Mest-i Mey | Mest-i Mey ne demek? | Mest-i Mey anlamı nedir?

Mest-i Mey | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: mest mey

Türkçe - İngilizce Sözlük

A South American bird , allied to the cranes, and easily domesticated; called also the gold- breasted trumpeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

family. domestic. family. stirpes. relations. stirps. brood. kin. next of kin. menage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

family. house. kindred. wife. domestic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

law of domestic relations. family law.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A city of Asia Minor which has given its name to a goat, a cat, etc. a long-haired breed similar to the Persian cat domestic breed with long white silky hair raised for its long silky hair which is the true mohair.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bayılmış, kendinden geçmiş. 2. Gevşek, mecalsiz, cansız. 3. Soluk, fersiz. 4. Mahmur, mestâne (göz).

Türkçe Sözlük

(i. F.) Bedmestlik, sarhoşluk, kendinden geçmişük

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) ed+mes] içip içip dağıtma. bedmestlik etmek içip için dağıtmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Animal bones can tell us much about a site: The occupants' diet The species of the animals The sex of the animals The numbers of animals involved How the animals were exploited How the animals interacted with man: domesticated, farmed, parasites They show

Türkçe - İngilizce Sözlük

A valuable variety of large, domestic fowl, peculiar in having the comb divided lengthwise into three parts, and the legs well feathered.

Türkçe Sözlük

(i.). Şarap, içki, mey, bâde. Çakır keyif (doğrusu çakır keyfi) = Düşmeyecek derecede sarhoş. Fars. nîm-mest.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kedi, (zool). Felis domestica; kedigiller familyasından herhangi bir hayvan; dedikoducu ve kinci kadın; çelik çomak oyunu, bu oyunda kullanılan sopa, büyük yelkenli kotra; yayın balığı; (den). griva palangası; ABD., argo adam, delikanlı. cat-and-do

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle kadınların ve ilmiye ricâlinin yine o renkte kundura içinde giydikleri sarı mest. Bunun altı da sarı meşinden olur.

Türkçe Sözlük

(i.). Çedik denilen sarı mest ve kundurayı yapıp satan haffaf (kavaf).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ticaret, iş, alım satım; toplumsal ilişkiler; cinsel ilişki. chamber of commerce ticaret odası. domestic commerce iç ticaret. foreign commerce dış ticaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). örtülü, gizli, kapalı, hafi, mestur; şifreli. cryptically (z). tam manasını belirtmeden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

domestic. inland. interior. internal. inward. indoors. indoor. home. midland. inside.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To shut up; to stop up; to close; to restrain. female parent of an animal especially domestic livestock a barrier constructed to contain the flow of water or to keep out the sea obstruct with, or as if with, a dam; 'dam the gorges of the Yangtse River'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a barrier constructed to contain the flow of water or to keep out the sea. a metric unit of length equal to ten meters. female parent of an animal especially domestic livestock. obstruct with, or as if with, a dam; 'dam the gorges of the Yangtse River'. A

Türkçe - İngilizce Sözlük

bout. circuit. period. revolution. season. semester. spell. term. half time.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cycle. period. time. round. term. epoch. session. circuit. traverse. semester. course. age. bout. half time. stage. swing. time span.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (mer, mest) (f). Ioş, donuk, sönük, bulanık, belirsiz, müphem; (f). donuklaştırmak, karartmak, bulandırmak: kararmak, donuklaşmak: out ile ışıkları kısmak, karartmak, maskelemek. dimly (z). donuk bir surette, duman içinde gibi, bulanık olarak. dim

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). eve ait, evcimen, ev işlerine bağlı; ehli, evcil; kendi memleketine ait; (i). hizmetçi. domestic animals evcil hayvanlar. domestic industries yerli sanayi. domestic science ev bakımı, ev idaresi .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). evcilleştirmek, ehlileştirmek; medenileştirmek; evcilleşmek. domestica'tion (i). ehlileşme, ehlileştirme.

Yabancı Kelime

Fr. domestique

1. evcil, 2. yerel, yerli

1. Yerli. 2. Belli bir yöre ile ilgili. 3. Ülke içi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

period. term. semester. session. circle. date. day. epoch. spell.

Türkçe - İngilizce Sözlük

day. epoch. era. period. season. semester. spell.

Türkçe - İngilizce Sözlük

period. term. period of time. era. school term. semester. cycle. epoch. phase. time period.

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak drink: (s)., (i). sarhoş içkili, mest; (i). sarhoş adam; sarhoşluk; içki âlemi.drunk as a fiddler veya lord çok saıhoş, fitil gibi, slang küfelik drunk with success basarı sevinciyle kendinden geçmiş. blind drunk körkütük sarhoş.dead drunk fitil gib

Türkçe - İngilizce Sözlük

domestic. domesticated. tame.

Türkçe - İngilizce Sözlük

domestic. tame. domesticated. homebred.

Türkçe Sözlük

(i. «esrimek» ten. Aslı ösrük). 1. Sarhoş, mest. 2. Azgın, kızgın: Esrik deve. 3. Zayıf, hasta, dermansız.

Türkçe - İngilizce Sözlük

domestic. house. household. home. house. dwelling. dwelling place. place. residence. accommodation unit. crib. domicil. domicile. dwelling house. habitation. hangout. housing. inhabitation. settlement. rooms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

domestic. house. household. home. dwelling. dwelling place. place. residence. accommodation unit. crib. domicil. domicile. dwelling house. habitation. hangout. housing. inhabitation. settlement. rooms. abode. door. pad. roof.

Türkçe - İngilizce Sözlük

house. household. domestic staff.

Türkçe - İngilizce Sözlük

housework. household duties. housekeeping chores. domestic work.

Türkçe - İngilizce Sözlük

domestic. pet. domesticated. tame. housebroken.

Türkçe - İngilizce Sözlük

domestic. tame. domesticated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

domestic. tame. domesticated. home abiding.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tame. to tame. to domesticate ehlileştirmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tame. to domesticate. train.

Türkçe - İngilizce Sözlük

homebody. domestic. home-loving.

Türkçe - İngilizce Sözlük

home-lover. homebody. domestic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

VARCHAR2 Indicates whether the method is final or not. exam that comes at the end of each semester.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). son, nihai; kati, kesin; sonuncu; (i)., (matb). son baskı; (çoğ)., spor kesin sonuç veren oyun, final, bir spor karşılaşmasmın son ve kati denemesi; sömestre sonu imtihanı. finally (z). nihayet, sonunda. final cause nihai maksat, son gaye.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abr /CRS Foreign independent tour Now generally used to indicate any independent travel, domestic or international, that does not involve a package tour.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Despite their impressive size, eland are excellent jumpers and clear 2m with apparent ease They are timid animals and become nervous with the slightest disturbance They are extremely docile and attempts have been made to domesticate the eland both for mea

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Saklanmış, saklı, görünmez, Ar. hafî, mestur, mektûm, Fars. nühüfte: Gizli kapı, gizli söz. 2. Sır: Onun bir gizlisi vardır. Gizli olarak, gizli şekilde: Bana gizli söyledi. Gizli kapaklı = Saklanan, söylenmeyen: Bu gizli kapaklı bir şey değildir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A domestic initiative of political reform introduced by Soviet president Mikhail Gorbachev in the mid-1980s to allow more freedom in public discussion and the arts, and to foster the process of the democratization of the political process.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) (mer, mest) vahşi, gaddar, merhametsiz, zalim; çirkin, suratsız; ümitsiz; korkunç, kerih; boyun eğmez, yavuz, çetin. grimly (z.) zulüm altında bütün kuvvetiyle çaIışarak; gaddarca, vahşiyane. grimness (i.) gaddarlık, zulüm.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Asya’da Karadeniz kıyısında, Türkiye ile Rusya arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 42 00 Kuzey enlemi, 43 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneybatı Asya.

Yüzölçümü: toplam: 69,700 km².

Sınırları: toplam: 1,461 km.

sınır komşuları: Ermenistan 164 km, Azerbaycan 322 km, Rusya 723 km, Türkiye 252 km.

Sahil şeridi: 310 km.

İklimi: Ilıman ve sıcaktır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karadeniz 0 m; en yüksek noktası: Mt’a Mqinvartsveri (Kazbek dağı) 5,048 m.

Doğal kaynakları: Orman, hidro enerji, manganez, demir, bakır, kömür, petrol.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %11.51.

daimi ekinler: %3.79.

Diğer: %84.7 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,690 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,661,473 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.34 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -4.54 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 17.97 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.09 yıl.

Erkeklerde: 72.8 yıl.

Kadınlarda: 79.87 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.42 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Gürcü.

Nüfusun etnik dağılımı: Gürcü %70.1, Ermeni %8.1, Rus %6.3, Azeri %5.7, Osetin %3, Abkhaz %1.8, diğer %5.

Din: Gürcistan Ortodoksları %65, Müslümanlar %11, Rus Ortodoksları %10, diğer %14.

Diller: Gürcüce %71 (resmi), Rusça %9, Ermenice %7, Azerice %6, diğer %7.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %100.

erkekler: %100.

kadınlar: %100 (2004 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Gürcistan Cumhuriyeti.

Yerel adı: Sak’art’velo.

Eski adı: Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

ingilizce: Georgia.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Tiflis.

İdari bölümler: 53 bölge, 9 şehir ve 2 bağımsız cumhuriyet ; Abashis, Abkhaziai (Sokhumi), Adigenis, Ajaria (Bat’umi), Akhalgoris, Akhalk’alak’is, Akhalts’ikhis, Akhmetis, Ambrolauris, Aspindzis, Baghdat’is, Bolnisis, Borjomis, Chiat’ura, Ch’khorotsqus, Ch’okhatauris, Dedop’listsqaros, Dmanisis, Dushet’is, Gardabanis, Gori, Goris, Gurjaanis, Javis, K’arelis, Kaspis, Kharagaulis, Khashuris, Khobis, Khonis, K’ut’aisi, Lagodekhis, Lanch’khut’is, Lentekhis, Marneulis, Martvilis, Mestiis, Mts’khet’is, Ninotsmindis, Onis, Ozurget’is, P’ot’i, Qazbegis, Qvarlis, Rust’avi, Sach’kheris, Sagarejos, Samtrediis, Senakis, Sighnaghis, T’bilisi, T’elavis, T’erjolis, T’et’ritsqaros, T’ianet’is, Tqibuli, Ts’ageris, Tsalenjikhis, Tsalkis, Tsqaltubo, Vanis, Zestap’onis, Zugdidi, Zugdidis.

Bağımsızlık günü: 9 Nisan 1991 (Sovyetler Birliği).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 26 Mayıs (1918).

Anayasa: 17 Ekim 1995.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BSEC (Karad

Türkçe Sözlük

(HARAP) (i. A.). Viran etme, viranlık, yıkma, bozma, bayındırlığın ortadan kalkması: Kiracılar evi harâb ettiler. Savaşın geçtiği yerler harâb oldu (tahrip gibi). (Türkçe’de) 1. Bozulmuş,yıkılmış, viran, mamurun zıddı: Harap bir ev, harap bir memleket. 2. Sarhoşluktan dolayı perişan, bitkin olan: Mest ü harâb olmuş. Hâne-harâb = mec. Evi yıkılmış, her tarafı viran, işi berbat (kimse).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Perdeli, örtülmüş. Ar. mestûr. 2. Namuslu, iffetli, ismetli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

menial. maid. housemaid. servant. domestic servant. helper. waiting maid. waiting girl. charwoman. domestic. factotum. handmaid. help. domestic help. maidservant. menial. servant maid. server. servitor. skivvy. slavey.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendant. domestic. servant. maidservant. maid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

maid. maid servant. servant girl. domestic servant. waiting maid.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karasinek, zool. Muscadomestica.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Inter-Bank Information System A screen based German domestic electronic dealing systemused in the German Federal Republic for trading bunds Initial Margin The funds required when a futures position is opened Initial Performance Bond The funds required whe

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal. inner. interior. inside. in. domestic. inlying. inward. inland. civil. inside. interior. core. within. inward. bowels. intestine. stuffing. refill. guts. endo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inside. internal. intrinsic. domestic. in. inner. the interior. the inside. the inner part of surface. among. internal organs of the body. heart. mind. will. home. internal politics. inward. inward meaning. kernel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal debt. interior debt. domestic debt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

domestic flight. domestic flights.

Türkçe - İngilizce Sözlük

domestic affairs. internal affairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

domestic policy. home policy. internal politics.

Türkçe - İngilizce Sözlük

civil war. domestic warfare. internal war. civil commotion. intestine war. war exclusion clause.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. içki içmiş, sarhoş, hafif sarhoş, Fars. mest. 2. İçki içilen yer: İçkili lokanta.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s., i. sarhoş etmek, mest etmek; s. sarhoş, mest; i. sarhoş kimse. inebria'tion i. sarhoş ol- ma. inebri'ety i. sarhoşluk, ayyaşlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

humanistic. domestic. caring. humane. humanitarian.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) sarhoş etmek, mest etmek; sevinçten çılgın hale sokmak; (tıb.) zehirlemek. intoxica'tion (i.) sarhoşluk, mest oluş; (tıb.) zehirlenme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

limestone kireçtaşı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kapağı olan: Kapaklı cezve, kâse. 2. Gizli, saklı, Ar. mestur, mahfi, zıddı: açık: Bu gizli kapaklı bir iş değildir: Açık ve ortadadır. 3. Namlusunun kuyruğunda bir çeşit kapağı olan eski bir tüfek cinsi. 4. Topların cephane arabası ki, yağmurdan muhafaza için sağlam kapakla örtülü olması şarttır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Açık olmayan, kapanmış, Ar. mesdûd: Kapalı kapı, pencere, kapak, göz. 2. Kapısı veya kapağı kapanmış: Kapalı ev, sandık, kutu. 3. Örtülü, örtünmüş, Ar. mestûr: Kapalı yüz, kapalı kadın. 4. Geçilmez, İşlemez, Ar. mesdûd, muattal: Kapalı yol, kapalı çarşı. 5. Açık ve berrak olmayan, bulutlu, bulanık: Kapalı hava. Bugün gökyüzü kapalıdır. 6. Açıkça ifade edilmeyen, Ar. muğlak, mübhem: Orasını kapalı geçti. Bu ibâre pek kapalı. Kapalı söz. Başı kapalı = Gizli, Ar. mektûm. Gözü kapalı = 1. Tecrübesiz, alışmamış, acemi, masum. 2. Düşünmeden.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Açık şey kapalı olmak: Kapı kapandı, bu pencere kapanmıyor. 2. Bir şeyin kapısı, kapağı veya diğer bir menfez ve giriş, tıkanmak, örtülmek: Ev, dükkân, kapı, kutu kapandı. 3. Örtülmek, üstüne örtü ve perde çekilmek, Osm. setrolunmak, mestûr olmak: Bu keçe ile döşemenin her tarafı kapanmıyor. Eğerin üstü haşa ile kapanır. 4. Kesilmek, engellenmek, işlemez ve geçilmez hâle gelmek: Yuvarlanan kayalardan yol kapanmış. Açılan lâğımlardan yollar kapandı. 5. Çıkmamak, içerde durmak, Osm. ihtibâs etmek: Evinde kapanıp okumakla meşgul oluyor. 6. Örtünmek, tesettür etmek, erkekten kaçmak: Bazı yerlerde kızlar evleninceye kadar kapanmazlar. 7. Tatil olunmak, işlememek, battal olmak: O değirmen, fabrika, lokanta kapandı. 8. Bahsi olunmamak, sükûtla geçirilmek: O söz, o bahis çabuk kapandı. 9. Doldurulmak, Osm. imlâ edilmek, kuyu ve hendek gibi yerleri ortadan kaldırmak: O kuyu, o hendek kapandı. 10. Hesap kesilmek, kat’ olunmak, mahsûb olup ilişik kalmamak: Benim hesabım, bu senenin defterleri kapandı. 11. Diz çökerek veya yüz üstü düşerek sarılmak: Ayaklarına, dizlerine kapandı. Yerlere kapandı. 12. Atın ön ayağı sürçüp başı üstüne düşmek: Bu hayvan çok kapanır. 13. Yara iyileşmek, her tarafının derisi birleşip örtülmek: Kurşun yaraları daha kapanmadı. 14. Gökyüzü bulutla örtülüp hava kapalı ve keder verici olmak: Ufkun her tarafı kapandı. (göz) Kapanık hâle gelmek, kör olup görmemek: Zavallının bir gözü kapandı. (bir aile, sülâle veya hanedân) Son bulmak, soyu kalmamak: Bermekkîler sülâlesi tâ eskiden kapanmış idi. O memlekette bir hanedan vardı, o da kapandı. Muhasaraya girmek, sığınmak: Açıkta mukavemet edemiyeceğini anlayınca, yanındaki askerlerle kaleye kapandı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A terrain or type of topography generally underlain by soluble rocks, such as limestone, gypsum, and dolomite, in which the topography is chiefly formed by dissolving the rock; karst is characterized by sinkholes, depressions, caves, and underground drain

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of topography that results from dissolution and collapse of carbonate rocks such as limestone and dolomite and characterized by closed depressions or sinkholes, caves, and underground drainage. a type of terrane and/or hydrologic regime that is for

Türkçe - İngilizce Sözlük

An area possessing surface topography resulting from the underground solution of subsurface limestone or dolomite.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of topography that is formed on limestone, gypsum, and other rocks, primarily by dissolution, and that is characterized by sinkholes, caves, and underground drainage From Glossary of Geology, 4th Edition, 1997, American Geological Institute. an are

Türkçe - İngilizce Sözlük

A topography formed over limestone, dolomite, or gypsum and characterized by sinkholes, caves, and underground drainage kg: Kilogram.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A terrane, generally underlain by limestone or dolomite, in which the topography is formed chiefly by the dissolving of rock, and which may be characterized by sinkholes, sinking streams, closed depressions, subterranean drainage, and caves.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A barren limestone region characterized by fissures, caves, and underground channels.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Landscape produced by the dissolution of limestones by by percolating ground waters and underground streams Named after the Karst region of the former Yugoslavia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The occurrence of limestone as the first bedrock unit beneath the soil in which cavities form due to the solubility of limestone under certain conditions Surface characteristics include sinkholes and sinking streams. a set of landforms or a landscape form

Türkçe - İngilizce Sözlük

Water-soluble limestone, dolomite, and gypsum beds in which water has dissolved underground cavities, producing fissures, sinkholes, underground streams, and caverns Florida has numerous karst formations. terrain with distinctive characteristics of relief

Türkçe - İngilizce Sözlük

A geological term for an irregular limestone region with sinks, underground streams, and caverns.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The general term for landforms which includes caves, dolines and sculptured rock surfaces Such landforms are formed in areas where solution processes, rather than mechanical erosion processes, predominate Karst is most often seen in limestone.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A geologic formation of irregular limestone deposits with sinks, underground streams, and caverns.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A geologic region characterized by layers of porous limestone containing sinkholes and underlain by caves and underground streams.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Topography with sinkholes, caves, and underground drainage that is formed in limestone, gypsum, or other rocks by dissolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An irregular topography that may form over partially dissolved limestone or dolomite; karst is characterized by sinkholes, caves, and underground drainage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A landform comprised of sinkholes, sinking streams, zones of infiltration, underground passageways or watercourses, and spring resurgences, usually occurring in a soluble rock such as limestone or gypsum.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’da «nasıl» ve «nice» demek olup Türkçe’si bundan gelir). 1. Mizaç, sıhhat: Keyfiniz iyi midir? Keyif sormak. 2. Haz, memnuniyet, hoşlanma: Keyfine gidiyor. 3. Ferahlık, sevinç, açılıp sevinme: Keyfetmek. 4. Neşe, hafif sarhoşluk: Keyif yetiştirmek; keyif vermek. 5. Arzu, heves: Keyfine göre hareket etmek; keyfince gitmek. Keyfince = Nasıl isterse. Az sarhoş, yarı mest: Akşam kendisi keyif idi. Keyfolmak = Az sarhoş olmak. Keyif bozulmak = Canı sıkılma. Keyif çatmak = Neş’eli olmak, sevinmek. Çakırkeyif = Hafif sarhoş. Keyfince gitmek = Heves ve arzusuna göre hareket etmek. Keyif vermek — Hafif surette sarhoşluk vermek, neş’e getirmek. Keyif yetiştirmek = İçip az sarhoş olmak, neş’elenmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

massacre. slaughter. death of domestic animals because of disease or disaster. fold. pleat. discount. carnage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

half breed. underbred. mongrel. crossbred. unblooded. hybrid. breaking. pleat. break. breakage. fracture. hybrid. injury. laceration. mestizo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakage. mestizo. mongrel. offence. tuck. breaking. fracture. pleat. groats. half-breed. hybrid. collapsible. folding.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gambler. player. gamester. plunger. spieler.

Türkçe Sözlük

(i.) («yığın» demek olan küme’den mi, yoksa Rumca’dan yahut Arnavutça kumaç’tan mı?). 1. Tavukların gece yattıkları kapalı yer, tavuk ahırı, kodes. 2. Ufak ve mütevazı ikamet yeri, kulübe, izbe: Bir kümeste oturuyor. Başını bir kümese sokmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aklı başında olmayan, yaptığını bilmeyen. Mest-i lâ-yâkıl = Çok sarhoş.

Türkçe Sözlük

(i.). Kaytanla bağlanır kulaklı mest: Lapçın kundura giymek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Oxide of calcium; the white or gray, caustic substance, usually called quicklime, obtained by calcining limestone or shells, the heat driving off carbon dioxide and leaving lime.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a caustic substance produced by heating limestone. a white crystalline oxide used in the production of calcium hydroxide. a sticky adhesive that is smeared on small branches to capture small birds. any of various related trees bearing limes. any of variou

Türkçe - İngilizce Sözlük

The common name for calcium oxide ; hydrated lime is calcium hydroxide [Ca2]. any of a family of chemicals consisting essentially of calcium hydroxide made from limestone which is composed mostly of calcium carbonate or a mixture of calcium carbonate and

Türkçe - İngilizce Sözlük

Calcined limestone, which, added to the glass batch in small quantities, gives stability Before the 17th century, when its beneficial effects became known, lime was introduced fortuitously as an impurity in the raw materials Insufficient lime can cause cr

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lime is calcinated limestone, often derived from chalk, and present as an impurity in potash and soda Lime is sometimes used to prevent devitrification, or the formation of crystals which can show up as stones in finished glass, by increasing the temperat

Türkçe - İngilizce Sözlük

The term generally used to describe ground limestone , hydrated lime , or burned lime. painting - executed on dry plaster The fresco pigments are mixed with lime water or slaked lime, and/or the wall is wetted down with lime water until the plaster soften

Türkçe - İngilizce Sözlük

Usually ground limestone applied as a soil amendment to correct the acidity of soil and provide calcium for plant growth Dolomitic lime also provides magnesium Other materials used for lime include basic slag, marl, and ground shells.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Oxide of calcium; the white or gray, caustic substance, usually called quicklime, obtained by calcining limestone or shells, the heat driving off carbon dioxide and leaving lime.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a caustic substance produced by heating limestone. a white crystalline oxide used in the production of calcium hydroxide. a sticky adhesive that is smeared on small branches to capture small birds. any of various related trees bearing limes. any of variou

Türkçe - İngilizce Sözlük

The common name for calcium oxide ; hydrated lime is calcium hydroxide [Ca2]. any of a family of chemicals consisting essentially of calcium hydroxide made from limestone which is composed mostly of calcium carbonate or a mixture of calcium carbonate and

Türkçe - İngilizce Sözlük

Calcined limestone, which, added to the glass batch in small quantities, gives stability Before the 17th century, when its beneficial effects became known, lime was introduced fortuitously as an impurity in the raw materials Insufficient lime can cause cr

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lime is calcinated limestone, often derived from chalk, and present as an impurity in potash and soda Lime is sometimes used to prevent devitrification, or the formation of crystals which can show up as stones in finished glass, by increasing the temperat

Türkçe - İngilizce Sözlük

The term generally used to describe ground limestone , hydrated lime , or burned lime. painting - executed on dry plaster The fresco pigments are mixed with lime water or slaked lime, and/or the wall is wetted down with lime water until the plaster soften

Türkçe - İngilizce Sözlük

Usually ground limestone applied as a soil amendment to correct the acidity of soil and provide calcium for plant growth Dolomitic lime also provides magnesium Other materials used for lime include basic slag, marl, and ground shells.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Being without luck; unpropitious; unfortunate; unlucky; meeting with ill success or bad fortune; as, a luckless gamester; a luckless maid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Being without luck; unpropitious; unfortunate; unlucky; meeting with ill success or bad fortune; as, a luckless gamester; a luckless maid.

Türkçe Sözlük

(i. A. «adi» den mestar-ı mîmî, «hareket ismi»). Adi, adalet, hakkaniyet, zulüm ve cevr zıddı: Mâdelet icrâ etmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamr» dan imef.) (mü. mahmOre). 1. Sarhoşluktan veya uykudan sersem, sarhoşluktan sonra geler, sersemliğe uğramış. 2. Sarhoşlarınki gibi süzgün bakan (göz), Fars. mestâne. Çeşm-i mahmur = Mahmur bakışlı göz. Sarhoş gibi, mestâne: Mahmur mahmur bakıyordu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crossbred. half-bred. mixed. hybrid. mongrel. bastard. half-breed. half-caste. halfblooded. half-bred. hybrid. mestizo. mulatto. cross. half-caste. halfblood.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crossbred. crossbreed. hybrid. mestizo. mongrel. half-bred.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Eskiden mest ve çedik üzerine giyilen sarı meşinden yapılmış kundura.

Türkçe - İngilizce Sözlük

domicile. dwelling. house. residence. tabernacle. legal residence. lodgment. lodging. private house. tenement. homestead. abode. domestic building. dwelling unit. habitation. hangout. home. inhabitancy. inhabited. living quarter.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. mestân). Sarhoş, kendinden geçmiş. Ser-mest = Sarhoşluktan başı ağırlaşmış.

Türkçe Sözlük

(i. Farsça «mes» den). Mesh kabûl eden yumuşak ayakkabı ki, üstüne kundura veya lastik giyilirdi. Serhadlı mest = Yandan kopçalısı. Deve mesti = Devenin ayağının derisi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

light thin-soled boot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

very delighted. enchanted. captivated. inebriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the physical universe A word coined from the initial letters of Matter, Energy, Space and Time, which are the component parts of the physical universe Also used as an adjective to mean 'physical'-as in 'mest universe,' meaning the 'physical universe '.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مست] sarhoş, mest.

Türkçe Sözlük

(i. Farsça «mestâne» den) Savruk.

Türkçe Sözlük

(I. A. «şitâ» den im.). 1. Kışlak, kışın oturulan yer, kışlık ordugâh: Meştây-ı Belgrad. 2. Kışlık otlak, kışla, kışlak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sarhoşa lâyık bir surette, sarhoşçasına: Mestâne nâra atıyordu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «setr» den imef.) (mü. mestûre). Örtülü, kapalı, gizli, perdeli: Bu, bir emr i mestûrdur. (mü.) 1. Mestûre = Yaşmak ve peçe tutunan, açık gezemeyen (kadın). 2. Perdeli, namuslu: Mestûre kadın.

Türkçe Sözlük

(i. A. «satr» dan imef.) (mü. mestûre). Çizilmiş, yazılmış, yazılı: Tafsilâtı tarih kitaplarında mestûrdur.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gizli tutulan işlerlerde harcanmak üzere hükümetin emrine verilen para. Tahsîsât-ı mestûre = Örtülü ödenek.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap, içki. Mey-Sşam, mey-hâr = Şarap içen, işret eden. Meyperest = Şarabı tapınırcasına seven. Meyfürûş = Şarap satan, şarapçı. Mey-gûn = Şarap renginde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ می] şarap. 2.içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sömestr ortası; A.B.D. sömestr ortasında yapılan sınav.

Türkçe Sözlük

(I. A. «lems» ten imef.) (mü. mültemese). İltimas olunan, biri tarafından korunarak İlerlemesi rica olunan: O adam mültemestir; o, filânın mültemesidir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yarım. Nîm-nigâh = Yarım bakış, gözucu ile bakış. Nîm-ten = (bk.) Mintan. 2. Yarı (sıfat terkiplerinde). Nîm-puhte = Yarı pişmiş. Nîm-mürda = Yarı ölü. Nîm-mest = Yarı sarhoş, keyifli. Türk musikisinde bazı usullerin başına gelirse o usûlün yarımı olduğunu gösterir.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İçkiden sarhoş olmuş, mest olmuş.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Tahsisat. Bir iş için ayrılan para. Örtülü ödenek = Osm. tahsîsât-ı mestûre.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The person with whom the Insured Person lives at the same address and with whom they have a domestic relationship.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The person with whom the Insured Person lives at the same address and with whom they have a domestic relationship.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Portable Appliance Testing Not postman Pat Periodic inspection and testing of portable appliances for electrical safety and maintenance Required for commercial premises under Electricity at Work Act and recommended for domestic ones too We also recommend

Türkçe - İngilizce Sözlük

Portable Appliance Testing Not postman Pat Periodic inspection and testing of portable appliances for electrical safety and maintenance Required for commercial premises under Electricity at Work Act and recommended for domestic ones too We also recommend

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. siyaset , politika,idare, tedbir;takip edilen yol veya yön,hareket hattı.domestic policy iç politika,dahili siyaset.foreign policy dış politika, harici siyaset. public policy kamu yararını gözeten politika.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The exposure to loss of investment as a result of changes in business conditions, domestic or foreign economies, investment markets, interest rates, relative currency rates, or inflation Any or all of these risks may affect the market price of a security

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çarık, sandal, mest; ayakkabı üzerine giyilen kısa şoson; sandal bağı veya şeridi. sandal(l)ed s. çarık giymiş, çarıklı sandal. sandalwood i. sandal, sandal ağacı tahtası. red sandal wood tree kırmızı sandal ağacı bot. Ptero carpus. santalinus wh

Türkçe Sözlük

(i. F.) (ser = baş, höş = iyi). Alkollü içki alarak az veya çok kendinden geçmek, mest olmak, Türkçe: besrik.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sekre lisanımızda kullanılmamıştır). Sarhoşluk, mestlik. Sekerâtü’l-mevt ‘= Can çekişirken gelen dalgınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üniversitede ders yılının yarısı, sömestr.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. (-mer, -mest) ince, uzun yapılı; zayıf; yetersiz, cüzi. slim'ly z. ince olarak. slim'ness i. incelik.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Avrupa, Adriyatik Denizi kıyısında, Avusturya ile Hırvatistan arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 46 00 Kuzey enlemi, 15 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 20,253 km².

Sınırları: toplam: 1,165 km.

sınır komşuları: Avusturya 330 km, Hırvatistan 501 km, İtalya 232 km, Macaristan 102 km.

Sahil şeridi: 46.6 km.

İklimi: Kıyıda Akdeniz iklimi, plato ve vadilerde kıtasal iklim görülmektedir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Adriyatik Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Triglav 2,864 m.

Doğal kaynakları: Linyit, kurşun, çinko, cıva, uranyum, gümüş, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.

daimi ekinler: %3.

Otlaklar: %24 Ormanlık arazi: %54.

Diğer: %7 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 20 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları ve depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 1,930,132 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.14 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 2.11 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.51 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 75.08 yıl.

Erkeklerde: 71.2 yıl.

Kadınlarda: 79.17 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.28 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.02 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 200 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den küçük (1999 verileri).

Ulus: Slovenyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Slovenyalı %88, Hırvat %3, Sırp %2, Boşnak %1, Yugoslav %0.6, Macar %0.4, diğer %5 (1991).

Din: Roma Katolikleri %68.8, Diğer Katolikler %2, Lutherci %1, Müslüman %1, ateist %4.3, diğer %22.9.

Diller: Slovence %91, Sırpça - Hırvatça %6, diğer %3.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Slovenya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Slovenya.

Yerel tam adı: Republika Slovenija.

yerel kısa şekli: Slovenija.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Ljubljana.

İdari bölümler: 136 belediye ve 11 şehir belediyesi Ajdovscina, Beltinci, Bled, Bohinj, Borovnica, Bovec, Brda, Brezice, Brezovica, Cankova-Tisina, Celje, Cerklje na Gorenjskem, Cerknica, Cerkno, Crensovci, Crna na Koroskem, Crnomelj, Destrnik-Trnovska Vas, Divaca, Dobrepolje, Dobrova-Horjul-Polhov Gradec, Dol pri Ljubljani, Domzale, Dornava, Dravograd, Duplek, Gorenja Vas-Poljane, Gorisnica, Gornja Radgona, Gornji Grad, Gornji Petrovci, Grosuplje, Hodos Salovci, Hrastnik, Hrpelje-Kozina, Idrija, Ig, Ilirska Bistrica, Ivancna Gorica, Izola, Jesenice, Jursinci, Kamnik, Kanal, Kidricevo, Kobarid, Kobilje, Kocevje, Komen, Koper, Kozje, Kranj, Kranjska Gora, Krsko, Kungota, Kuzma, Lasko, Lenart, Lendava, Litija, Ljubljana, Ljubno, Ljutomer, Logatec, Loska Dolina, Loski Potok, Luce, Lukovica, Majsperk, Maribor, Medvode, Menges, Metlika, Mezica, Miren-Kostanjevica, Mislinja, Moravce, Moravske Toplice, Mozirje, Murska Sobota, Muta, Naklo, Nazarje, Nova Gorica, Novo Mesto, Odranci, Ormoz, Osilnica, Pesnica, Pi

Yabancı Kelime

Fr. semestre

eğt. yarıyıl

Bir öğretim yılının ayrıldığı iki dönemden her biri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

semester. term. semester yarıyıl.

Türkçe - İngilizce Sözlük

semester. term. termtime.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. serçe, zool. Passer domesticus; serçeye benzer kuş. sparrow hawk atmaca, zool. Accipiternisus. English sparrow, house sparrow serçe, zool. Passer domesticus. rock sparrow kayalık serçesi, zool. Petronia petronia Spanish sparrow bataklık serçesi

Türkçe - İngilizce Sözlük

A variety of the common domestic pigeon, so called from a spot on its head just above its beak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıffet» den). 1. Hafifleme, hafiflenme. 2. Ayağa mest, çizme gibi konçlu şeyler giyme.

Türkçe Sözlük

(i.). I. Saç ve sakal kıllarını birbirlerinden ayırıp temizlemeye ve düzeltmeye yarayan dişli Alet ki, ekseriya şimşir, boynuz, kemik, fildişi, abanos ve çeşitli plastik maddelerden yapılır, Ar. meşt, Fars. şâne: Saç tarağı; sakal tarağı; seyrek tarak; sık tarak. 2. Çulha tezgâhında ipliklerin geçirilmesine mahsus tarak şeklinde pek sık telli Alet: Bezi tarağa koymak. 3. Yün ve keten açıp ayıklamaya mahsus Alet: Yün tarağı, keten tarağı. 4. Taşçıların taşları düzeltmeye mahsus ufak dişli çelik kalemi: Taşçı tarağı; tarakla düzeltmek. 5. Toprağı çekip düzeltmek için enli ve birçok kısa dişli çapa şeklinde tahta veya demirden bahçıvan Aleti, gelberi, tırmık: Toprağı kazdıktan sonra tarakla düzeltmeli. 6. Suyun dibindeki çamur vs. yi ayıklamaya mahsus geniş kazma şeklinde Alet. 7. Liman ve nehir vesairenin altını temizlemeye mahsus makineli duba: Limanı temizlemek için büyük bir tarak lâzım. 8. Kadınların saçlarını tutturmak ve bu vesile ile de süs için başlarına taktıkları tarak gibi süs Aleti: Başında elmaslı bir tarak, bağa bir tarak vardı. 9. Bazı kuşların başında bulunan yassı ve yelpaze şeklinde tüy, tepelik. 10. El ve ayak parmaklarının bağlı bulundukları kemikler: Ayağının tarağı yüksektir; elinin tarağı geniştir. 11. Balığın nefes yerine su alıp verdiği delikleri kapayan kulak gibi kanatçıklar, Ar. galsame: Balık tarağı. 12. İstridye gibi kabuğu diş diş bir cins deniz böceği. Tarakotu = Bir bitki. Bin tarakta bezi vardır = Çok işe birden teşebbüs etmiştir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cleaner. domestic. char. charwoman. charlady.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A planned leave from the university for a semester or a year after which you do not need to reapply for admission.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. (-mer, -mest), f. (-med, -ming), i. temiz ve yakışıklı, biçimli, şık; f. budamak, kırkmak, kesip düzeltmek; süslemek; temizleyip nizama koymak; den. yükü düzgün istif ederek gemiyi denk etmek; yelkenleri rüzgâra göre düzeltmek; hav ayar etmek; k.d

Türkçe - İngilizce Sözlük

servant. domestic help. man. manservant. body servant. do-all. factotum. flunkey. flunky. footman. helper. henchman. lackey. myrmidon. pursuivant. retainer. servitor. valet. varlet. waiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rural homestead in the Roman world, traditionally of courtyard form with house, workshops and farm buildings Normally used by archaeologists to refer to substantial establishments of the well-to-do, country houses with associated farmsteads.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wild. untamed. undomesticated. primitive / savage / wild / uncivilized (person.

Türkçe - İngilizce Sözlük

There are several domesticated varieties, some of which lack the mane and the long hair on the flanks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Called also chauri gua, grunting cow, grunting ox, sarlac, sarlik, and sarluc. large long-haired wild ox of Tibet often domesticated noisy talk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

noisy talk. large long-haired wild ox of Tibet often domesticated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aboriginal. autochthonous. domestic. domicilled. homemade. indigenous. local. native. native-born. aboriginal. american indian. autochthon. habitant. inhabitant. resident.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aboriginal. domestic. indigenous. native. local. fixed. built-in.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aliment. board. bread. chow. comestible. diet. eats. fare. feed. food. grub. keep. nosh. nutriment. nutrition. pabulum. provender. rations. scoff. sustenance. tack. tucker. victuals.