Loka Isminin Anlamı | Loka Isminin Anlamı ne demek? | Loka Isminin Anlamı anlamı nedir?

Loka isminin Anlamı | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: loka isminin

Türkçe Sözlük

(i. italyanca’dan). (Denizcilik). 1. Serenlerin direklerin üzerine kaldırılıp bağlanması. 2. Floka küreklerinin, selâmlamak için yukarı kaldırılması. 3. Dalyanlarda ağın yukarı alınması ile balığın toplanması.

Türkçe Sözlük

(Halk ağzında ahçı) (i.). 1. Bir ev veya konakta yemek pişirmekle vazifeli adam, (A.). Tabbâh: Erkek, kadın aşçı, frenk aşçısı, aşçıbaşı, aşçı yamağı. 2. Hususî bir yerde yemek pişirip bedel karşılığında halka yediren ve satan, Adî lokantacı: Aşçı dükkânı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yoksullara parasız yemek yedirilen veya dağıtılan yer, aşhane. 2. Para ile yemek yenilen yer, lokanta. 3. Bazı tekkelerde yemek pişirilen yer. 4. Düğün gibi toplantılarda, yemekleri hazırlamak için iğreti mutfak olarak kullanılan yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ABD içinde otomatik tertibatla yemek verilen lokanta.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğu, kuzey Anadolu’ da ve bilhassa, Erzurum ve civarında oynanan bir halk dansı: Bilezik barı, hançer barı. 2. Cam kaplarda veya hastalık sebebiyle dilde meydana gelen kir. 3. (İng.) Danslı, içkili, eğlence yeri veya içki ve meşrubat içilen yer. Bir salonda içki içmek üzere hazırlanmış köşe. Amerikan bar = Lokanta ve otellerde bankolu ve yüksek sehpalara oturulacak şekilde hazırlanmış içki köşesi.

Türkçe Sözlük

(i. i. barca). Büyük sandal, floka, fülk.

Türkçe Sözlük

(i.). Barka denilen büyük sandalı kullanan adam. Sandalcı, kayıkçı, flokacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bira; alkollü veya alkolsüz olarak bitki kökleri, pekmez, şeker veya maya ile hazlrlanmlş herhangi bir içki. beer barrel bira fıçısı. beer garden bira icilen açık hava lokantası. small beer hafif bira; ing. önemsiz kimse, değersiz şey.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). T. Yemek salonu ve mutfaklarda sofra takımlarını koymaya yarayan dolap. 2. Bir eğlence yerinde yemek ve içkilerin sunulduğu tezgâr veya masa. 3. Istasyonlardaki lokanta. Soğuk büfe = Misafirleri ayakta ağırlamak için kurulan soğuk yemekler sofrası.

Türkçe Sözlük

(i. bunda). Bu zamirinin lokatifi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. otobüs; k.ili binek otomobili; f.otobüsle gezmek; otobüsle taşımak.bus bar elektrik bağlama çubuğu. bus boy lokantada kirli tabakları toplayan işçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D)., (k).dili arabadan inmeden servis yapan açık hava lokantasında kadın veya erkek garson.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). engel, mania, fren; geciktirme; kontrol, teftiş; kontrol işareti; ABD fiş, vestiyer fişi; (lokantada) hesap; (kumaşta) ekose deseni; dama; satranç şah; tahtada hafif çatlak deseni. in check kontrol altında.

İngilizce - Türkçe Sözlük

çin lokantalarında yenen sebzeli et, piliç gibi türlü yemeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pirzola servisi yapan lokanta; çin'de gümrük binası.

Genel Bilgi

Aslında nedeni tam bilinmiyor. Bir görüşe göre, vakti zamanında Çin imparatorlarından biri halkın ayaklanmasından korktuğundan, eritilip silah olarak tekrar kullanılabilecek metal olan her şeyin toplanmasını emretmiş. Ellerindeki bıçak, kaşık ve benzeri şeyleri vermek zorunda kalan Çinliler ne yapsınlar, çaresiz bambu kamışlarından yapılmış ince çubuklarla yemek yemeye alışmışlar.

Akla daha yatkın gelen diğer bir görüşe göre ise çubukla yemek adeti Çinlilerin yiyeceklerini küçük parçalara bölüp yeme alışkanlıklarından ve buna bağlı olarak zaman içinde çok önemli bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor.

Yemek çubukları milattan bir yüzyıl önce doğmuş. Yemeği içindeki yağa atıp karıştırarak pişirmeye yarayan tava benzeri kaplar kullanılmadan önce yiyecekler odun ateşi üzerinde pişiriliyormuş. Nüfus çoğaldıkça artan yiyecek ihtiyacından dolayı ormanlar kesilip tarlalar açıldıkça bu sefer de odun, yani yakacak sıkıntısı başlamış.

Zamanla etleri ve sebzeleri çok küçük parçalara bölüp, yağ içinde karıştırarak kızartmanın hem süratli pişmeyi hem de odundan tasarrufu sağladığını görmüşler.

O zamanlar ağaç sıkıntısı nedeniyle, yemek masası kullanmak zenginlere mahsus bir lüks olduğundan insanlar bir elleri ile yiyecek veya pirinç tabağını tutuyor, yemek yemek için de sadece diğer ellerini kullanabiliyorlarmış.

Çinlilerin yemeklerinin bol soslu olduğunu söylemeye gerek yok. Yerken çubukları kullanmak, her şeyi tek elle yemek zorunda olan Çinlilerin bütün parmaklarının kirlenmesi sorununu çözdüğü için hızla yayılmış. O zamanlar çubukların çok azı ağaçtan, çoğunluğu fildişi ve kemiktenmiş.

Şimdi artık ne metal ne de ağaç kıtlığı var. Zaten onların yerini sentetik malzemeler çoktan almış durumda. Ne var ki bırakın Çin’i, diğer ülkelerdeki bir çok insan bile bir Çin lokantası bulup, çubuklarla yemeğe uğraşıp, Çin imparatorunun veya odun yokluğunun yarattığı eziyete seve seve katlanıyorlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapak, örtü; batlaniye; cilt; saklanmaya yarayan ağaçlık ve çalılık; bahane; sofra takımı; (tic). karşılık. cover charge (lokantalarda) giriş ücreti. cover crop toprağı muhafaza etmek için kışın ekilen ekin. cover girl kapak kel. cover glass l

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yemek yiyen kimse; vagon restoran; vagon restorana benzer lokanta.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir kitabın kısımlarını sayfa rakamları ile gösteren cetvel ki, kitabın başına veya sonuna konur. Fransızca: table des mati&res. 2. Bir kütüphanedeki kitapların veya bir mağazada bulunan eşyanın isimlerini ihtivâ eden defter. Fransızca: catalogue. 3. Lokanta veya ziyafet yemeklerinin isimleri yazılı pusula (şimdi bu mânâ için «liste» denmektedir). Fransızcası: liste. Fihrist odası = Osmanlı devrinde şûrâ-yı devlet kararlarını kayıt ve tescil eden kalem.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Lokanta ve gazinolarda müşterilere hizmet eden kimse (Fransızca’da asıl mânâsı: erkek çocuk).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yağlı, yağlanmış. greasy spoon A.B.D., argo kalitesiz lokanta .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ızgara; ızgarada pişmiş et; ızgarada pişirme; ızgarada et ve balık pişiren lokanta; posta pullan üzerinde ızgara şeklinde yapılan kabarık noktalı delikler; demir çubuklardan yapılmış pencere kafesi .

Türkçe Sözlük

(i.). 1. içki içmiş, sarhoş, hafif sarhoş, Fars. mest. 2. İçki içilen yer: İçkili lokanta.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İçki içmemiş olan. 2. İçki içilmeyen yer: İçkisiz lokanta.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Açık bir şeyi, bir deliği kapalı etmek: Kapıyı, pencereyi, deliği kapamak. 2. Bir şeyin kapısını veya kapağını örtüp kapalı hâline koymak: Evi, dükkânı, sandığı, kutuyu kapamak. 3. Örtmek, saklamak, üstüne perde veya örtü çekmek: Yüzünü kapamak. 4. Kesmek, tıkamak, geçilmez ve işlenmez hâle koymak: O yolu kapamışlar. Yıkılan bir kaya, caddeyi kapadı. 5. Bir yerin içinde kapalı tutmak, çıkarmamak; hapsetmek: Suçluyu hapishaneye kapamışlar. Şu tavukları kapamalısınız ki, bahçede zarar vermesinler. 6. İşletmemek, battal etmek: O fabrikayı kapadılar. Çarşıda bir lokanta açmıştı, lâkin bir ay geçmeden kapadı. 7. Sözünü etmemek, bahsinde geçmek: Orasını kapa. Güzel bir bahis açmışken hemen kapadı. 8. Doldurmak, Osm. imlâ etmek, kuyu ve hendek gibi çukur bir şeyi örtmek, körletmek: O kuyuyu, o hendeği, temel yerlerini kapadılar. 9. Açık bir hesabı doldurmak, mahsûb ederek tesviye etmek, ilişik bırakmamak: O hesabı kapadık. Alacağını vereceği ile kapadı. 10. ihtikâr maksadıyla biriktirmek: Buğday fiyatının çıkacağını anlayıp vaktiyle külliyetli miktar kapamış. Göz kapamak = 1. Uyumak: Bütün gece göz kapayamadım. 2. Görmezliğe gelmek, müsamaha etmek: Bazan ticarette göz kapamak zarurîdir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Açık şey kapalı olmak: Kapı kapandı, bu pencere kapanmıyor. 2. Bir şeyin kapısı, kapağı veya diğer bir menfez ve giriş, tıkanmak, örtülmek: Ev, dükkân, kapı, kutu kapandı. 3. Örtülmek, üstüne örtü ve perde çekilmek, Osm. setrolunmak, mestûr olmak: Bu keçe ile döşemenin her tarafı kapanmıyor. Eğerin üstü haşa ile kapanır. 4. Kesilmek, engellenmek, işlemez ve geçilmez hâle gelmek: Yuvarlanan kayalardan yol kapanmış. Açılan lâğımlardan yollar kapandı. 5. Çıkmamak, içerde durmak, Osm. ihtibâs etmek: Evinde kapanıp okumakla meşgul oluyor. 6. Örtünmek, tesettür etmek, erkekten kaçmak: Bazı yerlerde kızlar evleninceye kadar kapanmazlar. 7. Tatil olunmak, işlememek, battal olmak: O değirmen, fabrika, lokanta kapandı. 8. Bahsi olunmamak, sükûtla geçirilmek: O söz, o bahis çabuk kapandı. 9. Doldurulmak, Osm. imlâ edilmek, kuyu ve hendek gibi yerleri ortadan kaldırmak: O kuyu, o hendek kapandı. 10. Hesap kesilmek, kat’ olunmak, mahsûb olup ilişik kalmamak: Benim hesabım, bu senenin defterleri kapandı. 11. Diz çökerek veya yüz üstü düşerek sarılmak: Ayaklarına, dizlerine kapandı. Yerlere kapandı. 12. Atın ön ayağı sürçüp başı üstüne düşmek: Bu hayvan çok kapanır. 13. Yara iyileşmek, her tarafının derisi birleşip örtülmek: Kurşun yaraları daha kapanmadı. 14. Gökyüzü bulutla örtülüp hava kapalı ve keder verici olmak: Ufkun her tarafı kapandı. (göz) Kapanık hâle gelmek, kör olup görmemek: Zavallının bir gözü kapandı. (bir aile, sülâle veya hanedân) Son bulmak, soyu kalmamak: Bermekkîler sülâlesi tâ eskiden kapanmış idi. O memlekette bir hanedan vardı, o da kapandı. Muhasaraya girmek, sığınmak: Açıkta mukavemet edemiyeceğini anlayınca, yanındaki askerlerle kaleye kapandı.

Şifalı Bitki

(populus): Söğütgiller familyasından, sulak yerlerde yetişen bir çeşit ağaçtır. Akkavak, titrekkavak, tellikavak, servikavağı, karakavak, Hollandakavağı gibi çeşitleri vardır. Hekimlikte karakavak kullanılır. Karakavak 25-30 metre boyunda, gövdesi kalın bir ağaçtır. Yaprakları üçgen şeklinde, dişli ve tüysüzdür. Yaprak tomurcukları tanen, uçucu yağ, mum, salisin ve populin adı verilen glikozitleri taşır. Kullanıldığı yerler: Kavak tomurcuklarından hazırlanan merhemler basur memelerinin ve romatizmanın lokal tedavisinde kullanılır. Karakavak odunun yakılmasından kömür elde edilir. Mide ve bağırsaklardaki gazı giderir. Yine bu kömürden yapılan diş tozları da dişlerin temizlenmesinde ve dişetlerinin kuvvetlendirmekte kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Lokanta, gazino gibi yerlerde yenip içilen şeyler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lokavt; sualtı çalışmalarında kullanılan ve altında denize açık bir çıkış yeri olan tertibat.

Türkçe Sözlük

(i.). Çapaçul.

Yabancı Kelime

Fr. localisé

sınırlandırılmış, belirlenmiş

“Yerini ve niteliğini belirlemek, sınırlamak” anlamındaki lokalize etmek, “yeri ve niteliği belirlenmek, sınırlanmak” anlamındaki lokalize olmak birleşik fiillerinde geçer.

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Parası ile yemek yenen yer: Yemeği lokantada yiyor.

Türkçe Sözlük

(i.)Lokanta işleten kimse.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İsmin yer gösteren hâlidir. Fiilin cereyan ettiği yeri gösterir. Lokatif ekleri -da, -de, -ta, -te’dir.

Türkçe Sözlük

(i. i.). Küçük lokanta.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sandviç ve hafif yemekler yenilen lokanta.

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Lokatif hâli, bulunma hâli. (bk.) Lokatif.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hükümdara ait, şâhâne («mülOkâne» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Lüks otel ve lokantalarda başgarson, sofracıbaşı.

Genel Bilgi

İlk yudumla birlikte, alkol ağız ve yemek borusu ile temas ettikten sonra, ciddi miktarda kana karıştığı ilk durak olan mideye gelir. Ancak alkolün kana karışması en çok ince bağırsaklarda olur.

Büyük bir kısmı ince bağırsaklarda kana geçen alkol, derhal merkezi sinir sistemimizi etkilemeye başlar. Birkaç dakika sonra beyne geçerek sinir hücrelerini etkiler ve mesaj iletimini yavaşlatır.

İçmeye devam edilirse, beyindeki görme, denge, konuşma ve muhakeme ile ilgili sinir merkezleri etkilenmeye başlarlar. Bu arada alkolün baskılayıcı etkilerini yenebilmek için, kalp kası zorlanır ve nabız artar.

Biraz daha içilirse şuur kaybı meydana gelebilir. Daha da devam edilirse, alkolün kandaki oram alkol zehirlenmesi seviyesine ulaşır, solunum yetmezliği nedeni ile ölüm kaçınılmaz olur.

Alkol oldukça yavaş yakılır. 100 gram saf alkolün vücutça yakılması yaklaşık 10 saat sürer.

Karaciğerde yakılan her bir gram alkol için 7.1 kilokalori açığa çıkar. Yapılan araştırmalara göre ABD’de insanlar genel olarak kalori ihtiyacının yüzde 10’unu alkolden karşılamaktadır. Alkoliklerde bu oran yüzde 50 olup ciddi beslenme bozuklukları görülür.

Alkol karaciğer yetmezliği yanında, kalp hastalığı ve kanser riskini de artırır. Beyinde hücre kaybına yol açar, uzun sürede beyin hücrelerindeki dejenerasyon artar, psikiyatrik bozukluklar başlar.

Ama alkolün en büyük etkisi, sağlığı bozmasının yanında, aileleri ve arkadaşlıkları parçalaması, hapishane ve hastaneleri doldurmasıdır. Haydi, şerefinize!

Genel Bilgi

İlk yudumla birlikte, alkol ağız ve yemek borusu ile temas ettikten sonra, ciddi miktarda kana karıştığı ilk durak olan mideye gelir. Ancak alkolün kana karışması en çok ince bağırsaklarda olur.

Büyük bir kısmı ince bağırsaklarda kana geçen alkol, derhal merkezi sinir sistemimizi etkilemeye başlar. Birkaç dakika sonra beyne geçerek sinir hücrelerini etkiler ve mesaj iletimini yavaşlatır.

İçmeye devam edilirse, beyindeki görme, denge, konuşma ve muhakeme ile ilgili sinir merkezleri etkilenmeye başlarlar. Bu arada alkolün baskılayıcı etkilerini yenebilmek için, kalp kası zorlanır ve nabız artar.

Biraz daha içilirse şuur kaybı meydana gelebilir. Daha da devam edilirse, alkolün kandaki oranı alkol zehirlenmesi seviyesine ulaşır, solunum yetmezliği nedeni ile ölüm kaçınılmaz olur.

Alkol oldukça yavaş yakılır. 100 gram saf alkolün vücutça yakılması yaklaşık 10 saat sürer.

Karaciğerde yakılan her bir gram alkol için 7.1 kilokalori açığa çıkar. Yapılan araştırmalara göre ABD’de insanlar genel olarak kalori ihtiyacının yüzde 10’unu alkolden karşılamaktadır. Alkoliklerde bu oran yüzde 50 olup ciddi beslenme bozuklukları görülür.

Alkol karaciğer yetmezliği yanında, kalp hastalığı ve kanser riskini de arttırır. Beyinde hücre kaybına yol açar, uzun sürede beyin hücrelerindeki dejenerasyon artar, psikiyatrik bozukluklar başlar.

Ama alkolün en büyük etkisi, sağlığı bozmasının yanında, aileleri ve arkadaşlıkları parçalaması, hapishane ve hastaneleri doldurmasıdır.

Haydi, şerefinize!

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mani, mania, engel, set; blokaj, bloke etme. obstructionism (i.) siyasette bloke etme. obstructionist (i.) bloke eden kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). O zamirinin lokatif şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. lokantada bulaşıkçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aksettirdiği radyo ışınlarıyle bir cismin yerini ve şeklini tespit eden aygıt, radyolokasyon.

Genel Bilgi

Reiki, şifa ve ruhsal çalışmalara dayanan binlerce yıllık ve enerji aktarımı ile şifa vermeye dayalı bir tekniktir. Batı’ya yayılmaya başladığında “Evrensel Yaşam Enerjisi” olarak tercüme edilmiştir. Ancak ezoterik olarak “yüce kaynağın bilincini taşıyan, ruhsal amaçla çalışan yaşam gücü enerjisi” açıklaması anlamını daha iyi ortaya koyar. Yani Reiki, bir ruhsal şifa tekniğidir.

Kaynağının Tibet olduğu sanılan Reiki, 19. yüzyılda Japon Budisti olan Dr. Mikao Usui tarafından yeniden ortaya çıkarılmış ve bir şifa tekniği halinde sunulmuştur.

Reiki, bedende meydana gelen enerji dengesizliklerini ve negatif enerji blokajlarını çözebilmek için yetersiz veya eksik kalan kendi enerji bedenimizi dengeleyip, tamamlayarak ve temelde bilinç değişikliği gerçekleştirerek ruhsal, dolayısıyla da fiziksel iyileşme sürecini başlatmamız yolunu açar.

Reiki fiziksel, zihinsel, duygusal sorunların tümünde kullanılabilir. Reiki bir din değildir ve hiçbir inanca bağlı tutulmaz. Japonya, Amerika ve Avrupa’nın bazı bölgelerinde Reiki klinikleri bulunmaktadır. Türkiye’de de son yıllarda yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Reiki, bir Reiki Master’ının, öğrencisine Reiki’yi kullanma yeteneğini transfer etmesiyle olur. Seminere katılan kişi enerjiyi, enerjinin çalışma sistemini ve el ile tedavi etmeyi öğrenir.

Enerji aktarımı sırasında uygulama yapılan kişiye, o kişiden de uygulama yapan kişiye herhangi bir problem geçmez. Reiki, uygularken konsantrasyon ve inanmak şart değildir. Siz inanmasanız bile o çalışır ve şifa verir.

Türkçe Sözlük

(1. Fr.). Lokanta.

Yabancı Kelime

Fr. réservation

ayırtma

Otel, gazino, lokanta vb. yerlerle uçak, tren, otobüs gibi taşıtlarda yer ayırma işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şehir dışında yol kenarındaki lokanta veya gece kulübü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. döner şişi; pişmiş yemek dükkânı; müşterilerin seçtikleri yemeği pişirip veren lokanta.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. meyhane; ing. bar; büyük salon; galeri; gemi salonu; lokanta. saloon deck gemi salonunun bulunduğu güverte. saloonkeeper i. meyhaneci.

Yabancı Kelime

İng. self-service

seçal

Kafeterya, lokanta, büyük mağaza vb. yerlerde yemeği alma, parayı kasaya ödeme gibi bazı hizmetlerin alıcı tarafından yerine getirilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, (k.dili) durum, vaziyet; ABD, argo kolaylıkla kazanılacak şekilde planlanmış maç; ABD, (k.dili) içkiye katılan buz ve soda; ABD, (k.dili) lokantada sofra takımı; fiziksel yapı; duruş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taraflardan birinin hiç sayı kaydetmediği top oyunu; lokavt.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kısım, hisse; pay; lokma, bir iki lokmalık yemek; f., (on ile) yemekler arası atıştırmak. snack bar alaminüt yemeklerin yendiği lokanta.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soda; karbonat, sodyum bikarbonat; çamaşır sodası; sodyum hidroksit; gazoz; maden sodası; dondurmalı ve sodalı bir içecek. soda ash karbonat, nötür sodyum karbonat. soda cracker tuzlu bisküvi. soda fountain büfe, hafif yemekler veren lokanta. soda

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özellik, hususiyet; spesiyalite; ihtisas, uzmanlık; huk. mühürlü sözleşme. specialty of the house lokantanın spesyalitesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özellikle ızgara et yenilen lokanta.

Türkçe Sözlük

(i.). Şu zamirinin lokatif hâli.

Yabancı Kelime

Fr. table d’hôte

seçmesiz yemek

Lokanta ve otellerde belirli bir para karşılığında verilen birkaç kap yemek.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Lokanta ve otellerde belirli bir para karşılığında verilen belirli çeşitlerden ibaret bir öğün yemek.

Türkçe Sözlük

(TARİFE) (i. A.). 1. Fiyat tistesi: Lokanta tarifesi. 2. Nakil vasıtalarının gidiş, geliş saatlerini bildiren liste: Vapur tarifesi. 3. Bir şeyin nasıl kullanılacağını anlatan kâğıt: İlâç tarifesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. konuya ait; tartışmalı; yöresel, mahalli, mevzii; güncel, günün meselelerine değinen; tıb. lokal. topical coloring kumaş basması, bez üstüne yapılan renkli basma. topical song güncel konulu şarkı topically z. tartışmalı olarak; yöresel olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ed, -ing veya -led, -ling) yiyecek; gen. çoğ. yemek; f. yiyecek tedarik etmek; nad. yemek yemek. victual(l)er i. erzak veren kimse; lokantacı; erzak gemisi.