Meclis-i Âli-i Sıhhî | Meclis-i Âli-i Sıhhî ne demek? | Meclis-i Âli-i Sıhhî anlamı nedir?

Meclis-i Âli-i Sıhhî | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: meclis ali sihhi

Genel Bilgi

ABD Temsilciler Meclisi’nin salonunun duvarlarında dünyaya ün salmış kanun koyucularından 23 tanesinin mermerden yapılmış kabartma portresi asılıdır. Bunlardan biri de ünlü heykeltraş Joseph Kiselewski tarafından yapılan Kanuni Sultan Süleyman portresidir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kapalı halden çıkmak: Kapı açıldı. 2. Dağılmak, çekilmek: Bulutlar, kalabalık açıldı. 3. Temizlenmek: Bu bez açılmıyor. 4. Berrak ve açık olmak: Hava açıldı. 5. Yapraklanmak: Gül, çiçek açıldı. 6. Neşelenmek, gönül ferahlığı peyda etmek: İnsan gezmekle açılır. 7. Mahcupluk ve tutukluktan kurtulup, serbestlenmek. 8. Genişlik kazanmak: Oda açıldı. 9. Uzağa, engine salmak: Vapur açıldı. 10. Başlamak: Meclis açıldı. 11. Bahse başlamak: Söz açıldı. 12. Zuhur etmek, hasıl olmak: İş açıldı. 13. Boş kalmak, münhal olmak: Filan memuriyet açıldı. 14. Sır söylemek, emniyet edip her şeyi söylemek: Bana açıldı. Ara açılmak = Bozuşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Yunanistan'da pazar yeri, meclis; toplanma yeri.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ahîre). Sonraki, en sonra vaki olan, son: Meclisin karar-ı ahiri = Son kararı, iş’Ar-ı ahîre değin = Sonra vaki olacak iş’ar zamanına kadar.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). İlimler, fenler meclisi.

Türkçe Sözlük

(bk.) Akd) (i. A.) (c. ukud). 1. Bağlama, rabtetme. 2. Düğümleme, düğüm yapma, çözme mukabili. 3. İki kişi veya iki taraf arasında olacak bir işin, iki tarafın rızasıyle kararlaştırılıp taahhüde alınması : Mukavele akdi, nikâh akdi, muahede akdi, ittifak akdi. 4. Kurma, tertip, tanzim, teşkil: Meclis akdi, cemiyet akdi: Meclis akdettiler. 5. («Akdi-nikâh» dan muhtasar) nikâh icrası, nikâh etme, nikâhlanma işi ve töreni: Bugün falan evde akid vardır; dün akid icra olundu. Hall-i akd-ı umûr: İşlerin görülmesi ve idaresi: Hall-i akd-ı umûr onun elindedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). belediye meclisi üyesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c Alemîn, avâlim). 1. Kâinat, mahlûklar, bütün gök cisimleri, cihan: Cenab-ı Hak Alemi yaratmıştır; bütün Alemin yaradanı ve sahibidir. 2. Bir güneş ile ona tâbî olan yani onun etrafında dönen gezegenlerin teşkil ettikleri daire: Alem-i şems = Güneş sistemi, Rabb-ülAlemîn = Alemlerin, kâinatın Tanrısı (Allah). 3. Dünya, arz: Devr-i Alem, Alemin her tarafı dolaşıldı. 4. insanlar, halk: Alem bilir, Alem işitti. 5. Cemiyet, cemaat, ayrıca bir hal ve sûret gösteren topluluk ve keyfiyet: Bir eğlence Alemi yaptık, çocukluk Alemi, mektep Alemi başka bir haldir; Alem-i mânâ = Rüya hali; Alem-i Ab = içki meclisi, kendi Aleminde = Kendi halinde; Alem-i ervah = Ruhlar Alemi, Alem-i melekût = Melekler Alemi, Alem-i lâhut = Öteki dünya, Fahr-i Alem = Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Uluv» dan smüş.) (mü. Aliyye) (c. aliyyât). Yüksek: (Başlıca müennesi kullanılıp, müzekkeri yerine Alî» denir). Evâmir-i aliyye = Yüksek (makamdan gelen) emirler.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Uluv» den if.) (mü. Alîye). 1. Yüksek, yüce: Alî bir bina, Alî bir kasır. 2. Yüksek değerli, yüksek mertebe sahibi: Cânib-i Alîlerine; makamât-ı Alîye, fermân-ı Alî. Bâb-ı Alî. (bk.) bâb. Mekteb-i Alî, mekâtib-i Aliyye = Yüksek okullar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the fourth caliph of Islam who is considered to be the first caliph by Shiites; he was a cousin and son-in-law of Muhammad; after his assination Islam was divided into Shiite and Sunnite sects United States prizefighter who won the world heavyweight champ

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States prizefighter who won the world heavyweight championship three times. the fourth caliph of Islam who is considered to be the first caliph by Shiites; he was a cousin and son-in-law of Muhammad; after his assination Islam was divided into Shii

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cousin and son-in-law of Mahomet, the beauty of whose eyes is with the Persians proverbial; insomuch that the highest term they employ to express beauty is Ayn Hali - Chardin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Annual Limit on Intake.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cousin and son-in-law of Muhammad; one of orthodox caliphs; focus for Shi'is. the name given to the Marshall amplifiers that came after the plexi's and had aluminum front panels.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ATM Line Interface Interface between ATM and 3G systems.

Türkçe - İngilizce Sözlük

N: they ; everything.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acer Laboratories Inc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Law Institute.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fourth of the four Rightly-Guided Caliphs and the cousin and son-in-law of Muhammad He was raised by Muhammad and was the second to embrace Islam after Khadeejah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عالی] yüce; yüksek.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yüce, ulu, yüksek. 2.Hz.Ali: Ebu Talib’in oğlu. Peygamberimizin amcazadesi ve kızı Fatma (r.anha)’nın kocası. Dördüncü halife.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Üst karşılığı, zîr, taht: Yerin üstü de bir altı da bir. 2. Arka, geri, son: Bu işin altı iyi çıkmıyacak. 3. Gerideki kısım, mâbad, başka cihet: Hikâyenin altı daha gariptir. 4. Aşağıda, bir diğer şeyin aşağılında bulunan, esfel, tahtanî: Alt kat, alt çene. 5. Bir şeye mâruz bulunan: Top altı, rüzgâr altı. Alt alta = Birbirinin altında. Alt aşağı vurmak = Galebe çalmak, yere vurmak. Alta almak = Mağlûb etmek, yenmek. Altüst = Yukarısı aşağı ve aşağısı yukarı gelecek surette, zîr-ü zeber. Altüst etmek = Çok karıştırıp zîr-ü zeber etmek. Alt olmak = Mağlûb olmak, yenilmek, bahiste kaybetmek. Alt etmek = Mağlûb etmek, yenmek, bahiste yenmek. Alt başında = Fasılasız altında, yanında. Alt taraf, alt yan = Bitişik olan aşağı yön, mâbad. Altta kalmak = 1. Mağlûb olmak, yenilmek. 2. Minnettar olmak, bir iyilik görüp de karşılıkta bulunamamak. Altlı üstlü = fevkanî ve tahtanî, aşağısı ve yukarısı beraber: Bu ev altlı üstlü kiraya verilir. Ayakaltı = Geçiş yeri, yol üstünde olan. Ayak altına almak = Çok dövmek, hakir görmek. Elaltından = Gizlice, hafiyyen. El altı = Maiyet, tab’alar. Bıyıkaftı = İstihza: Bıyıkaltından gülmek. Çene altı = Çene altında gerdanın sarkan yeri, gabgab. Hasıraltı, minderaltı = İhmal, yapmama. Saman altından su yürütmek = Aslâ belli olmıyacak surette desiseler kurmak. Dam altı = Ustü örtülü yer, bina. Kubbe altı = Eskiden meclis yeri. Topkapı Sarayı’nda Dİvân-ı Hümâyûn denen Osmanlı hükümetin toplandığı yer. Kahvaltı = Sabah kahvesiyle beraber yenen yemek, kahvaltı, acele olarak yenen şey: Kahvaltı etmek = Bu yemeği yemek. Yer altı = Bodrum, mahzen. Alta, altta, alttan tâbirleri mekân ve harf-i cer mânâsını ifade ederler.

Türkçe Sözlük

(i.). Bâb-ı Alt’de MAbeyn-i Hümâyûnla olan muhabere kaleminin reisi ve Meclis-i HAss-ı Vükelâ başkâtibi: Amedci Bey. Asıl resmî adı: Amedî-i Dİvân-i Hümâyûn’dur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rica etmek, istirham etmek, yalvarmak; yardım talebinde bulunmak; (huk). davayı daha yüksek bir mahkemeye devretmek ; müracaat etmek, istida etmek; hoşuna gitmek, hitap etmek; baş vurmak. appeal from the chair meclis başkanının kararına ka

Türkçe Sözlük

(i. F.) (asıl fiil olup sıfat terkibi içinde sıfat mânâsını ifade eder). Donatan, süsleyen, tezyin eden, şenlendiren: Suhan-Arâ = Süslü söz söyleyen. DilArâ = Gönül süsleyen, yani sevgili, dilber, mahbub. Meelis-Arâ = Meclis süsleyen, sohbet ve zarafetiyle meclisi şenlendiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Atina-da Akropol'ün yanında bulunan bir tepe; o tepede toplanan yüksek hukuk meclisi. Areopagite (i). Aeropagus meclisi üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplantı, meclis; takım, kalabalık; montaj; bir araya toplama veya toplanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplantı, meclis, kongre assembly line montaj fabrikası. assembly room toplantı salonu. right of assembly toplanma hakkı. assemblyman (i). meclis üyesi, özellikle eyalet meclisi üyesi.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ayn = göz. (bk.) Ayn) (O mânâ ile uyûn cem’i daha çok kullanılmıştır). 1. Bir memleketin ileri gelenleri, eşrâf, mûteberân: Ayân-ı memleket. 2. Senatör, Ayân meclisi üyesi: Ayândan filan zat (Bu da Azâ kelimesi gibi hem cem, hem müfred gibi kullanılır). Hey’et-i Ayân, meclis-i Ayin = Senato. 3. (Müfret gibi). Vaktiyle kaymakamlık vazifesini ifa eden idare memuru: Görice Ayânı. Falan yere Ayân tâyin olundu.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. uzuv), (bk.) Uzuv. Uzuvlar. Uye, üyeler. Bir başkanın başkanlığında bir meclis veya heyetin hepsi veya beheri. (Bu mânâ ile Arapça müfredi olan uzuv asla kullanılmadığı için, hem çokluk, hem de galat olarak teklik gibi kullanılır). Şûrâ-yı devlet Azâsından, belediye meclisine Azâ intihap olundu: Azâlar, reisten evvel gelir.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir meclis veya heyet üyelerinin hal ve sıfatı: Danıştay Azâlığına tayin olundu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Baküs şenliği; (k).(h). içki âlemi, içki meclisi. bacchanalian (s). içki eğlencesi kabilinden.

Türkçe Sözlük

(i. A. «beled» den imen.) (mü. belediyye). 1. Şehir ve kasabaya mensup ve müteallik. 2. Şehir ve kasaba ahalisinden olan, şehirli. Bedevi veya köylü olmayan. 3. Yerli, mahallî. 4. Belediye idaresine mensup ve müteallik: Meclis-i beledî, nizâmât-ı belediyye.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şehir veya kasabanın sokaklarıyla başka umumî işlerine, temizlik vesair ihtiyacına bakan idare: Belediye nizamları, belediye reisi, meclis-i belediye, belediye dairesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing., huk. avukatlar barosunun idare meclisi üyesi.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sohbet ve muhabbet meclisi, içki meclisi: Bezm-i ülfet, bezm-i işret, bezm-i vefâ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزم] eğlence meclisi. 2.içki meclisi.

Türkçe Sözlük

ve BEZM-GEH (i. F.) (bezm = meclis, gâh =: yer). Sohbet ve içki için toplanılan yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزمگاه] eğlence yeri, eğlence meclisi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Dünya meclisi, sohbet toplantısı. Bezm-i Alem Sultan. Sultan Abdülmecid’in annesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki meclisi içine alan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) içki alemi, işret meclisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir gaye etrafında birleşen parti, grup veya milletler, blok; bir konuda beraberce oy kullanmak icin birleşen değişik partilerin meclis üyeleri.

Ülke

Başkent: Brasilia.

Nüfus: 158.739.000.

Yüzölçümü: 3.286.470 km2.

Komşuları: Kuzey’de Fransız Guyana’sı, Surinam, Guyana ve Venezuella, Batı’da Kolombiya, Peru, Bolivya, Paraguay ve Arjantin; Güneyde Uruguay.

Önemli Şehirleri: Sao Paulo, Rio de Janerio, Brasilia, Salvador.

Din: %90 Katolik.

Dil: Portekizce, İspanyolca, Fransızca, İngilizce.

Yönetim Biçimi: Federal Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Brezilya Demokratik Hareket Partisi.

Tarih: Pedro Alveres Cahrali’n-Portekizli bir gemicidir. 1500’de Brezilya’ya gelen ilk Avrupalı olduğu bilinir. Ülke o zaman çeşitli Kızılderili kabileleri tarafından mesken tutulmuştur. Bu kabilelerin çok az bir kısmı günümüze kadar gelmiştir ve Amazon bölgelerinde yoğunluk kazanırlar. Daha sonraki yüzyıllarda Portekizli koloniciler beraberinde çok sayıda Afrika kölesini getirerek ülkenin içlerine doğru ilerlediler. Kölelik 1888’e kadar devam etti. Napolyo’nun ordusundan kaçan Portekiz kralı 1808 yılında Brezilya’ya gelip, hükümet koltuğuna oturdu. Ülke bu tarihte, 6. Dom Joavo başkanlığında, bir krallık haline geldi. Portekiz’e dönmesinin ardından oğlu Pedro 7 Eylül 1822’de Brezilya’nın bağımsızlığını ilan etti ve imparator ilan edildi. 2.İmparator olan 2. Dom Pedro 1889’da tahttan indirildi ve Brezilya Birleşik Devletleri ismi altında bir cumhuriyet ilan edildi. 1967’de ülkenin ismi Brezilya Federal Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Askeri bir cunta 1930’da iktidarı ele geçirdi, cuntanın başında Getulio Nargas vardı. Bu yönetim 1945’te ordu tarafından devrilinceye kadar sürdü. 1945-64 yılları arasında demokratik rejime geçiş yapıldı, bu zaman diliminde başkent Rio’da Janero’dan Brezilyaya taşındı. 1964 yılında devlet başkanı Joao Belchoir Margues Goulart ülkedeki enflasyonu daha da tırmandıran bir takım ekonomi politikaları yerleştirmeye çalıştı fakat ordunun bir isyanıyla görevden uzaklaştırıldı. Daha sonraki 5 başkan da ordudan gelmiştiler. Bunların döneminde ülkede yoğun bir sansür uygulandı, muhalefet bastırıldı ve çok sayıda işkence davası açıldı.

1974 seçimlerinde resmi muhalefet partisi Millet Meclisi’nde daha fazla sandalye kazandı, yoğun biçimde uygulanan sansür biraz olsun yumuşatıldı. 1930’dan beri iş başına gelen hükümetler endüstriyel ve tanımsal büyümeyi, bunun yanında ülkenin iç bölgelerinde gelişmesini amaçlayan politikalar izlediler. Büyük maden yataklarının keşfi, ülkenin büyük kısmında bulunan tarıma elverişli topraklar ve büyük işgücü kapasitesi ile Brezilya 1970’lerde Latin Amerika’nın bir numaralı endüstriyel gücü oldu, tarımsal üretimi yüksek seviyelere ulaştı. Ne var ki, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve enflasyon ciddi ekonomik bunalımlara yol açtı. Brezilya dünyada dış borcu en fazla olan ülkeler arasındadır. 1992 Temmuz’unda ülkenin 44 milyar dolarlık dış borcunun yeniden gözden geçirilmesine karar verildi. 1991’de yapılan nüfus sayımında -50 yılda ilk defa- nüfus artış hızının %2’nin altına düştüğü gözlendi. 1989’da Brezilya, Amazon bölgesi için geniş ölçekli bir çevre programı açıkladı. Bu bir bakıma

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Washington'da ABD Kongresinin toplandığı bina; Roma'daki Jüpiter mabedi; (kh). eyalet meclisi binası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). taşımak; nakletmek; götürmek; çekmek; sürüklemek; -e hamile olmak; desteğini kazanmak; zaptetmek; satışa arzetmek; elde etmek; devam ettirmek; (mat). geçirmek; menzili olmak; (mecliste). kabul edilmek; taşıyıcı vazifesi görmek; atıcı veya fırlatıcı k

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). (-ed, -ing, -sed, -sing) . ABD mahalli parti meclisi toplantısı; (ing). parti yönetim kurulu; parti disiplin kurulu; (f). parti kurulu toplantısı yapmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çekme, kendine doğru getirme, cezbetme: Herkesin sevgisini celbetti. Celb-i kulûb = Kalbleri celbetme. 2. Getirtme, yazıp göndertme: Bağdad’ dan bir tay celbettim; istediğiniz kitapları İstanbul’dan posta ile celbedebilirsiniz. 3. Davet, çağırma: Kendisini mahkemeden celbettiler; müteahhitlerin meclise celbi lâzım gelir. 4. (hukuk) Sanığın veya şahidin mahkemeye getirilmesi için yazılan müzekkere ve pusla, davetnâme: Kendisine celb yazıldı; bir celb geldi. (bk.) Celb.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir meclis veya cemiyetin aralıksız olarak yaptığı her toplantı, oturum: Bu kanun Millet Meclisi’nde beş celse görüşüldü. Bugünkü celse çok hararetli geçti. Bir celsenin başlamasına celsenin açılması, bitmesine de celsenin kapanışı denir. Celseyi tatil etmek = Konuşulacak mevzular bitmeden celseyi kapamak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdar, melik, şah (aslı «cemşîd»dir. İran mitolojisinde şarabı bulduğuna inanılan bir hükümdar). Ayîn-I cem = Eski İranlılar’ın içki ve eğlenceye yaptıkları bir Ayîn ki gûyâ Cemşîd ile başlamıştır, mec. Böyle meclis: Dün gece bir Ayîn-i cem yapıldı.

Türkçe Sözlük

(CEM’İYYET) (i. A.) (c. cem’iyyât). 1. Topluluk, bir yere toplanma veya toplu bulunma, dağınıklık mukabili. 2. Hey’et, topluluk, cemaat: Cem’iyyet-i beşeriyye, cem’iyyet-i beşer. 3. İlim ve fenne ait incelemelerde bulunmak maksadiyle teşekkül etmiş hey’et ve meclis, akademi. Fars. encümen: Cem’iyyet-i ilmiyye (ilim cemiyeti), cem’iyyet-i tıbbiyye (tıp cemiyeti), cem’iyyet-i coğrâfiyye (coğrafya cemiyeti). 4. Eğlence için bir yere toplanan halk, düğün: Nikâh, sünnet cemiyeti: Bu evde akşam cemiyet var idi. 5. Sözün birkaç şekilde benzerlik ve münasebeti toplanması; cem’iyyet-i kelâm. 6. (tasavvuf). Zihin ve hatırın yalnız Tanrı ile meşgul olması: Dindarların hepsine cemiyet müyesser olamaz. Cem’iyyet-i hâtır = Zihin ve fikrin dağınık olmayıp toplu olması: Cem’iyyet-i hâtır olmadıkça insan zihnen çalışamaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). oda, yatak odası, özel oda; daire; saray veya resmi ikametgah odası; hâkimin oturum dışı konularda çalıştıgı oda; mahkeme, komisyon; bölme; teşrii meclis, yasama meclisi; fişek yatağı (silâhlarda); (f). odaya koymak; odaya kapatmak; oda verme

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). bahis, bolüm, fasıl, bab, kısım; ruhani meclis toplantısı; (f). bölümlere ayırmak, bahisler halinde düzenlemek. chapter and verse tam ve kesin bilgi. chapter head bölüm başlığlnın altına yazılan birkaç söz. chapter house papazlar meclisi bina

Türkçe Sözlük

(i. A. «clsm» den imen.) (mü. cismâniyye). 1. Bedene mensup, vücutla alâkalı, mânevt ve rûhant karşılığı Alâm-ı cismâniyye ve rOhâniyye = Cismânî ve ruhânî elemler. Hıristiyanlar’da dine ait olmayan hususlar: Umûr-ı cismâniyye ve rOHSniyye = Dindışı ve dinî işler. Patrikhanenin meclis-i ruhanî ve cismenîsi: Papadan hükûmet-i cismâniyye alınıp yalnız hükûmet-i rûhâniyyesi kaldı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). komite, kurul, komisyon. committee of the whole meclisin komisyon halinde toplanması. in committee encümende, komisyonda. joint committee birleşik komisyon. standing committee daimi encümen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özel toplantı; Roma'da Papa seçmek için toplanan kardinaller meclisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kongre, toplantı; meclis; (b.h). özellikle ABD'de Millet Meclisi. congres'sional (s). ABD Millet Meclisine ait. congressman (i). ABD Millet Meclisi üyesi, özellikle Temsilciler Meclisi üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kıtasal; (b.h). Avrupa kıtasına ait; (b.h)., (s)., (i). (Amerikan istiklâl Harbinde) ihtilâlcilere ait (asker, meclis, değersiz para). continental climate kara iklimi. Continental Congress (A.B.D). 1774 ile 1781 yılları arasmdaki Amerikan milli me

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplantı, meclis; toplantıya davet; kilise temsiicileri meclisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meclis, konsey, encümen, danışma kurulu, divan, şüra. councilman (i). encümen üyesi, bilhassa belediye encümeni üyesi. Council of Ministers (huk). Bakanlar Kurulu, Kabine. Council of State (huk). Danıştay, Devlet Şurası. council of war harp me

Türkçe Sözlük

(DAHİL) (i. A.) (mü. dâhile) (duhûl’den). T. Giren, duhûl eden: Şehre dahil oldu. 2. Bir şeyin içinde bulunan Dahll-I hesap = Mahsup. Dâhil-I bil’-meclis = Mecliste hazır. 3. Bir şeyin içerisi, iç taraf, iç: Bu evin dahili, haricinden güzeldir. 4. Bir devletin ülkesi, hariç mukabili: Elde edilen mahsul dahilde sarfolunduktan sonra hayli miktarı da ihraç edilir. 5. Osmanlı devrinde bir ilmîye rütbesi: İbtidây-i dâhil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). irlanda millet meclisi.

Türkçe Sözlük

(DAİRE) (i. A. «devr» den) (c. devâir). T. Bir merkezî noktayı az, çok uzaktan çevirip her yeri merkezden aynı uzaklıkta bulunan eğri. Bu çizginin içinde kalan yuvarlak yer ki, kürenin yüzey resmi hükmündedir. 3. Büyük bir apartman vesair binanın bölündüğü kısımların beheri: Her biri birkaç oda vs. den mürekkeptir: Misafirhanede bir daire kiraladı. 4. Devlet idare eden şubelerin beheri ve beherinin kalem, meclis vesairesini içine alan binaları: Başbakanlık, maliye, millî eğitim dairesi. Devâlr-i hükümet = Hükümet daireleri. 5. Belediye şubelerinin beheri, bir büyük şehrin her kısmının belediyesi: Belediye dairesi, birinci, ikinci daire, daire Amirleri. 6. Bir resmî idarenin yönettiği yer: Konya vilâyetinin dairesi pek geniştir, orası kazamızın dairesinin dışındadır. 7. Büyük ev, konak: Filânın dairesi büyüktür. Bu dairede beş, elti sofra çıkar, daire halkı. 8. mec. Bir mânevî emrin hükmünde bulunan yer: Filânı haddi daresine sokmak, edep ve terbiye dairesi içinde söz söylemek, (astronomi) DAlre-tüşşems = Güneş dairesi. Dâiret-ül-bürûc = Burçlar dairesi (Fr. 4cliptique) (tıp). Dâire-i iltihâbiyye = Bir çıban vesaire iltihabının uzandığı yer ki, bir daire teşkil eder (askerlik). Dâire-i te’sîr = (tesir evleri) Mermilerin ulaşabildiği uzaklık. Rub’ıdâire = Dairenin dörtte biri ki, bir dik açı teşkil edip dairenin kavsi bir açısının yerini tutar. Muhît-i daire = Daire-i çenberi. Nısıf daire =s Dairenin yarısı. Dâiro-I irtifâ, dâiret-üs-semâvât = Bir gök cismi ile rasat yapılan yerin tepe noktasından geçen daireler. Dâire-i tOl = TÜl dairesi, boylam çizgisi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da müennestir. Birçok cem’i varsa da dilimizde hiç biri bu mânâlarla kullanılmaz). 1. Evin büyüğü, birkaç daireyi içine alan mesken, konak. 2. Mahal, mekân, makam, yer: Dâr-ı dünyâ, dâr-ı Ah ı ret. Dâr-ül-istihzârât = Kimya işleri yapılan yer (Fr. laboratoire). Dâr-ül-amân = Emniyet yeri. Dâr-ül-beka = Ahıret. Dâr-ül-harb = Savaş yeri. İslâm hukukunda bir İslâm devletinin hükmünde olmayan yerler. Dâr-ül-hilâfe = Hilâfet merkezi olan şehir, 1924’e kadar İstanbul. Dâr-üs-saâde-i şerife ağası = Osmanlı sarayında haremin en büyük Amiri olan büyük görevli. Dâr-ül-islâm = 1. Cennet. 2. Vaktiyle Bağdad şehri. Dâr-üs-saltanat = Taht merkezi. Dârüşşafaka = Yetim çocukların okutulmasına, tahsil talim ve terbiyesine mahsus müessese. Dâr-ı şûrây-ı askerî = Askerî şûrâ, askerî meclis. Dâr-ül-fenâ = Dünya. Dâr-ülfünûn = Üniversite. Dâr-ülmuallimîn, dâr-ülmuallimât = Erkek ve kız öğretmen yetiştirmeye mahsus mektep. Dâr-ül-mülk = Başkent. Dâr-ülvelâde = Gebe fakir kadınları doğurtmaya mahsus hastahane, doğumevi. Dâreyn = mec. iki ev (dünya ve Ahıret).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Roma'da on üyesi olan hükümet meclisi azalarından her biri; yetkili makamda bulunan on kişiden her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Diyet; kurultay, genel meclis, millet meclisi (Japonya gibi bazı ülkelerde).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. devâvîn) (Farsçadan Arapça’laşmış). 1. Büyük meclis, yüksek meclis: Dİvan kurulmak. 2. Eskiden muhakeme için kurulan yüksek meclis: Dİvân-ı Hümâyûn = Osmanlı İmparatorluğu zamanında bugünkü bakanlar kurulunun (kabine) karşılığı olan teşkilât. Amedî-i Dİvân-ı Hümâyûn = Vaktiyle bu meclisin başkâtibi. Tercüman-ı Dİvân-ı Hümâyûn = Eskiden padişahın huzurunda tercümanlık eden şahıs. 3. Eskiden bir şâirin şiirlerini kafiyelerine göre, harf sırası tertibiyle toplayan şiir mecmuası: Bâkî dîvânı, Nâbî dîvânı. Devâvîn-i şuarâ = Şair divanları. Dîvân efendisi = Vaktiyle vezirlerin resmî ve hususî başkâtipleri ki, yazışmaları idare ederlerdi. Dîvân-ı temyiz = Eskiden her vilâyet merkezinde bulunan temyiz mahkemesine verilen isimdi: Dİvân-ı harp = Askerleri muhakeme etmek üzere kurulmuş fevkalâde askerî mahkeme: Dİvân-ı harb-i örfî = Örfî idare altındaki memlekette siyasî işlerden, asayiş ve inzibatla alâkalı işlerden sanık olanları muhakeme etmek üzere kurulmuş askerî mahkeme. Dîvân durmak = Verilecek emirleri almak üzere ayakta ellerini kavuşturup durmak. Ayak dîvânı = Fevkalâde hallerde acele olarak kurulan meclis.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ دیوان] meclis. 2.padişah meclisi. 3.şairin şiirlerinin bir araya getirildiği eser.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sedir; divan, meclisi hümayun, büyük meclis; salon, divan odası; tütün ve kahve içmeye mahsus salon veya oda; divan, bir şairin alfabetik sıraya göre düzenlenmiş şiirlerinin toplamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Çarlık devrinde Rus parlamentosu; Rus milli meclisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ si ae) (i). kilise; cemaat; eski Yunan şehir devletlerinde yasama meclisi. ecclesiarch (i). kilise başkanı, büyük papaz. ecclesias'tic (s)., (i). kiliseye veya kilise örgütüne ait, dini; (i). papaz, vaiz, rahip . ecclesias'ticism (i). kilise pre

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ödeme, verme, tediye: Edâ-yı deyn etti = Borcunu ödedi. 2. yapma, kılma, icra, ifa: Namazını eda etti, edâ-yı teşekkür (edâ, icrâ, ifâ, infâz arasında fark vardır. Edâ borç veya borç gibi olan bir şeyin ifasında kullanılır: Deyn, namaz, şükran edâsı gibi. İcrâ bir kararın, fiilin tatbik mevkiine konulması hakkında kullanılır: Mahkemenin, meclisin kararını kanun ve nizamı icrâ etmek: İcrâ-yı adâlet eylemek gibi. İfâ, vazifeden sayılan bir işi yapmak demektir: Ifâ-yı vazîfede kusur etmemek. İnfâz ise, alınan bir emrin yerini bulmasına çalışmak demektir: Emr-i Alînizi infâz ettim = Yüksek emrinizi yerine getirdim).

Türkçe Sözlük

(EKSERİYYET) (i. A.). 1. En büyük kısım, çokluk. 2. Bir topluluk ve heyetin yarısından fazlası: Bu taburda ekseriyet Ankaralılar’dadır. 3. Bir mecliste üyelerin verdikleri reylerin büyük kısmı ve bunların üstünlüğü: Mahkemede ekseriyet benim lehimde idi. Bu görüş mecliste ekseriyeti kazandı. Ekseriyyet-i Arâ = Bir mecliste verilen reylerin çoğu ve bunların üstünlüğü: Bu mecliste ekseriyet-i Arâ ile karar verilir. Ekseriyyet-i mahzâ, mutlaka = Mutlak bir ekseriyet. Ekseriyyet-i sülüsân = Ekseriyet kazanacak tarafın en az mevcudun üçte ikisi miktarında bulunması şartıyle olan ekseriyet.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Meclis, cemiyet, şûrâ: Encümen-i dâniş = Akademi. Encümen-i teftiş ve muayene = II. Abdülhamid devrinde sansür komisyonu (halk dilinde Evcimend = Bir yere toplanma, öbek olma).

Türkçe Sözlük

(i. F.). Toplantı yeri, meclis.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Meclis, kurultay, kongre.

Türkçe Sözlük

(ka uzundur) (i. A. c.) (m. vakf). Vakıflar, (bk.) Vakıf. Evkaf-ı hümâyûn = Osmanoğulları’nın vakıfları. Evkaf-ı hümâyûn nezâreti ve sadece evkaf nezâreti = Tanzimat’tan sonra evkaf işlerine bakan bakanlık: Evkaf-ı hümâyûn nâzırı, meclisi, müfettişi, muhasebecisi, hazinesi vesaire. Evkaf-ı mazbûta = idaresi evkaf nezaretine ait vakıflar.

Ülke

Başkent: Thorshawn.

Nüfus: 1399 km2.

Komşuları: Atlas Okyanusu’nun Kuzeyinde Takımada.

Önemli Şehirleri: Thorshawn, Sandur, Sandvik, Klaksvik.

Din: Çoğunlukla Hıristiyan.

Dil: İzlanda Dili, Faroe Dili.

Yönetim Biçimi: Danimarka’ya Bağlı Özerk Bölge.

Tarih: Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde 22 volkan adasından oluşan takımada. İzlanda ile İngiltere arasında yer alan bu takımadanın merkezi Thorshawn’dır. Adalardan yalnızca 17’sinde insan yaşar. Ancak 2. Dünya Savaşı’nda Danimarka’nın Almanlar tarafından işgal edilmesiyle bir süre İngiliz denetimine geçti. 1946’da Faroe parlamentosu bağımsızlık ilan etti ama yeni meclis kararı değiştirdi. 1948’de özerkliği tanınan Faroe 1953’ten bu yana Danimarka meclisinde 2 üye ile temsil edilmektedir.

Ülke

Başkent: Yamoussoukro (resmi), Abidjon (de facto).

Nüfus: 14.296.000.

Yüzölçümü: 320.763 km2.

Komşuları: Batıda Liberya, Gine Kuzeyde Mali, Burkina Faso, Doğuda Gana.

Önemli Şehirleri: Abidjon.

Din: Animist %63, Müslüman %25, Hıristiyan %12.

Dil: Fransızca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 1848’den beri Fransız koruması altında bulunan Fildişi kıyısı, 1960’ta bağımsız oldu. İhracat için ayrılan tarım ürünleri, Fransa ile yakın bağlar ve dış yardımlar sayesinde Afrikalı uluslar içinde en başarılısıdır. Nüfusun %20’sini komşu ülkelerden gelen işçiler oluşturur.

Öğrenciler ve işçiler Şubat 1990’da Başkan Felix Houphouet-Boigny’nin uzaklaştırılması ve çok partili demokrasiyi talep eden protestolarda bulundular. Ülkenin ilk çokpartili başkanlık seçimi Ekim 1990’da yapıldı ve Houpheuet-Boigny yerini korudu ancak 7 Aralık 1993’te öldü. Ulusal meclis 1995 için planlanan seçimlere kadar onun yerine bakacak bir kişi seçti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). taş veya tahta döşeme, yer, zemin; dip; kat; yasama meclisi salonunun üyelere ayrılmış kısmı; mecliste söz söyleme hakkı; taban ücret, asgari ücret veya fiyat; (f). taş veya tahta döşemek, kaplamak: vurup yere yıkmak; (k).dili şaşırtmak, a

Ülke

Başkent: Cayenne.

Nüfus: 117.000.

Yüzölçümü: 86.504 km2.

Komşuları: Güneyde ve Doğuda Brezilya, Batıda Surinam, Kuzeyde Atlas Okyanusu.

Önemli Şehirleri: Cayenne, Saint-Laurent-du-Maroni.

Din: Katolik %87, Protestan %3.9, Dindışı %3.5.

Dil: Fransızca.

Yönetim Biçimi: Denizaşırı il.

Tarih: Bölge 1500 yıllarında İspanyollar tarafından bulunmuş, ilk yerleşim merkezi de 1604’te Fransızlar tarafından kurulmuştur. Sırasıyla Hollanda, İngiltere ve Portekiz denetimine girdikten sonra 1817’de bir Fransız sömürgesi haline gelmiştir. Çoğunlukla Fransızca konuşan halk 1848’den bu yana Fransız yurttaşları olarak kabul edilmektedir. 1970’ten sonra Fransız Guyanası Fransız meclisinde 2 üye tarafından temsil edilmeye başlandı.

Ülke

Başkent: Papeete.

Nüfus: 197.000.

Yüzölçümü: 4000 km2.

Komşuları: Büyük Okyanus’un Güneyinde Adalar Grubu.

Önemli Şehirleri: Papeete.

Din: Protestan %46.6, Katolik %39.4, Diğer %15.

Dil: Fransızca.

Yönetim Biçimi: Deniz Aşırı Toprak.

Tarih: Büyük Okyanus’un güneyinde 105 adadan meydana gelen bir ada grubu. Adaların çoğu 1767’de denizci Samuel Wallis tarafından bulunmuştur, ama 1 yıl sonra Fransız Louis de Bouganville bölge üstünde hak iddia etmiştir. 1850’den önce adaların çoğu Fransız himayesine girmiş, 1880’lerde de bütün grup bir Fransız sömürgesi haline getirilmiştir. 1946’dan bu yana bölge halkı tam Fransız yurttaşı sayılmakta ve ulusal meclise iki temsilci göndermektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f (ged, ging) susturmak için ağlza sokulan tlkaç; t/b ağzı açık tutmak için agıza sokulan alet; f söyletmemek; ağzım tlkamak; (haberin) yayılmasına engel olmak, susturmak; t/b alet ile ağzım açık tutmak; ögürmek gag rule mecliste konuşmay smırlan

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İngç tar. meclis.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. içeriye varmak, sokulmak, dahil olmak, Ar. duhûl. Çıkmak mukabili: Eve girdi, yılen deliğe girdi. 2. Araya sıkışmak, karışmak: Meclise, kalabalığa girdi. Ben, öyle adamların içine giremem. 3. Bir meslek ve sınıfa katılmak, Osm. sülük etmek: Askere, işe, mektebe girdi. 4. Sığmak, Osm. istiab olunmak: Mızrak çuvale girmez. 5. Geçmek, sirayet etmek, sirayet edip yayılmak, intişar etmek: Koyunlara kelebek girdi. Düşman askerine hastalık girdi. Eve ateş girdi, mec Rahatsızlık girmek. 6. Karışmak, müdahale etmek: Ben öyle işe girmem. O, münakaşaya hiç girmedi. 7. Gelmek, başlamak, Osm. hulûl etmek: Muharrem girdi. Yaz giriyor. Araya girmek = Tavassut etmek, barıştırmak istemek. Ele girmek = 1. Ele geçmek, yakalanmak, tutulmak, Osm. giriftâr olmak. 2. Tesadüf olunmak. Birbirine girmek = Karışmak, kavgaya tutuşmak, telâşa düşmek. Bir çuvala girmek = Birlikte bulunmak. Denize girmek = Deniz banyosu almak, denizde yıkanmak. Zihne girmek = 1. Anlaşılmak, Osm. derkolunmak. 2. İstediği bir şeyi yaptırmak. Renklen renge, bin bir renge girmek = Pek sık fikir ve şekil değiştirmek. Rüyaya girmek = Düşte görünmek: Filân iş hiç aklımda yokken bu gece rüyama girdi. Suya girmek = Dalmak. Kıyafete girmek = Bir kıyafet almak. Günaha girmek = Günahkâr olmak. Günahına girmek = Biri hakkında haksız yere kötü düşünmek veya haksız yere kötülük isnâd etmek. Güveyi girmek = Zifaf etmek, evlenmek. Girip çıkar. = Gelip giden: Bu eve girip çıkanların haddi hesabı yoktur. Balta girmemiş = Hiç insan eli görmemiş, birbirine karışmış (orman).

Türkçe Sözlük

(i.). İtimat. Güven beslemek, güven duymak: Bir şeye, birine güvenmek, inanmak. Güven oyu almak = Başbakan ve hükümetin tutumu Millet Meclisi’nce tasvib edilmek.

Türkçe Sözlük

(HASS) (i. A. «husCs» tan if.) (mü. hâssa). 1. Bir adama veya bir şeye mahsus ve muayyen olup umuma ait olmayan, hususî, mahsus: Bu tabiat, o adama hastır. 2. Avâma ait olmayıp seçkin bir sınıfa ait olan: Meclis-i HAs = Osmanlı devletinde Tanzimat’tan sonra hükümet, kabine, bakanlar kurulu. 3. Bir hükümdarın şahsına mahsus olan: Hâs ordu, asâkir-i hâssa. Hâs ahır = Hükümdara mahsus atların bulunduğu yer, Istabl-ı Amire. Hazîne-i hâssa = Hükümdarın şahsî mal ve mülklerinin idaresi. Hadâik-i hâssa = Saray bahçeleri, has bahçe. Hâs oda = Osmanlı Saray-ı Hümâyûnunda Enderûn’un en yüksek dairesi ki, 40 subay hizmet ederdi. Hâs odabaşı = Bu dairenin başı olan kumandan ki, vaktiyle sarayın en yüksek rütbeli görevlisi sayılırdı.

Türkçe Sözlük

(e. A.). Menfî mânâsı vardır. Olmaya, Allah göstermesin, bizden uzak: Hâşâ, ben sizin hakkınızda öyle lâkırdı söylemedim. Hâşâ huzurdan. Hâşâ-an-il-meclis = Meclisten dışarı (nefret ve reddedilen bir şey söyleneceği vakit kullanılır).

Türkçe Sözlük

(HAZIR) (i. A. «huzûr» dan if.) (mü. hâzıra) (c. huzzar, hâzırûn). 1. Bahis mevzuu olan yerde mevcut olan, bizzat bulunan, Ar. kaaim; gaaip zıddı: Bu söz olurken o da hazırdı Hazır bulunanlarla konuştu. Huzzâra dert yandı. Hâzır-ı bi’l-meclis = Mecliste mevcut bulunan. 2. Tedarik edilip göz önünde bulunan, Ar. müheyyâ, Fars. Amâde: Bütün sefer levâzımı hazırdır. 3. Her bakımdan tamamlanan ve her türlü malzemesi tedarik olunup bir iş için müheyyâ olan: Ben hazırım, araba daha hazır olmadı, yemek hazırdır. 4. Yapılmış ve dikilmiş halde satılan ısmarlama olarak yaptırılmayan: Hazır gömlek, elbise, ayakkabı. 5. Hât-i hâzır = Şimdiki hal. Latince: statquo yani durumun muhafazası demek olan ve siyasî dilde kullanılan tâbirin tercümesinde de «hâl-i hâzır» terkîbi kullanılmıştır. Emr-i hâzır = Gramerde emir sigasının muhatâbı: Yap, yapın gibi (Arapça gaaiplerini başka siga suretinde ayırıp «emr-i gaaip» denir). Hazır etmek = Hazırlamak, el altında tutmak. Askerlikte: Hazır ol! Hazır dur! (galatı: Has dur!) = Başka bir kumandayı almak için hazır bulunmak kumandası. Hazırcevap = Derhal münasip cevap bulup söyleyen çabuk kavrayışlı adam. Hazıra konmak = Miras suretiyle veya başka yolla emeksiz servete mâlik olmak: Zaten, tam sırasıdır: Hazır gelmişken şu işi de görelim, hazır kalem elimizde iken filâna da bir mektup yazalım, c. Huzzâr = Mecliste hazır bulunan kimseler, cemaat.

Türkçe Sözlük

(e. F.). Farsça veya Arapça isimlerin başına gelip Türkçe «daş» edatı gibi ortaklık ve birlik gösteren sıfatlar teşkil eder: Hem-bezm = Bir mecliste oturan Hem-rey = Bir fikir ve reyde bulunan. Hem-pâ = Ayakdaş. Hem-râh Yoldaş. Hem-fikir = Aynı düşünüşte, aynı fikirde olan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). İçki meclisi arkadaşı, arkadaş, nedîm.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hey’At). 1. Şekil, suret, biçim, görünüş: Bu binanın, bahçenin, hayvanın hey’eti çok hoşuma gidiyor. 2. Duruş, durum, vaziyet: Bu salonu başka bir hey’ete koymalı. 3. Kıyafet: Hâkim, esnaf hey’etinde bir adem. 4. Hal, keyfiyet: Bu hey’etiyle kabûl etmek. 5. Topluluk teşkil eden kişilerin hepsi: Hey’et meclisi. 6. ilm-i hey’et, Fr. astronomi: Hey’et bilmek, okumak. Ehl-I hey’et = Astronomi bilen. Hey’et-i asliyye = Aslındaki şekil ve suret. Hey’etle = Hep birden, toplu olarak: Biz dairece, hey’etle muayeneye gittik. Hey’ et-i mecmûa — Bir şeyin toptan olan hal ve sureti. Teferruat veya parçalarına bakılmaksızın bütününün gösterdiği hal ve manzara: Bu bahçenin her tarafı güzel düzelmiş ise de hey’et-i mecmûasında bir güzellik yoktur. Hey’etiyle = Olduğu gibi, değiştirilmeksizin (Arapça terkiplerde «hey’ e» suretinde de kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. F.) {c. hissedârân). Hisse sahibi, hissesi olan. Bir şirkete para verip ortak olan kimse: Hissedarlar meclisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ev, mesken, hane; ev halkı, aile; kil. piskoposlar meclisi; tiyatro, tiyatro seyircileri; hükümet meclisi; gen. b.h. hanedan; ticarethane, müessese; cemaat; astr. göğün on iki kısmından biri, zodyak'ın bir burcu; santranç hanesi. house agent İng. e

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Hazır olma, mevcut bulunma, gıyab zıddı: Sizin mecliste huzûrunuz elzemdir. 2. On, Fars. pîşgâh: Filânın huzûruna çıktı; huzûruna kimseyi kabûl etmiyor; huzûrunuzda terbiyesizlik etti. 3. Rahat, Fars. Asâyiş, Asûdegî, Arâm: Büyük rahat ve huzûr ile; huzûr-i kalb ile. 4. Padişah tarafından kabûl: Huzurdadır; huzûra çıktı (nezaketen ve saygı mübalâğası olarak başka büyükler hakkında da kullanılır: Huzûrunuzda bulunmakla bahtiyârım). Huzûr dersi = Osmanoğulları devrinde Ramazanda padişah huzurunda verilen din dersi ve ilmî münakaşa. Hişâ huzurdan = Huzurunuzdan uzak olsun (çirkin ve açık bir söz söylenmesine mecburiyet elverdiğinde saygı ve nezaket maksadıyla kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem» den masdar) (c. ictimâiyyât). T. Toplanma, bir yere gelme, birikme, yığılma: Birçok halk içtimâ etmişti. 2. Bir meclis veya hey’etin toplanması, Ar. in’ikad: Bugün meclisin, komisyonun içtimâ günüdür. 3. İki veya daha fazla şeyin birlikte bulunması: Ictimâ-ı zıddeyn = iki zıt şeyin bir araya gelmesi, (edebiyat) Ictimâ-ı sâkineyn = iki sessiz harfin yan yana bulunması (astronomi) İki gezegenin yan yana gelmesi.

Türkçe Sözlük

(İDARE) (i. A. «devr» den masdar). 1. Çevirme, döndürme, dolaştırma: Makineyi idare etmek. 2. Kullanma, istimal, becerme, çevirme, zapt ve rabt: Bu konağı idare eden odur. İşini, maiyetini çok iyi idare ediyor. 3. Bir memleketin mülkî işlerinin yapılması, hükümet etme: Vilâyetin idare işleri valiye aittir. 4. Geçinme, Ar. taayyüş: Bu maaş idareme yeter. 5. Tasarruf, israftan kaçınma: Maaşını idare ile kullanıyor. İdareye çok bakıyor. İdare ile geçiniyor. 6. Yetme, kifâyet: Bu para, bu kumaş idare etmez. 7. Resmî bir işin veya bir şirket vesaire işinin görülmesiyle vazifeli ve ekseriya bir müdürün emrinde bulunan heyet ve daire: Posta ve telgraf, tekel, banka, sigorta idaresi. 8. Böyle bir heyetin devam edip iş gördükleri yer ve konak, daire: İdareye müracaat etmeli. idare lâmbası = Eskiden yatak odasında yanan kandil. İdare memuru = Mülkî işlerde görevli memur. İdare meclisi = Vilâyet, kazalarda, şirket ve banka gibi dairelerde ahali veya hissedarlardan seçilmiş üyelerden mürekkep meclis, yönetim kurulu.

Türkçe Sözlük

(I.) (Arapça’dan). Yaşlı adam, koca, pîr, şeyh: İhtiyar adam, İhtiyar kadın, ihtiyarlar meclisi (esası galat olduğu için vaktiyle edebî dilde kullanılmayıp koca ve kocamak gibi hâlis Türkçe kelimeler tercih olunurdu. Müenneslnde ihtiyâre demek gülünçtür).

Türkçe Sözlük

(i. A. «ilmiden masdar) (c. İlâmât). 1. Bildirme, anlatma, Ar. ifhâm. 2. (mülkî idare) Resmî bir yazının altına yazılan bir meclis veya heyetin kararı: İlâm yazmak, İlâm etmek. 3. (hukuk) Mahkemenin hüküm ve kararı yazılan mühürlü kâğıt: İlâm almak, İlâmın hükmünü icra etmek, İlâm harcı, İlâmât-ı şer’iyye.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. devlet memurunu mahkemeye sevketmek; suçlamak, itham etmek, hakkında şüphe göstermek. impeachable mahkamece itham edilebilir. impeachment i. A.B.D.'nde devlet memuruna karşımecliste dava açma; suçlama, itham.

Türkçe Sözlük

(f.). imza ettirmek, altını ismini yazdırmak: Meclis kâtibi mazbata müsveddelerini reis ve üyelere imzalatır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. intihâbât). 1. Seçme, seçim, bir şeyin en iyisini ayırıp alma: Filan eserden birkaç şiir intihap ettim. İntihap olunmuş kitaplar. 2. Millet meclisi, idare meclisi, belediye için üye seçimi. 3. İstekliler içinden en muktedir ve lâyık olanların seçilmesi.

Türkçe Sözlük

(a uzun okunur) (i. A. «akd» dan masdar). 1. Bağlanma, Osm. akdedilme. 2. Teşkil olunma, kurulma: Meclisin in’ikadı (mün’akid olmak tabiri daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. ufâk» dan masdar) (c. ittifâkat). 1. Uyuşma, söz birliği etme, ittifak, muvafakat: Bu işte arkadaşlarla ittifak edemedik: Aramızda ittifak hâsıl olamadı. 2. Birlikte hareket etmek üzere sözleşme, birleşme, andlaşma: iki devlet arasında ittifak vardır; tedâfüî ittifak; taarruzî ittifak: Birincisi yalnız dışardan vuku bulacak taarruz ve tecavüze karşı durmak, ikincisi başka devletlere taarruz ve tecavüz dahi etmek üzere iki devlet arasında akdolunan ortaklık muahedesi. 3. Rast geliş, tesadüf (dilimizde bu mânâ ile az kullanılmıştır). İttifâk-ı Arâ = Bir meclis veya bir heyet üyelerinin bir görüşte toplanması, hepsinin aynı fikirde bulunması, sözbirliği: Bu işe ittifâk-ı Arâ ile karar verildi. İttihâd-ı Arâ da denir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. günlük, muhtıra; den. seyir jurnalı; yevmiye defteri; gazete; mecmua; parlamentonun her günkü çalışmasının yazıldığı defter, meclis zabıt defteri; mak. milin yataklara oturan kısmı. journal bearing çarkın mil yatağı. journal box mil kovanı. keep a

Türkçe Sözlük

(i. i. camara). 1. Vapur odası. Yan kamara = Güvrtenin iki yanındaki kamaraların beheri; kaptan kamarası; birinci kamara. 2. Avrupa devletlerinde millet meclisi: italya kamarasında; İngiltere’nin Lordlar, Avam Kamarası.

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Bir ara Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin genel kurulu için kullanılmış kelime.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Başkası vasıtasıyle kapamak, Osm. bendettirmek: Kapıyı kapattım. 2. Yolunu kesmek: Su yolunu kapatmışlar. 3. Kestirmek veya tıkatmak, işlemez hâle getirtmek: Yolu kimseye kapatmamalı. 4. Örttürmek, üstüne koydurtmak: Hayvana eğer, çul kapatmak. 5. Tatil ettirmek, son verdirmek: Mecliste müzakereleri kepattı. 6. Başkalarından ayırıp kendine mal etmek: Bir kadını kapatmak: Ayrıca bir yere çekerek kendine hasretmek. 7. Artırma ve eksiltmelerde başkalarının karışmalarını önlemek için nüfuz yoluyle ucuzca kendine temin etmek, (denizcilik) Yelken kapatmak = Orsa edip rüzgârı baş tarafa alarak aksine işletmek.

Türkçe Sözlük

(KARAR) (i. A.). 1. Durma, Ar. sükûn, Fars. Arâm: Bir yerde karar etmez, karar bulmaz: Durmaz. 2. Sebat, devam: O adam bir kararda durmaz. Kararı yoktur. 3. Rahat, istirahat, asâyiş: Gönlüm bir türlü karar bulamıyor. 4. Devam, süreklilik, Ar. istimrâr: Hâlâ o karardadır. Hep bir kararda gidiyor. 5. Bir müzakere veya düşüncenin neticesi olarak verilen hüküm ve dâvânın hâl sureti: Meclis karar veremedi. Mahkemenin ne karar vereceği bilinmiyor. Kızını üniversiteye sokmaya karar verdi. Ber-karâr Hep bir hal ve kararda duran, devamlı, sabit: Bir kararda = Bir halde, bir derece ve vaziyette. Bi-karâr = Rahat ve huzuru olmayan, bir halde durmaz. Dûzah-karâr = Cehennemde duran, yeri cehennem olan. Karargâh = 1. Dinlenilecek yer. 2. (askerlik) Umumî karargâh (Fransızca: quartier g6nöral, kısaltılmışı: Q. G.) denilen yer ki, seferdeki kara kuvvetlerinin kumendan ve kurmayının bulunduğu yerdir’ Sadece karargâh, daha küçük birliklerin seferdeki merkezleri için kullanılır. Karâr-gîr = Kararı verilmiş, Ar. mukarrer. Mâdelet-karâr = Adaletin durduğu yer, adalet merkezi. Kararlarında Takriben, sularında: Saat beş kararlarında.

Türkçe Sözlük

(KATİB) (i. A. «kitâbet» ten if.) (c. ketebe, küttâb). Bir resmî dairede veya mühim bir kimsenin maiyetinde yazı yazmakla görevli memur, yazıcı, Fr. sekreter, eski Türkçe: bitikçi, Fars. debîr: Meclis kâtibi. Ketebe-i aklâm = Kalem kâtibleri. Başkâtip = Birinci kâtip, bir kalem veya heyet kâtiplerinin başı: Meclis başkâtibi. Katib-i husûsi = Bir büyük kimsenin hususî ve şahsî işlerine ait yazıları yazan, resmî sıfat taşımayan yazıcı, eskiden: mühürdâr, dîvân efendisi. Ser-kâtib = Başkâtip. Sır kâtibi = Hükümdar, sadrâzam veya elçinin gizli yazılarını yazan kâtip. Kâtib-i vahy = Kur›Ani nâzil oldukça yazan sahâbeler. Kâtib Çelebî = XVII. asrın büyük Türk bilgininin unvanı, mü. kâtibe, t. Yazan, yazmak bilen: O zaten kâtiptir, kâtibe ihtiyacı yoktur. 2. Bir konuyu kaleme almasını iyi bilen, Ar. münşî, muharrir, râkım, nâmık: İyi kâtiptir, onun gibi kâtip olamaz. Kâtib-ül-hurûf = Elde olan mektup veya kitabı yazan (asıl Arapça’da kâtip bir şeyi kaleme alan münşî mânâsına olmayıp temize çeken veya kopya eden demektir ki, bu halde iyi kâtip yazısı güzel olana denilip, iyi kaleme alan adama ise münşî demek lâzımsa da, dilimizde münşî mânâsıyle kullanılıyor).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kebîre) (c. kibâr küberâ). 1. Büyük, ulu, koca: Cebel-i kebîr, dâire-i kebîre (maddî şeyler için daha çok azîm ve cesîm kullanılır). 2. Yaşlı, büyük: Veled-i kebîr = Büyük oğul. Şeyh-i kebîr = Yaşlı ihtiyar. 3. Büluğ yaşına erişmiş, çocukluktan kurtulmuş: Bir kebîr oğlu ve iki kebîre kızı ile diğer bir sagîr oğlu vardır, c. Küberâ = Büyük adamlar, yüksek mevkilerde bulunan devlet adamları: Küberâ konakları, c. Kibâr = Asil ve şerefli adamlar: Kibar meclisi, kibar kıyafeti, bk. Kibar.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Söz, lâkırdı: Bir kelâm söyledi. 2. (edebiyat) Birkaç cümleden mürekkep ve kendi başına bir maksat ifade eden söz ve ibare, fıkra: Kelâm, cümlelerden mürekkeptir. 3. Konuşma, söyleyiş: Hayvan kelâma muktedir olsa; deve lisân-ı hâl ile kelâma geldi. 4. Lisan, lehçe: Süryânîler’in kelâmı. 5. İslâm felsefesi: llm-i kelâm. 6. Kur’an-ı Kerîm: Hâfız-ı kelâm Kelâm-Ullah, Kelâm-ı Kadîm -Kur’an-ı Kerîm. Hâsıl-ı kelâm, hulâsa-i kelâm, netîce-i kelâm = Elhâsıl, hâsılı, sözün neticesi. Kelâm-ı kibâr = Atasözü, meşhur söz. Malâ-kelâm = Söz götürmez, diyecek yok. Mîr-kelâm = İyi söz söylemeye gücü yeten, meclis adamı.

Türkçe Sözlük

(KIRTASİYYE) (i. A). Bir resmî dairede kâğıt vesair yazı malzemesi için tahsis ve sarf olunan para: Büromuzun, bizim meclisin ayda üç yüz lira kırtasiyesi vardır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yazma, yazı, yazma san’atı: Kırâat (okuma) ve kitâbet (yazma) herkes için lâzımdır. 2. Kâtiplik, nesir yazmak, kaleme almak işi ve iktidarı: Kitâbet öğrenmek; iyi kitâbetl vardır; kitâbet hocası. 3. Kâtiplik: İdare meclisi kitâbesinde bulunuyor. Meclis başkitâbeti = Başkâtipliği.

Türkçe Sözlük

(I.) (Fr. commisslon). 1. Meclis, şûrâ, geçici veya daimt encümen: Maliye komisyonu; muahede komisyonu. 2. Belediye idaresi: Komisyon arabaları; komisyon çavuşları (bu mânâsı eskimiştir). 3. Alışveriş, kira gibi ticari işlerde aracılık: Fabrikadan istediğiniz mal İçin yüzde İki komisyon verecektiniz.

Türkçe Sözlük

(I.) (Fr. eomiti). 1. Bir mecliste bir hususu müzakere ve incelemek İçin ayrılmış hususi şube. 2. Kurulu düzene karşı olan hey’et.

Yabancı Kelime

Fr. comité

alt kurul

1. Belli bir konuyu ele almak amacıyla bir kurul içinden birkaç kişi seçilerek oluşturulan kurul. 2. Meclis veya herhangi bir kurultayda bazı konuları inceleyerek varılan sonuçları tartışılmak için genel kurula getirmekle görevli, milletvekilleri arasından oluşturulan yardımcı kurul.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. conttrance). 1. Bir mesele hakkında müzakerede bulunan, kararları tebliğ etmek üzere devletlerin murahhaslarından mürekkep meclis: Lahey konferansı, demiryolları konferansı. 2. Bir mevzû üzerinde bir hatibin yaptığı konulma. bk. Kongre.

Türkçe Sözlük

(I. Fr. tarih). Büyük Fransız ihtilâlinde cumhuriyeti ilân eden ihtilâl meclisi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Parçalardan mürekkep bir şeyin parçalarını bir yere getirip birleştirmek, çatmak: Çadır, çardak, köşk kurmak. 2. Yerleştirmek, ikame etmek, tertip etmek, hazırlamak: Ordu kurmak, sofra kurmak, kazanları kurmuşlar, tuzak kurmuşlar. 3. Osm. akd ve teşkil eylemek, toplamak: Meclis, meşveret, dîvân kurmak. 4. Saat vesair zenberekli Aletlerin zenbereğini toplamak, germek: Bu saati kurdunuz mu? 5. Olmaya koymak, gereğini hazırlayıp olmak üzere oturtmak: Turşu, reçel kurmak. 6. Zihnine koymak, devamlı düşünmek, kendince karar vermek, hayal etmek: Başkan olmayı kurmuş, artık o seyahati kurmuş, vazgeçmesi mümkün değildir. Bağdaş kurmak = Dizleri kırıp baldırları çapraz koyarak oturmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tesis olunmak: Çadır, çardak, bina kuruldu. 2. Toplanmak: Meclis, dîvân, mahkeme, düğün kuruldu. 3. (saat veya diğer bir makine) işleyecek surette zenbereği sıkıştırılmak: Bu saat kuruldu mu? Kaç saatte bir kurulur? 4. Azametli ve kibirli bir tarzla geçip oturmak: Yukarıya geçip kurulmak ne kadar ayıptır. 5. Kibir göstermek, övünmek.

Türkçe Sözlük

(i. «kurulmak» tan). Meclis, şûrâ, encümen, dîvân.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kanun yapmak, kanun hükmüne koymak; bir kanunu meclise tasdik ettirerek çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kanun yapan kimse; millet meclisi üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kanunlan koyan millet meclisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dehliz, koridor, geçit; antre; bekleme odası; senatör veya milletvekilleri ile görüşmek üzere bekleme salonunda bekleyen kimseler; kulis faaliyeti; f., A.B.D. oylarını kazanmak amacıyle meclis üyeleriyle görüşmek. lobbyist i. böyle görüşmelerde

Türkçe Sözlük

(i. ing.). 1. İngiltere’de asilzâdelere verilen umumi isim. Asıl lordlar, baronlardır; fakat vikont, kont ve markilere de «lord» denir. 2. mec. Çok zengin kimse: Lord gibi yaşıyor. Lordlar Kamaralı = İngiliz parlamentosunun senato kısmı, İngiliz Ayân meclisi kl, lordlardan müteşekkildir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. daha aşağı; daha alçak. lower case minüskül, küçük harf. lower chamber halk meclisi, avam kamarası. lower class alt tabaka. lower criticism metnin aslını araştıran eleştiri. lower court huk. bidayet mahkemesi, alt mahkeme. lower deck ikinci

Türkçe Sözlük

(i. A. «hufûl» den imef.) (c. mahâfil). 1. Toplanılacak yer, toplantı yeri. 2. Toplanmış heyet, meclis, cemiyet, encümen: Mahâfil-i siyâsiyye. 3. Camilerde hükümdara mahsus yer: Hünkâr mahfili.

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. «kıyâm» dan im. mü.) (c. makamât). 1. Meclis, cemiyet. 2. Bir meclis ve toplulukta söylenen nutuk. 3. Nutuk şeklinde ve her biri ayrıca bir bahse ait makalelerin her biri: Harirî’nin sekizinci mekamesi; makamât-ı Hartrt; makamat meydanı (bu isimde Arapça’da birçok kitaplar vardır ki, sahiplerinin isimleriyle tanınır). 4. Tasavvufta yüksek mevki. Sâhib-i makamât = Yüksek mevkie erişmiş kimse.

Türkçe Sözlük

(i. A. “«zabt» tan) (c. mazâbıt). Bir meclis veya heyetin müzakere ve kararlarını, makama vermek üzere kaleme alınan ve bütün heyet tarafından imza edilen kararname: ŞÜrây-ı devlet mazbatası.

Türkçe Sözlük

(t. A. c.) (m. mâclis). Meclisler. (bk.) Meclis.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجالس] meclisler.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cülûs» dan im.) (c. mecâlis). 1. Konuşmak veya bir iş müzakere etmek için bir araya gelmiş olanların topluluğu, cemiyet, encümen: Meclis kurmak, meclise çıkmak, gitmek. 2. Devlet işlerinden birini müzakere etmek için toplanan ve birçok üyeden meydana gelen geni; komisyon, şûra: Meclis-i HSss-ı Vükelâ (eskiden bakanlar kurulu), Meclis-i Keblr-i Maârif, Meclis-i MAliyye, Meclis-i Meb’Üsân (eskiden millet meclisi), Mecâlis-i Aliyye (eskiden bakanlar kurulu).

Türkçe - İngilizce Sözlük

parliamentary. parliamentarian. assembly. council. board. gathering. assemblage. congress. convocation. diet. divan. house. majlis. parliament.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamber. convocation. council. house. parliament. assembly. board. turkish grand national assembly. social gathering. assembly. council. place of assembly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

council. parliament. board. assemblage. assembly. committee. congress. divan. powwow.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجلس] toplantı yeri.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güzel sözleriyle meclisi şenlendiren, güzel söz söyleyerek meclisi süsleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مجلس افروز] meclisi aydınlatan, meclisi şenlendiren.

Türkçe Sözlük

(MEVCÜD) (i. A. «vücûd» tan imef.) (mü. mevcûde). 1. Var olan, bulunan, yok olmayan: Mevcut mal. 2. Hazır olan, kaybolmayan, hazır bulunan: Ben meclise girdiğim vakit siz de orada mevcut idiniz. 3. Bir topluluğu teşkil edenlerin hepsi: Mektebin mevcudu iki bine ulaşıyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Meb’us; halkın oyu ile seçilip Millet Meclisi’nde halkı temsil eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. münakaşalı, tartışılabilir; i. münazara, tartışma; ing., tar. idare meclisi; f. müzakere etmek, münazara etmek, tartışmak. moot case tartışma konusu olan dava. moot point tartışılacak mesele.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hareket, devinme, devinim; teklif, talep; huk. hâkime arzolunan teklif; takrir, önerge; güdü; f. el ile işaret etmek. motion picture sinema filmi. in motion hareket halinde .lateral motion yandan hareket. make a motion bir meclise teklifte bulu

Türkçe Sözlük

(i. A. «akd» den if.) (mü. mün’akide). 1. Bağlanmış, bağlı, düğümlenmiş. 2. İki taraf arasında resmen kabûl olunmuş, imza edilmiş; Nikâh, muahede mün’akid oldu. 3. Teşekkül eden, teşkil olunmuş, kurulan, toplanan: Meclis, komisyon, konferans mün’akid oldu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şekUden if.) (mü. müteşekkile). 1. Bir şekil almış olan. Vücuda gelen: Taş ve topraktan müteşekkil bir tepe, yedi üyeden müteşekkil meclis.

Türkçe Sözlük

(MÜZAKERE) (i. A. «zikr» den masdar) (c. müzâkerât). 1. Bir iş hakkında söyleşme, bir karar vermek üzere bir yere gelinip fikir söyleme: Bu işi yarın müzakere edeceğiz. 2. Bir meclis veya mahkeme heyetinin karar vermeden önce durumu tenha ve gizli olarak konuşması: Hâkimler müzakereye çekildi. 3. Talebenin birleşip dersleri birlikte çalışıp söylemesi: Bizim okulda günde iki saat müzakereye mahsustur, müzakere koğuşu.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Nida eden, haykıran, çağıran. 2.Toplantı, meclis, (bkz.Nida).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bağırıp, çağıran, seslenen. 2.Toplantı, meclis.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. milli, ulusal, millete ait; i. yurttaş, vatandaş. national anthem milli marş veya şarkı. National Assembly Millet Meclisi. national bank milli banka; Amerika'da bankınot çıkarmaya yetkisi olan banka. national church bir devletin resmi kilises

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Meclis arkadaşı, sohbet arkadaşı. 2.Büyükleri fıkra ve hikayeleri ile eğlendiren. Güzel hikayeler anlatan, tatlı konuşan. - Nedim: Osmanlı şairlerinden. Asıl adı Ahmed’tir. Lale devri şairlerindendir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Şenlendirmek: Meclisi neş’elendirmek için birtakım tuhaflıklar yaptı. 2. Hafif surette sarhoşluk getirmek, keyif vermek.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nâdî). Meclisler, toplantılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İznik. Ni'cene s. İznik şehrine ait. Nicene Creed İznik'te M.S. 325 yılında kurulan kilise meclisinin kararlaştırdığı Hıristiyanlık ilkeleri ve bunun sonraki düzeltilmiş şekilleri.

Türkçe Sözlük

(i. -F.). Meclis.

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Takrir. Meclis, kurultay gibi toplantılarda bir mesele üzerine teklifte bulunmak için, üyelerden biri veya birçoğu tarafından verilen yazılı kâğıt.

Türkçe Sözlük

(i. İ. parlamento). Millet meclisi, milletvekillerinin meydena getirdiği meclis ve senatonun bütünü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Parlamento; ingiltere Millet Meclisi; k.h. resmi meclis. parliamentar'ian i. parlamento usullerini bilen kimse, parlamenter. parliamen'tary s. parlamentoya ait. parliamentary procedure parlamento usulleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dua, niyaz; temenni, rica; ibadet, namaz; dua edilen şey; huk. dilekçe, istida. prayer beads tespih. prayer book dua kitabı. prayer meeting dua meclisi. prayer rug seccade. prayer wheel (Tibet Budistlerine mahsus) dua yazılı kâğıtların sarıldığı dön

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ihtiyarlar meclisince yönetilen kilise sis- temine ait; i., b.h. bu sistemle yönetilen kilisenin üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. huzur, hazır bulunma, varlık; duruş; hayal, görüntü. presence of mind serinkanlılık, soğukkanlılık. in the presence of a large company büyük bir topluluk önünde. saving your presence (eski) hâşa huzurdan, sözüm yabana, sözüm meclisten dışarı, aff

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baskı, tazyik, basınç; hücum; basınç kuvveti. pressure cabin hav. tazyikli kabin. pressure cooker düdüklü tencere. pressure gauge basıölçer, manometre. pressure group hükümete tesir etmeye çalışan nüfuzlu grup; kendi çıkan için meclise veya umuma

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. evvel, evvelki, eski, sabık; k.dili vaktinden evvel olan. previous to this bundan evvel. move the previous question mecliste görüşmeyi kısa kesmek için meselenin oya konup konmaması. ko- nusunda oya baş vurmak. previously z. önceden, evvelce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sır ortağı olan; özel, kişisel; i., huk. ortak; ayrı kulübede tuvalet, ayakyolu. privy council özel meclis; b.h. İngiltere'de devlet danışma meclisi. privy purse İng. hükümdarın şahsına mahsus para dairesi. privy seal İng. ikinci derecede önem

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taraftarlık eden kimse; bazı meclislerin reisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir meclis veya kurulda işin yürütülebilmesi için bulunması gereken üyelerin sayısı, nisap, yetersayı; seçkin kimselerden meydana gelmiş kurul.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, railway i., f. demiryolu; f. demiryolu ile taşımak; A.B.D., k.dili ivedilikle geçirmek (mecliste tasarı). narrowgauge railroad dekovil hattı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tar.) İngiltere kasabalarında yüksek memur; Kanada'da köy veya şehir meclisi reisi.

Türkçe Sözlük

(REİS) (i. A. «re’s» ten) (c. rüesâ). 1. Baş, Amir, başkan: Kabîle, cemâat, reisi. Reîsü’l-Küttâb, Reis Efendi = Tanzimat’tan önce hariciye nâzırı, dışişleri bakanı. 2. Bir topluluk ve meclisteki üyelerin başı, birincisi: Meclis reisi, reîs-i hükümet, mahkeme reisi. 3. Gemi kaptanı: Ahmed reis. Koca reis = Tüccar gemilerinde kaptandan sonra en kıdemli subay, ikinci kaptan. 4. Tanzimat’tan önce korsan sınıfından amiral. Reîs-i rOhâni, rüesây-ı rûhâniyye = Müslüman olmayan cemâatlere başkanlık eden başrâhip. Liman reiıl — Liman dairesi müdürü.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. sâAt). 1. Gündüz ile geceden ibaret bir günün yani Arz’ın kendi mihveri üzerinde dönmesi zamanının bölündüğü 24 eşit parçadan herbirl ki, 60 dakikadan ve her dakika 60 saniyeden mürekkeptir: Uç seat yürüdüm, saat beşte geldim. 2. Vakit, zaman, An: Bu saatte, o saat. 3. Belirli vakit, ecel: Saati gelince, her işin vakti saati vardır. 4. Kıyâmet .günü. 5. Bir saatte alınan yol ki, üç mil yani beş kilometredir: Buradan filân yere kaç saattir? 6. Vakti gösteren Alet ki, çeşitleri olur: Cep saati, çalar saat, duvar, kule saati, kum saati, güneş saati. O saat = Anide, ansızın, derhal. Bir taat evvel = Mümkün mertebe evvel, çabuk, erken. Saatbaşı = Mecliste herkesin dalıp bir müddet susmasıyle süren sessizlik. Saat tutmak = Elde saat olerak vakti hesap etmek. Eşrât-ı sâAt = Kıyâmet alâmetleri. Eşref-i sâAt (eşref saat) = Uğurlu zaman, uğurlu an.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «saky» dan if.). 1. Su veren, su dağıtan veya satan. 2. Mecliste İçki dağıtan, kadeh sunan.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F.). (edebiyat) SAkîye hitâben yazılan, onu, içki meclisini öven uzun manzume ki, kasîde, mesnevi, terci, terkîb vs. şeklinde olabilir: NefTnin sâkî-nâme’sl.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eskiden Musevilerin millet meclisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), (bağlaç) maada, -den başka. saving your presence haşa huzurdan, sözüm yabana sözüm meclisten dışarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. oturulacak yer, iskemle, sandalye; insan kıçı; yer, mahal, mevki, kürsü; merkez, konut; meclis veya borsada üyelik hakkı; oturuş; mak. yatak; f. oturtmak, yerleştirmek, yerleşmek; oturacak yer temin etmek; oturacak yerini yenilemek. seat of a di

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. A.B.D.'nin bazı eyaletlerinde belediye meclisi üyesi.

Türkçe Sözlük

(i. İ.). 1. Ayân meclisi. 2. Fakültelerarası yüksek kurul. Cumhuriyet Senatosu = Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir kısmı.

Türkçe Sözlük

(hı ile) (i. A. «şeyhûhe» den smüş) (c. şüyûh, eşyâh, meşâyîh). 1. Yaşlı adam, koca, ihtiyar: Ak sakallı bir şeyh. Şeyhu’l-vüzerâ = En kıdemli, en eski vezir (bu mânâ ile az kullanılıp cem’i şüyûh gelir) 2. Bir tarikat tekkesindeki dervişlerin başı: Mevlevi şeyhi. 3. Arabistan’da kabile ve aşiret reisi ve muhtar: Urbân şeyhi, kabilenin şeyhi ile görüştük (Bu iki mânâ ile cem’i «meşâyih» gelir). 4. Hadiste kendinden hadis nakledilen üstat ve hoca. Şeyhu’l-Harem = Harem-i Şerif reisi. Kürsü şeyhi = Büyük cami vâizi. Meclis-i Meşâyih = Osmanlı devrinde şeyhülislâmlıkta tarîkatlere bakan dâire.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. sıhhıyye). 1. Sıhhate ait. 2. Tıbba ait: Sıhhiyye dairesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanitary. pertaining to health. hygienic. health giving. constitutional. healthful. healthy. salubrious. wholesome.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صحی] sağlıkla ilgili.

Türkçe Sözlük

(SIHHİYYE) (i. A ). Sıhhate ait işlerle uğraşan daire: Sıhhiye Bakanlığı, meclisi, memuru, reisi, tezkeresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat)., Lat. -siz. sine die gün kararlaştırmadan (meclisin dağılması münasebetiyle kullanılan tabir). sine qua non mutlaka aranılan (şart).

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. toplumsal içtimai, sosyal; toplumda yeri olan, cemiyete ait; bot., zool. kütle halinde büyüyen veya yaşayan; sosyetik; i. sohbetli toplantı, sohbet meclisi. Social Democrat sosyal demokrat parti üyesi. social insurance sosyal sigorta. social i

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. meclis, idare meclisi; Sovyet Rusya'da idare meclisi, Sovyet; s., b.h. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğine ait. Soviet Russia Sovyet Rusya. Soviet Union Sovyetler Birliği.

Türkçe Sözlük

(I. Rusça). Rusya’da siyasî meclis, konsey.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kelime: «Bülbül» Fersça’dan alınma bir sözdür. 2. Kelimelerden mürekkep, İsteklerin ifedesine yarayan lâkırdı, Ar. kelâm, kavi: Atalarımızdan kalma bir sözdür. 3. Haber, havâdis, şâyia: Bir söz işittim; bir söz dolaşıyor. 4. Vaad, taahhüt: Kendisi söz verdi; o sözünde durmaz adam değildir. 5. Uyuşma, Ar. mukavele, muvafakat, karar: Aramızda söz ettik; önler söz bağlamışlar; söz alıp vermişler. 6. Bahis: Onun sözü geçti; ondan söz açıldı. 7. Dedikodu, Fars. güft-ü gû, Ar. kıyl-u kaal: Söz olmasın diye çekmiyorum. 8. Hüküm, nüfuz. Atalarsözü = Ar. Darb-ı mesel. Söz atmak = Sözle sataşmak, Osm. harfendâzlık etmek. Acı söz = Hoşe gitmeyecek söz. Söz açılmak = Bahsi geçmek. Söz anlamak = Anlayış göstermek. Söz anlatmak = İnandırmak. Söz almak = VAdettlrmek. Söz ayağa düşmek = Küçük büyüğü dinlememek, her kafadan bir ses çıkmak. Sözebesi = Durmadan konuşan, laf yetiştiren. Söz eri = Baş, reis. Sözünün eri = Sözünde durur, vâdine sadık. Söz ehil = Güzel söz söylemeye muktedir, Osm. mîr-i kelâm. Söz etmek = Bir şeyden bahsetmek. Söz başı = Bahis başı. Söz bir Allah bir = Söylediğim söyledik, kararımdan dönmem. Söz bir etmek = Söz birliği etmek, ittifak etmek. Söz bitmek = Karar verilmek, muvafakat hâsıl olmak. Söz birliği = İttifak. Büyük söz = Kibirle söylenilen söz. Söz aramızda, beynimizde = Gizli kalsın, kimse işitmesin. Söz çıkarmak = Haber yaymak. Düşman sözü — İftira. Söz düşmek = Bahsi geçmek. Sözde = Sanki, güya. Sözden dönmek = Vaadden caymak. Söz dinlemek = Kanmak, itaat etmek. Söz tutmak = Dediğini yapmak. Söz kaldırmak = Sert söze tahammül etmek. Söz kesmek = Karar vermek. Sözü kesmek — Sözü tamamlamadan bırakıp sükût etmek. Söz geçirmek — Sözünü dinletmek. Söz gelişi = Meselâ, farazâ. Söz götürmek = Kesin olmamak. Söz götürmez = Diyecek yok. Söz girmek, karışmak — Bir bahse başka lâkırdı karışmak. Sözüm ona, sözüm yabana = Biri hakkında ağır veya edebe aykırı bir şey ileri sürülünce söylenen nezaket cümlesi. Sözüm sözdür, sözüm söz olsun = VA’dimden dönmem. Söz vermek = Vaad ve taahhüt etmek. Sözü yabana atmak = İtibar etmemek. Yabana atılacak söz değildir = Doğrudur. Söz yok = Diyecek yok, uygun, doğru. Saz ve söz = Eğlenceli meclis. Söz alıp vermek = Bir işi kararlaştırmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir kurul veya kişi adına söz söyleme, onun düşünce ve davranışlarını savunma yetkisi olan kimse. 2. Bir komisyonun verdiği kararların gerekçesini kaleme alıp genel kurul karşısında savunmakla görevlendirilen üye ki. Meclis komisyonlarında ikisi başkadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. konuşan veya söyleyen kimse; spiker; sözcü; hatip; meclis başkanı. speakership i. meclis başkanlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. krikette puan kazanmaktansa kaybetmemek için oynamak; Avustralya mecliste zorluk çıkararak muhalefet etmek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Müzakere yeri, meclis, divân. ŞOrây-ı Devlet = Danıştay. Dâr-ı Ş0rly-ı Askerî = Yüksek Askerî Meclis.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilise meclisi; birkaç kilisenin birleşik kurulu; meclis, toplantı. Holy Synod Ortodoks kiliselerinin en yüksek ruhani meclisi. synodal, synodic(al) s. kilise meclisine ait.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kumarda ödüle ekleme: Tav etti. 2. içki meclisinde sıhhate kadeh kaldırma: Tav kaldırmak, Fr. toast.

Türkçe Sözlük

(TEFRİK) (ka ile) (i. A. «fark» dan) (c. tefârîk). 1. Ayırma: Sürüden beş koyun tefrik etti. 2. Ayrı tutma, seçme: Evlâdımdan hiçbirini diğerlerinden tefrik etmem. 3. Meclis-i tefrik = İdare meclisine yeni üye seçmek için toplanan kurul. (bk.) Tefârîk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. anlatan kimse: veznedar, kasa memuru; sayıcı, bir mecliste oylan sayan kimse .tellership i. veznedarlık.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Fars. «terâz» dan). 1. İpek ve sırma ile işleme, nakış, elbiseye nakışla yapılan süs. 2. Süs, ziynet. Ar. revnak. 3. Üslûb, tarz. 4. Herkesin dikkatini çekecek bir fikir taşıyan kısa cümle, döviz, Fr. devise. 5. (sıfat terkiplerinde bulunur). 1. Donatan, süs veren, süsleyen: Bezm-tırâz = Meclis süsleyen. 2. Düzelten, nizama koyan, yapıp yakıştıran: Şair-i bedîa-tırâz, ressam-ı bedâyî-tırâz.

Türkçe Sözlük

(f ). 1. Bir yere gelmek, içtima etmek: Bugün meclis toplanacaktır. 2. Birikmek, çoğalmak, yığılmak: Hayli para toplandı. 3. Çekilip darlaşmak, sıkılaşmak: Bu kumaş yıkandıkça toplandı.. 4. Eteklerini çekerek ve önünü ilikleyerek öyle oturmak: Büyüklerin karşısında toplanıp oturmak lâzımdır. 5. İşlerini düzelterek yoluna koymak, işlerini perişanlıktan ve dağınıklıktan kurtarmak: Biraz toplanalım da bir eğlence yapalım. 6. Semirmek: Oranın havası yaradı, epeyce toplanmış. 7. Bir yere getirilmek, yığılmak: Birlikler toplandı. 8. Devşirilmek sarılmak, katlanmak: Yataklar, bohça, çamaşır toplandı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kasaba; şehir; şehir halkı; şehrin iş merkezi. town and gown tüccarlar ile üniversite. town clerk kasaba sicil memuru. town council belediye meclisi. town crier şehir tellâlı. town hall belediye binası. town house şehirdeki ev; İng. belediye dair

Türkçe Sözlük

(I.) (uyd. k.). Mahkeme, meclis gibi yerlerde söylenen sözlerin olduğu gibi yazılmışı, zabıt ceridesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. iki, çift. two bits A.B.D. yirmibeş sent. two cent's worth A.B.D., (argo) fikrini anlatma sırası. two-chamber system çift meclis sistemi. two part iki kısımlı. by twos ikişer ikişer. in two iki kısma (kesmek). put two and two together düşünere

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tek meclisi olan (parlamento) .

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. muavin, yardımcı, ikinci; i. vekil, muavin. vice admiral koramiral. vice chairman meclis başkanı yardımcısı. vice chancellor başhakim yardımcısı; rektör yardımcısı. vice consul viskonsül, konsolos vekili. vice president ikinci başkan, başkan yard

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yün çuvalı; İng. Lordlar Kamarası başkanının meclisteki yün minderi. be raised to the woolsack İng. Lordlar Kamarası başkanı ve adalet bakanı olmak.

Türkçe Sözlük

(i.), (y. k.). Yasamak işi. Yasama meclisleri (teşriî meclisler) = Millet Meclisi ve Senato.

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. zabt = kayıt, Fars. nâme = yazılı şey). Bir meclis veya mahkemenin veya sorgu hâkimi gibi bir memurun müzakere ve ifâdeleri yazarak tanzim ettiği resmî kâğıt, tutanak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Rusya'da vilayet meclisi.