Lat ne demek? | Lat anlamı nedir? | Lat

Lat anlamı nedir?

Lat ne demek?

Lat anlamı nedir?

Lat | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(i. A.). Câhiliyyet devrinde Arap’ ler’ın taptıkları putlardan biri olup Menât ile beraber en meşhurlarındandı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) latitude.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Latif, güzel, yumuşak, hoş, nazik olan bütün olayların ve eşyanın inceliklerini bilen Allah’ın kulu. - el-Latif; Allah’ın isimlerindendi. (bkz.Latif).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. L.’den) (gramer). Bir isim hali, ismin uzaklaşma hali, ismin mekân, yer bildiren bir hail: Çarşıdan geldim misalinde çarşı kelimesi ablatif haline girmiştir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. ablatif

db. çıkma durumu

Ad soylu bir sözün taşıdığı kavramda çıkış bildiren, -dan / -den, - tan / -ten ekleri ile kurulan durum.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).(tlb). bedenden (ur, uzuv) alma; (jeol). (taşların) zamanla aşınması; uzay sürtünme ısısının zarar vermeden dağıtılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (s). Latince isimlerde ablatif, ismin -(den) hali; (s) -den halinde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir balık ağı çeşidi. Uzunluğu 150, genişliği 4-10 kulaç kadardır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yığmak; toplamak , biriktirmek; birikmek, çoğalmak, yığılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yığma, biriktirme, toplama; toplanma, yığılma; biriktirilmiş veya toplanmış şeyler; biriktirilip sermayeye eklenen faiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). toplayıcı, biriktirici; toplanmış, birikmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplayıcı şey veya kimse; su gücünü toplayan cihaz; (ing). akümülatör, akü .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mayhoş etmek, biraz ekşitmek. acidulous (s) mayhoş, eksice.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عضلات] kaslar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaltaklanmak, tabasbus etmek. adula'tion (i). mübalağalı bir şekilde methetme, aşırı övgü, tabasbus, yaltaklanma adulatory (s). aşırı övgü niteliğinde olan, yaltaklanma mahiyetinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daze. flummox. stun. to take to town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Şaşkınlığa düşürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. «Afet» ten). Sabrını tüketmek, kararsız etmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilham; vahiy.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Ağırlığını arttırmak, daha ağır etmek: Yükümü ağırlatmayın.

2.İkram ve izâz ettirmek, kabûl ettirmek.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغلاط] hatalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tragic. causing to cry / to weep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birini canını acıtarak ağlamaya mecbur etmek, ağlamasına sebep olmak: Çocuğu ağlatmayın! Çok tesir etmek. Anasını ağlatmak = Çok eziyet etmek, çok ıstırap vermek, sömürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draw tears from smb. make cry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb cry. to reduce sb to tears.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make weep / cry. to cause to whimper / whine. to touch deeply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.).

1.Gülgillerden bir ağaç ve bu ağacın armuda benzeyen meyvasi. Kendi kendine yetişen bu ağaca armut aşılanır. Yaban armudu (Piraster).

2.Kaba, yol yordam bilmeyen kimse: Adam ahlatın biri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wild pear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاط] salgılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(Yaban armudu, Piraster, Pirus elaegrifolia, Wild pear-tree, Poirier sauvage): Gülgillerden, kendi kendine yetişen ve üzerine armut aşılanan bir ağaçtır. Yemişi iyice olgunlaştıktan sonra yenir. Kullanıldığı yerler: Meyveleri ishal keser. Zehirli hayvan sokmalarında, filizi ezilip yaraya sürülür.

Şifalı Bitki by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاط اربعه] dört özsuyu kan, salya, safra, dalak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Akşama erdirmek, akşama kadar oyalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. fizik). Elektrik enerjisini depo eden cihaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulator. storage battery akü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulator. battery. secondary battery. storage battery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Alet), Aletler, (bk.) Alet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آلات] aletler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güneş doğmadan önce ufukta beliren karışık renkl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Derisinde benekler olan tay.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Son asırda yanlış olarak «Türk Musikisi» yerine kullanılan tâbir, italyanca alla turca’dan gelir ki, «Türk tarzında» demektir ve Batı Musikisi’nde mehter musikimize benzetilmek istenen eserler için kullanılmıştır. Mızıkay-ı Hümâyûn’a gelen İtalyan müzisyenler tarafından musikimize verilmiş addır.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. alla turca

Doğuluca

Eski Türk gelenek, görenek, töre ve hayatına uygun.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the ottoman/turkish style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Turkish style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Turkish music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

system of timekeeping according to which the clock is set at 12 : 00 at sun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squat toilet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). indirmek, azaltmak, alçaklaştırmak.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Enuresis denir. Altına ve yatağına işeyen çocuklar; genellikle anne ve babasından yeteri kadar sevgi ve ilgi görmeyen çocuklardır. Hastalık, belli bir nedenden kaynaklanmıyorsa; yapılacak iş, çocuğa ihtiyacı olan sevgiyi vermektir; ancak altını ıslatmak, herhangi bir böbrek rahatsızlığı veya şeker hastalığından da kaynaklanabilir. Bu nedenle doktora gitmek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Süzme bal

Hazırlanışı : Hergün, en az iki tatlı kaşığı süzme bal yedirilir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gezmek, yürümek. ambulant (s) seyyar, gezici; (tıb). vücudun bir tarafından başka tarafına geçen; (tıb). hastayı yatırmaya lüzum göstermeyen. ambula'tion (i). gezme, gezinme, gezicilik. am'bulatory (i)., (s)., (mim). gezilecek yer; (s). g

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). badem gibi, bademe ait yahut bademden yapılmış; (i)., (tıb). badem sütü. amygdal'ic (s). bademden yapılmış. amygdalic acid badem asidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nefes darlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narration. narrative. short story. story.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narration. story. short story. narrative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bildirilmek, zihne yatırılmak: Bu iş bana böyle anlatılmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be told. to be explained.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manner of telling. expression. strain. verbalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression. narration. exposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

/ adj.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Anlatış tarzı, ifham, tefhim, ifade: Anlatışa göre fetvâ verilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manner of telling. way of describing. recital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narration. recital. recitation. relation. speech.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narration. recital. rehearsal. telling. explaining. commentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanation. narration. depiction. explication. indication. relation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (muzari: Anlatır).

1.İfham, tefhim etmek, anlayacak surette ifade etmek: Bu adama maksadımı anlatmağa çalışıyorum.

2.Öğretmek, tâlim, ders vermek: Ders anlatıyor.

3.Açıkça söylemiyerek remiz ve imâ ile ifade etmek: Ben yarın gelmeyeceğimi anlatır gibi oldum.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be enunciative of. tell. describe. explain. express. report. put smth. across. communicate. explicate. narrate. recount. show forth. unload.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

describe. elucidate. express. narrate. recite. recount. rehearse. relate. report. tell. weave. word. to tell. to express. to narrate. to relate. to recount. to explain. to expound. to describe. to commentate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to explain. to tell. to relate. communicate. define. denote. depict. explicate. express. illuminate. illustrate. narrate. recoup. render. report. represent. show. utter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Vasıtayla anlatmak, birine bir başkasının aracılığı ile bir şeyi malûm ettirmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). imha etmek yok etmek; bozmak; iptal etmek, feshetmek. annihilable (s). imha edilebilir, fesh ve iptal edilebilir. annihila'tion (i). imha, yok etme; iptal; tüketme; fena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). halkalı, halkalardan meydana gelmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halka Sekli, halka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havarilik makamı ve görevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (huk). davaların yeniden görülmesine ait.appellate court temyiz mahkemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ad, isim, nam, lakap, unvan, mahlas; isimlendirme, ad verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). cins isim; lakap, mahlâs, unvan; (s). cins isme ait; tanımlayıcı, tavsif edici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Arasını açmak, aralık etmek, seyrekleştirmek, dağıtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth opened slightly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Etsiz ve lagar etmek, zayıflatmak.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Arkadan aydınlatmalı bir ekranda, sıvı kristal veya farklı türde bir elektronik ekranın arka kısmında bir ışık kaynağı (genellikle LED) bulunur. Sony WALKMAN® serimizde kullanılan bu ekran, özellikle parlak günışığında ekranın daha kolay okunmasını sağlar. Arkadan aydınlatmalı ekran teknolojisi sayesinde, dışarıda ve hareket halindeyken de ekran yazılarını kolayca okuyabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) mafsal ile birletirmek ; mafsallarla bitişmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mafsallı; düzenli bir şekilde birbirine bağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). açıkça beyan etmek, ifade etmek; telaffuz etmek, söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). düşüncelerini rahatça ifade edebilen; konuşkan. articulately (z). açıkça ifade ederek, kolay anlaşılır bir şekilde. articulateness (i) açıkça ifade etme kabiliyeti, belagat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mafsal, eklem, oynak yeri; bitiştirme; telâffuz; telâffuz şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aşağı duruma düşürmek, indirmek, küçültmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Çiçek ve aşısı olan başka hastalıklara karşı aşı vurdurmak, bilvasıta aşılamak: Çocukları aşılattım.

2.Ağaca aşı vurdurmak: Badem ağacına kaysı acılattım.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let vaccinate. to make inoculate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aşılama yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). benzetmek, uydurmak , tesbih etmek, bagdaştırmak; özumsemek , hazmetmek, emmek assimila'tion (i). benzeyis, tesbih; benzesme, temsil; hazım, emme, ozumseme, asimilasyon assim'ilative (s). benzeten, teşbih eden; hazmedici, özümseyici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gökcisimlerine tapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Atlatılmak. Tehlike atlatıldı. Adam atlatıldı. Deve hendekten atlatıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be avoided. to be put off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evasion. omission. riddance. making sb jump. recovery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dodge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Birini atlatmaya ve sıçramaya sevk ve icbar etmek.

2.Geçirmek, aşırmak, savmak: Bir hastalığı, bir belâyı atlatmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give smb. the slip. beat smb. to it. overcome. put off. get over. come through. bypass. circumvent. dish. dodge. escape. jump. let down. outwit. parry. pull through. shake. skip. slip. stall off. take. throw off. tide over. turn. ward off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breeze. cheat. circumvent. dodge. escape. fend. to make jump. to leap sth over sth. to recover from. to overcome. to escape. to elude. to avoid. to weather. to doge. to throw sth/sb off. to get rid of. to cheat. to evade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb jump. to have a narrow escape from. to overcome. to put off sb with empty promises. circumvent. come through. dodge. escape. fob off. send sb to the right about. shake. shed. shirk. to get through. weather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kulaklı veya kulak gibi kısımları olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(tıb). kendi vücudundan alınan bir madde ile aşılanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gecenin ayazına bırakıp üşütmek, ayazda bekletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illuminator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illustrative. informative. illuminating. enlightening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illuminating. enlightening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be illuminated. to be enlightened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illumination. lighting. enlightenment. clarification. edification. elucidation. irradiation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illumination. lighting. clarification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clarification. illumination. stage lighting. clearing. enlightenment. lightening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ).

1.Bir yeri ışıklı hale getirmek.

2.Bir meseleyi anlaşılmasını kolaylaştıracak şekilde izah etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let daylight into smth. illuminate. light up. brighten. set light to. lighten. dissolve. clear. clear up. solve. charge. civilize. clue. elicit. elucidate. enlighten. enucleate. flash. flash on. illume. illumine. irradiate. light. post. rake up. shi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clarify. elucidate. enlighten. illuminate. irradiate. lighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to illumine. to illuminate. to clarify. to enlighten. brighten. bring round light. clue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (galatı: ayıklatmak). Tefrik Ve temyiz ve intihap ettirmek, seçtirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sert söz söyletmek: Ben evlâdımı kimseye azarlatmam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عضلات] adaleler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Badanalatmak, badana ettirmek: evi hangi badanacıya badanalattınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Bahşiş ve hediye verdirmek.

2.Affettirmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sb pardoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Rabt ve bend ettirmek: Denkleri bağlattınız mı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth tied / connected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brake lining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A West Indian sapotaceous tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bully tree ; also, its milky juice , which when dried constitutes an elastic gum called chicle, or chicle gum. a hard-wooded tropical tree yielding balata gum and heavy red timber when dried yields a hard substance used e.g. in golf balls.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brake lining. facing. liming. packing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rubber like material used for making soft golf ball covers Example: Balata covered golf balls yield a high spin rate and lots of feel, but don't offer much durability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Narural or synthetic compound used to make the cover for top-standard golf balls Its soft, elastic qualities produce a high spin rate and it is favoured by tournament players. rubber like material used for making the outermost layer of a golf ball softer

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Balaban).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

initiation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starting. putting in action. initiation. send off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Başlatmak: Orağı bitirdiler, bugün harmana başlatacağım. Coğrafya dersine başlattım.

2.(Çocuğu) mektebe vermek: Çocuğu mektebe başlattı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begin. start. give a start. open the ball. commence. get going. induct. initiate. institute. launch. lead away. lead off. open. set off. stir up. trigger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begin. initialize. initiate. instigate. originate. start. to start. to initiate. to instigate. to trigger. to cause. to cause to swear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

start. initiate. launch. to start. to put in action. lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bırakıp eskitmek: Suyu bayatlatmamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kurban ve şeker bayramlarında camilerde okunan salât. Türk musikisinin dinî musiki kısmının cami musikisine ait bir formudur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدلات] bedeller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

import without foreign exchange transfer. import with waiver. unpaid non-quota imports. non-cost import. imports free from payment. import without waiver. imports free of payment. import without velue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gecikmiş, geç kalmış. belatedly z. gecikerek, vaktinden sonra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağartmak, beyaz yapmak: Şu mermerleri ovarak beyazlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whiten. bleach. blanch. chalk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to whiten. to bleach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çelik gibi güçlü, saygın kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dikkatsiz, kayıtsız.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki kulaklı veya kulağa benzer iki uzvu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kitabı Mukaddes'e fazlasıyle tapınma; kitaplara aşırı derecede tutkun olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاتفریق] hiçbir ayırım gözetmeksizin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاتهلکه] tehlikesizce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاتأمينات] güvencesiz, teminatsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki taraflı, iki kenarlı, iki cepheli. bilateralism, bilateralness i. iki taraflılık. bilaterally z. iki taraflı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاتأخر] gecikmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی مبالات] kayıtsız, umursamaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., k.dili düşünmeden söylemek; melemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bödüren; yüksek sesle bağıran; kaba, açık, bariz, aşikâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. saçma sapan konuşmak; saçma laf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have someone slaughtered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Berbat etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to provide liberally. to make plentiful. to loosen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitabın iç kapağına yapıştırılan ve sahibinin ismini gösteren desenli kağıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Uzatmak, boy kazandırmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., biyol. kabarmış gibi görünen, üstü kabarcıklı olan; anat. şişkin, şişmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hesap etmek, hesaplamak; saymak; ayarlamak; ABD, (leh), niyet etmek, planlamak, tasarlamak; düşünmek; tahminde bulunmak; upon veya on ile güvenmek, dayanmak. calcula'tion (i). hesaplama, hesap; tahmin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hesap yapan; ihtiyatlı, dikkatli; egoist çıkarcı. calculating machine hesap makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hesap eden kimse; hesap makinası; hesap cetveli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çalkalatmak, çalkalamasını temin etmek, çalkatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cam taktırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have glass installed (in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çan şeklinde, çan biçiminde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çamur sürdürmek, çamur bulaştırmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Canbulat en-Naşirî. Mısır Memlûk sultanı. Yaşbekin kölesiydi. Yaşbek, Canbulat’ı Sultan Kayıtbay’a sattı. Kayıtbay kendisine önemli görevler verdi. Halep ve Şam valiliğine kadar yükseldi. 1500 yılında sultanlığı ele geçirdi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (anat). bünyesi sünger gibi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Canlı TV yayınını duraklatmanıza imkan tanıyan Sony HDD kayıt cihazları sayesinde artık hiçbir anı kaçırmayacaksınız. Yavaş gösterim ve hızlı ileri sarma işlevi dahil olmak üzere kaldığınız yerden itibaren sahneleri farklı hızlarda oynatabilir ve istediğiniz an canlı yayına dönebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tilâvet etmek, Kur'an ı nağme ile okumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapa vurdurmak, çapa ile kazdırmak: Bağı kime çapalatıyorsunuz?

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). teslim olmak; silâhları bırakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şartlı olarak teslim olma; silahları bırakma; özet, hulâsa; (çoğ). kapitülasyonlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kim). asit fenikli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kardinallik makamı; kardinaller zümresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kale tipinde inşa edilmiş, mazgallı ve kuleli olarak yapılmış; çok kulesi olan castella'tion (i). mazgallı barbata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bir şeyi, parçaları büsbütün ayrılmayacak derecede ortadan ayırmak, çatlak hale getirmek. Bu bardağı kim çatlattı? Değneğimi çatlattım.

2.Sıkıntıdan veya çok yemekten patlayacak dereceye getirmek: Adamı çatlatmayın.

3.Çok kıskandırmak, hasetten pek muztarib etmek: Düşmanının muvaffakiyetini söyleye söyleye herifi çatlattım.

4.(atı) Çok koşturup telef etmek: Atını çatlattı. Topuk çatlatmak = Çok koşmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. chap. crack. fracture. to crack. split. to fracture. to chap. to ride to death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burst. chap. crack. fracture. rift. rupture. split.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çayırlamasını temin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tow rope. hauling cable. trail rope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CELLAD) (i. A.) (Asıl mânâsı: Kırbaççıdır). Idam’a mahkûm suçluları idam etmekle görevli adam. Ar. seyyâf. mec. Pek merhametsiz adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

executioner. hangman. hatchet man. jack ketch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

executioner. hangman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

executioner. deathman. hangman. headsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şarlatan kimse, sahtekar kimse. charlatan'ic (s). şarlatan. charlatanism (i). şarlatanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). çikolata; koyu kahverengi; (s). çikolatalı, çikolata ile yapılmış; çikolata renginde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Meksika yerlilerinin dilinden). Sütlü veya sütsüz olarak kakaodan yapılan maruf yiyecek, çikolata.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

choc. chocolate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chocolate. confectionery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chocolate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut ÇINLAMA (i.). Çın çın etme, ötme, uğuldama: Kulak çınlaması: Aslı olmadığı halde kulağa gelen uğultu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth ring. to make sb's ears ring. ting. tinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıplak hale getirmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). deveran etmek dolaşmak, cevelân etmek; dağıtmak, elden ele geçirmek: dolaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). devir deveran dolaşım; (s). devreden, dolaşan. circulating library dışarıya kitap veren kütüphane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devir, deveran, dolaşım cereyan; kan dolaşımı; tedavül, piyasadaki para miktan; kitap verme; dağıtım miktarı, tiraj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devir ettirici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dolaşıma ait: kan dolaşımına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafım dolaşmak; tavaf etmek. circumambula'tion (i). etrafını dolaşma. circumam'bulatory (s). etrafını dolaşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f). etrafına siper çekili, etrafı çevrili; (f). etrafına siper çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya CIRLATMAK (f.). Cırt sesi çıkartmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parmakları veya ateşte tuz, mısır ve kestane gibi bir şeyi çıtırdatmak, patlatmak. Kıvılcım çıtlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crack (one's knuckles. to drop a hint about. hint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cız ettirerek yakmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). takırdatmak, çatırdatmak; yüksek sesle konuşmak, gevezelik etmek; takırdamak, ses çıkarmak; (i). patırtı takırtı, ses, gürültü; gürültülü konuşma; boş laf; dedikodu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). pıhtılaştırmak; pıhtılaşmak .coag'ulant (s). pıhtılaştıran. coagula-tion (i). pıhtılaşma. coag'ulator (i) pıhtılaştıran madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) karşılaştırakak okumak, karşılaştırmak (metin); (matb). tertip etmek, sayfalarısıraya koymak, harman yapmak; (kil). papazı kilise memuriyetine tayin etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). yan yana olan; aynı eğilimde ve etkide olan; aynı sonuca yönelen; ikincil, tali; munzam, yardımcı, tamamlayıcı; aynı soydan gelen.; (i)., A.B.D karşılıklı teminat; maddi teminat; soydaş; yardımcı olay, durum veya kısım. collateral evidence müek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( i). karşılaştırma; nüsha tavsifi; hafif yemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hitap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). derleme; derleme eser, çeşitli kaynaklardan toplanan bilgi veya yazılarla meydana getirilen eser; liste.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sohbet etmek, başbaşa vermek, konuşmak. confabula'tion (i). sohbet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir metinde iki varyantın bir arada bulunması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tebrik etmek, kutlamak. congrat'ulatory (s). tebrik mahiyetinde. congratula'tion (i). kutlama. CongratulationsI Tebrikler I Tebrik ederim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teselli, avunç; teselli vesilesi veya sebebi. consolation prize teselli mükâfatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). teselli edici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). takımyıldız, burç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düşünmek, düşünüp taşınmak; niyetinde olmak, tasarlamak; seyretmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tefekkür, düşünme; tasarlama; dalgınlık. in contem plation of düşüncesiyle,...ihtimalini göz önünde tutarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dalgın, düşünceye dalmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),, (ask). kuşatan ordu tarafından kazılan hendekler hattı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bağlı, raptedilmiş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). cinsi münasebette bulunmak, çiftleşmek. copula'tion (i). bağlama, raptetme; cinsi yaklaşma; (man). bağ, rabıta. copulatory (s). bağlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). rapteden, birleştiren, atfeden (uzuv veya kelime). copulative conjunction atıf edatı. copulative proposition (man). bağlayıcı önerme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). karşılıklı ilişkisi olmak, aralarında uygunluk sağlamak, (iki şey, netice, rakam) arasında ilişki kurmak; (i). birbiri ile ilgisi olan şeylerin her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşılıklı ilişki; (mat). değişkenlerin birbiri ile bağlantısı; (biyol). organların birbirleriyle olan bağlantısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). karşılıklı, mütekabil; (i). karşılıklı ilişkisi olan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). crenellated.(s). mazgallı. crenelation (i). mazgallı siper.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot)., (zool). külahlı, kukuleteli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kakao tanelerinin tozundan yapılmış bir çeşit şekerleme, (bk.) Çikolata (çikolata sözü Meksika dilinden gelir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Derinleştirmek, ‘daha derin kazmak: Havuzu biraz daha çukurlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Türk dinî musikisinin cami musikisi dalında, cuma günleri okunmaya mahsus güfteli bir şekli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birikmek, biriktirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). birikerek çoğalan, ilavelerle genişleyen, toplanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kızgın demirle damga vurdurmak, damgalatmak.

2.Tedavi maksadiyle kızgın demirle yaktırmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Damla damla akıtmak: Bir fincan suya biraz lokman ruhu damlatmelı.

2.Damla ile ilâç koymak: Gözüme bir ilâç damlattı.

3.Bir sıvıyı ısı ile buhara çevirip inbik vasıtasiyle yeniden sıvı hâline geçirmek ki, bu iş, o maddenin tasfiyesine de hizmet eder. Osm. taktir etmek: Şarabı damlatmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dribble. drip. to drip. to drop. to dribble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put drops (in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Genişliğini azaltmak, dar yapmak, sıkmak: Esvabı, sokağı darlatmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bilhassa harbin) kuvvetini azaltmak; azalmak, ehemmiyetini yavaş yavaş kaybetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hava veya gazı boşaltmak; gururunu kırmak, informal burnunu sürtmek; fiyatları duşürmek. deflation (i). hava veya gazı boşaltma; fiyatların düşmesi, deflasyon. deflationary (s). fiyatların düşmesine sebep olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. déflateur

ekon. para kısıtlayıcı

Para kısıtlaması işlemini yapan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. delâlet). Yol göstermeler, alâmet olmalar, kılavuzluklar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaymak. delator (i). iftiracı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tüylerini veya kıllarını almak; tüylerini veya kıllarını yok etmek. depilatory (s)., (i).kıl döken (ilaç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). nüfusunu azaltmakveya boşaltmak. depopula'tion (i). halkın başka yere gitmesi veya afet sonucu nüfusun azalması veya tükenmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). boş bırakmak, harap etmek, viran etmek, perişan etmek; yalnız bırakmak, kimsesiz bırakmak; kederlendirmek, meyus etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). terkedilmiş, metruk, ıssız, tenha, boş, perişan, harap; kimsesiz, yalnız. desolately (z). terkedilmiş olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). haraplık, perişanlık, viranlık; virane, harabe; kimsesizlik, yalnızlık; keder, yeis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). genişletmek, kabartmak, açmak, şişirmek, büyütmek; on veya upon ile tafsilata girişmek: genişlemek, kabarmak, şişmek. dila'tion, dilata'tion (i). açılma, genişleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb).. bir uzvu genişletmek için kullanılan alet; (anat). vücut boşluklarını genişleten adale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). işini sonraya bırakan, ağırdan alan, sürüncemede bırakan; ağır, üşenen. dilatorily (z). ağırdan alarak, üşenerek, dilatoriness (i). işini ağırdan alma, geciktirme: üşenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (A.B.D)., argo Arap saçı gibi karıştırmak, altüst etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). teselli kabul etmez, çok kederli; acıklı. disconsolately (z). kederle. disconsolateness (i). keder, teselli kabul etmez durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). farklı yapma veya olma (ses).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). başka türlü göstermek, hislerini gizlemek, ikiyüzlüluk etmek. dissimulation (i). mürailik, ikiyüzlülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Acı ve usandırıcı bir ses çıkartmak, vızırdatmak.

2.Fırlatmak, kaçırmak.

3.Ürkütmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring sth to a standstill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üstün başarı; alkış; şeref, büyük şöhret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut FELATUN (hi. A.). Yunan filozoflarından Sokrat’ın talebesi ve Aristo’nun üstadıdır, mec. Hakîm, filozof: Eflâtûn-ı Cihân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lilac-coloured. lilac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lilac-coloured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Yun.) (Erkek İsmi) 1.Açık mor. 2.Aristo’nun hocası, Sokrat’ın talebesi, ünlü Yunan filozofu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Eflâtûniyye). Filozof Eflâtun’a ve onun felsefî ekolüne mensup ve ait: Meslek-i Eflâtûnî, efkâr-ı Eflâtûnîye c.: Eflâtûniyyûn: Eflâtûn’un felsefe ekolüne mensûb veya inanmış olanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Leylak ileerguvân renkleri arasında açık mora çalan bir renk: Eflâtûnî bir köşk, bir çiçek. i. Bu renk: Eflâtûnîye boyamak. Eflâtûnîyi sevmem (bu ismin menşei karanlıktır. Fakat Eflâtûn’un felsefesi gibi karmakarışık, ilk görüşte isim verilemeyen bir renk benzetmesinden geldiği düşünülebilir).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birden bire söyleyivermek; atmak, fırlatmak, fışkırtmak. ejacula'tion (i). ünlem; (fizyol). dışarı atma, fışkırtma. ejaculatory (s). ünlem şeklinde, birdenbire, ani, fevri (söyleyiş).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sevindirmek, mutlu etmek, neşelendirmek, coşturmak, gururlandırmak. elated s. mutlu, memnun, sevinçli, bahtiyar. elation i. gurur, sevinç, kıvanç, mutluluk, saadet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ecza. müshil olarak kullanılan eşek hıyarı özü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. elektroliz usulü ile kaplamak; i. bu şekilde kaplanmış şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. hadım etmek, enemek, burmak; kuvvetten düşürmek; (bazı kısımları çıkarmak veya sansür etme yoluyla) edebi bir yazıyı hafifletmek; s. kuvvetten kesilmiş; efemine, erkekliği olmayan. emascula'tion i. hadım etme veya edilme; kuvvetten düşürme, kuv

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. rekabet etmek, geçmeye çalışmak; gıpta etmek, taklit etmek. emula'tion i. rekabet, benzemeye çalışma, gayret. em'ulator i. benzemeye gayret eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. saçaklık, direk üstü tabanı, sütun pervaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) eş kenar; eşkenar şekil; (s.) eşkenar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.).

1.Namazın usulleri. 2.Yol, usûl, Adâb.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yükseltmek, yükselmek (fiyat, maaş); kızıştırmak, kızışmak (savaş,anlaşmazlık); artırmak, artmak. escala'tion (i.) artış, yükseliş, kızışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yürüyen merdiven. escalator clause (i.), A.B.D. hayat pahalılığına göre ücret artışlarını ayarlamak üzere toplu sözleşmelere konan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ışıksızlıktan ağartmak veya ağarmak (bitki).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

EVLAD, EVLAT (i. A. c.) (m. veled). Veledler, oğullar, (bk.) Veled. i. Çocuk: Evlâd ve ayâl.

2.Soysop, nesil, sülâle: Evlâd-ı Resûl, evlâd-ı fâtihân.

3.Erkek, kız çocuk: Kaç evlâdı vardır? Beş evlâdı, bir erkek evlâdı, bir kız evlâdı vardır; gel evlâdım; gelin evlatlarım. Evlâd-ı zükûr = Erkek çocuklar. Evlâd-ı inâs = Kız çocuklar. Evlâd-ı memleket = Memleket çocukları, ahali, vatandaşlar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

child. cion. slip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seed. child. son. children. descendants. daughter. filial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

child. son. daughter. children. offspring. descent. issue. scion. sonny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adopt. adopt a child.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oğulluk, Ar. bünüvvet: Falanı evlâtlığa kabûl etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filiation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adopted child. foster child.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adopted / foster child. adopted child. adoptee. the adoptee. adoptive child. nurse child. filiation. foster son.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çocukları olmayan, Ar. akîm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çocukları olmama, çocuksuzluk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) soluk alıp verme, nefes verme; soluk, nefes; herhangi bir şeyden çıkan koku veya buhar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., with ile dostça tenkit etmek, uyarmak, ikaz etmek, nasihat etmek. expostula'tion (i). dostça tenkit,uyarma. expos'tula'tor (i). nasihat eden kimse. expos'tulator'y (s). tenkit veya ikaz kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (mat). bir seride bilinen rakamları veya miktarları esas alarak bilinmeyenleri tahmin etmek, mana çıkarmak. extrapola'tion (i). bilinene dayanan tahmin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. eyâlet). Eyâletler, umumî valilikler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ایالات] eyaletler. 2.memleketler, topraklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak.) tornada düz ayna,torna tezgâhında işin bağlandığı ayna.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fazla). Fazlalar. (bk.) Fazla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Eflâtun, eflâtun!.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhilarating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put sb at ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Iif veya tellerin meydana gelmesi; (tıb). kalp hastalığında kalbin fazla hızlı ve zayıf çarpması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. philatélie

pulculuk

Pul derleyiciliği veya derleyenlere satma işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. philatéliste

pulcu

Pul derleyen veya derleyenlere pul satan kimse.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iplikçilik; iplik fabrikası, iplikhane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Fırça ile temizletmek: Bu elbiseyi iyice fırçalatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth kiln-dried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be hurled / flung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fling. pitch. projection. throw. toss. hurling. cast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurling. throwing. cast. delivery. ejection. fling. heave. launching. projection. put.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Şiddetle ve ses çıkaracak surette atmak, uçurmak: Elindeki yelpazeyi havaya, denize fırlattı.

2.Bir kenarını, mermerin bir ucunu fırlatmışlar.

3.Fiyatını artırmak, çıkarmak: Un fiyatları fırladı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurl. launch. eject. throw. toss. bung. cast. cast away. catapult. chuck. chuck away. dart. fling. hurtle. pelt. project. send. shoot. shoot out. shy. swing. whisk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bung. cast. chuck. dart. eject. heave. hurl. project. put. shoot. shy. sling. throw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurl. to fling. cast. dart. dash. pitch. send. shoot. shy. sling. spin. spring. throw. toss. whack. whip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot)., (zool). yelpaze şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kırbaçlamak, dövmek. flagella'tion (i). kırbaçlama, dövme, dayak atma; dövünme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ted, ting) yassılamak, düzeltmek; tadını kaçırmak, neşesini bozmak; yassılmak, düşmek; neşesiz olmak; (müz). yarım ton indirmek; belirli perdeden aşagı söylemek veya çalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (ter, test) (z). düz, müstevi, yassı: yüzüstü, sırtüstü; yıkık, harap; kati, kesin; mat, donuk, tatsız, yavan; durgun (ticaret); (müz). bemol; (z). açıkça; doğrudan doğruya; tam; (müz). asıl notadan daha aşağı ve yanlış olarak. flat against the wa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). apartman dairesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düz ve basık arazi; sığlık, kumsal; geniş ve düz olan şey, demiryolu arabası; düz sal; kılıcın yassı yüzü; kenarları alçak tepsi; madenin yassı damarı; tiyatro sahne dekoru için kullanılan kumaş gerili çerçeve; (müz). bemol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yassılatmak; yere sermek; neşesini kaçırmak; matlaştırmak, donuklaştırmak; yassılaşmak, dümdüz olmak; tatsızlaşmak, neşesiz olmak. flatten out düzeltmek, açmak; (hav). dalıştan sonra uçağı yerle paralel duruma getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., slang yaltaklanmak, yağ çekmek; dalkavukluk etmek; gururunu okşamak, ümit vermek, methetmek, övmek, göklere çıkarmak. flatter oneself sanmak, zannetmek, ümit etmek. flatterer (i). dalkavuk, slang yağcı. flatteringly (z). methederek, göklere çıka

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). oldukça yassı ve düz; tatsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). midede gaz hasıl eden, bu gaza ait; yalnız gösterişten ibaret; şiskin. flatulence, cy (i). gazlı veya yelli olma. flatulently (z). gösteriş yaparak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -tuses, tus) mide veya karındaki gaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düz tabaklar; çatal bıçak takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). yassılamasına, düz, düzlemesine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). at solucanı, (zool). Ascaris megalocephala.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). pamuk gibi top top olmak (bulut); topaklamak (toprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). formül halinde ifade etmek; kesin ve açık olarak belirtmek. formula'tion (i). formül şeklinde ifade etme, formül haline koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. galatât). Yanlış, yanılma, Ar. hatâ, sehv: Galat etmek, galat söylemek, yazmak. Galat-ı fâhiş = Pek kaba yanlış. Galat-ı meşhur = Yanlış olduğu halde öylece kullanılması Adet olmuş (kelime veya terkip).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

error. mistake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غلط] yanlış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hislerin, duyguların insanı yanıltması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dilbilgisi bakımından yanlış olduğu halde, kullanıldığı gibi kabûl edilen ve kullanılmasında mahzur görülmeyen kelime veya terkip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.).

1.Görme bozukluğu.

2.Göz yanılması.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, Galatz i Kalas (Ro manya'da bir şehir)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i Galatya (Ankara, Yozgat ve S:anklrl havalisinin tarihi ismi)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Çeşitli işlerde kullanılan plastik bir madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. gaile). Gaileler, ürünler, (bk.) Gaile.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jelatin; tutkal hulâsası. gelat'inous s. jelatinli, jelatin gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dondurma, katılaştırma; donma, katılaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. diz gibi mafsalları olan; diz gibi bükülmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. söz söylerken el hareketleri yapmak, jestler yapmak. gesticula'tion i. jestler yapma. gestic'ulator i. konuşurken eliyle hareketler yapan kimse. gestic'ulatory s. jest kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) bataklık kuşlarına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tanelemek, kabartmak; tanelenmek. granulation (i.) tane tane olma, tanelenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. gaalî). Pek ileriye varan coşkun takımı. Bilhassa bir mezhepte çok muhafazakâr ve mutaassıp zümreler için kullanılmıştır; Gullt-ı Şia = Şt? mezhebine mensup aşırılar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غلات] dinde aşırıya kaçanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) azizlere tapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Kalın ip, gemi ipi: Sabit arma halatı = Dört kol ile bir fitilden örülmüş bir çeşit halat. Halat çekme = Bir halatı karşılıklı olarak çekme esasına dayanan bir oyun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâlet). Hâletler, durumlar, (bk.) HAlet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hawser. line. rope. lanyard. lap. lashing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kink. rope. hawser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hawser. rope. span.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حالات] haller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (foto.) resimde karşıdan gelen kuvvetli ışığın pencere gibi yerlerin kenarlarından taşması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pamuğu hallaca attırmak: Şu şilteyi hallaçlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. halt’tan imüb.). Ortalığı karıştıran, münâsebetsiz, yersiz sözler söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حملات] saldırılar, hamleler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (ateşi) Uyandırmak, alevlendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to poke up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâsıl). Herhangi bir işten elde edilen şeyler, kâr, gelir, fayda, İrât, vâridat, kazanç (kelime dilimizde müfred gibi kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receipt. revenues. returns. takings. drawings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gate. proceeds. receipt. return. take. takings. produce. products. revenue. returns. receipts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proceeds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاصلات] kazanç, gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاصلات غير صافيه] brüt gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاصلات صافيه] net gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hâsılat ve iradı olan, iyi gelir veren: O çiftlik çok hâsılatlıdır. Hâsılatlı bir iştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Kaynar suya daldırtmak veya üstüne kaynar su döktürmek: Çamaşırı, çayı haşlatmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Katışıksız, saf, çelik gibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evocation. reminding. recall. suggestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evocation. reminder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birinin hatırına getirmek, Osm. der-hâtır ettirmek: Siz hatırlatmasaydınız büsbütün unutacaktım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remind. remind of. bring to mind. recall. bring back. call to mind. conjure up. echo. be evocative of. evoke. invoke. put smb. in mind of. be redolent of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remind. to bring to mind. to remind. to call sth up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remind. to call attention to. bring back. evoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hayâl’in c.). Hayaller. (bk.) Hayâl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خيالات] hayaller, düşler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hazır ettirmek, Osm. tehie ettirmek: Hayvanları erkenden hazırlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth made ready.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hırpalamak işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sth to be buffetted. to have sb roughed up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sıçratmak, oynatmak: Çocuğu hoplatıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dandle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bounce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dandle. to bounce on one's knee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca’dan). Köylü, kaba, eli bir şeye yakışmayan, bir şeyi güzel muhafaza etmeyi bilmeyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ادخالات] ithalat, dışalım malları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. putperest kimse; taparcasına seven kimse. idolatress i. putperest kadın. idolatrous s. putperestlik kabilinden. idolatrously z. puta taparcasna. idolatry i. putperestlik; çılgmca sevgi, şuursuz sevgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغلاط] yanıltma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ihtırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ihtifâl). Ihtifâller, merasimler, törenler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اختلالات] bozukluklar. 2.ihtilaller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halt» tan masdar). Karışıp görüşme: Ahlâksız adamlarla ihtilâf etmemeli (Arapça’da bu mânâ ile muhâlata kelimesi kullanılır). İhtilâttan memnû = Kimse ile görüşmesine müsaade olunmayan tutuklu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complication. social relations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اختلاط] karışma. 2.görüşme, kaynaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

karışmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتمالات] olasılıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kocatmak: Fazla meşguliyet kendisini vakitsiz ihtiyarlatmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zorlayıp sıkarak ık demeye mecbur etmek, baskı altına alıp korkutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ilıklanmak. bk. Ilıtmak, ılınmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sonuç çıkarma, anlam çıkarma (soz veya davranıstan); dolayısıyle anlama. illative (il'ıtiv) s. sonuç çıkaran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabrication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabrication. manufactured goods. production.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

production. manufactured goods. products. confection. manufacturing. manufacture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabricator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manufacturer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker. manufacturer. producer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mill. factory. workshop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shop. small factory. mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. lekesiz, pak; saf; kusursuz. immaculately z. lekesiz olarak,tertemiz bir halde. immaculateness, immaculacy i. lekesizlik, pak oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kurban etmek kesmek, boğazlamak. immola'tion i. kurban etme kesme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). imza ettirmek, altını ismini yazdırmak: Meclis kâtibi mazbata müsveddelerini reis ve üyelere imzalatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth signed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendisini iyi ifade edemeyen; meramını anlatmaktan âciz; anlaşılmaz; dilsiz; ifade edilmemiş; biyol. mafsalsız, oynak yeri olmayan. inarticulately z. meramım anlatamayarak, ifadeden âciz bir şekilde. inarticulateness i. meramını anlatamayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kapsül içine kapamak, sarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hava ile şişirmek; gururlandırmak; piyasaya çok sayıda kâğıt para çıkarmak. inflatable s. şişirilebilir. inflated s. şişmiş, şişirilmiş; enflasyon haline getirilmiş. inflation i. enflasyon, para şişkinliği; şişkinlik. inflationist i. enflasyon usulü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. solukla içeriye çekme, teneffüs; solukla içeriye çekilen ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aşılamak; ağaç aşılamak; mec. aşılamak (fikir). inoculable s. aşılanabilir. inoculation i. aşı; aşılama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dalları bir araya gelip bitişmek (bedendeki damarlar); bir araya getirip bitiştirmek. inoscula'tion i. bir araya gelip birleşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. güneşe maruz bırakmak, güneşlendirmek. insola'tion i. güneşe maruz bırakma; güneşe serip kurutma; tıb. güneş çarpması; tıb. hastaya güneş banyosu yaptırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üzerine üflemek; içine üflemek, içine hava vermek. insuffla'tion i. üzerine veya içerisine üfleme veya hava verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tecrit etmek, izole etmek, yalıtmak; ayırmak. insulating tape elek. izole bant. insula'tion i. tecrit, izolasyon. insulator i., elek. izolatör, fincan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) araya sokmak, araya ilâve etmek; takvime gün veya ay ilave etmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (biyol.) bir birine bağlanmak; birbirinin arasına girmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) gensoru açmak. interpellation (i.) gensoru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yazıya kelime veya ibare ilave ederek asıl metni değiştirmek; iki şey arasına başka bir şeyi sokmak; (mat.) ara değeri bulmak. interpola'tion (i.) ara değeri bulma; metne ilave.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) karşılıklı münasebet. interrelated (s.) birbiri ile alâkası olan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) şeref ve haysiyetine dokunulmamış; bozulmamış, nakzedilmemiş, ihlal edilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ilgisi olmayan, ilgisiz, konu dışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parlatmak, parıldatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. scarlato). Has boyalı pek kırmızı ve pek parlak bir cins eski Venedik çuhası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wetting. wetting agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Islak hâle getirilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Islatmak işi ve tarzı. Ar. tartîb, teblîl. mec. Vuruş, darb, kötek, dayak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soakage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soak. wetting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wetting. dampening. soak. soakage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Suya batırmak veya üzerine su serpmek, Osm. nem-nâk etmek, teblîl ve tartîb eylemek: Bezi, elleri ıslatmak. mec. Dövmek, dayak atmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dampen. douse. drench. moisten. saturate. steep. wet. to wet. to soak. to drench. to saturate. to dampen. to beat. to give sb a hiding. to drink to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wet. to dampen. to celebrate an event by having a booze-up. damp. douse. drench. steep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ayırmak, tecrit etmek; (kim.) bir maddeyi başka maddelerden ayırmak; karantinaya almak,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tecrit, ayırma, tek başına bırakma veya bırakılma, ayrı koyma. isolationism (i.) tecrit politikası. isolationist (i.) kendi memleketinin diğerlerinden ayn hareket etmesi taraftarı, tecrit politikası taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins küçük gemi barkası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. iştigal). İştigaller, meşgul olmalar, bir şeyle uğraşmalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Bir memlekete başka ülkelerden getirilen mallar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imports. import. importation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importation. import. imports. importation dışalım.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

import. board of trade returns. imports. import trade. passive trade. inward trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ithalât işleri yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importer dışalımcı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. isolateur

fiz. yalıtkan

Elektrik iletkenliği sıfır veya çok zayıf olan (cisim veya madde).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insulator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insulator yalıtkan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insulator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kemik ve kıkırdak gibi dokulardan elde edilen şeffaf ve kokusuz bir madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gelatin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gelatine. jelly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gelatin. cellophane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gelatinous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gelatinous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., k.dili yeni gelen kimse, yeni katılan kimse, tecrübesiz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çok sevinmek, sevinçle bağırmak. jubila'tion i. zafer şenliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çok şiddetli tedavi uygulayarak gelişmesini durdurmak (hastalık), önüne geçmek, önlemek. jugula'tion i., tıb. gelişmesini durdurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (bakır kapkacak vesaireye). Kalay sürdürmek: Şu bakırları kalaylatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth tinned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kalburdan geçirtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth sifted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kalınlaştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to thicken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kalıba geçirtmek, kalıba geçirterek şeklini düzelttirmek: Ayakkabı, şapka kalıplatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth blocked or reshaped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb flogged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Public Disclosure)

Sermaye piyasasının açıklık ve dürüstlük içinde işleyişini sağlamak, tasarruf sahipleri, ortaklar ve diğer ilgililerin zamanında bilgilendirilmesini temin etmek amacıyla, sermaye piyasası araçlarının değerini ve yatrımcıların yatırım kararlarını etkileyebilecek önemli olay ve gelişmelerin (özel durumların) kamuya açıklanmasıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Çevirttirmek, çevresini kuşatıp ortaya aldırmak: Evini dıştan tahta ile kaplattı.

2.Örttürmek, üstüne bir zar vesaire çektirmek: Odanın duvarlarına kâğıt kaplatacağım.

3.Yüze astar veya kürk yahut kürke yüz ve buna benzer şey geçirtmek: Bu kürke güzel bir yüz kaplatmak lâzımdır. Yorgana çarşaf kaplatmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to allow sb to deface sth. to have sb deface sth. to have sb slander sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kumaş, elbise vesaireyi birine kat kat ettirip devşirmek: Bu kumaşları kime katlatacağız? Şu elbiseyi eli yakışır birine usuliyle katlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Katran sürdürmek: Arabayı katlanlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kemâl). Kemâller, olgunluklar, bk. Kemâl.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İnsanın bilgi ve ahlak güzelliği bakımından olgunluğu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Kışı geçirtmek: Koyunları bu yıl nerede kışlatacaksınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Gömlek vesaireye kola yaptırmak: Gömlekleri kime kolalatıyorsunuz?

2.Kola ile yapıştırtmak: Şu defteri kolalatmalı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kolay hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kopça ile ilikletmek: Çocuğun tozluğunu dedısına kopçalatmalısınız.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. cumulatif

kümeli

Birikmiş, katılmış.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cumulative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (bot.), (zool.) mızrak biçiminde, mızraksı, lanseolat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) latitude.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dar ve yassıca uzun çam kereste.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («başlıklı manto demek olan İtalyanca kukulate’den). Yakasıyla kolları ceket biçiminde eski uzun cübbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slat. lath. batten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A convulsive tic or hysteric neurosis prevalent among Malays, similar to or identical with miryachit and jumping disease, the person affected performing various involuntary actions and making rapid inarticulate ejaculations in imitation of the actions and

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local Access and Transport Area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local Access and Transport Area One of 161 local geographical areas in the U S within which a local telephone company may offer telecommunications services.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local Access and Transport Area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local Access and Transport Area A telephone company term that defines a geographical area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local Access and Transport Area - local geographic areas in the US where local phone companies can offer local and long distance telephone services.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local Area and Transport Area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the telecommunications industry, the US is divided into LATA's which are covered by one or more local telephone companies The local telephone companies are also referred to as local exchange carriers A LATA may have one or more area codes. abbr Local A

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Geographic boundaries of the local telephone network, specified by the FCC, in which a single LEC may perform its operations Communications outside or between LATAs are provided by IXCs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local access transport area Regional TELCO Service, Interlata: See IXC.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local Access and Transport Area is a term in the U S for a geographic area covered by one or more local telephone companies, which are legally referred to as local exchange carriers A connection between two local exchanges within the LATA is referred to a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local Access and Transport Area: This was created by the 1984 divestiture and defines the geographic area over which the LEC may provide toll calls The area is often smaller than that covered by a long distance area code Even though ten or twenty LATAs ar

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Telephone dialing area serviced by a single local telephone company Calls within LATAs are called local calls. local access and transport area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slat. lath. batten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A convulsive tic or hysteric neurosis prevalent among Malays, similar to or identical with miryachit and jumping disease, the person affected performing various involuntary actions and making rapid inarticulate ejaculations in imitation of the actions and

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local Access and Transport Area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local Access and Transport Area One of 161 local geographical areas in the U S within which a local telephone company may offer telecommunications services.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local Access and Transport Area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local Access and Transport Area A telephone company term that defines a geographical area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local Access and Transport Area - local geographic areas in the US where local phone companies can offer local and long distance telephone services.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local Area and Transport Area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the telecommunications industry, the US is divided into LATA's which are covered by one or more local telephone companies The local telephone companies are also referred to as local exchange carriers A LATA may have one or more area codes. abbr Local A

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Geographic boundaries of the local telephone network, specified by the FCC, in which a single LEC may perform its operations Communications outside or between LATAs are provided by IXCs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local access transport area Regional TELCO Service, Interlata: See IXC.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local Access and Transport Area is a term in the U S for a geographic area covered by one or more local telephone companies, which are legally referred to as local exchange carriers A connection between two local exchanges within the LATA is referred to a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local Access and Transport Area: This was created by the 1984 divestiture and defines the geographic area over which the LEC may provide toll calls The area is often smaller than that covered by a long distance area code Even though ten or twenty LATAs ar

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Telephone dialing area serviced by a single local telephone company Calls within LATAs are called local calls. local access and transport area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Suriye'de Lâzkiye limanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. botanik). Bir palmiye çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kolu çevrilerek çalınan bir çeşit müzik sandığı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kapı mandalı; (f.) mandallamak veya mandallanmak. latchkey (i.) kapı mandalını açacak anahtar; kapı anahtarı. latch key child anne ve babası çalışan çocuk. on the latch yalnız mandalla kapanmış. spring latch zemberekli mandal. latch on to

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kapı mandalını açan ip. The latchstring is always out. Kapımız daima açıktır. İstediğiniz zaman buyurun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) geç, muayyen zamandan sonra; son zamanlarda. late in the day günün nihayetine doğru; geç kalınmış. Better late then never. Hiç olmamaktansa varsın geç olsun. early and late erken veya geç demez, vakti saati yok. sooner or later ergeç, erken vey

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) geç; gecikmiş, geri kalmış; sabık, geçmiş: son zamanlarda, geçenlerde; merhum, müteveffa. late for dinner yemeğe geç kalmış. late Latin ortaçağa ait Latince. at the latest en geç. of late son zamanlarda, yakın zamanlarda. lately (z.) yakın zamanl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) geç gelen veya geç kalan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) latin yelkeni sistemine ait. lateen sail latin yelkeni, üç köşeli yelken. lateen yard latin yelken sereni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Sözcük anlamı, bağlı ve hareketsiz, göze çarpmayan, hissedilmeyen demektir. Daha çok, herhangi bir şekilde göze çarpacak yaşam ve fizyolojik aktivite belirtileri görülmeyen biyolojik olayları ifade etmek için kullanılan bir terimdir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gelişmemiş, gözükmeyen, belirti göstermeyen. latent heat (bak.) heat. latent period mikropların kuluçka devresi. latency (i.) kuvveden fiil haline geçmemiş olma. latently (z.) gözükmeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) yana ait; yanal, yanda bulunan; yandan gelen; yana doğru; (i.) yandan biten dal; yana uzanan elektrik teli. lateral thinking etraflıca düşünme. later ally (z.) yandan, yana doğru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) Roma'da Lateran katedrali; bu katedrale bitişik ve içinde eski eserler müzesi bulunan saray; (s.) bu semte ait veya bağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ince) (i. Fr. jeoloji). İçinde demir yumrukları bulunan bir toprak çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir cins kırmızı kil; bu kilden meydana gelen verimsiz toprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurdy gurdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barrel organ. hurdy gurdy. music box. musical box. street organ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurdy gurdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barrel organ. hurdy gurdy. music box. musical box. street organ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organ grinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organ grinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bazı bitkilerin sütlü özsuyu; kauçuğun hammaddesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) sıva tirizi, bağdadi çıta; (f.) tiriz koymak. lath and plaster bağdadi kaplama. as thin as a lath değnek gibi, çöp gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) torna tezgâhı; çömlekçi çarkı; (f.) torna tezgâhında biçim vermek. lathe bed torna gövdesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) sabun köpüğü; atın köpüklü teri; (f.) sabun gibi köpürtmek, sabunlamak: köpürmek, köpük meydana getirmek. in a lather (k.dili) heyecanlı. lathery (s.) köpüklü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ince) (aslı: LâTIYF) (i. A. «lutf» tan smüş.) (mü. latîfe).

1.Yumuşak, nâzik, hoş: Latif muamele.

2.Güzel, hoşa gidecek tatlı, şirin: Latif bir manzara, latif bir ses.

3.Cismânî olmayan, rûhânî. Cism-i latif = Melekler gibi cisimsiz varlıklar.

4.Esmây-ı Hüsnâ’dan yani Tanrı’nın 99 adından biridir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lovely. nice. pleasant. elegant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lovely. pleasant. pleasing. nice. amiable. agreeable. delicate. dainty. beautiful. delectable. gentle. sweet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لطيف] hoş, yumuşak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Allah’ın isimlerindendir. 2.Yumuşak, hoş, güzel, nazik. 3.Bütün inceliklere vakıf. -”abd” takısı alarak kullanılabilir. (Abdüllatif).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(LATİFE) (i. A.) (c. letâif). Güldürecek tuhaf ve güzel söz ve hikâye, şaka, mizah. Latife etmek = Bilhassa gülmek için söylemek. Latife anlamaz, latife bilmez = Latife için söylenilen söze alınan. «Latife» ile «hezel» arasında fark vardır: Latife güzel ve zarif söz olmakla beraber terbiye dâhilindedir; hezel ise az veya çok açık ve edepsizce olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joke. leg-pul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jest. witty remark. banter. chaff. fun. gag. giggle. hoax. joke. persiflage. pleasantry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joke. leg-pul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jest. witty remark. banter. chaff. fun. gag. giggle. hoax. joke. persiflage. pleasantry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لطيفه] şaka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güldürecek, tuhaf ve güzel söz ve hikaye şa(Kadın İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) şaka yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Latife söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Latife söylemeyi seven ve bilen, şakacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

witty. jocose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

witty. jocose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [لطيفه گو] şakacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) büyük arazi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ince) Lokum. bk. Halkum, hulkum.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Misk, güzel koku.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I ince) (hi.).

1.Roma şehri ve çevresini içine alan Latium eyaletinden çıkmış ve Roma imparatorluğunu kurmuş olan İlkçağ’ın son asırlarında yaşamış büyük ve mühim bir kavim. Latin dillari — Latin dillerinden doğma Avrupa dilleri ki, İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, Katalanca, Romanşca, Romence vs. dir. Latin kavimleri = Bu dillerle konuşan milletler.

2.Şarkta Katolik mezhebinde bulunanlara verilen isimdir: Latinler 1204’te Bizans’ı aldılar. Latinçiçaği = Frenk teresi. Latin yelkeni = Üç köşeli yelken.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latin. roman. romance. latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to Latium, or to the Latins, a people of Latium; Roman; as, the Latin language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of, pertaining to, or composed in, the language used by the Romans or Latins; as, a Latin grammar; a Latin composition or idiom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native or inhabitant of Latium; a Roman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The language of the ancient Romans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exercise in schools, consisting in turning English into Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of the Roman Catholic Church.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To write or speak in Latin; to turn or render into Latin. any dialect of the language of ancient Rome a person who is a member of those peoples whose languages derived from Latin an inhabitant of ancient Latium having or resembling the psychology or tempe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Roman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

any dialect of the language of ancient Rome. an inhabitant of ancient Latium. a person who is a member of those peoples whose languages derived from Latin. of or relating to the ancient Latins or the Latin language; 'Latin verb conjugations'. having or re

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The international language of the Middle Ages, in which all important cultural activities were performed, and therefore the language of the Church Most people, however, couldn't read or write the vernacular language of their own country, much less Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Enter a word to search for: Max Hits: 20 50 100 200.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lembaga Alam Tropika Indonesia or the Indonesian Tropical Institute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Source of many learned, theological, and scientific words borrowed into ME Sometimes scholars have difficulty in distinguishing a Latin etymon from an OE etymon because French developed from Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lupus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latin. roman. romance. latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to Latium, or to the Latins, a people of Latium; Roman; as, the Latin language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of, pertaining to, or composed in, the language used by the Romans or Latins; as, a Latin grammar; a Latin composition or idiom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native or inhabitant of Latium; a Roman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The language of the ancient Romans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exercise in schools, consisting in turning English into Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of the Roman Catholic Church.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To write or speak in Latin; to turn or render into Latin. any dialect of the language of ancient Rome a person who is a member of those peoples whose languages derived from Latin an inhabitant of ancient Latium having or resembling the psychology or tempe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Roman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

any dialect of the language of ancient Rome. an inhabitant of ancient Latium. a person who is a member of those peoples whose languages derived from Latin. of or relating to the ancient Latins or the Latin language; 'Latin verb conjugations'. having or re

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The international language of the Middle Ages, in which all important cultural activities were performed, and therefore the language of the Church Most people, however, couldn't read or write the vernacular language of their own country, much less Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Enter a word to search for: Max Hits: 20 50 100 200.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lembaga Alam Tropika Indonesia or the Indonesian Tropical Institute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Source of many learned, theological, and scientific words borrowed into ME Sometimes scholars have difficulty in distinguishing a Latin etymon from an OE etymon because French developed from Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lupus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) Latin, Latince; eski Roma'ya ait; Katolik kilisesine ait; (i.) Latince; Latin edebiyatı; eski Romalı kimse; Katolik kilisesine mensup kimse. Latin America İspanyolca ve Portekizce konuşulan Amerikan memleketleri. Latinist (i.) Latin dili âli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters. the Latin characters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters. the Latin characters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Paris'te talebe ve ressamların oturdukları semt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latin sail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latin sail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Latinler’in dili. Bugün ölü dillerdendir ve yalnız Vatikan’da konuşulmaktadır. Hıristiyan dünyasının klasik dilidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Latin language. in Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Latin language. in Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(frenkteresi): Latinçiçeğigiller familyasından; bir çeşit bitkidir. Çiçekleri kırmızı veya turuncudur. Peru’da doğal olarak yetişir. Çiçekleri salatalarda kullanılır. Kullanıldığı yerler: İştah verir. İdrar söker. Skorbütte faydalıdır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) geççe, biraz geç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) arz derecesi; genişlik; bolluk, şümul; serbestlik, tolerans, musamaha; (astr.), (coğr.) enlem; mıntıka; (foto.) filmin toleransı. high latitudes kutuplara yakın yerler. latitu'dinal (s.) arz cihetiyle, enine olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) özellikle dinde geniş düşünüşlü, mutaassıp olmayan (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لطمه] tokat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) özellikle asker karargah veya kamplarında helâ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ince pirinç veya pirince benzer levha; galvanizli saç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ikisinden sonuncusu, son söylenilen; zikronulan iki şeyin sonra geleni, ikincisi; son. latterday (s.) çağa uygun, modern, şimdiki zamana uygun. Latter day Saints Ahir Zaman Azizleri (Mormon lann resmi ismi). latter end son; ölüm. latterly (z.) b

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) pencere kafesi, kafes; üzerinde kafes şekli bulunan arma; (f.) kafes yapmak, kafes şekline koymak; kafesle çevirmek. latticework (i.) kafes işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Letonya Cumhuriyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kanun yapmak, kanun hükmüne koymak; bir kanunu meclise tasdik ettirerek çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kanun yapma, yasama; yasa, kanunlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kanun koyan, yasamalı. legislative immunity milletvekilliği dokunulmazlığı. legislative power yasama gücü, yasama erki. legislatively z. kanun vasıtası ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kanun yapan kimse; millet meclisi üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kanunlan koyan millet meclisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

BRAVIA TV’niz açıldığında, logo da hafifçe aydınlatılır. Logo aydınlatması adı verilen bu rahatsız edici olmayan zarif özellik, BRAVIA menü sisteminden kolayca kapatılabilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kale siperine saldıran düşmanın üzerine kızgın yağ ve eritilmiş kurşun dökmek için açılan delik, tepe mazgalı. machie'olate f. bu amaç için delik açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. lekelemek, kirletmek. macula'tion i. leke, lekeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. benekli, lekeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغلطه] laf salatası, yanıltmaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Doğrudan vârisi olmadığı halde ölenlerin evkafa ait mirasları. Mahmûlât dairesi = Bu çeşitten emlâke bakan daire, mahlûlât müdürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mahsul). Mahsuller, (bk.) Mahsul,

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(u uzun) (I. A. c.). Akıl ile bilinir ve nakle dayanmıyan meseleler, ilimler ve bahisler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معقولات] aklî bilgiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. iyi özümlenmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâmûl). Mamûller. (bk.) MAmûl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

products. manufactures. manufacture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معمولات] imal edilenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. el ile işletmek, hünerle işletmek veya yapmak, ustalıkla idare etmek, manevra yapmak; hile karıştırmak. manipula'tion i. el ile işletme, idare; manevra, dalavere, hile manip'ulative, me nip'ulatory s. el ile işletme kabilinden; dalavereci manip'ula

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Manipleyi kullanan kimsa.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. manipulateur

yönlendirici

İnsanları kendi bilgileri dışında veya istemedikleri hâlde bilinçli ve amaçlı olarak etkileyen.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Portekizce: marmelada = ayva reçeli). Pelte haline gelecek delicede şekerle kaynatılmış meyve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marmalade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jelly. marmalade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marmalade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kaydetmek; öğrenci olarak kaydedilmek (bilhassa üniversiteye). matricula'tion i. öğrenci kaydı; ing. olgunluk imtihanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mayalanmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Meçhuller, bilinmeyen şeyler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجهولات] bilinmeyenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i. A. c.) Nakl İle bilinen, nakle ve rivayete dayanan bilgi, naklî ilimler, zıddı: mâkulât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. me’kûl). Me’kûller, yiyecekler, (bk.) Me’kûl.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony Handycam, mum ışığı gibi çok düşük aydınlatma koşullarında bile renkli çekim yapılmasını sağlayan gelişmiş lensler ve kedi gözü CCD’ler kullanır. Minimum aydınlatma Lüks olarak belirtilir. 1 Lüks, 1 metre mesafedeki 1 mumdan elde edeceğiniz ışık miktarıdır. Lüks değeri ne kadar düşük olursa, kameranın hassasiyeti de o kadar yüksek olur ve görüntü o kadar iyidir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış hesap etmek. miscalcula'tion i. yanlış hesaplama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış tercüme etmek. mistranslation i. yanlış çeviri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. konuşma ve şarkı söylemede ses perdesini icabına göre değiştirmek; yumuşatmak, hafifleştirmek, tatlılaştırmak (ses); makam ile söylemek; radyo modüle etmek. modula'tion i. tadil, hafifletme, hafifleme; müz. modülasyon, geçiş; fiz., radyo taşıyıcı bi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muamele.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معاملات] işlemler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «belv» den mesdar, muflale) (aslı: mübâlevet). Dikkat, İtinâ. Adern-I mOblllt = Dikkatsizlik, kayıtsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «adi» den if.) (muaddelât şekli galattır). Büyük, mühim ve ağır işler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga uzun) (i. A. «galat» tan) (c. mugalatât). Karşısındakini yanıltmak maksadiyle yapılan konuşma, hakka ve delillere dayanmıyan münakaşa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demagogy. fallacy. wiredrawn argument.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغالطه] yanıltmaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halt» dan). Karışıp görüşme: Kötü adamlarla muhSIata etmemeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Hazinenin borcu olup tediyesi bir vilâyet veya diğer dairenin malına ihâle edilen para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) Hayal olunmuş şeyler: Muhayyelâta tâbî olmamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). Mânâsız kelimeler: İngilizce taklidi olmak üzere birtakım mühmelât söylüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c). Mümkün olan ve beklenen şeyler: O işin böyle olması muhtemelâttandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mukavele.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقاولات] sözleşmeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «lutf» tan masdar).

1.Lutf ile muamele.

2.Latife söyleşme, şakalaşma: Mülâtafa yoluyla bir şey söyledi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lutf» tan if.) (mü. mülâttıfa) (c. mülattıfât) (tıp). Yumuşatıcı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beyaz ile zenci melezi kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok yanlı, çok taraflı, çok kenarlı; çok milletli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «nakl»den) (m. münâkale). Ulaştırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). (Posta ile) gönderilen şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «selâtet» ten imef). (mü. musallata). Üzerine düşüp rahat bırakmayan, kahır altında tutan, ikide birde ortaya çıkıp rahatsız eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worrying. annoying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb / sth which constantly pesters or annoys.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to set sb to bothering sb else.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bother. to poster. to pick on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: MÜŞKİLAT) (i. A. c.). Güçlükler, zorluklar, müşküller, (bk.) Müşkül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

difficulties. problems. hobble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müstegillât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «gaile» den if.). Tarımdan elde edilen gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (if. şeklinde müştemilât şekli galattır). Bir şeyin içinde bulunan şeyler, bir şeyin ekleri: Çiftliğin müştemelâtı çoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜŞTEMELAT) (bk.) Müştemilât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annexe. annexes. outhouses. appurtenances.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auxiliary buildings. appurtenance. annex. appurtenances. fixture. outbuilding. outhouse. accessory. dependencies. dependency. outhouses. outlying building. quasi personality. pertinents.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «latm» dan if.) (mü. mütelâtıma). Birbirine çarpan, çarpışan, çalkalanan, çırpıntılı, dalgalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «Iutf»dan if.) (mü. mütelattıfa). Lutuf ve naziklikle muamele eden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir tarafını kesip sakat etmek, kötürüm etmek; değiştirmek, önemli kısımlan çıkararak bozmak. mutila'tion i. kötürüm etme; bozma, değiştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «velî» den mas.). Dostluk, dostça muamele, karşılıklı sevgi, koruma ve yardım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vusûl»dan masdar). Yetişme, vâsıl olma: Saat beşte buraya muvâsalat ettiler (bu mânâ Arapça’da olmayıp dilimize mahsustur).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مواصلات] varma, ulaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ulaşmak, varmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Ek ve ilâve olunan şeyler, ekler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مناقلات] taşımacılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مراسلات] mektuplaşmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشکلات] güçlükler, zorluklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zorluk çekmek, sıkıntı çekmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشتملات] eklentiler, ek yapılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) north latitude.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. néoplatonisme

fel. yeni Platonculuk

İskenderiye’de milattan sonra III. yüzyılda ortaya çıkan ve VII. yüzyıla kadar okullarda okutulan felsefe öğretisi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üçüncü yüzyılda Eflatun'un fikirleriyle doğunun mistik düşünüşlerinin kaynaşmasından meydana gelmiş felsefe sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. nikelaj yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

adlar dizgesi

Belli bir alan için bağlayıcı olan adlandırmaların bütünü.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir ilim veya fen dalına ait terimler, terminoloji.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) manastır hayatına kendini adamış (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (geom.) kutupları yassılaşmış (sferoid).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Tanrı'ya sunulan şey, adak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. kimya). Billûrları sidikte bulunabilen kalsiyum oksalatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oxalate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ratify. to approve. to certify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ratify. to approve. to certify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. salınmak, gidip gelmek, saat sarkacı gibi hareket etmek; dalgalanmak, çalkanmak; tereddüt etmek. oscilla'tion i. gidip gelme, salınma, titreşme. oscillator i. radyoda elektrik titreşimleri meydana getiren aygıt, osilator. oscillatory s. sallanan, s

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., şaka öpmek; değdirmek; geom. hiç olmazsa üç noktanın birbirine dokunmasını sağlayacak şekilde temas etmek; biyol. ortak özellikleri olmak. oscula'tion i. öpme, öpüş. osculatory s. öpmeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pasturage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pasturage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (hayvanları). Gezdirip ot yedirmek: Koyunları otlatmak için mer’a lâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graze. pasture. to pasture. to pasture. to graze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put an animal out to pasture. grass. graze. put out to graze. range.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Düşük aydınlatmalı ya da karanlık ortamlarda doğru odaklamanın ve çerçevenin ayarlanması çok zordur. Parlak gün ışığından, tamamen karanlık ortamlara kadar her türlü aydınlatma koşulunda çekim yaparken AF aydınlatıcı nesneyi otomatik olarak aydınlatarak fotoğraf makinesinin doğru biçimde odaklama yapmasını sağlar. Bu durum aydınlatma koşulları ne olursa olsun net biçimde odaklanılmış, güzel fotoğrafların çekilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb crumble sth. to have sb knead or message sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb crumble sth. to have sb knead or message sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şişirilmiş; fazla büyütülmüş, abartmalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nüfusun yüzölçümü ve olanaklara göre fazla olması veya büyük bir hızla artması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., anat. yumurtlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yumurtlama; yumurtalık içinde yumurtacıkların oluşumu; yumurtacıkların yumurtalıktan dışan çıkmaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. oksalat, oksalik asidin tuzu. oxalic acid oksalik asit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özü çelik gibi sağlam olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - (bkz.Özpolat).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f ). Temizletmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. lezzetli, damak lezzeti veren; makbul, hoşa giden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. damağa ait; dilb. dilin damağa dokunmasıyle çıkarılan (ses); i. damaksı ses, damak sessizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. damak; tat alma duyusu; zevk, haz, hoşlanma. cleft palate doğuştan yarık damak. hard palate damak, sert damak. soft palate damağın geri kısmı, yumuşak damak, damak eteği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Emniyet, güven ve cesaret telkin eden kişi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. saray gibi, muhteşem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Demir pala. Sert ve katı yapılı, güçlü.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. palatinlik, palatin sıfatına sahip olan hükümdarın ülkesi; palatin'in rütbe veya görevi; b.h. Palatin'lik'te oturan kimse. the Palatinate Alman'ya'da Ren nehri kıyısında bulunan bir eyalet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. damakla ilgili veya damağa ait; i. damak kemiği. palatine bone damak kemiği. palatine vault damak kemeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hükümdar yetkisine sahip (asilzade); saraya mensup; b.h. Palatinlik'e ait; i. imparator sarayında memur; kendi ülkesinde hükümdar yetkisine sahip olan kimse, palatin; b.h. Roma'daki yedi tepenin ortasında bulunan tepe; vaktiyle kadınların kulland

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parça parça ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parçalı hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nail polish. polisher. shiner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nail polish. polisher. shiner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polishing. polish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shine. polishing. lustring. brightening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polishing. polish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shine. polishing. lustring. brightening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(t.). Parlak hâle getirmek. Üzengi pırlatmak = Meydana atılmak, at sürmek. Göz parlatmak = Hiddet veya tehevvür etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brighten. burnish. enamel. polish. shine. to polish. to shine. to make bright. to brighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shine. to light. to ignite. to scour. to refine. deflagrate. to mercerize. to duff. to pop. to polish. to cleanse. to boom. to kindle. to glance. to gloss. to gild. to glaze. to lap. to smooth. to rub. refurbish. burnish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Paslanmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sth to rust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sth to rust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potato salad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Patlamasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make explode. make burst. make blow up. let off. set off. touch off. blast. blow up. bust. detonate. explode. pop. puncture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belt. burst. clout. deal. detonate. explode. to blow up. to infuriate. to hit. to burst. to explode. to touch sth off. to set sth off. to detonate. to puncture. to exasperate. to clout. to deal sb/sth a blow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blow up. to explode. to cause sth to burst open. to fire. to infuriate. belt. biff. burst. detonate. land. puncture. slosh. touch off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Azarlatmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. iç etmek, zimmetine geçirmek. peculation i. zimmetine geçirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şurasını burasını gezmek, dolaşmak; etrafını gezmek; gözden geçirmek, teftiş etmek. perambu la'tion i. gezme, dolaşma. perambulator i., ing. çocuk arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. süzmek, filtreden geçirmek; süzülmek, sızmak. percola'tion i. süzme, süzülme, filtreden geçirme veya geçme. per'colator i. süzgeçli kahve ibriği; süzen herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ecza. saf vazelin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pul koleksiyonculuğu, posta pullarını toplama merakı. philatelist i. pul meraklısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Levreğe benzeyen bir tatlı su balığı (acerina cernua).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili kaçık, çatlak, delidolu; (argo) sarhoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ted, -ting) eski küçük toprak parçası arsa; plan, çap; f., (eski) şehir planı çizmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. saç örgüsü; f. saç örmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. madenle kaplamak; zırh levhalarla kaplamak; matb. galvano klişe yapmak; baskı ile cila1amak (kağıt) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tabak; sahan; bir tabakdolusu şey; madeni levha; altın veya gümüş sofra takımı; kupa, şilt; maden baskı kalıbı; dişçi damak, takma diş, protez; mim. duvar tabanlığı; zırh levhası; böyle levhalardan yapılmış zırh; cam negatif; fotoğraf klişesi; (bey

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ.- teaus,- teaux) plato, yüksek düzlük, yayla; psik. bir kimsenin öğrenim süresi içinde hiç ilerleme kaydetmediği dönem; birkaç katlı sini takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.kaplanmış; iki yüzü değişik dokunmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. plhtılaşmaya yardımcı olan kan elemanı, trombosit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. matbaa makinasının baskı yapan levhası; daktilo makinasının silindiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaplamacı; maden levhaları yapan veya kaplayan işçi; (spor) ikinci sınıf yarış atı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kefal balığının büyücek bir cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Deniz çekildiği zaman meydana çıkan, kabardığı zaman su altında kalan yassı kıyı parçası.

2.Saha, meydanımsı yer.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

platform. podium. tribune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rostrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plat; a plan; a sketch; a model; a pattern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Used also figuratively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A place laid out after a model.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any flat or horizontal surface; especially, one that is raised above some particular level, as a framework of timber or boards horizontally joined so as to form a roof, or a raised floor, or portion of a floor; a landing; a dais; a stage, for speakers, pe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A declaration of the principles upon which a person, a sect, or a party proposes to stand; a declared policy or system; as, the Saybrook platform; a political platform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A light deck, usually placed in a section of the hold or over the floor of the magazine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Orlop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To place on a platform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To form a plan of; to model; to lay out. a raised horizontal surface; 'the speaker mounted the platform' any military structure or vehicle bearing weapons the combination of a particular computer and a particular operating system a document stating the ai

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

platform. rostrum. dais.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a raised horizontal surface; 'the speaker mounted the platform'. a document stating the aims and principles of a political party; 'their candidate simply ignored the party platform'; 'they won the election even though they offered no positive program'. th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the hardware and software that makes a computer function The most common platform for desktop computers on Capitol Hill, for example, is PC computers running Windows 95, 98, 2000, or NT This term is also often used to refer only to the operating

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The type of computer operating system being used The word 'platform' is also used to describe a collection of disparate programs, programs and operating systems, or hardware and software configurations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The type of computer or operating system on which a software application runs For example, some common platforms are PC, Macintosh, and UNIX.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Shorthand for the combination of hardware and operating system you use eg the 'NT platform' is a PC running the Microsoft Windows NT operating system, the 'PPC platform' is a Macintosh computer with a PowerPC processor running the Mac OS operating system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A combination of hardware and system software forming the basis for a computer system Examples include Macintosh, PC, NT, and UNIX The term 'cross-platform' refers to programs and formats that can be used on more than one platform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The underlying technological environment or 'architecture' of different media systems on top of which suppliers and customers develop services and applications In a simple hardware-based usage of the term, the personal computer, television, and telephone

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sum of a computer's operating system, hardware architecture and software It defines the applications that can be run on the computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name of the operating system and/or hardware used to make the request This is derived from the agent string and suffers some of the same 'lying' issues that it does Summary decodes the most common platforms based on internal rules which work with the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The operating system used to access the internet Windows 98 and 95 are the most popular, but when you're designing your website, that doesn't mean you can ignore Macintosh, Sun, or Linux computers, which are used by significant portions of the internet co

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Usually refers to an operating system, such as Windows and the Mac OS, that other software programs can be run on top of by providing a support for it Computer programs built to run on one platform will not run on another unless it is rewritten for that o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Platforms are an important component of the gun emplacement In addition to providing a level surface to fire a gun, a platform prevents the gun from sinking or recoiling into the ground Platforms are constructed of wood, joists are set into the ground and

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The operating system used by a visitor to the site.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Roughly speaking, a platform represents a computer's family It is defined by both the processor type on the hardware side and the OS type on the software side Computers belonging to different platforms cannot typically run each other's programs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A computer operating system such as Sun, Unix, Windows, or Macintosh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A platform is particular computer configuration It includes the operating system and other specific components Example platforms include Irix, Linux, Windows, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generic term for type of computer environment, computer system, or operating system Macintosh, IBM-compatible PCs, and UNIX machines are examples of hardware platforms Operating system software such as DOS and Windows are also referred to as platforms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The type of computer or operating system on which a software application runs For example, some common platforms are PC, Macintosh, Unix, and NeXT.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An operating system, sometimes on a specific computer The most common platforms are DOS, Windows,. noun The specific brand of computer and/or operating system, i e Amiga, Apple IIe, IBM PC, Macintosh, UNIX.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. platform, yüksekçe yer, kürsü; peron; tramvay sahanlığı; bir siyasi partinin resmen kabul ettiği prensipler, parti programı; plan, tasarı. platform car açık yük vagonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İspanyolca’dan). Pt senbolü ile gösterilen değerli bir eleman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

platinic. platinum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

platinum. points.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Platen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

platinum. points. platinoid. white gold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

platinum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Lat.) (Kadın İsmi) - Beyaz ve çok değerli bir maden.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. madeni levha kaplama, kaplamacıllk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Işığm platin tuzları üzerindeki etkisi ile çekilen fotoğraf; böyle fotoğraf çekme işlemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. platin. platinum black kim. platinden çıkanlan siyah bir toz. platinum blond platine veya beyaza yakın sarı saçlı (kimse). platinum metals tabii ve kimyasal özellikleri platine benzeyen birkaç maden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soğuk laf, yavan söz; adilik, bayağılık, tatsızlık. platitudinize f. tatsız laflar söylemek. platitudinous s. souk laftan ibaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plato.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tableland. plateau. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancient Athenian philosopher; pupil of Socrates; teacher of Aristotle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tableland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancient Athenian philosopher; pupil of Socrates; teacher of Aristotle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Greek philosopher; disciple of Socrates and teacher of Aristotle , known for creating the philosophical foundations of Western culture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

As one of the most prominent and influential philosophers in ancient history, Plato's writings have laid the foundation to many social and political subjects Plato became teacher and founder of the first known institution of education called the ACADEMY i

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Athenian, Plato was the student of Socrates and the teacher of Aristotle Of the philosophical works he wrote, 25 dialogues, some letters, and the Apology survive He was concerned primarily with the nature of knowledge and the study of ethics and politi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Greek philosopher Circa 427 BC-347 BC.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rhetoric is 'the art of winning the soul by discourse '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Held that the best or 'just' state is a class-structured aristocracy ruled by 'philosopher-kings '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A computer-based educational system. a Greek philosopher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Eflatun, Plato.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Eflatun veya felsefesine ait, Platonik. platonic love saf aşk, manevi aşk, platonik sevgi. platonic relationship samimi arkadaşlık, içli dışlı olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.) (idealist filozof Platon (Eflâtun) un adından). Buluşmayla, vuslatla neticelenmeyen, hep hayalde kalan sevgi, aşk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

platonic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

platonic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Eflatun'un felsefesi, Eflatunculuk; Eflatun'dan kalma deyim. Platonist i. Eflatun felsefesi taraftarı. Platonize f. Eflatun felsefesini taklit etmek; bu felsefeye uydurmak; idealleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. askeri müfreze; takım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. düz ve büyük tabak; k.dili plak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Avustralya'ya mahsus bir hayvan, ornitorenk, zool. Ornithorhyn chus anatinus .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. delikleri birbirinden uzak ve geniş burunlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çelik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Çelik. Güç, kuvvet.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çelik gibi güçlü yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Polatalp).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Çelik fabrikası.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çelik gibi güçlü soydan gelen.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İyi cins çelikten yapılma kılıç.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. nüfuslandırmak, şeneltmek, meskun hale getirmek; bayındırlaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nüfus, şenlik; ahali, sekene; iskân. exchange of populations ahali mubadelesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Portakal şerbeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. mantık ve matematik). Bir ilmin kuruluşunda temel vazifesi olmakla beraber mütearifeden daha az olan ve tarif edilmeyen iptidaî gerçek.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. postulat

man. ve mat. ön doğru

1. man. Bir bilimin kuruluşunda temel görevi görmekle birlikte belikten daha az olma ve tanımlanmayan ilkel gerçek.

2.mat. İspatsız kabul edilen önerme.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. talep etmek, istemek, dilemek; ispatsız olarak ifade etmek, kaziye diye kabul etmek; var saymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fels. önerme, kaziye, ispatına lüzum görülmeden kabul edilen mesele; kabulü zaruri olan esas, her şeyden evvel lâzım olan şart.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (Kuzey Pasifik sahilinde oturan Kızılderililerde) hediye; kış festivali; misafirlere hediye dağıtılan ve eşyanın tahrip olunduğu tören; k.dili parti, eğlence.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yüksek rütbeli din adamı, piskopos. prelacy i. piskoposluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., geom. iki ucu kabarık (sferoid), yumurta şeklindeki; uzanmış, uzatılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پولاد] çelik, polat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üremek; üreyip kaynamak; dallanıp budaklanmak; türemek. pullula'tion i. üreme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s., tıb. sivilceler hâsıl etmek, kabarcık haline girmek; s. sivilce dolu. pustulant i. sivilceler hâsıl eden bir ilaç. pustular s. sivilcelerle dolu, sivilce kabilinden. pustula'tion i. sivilce hâsıl etme, sivilcelenme; sivilce, kabarcık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. pirogalol tuzu veya ruhu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ateşe tapma, ateşperestlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. dört kenarlı; i. dörtgen, dörtkenar; ask. dört köşesi kaleli alan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relax. relieve. ease. comfort. relieve one's mind. de-stress. facilitate. disburden. disembarrass. lighten. salve. straighten smb. out. thaw. thaw out. unbend. unbrace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfort. cushion. pacify. reassure. relax. relieve. salve. to relieve. to reassure. to relax. to lighten. to pacify. to set sb's mind at rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb feel better to make sb relieved. to put sb at ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) özetlemek. recapitula'tion (i.) özet. recapitulatory (s.) özetleyici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) nizama sokmak, tanzim etmek,düzenlemek, yoluna koymak, uydurmak; ayar etmek. regula'tion (i.) nizam, tanzim, düzen; kanun, talimat, astüzük; (çoğ.) tüzük, yönetmelik. regulative (s.) tanzim edici. regulator (i.) düzenleyici şey veya kimse; saat r

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Düzen veren tertibat.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. régulateur

1. fiz. düzenleyici,

2.ayarlayıcı

1. fiz. Bir makinenin görevini istenilen ölçüde tutup ayarlayabilen araç.

2.Ayar veya düzen veren şey.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regulator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

register. regulator. governor düzenleyici.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

register. regulator. governor. controller. control gate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. anlatmak, söylemek, nakletmek, hikâye etmek; bağlantı kurmak, münasebet tesis etmek; münasebeti olmak; ilgili olmak, bağlı olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlatılmış, hikaye edilmiş; alâkası olan, akraba olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. münasebet, ilişki, alâka, bağıntı; nispet; akrabalık, hısımlık; akraba, hısım; anlatma, nakletme, nakil. relations i., çoğ. ilişki, geçim; akrabalar, çevre. relationship i. akrabalık, hısımlık; ilişki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. nispi, izafi, göreli, bağıntılı; bağlı, ilişkin, dair; başkasına nispetle vaki olan, mensup; gram. nispi; i. akraba, hısım. relatively z. nispeten. relativeness i. nispet, münasebet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.ilişkinlik, mensubiyet; izafet; nispilik; relativizm, bağıntıcılık, görecilik. theory of relativity fiz. Einstein tarafından bulunan izafet teorisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hikaye eden kimse, anlatan kimse; huk. ele veren kimse, muhbir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. ağ şekline koymak; şebeke gibi göstermek veya yapmak; s. ağ gibi, şebekeli; bot. ağsı, retikulat. reticulation i. şebekeleşme, ağ gibi olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gizli şeyi gösterme veya söyleme; gizli şeyin meydana konması; ifşa, açığa vurma, keşif; ilah. Allah tarafından verilen ilham, vahiy; b.h. Kitabı Mukaddes'in son cüz'ü, Vahiy Kitabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. relatif

fel. göreceli

Varlığı başka bir şeyin varlığına bağlı bulunan, mutlak olmayan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. relativist

fel. göreci

Bağıntıcılık yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. relativité

fel. görelik

Eşyayı, kavramları veya tasarımları birlik, bağlılık, birliktelik vb. durumlarda toplayan görünüş veya nitelik.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. relativisme

fel. görecelik

Bağıntılılık öğretisi, özellikle bilginin bağıntılı olduğunu ileri süren her türlü felsefe öğretisi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

russian salad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to stay awake / to sit up / to work all night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bütün bir gün sakız çiğnemek, kuşkusuz sevimli bir iş değil ama bunun insanı zayıflattığı da bir gerçek. Çünkü çiğneme eylemi, saatte 11 kj.gibi önemli oranda enerji tüketimi oluşturuyor. ABD’de bulunan Mayo Clinic uzmanları, ciklet çiğneme ile ortalama ne kadar kilo verildiğini bile hesaplamışlar. Bir kişi günde 8 saat boyunca ara vermeden şekersiz ciklet çiğnediği takdirde yılda 5 kilo verebiliyor.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Gizletmek.

2.Bekletmek.

3.Saklı bulundurmak, biri için kaldırıp muhafaza ettirmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şak ettirmek, kırbacın sesi gibi bir ses çıkartmak, şakırdatmak: Kamçıyı şaklatarak hayvanları yürüttü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. salavât).

1.Namaz. Salât-ı lyd = Bayram namazı.

2.Peygamberimiz’e duâ.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (musiki). Türk cami musikisinde bir form ki, çeşitleri vardır: Salât-ı ümmiyye, cuma salâtı, bayram salâtı, cenâze salâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the second pillar of Islam is prayer; a prescribed liturgy performed five times a day and oriented toward Mecca.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Obligatory or supererogatory prayers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

M prayers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Islamic prayer, synonymous with namaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Prayer observed five times daily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The five daily prayers required of all Muslims; the second of the five pillars of Islam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is the prayers which a Muslim must perform. Prayer; specifically, a required, prescribed prayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Prayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individual or congregational prayers. , German for Salad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The five obligatory daily prayers that Muslims must perform every day The five prayers are; Fajr , Dhur , Asr , Maghreb , and Isha.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The obligatory ritual prayer carried out five times a day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pray. the second pillar of Islam is prayer; a prescribed liturgy performed five times a day and oriented toward Mecca.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lettuce , salad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صلات] namaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Namaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yatsı namazının son iki rekâtlık sünnetinden sonra kılınan üç rekâtlık vacip namaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. selade).

1.İştah açmak üzere yemek arasında yenen tuzlu ve ekşili şey. 2.Salata yapmaya yarayan marula benzer ve ondan küçük kıvırcık yapraklı yeşillik.

3.Tuz, sirke ve zeytinyağı ile terbiye olunmuşu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lettuce. salad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salad. green salad. lettuce. rabbit food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Salata, soğan vesaire satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Salata yapmaya yarayan.

2.Hıyar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cucumber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cucumber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (ecza) salisilat. salicyl'ic s. salisilat kabilinden. salicylic acid salisilat asidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tıp). Romatizmaya karşı kullanılan bir ilâcın kısaltılmış adı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

amonyum karbonat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ava götürülecek atmaca gibi kuşları plnekte acıktırmak.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İntel’in 9 Mayıs 2007’de piyasaya sürülen yeni Centrino platformu.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Sokturmak, batırtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öperken dudağın veya sille vururken avucun sesini işittirmek: Bir sille şaplattı; dudaklarını şaplatarak öptü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. charlatan).

1.Kendini taşımadığı sıfatlara mâlik göstererek herkesi kandıran.

2.Ilimsiz ve yalandan doktorluk yapan, Ar. mütetabbib.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charlatan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charlatan. quack. fake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charlatan. cheat. lobster. tamperer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Ağız kalabalığıyla herkes kandırarak kendini taşımadığı sıfatlara mâlik gösteren yalancının hâli. 2.Ilimsiz ve yalandan doktorluk.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empiricism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charlatanry. quackery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kızıl .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kıvılcımlar saçmak, parı1damak, ışıldamak, yıldız gibi pırıldamak; canlı bir şekilde konuşmak. scintilla'tion i. kıvılcımlar saçma, parıldama, ışıldama. scintillation counter radyoaktif cisim parıltılarını tespit eden alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. süpürge şeklindeki

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot., zool. çukurları olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. sert pulları olan, kalkan şeklinde. scutella,tion i. kuş ayağındaki gibi sert pullar veya bunlann düzeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sultân), (bk.) Sultan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سلاطين] sultanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sultanlar.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) pek ince testere dişli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. taklit etmek, taklidini yapmak. simulation i. taklit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. simulateur

öğrencelik

Gerçeğe uygun yapay öğrenme aygıtı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(f.). Sıraya koydurmak, bir diziye dizdirmek: Bu saksıları bahçıvana sıralatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatten. to fatten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fatten. to cause sb to get fat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let sb stroke or caress oneself / itself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karartmak: Sobacı duvarı siyahlattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blacken. black.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blacken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sızlatmak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağrıtmak, incitmek: Bir fiske vurup parmağımı sızlattı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tiriz, lata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., ing., leh. fırlatmak; çarpmak; den. çalkanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kınamak, tenkit etmek; azarlamak; Ing. cezalandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. kayağantaş, kara kayağan, arduvaz, taş tahta; koyu maviye çalar kurşun rengi; A.B.D. adaylar listesi; s. kayağan taştan yapılmış; kayağantaş rengindeki, barudi; f. taş tahta ile kaplamak; A.B.D. belli bir gaye ile planlamak. slate pencil ta

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., k.dili., leh. bol bol sarfetmek har vurup harman savurmak; i., çoğ. çok miktar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. pasaklı kadın; s. pasaklı, şapşal. slatternly s. pasaklı. slatternliness i. pasaklılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -tia) tazminat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mak. taban levhası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. spatula şeklindeki, kaşık biçimindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. düşünmek, mütalaa etmek, zihninde tartmak; tic. spekülasyon yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zihnen tartıp tahlil etme, fikren mütalaa, üzerinde düşünme; kurgu; spekülasyon; oyuncuların birbirinden koz satın aldıklan bir tür iskambil oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düşünüp tasavvur eden; mali spekülasyonla ilgili; tehlikeli, rizikolu. speculatively z. zihninde tartarak. speculativeness i. zihinde tartma. speculator i. spekulator, vurguncu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tic. spekülasyon niteliğindeki; derin düşünme mahiyetindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. spéculatif

1. fel. kurgusal,

2.tic. saptırıcı

1. Kurgu ile ilgili. 2.İleride doğabilecek fiyat dalgalanmalarından yararlanarak gelir sağlama.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speculative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Spekülesyon yapan.’

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. spéculateur

tic. vurguncu

Para dalgalanmalarından yararlanarak kolay yoldan kazanç elde eden.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speculator. undertaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çürümek, kangrenleşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. su veya çamur sıçratmak; sıçramak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yıldız şeklindeki, yıldız gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. uyarmak, teşvik etmek, tahrik etmek, harekete geçirmek, kamçılamak; tembih etmek; elektrik kuvvetiyle veya alkollü içki ile harekete geçirmek.stimulation i. uyarım, teşvik, tahrik. stimulative s. uyandırıcı, canlandırıcı, muharrik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şart koşmak, maddeler halinde belirtmek, kayıt ve şarta bağlamak; söz vermek, garanti etmek, taahhüt etmek; anlaşmak. stipulation i. şart, madde; şart koyma, taahhüt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. boğmak; tıb. düğümlemek (bağırsak), sıkıştırmak (damar). strangulated hernia boğulmuş fıtık. strangula'tion i. boğma, boğulma; düğümlenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (jeol.) ince tabakalardan meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. cırlamak. stridula'tion i. tiz ses, cırıltı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., biyol. biz şeklindeki, sivri uçlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Su döktürmek, su serpiştirmek, ıslattırmak: Şu taşlığı sulatsanız epeyi serinlik verir.

2.Toprağa su verdirmek, Osm. iskaa ve irvâ ettirmek: Bahçeyi sulattınız mı? Şu ağaçları suletmalı.

3.(mec. ve argo): Parayı peşin, verdirmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb water (a plant or animal. to have sb irrigate (an area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. en yüksek; mükemmel, eşsiz, üstün; gram. enüstün; fazla; i. en yüksek derece veya miktar; gram. en üstünlük. talk in superlatives abartmak, mübalâğa etmek. superlatively z. en üstün derecede. superlativeness i. fevkaladelik, üstünlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سؤالات] sorular.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., güz. san. resim; müz. tablatura; anat. kafatası kemik tabakalarından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. cetvel haline koymak; s. üstü düz; tabaka halindeki. tabula'tion i. cetvel haline koyma. tabulator i. cetvel haline koyan kimse veya alet: cetvelleyici, tabulatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alteration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

design conversion. remodeling. modifications. alterations. change.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amendment. amendments. modifications. alterations. changes. reform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tafsil). Tafsiller, açıklamalar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تفصيلات] ayrıntılı açıklama. 2.ayrıntı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayrıntılı açıklamada bulunmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) bütün ayrıntılarıyla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detailed. prolix.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) ayrıntılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tahavvül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحولات] değişimler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tahayyül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تخيلات] hayal etmeler, hayale dalışlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحليلات] analizler, tahliller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collecting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenues. collection of revenues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collection. collections. revenue. money received. cash receipts. payments-in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحصيلات] para ve vergi toplama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tahvil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحویلات] tahviller, borç senetleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Yüz, çehre. Yüz güzelliği. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). I. Tamam hâle getirtmek, eksiğini doldurtmak.

2.Bitirtmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb complete sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tan renginde çelik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bahçe topraklarını tarakla düzelttirmek: Şu küçük tarlaları bahçıvana taraklatmalı.

2.Havuz, nehir, liman vesairenin dibini ayıklatmak: Şu limanı birine taraklatmak lâzımdır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tarlatan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of thin, transparent muslin, used for dresses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ince ve şeffaf muslin, tarlatan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Taşa tutturmak, taş attırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb throw stones at sb / sth. to have sb stone sb to death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tav verdirmek, su serptirmek, ıslattırmak: Tütünü, kâğıdı tavlattınız mı?

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعدیلات] değiştirmeler, değişiklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

değişiklik yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعطيلات] tatiller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعاملات] alışılagelmiş uygulamalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tebeddül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبدلات] değişimler, değişiklikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir daha yaptırmak, tekrar ettirmek: Dersini tekrarlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb repeat sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wire rope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). I. Eskiden beri Rusya’da yapılan bir cins sağlam ve yumuşak deri ki, kendine mahsus bir kokusu vardı.

2.Bu deriden yapılan: Telatin çizme, telafin pabuç.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iutf»tan) (c. telattufât). Lutuf ve incelikle davranma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تلطف] yumuşak davranma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Lutuf la, nezaketle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «!utm»dan). (dalgalar) Birbirine çarpma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تلاطم] çalkantı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تمایلات] eğilimler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalıp, şablon, mastar, model; silme kalıbı, kemer kalıbı; den. ana kalıp; takoz; gabari.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تمثيلات] tiyatro oyunları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depreciation allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reduction. discount. reduction indirim. ıskonto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abatement. reduction. allowance. rebate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنزیلات] indirim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

fiyat düşürmek, indirim yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reduced. marked down in price. discount.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تسهيلات] kolaylıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Kuruluş, organizasyon. (bk.) Teşkil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organization. organization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organization. organized group. corps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to organize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unorganized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unorganized state. lack of an organize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) mozaik taş veya parçalarla donatmak, farklı renkten parçalar tanzim etmek. teesella'tion (i.) mozaik işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) testis şeklindeki, yumurta şeklindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

click.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kapının tırkazını sürdürtmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f gıcıklamak, gıdıklamak; hisleri okşamak. titilla'tion i. gıdılklama, gıdıklanma; geçici tatlı his.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. I.). Gemilerin taşıyabileceği yükü anlatmakta kullanılan birim; bir tona eşittir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tonnage. ton. tonnage depth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

which can carry tons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Bir yere getirtmek, devşirtmek: Üzüm toplatmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çevirmek, tercüme etmek; nakletmek; bir insanı ölmeden göğe nakletmek; dönüştürmek, değiştirmek, tahvil etmek; tercümanlık yapmak; tercüme edilmek; telgrafı alarak tekrar başka yere aynen göndermek (otomatik cihaz). translatable s. tercümesi mümkün

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çeviri, tercüme; verden yere nakil; tahvil, tebdil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tercüman, çevirmen, mütercim; telgrafı gönderen otomatik cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. üçgenlerle bölünmüş; üçgen; f. üçgen yapmak; üçgenlere bölmek; nirengi yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nirengi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mihnet, musibet; dert, keder, büyük sıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. üç yaprakçığı olan (yaprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üç yanlı, üç kenarlı, üç yönlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Trusted™ Platform Modülü çipi, verilere yetkisiz erişimin engellenmesine yardımcı olan önemli güvenlik hizmetleri sağlar. Bu çip, donanım ve yazılım da dahil olmak üzere, platformun kendisini izleyebilir. Parolalar ve şifreleme anahtarları gibi büyük önem taşıyan veriler için tamamen güvenli bir saklama ortamı sağlar. Daha sonra, her bir makineye benzersiz bir kimlik atayarak, dahili akıllı kart işlevi görür.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طفيلات] parazitler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ufak kuleli, ufak kuleye benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb arrested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tuz ektirmek, saklamak üzere tuz vurdurmak: Şu balıkları güzelce tuzlatmalı da sonra kurutmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fiyatını indirmek, ucuz satmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheapen. to cheapen. to lower the price.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheapen. depreciate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ufaltmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «ulamak» tan). (çözülen bezi) Tarağa geçirmek: Bezi ulatmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ulumak; ötmek (baykuş); feryat etmek. ulula'tion i. uluma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. dalgalandırmak; dalgalanmak, dalga dalga olmak; s. dalgalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dalgalanma; dalga şekli; dalga; müz. titreşim, titreme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., ; tırnaklı; i. tırnaklı hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. inek veya at gibi toynaklı; i. toynaklılar familyaslndan bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir taraflı, tek yanlı; yalmz bir tarafa tesir eden, bir tarafla ilgili olan; huk. yalnlz bir tarafa sorumluluk yükleten veya imtiyaz veren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mandalını açmak, açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (radyo) module edilmemiş; makamsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ağıza zor alınır; nahoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tercüme edilemez, ,çevrilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. testi şeklindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Akıl öğretmek, akıllandırmak.

2.Terbiye etmek.

3.Yumuşatmak.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yanık, yanık renkli. ustula'tion i. yanma; ecza. nemli maddeleri kurutma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. iki yana sallanmak, sendelemek; tereddüt etmek, kararsız olmak. vacilla'tion i. tereddüt; sendeleme. vacillating s. tereddüt eden, kararsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., biyol. boşluklu. vacuola'tion i., biyol. boşluk meydana gelmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sur; kale siperi; sur yapımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Hava akımı sağlayan elektrikli fırıldak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airexhauster. blower. fan. fanner. ventilator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fan. ventilator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fan. radiator fan. air propeller. ventilator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drive / fan belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guess-rope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Altın veya yaldız yaprağı ile yaldızlatmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fizyol. damargenişleten ilaç veya sinir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hava vermek, havalandırmak; açığa vurmak, ilan etmek. ventilating fan vantilatör, fırıldaklı yelpaze. ventila'tion i. havalandırma. ventilator i. havalandırma düzeni, vantilator.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. halka şeklindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. kabarcıklarla kaplamak veya dolmak; s. kabarcıklı; keseli. vesicula'tion i. kabarcıklarla kaplanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bayrağı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bozmak, ihlâl etmek, kanuna aykırı hareket etmek; tecavüz etmek; kutsallığını bozmak, hürmetsizlik etmek; ırzına tecavüz etmek. viola,tion i. ihlâl; tecavüz . traffic violation trafik düzenini bozma suçu. violator i. tecavüz eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. buhar olabilen, buharlaşabilen, uçar, gaz haline gelir; havai, hafif meşrep; dönek; çabuk alevlenir; kısa süreli, geçici; devamsız. volatileness, volatility i. buharlaşabilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Volatility)

Bir menkul kıymetin fiyatının veya piyasanın genelinin kısa bir zaman aralığı içerisinde gösterdiği dalgalanma özelliği. Oynaklığı yüksek bir menkkul kıymetin fiyatında hızlı değişim ve aşırı dalgalanma özellikleri görülür.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. uçucu gaz haline koymak veya girmek, buhar olmak. volatilizable s. buhara dönüşmesi mümkün. volatiliza'tion i. buharlaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. vâlî). Valiler, (bk.) Vali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aşıkın sevgilisine kavuşması, Ar. visâl, vasi; firkat mukabili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ وصلت] ulaşma. 2.kavuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Ulaşma, erişme, kavuşma, buluşma, beraber olma.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ولات] valiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yağ sürdürmek: Tepsiyi, çöreğin üstünü yağlalatmalı.

2.Gerekli yağla sildirmek: Tüfeği yağlattım.

3.Şişmanlatmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ele geçirtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Dil ile sildirmek.

2.Yakından sürterek geçmek: alev, saçağı yaladı.

2.(argo) Başkasını da bir parça faydalandırmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yaldız sürdürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decelerate. retard. slack. slacken. slow. go slow. slow down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retard. slow. to slow down. to retard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slow down. to slow sth down. to slacken. to retard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir sene veya senelerce saklayıp eskitmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yoklamak işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yumurtlamasını sağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ).

1.Tekerletmek, döndürerek yürütmek: Yolun üzerindeki taşları dereye yuvarlatmalı.

2.Yuvarlak yapmak, daire şekline koymak: Bu tahtayı yuvarlatmak isterim.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debilitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attenuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zayıf hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debilitate. impair. prejudice. sap. waste. weaken. to pull sb down. to prejudice. to weaken. to debilitate. to impair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to get thin. to get sb to slim down. to cause sb to lose weight. to weaken. to make unlikely to cause sth to get poor. attenuate. deaden. debilitate. depress. emasculate. enervate. extenuate. impair. lower. macerate. make dent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sıçratmak, hoplatmak: Çocuğu zıplatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounce. hop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounce. jig. to bounce. to dandle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bounce to dandle. jig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by