Makamı | Makamı ne demek? | Makamı anlamı nedir?

Makamı | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: makami

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde çok eski ve çok kullanılan bir mürekkep makam. Çârgâh makamının acem aşîrân (fa) perdesindeki şeddidir.

Türkçe Sözlük

(f. A.). 1. Bir ceza, suç veya kusuru bağışlamak. 2. Özür dilemek: Affedersiniz, sizi rahatsız ettim galiba? 3. işten çıkarmak, uzaklaştırmak: Sizi bu vazifeden affediyorum. «Affedersiniz» veya «affetmişsiniz» şekilleri itiraz makamında kullanılır: «Siz onu affetmişsiniz».

Türkçe Sözlük

(i. A.) («hakir» den itaf.). Daha ve pek hakir: Abd-i ahkerlsri, (ekseriya tevazu makamında kullanılır).

Türkçe Sözlük

(f. A.) («ulüv»den mazi teklik muz. gaib). Alî ve yüce mertebe olsun: Hak celi ü alâ hazretleri. (Yalnız böyle dua makamında Arapça tâbirlerde kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Cemaat, güruh, kalabalık, fevç, topluluk. 2. Fazla miktar, muhtelif ve müteaddit kişiler veya şeyler: Bir alay cahil, bir alay hırdavat. 3. Debdebe ve gösterişle yapılan tören, geçit resmi: Bayram alayı, sürre alayı. Askerlik. 3-4 tabur piyade veya 5 bölük süvari askerinden mürekkep kuvvet: Piyade, Nizamiye, Redif, Süvari alayı. Alay İmamı = Osmanlı devrinde bir alay askere imamlık vazifesini yapan sarıklı subay. Alav Emini: Osmanlı devrinde bir alay askerin hesap işlerine bakan subay ki, binbaşıdan alt derecededir. Alay Beyi = Vaktiyle bir vilâyet sipahisinin başı, daha sonra jandarma alayının kumandanı. Alay KAtibi: Bir alay askerin yazı işlerini ifa eden subay. Miralay = Bir alay askerin kumandanı (Albay), kaymakamın üstü ve mîrlivânın astı idi ve bey unvanını taşırdı. Alay alay = Güruh güruh, yığın yığın. Alay Esvabı = Üniforma, resmî elbise. Alay etmek = Eğlenmek, istihza etmek, maytaba almak. Alay Sancağı = Her alaya verilen sancak. Alay Topu = Resmî günlerde ve teşrifat için atılan top. Alay kurmak = Vehimle uğraşmak. Alay geçmek = Birinin sözünü dinler gibi olup da başka şeyi düşünmekle meşgul olmak. Alay malay = Hep birden, takımı ile, pa.las pandıras. (Alay-ı vâlâ, Alây-ı mezkûr gibi Farsça terkipler, galattır).

Türkçe Sözlük

(i.). Alçakça, pek yüksek olmayan, (ekseriya makamı tahbibde müstameldir).

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. Alî = yüksek mekân = yer). Yeri ve rütbe ve makamı yüksek olan (mecazen de kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i.). Başın ön tarafının üst kısmı, göz ve kaşların üstüne gelen ciheti: Osm. Nâsiye, cebîn, pîşânî. 1. Her şeyin ön ciheti, cephe: Binanın alnı 2. Yüz, veçhe, çehre. 3. Gösteriş, dış görünüş. 4. Cür’et, hayasızlık, küstahlık. Alnı açık = Utanacak işi olmıyan, afif, namuslu. Alnı ak = Kabahatsiz, mâsum. Alın teri = Meşakkatli ve namuskârane iş ve çalışma. Alın derisi, damarı = hayâ: Alnının damarı patlamış = hayâsız. Alın karışlamak = İnkâr makamında Aferin demek, beğenmek: Bu işi yapabilenin alnını karışlarım. Alınyazısı = Kader, mukadderat.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Al = harf-i tarif ilâh = mabûd). Kâinatı yaratan vücûd-ı mutlak, Tanrı, Rab, Mevlâ, Hudâ, Allahu a’lem = Allah daha iyi bilir, galiba, zannederim. Allahu ekber = Allah büyüktür (hayır temennisi). Allah Allah = Hayret ve hiddet ifade eder. Allah ıslâh etsin = Islaha muhtaç bir kimse hakkında denilir. Allah encâmını hayreyleye = Neticesi tehlikeli görünen bir iş hakkında. Allah için, Allah hakkı için = Yemindir; doğrusu: Hakkâ. Allah etmesin = Maazallah. Allah inandırsın = Hilâfım yoktur. Allah iyilik versin = Allah belâ vermesin beddua niyetiyle acıyarak dua. Allah bir = Yemin makamında. Söz bir Allah bir = Sözden dönülmiyeceğini temin makamında. Allah belâ versin = Beddua. Allah bilir = Allahu Alem, Hudâ Alem. Allah’tan bul, bulsun = Beddua. Allah’tan kork = Yapma, günahtır. Allah’tan korkmaz = ZAlim, insafsız. Allah selâmet versin = Yola çıkanlara dua. Allah sabır versin; Allah sabır ecir ihsan eyleye = Bir acı ve Afet halinde söylenilir teselli duası. Allah aşkına = Allah hakkı için; Allahı seversen = Yemin. Allah akıllar versin = Yolsuz bir harekette bulunanlar hakkında. Allah ömürler versin = Dua ve teşekkür makamında. Allah kavuştursun = Sevdiğinden ayrılana olunan dua. Allah kerim = Bir mahrumiyet ve ihtiyaç halinde söylenilir teselli ve ümit duasıdır. Allahım, rabbim, ilâhî; Allah versin = Bir nimete nail olanlar hakkında sevinç ifadesi ve olmıyanlar hakkında duadır. Allahı seversen = Allah aşkına; yemin. Aman Allah, aman Allahım = Aman ya rabbî. El-hükmullah = Emir Allah indir, rızâ ve tevekkül tâbiri. El-hamdüllllah = Şükür Allaha, itmam duasıdır. El-iyazübillah = Allaha sığındık. İnşallah — Allah isterse. Billahi; tallahi; vallahi = Allah hakkı için, yemin. Bismillah Allah’ın emriyle. Tecâvüzullah-i anhü, ann-seyyiate = Allah kusurunu affetsin. Taalallah = Makam-ı hayrette denilir. Hasbin-allah = Allah bize kâfidir. Rahmallah (müz.) rahmeallah (mü.) rahmehümallah (tes.), rahmehimallah (c.) ve rahmetullahı aleyhe, aleyhâ, aleyhimâ, aleyhim = Allah rahmet eyleye; ölüler hakkında dua. Radiallahü-anhü, anhâ, anhümâ, anhüm — Allah râzı olsun; sahabe ve tabiîn vesair millet büyükleri hakkında dua. Subhânallah = Takdis ve hayret makamında müstameldir. Şehdullah = Allah şahidimdir. Afaallah-ı anhu, anhâ, anhümâ, anhüm = Allah affetsin. Ilmullah = Allah bilir, yemin. Gufrullahu lehO, lehâ, lehümâ, lehüm = Allah affetsin. Kudusullah-ı sırre = Allah sırrını takdis etsin, evliyâ ve sofular hakkında dua. Kef-i billahi şehiden = Allahın şehadeti kâfidir. Maşallah = Makam-ı tahsin ve takdirde ve nazardan koruma duası. Meded-ullah = Ya rabbi meded. Maazallah, neüzu-billah = Allaha sığındık. («AlIahî» ve «Allahiyân» dememeli; «ilâhî» ve «ilâhiyûn» denir. Halk dilinde «elâlem» kelimesi Allah-u Alem terkibinden galattır).

Türkçe Sözlük

(e.) (Aslı Arapça olup, medsiz elifledir). 1. İmdat ve feryat makamında kullanılır: Amân efendim; Amân Allahım. 2. Af istemek için kullanılır. Amân; bir daha yapmam. 3. Rica ve yalvarmaya delalet eder: Aman; gitmeyin bugün; Amân öyle söyleme. 4. Sabırsızlıkla hiddet ve infial beyan eder: Uf Amân; bırak beni. 5. Tenbih ve sakınma alâmetidir: Amân; çocuğa bak. Cem’e hitap olundukta «amanın» suretinde dahi kullanılır, (bk.) Aman.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geliş, vusul. Yalnız «resm-i hoş-Amedî» tabirinde kullanılır, safa geldiniz demek makamında edilen selâm resmine denir. Kudum tebriki.

Türkçe Sözlük

(hi. müz. sonundaki «vav = u» okunmaz). Mücerred Ömer isminden ayırmak için yazılır, «Zeyd» ismiyle beraber filan makamında misal için irat olunur: Z«yd ve Amr: Öteki, beriki. Zeyd için Amr’a ceza olunmaz: Bir adamın kabahatiyle diğeri cezelandırılmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havarilik makamı ve görevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kemer, tak; ayak kemeri; kavis arch stone kemerin kilidi makamında olan taş. arch supporter ayak kemerine destek, kavis. arch of triumph zafer takı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başpiskopos. archbishopric (i) başpiskoposluk makamı veya bölgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., mim sütunlar üzerine konulan ve üst kiriş makamında olan taban, taban.

Türkçe Sözlük

(i. «asmak» tan). 1. Başlıca gelin odasında süs için asılan şeyler. Perde, çiçek vesaire, donanma: Askı asmak. 2. Hediye ve peşkeş makamında yeni binaya veya araba atlarına, yahut adamlara asılan kumaş vesaire. 3. Asılmaya mahsus şey, asılan eşya, Avîze. 4. Kurumak veya muhafaza olunmak için asılmış meyve vesaire hevengi. 5. Pantolonu omuzdan asılı tutmağa mahsus bağ. 6. Başa sallandırılır zincirli mücevherler, mec. geri bırakma: İşi askıya komak, mesele askıda, askıda kalmak, (mimarlık). Binanın altı yıkılıp direklerle tutturulması, boşa ve iğretiye alınması: Evi askıya almak. (Mülkî idare). Müzayede veya münakaşa pusulasının, ait olduğu dairede veya bir yerde belirli bir müddet ile asılı durması: Şu kadar kuruşa askıdadır.

Türkçe Sözlük

(i. «aymak» tan, sonuna sesli harf gelirse «k» «ğ» olur: Ayağa). 1. İnsan ve hayvanın yürümesine yarayan uzuv, Fars. pây: insanın iki, atın dört ayağı vardır. 2. Bazı ev eşyasının vesairenin ayağa benzer kısımları ki, onların üzerinde dururlar: iskemle, masa ayağı. 3. Ayakta duran bazı şeylerin yere dokunan kısmı, ayağı, kaideleri: Sütun, duvar, ayağı. 4. Ayak basacak yer, basamak, kademe: Merdiven ayağı, kırk ayak merdiven. 5. Çay ağzı, mansab. 6. Bir gölden ayrılıp fazla sularını denize götüren nehir: Drin ırmağı, Ohri gölünün ayağıdır. 7. Adım, kadem: Ben buradan ayak atmam. 8. On iki parmaktan, yani yarım arşından ibaret mesafe ölçüsü, kadem. 9. At yürüyüşünün çeşidi. Ayak altı = Ar. me’mer, yol üstünde. Ayak üstü = Ayakta, Ar. kaaimen. Ayak oltan: = Vaktiyle düşmanın ayaklarına batıp yürümesine mani olmak üzere, yolun üzerine bırakılan demir dikenler. Ayak basmak = 1. Bir memlekete girmek Ar. Kudüm. 2. İsrar ve inat etmek. Ayak bağı = Engel mâni. Ayak teri = Doktor ücreti (eski terim). Ayakta = Oturmaksızın. Ayak divanı = Yeniçeri subaylarının yeniçerilere verdikleri tenbih: Osmanlılarda padişahın halktan biriyle müzakere etmesi. Ayak sürümek = Yavaştan almak. Ayak takımı — Aşağı tabaka. Ayak dolaşmak = Yürürken ayaklar birbirine dolanmak, sarhoş gibi yürümek. Ayakkabı = Ayağa giyilecek şey, pabuç, kundura, çarık, potin, terlik vesaire. Ayak makinesi = Ayakla çevrilir dikiş ve saire makinesi. Ayakyolu = Abdesthane. Ayağa dolaşmak = Aranmaksızın bulunmak, tesadüf edilmek. Ayağa kapanmak = Çok yalvarmak, af istemek. Art ayak = Dört ayaklı hayvanlarda gerideki ayaklar. On ayak = Dört ayaklı hayvanatlarda el makamında olan ileriki ayaklar. On ayak olmak = Bir işte teşvikçi olup diğerlerini de kandırarak işin gerçekleşmesine çalışmak. Ayak diremek = İsrar etmek. Baştan ayağa ı= Tepeden tırnağa, Fars. ser-Apâ. Horozayağı = Tıpa çıkaracak burgu. Dört ayak = Elleri dahi ayak gibi kullanarak öylece yürüme. Sacayağı = Saç ve tencere altına konmaya mahsus demirden, üç ayaklı mutfak Aleti. Ayak haffâfı = Çok gezip dolaşan, gezginci. Söz ayağa düşmek =fc Her kafadan bir ses çıkmak. Sağ (sağlam) ayakkabı değil = Güvenilemiyecek adam, itimada şayan olmayan. Dsmuzayağı fc Tüfekten üstüpü çıkarmaya mahsus ince burgu. Kırkayak = Böceklerden, ayağı çok, maruf bir cins, Fars. hezâr-pâ.

Türkçe Sözlük

(i. «aymak» tan, sonuna sesli harf gelirse «k» «ğ» olur: Ayağa). 1. İnsan ve hayvanın yürümesine yarayan uzuv, Fars. pây: insanın iki, atın dört ayağı vardır. 2. Bazı ev eşyasının vesairenin ayağa benzer kısımları ki, onların üzerinde dururlar: iskemle, masa ayağı. 3. Ayakta duran bazı şeylerin yere dokunan kısmı, ayağı, kaideleri: Sütun, duvar, ayağı. 4. Ayak basacak yer, basamak, kademe: Merdiven ayağı, kırk ayak merdiven. 5. Çay ağzı, mansab. 6. Bir gölden ayrılıp fazla sularını denize götüren nehir: Drin ırmağı, Ohri gölünün ayağıdır. 7. Adım, kadem: Ben buradan ayak atmam. 8. On iki parmaktan, yani yarım arşından ibaret mesafe ölçüsü, kadem. 9. At yürüyüşünün çeşidi. Ayak altı = Ar. me’mer, yol üstünde. Ayak üstü = Ayakta, Ar. kaaimen. Ayak oltası: = Vaktiyle düşmanın ayaklarına batıp yürümesine mani olmak üzere, yolun üzerine bırakılan demir dikenler. Ayak basmak = 1. Bir memlekete girmek Ar. Kudüm. 2. Israr ve inat etmek. Ayak bağı = Engel mâni. Ayak teri = Doktor ücreti (eski terim). Ayakta = Oturmaksızın. Ayak divanı = Yeniçeri subaylarının yeniçerilere verdikleri tenbih: Osmanlılarda padişahın halktan biriyle müzakere etmesi. Ayak sürümek = Yavaştan almak. Ayak takımı = Aşağı tabaka. Ayak dolaşmak = Yürürken ayaklar birbirine dolanmak, sarhoş gibi yürümek. Ayakkabı = Ayağa giyilecek şey, pabuç, kundura, çarık, potin, terlik vesaire. Ayak makinesi = Ayakla çevrilir dikiş ve saire makinesi. Ayakyolu = Abdesthane. Ayağa dolaşmak = Aranmaksızın bulunmak, tesadüf edilmek. Ayağa kapanmak = Çok yalvarmak, af istemek. Art ayak = Dört ayaklı hayvanlarda gerideki ayaklar. On ayak = Dört ayaklı hayvanatlarda el makamında olan ileriki ayaklar. On ayak olmak = Bir işte teşvikçi olup diğerlerini de kandırarak işin gerçekleşmesine çalışmak. Ayak diremek = Israr etmek. Baştan ayağa f= Tepeden tırnağa, Fars. ser-Apâ. Horozayağı = Tıpa çıkaracak burgu. Dört ayak = Elleri dahi ayak gibi kullanarak öylece yürüme. Sacayağı = Saç ve tencerS altına konmaya mahsus demirden, üç ayaklı mutfak Aleti. Ayak haffâfı = Çok gezip dolaşan, gezginci. Söz ayağa düşmek = Her kafadan bir ses çıkmak. Sağ (sağlam) ayakkabı değil = Güvenilemiyecek adam, itimada şayan olmayan. Domuzayağı ±= Tüfekten üstüpü çıkarmaya mahsus ince burgu. Kırkayak = Böceklerden, ayağı çok, maruf bir cins, Fars. hezâr-pâ.

Türkçe Sözlük

(i. T. İ.). Musikide geçkiyi işaret eden, sürüp giden makamın bünyesine yabancı nota.

Türkçe Sözlük

(i.). Türk Musikisi’nde TAhir makamının eski adı. (bk.) TAhir.

Türkçe Sözlük

(i.) (ingilizce «bank note»). Banka parası,.her memlekette millî bankanın para makamında tedavül etmek üzere çıkardığı muhtelif miktar ve kıymetli nakdî para, kâğıt para.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k). 1. Başbakan olanın görevi. 2. Başbakanın makamı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başkan olma ha li. 2. Başkanın vazifesi veya makamı.

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Türk musikisinde bir basit makam. Uşşak makamının inici şeklidir. Adını Oğuzlar’ın Bayat kabilesinden almıştır ve «Beyâtî» telâffuzu saçmadır.

Türkçe Sözlük

(e.) (be hey). Hey, ey, be. (Ekseriya hiddet ve infial makamında kullanılır): Behey adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing. maaşlı papazlık makamı; arpalık, tımar. beneficed s. maaşlı makam sahibi olan; arpalık sahibi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., sig. faydalanan kimse, müstefit sahip; maaşlı papazlık makamı veya tımar sahibi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. berekât). 1. Nimet, Tanrı ihsanı, Osm. mevhibe-i subhâniyye. 2. Bolluk, feyz: Bu sene tarımda çok bereket var. 3. Mübareklik, uğur, saadet: Filân zâtın sohbeti bereketiyle, duanızın bereketiyle. 4. Azı çok yerine geçecek surette Tanrı’nın takdirini elde etmek: Helâl kazanılmayan malda bereket yoktur. Bereket versin. 5. Hamdolsun, Allaha şüKürler olsun, hele, bari: Bereket versin hava bulutlu idi, yoksa sıcaktan bayılırdık. 6. Alınan bir şey için dua makamında söylenir; cevabında «bereketini gör» derler.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde şu mânâlara gelir: 1. Herhangi bir musiki parçası. 2. Güfteli büyük klasik form. 3. Makamların adlarının başına geldiği takdirde, o makamın ırak dörtlüsü ile karar verdiğini gösteren tâbir. Bestenigâr, Beste-lsfahân gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bayatî makamının yanlış telâffuz şekli. (bk.) Bayatî.

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük bey, beyciğim. (dostluk veya hakaret, küçümseme makamında kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. «bıçmak, biçmek» ten). Kesecek Alet ki, hançerin küçüğü ve çakının büyüğüdür. Çeşitleri vardır: Aşçı bıçağı, bahçıvan bıçağı, cerrah bıçağı, kasap bıçağı. Bıçak bıçağa = Bıçakları çıkararak birbirine hücum etme: Bıçak bıçağa geldiler. Ağzını bıçak açmaz = Pek meyus ve mükedder. Burun bıçağı = Oymacı Aleti. Yan bıçağı = Kınında olduğu halde, silâh makamında bele asılan bıçak, cenbiye.. (İki tarafı keser cinse kama derler). Bıçak yarası = Sahtiyanda ve ayakkabıda çatlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (Alman) tar. hisar muhafızı; bir kale veya şehrin babadan oğula geçen valilik makamı.

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). Türk musikisinin 13 basit makamının 2’incisi; lâ (dügâh) perdesinde kalır.

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Os manii devlet teşkilâtında sadâret (başba kanlık) makamından yazılan bir çeşit emirnâme ki, dîvân yazısıyla yazılıp başında o makamın büyük mührü bulunurdu. 2. Bir vali veya diğer bir makamdan yazılıp iş sahibinin eline verilen açık emir-nâme. 3. Kolağası (kıdemli yüzbaşı) rütbesine kadar olan subaylara, meretlerinden verilen tevcih-nâme.

Türkçe Sözlük

(i. F. çâker = kul, zade = doğmuş). Kul ve bendenin yani konuşanın evlâdı: Çâker-zâdenizi takdim ediyorum (eskiden nezaket ve tevazu makamında kullanılırdı).

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinin 1 numaralı basit makamı ve bu musiki sisteminin ana dizisi ki, aynı adı taşıyan perdede (do perdesi) kalır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kardinallik makamı; kardinaller zümresi.

Türkçe Sözlük

(i.) (A. ceyb). 1. Yaka, yaka açıklığı: Başını ceyb-i mürâkabeye çekti = Düşünceye, hayal ve iç Alemine daldı. 2. Cep elbisenin öte berisinde para, mendil, evrak vesaire koymaya mahsus olarak yapılan kese (eskiden Araplar, yaka açığının göğüse gelen kısmını bu işe kullandıkları için bu isimle adlandırılmıştır). Cebinden = Kesesinden, kendi malından. Cebi delik = Züğürt, eli boş. 3. (geometri). Bir açının bir ucundan başlayarak diğer ucundan merkeze uzanan yarıçapa indirilen dik çizgi (Fr. sinüs). Tamam-ı ceyb = Yarıçapın ceybinin eriştiği noktadan merkeze kadar olan kısmı. 4. (anatomi). Bedenin et veya kemikteki bazı oyuklara, boşluklara denir. 5. (Osmanlı saray teşkilâtında) Ceyb-i hümâyûn = MAbeyn-i Hümâyûn’ca ödenmesi padişah hazinesine havale olunmayan masraflara mahsus ve ser-kurenâlık makamına bağlı dâire. Ceyb-i Hümâyûn kâtibi = Bu dairenin Amiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iskemle, sandalye; makam; kürsü; başkanlık sandalyesi; elektrikli iskemle; sedye; tahtırevan; (d.y). rayı traverslere bağlamak için kullanılan bir cins destek. easy chair rahat koltuk. chair car koltuklu vagon. take the chair başkanlık makamına geç

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şövalyelik; cömertlik; cesaret; şövalyelik örgütü; şövalyeler; şövalyelik makamı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Din uğrunda düşmanla savaşma. 2.İslam uğrunda çalışma. Cihad müslümanlara farz kılınmıştır. Mallarıyla, canlarıyla savaşan mü’minler övüldüğü gibi, bu mücadele uğruna canını veren kişi şchidlik makamıyla yüceltilip taltif edilmişlerdir. Kur’an’da defalarca tekrarlanan bir emirdir. - Dil kuralına uygun olarak “d/t” olarak kullanılmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Musikide ses dizilerinde seslerin sıra ve görevi: Mâhûr makamında lâ notası ikinci derecedir.

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide bir makamın karar verdiği perde: Nihâvend makamının durağı rast (sol) perdesidir.

Türkçe Sözlük

(i.). Buselik makamının eski adı. Bûselik.

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide geçki sırasında asıl makam ki, gidilen makamın zıddıdır.

Türkçe Sözlük

(i. F. emr-nâme). Bir emri içine alan resmî yazı ki, üstten asta yazılır: Emir-nâme-i nezâret-penâhî = NAzırlığın (bakanlığın) emri. Emir-nâme-i sâmî = Sadâret makamından yazılan yazı. Nezâket icabı hususî mektuplara da emirname denilirdi: Emirname-i Alîlerini aldım.

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Piyasa musikisinde Hümâyûn makamında olan bazı parçalara yanlış olarak verilen ad.

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Bir makamı veya diziyi, başka bir perde üzerine nakletme, şed, Fr. transposition.

Türkçe Sözlük

(f. musiki). Bir makamı veya diziyi, başka bir perde üzerine nakletmek, şed yapmak, Fr. transposer.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gölge etmek, gölge altında bulundurmak: Şu fidelerl gölgelendirmeli. O ağaç bizi ne güzel gölgelendiriyordu. 2. Resim veya yazıya gölge makamında leke yapmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gölge altına girmek, gölgesinde oturmak: Bir çınarın altında gölgelendik. 2. (resim ve yazı) Gölge makamında leke peydâ etmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İnsana mahsus olan bir duygu ile «kahkah» diyerek veya sessiz ve ekseriya ağzı açarak ve dişleri göstererek duygusunu açığa vurmak, Ar. dıhk, Osm. hande etmek: Bunu işitince, görünce güldü; bu adam daima güler. 2. Sevinmek, eğlenmek, cünbüş etmek: Ahbapça gülüp oynadık; güldük, eğlendik. 3. Alay etmek, biriyle eğlenmek, birini maskaraya almak, Osm. istihza etmek: Bu sözü her yerde söyleme sana gülerler; hâline Alem güler; herkes güler, o sâhi zanneder 4. Memnun olmak, sevinmek, teselli bulmak: O biçare yetimler de gülsün. Bir göz gülmek = Kederle karışık gülmek. Bıyık altından gülmek, sakala gülmek = Pek belli etmeyerek gizlice gülmek ki, bazen alay ve bazen tasdik makamında olur. Kıskıs gülmek = Gülmeyi zaptedemeyip istemeyerek kesik bir suretle gülmek. Kahkaha ile gülmek = Yüksek sesle kahkah diye gülmek. Gevrek gevrek gülmek = LAtif ve açık sesle gülmek. Yüzü gülmek = Memnun ve sevinçli olmak, refaha kavuşmak: Bu yağmurdan çiftçilerin yüzü güldü. Yüze gülmek = istediğini elde etmek için dostluk göstererek dalkavukluk etmek: Ben, onun yüzüne güler bu işi yaptırırım; yine bir işi olmalı... yüzüme gülüyor.

Türkçe Sözlük

(I. A. musiki). Türk musikisinin 13 basit makamından biri. Dügâh (lâ) perdesinde kalır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حجاز] Arabistan’da Hicaz bölgesi. 2.hicaz makamı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hicâziyye). 1. Hicaz’a ait olan. 2. Hicazlı Arap. 3. Hicâz makamının şimdi kullanılmıyan diğer adı. (bk.) Hicâz.

Türkçe Sözlük

(i. F. musiki). Türk musikisinin 13 basit makamından biri, dügâh (lâ) perdesinde kalır.

Türkçe Sözlük

(i. A. musiki). Türk musikisinin 13 basit makamından biri. Dügâh (lâ) perdesinde kalır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yerine koymak; tesisat yapmak, tanzim etmek, düzenlemek; makamına getirmek (memur), bir yere yerleştirmek. installa'tion i. tesisat, tertibat, düzen; askeri üs; fabrika.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) resmen memuriyet makamına koyma, tayin; resmi elbise, üniforma.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kafa-dârân). Birine uyan, arkası sıra giden, tâbî, peyk, gayret-keş: O falânın kafadârıdır; kendisi gibi birtakım kafadarları vardır. 2. Arkadaş, refik, dost, yardak (başlıca kötüleme, küçümseme veya takdir makamında kullanılır).

Yabancı Kelime

Fr. cathédrale

din b. başkilise

Piskoposluk makamı olan büyük kilise.

Türkçe Sözlük

(i.). (A. kaim = duran, makam = yer). 1. Birinin yerine geçen, yerini tutan, vekil, nâib: Yerine bir kaymakam bırakıp gitti. 2. Bir kazâ (ilçe) idare eden mülkiye memuru: Kazâ kaymakamı, kaymakam tayin edildi. 3. Eskiden yarbay rütbesinin adı. bk. Yarbay.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vekâlet, vekillik: O işte filân kaymakamlık ediyor. 2. Bir kazânın idaresiyle görevli mülkiye memurunun memuriyeti, hal ve sıfatı: Kaymakamlığı kendisine az görüyor. 3. Yarbay rütbesi: Beş sene kaymakamlık etti. Kıdemli binbaşılardan olduğundan kaymakamlık bekliyor. 4. Bir mülkiye kaymakamının idare ettiği kasaba, ilçe, kazâ: Orası bir kaymakamlıktır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. akzıye). 1. Her şey hakkında Tanrı’nın ezelî hükmünün yerine gelmesi (kazâ ile kader arasındaki fark kelâm ilminde uzun uzun anlatılır). 2. Kadılık, kadı’nın hükmü, kadılık vazifesi: Filân efendi kazâ mesleğine girdi, yirmi sene kazâda bulundu. 3. Bir kadı’nın kazâsı dahilinde olan yer, kadılık. 4. Bundan galat olarak bir kaymakamın hükümet dairesi, nâhiyeden sonra mülkî taksimâtın en küçüğü, kaymakamlık (ilçe): Her il, birkaç kazâya ayrılmıştır, kazâ kaymakamı (cem’inde Farsça kazâhâ kullanılır: Kazâhây-ı erbaa = Dört kazâ). 5. Kasitsiz ve hata neticesi olan öldürme, yaralama vesair vukuat, muhatara, tehlike, ansızın gelen musibet, elem verici olay: Bir kazâ oldu, kazâ vuku buldu, az kaldı kazâ oluyordu. Kazâ savuşturmak = Vuku bulan veya vukuu pek beklenen bir tehlikeden kurtulmak. Kazâya uğramak = Ansızın ve beklenmedik tehlikeye düşmek: Karayolunda, demiryolundan fazla kazâ olur. 6. Yerine getirme, yapma: Kazâ-i hâcet = Abdest bozma. 7. Vaktinde yerine getirilmeyen namaz ve oruç gibi bir borcu sonradan şer’İ icabına göre ödeme: Hastalığımda kılamadığım namazları kazâ edeceğim, şimdi oruç tutamazsanız kazâsı mümkündür. Ecel-i kazâ = Kaçınılmaz olmakla beraber tabiî olmayıp bir kazâdan ileri gelen ölüm. Zıddı: Ecel-i mev’Üd. Ezkazâ = Kazâen, şâyet, eğer, tesadüfi olarak, beklenmeksizin: Ez-kazâ doktora muhtaç olursanız (memnuniyet verici şeyler için kullanılmamalıdır).

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Musikide bir parçanın asıl makamından başka makama yapılan uzun geçki ki, geçici geçkinin aksidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) diz; dize benzer veya diz şeklinde şey; elbisenin diz üzerine gelen kısmı, diz yeri; hürmet veya selâm makamında diz bükme. knee breeches kısa pantolon. knee jerk diz adalesine vurulunca meydana gelen geri atma hareketi. knee joint diz mafsalı. br

Türkçe Sözlük

(i. İ.). 1. Borçlarının tamamını ödeme imkânı kalmayan bir tüccarın, bir kısım borcunu ödeyerek borçlarının hepsinden kurtulmak üzere alacaklılarıyla yaptığı anlaşma. 2. (tarih) Papalık makamıyla Katolik devletler arasında yapılan anlasm»

Türkçe Sözlük

(i.). Konsolosluk binası, dairesi ve makamı, Osm. şehbenderhâne, şehbender konağı, dairesi.

Türkçe Sözlük

(i. İ. tarih). 1. Roma cumhuriyetinde her yıl seçilen iki devlet başkanından her biri ki, imparatorluk devrinde yüksek bir pâye olmuştur. 2. İ799’dan 1804’e kadar Fransa’daki üç devlet başkanından her biri ki, birincisi, cumhurbaşkanı makamında idi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk musikisinde pek çok makamı içine alan peşrev.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk musikisinin 13 basit makamından biri. Lâ (dügâh) perdesinde kalır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. mevzii, mevkii, mahalli, yöresel; belirli bir yere ait; mec. dar, sınırlı; i. her istasyonda duran tren; banliyö treni; gazetede mahalli haber. local authority huk. mahallin en yüksek sivil makamı, mahalli idare. local color sanatta ve edebiyat

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hamd olunmuş, sena edilmiş, övülmeye değ(Erkek İsmi) Makam-ı Mahmud: Hz.Muhammed’in en büyük şefaat makamı, cennet. 2.Ebrehe’nin Kabe’yi yıkmak üzere getirdiği filin adı. 3.Mahmud (Kaşgarlı) Karahanlılar’dan olan bu Türk bilgini “Divanu Lügati’t-Türk” adlı eseriyle tanınmıştır. 4.Mahmudiye: 2.Mahmut devrinde basılan altın para.

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. «kıyâm» dan im.). 1. Durulan yer, durak, mekân, mahal: Orası sizin makamınızdır; siz makamınıza geçin. 2. Ar. mansıp, mesnet, büyük görev: Makam-ı sadâret-i uzmâ; makama hitaben yazılmış bir dilekçe. 3. Bir velinin veya bir büyük zâtın gömüldüğü veya gömülmediği halde nâmına yapılmış türbe, ziyaret yeri: İstanbul’da birçok türbe ve makamlar vardır. Kaalm-nakaam. (bk.) Kaymakam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مقام] yer. 2.kat, huzur. 3.musikî makamı

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مشيخت] şeyhlik. 2.şeyhlik makamı.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bülûğa ermemiş çocuk. 2. (musiki) Batı musikisinin 2 makamından biri.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yüce, yüksek, (bkz.Bülent). Makamı, rütbesi yüksek. 2.Bir yazı stili.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk musikisinde bir basit makam. Hüseynî makamının inici şeklidir. Dügâh (IS) perdesinde kalır.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam. Sûz-i Dilârâ makamı ile aynıdır.

Türkçe Sözlük

(i. F. T.) (musiki). Türk musikisinde Nişâbûr makamında kullanılan üçlü.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (nişesten fiilinden olup sıfat terkiplerinde bulunur). Oturan, oturmuş. Post-nişîn = Tekke postunda oturan şeyh. Taht-nişin = Tahta oturan hükümdar. Mesned-nişîn = ‘Yüksek bir makamda oturan. Sadr-nişîn = Başta oturan veya sadâret makamında bulunan. Kûşe-nişîn = Münzevî.

Türkçe Sözlük

(i.). Satılık bir şeye talip olan adamın sonradan caymayacağını temin makamında olmak üzere satana peşin verdiği para: Pey vermek. Pey sürmek, vurmak = Müzayede ile satılan bir şeye, mukabil pey vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Papaya ait; papalık makamı veya yetkisi olan; gururlu; i., çoğ. piskoposun veya papanın resmi esvabı. pontificate i., f. piskoposun ve özellikle papanın makamı veya yetkisi veya hizmet süresi; f. itiraz kabul etmez şekilde konuşmak; salâhiyet

Türkçe Sözlük

(i. Fars. deri demek olan «pâst» dan). 1. Deri, cilt: Arslan postu, geyik postu. 2. Üzerine oturmak için tüyü ile beraber kurutulmuş, tabaklanmış deri. 3. Makam, mansıb: Posta geçmek. 4. Şeyhlik makamı: Merkezefendi postu. 5. Adi kürk, koyun vesaire derisinden gocuk. Postu sermek = Bir yerde çok oturmak, (halk ağzında) Pos = 1. Kıllı deriden mamul: Pos kalpak. 2. Pösteki gibi kaba: Pos-bıyık.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyhlik makamında oturan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. manastırda baş rahip. priorate, priorship i. manastır baş rahibinin rütbe veya makamı. prioress i. kadın manastırı baş rahibesi.

Türkçe Sözlük

(i. F. T.) (musiki). Türk musikisinde basit makamierın teşkilinde kullanılan bir beşi’.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Türk müziğinin en eski birleşik makamı.

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. riyâset = reislik, Fars. penâh = sığınak). Reislik makamında bulunan.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Reise, reislik makamında bulunana alt.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. vazife nöbeti; nöbet listesi; b.h. Papalık makamında yüksek dini mahkeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صبا] meltem, gündoğusunden esen yel. 2.sabâ makamı.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Sabâ makamının tertibinde bulunan dörtlü.

Türkçe Sözlük

(i. A. “sadr”dan). Sadrda, başta bulunma, öne geçme, başkanlık. 2. Sedâret-i uzmâ, sadrâzam makamı, sadrâzamlrk, imparatorluk devrinde başbakanlık. Sadârete geçmek — Sadrâzam olmak. Sadâret müsteşarı, sadâret mektupçusu (özel kalem müdürü). 3. Rumeli ve Anadolu kadıaskerliği pâyesi ki, fiilen bu iki görevde bulunanlara «sadreyn efendiler» denir ve şeyhülislâmdan sonra gelirlerdi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sümüvv» den if.) (mü. sâmiye). Yüksek. Tezkere-i sâmlyye = Sadrâzamlık makamından çıkan tezkere.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Bir sefir ile maiyyeti heyetinin makamı ve resmî dairesi, elçilik: Londra’da Türk Sefarethanesi.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Konsolosluk bina ve makamı.

Türkçe Sözlük

(i.). Serasker makamı, unvan ve sıfatı: Filân paşa iki kere seraskerlik etti.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). «Şeref-nümâ» makamının eski adı.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). »Şeref-nümâ» makamının eski adı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. papazlık rütbesi veya makamı alım satımı; kutsal tutulan şeylerden kar çıkarma.

Türkçe Sözlük

(ku uzun) (i. A.). 1. Düşme, aşağı inme. 2. Sarkma. 3. İktidar mevkiinden düşme, makamını kaybetme. 4. Çocuğun büyüyemeden, ölü olarak rahimden düşmesi: Sukut-i cenîn. 5. Yaprakların dökülmesi: Sukut-i evrâk.

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.) (musiki). Türk Musikisi’nde çok kullanılmayan bir musiki makamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sağlamak, tedarik etmek, temin etmek; ihtiyacı karşılamak; tatmin etmek; telafi etmek, yerini doldurmak; bir makamı işgal etmek; i. tedarik, teçhiz; mevcut; gen. çoğ. erzak, gereç, levazım, malzeme; vekil. cut off the supplies gerekli ihtiyaç

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Para kesesi. 2.Hediye. 3.Osmanlı devletinde halifelik makamınca Mekke ve Medine fakirleri ile alimlerine gönderilen para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. geçici olarak durdurmak veya iptal etmek; tatil etmek; ertelemek, tehir etmek; muallâkta bırakmak; makamından geçici olarak mahrum etmek; asmak; okuldan geçici olarak tart etmek. suspend payment tediyatı durdurmak. suspended animation geçici olara

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تغنی] zenginlik. 2.makamına göre şarkı söyleme.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk musikisinde bir basit makam. Nevâ makamının inici şeklidir. Lâ (dügâh) perdesinde kalır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تخت] saltanat koltuğu. 2.saltanat makamı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Selâm ve Aşinalık yahut teşekkür makamında muhtelif vaziyetlerle sağ eli az çok aşağıya indirdikten sonra ağza dokundurup başın üzerine koymak hareketi (eteğinizi veya ayağınızı öpüp başımın üzerine koyarım demekten gelir).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir musiki makamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Roma tarihinde soylulara karşı halkın seçtigi ve halkı koruyan sulh hakimi; halkı savunan kimse. tribunate, tribuneship i. halkl savunan memur makamı. tribunicial, -tial s. bu makama ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., müz. on ikili, kromatik, makamı olmayan.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Canlının sesi. 2. Yüksek sesle şarkı söyleme. 3. Musiki makamı. 4. Şöhret, llnüne gitmek = Şöhret arkasına düşmek, şöhret kazanma hevesine düşmek. Kuru ün = Yalancı şöhret, hakkıyle elde edilmemiş şöhret, Osm. şöhret-i kâzibe.

Türkçe Sözlük

(UNVAN) (i.). 1. Başlık, bir yazının veya kitabın adı. 2. Bir şahsa yazılan yazıda o şahsın adı dışında mevki ve makamını veya rütbe ve derecesini, şöhret ve lakabını belirten kelime. 3. Kazanılmış ad, mahlas: Onun unvanı koçtur.

Türkçe Sözlük

(i.). Sadâret-i uzmâ = Sadrâzam makamı, (bk.) Azam.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Neden, sebep. 2.Elverişli durum. 3.Kavuşma, yaklaşma. 4.Rasulullah’ın cennetteki makamı. Maide suresi 57.ayette geçmektedir.

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Bir makamın dizisinde olmayan Arıza taşıyan nota ki, geçki yapıldığını gösterir.

Türkçe Sözlük

(f.). Kötü hâlde sızmak, yatmak, gebermek, uyumak: Haydi ye de zıbar (hakaret ve beddua makamında kullanılır).