Mah, Meh ne demek? | Mah, Meh anlamı nedir? | Mah, Meh

Mah, Meh anlamı nedir?

Mah, Meh ne demek?

Mah, Meh anlamı nedir?

Mah, Meh | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(i. F.) Ay, Ar. kamer. Mlhr-Ü mâh = Güneş ve ay. Mlh-ı nev = Yeni ay, hilâl. Mâh-rû = Ay yüzlü. Meh-plre — mec. Ay parçası, çok güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

General Court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Uzak Doğu'da çocuk dadısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Basma yeri, matbaa. Ar. dâr-üt-tab’.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (aslı: be-hemehâl). Mutlaka, ne yapıp yapıp, ne olursa olsun, her halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in any case. no matter what happens. for sure. come what may.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بهه حال] her halükârda, mutlaka, ne olursa olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برماه] matkap, burgu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بومهن] deprem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Buğdaygillerin ve daha çok çavdarın başağında türeyen ve horoz mahmuzunu andıran bir mantar çeşidi (claviceps purpurea).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(claviceps purpurea): Çavdar ve ona benzeyen bitkilerin çiçeklerinde üreyen parazit bir mantarın kışı geçirmek üzere aldığı mukavemet şeklidir. 10-35 milimetre uzunluğunda, 2-5 milimete genişliğindedir. Dışı siyahımsı-mor; içi pempemsi veya morumsu beyaz renktedir. Tadı yoktur. İçinde ergotin denilen zehirli bir madde vardır. Ev ilaçlarında kullanılmamalıdır. Kullanıldığı yerler: Damarları daraltıcı özelliğinden ötürü hekimlikte kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. cumhur). Cumhurlar, topluluklar, (bk.) Cumhûr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جماهير] cumhuriyetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Şeyhülislâmlara verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Türk musikisinde bir perdenin adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Doğuştan kör, anadan doğma kör.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Esma).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشرف مخلوقات] varlıkların en şereflisi, insan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki), (bk.) Duraküstü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير محدود] sınırsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير محسوس] hissedilmeyecek şekilde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسب الماهيه] yapı bakımından.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هم آهنگ] uyumlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemâheng.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Semahatli, cömert kılma. 2.Mülayim ve itaatli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appellate court. court of appeals. court of appeal. a first degree appellate court. court of review. appelate court. second instance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kara Mehmet halk arasında gücüyle ün yapmış bir pehlivandır. Ne kadar güçlü olduğunu ölmek üzereyken başından geçen bir olayla son kez kanıtlamıştır. Kara Mehmet bir semt kahvehanesinde kalp krizi geçirerek ölmüştür. Kriz anında dayandığı dokuz çubuklu demir parmaklığı kağıt gibi birbirinin içine geçirmişti. Çubuklar öylesine iç içe geçmişti ki daha sonra onları demir küskü ile açmak isteyenler başarılı olamadılar.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slum quarter. shackles. slum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(dalakotu): Ballıbabagiller familyasından; Haziran - Eylül ayları arasında pembe ve seyrek olarak da beyaz renkli çiçekler açan, otsu bir bitkidir. 10 - 30 cm boyundadır. Yaprakları; karşılıklı, tüylü, kenarları dişili ve küçük bir meşe yaprağı şeklindedir. Çiçekleri üst yapraklarının koltuğunda gruplar halindedir. Meyvesi küçüktür. Çiçekli bitkide uçucu bir yağ, acı maddeler, tanen, glikozitler vardır. Kullanıldığı yerler: Vücuda kuvvet verir. Ateşi düşürür. İdrar söktürür. Mesane taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Aybaşı tutkluğunu giderir. Öksürüğü keser.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(Ar. terkip) (IS = menfilik edatı, mehâle = çare). Çaresiz, ister istemez, başka türlü olmaz: Yarın lâmehâle gidilecektir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لامحاله] ister istemez, çaresiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bir defa bakışlar, bir göz atışlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kamerî yılda Ayin bir devriyle hesaplanan zaman ki, yılın on ikide biridir, ay, Ar. şehr: Mâh-ı Muharrem, mâh-ı Ramazân. Güneş ayları için de kullanılmıştır, meselâ: Mâh-ı nisân. Mâh-be-mâh = Aydan aya. Beher mâh = Her ay.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ماه] ay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bataryanın güç, performans değeridir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mâ = bağ, hasat = «husûl»den geçmiş zaman). Hâsıl olan, husule gelen, netice.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Ay, Ar. kamer. Mlhr-Ü mâh = Güneş ve ay. Mlh-ı nev = Yeni ay, hilâl. Mâh-rû = Ay yüzlü. Meh-plre — mec. Ay parçası, çok güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Minare, kubbe, sancak vesaire tepesine konulan hilâl: Minarenin mâh-çesi düşmüş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ماه نو] hilal, ay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماه سپهر] ay, gökyüzündeki ay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mah, meh = ay, rû = yüz). Ay yüzlü, güzel, dilber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mehtap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محبت] sevgi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sevmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mahdûm). Mahdûmler, oğullar, (bk.) Mahdûm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havf» dan). Korku. Mahâfetullah = Allah’tan korkma, Tanrı korkusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mahfil). Mahfiller, (bk.) Mahfil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محافل] mahfiller. 2.toplantı yerleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mahkeme). Mahkemeler, (bk.) Mahkeme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاکم] mahkemeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHALL) (i. A. «hulûl» den imef.) (c. mahâl). Yer, mekân, makam, Fars. cây: Bu mahalde. Mahalli değildir = Münasip yeri değildir; her sözü mahallinde söylemeli. Nâ-be-mahal = Münasip yerinde olmayan, Fars. nâ-becâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mahall). Mahaller, yerler, (bk.) Mahal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

locale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

locality. location. locus. place. position. seat. spot. station. district. site. situs. side. quarter. situation. standing. stand. locale. lieu. post. spot of land.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

House or palace. click me for larger image A name which is probably derived from the village of Mahallat in the Arak region The term is also frequently referred to carpets from this region that have a medium weave and knot count, are woven on cotton found

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Palace, also sometimes used for elaborate rooms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محل] yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.).

1.Çare, tedbir.

2.Hile. Lâ-mahâle = Çaresiz, zarurî.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mahlep, bot. Prunus mahaleb.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محل] yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mahallât). Bir şehir ve kasabanın bölündüğü parçaların her biri ki, birçok evden mürekkeptir ve ekseriya, muhtarı ve imamı vardır: Mahalle imamı, muhtarı, mektebi. Mahalle karısı = Terbiyesiz ve edepsiz kadın. Mahalle çocukları = Sokaklarda gezen terbiyesiz çocuklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parish. quarter. district.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parish. quarter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

district. ward. quarter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

district night guard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

district night guard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarrelsome woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarrelsome woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the elected head of a neighbourhood executive officer of a district of a to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the elected head of a neighbourhood executive officer of a district of a to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Süt ve pirinç unu ile yapılan pelte kıvamında bir tatlı. Mahallebi çocuğu = Nazlı büyütülmüş. Su mahallebisi = SUtsüz yapılan ve pekmezle yenilen mahallebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Mahallebi yapıp satan kimse.

2.Nazlı büyütülmüş, çıtkırıldım kimse.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir mahalle ahalisinden olan: Mahallelilerden birkaç kişi gelmişti. O, benim mahallelimdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mahalliyye). Bir mahalle, bir yere mahsus, yerli, bir yerin malı veya mahsûlü olan. Hükûmet-i mahalliyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

topical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

local.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

local. endemic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محلی] yerel. 2.yerli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

local administration. local government. local administrative. municipal / local / city administration. municipal corporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

local administration. local government. local administrative. municipal / local / city administration. municipal corporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محليه] yerel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yeri olmayan, yersiz.

2.Münasip şekilde olmayan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (c. mahmil). Mahmiller. (bk.) Mahmil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ماهانه] aylık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mihrace, Hint hükümdarlarına mahsus ünvan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mihracenin karısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHARET) (i. A.). Bir iş görmede ustalık, beceriklilik, elden iş gelme, marifet, hüner, alışkanlık, ustalık, meleke: Cerrahlıkta mahareti vardır, bu işi büyük bir maharetle yaptı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proficiency. skill. art. dexterity. diplomacy. finesse. hand. handiness. ingenuity. knack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهارت] beceri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Becerikli, usta, mahir, hâzik: Maharetli adam.

2.Ustalıkla yapılmış, ustalıklı, hünerli: Maharetli


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skilful. proficient. dexterous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skillful. proficient. intelligent. perfection to. politic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ustalığı olmayan, beceriksiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beceriksizlik,elden gelmeyiş: Bu işte maharetsizliğini gösterdi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماحصل] sonuç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاسن] iyilikler, güzellikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHATT) (i. A.). Yol boyunca inilecek yer, menzil, konak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindistan'da evliya derecesinde adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Böyle olmakla beraber, böyle ise de.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماحضر] hazırda olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخازن] mahzenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاذیر] sakıncalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «habs» den imef.). Hapishane, insan hepsine mahsus bina, zindan (bu mânâ ile «mahbus» dememeli). Cezaevi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محبس] hapishane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hubb» dan imef.) (mü. mahbûbe). Sevilen, sevgili. Mahbûb-ı Hudâ = Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محبوب] sevilen. 2.sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Muhabbet olunmuş, sevilmiş, sevilen, sevgili. 2.Mahbub-i Hûda, (Allah’ın sevgilisi) Hz.Muhammed (s.a.s).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Muhabbet olunmuş, sevilmiş, sevilen. - (bkz.Mahbub).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «habs» den imef.) (c. mahbûsîn). Hapsolunmuş, mevkuf, tevkif olunmuş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محبوس] hapsedilmiş. 2.hapishane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Hapishane, mahbes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mahbusluk, mahbus bulunanın hâli ve mahbus kaldığı müddet: Mehbusiyyeti iki sene sürdü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محجوب] örtülmüş. 2.utangaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

utandırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

utanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shyness. bashfulness. confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محجوبيت] utangaçlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Örtülü olan şeyin hâli. 2.Utanma, arlanma, mahçupluk: Mahcûbiyyet çok defa yükselmeye engel olur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHCÜB) (i. A. «hicâb» dan imef.) (c. mahcûbe).

1.Örtülü, perdeli (asıl Arapça mânâsı olan bu mânâ ile dilimizde az kullanılmıştır).

2.Utanan, utanmış, Fars. şermende.

3.Utangaç tabiatlı kimse.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ashamed. abashed. shy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ashamed. shy. bashful. out of countdown. coy. embarrassed. faint hearted. hangdog. sheepish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embarrass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb ashamed. confound. confuse. embarrass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embarrass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb ashamed. confound. confuse. embarrass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be ashamed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be ashamed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embarrassment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hacir altına alınmış, kısıtlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

who has been put under the care of a guardian. whose property has been put in someone else's custody. incapacitated. ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

who has been put under the care of a guardian. whose property has been put in someone else's custody. incapacitated. ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hacz»den imef.) (mü. mahcûze) (hukuk). Haczolunmuş, alacaklı tarafından, alacağına karşılık olmak üzere mahkeme tarafından rehin yerine konmuş: Onun çiftliği ve evi mahcûzdur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محجوظ] hacizli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

haczedilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Mehdilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahdut.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محدود] sınırlı, kasıtlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıdmet» ten imef.) (mü. mahdûme) (c. mehâdim).

1.Hizmet olunana nisbetle efendi. 2.Bir büyük kimsenin oğlu (saygı maksadıyla muhâtabın çocuklarından bahsederken: Mahdum bey, kerîme hanım denilirse de, kendi çocukları hakkında «mahdûmun, kerîmem» demek doğru değildir).


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخدوم] oğul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHDÜD) (i. A. «hadd» den imef.) (mü. mahdûde).

1.Etrafı çevrilmiş, Ar. muhat, çevrilmiş: Adanın her tarafı denizle mahduttur.

2.Sınırlı, sınır ve hududu olan, hududu tayin olunmuş: Bu ülke, iki taraftan denizle, öteki iki taraftan filân memleketle mahduttur.

3.mec. Pek ileriye varmayan, çok şeyler ihata edemiyen, eksik: Onun aklı, malûmâtı, iktidarı mahduttur.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ماهه] matkap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıfz» dan sonradan yapılmış kelime). Korunması istenen bir şeyi koyup saklamaya mahsus kutu ki, ekseriya kadife veya meşinle kaplı olur: Mücevher, saat, yüzük mahfazası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

case. box. cover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casing. case. cover. box. wrapper. envelope. packing case. crate. kit. container. shrine. receptacle. mount. cartridge. casement. bin. housing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محفظه] kutu, kap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mahfaza yapıcısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mahfazası olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mihaffe.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ay aydınlığı, ay ışığı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hefî» den imef.) (aslı: mahfûy). Gizli, saklı: Mahfî bir yer, mahfî iş. Gizli, gizlide, gizlice: Bana mahfî söyledi, onunla mahfî konuştuk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخفی] gizli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gizli, saklı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Gizil, gizlice, kimse görmeyecek ve haber almayacak surette: Mahfîce konuştuk, eğlendik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hufûl» den imef.) (c. mahâfil).

1.Toplanılacak yer, toplantı yeri. 2.Toplanmış heyet, meclis, cemiyet, encümen: Mahâfil-i siyâsiyye.

3.Camilerde hükümdara mahsus yer: Hünkâr mahfili.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محفل] toplantı yeri. 2.cami mahfili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخفيا] gizlice.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıfz» dan imef.) (mü. mahfûze).

1.Saklanılmış, bir yere konup korunmuş: O evrak mahfuzdur, babamın eşyası yâdigâr olmak üzere bende mahfuzdur.

2.Saklanan, gözetilen: Bu ormanlar mahfuz olaydı çok faydalandırdı.

3.Bir yere gönderilirken asker ve jandarma katılarak serbest olmayan, muhafaza altında gönderilen: Yolda beraber geldikse de kendisi mahfûz olduğu için görüşemedik.

4.Zihinde duran, ezber edilmiş, ezber öğrenilmiş, unutulmayan: Bu şiir mahfûzumdur. Levh-i mahfûz = İlâhî mukadderâtın yazıldığı mânevî levha.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıfz» dan imef.) (mü. mahfûze) (Ar. gramerinde). Çekilmiş, Ar. mecrûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safe. protected. sheltered. secure. guarded. reserved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محفوظ] korunmuş, saklanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Korunmuş, gözetilmiş. Gizlenmiş, saklanmış.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Musiki ve edebiyatta hâfızada saklanan musiki eserleri ve şiirler: Mehfûzâtı binleri aşan bir okuyucu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mahfûz olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Balık, Ar. semek. Sayd-ı mâhî = Balık avı: Sayd-ı mâhî resmi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça balık sırtına benzerliği münasebetiyle).

1.Çatının çeşitli yönlerde iki sathı arasında uzanan sırt. Mâhî kiremidi = Bu sırta mahsus dar ve oyuk kiremit çeşidi. 2.Bu sırtı teşkil etmek üzere boyuna uzatılan kereste: Çatının mâhîsi kırılmış.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ماهی] balık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - (bkz.Hz.Peygamberin isimleri).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yeni ay, ayça, hilal.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Ayın nuru, ışığı. 2.Ay yüzlü güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mahâret» ten if.). (mü. mâhire, c. mehere). Elinden iş gelir, becerikli, üstad, usta, maharetli, hâzık: Pak mahir operatör, san’atında pek mahirdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expert. skilful. proficient becerikli. usta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expert. skillful. dexterous. great. great at. handy. proficient. subtle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماهر] becerili, maharetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Maharetli, hünerli, elinden iş gelir, becerikli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Maharetle, ustalıkla: Mâhlrâne bir şekilde konuştu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mahir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Maharet, ustalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahv.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHİYYET) (I. A.). Bir şeyin neden ibaret olduğu, gerçek, asıl, hakikat, Ar. künh: Bunun mahiyeti nedir? Mahiyetini anlayamadım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

true nature. character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

true nature. essential character. composition. property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماهيت] asıl, esas, içyüzü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça mâlı ismine Arapça nisbet «y» si getirilerek yappılmış bir tâbirdir). Aylık, Ar. şehriyye. (bk.) Maaş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İnleyen ay.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - San, altın renginde ay.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çinlilere mahsus ve 144 taşla oynanan bir çeşit domino.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hükm» den imef.) (c. mahâkim). Davaların görülüp hükme bağlandığı yer: Hukuk, ceza, ağır ceza, sulh, temyiz... mahkemeleri. Mahkeme-! şer’iyye = Kadı ve nâibin hükümler verdiği eski şer’İ mehkeme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trial. court. court of justice. court of law. tribunal. curia. forum. law court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court. justice. tribunal. law court. trial. hearing. forensic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank. bar. court. law court. trial. court of law. legal tribunal. hearing. chamber. civic center. forum. judicator tribunal. judicial court. judiciary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

award.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court decision. decision of a court. legal decision. judicial ruling. determination of a court. sentence of a court. juridical writ. decree. court decree. decree of court. determination. judicial order. resolution. rule of court. ruling of th.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

award.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court decision. decision of a court. legal decision. judicial ruling. determination of a court. sentence of a court. juridical writ. decree. court decree. decree of court. determination. judicial order. resolution. rule of court. ruling of th.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taxation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taxation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mahkemeye düşmesi gereken: Mahkemelik bir iş. Mahkemelik olmak, mahkemeye düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hâkk» den imef.) (mü. mahkûke).

1.Çelik bir kalemle sert bir yüzey üzerine kazınmış, çukur veya kabartma şekilde yapılmış, yazılmış veya resmolunmuş: Mermer üzerine mahkûk resim, yazı, kutunun üzerinde ismi mahkûk idi. 2.Yazıldıktan sonra çakı ve kalemtıraşla kazınmış, çıkarılmış, Osm. hazfolunmuş.

3.Kazınmış şey, kazınmış yer, kazıntı, hâkk: Defterlerde mahkûk olmamalıdır.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محکوک] kazılmış, kazılarak yazılmış, yontulmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Kazınmış resimler ve yazılar, hâk san’atıyla yani hâkkâklıkla yapılmış şeyler, hâkkâklık işleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükmiden imef.) (mü. mahkûme).

1.Hüküm altında bulunan, tâbî: Efendisine mahkûmdur.

2.Bir mahkemenin hükmünü giymiş, mahkeme tarafından aleyhinde hükmolunmuş: Hapise, idama mahkûmdur.

3.(mec.) Doktor tarafından iyileşmesinden ümit kesilen: Yatağa yatmamış ise de mahkûmdur, (hukuk) MahkOm-ı blh = Hüküm ve kararı verilmiş, hüküm giymiş. MahkOm-ı aleyh = Aleyhine hükmolunmuş, davayı kaybetmiş veya cezası kararlaştırılmış. Mahkûm-ı leh = Lehine hükmolunmuş, davayı kazanmış olan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convict. captive. con. lag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محکوم] hüküm giymiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hüküm giydirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hüküm giymek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A).

1.Mahkûm olma hâli: Hiçbir mahkûmiyeti yoktur.

2.Hüküm giyilen müddet: Mahkûmiyetini bitirmeden öldü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hulûs» dan imef.).

1.Kurtulacak, sığınılacak yer. Ar. melce, me’ men.

2.(şiirde) ŞAirin şiirde kabûl ettiği isim ki, gazelin sonunda söylenmesi Adettir: Kanunî Sultan Süleyman Hanın mahlası «Muhibbi» dir.

3.Eskiden isme eklenen ikinci isim ki, bir sıfattan ibarettir: İsmi Osman, mahlası NÜrî’dir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pen name. pseudonym.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appellation. pet name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخلص] takma ad.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Gülgillerden bir ağaç ve bunun nohut büyüklüğündeki meyvesi (prunus mahaleb).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mahaleb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mahaleb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. maulstick.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخلوع] tahttan indirilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hale» dan imef.). Atılmış pamuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tıraş olmuş, sakalı tıraşlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halk» dan imef.) (mü. mahlûka) (c. mahlûkat). Yaratılmış, halkolunmuş, Fars. Aferîde: Alem mahlûktur. Yaradılmış şey, hayvan, insan: Bu nasıl mahlûktur? Mahlûkatın çeşit ve cinsleri çoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being. creature. being yaratık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creature. critter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being. creature. being yaratık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creature. critter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخلوق] yaratık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.) (m. mahlûk). Mahlûklar, yaratılmış şeyler, (bk.) Mahlûk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hal» den imef.) (mü. mahlûle).

1.Çözülmüş, dağılmış, eritilmiş.

2.Doğrudan vârisi olmadığı halde ölen adamın vakfa, hazineye ait (mirası): Mahlûl ev, arsa, bağ.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محلول] erimiş, çözülmüş, hallolmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Doğrudan vârisi olmadığı halde ölenlerin evkafa ait mirasları. Mahmûlât dairesi = Bu çeşitten emlâke bakan daire, mahlûlât müdürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Doğrudan vârisi olmadığı halde öleh adamın evkafa, hazineye ait olan emlâkinin hâli: Bu evin mahlûliyyeti bence meçhuldür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halt» den imef.). (mü. mahlûta). Karışık, diğer şeyle karışmış, sade ve hâlis olmayan: Mehlût zahire, mahlût yağ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخلوط] karışık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mehâmid).

1.Övülmeye lâyık ve hak kazanmış hâl ve hareket.

2.Şükür, şükran, teşekkür.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «himâye» den İmef.) (mü. mahmiyye) (aslı mahmûy). Himaye ve müdafaa olunan, birinin himâyesi altında bulunan: O, filân zâtın mahremîsidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mahâmil, Türkçe benzeri: mahmel).

1.İki kişinin oturmasına mahsus olarak devenin üstüne konulan bir çeşit sepet.

2.Mekke ve Medîne’ ye her yıl hac mevsiminde kafile ile gönderilen hediyeler: İstanbul mahmili, Mısır, mahmili, mahmil-i şerif.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Medine-i mahmiyye’den kısaltılmış). Büyük şehir. Ar. mahrûsa: Mahmiyye-i Kostantıniyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamd» den imef.) (mü. mahmûde). Övülmüş, övülmeye değer ve lâyık: Ahlâk-ı mahmûde. Mahmudü’l-hisâl = İyi ahlâk sahibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محمود] övülmüş. 2.hamd edilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hamd olunmuş, sena edilmiş, övülmeye değ(Erkek İsmi) Makam-ı Mahmud: Hz.Muhammed’in en büyük şefaat makamı, cennet. 2.Ebrehe’nin Kabe’yi yıkmak üzere getirdiği filin adı. 3.Mahmud (Kaşgarlı) Karahanlılar’dan olan bu Türk bilgini “Divanu Lügati’t-Türk” adlı eseriyle tanınmıştır. 4.Mahmudiye: 2.Mahmut devrinde basılan altın para.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Bingözotu, sakmonya.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(bingözotu): Çitsarmaşığıgiller familyasından; Anadolu’da ve Suriye’de yetişen, sarılarak tırmanan, sürünücü ve sütlü, çok yıllık bir bitkidir. Gövdesi ince ve tüysüzdür. Çiçekleri beyaz ve sarımsı renktedir. Meyvesi 4 tohumlu, 2 gözlü bir kapsüldür. Kökleri uzun ve kalındır. Kökü, nişasta, tanen, müsilaj ve “skammonin” taşır. Ev ilaçlarında kullanılmaması tavsiye edilir. Kullanıldığı yerler: Kalınbağırsağa tesir eden tahriş edici bir müshildir. Frengide faydalıdır.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bingör otu, sakmunya.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). II. Mahmud zamanında basılmış takriben yirmi beş liralık ince ve yassı bir altın para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mahmûle).

1.Yüklenmiş, bir hayvanın üzerine konmuş.

2.Yüklenen, yöneltilen, bir şeye verilen: Bu sıcaklık yağmursuzluğa mahmûldür.

3.(mantık) Mesnet, haber.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محمول] yüklü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamım» den imef.) (mü. mahmûme) (tıp). Sıtmalı, sıtmaya tutulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamr» dan imef.) (mü. mahmOre).

1.Sarhoşluktan veya uykudan sersem, sarhoşluktan sonra geler, sersemliğe uğramış.

2.Sarhoşlarınki gibi süzgün bakan (göz), Fars. mestâne. Çeşm-i mahmur = Mahmur bakışlı göz. Sarhoş gibi, mestâne: Mahmur mahmur bakıyordu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blear-eyed. sleepy. foggy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

groggy. logy (from sleep. sleepy-eyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخمور] uykulu, baygın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sarhoşluğun verdiği sersemlik. 2.Uyku basmış, ağırlaşmış, yan baygın göz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) -(bkz.Mahmur).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Sarhoşluk veya uyku sersemliği. Ar. humâr: Akşam çok İçtiği için sabah mahmurluğunu açamıyordu. Mahmurluk bozmak = Mahmurluğu gidermek için sabahleyin bir kadeh içmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

languor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

languor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHMUZ) (i.) (Ar. mihmez veya mihmaz’dan).

1.Hayvanı dürtmek için çizmenin ökçesi arkasına takılan çelikten sivri dişli çark.

2.Horoz vesair kuşların ayakları arkasında yüksekte duran parmak.

3.(denizcilik) Zırhlı gemilerin baş tarafında ve su hettından birkaç ayak aşağıdan ileriye doğru çıkan omurga dirseği. Çavdarmahmuzu = Delice, gölçer.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spur. cock's spur. ram. beak. cutwater. fender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spur. spade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ata mahmuzla vurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spur. to set spurs to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «hunk» tan imef.) (mü. mahnûka). Boğulmuş, bunalmış, boğuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Boğulmuş veya bunalmış olduğu halde: Mahnûkan öldü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mahun, maun, bot. Swietenia mahogani; maun rengi, kırmızıya çalan kahverengi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. Muhammad.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindistan'da fil seyisi veya sürücüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ماه پاره] ay parçası. 2.çok güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ay parçası, çok güzel kadın.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ay gibi peri kadar güzel.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Mehtap.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Yüzü ay gibi parlak, güzel, nurlu. 2.Kösem Sultan’ın adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahbus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prisoner. imprisoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahbushâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üzüm taşımakta kullanılan tahta kap.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Elverişli, uygun şey. 2.Değerli kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Mendil. Bazı bölgelerde de kadınlar dışarı çıkarken üzerlerine aldıkları bir tür örtü. (bk.) Makrama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hurûc» tan imef.) (c. mehâric).

1.Çıkılacak yer, çıkacak kapı veya delik: Buhar için bir mahreç bırakmazsanız kap patlar.

2.Harf ve seslerin ağızdan çıktıkları yer: «be» nin mahreci dudaktır.

3.Telâffuz, söyleme, sesin ağızdan çıkma şekli: «m» harfiyle «n» harfinin mahreçleri yakındır.

4.Bir mesleğe adam yetiştirmeye mahsus mektep ve daire. Mahrec-i aklâm = Kalemlere memur yetiştiren mektep (vaktiyle bu isimde bir mektep vardı).

5.Yurtta çıkarılan malların sarfı için dışarıda bulunan yer.

6.Eskiden ilmiyye sınıfında büyük bir pâyeye yükselme vesilesi sayılan küçük pâye.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outlet. origin. source. destination of export goods. denominator. locality. derivation. export market. provenance. vent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخرج] çıkış yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hareket» ten imef.). Türetilmiş kelime (aynı mânâdaki «medâr» daha çok kullanılmıştır).

1.(astronomi). Bir gezegenin kendi bı’r yılı içinde güneşin çevresinde dönerken çizdiği hayâli daire, bu devrinde geçtiği yer, medâr: Zührenin mahreki. 2.(askerlik) Merminin çıktığı yerden hedefe kadar aldığı mesafede çizdiği yay, mermi yolu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harâm» dan masdar) (c. mehârim).

1.Haram, şer’an doğru görülmeyen şey: Mehârimden kaçınmalıdır (bu mânâ ile başlıca cem’i kullanılmıştır).

2.Harem selâmlıkta haram olmıyan, akrabadan olmakla kendisinden kaçılmayan, hareme girip çıkan: Kendisi mahremdir, hareme girebilir.

3.mec. Teklifsiz, birinin sırlarını ve hususî hâllerini bilen, içli dışlı: Mahrem-i esrâr.

4.Gizli, sır, herkese açılmaz ve söylenmez: O sözü, o işi pek mahrem tutuyorlar. Nâ-mahrem = Şer’an nikâh düşmekle kendisinden kaçılan, hareme giremeyen: İçimizde nâ-mahrem vardır, kadınlar çıkamaz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidental. secret. private. privy. close. closet. hush-hush. secluded. camera.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private. intimate. confidential. confidant. within the relationships forbidden for marriage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidential. private. secret intimate. so closely related by blood that marriage with him o. secret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محرم] nikah düşmeyen. 2.gizli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Gizlice, açıklanmamak şartıyla, ifşâ olunmayacağına itimat ederek: Ifade-i mahremâne; size mahremâne söylüyorum; mahremâne görüştüler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

privacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

privacy. intimacy. confidentiality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidentiality. intimacy. privacy. confidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Nikâh düşmediği için kendisinden kaçılmayan adamın hâli; hareme girebilme: Mahremiyyetten faydalanarak vakitli vakitsiz yanına gidebilirdi. 2.Teklifsizlik, sırları bilme: Kendisini mahremiyyete almıştı.

3.Sır saklayıp herkese açılmayan bir şeyin hâli: O sözün, o işin mahremiyyeti çok sürmedi.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ماهرو] ay yüzlü, güzel yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ay yüzlü, yüzü ay gibi olan güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hark» tan imef.) (mü. mahruka). Yanmış, tutuşup kül olmuş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محروق] yanık, yanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (m. mahrûka, bu mânf ile kullanılmaz). Isınmak, yemek vesaire peşirmek için yakılan maddeler, ateş yakmaya yarayan şeyler, odun, kömür vesaire: Bu kış mahrukat pahalıdır; Erzurum’da mahrukat pek kıttır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محروقات] yakacak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHRÜM) (i. A. «hırmân» dan imef.) (mü. mahrûme).

1.Nasipsiz, hissesi ve payı olmayan: Servetten, terbiyeden mahrum bir adam. istediğini alamıyan, eli boş kalan: Onu da mahrum bırakmayın: Kapısından bir dilencinin mahrum döndüğünü istemezdi. Dede mahrûm = Babası, büyükbabasından önce öldüğünden büyükbabasının mirasına konamayan torun (eski hukukta).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deprived. destitute. unprovided. bankrupt in. devoid of. shorn. shorn of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deprived. destitute. devoid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destitute. deprived. bereft. devoid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محروم] yoksun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yoksun bırakmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yoksun kalmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHRÜMİYYET) (i. A.). Nasipsizlik: Terbiyeden mahrumiyet çok kötü bir şeydir; o, kimsenin mahrumiyetine razı değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deprivation. privation. destitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

privation. deprivation. destitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bereavement. deprivation. being bereft of. destitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محروميت] yoksunluk, mahrumluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hırâsat» ten imef.) (mü. mahrûsa). Muhafaza olunan, gözetilen, korunan, mahfuz, emniyet ve asayişi temin olunmuş. MemSlik-i Mahrûsa-i ŞAhâne = Osmanlı İmparatorluğu. MahrOsâtü’l-mesâlik = Yollan muhafazalı ve emin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («belde-i mahrûsa» dan kısaltılmış). Büyük şehir: Mahrûsa-i Kostantıniyye, mahrûsa-i Bursa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. R. geometri). Altı daire biçiminde, üstü sivri, şekil, koni: Mahrût-i tâm; mahrût-ı nâkıs; mahrût-i mün’akis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cone. conical. bevel. taper. frustum. bell shaped. quadric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cone. conical. bevel. taper. frustum. bell shaped. quadric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخروط] koni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. R.) (mü. mahrûtiyye). Mahrut (koni) şeklinde olan, şeker kellesi şeklinde bulunan: Mahrûtî bir cisim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Geometrinin mahrut (koni) şekillerinden bahseden kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mahrut (koni) şeklinde olma: Bu tepenin mahrutiyyeti iyice belli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşr» dan iz, im.). Ölülerin dirilip ayağa kalkacakları yer ve zaman, kıyâmet: RÜz-i mahşer; mahşerde herkes hareketlerinden mes’Ül olacaktır.

2.mec. Pek kalabalık topluluk, izdihâm: Düğün evi mahşer olmuş, mahşere dönmüş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the last judgement. armageddon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the last judgement. great crowd. great confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محشر] kıyamet yeri. 2.aşırı kalabalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Huy, tabiat.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judgment day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judgment day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mahşeri andıran, mahşerle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hesâb» tan imef.) (mü. mahsûbe). Sayılmış, hesap olunmuş, hesaba geçirilmiş, hesaba dahil: Emrinizle verdiğim parayı alacağınıza mahsûb ettim; bu para o hesaba mahsûb değildir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محسوب] hesap edilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sayarak, sayılmak üzere, hesaba geçirilerek: Maaşınıza mahsûben şu kadar lira verdim; borcunuza mahsûben bana birkaç lira verin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to the account of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taking it out of. payment on account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to the account of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taking it out of. payment on account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hased» den imef) (mü. mahsûde). Haset olunan, kıskanılan, herkesin haset ettiği, herkesin hasedini çekecek halde olan: Mahsûd-i akrân oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasad» dan imef.) (mü. mahsûde). Biçilmiş ekin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husul» den imef.) (mü. mahsûle). Hâsıl olan, vücude gelen, husul bulan. (i. A. c.) Mahsûlât.

1.Topraktan yetiştirilen hububat ve ürünler: Bu yılın mahsûlâtında bereket var; buğday, arpa, üzüm, tütün mahsulü.

2.Evcil hayvanlardan elde edilen ürünler; süt, yağ ve yapağı gibi: Dağlık yerlerin hayvan mahsulü fazla olur. Sanayiden elde edilen çeşitli maddeler: Fabrika mahsulü; ingiltere’nin başlıca serveti sanayi mahsûlâtıdır.

4.Bir kalem veya daireden belirli bir müddet içinde yazılan evrak: Her günün mahsulü akşam toplanır.

5.Hulâsa: Bu şiirin mahsûlü. MahsOlât-ı kimyeviyye = Kimya vasıtasıyla vücude gelen ve kimyaya alt olan çeşitli maddeler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ingathering. product. produce. crop. outturn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crop. production. result. product. produce. harvest. yield. fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crop. emblements. fructus. fruit. growth. harvest. increase. outturn. produce. product. result. spoils. yield.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محصول] ürün, sonuç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mahsul, ürün veren, verimli, bereketli: Orası mahsûl-dâr yerdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mahsul). Mahsuller, (bk.) Mahsul,

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mahsul, ürün veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mahsulü, ürünü olmayan, verimsiz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güçlendirilmiş, güçlü.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kuşatılmış, sarılmış, çevrilmiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to the credit of the account. entered in an account set-off. stoppage. deduction for a counterclaim. debit note. deduction. offsetting entry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verrechnet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to the credit of the account. entered in an account set-off. stoppage. deduction for a counterclaim. debit note. deduction. offsetting entry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verrechnet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Netting Between Different Markets)

Üyelerin, bir piyasadan doğan alacaklarını talimatları doğrultusunda diğer bir piyasa işleminden doğan borçlarını ödemede kullanabilmeleridir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

set-off. offsetting. to enter in an account. to charge off / to deduct losses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

set-off. offsetting. to enter in an account. to charge off / to deduct losses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasr» dan imef.) (mü. mahsûre).

1.Muhasara olunmuş, kuşatılmış, muhasara altında bulunan: O kalede üç ay mahsûr kaldılar; şehir mahsûr idi. 2.Hasrolunmuş, sınırlanmış: Onun nüfuzu kendi köyüne mahsûrdur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confined. cut off. stuck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stuck in. confined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confined. cut off. stuck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stuck in. confined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محصور] kuşatılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hiss» ten imef.) (mü. mahsûse). Hissolunan, duyulan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûs» tan imef.) (mü. mahsûsa).

1.Başkasında bulunmayan, yalnız birine ait olan, münhasır: Bu türlü yazı yazmak ona mahsûstur; bu tönbeki Şİrâz’a mahsûstur; onun, kendine mahsûs bir Adeti vardır.

2.Birisine ayrılmış bulunan, biri için ayrılmış, husûsî: O at efendiye mahsûstur; bu oda misafirlerin yatmasına mahsûstur.

3.Lâyık: Oyuncak, çocuklara mahsûstur; enfiye çekmek ihtiyarlara mahsûstur.

4.Ayrı, müstakil, hâs: Bu hastalık için mahsûs doktor vardır; bu ameliyat için mahsûs Aletler vardır.

5.Ayrıca, bilhassa, özellikle, hususî surette, sırf: Ben mahsûs sizi görmeye geldim; mahsûs eğlenmeye çıkmış; kendilerine mahsûs selâm ederim.

6.isteyerek, tabiî ve mecburî olmayarak: Oynarken topu mahsus düşürdü; o kâğıdı mahsûs oynamadım.Yalandan, doğru olmadığı halde, ciddî olmayarak, sadece eğlenmek için: Ben mahsûs öyle söyledim; mahsûs bilmez gibi oldum.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

particular. peculiar. purposely. peculiar to. proper to. reserved for. intentionally. on purpose. just for fun. for fun. in jest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peculiar to. special to. unique to. reserved for. set aside for. appropriate. especial. intentional. particular. peculiar. purposely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مخصوص] özgü, ayrılmış. 2.bilerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخصوص] hissedilen, hissedilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hususî surette, ayrıca: Bu yazıyı mahsûsan sizin için yazdım; odaların pencerelerini mahsûsan az yaptırdım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHSÜSİ YYET) (i. A.). Mahsûs olma, mahsûs olan şeyin hâli.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hasat edilmiş, ekini biçilmiş. Biçilmiş ekin.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ماهتاب] mehtap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yeni ay, ayça, hilal.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hâtem» den imef.) (mü. mahtûme). Mühürlenmiş, mühürlü (bü mânâda «memhûr» galattır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مختوم] mühürlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hitâmdan imef.) Hitân olmuş, sünnetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hatt» tan imef.) (mü. mahtûta). Yazılmış, çizilmiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مخطوط] yazılı. 2.çizili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havf» tan imef.) (mü. mahûfe).

1.Korkulu, korkulan, tehlikeli. Korkunç, korkutacak şekil ve surette olan, dehşet verici: Mahûf bir hayvan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amerika’dan gelen koyu renkli ve güzel cilâ alır bir cins kıymetli ağaç: Mahundan bir dolap, maun kaplaması, (i.). Bu ağaçtan yapılmış mahun dolap, karyola.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sarı çiçekli bir nevi bahçe ağacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde rast (sol) perdesinde kalan bir şed makam (Hindistan’da bîr şehrin adıdır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Türk musikisinde rast perdesinde karar kılan bir makam. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.) (musiki). Türk musikisinde bir perde adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.) (musiki). Türk musikisinde bûselik beşlisi ile biten mürekkep makamlardan biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHÜD) (i. A. «ahd» den imef.) (mü. mâhûde).

1.İki şahıs arasında bilinen: Vak’a-i mâhûde.

2.(Alay veya hakaret mânâsıyla) Bildiğin, seninki, Aşinâ: Mâhut kayıkçı yine geldi. Mâhut adamı gördüm.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (geçişli ve geçişsiz fiil mânâsıyla kullanılır).

1.Yok etme, ortadan kaldırma, giderme: Savaş nice şehirleri mahvetmiştir.

2.Batırma, harap etme: Beni mahvetti. Evimin barkımın mahvına yürüdü.

3.Yok olma, ortadan kalkma: O kadar servet az zamanda mahvoldu.

4.Batma, harâb olma: Eski derebeyleri tamamen mahvoldu. Mahv-ü isbât =

1.Bir şeyin bazı yerlerini değiştirip bazılarını bırakmak suretiyle tâmiri ve yenilenmesi: Meçhul bir şairin şiirlerini mahv-ü isbât ederek kendi adına yayınladı.

2.(astronomi) Ay’daki siyahlık.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محو] yok etme. 2.yok olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahv.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take smb. to the cleaners. beat smb. hollow. knock into a cocked hat. destroy. ruin. devastate. exterminate. smash. smash up. wreck. bang up. bankrupt. barbarize. bugger. bugger up. canker. cook. corrupt. cut up. damn. dish. do for. finish. make havo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blast. damn. defeat. destroy. queer. ravage. ruin. scupper. shatter. shipwreck. spoil. thrash. undo. wreck. to destroy. to ravage. to devastate. to ruin. to spoil. to cut sb up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to destroy. to ruin. to obliterate. to wipe out. blast. blight. devastate. to drive to the dogs. to make an end of. eradicate. finish. to bring to grief. play havoc with. quash. shipwreck. smash. smite. undo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) yok etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar.’ya benzetilerek Türkler tarafından yapılan kelime). Kendini hiçe sayma, kendine ehemmiyet vermeyiş, fazla tevazu: Muktedir adamdır ama çok mahviyet gösterir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burton. destruction. perdition. ruination. smash. smash up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahv.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

go to the dogs. go phut. go to rack and ruin. go to ruin. be ruined. go smash. be destroyed. canker. go down. lie in ruins. shipwreck. smash. smash up. go west.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shatter. to be destroyed. to be ruined. to be spoiled. to be cut up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be destroyed. to be ruined. to be obliterated. to be wiped out. to go to the dogs. fall. perish. to go to pot. to go smash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Ramazan ve bayram gecelerinde, iki minare arasına ip gerip, elektrik ampulleri dizerek yapılan (eskiden yağ kandilleriyle yapılırdı) yazı veya resim.

2.Dam çatısında iki eğik sathın birleştiği çizgi ve buradaki aralığı örtmek için kullanılan uzunca, oluk biçiminde kiremit.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roof ridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the ridge of a roof. ridge file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roof ridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the ridge of a roof. ridge file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mahz ve mahzâ). Sırf, öz, hâlis, sade, sâfi: Mahz-i hikmet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محض] sırf, sade, tam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ancak, yalnız, sade, tek, mücerret: Mahzâ sizi görmek için geldim; mahzâ kendi eğlencesi için yazıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan).

1.Huzur yeri, bir büyük zâtın yanı.

2.Hazır olma, huzur, görünme, gösteriş. Nik-mahzar = Huzuru ve görünüşü güzel, güzel gösterişli. 3.Birçok adam tarafından ortaklaşa imza olunarak yüksek bir makama sunulan dilekçe («arz-ı mahzar» da denilir). Birini mahzar etmek = Biri aleyhinde şikâyet bulunan bir dilekçe sunmak.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محضر] huzur, kat. 2.görünüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazen» den im.) (c. mehâzin).

1.Mal ve eşya koymaya mahsus kapalı yer, kiler, anbar.

2.Türkçe. Yeraltı, bodrum: İçilecek şeyler soğuk durmak için mahzene konmalıdır (Fr. magasin, bu kelimeden gelir).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cellar. cistern. repository. vault.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cellar. granary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cellar. underground storeroom or depository. cistern. repository. vault.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazf» ten imef.) (mü. mahzûfe). Hazfolunmuş, yerinden kaldırılmış, silinmiş (harf vesaire): Bu kelimede a harfi mahzûftur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hüzn» den İmef.) (mü. mahzûne). Tasalı, kaygılı, kederli, gamlı, dertli, hazin, isteğine erişememekten müteessir: Kendisini çok mahzûn gördüm; mahzûn mahzûn dönüp gitti; şu yetimi mahzûn etmeyin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sad. droopy. downcast. chapfallen. languishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dejected. doleful. downcast. forlorn. funereal. gloomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sad. dejected. depressed. doleful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محزون] hüzünlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hüzünlendirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hüzünlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tasa ve kaygı ile, gam ve kederle: Mahzunâne yüzüme baktı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [محزونانه] hüzünlü bir halde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tasa, kaygı, keder, gam, dert, hüzün: Bu kadar mahzûniyyete sebep yoktur: Yüzünde mahzûniyyet eserleri görünüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sadness. dejection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sadness. dejection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHZUR) (i. A. «hazer»

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazer» den imef.) (mü. mahzûre). Yakınlaşması yasak, yanına varılması doğru olmayan, harâm (yukarıdaki «mahzur» kelimesi ile karıştırılmamalıdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inconvenience. objection. disability. handicap. rub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawback. objection. obstacle. snag. disadvantage. disadvantageousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محذور] sakınca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sakıncalı bulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (fıkh). Yasak ve haram şeyler: Zaruret mahzûrâtı ortadan kaldırır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazz» dan imef.) (mü. mahzûza). Hazzeden, hoşlanan, memnun, hoşnut: Bu haberden çok mahzûz oldum.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محظوظات] hoşa gidecek şeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Memnuniyet, hoşnutluk: Okuduğu kitap çok mahzûziyyet verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yarpuz çeşidinden bir ot, kocayarpuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Matmah-ı nazar, enzâr = Göz, göz dikilen şey: O makam onun eskiden beri matmah-ı nazarıdır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ressamın çalışırken sağ kolunu dayadığı değnek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ay. (bk.) MAh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مه] ay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. meh-rûyân) (meh = ay, rû = yüz). Ay yüzlü, yüzü ay gibi parlak, güzel,dilber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «heybet» ten masdar). Şan ve heybet sahibi birini görmekten meydana gelen çekinme ve saygı duygusu: Padişahın mehâbeti, mehâbet-i hükümet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهابت] heybetlilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görünüşü çekinme ve saygı duygusu veren, heybetli, şanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mehbil). Mehbiller, rahim yolları, (bk.) Mehbil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahâdim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahâfe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahâfil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahâkim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mahleb). (bk.) Mahleb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهالک] tehlikeli yerler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mahmedet). (bk.) Mahmedet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahâmil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yular.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهار] yular, dizgin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mihrî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mahreç). Mahreçler, çıkışlar, (bk.) Mahreç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hüsn). Hüsnler, güzellikler, (bk.) Hüsn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مأخذ ]] kaynak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mahzen), (bk.) Mahzen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mahzûr). Mahzurlar, (bk.) Mahzur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. muhzır), (bk.) Muhzır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mehâbil) (anatomi).

1.Rahim yolu, rahmin ağzından dışa kadar olan mesafe.

2.Rahim, döl yatağı.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهبل] rahim yolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A) (mü. mehbiliyye) (tıp, anatomi). Rahim yoluna ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hübût» tan im.). Düşecek yer, inilen yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hebt» ten imef.) (mü. mehbûte). Korkudan şaşırmış, hayret ve korkuyB kapılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAH-ÇE) (i. F.). Minarenin tepesine, sancak vesaire ucuna takılan küçük hilâl şekli. Ar. alem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hecr» den imef.) (mü. mehcûre).

1.Uzaklaşmış uzakta kalmış, ayrı düşmüş: Evlâdından mehcûr kaldı.

2.Bırakılmış, terkedilmiş, unutulmuş, kullanılmayan: Mehcûr bir kelime.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Uzaklık, ayrılık.

2.Bırakılıp unutulma.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Beşik, Fars. gehvâre. Mehd-i Ulyây-ı Saltanat = Valide Sultân.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهد] beşik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hidâ»dan imef.). (mü. mehdiyye).

1.Doğru yola girmiş, doğru yolda bulunan, hidâyete erişmiş.

2.(hi.) On iki imâmın sonuncusu.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kendisine rehberlik edilen. Allah tarafından hidayet verilmiş olan. - Doğru yolu tutan. 2.Şiilere göre 12 imamın sonu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mehdi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hedm» den imef.) (mü. mehdûme). Yıkılmış, indirilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEHEKK) (i. A.) (Türkçe’ de kullanılan şekli; mehenk).

1.Gümüş ve altının ayarına bakmaya mahsus bir cins taş ki, bu madenlerin üstüne sürmekle ayarları anlaşılır.

2.mec. Bir şeyin cinsini ve değerini gösteren şey, ölçü, terazi: İçki, birçok insanın mehekkidir.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محک] mihenk taşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müstahak. Meheldir = Müstahaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (pehen-gîr’den galat). (bk.) Pehen-gîr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mehekk» ten galat).

1.Altın ve gümüşün ayarını anlamaya mahsus taş: Mehenk taşı.

2.mec. ölçü, terazi, bir şey veya şahsın değerini ölçmeye vasıta olan şey: Mehenge vurmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(!.). Şahıs ve eşyayı mehenge vururmuş gibi takdir eden, adam sarrafı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâhir). Mâhirler, mehâret sahipleri, (bk.) MAhir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mehme). (bk.) Mehme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهيب] heybetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Heybetli, azametli, korkunç (mehub). 2.Arslan (Esed, gazanfer, haydar, şir).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ay.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهل] süre tanıma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Omuz başından çıkan külbastılık et.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهلکه] tehlikeli yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEH-LİKAA) (i. F., Fars. meh = ay, Ar. likaa = çehre). Ay çehreli (güzel), dilber.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [مه لقا] ay yüzlü, güzel yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ay yüzlü güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «helâk» ten im.) (c. mehâlik). Mahv ve helâk olacak yer, tehlikeli yer, muhâtaralı yer veya iş: Mehâlikten kaçınmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Olduğu kadar. Mehmâ emken = Mümkün olduğu kadar, mümkün mertebe (dilimizde yalnız bu tâbirde geçer).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), fok. Mehmâ.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Muhammed isminin türkçesi. (bkz.Muhammed).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I.). Türk askerinin senbolü. Bütün Türk askerlerine verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mahmuz, (bk.) Mahmuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hemze» den imef.) (mü. mehmûze) (edebiyat, Arapça gramerinde). Hemzeli, aslî harflerinden biri hemze olan: Mehmûz-ül-fâ = İlk aslî harfi hemze olan. Mehmûz-ül-ayn = İkinci aslî harfi hemze olan. Mehmûz-ül-lâm = Son aslî harfi hemze olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEH-PARE) (i. F.). Ay parçası kadar güzel şahıs.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مه پاره] ay parçası. 2.güzel yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ay parçası, çok güzel.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مه پيکر] güzel yüzlü, parlak yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mihr» şekli galattır) (c. mühür). Şer’İ nikâhta kocanın kadına tayin ettiği para ki, iki çeşit olup «mehr-i muaccel» peşin verilen ağırlıktan ve «mehr-i müeccel» ayrılma ve ölüm hâlinde verilecek meblâğdan ibarettir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهر] mehir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Güney Arabistan’da Ummân ile Hadramût arasındaki ülke ki, «mehrt» ve «mehârî» denilen hızlı hecin develeriyle meşhurdur.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Hind okyanusu sahili ile Hadramut arasında bir ülke.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mehre’den çıkan hızlı hecin develeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهرو] ay yüzlü, güzel yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ay yüzlü güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mehtap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهتاب] mehtap, ay ışığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk şiir ve musikisinde mehtaptan bahseden veya mehtap vesilesiyle yazılıp bestelenmiş eser ki, ekseriya kasîde veya medhiye şeklindedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yanlış kelime). Ay aydınlığında oturmaya mahsus üstü açık kameriye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. meh = ay, tâb = ışık). Ay ışığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moonlight. moonshine. moon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moonlight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moon. moon light. moonlight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Ay aydınlığı, ay ışığı. Dolunay. 2.Alay, eğlence, zevklenme. - Türk dil kuralı açısından “b/p” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça mîh-ter’dan).

1.Vaktiyle BAb-ı Alî çavuş veya kavası.

2.Rütbe, nişan veya görev alanların evlerine müjde götürenler: Mehterler müjdeye gittiler.

3.Tanzimat’tan önce padişah çadırlarını kurup kaldırmakla görevli asker: Çadır mehteri. 4.Osmanlı askerî mızıkası ve buna mensup müzisyen.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.1826’dan önce Türk askerî musiki teşkilâtı.

2.Umumî hapishane. Mehter musikisi = Mehterhâne repertuarı, klasik Türk askerî musikisi. Mehter takımı = Mehter musikisi çalan Türk askerî muzikası.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مأخوذ] alınmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEH-VEŞ) (i. F.) (c. mehveşân). Yüzü ay gibi olan, güzel, dilber.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مهوش] ay gibi, ay kadar güzel. 2.güzel yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ay gibi, ay yüzlü, güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hezl» den imef.) (mü. mehzûle). Arık, lagar, zayıf.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güneş ile ay.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. «mehdiden if.) (mü. mümehhide).

1.Yapan.

2.Düzenleyen.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «semâhat» tan masdar).

1.Hoşgörme, gözyumma, bir suçluya karşı şiddet göstermeylp geçiverme.

2.İhmal, dikkatsizlik, gevşekli.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toleration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowance. forbearance. tolerance. toleration. forbearance hoşgörü. tolerans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerance. lenience. indulgence. overlooking. disregarding. complaisance. indulge. latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müsamahacı, hoşgören, göz yuman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müsamaha ve hoşgörürlükle, aldırmayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görmezliğe gelen, aldırmayan, kusuru olana karşı şiddet göstermeyip yumuşak davranan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intolerance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «mehdi» isminden). Mehdtlik iddiasında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mehd» den if.) (mü. mütemehhide). Yayılmış, serilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. muzmahile). İzi kalmayacak surette mahvolan: Eski derebeyi hanedanları muzmahil öldüler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسامحه] hoşgörü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مسامحه کار] hoşgörülü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Had ve sınırı olmayan, sınırsız.

2.Pek geniş, sonsuz, pâyansız, sınırsız.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şer’an mahrem olmayan, hareme girmeyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نامحدود] sınırsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [ نامحرم] mahrem olmayan. 2.nikah düşmeyen kişi. 3.yabancı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nâ-mahremlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نامحسوس] hissedilmeyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Işıklı ay, ay gibi güzel ve nurlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde şimdi kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Cömertlik, el açıklığı, iyilikseverlik, (bkz.Semahat).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aldırış etmeden, çekinmeden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سماع خانه] mevlevî dervişlerinin semâ ettikleri özel mekan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cömertlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سماحت] iyilikseverlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Cömertlik, el açıklığı, iyilikseverlik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I.). t. Cömert.

2.Eskiden kazaskerlik pâyesini alanlara ve «devletlû» unvâniyle beraber şeyhülislâma verilen resmî unvandı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Kulak deliği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. bir yolunu bulup, her nasılsa. somehow or other her nasıl olursa olsun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magistrates. police court. flagrante delicto court. summary court of jurisdiction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kuzey Amerika'da bazı ağaçlardan çıkarılan reçineli madde (ilâç veya tütsü olarak kullanlılır).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. tacamahac.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Tac Mahal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tamâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

greed. cupidity. avarice. rapacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tamâkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commercial court. tribunal of commerce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s eski zamandan beri icra olunan, eskiliğinden dolayı muteber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. Kuzey Amerika kızılderililerinin bir çeşit savaş baltası; f. bu balta ile vurup ölüdürmek. bury the tomahawk savaştan vazgeçmek, barış yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court of jurisdictional disputes. court of jurisdictional disputes. arbitral tribunal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Court of Jurisdictional conflict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ امهات] anneler. 2.temeller, esaslar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by