nedenle aşağıdaki belirtilerin biri görüldüğü zaman doktora başvurunuz.

- Makat veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar.

- Göğüslerde veya vücudun herhangi bir yerinde görülen ve ele gelen şişlik veya sertlikler.

- İyileşmeyen yaralar.

- Ses kısıklığı veya belirli bir sebebi olmayan öksürük.

- Yutma güçlüğü ve hazım bozuklukları.

- Ben ve siğillerde görülen değişmeler.

Bu işaretlerin herhangi biri iki haftadan fazla devam ederse mutlaka doktora başvurmak gerekir. Kanserin görüldüğü yerler aşağıda gösterildiği şekilde tespit edilmiştir.

- Beyin ve omurilikte %1

- Ciltte %10

- Tenasül yollarında, erkeklerde %10, kadınlarda % 6

- Memelerde %14

- Sindirim sisteminde %25

- Solunum yollarında, erkeklerde %2, kadınlarda %3

- Karaciğer ve safra kesesinde %3

- Diğer organlarda %8

Bu bilgilerin ışığı altında, akciğer, deri, dil, dudak, gırtlak, mide, incebağırsak, kalınbağırsak, mesane, meme, ve prostat daha fazla görüldüğü söylenebilir. Kanser tedavisinde uygulanan makro biyotik gıda rejiminin çok etkili olduğu, bu rejimi uygulayan hastaların iyileştikleri ve sağlıklı kimselerin de kanser olmadıkları ileri sürülmektedir.

Makro-biyotik Gıda Rejimi:

Bir günlük gıdanın, %60’ı buğday, arpa, mısır, darı, esmer pirinç veya çavdar unundan yapılmış gıdalardan seçilir.

%23-25’i hayvan gübresiyle gübrelenmiş bahçelerden toplanmış taze ve olgun meyvelerden, patates, patlıcan, ıspanak, veya domatesten seçilir.

%5-10’u tahıl veya sebze çorbalarından seçilir.

%10-15’i deniz ürünleri arasından veya soya fasulyesi, taze fasulye, kırmızı pancar veya şalgamdan seçilir.

Haftada bir kere beyaz etli balık yenebilir. Ancak her hafta pişirme şeklini değiştirmek gerekir.

Haftada iki kere de fazla şekeri olmayan meyveler yenebilir. Çay içilebilir.

Aşağıdaki yiyecek ve içecekler de yasaktır.

Beyaz unla yapılmış ekmek, pasta gibi şeyler, beyaz pirinç, tavuk, peynir, yumurta, konserveler, dondurulmuş yiyecekler, şeker, üzüm, şekerli meyve suları, olgunlaşmış meyve ve sebzeler, kuru fasulye, ve kuru bezelye, mercimek, mantar, pekmez, bulama, çikolata, kakao, gazoz dahil bütün meşrubatlar, ve alkollü içecekler, turşu, sirke, hardal, sofra tuzu, bayat yiyecekler, sığır eti.

Yukarıda anlatılan gıda rejimi hiç aksatılmadan uygulanmalıdır. Tedavi ve korunma maksadıyla aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz.

Hazırlanışı : 4 su bardağı suya 3 tutam maydanoz (veya 50 gram maydanoz tohumu) konur. 5 dakika

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Her şeyi kötüye yoran; iyi bir gelişmeden ümidini kesen, bedbin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimist. pessimistic. pessimist kötümser. bedbin. pesimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimism kötümsürlük. bedbinlik. pesimizm.

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük karga. Kargacık burgacık = 1. Alfabenin sonunda boş kalan bir haneyi doldurmak için konulan uydurma bir şekil. 2. Karmakarışık, kötü ve okunması zor yazı.

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Vara: Karha-i ikile = Etrafa yayılıp gittikçe genişleyen yara. Karha-i efrenciyye = Firengi yarası. Karha-i reddiyye = iyileşmesi zor bir çeşit kötü yara.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Budizm ve Hinduizmde insanın iyi veya kötü kaderinin dünyaya daha önce gelişinde yaptığı iyi veya kötü hareketlerinin sonucu olduğunu savunan öğreti;kader, talih.

Türkçe Sözlük

(KAST, KASİT) (i. A.). 1. Kurma, niyet, tertip, tasavvur: Birtakım kitaplar almak kasdiyle sahaflara gittim. 2. İsteyerek bir işe teşebbüs etme, rasgele olmayıp isteyerek yapılan işin hal ve sureti: Bu cinayette kasit yoktur. 3. Kötü niyet, biri aleyhinde olan teşebbüs, garaz: Onun bana kasdi vardır. 4. Öldürme, yaralama veya zarar vermeye teşebbüs: Canıma kastetti. An kasdin = (halk dilinde yanlış olarak: en kast) İsteyerek, evvelden düşünüp karar vererek: O işi an kasdin işlediği anlaşıldı. Bilâ-kasdin; bigayri kasdin = Kasd olmaksızın, isteyerek değil, kaza ile, tesadüfen: Bilâ kasdin, bigayri kasdin yaraladığı iddia olunuyor. Kasdetmek = 1. Kötülük etmek. 2. Hedef olarak almak: Ben kimseyi kasdetmedim.

Türkçe Sözlük

(i.). Sıvı veya tane hâlinde olan yiyeceği ağıza götürmeye, bir şey karıştırmaya mahsus oyulmuş Alet: Tahta, bağa, maden, gümüş kaşık. Çorba kaşığı = Adi sofra kaşığı. Hoşaf kaşığı = Ağıza sığmayıp hoşaf içmeye mahsus büyük cinsi. Tatlı kaşığı = Tatlı ve reçel yemeye mahsus küçükcesi. Çay, kahve kaşığı = Fincan tabağına konan küçüğü. 2. Bir kaşık dolusu, bir kaşığın aldığı miktar ve mec. Az miktar. Biraz: Bir kaşık çorba içtim, bir kaşık su. Kaşık atmak = Çok ve hırsla yemek. Ağzının kaşığı değildir = Onun bu işe gücü yetmez. Kaşıkotu = Bir cins bitki, cochlearia officinale. Bir kaşık suda boğmak = Fazlasıyle düşmanlık göstermek. Kaşık düşmanı = Kadın, zevce. Kaşıkla verip sapıyla göz çıkarmak = Ettiği iyiliğe karşı minnet koymak, başa kakmak veya o iyiliği unutturacak bir fenalık etmek, (musiki) Türk halk musikisinde tahta kaşık şeklinde vurma Aleti.

Şifalı Bitki

(fıtıkotu): Karanfilgiller familyasından; Avrupa’da, Asya’da ve yurdumuzda yetişen, toprak yüzeyinde yatık olarak gelişen bir veya çok yıllık bitkilerdir. Yaprakları küçüktür ve kümeler halindedir. Hekimlikte; toprağın üstünde kalan kısımları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Böbrek ve mesane hastalıklarını giderir. Fıtıkta faydalıdır. İdrar söktürür. Vücuda rahatlık verir. Kasık şişmelerini indirir. Bademcik iltihap ve şişmelerini tedavi eder.

Şifalı Bitki

(kulakotu): Damkoruğugiller familyasından; tam ve etli yapraklı odunsu veya otsu bir bitkidir. Çiçekleri salkım biçimindedir. Yeşil kısmı acıdır. Kullanıldığı yerler: Yeşil kısımları zeytinyağı ile karıştırılıp, merhem yapılır. Cilt iltihaplarında, egzamada, nasır tedavisinde kullanılır.

Şifalı Bitki

(eşekotu): Baklagiller familyasından; boş arazilerde ve kurak yerlerde yetişen 30-60 cm yüksekliğinde çok yıllık dikenli bir bitkidir. Yaprakları kısa saplıdır. Çiçekleri pembedir. Meyveleri küçüktür. Köklerinde tanen, sakkaroz, zamk, uçucu ve sabit yağ, spinosin ve ononin vardır. Kökleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Terletir ve idrar söktürür. Vücuda rahatlık verir. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardım eder. Böbrek ve mesane iltihaplarını giderir. Boğaz ağrılarını geçirir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kazanılan şey, fayda, istifade, kâr: Benim için bunda hiçbir kazanç yoktur. 2. Çalışmakla ele geçirilen şey: İşler çok kötü hiç kazancımız olmuyor. Kazanç etmek = Kazanmak (eskimiştir).

Türkçe Sözlük

(i.). Meşhur yakıcı ve kokulu bir ot ki, bazı yemeklere konulur ve yağı çıkarılır: Kekikotu, kekikyağı. Kayakekiği = Bir cins yabanî kekik.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yazın bahçelerde ve çayırlarda uçuşan dört kanatlı, kanatları rengârenk toz gibi ince pullarla süslü böcek. Kelebek gibi = Pek güzel giyinmiş küçük kız. 2. Koyunların ciğerine Arız olan hastalık ki, kelebek şeklinde parçalar hâsıl eder: Koyunlar kelebek olmuş; o sürüye kelebek düştü. 3. Bazı Aletlerde bulunan bir çeşit mandal. Kelebekotu = Dağ yoncası. Kelebeksarmaşığı = Bir cins bitki.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brave yiğit. cesur. beautiful. handsome güzel. yakışıklı. bald kel. bad. ugly çirkin. kötü.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Az, nâkıs, noksan, eksik. 2. Kötü, fena: Kem söz, kem akça.

Türkçe Sözlük

(i.). Fenalık, kötülük, zarar verme, Ar. ızrâr: Kemliğe karşı iyilik etmek; kimseden kemlik görmedi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kerâih). 1. iğrenç ve murdar şey. 2. Muharebe, cenk. 3. c. Savaşın tehlike ve kötülükleri.

Türkçe Sözlük

(KEYFİYYET) (i. A ). 1. Bir şeyin nasıl olduğu hâli, meselâ bir malın iyi veya kötü olması, hal: Bu işin, bu malın keyfiyeti. 2. Bir isim veya fiilin müzekker veya müennes olması. 3. Bir olayın cereyanı: Keyfiyeti tafsilâtla yazdı. 4. Madde, husus, iş, vak’a, macera: Keyfiyetin araştırılıp bildirilmesi.

Şifalı Bitki

(dalakotu): Ballıbabagiller familyasından; Haziran - Eylül ayları arasında pembe ve seyrek olarak da beyaz renkli çiçekler açan, otsu bir bitkidir. 10 - 30 cm boyundadır. Yaprakları; karşılıklı, tüylü, kenarları dişili ve küçük bir meşe yaprağı şeklindedir. Çiçekleri üst yapraklarının koltuğunda gruplar halindedir. Meyvesi küçüktür. Çiçekli bitkide uçucu bir yağ, acı maddeler, tanen, glikozitler vardır. Kullanıldığı yerler: Vücuda kuvvet verir. Ateşi düşürür. İdrar söktürür. Mesane taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Aybaşı tutkluğunu giderir. Öksürüğü keser.

Türkçe Sözlük

(i.). Adam, şahıs: Bir kişi; kaç kişidir? Er kişi = Erkek, adam. Hâtûn kişi = Kadın. Her kişi = Herkes. Adam ve insan mânâsıyla kullanılır: Kişi iyilerden ders, kötülerden ibret almalıdır.

Türkçe Sözlük

(I.). Adî, değersiz, kötü, bayağı: Kıtipiyos bir oyuncak almışlar.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İnce ince doğranmak: Bu et kıyılacaktır. 2. Gözetilmemek, kötülük edilmek: Bu güzel hayvana kıyılır mı? 3. Kırılmak, koymak, tâkat kalmamak: Dizlerim kıyıldı. 4. Ezilmek, bayılmak: İçim kıyıldı.

Türkçe Sözlük

(I.). Kırmızılık, kırmızı renk, Ar. humret. Yangın kızıllığı = Alevin aksi. Kızıliıkotu = Eşekkulağı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bitkilerin toprağın içine sürdükleri dal ve budaklar ki, onlar vasıtasiyle topraktan rutubet ve ağacın gelişmesini sağlayan maddeleri emer, Ar. asi, cezr, Fars. bih: Ağaç, ot, çiçek kökü; bu ağacın kökleri pek derin, pek uzundur. 2. Bazı hayvanı maddelerin köke benzer kısımları: Diş kökü; sinirin kökleri. 3. mec. Temel, esas, asıl, kaynak, menşe: Bu işin kökleri pek derin, pek sağlamdır; kökünü bulmak, çıkarmak, kurutmak. 4. Bir şeyin aşağı tarafı, kaide, kütük: Ense kökü; ağacın kökünde oturmak; sütunun kökü. 5. İlâç yerine halk arasında kullanılan çeşitli bitki kökleri ki, ekseri yumru şeklinde veya ona yakın şekillerde bulunur: Orada kök satan bir dükkân vardır. 6. Ağaç vesair bitki sayısı: Kırk kök incir; on kök kavak; birkaç kök karanfil. 7. (gramer) Bir kelimedeki bütün ekler çıkarıldıktan sonra kalan kısım. 8. Bir denklemdeki bilinmeyenin yerine konulduğu zaman, o denklemi çözen sayıya o denklemin kökü denir. Kök atmak, uzatmak, salmak = 1. Kökleşmek, kökleri sağlamlaşmak. 2. Dal, budak salıvermek, dallanmak. Altınkökü = İpeka, Güney Amerika’da yetişen bir cins bitki (cephaclis ipecahudna). Ayrıkkökü = Ayrıkotu denilen bitkinin kökleri ki, mesane hastalıklarına karşı vesair ilâçlarda kullanılır. Kök tutmak = Kökleşmek. Kökünden koparmak = Tamamen mahvetmek. Kökünü kurutmak = İz bırakmamak, bir daha ortaya çıkamayacak surette mahvetmek. Yılankökü = Bir cins bitki. Kök sökmek = Büyük güçlükleri yenerek başarmak. Köküne kibrit suyu dökmek = Kökünü kurutmak.

Türkçe Sözlük

(!.). Sansar çeşidinden kötü kokulu bir cins hayvan.

Türkçe Sözlük

(f.) (aslı: kokumak). 1. Koku vermek, kokularını yaymak: iyi kokmak; kötü kokmak; bu gül ne güzel kokuyor; bu yemek ağır kokuyor. 2. Bozulup kötü ve eğir koku peydi etmek, Osm. tefessüh ve taaffün etmek: Bu et kokmuş; ağzı kokuyor. Mlık (mit) gibi kokmak = Önceden hlıtolunmak, yaklaşmak, farketmek: (Misk gibi) kavga kokuyor.

Türkçe Sözlük

(I.). Kötü kokmaya başlamış, bozulmuş: Kokmuş et, peynir.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Burunla duyulan şey kl, İyi yahut kötü olur. Ar. râyiha, nükhet, Fart. bûy. Güzel koku = Osm. tayylbe. Fena koku = Osm. ufûnet. Koku almak = Koku duymak. Kokusu gelmek = Kokmak. Kokusu çıkmak = mec. Meydana, ortaya çıkmak: Artık bu işin kokusu çıktı. 2. Giyecek, mendil veıaireye güzal koku vermeye mahsus su, ruh vesaire, Oım. ıtrıyyât, parfüm: Birçok kokular almış.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. İyi veya kötü bir kokusu olan, kokan, koku veren. 2. Güzel kokan. Ar. muattar, Fars. hoş-bO: Kokulu gül.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Koku vermek, iyi veya kötü bir koku aldırmak: İlâçlar odayı kokutmuş; çayır çiçekleri havayı kokutuyor. 2. Taaffün ettirmek, bozulmasını gerektirmek: Bu eti, bu peyniri kokutmuşlunuz. Iıkemleyi kokutmak = Ticiz etmek, sıkıntı vermek (etkimlştlr).

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yolcu ve misafire konak yapmak: Bizi köyde bir eve kondurduler. 2. Yerleştirmek, yer tutturmak, oturtmak: Elması başına kondurdu. Toz kondurmamak = Bir kimse hakkında hiçbir suç ve kötülük kabûl etmemek: Kendisi sevdiği adama toz kondurmaz.

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen kötürüm.

Finansal Terim

(Listing)

Bir şirkete ait menkul kıymetlerin borsa listesine alınmasıdır. Menkul kıymetlerin Borsa kotuna alınması ile şirketin Borsa tarafından gerekli görülen şartları yerine getirmiş olduğu anlaşılır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İyi olmayan, fena, Fars. bed: Kötü mal; kötü adam; kötü iş («fena» kelimesini yerli yersiz kullanıp «kötü» kelimesini unutmamalıdır). 2. Kötülükle, kötü surette: Kötü yazıyor; kötü söylüyor. 3. Kötülük, fenalık. İyi kötü = Ar. hayr-ü şer, Fars. nîk-ü bed; iyiyi kötüden fark etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. ill. evil. wicked. horrible. black. chintzy. dark. devilish. dread. dreadfull. feeble. fierce. grotty. harmful. haunted. hedge. hellish. horrid. indifferent. iniquitous. lousy. malign. miscreant. nasty. nefarious. obnoxious. off. offensive. poor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

amiss. bad. beastly. bitter. black. corrupt. deep. dissolute. dreadful. evil. evildoer. fatal. foul. hopeless. ill. iniquitous. miserable. nasty. nice. obnoxious. off. offensive. pernicious. poisonous. poor. reprobate. rotten. seamy. sinful. sinister. ugl

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. evil. wicked. poor in quality. deleterious. disgusting. egregious. foul. graceless. grotty. hard. horrid. ill. iniquitous. lousy. maleficent. malign. malignant. manky. naughty. nefarious. pernicious. satanic. shady. squalid. unholy. unsavory. venomou

Türkçe Sözlük

(f.). İtham olunmak, adı kötüye çıkmak, zarara sokulmak.

Türkçe Sözlük

(f.). Kötü olmak, fenalaşmak, bozulmak: O iş kötüleşti; hasta yeniden kötüleşmiş.

Türkçe Sözlük

(f.). Fenalaştırmak, fena hâle getirmek, bozmak: O işi kötüleştirdi.

Türkçe Sözlük

(i.). Hâdiseleri umumiyetle menfî tarafından gören; her işin sonunu kötü gören, iyimser karşıtı, Fars. bedbin.

Türkçe Sözlük

(i.). İhtiyarlıktan veya inme vesair bir Arızadan dolayı ayağa kalkamayan veya yürüyemeyen, oturan, sakat: Kötürüm bir ihtiyar; otura otura kötürüm olacak. Köskötürüm = Büsbütün kötürüm, hiç yerinden kalkamaz.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Kotuz).

Yabancı Kelime

Fr. critique

1. ciddi, 2. ed. eleştiri, 3. nazik

1. Tehlikeli, endişe veren. 2. Bir edebiyat veya sanat eserini her yönüyle değerlendirerek anlaşılmasını sağlamak amacıyla yazılan yazı türü. 3. Gerekli önlemler alınmadığında daha kötü olan.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çirkinlik: Yüzünün kubhu. 2. Çirkin iş, kötü iş.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Çirkin ve kötü işler: O adam kubhiyyâta düşkündür.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İşte bulundurmak, işletmek, Osm. istimâl etmek: Bu Aleti hangi işte kullanıyorsunuz? Yazı yazmak için kurşun kalem kullanıyor. 2. Hizmet ve bir göreve tâyin etmek, hizmette bulundurmak, kayırmak, Osm. istihdâm etmek. 3. Giymek, döşetmek, eskitmek: Bu çizmeyi hiç kullanmadım; bu keçeyi pek az kullandı. 4. Bir şey yiyip içmeyi veya almayı Adet edinmek. 5. İdareli sarfetmek yoluyla harcamak: Parasını İyi kullanmadı; kullanmasını bilse geliri iyidir. 6. işletmek, çevirmek: Araba kullanabiliyor musunuz? O, pek güzel yelken kullanır; alışmayan adam kılıç kullanamaz. 7. İdare etmek, tutmak. Ağız kullanmak = Konuşmasını idare etmek. 8. İcabına göre muamele etmek: Ne çare kendisini kullanmalı. 9. Metres ve dost edinmek. Bol kullanmak = Esirgememek, israf etmek. Hor kullanmak = Kötü kullanmak, gözetmemek. Tepetepe kullanmak = Kahır ve zorla veya rahatlıkla kullanmak.

Şifalı Bitki

(kurttırnağı): Gülgiller familyasından beşparmakotu adlı bitkinin salkım çiçekli, sapı ve kökü bol taneli, çok yıllık bir türüdür. Yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler: İshali keser.

Türkçe Sözlük

(f.). t. Bir tehlike veya bir sıkıntıdan uzaklaşmak, hastalıktan sıyrılmak: Üç kişi o hastalığa tutuldu; ikisi kurtuldu, kendisi bir iftlrâ ile tevkif olunduysa da kurtuldu. 2. Selâmete çıkmak: Hele kurtulduk, kurtulduğuna teşekkür etmeli. 3. Bağını koparıp kaçmak: Bir at kurtulmuş; zincirden kurtulmuş gibi; mahbuslar hapishaneden kurtulmuş. 4. Bağlandığı yerden çıkmak, fırlayıp ayrılmak: Tahtanın biri kurtulmuş. Elinden kurtulmak = Ele geçmemek, geçmişken sıyrılmak: Onun elinden kimse kurtulmaz. Elimden kurtulamazsınız = Elbette elime geçersiniz. İpten kazıktan kurtulmuş — Sabıkalı, cânî, kötü adam.

Türkçe Sözlük

(KUSUR) (i. A.). 1. Eksiklik, noksan: Ben çalışmada kusur etmedim, kusur bırakmadım. 2. Ayıp, özür, sakatlık: Bu atın, binanın bir kusuru olmasaydı sahibi elinden çıkarmazdı. 3. Suç, kabahat, kötülük: Benim kusurum nedir? Bir kusur mu ettim? 4. ihmal, müsamaha, gevşeklik, keyifsizlik, tedbirsizlik: İnsan vazifesinde kusur etmemeli. 5. Artan kısım, fazla, bakıyye: Şu kadarını bana gönderin, kusuru sizin olsun. 6. Satın alınan şeyin kıymetinden fazla olarak verilen paradan geri alınması lâzım gelen miktar: Liranın kusurunu vermediniz (eskimiştir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) parmak biçiminde yapılan bir çeşit hamur işi; yüksükotu, (bot.) Digitalis purpurea.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. levvâme) (levm’den imüb.). Levm eden, aşağılayan. Nefs-i levvâme = Bir kötülük yaptıktan sonra hâsıl olan vicdan rahatsızlığı; nefsin üç çeşidinden biri olup, diğer ikisine nefs-i emmâre ve nefs-i mutmaine denir, bk. Emmâre, mutmain.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. f. (-ed, -ing veya -led, -ling) huk. şeref kırıcı neşriyat, kötüleyici yerme; yazılı iftira; huk. arzuhal, istida; f. iftira etmek; huk. arzuhal vererek davaya başlamak. libel(l)ous s. if tira kabilinden. libel(l)ously z. iftira ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bitli, üstü başı bit dolu; (argo) kötü; (argo) alçak, iğrenç. He is lousy with money (argo) Onun parası çok. lousiness i. bitlilik; iğrençlik; berbatlık.

Türkçe Sözlük

(MAHRÜMİYYET) (i. A.). Nasipsizlik: Terbiyeden mahrumiyet çok kötü bir şeydir; o, kimsenin mahrumiyetine razı değildir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. kötü maksatla, kötü niyetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. suçlu kimse; kötülük eden kimse. malefac'tion i. kötülük etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. büyü gibi kötü tesiri olan, zararlı

İngilizce - Türkçe Sözlük

s başkalarına zarar veren, kötü maleficence i. kötülük, kötü hareket veya hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kötü niyetli, hain. malevolence i. kötü niyet. malevolently z. kötü niyetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. kötülük, özellikle görevi kötüye kullanma. malfeasant s., i. kötülük eden (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i kökleşmiş bedhahlk, kötülükçülük; şiddetli nefret, derin düşmanlık; öldürucü şey; eza, cefa.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i kötülük, bedhahlık, garaz; muziplik, iğneleme; huk. ızrar niyeti. malice aforethought, malice prepense huk. taahhüt.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kötü niyetli, bedhah; muzip. maliciously z. bile bile, kötü niyetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kötücül, bedhah, habis; garezci.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zarar veya ıstırap vermek isteyen. malignantly z., kötü niyetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kötü veya yetersiz beslenme, gıdaslzlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yolsuzluk, kötü hareket; huk. itinasızca veya yanlış tedavi; vazifede ihmal veya suiistimal, görevi kötüye kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü davranmak, eziyet etmek. maltreatment i. fena muamele.

Türkçe Sözlük

(i. A. «illet» ten imef) (mü. mâlûle). (Arapça’da geçişsiz olduğundan «alîl» demek daha doğrudur). Bir illeti olan, illet sahibi. Hasta, sakat, kötürüm: Mâlûl bir adam.

Türkçe Sözlük

(i. A.). İlleti olan, hastalık, sakatlık, kötürümlük: Mâlûliyyeti olan kimse askere alınmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. insanı kötü yola sevkeden servet ve mal; hırs, ihtiras; b.h. hırs veya servet tanrısı.

Türkçe Sözlük

(i. F. «mânden» fiilinden imef.). Kalmış. Pes-mânde = Geri kalmış, gerilemiş. Amel-mânde = işten kalmış, kötürüm.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Üstü kapalı küçük ağıl. Mandıra köpeği = Azgın ve kötü huylu adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. işaret, marka, alamet; damga; nişan, hedef; kâfi derece; şöhret, liyakat; den. iskandil savlası üzerinde kulaç işareti; not (ders); leke; yara yeri, iz. a bad mark kırık not, kötü. not beside the mark konu dışı, mevzudan dışarı. highwater mark sula

Türkçe Sözlük

(i.). Zararlı, muzır, kötülüğü dokunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. adi, aşağı, değersiz; rezil, alçak, bayağı; cimri, pinti; kılıksız; yoksul; k.dili huysuz; k.dili utangaç; A.B.D., k.dili keyifsiz; A.B.D., k.dili kötü huylu, ahlâksız, tehlikeli; A.B.D., k.dili zor, güç; A.B.D., (argo) şahane, nefis. no mean city

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. alelade, olağan, orta derecede, ne iyi ne kötü, bayağı.

Türkçe Sözlük

(i, A. c.) (m. mefsedet). Fesatlıklar, kötülükler, (bk.) Mefsedet.

Şifalı Bitki

(angelica): Maydanozgiller familyasından; dere kenarlarında, çayırlarda ve ormanlardaki ağaçsız alanlarda yetişen, boyu 3 m kadar, hoş kokulu, otsu bir bitkidir. İstanbul, Marmara Bölgesi, Doğu Karadeniz ve Beyşehir dolaylarında yetişir. Boyu 1- 1,5 m kadardır. 2 veya çok yıllık bir bitkidir. Gövdesi silindiriktir. Boyuna çizgiler vardır. İçi boştur. Mavimtırak yeşil veya kırmızı renktedir. Çiçekleri beyazdır. Kökü ve rizomlarında uçucu bir yağ ve tanen ihtiva eder. Yaz ve sonbahar aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: Mide ve bağırsak hastalıklarına iyi gelir. Sinirleri kuvvetlendirir. Spazmları giderir. Astım nöbetlerini giderir. Kuvvet ve iştah verir. Nekahat devresinin kısa sürmesini sağlar. Yapraklarından çıkan suya, bir parça pamuk bastırılıp, diş çürüğüne konursa, ağrıyı keser. Kandolaşımını düzenler. Terletir. Kurutulmuş melekotu, dövülüp başa sürülecek olursa, bitleri öldürür.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nüzûl» dan imef.) (mü. menzûle). Nüzûl isabet etmiş, inmeye uğramış, damla inmiş; kötürüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cennetten kovulduğu farzedilen yedi şeytandan ikincisi, Mefisto; kötü insan, hain adam. Mephis tophe'lian, -lean s. şeytanca, haince.

Genel Bilgi

Duvara dayanmış bir merdiven görürseniz altından geçmeyin, etrafından dolanın. Çünkü o merdivenin tepesinde ya bir tamirci, ya bir boyacı ya da camları silen biri olabilir. Yani başınıza bir çekiç, su kovası, boya kutusu, hatta bir adamın düşme olasılığı yüksektir. Merdiven altından geçmenin uğursuzluk getireceği inancı gerçekten batıl inançlar içinde en azından bir işe yarayan tek inançtır. Ancak inancın kökeninde pratikteki faydası ile ilgili olmayan farklı şeyler yatmaktadır.

Duvara dayanan bir merdiven, duvar ile arasında bir üçgen oluşturur. Bu, bir çok kültürde tanrıların kutsal üçgeni olarak bilinir. Örneğin piramitlerin kenarlarının üçgen olması da bu inanca dayanır. Bir üçgenin içinden geçmek de, bir kutsal yere meydan okumak anlamına gelebilir.

Eski Mısırlılar için zaten merdivenin kendisi iyi şansın sembolü idi. Merdiven olmasaydı, Güneş Tanrısı Osiris’i karanlıkların ruhundaki hapis hayatından kurtarmak mümkün olamayacaktı. Ayrıca merdiven tanrıların katına tırmanmak için de şekilsel bir semboldü. Günümüzde açılan bu antik mezarlarda ölünün cennete tırmanması için yanma konulmuş bulunan merdivenlere rastlanmaktadır.

Asırlar sonra birçok batıl inançta olduğu gibi Hıristiyanlık bu inancı da Hz. İsa’nın ölüm şekline adapte etti. Çarmıha dayalı merdiven kötülüğün, hıyanetin ve ölümün sembolü oldu. İnsanlar, merdivenin altından geçmekle bütün bu kötü geleceklerle karşılaşabileceklerine inandırıldılar.

17. yüzyılda İngiltere ve Fransa’da suçlular darağacına götürülmeden önce bir merdivenin altından geçiriliyorlardı. Tabii yanında olanlar merdivenin etrafından dolanıyordu.

Değişik kültürler bu uğursuzluğa karşı bazı panzehirler geliştirdiler. Mesela bir merdivenin altından yanlışlıkla veya zorda kalarak geçen kişiler için Romalıların panzehiri yumruktu. O kişiler orta yani en uzun parmaklarını gerip diğer parmaklarını yumruk gibi yaparlar ve geçtikten sonra merdivene doğru sallarlardı. Bizde, Türkiye’de böyle bir adet yoktur ama Amerikan filmlerinde karşısındakine bu hareketi yaparak küfür veya hakaret edildiği sıkça görülür. Bunun kökeni de işte bu Roma panzehiridir.

Şifalı Bitki

(): (mübarekotu): Gülgiller familyasından; Doğu, Güney ve Karadeniz bölgeleri ile İstanbul çevresinde yetişen bir bitki türüdür. Kullanıldığı yerler: Yaprakları ve kökü kuvvet verici olarak kullanılır. İshali keser.

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). Kötülükler, kötü haller, fenalıklar: Onun mesâvîsi pek çoktur,

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مساوی] kötülükler.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şeklini değiştirip çirkin ve kötü bir şekil ve kalıba sokma: Cenâb-ı Hak onları maymun suretine meshetti.

Genel Bilgi

Cenaze merasimlerine çiçeklerden yapılmış bir çelenk göndermek, mezarı çiçeklerle donatmak, sonradan yapılan mezar ziyaretlerinde mezara çiçek bırakmak, hemen hemen her kültürde gelenek haline gelmiştir. Bir kaç gün içinde kuruyup gidecek bu çiçeklerin bırakana da bırakılana da bir faydası yoktur ama gelenek çok eski çağlara kadar uzanmaktadır.

Bu konuda eski mezarlarda yapılan çalışmalarda çiçek kalıntılarına rastlamak şüphesiz mümkün değildi. Çiçekler çok dayanıksız olduklarından ve kuruyup gittiklerinde arkalarında iz bırakmadıklarından, araştırmacılar çalışmalarını çiçeğin kendisinden çok daha dayanıklı olan polen kalıntılarına yönelttiler.

İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon’un milattan önce 1346’da öldüğünde mezarının çiçekten taçlarla kaplandığı saptandı. Kuzey Avrupa’da ise milattan önce 2000’li yıllara kadar uzanan bir çok mezarda çiçek izlerine rastlandı.

O tarihlerde mezarlara konulan çiçeklerin güzellikleri ve hoş kokuları nedeniyle iyi ruhları çekme, kötü ruhları kovma gibi bir güce sahip olduklarına inanılıyordu.

Sonradan mezarları bitki ve çiçeklerle donatmanın asıl amacı cesedin çürümesinin yaratacağı kötü kokuları önleme oldu. Seyahatlerinizde uzaktan nerede bir servi ağacı topluluğu görürseniz yaklaştığınızda fark edersiniz ki orası mezarlıktır. Mezarlıklara servi ağacı dikmek de aynı amaç içindir.

Servi ağacı uzun boyu, sık dalları ve kışın dökülmeyen yaprakları ile bir bölgeyi rüzgardan korumak için en ideal ağaçtır. Ömrü çok uzundur, hemen hemen hiç çürümez ama en önemlisi odununun damıtma yoluyla lavantacılıkta da kullanılan hoş kokusudur. Bu nedenlerle servi ağacı mezarlıkların adeta bir simgesi haline gelmiştir.

Cenaze merasimlerinde ve mezar ziyaretlerinde, bizde pek yaygın olmasa da kadın ve erkeklerin niçin siyah elbise (ve aksesuar) giyindiklerini merak ettiniz mi hiç ? Bu da atalarımızın hayalet korkusundan kalma bir gelenek.

Binlerce yıl önce cenaze töreninde bulunanlar, gömülecek ölünün hayaletinin orada bulunanlardan birinin bedenine girmek isteyeceğine inanıyorlardı. Bundan sakınmak, hayaletten saklanmak için vücutlarını siyaha boyuyorlardı. Daha sonraları zaman içinde bu adet siyah giysi olarak devam etti ve günümüze kadar geldi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). T. Yerme, kınama, zemmetme. 2. Kötü iş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مذموم] kötülenmiş, ayıplanmış.

Türkçe Sözlük

(I. A.), i. Alışma, dadanma: içkiye me’nûslyyet kötü şeydir. 2. Vahşîlikten geçip insana alışık olma: Bazı hayvanların me’nûsiyyeti mümkün olmaz.

Türkçe Sözlük

(i. Y. F.). 1. Ancak mikroskopla görülebilen bitki ve hayvanlar. Bunlar vücuda girince kendilerine has hastalığı meydana getirir. 2. mec. Kötülük eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sütünü sağmak; (bir kimseden) almak, çekmek; faydalanmak, kötüye kullanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek yanlış, kötü, hatalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kötü davranış; zina; suiistimal; kötü idare.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü idare etmek. misconduct oneself ahlâkseca davranmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. kötülükçü kimse, habis kimse; s. zalim, gaddar, vicdansız; eski imansız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kötü ve ahlaksızca hareket, kötülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü davranmak. misdemeanant i. kabahat işlemiş kimse, kötü hareketinden dolayı suçlanan kimse; suçlu kimse. misdemeanor i. hafif suç; kötü davranış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış yapmak; kötülük yapmak misdoer i. kötülük yapan kimse. mis doing i. kötü hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötüye kullanmak, suiistimal etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sefil, pek fakir; dertli, bedbaht, perişan; mutsuz; acınacak halde; zavallı; k.dili hasta; sefalet getiren; süfli, aşağılık, pek kötü; utanmaz. miserably z. pek fena.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. yolsuzluk, kötüye kullanma, kanunsuzluk, kusurlu hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü idare etmek. misgovernment i. kötü idare.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü kullanmak, kötü idare etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Kötü bir harekete, aynı şiddetle cevap verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü idare etmek, idare edememek. mismanagement i. kötü idare.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış ve ya yalan yere anlatmak; kötü temsil etmek. misrepresenta'tion i. yalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kötü idare etmek; i. kötü hükümet, kötü yönetim; karışıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nişanı vuramayış, isabet ettire meyiş; başarısızlık. A miss is as good as a mile Fırsatı kaçırdlktan sonra, iyi mi, kötü mü olduğu farketmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-shaped, -shapen) kötü biçim vermek, biçimsizleştirmek misshapen s. biçimsiz, kötü biçimli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-spent) kötü harcamak, boş yere sarfetmek, boşuna geçirmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü kullanmak, incitmek, kötü davranmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kötü kullanış; suiistimal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü işte kullanmak, suiistimal etmek.

Türkçe Sözlük

(MİZAN) (i. A. «vezn» den iâ.) (c. mevâzin). 1. Ölçü Aleti, terazi: Mizana çekmek. 2. Tartı, ölçü, münasip ağırlık: Mizanda olmak. 3. mec. Akıl, anlayış, muhakeme kabiliyeti: Mizana gelmek. 4. Ölçme, ayar: Trenin aldığı yol, hızının mizanıdır. 5. Kıyamette iyilik ve kötülüklerin ölçüleceği ölçü, mânevi terazi. Yevmü’l-mîzân = Mahşer günü. 6. Yedinci burç ki Sünbüle (Başak) ile Akrep burçları arasında olup güneş bu burca sonbaharın başlangıcında girer: Burc-I Mizân = Terazi Burcu. 7. (matematik) Dört işlemden birinin doğru olup olmadığını anlamak için yapılan hesap, kontrol. 8. (kimya) Bazı şeylerin kuvvet ve derecesini göstermeye yarayan çeşitli Aletlerin isimlerinin terkibine girer. Mizânü’l-harlre = Termometre. MizânU’l-rutûba = igrometre. Mîzinü’lhavi = Barometre, aerometre. Mizânü’lemlâh; mîzânü’l-hâmızât vs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ahlak ilmi, ahlâk; ahlâk doğruluğu; törellik; ahlâk dersi. morality play on beşinci ve on- altıncı yüzyıllarda karakterlerin erdem ve kötülük gibi ahlâki değerleri simgelediği bir tür dram.

Türkçe Sözlük

(MUAMELE) (I. A. «amel» den masdar) (c. muamelât). 1. Başkasına karşı olan iş ve hareket, bir yolda harekette bulunma, kullanma, tutma, davranış: Bana, bir çocuğa edilecek muameleyi ediyor. Hüsn-I muâmele = Güzel, iyi muamele. Sû-i muâmele, bed muâmele = Kötü muamele. 2. Bir iş veya bir resmî yazı hakkında resmî dairelerce yapılan havale ve kayıt vesaire işleri: Dilekçesinin daha muamelesi bitmedi; evrakımın muamelesini elden yaptırdım. 3. Alış veriş, ticarî ilgi, iş: Hangi bankayla muamele yapıyorsun? 4. Para, tahvil ve benzerlerinden faydalanma, faiz, bankacılık: Muameleden hayli kazanıyor.

Türkçe Sözlük

(i. A. «berâ» dan imef.). Münezzeh: Bu adam kötülükten müberrâdır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyn, beyân»dan İf.) (mü. mübîne). 1. iyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışı ayıran: Kur’an-ı mübîn. 2. Açık, apaçık, doğru, belli: Dİn-i mübîn.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, hayrı şerden ayıran. 2.Açık anlaşılır, aşikar, belli. 3.Kur’an’ı Kerim’i bazen de peygamber (s.a.s.)’i vasfetmek için kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cenb» den masdar). Bir tarafa çekilme, uzaklaşma, sakınma, kaçınma: Kötülükten mücânebet etmeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. özellikle siyasette bir şahsa kötü şeyler yüklemek; haksızlığı arayıp meydana çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çamur; k.dili herhangi bir işin en kirli kısmı; kötü söz veya iftira. mud bath çamur banyosu. mud flat gelgit esnasmda biriken çamurların ;toplandığı saha. mudhen su tavuğu, zool. Fulica atra; su yelvesi, zool. Rallus aquaticus. mud pie çocukların

Türkçe Sözlük

(i. A. «halt» dan). Karışıp görüşme: Kötü adamlarla muhSIata etmemeli.

Türkçe Sözlük

(i. A. «meşy»den masdar). 1. Birlikte yürüme, yoldaşlık. 2. mec. Yalandan uyma, birinin fikrine katılmış görünme: Kötü adamlara mümâşât göstermemeli.

Türkçe Sözlük

(I. A. «meyz» den İf.) (mü. mümeyyize). Temyiz eden, iyiyi kötüden ve doğruyu eğriden ayırabilen. Kuvve-i mümayyiza = Bu şekilde ayırdedebilme gücü. 1. Bir kalemde yazıları düzelten kâtip: Filân kalemde mümeyyizdir. 2. İmtihanlarda öğretmenlerle beraber bulunan: imtihanda fizik mümeyyizi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nasafet» den if.) (mü. munsıfe). 1. İnsaf eden, insaflı, adalet ve doğruluktan ayrılmayan: Munsıf adamdır. 2. Kötülükte ileri gitmeyen: Munsıf bir hırsız.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Akıbetinin kötülüğünü söyleyerek korkutan. 2.Kafirleri ve münafıkları sapıklıklarından döndürmek için cehennem azabı ile korkutan. Rasulullah için kullanılmıştır. Birçok sahabe de bu ismi kullanmıştır.

Türkçe Sözlük

(MÜRTEKİB) (i. A. «rükûb»dan) (mü. mürtekibe). 1. Haram, kötü ve yakışmaz bir iş yapan, öyle bir işe tenezzül eden: Yalanı mürtekib olmaK. 2. Rüşvet alan, rüşvet karşısında iş gören: Mürtekip bir memurdur.

Türkçe Sözlük

(I. A. «ism, semv, sümüvv» den imef.) (mü. müsemmât). Bir ismi olan, adlandırılmış: Ahmed ismiyle müsemmâ bir adam. İsmiyle müsemmâ = Kendisine yaraşır ve hâline uygun bir isimle isimlendirilen. Müsemmâ b’ln-nakiz = Hareket ve tutumunun tam tersi mânâda ismi olan: Kötü bir adamın adının «Hayri» olması gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «merâdet» ten if.) (mü. mütemerride). Kötü bir hareket ve işte devam ve ısrar eden, inatçı, Osm. temerrüd eden.

Türkçe Sözlük

(I. A. «verâ» dan if.) (mü. müteverria). Dinine bağlı, kötülükten kaçan, imâniı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir tarafını kesip sakat etmek, kötürüm etmek; değiştirmek, önemli kısımlan çıkararak bozmak. mutila'tion i. kötürüm etme; bozma, değiştirme.

Türkçe Sözlük

(I.). Terbiye kabûl etmez, hayırsız, kötü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرتکب] kötü bir iş yapan, işleyen.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ad, isim: Ahmed nâmında bir adam. 2. Şöhret, şan: Nâm aldı nâm kazandı, nâm verdi. 3. Yöneltme, adres. Benim nâmıma bir mektup geldi. 4. Vekâlet: Ben sizin nâmınıza, evrakı imza ettim. Be-nâm = 1. isimli: Rüstem nâmiyle be-nâm bir kahraman. 2. Meşhur: Yiğitlikle be-nâm bir adam. Bed-nâm = Kötülükle şöhret bulmuş. Nîk-nâm = İyilikle meşhur, hayırla anılan. Nâmında = İsimli, adlı: İncili Çavuş nâmında bir nedîm. Nâmına = ismen itibârî olarak. Nâm ve nişân = İz ve eser: Nâm ve nişanı kalmadı, bulunmadı, (sıfat terkiplerinde) İsimli adam: Pervîz nâm şahıs: Pervîz isimli adam.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tuz ve ekmek hakkı bilmeyen, iyiliğe karşı duygusuzluk ve kötülük gösteren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tiksindirici, iğrenç; kötü, çirkin; hoşa gitmeyen; ayıp, edepsiz, müstehcen; sıkıcı, sinirlendirici; pis, çok kirli, murdar. nasty blow ağır darbe, tehlikeli vuruş. nasty dose acı veya pis kokulu ilâç. nasty sea fırtınalı deniz. nasty story müstehcen

Genel Bilgi

Bizde “nazar değmesi” adı verilen inanç, diğer lisanlarda “şeytan göz” veya “şeytan bakışı” olarak adlandırılır. Bebeğine yeni elbiseler giydiren bir anne, çarşıya gidip alışveriş yapar. Bu arada bir başka kadın gelir ve bebeği sever. Eve gittiklerinde bebek ishal olur. İşte anneye göre bebeğine o kadının nazarı değmiştir. Dikkat ederseniz burada bebeği seven kadının art niyeti yoktur. Zaten nazarı değen kişinin genellikle kötülüğü değil, kıskançlığı ve çekemezliğidir söz konusu olan.

Noel Baba ve benzeri batıl inançlar çocuklukta kuvvetli olup yaş ilerledikçe azalırken, nazar değme inancı bunun tam tersidir. Nazar inancının ardındaki güç, bakışın ruhla bütünleşmesidir. Bakış konuşmaya göre daha etkilidir. İnsana tam odaklanır ve daha duygusaldır. Birçoğumuz arkamız dönük olduğumuz halde kalabalık içinden birinin bize baktığını hissetmişizdir.

Nazar değmesi ile ilgili olarak en çok kabul gören görüş, gözdeki yansımadır. Eğer karşınızdaki birinin gözlerine dikkatle bakarsanız, gözlerinde kendi görüntünüzün yansıdığını görürsünüz. Eski insanlar sudan, aynadan yansıyan görüntülerinin kendi ruhları olduğuna inanıyorlardı. Karşılarındaki insanın gözleri içinde kendi küçük görüntülerini görünce tehlikede olduklarını, ruhlarının karşısındakinin gözleri içinde hapsolduğunu sanıyorlardı.

Bu korkunun dünya çapında genel bir inanca dönüşmesinin, şimdi Irak’ın bulunduğu topraklarda yaşamış eski Sümerlerden kaynaklandığı sanılıyor, Sümerlerin inançlarına göre bazı insanlar bakarak suları kurutabilir ve bu nedenle ölüme sebep olabilirlerdi. Sonradan bu inanç bir bakışla yaşayan şeyleri de kurulabilme yönünde gelişti. Örneğin, nazar değen çocukların ishal olup vücutlarının sıvı kaybetmesi, annelerin ve süt veren hayvanların sütlerinin kuruması, meyve ağaçlarının kuruması ve erkeklerin iktidarsız kalmaları vb. Görüldüğü gibi, bunların hepsinde de sıvı kaybı ve kuruma vardır.

Bu inanç doğuda Hindistan’a, batıda Portekiz ve İngiltere’ye, kuzeyde İskandinavya’ya kadar yayıldı. Böylesi bir inanca sahip olmayan Amerika, Asya, Afrika ve Avustralya’ya ise kaşifler, denizciler ve göçmenler tarafından taşındı. Ama günümüzde hala Çin, Kore, Güneydoğu Asya, Avustralya ve Amerika yerlilerinde, Afrika’da sahranın güneyinde böyle bir batıl inanç yoktur.

Doğu Akdeniz ve Ege kıyılarında bu inanca, mavi gözlü insanların daha fazla nazarlarının değdiği inancı da ilave edilmiştir. Bu yörelerde mavi gözlü insanların azlığı bunun sebebi sanılıyor. Bu nedenle buralarda nazarı geri itmek veya ayna gibi yansıtmak için mavi göz şeklinde, camdan yapılan nazarlıklar başta bebekler olmak üzere nazarın değebileceği düşünülen her yere takılmaktadır.

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Bir şeyden bazen soru sormak için kullanılır: Sİz kimsiniz, elinizdeki nedir? Ne istiyorsunuz? Bu ne adamdır. 2. Şaşkınlık ve bolluk gösterir: Ne güzel! Ne soğuk! Ne yağmur! Bu ne hava! Yalnız olarak şaşma edatı gibi de kullanılır: Ne! 3. Soru olmaksızın müphemlik ve umumîlik gösterir: Ne buldu ise aldı; ne :şitse inanır; ne isterse yapsın. 4. izafet zamirleri ile birleşerek «hangi şey» mânâsını ifade eder: Nem, nemiz, nen, neniz, nesi, neleri, nemiz eksik? Nen var? (c.). Başlıca «ne kadar şeyler» mânâsıyle kullanılır: Ne umurum, ne umurun, bana ne vs. Neme, nene lâzım; ne vazifem, ne vazifen. Ne o = Nedir? Ne oluyor? Ne olursa = Her ne olsa. Ne olursa olsun — Her halde, netice iyi de olsa, kötü de olsa, Fars. herçi-bâd-Abâd. Ne ola (nola) = Bir şey değildir, büyük bir şey mi? Ne çıkar? Ne için (niçin) = Ne sebepten, ne maksatla? Ne ise = Tafsilâta hâcet yoktur, ne olursa olsun. Nece = Ne dilde, hangi dille= Türkçe söylemiyorsa nece söylüyor? Neci = 1. Hangi san’at sahibi, hangi san’ atla meşgul: Bu adam kunduracı mıdır necidir? 2. Hangi münasebetle: Sen, burada necisin? Ne hâcet = Daha neler? Ne hâl = Keyfiyet, nasıliık: Ne haldedir? Ne hâle geldi? Ne hâl peydâ etti? Ne haber, bir şey var mı, bir şey bilir misiniz? Nedir = Ne var, ne oluyor? Ne türlü = Nasıl: Bu ne türlü işdir? Ne türlü yaptınız? Neden = Ne sebepten; neden dolayı, Ne için? Ne demek = 1. Mânâsı, nedir? 2. O nasıl söz, öyle şey mi olur? Ne demek olsun = Öyle şey olmaz. Ne zaman, ne vakit = Hangi vakit ve zamanda? Ne aceb = Acaba. Ne kadar = 1. Sayı sualidir: Ne kadar kâğıt istiyorsun? Bu bardak ne kadar su alır? 2. Çok, ne çok: Ne kadar su içiyorsunuz. Bu havayı ne kadar severim. 3. Her ne miktarda: Ne kadar çalışsanız ona yetişemezsiniz. Her ne kadar = İle beraber, olduğu halde: Her ne kadar okumamış ise de sözü sohbeti yerindedir; her ne kadar ihtiyacım var ise de ondan bir şey istemeyeceğim. Ne gerek, re lâzım = Neme gerek, neme lâzım = Bana ait değildir, ben karışmam; nene, nenize, nesine gerek, lâzım. Ne münasebet = Hiç, asla, öyle şey olmaz. Ne var = Nedir, ne oluyor? Ne var ne yok = Ne haber? Neye = Ne için, ne maksatla: Neye geldiniz? Ne sebepten: Dün neye gelmediniz?

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fena, kötü, yakışmaz, alçak. nefariously z. kötülükle, alçakça. nefariousness i. alçaklık.

Türkçe Sözlük

(halk dilinde: NEFİS) (i. A. (e. nüfûs, enfüs). 1. Ruh, can, hayat. 2. insandaki maddî ve beşerî ihtiyaçlar: Nefsine mağlûp olmak. Nefs-I emmâre = İnsanı kötülüğe sevk eden şehvet. Nefs-i levvâme = Vicdan rahatsızlığı. Nefs-i mulmainne = iyiliği kötülükten ayırtarak insana insanlık vazifesini tanıttıran kuvvet. Nefs-i nitıka = insan ruhu. 3. Şahıs, zat, kendi: Herkes kendi nefsini düşünür. 4. Asıl, cevher. 5. Bir şeyin asıl kendisi, merkezi: Nefs-i Bursa’da oturuyor. 6. Meni, nutfe, bel suyu. Balık nefsi = İspermeçet. Bi’n-nefs = Bizzat. Fî-nefsü’l-emr, nefsü’l-emrde = Haddi zâtında. Nefsine = Herkes kendini düşünerek, kimsenin kimseye hayrı olmama. Nefsi yenmek = Gayret ederek nefis ve şehvete galip gelmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نفس اماره] kötülükleri emreden nefis.

Genel Bilgi

Meşe ağacına insanların ruhani bir değer vermesi çok eskilere dayanır. Ağacın yüksekliği ve sağlamlığı nedeni ile bazı güçlere sahip olduğuna inanılıyordu. Tahtaya vurma inancı dünyanın apayrı iki yerinde birbirinden bağımsız olarak gelişti. Önce milattan önce 2000’li yıllarda Kuzey Amerika yerlilerinde, sonra da Ege’de Helen uygarlığında.

Her iki kültür de meşe ağacına çok sık yıldırım düştüğünü gözlemlemişti. Amerika yerlileri meşenin, Tanrının yıldırımla yeryüzüne inip üzerinde oturduğu yer olduğuna, Helenler ise Yıldırım Tanrısı olduğuna inanmışlardı.

Kuzey Amerika yerlileri bu batıl inancı bir adım daha ileri götürdüler. Bu ağacın köküne vurarak, ileride başlarına gelebilecek tehlikelere ve şansızlıklara karşı Tanrı ile temasa geçtiklerine inanıyorlar ve ondan kendilerini korumasını istiyorlardı.

Ortaçağda ise Hıristiyan din adamları bu inancı kendi devirlerine taşıdılar. Onlara göre bu inanışın temelinde Hz. İsa’nın tahta bir çarmıhta öldürülmesi yatıyordu. Hatta Avrupa’nın her katedralinde orijinal tahta haçın küçük bir parçasının bulunduğuna inanılıyordu. Bu tahtaya vurmak ise “Tanrım dua ve isteklerimi gerçekleştir” anlamına geliyordu.

Bu arada diğer kültürlerde inanıştaki tahta aynı kaldı ama cinsi biraz değişti. Amerika yerlileri ve Helen medeniyetinin ağacı meşe iken, Mısırlılar incir ağacını, Almanlar dişbudağı tercih ettiler. Hollandalılar ise ağacın cinsine önem vermediler. Boyasız ve cilasız olması onlar için yeterliydi.

Amerikalıların tahtaya vurma inancının kökeni ne gariptir ki Amerikan yerlilerine dayanmıyor. Romalılar devrinde Avrupa’da iyice yaygınlaşan eski Helen inancının bir parçası olarak Amerikalılar tahtaya vuruyorlar.

Başımıza gelebilecek kötü şeyleri savuşturmak için tahtaya vurma inancı hala devam ediyor ama uygulama alanı çok daraldı. Her taraf plastik ve laminat dolu. Siz en iyisi yanınızda daima bir küçük tahta parçası bulundurun. Meşe ağacından olursa daha da iyi olur!

Genel Bilgi

Boncuk, kemik, taş gibi küçük parçaların bir ipe dizilmesi insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insanlar avladıkları avın parçalarını ip benzeri şeylere dizer, bir sonraki avda başarı getirmesi için üzerlerine takarlardı. Daha sonraları bu tip takılar kötülüklerden ve düşmanlardan koruması için savaşlarda da takılmaya başlandı. Bugün bile bazı taşların özel uğurlar getirdiklerine inananlar vardır.

Boncukların dini amaçla ve duaları saymada kullanılmasına ilk olarak Hindistan’da, Hindu inanışında rastlanıyor. Tespihin ataları Hindistan’dan doğuya, sonra Ortadoğu’ya, en sonunda da Avrupa’ya yayılıyor. Tespihin kullanış amacı Müslümanlık, Hıristiyanlık (Katolik), Hinduizm ve Budizm’de aynı olup hepsinde de duaları ve dualar arası bölümleri saymada kullanılır.

Tespihin İslam dünyasında ne zamandan beri kullanıldığı kesin olarak belli değildir. Hz. Muhammed’in tespih taşıdığına dair bir kayıt yoktur. Hatta belki Osman Gazi, belki de Fatih Sultan Mehmet’de tespih kullanmadılar. Arşivlerde tespih ile ilgili bilgilere ancak 16. yüzyılın sonlarına doğru rastlanmaktadır.

Ne var ki, Hz. Muhammed zamanında namaz ve dua sırasında hurma çekirdeği veya çakıl taşı kullanıldığı bazı hadislerden anlaşılmaktadır. İslam’da Peygamber’in namaz kılarken sünneti olan ‘Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahüekber’ kelimelerini 33’er defa tekrarlamanın hangi tarihte başlayıp, yayıldığı da bilinmiyor.

Yüce Yaratıcı’ya 99 ayrı isim veren İslami anlayış, onu anarken, her isim için bir işaret olmak üzere ipe dizdiği bu 99 taneli şeye de ‘tespih’ adını vermiştir. Çeşitli malzemelerden yapılan tespihteki tane sayısı 33, 99, 500 veya 1000 olabilir.

500 ve 1000’lik tespihler daha ziyade tekkeler ve dergahlarda zikr için kullanılırlardı. Tekke şeyhleri, hastaları veya bir muradı olanları, iyileşmeleri veya muratlarının olması için bu tespihlerin içinden geçirirlerdi.

Tespih çekmek, tespih tanelerini birer birer işaret parmağı ile baş parmak arasından geçirmektir. Ancak günümüzde tespihi bir oyuncak veya el alışkanlığı olarak kullananlara, sallayarak veya çeşitli figürler meydana getirerek dolaşanlara, hatta tuttukları futbol takımının renklerine göre yapılmış tespihleri çekenlere sıkça rastlanmaktadır.

Aslında tespih çekmek din adamlarına özgü bir davranışmış gibi algılanır ama halk arasında da neredeyse bir alışkanlık haline gelmiştir. Tespih çekmenin daha çok kırsal kesimlerde yaygın olmasının nedeninin tespihin boş elleri meşgul edebilme özelliği olduğu ileri sürülüyor. Sıcak ayları tarımsal çalışma ile geçiren, sürekli ellerini kullanmaya alışmış kişilerin kış aylarında bu boşluğu tespihle doldurduklarına inanılıyor.

Günümüz biliminin tespih çekme alışkanlığına bakış açısı biraz değişik. Bilim insanları, beynimizin, çalışma yaşamının güçlükleriyle, sorunlar, endişeler ve korkularla sürekli baskı altında tutulduğunu, bunun sonucunda sinir hücrelerinin aşırı yorulup yıprandığını ve beynimizi rahatlatmak, onu özgür bırakmak, dikkatimizi başka tarafa yöneltmek için tespih çekmenin çok etkili ve faydalı olduğunu söylüyorlar.

Genel Bilgi

Trafik ışıkları uygulaması, önceleri demiryollarının trenleri kontrol için uyguladığı sinyaller Örnek alınarak başlamıştır. Demiryolları idaresi kırmızı rengi ‘dur’ sinyali olarak seçmişti. Kırmızı renk kan rengi olduğundan asırlar boyu tehlikenin, tahribatın ve ölümün simgesi olmuştur. Demiryolları ilk faaliyete geçtiği 1830’lu yıllarda ‘ikaz’ ışığının rengi yeşil, ‘geç’ ışığının ise beyazdı.

Bir süre sonra beyaz sinyal problem yaratmaya başladı. Beyaz renkli ‘geç’ sinyali diğer sokak lambaları ile karıştırılabiliyordu. Ama daha da kötüsü ‘dur’ işaretlerine konulan kırmızı mercekler yerlerinden düşünce ışık beyazlaşıyor, ‘geç’ sinyali olarak algılanıyor ve kazalara yol açabiliyordu.

Sonunda demiryolcular kırmızıyı ‘dur’, yeşili ‘geç’ sarı rengi de ‘ikaz’ sinyali olarak kullanmaya başladılar. Bilindiği gibi sarı, renk spektrumu içinde en göz alıcı renktir. Böylece makinist bir sinyalin bulunması gereken yerde beyaz ışığı görürse, bir şeylerin yanlış olduğunu anlıyor ve tedbirini alıyordu.

Karayollarına gelince, yollarda sadece atların ve at arabalarının bulunduğu tarihlerde bile dünyanın büyük şehirlerinde trafik sorundu. İlk trafik lambası otomobillerin ortaya çıkmasından çok önce 1868’de Londra’da kullanıldı. Gazla yakılan ve bir eksen etrafında döndürülebilen kırmızı ve yeşil lambalar bir yıl sonra patlayıp, kendilerini çeviren polisi de yaralayınca bu uygulama ortadan kalktı.

Ama öte yandan otomobillerin ortaya çıkması ve şehirlerde dolaşmaya başlamalarıyla birlikte durum iyice kötüleşti. Çeşitli şehirlerde değişik uygulamalar yapıldı. Demiryollarındaki uygulama örnek alındı ama demiryollarında birbirine paralel iki hat vardı. Bu sistem iki yolun kesiştiği kavşaklarda işe yaramıyordu.

Sonunda günümüzdekilere benzeyen ilk elektrikli otomatik trafik lambasını, ilkokul mezunu ve ABD’deki Cleveland’da otomobil sahibi ilk siyah olan Garrett Morgan geliştirdi. 1914’de ilk denemelerine başlayan Morgan 1923’de de patentini aldı. Morgan 1963’de ölümünden az önce patentini 40 bin dolara General Electric firmasına sattı.

Morgan’ın lambaları demiryollarına benzer şekilde bir “T” üzerinde kırmızı ve yeşil iki lambadan ibaretti. Çok geçmeden ikaz anlamında sarı lamba da ilave edildi ve uygulama bütün dünyaya süratle yayıldı.

Aradan geçen yıllara rağmen sarı renk hala ‘ikaz’ anlamındadır ama günümüz sürücüleri onu ‘geç’ sinyali olarak algılıyorlar.

Genel Bilgi

İşte hayatımızla ilgili son derece önemli bir soruya bir sürpriz cevap daha! ‘Hiç kimse bilmiyor.’ Cevabın kolay olduğunu, uykuda enerjimizi şarj ettiğimizi söyleyebilirsiniz, ama bilimsel araştırmalar bunu göstermiyor. Yapılan araştırmalarda, İngiltere’de 70 yaşında bir kadının, her gece bir saat uyuyarak, hatta bir keresinde 56 saat uyanık kaldıktan sonra sadece l,5 saat uyuyarak ertesi gün tam performans ile hayatını sürdürebildiği gözlemlenmiştir.

Aslında normalde, hepimizin bildiği gibi, bir gece dahi uyumasak, ertesi gün adrenalin nedeni ile bütün aktivitelerimiz yavaşlamaktadır. İki gece üst üste uyumayan insanda ise durum daha kötüdür. Dikkat ve konsantrasyon düşer, hatalar artar.

Üç günden sonra insan hayal görmeye başlayabilir, düşünce berraklığı kaybolur. Daha sonra ise artık insan gerçekle ilişkisini keser. Fareler üzerinde yapılan deneylerde bir canlıyı uyanık tutmaya çalışmakla ölümüne neden olunabileceği ispatlanmıştır.

Ayrıca arka arkaya geceleri yetersiz uyuyanlarda da benzeri problemler gözlemlenmiştir. Uyku süresince oluştuğu gözlemlenen diğer iki olaydan biri çocukların büyüme hormonlarının gelişmesi, diğeri ise bağışıklık sistemimiz için gerekli olan kimyasalların salgılanmasıdır.

Fakat soru hala yerinde duruyor! ‘Niçin uyuyoruz?’ Kimse bilmiyor. İşte size çeşitli teoriler.

Uyku, insana kaslarını ve diğer dokularını onarma, yaşlanan veya ölen hücrelerini yenileme şansı verir.

Uyku, insan beynine hafızasındaki bilgileri düzenleme, gereksizleri unutma ve arşivleme şansı verir. Rüyalar da bu işlemin bir parçasıdır.

Uyku, enerji tüketimimizin miktarını azaltır. Bu nedenle günde 4-5 kez yerine üç öğün yemekle yetinebiliriz. Gece karanlığında zaten hiçbir şey yapamayacağımızdan, anahtarı kapatarak enerji tasarrufu yaparız.

Uyku, bütün gün çalışan beynin bir şarj süresi olabilir. Diğer organlardaki enerji harcanmasını kısarak, beyin hücre aktiviteleri için gerekli olan enerjiyi artırabilir.

Uyku hakkında tüm bildiğimiz, geceleri iyi bir uyursak, sabahları kendimizi iyi hissettiğimiz, hem vücudumuzun, hem de beynimizin yeni bir gün için kendisini tazelediği olgusudur.

Genel Bilgi

İşte hayatımızla ilgili son derece önemli bir soruya bir süpriz cevap daha! “Hiç kimse bilmiyor.” Cevabın kolay olduğunu, uykuda enerjimizi sarj ettiğimizi söyleyebilirsiniz, ama bilimsel araştırmalar bunu göstermiyor. Yapılan araştırmalarda, İngiltere’de 70 yaşında bir kadının, her gece bir saat uyuyarak, hatta bir keresinde 56 saat uyanık kaldıktan sonra sadece 1,5 saat uyuyarak ertesi gün tam performans ile hayatını sürdürebildiği gözlemlenmiştir.

Aslında normalde, hepimizin bildiği gibi, bir gece dahi uyuyamasak, ertesi gün adrenalin nedeni ile bütün aktivitelerimiz yavaşlamaktadır. İki gece üst üste uyumayan insanda ise durum daha kötüdür. Dikkat ve konsantrasyon düşer, hatalar artar.

Üç günden sonra insan hayal görmeye başlayabilir, düşünce berraklığı kaybolur. Daha sonra ise artık insan gerçekle ilişkisini keser. Fareler üzerinde yapılan deneylerde bir canlıyı uyanık tutmaya çalışmakla ölümüne neden olunabileceği ispatlanmıştır.

Ayrıca arka arkaya geceleri yetersiz uyuyanlarda da benzeri problemler gözlemlenmiştir. Uyku süresince oluştuğu gözlemlenen diğer iki olaydan biri çocukların büyüme hormanlarının gelişmesi, diğeri ise bağışıklık sistemimiz için gerekli olan kimyasalların salgılanmasıdır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tabiat, yaratılış, tıynet, hilkat, huy. Bed-nihâd = Kötü tabiatlı. Nîk-nihâd = İyi huylu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şöhret, ün (kötü anlamda); adı çıkmış kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) adı çıkmış. kötülüğüyle ün salmış, dile düşmüş. notoriously (z.) dile düşmüş olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kötüleme, zemmetme, kınama, iftira etme, hakkında kötü söyleme, yerme.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) .- Yapılan kötülüğün acısını çıkar, öcünü al.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) koku; şöhret, itibar. be in bad odor adı çıkmak, kötü şöhreti olmak, itibarsız olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) çirkin, iğrenç; saldırıyla ilgili, hücuma ait; yakışmaz; kötü; hakaret edici; (i.) saldırı, hücum. offensively (z.) tiksindirerek; hücum ederek. offensiveness (i.) tiksindiricilik.

Türkçe Sözlük

(i.). T. Ciğerde olan balgam veya gıcık üzerine insanın elinde olmadan ve sesli bir nefesle onu çıkarmaya çalışması: Öksürük gelmek, tutmak. 2. Ekseriye soğuktan gelen göğüs rahatsızlığı, öksürme: Bir öksürüğe tutuldum, öksürüğü vardır. Öksürükotu = Devetabanı, farfara otu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. meşum, uğursuz, kötülüğü belirten. ominously z. uğursuzca. ominousness i. uğursuzluk.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağaç olmayan ve kışın yaprağı düşen bitki: Yeşil ot, kuru ot. 2. ilâç, devâ: Bir ot içtim (eski tıpta ilâçların çoğu bitkidendi) (bu mânâ ile İstanbul şivesinde kullanılmaz). 3. Hayvan yemi: Hayvana ot ver. Semizotu = Yaprakları kalınca ve ekşice bir sebze. Balıkotu = Balıkları sersem edip avlamaya mahsus hap.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fena surette bozmak, kötü davranmak; sövüp saymak; tecavüzde bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. inmeli, felçli, kötürüm; i. felçli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. küçük düşürücü, alçaltıcı; yermeli; i. alçaltıcı kelime. pejoration i. kötüleşme; dilb. bir kelimenin anlamının kötüleşmesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پریشان] dağınık. 2.kötü durumda, perişan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zararlı, tehlikeli; kötü; öldürücü, mahvedici, habis, kinci. pernicious anemia tıb. anemi pernisyoz, sonucu genellikle kötü olan ağır bir çeşit kansızlık. perniciously z. zarar verici surette, tehlikeli olarak, öldürücü durumda. per niciousness i

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ters; aksi; yoldan çıkmış, ahlâksız, sapık, huysuz, kotü huylu. perversely z. aksilikle; ahlâksızca. perverseness, perversity i. sapıklık, ahlâksızlık; yoldan çıkma; aksilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sapık; sapkın, doğru yoldan çıkmış, kötü.

Yabancı Kelime

Fr. pesimiste

fel. kötümser

Her şeyi kötü yanıyla ele alan, hep en kötüyü bekleyen, kötüye yorumlayan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimist kötümser. karamsar.

Yabancı Kelime

Fr. pessimisme

fel. kötümserlik

Her şeyi en kötü yanından ele alan, her durumu karanlık gören ve hep en kötüyü bekleyen dünya görüşü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i bedbinlik, kötümserlik, karamsarlık; fels. dünyanın esasında fena olduğunu kabul eden kuram.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bedbin kimse, kötümser kimse, her şeyin karanlık tarafını gören kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bedbin, kötümser, karamsar. pessimistically z. bedbince, karamsarlıkla.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Temiz olmayan, kirli. 2. Makbul olmayan, beğenilmeyecek şekilde olan, çirkin, kötü. 3. Ayıplı, müstehcen: Pis lâkırdı. Pisboğaz = Obur, Ar. ekûl.

Türkçe Sözlük

(i. aslı: «pişik»). Kedi veya kedi yavrusu. Pisiotu, ebepisiğl = Kediotu, çatıkotu, nardin. Pisibalığı = Dilbalığına ve kalkan yavrusuna benzer yassı ve eti lezzetli bir cins balık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f .(-ted, -ting) plan veya haritasını çıkarmak; plan veya harita üzerinde işaretlerle göstermek (nota); aradaki noktaları birleştirerek çizgi çizmek; entrika çevirmek, kötü niyetlerle plan yapmak. plotting paper kareli kâğıt. plotter i. plan yapan kims

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Nefret ve istikraha delâlet eder: Pöf, ne kötü koku. 2. Küçümseme edatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., s. kötü bir şekilde, başarısızlıkla: kusurlu olarak; s. k.dili hasta, rahatsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden belirtmek veya haber vermek (özellikle kötü olayı).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kötü hal, bela; hal, halet, durum, vaziyet; man. cins, kategori.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., huk. önceden düşünülmüş, tasarlanmış, kasıtlı. malice prepense kasti kötülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. bulaştırmak, pisletmek, kirletmek; hürmetsizce kullanmak: kötüye kullanmak, suiistimal etmek; s. kâfir, zındık; adi, bayağı; mukaddes olmayan, cismani, dini işlerden ayrı olan; küfür kabilinden. profanely z. hürmetsizce. profaneness i. kutsal

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fahişe, orospu; f. fahişeliğe sevketmek; kötü maksatla kullanmak. prostitu'tion i. fahişelik, fuhuş; kötü maksada veya işe kullanma.

Yabancı Kelime

Fr. provoqué

kışkırtılmış

Kötü bir iş yapması için harekete geçirilmiş.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kötülük, fenalık, fesat. 2. (tıp) Hastalık ve yara azgınlığı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. redîa, redâet’ten). 1. Kötü, fena, fesatla dolu. 2. (tıb) Azgın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. yeniden nüksetmek, tekrar fenalaşmak; tekrar kötü yola sapmak, yeniden dalalete veya günaha sapmak; i. nüksetme, yeniden hastalanma; tekerrür, kötü hale dönme. relapsing fever tıb. Borelia grubuna ait şiddetli ve bulaşıcı bir humma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. tövbesiz, günahkâr, sefil, melun; i. kötü yola sapmış kimse, ahlâkı bozuk kimse; f. ebedi ceza vermek (günahkâra); uygun görmemek, tensip etmemek; lânetlemek. reproba'tion i. lânetleme; tensip etmeme; melunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. isnada veya siteme karşı isnat veya sitemle cevap vermek; sert cevap vermek; karşılık vermek; i. karşılık, cevap; kötü sözü sahibine iade etme, mukabele. the retort courteous nezaketle verilen aksi cevap.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ters taraf, arka taraf; ters, aksi, zıt olan şey; durumun kötüleşmesi, aksilik, felâket; mak. geri çevirme, tornistan; geri vites.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayaktakımı: kötü ve bayağı şeyler, döküntü, süprüntü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çürük, bozuk, çürümüş; ahlâkça bozuk; k.dili berbat, çok kötü. rottenly z. çok kötü. rottenness i. çürüklük; kötülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng, (argo) haylaz kimse, kötücül kimse, alçak kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. torba, çuval; bir çuval dolusu; bedene tam oturmayan kadın veya çocuk ceketi; (argo) işten atılma, kovulma; f. çuvala koymak; (argo) kovmak, defetmek, işten atmak. be left holding the sack k.dili kötü sonuçla başbaşa bırakılmak, belâya çatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kederli, üzgün, mahzun, gamlı; hazin, acınacak, esef edilecek; keder verici, kasvetli; bedbaht; hayırsız, yetersiz; çok kötü. sad sack A.B.D., (argo) miskin. sadly z. kederle, hüzünle. sadness i. keder, hüzün, üzüntü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شائبه] leke, kötü iz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evliyaotu, eşekotu, bot. Onobrychis viciaefolia.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. askaat). 1. Bir şeyin düşük ve işe yaramaz kısmı. 2. Kötü ve faydasız şey. 3. Yanlış, hata, eksiklik. 4. (Türkçe) Organlardan biri eksik ve hastalıklı olan, Ar. alil: Sakat bir adam. 5. Eksik ve hasta (organ): Bu ademin eli, ayağı, gözü sakattır. 6. Hatalı, doğru olmayan, yanlış: Bu söz sakattır. Sakat iş işleme.

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.). 1. Bedbahtlık, saadetin zıddı. 2. Yaramazlık, kötü iş. 3. Haydutluk, eşkiyâlık.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «şakaavet» den smüş.) (mü. Şakıyye) (c. Eşkıyâ). 1. Bedbeht, zıddı: sâid. 2. Haylaz, kötü huylar. 3. Haydut, yol kesici.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. alaycı, hakaret dolu, acı, kötü (gülüş).

Türkçe Sözlük

(i. A. «sarf» dan imüb.) (c. F. sarrâfân). Para, altın, tahvil alış verişi yapan kimse. Adam sarrafı = mec. Adamın iyisini, kötüsünü kolaylıkla anlayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şeytan, iblis; kötü adam.

Genel Bilgi

İngilizce adı ‘backgammon’ olan, bizde ise İtalyanca ‘tavola’dan geçmiş ismi ile ‘tavla’ olarak bilinen oyun, şans ve kabiliyetin çok güzel dengelendiği, kazanmak için ikisinin de gerekli olduğu, toplumun her seviyesinde ve her yerde oynanabilen bir oyundur.

Tavla o kadar bilinen bir oyundur ki, burada kurallarından bahsetmek bile ayıp olabilir. Tavlanın bilinen en eski oyunlardan biri olduğu, 5 bin yıl evvel Mısırlılar tarafından oynanmaya başlandığı, Yunanlılar ve daha sonra da Romalılar tarafından oynanıp Avrupa’ya yayıldığı biliniyor. Bu günkü oynanış kuralları 17. yüzyılda İngiltere’de tekrar düzenlenmiş, 20. yüzyılın başlarında, 1920’lerde ise çift zarla oynanmaya başlanmıştır.

Tavla, kırda, kahvede oynanabilmesi bakımından basit bir halk oyunu olarak bilinmesine rağmen satranç gibi stratejik bir savaş oyunu olup en az onun kadar, hatta araya şans faktörünün de girmesi ile ondan daha zor bir oyundur.

Sonraki hamleleri düşünmeyi zorlaştıracak şans faktörü oyuna eğlenceli bir yan katar. Oyunu kazandığınızda bunu kabiliyetinize yorarken, kaybettiğinizde de kötü şansınızı suçlayabilirsiniz. Ancak tavla şampiyonları şansın yanında oyunda, ihtimaller hesabını, tahayyül ve sezgi yeteneklerini hatta psikolojik faktörleri bile kullanırlar.

Günümüzde bilgisayarda, internet aracılığıyla dünyanın öbür ucundaki kişilerle tavla oynanabiliyor. Bilgisayarla karşılıklı tavla oynayabileceğiniz çok güzel programlar var. Ne var ki bu programlar amatör bir seviyeden öteye geçemiyorlar. Satrançta olduğu gibi dünya şampiyonlarını bile yenebilecek programlar üretilemiyor.

Bir bilgisayarın herhangi bir oyunu bir insan kadar veya daha iyi oynayabilmesi için ya insandan daha akıllı olması yahut da belirli bir sürede insandan daha çok iş yapabilmesi gerekir. Oyun programlarında genel strateji akıl üzerine kurulamaz. Program bir insanın yapamayacağı kadar kısa bir sürede, ilerde yapılabilecek hamleleri ve karşı oyunları hesaplayabilecek şekilde hazırlanır.

Satranç oyununda her bir oyuncunun bir hamlede yapabileceği 20-30 değişik hareket vardır. Tavlada ise her iki zarı attığınızda, zaten 21 tane değişik pozisyon gelme olasılığı vardır. Bu her bir pozisyon da en az 4-6 değişik şekilde oynanabileceği, bir de çift atıldığında 4 kere oynanabileceği faktörlerini de hesaba katarsak, sadece bir kerede tavlada kaç değişik oyun oynama olasılığı olduğu ortaya çıkar.

İşte bu durum tavla oyununun herhangi bir anında çok ileriye bakmayı, sonraki hamleleri görebilmeyi ve tedbir almayı zorlaştırır. En basit bir hesapta bile görülebilir ki tavlada 3 kere zarları atışta oynanabilecek pozisyon sayısı 250 milyona ulaşır. Bunun analizini yapabilmek bilgisayar için bile zordur.

Satranç gibi oyunlarda, bir kerede yapılabilecek hamleler hesaplanırken en mantıksız ve yapılmaması gereken hamleler çıkarıldığında geriye oynanması mümkün 5 bilemediniz 10 hareket kalır. Halbuki tavlada her seferinde atılan zara bağlı olarak 21 değişik seçenek vardır. İşte bu nedenle programlamada arka arkaya olabilecekler için bir fonksiyon türetip, yazılım yapabilmek içinden çıkılmaz bir hale gelir.

Tavlada bir başka faktör de zamandır. Oyunun herhangi bir kademesindeki durumu kavramada geçen zaman açısından insan, bilgisayardan hala üstündür. Tabii bu arada pulları kırma, kritik yerlerde kapı alarak rakibin zarı ne gelirse gelsin onu oynatmama, gele atma gibi durumlar da göz önüne alınırsa, bilgisayarın tavla oyununda niçin çok başarılı olamadığı ortaya çıkar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-red, -ring) yara izi; geçmişin bıraktığı kötü etki; bot. dökülmüş yaprağın dal üzerindeki izi; f. yara izi bırakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., s. tırmalamak; keskin bir şeyle kazıyarak yüzeyini bozmak; kaşımak, tahriş etmek; k.dili acele ile kötü bir şekilde yazmak veya çizmek; karalamak; çizmek, silmek, bozmak; yarış listesinden çıkarmak; eşelemek; kaşınmak; cızırdamak; zahmetle p

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kötü bir şekilde veya acele ile yazmak, karalamak; i. karalanmış yazı, acemice ve karışık yazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. sıracalı; sıraca illetine ait; kötü ahlâklı.

Genel Bilgi

MARİFETNAMEDEN

• Başın üst kısmının seğirmesi: İyi bir makam ve mevkiden haber verir.

• Başın ön tarafının seğirmesi: İyi bir devlet bulmaya işarettir.

• Başın yan tarafının seğirmesi: Sağı ve solu hayırlı eyler.

• Alnın seğirmesi: Sağda ise eğlence – Solda ise habere işarettir.

• Kaşın seğirmesinden: Sağ ve sol her yer dostlukla dolar.

• Kaşın ortası seğirirse: Sağı zevk – solu kederdir.

• Dil seğirirse: sağı hüzün – solu coşkunluktur.

• Gözün dışı seğirirse: Sağda kötüleme – Solda ziynettir.

• Gözbebeğinin seğirmesi: sağ gözde olursa sıkıntı - solda sevinçtir.

• Göz kuyruğunun seğirmesinde: sağ göz için sevinç - solda maldır.

• Gözün altı seğirirse: Sağdaki iyiliğe – soldaki mevkiye alamettir.

• Yanağın seğirmesi: sağda olursa hayır – solda olursa mala işarettir.

• Burundaki seğirme: sağ tarafta kahır – sol taraftaki mevkiye alamettir.

• Dudağın üst kısmındaki seğirme: Sağda olursa rızık – solda şenliktir.

• Dudağın uç kısmının seğirmesi: Sağda zarar – solda esenliktir.

• Dudak altının seğirmesi: Sağda ve solda daima güzellik alametidir.

• Seğiren çene: Sağda eğlence – solda güzellik işaretidir.

• Kulağın seğirmesi: Sağda ve solda güzel habere işarettir.

• Boğazın seğirmesi: sağda mala – solda üzüntüye işarettir.

• Arka omuzların seğirmesi: Sağda üzün – solda keder alametidir.

• Kol pazularının seğirmesi: Sağda olursa rızık – solda olursa mala çıkar.

• Bilek seğirirse: Sağda ve solda iyi habere işarettir.

• Kolların seğirmesi: Sağda kötüleme – solda ayıptır.

• Elin bilekleri seğirirse: Sağda mala – solda meşakkate delildir.

• Elin sırtı seğirirse: Sağdaki üzüntüye soldaki şerefe alamettir.

• Avucun seğirmesi: Her ikisinde de rızık ve mala işarettir.

• Başparmak seğirmesi: Sağda yük – solda üzüntüdür.

• Şahadet parmağı titreyip seğirirse: Sağ ve solda yeni sebeplere çıkar.

• Ortak parmak seğirirse: Sağda olursa üzüntü – solda olursa neşedir.

• Serçe parmak seğirirse: Sağda makam – solda gam işaretidir.

• Yüzük parmağının seğirmesi: Sağda mal – solda hayır.

• Göğüs seğirmesi: Sağda hüzün – solda sevinç olur.

• Meme seğirmesi: Sağda makam – solda sevinç işarettir.

• Karnın seğirmesi: Sağda kavuşma – solda neşedir.

• Göbek seğirmesi: Sağda üzüntü – solda esenliktir.

• Böğür seğirmesi: Sağda mevki – solda rızık alametidir.

• Oyluğun seğirmesi: Sağda güzellik - solda oğul işarettir.

• Kasık seğirmesi: Sağda olursa cima – solda yolculuktur.

• Husyelerin seğirmesi: Sağda çocuk doğumuna – solda kedere işarettir.

• Makatın seğirmesi: Sağda mal – solda yola işarettir.

• Baldır seğirmesi: Sağda olursa eğlence – solda yolculuk işaretidir.

• Diz seğirmesi: Sağda üzüntü – solda sevinç alametidir.

• Diz altı seğirmesi: Sağda yola – solda kedere çıkar.

• Bacak seğirmesinden: Sağda mal – solda mevki görünür.

• Sırtın ortasının seğirmesi: Sağda yol – solda erzak işaretidir.

• Karın arkasının seğirmesi: Sağda mal – solda ayrılık alametidir.

• Topuğun seğirmesi: Sağda mal – solda yolculuk alametidir.

• Ayak arkasının seğirmesi: sağda hüzün – solda esenliğe çıkar.

• Elin kemiği seğirmesi: Sağda yolculuk – solda mal demektir.

• Avuç seğirirse: Sağda yola - solda şeref kazanmaya delildir.

• Başparmak seğirmesi: Sağda mal – solda murada çıkar.

• İkinci parmak seğirmesi: Sağda ve solda iyi habere işarettir.

• Ortak parmaklar seğirirse: Sağda ve solda çekişmeye sebep olur.

• Yüzük parmağı seğirirse: Sağda çekişme – solda sevinç vardır.

• Küçük parmak seğirirse: Sağda ve solda rızık ve mal demektir.

Eğer bir yerin seğirirse bak ve bu söylediklerimizi hatırla ve şüpheye düşmeden inan.

Bir damar yerinden oynuyorsa onu hareket ettiren mutlaka ALLAHU Tealadır.

Damarın sana vermek istediği işareti anla ve arkasından gelecek olanı bekle.

Erzurumlu İbrahim HAKKI Hazretleri (Kuddise Sirruh)

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kötülük, fenalık, rezalet, maskaralık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شناعت] kötülük.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şenâat» tan smüş.) (mü. şenîa). Kötü, fena, ayıp, utanacak şey gibi ayıplanmış ve yasak iş.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şenâat» tan smüş.) (mü. şenîa). Kötü, fena, ayıp, utanacak şey gibi ayıplanmış ve yasak iş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شنيع] kötü, çirkin.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şenâİ). Kötü ve eyıp iş.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şenâİ). Kötü ve eyıp iş.

Türkçe Sözlük

(ŞERR) (i. A.) (c. şürûr). 1. Kötülük, fenalık, kötü iş, zıddı: hayr. 2. Kavga, fitne.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شر] kötülük.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şer işleme, fenalık, kötülük.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şer işleme, fenalık, kötülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شرارت] kötülük, şerlilik.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zehirli böcek ve yılan sokmasından zarar görmeyen. 2. mec. Kötü işlerden, kötülüklerden zarar görmeyen.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zehirli böcek ve yılan sokmasından zarar görmeyen. 2. mec. Kötü işlerden, kötülüklerden zarar görmeyen.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yaramaz, kötülük eden, edepsiz. 2. Rahvan: Şeremet at.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Yaramaz, kötülük eden, edepsiz. 2. Rahvan: Şeremet et.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şerr» den smüş.) (mü. şerire) (c. eşrâr, eşirrâ). Hayırsız, kötü adam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شریر] kötü, şirret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شریر] kötü insan, kötülük eden insan.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. eşrâr). 1. Kötü adam, fenalık eden, Ar. fâsid, fâsık («şerir» ile aynı mânâdadır). 2. Daha kötü, en kötü. (İtaf. «eşerr» yerine).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شر] kötülük. 2.kötü davranış.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. şerriyye, şerre). Kötülüğe ait.

Türkçe Sözlük

(ŞEYTAN) (i. A.) (c. şeyâtîn) (İbrântce’den). 1. iblis. 2. mec. Pek zeki ve kurnaz adam (bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır). Pek şeytan adamdır. Şeytan arabası = 1. Bazı bitkilerin havada uçuşan pek ince tüylü tohum kozalağı. 2. Demiryolu rayları üzerinde yürütülen açık araba ki, işçi taşır. 3. Bisiklet. Şeytan tüyü = Bir kimseyi başkalarına sevdiren hâl: Onda şeytan tüyü vardır. Şeytan tırnağı s Tırnağın yanında deri üzerinde çıkan tırnak piçi. Şeytanın kıç bacağı = Cin fikirli yaramaz çocuk. Cem’i: cinler, kötü ruhlar.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. seyyie) (c. seyyiât). Kötü, fena, hafif günah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سيئات] günahlar. 2.kötülükler. 3.olumsuzluklar.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. seyyiât). 1. Kötü iş, kötülük, fenalık. 2. Suç, kabahat, günah. 3. Bir kötü işin neticesi ve cezası olarak çekilen zahmet. Zıddı: hasene, hasenât.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سيئه] günah. 2.kötülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kılıksız, pejmurde, eski püskü; kötü, haksız. shabbily (z.) kılıksızca, pejmurde bir halde; haksızca; cimrice. shabbiness (i.) kılıksızlık; haksızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) göIgeli; (k.dili) şüpheli, kötü; gizli, saklı. shady dealings gizli ilişkiler, entrika, dolap. shadily (z.) göIgeli olarak; (k.dili) şüpheli olarak; gizli olarak. shadiness (i.) göIgeli oluş; (k.dili) şüphelilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şaşırtıcı, şok tesiri yapan, tiksindirici; (k).dili çok kötü. shockingly (z). şok tesiri yaparak, şaşkına çevirerek.

Türkçe Sözlük

(f.). Yukarıya fırlamasına sebep olmak, yukarıya fırlatmak, zıplatmak: Çocuğu oynatıp sıçratıyor. Leke sıçratmak = Bulaştırmak. Üstüne sıçratmak = Bir kötünün taarruzuna uğramak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beşparmakotu, bot. Potentilla anserina.

Sağlık Bilgisi

Hayat şartlarından fazlasıyla etkilenenlerde görülebilen, esasta önemli bir kaynağı olmayan bir rahatsızlıktır. Devamlı olarak endişe içinde olmak şeklinde görülenine anksiete, ruhi ve bedeni bitkinlik şeklinde görülenine de depresyon adı verilir. Hasta hayattan zevk almaz, her zaman mutsuzdur, huzursuzdur, sinirlidir. Uykuları düzensizdir. Gerçekte bir hastalığı olmadığı halde çeşitli hastalıkların varlığından şikayet eder. Tedaviye hayatının iyi yanlarını görmeye alışmakla başlanır. Sinirlenmekten kaçınmak, her kötü olayın iyi bir tarafı olduğunu görmeye alışmak, düzenli bir hayat sürmek gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden herhangi biri de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Yonca, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 3 tutam yonca konur. Haşlandıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer çorba kaşığı içilir.

Genel Bilgi

Eskiden düşünce ve duyguların merkezinin kalp olduğu sanılırdı. Kalbin anatomik yapısına pek benzemese de kalp simgesi -iskambilde kupa- hala sevmek kelimesinin sembolü olarak kullanılmaktadır. Oysa bugün bilincin, içgüdülerin, vücudun bütün hareketlerinin, tepkilerinin ve duyguların beyinde oluşup biçimlendiğini biliyoruz.

Duyu organlarımız sadece aracıdırlar. Gözlerimizle bakar ama beynimizle görür ve anlarız. Kulağımızla dinler ama beynimizle işitiriz. Beynimizle güleriz, beynimizle sinirleniriz.

Anatomik değil de ruhsal anlamda sinir, “herhangi bir durum veya olay karşısında duyulan ruhsal gerginlik” diye tanımlanır. Sinir krizi ise, çok şiddetli bir heyecanın veya bunalımın etkisiyle davranışlarını denetleyemeyen ve bunu bağırma, ağlama, gülme gibi tepkilerle ortaya koyan bir kişinin durumudur.

Genel anlamda sinirli olma durumunu, sinir sistemi hastalığı ile karıştırmamak gerekir. Sinir hastası, sinir sisteminde dengesizliği olan kimselere denilir. Bu dengesizlik bazı fonksiyonel bozukluklara da yol açar, kişiyi hastalık hastası yapar. Hastada aynı zamanda şiddetli yürek darlığı, kolay heyecanlanma, ruhsal dengesizlik görülür. Çoğunlukla da bütün bu belirtiler birbirleriyle karışırlar.

Sinirlilik ise belirli bir hastalık değildir. Genellikle çocuklukta yaşanan kötü şartlardan ileri gelen ve yetişkinlikte de devam eden bir çeşit hırçınlık halidir. Her ne kadar toplumda zaman zaman olumlu bir özellikmiş gibi algılanıyor ve insanlara hükmetme aracı olarak görülüyorsa da, hatta kimi yöneticiler bu amaçla sinirlenmiş rolünü oynuyorlarsa da, sinirlilik zamanımızda alkolizm gibi toplumsal bir hastalıktır.

İnsanlar genellikle sinir yerine ‘asap’ kelimesini kullanırlar. Asap Arapça a’şab kelimesinden gelmiş olup sinirin çoğulu anlamındadır. Bu konudaki uzmanlara hala bir çok yerde ‘asabiyeci’ denilir. Ancak asap sözcüğünün tarihine gidince eski hukukta ‘akrabalık’ ve ‘kandaşlık’ anlamında kullanıldığı görülüyor.

Asap’ın tarihteki asıl anlamı ise, Araplarda İslamiyetten evvelki devrede, bir insanın baba tarafından akrabalarını yahut kabilesini haklı haksız her meselede müdafaaya hazır olması ve kabile mensuplarının gerek kendi mal ve mülklerini korumak, gerek başkalarının mal ve mülklerini zaptetmek için bir söz üzerine derhal birleşmeleridir.

Günümüzde asabi kelimesinin öfke ve kızgınlık içinde kontrolünü ve soğukkanlılığını yitirmiş, sinirlerini denetleyemez duruma gelmiş anlamında kullanılmasının kökeninde bu eski davranış biçimi yatıyor.

Zaten sinir sistemimizin en güç kavranan özelliği de işte bu duyguların ve kişilik özelliklerinin denetlenememesidir. İnsan beyninin bu karmaşık üst düzey işlevi, insanın bazen kendi çıkarlarını ya da güvenliğini bile tehlikeye atarak içgüdülerini ve reflekslerini öne çıkarmasını sağlıyor. İnsanlar değişik nedenlerle inançları uğruna ölümü bile göze alabiliyorlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uğursuz, meşum; netameli; bozuk, kötü, fesat; kötülük saçan; nad. sol; hane. kalkanın solundaki. a sinister design kötü fikir, meşum plan.

Türkçe Sözlük

(i.). Boğazda urlar çıkaran ve vücudun bazı taraflarında yaralar açan irsi bir hastalık ( dâü’l-hanâzîr. Sıracaotu = Sığırkuyruğu, balıkotu türünden bir bitki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شرت] kötülük. 2.kötü insan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Oruç tutan, oruçlu, kötülükten kaçınan.

Türkçe Sözlük

(i. F. Siyeh = kara, dil = yürek). Kötü yürekli, kötülük isteyen, gönlü kararmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kötü niyetle söylenmiş (söz).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Tevrat'ın ilk kitabında bahsedilen kötülüğü ile meşhur Sodom şehri. Sodomite i. Sodomlu; k.h. homoseksuel erkek, ibne, kulampara. sodomitic(al) s. homoseksüelliğe ait. sodomy i. cinsel sapıklık, livata; homoseksüellik, kulamparacılık, oğlancılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. vasat, sıradan, ne iyi ne kötü; z. şöyle böyle, orta karar.

Türkçe Sözlük

(i.). Kötü soydan olan, alçak: Soysuz adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. garez, kin; üzüntü; f. kindarlık etmek, inadına yapmak kahretmek. to spite his face nispet vermek için. in spite of rağmen; inadına, hiçe sayarak, kale almayarak. out of spite inadına, kötülüğünden. spite fence hiç bir işe yaramayan, inat içi

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaşıkotu, bot. Cochlearia officinalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kötü koku, leş kokusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (stank veya stunk; stunk) i. pis kokmak, kokuşmak, taaffun etmek; k.dili. kötü olmak, berbat olmak; i. pis koku. stink out kötü koku ile kaçırmak. stink up kokutmak, taaffün ettirmek. raise a stink k.dili. açıkça şikâyet etmek, itiraz etmek; hadi

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dokununca çok kotü kokan kanatlı bir böcek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geyikotu, taş nanesi, bot. Cunila origanoides.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tabiatta en bol bulunan, hidrojenle oksijenin terkibinden ibaret madde, H20, Ar. mâ, Fars. Ab. Tatlı su = Tuzsuz, içilebilir su. Acı su = Tuzlu, içilemeyen su: Deniz suyu gibi. 2. Akarsu, çay, ırmak, dere: Bu memleketin suları çoktur; sudan geçmek. 3. Deniz, göl; durgun su. 4. Meyve vesairenin sıkılmasından çıkan sıvı, öz, usâre: Üzüm, limon, portakal suyu. 5. Bazı bitkilerden çıkarılan kokulu su: Gül suyu, nane suyu. 6. Yemeğin su kısmı: Et suyu. 7. Demir Aletlere ateşte kızdırılıp suya sokularak verilen tav: Bu kılıcın suyu noksan, suyunu iyi vermemişler, suyu yerinde. 8. Cevher, fer: Elmasın, İncinin suyu. 9. Çağ, vakit, zaman, esnâ: Saat beş sularınde; o sularda; akşam sularında. Sular kararmak = Akşam olmak (Bu mânâ ile daima böyle çokluk olarak kullanılır). Arpasuyu = Bira. Ağızsuyu = Salya, imrenmekten akan salya: Ağzımın suyu aktı. Akan sular durmak — Hiçbir şey dinlememek, aslâ itiraz olunmamak: İşte buna akan sular durur. Ayak suya ermek = Gerçeği öğrenmek. Ayaklara karasu inmek = Fazla yorulmak. Su iktizâ etmek = Gusle muhtaç olmak, (gemi) Su etmek = Su almak, içine su geçmek, işlemek. Su inmek = insanın gözüne, atın tırnağına hastalık gelmek. Et suyu = Etin kaynatılmasıy le alınan kuvvetli su. Suyu üfleyip de içmek = Fazla ihtiyatlı olmak: Suyu üfler de İçer. Su içmek gibidir = Gayet kolay. Subaşı = 1. Kaynak. 2. Osmanlı devrinde zâbıta Amiri, binbaşı (aslı: Sü-başı). Baştan soğuk sular dökülmek = Çok müteessir ve rezîl olmak: Öyle bir söz söyledi ki başımdan soğuk sular döküldü. Bir yudum su = Hakkından çabuk gelinir iş veya adam: O bana bir yudum sudur. Suböreği = Kalınca yufkalı ve yufkaları evvelce sıcak suya daldırılarak yapılmış bir cins börek. Bin dereden su getirmek = Birçok bahaneler bulmak. Su terazisi = Su yoluna konulan künklerin uzak mesafe meyli ile basınçtan patlamaması için her biri belirli aralarla yapılan kule ki su boruları oraya çıkarılıp kuvveti azaltılır. Suterazisi = Bir cins nebat; Fr. Cresson denilir ve salatası olur, roka. Çok su götürmek = 0 hususta söz söylenebilmek; birçok mânalara gelmek: Bu lâkırdı çok su götürür. Sudan = Ehemmiyetsiz, boş: Sudan bir cevap yazdı. Su dökmek = İdrar etmek, işemek. Su dökünmek = Gusletmek. Susamuru = Samur denilen kürk hayvanının bir cinsi. Suya sabuna dokunmamak. Kötü bir şeye karışmamak. Susığırı = Manda. Sudolabı = Bostan kuyusundan su çıkarmaya mahsus döner dolap. Sukabağı = İçi oyuk olup su kabı gibi kullanılan kabak cinsi. Karasu = 1. Göze gelen bir illet. 2. Atın ayağında hâsıl olan bir hastalık 3. içimi sert, soğuk akarsu. Sukuşu = 1. Suda yaşayan ve yüzen kuş. 2. Ördek. Su gibi bilmek = Ezberden, yanlışsız bilmek. Sukerevizi = Bir cins bitki. Sukeslmi = Geminin tam yük aldığında suya batan kısmı; bunun hizası ve derecesi. Suyunca gitmek = Uymak, muhalefet etmemek. Suyolu = Su arkına mahsus yer altında lâğım yahut künk veya demir borudan ibaret yol. Yüreğe su dökülmek = Ferahlık gelmek.

Türkçe Sözlük

(i. A.), (c. esvâ ise de dilimizde onun yerine «mesâvî» kullanılmıştır). Kötülük, fenalık. SO-i hareket = Kötü hareket; SÜ-i ahlâk Fena ahlâk. Sû-i niyyet — Kötü niyet; SÜ-i zan = Kötü zan. Sû-i istîmâl = Görevi kötüye kullanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سوء] kötülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bunun gibi, böyle, şöyle, öyle. such and such filan. such a one filan kimse; öyle biri ki. such as gibi, meselâ, örneğin. such as it is her nasılsa, kötü veya değersiz olmakla beraber. as such böyle olmak sıfatıyla, bu sıfatla, haddi zatında; sadec

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سوء نظر] kötü gözle bakış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سوء نيت] kötü niyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سوء ظن] kötü kanıya düşme.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şer’). Şerler, kötülükler, (bk.) Şer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şüphelenmek, kuşkulanmak, hakkında şüpheye düşmek; hakkında kötü düşünmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شرور] kötülükler.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ufûnet»ten) (c. taaffünât). Çürüyüp kokma, leş kokma, kötü koku yayma. Taaffün etmek = Kokmak, kokmaya başlamak.

Türkçe Sözlük

(TABİAT) (i. A.) (c. tabâyî). 1. Kâinat: Tabiatın sırlarını anlamaya çalışmak. 2. Kâinat düzeni: Tabiatın icabı 3. 3. Yaradılış, hilkat, karakter, mizaç, cevher: İnsanın tabiatı iyi, kötü olmak. 4. Huy, Adet: Çabuk yürümek tabiatıdır. 5. Merak, zevk, incelik: O adamda tabiat yoktur. Hüsn-i tabîat = Osm. zevk-i selîm. Tabiat etmek, edinmek = Alışmak, Adet etmek. Tabiat sahibi, ehl-i tabîat = Anlayış, incelik sahibi. Tabiatiyie = Kendiliğinden, zaten (Ar. terkiplerde «tabîa» şeklinde geçer): MSverl’ö’t-tabîa, mâfevku’t-tabîa = Tabiat ötesi. Ar. M£taphysique.

Türkçe Sözlük

(i. Farsça’dan). 1. Levha hâlinde biçilmiş ağaç, döşeme ve kaplama vesaireye mahsus ince kereste. 2. Ağaç, kereste, odun. 3. Levha, safha: Resim tahtası, yazı tahtası, demir tahta, bakır tahta. 4. Kürk tulumunun yarısı: Bir tahta kürk. Ağaçtan, odundan, keresteden yapılmış: Tahta kaşık, tahta kılıç, tahta bina. Akça tahtası = Sarrafların para saymaya mahsus tezgâhı. Oturak tahtası = Kayıkta üstüne oturulan peyke gibi tahta. Irtifâ tahtası = Güneşe karşı konarak gölgesinin durumuyla ve mevsime göre bazı hesaplarla saati göstermeye mahsus Alet, Ar. basîta. Bir tahtada = Peşin ve bir defada: Parasını bir tahtada saydım, verdim. Tahtabiti, tahtakurusu = Kötü kokulu, kan emen bir böcek. Tahta papucu = Evin içinde giyilen terlik, pantufl. Tahtaperde = 1. Kapının dışında veya içinde kullanılan kumaş kaplamalı açılır kapanır çerçevelerden mürekkep perde. 2. Tahtadan iğreti ve geçici bölme: Koğuşu bir tahtaperde ile ikiye bölmek. 3. Bir arsa etrafına veya duvar üzerine çekilen tahta paravana. Cetvel tahtası = Doğru çizgiler çizmeye mahsus kenarı doğru tahta. Çürük tahtaya basmak Şüpheli ve tehlikeli işe girmek. Hesap tahtası = Para tezgâhı. Dama, satranç tahtası = Bu oyunları oynamaya mahsus satrançlı tahta. Sebze, fide tahtası = Bostanda sebze fidesi yetiştirmeye mahsus yastık. Mangal tahtası = Mangalın altına konulan sarı teneke kaplı tahta sini. Yazı tahta» = Öğrencilere tebeşirle yazı ve rakam yazdırılan siyah tahtadan levha.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Asmak, iliştirmek: Perdeyi kornişe takmak. 2. Koymak, dikmek, bağlamak: Bu cekete düğme takınız. 3. Giyinmek, kuşanmak, üstüne almak: Kılıç takmak; yüzük, küpe, saat, kordon takmak. 4. Geçirmek, tatbik etmek, yapıştırmak: Resme korniş, kornişe cam, kitaba kab takmak. 5. Koymak, tâyin etmek: Ad, lâkab takmak. Kulp takmak = mec. Vesile ve özür bulmak. Yumurtaya kulp takmak = mec. Olmayacak yerde vesile aramak. Ad takmak = Birine münasebetsiz ve kötü bir unvan vermek.

Türkçe Sözlük

(i.). I. Saç ve sakal kıllarını birbirlerinden ayırıp temizlemeye ve düzeltmeye yarayan dişli Alet ki, ekseriya şimşir, boynuz, kemik, fildişi, abanos ve çeşitli plastik maddelerden yapılır, Ar. meşt, Fars. şâne: Saç tarağı; sakal tarağı; seyrek tarak; sık tarak. 2. Çulha tezgâhında ipliklerin geçirilmesine mahsus tarak şeklinde pek sık telli Alet: Bezi tarağa koymak. 3. Yün ve keten açıp ayıklamaya mahsus Alet: Yün tarağı, keten tarağı. 4. Taşçıların taşları düzeltmeye mahsus ufak dişli çelik kalemi: Taşçı tarağı; tarakla düzeltmek. 5. Toprağı çekip düzeltmek için enli ve birçok kısa dişli çapa şeklinde tahta veya demirden bahçıvan Aleti, gelberi, tırmık: Toprağı kazdıktan sonra tarakla düzeltmeli. 6. Suyun dibindeki çamur vs. yi ayıklamaya mahsus geniş kazma şeklinde Alet. 7. Liman ve nehir vesairenin altını temizlemeye mahsus makineli duba: Limanı temizlemek için büyük bir tarak lâzım. 8. Kadınların saçlarını tutturmak ve bu vesile ile de süs için başlarına taktıkları tarak gibi süs Aleti: Başında elmaslı bir tarak, bağa bir tarak vardı. 9. Bazı kuşların başında bulunan yassı ve yelpaze şeklinde tüy, tepelik. 10. El ve ayak parmaklarının bağlı bulundukları kemikler: Ayağının tarağı yüksektir; elinin tarağı geniştir. 11. Balığın nefes yerine su alıp verdiği delikleri kapayan kulak gibi kanatçıklar, Ar. galsame: Balık tarağı. 12. İstridye gibi kabuğu diş diş bir cins deniz böceği. Tarakotu = Bir bitki. Bin tarakta bezi vardır = Çok işe birden teşebbüs etmiştir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lezzet, tat, çeşni; tat alma duyusu; uyum; üslûp; az miktarda şey; yudumluk, tadımlık miktar; tatma a taste for hoşlanma, hazzetme, beğeni, zevk. in good taste uygun .in bad taste uygunsuz. leave a bad taste kötü etki bırakmak. out of taste zevk

Türkçe Sözlük

(i.). Tavukgillerden çok bilinen kümes hayvanı ki, erkeğine «horoz» ve yavrusuna «piliç» denir. Varna, İsveç ve yanlış olarak ispenç tavuğu = Güvercin kadar küçüğü. Beç tavuğu, Nemçe tavuğu = Tavuktan çok farklı benekli bir cins kümes kuşu ki, çirkin bir bağırması vardır. Dağ tavuğu = Yabanî tavuk, bednos. Tavuk ayağı yemiş = Boşboğaz. Tavukotu = Anagalis denen bir cins bitki. Karatavuk = Avlanıp eti yenen bir cins siyah kuş. Tavukkarası = Bir göz hastalığı. Tavuk kanadı = Tüyden ateş yellemeye mahsus süpürge. Tavukgötü = Siğil çeşidinden elde ve ayakta çıkan nasır. Tavukgöğsü = Tavuğun göğüs etini didikleyip süte karıştırarak yapılan bir çeşit muhallebi. Hinttavuğu = Hindi. Tavukyılı = Türk takviminde yılların onuncusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طعن] ayıplama, kınama, kötüleme, suçlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayıplanmak, kınanmak, kötülenmek, suçlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayıplamak, kınamak, kötülemek, suçlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طعنه] ayıplama, kınama, kötüleme, suçlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طعنه] ayıplayan, kınayan, kötüleyen, suçlayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-tore, -torn) i. yırtmak; yarmak; koparmak; çok hırpalamak; kopmak; yırtılmak, yarılmak; çılgın gibi koşmak; i. yırtık, yırtık şey; (argo) cümbüş, çılgınca eğlence; çılgınca hareket. tear down k.dili. yıkmak, kötülemek. tear into k.dili. saldırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tarakotu; kumaş tüyünü kabartmak için kullanılan kuru deve dikeni başı, kumaş tüyünü kabartma aleti; f. kumaş tüyünü kabartmak. fuller's teasel fes tarağı, bot. Dipsacus fullonum.

Türkçe Sözlük

(i.) (tekaüd sözü mütekaid yerine kullanılarak, asıl tekaüd mânâsı büyük hatâ olarak bu kötü tâbirle ifade olunur). Bir memur veya subayın tekaüd olması: Tekaüdlüğünü istemiş.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Boş, ıssız. 2.Sakin, rahat, uslu. İçinde kötülük bulunmayan. 3.Tek, eşsiz. 4.Uyanık, tetikte. 5.Şehzade, prens. 6.Uğurlu.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Kötü huylu.

Türkçe Sözlük

(TEMYİZ) (i. A. «meyz» den). 1. Ayırma, farketme: Hayır ve şerri temyize muktedir bir adamdır. 2. iyiyi kötüden farketmek duygusu: Bu adamda temyiz yoktur. 3. (hukuk). Bir davanın son bir defa görülmesi, en yüksek mahkemeden geçmesi: Dâvâyı temyiz etti. Dîvân-ı temyiz, sonra mahkeme-i temyiz, sonra temyiz mahkemesi ve kısaca temyiz = Yargıtay.

Türkçe Sözlük

( (.). ). Tersine dönmüş olan şeyin hâli. 2. Doğru olmayış, eğrilik. 3. Zıddiyet, muhalefet: Bu işin tersliği. 4. Fenalık, uğursuzluk Ticarete başladı, fa kat işinde bir terslik var. 5. Kötü tabiat, huysuzluk, sertlik.

Türkçe Sözlük

(i. «zekâ» dan). 1. Pâk ve temiz etme. 2. Birinin hâllerini, kendisini tanıyanlardan tahkik ile iyi hâl sahibi olduğunu meydana çıkarma. Meyyiti tezkiye etmek = Ölüyü kefenledikten sonra cenâzede hazır bulunan cemaate ahvalini sormak. 3. Malın zekâtını verme. 4. (hukuk) Tezkiye-i şuhûd = Bir dâvâda şahitlerin Adil olup olmedıklarını mahkemenin tahkik etmesi. Tezkiyesi bozuk = İyi hâline kimsenin şahitlik etmeyeceği surette kötü hâl sahibi. Tezkiyesini düzeltmek = HAlini iyileştirmek, düzeltmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tehdit etmek, gözdağı vermek, korkutmak, korku vermek; kötü bir şeye alâmet olmak; yıldırmak. It is threatening snow. Kar yağacağa benziyor. threateningly z. tehdit ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) kötü mayalı, karaktersiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dayanılabilir, çekilebilir, tahammülü mümkün, katlanılabilir; orta, ne iyi ne kotü, iyice; k.dili sıhhati oldukça iyi. tolerableness i. tahammül imkanı. tolerably z. oldukça, iyice.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beşparmakotu, bot. Potentilla reptans.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hz.Nuh zamanında Allah’ın kötülüğe sapmış insanları cezalandırmak için gönderdiği bütün dünyayı su ile kaplayan yağmur. 2.Şiddetli yağmur ve sel.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağızdan tükürülen şey, balgam veya Adi ağız suyu: Tükürük hokkası. 2. Ağızdan çıkan su, ağız suyu: Ağzımda tükürük kalmadı, ağzımın tükürüğü kurudu. Ağızda tükürük kurumak — Çok söylemek ve yine dinletememek. Tükürüğü yutmak = imrenmek. Tükürükotu = Bir cins bitki.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alçaklık, ahlaksızlık, kötücülük.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yara ve çıban etleri çürüyüp fena kokma, çürüme, iltihap. 2. Kötü koku, çürümekten olan koku. 3. Ağırlık: Havanın ufûneti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ عفونت] yangı. 2.kötü koku.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yara veya çıbanın etlerini çürütmek. 2. Kötü kokutmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Etler çürüyüp kokmak. 2. Kokmak, kötü koku gelmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Etleri çürüyüp kokan, iltihaplı. 2. Kötü kokulu. 3. İrin dolu.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Güçlük ve kötülükle uğraşma, mücadele. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Finansal Terim

(National Market)

Borsa Yönetim Kurulu kararı ile pazarı açılmış, endekse dahil olan ve olmayan Borsa kotunda yer alan her şirket hisse senedi için alım satım işlemlerinin gerçekleştirildiği pazardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Allaha karşı itaatsiz, dinsiz; kötü, günahkâr; k.dili. pek uygunsuz, pek fena; pek çok. ungodliness i. dinsizlik günahkarlık .

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kutsal olmayan; küfür kabilinden, kötü; saf olmayan: k.dili. korkunç, berbat. unholiness i. günah.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğru olmayan, dürust olmayan; gunahkâr, kötü; haksız, adaletsiz. unrighteouslv z. günahkarca.unrighteousness i. dürüst olmayış; günâhkarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tatsız, lezzetsiz, yavan; nahoş, çirkin, kötü.

Sağlık Bilgisi

Vücudun herhangi bir yerinde görülen şişliklere halk arasında ur, tıp dilinde ise tümör denir. İyi huylu, kötü huylu ve iltihabi olmak üzere üç çeşidi vardır. İyi huylu urların tedavisinde, aşağıdaki reçeteler uyulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Semiz otu, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 1 avuç semiz otu konur. 20 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Semiz otları urun üzerine sarılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kullanış, kullanma; muamele; örf ve adet, adet, usul. correct usage doğru kullanış, yerinde kullanma. customary usage adet. hard usage, rough usage aralıksız kullanma, kötü kullanış. contrary to the best usage en uygun kullanıma aykırı.

Türkçe Sözlük

(f.) (aslı «ateş» demek olan «ot» tan otanmak»). Bir kötü iş veya sözden veyahut sebebsiz kızarmak, mahcûb olmak: Yanına çıkmaya utandım; o sözü söylemeye utanmaz mısın? İnsan hakkını istemekten utanır mı? Utanacak bir şey söylemedim; çocuktur, utanıyor.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uymaz: Bana uygunsuz geliyor. 2, LAyık ve münasip olmayan: Uygunsuz bir iştir. 3. Kötü harekette bulunan, terbiyesiz: Uygunsuz bir adam. 4. Yoldan çıkmış: Uygunsuz kadın.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uymazlık. 2. Münasebetsizlik, uygun olmayan iş ve hareket. 3. Kötü hareket, kötü muamele, yaramazlık: Bu adamın uygunsuzluğu mâlûm.

Şifalı Bitki

(şeytanotu): Tarakotugiller familyasından; bir veya çok yıllık bir bitkidir. Birçok türü vardır. Yabanileri, genellikle kumlu yerlerde yetişir. Kullanıldığı yerler: Cilt hastalıklarında kullanılır. Uyuzda faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). İyiliğe sevk ve kötülükten uzaklaştırma için korkutma.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Birini iyiliğe sevk ve kötülükten uzaklaştırmak için korkutma, yıldırma.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ters, aksi, uğursuz, kötü.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins çiçek, virane papatyası. Kızıl varatıka = Miskotu.

Türkçe Sözlük

(e. A.). Dahi, de, hem, ile: İçki ve kumarın kötülüğü. Velev = Olsa da, hattâ, bile: Bu yemeği. yemem, velev aç kalsam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yılan veya akrep zehiri, ağı; kötülük, garez, kin, düşmanlık, diş bileme.

Türkçe Sözlük

(VİCDAN) (i. A.). 1. Bulma, bir şeyi bir hâlde görme. 2. Kalple hissetme, duygu. 3. İnsan kalbindeki bir gizli duygu ki, iyilik etmekten hoşlanır, kötülük etmekten ızdırap duyar ve iyiyi kötüden ayırır: Bunu vicdanım kabûl etmiyor.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وجدان] iyi ile kötüyü ayırt edip değerlendirme duygusu.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İyiyi kötüden, hayrı serden ayırmayı sağlayan iç duygu, ahlak şuuru. His duygu. 2.Din, inanç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayıp, kusur, leke; kötü alışkanlık, kötü huy; (at) kötü oyun. vice squad fuhuş ve kumar kontrolü ile görevli polis ekibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kötü, bedhah, kötücül; şiddetli, sert; kusurlu, bozuk; kirli; hırçın, huysuz (hayvan). vicious circle kısır döngü, fasitdaire. viciously z. kötü maksatla; şiddetle; hırçınlıkla. viciousness i. kötü maksat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşağı, aşağılık, değersiz; alçak, rezil, habis, şeni, pespaye; kötü, iğrenç nefrete lâyık, çirkin, pis. vile'ly z. alçakça, adice, çirkin bir şekilde. vile'ness i. alçaklık, adilik, iğrençlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. alçaltmak, kötülemek, yermek; iftira etmek; aleyhinde bulunmak vilification.i. iftira, yerme, zem.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hain veya cani kimse; edebi eserde kötü adam; çapkın adam; problem yaratan durum. villainy i. alçaklık, habislik, hainlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. habislik kabilinden, alçak, çok çirkin, bozuk, kötü, murdar. villainously z. habisçe, alçakçasına. villainousness i. habislik, alçaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok zehirli, çok tehlikeli, öldürücü; çok kötücül; kin hissini kötülükle belirten. virulence, -cy i. çok zehirlilik, tehlikelilik; aşırı sertlik; şiddetli düşmanlık; şiddetli kin. virulently z. zehirli olarak; kinle, düşmanca.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. zevk veya sefahat düşkünü; şehvet düşkünü; avare dolaşan; sebepsiz; kötü niyetli; ahlâksız, ahlâksızlık düşkünü; aklına eseni yapan, önünü arkasını düşünmeyen; i. şehvet düşkünü kimse; ahlaksız kimse; kayıt altına girmeyen kimse; f. kendi

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (eski) refah, gönenç, saadet, sağlık. for the public weal umumun refahı için; kamu yararına. in weal or in woe iyi veya kötü günlerde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. hava, hava durumu; kötü hava, fırtına; ortam, şart, durum; s., den. rüzgâr üstü tarafındaki. weather bureau meteoroloji bürosu. weather eye hava değişikliğini çabuk sezme kabiliyeti. keep one's weather eye open k.dili. göz kulak olmak. weather

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her türlü kötü hava şartlanna maruz kalmış, fırtına yemiş; fırtınanın yıprattığı, yanık (yüz).

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kötü hava şartlarından dolayı limanda mahsur kalmış (gemi).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Al dünyanın içinde bulunduğu durumdan dolayı meydana gelen kötumserlik veya umutsuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. günahkâr, kötücül, habis; kötü, hayırsız; adi, bayağı, aşağılık; tehlikeli, fena; şeytansı; k.dili. çok ustalıklı; i., the ile kötü kişiler. wickedly z. günahkarca. wickedness i. günahkârlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meram, maksat; murat, arzu dilek, istek, niyet; irade; vasiyet, vasiyetname. will power irade. against one's will isteğine karşı. at will istediği vakit, canı istediği gibi. ill will kin, garez, husumet; kötü niyet. make ones will vasiyetnamesini

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayrıkotu, bot. Triticum repens.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., i. daha fena, daha kötü, beter; daha hasta, z. daha fena bir şekilde; i. daha fena şey, beteri; kötü durum. He got worse. Hastalığı ağırlaştı. It got worse and worse. Gittikçe daha kötü bir hal aldı. It will be the worse for him. Kendisi için kötü

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötüleştirmek; kötüleşmek, fenalaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., i., f. en fenası, en kötüsü; z. en fena surette, en kötü şekilde; i. en kötü şey, en fena durum; f. yenmek, mağlup etmek, üstün gelmek. in the worst way (argo) pek çok, fena halde, adamakıllı. at worst en kötü ihtimale göre. if worst comes to wors

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kötü haldeki, perişan, sefil; üzgün, bitkin, bezgin; kötülük getiren; menfur, kötü; alçakca, adice. wretchedly z. pejmürde olarak, perişan halde. wretchedness i. perişanlık, sefalet; bezginlik.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesen Aletlerin ve kesici silâhların keskin tarafı: Kılıcın yalımı. 2. mec. Soy, cins, cevher, maya. Yalımı alçak = Kötü soylu.

Türkçe Sözlük

(i.). T. Kötü, fena, Ar. fâsid. 2. Şiddetli, yavuz: Yaman adamdır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kötü, korkulan, şiddetli. 2.Cesur, güçlü. 3.İşbilir, kurnaz, becerikli.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. işe gelmez, hayırsız, faydasız. 2. Kötü, Ar. şerîr, muzır, habîs. 3. Zorba. 4. Gürültücü, patırtıcı, rahat durmaz: Yaramaz çocuk.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Muavin, yamak: Hokkabaz yardağı. 2. Kötülük ortağı, kafadar.

Türkçe Sözlük

(i.). Kötülükte yardımcı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yardakçı olma hâli. 2. Kötülükte yardım.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yaman güçlü, güzel. 2.Sert, şiddetli, çetin, keskin. 3.Fevkalade, ala, müstesna. 4.Kötü, fena azgın. Yavuz Sultan Selim. Hilafetin Osmanlılara geçmesini sağlayan dokuzuncu Osmanlı padişahı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. (gemi) sağa sola sapma, yalpa vurmak, rotadan çıkmak, lase yapmak; dümeni kötü kullanıp gemiyi sağa sola saptırmak; i. sapma açısı; rotadan çıkış.

Genel Bilgi

Kramp vücudumuzdaki kaslardan bir veya birkaçının elimizde olmadan, irade dışı, ağrı yaparak aniden kasılmasıdır. Krampların başlıca sebepleri soğuk, kötü duruş, alkol zehirlenmeleri ve B vitamini eksikliğidir. Bu nedenlerin birinden veya başka bir nedenden dolayı kaslara bol miktarda oksijen alınır ve yakılır. Bu arada laktik asit açığa çıkar. Bu asitin fazlası kaslar tarafından taşınamayarak kramplara sebebiyet verir.

Örneğin mide krampları, mide kaslarının karın tarafında ağrılı olarak kasılmalarıdır. Bilimsel olarak mide kramplarının açlık belirtisi veya bir mide hastalığının işareti olabileceği ileri sürülürken halk arasındaki genel inanış, tok karnına denize girmenin de mide krampına sebep olabileceği şeklindedir.

Eskiden uzmanlar da böyle düşünüyordu ama artık değil. Yıllar önce boğulma olaylarının çoğunun dolu mide ile yüzmeden ve bu nedenle mideye giren kramptan kaynaklandığı sanılıyordu. Aslında mide krampı özellikle denizde yüzerken oluştuğunda sonuç bakımından en tehlikeli olanlarındandır

Daha sonraları yapılan araştırmalar gösterdi ki, yemekten sonra denize girme ile oluşan mide krampları çok sık rastlanan bir olay değildir. Belki de yemekten sonra biraz rahatça kestirmek isteyen cankurtaranların abarttığı bir şeydir. Ancak yine de dolu mide ile uzun mesafeler yüzülmesi tavsiye edilmez. Nedeni ise kramp değil tehlikeli bir şekilde aşırı yorulmadır.

Bu yorulmanın altında yemekten sonra duyulan uyuşukluk hissi yatıyor. Vücudumuzun kol ve bacak kısımları kuvvetle çalıştıkları zaman daha güçlü bir kan akımına gerek duyarlar. Bu nedenle de koşarken veya yüzerken bacaklarımıza daha çok kan gider.

Yemekten sonra ise sindirim organlarımız yoğun bir şekilde çalışmaya başlarlar ve bu sefer onlar ekstra kana ihtiyaç duyarlar. Bu kan kaslardan ve beyinden çekilerek gelir. Bundan dolayı yemekten sonra uyuşukluk ve yorgunluk hissedilir. Hele bir de kanı çekilmiş kol ve bacaklarla yüzmeye kalkışılırsa, risk yaratacak şekilde bir yorulma ortaya çıkabilir. En iyisi yemekten sonra yüzmek yerine kısacık güzel bir uyku çekmektir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Geçecek yer, Ar. tarîk, Fars. râh: Buradan karşıya yol var mıdır? Bu yol nereye çıkar? 2. İnsan ve hayvanların her vakit geçmesiyle basılıp belli olan çizgi, çığır: Dağ yolu, keçiyolu. 3. İnsanlar ve arabalar geçmek üzere yapılmıiş çizgi, tarîk, sebîl: Asfalt yol, yol yapmak. 4. Çizgi, hat, sopa: O kumaşın kırmızı yolları vardır. 5. Yürüyüş, hareket, sürat: Bu vapurun yolu nasıldır? Yolu yoktur. 6. Usul, üslûb, tarz: Bu yolda bir şey yapmalı, o, başka yoldadır. 7. Usul, Adet: Bu iş yolunda değildir, her işin yolu vardır, yoluyla yapmak. 8. Gidiş, tavır, hâl: Tuttuğunuz yolu beğeniyorum. 9. Uğur: Sizin yolunuza canımı feda ederim. Araba yolu = Araba geçebilecek muntazam yol, şose. Yol aramak = Tedbir almak. Yol almak = ilerlemek. Ayakyolu = Abdesthane, halâ. Yol vurmak = Eşkıyalık etmek. Yola vurmak = Yolcu geçirmek. Yolüstü = Yolun üzerine tesadüf eden, önünden geçilecek. Yol uğrağı = Yolun uğradığı, yol üstü. Uğrun yol = Hırsız yolu, gizli yol. Ulu yol = Cadde. Yolunu bulmak = Çaresini bulmak. Yol bilir = Usul bilir, terbiyeli. Paytak yolu = Yayakaldırımı. Pîr yoluna = Bedava. Tatar yolu = Posta yolu, cadde. Yol tezkeresi = Müruriye, pasaport. Yola çıkmak = Hareket etmek. Yola çıkarmak = 1. Hareket ettirmek. 2. Yolcu etmek. Yoldan çıkmak = 1. Demiryolu katarı veya tramvay kendi yolundan dışarı fırlamak. 2. mec. Sapmak, kötü yola düşmek. Yol harcı = Yol masrafı, harcırah. Dörtyol ağzı = İki yolun kesişmesiyle dört yolun merkezi olan yer. Yolu düşmek = Tesadüfen geçmek, münasebet almak: Yolunuz düşerse bize uğrayın. Yola düşmek = Yola çıkmak, Osm. revân olmak. Sidikyolu = Mesâne kanalı, ihlîl. Yol şaşmak = Çatallaşmak, karışmak. Yol hiç şaşmıyor: Sapmıyor. Yola salmak = Defetmek. Su yolu = Yer altında su geçmeye mahsus örtülü kanal. Top yoluna gitmek = Heder olmak. Yol tası = Sefer tası. Yol tutmak = Bir işe, yola girmek. Yoldan kalmak = Engel yüzünden gidemeyip geri kalmak. Kaçamak yolu = Bahane, çekilmeye vesile. Yola koymak = Düzenlemek, nizamına koymak. Yoldan koymak = Geri bırakmak, gitmesine mâni olmak. Yola gelmek = 1. Hâlini düzeltmek. 2. Razı olmak. Yol görünmek = Yolculuk çıkmak. Gözler yolda kalmak = Çok beklemek. Yol göstermek = Rehberlik etmek. Yoluna girmek = Islâh olunmak, düzene girmek. Yolunda = Gereği gibi, münasip, lâyık. Yol vermek = 1. İzin vermek, kovmak. 2. Denizde veya karada bir vasıtanın arkasına kalmak. Yola yatmak = Kabûl etmek. Yanlış yol = Yanlış inanç. Yol yol = Çizgili: Yol yol kumaş.

Şifalı Bitki

(kelekotu): Baklagiller familyasından; bir bitki cinsidir. Birçok türü vardır. Kokulu yonca yurdumuzda yetişen 30-100 cm boyunda, iki yıllık otsu bir bitkidir. Gövdesi silindir biçiminde, tüysüz açık yeşil renkli, boyuna çizgili ve çok dallıdır. Yaprakları saplıdır. Çiçekleri sarı renkli ve güzel kokuludur. Dalların ucunda dik salkımlar halindedirler. Çiçekli ve yapraklı dalları; kumarin, melilotik ve kumarik asitler ve uçucu bir yağ taşır. Kullanıldığı yerler: Romatizma ağrılarını giderir. İshali keser. Midenin düzenli çalışmasını sağlar. Sinirleri yatıştırır. Baş ağrılarını dindirir.

Türkçe Sözlük

(ZANN) (i. A.) (c. zunûn). 1. Sanı, sanma, gerçeğini bilmeden ihtimal ile hükmetme, Fars. gümân. 2. Şüphe, tereddüt, Fars. şek: Bu işte zan hâsıl oldu. Hüsn-i zan = Bir kimse hakkında iyi bir fikir ve kanaat sahibi olma, kendisini iyi bilme, Ar. teveccüh. Sû-i zan = Biri hakkında kötü bir fikir ve kanaat hâsıl etme; o kimseyi kötü zan ve farzetme.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zararı dokunmayan. 2. mec. Oldukça iyi, kötü olmayan: Zararsız.

Türkçe Sözlük

(ZEMM) (i. A.). Birinin kötülüğünü söyleme, ayıplama, yerme, çekiştirme, Ar. kadh, hicv: Filan adamı zemmetti, insan dostlarını zemmetmemeli, ağzı zemme alıştırmamalı.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zemîme). Kötü işler, zemîmeler. (bk.) Zemîme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zemm»den smüş.) (mü. zemîme). Kötülemeye lâyık, beğenilmeyecek, Ar. mezmûm, mâyûb.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذميم] kötü.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. zemâim). Kötülenmiş şey, kötü yaradılış, haslet veya iş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذم] kötüleme, yerme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zemm» den imüb.). Çok kötüleyen, çekiştirici.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). 1. Tatma, tât, lezzet: O meyvenin zevki nasıldır? 2. Hoşlanma, lezzet duyma, Osm. mütelezziz olma, haz, mahzûziyyet: Şu bina, şu söz, şu beyit, şu yazı zevkime gitti. Bunda ne zevk vardır? Bunun bir zevki var mıdır? 3. İyiyi kötüden farketmek, ayırmak kabiliyet ve iktidarı: O adamda Allah için zevk vardır. 4. Eğlence, cünbü}, sof d: Son zerkin e bak, o herif zevkimizi bozdu, zevk ve sefasıyle meşgul adam, zevk etmek. Zevkine bakmak = Zevk ve safâsıyle meşgul olup işe karışmamak. Zevkini çıkarmak = Hakkıyla sâfâsını sürmek: Oranın zevkini o çıkardı. Zevki çıkmak = Hakkıyla’ Safâsı sürülmek, lezzeti duyulmak: Gezmenin böyle zevki çıkmaz. Zevke gitmek = Hoşa gitmek, memnuniyyet sebebi olmak, beğenilmek: Bu söz zevkime gitti. Zevkine mecbur = Zevk ve safâya düşkün.

Türkçe Sözlük

(f.). Kötü hâlde sızmak, yatmak, gebermek, uyumak: Haydi ye de zıbar (hakaret ve beddua makamında kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zarar ve ziyanı olmayan: Ziyansız bir ticarettir. 2. Zararsız, oldukça iyi, kötü olmayan: Ziyansız adamdır. 3. Fena değil, oldukça, zararsız: Ziyansız yazıyor.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zemm). Zemler, kötülemeler, yermeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذموم] yermeler, kötülemeler.

Genel Bilgi

Mobbing İngilizce bir kelime. Saldırma, aşağılama, hor görme anlamlarına geliyor. Çalışma ortamında belirli bir kişiyi hedef alan ve uzun süre devam eden olumsuz davranışlar olarak tanımlanıyor. ‘İşyerinde ruhsal taciz’ veya ‘psikolojik terör’ olarak Türkçe’ye çevriliyor.

İlk kez 1984’te İsveçli psikolog Heinz Leymann’ın yaptığı bir araştırmayla gündeme geldi. Leymann ‘mobbing’i bir ya da birkaç kişinin bir çalışana karşı sistematik olarak ve düşmanca yürüttüğü aktiviteler olarak tanımlıyor. Saldırılar kişinin itibarını zedelemeyi, onun iletişim fırsatlarını ortadan kaldırmayı ve iş başarısını düşürmeyi hedefliyor. Bu davranışlar o kişiyi bezdirmek ve işinden istifa etmesini sağlamak amacıyla yani bilinçli bir şekilde uygulanıyor.

Bir şirketin organizasyonundaki bozukluklar ve kötü yönetim otomatik olarak mobbing için ortam yaratıyor. Bu nedenle en çok hastane, okul veya dini kurumlar gibi otoritenin pek de sıkı olmadığı ortamlarda rastlanıyor. Belirsizlikten kaynaklanan otorite boşluğunda güçlü güçsüzü eziyor. İirketin üst yönetimi bu problemi çözmek yerine görmezlikten gelirse problem derinleşiyor ve büyüyor.