Lak ne demek? | Lak anlamı nedir? | Lak

Lak anlamı nedir?

Lak ne demek?

Lak anlamı nedir?

Lak | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: lak

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. lac’dan). Bahçelerde yapılan uzunca ve dolaşık havuz, küçük göl, sun’İ gölcük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Hindce’den). «Lake» ve «gomalaka» da denilen bir çeşit zamk ki, mühür mumu yapmaya yarar ve nakkaşlarca «lika» ismiyle yaldızın altına sürülür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacquer. lac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «eblek»den). Değirmi çehreli genç irisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simpleton. green. colt. fledgeling. kid. raw recruit. rookie. tenderfoot. vamper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hulk.). (bk.) Hulk. 1. İnsanın yaradılışında haiz olduğu veya terbiye ile kazandığı rûhî, kalbî şeyler: Ahlâk-ı hamide = Güzel ahlâk. Fezâil-i ahlâk = Ahlâkın fâziletleri, hüsn-i ahlâk = İyi ahlâk, ahlâk-ı zemime = Kötü ahlâk. 2. Ahlâk ve terbiyeden bahseden ilim ki, felsefe şubelerindendir: llm-i ahlâk = Ahlâk ile uğraşan bilgeler. Ahlâk bozukluğu, fesâd-ı ahlâk = Umumî ahlâka Arız olan kötülük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morals. morality. character. ethic. ethics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morality. morals. conduct. character. moral disposition. casuist. etiquette. principle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاق] huy, ahlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ethics. moral science.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amoral. lewd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moral code.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vice squad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاق عملی] uygulamadaki ahlak anlayışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاق حسنه] iyi huy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاق نظری] teorideki ahlak anlayışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاق ذميمه] kötü huy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Ahlâk bakımından.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ahlâk ilmi ile uğraşan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moralist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moralist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moralism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاقا] ahlakça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (mü. Ahlâkıyye). Ahlâka ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ethical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ethical. moral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moral. moralistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defective in moral sense. filthy. immoral. tainted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debauch. spoil. taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاقيات] ahlak bilgisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاقيون] ahlakçılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Ahlâk ilmine ait bahis ve mütalaalar: Ahlâkıyyatla uğraşan bilginlerdendir. (Ahlâkî ve ahlâkıyyât kelimeleri Arapça’da yoktur, galattır, Osmanlılar’ca yapılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Ahlâk ilmine dair kitap yazan ve bu ilim ile uğraşan bilgeler ve yazarlar: Şeyh SAdî ahlâkıyyûndandır. Bu da Osmanlıca bir galat kelimedir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iyi ahlâka sahip olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

savo u ry savory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ahlâklı olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ahlâkı bozuk, kötü ahlâklı : pek ahlâksız bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immoral. dissolute. corrupt. uncleanly. low-down. wicked. loose. unmoral. abandoned. characterless. debauched. depraved. dirty. frail. ill. impure. mean. profligate. purple. rascally. reprobate. unclean. unprincipled. unregenerate. unscrupulous. vici.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amoral. bad. corrupt. depraved. dissolute. immoral. improper. impure. loose. nasty. naughty. outrageous. profligate. smutty. unprincipled. unsavoury. unscrupulous. unsavory. debauched. debauchee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immoral. vicious. corrupt. mean. of ill-repute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immorally. corruptly. indecently. obscenely. perversely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kötü ahlâk sahibi olan adamın hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immorality. vice. depravity. debauchery. uncleanliness. corruption. debauch. depravation. dissoluteness. indecency. rascality. turpitude. moral turpitude. viciousness. wantonness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amorality. corruption. impropriety. impurity. turpitude. vice. immorality. depravity. debauchery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immorality. corruption. vice. wickedness. perverseness. perversity. debauchery. depravation. indecency. profligacy. turpitude. moral turpitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kan pıhtısı, pıfıtılanmış kan parçası. 2. Sülük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علق] kan pıhtısı. 2.sülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. elâık). 1. İlişik, ilgi bağlılık, bağlanma, rabıta: Bizim işin o mesele ile alâkası yoktur. Bu iki madde arasında hiç bir şekilde alâka var mıdır? 2. Kalbten ilgi, gönül bağlama, aşk, sevişme, sevda, sevgi: Bir kıza alâkası vardı. Bir görüşte alâka peyda etti. 3. Münasebet, bağlılık, aidiyet: Onlarla benim hiç bir alâkam yoktur. Kızını onun oğluna vererek kendisiyle alâka peyda etti. 4. Malikiyet, tasarruf, müdahale hakkı, hisse: O çiftliğe, o madene sizin alâkanız var mıdır? (kimya) Münasebet. (Fr. affiniti). (tıp): Bir uzvun derdinin diğer bir uzva sirayeti. Fr. sympathie. Edebiyat. Mecâzî mânâ kullanmak için düşürülen münasebet. Rabıtalar. İnsanın ilişiği olduğu işler, münasebetler: Dünyevî, dünyaya ait alâkalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interest. concern. connection. relation. attachment. affection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation. interest. connection. attachment. sympathy. concern. dealing. involvement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علاقه] ilgi, alaka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). ilgi uyandıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه بخش] ilgilendiren, ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. alâka: ilişik. F. dâşten: tutmak) alâkası ve ilişiği olan, münasebetli, hissedar: Bu işle ben de alâkadarım. Yeni yapılan fabrikayla siz de alâkadar mısınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interested. concerned. involved. connected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connected. concerned. interested. involved. appertaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه دار] ilgili, alakalı. alâkadar etmek ilgilendirmek. alâkadar olmak ilgilenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه داران] ilgililer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علاقدرالامکان] olabildiğince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to interest. to concern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). ilgilenmek, alâka duymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to show interest (in. to be interested (in. to feel affection (for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Münasebet ve ilişiği olan: O da bu işte alâkalıdır. 2. Aşık, gönül vermiş: Bir kıza alâkalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interested. concerned. involved. related.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interested. concerned. having a claim. pertinent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Siyah ve kül renginde karga. (Arapça: gurâb-ül-bîn).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gray jay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. à la carte

seçmeli yemek

Yemek listesinden seçilen, fiyatları ayrı ayrı hesaplanan yemek.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

à la carte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A la carte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İlgisiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unconcerned. indifferent. not related. irrelevant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irrelevant. uninterested. indifferent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irrelevancy. indifference. lack of any connection. unconcern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tes. Alakıyye). 1. Pıhtı çeşidinden olan, pıhtımsı. 2. (Paleontoloji). Sülük cinsinden: Tâife-i alakıyye = Sülük cinsinden hayvanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soft-boiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Geri tutmak, geciktirmek: Beni yoldan alakoydu. 2. Saklamak: Bunu sizin için alakoydum. (bk.) Bir de: alıkoymak ve alıkomak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.) Umumiyetle, umumî olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاطلاق] genellikle. 2.rastgele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Bir müddet için bir yerde tutmak: Beni yatıya alıkoydular. 2. Bir kimsenin yapmakta olduğu veya yapmak istediği işe engel olmak: Adamcağızı yolundan alıkoydular. 3. Bir maksatla ayırıp bir kenarda tutmak: Bu defteri arkadaşım için alıkoydum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hilekâr, müzevir, dubaracı. 2. Sözünde durmaz, dönek. Allah bullak, allak mallak = Karma karışık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (k kalın okunur). Aldatıcı, sözünde durmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Allak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confused. pell mell. shambolic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convulse. jumble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be bewildered. to turn into a mess. shatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anaphylaxie

fiz. aşırı duyarlık

Organizmaya giren yabancı bir madde yüzünden canlı varlıklarda oluşan aşırı tepki.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.). Tombul ve iri küçük çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başka hayvan veya bitkilerin üstünde yaşayan ve ona zarar veren hayvan veya bitki. Tufeylî, parazit. 2. Başkalarının sırtından geçinen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasital. parasitic. parasitical. parasite. sponger. sucker. hanger-on. bloodsucker. endoparasite. free rider. freeloader. sponge. tufthunter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodsucker. drone. leech. parasite. sponge. sponger. hanger-on. moocher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasite. sponger. sponge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Asalak olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasitism. the character of as ponger. greasing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Dere, vadi, su cedveli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «av» dan). Av yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunting ground. shoot. hunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunting. covert. shooting ground. hunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), işte olmayan, boş gezen

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drifter. hobo. idle. loafer. vagabond. tramp. vagrant. wanderer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idle. unemployed. jobless. inactive. inert. passive. out of work. unproductive. without occupation. walking. lazy. strayaway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be out of work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Belirli bir işi olmayıp gündelikle işleyen rençber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casual labourer. wage earner. wageworker. wage slave. part-timer. daysman. oddman. workman. timeworker. hack. farm hand. floater. hodman. runabout. day labourer. jobbing man. jobber. jack. hired man. utilityman. dayman. occasional hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idleness. unemployment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idleness. being without any real job. lounge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

not to work. loaf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bir çeşit yaban ördeği, katâ, suçulluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagabond. rough. ruffian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بداخلاق] ahlaksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاقيد] kayıtsız şartsız, kesin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. f. A.). Tersine, aksine olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the contrary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the contrary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالعکس] aksine, tersine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gırtlak ağzı, hançere. Boğırtlak kuşu = Çil çeşidinden bir kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pınar, kaynak, çeşme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kaynak, pınar, çeşme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) Domuz yavrusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Taşlık, çakıllık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

down- the-line. without stint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Serî hareketli, eline ve ayağına ;abuk, hafif (ekseriya aynı mânâda olan cüst ile beraber kullanılır): Cüst ü çâlâk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چالاک] çevik, kıvrak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

writing hastily and without deliberation. scribbling sth down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چالاکی] çeviklik, kıvraklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hiç tüyü olmayan, örtüsüz, çırılçıplak: Cascavlak tıraş etmişler. Cascavlak kalma = Tam mânâsıyle eli boş kalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Parçaları ayrılmayacak derecede kırık. Ar. münşak, ortasından ayrılmış yarık: Çatlak bardak, değnek. Bir şeyin çatladığı yer, yarık: Şu bardağın burasında bir çatlağı var; tabağın çatlağı var ama belli olmuyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interstitial. split. cracked. chapped. chappy. hoarse. crack-brained. nutty. queer. queer in the head. off one's rocker. balmy. barmy. batty. cloven. cuckoo. disordered. fractured. pixilated. potty. screwy. shaken. shaky. touched. off one's chump. cr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balmy. barmy. batty. bent. breakage. chink. cleavage. cracked. crackers. crackpot. dotty. fault. fissure. fracture. goofy. loony. lunatic. mad. madcap. mental. nut. nuts. nutshell. peculiar. rift. screwy. split. touched. chapped. hoarse. crazy. crackbrain

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crack. crevice. fissure. rift. split. slit. mentally defective. cracked. chap. stria. leaky. fractural. chapped. batty. break. chink. cleft. crackers. cranny. crazy. daft. fault. flaw. fracture. nutty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crack. stupidity. craziness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çıplak, açık. Cascavlak = Çırçıplak. 2. Tüysüz, dazlak: Başı cavlak = Daz kafalı. Ar. eslâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çıplaklık. 2. Tüysüzlük, dazlaklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mâruf bir cins avcı kuş. mec. Kaparozcu, tamahkâr, acemi: Sen daha çaylaksın, bu işi yapamazsın! Fars. gedâçeşm. Çaylak fırtınası = Ekseri kış başlangıcında vuku bulan fırtına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kite. tiro. johnny-come-lately. avaricious person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

callow. child. colt. kite. inexperienced person. inexperienced. naive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raw. inexperienced. hawk. kite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çınlaması, yankısı çok olan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Giyinmemiş, soyunmuş. Ar. Arî, üryân, Fars. bürehne: Çıplak adam. insan çıplak doğar. 2. Tüyü dökülmüş, tüysüz: Çıplak koyun. 3. Donatılmamış, süssüz, sade. 4. Takımsız, takımı vurulmamış: Çıplak at. 5. Bir şeyi olmayan, pek züğürt, eli boş. Baldırı çıplak = Ayak takımı. Çıplak etmek = Soymak. Çıplak olmak = Soyunmak. Çırçıplak, çırılçıplak, çırlak çıplak = Büsbütün, anadan doğma çıplak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naked. bare. undressed. uncovered. nude. innocent of clothes. bleak. unclad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bare. naked. nude. nudist. stark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bare. naked. nude. destitute. in the nude. stark. unclad. undressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bare ownership. naked possession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base pay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nudist camp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıplak hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çıplak olanın hâli, giyinmemiş veya soyunmuş olma. Osm. üryanlık, bürehnelik. 2. Süs veya takımdan uzak olanın hâil, sadelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bareness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nude. nudity. nakedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nakedness. nudity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büsbütün çıplak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ÇIRILÇIPILDAK (i.) Tamamen çıplak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stark naked. in the buff. mother-naked. without a stitch on. without a stitch of clothing. starkers. in one's bare skin. in the nude. in one's birthday suit. in the raw. in the state of nature. in the altogether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stark naked. in the nude. in the buff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the altogether. stark naked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Batar ve acı sesli geveze. 2. Ocak çekirgesi. 3. Bir nevi karga.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boş şeylerle öğünen. Fars. hod-pesend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karga, Ar. gurâb, Fars. zâğ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir kolu sakat veya eksik olan, çolak adam. 2. Sakat, bozulmuş, çarpılmış: Çolak kol, el (yalnız kol ve ele denir). Kol veya eli sakat yahut eksik olan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kol veya el sakatlığı yahut eksikliği. Ar. şellel, cezm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük taklak. Cunbalağı atmak = Ölmek.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Optik sistemlerin yapısından dolayı görüntüler köşelere doğru daha koyu çıkarlar. Bu özellik, paraziti artırmadan mükemmel homojenlikte bir görüntü elde etmek için köşelerde kazanımı artırarak bu sorunu ortadan kaldırır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Midenin sol tarafında İki yüz gram kadar ağırlığında bir iç organ ki, kanlı, siyahımsı ve gevşek bir dokudan ibarettir. Dalak şişmek = 1. Nefes darlaşıp koşamamak. 2. Hiddet etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harpte esir tutulup satılan. Kız dalağı = Eskiden harpte zabtolunan ülke ahalisinden tutulup halayık gibi satılan kız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

splenetic. splenic. spleen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spleen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spleen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Karın boşluğunun solunda, midenin arka tarafında bulunan dalak; eskimiş kırmızı kan hücrelerini yok eder, gerektiği zaman da yeni kırmızı kan hücreleri imal eder. Sıtma ve tifo gibi bulaşıcı hastalıklar veya kansızlık sonucu dalak hastalanabilir. Dalak ağrısı, dalak büyümesi, dalak şişmesi ve dalak zafiyetinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pazı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 2 tutam pazı konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Eğreltiotugillerden bir bitki, duvar sedefi (dichapelatum).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(kurtluca): Eğreltiotugillerden; sıcak bölgelere yetişen bir bitkidir. Güzel kokulu, pembe çiçekleri vardır. Yapraklarının üstü parlak, altı donuk yeşil kadife rengindedir. Tadı acıdır. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, vücuda kuvvet verir. Dizanteri ve ishali keser. Nefes almayı kolaylaştırır. Öksürüğü keser. Karaciğer ve mide hastalıklarının iyileşmesine yardım eder.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen dazlak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaba ve terbiyesiz, iri bedenli ve kaba davranışlı, sade vücut beslemiş akılsız ve terbiyesiz adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bone-headed. half-witted. crass. bonehead. bumpkin. boob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blockhead. twat. stupid. birdbrained. blockheaded. dummy. cretin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogant. fool. idiot. air head. blockhead. crass. fart. fathead. fucker. jay. know nothing. known nothing. lug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foolishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başının tepesinde saçı olmayan, başının tepesi çıplak. Ar. aslâ: Dazlak adam. 2. Çıplak, Ar. Arî, Fars. bürehne. (bk.) Taslak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bald. hairless. baldhead. coot. skin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bald. skinhead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bald.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tellâk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دلاک] tellak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tellâklık.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Deride meydana gelen çatlakları tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Alkol, asilbend.

Hazırlanışı : 100 gram alkole 10 gram asilbend konup, merhem yapılır. Çatlaklara sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Dilin üzerinde görülen çatlakların nedenini belirlemek gerekir. Önemli olmayan dil çatlaklarında aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karanfil, nişadır, hardal.

Hazırlanışı : Havana bir tatlı kaşığı karanfil, 1 tatlı kaşığı nişadır ve bir tatlı kaşığı hardal tohumu konur. İyice dövülür, günde üç kere dilin altına üstüne sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadın tenasül organı içindeki dilcik, bızır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clitoris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Damdazlak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shatting on one's uppers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

external ear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Taslak, çıplak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayağa tozluk yerine dolanan çuha kenarı veya ensiz şayak ve aba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Alaca bulaca. 2. Rengârenk. 3. Alacalı at.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابلق] alacalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Alaca ata binmiş, mec. Yiğit, muharip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. felek). Felekler, (bk.) Felek (eflâkiyân gibi tabirler yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın) (hi. Valak, Valachie). Romanya’yı meydana getiren asıl ülke ki, merkezi Bükreş’tir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Wallachia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افلاک] gökler, felekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Semalar, felekler, yükler, küreler, zamanlar. 2.Bahtlar, talihler, kaderl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gökte oturan melek. - Eflaki Şemseddin Ahmet Dede: (1360). Osmanlı sufi ve yazar. Mevlana’ya dair Menakıbü’l-Arifin adlı eserin müellifi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi.). Eflâk ülkesi halkından olan, Romen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Yarımın bir fazlasıyle elde edilen ekseriyet, mutlak ekseriyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکثریت مطلقه] çoğunluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mülk). Mülkler. (bk.) Mülk. Türkçe müfred mânâda: (emlâk-i emîrîye’den) Beylik arazi: Bu tarla, bu çiftlik emlâktir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estate. property. real estate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

real estate. real property. realty. landed property. freehold. demesne. country estate. freehold property. holding of land. immovable estate. land estate. landed estate. piece of property. proprietary rights.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [املاک] mülkler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credit on landed property / on real estate property. land / mortgage credit. credit on mortgage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estate tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

property tax. real estate. estate duty. property levy / tax. real-estate levy / tax. tax on house / build-up property. house / property tax. landed property tax. property tax. house duty. house tax. property levy. real estate levy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A). Osmanlı devrinde pâdişâh mülkleri. Hazîne-i hâssa nezâretince idare edilirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Beylik malları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

land agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

real estate agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

real-estate agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the real estate business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

real-estate agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

EX Kulaklıklar, derin bas sesler ve gerçek bir konfor sunmak üzere tasarlanan, kompakt ve hafif Sony kulak içi kulaklık serisidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Sabah aydınlığı. 2. Tomruk, falaka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Eskiden suçluları ve öğrencileri cezalandırmak için kullanılan Alet. Orta tarafında ayakları sıkıştırmaya mahsus ip geçirilmiş bir sopa ile tabanlara vurmaya mahsus bir sopadan ibaretti: Falakaya çekmek, falaka değnek getirtti, falakaya yatırmak, falaka vurmak. 2. Bazı manivela işlerini yapmak için kullanılan ucu iple bağlı ağaç parçası 3. (denizcilik). İki ucu bir yere bağlı bir parça halat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastinado.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastinado.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فلقه] falaka, ayağa sopa atarak acı çektirmek için hazırlanan düzenek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Felâket.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Gün ağarması. 2.Kur’an-ı Kerim’in 113.suresinin adı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Musîbet, belâ. 2. Bahtsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catastrophe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abominable. atrocious. bane. calamity. catastrophe. disaster. evil. fatality. grotty. misfortune. scourge. tragedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calamity. catastrophe. disaster. awful. terrific. bane. blow. fatality. harm. scourge. tragedy. woe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فلاکت] büyük bela, musibet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yanlış tâbir). Felâkete, musibete uğramış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musibet ve felâket getiren. Fars. Afet-Amîz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victim of a disaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فلاکت زده] felakete uğrayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Fillerin kulaklarının büyüklüğünün daha iyi işitmeleri ile bir ilgisi yoktur, kulaklar soğutucu görevi yaparlar.

Bilindiği gibi filler çok büyük hayvanlardır ve havanın çok sıcak olduğu bölgelerde yaşarlar. Filin kulaklarında bir çok kan taşıyıcı damar vardır. Bunlar sıcak kanı kulağın yüzeyine taşırlar ve sıcaklığın buradan havaya gitmesini sağlarlar. Böylece hayvancağız kulaklarını oynatarak kendini serinlemiş hisseder.

Afrika filleri çok az ağaç bulunan kurak yerlerde yaşadıklarından kulakları daha büyüktür. Asya’da özellikle Hindistan’da ise fillerin saklanabilecekleri ağaç gölgeleri çok olduğu için oralarda yaşayanların kulakları daha küçük ve üçgenimsidir.

Afrika filleri Asya fillerinden ortalama yüzde 5 daha büyüktürler.

Bugüne kadar yaşayan fillerin içinde büyüklük rekoru 4,10 metre yükseklik ve 10,7 ton ağırlık ile bir Afrika filine aittir. Fillerde dişler yeme değil de savunma amaçlı olup Asya fillerindekiler daha ince ve uzun ama daha hafiftirler.

Filin burnu değişikliğe uğrayarak uzamış, yakalayıcı bir hortuma dönüşmüştür. Bir insanın vücudundaki kasların sayısı 600 iken bir filin gövdesinde 50 bin kas vardır. İnsanda kalp tek bir kastan oluşmuşken gülmek için 17, surat asmak için ise 43 kasın çalışması gerekir. Yani gülmek daha az yorucudur. Fillerin kaslarının 40 bini hortumda bulunur. Bu hortumu ile fil bir ağacı devirebilir, yerdeki bir toplu iğneyi alabilir.

Filleri diğer hayvanlardan ayıran bazı ilginç özellikleri vardır. Örneğin fil zıplayamayan tek memeli hayvandır. Ayrıca fil insanın dışında başı üstünde amuda kalkabilen tek hayvandır.

Filler parmak uçlarına basarak yürürler, çünkü ayaklarının geri taraflarında kemik yoktur, bu bölge sadece yağdan oluşmuştur. Bir günde 30 kilometre yüzebilirler, bu arada hortumlarını şnorkel gibi kullanarak hava alabilirler. Suyun kokusunu 5 kilometre öleden alabilirler ve bir günde 250 litre su içebilirler. Filler, özellikle Asya filleri sakin ve uyumlu hayvanlardır. Ancak bugüne kadar sirklerde ölümcül kazalara aslan ve kaplanlardan çok filler yol açmışlardır.

Fillerin en önemli özelliklerinden birinin kendilerine yapılan bir hareketi unutmadıkları olduğu söylenir. Bu inanış tam doğru değildir. Yapılan deneylerde fillerin zor öğrenen ama bir kere öğrenince ömür boyu unutmayan hayvanlar oldukları saptanmıştır. Kendisine yapılan kötü bir hareketi hiçbir zaman unutmayan hayvan devedir. Kendisini döven kim olursa olsun fırsatını bulduğunda intikamını alır. Dayak yedikten yıllar sonra sahibini öldüren develer görülmüştür. ‘Deve kini’ tanımı işte bu nedenle kullanılır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Süs notalarından biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırık kenar, bir kabın kırılmış, uçmuş kenarının kırık parçası. 2. Çocukların topaç oyunu (bu ikinci mânâ ile pırlak dahi denilir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protrusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). uçaksavar ateşi; argo itiraz, karşı çıkma, karsı koyma; şikâyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balık kurutmaya mahsus ızgara; (den). gemi tamir edilirken işçilerin üzerinde çalıştıkları asma iskele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ufak kar tanesi; ince tabaka, ince parça; pul; (f)., away veya off ile tabaka tabaka soymak veya soyulmak; out ile yorgunluktan çöküp kalmak. flaky (s). Iapa lapa; kuşbaşı kar taneleri halinde. flakiness (i). Iapa lapa oluş, ince tabakalar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. galaxie

gök b. gök ada

Milyarlarca yıldızdan, yıldız kümelerinden, bulutsu ve gaz bulutlarından oluşmuş, Samanyolu gibi bağımsız uzay adası.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galaxy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galaxy. galaxy gökada.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galaxy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akciğerden boğaza gelen borusu; boğazdaki iki borudan solunuma mahsus olanı. Ar. kasaba, kasaba-türrie: Gırtlağıma kaçtı. Gırtlağına sarıldı. Gırtlağını sıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laryngeal. guttural. pharyngal. pharyngeal. throat. gullet. larynx. gorge. maw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gullet. gush. guttural. larynx. throat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

throat. larynx. gullet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to strangle sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirinin gırtlağına sarılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be at each other's throats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glottal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Su damlası ve yakıcı güneş. İşte gökkuşağı bunlardan oluşur. Atalarımız gökkuşağından çok korkarlardı. Onu Tanrıların elçi-+lerinin geçmesi için yapılmış bir köprü olarak görüyorlardı. Yağmur ve güneş ile ilişkisi ilk olarak milattan önce 310 yıllarında Aristoteles tarafından ileri sürüldü. Günümüzde ise bir sır olmaktan çıktı.

Altından geçenin cinsiyetinin değişeceği veya yere değdiği noktada bir küp altın gömülü olduğu lafları sadece şakalarda kullanılıyor. Zaten gökyüzünde sabit bir gökkuşağı oluşmuyor. Herkesin bakış yönüne göre, gördüğü gökkuşağı farklı yerde oluyor. Gökkuşağının görüldüğü yere doğru gidilince görülebildiği sürece kişiye hep aynı mesafede kalıyor.

Gökyüzünde gökkuşağı gördüğünüz vakit biliniz ki, o yağmur damlalarından oluşmaktadır ama güneş kesinlikle arkanızdadır. Güneşin paralel ışınları başınızın üstünden geçerek yağmur damlalarına çarparlar. Yağmur damlaları burada ışığı renklerine ayıracak bir prizma görevi görürler.

Sarı gibi görünmesine rağmen güneş ışığı aslında beyazdır ve bütün renkler onun içindedir. Yağmur damlasının içine girince kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor renklere ayrışır. Mor renk çemberin içinde kırmızı ise en dışındadır.

Yağmur damlası çocukken oynadığımız misket veya bilye gibi küresel saydam bir şekildedir. Güneş ışığı bu kendi tarafındaki yüzeyinden doğrudan içine girer. İçinde renklere ayrıdır ve kürenin arka duvarına vurarak gerisin geriye yansır. Işığın damlanın ön yüzünden değil de arka yüzünden yansımasının nedeni içbükey, dışbükey mercek özelliklerindendir.

Ayrışmış renkler, içbükey arka yüzden çeşitli açılarda yansımaları sonucu gözümüze sırayla dizili renklerden oluşmuş bir bant şeklinde görünüyorlar. Gökkuşağını görebilmek için Güneş, biz ve yağmur damlaları, muhakkak belirli bir açıda dizilmek zorundayız. Ama daha önemlisi milyonlarca yağmur damlasından yansıyan ışınların gözümüze geliş açıları mutlaka aynı olmalıdır ki biz gökkuşağını görebilelim.

Yağmur damlalarından yansıyan ışınların gözümüzde odaklaşabilmeleri için bir daire şeklinde dizilmiş olmaları gerekir. Aslında o bölgedeki bütün yağmur damlaları gelen ışığı renklere ayrıştırarak yansıtırlar ama sadece bir yarım daire içinde olan yağmur damlalarından yansıyanlar gözümüze odaklaşırlar.

Biz de sadece o yağmur damlalarından gözümüze gelen renklerine ayrılmış ışınları görebildiğimizden gökkuşağını da yarım daire şeklinde görürüz. Bazen bir uçaktan veya yüksek bir dağdan baktığımızda gökkuşağını tam daire şeklinde görmemiz de mümkün olabilmektedir.

Güneş ne kadar yüksekse gökkuşağı dairesi de o kadar aşağı iner. Bunun içindir ki yedi renkli gökkuşağını sabah ve akşam yağışlarından sonra daha çok görürüz.

Genellikle fark edilmez ama gökkuşağı daima içice iki halkadan oluşur. İkinci kuşak pek dikkat çekmez. Bir ikinci zayıf kuşağın daha bulunmasının nedeni bazı güneş ışıklarının su damlasının iç yüzeyine bir kez değil iki kez çarpmalarıdır, Böylece parlaklıklarını yitiren ışıklardan oluşan ikinci gökkuşağı zar zor görülür. Birinci kuşakta kırmızı renk şeridin en dışında iken ikinci kuşakta en içtedir. Diğer renklerin sıralamaları da terstir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shellac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Mühür mumu imaline yarar bir cins zamk. Fransızca: gommelaque.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Musevi dinindeTalmud'da bulunan kuralların toplamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «halk» tan imüb.). Mübalâğa ile halk edici, çok yaratan: HalISk-ı Alem = Tanrı’nın sıfatlarındandır. Hallâk-ul-maânî = MAnâ inceliklerini yaratırcasına bulup kullanan büyük şair.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلاق] yaratıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ölme: Birçok hayvan helâk oldu. 2. Sarf, telef, mahv, berbâd olma: O kadar servet helâk olup gitti. 3. Çok yorma, büyük yorgunluk, zebûn düşme: Bu yol bizi helâk etti. Çocuk ağlaya ağlaya helâk oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

death. murder. destruction. exhaustion. fatigue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ هلاک] yok olma. 2.ölme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to destroy. to kill. to wear out with fatigue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yok etmek, ortadan kaldırmak. 2.öldürmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to perish. to be utterly exhausted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yok olmak, ortadan kalkmak. 2.ölmek. 3.çırpınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boş inanışa göre, dirilip geceleri dolaşarak, insanlara kötülük eden ölü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ghost. spook. specter. ghost of a dead person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spectre. ghost of dead person. ghost. ghoul. spectre specter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜSN-İ TELAKKİ) (k’lar kalın okunur) (i. A.). İyi karşılama, kabul, iyiye alma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسن اخلاق] güzel ahlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inner ear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inner ear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (c. iglâkat). 1. Kapama, sed: İglâk-ı ebvâb = Kapıları kapama. 2. (edebiyat). Sözü karışık ve anlaşılmaz surette söyleme, sözün bu halde, yani muğlak olması: Iglâk makbûl değildir (cem’i dilimizde bu mânâya mahsustur).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغلاق] üstü kapalı konuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (m. iğlâk). Kapamalar, bk. iğlâk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. A. «helâk» dan masdar). Helâk etme, yok etme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهلاک] helak etme, yok etme, öldürme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. efelak’tan). 1. Yarılma, açılma. 2. Patlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blowup. burst. burst-up. detonation. explosion. fulmination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explosion. blast. detonation. burst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explosion. blast. detonation. fire insurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انفلاق] patlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to explode. to burst. detonate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanların çoğunun niçin, daha çok sağ ellerini kullandıkları henüz bilinmiyor. Eğer dünya nüfusunun yarısı solak olsaydı veya dünyada hiç solak bulunmasaydı, bu durum tabiatın kurallarına daha ‘uygun olabilirdi, ancak tek yumurta ikizlerinin bile yüzde onunun farklı ellerini kullanmaları şaşırtıcıdır. Bu durumun genetik olmadığı, kalıtımla bir ilgisinin bulunmadığı da kesin. Bebeklerin rahimdeki pozisyonlarıyla ilgili teoriler var ama kanıtlanmış değil.

İnsanın dışında hiçbir yaratık, bir elini veya ayağını diğerine göre öncelikli kullanmaz. Dünyada tarih boyunca, kültür ve ırk farkı olmaksızın insanlar arasında sağ elini kullananlar hep çoğunlukta olmuşlardır. Bilim insanları yıllardır bunun nedenini arayıp durmaktadır.

Bilindiği gibi, beynimizin her iki yarısı değişik yetenekleri kontrol eder. Önceleri beynimizin sol yansının konuşma yeteneğimize kumanda ettiği bilindiğinden, yazmamıza da kumanda ettiği, bütün önemli kumandaları bu tarafın üstlendiği sanılıyordu. Ama sonraları beynimizin sağ yarısının da idrak, yargılama, hafıza gibi çok önemli işlevlere kumanda ettiği, beynin her iki yarısının da bir birinden üstün olmadığı ve her iki tarafın da eşit değerde görevler üstlendiği görüldü.

Solakların oranı hakkında çeşitli görüşler var. Genel görüş bunun 1/9 oranında olduğu şeklindedir. Her azınlığın başına geldiği gibi solaklar toplumda bazı zorluklarla karşılaşmışlar, hatta tarihin karanlık çağlarında şeytanla bile özdeştirilmişlerdir. Günümüzde bile solak doğan çocuklar, aileleri tarafından sağ elleri ile yazmaya zorlanmaktadırlar.

Sağ ellerini kullananlar için hayat daha kolaydır. Onlar daha iyi organize olmuşlar, acımasız bir üstünlük kurmuşlar, dünyada her şeyi kendilerine göre ayarlamışlardır. Arabaların vitesleri, silahlarda boş kovanların fırlayış yönü, hatta tuvaletteki muslukların yeri bile hep sağ ellilere göre tasarlanmıştır.

İngilizce’de sol anlamındaki ‘left’ kelimesi, zayıf ve kullanışsız anlamında eski İngilizce’de kullanılan ‘lyft’ kelimesinden türetilmiştir. Sağ anlamındaki ‘right’ ise haklılık ve doğruluk anlamında da kullanılır. Türkçe’de de öyle değil mi? Sağ hem canlı ve hayatta anlamında kullanılır, hem de sağlıklı, sağlam gibi sıfatların kökünü oluşturur, solun ise soluk gibi bir sıfatın kökünü oluşturma dışında sadece bir nota ile isim benzerliği vardır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İnsanların çoğunun niçin, daha çok sağ ellerini kullandıkları henüz bilinmiyor. Eğer dünya nüfusunun yarısı solak olsaydı veya dünyada hiç solak olmasaydı, bu durum tabiatın kurallarına daha uygun olabailirdi, ancak tek yumurta ikizlerinin bile yüzde onunun farklı ellerini kullanmaları şaşırtıcıdır. Bu durumun genetik olmadığı, katılımla bir ilgisinin bulunmadığı da kesin. Bebeklerin rahimdeki pozisyonlarıyla ilgili teoriler var ama kanıtlanmış değil.

İnsanın dışında hiçbir yaratık, bir elini veya ayağını diğerine göre öncelikli kullanmaz. Dünyada tarih boyunca, kültür ve ırk farkı olmaksızın insanlar arasında sağ elini kullananlar hep çoğunlukta olmuşlardır. Bilim insanları yıllardır bunun nedenini arayıp durmaktadır.

Bilindiği gibi, beynimizin her iki yarısı değişik yetenekleri kontrol eder. Önceleri beynimizin sol yarısının konuşma yeteneğimize kumanda ettiği bilindiğinden, yazmamıza da kumanda ettiği, bütün önemli kumandaları bu tarafın üstlendiği sanılıyordu. Ama sonraları beynimizin sağ yarısının da idrak, yargılama, hafıza gibi çok önemli işlevlere kumanda ettiği, beynin her, iki yarısının da birbirinden üstün olmadığı ve her iki tarafın da eşit değerde görevler üstlendiği görüldü.

Solakların oranı hakkında çeşiti görüşler var. Genel görüş bunun 1/9 oranında olduğu şeklindedir. Her azınlığın başına geldiği gibi solaklar toplumda bazı zorluklarla karşılaşmışlar, hatta tarihin karanlık çağlarında şeytanla bile özleştirilmişlerdir. Günümüzde bile solak doğan çocuklar, aileleri tarafından sağ elleri ile yazmaya zorlanmaktadırlar.

Sağ ellerini kullananlar için hayat daha kolaydır. Onlar daha iyi organize olmuşlar, acımasız bir üstünlük kurmuşlar, dünyada her şeyi kendilerine göre ayarlamışlardır. Arabaların vitesleri, silahlarda boş kovanların fırlayış yönü, hatta tuvaletteki muslukların yeri bile hep sağ ellilere göre tasarlanmıştır.

İngilizce’de sol anlamındaki “left” kelimesi, zayıf ve kullanışsız anlamında eski İngilizce’de kullanılan “lyft” kelimesinden türetilmiştir. Sağ anlamındaki “right” ise haklılık ve doğruluk anlamında da kullanılır. Türkçe’de de öyle değil mi? Sağ hem canlı ve hayatta anlamında kullanılır, hem de sağlıklı, sağlam gibi sıfatların kökünü oluşturur, solun ise soluk gibi bir sıfatın kökünü oluşturma dışında sadece bir nota ile isim benzerliği vardır.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

Kızılötesi (IR) ve RF kulaklarda, kablosuz ağ menzili dışına çıkıldığında ya da verici ile kulaklıklar arasında bir engel meydana geldiğinde rahatsız edici bir cızırtı duyulabilir. Otomatik Susturma, alınan sinyal yeniden kabul edilebilir bir seviyeye gelinceye kadar bu gürültüyü susturur.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Başlık: Karagöz oyununda Karagöz’ün ışkırlağı sözünde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Suya batırılmış veya suya dokunmuş, Fars. nemnâk, ter, Ar. râtıb. Islak karga = Miskin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wet. damp. moist. watery. dank. liquid. slobbery. sloppy. soppy. splashy. sticky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wet. damp. dewy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Suya bulaşmış olan şeyin hâli, nemlilik, Ar. tebellül, tartîb: Bu elbisede bir ıslaklık vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sarkıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »helâk» ten masdar). 1. İsraf suretiyle mahvetme: Bunca mirası az vakitte istihlâk etti. 2. Kullanarak sarfetme, bitirme, tüketme: Kışın istihlâk olunan odun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consumption. consuming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استهلاک] tüketim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to consume. to use up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tüketmek, harcamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir mülkün umumî menfaat için devlet tarafından vatandaştan veya bir hükmî şahsiyetten satın alınması (Türkler’in mülk kelimesinden yaptıkları bir kelimedir, asıl Arapça’sı temellük’dür).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expropriation. nationalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compulsory purchase. condemnation. expropriation. impress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استملاک] kamulaştırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kamulaştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to expropriate. to condemn. confiscate. impress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kamulaştırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Salıvermek, bırakmak, umumîleştirmek: Alelıtlak = Umumiyetle, genel olarak. Itlak olunmak = Ad verilmek, anılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «talâk» tan masdar). 1. Salıverme, koyuverme, kurtarma, Ar. tahlîs: Esirleri, mahbüsları itlâk ettiler. 2. Af, hapis vesair cezadan kurtarma: İtlâk olundu; itlâka nâil oldu. 3. Boşama: Zevcesini itlâk etti (bu mânâda «tatllk» daha çok kullanılmıştır). 4. Kayıtlı olmaktan kurtarıp umumiyet üzere kullanma, mânâsına genişlik verme, yaygınlaştırma: Zencilere de «Arap» denip «Arap» kelimesinin mânâsını itlâk etmemelidir. 5. isim verilme, Ar. tesmiye: Küçük kitaplara risâle itlâk olunuyor (dördüncü mânâdan çıkmıştır). Itlâk-ı inân = Bir yere yönelme. İtlâk-ı lisân = Ağıza geleni söyleme. Itlâk-ı yed = Hayır İşleme. Ale’l-itlâk = Kayıtsız, bir şeye bağlamaksızın, umumiyet üzere: Ale’l-itlâk eskiden Avrupalılar’a Frenk denirdi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اطلاق] bırakma, salma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tıp). Daha çok tükrük bezlerini şişiren bulaşıcı ve ateşli bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Daha çok çocuklarda görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Hastanın ağzından çıkan tükürük damlacıklarıyla bulaşır. Tıp dilinde parotitis epidemica denilen bu hastalık; genellikle kulak altında bulunan tükürük bezlerinin iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Kuluçka devresi, 18 gündür. Hastanın ateşi birdenbire yükselir, genel bir halsizlik görülür. Çok defa kulağın ön ve altında bulunan tükürük bezleri şişer ve acıma hissi duyulur. Yanak ve kulağın altı kabarır, kulak memesi de hafifçe yukarı doğru kalkar. Ağızda kuruluk, dilde pas vardır. İştah da azalmıştır. Bu durum birkaç gün devam ettikten sonra tükürük bezlerindeki şişlik yavaş yavaş kaybolmaya ve hasta iyileşmeye başlar. Hastalığın kendisi çok tehlikeli bir hastalık olmadığı halde; başka hastalıklara zemin hazırlar. Bu hastalıklar arasında; pankreas, gözyaşı keseleri, böbreküstü bezleri, erkeklerde husyeler, kadınlarda yumurtalıkların etkilenmesi önemli sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle en iyi şekilde tedavi edilmesi gerekir. Hastanın sağlıklı kimselerle konuşması, görüşmesi önlenir. Sulu yiyecekler verilir. Kabız olmaması sağlanır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Hindyağı.

Hazırlanışı : Her sabah aç karnına bir çorba kaşığı hindiyağı içilir. Bu hastanın kabız olmasını önler.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mumps. parotitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mumps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mumps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(venüsçiçeği): İkiçeneklilerden; 70-80 cm boyunda ince saplı tırmanıcı bir bitkidir. Çiçekleri koyu kahverengidir. Kokusu pistir. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusunda kullanılmış, şapkaya benzer bir çeşit başlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyin teferruatına inmeden ana çizgilerini belirtme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rough. rude. sketchy. roughly sketched out/outlined. crude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rough draft. rough copy. rough sketch. raw. blank. coarse. preliminary design. preliminary. diagrammatic sketch. roughly drawn. in outline. without details. crude. rough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hayvanın burun deliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stand aghast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be left open-mouthed. to be left dumbstruck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kulakları ince, düzgün ve dik at.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kapalı kulaklıklar, tüm kulağın kulaklıkla kapandığı, dolayısıyla kulaklığın akustik özelliklerinin çok yakından kontrol edilebildikleri kulaklıklardır. Sonuçta dış sesler neredeyse tamamen ortadan kaldırılırken, özellikle baslar olmak üzere çok yüksek bir ses kalitesine ulaşılır. Kapalı kulaklıklar özellikle HiFi kullanım için idealdir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çakala benzer bir cins hayvan ki, arslanın yediğinin artığıyle beslenmek için bu hayvanın arkası sıra gezdiğine inanılır. Fars. siyâh-gûş. 2. Vaktiyle sadrâzamın hizmetinde bulunan memur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kabuğu kabarıp düşmüş, kabuğu ayrılıp dökülmüş: Kavlak ağaç. Kaskavlak (cascavlak) = Büsbütün soyulmuş, çıplak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyükçe ve öne çevrik kulak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shelter place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vaktiyle kışın savaş yapılmadığı için o mevsimde asker ve ordunun çekildiği yer: Kasımdan sonra orduy-ı hümâyûn Belgrad kışlağına çekilmişti; şark ordusu Erzurum kışlağında bulunuyordu. 2. Koyun gibi evcil hayvanların kışın çekildikleri mûtedil havalı, kar yağmaz yer ve böyle yerlerdeki otlak, yaylak (yayla) mukabili: Koyunlarınızı hangi kışlakta kışlatıyorsunuz? O çiftliğin asıl iradı kışlaktandır, güzel kışlakları vardır; bir kışlak kiraladım, bk. Kışla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gelincik-çiçeği.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu kulaklıklar, sesi iletim istasyonundan kulaklıklara aktarmak için kablosuz kızılötesi sinyalini kullanırlar. Bir iletim istasyonu aynı sinyali birden fazla kullanıcıya aktarabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Motorlu vasıtalarda sesle işaret veren Alet, motorlu vasıtaların kornası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

klaxon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horn. honk. hooter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horn. klaxon. hooper. hoot. horn push. tooter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit büyük çaylak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ön ayağı sakat (deve) (koiuk da denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gomalağa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Lifleri birbirine dik gelmek üzere üst üste yapıştırılan ağaç levhalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plyboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plywood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plywood. fancy woods.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kozalaklılar takımının meyvesi: Çam kozalağı. 2. Küçük ve cılız kalmış şey: Kozalak karpuz. Sukozalağı = Su kabarcığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cone. pine cone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zapfen. kokon. zypressennuss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Yaprakları iğnemsi, yemişleri kozalak şeklinde olan bir bitki takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pineal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanda işitmeye mahsus olan iki organ ki, başın iki tarafında bulunur. Ar. üzn, Fars. gûş: İnsan kulağı; at kulağı. 2. İşitme, Ar. sem’, sâmia: Kulağı ağır; kulak vermek. 3. Dinleme, dikkat. 4. Bir şeye bir ucundan bağlı parça, bir şeyin pahasını veya isim, ölçü vs. yi gösteren ilişikte bulunan kâğıt, bez, meşin parçası veya bir mektup ve telgraf vesaireye alıcı tarafından imza ve iade olunmak üzere bağlı ilmühaber kâğıdı: Bu vazoların kulağı düşmüş; kıymeti kulağında yazılıdır; götürdüğünüz tezkerenin kulağını imza ettirdiniz mi? 5. İçi kıyma vesaire ile dolmuş yassı hamur parçası: Kulak çorbası. 6. Kasatura ve bıçak gibi kesici Aletlerin kabzasının başındaki çatal çıkıntı: Sivri, yassı kulaklı bıçak. Kulak asmak = Dikkatle dinlemek, söylenilen sözü kabûl etmek: Kendisine söyledim, nasihat verdim kulak asmadı; benim sözüme kulak asmaz. Ağır kulak = Kolay işitmez, sağırca. Eşekkulağı = Bir cins bitki. Ayıkulağı = Yer şakayıkı. Eli kulağında = Hazır. Kulak uğultusu = Aslı olmaksızın kulakta hâsıl olan uğultu ve ses. Kulak, gözkulak olmak = Dikkatli davranmak. Balık kulağı = Balığın kulağa benzer organı ki, teneffüs için suyu oradan alır, tarak. Kulak bükmek = Tavsiye ve ihtar etmek, aklına getirmek. Kulaktozu (doğrusu kulakdozu) = İnsan kulağının aşağı sarkan yumuşak yeri ki, küpe buraya takılır. Can kulağı ile dinlemek = Gayet dikkatle dinlemek. Çıkrıkçı kulağı Bir çeşit demir kalem. Kulak çınlamak, kulağı çınlasın. = bk. Çınlamak. Denizkulağı = Bir cins bitki. Kulağıdelik = HAdiseleri kolayca duyabilen, uyanık insan. Devede kulak = Nisbeten büyük şey, büyük bir şey yanında pek küçüğü. Şeytanın kulağına kurşun = Şeytan işitmesin, nazar değmesin (gıpta edilecek bir hâl için söylenir). Tavşankulağı = Bir ot. Kulak tutmak := Dinlemek, dikkat etmek. Kulak doldurmak = Dinlemek, kandırmak, inandırmak. Kulak dolgunluğu — Çok işitmekle elde edilen bilgi. Kulağakaçan Çabuk yürüyen kulağı çatal bir küçük kara böcek. Kulak kabartmak = Renk vermeksizin dikkatle dinlemek, gizliden kulak vermek, kulak misafiri ölmek. Kabakulak = Bir çeşit hastalık. Karakulak = Postu kürk yapılan ve arslanın artığını yediği söylenen bir cins vaşak, Anadolu vaşağı. Kalemkulak = Bazı atların kesilmiş kalem biçiminde küçük ve güzel kulakları. Kuzukulağı = Sebzeden sayılan mayhoşça bir cins yaprak. Kulak kıkırdağı = Kulağın baştan dışarı olan çıkıntısı. Kulağa koymak = İhtar, tavsiye etmek: Bu işi kulağa koymuşlar. Keçikulağı = Kuzukulağıntn bir çeşidi, sebze gibi kullanılan mayhoşça yaprak. Kellekulak = Vücut, kılık, çalım. Kulağa küpe = Dikkatle işiterek ezberlenen söz: Bu söz kulağınızda küpe olsun. Kulağa girmek = Dikkatle dinlenmek: Onun kulağına söz girmez. Bir kulaktan girip bir kulaktan çıkmak = İşitip dinlememek. Kulak kirişte olmak = İşitmek üzere dikkatli olma, daima uyanık bulunmak. Kulak misafiri olmak = Renk vermeksizin söylenilen sözlere kulak verip işitmek: Bir şey konuşuyorlardı, ben de kulak misafiri oldum. Kulak vermek = Dinlemek. Yerin kulağı var = Bir şey ne kadar gizli

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aural. ear. lug. oto-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ear. flange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ear. lug. flap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kulak ağrısı başka bir hastalığın belirtisidir. Kulak borusu zarı iltihabı, kulak nezlesi, ortakulak iltihabı, kulak yolundaki çıban, boyun bezeleri, yüz nevraljisi, bademcik iltihabı veya çene mafsalındaki hastalık, kulak ağrısına neden olabilir. Bu nedenle doktora başvurmak gerekir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarımsak, zeytinyağı.

Hazırlanışı : 1 diş sarımsak külde pişirildikten sonra ufalanır. Üzerine 1 kahve kaşığı zeytinyağı ilave edilip, karıştırıldıktan sonra kulak deliğine sokulur.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Dış veya ortakulak iltihabından kaynaklanır. Akıntı azsa, dışkulak iltihabı, koyu sarıysa ortakulak iltihabı düşünülür. Mastoid iltihabının neden olduğu akıntı ise, krem kıvamında olup, çoktur. Kulaktan kanlı akıntı gelmesi, kulak zarının delinmiş olması veya kafatası kırığından kaynaklanabilir. Doktora başvurmak gerekir. İltihabın neden olduğu kulak akıntılarının tedavisinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke.

Hazırlanışı : Kulağa günde 2 kere birer damla saf sirke damlatılır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Kulak çınlaması, kulak uğultusu veya kulak vızıltısına, tıp dilinde tinnitus denir. Çok çeşitli nedenleri vardır. Bunlar arasında, kulak kiri, içkulak iltihabı, ortakulak iltihabı, menier hastalığı, ateşli hastalıklar, yorgunluk, zafiyet, bazı ilaçlar, yüksek veya düşük tansiyon sayılabilir. Bu nedenle doktora başvurmak gerekir. Basit kulak çınlamalarında aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke.

Hazırlanışı : 2 su bardağı sirke kaynatılır. Çıkan buhar kağıttan bir huni yardımıyla kulağa verilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Ortakulakta veya kulak arkası kemikte görülür. Vakit geçirilmeden doktora başvurmak gerekir.

- Ortakulak İltihabı : Bademcik veya gırtlakta meydana gelen iltihaplar grip, kızamık, kuşpalazı, kızıl gibi hastalıklar ortakulağın iltihaplanmasına neden olabilir. Hastada, yüksek ateş ve kulak ağrısı görülür. Kulağa sıcak pansumanlar yapmak, ağrıları dindirir.

- Kulak Arkasındaki Kemiğin İltihabı : Nedeni, genellikle ortakulaktaki iltihabın, kulak arkasındaki kemiğe doğru yayılmış olmasıdır. Hastada ateş, kulak ağrısı, koyu kulak akıntısı, halsizlik görülür. İşitme azalır. Çaresi ameliyattır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auricle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Dışkulak borusundaki ufacık bezler; kulak kiri adı verilen hafif sarımtırak yağlı bir madde salgılarlar. Bu salgı fazla olduğu zaman, dışarıya atılamayıp kulak içinde kuruyacak olursa, bir tıkaç meydana getirir ve kulak zarını etkileyerek rahatsızlık verir. Dışkulak borusu, kulak kiri ile tamamen kapanacak olursa, uğultu, çınlama gibi arızalara neden olur. Tamamen tıkanmış boru, ancak doktor tarafından açılabilir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı, havlu.

Hazırlanışı : 2 çorba kaşığı zeytinyağı ısıtılır. Ilıdıktan sonra kulak borusuna 3 damla konup ılık bir havluyla kapatılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toprak sahıbı zengın çıftçı. rus çıftlık sahıbı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earlobe. lobe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eavesdropper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toprak sahıbı zengın çıftçı. rus çıftlık sahıbı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earplug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ear splitting. harsh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give ear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eardrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eardrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kulak, burun ve boğaz hekimi (halk tâbiri).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ear specialist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Kalpte kanı karıncıklara veren iki boşluğun adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrium. auricle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). (Türkçe «kulak» ile Fars. «çîn» den mürekkep yanlış tâbir). Bazı takke ve külâhların kulakları örtmeye mahsus uzantısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kulakları veya uzun kulakları olan: Uzun kulaklı; kesik kulaklı. 2. Bir bıçak çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aureate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having ears.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Soğuktan korumak için kulağa geçirilen kumaştan kılıf. 2. Portatif radyoların, telefon veya telsiz cihazlarının kulağa tutulan kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headphone. headset. earpiece. earphone. deaf-aid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earphone. earflap. earlap. headphones. headset. hearing aid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headphone. earphone. earflap. earlap. earpiece. hearing aid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kulağı kesik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

picked up here and there by listening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kurulur Alet, silâh, tuzak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Avlanacak kuşları çok yer, kuş yeri, Fars. sayd-gâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covert. shooting ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Hindistan'da yüz bin rakamı; yüz bin rupi; çok büyük miktar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لقب] lakap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Hurma ve incir gibi bazı meyve ağaçlarının erkeğinden dişisine yetiştirilmesi şart olan aşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: LâKAB) (i. A.) (c. elkab). Bir adamın asıl adından başka adaşlarından ayırmak için sonradan kendisine verilen veya yakıştırılan diğer ismi ki, onunla şöhreti olur: Zenbilli lakabıyla anılan Şeyhülislâm Ali Efendi; Tiryaki lakabıyla ünlü Hasan Paşa; yiğit, lakabıyla anılır. (c.) Osmanlı devrinde rütbe sahiplerine yazılan mektubun başında ve zarfın üzerinde veya ismi anıldıkta rütbesine göre yazılan sıfat, unvan; rif’atlû, izzetlû, saâdetlû gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nickname. epithet. patronymic. sobriquet. agnomen. cognomen. moniker. surname.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epithet. nickname.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agnomen. appellation. cognomen. epithet. nickname. sobriquet. title.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لاقيد] kayıtsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لاقيدی] kayıtsızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wanton.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wantonness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indifference. unconcern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacquered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pigment formed by combining some coloring matter, usually by precipitation, with a metallic oxide or earth, esp. with aluminium hydrate; as, madder lake; Florentine lake; yellow lake, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of fine white linen, formerly in use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To play; to sport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large body of water contained in a depression of the earth's surface, and supplied from the drainage of a more or less extended area. a body of water surrounded by land any of numerous bright translucent organic pigments a purplish red pigment prepared

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

varnished. lacquered. shellacked. lacquer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a body of water surrounded by land. a purplish red pigment prepared from lac or cochineal. any of numerous bright translucent organic pigments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A body of fresh or salt water entirely surrounded by land.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A body of fresh or salt water entirely surrounded by land Lake Como in Italy is a fresh water lake, but the Great Salt Lake has salt water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Large body of water into which a kid will jump should his friends do so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A body of water completely surrounded by land.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large body of water, typically freshwater, which can be formed by glaciers, river drainage, surface water runoff, or ground water seepage Lakes provide an area for recreational activity and a habitat for wildlife They are particularly important to migra

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A body standing water found on the Earth's continental land masses The water in a lake is normally fresh Also see eutrophic lake, mesotrophic lake, and oligotrophic lake. a large body of water completely surrounded by land LAND the solid part of the earth

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In caving, a body of standing water in a cave Cave - Parts of Ref JJ. a body of fresh water which is entirely or nearly surrounded by land. body of still water lying in depressed ground without direct communication with the sea Lakes are common in formerl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inland body of standing water, an expanded part of a river, or an impoundment formed by a dam 'Small lakes' are fishing impoundments, usually 5 to 25 acres in area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A generally permanent inland body of fresh water of considerable size occupying a basin or hollow in the earth's surface. a pigment made up of organic coloring matter with an inorganic base or carrier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basin of variable size and shape that is permanently inundated with water. n danau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basin of variable size and shape that is permanently inundated with water Landscape - The visual appearance of natural and manmade environments Leaching/Leachate - The process by which materials such as organic matter and mineral salts are washed out of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A lake is a large body of water surrounded by land on all sides Really huge lakes are often called seas. lak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mora çalan koyu kızıl boya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) göl, havuz. lake trout göllerde yaşayan alabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(iRumca). Altıparmak balığının tuzlanmışı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pickled tunny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salted tunny. pickled tunny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salt bonito.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) lac.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Biri diğerinin şartı yerinde olan iki cümle arasında kullanılır, ama, fakat, ancak, şu kadar var ki, şu şartla ki: Ben gelirim, lâkin gece kalamam; -seni oynamaktan menetmem, lâkin önce dersini yapmalısın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

but. however ama. fakat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Ladykin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

but. however.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لکن] ancak, ne var ki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Söz, lâf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok fazla konuşan, devamlı konuşan: Lakırdıcı bir çocuk; ihtiyarlar çok lakırdıcı olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Sokağa atılıp bulunmuş bebek, sokakta bulunmuş küçük çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Leylek. 2. Bu kuşun gagasını biribirine vurarak çıkardığı ses: Leyleğin ömrü laklakla geçer. 3. Boş lakırdı, gevezelik, devamlı söylenilen saçma-sapan sözler: Toplanmış laklak ediyorlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clacking noise by storks. clatter. chatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لقلاق] leylek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to yak. to clatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Leyleğin gagasıyla çıkardığı ses. 2. mec. Mânâsız ve boş sözler, Ar. türrehât, hezeyân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clatter. chatter. yakking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لقلقه] boş laf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’ya benzetilerek uydurulmuş bir sözdür). Boş lakırdılar, saçma-sapan sözler, Ar. türrehât, hezeyân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca). Kefal çeşitlerinden bir balık «paçoz» da denilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lactic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lactic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Süt şekeri.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. lactose

kim. süt şekeri

Sütte bulunan, sütün buharlaşmasıyla kristal durumunda toplanan şeker, süt şekeri.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A botanik). Sarmaşık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Arapça ibare). «Sen olmasaydın, yeri, göğü yaratmazdım». Pek meşhur bir hadîs-i kudsî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Salkım şeklinde mor ve beyaz renklerde bir çiçek ve bunu veren ağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lilac. syringa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lilac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lilac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lilac. syringa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lilac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lilac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Zeytingillerden hoş kokulu salkım şeklinde mor ve beyaz renklerde çiçek açan bir bitki ve bitkinin çiçeği.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mâ = bağ, halak = halak’dan geçmiş zaman, Allah). 1. Tanrının her yarattığı, bütün yaratıkları. 2. Büyük kalabalık: Pazar yerine mâhelakallâh toplanmışlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. «mible» den galat). Eczacı ve macuncu kaşığı, düz kaşık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spatula.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Manda yavrusu, buzağısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Tatlı yeşil renkte tabiî bakır karbonat, bakır taşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1.). 1. Dalma akan tu borusu. 2. Üç beş 10la suyu otan küçük havuz; daha çok su yolları üzerinde olur: Orada bir maslak var. 3. Hayvanlara tu varmaya mahsus taştan büyük yalak: Muslukta su kalmamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zalak» dan im.). 1. Ayak kayacak yer. 2. mec. Yanlışa düşüren iş ve durum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «alâka», «tâlik.den imef.) (mü. muallaka). 1. Asılmış, tâlik olunmuş, asılı: Duvara muallak bir levha.Bir yere dayanmadan havada veya boşta duran: Gök cisimleri muallak duruyor. Henüz karar verilmeyip veya hallolunmayıp öyle duran (iş, mesele). 4. Boşluk, feza: Muallakta durmak mümkün müdür?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suspense. limbo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hung. suspended.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suspended. left in suspense. uncertain. pendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معلق] asılı, havada.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kaside-i muallaka» dan kısaltılmış) (c. muallakaat). Câhiliyet devrinde KAbe duvarına asılan kaside: Kays’ın muallaka’sı. Muallakaat-ı Seb’a = Bu şerefi kazanan yedi ünlü kaside.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معلقيت] havada kalma, asılı kalma, hükümsüz olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «galak» dan imef.) (mü. muğlâka). 1. Kapalı, kilitli. 2. Anlaşılmaz, karışık, mânâsı zor anlaşılan, açık ve vâzıh olmıyan, kapalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambiguous. obscure. complicated. confusing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstruse. recondite. difficult (to understand. confused. ambiguous. in the background. complicate complicated. dark. delphic. doubtful. hazy. imprecise. intricate. obscure. prolix. vague.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغلق] karmaşık, çapraşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغلقيت] karmaşıklık, çapraşıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («kılık» dan uydurulmuş bir kelime). Kılık kıyafeti yerinde, yalnız kılığı olup başka bir fazileti olmayan, gösterişli: Mukallak adam (şimdi kullanılmıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. «lika» öan masdar). Buluşma, birleşme, görüşme: İki imparator filân yerde mülâkat edeceklerdi; aralarında mülâkat olacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interview. interview görüşme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interview. audience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «lika» dan if.) (mü. mülâkıyye). Buluşan, kavuşan, görüşen: Babasına mülâkî oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(la ince) (I. A. «lakab» dan imef.) (mü. mülakkabe). Lâkaplanmış, lâkaplı: Barbaros lakabiyle mülakkap Hayreddin Paşa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «talâk» dan if.) (mü. muntalaka). Bırakılmış, serbest kalmış, koyuverilmiş, salıverilmiş, azad edilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Boşanmış kadın. Bir kimsenin boşadığı kadın: O, falanın mutallakasıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «likâ» dan if.) (mü. mütelâkıyye). Kavuşmuş, ulaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «likaa» dan if.) (mü. mütelakkıye). Alan, telâkki eden, kabûl eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iakab»den İf.) (mü. mütelkkıbe). Lakaplanmış, lakaplı, bir lakabı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «talâk» dan imef.) (mü. mutlaka). 1. Kayıtsız, şartsız, umumiyet üzere, serbest. Mutlaku’l-inân = Başıboş, kayıtsız. Vekil-i mutlak = Her istediğini yapmakta serbest vekil. 2. Adetâ, alelâde, sırf. 3. Elbette: Bugün mutlak gelmelidir, mutlak akşama yetiştirmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peremptory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. positive. sure. unconditional. unconditional salt. saltık. absolutely mutlaka.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. unconditional. unlimited. unrestricted. by all means. without fail. surely. certain. infinite. peremptory. plenary. positive. unconditioned. unquestioning. utter. very.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مطلق] kesin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute temperature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kelvin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Uluslararası yoksulluk düzeyi olarak belirlenen günde 1 dolardan az gibi sabit bir standarda göre tanımlanan yoksulluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necessarily. regardless. surely. absolutely. without fail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without fail. by all means. surely. that's for certain. at any rate. anyhow. needs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مطلقا] kesinlikle, zorunlu olarak, kayıtsız şartsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Kayıtsız ve şartsız, umumiyet üzere: Ben o sözü mutlaka söyledim. 2. Behemehal, elbette: Bunu mutlaka böyle yapmalısınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutism. autocracy. absoluteness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mutlak olma hâli. 2. Parlamentosuz rejim diktatörlük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ملاقات] buluşma. 2.görüşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.karşılaşmak. 2.görüşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keçi yavrusu. Oğlak Burcu = Cediy Burcu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kid. goat. yeanling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kid. goat kid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Capricorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tropic of capricorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tropic of capricorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - On bulak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle ear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle ear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle ear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle ear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Kulak zarının arkasındaki boşluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «otlamak» tan). 1. Hayvanlara otlatacak yer, mer’a. 2. Otu çok yer, çayır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pasturage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

field. grass. grassland. meadow. pasturage. pasture. range.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pasture. grassy area. feeding ground. field. pasture field. grass. grassland. grazing. grazing land. lea. meadow. meadowland. pasturage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Otlamak yoluyla geçinen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeloader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sponger. cadger. sycophant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeloader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sponger. cadger. sycophant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (galat kelime). Beylik otlaklardan alınan eski bir vergi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

express delivery. express messenger. first class mail. special mail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

express delivery. express messenger. first class mail. special mail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. astronomi). Yeryüzünde bulunan bir kimsenin gözünden çıktığı farzedilen doğru ile dünyanın merkezinden çıktığı farzedilen doğrunun, bir gök cisminin merkezinde birleşerek meydana getirdikleri açı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Parlayan, Ar. mücellâ, musaykal, lâmt. 2. Işıklı, F. ziyâdâr, münevver. 3. Şeffaf, berrak, saf. 4. Göze çarpacak surette güzel ve şanlı: Parlak bir galibiyyet. 5. Nüfuzlu, şanlı, muteber, sözü geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shiny. shining. bright. luminous. luminescent. dazzling. glossy. aglow. brilliant. ardent. clear. crowning. crystal. effulgent. flamboyant. flaming. flaring. flashy. fulgent. fulgurant. glace. glittering. glowing. gorgeous. illuminant. incandescent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aglow. bright. brilliant. clear. clever. colourful. fine. flashy. garish. gaudy. gay. glittering. glorious. grand. jazzy. light. luminous. lurid. polish. polished. resplendent. rich. rosy. ruby. shiny. silken. sleek. sparkling. shining. gleaming. successf

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bright. brilliant. shining. gleaming. glistering. radiant. luminous. successful. astute. clear. crystalline. effulgent. gay. glad. glare. glossy. glowing. gorgeous. lively. luculent. lustrous. resplendent. shiny. sparkling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Parlayan, ışıldayan. Temiz. 2.Çok başarılı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Parlak olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brightness. brilliancy. brilliance. luster. lustre. glossiness. radiance. shine. splendor. splendour. effulgence. flamboyance. flame. flashiness. glazing. gleam. glitter. gorgeousness. incandescence. irradiance. lambency. liveliness. lucency. lumines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fire. gloss. glow. irradiation. light. luminance. luminescence. luminosity. lustre. polish. radiance. sheen. shine. sparkle. splendour. varnish. brilliance. brightness. luster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brightness. gleam. gloss. glow. irradiation. radiance. refulgence. resplendence. shine. brilliance. greatness. light. lustre. briliancy. glossiness. radiancy. luminosity luminescence. bloom. glitter. polish. luminance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

LCD panel parlaklığı, yüzeyde bir nokta bırakan ışık miktarıyla ölçülür. Parlaklık kandela birimiyle (bir mumun yaydığı ışık) hesaplanan uç nokta parlaklık seviyeleri sayesinde, iyi aydınlatılmış odalarda veya pencere gibi diğer ışık kaynaklarının yanında bile canlı renk netliği ve resim doğruluğu elde edilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Patlamış, çatlamış, yarılmış, çatlak, yarık: Patlak pabuç, patlak davul. 2. Dışarı vurmuş, fırlamış, çıkıntılı: Patlak göz. 3. Patlama, çatlama, yarık, çatlak. Patlak vermek = Birdenbire meydana çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blowout. burst. torn open. explosion. bursting. puncture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burst. form open. cracked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Zeytinyağı, soğan ve sarmısakla pişirilen yemek çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fish or beans with oil and onions. cold white beans vinaigrette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a cold dish made with dried beans and olive oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doğan vesair kuşları tutmak için kullanılan çığırtkan kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kolayca kabuğundan fırlayabilen: Pırtlak üzüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

popeyed. bug-eyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Flamanca, Fr.). Üzerine ses kaydedilen disk: Plak musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disc. record. disk. phonograph record.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disk. record. plate. plaque. disc. platter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). 1. Deniz ortasında yassı büyük kaya. 2. Kara nakil vasıtalarına takılan numara levhası. 3. Küçük levha. Plaka-aya = Ayar tahtası, demircilerin sac yapraklarını düzeltmek için kullandıkları düz çelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plate. licence plate. number plate. tablet. slab. plaque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

numberplate. plate. license plate. plaque. tablet. license plates.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

number plate. license plate. disc. disk. license plate. license tag. plaque. tablet. name-plate. slip. numbering. sheeting. ticket. stab. name plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. plaquette

onurluk

Bir başarıyı veya durumu ödüllendirmek amacıyla verilen türlü biçimlerde levha.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

platelet. plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaque. plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaquette. booklet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F. A.). Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir ucu toplu zencirli bir nevi eski cenk tokmağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aptal, anlayışı kıt, bön.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silly. stupid. crazy. dimwitted. doltish. dopey. gullible. jerky. obtuse. idiot. fool. stupid. silly. country bumpkin. cretin. dolt. dope. ninny. sucker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silly. stupid. crazy. dimwitted. doltish. dopey. gullible. jerky. obtuse. idiot. fool. country bumpkin. cretin. dolt. dope. ninny. sucker. apish. ass. berk. booby. bugger. chump. clod. clot. cockeyed. cuckoo. daft. dim. dummy. fucker. goon. nit. nitwit. t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

half-witted. dolt. sloppy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. “şal” dan Rumca’ya uydurularak yapılmıştır, «şalcık» demektir). Yünden İnce bir cins kumaş ki kadın giyeceği, hırka ve yorgan yüzü vesaire olur. Lahuraki buna benzer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to begin to act like a nincompoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silliness. stupidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

half-wittedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıplak. Şallak mallak = Hayâsızca çıplak olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sille, tokat: Ensesine bir şaplak yapıştırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slap. smack. smacker. spank. spanking. spat. whang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smack. slap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resounding slap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gidermek (susuzluk); yatıştırmak, dindirmek; söndürmek (kireç). slaked lime sönmüş kireç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kar tanesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sol elini kullanan, sol eliyle iş gören, Ar. yesârî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden padişah hizmetinde bulunan bir sınıf asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

left-hand. southpaw. left-handed. left-hander. southpaw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

left-handed. left-hander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

left-handed. cack handed. left- handed person. left handed. lefty. potty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

left handedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

left-handedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. stalactite

min. sarkıt

Mağaraların tavanında aşağıya doğru oluşan, genellikle koni biçiminde kalker birikintisi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stalactite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) SÜ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Suyu çok, batak: Sulak yer, sulak tarla. 2. Kuşlar için su konulan küçük kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watery. wet. water through. water bowl. marshy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well-watered marshy. watery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başı yere koyup bütün vücudu çevirmekten ibâret oyun, Fars. perende. Tepe-taklak = Başaşağı, Osm. sernigûn olma. 2. Bütün varını yoğunu kaybetme: Borsa oyununda tepe-taklak gitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Boşama, nikâhın feshi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce of a wife by her husband.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طلاق] boşama. 2.boşanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dil açıklığı, kolay ve serbestçe söz söyleyiş. Ar. selâset.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eloquence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طلاق نامه] boşanma belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Alamanadan küçük, iki çifte balıkçı kayığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skylark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tasın dibi gibi çıplak ve kılsız, cavlak: Başı taslak. 2. Başı bu şekilde kılsız olan, tas başlı: Taslak adam. 3. Bir işin henüz halledilmemişi, kabası, tasarlanmış şekli: Taslağını bir kere meydana getirelim. 4. Tertip, plan, çerçeve, kafes: Binanın taslağı. Kabataslak — Ancak şekil düzenini gösterecek surette kaba ve sade. Ukalâ taslağı = Ukalâlık eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sketch. outline. schema. roughcast. rough. drawing. study. conspectus. design. diagram. draft. draft plan. draught. plan. silhouette. skeleton. tracing. visual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

design. draft. outline. plan. rough. skeleton. sketch. study. wishy-washy person. rough draft. model.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sketch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Taslak hazırlayan işçi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yeni doğmuş at yavrusu. Biniye gelmiş iki yaşında at yavrusu. Deve yavrusu. 2.Yaramaz çocuk.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تلاقی] buluşma, görüşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «likaa.dan) Birbirine ulaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «likaa.dan) (c. telakkiyyât). 1. Alma, kabûl etme: Bazı emirleri telakki etmeye gitti. 2. Bir suretle kabûl etme: Verdiğiniz haberi nasıl telakki etti?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interpretation. view. consideration. viewpoint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consideration. evaluation. viewpoint. view. way of looking at a matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تلقی] anlayış, görüş, değerlendirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anlamak, değerlendirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تلقيات] görüşler, anlayışlar, değerlendirmeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lakab» dan). Lakablanma, lakab takınma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DELLAK) (ke ile) (i. A. «delk» ten imüb.) (halk ağzında: Tellak (ka ile). Hamamda müşterileri ovuşturup kese süren ve yıkayan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendant who massages and bathes the customers of a Turkish bath. rubber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk ağzında tellaklık (ka ile)). Hamamda müşterileri ovuşturup kese süren ve yıkayan kimsenin hâl, sıfat ve vazifesi: Hamamda tellâklık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upside down. head over heels. on one's head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head foremost. head over heels. upside- down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yuvarlak, şişman, tombul: Tombalak bir çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yuvarlak, gülle şeklinde: Topalak adam. 2. Yuvarlak pamuk dengi: Bir topalak pamuk. 3. Hünnapgillerden bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yuvarlak, gülle şeklinde, eni. boyu fcir: Toparlak adam, tostoparlak bir çocuk. 2. Top arabasına bağlı cephane sandığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very round. limber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calculation given in round figures.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Güzel, genç, yakışıklı. 2.İyi gelişmiş ağaç fidanı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamıyle toparlak.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kulak kepçelerini belirli frekanslarda havalandırarak İçindeki küçük kompakt hoparlörün etkisini artıran teknoloji.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tuzla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sabine soil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tatar, postacı. El-ulağı = Yardımcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

messenger. courier. carrier. despatch rider. dispatch rider. dispatch-rider. runner. summoner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

messenger. courier haberci. messenger - özel ulak. special deliver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

courier. messenger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

sönmemiş kireç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long eared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [والاقدر] saygıdeğer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Velîkin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hayvanların su vesaire içtikleri kap, tekne: Köpeğin yalağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yamalı, yama vurulmuş, ekli. Yarım yamalak = Tamam olmayan, noksan, kusurlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir nevi büyük puhu kuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedridden. housebound. confined to bed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permanently bedridden. bed ridden. confined to bed. confined. invalid. laid up. sick- abed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yırtılmış, yarılmış gibi açık: Yırtlak göz.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yüksek kontrast plakaları BRAVIA projektörlerimizde bulunur. Işığın içeri sızmasını önlemek ve dolayısıyla da daha derin siyahlar ve daha yüksek bir kontrast oranı sağlamak için, bu plakalar Gelişmiş İris İşlevi ile birlikte çalışır. Geleneksel panellerin flüoresan tüplerinden ışık sızabilir ve bu da siyahların koyu gri görünmesine neden olur.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

Eğer köşeli olsalardı kenarları dayanıklılık açısından çok zayıf olurdu. İüphesiz böyle bir yumurtayı yumurtlamak da tavuk için bir işkence olurdu. Aslında dış yüzeyi en dayanaklı geometrik şekil küredir ama bu şekildeki bir yumurta da bulunduğu yerden yuvarlanıp gidince nerede duracağı belli olmaz.

Hemen hemen tüm kuş yumurtalarının bir tarafı daha yuvarlak diğer tarafı da daha incedir. Bu sekil, yumurtaların yuvada birbirlerine en yakın ve en az hava boşluğu bırakacak şekilde durmalarını sağlar. Böylece hem ısı kaybı önlenir hem de yuvadaki yerden en iyi şekilde faydalanılır.

Yumurta yuvarlanıp gittiğinde düz gitmez, ince tarafı üstünde dairesel bir yol çizer ve başladığı yere yakın bir noktada durur. Yani bu şekli ile yumurtanın düz bir yüzeyde yuvarlanarak kaybolup gitmesi mümkün değildir. Asıl önemlisi bu şekli ile yumurtanın kuştan veya tavuktan daha rahat çıkmasıdır. Genel tahminin aksine yumurtanın yuvarlak yani daha geniş tarafı önce çıkar. Hem bunu hem de yumurtanın her iki tarafındaki farklı şeklini sağlayan yumurtanın çıkış yolu üzerindeki kaslardır.

Pek alakasız gözükse de tavuğun içinde yumurtanın oluşmaya başlayabilmesi için önce güneş ışığının veya yapay bir ışığın tavuğun gözüne çarpması gerekir. Böylece göz yolu ile uyarılan tavuğun hipofiz bezi bir hormon salgılar. Bu hormon kan dolaşımına girer ve bu yolla yumurtalığa taşınır.

Hormon burada bulunan binlerce yumurtadan birinin içine pirer ve o yumurtanın aniden çok hızlı bir şekilde büyümesini sağlar. Önce yumurta sarısı meydana gelir ve yumurta, yumurta kanalına geçer, döllenme organlarında geçirdiği aşamalardan sonra 24-25 saatte oluşumunu tamamlar.

Yumurta, yumurta kanalını kesik kesik hareketlerle geçer. Buradaki dairesel kaslardan sırası ile geçerken, yumurtanın önündeki kas gevşek durumda iken arkasındaki kas kasılır, daralır.

Yumurta bu kanalın başında iken küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kaslar büzüşerek hem yumurtayı ileri iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik bir sekil almasına sebep olurlar. Çıkışa kadar yumurta kabuğu da sertleşir ve bu haliyle dışarı çıkar. Yumurtanın şeklinin ve kalın kısmının önce çıkışının nedeni de budur. Sürüngenlerde ise bu düzenek yoklur. Onların yumurtaları çıkışta küresel şekildedir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen yuvarlak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Yuvarlak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: yumarlak, galatı: yuvalak). 1. Top şeklinde, Ar. müdevver, kürevî: Yuvarlak bir taş. 2. Tekerlek şeklinde, dairevî: Yuvarlak kâğıt, kutu. 3. Top, küre: Hokkabaz yuvarlağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annular. circular. conglobate. orbicular. rotund. rotundate. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domed. full. knobbly. round. circular. spherical. globular. globe. sphere. ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular. disc. disk. globe. rotund.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yuvarlak hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yuvarlak hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conglobate. round. round out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yuvarlak olan şeyin hâli ve şekli: Bunun yuvarlaklığı muntazam değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Boş yere zırıltı eden. 2. Çok öten bir cins böcek: Cırlak.

Türkçe Sözlük by