Mahir Isminin Anlamı | Mahir Isminin Anlamı ne demek? | Mahir Isminin Anlamı anlamı nedir?

Mahir isminin Anlamı | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: mahir isminin

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). usta, mahir;(i). mütehassıs, uzman.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eli çabuk, usta, becerikli, mahir, hünerli. adroitly (z). hünerle.adroitness (i). hüner, marifet, el çabukluğu.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «ameliye» bu mânâ ile lisanımızda kullanılmaz). Bir fen ve ilmin icraat ve tatbikat ciheti: Ameliyat-ı cerrahiye, ameliyat-ı kimyeviye, ameliyat görülmedikçe kimyadan bir şey anlaşılmaz. Tıp fakültelerinde talebelerin tahsillerini tamamlamaları, mahir profesörlerin nezaretinde büyük hastahanelerde ameliyat görmelerine bağlıdır. Dilimizde fiil gibi de kullanılır: Filan operatör dün pek büyük bir ameliyat yaptı.

Türkçe Sözlük

(i.). İyi silâh atan, nişan alıp vurmada mahir, nişancı.

Türkçe Sözlük

(I.). Ata binmede mahir adam, Ar. fâris, Fars. süvâr.

Türkçe Sözlük

(CAN-BAZ) (i. F. cân = ruh, bâhten = oynamak). 1. Tehlikeli oyunlarda bulunmakla sanki canı ile oynar adam: İp cambazı = İple oynayıp tehlikeli maharetler gösteren oyuncu. At cambazı = At üzerinde muhtelif oyunlar yapan maharetli adam. 2. At oynatıp talim ve terbiye etmede mahir binici ve at alıp. satmakla meşgul adam: Cambazdan bir at aldım, cambazların eline düşen at alınmaz. 3. Kurnaz, hîlekâr: Çok cambaz adamdır.

Türkçe Sözlük

(i. F. cenk = harp, Averden = getirmek). Cenkçi, cenk etmede mâhir, cenge alışık, asker, savaşçı, muharip, tab’an cesur olan: Türkler cengâver bir kavimdir.

Türkçe Sözlük

(CUMHUR) (i. A.) (c. cemâhîr). 1. Halk, Ar. nâs, umûm, enâm. 2. Takım, gürUh, hey’et: Cumhûr-ı fukahâ, cumhûr-ı hükemâ = Fakihler, hakimler sınıfı. 3. Cumhuriyet rejimiyle idare olunan devlet: Türkiye Cumhuriyeti.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Askerî, asker sınıfından, orduya mensup adam. 2. Vaktiyle Mısır’da süvarilere bu isim verilirdi, sipâhî. 3. Binicilikte mahir adam, iyi süvari olan asker (bu mânâ ile dilimizde daha çok cendî denir).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İşe yarar halde bulunuş, bir işi hakedebilecek durumda bulunuş, selahiyet, yetki. 2.Mahirlik, iktidar, liyakat, kabiliyet, kifayet, mensubiyet. 3.İktidar, kabiliyet ve liyakat vesikası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). usta, mahir, becerikli,uzman, mütehassıs, ehil; (i). uzman, mütehassıs,eksper, bilgi ve tecrübe sahibi kimse; bilirkişi. expertly (z). ustalıkla, mahirane.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kolay; sevimli, cana yakın; uysal,kolay inanan, yumuşak huylu; mahir, usta,becerikli.

Türkçe Sözlük

(i. A. feres’ten if.) (c. fürsân). 1. Atlı, süvari: Fürsân-ı Arab. 2. Binici, binmek işini iyi bilen, binicilikte mâhir. 3. mec. Mahir, muktedir, bir fen ve hünerde sanki at oynatmaya ehil: Fâris-i meydan-ı fesâhat.

Türkçe Sözlük

(i. A. fark’tan imüb.). 1. Doğruyu yanlıştan fark etmede pek mahir ve muktedir (bu sıfatla ikinci halife Hz. Ömer için kullanılmıştır. Lügat mânâsıyle kullanılmayıp isim gibi kullanılır). 2. (tıp) Tiryak-ı fâruk = Meşhur bir panzehir ilâcı (Fr. Iexplarmaque).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.), büyük, kocaman, iri, cüsseli, azametli; çok, sayıca çok, külliyetli; uzun, sürekli; fazla; önemli; yüksek, meşhur; asil; mahir, usta; fevkalade; (k.dili) mükemmel; (z.), (k.dili) çok iyi, yolunda. great with eski hamile. be great on (k.dil

Türkçe Sözlük

(i. A. «hal’den imüb.). Pek fazla halleden, zorlukları çözmede pek mâhir: Hallâl-i müşkilât.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) hazır, yakın, el altında; eli işe yatkın, becerikli, usta, mahir; elverişli, kullanışlı. handily (z.) kolay bir şekilde, elverişli olarak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazâkat» ten if.) (mü. hâzıka) (c. huzzak). Mahir, maharetli, ilim veya san’atında, bilhassa tıpta vukuf ve malûmatı tam olan: Tabîb-i hâzık, huzzâk-ı etibbâdan = Tabiblerin en mahirlerinden.

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. F.) (yanlış tâbir). Hazâkatle, mahirâne. Doktorum pek hâzikane ameliyat yaptı.

Türkçe Sözlük

(i. R.). Yuvasını asılı ve pek mahirane yapan sarı kanatlı ve çok ötücü bir cins küçük kuş.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kabûl»den if.) (mü. kabile). 1. Alan, kabûl eden: Kabil-i terbiyye = Terbiye alan, terbiye kabûl eden. 2. Müsait, kabiliyet ve istidadı olan: Kaabll-I hitâb = Kendisine hitap olunabilir. 3. Mümkün, yapılabilir: Bu iş kabil değildir. Kabil-i imkân = Mümkün. 4. (tıp) Gebe kadınların çocuklarını almak iş ve tarzını bilen, ebe, ebe tabip: Falan doktor mahir bir kabildir; fakat kadın iyi bir kabiledir, (hi.). Hazret-i Adem’ in çocuklarından biri ki, kardeşi HAbil’ln katilidir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tülbent üzerine ince fırça ile nakışlar yapıp yazma yapan san’atkâr. 2. Oda duvarlarıyla tavanlarını çeşitli boyalarla süsleyen kimse: Bu tavanları süslemek için mâhir bir kalemkâr lâzım. 3. Gümüş, altın vesair çeşitli madenî eşyaya çelik kalemle nakışlar ve çiçekler, yazılar hâkkeden san’atkâr: Bu kutunun üzerindeki çiçekler dövme olmayıp kalemkâr işidir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toprağı eşme, Osm. hafr: Onun kazması pek sathî. 2. Oyma, hâk: O hâkkâkın mühür kazması pek mahiranedir. Hâk ile yapılmış, mahkûk: Kazma nakışlar, yazılar.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ebelik ilim ve san’atı: Kıbâle İlminde mahir bir doktor.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kendiliğinden doğamayan çocukları ana rahminden almaya mahsus kıskaç gibi Alet, forseps: Çocuğunu lavta ile aldılar. 2. Böyle lavta ile çocuk alan doktor: Pek mahir bir lavtadır (bu mânâsı eskimiştir).

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Afrika, Akdeniz kıyısı, Mısır ve Tunus arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 25 00 Kuzey enlemi, 17 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 1,759,540 km².

Sınırları: toplam: 4,348 km.

sınır komşuları: Cezayir 982 km, Cad 1,055 km, Mısır 1,115 km, Nijer 354 km, Sudan 383 km, Tunus 459 km.

Sahil şeridi: 1,770 km.

İklimi: Kıyı boyunca Akdeniz iklimi, iç kısımlarda kuru ve sert çöl iklimi görülür.

Arazi yapısı: Çoğunlukla çorak topraklar, düz ve dalgalı ovalar, platolar, çukurlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Sabkhat Ghuzayyil -47 m.

en yüksek noktası: Bikku Bitti 2,267 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, alçıtaşı.

Arazi kullanımı: İşlenebilir arazi: %1.03.

daimi ekinler: %0.19.

Diğer: %98.78 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,700 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 5,900,754 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.3 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 23.71 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.69 yıl.

Erkeklerde: 74.46 yıl.

Kadınlarda: 79.02 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.28 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2001 verileri).

Ulus: Libyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Berber ve Araplar %97, Yunanlar, Maltalılar, İtalyanlar, Mısırlılar, Pakistanlılar, Türkler, Hintliler, Tunuslular.

Din: Sünni Müslümanlar %97.

Diller: Araplar, İtalyanlar, İngilizler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %82.6.

erkekler: %92.4.

kadınlar: %72 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Büyük Sosyalist Libya Arap Halk Cumhuriyeti.

kısa şekli : Libya.

Yerel tam adı: Al Jumahiriyah al Arabiyah al Libiyah ash Shabiyah al Ishtirakiyah al Uzma.

yerel kısa şekli: yok.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Tripoli (Trablusgarp).

İdari bölümler: 25 belediye; Ajdabiya, Al ‘Aziziyah, Al Fatih, Al Jabal al Akhdar, Al Jufrah, Al Khums, Al Kufrah, An Nuqat al Khams, Ash Shati’, Awbari, Az Zawiyah, Banghazi, Darnah, Ghadamis, Gharyan, Misratah, Murzuq, Sabha, Sawfajjin, Surt, Tarabulus, Tarhunah, Tubruq, Yafran, Zlitan.

Bağımsızlık günü: 24 Aralık 1951 (İtalya’dan).

Milli bayram: İhtilal Günü, 1 Eylül (1969).

Anayasa: 11 Aralık 1969, 2 Mart 1977.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), AMU (Arap Magrep Birliği), CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkın

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Becerikli, usta, mahir, hâzik: Maharetli adam. 2. Ustalıkla yapılmış, ustalıklı, hünerli: Maharetli

Türkçe Sözlük

(i. A. «mahâret» ten if.). (mü. mâhire, c. mehere). Elinden iş gelir, becerikli, üstad, usta, maharetli, hâzık: Pak mahir operatör, san’atında pek mahirdir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

expert. skilful. proficient becerikli. usta.

Türkçe - İngilizce Sözlük

expert. skillful. dexterous. great. great at. handy. proficient. subtle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماهر] becerili, maharetli.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Maharetli, hünerli, elinden iş gelir, becerikli.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mahir).

Türkçe Sözlük

(i.) (İ. marinaio). 1. Gemici, deniz eri. 2. Yelken gemisi işlerinde mahir adam, Ar. mellâh. 3. Deniz eri kılığında, yakası açık ve devrik çocuk ve kadın esvabı takımı: Marnel giymiş.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâhir). Mâhirler, mehâret sahipleri, (bk.) MAhir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. muharrire). 1. Yazan, Osm. kâtip, müstensih. 2. Kaleme alan, yazı ile ifade eden, Osm. münşî. Pek mâhir bir muharrir; muharrire bir kız. (i. A. c.) Muharrirîn. 3. Gazeteci, yazar, fıkra yazarı: O gazetenin iyi muharrirleri vardır. Başmuharrir = Gazetenin başmakalelerini yazan kimse (eskiden neşriyat ve yazı işleri müdürü yerini de tutardı). 2. Yazar, müellif.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (muşt = yumruk, zeden = vurmak). Yumrukla güreş eden, yumruk güreşinde mahir pehlivan, boksör, Fr. boxeur.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. nehârîr). Mesleğinde mâhir ve çok tecrübeli Alim.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Nişan atmada mahir, hedefe vurmada mehareti olan: Çok iyi nişancıdır. 2. Osmanlı devrinde yüksek bir devlet görevlisi: Nişancı Mehmet Paşa.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ehliyetli, mahir, usta; i. uzman, mütehassıs. proficiently z. maharetle, ustalıkla.

Türkçe Sözlük

(ŞEH) (i. F.) (c. Şâhân). 1. Sahip, mâlik. 2. İmparator, padişah. Bilhassa İran imparatoru. 3. Terkiplerde «baş, reis, birinci» mânâsını ifade eder: Şâh-râh = Büyük cadde; ŞAh-bâz = İri doğan; ŞAhsuvâr = Pek mahir binici; ŞAh-damar = büyük damar, 4. Satranç tuşlarından biri. Şâh-ı serdâr, şâh-ı velâyet = Hz. Ali.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir sanat icra eden, bir sanatla geçinen adam, sanatçı. 2. Usta, mâhir: Sanatkâr adamdır (Fr. artiste kelimesi bizde ekseriya sanatkâr sözüyle ifede olunuyor).

Türkçe Sözlük

(i.). Sanatla yapılmış, ustaca ve mahirâne yapılmış, Ar. musannâ.

Türkçe Sözlük

(ŞAH-SÜVAR) (i. F.). Atlılar başı, pek mahir ve şanlı binici.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mahir , usta, tecrubeli; maharet gerektiren. skilled trades maharet gerektiren meslekler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hünerli, marifetli, becerikli, mahir, usta. skillfully z. maharetle, ustalıkla. skillfulness i. maharet, ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kurnaz, hilekâr; ince; mahir, usta; gizli. subtly z. incelikle; mahirâne, ustaca; kurnazca.

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Yer yüzünde çok bol bulunan sert cisim. Ar. hacer, Fars. seng: Taş atmak, taşla vurmak. 2. Kaya. 3. Taştan direk, sütun veya heykel: Dikilitaş, Çenberlitaş, Kıztaşı. 4. Yüzük, küpe vs.de kullanılan maden: Cevâhir taşı, pek kıymetli bir taş buldum, tek taş yüzük. 5. Dama ve satranç gibi oyunlarda oynatılan pul: Taş oynamak, dama taşı. 6. Böbrek ve safra kesesi gibi iç organlarda teşekkül eden taşcık: Mesane taşı, karaciğerinde taş vardır. 7. Taştan yapılmış: Taş bina, taş köprü, taş mektep. 8. Taş gibi sert ve katı: Taş yürekli. Taş atmak = İmâ yoluyla birisinin lehinde olmayan söz söylemek. Atlama taşı = Çamur veya sudan geçmek için ayak basmak üzere ortaya konan taş. Taş atıp kolu yorulmamak = Zahmetsizce bir şeye sahip olmak. Alçı «aşı = Yakılıp alçı yapılan taş Ayak taşı = Kayıklarda denk taşı. Ot taşı = Ateşe dayanır bir cins sünger taşı. Taş ocağı = Yapı vesaire için taş çıkarılan yer. Taş bademi = Kabuğu sert badem, zıddı: diş bademi. Başı taşa gelmek = İbret olacak bir neticeye erişmek Başını taştan taşa vurmak = Çok pişman olup dövünmek. Bir taşla iki kuş vurmak = Bir zahmetle iki iş görmek. Taşbalığı = Bir cins balık. Bağra taş basmak = Sabır ve tahammül etmek, acıya katlanmak Baltayı taşa vurmak = Farkında olmaksızın birinin yüzüne karşı kendisine veya yakınına dokunur söz söylemek. Bileziktaşı = Kuyunun ağzına konulan ortası delik taş, taştan kuyu halkası. Bileği taşı = Bıçak ve benzerlerinin bilendiği taş. Binek taşı = Bazı merdiven altlarında ve kapı yanlarında, hayvana binmede basamak yerini tutmak için konan taş veya sed. Teslim taşı = Bazı tarikat mensuplarının boyunlarına astıkları balgamî veya siyah taştan etrafı dişli daire şeklinde taş. Tekne taşı = Çeşme suyunun aktığı yere konulan taş tekne. Temel taşı = Yapı temeline konulan büyük ve sağlam taş. Ceher.nemtaşı = Çürük etleri yakmakta kullanılan pek yakıcı bir kimyevî madde. Çakmak taşı = Çakmakla vurulunca kıvılcım çıkaran taş ki, çakmaklı silâhlara da konurdu. Çakıltaşı = Nehir ve deniz kenarlarında çalkanmaktan yuvarlak veya bidem taneleri şeklini almış küçük taşlar ki, rengârenk olup kaldırım yapmakta da kul lanılır. Taş çatlasa = Ne yapılsa, imkânı yok. Çeki taşı = Odun, taş vesaire tartmak için ölçü sayılan tartılı taş ki, bir demir halka ile çekiye asılı olur. Çırpıcı taşı = Su ile beraber deniz veya nehir içindeki taş, Fr. recif. Taş çıkarmaks = Oyunda, hile vesairede birinden daha mahir olup kendisine npüsaade etmek, geçmek, üstün gelmek. Harman taşı = Harman dövülen taş. Değirmen taşı = Değirmenin altlı üstlü iki taş tekerleği. Taşa dönmek = Pek sertleşmek, katılaşmak. Süzgeç, süzgü taşı = Delikleri süzgeç gibi kullanılan taş. Sünger taşı = Biçimce süngere benzeyen, pek hafif taş Taşı sıksa suyunu çıkarır = Gayet kuvvetli insan. Dağ, taş = Görünen yerlerin hepsi, dere tepe. Taş toprak = Moloz. Taşa tutmak Taş atarak kovalamak. Faltaşı = Falcıların attığı küçük çakıl taşı. Gözlerini faltaşı gibi açmak = Hayretle bakmak. Kaldırım taşı = Kaldırıma döşenen taş. Karataş = 1. Çocukların yazı

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars. üstâd’dan). 1. Bir sanatta mahâret sahibi, çıraklıktan çıkıp kendi başına çalışan işçi: Dülger, marangoz, duvarcı, yorgancı ustası. 2. (eskiden) Hizmetçi kadınların ve câriyelerin başı, eskisi. 3. Bir yerin gedikli hizmetkârı: Börekçi ustası. 4. Sanat ustası, üstat: Ustam bana böyle öğretti. Nakış, pfyano UStaSI. 5. Yeniçeriler’de yüzbaşı derecesinde subay. 6. Sanatta mâhir, sanatını mükemmel şekilde bilir: Usta oldu, usta çıktı. 7. Çok bilir, tecrübesi fazla, aldanmaz: Artık bu işlerde usta olduk.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça’da da kullanılır). 1. Öğretici: Benim üstâdımdır. 2. Bir fen ve hüner, bilhassa san’atta en ileri dereceye erişmiş: Ustâd-ı Azam. 3. Mahir, san’atında mahareti olan, usta: Ustâd işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. akıllı, tedbirli; tecrübeli, bilgin olan, ferasetli; bilgece; mahir, usta; k.dili. haberli; A.B.D., (argo) küstah. wise guy (argo) ukalâ, pişkin herif. .Don't get wise! Haddini bil! get wise (argo) haberdar olmak, dorusunu bilmek. I'm wise to him

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yapan, meydana getiren. 2. mec. İşbilir, ehil, mâhir, çalışkan (adam).

Türkçe Sözlük

(i.). Edalı, çelimli. Eli yordamlı = Eline yakışır, elinden gelir, Ar. müstaid, mâhir.