Koyun Bogazlama | Koyun Bogazlama ne demek? | Koyun Bogazlama anlamı nedir?

Koyun Bogazlama | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(i.).

1.Ham topraktan yeni tarlaya tahvil olunmuş yer.

2.Asılıp yüzülmek için koyunun bacağına açılan delik.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Aded) (i. A.) (c. Adâd).

1.Sayı, bir topluluğun belirli sayıdan mürekkep olması. Koyunlarının adedini kendisi de bilmez.

2.Rakam, miktar beyan eden kelime veya işaret: Üç, beş, yüz, 7, 20, 18 adedi. 3.Tane, baş, kıt’a: Beş adet kitap, on adet koyun, üç adet gemi. (Matematikde) aded-i tam = Taksimde küsûru kalmayan; ad«d-i sahih = Küsuru olmayan; aded-i Aşârî (ve doğrusu öşrî) her defasında ona taksim olunarak devamlı şekilde taksimine devam olunan sayı ki Fransızlar’ın birimi bu usule dayanır; aded-i kesrî = Yarım ve üçte bir ve beşte üç gibi bir adedin kırıntısı hükmünde olan rakam; aded-i mürekkep = Bir aded-i sahih ile kesr-i Adi veya ondalık kesirden mürekkep olan sayı. 1, 3, 8 ve 4 İ gibi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut AĞL (i.). Koyun vesair hayvanlara mahsus üstü açık, etrafı çit ve çalı çırpı ile çevrilmiş daire, mandıra. (Havlı ve avlu ile münasebeti yoktur). Ay ağılı = Ayın hâlesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ganem) (koyunlar). (bk.) ganem. (Mülkî idare). Koyun ve keçi ve sair hayvanlardan alınan vergi ve bundan hasıl olan varidat: Bu sene agnâm ne tuttu? Aşar ve agnâm idaresi, agnâm memuru.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغنام] koyunlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyunların hastalık mevsimi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kasıkotu, (bot). Agrimonia ; kızılyaprak, koyun otu, (bot). Agrimonia eupatoria. hemp agrimony koyun otu, (bot). Eupatorium cannabinum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beyaz. Ak akça kara gün içindir. Temiz, pâk, lekesiz. Ak aş = Tavuk göğsü. Akağa = Zenci olmıyan hadım. Ak akça = Gümüş sikke.. Akpâk = Temiz. Akciğer = Teneffüse yarayan ciğer. Karaciğer mukabili. Aksakal = İhtiyar, köyün veya kabilenin başı. Aksu = Göze Arız bir hastalık. Akyüz = Namus, iffet: Yüzüm ak alnım açıktır.

1.Aklık, beyazlık: Akı ak, karası kara.

2.Beyaz leke: Göze ak düşmek. Sakal akı = İhtiyarlık. Ak ile karayı seçmek = Çok zahmet çekmek. Göz akı = Gözün beyaz kısmı. Yumurta akı = Yumurtanın beyaz kısmı. Yüz akı = Namus, başarı.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Güney Amerika'ya mahsus koyuna benzer bir hayvan, alpaka; alpaka yünü; alpaka yününden yapılmış kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Beherine yahut beher defasında altı: Koyunları taksim ettik, cümlemize altışar düştü; altışar altışar alıp götürdüler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koyun ve davarlara anz olan bir hastalık, antraks, şarbon; şirpençe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaban koyunu, dağ koyunu, vaal.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). helezon gibi dışarıya kıvrık boynuzları olan bir cins yabani koyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «aşmak» tan). Bir şeyin üzerine aşıp çıkmış. Topuk kemiği ki, oyunda kullanılıp birbiri üstüne konur. Aşık kemiği dahi derler. (eski imlâsı: Aşuk). Aşık atmak = Topuk kemiğiyle oyun oynamak ve (mec.) rekabete girişmek. Aşığı pek, çift oturtmak = işi rasgelmek. Hep bir koyun aşığıyız = Cümlemiz müsvaviyiz.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Hasta olduğumuzda vücudumuzun ısısı genellikle koltuk altına sıkıştırılan bir termometre ile ölçülür. Bu, en hijyenik yoldur. Aynı termometre defalarca kullanılabilir, kişiden kişiye hastalık taşıma riski pek yoktur.

Ciddi durumlarda vücudun iç ısısının çok hassas ölçülmesi gerekebilir. Bu durumda termometrenin yerleştirileceği iki yer vardır. Ağzımızda dilin altı ve rektum. Böyle pek de pratik olmayan yerlerden ölçüm alınmasının nedeni buraların vücudun hakiki iç ısısının en doğruya yakın ölçülebileceği yerler olmalarındandır. Koltuk altları nispeten havaya açıktırlar ve buradan yapılan ölçüm hakiki iç ısıya göre daha düşük değer verir.

Ağızdan alınan ölçümlerde termometre dilin üstüne değil de altına konulur çünkü ölçümden az önce alınmış bir içecek dilin üstünde olması gerekenden daha farklı bir değer görülmesine sebep olabilir; bütün öğrencilerin bildiği tebeşir tozu yutma numarası gibi.

Ancak termometreyi dilin altına koyunca iş değişir. Bu bölgede ve rektumda kan damarları çok olduğundan dış etkenler ölçüm sonucunu etkileyemezler. Buralardan vücut iç ısısı hem çok süratli hem de en sağlıklı şekilde ölçülebilir.

Ayrıca dilin üstünün çok hassas olması, bu bölgenin solunum ve yeme kanallarına açık olması buraya konulan termometrenin insanda rahatsızlık hissi yaratmasına sebep olur.

Uluslararası sivil havacılık kurallarına göre uçaklara civalı termometre alınmadığını ve kesinlikle yasak olduğunu biliyor muydunuz? Sebep uçağın malzemesinin çoğunlukla alüminyum olması. Çok az miktarda civa, çok miktarda alüminyumu tahrip edebilir. Tek istisna bir kap içinde olması şartıyla insanların ateşini ölçmede kullanılan küçük termometrelerdir.

Peki, bir termometre ne kadar küçük olabilir? Bugüne kadar yapılan en küçük termometre bir mikron kalınlığındadır, yani bir insan saçının kalınlığının ellide biri. Dr. Frederich Sachs bu termometreyi canlı tek hücrelilerin ısılarını ölçmek için yapmıştı.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Dolunay, mehtap. 2.İskenderun Körfczi’nin batı kıyısında Ceyhan nehrinin ağzının vücuda getirdiği Yumurtalık limanı veya Ayaş koyunun kuzeydoğu kenarında, Adana ilinin Yumurtalık ilçesinin idare merkezidir. Ayaş Paşa: Osmanlı sadrazamlarından birinin adı.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Coşmak, tehevvür ve heyecana gelmek, şımarmak: Bu adam azdı.

2.Taşmak, yatağından çıkmak: Dereler azmış.

3.Doğru yoldan çıkmak, taşkınlık etmek.

4.Şiddetlenmek: Rüzgâr azdı.

5.Şehveti fazlalaşmak: Bu adam azdı.

6.Fenalaşmak, iltihap peyda etmek: Yarası azdı.Kudurmak: Köpek azdı.Sararıp temizlenemiyecek hâle gelmek: 8u çamaşır azmış.İki ayrı cinsten, iki ayrı haynandan doğmak: Bu koyun merinosla kıvırcıktan azmıştır. Bu köpek çakaldan azmıştır. Döş azmak = İhtllâm olmak.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). koyun melemesi; (f). melemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kulağı yarık dişi deve veya koyun. Hayvan yavru doğurduğunda veya 5 yavru dişi olduğu zaman hayvanın kulağı kesilerek belirtilirdi. - Kur’an-ı Kerim, bu adetleri kaldırmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

yahut BEKANAK (i.). Koyun ve keçi ve sığır gibi hayvanların çatal tırnağı.

Türkçe Sözlük by

Ülke

(Bangladesh) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da Bengal koyuna kıyısı olan Birmanya ve Hindistan arasında yer alan bir ülkedir.

Coğrafi konumu: 24 00 Kuzey enlemi 90 00 Doğu boylamı.

Harita konumu: Asya.

Yüzölçümü: toplam: 144000 km².

Kara: 133910 km².

Su: 10090 km².

Sınırları: toplam: 4246 km.

Sınır komşuları: Birmanya 193 kilometre Hindistan 4053 kilometre.

Sahil şeridi: 580 km.

İklimi: Tropikal iklim Ekim - Mart ayları arasında süren kışlar hafif Mart - Haziran ayları arasında yazlar sıcak ve rutubetli geçer Haziran - Ekim ayları arasında sıcak musonlar ortaya çıkar.

Arazi yapısı: Çoğunlukla yatık alüvyonlu ovalardan ve güneydoğuda tepeliklerden oluşmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Keokradong 1230 m.

Doğal kaynaklar: Doğal gaz işlenebilir toprak arazi kereste kömür.

Arazi kullanımı: işlenebilir toprak arazi: %55.39.

Sürekli ekinler: %3.08.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %15.

Diğer: %21.53 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 47250 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuraklık kasırgalar ülke geneli yaz muson yağmurları sırasında su baskınları ile karşı karşıya kalır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 147365352 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %32.9 (erkek 24957997; kadın 23533894).

15-64 yaş: %63.6 (erkek 47862774; kadın 45917674).

65 yaş ve üzeri: %3.5 (erkek 2731578; kadın 2361435) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.09 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.68 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.06 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.04 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 1.16 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.05 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 60.83 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 62.46 yıl.

Erkek: 62.47 yıl.

Kadın: 62.45 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.11 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 (2001 verileri).

HIV/AIDS - taşıyan insan sayısı: 13000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 650 (2001 verileri).

Ulus: Bangladeşli.

Nüfusun etnik dağılımı: Bengalli %98 Kabile grupları Bengalli olmayan Müslümanlar (1998).

Dinler: Müslüman %83 Hindu %16 diğer %1 (1998).

Dil: Bengalce (resmi) İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %43.1.

Erkek: %53.9.

Kadın: %31.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi uzun adı: Bangladeş Halk Cumhuriyeti.

kısa şekli : Bangladeş.

Eski adı: Doğu Pakistan.

ingilizce: Bangladesh.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Dakka.

İdari bölmeler: 6 belediye; Barisal Chittagong Dhaka Khulna Rajshahi Sylhet.

Bağımsızlık günü: 16 Aralık 1971 (Batı Pakistan›dan ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü 26 Mart (1971).

Anayasa: 4 Kasım 1972 16 Aralık 1972 tarihinde yürürlüğe girmiştir 24 Mart 1982 darbesinde bir süre askıya alınmış 10 Kasım 1986 tarihinde yeniden d


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kuzu v.b.'nin bütün olarak çevrildiği açık hava toplantısı; bütün çevrilmiş koyun, kuzu ve oğlak gibi hayvan; bu işe mahsus portatif ızgara; baharatlı ve salçalı bir et yemeği; (f). açık havada bütün hayvan çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İnsan ve hayvanlarda en yukarı kısım ki beyin, göz, kulak, ağız ve burun gibi duygu organlarını havi olmaka, bedenin en mühim kısmıdır. Re’s, ser, kelle, kafa: insan bajı, at başı.

2.Bir şeyin en yukarısı, tepe, zirve, re’s: Dağ başı.

3.Uç, düğme şeklinde tepe: Meme, çıban başı.

4.Kenar, uç: Köprü başı, çarşı başı.

5.Bir şeyin başladığı yer, mebde’, menbâ: Su başı.

6.Top ve gülle suretinde şey: Bir baş şeker, bir baş peynir, bir baş soğan.Her şeyin önden olan kenarı, kıç mukabili: Gemi başı: Bu şeyin başı ne taraftadır?Yukarıya, üste gelen cihet: Yatağın, odanın, sofranın başı.Mebde, evvel, ibtida, başlangıç: Aybaşı, sene başı, kitabın başı.Canlı hayvan adedi, re’s: Beş baş sığır, iki yüz baş koyun. (Osmanlıca’da re’s daha çok kullanılırdı).Reis, Amir, birinci: Bölük başı, aşçı başı.Akıl, fikir, zekâ.Zübde, kaymak: Süt, yağ, bal başı. Baş açmak = Beddua etmek.Yağlı güreşteki beş derecenin en yükseği. Baş aşağı =

1.Tersine dönmüş, mâkûs.

2.Nehrin mansabına doğru, mukabili: Baş yukarı. Baştan aşmak = Pek ziyade olmak, pek çoğalmak. Baş ağrısı = Başa Arız olan ağrı, Ar. sudâ ve mecazı: Rahatsız eden, faydasız ve nafile iş, gaile. Başını almak =

1.Kurtulmak, teneffüse vakit bulmak.

2.Kaçmak, önüne gelen tarafa kaçıp gitmek. Başucu = Pek yakın yer: Başı ucunda. Yanı başında. Başucundan ayrılmadı. Baş örtüsü = Kadınların baş, boyun ve gerdanlarıyle saçlarını örttükleri bez. Baş vurmak = Müracaat etmek. Başa vurmak = Sersemlik vermek. Başüstüne = Peki, alâ re’sül-ayn: (ata) Baş öğretmek = TAlim etmek. Baş olmak = Becerilmek, başa çıkmak. Başetmek =

1.Galebe çalmak.

2.(Hesabı) toplamak. Baştan inmek = Nüzul isabet etmek. Başbaşa vermek = Mahremâne müzakere etmek, gizlice konuşmak. Başa baş = Tamamı tamamına: Hesap başabaş geldi. Baştan başa = Bir uçtan bir uca, Fars. ser-A-pâ. Baş bağlamak =

1.Intisâb etmek.

2.(Nebat) habbe vermek, başaklanmak. Başını bağlamak = Evlendirmek. Baş belâsı = Başa belâ olan angarya ve müşkülâtlı iş. Başıbozuk = Gayrı muntazam asker. Başıboş =

1.Boş gezen, serseri. 2.Bağlanmamış. Başa çıkmak = Başarabilmek, muvaffak olmak, becermek. Baştan çıkmak = Azmak Baştan çıkarmak = Azdırmak Başı hoş olmamak = Hoşlanmamak, rahat olmamak. Baştan, yeni baştan = İhtidadan, yeniden, Fars. ez-ser-i nev. Baştan kara etmek Gemi tehlike hâlinde başını karaya vurup sahile oturmak. Baştan savmak = Defetmek. Baştan ayağa, tırnağa = Bütün, tekmil, Fars. ser-A-pâ. Başı taşa gelmek = Felâkete uğrayıp nedamet etmek. Başkaldırmak = Serkeşlik etmek. Başkaldırmamak = Pek meşgul olmak, aralık bulamamak. Başa kakmak = Yapılan iyiliği yüze vurmak. Baş komak (baş koymak) = Feda olmak, vücudu vakfetmek, hayatını tehlikeye atarak bir işe girişmek. Başa geçmek = Yüksek makama, üste gelmek, geçmek. Başa geçirmek = Öne almak, yukarıya çıkarmak. Başa gelmek = DÜçâr olmak, uğramak: Başa gelen çekilir. Başgöstermek = Zuhûr etmek. Baş, göz yarmak = Becerememek, yüze göze bulaştırmak. Baş vermek = Çıkmak, zâhir olmak. Baş yemek, başının e


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Koyun ve kuzu başlarını pişirip satan adam, bunların satıldığı dükkân.

2.İşin başında bulunan, Amir: Bin işçi bir başçı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mâmur, şenlikli. Bir Oğuz oymağının ve Akkoyunlu hanedanının adı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bay soyundan, zengin. Baykan (XIV. yy. Kars). Türk halk şairi. Timur’un 1386’da Kars’ı Karakoyunlular’dan alması üzerine ünlü bir destan yazdı. Anadolu-Azerbaycan sahasının en eski aşığıdır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Akkoyunlu hükümdarlarından. Gıyase’d-Din Baysungur. Timur’un torunu ve Şahruh Mirzanın oğlu. Büyük bir hattattır ve resim ve sanatın koruyucusu olarak tanınmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Beğendirmek, birine beğeneceği bir şeyi göstermek veya birçok şeylerin içinden birini seçtirmekO adama elbise beğendirmek ne kadar zor. Sürünün içinde koyun beğendirmek.

2.Kabûl ve takdir ettirmek, makbûle geçecek bir iş yapmak: Yazımı beğendiremedim. Hizmetçi, efendisine işini beğendirmeye ça lışmalıdır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f).

1.Beğenilmek, kabûl olunmak, makbule geçmek: Yazısı beğenildi. Sesi beğenildi. 2.Seçilmek, intihap olunmak, tercih edilmek: Bir sürünün içinde ancak üç dört koyun beğenildi. İkisinden hangisi beğenildi?


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Beğenmek, iyi bulmak, kabûl ve takdir etmek, Osm. pesend eylemek: Bu çiçeğin kokusunu beğenmedim. Yazısını çok beğendiler.

2.Seçmek, intihap etmek, hoşa gideni ayırıp almak: Sürüye girin de istediğiniz kadar koyun beğenin. Bir mağazada çorap beğeniyordu.

3.Tenezzül etmek, saymak: Adam beğenmiyor, kimseyi beğenmez. Kendini beğenmiş: Fars. Hod-pesend, Ar. mağrur.


Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bakkaldan veya marketten yumurta alırken kabuğunun rengi sizin için önemli mi, bu konuda bir tercihiniz var mı? Sizce kabuk renkleri farklı olan yumurtaların içleri de besin değeri olarak farklı olabilir mi? Tavukların niçin bazılarının yumurtaları beyaz da bazılarının açık kahverengi?

Bu konuda iki zıt ama ikisi de yanlış olan görüş var. Kabuktaki beyaz rengin, yumurtanın ideal oluşumunu tamamladığını gösterdiğini, bunun dışında bir renk değişiminin kalitede düşüş anlamına geldiğini iddia edenlerin yanı sıra kabuğun rengi ne kadar koyu ise besin açısından da o kadar değerli olduğunu ileri sürenler de var. Genellikle Avrupa ülkelerinde kahverengi yumurtalar makbul sayılırken ABD’de durum tam tersidir.

Oysa her iki görüş de yanlıştır. Besin değeri, lezzet ve pişme karakteristikleri bakımından her iki renk yumurtanın da içi aynı değerdedir. Her iki yumurtada da aynı miktarda protein, mineral ve vitaminler (C vitamini hariç) vardır. Tabii tavuğun yediği yemin kalitesi de belirli farklar yaratabilir.

Yumurtanın içi değil de kabuğunun rengi ile haklı olarak ilgilenenler sadece onları paketleyenler ve satanlardır, çünkü bir pakette hep aynı rengin olması müşteri tarafından tercih edilmektedir.

Tabiatta yaşayan hayvanların yumurtalarını renkli veya koyu renkte hatta gölgeli ve çizgili şekilde yumurtlamalarının ana nedeni, bu yumurtaları yemek isteyen düşmanlarına karşı kamuflaj yaparak neslin devamını sağlamaktır.

Yumurtaların kabuklarının renklerini, tavuğun kökenine, atalarının yaşadığı yerlere bağlayanlar da var. Bu görüşe göre Asya kökenli tavukların yumurtaları kahverengi, Akdeniz kıyıları kökenlilerin ise beyaz oluyormuş.

Daha çok kabul gören bir diğer görüşe göre ise beyaz kabuklu yumurtalar beyaz ibikli ve kulak memesi beyaz olan tavuklar tarafından yumurtlanıyormuş. İbik ve kulak memesi kırmızı olanlar ise kahverengi kabukları olanları yumurtluyormuş.

Kabuğu hangi renk olursa olsun işte size yumurta ile ilgili bazı faydalı bilgiler: Yumurtayı haşlayıp haşlamadığınızı unuttunuz. Masanın üstünde fırıldak gibi döndürün. Eğer hemen duruyorsa taze yani pişmemiş, biraz daha uzun süre dönmeye devam ediyorsa içi katı yani haşlanmış demektir. Yumurtanın tazeliğini merak ediyorsanız suya koyun, taze ise suda batacak, bayat ise yüzecektir.

Yumurtada hemen hemen hayati tüm vitaminler vardır. Bulunmayan tek vitamin C vitaminidir. Yumurtanın besin değeri yüksek olan kısmı sarısıdır. Akı ve sarısı karıştırılarak, omlet gibi pişirilen yumurtalarda, aktaki bazı maddeler sarıdaki vitaminlerin bir kısmının etkilerini yok ederler.

Kalori açısından et ve süt ile mukayese edildiğinde 55 gramlık bir yumurta, 40 gram yağlı sığır etine veya 100 gram yağlı süte eşdeğerdedir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Elden atmak, artık tutmamak, elden çıkarmak: Elindeki taşı bırak; atın dizginini bıraktı; deyneği evde bıraktım.

2.Terketmek, vazgeçme, feragat etmek: Avukatlığı bıraktı. Ben, o evibıraktım. O niyeti çoktan bıraktım.

3.Komak, Osm. vaz ve ilka etmek: Şu limanın önüne bir kaç taş bırakmalı. Bu göle biraz balık tohumu bırakmak lâzımdır.

4.Saklanmak üzere bir yere veya birine teslim ve emanet etmek: Çoluk çocuğumuzu kime bırakacaksınız? Paranızı bankaya bırakın.

5.Boşamak, Osm. tatlîk etmek: Falan adam karısını bırakmış.

6.Müsaade etmek, mâni olmamak: Çocukları kendi başlarına gezmeye bırakmamalı. Bırakın yazı yazayım. Beni bırakın gideyim.Devam ettirmek: İnsan bu dünyada iyi nam bırakmalı. Mimar Sinan birçok eser bırakmıştır.İhmal ve müsamaha etmek, bakmamak: Bu bahçeyi, bu çocukları niçin böyle bırakmışsınız?Salıvermek, koyuvermek: Üzümleri devşirdikten sonra bağlara koyunları bırakmak zarar etmez.Kâr vermek, istifade ettirmek: Bu iş bir şey bırakmaz. Aşâr vergisinin iltizâmı size bir şey bıraktı mı? Aç bırakmak =

1.Yemek vermemek, açlık cezasına çarptırmak.

2.iyi beslememek, doyurmamaö. Ara bırakmak. Uste bırakmak = Geri vermek, red ve iade etmek. Sakal bırakmak = Sakal koyuvermek, Osm. irsâl-i lihye etmek. Kâr bırakmak = Bir iş sonunda istifade hasıl olmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(E.A.) Allah'ın adı ile. Bir işe başlarken ve hayret veya endişe duyulduğu zaman söylenir. Bismillah demek = Bir işe başlamak. Nihayet bismillâh dedi.

Euzü ve Besmele’nin manası nedir?

Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah’ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.

Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.

SÖZLER

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَ بِهِ نَسْتَعِينُ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى

اَلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin.Sen bir asker olduğun için askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikatı nefsimle beraber dinle.Çünki ben nefsimi herkesten ziyade nasihâta muhtaç görüyorum.Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim sekiz sözü biraz uzunca nefsime demiştim.Şimdi kısaca ve Avâm lisanıyla nefsime diyeceğim.Kim isterse beraber dinlesin.

Birinci Söz

Bismillah her hayrın başıdır.Biz dahi başta ona başlarız.Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın Lisan-ı hâliyle vird-i zebânıdır.Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle!.Şöyle ki:

Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himeyesine girsin.Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin.Yoksa tek başıyle hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perişan olacaktır.İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya çıkıp gidiyorlar.Onlardan birisi mütevazi idi.Diğeri mağrur...Mütevazii, bir reisin ismini aldı.Mağrur, almadı...Alanı, her yerde selâmetle gezdi.Bir kâtıü’t-tarîka rast gelse, der: “Ben, filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî defolur, ilişemez.Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür.Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki, târif edilmez.Daima titrer, daima dilencilik ederdi.Hem zelîl, hem rezil oldu.

İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın.Şu dünya ise, bir çöldür.Aczin ve fakrın hadsizdir.Düşmanın,hâcâtın nihayetsizdir.Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî’si ve Hâkim-i Ezelî’sinin ismini al.Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın.

Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz Aczin ve fakrın , seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçı yapar.Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur.Devlet namına hareket eder.Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz.Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.

Başta demiştik: Bütün mevcudat, Lisan-ı hâl ile Bismillah der.Öyle mi?

Evet, nasılki görsen: Bir tek adam geldi.Bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı.Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket “etmiyor.Belki o bir askerdir.Devlet namına hareket eder.Bir padişah kuvvetine istinad eder.Öyle de her şey, Cenâb-ı Hakk’ın namına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.Demek herbir ağaç, Bismillah der.Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.Her bir bostan, Bismillah der.Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki: Çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der.Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur.Bizlere, Rezzak namına en lâtif, en nazif, âb-ı hayat gibi “bir gıdayı takdim ediyorlar.Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah der.Sert olan taş ve toprağı deler geçer.Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur.Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması; tabiiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor.Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yi Mûsâ (A.S.) gibi فَقُلْنَااضْرِبْْبِعَصَاكَالْحَجَرَ emrine imtisâl ederek taşları şakk eder.Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin yapraklar, birer a’zâ-yi İbrahim (A.S.) gibi ateş saçan hararete karşı يَانَارُكُونِىبَرْدًاوَسَلاَمًا âyetini okuyorlar.

Mâdem her şey mânen Bismillah der.Allah namına Allah’ın ni’etlerini getirip bizlere veriyorlar.Biz dahi Bismillah demeliyiz.Allah nâmına vermeliyiz.Allah nâmına almalıyız.Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız...

Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiat veriyoruz.Acaba asıl mal sahibi olan Allah, ne fiat istiyor?

Elcevab: Evet o Mün’im-i Hakiki, bizden o kıymettar ni’metlere, mallara bedel istediği fiat ise; üç şeydir.Biri: Zikir.Biri: Şükür.Biri: Fikir’dir.Başta “Bismillah” zikirdir.Âhirde “Elhamdülillah” şükürdür.Ortada, ‘’bu kıymettar hârika-yi san’at olan nimetler Ehad-ü Samed’in mu’cize-i kudreti ve Hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek’’ fikirdir.Bir pâdişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de; zâhirî mün’imlere medih ve muhabbet edip, Mün’im-i Hakiki’yi unutmak; ondan bin derece daha belâhettir.

Ey nefis! böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah namına başla, Allah nâmına işle.Vesselâm.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Niçin bahar gelince insanların yaşama sevinçleri yükselir? Niçin koyunlar baharda ve hemen hemen aynı zamanda kuzularlar? Niçin kuşlar vakti gelince bir anda hep beraber göç yollarına düşerler? Bu zamanlamayı, fiziksel ve psikolojik davranış biçimlerindeki değişimi sağlayan nedir?

İnsan vücudu her gün aynı saatte otomatik olarak belirli fonksiyonları yerine getirir, vücut ısısını değiştirir, hormonlar salgılar. Biz bunların çoğunun farkına bile varmayız. Örneğin bu biyolojik beden saatine uygun olarak vücudumuz akşam saatlerinde ısı kaybını önlemek için beden ısısını düşürür, sabahları ise bedeni günlük aktivitelere hazırlamak için arttırır. Yani vücut ısısı insanlarda, bir günde yaklaşık bir derece iner ve çıkar.

Tabiattaki bu müthiş dengeyi sağlayan, canlılarda beynin merkezine yakın yuvalanmış, küçük ve gösterişsiz bir organ olan hipofiz salgı bezidir. Varlığı milattan yüzyıllarca önce bile bilinen, insanda bir hap kadar küçük ve hafif olan bu bez, balıklarda, sürüngenlerde, hem suda hem karada yaşayan hayvanlarda, kuşlarda ve memelilerde, hemen hepsinde vardır.

Bilindiği gibi hayvanların bir çoğunun üreme aktiviteleri mevsimlere bağlıdır. Deneylerde hipofiz bezi çıkartılan hayvanların aynı zamanda doğurmaları daha doğrusu tabiatın takvimine bağlı kalmaları özelliklerini yitirdikleri görülmüştür. Aynı şekilde vücut sıcaklıklarını ve günlük yaşam ritimlerini düzenleyemedikleri, kuşların göç etme içgüdülerini kaybettikleri tespit edilmiştir.

Biyolojik ritmi düzenleyen hipofiz bezinin bunu, salgıladığı ‘melatonin’ hormonu ile yaptığı biliniyor. Bu hormonun salgı miktarı dış dünyanın gece ve gündüz zamanları, daha doğrusu havanın karanlık ve aydınlık süreleri tarafından ayarlanmaktadır. Yani beden saati gün ışığı döngüsüyle eş zamanlı çalışmaktadır.

Sürekli gece çalışanlarda, uçakla uzun yolculuk yapanlarda hatta kış mevsimine girerken gündüz saatlerinin kısalmasıyla bazı insanlarda, beden saatinin ritminin bozulmasıyla oluşan fiziksel ve psikolojik sorunlar görülmektedir.

Melatoninin beyne nasıl bir sinyal göndererek bu kontrol mekanizmasını yarattığı ve bu saatin moleküler ve hücresel düzeyde nasıl çalıştığı tam açıklığa kavuşabilmiş değil.

Koyun ve benzeri hayvanların sonbaharda günlerin kısalmasıyla çiftleşip, bütün bir kış yavruyu karnında taşıyıp, baharda doğurmalarına karşın, kuş, balık gibi memeli olmayan hayvanlarla diğer bazı küçük memelilerin hipofizlerinin bu iş için niçin ve nasıl bahar aylarını seçtikleri ve üreme mevsimi dışında hipofizden gelen hangi emirle doğurganlıklarını kaybettikleri konularını açıklığa kavuşturmak için çalışmalar devam ediyor.

Bu çalışmaların bir diğer amacı da hayvanların çoğunun sonbaharda hep beraber aktif üreme dönemine girmeleri, doğumların da aynı tarihlere rastlamaları, bu nedenle belli mevsimlerde piyasalarda lüzumundan fazla et bulunmasıdır. Araştırmacılar hayvanların biyolojik saatlerinde ayarlama yaparak, üreme döngülerini değiştirmeye, üremenin yıl içine dağılmasına çalışıyorlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Biz insanlar kendimizi tabiattaki en mükemmel varlık olarak kabul eder, dünyanın asıl sahibi olduğumuzu zannederiz. Oysa diğer canlılar bir yana insanlar böceklerle yaptığı savaştan bile galip çıkamamıştır. Bir kere böcekler, insanın ortaya çıkmasından milyonlarca yıl önce de dünyada yaşıyorlardı.

O devirlerde onlarla birlikle yaşayan, başta dinazorlar olmak üzere, bir çok canlı türü tabiattan silindikleri halde, onlar çoğalma kapasiteleri ve farklılaşarak yeni türler çıkarma yetenekleri sayesinde günümüze kadar gelebilmişler, okyanusların derinlikleri hariç dünyanın her köşesinde yaşamayı başarmışlardır.

İnsan en baştan beri böceklerle savaş halindedir. Bilim ve teknolojinin bu kadar gelişmesine rağmen insan bu savaşta nihai zafere ulaşamamıştır. Halbuki böcekler fare piresi ile yayılan veba mikrobu aracılığıyla tarihte 100 milyonun üzerinde insanın ölmesine sebep olmuşlardır. Böceklerle taşınan virüs, bakteri ve mikropların insana verdiği zarar ve zayiata tarih boyunca hiç bir savaş sebep olamamıştır.

İlk bakışta boyutlarının küçüklüğü böcekler için bir dezavantaj olarak görülebilir. Oysa böceklerin insanlarla savaşlarındaki başarılarının en önemli faktörlerinden biri de bu boyutlarındaki küçüklüktür. Böcekler bu bedenleri ile her yere girebilmekte, kolaylıkla kaçabilmekte, saklanabilmekte, gıdamıza ortak olmakta, evimizde yaşamakta hatta kanımızı bile emebilmektedirler.

Böceklerin beden yapılarının küçük olması, onların çok kuvvetli bir kas sistemine ve inanılmaz fiziksel özelliklere sahip olmalarını sağlamıştır. Bacak uzunluğu 1,2 milimetre olan bir pire 196 milimetre yüksekliğe sıçrar ve 330 milimetre uzaklığa rahatça atlar.

Eğer insanoğlu kendi bedenine göre pire kadar kuvvetli olabilseydi bacak uzunluğu 90 santimetre olan ortalama bir insan 146 metre yüksekliğe sıçrayabilir, 247 metre uzağa atlayabilirdi. Muhteşem kas yapıları nedeni ile bir kaç milimetre boyunda olan bir sinek saniyede 330 kez kanat çırpabilir, küçük bir karınca ağırlığının 50 katı kadar bir yükü itebilir.

Böcekler üreme bakımından da insanlardan çok üstündürler.

Bir çift sineğin bıraktığı yumurtaların hepsi yaşasa ve bunlar erginleştikten sonra hepsi üremeye devam edebilse 5 ay içerisinde sayıları inanılmaz bir miktara ulaşırdı (l91’in yanına 18 tane sıfır koyun). İükür ki tabiatın dengeleri hiçbir zaman buna müsaade etmez.

Böceklerin bir çoğu insan kemiğinden daha sert, daha dayanıklı ve hafif, mekanik ve kimyasal dış etkenlere hatta aside dayanıklı bir dış iskelete veya beden duvarına sahiptirler.

Ayrıca böceklerin dünyada yaşadıkları yerlerde nüfus yoğunlukları da çoktur. Çekirgelerin sürü halindeki uçuşlarında 320 kilometrekarelik bir alanı kapladıkları görülmüştür. Ormanlık bir bölgede 4 bin 500 metrekarelik bir alanda, toprağın üstünde ve altında 65 milyon böcek yaşayabilmektedir. Eğer dünyadaki bütün böcekler bir araya gelebilselerdi, bunların toplam ağırlığı, dünyamızda yaşayan tüm insanların ve hayvanların ağırlıklarının toplamından fazla olurdu.

Şimdiye kadar böceklerin hep zararlarını anlattık. İpeği yapan ipek böceği ya da balı yapan arı da birer böcektir. Çiçeklerin ve meyvelerin çoğunun üremeleri böceklerin taşıdıkları tozlarla olur.

O halde dünyamızın bu üstün yaratıkları ile savaşla, iyi ile kötüyü ayırt etmeye, tabiatın dengesini bozmamaya çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Zaten şimdilik her iki taraf da belirgin bir üstünlük sağlamış değillerdir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. göğüs, sine, bağır, koyun;elbisenin göğsü kaplayan kısmı; s. samimi çok yakın; göğüse ait. bosom friend samimi dost, can yoldaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boynuzu olmayan: Boynuzsuz keçi, inek. mec. Boynuzsuz koyun = Yumaşak huylu ve miskin adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. çogunlukla oldürücü olan sarı bir koyun hastalığı; s. bu hastalığa yakalanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. (otlamak, yemek sığır, koyun v.b.); (kitabı) gözden geçirmek; i. fidanların ve ağaçların taze sürgünleri veya dalları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. erkek geyik, antilop, tavşan, koyun veya keçi; erkek hayvan; aldırışsız delikanlı; A.B.D., k.dili, asağ. erkek kızılderili veya zenci; A.B.D. (argo) dolar. buck bean su yoncası, bot. Menyanthes trifoliata. buck fever A.B.D., k.dili tecrübesiz avcının

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Farsça «mübâr»dan).

1.Koyun vesairenin kalın bağırsağı ki, doldurulup sucuk yapılır.

2.Bu barsağın, ciğer kıyması ve pirinçle doldurulup tava veya tepside pişmesi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bacağın yukarısı, kalın tarafı Ar fahz, Fars. rârı: Bir koyun budu. Eti ne budu ne? But kebabı

2.Yağ sız lop et: But kebabı. Kadınbudu = Kıyma ve yumurta ile yapılan bir nevi yemek; güvercin budu dahi denir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Hep, Ar. cemî, cümle, kâffe, tekmil: Bütün Alem, bütün halk, bütün insanlar, bütün gün.

2.Yarım veya parça olmayan, tam: Bütün bir koyun, bütün elma, bütün sayı.

3.Yekpâre, som: Mermerden bütün bir sütun.

4.Eğilmez, yekpâre gibi, çevrilmez, dik ve sert: Bütün endam, bütün huy. 5.Tamam, tekmil: Koyunun bütününü almak.

6.Mecmuan, kâffeten, tamamiyle, hep (ekseriye mükerrer): Bütün bütün harap oldu. Büsbütün = KAmilen, tamamiyle, hepsi. Bütün bütüne = KAmilen, esasen, hepsiyle.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İ. Takılmış fazla şey. 2.Ölmüş koyunun diğer koyuna emdirilen yavrusu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (eldiven yapımında kullanılan) kuzu veya koyun derisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Çarpma fiili, .şiddetle vurmak, çatışmak: At hızla giderken duvara çarptı, rüzgâr yüzüme çarpıyordu.

2.Vurup yere düşürmek, yıkmak: Çarpıp geçti. 3.Zorla almak, çalıp çırpmak, kapıp gitmek: Aşiret, köyün koyunlarını çarptı.

4.Başa vurmak, baş ağrısı vermek: Bu sirke bana çarptı.

5.Vurmak, titremek, helecana gelmek: Yüreğim çarpıyor. .

6.Hızla tahrik olunarak bir yere vurmak: Kapı, pencere kanadı rüzgârdan çarpıyordu. Göze çarpmak = Dikkati çekmek: Paris’te ilk göze çarpan Eyfel (Eiffel) kulesidir. Gün, güneş çarpmak = Güneş altında çok durmaktan veya gezmekten sersemlenip hastalanmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «celb» den). Kesilecek hayvanları ve bilhassa koyun sürüsünü celbederek kasaplara satan tacir. (Halk dilinde celebci denilip, celb ve sevk edici mânâsı düşünülürse belki bu, dahe doğrudur. Vaktiyle sürü ile esir sevk ve esircilere satan insan tacirlerine de denirdi). Celep devesi = Kesilip eti yenmeye yarar genç deve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut ÇEŞNE (i. Farsça «çâşnî»den).

1.Tad, lezzet.

2.Yemeğin tad ve tuzuna bakma, deneme. Çeşnisine bakmak, (bk.) ÇAşnî, çâşnî-gir.

3.Darphanede ayar tayini: Çeşni memuru.

4.Birkaç koyun seçilerek celeblerce ortalama fiyat tayini: Yeni tutulan çeşniye göre.

5.Birkaç cins unun karıştırılmasıyle ekmekçilere gösterilen ekmek ayarı: Şimdi çeşnide Anadolu unu dahi vardır.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sık yünü ile meşhur bir koyun cinsi; (k.h). (şev'iyıt) bu yönden dokunmuş kalın kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hayvanların cinsî birleşmesi: Koyunların çiftleşme vakti yaklaşıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Çift etmek, bir tekin eşini bulup çift yapmak. Araba atlarını çlftleştiremedim.

2.Hayvanları biribirine eş yapmak: Bu köpeği çiftleştlrip yavrularını almalı. Koyunları hangi ayda çiftleştirirler?


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Memelilerin sığır, koyun gibi parmakları çift olan takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun ve sığır ciğerlerinin, yürek ve bumbarının satıldığı yer.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Cihan’ın şah’ı. - Kara-Koyunlu padişahlarından Timur’un ölümünden sonra kaybedilen yerleri geri almıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Giyinmemiş, soyunmuş. Ar. Arî, üryân, Fars. bürehne: Çıplak adam. insan çıplak doğar.

2.Tüyü dökülmüş, tüysüz: Çıplak koyun.

3.Donatılmamış, süssüz, sade.

4.Takımsız, takımı vurulmamış: Çıplak at.

5.Bir şeyi olmayan, pek züğürt, eli boş. Baldırı çıplak = Ayak takımı. Çıplak etmek = Soymak. Çıplak olmak = Soyunmak. Çırçıplak, çırılçıplak, çırlak çıplak = Büsbütün, anadan doğma çıplak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (F. şûbân ve çûbân). Ehlî hayvanları gezdirip otlatan adam: Koyun, keçi, sığır çobanı. Çoban armağanı çam sakızı = Küçük hediye. Çoban aldatan = Kırlangıçtan büyücek bir kuş, alaca tavuk. Çoban iğnesi, püskülü, değneği, düdüğü, süzgeci, tarafı, dağarcığı tuzluğu, minaresi = şitli bitkiler. Çoban köpeği = Sürüyü beklemeye mahsus köpek. Çoban merhemi — Terementi ve mumyağı vesaire ile yapılan bir nevi merhem. Çoban yıldızı = Zühre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çobanın sanat ve vazifesi: Köyde çobanlık ediyor, koyun, sığır, hergele çobanlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İri ve toparlak başlı topuz, kalın cenk çomağı.

2.(halk ağzında: çomar). İri başlı çoban köpeği. 3.Boynuzsuz koyun nevi. Çomar, çoman.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eti lezzetli bir koyun cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Dalga peyda etmek, dalgalı olmak. Ar. temevvüc. Osm. telâtüm etmek: Lodostan deniz dalgalandı.

2.Dalgalı görünmek, temevvüc etmek: Rüzgârdan saçları dalgalanıyordu.

3.Dalgalar peyda ederek yürümek veya koşmak: Koyun sürüsü dalgalanıyordu. Bayrak dalgalanmak = (bayrak) Rüzgâr tesiriyle kıvrılıp açılmak. Mecâzen de kullanılır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Umumiyetle evcil hayvan, bu hayvanların beheri. Anadolu’nun bazı yerlerinde yalnız koyun için kullanılır. İstanbul’ca büsbütün terkedilmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bülûğa ermiş. Ar. şâb, genç: Bir delikanlı gördüm. Köyün delikanlıları oynuyorlardı.

2.Yiğit, cesur, babayiğit.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yeryüzünün büyük bir kısmını kaplayan su. Ar. bahr, Fars. deryâ: Akdeniz, Karadeniz vesaire.

2.Dalga, fırtına: Bugün deniz vardı.

3.Büyük göl veya nehir, derya: Hazar, Aral denizi, Nil denizi. Açık deniz = Engin. Adalar denizi = Adaları çok deniz, aral (Ege Denizi hakkında kullanılmıştır). Deniz aşırı = Denizin ötesinde olan. Deniz otu: =

1.Deniz dibinde biten otlar.

2.Kaba olduğu için şilte ve kanape döşemesi doldurmaya mahsus tora halinde satılır bir cins ot. Deniz enginarı, perçemi, dikeni = Deniz otu çeşitleri. Ölü deniz =

1.Rüzgâr durduktan sonra bir vakit devam eden dalgalanma.

2.Enginde esen rüzgârın tesiriyle sahile gelip çatlamayan dalga. Deniz tutmak = Geminin yalpasından iç bulanıp hasta olmak: Denizde seyahat etmeye alışanları deniz tutmaz. Deniz kadayıfı = Öksürüğe karşı ve göğsü yumuşatmak için haşlanıp İçilen bir cins deniz otu ki, kurusu tel kadayıfına benzer, ciğer otu. Daniz koyunu = Ayıbalığı. Daniz kıyısı = Sahil, yalı. Deniz köpüğü = Hafif ve beyaz bir taş kl, marangozlukta vesairede kullanılır. Dört yanı deniz kesilmek — Hayrette kalıp ne yapacağını şaşırmak. Denize kalkmak = Denize çıkmak, bir limandan hareket etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İki dağ arasındaki uzun çukur, vadi: O uzun derelerde binlerce koyun otlar.

2.Yalnız kışın akar küçük çay: Derede su içmek. Dereotu = Bir çeşit bitki ki, salataya konur. Derebeyi = Vaktiyle birkaç köye hükmü geçen nüfuzlu adam, feodal. Dere tepe = Düz olmayan yer, engebe. Dereden tepeden = Öteden beriden. Bin dereden su getirmek = Bahaneler söylemek. Sokak, dam deresi == Yağmur sularının akmasına mahsus çukurca yer.


Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Devenin ana yurdu Kuzey Amerika’dır. Tarih içinde oradan Güney Amerika ve Asya’ya yayılmış, Kuzey Amerika kıtasında ise zamanla yok olmuştur. Güney Amerika’daki lama, alpaka (bir cins koyun), guanako {lamanın irisi) gibi hayvanlar devenin akrabaları sayılabilirler.

Yaşadıkları kum fırtınalarına ve diğer olumsuz şartlara uyabilmek için iki sıra koruyucu kirpikleri ve tüylü kulak delikleri oluşmuş, burun deliklerini açıp kapayabilme, çok uzaktan görebilme ve koku alabilme yeteneklerine sahip olmuşlardır.

Develerin tek hörgüçlülerine Arap devesi, çift hörgüçlülerine ise Baktriane (Bactrian) devesi adı verilir. Baktriane Afganistan’ın kuzeyinde bir yer olup bugün adı pek bilinmemesine rağmen çok çeşitli medeniyet ve kültürlere ev sahipliği yapmış, çok önemli tarihi geçmişi olan bir bölgedir.

Her iki cins deve de yük hayvanı olarak kullanılırlar. Çift hörgüçlü deve daha yavaştır (3-5 kilometre/saat) ama bir günde kervan içinde durmadan 50 kilometre yol gidebilir. Hörgücünün tepesine kadar olan yüksekliği 2 metre iken Arap devesinin sadece bacak yüksekliği neredeyse 2 metredir. Arap devesi 18 saat boyunca saatte 13-16 kilometre hızla yol alabilir. Develerin yük hayvanı olmalarının yanında etlerinden, sütlerinden, yünlerinden ve derilerinden de faydalanılır.

Genelde develerin hörgüçlerinde su olduğuna, bu sayede çöllerde uzun süreli yolculuklara bu kadar dayanıklı olduklarına inanılır ama gerçek bu değildir. Öyle olsaydı deve vücudundan su tükettikçe hörgücünün de bir balon gibi porsuyup inmesi gerekirdi.

Develerin hörgüçlerinde sadece yağ bulunur. Burası 30-35 kilogramlık bir yağ deposudur. Genellikle bir çok hayvan ilerde enerji kaynağı olarak kullanmak üzere vücudunda yağ depolar ama develer bunu hörgüçlerinde yaparlar. Yiyecek bulamadıkları zaman buradan faydalanırlar. Hörgücün bir ikinci işlevi de deveyi çölün kızgın güneşinden korumasıdır.

Develer zaten çölde suya az gereksinim duyarlar. 40 dereceyi bulan sıcaklıklarda iki haftaya yakın susuz kalabilirler. Burun mukozaları insana göre 100 kat daha büyüktür. Bu sayede nefes verirken havada bulunan nemin üçte ikisini geri kazanabilirler.

Bir devenin vücudundaki toplam suyun yüzde 22’sinin kaybı halinde karnı çekilir, kasları büzüşür ama bu, onun performansını çok etkilemez. Buna karşın bir insan vücudundaki suyun yüzde 5’ini kaybedince görme duyusunda azalma başlar, yüzde 12’sini kaybedince de ölebilir.

Develerin susuzluğa dayanıklı olmalarının nedeni su kayıplarının büyük bir kısmının dokularındaki sudan olması, kandaki suyun pek etkilenmemesidir. Ancak bütün bu özelliklere rağmen susuzluğa dayanma rekoru develerde değil, farelerdedir. Bu konuda zürafa da her ikisiyle yarışabilir.

Yeri gelmişken develerin bir başka özelliğine de değinelim, hayvanlar arasında sadece deve, kedi ve zürafa önce sağ taraftaki ön ve arka ayaklarını, sonra sol taraflakileri atarak yürürler. Yani sol - sağ seklinde değil sol - sol, sağ - sağ şeklinde. Hatta şiirdeki aruz vezninin ritminin Arap yarımadasındaki develerin bu yürüyüşlerindeki ritimden doğduğu bile rivayet edilir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.insan ve hayvanların ağzındaki organ ki, besini yutmaya ve bilhassa insanda konuşmaya yarar. Ar. lisân, Fars. zebân: insan dili, koyun dili. 2.İnsanların konuştukları lehçelerin beheri. Lügat, lisan, zebân: Dünyada binlerce dil konuşulur. Türkçe eski ve geniş bir dildir.

3.Çeşitli Aletlerin uzunca, yassı ve çok defa oynak kısımları: Terazi, düdük, kilit dili. 4.Denizin içine uzanmış uzun, kumluk, üstü düz ve alçak kara parçası (dağlık ve taşlık olanına burun denir).

5.mec. Dedikodu, aleyhte söz söyleme: Allah, dilinden kurtarsın. Ağzı var dili yok, ağzında dili yok = Ses çıkarmaz, dayanıklı, tahammül eden, utangaç, masum, mahçup. Edirne dili = Başlıca bu şehirde yapılan sığır dili pastırması. Dilaltı = Tavuklarda görülen bir hastalık, kurbağacık. Dil ucunda olmak = Hemen söylenecek gibi hatıra gelip yine kaçmak: Onun adı dilimin ucundadır. Dil uzatmak = Haddini aşarak birinin aleyhinde söylemek. Dili uzun = Edepsiz Dil oğlanı = Vaktiyle Avrupa elçiliklerinde tercüman yamağı. Dil bağlamak = Susmaya mecbur etmek. Osm. iskât etmek. Dil balığı — Yassı bir cins balık. Dil burmak, dil çıkarmak = Eğlenmek, alay, istihzâ etmek. Dil peyniri = Uzun parçalı bir cins taze peynir. Dil tutmak = Düşmanın durumunu söyletecek esir tutmak. Dilini tutmak = Sözüne hâkim olmak, sır vermemek, her şeyi söylemekten sakınmak. Dillere düşmek = Kötü şöhret bulmak, kötülüğü yayılmak. Sığır dili = Uzun yapraklı bir bitki. Ar. lisân-üssevr. Kuş dili =

1.Kelimelerin her hecesi arasına diğer bir hece katarak ve tekrar ederek veya diğer bir suretle söylenmek ve bilmeyenler tarafından anlaşılmamak üzere birkaç kişi arasında uydurma dil.

2.Dişbudak tohumu. Dillerde gezmek = Fenalıkla şöhret bulmak. Dilini kesmek = Susmak, sükût etmek. Dile gelmek =

1.Kötü şöhret kazanmak.

2.Sevilmek. Köpek dili = Kızıllık otu. Küçük dil = Boğazda yukardan aşağıya sarkan küçük et parçası.


Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Tabii evinizdeki teneke kutu kolaları suya atıp, yüzme bilip bilmediklerini test etmek gibi bir merakınız yoksa bilemezsiniz. Suya atılan bir teneke kutu diyet kola batmaz ama aynı hacim ve ebattaki normal kola batar. Bunun doğruluğunu ABD’deki kola üreticilerinin yetkilileri de onaylamışlardır. Peki diyet kola yüzmeyi nasıl öğrendi?

Her iki kolayı da suya koyduğunuzda (attığınızda değil) diyet kola yüzeye doğru çıkar ama, klasik kola da taş gibi dibe oturmaz. Yüzeye çıkayım mı, çıkmayayım mı dercesine salınır durur.

Üreticilerin bu durumu, diyet kolalarda kullanılan suni tatlandırıcıların yoğunluklarının şekere göre daha az olması ve bu nedenle de bir kutuda daha az miktarda kullanılmaları şeklinde izah ediyorlar. Gerçekten ‘aspartame’ denilen tatlandırıcı, şekerden 200 kez daha tatlıdır. Yani bir kolayı tatlandırmak için 10 çay kaşığı şeker koymanız gerekiyorsa, aynı tatlılığı bir çay kaşığının yirmide biri kadar suni tatlandırıcı katarak verebilirsiniz.

Aslında diyet kola ve kutunun yapıldığı alüminyumun yoğunlukları ayrı ayrı sudan fazladır ama kutunun içindeki hava ve gaz kabarcıkları, onun ortalama yoğunluğunu, suyun yoğunluğunun biraz altına indirir. Arşimet’e göre ortalama yoğunluğu sudan az olan her şey yüzebilir.

Bu arada biradan da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Evinizdeki aynı hacimdeki teneke kutu biraları suya koyun, hepsinin farklı derinliklerde kaldıklarını göreceksiniz. Bunun nedeni suyun kaldırma gücünden ziyade tüketici yasalarıdır. Kutunun kenarında yazan hacim miktarı yasal olarak en az olanıdır. Doldurma sistemindeki hassasiyet pek iyi değilse, daha çok dolanlar daha ağır olabilirler.

Kutu biralar eğer üzerlerinde yazan yasal minimum miktar kadar doldurulurlarsa, içlerindeki hava ve karbondioksit sayesinde yüzebilirler. Ancak üreticiler, yasadan çekinmeleri nedeni ile, biraları minimumdan değil de, biraz fazla doldurmayı tercih ettiklerinden kutuların çoğunluğu suda dibe gider.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Tabii evinizdeki teneke kutu kolaları suya atıp, yüzme bilip bilmediklerini test etmek gibi bir merakınız yoksa bilemezsiniz. Suya atılan bir teneke kutu diyet kola batmaz ama aynı hacim ve ebattaki normal kola batar. Bunun doğruluğunu ABD’deki kola üreticilerinin yetkilileride onaylamışlardır. Peki diyet kola yüzmeyi nasıl öğrendi?

Her iki kolayı da suya koyduğunuzda (attığınızda değil) diyet kola yüzeye doğru çıkar ama, klasik kola da taş gibi dibe oturmaz. Yüzeye çıkayım mı, çıkmayayım mı dercesine salınır durur.

Üreticilerin bu durumu, diyet kolalarda kullanılan suni tatlandırıcıların yoğunluklarının şekere göre daha az olması ve bu nedenle de bir kutuda daha az miktarda kullanılmaları şeklinde izah ediyorlar. Gerçekten “aspartame” denilen tatlandırıcı, şekerden 2 yüz kez daha tatlıdır. Yani bir kolayı tatlandırmak için 10 çay kaşığı şeker koymanız gerekiyorsa, aynı tatlılığı bir çay kaşığının yirmide biri kadar suni tatlandırıcı katarak verebilirsiniz.

Aslında diyet kola ve kutunun yapıldığı alüminyumun yoğunlukları ayrı ayrı sudan fazladır ama kutunun içindeki hava ve gaz kabarcıkları, onun ortalama yoğunluğunu, suyun yoğunluğunun biraz altına indirir. Arşimet’e göre ortalama yoğunluğu sudan az olan her şey yüzebilir.

Bu arada biradan da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Evinizdeki aynı hacimdeki teneke kutu biraları suya koyun, hepsinin farklı derinliklerde kaldıklarını göreceksiniz. Bunun nedeni suyun kaldırma gücünden ziyade tüketici yasalarıdır. Kutunun kenarında yazan hacim miktarı yasal olarak en az olanıdır. Doldurma sistemindeki hassasiyet pek iyi değilse, daha çok dolanlar daha ağır olabilirler.

Kutu biralar eğer üzerlerinde yasal minimum miktar kadar doldurulurlarsa, içlerindeki hava ve karbondioksit sayesinde yüzebilirler. Ancak üreticiler, yasadan çekilmeleri nedeni ile, biraları minimumdan değil de, biraz fazla doldurmayı tercih ettiklerinden kutuların çoğunluğu suda dibe gider.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bir kadın veya dişinin doğurmasını kolaylaştırmak, doğurmasına yardım etmek, ebelik veya hekimlik etmek Osm. tevlîd ettirmek: Falan kadını kim doğurttu; hangi ebe doğurttu?

2.Gebe bırakıp çocuk yaptırmak: Bir koç, kırk, elli koyunu doğurtabilir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uç yaşını geçen at ve deve gibi büyük ve iki yaşını geçen koyun ve keçi gibi küçük hayvanlar için kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.). Beş defa on, yüzün yarısı. Ar. hamsîn, Fars pencâh: Elli gün, elli koyun.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Daha şerefli, çok onurlu, çok aziz, pek muhterem. Eşrefi: Akkoyunlular devrinde kullanılan bir çeşit gümüş para. Yavuz Sultan Selim’in Mısırı fethettikten sonra burada bastırdığı para. Eşrefoğlu Rumi: Kadiri tarikatının bir kolu olan Eşrefîyye adlı ekolün kurucusu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Canlıların vücudunda kemik ile deri arasında bulunan, kas ve yağ tabakalarından meydana gelen madde. Ar. lahm, Fars. kûşt: Eti senin kemiği benim.

2.Koyun, sığır vesairenin eti ki, kemikle beraber satılır ve yenir.

3.Meyvenin derisiyle çekirdeği arasında olup yenen lezzetli madde: Şeftalinin eti; etli erik.

4.Ten, beden, vücut. Et beni = Küçük meme suretinde kabarcık. Et şeftalisi = Yarma olmayan ve eti çekirdeğine bitişik bulunan şeftali. Et suyu = Eti kaynatarak alınan yağlı ve kuvvetli su. Etkanat = Yarasa cinsinden hayvanların uçma Aletleri olan zar. Et kafalı = Zekâdan mahrum, kalın kafalı. Et kesimi, et kırımı = Hıristiyanların büyük perhize girecekleri günlerdeki yortu ve şenlikleri, apokarya, karnaval. Et lokması Et yemeği. Et meydanı = Vaktiyle Yeniçeri askerine et verilen meydan ve kışla önü ki, İstanbul’da Aksaray civarındaydı. Etine dolgun — Etlice, şişman olmaksızın semiz, tıknaz. Av eti = Avda vurulan hayvan ve kuş eti. Balık eti = Yağsız ve sert kaslardan ibaret et. Balık etli = Vücudü nârin olduğu halde organları etle kaplı ve etleri sert ve düzgün olan, zayıf ve lâgar olmamakla beraber şişman ve sarkık etli de olmayan. Diş eti = Dişlerin diplerinde bulunan ve dişler döküldükten sonra bir set teşkil eden etler. Kaba et = Baldır etleri gibi kalın ve yağsız butlar. Geyik eti = Kızların bülûğa erdikleri sıradaki hafif ve mütenasip dolgpnluğu: Geyik etine girmek = (kız) Bu dolgunluğu kazanmak.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dişi koyun, marya. ewe Iamb dişi kuzu; (fig.) gözbebeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. aslı: fa’l).

1.Uğur, iyi talih.

2.Baht ve talihi anlamak için birtakım garip vasıtalara müracaat etme, atılan boncuk ve baklaya, açılan bir kitabın bir satırına, koyunun kürek kemiğine vesair böyle şeylere bakıp bunlardan mânâ çıkarma: Fal açmak, atmak, fala bakmak. Fâl-i hayr = İyi fal. Huceste-fâl = Mübarek talihli. Faltaşı = Falcıların fala bakmak için attıkları ufak çakıl taşlarıyle boncuklar. Gözlerini faltaşı gibi açmak = Hayretle veya hırs ve tamahla bakmak.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). âkırkarha, bir çeşit kasımpatı, koyungözü, (bot). Chrysanthemum parthenium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). koyun postu; bir koyunun bütün yapağısı; yün gibi yumuşak örtü; muflon; (f). koyunu kırkmak; (bir kimseyi) soymak, yolmak; yünle kaplamak, yün gibi kaplamak. fleecelined (s). içi muflonlu. fleecy (s). yün veya yapağı gibi (bulut); yünden; yü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ağıl; koyun sürüsü; cemaat; (f). ağıla kapamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ağnâm). Koyun, (bk.) Ağnâm: Aded-i ağnâm = Koyunların yıllık vergilerinin alınması maksadıyle koyunların sayılması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غنم] koyun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Koyunun erkeği, koç. mec. Akılsız, ahmak adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun yatağı (Anadolu’da bir kasabanın adıdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üstü, altı bir genişlikte kısa ağaç kap ki, başlıca koyun, sığır vesair sağmaya, ahırda su koymaya ve gemilerde su taşımada kullanılır: Bir gerdel dolusu süt, su. Gerdel cevizi = Gemi gerdellerine kulp yerine geçirilen halatın iki ucunda yapılan düğüm. Harîk gerdeli = Gemide köseleden yapılmış hafif gerdel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Geviş getiren memeli hayvanların, yedikleri şeyi tekrar ağıza getirip yeniden çiğnemeleri: Deve de, inek ve koyun gibi geviş getirir.

2.mec. ihtiyarların çenesinin gayr-ı ihtiyârî titremesi. Ağız gevişi = mec. Her zaman söylenen söz, Ar. vird-i zeban.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Çiftparmaklı hayvanların geviş getiren alt takımı: Sığır, deve, koyun gevişgetirenlerdendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.içeriye varmak, sokulmak, dahil olmak, Ar. duhûl. Çıkmak mukabili: Eve girdi, yılen deliğe girdi. 2.Araya sıkışmak, karışmak: Meclise, kalabalığa girdi. Ben, öyle adamların içine giremem.

3.Bir meslek ve sınıfa katılmak, Osm. sülük etmek: Askere, işe, mektebe girdi. 4.Sığmak, Osm. istiab olunmak: Mızrak çuvale girmez.

5.Geçmek, sirayet etmek, sirayet edip yayılmak, intişar etmek: Koyunlara kelebek girdi. Düşman askerine hastalık girdi. Eve ateş girdi, mec Rahatsızlık girmek.

6.Karışmak, müdahale etmek: Ben öyle işe girmem. O, münakaşaya hiç girmedi.Gelmek, başlamak, Osm. hulûl etmek: Muharrem girdi. Yaz giriyor. Araya girmek = Tavassut etmek, barıştırmak istemek. Ele girmek =

1.Ele geçmek, yakalanmak, tutulmak, Osm. giriftâr olmak.

2.Tesadüf olunmak. Birbirine girmek = Karışmak, kavgaya tutuşmak, telâşa düşmek. Bir çuvala girmek = Birlikte bulunmak. Denize girmek = Deniz banyosu almak, denizde yıkanmak. Zihne girmek =

1.Anlaşılmak, Osm. derkolunmak.

2.İstediği bir şeyi yaptırmak. Renklen renge, bin bir renge girmek = Pek sık fikir ve şekil değiştirmek. Rüyaya girmek = Düşte görünmek: Filân iş hiç aklımda yokken bu gece rüyama girdi. Suya girmek = Dalmak. Kıyafete girmek = Bir kıyafet almak. Günaha girmek = Günahkâr olmak. Günahına girmek = Biri hakkında haksız yere kötü düşünmek veya haksız yere kötülük isnâd etmek. Güveyi girmek = Zifaf etmek, evlenmek. Girip çıkar. = Gelip giden: Bu eve girip çıkanların haddi hesabı yoktur. Balta girmemiş = Hiç insan eli görmemiş, birbirine karışmış (orman).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Vücut, beden, Ar. ceset, cüsse, cisim, Fars. ten: Gövdesi iri. 2.Vücudun, kol, bacak, baş gibi organları dışında kalan kısmı ki, karın ile göğüs ve omuzlardan ibarettir: Bazı adamların gövdesi uzun bacakları kısa, bazılarının ise bacakları uzun, gövdesi kısa olur.

3.Ağacın dal ve budaklarından başka olan asıl vücudu ve kökü: Bu ceviz ağacının gövdesinden geniş tahtalar çıkar.

4.Elbisenin kollarından başka asıl bedene gelen kısmı: Bu elbisenin gövdesi yenidir. Kollarını değiştirmeli. 5.Kesilmiş hayvanın etinin bütünü: Bir gövde koyun: Gövdeye atmak, atıştırmak = Yemek, Osm. ekletmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Saklanılmak, korunmak, Osm. hıfz, vikaye ve siyanet olunmak: Koyunlar gözetilmezse kurt yer. Bakılmak, nezaret ve idare olunmak: Bu işler gözetilmek ister.

3.Beslenmek, Osm. iâşe ve infak olunmak: Kadın, çocuklarıyla beraber kocasınca gözetilir.

4.Beklenmek, Osm. intizâr ve tarassut olunmak: Fırsat gözetilmek

5.Tutulmak, Osm. intizâr ve tarassut olunmak: Fırsat gözetilmeli. 5.Tutulmak, Osm. riâyet olunmak, mer’İ bulunmak: Eski Adetler gözetilmelidir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Korumak, Osm. hıfz, muhafaza, siyanet etmek: Bu çoban koyunları iy’ gözetmiyor.

2.Bakmak, nezaret, idare etmek: Bu işleri kim gözetiyor? Beslemek, bakmak, geçindirmek: Herkes ailesini gözetmeye mecburdur.

4.Beklemek, Osm. intizâr, terakkub, tarassut etmek: Fırsat gözetiyor.

5.Tutmak, riayet etmek, saklamak, geçerli bulundurmak: Macarlar bazı eski Adetlerini gözetiyorlar.

6.Dikkat etmek, dikkatle bakmak: Başını gözet, çocuğu gözet. e. Gözet = Sakın, iyi bak, dikkat!


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) el yordamı ile aramak, yoklamak; yüzükoyun yere serilmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گوسفند] koyun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Öne katıp sürmek, sevketmek: Develerini güdüyordu.

2.Otlatmak, Osm. râ’yetmek: Çoban, koyunlarını, sürüsünü gütmekle meşgul İdi. 3.saklamak, tutmak, Osm. hıfzetmek: Kin, garez güdüyor, babasının huyunu gütmek.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), iskoç koyun veya dana ciğer ve yüreği ile yapılan soğanlı yahni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûl» dan if.) (mü. hâsıla) (c. hâsılât).

1.Husul bulan, meydana gelen, vücuda gelen, beliren, gözüken: Bundan ne hâsıl olur? Bu kadar me şakkattan bir fayda hasıl olmadı.

2.Biten, yerden çıkan: Çekirdekten hâsıl olan ağaçlar.

3.Netice yerinde olan: Hâsıl-ı kelâm = Sözün neticesi, kısası.

4.Semere: Ömrümün hâsılı: Evlâdım.

5.(matematik) Hesabın dört işleminden alınan netice: Hâsıl-ı cem. Hâsıl-ı tarh. Hâsıl-ı darb. Hâsıl-ı taksim. Hâsılı, elhâsıl, v’el-hâsıl, hâsıl-ı kelâm = Nihayet, netice itibariyle, sözün kısası, kısaca. Hâsılı tahsil etmek = Boşuna yorulmak, c. Hâsılat = Tarım ve başka çalışmaların verdiği semere, gelir: Tarlanın bu seneki. hâsılâtı. Çiftliğin, fabrikanın, koyunları hâsılâtı. Posta, telgraf, vapur hâsılatı. Hâsılât-ı sâfiyye = Masraflar çıktıktan sonra hâsılâtın sırf kâr kalan kısmı. Hâsılat-ı gayr-ı sâfiyye = Masraflar düşürülmeksizin umum hâsılât.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kalça; (çoğ.) kıç; koyun etinin but ile bel kısmı; (mim.), kemer koltuğu. haunched (s.) kalçalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ).

1.Koyun vesair hayvanların gözlerine ve ağızlarına yapışıp rahatsız eden küçük bir cins sinek.

2.mec. Şaşkın adam, çolpa.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karaman ile kıvırcıktan melez, yassıca kuyruklu koyun cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karaman ile kıvırcıktan melez yassıca kuyruklu koyun cinsi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(A.B.D).,(k).dili halkoyunları gecesi, folklor programı; halk müziği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beraber, birçok kimsenin toplanıp elbirliğiyle bir kişinin işini görmesi ve herkesin işinin sıra İle bitirilmesi. Bu köyün tarlaları imece ile sürülür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ince baldır kemiği, dizin altındaki kemik. İncik yahnisi = Koyunun inciğinden yapılmış nohutlu yahni.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir cismin suyun üstünde kalabilmesi için sudan hafif olması gerekir. Ancak 120 kiloluk bir insanın suda çok rahat sırt üstü yattığını, çok zayıf bir kişinin ise suyun üstünde kalabilmek için debelendiğini çok kez görmüşsünüzdür. Burada önemli olan ağırlık değil yoğunluktur. Yani cismin hacim olarak bir santimetreküpünün veya bir litresinin ağırlığıdır.

İki konuyu birbirinden ayırt etmek lazımdır. Yüzme bilmek insanın suda bir noktadan diğerine bir şekilde gidebilmesidir ki, bunu insanın karadaki yürümesine veya koşmasına benzetebiliriz. Suyun üstünde kalmak ise karada ayakta durmak gibidir. Doğuştan bu yetenek bize verilmiştir.

Suyun yoğunluğu, yani bir litresinin ağırlığı l kilogram olduğundan sadece l ,00 olarak gösterilir. Kemiklerimizin yoğunluğu 1.80, adalelerimizin 1.05, vücudumuzdaki yağların 0.94, ciğerlerimizdeki havanın ise 0.00’dır. Bu yoğunlukların vücudumuzdaki miktarlarına göre ortalaması alınınca, ortalama bir insanın vücudunun yoğunluğunun sudan biraz az olduğu görülür. Yani istesek bile suyun dibinde kalamayız, su bizi yukarı iter.

Bu sadece insanlar için geçerli değildir. Memeli hayvanların, koyunlar da dahil olmak üzere çoğunluğu suyun üstünde kalabilir. İnsanlarda çok adaleli olanlarla, bir deri bir kemik olanların yoğunlukları daha yüksektir ve suyun üstünde kalmaları pek rahat değildir. Kadınların vücutlarında erkeklere oranla daha çok yağ bulunduğundan, yoğunlukları nispeten azdır ve su onları daha rahat taşır.

Yüzme sporu yapanlarda ise durum farklıdır. Özellikle erkeklerin uzun boylu ve ince olmaları gerekir. Bu yapıda olanların vücutlarının yoğunlukları ortalama insandan daha fazladır ama onlar için önemli olan, suyu geri çekerek ileri hareketi sağlayacak olan kas gücü ve suya en az direnci gösterecek vücut yapısıdır.

Tuzlu su, tatlı sudan biraz daha yoğundur. Bu yüzden denizde yüzmek, tatlı su dolu bir havuzda yüzmekten daha rahattır ve tuzlu suda daha hızlı yüzülebilir. Bütün diğer kara sporlarının aksine, yüzmede kadınların performansı erkeklere çok yakındır. Şüphesiz bunun nedeni ise kadınların erkeklere göre yoğunluklarının daha az olması ve böylece suyun onlara sağladığı kolaylıktır.

Bazı ülkelerde kadınlara havuzda, suyun içinde doğum yaptırıldığını medyada izlemişsinizdir. Doğan bebekler sağlıklı olarak suyun üzerine gelebilmekte, daha sonraki gelişmelerinde, suyun altında çok rahat hareket edebilmektedirler. Çünkü bebekler, ana rahminde su içindedirler. Suyun içinde olmak onlar için değişik değil, zaten alışık oldukları bir ortamdır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir cismin suyun üstünde kalabilmesi için sudan hafif olması gerekir. Ancak 120 kiloluk bir insanın suda çok rahat sırt üstü yattığını, çok zayıf bir kişinin ise suyun üstünde kalabilmek için debelendiğini çok kez görmüşsünüzdür. Burada önemli olan ağırlık değil yoğunluktur. Yani cismin hacim olarak bir santimetreküpünün veya bir litresinin ağırlığıdır.

İki konuyu birbirinden ayırt etmek lazımdır. Yüzme bilmek insanın suda bir noktadan diğerine bir şekilde gidebilmesidir ki, bunu insanın karadaki yürümesine vaya koşamasına benzetebiliriz. Suyun üstünde kalmak ise karada ayakta durmak gibidir. Doğuştan bu yetenek bize verilmiştir.

Suyun yoğunluğu, yani bir litresinin ağırlığı bir kilogram olduğundan sadece 1.00 olarak gösterilir. Kemiklerimizin yoğunluğu 1.80, adelelerimizin 1.05, vücudumuzdaki yağların 0.94, ciğerlerimizdeki havanın ise 0.00’dır. Bu yoğunlukların vücudumuzdaki miktarlarına göre ortalaması alınınca, ortalama bir insanın vücudunun yoğunluğunun sudan biraz az olduğu görülür. Yani istesek bile suyun dibinde kalamayız, su bizi yukarı iter.

Bu sadece insanlar için geçerli değildir. Memeli hayvanların, koyunlar da dahil olmak üzere çoğunluğu suyun üstünde kalabilir. İnsanlarda çok adeleli olanlarla, bir deri bir kemik olanların yoğunlukları daha yüksektir ve suyun üstünde kalmaları pek rahat değildir. Kadınların vücutlarında erkeklere oranla daha çok yağ bulunduğundan, yoğunlukları nispeten azdır ve su oranları daha rahat taşır.

Yüzme sporu yapanlarda ise durum farklıdır. Özellikle erkeklerin uzun boylu ve ince olmaları gerekir. Bu yapıda olanların vücutlarını yoğunlukları ortalama insandan daha fazladır ama onlar için önemli olan, suyu geri çekerek ileri hareketi sağlayacak olan kas gücü ve suya en az direnci gösterecek vücut yapısıdır.

Tuzlu su, tatlı sudan biraz daha yoğundur. Bu yüzden denizde yüzmek, tatlı su dolu bir havuzda yüzmekten rahattır ve tuzlu suda daha hızlı yüzülebilir. Bütün diğer kara sporlarının aksine, yüzmede kadınların performansı erkeklere çok yakındır. İüphesiz bunun nendeni ise kadınların erkeklere göre yoğunluklarının daha az olması ve böylece suyun onlara sağladığı kolaylıktır.

Bazı ülkelerde havuzda, suyun içinde doğum yaptırıldığını medyada izlemişsinizdir. Doğan bebekler sağlıklı olarak suyun üzerine gelebilmekte, daha sonraki gelişmelerinde, suyun altında çok rahat hareket edebilmektedirler. Suyun içinde olmak onlar için değişik değil, zaten alışık oldukları bir ortamdır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyunu yüzerken deride kalan yağ çiziği: Ispireli deri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng., den. domuztırnağı, kısa demir çubuk; kızarmış koyun başı, baş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.).

1.Sayı hakkında sorgu edatı: Kaç kişi? Kaç koyun? Kaç gün? (Miktar sualinde ise «ne kadar» kullanılır: Ne kadar su? Ne kadar yağ? gibi).

2.Sual inkârı suretinde çokluk ve mübalâğa gösterir: Kaç kere söyledim. Kaç ağaç dikeceğiz? Yani çok söyledim, çok ağaç diktik. Birkaç = Bazı, bir miktar, bir takım, belirli olmayan, fakat birçok olan sayıyı gösterir: Birkaç kişi geldi; birkaç kere gittim. Kaça = Ne kadar para karşılığında, ne fiyatla? Bunu kaça veriyorsunuz? Kaça aldınız?


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Başın ve boynun arka tarafı, ense.

2.Arka, geri. 3.Baş, Ar. re’s, Fars. ser: İnsan, koyun kafası.

4.Baş kemiği, beyni çeviren kemik, Ar. kıhf, cimcime: Toprağın içinden pek eski birtakım kafalar çıktı.

5.Zekâ, kabiliyet, akıl, anlayış: O adamda kafa vardır; onda kitap yazacak kafa yoktur.

6.Aptallık, akılsızlık: Na kafa. Sende bu kafa varken bir iş göremezsin. At kafalı = Ahmak. Kafa almamak = Anlayamamak. Boş kafalı = Cahil, bilgisiz. Kafa tutmak = Terslemek, dinlememek, istememek. Her kafadan bir ses çıkıyor = Herkes başka bir reyde bulunup kimse kimseyi dinlemiyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Olduğu yerde ve halde durmak, devam ve karar bulmak: Bütün arkadaşları gittiği halde o kaldı; imtihan veremeylp sınıfta kaldı.

2.Gerilemek, geride durmak: Bizim adamlar nerede kaldı? O yarı yolda kaldı.

3.Durmak, hareket etmemek: Benim saatim kalmış; onun atı sarp yola gelince kaldı.

4.Artmak, fazla gelmek, bâkî olmak: Bütün koyundan yalnız İki okka et kaldı; o kadar kâğıttan bir tabaka kalmadı.

5.İkamet etmek, gecelemek: Bu gece nerede kalacağız? Dün bizde kaldılar; gece kalmaya gelmelisiniz.

6.Sükûnet bulmak, durmak, dinmek, sessiz olmak, Osm. râkld olmak: Rüzgâr, yağmur, fırtına kaldı.Sürmek, devam etmek: O birçok vakit öyle kaldı.Terkolunmak, vez geçilmek, bırakılmak: O iş kaldı; o mektebin açılması şimdilik kaldı.Bir tarza dökülmek, bir hale girmek: Küçük yaşta yetim kaldı; cahil kaldı; üç gün aç, uykusuz kaldı.Yapamamak, azalmak, eksilmek, mahrum olmak, başaramamak, nâll ve muvaffak olamamak: Yazıdan kaldık; eğlenceden kaldı; yoldan kaldınız.Geçmek, kalan mala konmak: Babasından kendisine bir hayli mal kaldı; ona amcasından bir şey kalmadı.Yaşamak, hayatta olmak: Onlardan kimse kalmadı; galiba bir oğlu kalmıştı.Hayran olmak, hayrot etmek: Bunu işitince öyle kaldı.Ait ve râcî olmak: Bunu yapmak size mi kaldı?Yorulmak, gidememek: Bu hayvan kaldı. Az kalmak, dikiş kalmak = Takarrüb etmek, yaklaşmak, olmasına bir şey kalmamak: Az kaldı düşünüyordum; az kaldı unutuyordum; çantayı elimden düşürmeye ramak kaldı. Ust-baş kalmamak = Kıyafet pek pejmürde olmak. Üzerinde kalmak = Zimmetinde kalmak. Iften kalmak = Bir engel çıkıp İşe gidememek. Bana kalsa = Benim fikrimce, bana göre. Bildiğinden kalmamak = Israr etmek. Elinden geleni yapmak. Hasret kalmak = Hasret çekmek, mahrum olmak. Hatır kalmak = Gücenmek, kırılmak, darılmak. Donakalmak = Hayrette kalmak. Kaskatı kalmak = Ölüm hâli, ölmek. Göx kalmak — Gıpta ve haset etmek. Yanına kalmak = Cezasız kurtulmak. Kaldı kl = Ne var ki. Nerede kaldı = Ne kador uzak: Sizinle o kadar hukuku varken sizin için bu işi yapmazsa nerede kaldı bizim için yapmak? ...den kalır yeri yoktur = Hiç ondan farkı yoktur: Bu adamın da hiç dilenciden kalır yeri yoktur. Kala kala = Tükene tükene, gide gide bu kaldı: O büyük aileden kala kala bir ufak çocuk kaldı. Kat kala = En nihayet, son derecede: Kat kala muhtaç olursak bunu kullanacağız.


Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Düzensiz bir hayat, yorgunluk, sinir bozuluğu, şiddetli romatizma veya doğuştan meydana gelen kalp hastalıklarında; daha geniş bir ifadeyle bütün kalp hastalıklarında aşağıdaki maddelere dikkat etmek gerekir.

- Sinirlenmeyin.

- Sigarayı bırakın.

- Şişmanlamamaya ve kilonuzu muhafaza etmeye çalışın.

- Fazla yorucu işler yapmayın.

- Uyku ve dinlenmenizi ihmal etmeyin.

- Koşmayın, acele etmeyin.

- Her gün bir öncekinden daha iyi olduğunuza inanın.

- Kabız olmamaya dikkat edin.

- Çürük dişleriniz varsa, tedavi ettirin.

- Fazla miktarda yağlı sığır veya koyun eti, sütlü şeyler yemeyin. Konserve, pastırma, salam, peynir, turşu, balık ve çikolata gibi şeyleri mümkün olduğunca azaltın.

- Yemeklere tuz koymayın. Yemeklerinizi mısırözü, ayçiçeği veya haşhaşyağı ile hazırlayın

- Bol bol taze sebze ve meyve yiyin.

- Bol bol yoğurt yiyin.

Ayrıca aşağıdaki reçetelerden dilediğinizi kullanın.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı suya 3 kahve kaşığı süzme bal konur. Iyice karıştırıldıktan sonra içilir. Aynı işlem her yemekten sonra tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. bir Avustralya yerli dilinden). Avustralya’da yaşayan, koyundan iri, ot yiyen, memeli, ön ayakları kısa, art ayakları ile kuyruğu uzun ve kuvvetli, başı küçürek bir hayvan. Dişisinin karnında yavrularını taşıyacak bir cebi vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Tüyleri uzun ve kıvırcık bir cins koyun ki, birkaç günlük kuzularından alınan kürkü pek beğenilir. bk. Karakul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyunlardan insana bulaşan, bulaştığı yerde kara bir çıban meydana getiren tehlikeli hastalık, yanıkara, karayanık, şarbon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karagül koyununun asıl adı. bk. Karagül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yenecek koyun, sığır vesaire etlerini kesip satan adam. Kasap dükkânı = Et satılan dükkân. Kasap merhemi = Bir çeşit ilâç. Fransızca: basilicon. mec. Kasap süngeriyle silinmiş (yüz) Hayâsız, utanmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kasap işi: Kasaplıkla hayli para kazandı.

2.Koyun vesaire kesip yüzene verilen ücret, kasaplık hakkı.

3.Kasaba uygun: Kasaplık koyun.

4.mec. Kan dökücülük, Osm. hunharlık, hûnrîzlik.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Koyun vesaire kesip yüzmek için kasaba verilen ücret, kasaplık hakkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Katma, katış, karıştırma, Ar. meze, zam ve ilhak. Koç katımı = Ayrılmış olan koçların sürüye koyuverilmesi, koyunların çiftleştirilmesi ve bunun mevsimi. Koçkatımı fırtınası = Kasım başlarındaki fırtına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine karıştırmak. Geceyi gündüze katıştırmak, halkı birbirine katıştırdı’, kuzuları koyunlara katıştırmamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Eklemek, Osm. ilhak, ilâve, zammetmek: O da adamını kervana kattı, koyunlarını sürüye kattı.

2.Alt tarafına, arkasına getirmek, yanına, beraberine vermek: Kafileye polis katmak.

3.Karıştırmak, Osm. meze ve haltetmek, koymak: Sirkeye su katmak.

4.Karıştırmak, karmakarışık etmek, fesâda düşürmek: Alemi birbirine kattı.

5.Önüne alıp takip etmek: Düşmanı önüne kattı. Geceyi gündüze katmak = mec. Aşırı derecede çalışmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Koyunun erkeği, koç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kibâş). Erkek koyun, koç, çepiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesilmiş koyunların omuz küreklerine bakarak kayıptan haber vermek iddiasında bulunan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yazın bahçelerde ve çayırlarda uçuşan dört kanatlı, kanatları rengârenk toz gibi ince pullarla süslü böcek. Kelebek gibi = Pek güzel giyinmiş küçük kız.

2.Koyunların ciğerine Arız olan hastalık ki, kelebek şeklinde parçalar hâsıl eder: Koyunlar kelebek olmuş; o sürüye kelebek düştü.

3.Bazı Aletlerde bulunan bir çeşit mandal. Kelebekotu = Dağ yoncası. Kelebeksarmaşığı = Bir cins bitki.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kelebek denilen ciğer hastalığına uğramış (koyun).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kesilme işi: Bu tahta kesildi; bu ağaç kolay kesilmez.

2.Biçilmez: Elbisesi kesildi. 3.Aralık vermek, durmak, dinmek, devam etmemek: Yağmur kesildi; maaşı kesildi. 4.Çekilmek, kaçınmak, ictinâb etmek, artık yanaşmamak: Yemekten, dersten, ihtilâftan, işten kesildi. 5.Kesinlikle kararlaşmak, takarrür etmek: Pazarlık kesildi; günü kesildi. 6.Ağırlık gelmek, kırıklık duymak: Ellerim, ayaklarım, dizlerim kesildi.Bozulmak, ekşimek, suyu sair maddelerden ayrılmak: Süt kesildi.Benzemek, dönmek: Ortalık deniz kesildi; soğuktan buz kesildim; felsefeden söz açıp başımıza ibni Sİnâ kesildi.Boğazlanmak, Osm. zebhoiunmak: On kadar koyun kesildi. Çocuk sütten, memeden kesilmek = Artık meme verilmemek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bir kesici Aletle ayırmak, Osm. kat’etmek: Tahta, ağaç, kâğıt, bez kesmek.

2.Biçmek: Ceket, pantolon kesmek; kesip dikmek. I. Durdurmak, dindirmek, geçirmek: Rüzgâr, yağmuru kesti; aspirin baş ağrısını keser.

4.Aralık vermek, fâsıla vermek: Lâkırdısını kesti; sözünüzü kesmeyin.

5.Kararlaştırmak, karar vermek, hükmetmek, kesin şekilde söylemek, tâyin etmek: Gününü, miktarını kesmedi; dâvâyı, meseleyi kesti. 6.Kaldırmak, yok etmek, Osm. ref’etmek: Ümidi kesti, kendisiyle muhabereyi, münasebetleri kesti.Boğazlamak, Osm. zebhetmek: Bir koyun, bir hindi kesti.Kılıçla ve diğer kesici Aletle öldürmek: Adam kesmek.Yontmak: Kalem kesmek; tırnak kesmek.Enemek, hadım etmek, iğdiş etmek, Osm. ihsâ eylemek: Atı kesmek.Paralamak: Fare, eşyayı kesiyor. 12, TAyin ve tahsis etmek: Maaş, tayın kesmek.Fiyat indirmek, ödenecek bir meblâğın bir miktarını alıkoymak: Alacağından kesme; işçinin ücretinden kesme.Tutmak, çıkmak, mal olmak: Bu iş ne kesti, ne kesiyor? İS. Taklit etmek, eğlenmek, elaya almak. Ardını kesmek = Terketmek, devam etmemek. Para, sikke, akça kesmek = MAdeni para basmak. Ayağını kesmek — Artık gitmemek, gitmekten vazgeçmek Elini kesmek = Men’etmek. Umlt kesmek = Ümitsiz olmak. Önünü kesmek — Önüne çıkıp ileri gitmesine engel olmak. Başkesmek = Başaşağı etmek. Başını kesmek = Boynunu vurmak. Boyun kesmek = İtaat etmek. Bahâ kesmek = Kıymet, değer biçmek. Had kesmek = Sınır tayin etmek. Hesap kesmek = Hesabı temizleyip ilişik bırakmamak. Sesini kesmek = Artık susmak. Sözü bal İle kesmek Başkası konuşurken sözünü ağzından almak. Akıl kesmek = Anlamak, mümkün olduğunu kabûl etmek: Aklım kesemiyor; bunu aklım kesiyor. Kısa kesmek = Uzatmamak, kısaca söylemek. Gözü kesmek = Yapabileceğini anlayıp güvenmek. Kesip atmak = Kesin şekilde karara varmak. Memeden, sütten kesmek = Çocuğa artık meme vermemek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). I. Kesmek işini yaptırmak: Şu ağacın fazla dallarını kestirmeli. 2.Kısaltmak, Osm. ihtisâr ettirmek: Yolu kestirdim.

3.Vazgeçirmek, bıraktırmak: O adamı kumardan kestirmeli. 4.Karar vermek, hükmetmek: Bu meseleyi kestlremedim.

5.Tahmin etmek: Kendimce Öyle kestirdim.

6.Süt, şeker vesaireyi ekşitip değiştirmek.Boğazlatmak, Osm. zebhettirmek: Birkaç koyun kestirdi. Uyku kestirmek = Uykusunu almak, biraz uyuyup uykuya olan arzuyu gidermek. Başını kestirmek = mec. Direnmek. Göze kestirmek = Yapabileceğini anlamak, güvenmek: O hendeği atlamayı gözüme kestiremedim; o yazıyı yazacağımı gözüme kestirdim.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ektâf).

1.Omuzküreği, kürek kemiği. 2.Omuz. Ilmü’l-ektâf = Koyunun omuz küreklerindeki lekelere bakarak gaipten haber vermek iddiası.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Koyun tersi. 2.Kuru gübre.

3.Kuru meyvenin bayağısı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (koyun) Terslemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İnsanın ve bazı hayvanların vücudunda biten sertçe ve kalınca tüy. Ar. şaar, Fars. mûy: Saçından, sakalından, bıyığından kıl koparmak; göğsünden, kollarında çok kıl var; keçi kılı; at kuyruğunun, yelesinin kılları.

2.Keçi tüyü, sef: Kıldan çuval, çul (koyununkine yün ve yapağı, deve, at ve diğer hayvanların ince ve kısa olanına tüy denir).

3.Pek az miktar, çok az: Düşmesine kıl kaldı; kıl kadar yerinden oynamış.

4.Kıldan yapılmış: Kıl çuval; kıl kuşak. Kılbarak = Uzun tüylü bir cins küçük at. Burnundan kıl aldırmamak = Asla müsaade etmemek, hakketse bile kendisine söz söyletmemek. Kılburun = Denizin içine uzanmış pek ince burun, dar kara parçası. Kıl dökmek = (hayvan) Tüyünü değiştirmek. Kılı kırk yarmak = İnceden inceye araştırmak. Kılkuyruk =

1.Bir cins ördek, süne.

2.Züğürt; kılıksız. Kılkıran = Saçkıran hastalığı, Ar. dâ-üs-sâleb. Kılyakı = Hayvan yarasını delip geçirdikleri kaytan çeşidi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyunlarda görülen tehlikeli bir hastalık ki, ağızlarından köpük getirerek öldürür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bir şeyin keskin ve dar tarafı yukarı gelecek surette, dikine, kılıcına: Tahtayı kılıçlama koyun. Zıddı: palasına.

2.Kaytanla boyuna asılan kılıç gibi aykırı pozisyonda, bir yandan öbür yana.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («kırmak» dan). Öldüren, ortadan kaldıran, yok eden, mahveden, Ar. mühlik, muhrib. Koyun-kıran = Koyunları öldüren salgın hastalık. Saçkıran = Saçı döken hastalık.

3.Kervan kıran: Venüs.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Büyük sayıda hayvan ölümü: Koyun, inek kırımı.

2.Hıristiyanlar’ın perhiz bozmaları: Et kırımı.

3.Giyecek kırması.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun vesair hayvanatın yapağısını kırpmaya mahsus büyük makas, sındı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun vesairenin yününü kırkan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun vesair hayvanların yapağısının kırpıldığı mevsim: Kırkımda yapağı bedelinden ödemek üzere borç aldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kenarlarını ve uçlarını kesmek: Ağaç kırkmak.

2.Yapağıları veya saç ve sakalı kesmek: Koyunları, çocuğu kırkmak.


Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Aslında kırmızı renk hiçbir boğayı kızdırmaz. Çünkü boğalar renk körüdür ve kırmızıyı diğer renklerden ayırt edemezler. Boğa güreşinde matador boğayı eline aldığı şapkasını şalını sallayarak kızdırır. Boğanın kırmızı şala saldırdığı inancı yanlıştır.

İspanya’da boğaların kırmızı renge saldırdığı inancı, matadorların kırmızı başlık kullanmaları nedni ile yaygınlaşmıştır. Halbuki başlıklarda bu renk boğayı kızdırmak için değil, seyircilere hoş görüntü verebilmek için seçilmişti.

Kırmızı renk aslında insanları etkiler. Yapılan deneylerde bu rengin insanlarda kan basıncını yükseltip, kalp atışını hızlandırdığı saptanmıştır. Bunun nedeninin de kırmızının, kanın rengi olduğu sanılmaktadır.

Boğalar arenada kırmızı rengi görünce asabileşmezler. Kendinizi boğanın yerine koyun. Etrafınızdaki çığlık atan binlerce insanın ortasında, tozlu, gürültülü ve çok sıcak bir ortamda, sırtınıza saplanmış onca kılıcın acısı içinde, bir de şapkasını şalını sallaya sallaya üstünüze gelen bir adam varsa, yani kızmak için bu kadar sebep varken, sırf rengi kırmızı diye bir bez parçasına kızar mıydınız?

Boğa güreşi hakkında bilinen yanlışlar sadece bu kadar değil. Aslında boğa güreşi geleneği İspanya’dan doğmuş değildir. İlk çağlardan itibaren boğa, kuvvetin, dayanıklılığın ve verimliliğin simgesi olmuştur. Boğa güreşinin ilk versiyonu antik Yunan, Roma, Mısır ve hatta Kore ve Çin medeniyetlerinde görülür.

Boğaya Persliler taparlar, Afrika Zuluları ise öldürüp safrasını içerlerdi. Tüm bu geleneklerin temelinde, hayvanın gücü yatmaktadır. Bu geleneğin bir şekilde İspanya’ya geldiği, Avrupa ülkeleri içinde feodal düzeni en son terk eden bu ülkede de kalıcı olduğu sanılmaktadır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırpılmış, kesilmiş: Kırpık koyun; kırpık saçlı; kırpık sakal («kirpik» kelimesinin aslı «kırpık» ise, «kıpmak» fiilinin de aslı ve doğrusu «kırpmak» olmak lâzımdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Köşe ve kenarları kesilmek: Bu kâğıtların etrafı kırpılırsa düzelecektir.

2.Yapağısı veya saç ve sakalı kesilmek: Koyunlar hangi ayda kırpılır? Bu soğukta saç kırpılır mı?

3.Ötesi berisi kesilip eksiltilmek: Bir hayliydi ama kırpıla kirpi la bir şey kalmadı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bir şeyin köşe ve kenarlarını kestirmek: Şu kâğıdın kenarları pek örselenmiş, biraz kırptırmalı.

2.Saç ve sakalını veya yapağısını kestirmek, kısaltmak: Yazın sıcaklarında koyunları kırptırmak lâzımdır, soğuk havalarda çocukların saçını kırptırmamak

3.Bir masraf veya tahsisatın bazı kısımlarını kestirip indirmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Vaktiyle kışın savaş yapılmadığı için o mevsimde asker ve ordunun çekildiği yer: Kasımdan sonra orduy-ı hümâyûn Belgrad kışlağına çekilmişti; şark ordusu Erzurum kışlağında bulunuyordu.

2.Koyun gibi evcil hayvanların kışın çekildikleri mûtedil havalı, kar yağmaz yer ve böyle yerlerdeki otlak, yaylak (yayla) mukabili: Koyunlarınızı hangi kışlakta kışlatıyorsunuz? O çiftliğin asıl iradı kışlaktandır, güzel kışlakları vardır; bir kışlak kiraladım, bk. Kışla.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kış olmak, kış hükmünü yerine getirmek, soğuk olmak: Hava kışladı.

2.Kışı geçirmek: Bu sene galiba köşkte kışlayacağız; koyunlarınız nerede kışlıyor? Osmanlı devrinde şark ordusu ekseriya Erzurum’da, garp ordusu Belgrad’da kışlardı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kışı geçirtmek: Koyunları bu yıl nerede kışlatacaksınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.)

1.Düz durmayıp kıvrılan, buruşup toplanan, buruşuk: Kıvırcık saç, sakal; kıvırcık lahana, salata; kıvırcık koyun.

2.Koyunun, tüyü, kıvrılan, kuyruğu İnce ve kısa bir cinsi ki, başlıca Rumeli’ne mahsus olup eti lezzetli ve makbûldür: Rumeli kıvırcığı; o kasap, kıvırcıktan başka koyun kesmiyor.

3.Kıvırcık koyunun eti: Kıvırcığı kaça veriyorlar?


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Genç ve evlenmemiş dişi insan, Fars. duhter: Bir kız gördüm; köyün kızları oyun oynuyorlardı.

2.Dişi evlât, Ar. bint, kerîme, Fars. duhter: İki oğlu, bir kızı var; kızlarını evlendirdi. Evlenmemiş bir kızı var; kızının oğulları.

3.Bâkire, evlenmemiş kadın, Ar. bikr Fars. dûşîze: iki defa evlenip bir defasında kız, diğerinde dul eldi. Kızoğlan kız = BAkire. Kız kardeş = Fars. hemşîre. Ar. uht. Kız evlâd = Ar. bint, kerîme. Kız alıp vermek = Akrabalık kurmak. Kızlarağası = DArü’s-saâdeti’ş-şerîfe ağası. Hanım kız = Genç ve terbiyeli kız. Kızkuşu = Ağaçkakanın yeşil bir çeşidi. Kız gibi = Terbiyeli ve mahcup adam. Kızklllmi = Aşîret kızlarının dokudukları bir çeşit makbûl kilim. Kızmemesi = Greypfrut, altıntop. Kız vermek = Evlendirmek.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) parmağın oynak yeri boğum; koyun budunun diz tarafı; dört ayaklı hayvanlarda ayak mafsalı; (çoğ.) muşta; (f.) parmağın oynak yerleri ile vurmak. knuckle down işe koyulmak. knuckle under teslim olmak, boyun eğmek. knucklebones (i.), (çoğ.)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Koyun aygırı, damızlık erkek koyun.

2.İyi cinsten iri ve beşli erkek koyun kl, meraklıları yavru iken alıp büyütürler (İstanbul’ca başlıca bu mânâ ile kullanılır).

3.mec. Yiğit adam: Koç yiğit. Ekmeğine koç = ikrâm edici, cömert, Ar. mükrlm, eli, kapısı açık. Koçbaşı = Vaktiyle kale kapılarını kırmak için kullanılan Alet. Koç boynuzu =

1.İklîlü’ül-melek denilen bitkinin bir çeşidi. 2.Top kundağında halat takılacak kuvvetli çengel.

3.(denizcilik) Halat bağlanmak üzere sert ağaçtan veya demir ve pirinçten iki tarafı kulaklı bir parça ki, güvertenin çeşitli yerlerine mıhlanır. Koçkatımı = Koçların bir müddet ayrıldıktan sonra koyunlara salıverilmesi ve bunun mevsimi ki, sonbaharda olur. Koçkatımı fırtınası = O mevsimde olan fırtına.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Şişe sarılarak ateşte kızartılan koyun barsağı yemeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Birine bir şeyin kokuıunu duyurmak, koklamak üzere vermek ve tunmak: Aldığım kolonyaları size koklatayım.

2.mec. Az miktarda vermek (cümlede): Kokuıunu bile duyurmamak = Asla vermemek: Koyunlarının sütünü bize koklatmadı; kendiline hediye olarak o kadar yemiş geldi de klmıeye koklatmadı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yerleştirmek, Osm. vaz’etmek: Bohçayı minderin altıne koy, zahireyi nereye koyuyorsunuz?

2.Bırakmak, terketmek: Kitabı elinden koymaz, sonraya koymak, davet etmedik kimse koymadı.

3.Müsaade etmek, engel olmamak.

4.Almak, sokmak, yerleştirmek: Misafirleri nereye koyacağız? Atı ahıra koyun.

5.Tutmak, bulundurmak, bırakmak: Beni aç koydular.

6.Atmak, yükletmek.Bir işe tayin etmek: Oraya bekçi koymalı.Giymek, üstüne almak: Yeni şapka koymuş, başına bir başlık koymuş, bu elbiseyi bir daha koymayın.Tutmak, edinmek, Osm. hâsıl ve peydâ eylemek: Süt kaymak koymuş.Kabûl ettirmek, yerleştirmek, göndermek, çocukları mektebe, ustaya, san’ata koydu.Bir şeyi pişmek veya olmak üzere hazırlamak: Turşu, şarap, sirke koydum, aşçı daha yemoğl koymadı.Kurmak, düzeltmek: Sofrayı koyunca bize haber verin, yemeği koydunuzsa gelelim. Ateş koymak = Tutuşturmak, ataş vermek: Saman kulübelerine ateş koydular. Ad koymak = İsim takmak: Çocuğun adını koydular mı? Araya koymak = Aracılık ettirmek, Osm. tovsit etmek, tavassut ettirmek: Tanıdıklardan birini araya koymalı. Askıda koymak = Bitirmemek, süründürmek. Elden koymak = Vazgeçmek, terketmek, yapmamak: Siz himmeti elden koymayın. Ortaya koymak = Açıklamak, açığa çıkarmak, Osm. izhâr etmek, ibrâz eylemek, isbat etmek, (denizcilik) Üzerine koymak = Rüzgârın daha da şiddetlenmesi. Üste koymak = Arttırmak, Osm. tezytd etmek. İçeri koymak — İçeri almak, sokmak, kabûl etmek: Giden misafirleri içeri koymuyorlar. Baş koymak = Baştan geçmek, canını feda etmek. Bahis koymak = Öğdül. Bahse tutuşmak. Bir tarafa, bir yana koymak = Ayırmak, saklamak, korumak. Bez koymak = Bez yapmak üzare İplikleri tezgâha germek. Boş koymak = Mahkûm ve sessiz bırakmak. Temel koymak = Temel tutmak, Osm. pâyldâr olmak. Hâle koymak = Bir hâle getirmek, hâlini değiştirip diğer biçime değiştirmek: Bakın hastalık beni ne hâle koydu, yağmurun bolluğu bizim bahçeyi göl hâline koydu. Rehin koymek = Rehin etmek. Sonraya koymak = Geciktirmek. Minnet koymak = Başına kakmak. Meydana koymak = Ortaya çıkarmak. Nişan koymak s İşaret etmek, unutmamak, hatırlamak. Yanına koymak — Öcünü almamak, cezasını vermemek: Yaptıklarını senin yanına koymayacağım. Yoluna koymak = Düzeltmek, hesaplaşmak. Yola koymak = Göndermek. Yolda koymak = Yolda, yarı yolda bırakmak. Koyup gitmek = Öksüz bırakmak, terketmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bakım gören küçük orman: Köyün korusu, korudan kereste kesmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Beklemek, saklamak: Köyün otlağını ve ormanını korumak lâzımgelir.

2.Yeterlik, yetme, vefa etmek, idare, Osm. tekabbül eylemek: Bu iş masrafını korumaz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Erkeğine istekli, kızmış (dişi), kızgın, azgın: Kösnük kısrak, koyun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (dişi hayvan). Erkeğine talip olup kızmak, azmak: Kısrak, koyun kösünmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Koyunların erkeğini, dişisini ve yavrularını ayrı ayrı bulundurmak için mandıra bölüğü, parmaklık veya çitle ayrılmış küçük mandıra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Küçük körfez, karanın içine girmiş, rüzgârdan saklı deniz parçası, tabii liman.

2.Deniz koyuna benzer, çevresi mahfuz’yer, köşe, bucak: Ova o tarafta, tepelerin arasında bir koy yapıyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Aşağı doğru, aşağıya dönmüş vaziyette. Yüzü koyu (koyun) = Yüzü yere gelecek surette, yüzü aşağıya, bk. Koyun.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (eski Türkçe’de «kun» derler). Evcil hayvanların en yararlısı olan meşhur yumuşak huylu ve müdafaasız hayvan ki, insan, bunun yününden, sütünden ve etinden faydalanır. Ar. ganem. Koyun umumî adı olup erkeğine: koç, dişisine: marya, yavrusuna: kuzu, bir yaşındakine toklu, ikisindekine: şişek, üçündekine: ögeç, denir. Kıvırcık, karaman, dağlık, Odesa, İspanyol, Mihaliç, Sakız, koyun cinslerindendir. mec. Halim ve bön adam hakkında kullanılır: Koyun gibi adam. Koyun otu = Ağırotu, kuzu pıtrağı. Boynuzsuz koyun = Yumuşak huylu ve Aciz adam, miskin. Koyun sarmaşığı = Bir bitki. Koyunkıran = Kılıçotu, kantaron. Koyungözü = Papatya çeşidi. Her koyun kendi bacağından asılır = Herkes kendi işinden mesuldür. Koyun yılı = Eski Türk takviminde bir devrin sekizinci yılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Elbisenin göğüste kavuşmasından hâsıl olan kuytu yer ki, içine mendil, saat, cüzdan, kitap gibi şeyler konur: Koynuna koydu, koynundan çıkardı.

2.Cep, kese: Masraflarını koynundan etti (eskimiştir).

3.Göğüs, Ar. sadr, sîne, kucak, Fars. Ağûş: Çocuğunu koynuna alıp ayrı yatak yaptırmadı, o daima anasının koynunda yatar. Koyun saati = Koyuna ve cebe konan, cepte taşnınan küçük saat. Koyunkoyuna = Birbirinin koynunda, birlikte: Onlar koyunkoyuna yatıyorlar. O, benim koynumdadır = Benim demektir, bendedir. Koyun ile kucak arasında fark vardır: Kucak, oturan veya ayakta duran, koyun ise yatan adam hakkında kullanılır, meselâ: «Çocuğu kucağına aldı» denildiği vakit alan adamın ayakta veya oturmakta, «koynuna aldı» denildiği vakit de yatmakta olduğu anlaşılır. «Koyunkoyuna» sarılıp beraber yatmış, «kucakkucağa» ise ayakta veya oturmakta iken sarılmış demektir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KOYU) (i.). Yüzü yere gelecek surette, yüzü aşağıya, bk. Koyu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sheep. ewe. bosom. arms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bosom. sheep. breast. arms. embrace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bosom. sheep. breast. buck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Creton köyünün adından). Bir çeşit keten patiska veya basma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Ateşin üzerinde ıskarada pişmiş et parçası.

2.Koyunun belkemiği ucundaki et: Külbastı pişirmek, koyun, sığır külbastısı. Sahan külbastısı = Sahanda kendi suyu ile pisio kızarmış et.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Ar. tâbirlerde «külliyye» şeklinde de kullanılır).

1.Bir şeyin umûmî olması, bütünlük. Bu defa güneş külliyetle tutuldu.

2.Bol, çok, toptan olan şeyin hâli: Bu sene ekin külliyyet üzere oldu. Külliyyetle koyunlar geldi. 3.Eskiden medrese ve müştemilâtına külliye de denirdi. Bi’l-külliyye = Bütün bütüne.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KURBAN) (i. A.) (c. karâbîn).

1.Tanrı yolunda kesilen ve Allah’a yaklaşma vesilesi sayılan, koyun ve başka eti yenen hayvan: Kurban kesmek.

2.mec. Bir uğura feda olma: Kurbanın olayım, size kurban olsun. Kurban bayramı = En büyük Müslüman dinî bayramı, Ar. lyd-i adhâ.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kurban olmak üzere kesilmeye lâyık veya mahsus: Kurbanlık koyunlar, mec. Kurbanlık koyun = Yumuşak huylu ve sessiz adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Tanınmış yırtıcı hayvan ki, köpeğe benzer; pek kuvvetlidir, koyun vesair evcil hayvanlara musallat olur.

2.Kurt postundan yapılmış kürk. Kurtağzı = Çekmece, sandık vs. tahtalarının birleşip köşe teşkil ettikleri yerde birbirine geçmek üzere yapılan doğrama. Kurtayağı = Bir cins bitki, Osm. kibrît-i nebâtî. Eski kurt = Her çeşit hileyi bilen kurnaz ve tecrübeli adam. Kurtbağrı (daha doğrusu kurtbaharı) = Beyaz çiçek açan bir küçük ağaç. Kurtboğan = Bir bitki. Kurt pençesi, kurttırnağı = Kan otu çeşitleri. Kurthelvası = Ar. baklatü’l-gazâl denilen bitki. Kurt kapanı =

1.Kurdu tutmak için üstü çalı çırpı ile örtülü çukur. 2.. Pehlivan oyunlarından biri. Kurtkulağı = Bir cins bitki. Kurt gidişi = Bir çeşit aksak yürüyüş. Kurt masalı = Birini oyalamak için söylenen söz. Kurt masalı okumak = Boş sözle aldatıp vakit kazanmak. Kurtmantarı = İçi boş bir çeşit mantar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Koyun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Erkeğe talip olmuş, kızmış (dişi), kızgın, azgın: Küsnük kısrak, koyun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (dişi hayvan). Erkeğini isteyip kızmak, azmak: Kısrak, koyun küsünmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Koyun yavrusu: Erkek, dişi kuzu, kuzu eti. 2.Bir meyveye bitişik küçüğü, piçi: Portakal kuzusu.

3.mec. Pek yumuşak şahıs (bu mânâ ile sevgi tâbiri olup «kuzum» denilir). Kuzupalamudu = Palamudun bir cinsi. Kuzuçıbanı = Zararsız bir çeşit çıban. Kuzu derisi = Kürk, kalpak vesaire yapılan küçük kuzu postu ki, kısa ve kıvırcık tüylü olur. Kuzudişi = Çocuklarda ilk çıkan ve yedi yaşlarında değişen diş. Kuzukulağı = Yaprağı sebze gibi kullanılan bir cins bitki. Kuzu kestanesi = Küçük taneli ve çiğ yenir bir cins kestane. Kuzugöbeği = Sarı bir cins mantar. Kuzu başı, ciğeri, sarması, dolması = Kuzudan yapılan yemek çeşitleri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük koyun yavrusu. Sevgi tâbiri de olup «kuzucuğum» denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Koyun yavrulamak.

2.Meyve yanında kendi cinsinden bir küçük tane çıkarmak.

3.Cetvel çiziğinin yanında bir ince çizik veya gölge olmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yanında yavrusu olan (koyun).

2.Bitişiğinde kendi cinsinden bir küçük tanesi olan (meyve).

3.Bir küçük kapısı olan (kapı kanadı).

4.Yanında bir ince çizgisi veya gölgesi olan (cetvel çizgisi).


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. bacak; bacak vazifesi gören şey; ayak, mobilya ayağı; pergel ayağı; den. geminin bir rota üzerinde seyrettiği yol; pantolon bacağı; briç veya spor karşılaşmalarında kazanılan ilk oyun. leg of mutton koyun budu. legofmutton sail üç köşeli bir ye

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Limana girmek, limanda durmak: Gemi bir koyun içine limanladı; beş gün İzmir’de limanladık.

2.Sükûnet bulmak, yatışmak: Hava, deniz limanladı.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kızılyaprak, koyunotu, bot. Agrimonia eupatorium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasr» dan imef.) (mü. mahsûre).

1.Muhasara olunmuş, kuşatılmış, muhasara altında bulunan: O kalede üç ay mahsûr kaldılar; şehir mahsûr idi. 2.Hasrolunmuş, sınırlanmış: Onun nüfuzu kendi köyüne mahsûrdur.


Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Eskiden tersane havuzlarına gemi alınınca havuzların suyu büyük bostan dolapları ile boşaltılırdı. Bu dolapları mandalar çekerdi. Bu iş için tersanelerde ayrı bir bölük, bölüğün başında da Manda Ağası bulunurdu. Kurası tersaneye çıkan erkekler askerlik yapmamak için bedel olarak para ödemez, tersaneye manda verirlerdi. Sahibinin yerine askerlik süresini dolduran mandalar bir terhis tezkeresi verilir, bu tezkereler sırmalı kordonlarla boynuzlarının arasına asılırdı. Köyüne veya kasabasına dönen mandalar coşkulu bir törenle karşılanırlardı.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(I. Rumca’dan).

1.Dişi koyun: Marya eti; marya kesmek yasaktır. Umumiyetle dişi hayvan: Keçi maryası. Dişi koyun eti: Bu kasap bize bütün kış marya yedirdi. 4.Balıkçı kayıklarında ve dalyanlarda tayfaya verilen karışık ufak balık. Bu mânâ life sıfat gibi de kullanılıp, marya balık denir. Marya ağı = Küçük gözlü fanya.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Farsça’dan). Sürülerde damızlık dişi hayvan, kısrak, koyun vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). inek ve koyunun taze gübresi. Mayısböceğl = Taze gübrede yaşıyan bir cins böcek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun ve kuzu gibi hayvanların «mee...» diye bağırması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi) (koyun, kuzu ve keçi). Mee etmek, bağırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Çifte kuzulu koyun ki, çok meler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. merinos koyununa veya yününe ait; i. merinos koyunu; merinos yününden yapılan kumaş; merinos yünü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sepilenmiş koyun vesaire derisi, tabaklanmış derilerin en Adîsi, sahtiyan: Kırmızı, yeşil meşin, meşin kaplı kitap. Meşinden yapılmış: Meşin keb, meşin hurc.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. değirmende öğütmek, çekmek; değirmenden geçirmek; (paranın kenarını) diş diş yapmak; dövüp köpürtmek (çikolata v.b.); koyun sürüsü gibi birbirine sokularak bir merkez etrafında dönmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Koyun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) («miş» den). Koyun derisi. (bk.) Meşin.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Yemen'de Moha limanl; k.h. Yemen kahvesi; çikolata ve kahve karışımı ile yapılmış veya kahveli bir tat verici; bir çesit yumuşak koyun derisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muflon, yabani dağ koyunu, zool. Ovis musimon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dağ; yığın, dağ kadar büyük şey; azman. mountain ash üvez, bot. Sorbus americana. mountain chain dağ silsilesi. mountain lion puma, zool. Felis concolor. mountain range dağ silsilesi. mountain sheep Kanada koyunu, zool. Ovis canadensis. mountain s

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. işlenmiş koyun derisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «bereket» ten imef.) (mü. mübâreke).

1.Bereketli, bereket ve bolluğu olan: Ntl-I mübarek. Koyun, mübârek bir hayvandır.

2.Aziz, hürmetli, saygı değer, kutsal, mukaddes: Eyyâm-ı mübâreke (mübârek günler), mübârek bir zattır, mübarek ellerini kaldırıp dua etti. 3.Uğurlu, hayırlı, mes’ut, kutlu, kademli: Yeni doğan çocuk, yaptırdığınız ev, giydiğiniz esvap mübârek olsun.

4.Alay yoluyla takılmak İstenilen şahıslar ve eşya hakkında kullanılır: O, mübârek adam da durmadan yemek yer. A mübârek, bir kere sorsan a! Bu mübârek çiftliğin zararından başka bir hayrını görmedik.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. «I ince okunur»), T. Keçi ve koyunla akraba yabanî bir memeli hayvan.

2.Seyahat elbiselerinin, pardesülerin içine geçirilen çok yumuşak, sık dokumalı kumaş.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koyun eti. mutton chop koyun pirzolası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Halk arasında gut veya damla hastalığı tıp dilinde ise podagra denir. Özellikle fazla içki içen ve fazla kırmızı et yiyenlerde görülür. Daha fazla erkeklerde rastlanır. El, ayak başparmağı, diz ve dirseklerde şişkinlik meydana gelir. Ağrı da vardır. Buraları dokunulmayacak kadar hassaslaşmıştır. Ateş 39,4 dereceye kadar yükselir. Tedavinin başarılı olması için mutlaka yatak istirahati gerekir. Gıda rejimi uygulanır. Acılı, tuzlu, sirkeli ve şekerli yiyecekler terkedilir. Alkol ve sigara bırakılır. Dana, koyun ve kuzu eti yenmez. Diğer etler, yağ, nişastalı yiyecekler mümkün olduğu kadar azaltılır. Şeker yerine bal kullanıllır. Az patates, yağsız beyaz peynir, yağsız süt, yoğurt, enginar, havuç, kereviz, kiraz, lahana, fasulye, zeytin, maydanoz, armut, çilek, erik, kara turp, üzüm, domates, ve pırasa yenilebilir. Ayrıca mümkün olduğu kadar çok limon suyu içilir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Beyaz peynir.

Hazırlanışı : Nikris olan yerlere dilimlenmiş taze beyaz peynir konur. Ağrı geçinceye kadar, 10 dakikada bir değiştirilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Evin bölmelerinin her biri: Bu evin kaç odası vardır? Yatak odası, misafir odası, hizmetçi odası, yemek odası, sandık odası.

2.Kalem, yazıhane, daire: Tercüme odası, ticaret odası.

3.İş sahiplerinin yazıhane veya dairesi: Filân yerde oda tutuyor, odası vardır.

4.Köylerde misafir kabûl etmeye mahsus ve bütün köy tarafından idare olunan oda veya ev: Bu köyün odası var mıdır. Bekâr odaları = Bekârlara kiralanan odalar.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kara pazı, koyun sarmaşığı, bot. Atriplex hortensis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (hayvanları). Gezdirip ot yedirmek: Koyunları otlatmak için mer’a lâzım.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - 2, 3 yaşındaki erkek koyun.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. koyuna ait, koyun gibi, koyun türünden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça olup ayak demek olan «pâ» nin küçültmesidir).

1.Bacağın alt tarafı, dizden aşağısı.

2.Pantolonun ayak bileğine gelen yeri, ayak geçecek delikleriyle üst tarafı.

3.Koyun, keçi ve sığırın ayrıca satılan, dizden aşağı ayak ve baldırları.

4.Bu ayaklardan yapılan yemek. Paça günü = Düğünün son günü, yani gerdeğe girildiği günün ertesi ki, paça yemeği yedirilmesi Adetti. Paçaları sıvamak — Önceden hazırlanmak, bir işe girişmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyungözü denilen, ortası sarı ve kenarlarındaki yaprakları beyaz bir çiçek Sarı papatya = Etrafındaki yaprakları da sarı cinsi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. benekli, alaca. Pied Piper Fareli Köyün Kavalcısı. pied wagtail ak kuyruksallayan, zool. Motacilla alba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. boynuzları dökülmüş veya kesilmiş hayvan; boynuzsuz soydan öküz veya koyun; budanmış ağaç; f. budamak, boynuzlarını kesmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fars. deri demek olan «pâst» dan).

1.Deri, cilt: Arslan postu, geyik postu.

2.Üzerine oturmak için tüyü ile beraber kurutulmuş, tabaklanmış deri. 3.Makam, mansıb: Posta geçmek.

4.Şeyhlik makamı: Merkezefendi postu.

5.Adi kürk, koyun vesaire derisinden gocuk. Postu sermek = Bir yerde çok oturmak, (halk ağzında) Pos =

1.Kıllı deriden mamul: Pos kalpak.

2.Pösteki gibi kaba: Pos-bıyık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun veya keçi postu. Deliye pösteki saydırmak = Birine içinden çıkılmaz bir iş verip uğraştırmak. Pöstekisini sermek, çıkarmak = Şiddetle dövmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. sürüngen (sap); yüzükoyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüzükoyun yatmış; başını ileriye doğru aşağı eğmiş; mütevazı; eğik; kabiliyetli, eğilimli, mütemayil. prone'ness i. temayül; eğilme; yüzükoyun yatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. yüzükoyun yatmış, yere uzanmış; birinin ayağına kapanmış, insafına kalmış; halsiz kalmış, takati kesilmiş; bot. yerde uzanan; f. yere sermek, yere yıkmak; halsiz bırakmak, bitkin hale koymak. prostrate oneself secde etmek. prostrate oneself bef

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yüzükoyun yatarak vücudu esnetme hareketi, şınav.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koyun ve dana etinin gerdan ve belkemiği kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(RAY) (i. A.).

1.Otlama, hayvanların çayırda ot yemesi: O bayırlarda koyunlar raiy ediyorlardı.

2.Otlatma, gütme, hayvanları otlakta besleme; Çobanlar koyunlarını raây ediyorlar.

3.İtaat etme, teslim olma, reâyâ (tab’a) sıfatına geçme.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) koyunları işaretlemek için kırmızı boya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çürüme, bozulma; çürük; bitkileri çürüten bir hastalık, küf; koyunlarda parazitlerden ileri gelen çürüme hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Aslında sabun bir antiseptik, yani mikrop öldürücü değildir. Normal bir deri üzerinde, ölü deri hücreleri, kurumuş ter, çeşitli bakteriler, yağlı ifrazatlar ve toz vardır. Sabunun özelliği, mekanik olarak derimizin üzerinden bunların alınmasını sağlamasıdır.

Suyu ve yağı (ne yağı olursa olsun) aynı kaba koyarsanız birbirlerine hiç karışmazlar aksine su ve yağ molekülleri arasında birbirlerini iten bir güç vardır. Elimizi sadece su ile yıkadığımızda, derimizin üzerindeki yağ tabakası, suyun derimize temasına mani olur, onu dağıtır ve tam anlamı ile temizlik sağlanamaz. İşte burada sabun devreye girer ve aracılık rolünü üstlenir.

Sabunun bilinen tarihi 2000 yıldan da öncesine uzanır. Hatta Anadolu’da 4000 yıl evvel Hititlerin yaktıkları bitkilerin külleri ile ellerini temizledikleri bilinmektedir. Sabun, tarihinin her döneminde ucuz ve kolay bulunabilen malzemelerden yapılmıştır. Romalılar sabun yapabilmek için, kireç taşını ısıtarak kireç elde etmiş, bu ıslak kireci sıcak ağaç külleri üzerine püskürtüp sonra da karıştırmışlardır.

Oluşan gri çamuru sıcak su dolu bir kazana dökerek keçi yağı ile saatlerce karıştırarak kaynatmışlardır. Kirli kahverengi kalın bir tabaka oluşunca, soğumaya bırakmışlardır. Soğuma sonucu sertleşen tabakayı parçalara bölerek sabun olarak kullanmışlardır.

İşte sabun budur. Her sabun kireç gibi bir alkali madde ile bir çeşit yağın karışımıdır. Günümüzde alkali olarak kireç yerine genellikle kostik soda kullanılıyor. Keçi yağı yerine de, sığır ve koyun yağlarından elde edilen don yağları, hurma, pamuk çekirdeği ve zeytinden elde edilen yağlar kullanılıyor.

Alkali ve yağdan meydana gelen sabun da anne ve babasının özelliklerini taşır. Yani bir taraftan yağı severken diğer taraftan suyu sever. Sabun moleküllerinin bir ucu yağı, diğer ucu da bir alkali olan suyu çeker. Ellerimizi ovuşturduğumuzda yağ ve kirler, dolayısıyla içindeki bakteriler parçalanır. Sabun molekülleri bu yağlı kirleri sararlar suyla birleştirirler ve artık çözünemez hale getirirler. Musluktan akan su ile de uzaklaşır giderler. Ellerin kurulanması ile de bakterilerin çok sevdiği nemli ortam ortadan kalkmış olur.

Günümüzün modern marketlerinde ise sabunun, bazı katkı maddeleri, boyalar, parfümler, deodorantlar, bakteri giderici maddeler, kremler, losyonlar ve reklamlarda söylenilen diğer maddeler eklenmiş hali ile karşılaşıyoruz. Şampuan, diş macunu, tıraş kremi ve kozmetikler, sabunun sodyumun değişik bileşikleri ile yapılmış diğer adlarıdır. Eğer kostik soda yerine potasyum kullanılırsa, daha yumuşak olan sıvı sabun elde edilir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Aslında sabun bir antiseptik, yani mikrop öldürücü değildir. Normal bir deri üzerinde, ölü deri hücreleri, kurumuş ter, çeşitli bakteriler, yağlı ifrazatlar ve toz vardır. Sabunun özelliği, mekanik olarak derimizin üzerinden bunların alınmasını sağlamasıdır.

Suyu ve yağı(ne yağı olursa olsun) aynı kaba koyarsanız birbirlerine hiç karışmazlar aksine su ve yağ molekülleri arasında birbirlerini iten bir güç vardır. Elimizi sadece su ile yıkadığımızda derimizin, üzerindeki yağ tabakası, suyun derimize temasına mani olur, onu dağıtır ve tam anlamı ile temizlik sağlanamaz. İşte burada sabun devreye girer ve aracılık rolünü üstlenir.

Sabunun bilinen tarihi 2000 yıldan da öncesine uzanır. Hatta Anadolu’da 4000 yıl evvel Hititlerin yaktıkları bitkilerin külleri ile ellerini temizledikleri bilinmektedir. Sabun, tarihinin her döneminde ucuz ve kolay bulunabilen malzemelerden yapılmıştır.

Romalılar sabun yapabilmek için, kireç taşını ısıtarak kiraç elde etmiş, bu ıslak kireci sıcak ağaç külleri üzerine püskürtüp sonrada karıştırmışlardır. Oluşan gri çamuru sıcak su dolu bir kazana dökerek keçi yağı ile saatlerce karıştırarak kaynatmışlardır. Kirli kahverengi kalın bir tabaka oluşunca, soğumaya bırakmışlardır. Soğuma sonucu sertleşen tabakayı parçalara bölerek sabun olark kullanmışlardır.

İşte sabun budur. Her sabun kireç gibi bir alkali madde ile bir çeşit yağın karışımıdır. Günümüzde alkali olarak kireç yerine genellikle kostik soda kullanılıyor. Keçi yağı yerine de sığır, ve koyun yağlarından elde edilen don yağları, hurma, pamuk çekirdeği ve zeytinden elde edilen yağlar kullanılıyor.

Alkali ve yağdan meydana gelen sabun da anne ve babasının özelliklerini taşır. Yani bir taraftan yağı severken diğer taraftan suyu sever. Sabun moleküllerinin bir ucu yağı, diğer ucu da bir alkali olan suyu çeker. Ellerimizi ovuşturduğumuzda yağ ve kirler, dolayısıyla içindeki bakteriler parçalanır. Sabun molekülleri bu yağlı kirleri sararlar suyla birleştirirler ve artık çözünemez hale getirirler. Musluktan akan su ile de uzaklaşır giderler. Ellerin kurulanması ile de bakterilerin çok sevdiği nemli ortam ortadan kalkmış olur.

Günümüzün modern marketlerinde ise sabunun, bazı katkı maddeleri, boyalar, parfümler, deodoranlar, bakteri giderici maddeler, kremler, losyonlar ve raklamlarda söylenilen diğer maddeler eklenmiş hali ile karşılaşıyoruz. İampuan, diş macunu, tıraş kremi ve kozmetikler, sabunun sodyumun değişik bileşikleri ile yapılmış diğer adlarıdır. Eğer kostik soda yerine potasyum kullanılırsa, daha yumuşak olan sıvı sabun elde edilir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. eyer, semer; sele, bisiklette oturacak yer; sırtın alt kısmındaki et (koyun); coğr. bel, semer, boyun; semere benzer şey; f. semer vurmak, eyerlemek; yüklemek. saddle a person with a task birine zor bir iş yüklemek. saddle horse binek atı . sa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sağılır, sütü alınır, sütlü, sağmal: Sağımlı koyunlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). I. Memeyi parmak uçları ile sıkıp sütünü almak: Koyunları sağdınız mı? İneği sağmak hayli zordur.

2.mec. Kandırıp soymak: Adamı saf bulup sağdılar.

3.Arı kovanından (balı) almak: Bal sağmak.

4.Bulut yağmur gçstermek: Bulutlar sağıyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SAHİB) (i. A. «sahb» dan if.) (mü. sâhibe) (c. ashâb). Bir mal, mülk vs.’nin mâliki: Ev sahibi, bu koyunların sahibi kimdir?

2.Sahiplik sıfatı taşıyan.

3.Bir şeyi temsil eden: İmtiyaz sahibi. 4.Bir şeyi yapıp vücuda getiren. Fâil, müellif: Gülistân sahibi Şeyh SAdî.

5.Koruyan, himaye eden. Bir kimseye sahip çıkmak = Himaye etmek, tarafını tutmak. Sahip çıkmak = Sahibi olduğunu iddia etmek. Sihib-i hâne = Bir evin efendisi, ev sahibi. Sâhibe-i hâne = Evin hanımı. Söz sahibi = Nüfuzlu, sözü geçer. Tabiat sahibi = Zevk sahibi. Sâhib-kırân = Cihangir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun ve köpek gibi hayvanlara yapışıp kanlarını emen bir küçük böcek, kene.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kara pazı, koyun sarmaşığı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-bed, -bing) yara kabuğu; koyun uyuzu; bitki yapraklarına musallat olan bir hastalık; k.dili greve katılmayan veya grevcilerin yerine çalışan işçi; (argo) habis herif; f. kabuk bağlamak (yara), kabuklanmak; k.dili grevcilerin yerine çalışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yara gibi kabuk kabuk olan; uyuzlu (koyun). scabbiness i. kabukluluk; uyuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ged, -ging) çok zayıf ve kuru kemikli kimse; koyun etinin yavan gerdan tarafı; (argo) insan boynu; f., k.dili boğazını sıkmak; boğarak öldürmek; asarak öldürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yağlı, beşli, dolgun, etli: Semiz adam, semiz koyun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Çekoslovakya’da Sedltz köyünün adından).

1.Müleyyin, iç sürdüren bir maden suyu.

2.Karbonat katılarak köpürtülmüş limonata.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.).

1.Öne katıp sürme, ileri götürme: Koyunları otlağa şevketti. 2.Sebep olup bir neticeye götürme: Tenbellik insanı sefalete sevkeder.

3.Gönderme, eriştirme: Erzak sevketmek. Sevk-ı asker = Bir tarafa asker götürme, (askerlik) Sevku’l-ceyş = Strateji. Sevku’ttabîa (sevk-ı tabi)) = Hayvanlarda, düşünmeyerek, tabiatın sevkı ve zorlamasıyla yapılan hareket. Sevk memuru = Erzak ve askerî mühimmâtın askerî mevkilere şevkiyle görevli subay.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ikinci kez kırkılan yapağı; yapağısı ilk kez kırkılan koyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), tek veya (çoğ.) koyun; bön kimse; koyun derisi. sheep dog çoban köpeği. sheep's eyes ürkek fakat arzulu bakış. sheep ranch, sheep run Avustralya, sheepwalk (i.), (İng.) koyun çiftliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) koyun çobanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) koyun gibi; utangaç, sıkılgan, mahcup; şaşkın, sersem. sheepishly (z.) utanarak, mahcubane. sheepishness (i.) mahcubiyet, sıkılganlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dişleri koyun dişine benzer birkaç deniz balığından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kırkım. sheepshearer (i.) koyun kırkıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) pösteki, koyun postu; üniversite diploması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ve salh I. A.).

1.Yüzme, soyma, derisini çıkarma: Koyunları silh etmek.

2.Arapça ayın son günü, zıddı: gurre: Silh-i muharrem, silh-ı zilkade.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koyunlara mahsus sersemlik illeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Islatıp döğerek yapılan bazı şeyler, temizlenip kurutulmuş koyun veya inek barsak ve bunları içine doldurulmuş baharları kıymadan ibaret şey ki hem çiğ, hem de kızarmış ve pişmişi yenir: Ev sucuğu, Kayseri sucuğu.

2.Et sucuğu şeklinde şekerleme ki ipe dizilmiş ve şeker yahut pekmez şerbetine batırılmış badem, ceviz, fındık vesair içinden ibaret olur: Badem, ceviz sucuğu, (mec.): Sucuk olmak = Çok ıslanmak. Sucuğunu çıkarmak = Çok döğmek.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sığır veya koyun içyağı. suety s. içyağı karışık, içyağına benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Önüne katıp götürmek, koyunları sürmek.

2.Kovalamak, takip etmek: Avı sürmek.

3.Kovmak, uzaklaştırmak: Memleketten sürüldü,

4.Yürütmek, ileri götürmek, kullanmak: Araba sürmek, sapan sürmek, çift sürmek.

5.(Toprağı) işlemek, çift ve sapan kullanmak: Tarlayı sürmek.

6.Geçirmek: Hüküm, zevk, ömür, safâ sürmekRevaç kazandırıp satmak, geçirmek, sarfetmek. Kalp para sürmek.İtmek, yuvarlatmak, öteye iletmek: Şu mangalı beriye sür.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Evcil hayvan, bilhassa koyun ve keçi topluluğu, birlikte gezdirilip bir veya birkaç çoban tarafından idare olunan süt hayvanları.

2.İnsan topluluğu, çok kalabalık (Aşağılama maksadıyla kullanılır). Bir sürü adam toplanmış.

3.Bir çok, bir hayli, nice: Bir sürü kitap getirmiş. Sürü sepet = Kalabalık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Yavruyu beslemek için insan ve memeli hayvanların dişilerinin memesinden gelen beyaz ve besleyici bir madde: Çocuğun emdiği süt, koyun, inek sütü

2.Bazı bitkilerden akan veyaz sıvı: İncir sütü.

3.(mec) Fazla beyazlık hakkında kullanılır (kar gibi): Sakalı süt beyaz olmuş

4.Pek sakin ve durgun: Süt liman, deniz süt limanlık. Anasının ak sütü = Helâl şey. Süt ana, süt nine = Bir çocuğu ücretle emziren kadın. Süt vurgunu = Sütten bozulmuş, süt dokunmuş çocuk. Süt oğul = Bir kadından veya bir erkeğin zevcesinden süt emmiş adam. Süt baba = Süt ananın kocası: O benim süt babamdır. Süt kardeş = Aynı kadından süt emmiş, fakat anaları ayrı iki çocuktan herbiri. Süt dişi = Çocuklarda ilk çıkan ve yedi yaşında değişen diş. Süt kuzusu = Süt emen, sütten kesilmemiş kuzu. Süt kuşu = Dünyada bulunmaz şey, imkânsız. Süt kırı = Süt gibi beyaz at. Sütten kesmek = Çocuğa meme vermekten vazgeçmek. Süt kesilmek = Suyu peynirinden ayrılıp süt bozulmak. Süt vermek = Emzirmek, Osm. ırzâ etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.(deniz vesaire) Dalgalanmak.

2.(koyunler) Sürü ile yürürken dalgalı bir şekil göstermek.

3.(ipek vesaire) Kabarmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEFRİK) (ka ile) (i. A. «fark» dan) (c. tefârîk).

1.Ayırma: Sürüden beş koyun tefrik etti. 2.Ayrı tutma, seçme: Evlâdımdan hiçbirini diğerlerinden tefrik etmem.

3.Meclis-i tefrik = İdare meclisine yeni üye seçmek için toplanan kurul. (bk.) Tefârîk.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (ing) bir yaşındaki koyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sakırga, kene. tick fever kenelerin naklettiği ateşli hastalık. camel tick deve kenesi, zool. Trichodectes cameli. dog tick köpek kenesi, zool. Haematopinus piliferus. sheep tick koyun kenesi, zool. Trichodoctes ovis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki kelimeden).

1.ince ve yumuşak keçi kılı.

2.Koyunun baharda kırkılan ince ve yumuşak yünü.

3.Tiftik kıllarını veren keçi cinsi. 4.Tiftik kıllarından yapılma.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Gerdanında küpe gibi sarkan taneleri bulunan (kuzu veya keçi).

2.Bir yaşına girmiş koyun.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bir yere getirip yığınak, devşirmek: Koyunları toplamak.

2.Sarmak, çekmek, kaldırmak: Saçları, etekleri toplamak.

3.Biriktirmek: Birçok para, bir büyük servet, birtakım eski kitaplar toplamış.

4.Katlamak: Şu bohçayı, yatakları toplayın.

5.Dâvet etmek, çağırmak: Bütün dostlarını topladı.

6.Kesip devşirmek: Üzüm, kiraz toplamak. Para toplamak = İane almak. Asker toplamak = Asker yazıp silâh altına almak. Aklını başına toplamak = Uyanmak, kendine gelmek, gafletten kurtulmak. Kendini toplamak =

1.İyileşmek: Epeyce kendini topladı.

2.Aklını başına devşirmek: Kendini toplayıp parasını kimin çaldığını anladı.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ped, -ping) koç, erkek koyun; balyozun kazık başını döven yüzü, şahmerdan; f. çiftleşmek (koç); tos vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koyun kıran, bot. Hypericum androsaemum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğmamış (koyun, keçi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ansızın korkutup sıçratmak: Önlerine çıkan at, koyunları ürküttü Ağacı ürkütmek = Uçlarını kırpıp budayarak çok uzamasına engel olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Arnavutça’dan). Süt kabı, koyun vesair hayvanları sağmaya mahsus ağzı açık ve geniş kab.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir koyundan bir senede kesilen yapağı miktarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yünü için koyun besleyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bazı meyve ve tanelerden çıkarılan bulaşıcı, yanıcı madde, Fars. revgan: Zeytin, bâdem, bezir, susam yağı.

1.Sütten çıkarılan yumuşak madde ki, yemeğe konur ve birincisinden ayırmak için ekseriya «sade» ve «sağ» kelimeleriyle sıfatlandırılır. Sade yağ, sağ yağ, inek, keçi, koyun yağı: Trabzon, Halep, Rumeli yağı.

2.Etin içinde bulunan beyaz ve eriyici madde, Ar. şahm: İç yağı, kuyruk yağı, domuz yağı.

4.Yanıcı ve sıvı mineraller: Neft yağı, zaçyağı. Taş yağı = Petrol, gaz. İç yağı = Barsakları örten yağ çenberi. Balık yağı = Morina balığından çıkan yağ, kuvvetlenmek için içilir. Tereyağı = Tuzlanmış veya tuzlanmamış taze süt yağı. Donyağı = Çok fena iç yağı ki, makinelerde kullanılır, mec. Ekmeğine yağ sürmek = istemiyerek birinin maksadına hizmet etmek. Yağ, bal = Alâ, çok iyi, istenilene uygun. Yağ, bal olsun = Afiyetler olsun. Yüreğin yağı erimek = Çok üzülmek, endişe etmek. Yüreği yağ bağlamak =

1.Bir nevi kalp hastalığına uğramak.

2.Memnun olmak, ferahlamak. Kendi yağı ile kavrulmak = Olanla kanaat edip başkasına muhtaç olmamak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyunun kışın süren yünü, kaba ve yumuşak yün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun yünü satan, yün tüccarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yapak, yani yünle örtülü.

2.Yapak veren. Yapaklı hayvan = Koyun; mukabili: Kıllı = Keçi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aslında Marmara’nın bu isimle anılan bir köyünden çıkmış bir nevi üzüm: Yapıncak üzümü, Rumeli yapıncağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). T. Ulaşmak, ermek, vâsıl olmak: Bu kova, suya yetişmiyor.

2.Varmak, bir zamana kadar yaşamak: Bu bahara da yetiştik.

3.Vaktinde bulunmak, vaktiyle varmak: Namaza yetiştim, vapura yetişemedik.

4.Vakit bulmak, yapabilmek: Bu kadar işe yetişemem.

5.Hazır olmak, bir vakte kadar yapabilmek: Bu iş akşama yetişmez.

6.Vücuda gelmek, hâsıl olmak: Bu memlekette çok meyve, zahire, at, koyun yetişiyor.Terbiye olup meydana gelmek.Kifâyet etmek, kâfi olmak, yetmek: Bu yemek hepimize yetişmez.Sonradan gidip veya bir işe başlayıp ev-, vel gitmiş veya başlamış olanlara katılmak: Arkadan bize yetişti, siz yazıya başlayın, ben size yetişirim.(meyve) Olmak, kemale ermek: Üzümler daha yetişmedi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekşi bir maya karıştırılarak hususî surette koyulaştırılmış süt: Koyun, inek, manda yoğurdu. Torba yoğurdu = Torbaya konulup süzülmüş olanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ).

1.Koyun tüyü: Kıvırcık, merinos yünü.

2.Yünden memûl: Yün çorap, yün fanila, halis yün kumaş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). Presto, sür’at11. YûRÜK, YÖRÜK (i.).

1.Çabuk ve iyi yürüyen, İyi yol alan: Yürük at, yürük vapur.

2.Bir yerde durmayıp yürüyen halk, göçebe, Ar. bedevî, Fars. hayme-nişîn. Anadolu’da koyunları çok bazı Türkmen aşiretlerine denir.

3.Vaktiyle yeniçeriye yardımcı yaya askerî bölükleri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Çehre, Ar. vech, Fars. rûy: Yüzü güzel, yüzü çirkin.

2.Satıh, bir şeyin dıştan görünüşü: Yeryüzü.

3.Bir kumaş vesairenin doğru tarafı, ters mukabili: Bu kumaşın yüzü, tersi belli değildir.

4.Elbisenin dış tarafı, astar mukabili: Astarı yüzünden pahalı.

5.Cihet, sebep: Bu yüzden zarar gördü.

6.Cüret, hayâsızlık: Bu adamda ne yüz vardır! Yüz akı, suyu = Namus, Fars. Ab-ı rû: Bu işten yüzümüzün akı ile çıktık. Ekşi yüz = Asık çehre. Yüz ekşitmek = Abusluk etmek, surat asmak. Yüze vurmak = Bir kabahati yapanın yüzüne karşı söyleyip mahcubetmek. Yüzüstü bırakmak = Düzensiz, eksik bir hâlde bırakmak, tamamlamamak. İçyüz. = l.Bir şeyin iç taraftan olan sathı.

2.mec. Bir işin saklı ve gizli olan ciheti, asıl sebep: Meselenin içyüzünü bilmem. Yüze bakmak, yüz yüze bakmak = Karşı karşıya gelince utanacak bir şey olmamak: Birbirimizin yüzüne bakacağız, o adamın yüzüne bakamam, nasıl yüzüne bakayım? Yüzüne bakılmaz =

1.Pek çirkin.

2.Pek güzel, göz kamaştırır. Yüz bulmak = İyi muameleden şımararak ileri varmak. Yüzü pek = Utanmaz, yüzü tutar. Yüz çevirmek = Terk ve feragat etmek, çekinmek, Osm. ictinâb etmek. Yüzünden düşen bin parça olur = Pek abus ve asık yüzlü. Yüztutmak =

1.Utanmamak, yüze karşı söyleyebilmek.

2.Başlamak, Osm. bede ve mübâşeret etmek, bir hâl kazanmaya yaklaşmak: İyileşmeye yüztuttu, harab olmaya yüztutmuş. Yüz tutmamak = Utanmak, yüzüne karşı söyleyememek. Dışyüz = Dış satıh. Yüzkarası = Namussuzluk, Arsızlık. Yüzükoyun = Yüz aşağıya gelecek surette. Yüz yüze gelmek = Karşı karşıya görüşmek. Yüzgörümlüğü = Güveyinin gelini ilk gördüğünde ve sanki yüzünü gördüğüne karşı verdiği hediye. Yüzgöz olmak = LAubâlî olmak, münasebetsiz teklifsizlik. Yüze gülmek = Yapmacık iltifat göstermek. Ne yüzle = Ne cür’etle, nasıl utanmadan: Ne yüzle yine geldi. Yüz vermek = Lüzumundan fazla iltifat veya müsaade edip şımartmak. Yüz yazısı = Köylerde gelinin yüzüne konulan tel, pul ve yapıştırmalar. Yüz yastığı = Baş dayamaya mahsus yumuşak ve yassı yatak yastığı. Yüzü yok = Yaptığı bir iş ve hareketinden dolayı mahcup: Yanınıza gelmeye yüzü yoktur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Derisini çıkartmak, soydurmak, Osm. selhettirmek: Koyunları kendisi boğazlayıp adamlarına yüzdürdü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Derisi çıkarılmak, soyulmak, Osm. selhedilmek: Koyun, öyle yüzülmez, kurbanlar yüzüldü mü?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Boğazlama, kesme: Bir koyun zebhetmek.

2.Kurban kesmek: Zebh-i karâbîn.


Türkçe Sözlük by