Laf Etmek ne demek? | Laf Etmek anlamı nedir? | Laf Etmek

Laf Etmek anlamı nedir?

Laf Etmek ne demek?

Laf Etmek anlamı nedir?

Laf Etmek | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: laf

Türkçe - İngilizce Sözlük

talk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Geniş Avf ve mağfiret sahibi yüce Allah’ın kulu. Allah’ın isimlerinden, (bkz.el-Afuv).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. halef), (bk.) Halef.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاف] halefler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. elf.) elfler, binler. ok. Elf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آلاف] binler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Avrupalı tarzında olan. Alafranga giyim, alafranga şarkı gibi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. alla franca

Batılıca

Frenklerin töre, âdet ve hayatına uygun, Frenklerle ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

European style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imitation of European ways.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Geleneksel video kameralarda, arkadan güçlü bir ışık geldiğinde nesneler silüetler şeklinde görünebilir. Tüm Handycam modellerinde, bunu engelleyen ve nesnelerin net görünmesini sağlayan Backlight Compensation (Arka Işık Telafisi) sistemi bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zılf) (pabontoloji). Bazı hayvanlardaki çatal tırnaklar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آلاف] otlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلافاصله] aralıksız, kesintisiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balderdash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty talk. babble. chatter. clatter. crap. froth. fudge. gab. gammon. gas. gossip. hooey. hot air. prate. rattle. shallow talk. smoke. twaddle. verbalism. wind. windbaggery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Halifelik merkezi, İstanbul.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالخلافه] İstanbul. 2.halifelik merkezi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. celf, dilimizde kullanılmaz). Aşağılık, baldırı çıplak gürûhu (Arapça’da kaba ve ahmak adamlar demektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. selef). Selefler, öncekiler, (bk.) Selef.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسلاف] selefler, geçmişler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Avrupa tarzında: Alafranga yaşamak, giyinmek. Alafranga saat = Zevâlî saat, bugün kullandığımız saat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غلاف] kın, kılıf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Nefes kesen güzellikle. - Gül ve âfet kelimesinden oluşmuş birleşik bir isimdir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(aslı: HİLAF) (i. A.). 1. Karşı, zıt, aksi: Adet hilâfına = Gerçeğe aykırı, yalan. 2. Uyuşmazlık, Ar. mugayeret, muhalefet, ihtilâf, zıddiyet: Bu iki şey arasında hilâf vardır. Bu sözde hilâf yoktur. Aralarına hilâf düştü. 3. Yalan: Hilâf söylemem, hilâfım yoktur. Hilâfına = Tersine, aksine, karşı olarak. Hilâf-ı Ade = Usul ve kaideye karşı, Adet haricinde olarak. Hilâf-gir = Aksini, zıddını iddia eden, muhalif, zıddı: Taraf-gîr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary. opposite. lie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلاف] aykırı, zıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aksine, tersine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HİLAFET) (I. A.). 1. Halifelik, Sünnî Müslümanlar’ın ruhanî liderliği, Hz. Muhammed’in mânevî halefi olma: Hilâfet-i İslâmiyye, hilâfet-i kübrâ. 2. Halifelik ülkesi: Abbâsî hilâfetinin geniş sınırları vardı. 3. Stajyer ve yardımcılık, Osmanlı devrinde, devlet dairelerinde küçük kâtiplik (kalfa kelimesi buradan gelir). Arapça terkiplerde «hilâfe» suretinde kullanılır: Dâr-ül-hilâfe = Hilâfet merkezi, halifelik başkenti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caliphate halifelik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Caliphate. caliphate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hilâfet = halifelik, Fars. penâh = dayanacak yer). Hilâfetin dayanak yeri, halîfe: Hilâfet-penâh Efendimiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Halîfeye ait: Zât-ı Hazret-i Hilâfetpenâhî, Atebe-i Seniyye-i Cenâb-ı Hilâfet-penâhîlerine.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aykırı olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aykırı olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surely. undoubtedly. for sure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yemin ettirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. ihtilâfât). Uymayış, uyuşmama, Osm. adem-i tevafuk: Aramızda ihtilâf vardır. İhtilâf çıktı. İhtilâf-ı Arâ = KAfi rey toplanamaması. Ihtilâf-ı leyi ve’n-nehâr = Gece ile gündüz arasındaki fark. (hukuk) İhtilâf-dâr = iki kimseden biri bir devlet, diğeri başka bir devlet tab’asından olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disagreement. controversy. difference. dispute. discord. disunion. disunity. scission. strife. dissension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discord. split. conflict. dispute. disagreement. dissension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conflict. disagreement. dispute. difference. case. controversy. discord. case under dispute. dissension. faction. friction. variance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختلاف] uyuşmazlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختلافات] uyuşmazlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. «ülfet» ten masdar). Ülfet etme, alıştırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »halef» ten masdar). Birini halef bırekma, kendi yerine geçirme: Yavuz, oğlu Kanunt’y! istihlâf etmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İTİLAF) (i. A. «ülfet» ten masdar). 1. Görüşme, anlaşma, uyuşma, alışma, Ar. ülfet, ünsiyet. 2. Muvafakat (siyasî dilde Fr. entente kelimesi yerine kullanılır: Filân mesele hakkında devletler arasında husûle gelen itilâf).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entente.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entente. mutual agreement anlaşma. uyuşma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. entente. mutual agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ائتلاف] uzlaşma, görüş birliğine varma. 2.alışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ائتلافکار] uzlaştırıcı, birleştirici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «telef» ten masdar) (c. itlâfât). t. Öldürme, telef ve helâk etme. 2. Boş yere sarf, israf: Babasından kalan o kadar malı az vakitte itlâf etti. 3. Bozma, mahvetme, harâb etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

killing. destruction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destruction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اتلاف] öldürme, telef etme, ortadan kaldırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. calfatage veya Ar. celefat’tan). I. (denizcilik). Gemi ve kayıkların tahtalarının arasını üstüpü vesaire ile tıkayıp üstüne zift, mâcun vesaire sürerek tıkaması: Kayığı, gemiyi kalafat etmek. 2. mec. Sahte süs veya tâmir, düzen: Evi kalafat ettik, bu ihtiyar kadın yüzünü kalafat edip duruyor. Kalafat etmek = Kalafatlatmak. Kalafat yeri = Teknelerin kalafatlanmasına mahsus yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle yeniçeri ağasının giydiği kırmızı bir başlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caulking. caking. calk. caulk. grummet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careening ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gemi ve kayıkları kalafat eden adam, teknelerin kalafatı sanatıyla uğraşıp geçinen adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caulker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caulking. work of a caulker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (gemi ve kayığı). 1. Kalafat etmek, tahtalarının aralarını tıkayıp üstüne zift sürmek: Gemiyi iyi kalafatlamış. 2. mec. Sahtelendirmek, düzgün sürmek, boya vesaire ile kusurları örtmek: Yüzünü kalafatlamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (gemi veya kayığı). Kalafat ettirmek, kaplama tahtlarının aralarını tıkayıp üstüne zift sürdürmek: Şu kayığı kalafatlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to caulk. to repair. to restore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kalafat edilmek. (gemi ve kayığın) Kaplama tahtalarırının araları tıkanıp üstüne zift sürülmek: Kayık iyi kalafatlanırsa birkaç sene sürer. 2. mec. Sahte bir suretle süslenmek, düzgün veya boya sürmek: Bu kadın, genç görünmek hevesiyle iyice kalafatlanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Çamsakızının tasfiye olunmuşu, hâlisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Lâkırdı, söz: Bir lâf söyledi; birtakım lâflar olmuş; bir lâf işittim. 2. Konuşma, mükâleme, sohbet: Lâf ediyorduk; lâf sırasında. 3. Bahis: Onun lâfını etme; lâftan lâfa. 4. Lüzumsuz ve boş söz, saçma söz: O lâftır ben kulak asmam. Lüf-ü güzâf = Saçma sapan. 5. Atıp tutma, övünme: Lâf atıyor; onunki lâftan, sırf kuru lâftan ibarettir. Lâf atmak = 1. Boş sözler söylemek. 2. Söz atmak, dolayısıyla dokunacak bir söz söylemek: Bana lâf atmak istedi. Lâf vurmak = Övünmek, dem vurmak: Cesaretten lâf vuruyor. Lâf etmek = 1. Konuşmak. 2. Münakaşa etmek. Lâfını etmek = Bahsetmek, zikretmek, anmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

talk. word. say. spiel. words. empty words.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

word. remark. conversation. talk. expression. statement. empty talk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

words. remarks. expression. utterance. statement. empty words. nothing but talk. what nonsense. milk water. palaver. word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Line of the Air Force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Look and Feel software module provided by phone manufacturers to customise devices and user interfaces For example, the scroll bar appearance. Like LOL, ROTFL, etc -- but more arrogant We think it is Sutkh's fault for spreading it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لاف] söz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) LAfzen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas bag. magpie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لافزن] geveze.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gevezelik, bk. Lâfzenlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geveze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peddler. pedlar. scandalmonger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the letter of the law. word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لفظ] söz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to chat away. to shoot the breeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to chat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لاف و گزاف] boş söz, zırva.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. elfâz). Söz, kelime, mânâlı veya mânâsız olarak ağızdan çıkan ses terkibi, mânâ mukabili olarak sesli veya yazılı söz: Lafz-ı murâd = MAnâsına bakılmayarak lâfzı bakımından geçen söz. Lafızdan ibaret = MAnâsız. Lafız-be-lafız = Kelimesi kelimesine, genel olmayarak: Söylediğini lafız-be-lafız tekrarladı. O kitabı lafız-be-lafız tercüme etti. Elfâz-ı galîza = Kaba küfürden ibaret sözler. Elfâz-ı küfr = 1. Dinden düşmeyi icap ettiren sözler. 2. Çirkin, ayıp sözler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لفظ] söz, lafız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir tek söz ve kelime. Lafza-i Celâl = «Allah» ismi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mânâsına bakılmaksızın yalnız kelimelerin sesleri bakımından: Bu cümle lâfzan pek parlaksa da mânâca değeri yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (halk dilinde: lâfazan). 1. Çok söyler, geveze. Ar. kavvâl. 2. Atıp tutan, övünen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: lâfazanlık). Gevezelik, övünme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. lâfziyye). Lâfza yani kelimenin suret ve ses şekline ait, lâfızda olan, lâfızdan ibaret olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لفظی] lafız ile ilgili, söz ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Kurttırnağı da denilen bir çeşit bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mütelaffız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iafz»dan İf.) (mü. mütelaffıza). Bir sözü ağzından çıkaran, talaffuz eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iefâ»dan if.) (mü. mütelâfiye). Elden keçırdığı bir şeye karşı diğer bir şey kazanan, telâfî eden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pilav.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hafif vuruş veya vuruş sesi; terlik; f, (golf) sopa vurmadan önce yere vurmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lafz» dan). Bir harf veya kelimeyi tam gerektiği şekilde söyleme: Biz «re» yi Fransızlar gibi telaffuz edemeyiz; İngilizce «th» nin telaffuzu zordur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enunciation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diction. pronunciation. pronunciation söyleyiş. söyleniş. sesletim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pronunciation. diction. pronounciation. utterance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pronounce. enounce. enunciate. get get one's tongue round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tamir; bozulan, kaçırılan bir şeyin yerine getirilmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recompense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compensation. making up for making good (a loss. recoup. recoupment. restitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تلافی] zarar karşılama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amends. recompense. retrieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to compensate for. to repair. atone. compensate. counterbalance. to make good. make compensation. make up. make it up. offset. recoup. restitute. supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Buğdaygillerden, daha çok yem olarak yetiştirilen bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oaten. oat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oats. oat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gruel. oat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(alef): Buğdaygiller familyasından; daha ziyade hayvan olarak yetiştirilen otsu bir bitkidir. Nişasta bakımından zengindir. Kullanıldığı yerler: Çocukların hazım güçlüklerini giderir. Bedeni ve ruhi yorgunlukları giderir. İdrar söktürür. Vücuda rahatlık verir. Kandaki şeker miktarını düşürür. İktidarsızlığı giderir. Guatrı önler. Mide ve bağırsak bozukluklarını giderir.

Şifalı Bitki by