Min ne demek? | Min anlamı nedir? | Min

Min anlamı nedir?

Min ne demek?

Min anlamı nedir?

Min | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(e. A.).

1.-den, den beri. Min elevvel-ilâ-Ahırihi = Başından sonuna kadar. Mine’l-ezel = Ezelden, ezelden beri. Yevmen mine’l-eyyâm = Günlerden bir gün. Min-ba’d = Bundan sonra, ondan sonra.

2.-den dolayı, sebebiyle. Min cihetin = Bir cihetten, bir cihetçe. Min külli’l-vücûh Her veçhile. Min gayri haddin = Haddim olmayarak. Min gayri resmin = Resmî olmayarak, gayriresmî surette. Anhâ minhâ = Şundan bundan, şu bu.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gönüllerde iman nurunu yerleştiren, kendisine yönelenlere, iman nasib ederek onları hidayetine alan, koruyan yüce Allah’ın kulu. - Mü’min, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) çok kötü, iğrenç, nefret uyandıran abominable snowman (bak) yeti abominably (z) çok fena bir şekilde, berbat olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) son derece iğrenç kabul etmek, istikrah etmek, nefret etmek abomina'tion (i) iğrenme, istikrah, nefret; iğrenç veya menfur şey; kötülüğe sebep olan herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). açmak; (s). ucu uzun ve sivri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). bir kimsenin ön yargı ve tutkularına hitap eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yönetmek, idare etmek; vermek, icra etmek, ifa etmek: yemin ettirmek; hizmet etmek, levazımını temin etmek, donatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yönetim, idare, hükümet nezaret; başkan ve yardımcıları , idareciler; bakanlar kurulu, vekiller heyeti ; yemin ettirme; ilaç verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yönetimle ilgili, idari.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yönetmen, idareci, mudur, mütevelli; (huk). vasi, vekil, mirası idare eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared in a minute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared to order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bitkilerin ve hayvanların vücut yapısında bulunan bileşik bir madde. Birçok hastalıklarda vücuttaki albümin oranı çoğalır. Aktutma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

albumin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

İdrarda, albümin bulunmasına; Tıp dilinde Albüminüri; halk arasında ise, aktutma denir. Bir çok hastalıklarda, özellikle Böbrek hastalıklarında, idrarda albümin görülür. Mümkün olduğu kadar süt içmeli, patates haşlaması ile muhallebiyi sofradan eksik etmemelidir. Baharatlı yiyecekler, biber, turşu ve tuz kesinlikle terk edilmeli; kahve ve fazla miktarda su içilmemelidir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tereotu, su

Hazırlanışı : 4 bardak suya; 1 avuç tere otu konur. 15 dakika kaynatılır. İnce ve temiz bir tülbentten süzülür. Her gün, 1 su bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(A.). Aşağı yukarı, tahminen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Alem), (bk.) Alem.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şaplı. aluminum, ing

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Kimya). Değerli bir taş. Alüminyum oksidinden ibaret olan alümin, içindeki renkli maddelere göre yakut (kırmızı), zebercet (sarı), safir (mavi) gibi adlar alır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alüminyum oksit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i alüminyum

İngilizce - Türkçe Sözlük by

ELEMENTLER

Simgesi: Al

Atom Numarası:13

Kütle Numarası:26,982

Yoğunluk:2,702g/cm3

Erime Sıcaklığı:660 °C

Kaynama Sıcaklığı:2519 °C

Dayanıklı, kolay işlenebilen ve hafif bir element olması nedeniyle elektrik hatlarında ve endüstrinin diğer alanlarında yararlanılır.

Alaşımları, uçak ve roket parçaları yapımında kullanılır.


ELEMENTLER by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aluminum. aluminium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aluminium. aluminum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aluminium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bauxite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Hususiyetleri ve yapıları bakımından amonyaka benzeyen Çeşitli amipler cisimlerin cins adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.) (ibranîce’den). Öyle olsun, Rabbim kabûl et!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amen. amine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آمن] amin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Amîn okuyan, bir şeyi tamamiyle tasdik eden: Cümlesi Amîn-hân oldular.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Gönlü emin, kalbinde korku olmayan. - Peygamber’in (s.a.s) annesinin adı. (bkz.Emine).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آمنا] emin olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kim). amino asidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amino acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amfetamin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Şundan bundan, şu bu, öteberi, şöyle böyle ederek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denote. imply. mean. signify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). (Rabbin senesinde). Milâdi sene, Milâttan sonra, MS.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). solucanları bağırsaktan defeden;(i). solucan ilâcı, solucan düşürücü ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). antıhistamin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). tartışmada karşı tarafın söz ve hareketlerini kendi görüşünü savunmada delil olarak kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Kadın İsmi) - İbranice isim. (bkz.Emine).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). vitaminsizlikten ileri gelen hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). evvelce İngiltere'nin Axminster şehrinde yapılmış olan bir çeşit Türk halısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. badminton

sp. tüytop

Tenise benzeyen ve bir tür tüylü topla oynanan oyun.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

badminton.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A game, similar to lawn tennis, played with shuttlecocks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A preparation of claret, spiced and sweetened. a game played on a court with light long-handled rackets used to volley a shuttlecock over a net.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a game played on a court with light long-handled rackets used to volley a shuttlecock over a net.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tüylü toplarla ve küçük raketlerle oynanan bir çeşit oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on account of. with regard to. in point of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in point of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Initial Margin)

Vadeli işlem sözleşmesinde uzun veya kısa pozisyonalan yatırımcının pozisyon açarken yatırması gereken teminattır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). cazip, çekici; uygun, münasip; (i). oluş, gelişim becomingly (z).uygun bir şekilde. becomingness (i). uygun oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. aselbent..

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., K.M. Yakub'un küçük oğlu; israil'de bir kavim; ailenin en küçük oğlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ettiği iyiliği başına kakmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deform. disfigure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاتأمينات] güvencesiz, teminatsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ziftli, zift gibi. bituminous coal adi maden kömürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çiçekli, çiçek açmış, gençlik ve sıhhatle parlayan; gelişen, gelişmekte olan, serpilen; (argo) karın ağrısı, kör olası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Brahma rahibi, Brehmen; bir cins inek Brahmin i. soylu ve kültürlü kimse

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açık fikirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. brom.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Göktürk devletinin kurucusu (Öl. 552). Avarlarla arası açılınca, savaşarak onları çökertti ve merkezi Ötüken olmak üzere Göktürk devletini kurdu (552). Aynı yıl öldü.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bumin).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yakub peygamberin en küçük oğlu.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (min). tutya taşı. calamine lotion kalamin losyonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). badana; (f). badana etmek, badana yapmak, badanalamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole (UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında ‘derma’ diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında ‘melanin’ denilen daha koyu pigmentlerin miktarını artırırlar. Bu koyu pigmentler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yine de güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınlarından korunmak, şapka ve gözlük takmak tavsiye edilir. UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalmayacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde 3 kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole(UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında “derma” diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında “melanin” denilen daha koyu pigmentlerin miktarını arttırırlar. Bu koyu pigmetler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yinede güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalınacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde üç kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hardal familyasından bir bitki çesidi acı tere, (bot). Cardamine amara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (tıb). yel (gaz) çıkarıcı; (i). karın ağrısı geçiren ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). (lal), kızıl; (i). kızıl renk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Işık, nur topluluğu, çok nurlu, aydınlık kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars) (Kadın İsmi) 1.Süzerek bakma, bakış. 2.Nazlı nazlı bakan göz. 3.Güzel gözlü sevgili.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cezbedici, çekici, hoş, sevimli, cana yakın. charmingly (z). cana yakın olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). demiryolu; bir nevi bakara (kumar oyunu).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Clear Luminance Parazit Azaltma, daha yüksek çözünürlükte daha net, daha temiz görüntüler sağlayan bir dijital fotoğrafçılık özelliğidir. Parlak ışık altında çekilen görüntüleri geliştirmek için bir filtre kullanır. Bu işlev, resimdeki ayrıntılarla karıştırılabilecek parazitleri önleyerek resimin yüksek aydınlatmalı kısımlarındaki ayrıntıları geliştirir. Geleneksel parazit giderme sistemlerinin aksine, paraziti, görüntü ayrıntılarını etkilemeden bastırır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuyu bileziği; çatı deliği yan pervazı; (çoğ)., (den). ambar ağzı veya kaporta çerçevesi, mezarna.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karıştırmak, katıştırmak; karışmak, kaynaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ezmek, ufalamak, toz haline getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kat mülkiyeti, bir binanın kat sahiplerinin ayrı olması hali; bir üIke üzerinde birkaç devletin ortak hakimiyeti; (Roma huk). ortak malsahipliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bulaştırmak; geçirmek (hastalık, mikrop, pislik); lekelemek, kirletmek. contamina tion (i). bulaştırma; pislik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). coterminous.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hemhudut, sınırdaş, bitişik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). suçlu, mücrim, kanuna karşı gelen, kabahatli; müthiş; fahiş ; cani; cezai cinai, ağır cezaya ait; (i). suç işlemiş kimse. criminal assault ırza tecavüz; tecavüz. criminal code ceza kanunu. criminal conversation zina. criminal court ağır ceza

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suçluluk, mücrimlik; suç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). itham etmek, suçlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kriminoloji, kıya bilimi. criminologist (i). kriminoloji uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sorguya çekmek, sıkıştırmak; (huk). dava esnasında bir avukatın öbür tarafın şahidine sual sorması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). neticelenmek, bitmek, sona ermek; en yüksek noktaya varmak, doruğuna yükselmek. culmina'tion (i). netice, son, bitme; en yüksek nokta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kimyon, (bot). Cuminum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Erkek öğretmen okulu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالمعلمين] erkek öğretmen okulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (kim). bir bileşikten amino gurubunu çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir cisim veya bölgeyi zararlı kimyasal maddelerden arıtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Biraz önce. Ar. mukaddemâ: Demin birisi gelip sizi istedi. Demin buradaydı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just now.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just now. just a moment ago.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just now. a second ago.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek az önce: Demincek buradaydı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). isim koymak, ad vermek, demek, nam vermek; tefrik etmek, ayırmak, belirtmek, göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). isimlenlendirme, ad verme; isim, unvan; sınıf, mezhep; belli bir öIçü birimi. denominational (s). isme ait; mezheplere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). ad veren, tesmiye eden; (gram). isim veya sıfattan türemiş; (i)., (gram). isim veya sıfattan türemiş fiil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mat). payda, bir sayının kaça bölündüğünü gösteren rakam. Ieast common denominator (bak). Ieast.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. matematik). Denklemlerin çözümlerini kolayca bulmaya yarayan matematik tablosu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serving to determine or limit; determinative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which serves to determine; that which causes determination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sum of a series of products of several numbers, these products being formed according to certain specified laws A mark or attribute, attached to the subject or predicate, narrowing the extent of both, but rendering them more definite and precise. a de

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any factor, whether event, characteristic, or other definable entity, that brings about change in a health condition, or in other defined characteristics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any factor, event, characteristic, or other definable entity that brings about change in a health condition or other defined characteristic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any definable factor that effects a change in a health condition or other characteristic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The attribute on the left-hand side of the arrow in a functional dependency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The attribute on the left-hand side of the arrow in a functional dependency. risk factors that include exposure level and influences probability of cumulative exposures, peak or remote exposures, recent or lagged exposures according to duration, place, en

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). tayin eden, tarif eden; hükmeden, galebe çalan; (i). etkileyen veya tayin eden şey; (mat). determinant.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. détermination

fel. belirlenim

Bir kavramın anlamının, içeriğinin, yapısının veya sınırlarının tam olarak belirlenmesi işi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). belirli, muayyen, hudutlu, mahdut, kesin, kati; kararlaşmış, mukarrer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). azim, sebat, metanet, inat, kararlı oluş; hüküm, tespit, tayin; niyet, kasıt; sınırlama, tahdit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). tahdit eden, tayin eden, tahsis eden; (i). tayin eden şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karar vermek, azmetmek; niyetlenmek, kesmek; tayin etmek, kararlaştırmak, belirlemek; bitirmek; belirtmek; sınırlamak, tahdit etmek; tanımlamak, tarif etmek; yön vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kesin, kati, azimkâr, metin, niyetinden şaşmaz. determinedly (z). metanetle, azimle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). determinizm, gerekircilik. determinist (i). determinist, gerekirci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Determinizme bağlı kimse.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. déterministe

fel. belirlenimci

Belirlenimcilik yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who believes in determinism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also adj.; as, determinist theories.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anyone who submits to the belief that they are powerless to change their destiny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Aynı sebeplerin aynı şartlar eltında aynı neticeleri doğurduğunu ve her vakanın bir sebebi olduğunu ileri süren ilmî prensip.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. déterminisme

fel. belirlenimcilik

Her olayın başka olayların gerekli ve kaçınılmaz bir sonucu olduğunu ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). azaltmak, eksiltmek, küçültmek; alçaltmak, zayıflatmak; azalmak, eksilmek, kısalmak, küçülmek; (müz). bir yarım entervali kısaltmak. diminishingly (z). eksilerek, gittikçe azalarak. diminishing returns azalan verim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a gradually diminishing manner; with abatement of tone; decrescendo; expressed on the staff by Dim., or Dimin., or the sign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To render dim, obscure, or dark; to make less bright or distinct; to take away the luster of; to darken; to dull; to obscure; to eclipse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To deprive of distinct vision; to hinder from seeing clearly, either by dazzling or clouding the eyes; to darken thesenses or understanding of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To grow dim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bower; a dingle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A silver coin of the United States, of the value of ten cents; the tenth of a dollar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Measure in a single line, as length, breadth, height, thickness, or circumference; extension; measurement; us.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gradually becoming softer. gradually getting softer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gradually growing softer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gradually becoming softer. An instruction to a player of an instrument, meaning 'becoming gradually softer'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In music, a gradual decrease in volume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It : play gradually softer. - Gradually getting softer Abreviated: dim [back]. dim Play to diminish. : getting progressively softer Means the same as decrescendo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dynamic marking meaning 'gradually getting softer '. [deh-meen-yoo-ehn-doh] 'Diminishing ' Indicates a gradual decrease in volume Synonymous with decrescendo May be indicated by a symbol called a 'hairpin' or abbreviated as 'dim '. - A gradual degrease

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (i)., (müz). diminuendo, ses gittikçe hafifleyerek; (i). sesin gittikçe hafiflemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eksiltme, küçültme; azalma, alçalma; inme; düşme; (huk). noksan, eksiklik: (mim). incelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). küçültücü, küçültme belirten: küçük, ufak, mini mini; (i)., (gram)., küçültme ismi veya sıfatı; ufak cins, önemsiz şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tooth enamel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enamel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayırmak, tefrik etmek, temyiz etmek, fark etmek, fark görmek, farkına varmak; fark gözetmek, ayrı tutmak, ayırım yapmak; bir kimse veya bir şeye karşı aleyhte hareket etmek. discriminately (z). tedbirle, muhakeme ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). fark eden, ayıran, tefrikeden; zevk sahibi olan, anlayarak takdir eden, görüş sahibi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aleyhte davranma; ayırım, tefrik, temyiz; ince farkları görebilme kabiliyeti, zevk sahibi oluş; fark gözetme, ayırım yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ince farkları görebilen, fark gözeten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aleyhte davranan ile ilgili; ayırt edebilme kabiliyeti ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). saçmak, yaymak, neşretmek; geçirmek, sirayet ettirmek dis- semina'tion (i). neşir, saçma, saçılma; geçme, sirayet..

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hakimiyet, salahiyet, tahakküm, üstünlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Musikide dizinin durak perdesinden sonra en mühim perdesi. T. güçlü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dominante

baskın

Benzerleri arasında güç ve önem bakımından başta gelen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ruling; governing; prevailing; controlling; predominant; as, the dominant party, church, spirit, power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth tone of the scale; thus G is the dominant of C, A of D, and so on. the fifth note of the diatonic scale exercising influence or control; 'television plays a dominant role in molding public opinion'; 'the dominant partner in the marriage' of gene

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the fifth note of the diatonic scale. exercising influence or control; 'television plays a dominant role in molding public opinion'; 'the dominant partner in the marriage'. of genes; producing the same phenotype whether its allele is identical or dissimil

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a series of terms applied to the phenotypic effect of a particular allele in reference to another allele with respect to a given trait An allele 'A' is said to be dominant with respect to the allele 'a' if the A/A homozygote and the A/a heterozygot

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A relative term describing the relationship of one allele to a second at the same locus when an animal heterozygous for these alleles expresses the same phenotype as an animal homozygous for the first allele The second allele of the pair is considered rec

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chord based on the fifth degree of the diatonic scale being used A dominant usually resolves to the tonic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth degree of the major or minor scale Also, the term for the triad built on the fifth degree, labelled V in harmonic analysis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth note of the diatonic scale This applies tomajor and minonr keys The dominant note in the key of C is G, for example.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a series of terms applied to the phenotypic effect of a particular allele in reference to another allele with respect to a given trait An allele 'A' is said to be dominant with respect to the allele 'a' if the A/A homozygote and the A/a heterozygot

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allele is said to be dominant if it expresses its phenotype even in the presence of a recessive allele See Allele, Phenotype, Recessive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allele that is almost always expressed, even if only one copy is present See also: gene, genome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gene that almost always results in a specific physical characteristic even though the patient's genome possesses only one copy With a dominant gene, the chance of passing on the gene, which may cause a condition or disease, to children is 50-50 in each

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The extent to which a gene is expressed; dominant indicates that it is expressed a lot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A heritable character possessed by one parent of a hybrid which, when pure, will express itself in the hybrid to the apparent exclusion of the opposite or recessive character in the other parent Also a species that comprises the majority of biota in an ec

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Trees with crowns extending above the general level of the canopy and receiving full light from above and partly from the side; taller than the average trees in the stand with crowns well developed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allele or phenotype that is expressed in either the homozygous or the heterozygous state. a trait governed by an allele that can be expressed in the presence of another, different allele Dominant alleles prevent the expression of recessive alleles in h

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Those conditions that are expressed in heterozygotes, ie, individuals with 1 copy of the mutant gene and 1 copy of the normal allele; refers to phenotype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alleles that determine the phenotype displayed in a heterozygote with another allele.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth degree of the scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth degree of the major or minor scale Also, the term for the triad built on the fifth degree, labelled V in harmonic analysis A dominant usually resolves to the tonic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Trees with well developed crowns which are above the canopy and receive direct sunlight from above and partially from the side.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allele that is almost always expressed, even if only one copy is present Source : Human Genome Project Information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth note of a diatonic scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominantly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., biyol başat özellik; (müz). sol notası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., hakim, mütehakkim, idare eden, yöneten, galip, tesirli, nüfuzlu; (müz). bir gamda sol notasına ait, dominant; (biyol). başat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hakim olmak, tahakküm etmek, idaresi altına almak; üstün olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hükmetme, istibdat, idaresi altına alma; idaresi altında olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). despotça hükmetmek, hâkim durumda olmak. domineering (s). oto riter, tahakküm eden; küstah. domineer ingly (z). otoriterce, tahakküm ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Dominikan tari katı ile ilgili; (i). bu tarikata bağlı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., iskoç öğretmen; (A.B.D.)., k.dili papaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

Başkent: Santa Domingo.

Nüfus: 7.826.000.

Yüzölçümü: 48.443 km2.

Komşuları: Batıda Haiti.

Önemli Şehirleri: Santo Domingo, Santiago de Los Caballeros.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca.

Yönetim Biçimi: Temsili Demokrasi.

Tarih: 1492’de Kolomb oraya ulaştığında Hispanida adasında Carib ve Arawak Hintlileri yerleşmişti. 1496’da kurulan Santa Domingo kenti yarıkürede Avrupalılarca yerleşilmiş en eski alandır.

1697’de adanın batısındaki 1/3’lük kısmı Fransa’ya devredildi. Santa Domingo 1795’te Fransa’ya katıldı. Haitili lider Toussant L’Ouverture 1801’de burayı ele geçirdi. 1803-1821 arasında pek çok yerli cumhuriyet belli aralıklarla kurulup kalktı. 1822-1844 arasında Haiti bölgeye tekrar egemen oldu ve 1861-63’te İspanyol işgali gerçekleşti.

1916’dan anayasal çerçeveden seçilen hükümetin başa geçtiği 1924’e kadar ülke Amerikan donanmaları tarafından işgal altında tutuldu. 1930’da Gen. Rafael Leonidas Trujiollo Malina devlet başkanı seçildi. Trujillo 1961’de uğradığı suikaste kadar ülkeyi zorbalıklar yönetti. 1960’ta Trujillo tarafından atanmış olan başkan Joaguin Balaguer 1962’de baskılara dayanamadı. 33 yıl içinde yapılan ilk özgür seçimlerde seçilen Juan Bosch; 1963’te devredildi. 24 Nisan 1964’te Bosch taraftarları ve komünistleri de dahil olduğu diğer bazı gruplar ayaklandı. Dört gün sonra Amerikan donanması Bosch yanlısı güçlere müdahale etti. Daha sonra beş Güney Amerika devleti tarafından oluşturulan barış koruma güçleri gönderildi.

Haziran 1966’da Balaguer’in Bosch’u yendiği seçimleri geçici bir hükümet denetledi. Balaguer sonraki 28 yıl boyunca görevde kaldı, ancak Mayıs 1994’te yeniden seçilmesinde hile yapıldığı ortaya çıkınca 1995’te yeni seçim yapma sözü verdi.


Ülke by

Ülke

Başkent: Roseau.

Nüfus: 88.000.

Yüzölçümü: 750 km2.

Komşuları: Kuzeyde Guadeloupe, Güneyde Martinik.

Önemli Şehirleri: Roseau.

Din: %77 Katolik.

Dil: İngilizce (resmi).

Yönetim Biçimi: Parlamenter Demokrasi.

Tarih: 1805’tenberi bir İngiliz kolonisi olan Dominika 1967’de özerk, 3 Kasım 1978’de de bağımsız oldu. 30 Ağustos 1979’da çıkan David Kasırgası adayı harap ederken, Dominika ekonomisinin temeli olan muz fidanlıkları da yok oldu. 1980-81’de hükümete karşı darbe girişimleri oldu.

Dominika, 1983’te Amerika Birleşik Devletleri’nin Grenada’ya saldırmasında teşvik unsuru olmuştur.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hüküm, hâkimiyet, idare; dominyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). malikiyet, idare, salahiyet, yetki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Dikdörtgen biçiminde «taş» adı verilen yirmi sekiz parça ile masa üzerinde oynanan bir oyun.

2.Bazen balolarda giyilen kukuleteli bir elbise.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominoes. domino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of hood worn by the canons of a cathedral church; a sort of amice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mourning veil formerly worn by women.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of mask; particularly, a half mask worn at masquerades, to conceal the upper part of the face.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dominos were formerly worn by ladies in traveling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A costume worn as a disguise at masquerades, consisting of a robe with a hood adjustable at pleasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person wearing a domino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A game played by two or more persons, with twenty-eight pieces of wood, bone, or ivory, of a flat, oblong shape, plain at the back, but on the face divided by a line in the middle, and either left blank or variously dotted after the manner of dice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The game is played by matching the spots or the blank of an unmatched half of a domino already played One of the pieces with which the game of dominoes is played. a small rectangular block used in playing the game of dominoes; the face of each block has t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domino !.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States rhythm and blues pianist and singer and composer. a loose hooded cloak worn with a half mask as part of a masquerade costume. a mask covering the upper part of the face but with holes for the eyes. a small rectangular block used in playing t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

British equipment used to counter the German Y-Beam bombing system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two congruent squares joined along an edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Software from Lotus Development Corporation, used for developing interactive applications that run on Web servers. a long loose hooded cloak usually worn with a half mask as a masquerade costume; a half mask worn over the eyes with a masquerade costume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit maske veya yarım maske; domino taşı dominoes (i). do mino oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Büyük Britanya imparatorluğunun, anavatanla aynı hakları olan deniz aşırı parçalarından her birine verilen ad: Kanada dominyonu,

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

DV Giriş/Çıkış terminali, DV-kaydedilmiş verilerin, bağlı DV cihazlara dijital sinyal olarak gönderilmesine izin verir. DV Giriş/Çıkış terminali kullanılarak , video/audio, dizin verileri ve dublaj sesler tek bir kablo bağlanılarak aktarılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DV Giriş/Çıkış terminali, DV-kaydedilmiş verilerin, bağlı DV cihazlara dijital sinyal olarak gönderilmesine izin verir. DV Giriş/Çıkış terminali kullanılarak , video/audio, dizin verileri ve dublaj sesler tek bir kablo bağlanılarak aktarılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DHR-1000, adaptör kullanılmasına gerek olmadan DV ya da MiniDV kasetler kullanabilirler. Kasetin boyutu otomatik olarak belirlenir ve makara tablası konumu buna göre ayarlanır.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) [اجهل من قره گوز] zırcahil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. eféminé

kadınsı

Davranış ve kılık kıyafet bakımından kadına özenen (erkek).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kadınımsı, erkekçe davranışları olmayan. effeminscy (i). kadınca davranış, erkekçe olmayan tavır. effemi nately (s). kadın gibi, kadınca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. élimination

eleme

Elemek işi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çıkarmak, ihraç etmek, hariç tutmak, atmak, bertaraf etmek. elimina'tion i. çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. éliminé

sp. elenmiş

“Elemek” anlamındaki elimine etmek, “elenmek” anlamındaki elimine olmak (veya edilmek) birleşik fiillerinde geçer.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. emn’den smüş.) (mü. emine) (c. ümenâ).

1.Korkusuz, korkmaz, emniyet sahibi: Burada kendi evimde gibi eminim.

2.Şüphe etmeyen, çok iyi bilen: İşin böyle olduğundan emin misiniz?

3.Birine emniyet, bağlılık, güven gösteren: Ben 0 adamdan emin idim.

4.Korkulmayacak, emniyetli: Burası emin yerdir.

5.Kendisine emniyet olunabilen. Ar. mevsûk, mutemet: Kendisi emin adamdır. Emin bir adamla gönderiniz. Alay emini = Eskiden bir alayın hesap işlerine bakan subay ki, binbaşıdan aşağı rütbedeydi. Bölük emini = Bir bölüğün hesap işlerine bakan kimse ki, rütbece çavuştan aşağıdır. Sandık emini = Veznedar, sandıkkâr. Fetvâ emini = BAb-ı meşihatta ulemâdan büyük memur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sure. confident. certain. positive. safe. secure. trustworthy. reliable. proof. assured. in the bag. clear. cocksure. confidential. deliberate. firm. good. responsible. sound. stanch. staunch. trusty. unfaltering. bailee. fiduciary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. clear. positive. responsible. safe. secure. sound. sure. trusty. reliable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. safe. secure. sure. strong. firm. free from doubt. trustworthy. trustable. to be in the bag. confident. fiduciary. staunch. trusty. unerring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ امين] güvenilir. 2.emniyetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Korkusuz kimse. 2.Emniyette olan. 3.İnanan, güvenen. 4.İnanılır, güvenilir. 5.Şüpheye düşmeyen, kati olarak bilen. 6.Emanet olarak idare edilen dairelerin başı. - 7.(Hz.Muhammed (s.a.s) ve Cebrail’in adı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - 1.Arapça’daki Amine kelimesinin Türkçeleştirilmiş şeklidir. 2.Peygamberimizin annesi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yüksek yer, tepe, doruk; yüksek mevki veya rütbe, itibar; b.h. Katolik kilisesinde Kardinal unvanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüksek rutbe sahibi, seçkin, üstün, ünlü, mümtaz, güzide. eminent domain huk. kamulaştırma yetkisi, istimlâk hakkı. eminently z. ziyadesiyle, gayet, pek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Emin olan adam veya yerin hal ve sıfatı: (bk.) Emin. Rüsûmât, şehir eminliği = Eski Osmanlı görevlilerinden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mü’minlerin emîri, yani İslâm halîfesi. Osmanlı padişahlarının unvanlarındandı. By unvan önce Hz. Ömer’e verilmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Armenian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ermine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Keykubat’m dördüncü oğlu.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) as, kakım, (zool.) Mustela erminea; kakım kürkü; siyah benekli beyaz kürk; rütbe ve mevki itibariyle as kürküyle süslü manto giyen kimse (hükümdar ve hâkim gibi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Pamuk, keten veya ipekten seyrek dokunmuş bir çeşit kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coarse muslin. etamine. etamin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coarse muslin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a soft cotton or worsted fabric with an open mesh; used for curtains or clothing etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sınav, imtihan, yoklama, muayene, teftiş, tetkik; (huk.) sorgu. examination paper imtihan kâğıdı. give an examination imtihan etmek, sınav yapmak. pass an examination imtihan vermek, sınavı geçmek. postmortem examination otopsi. take an examination i

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) bakmak, dikkatle gözden geçirmek; muayene etmek; teftiş etmek; sınava tabi tutmak, imtihan etmek, yoklamak; sorguya çekmek. examinee' (i.) imtihana giren kimse, imtihan olan kimse. exam'iner (i.) imtihan eden kimse, mümeyyiz, ayırtman; muayene eden k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). imha etmek,yok etmek kökünü kazımak, bitirmek. extermina'tion (i). imha, izale. exter'minator (i). (fare böcek) imha eden ilâç veya şâhıs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zâman). Zamanlar, çağlar, (bk.) Zaman.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازمنه] zamanlar, çağlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازمنهء جدیده] yeni çağ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازمنهء قدیمه] eski zamanlar, eski çağlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازمنهء متقدمه] eski çağlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kıtlık, açlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overestimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. féminin

kadınsı

Kadınsı özelliklere fazlasıyla sahip olan (kadın).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kadın gibi, kadınımsı; kadına yakışır. kadına mahsus: (gram). dişil. feminine rhyme şiir son hecesi vurgusuz olan iki heceli kafiye. feminin'ity (i). kadmllk, kadınlık özelliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kadın haklarını tanıtma mücadelesi, feminizm: (tıb). erkekte dişil özellikler bulunması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Femnizm taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feminist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a supporter of feminism of or relating to or advocating equal rights for women; 'feminist critique'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feminist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a supporter of feminism. of or relating to or advocating equal rights for women; 'feminist critique'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). feminist, kadın hakları savunucusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).kadınlaştırmak, kadın gibi olmak, kadınlaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Toplumda kadının haklarını çoğaltarak erkeğinkilere eşit kılmak gayesini güden fikir cereyanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feminism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feminism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.
Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flamingo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flamenco. flamingo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The flamingoes have webbed feet, very long legs, and a beak bent down as if broken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Their color is usually red or pink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The American flamingo is P. ruber; the European is P. antiquorum. large pink to scarlet web-footed wading bird with down-bent bill; inhabits brackish lakes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large pink to scarlet web-footed wading bird with down-bent bill; inhabits brackish lakes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -gos, goes) (zool). flamingo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Flaman. Flemish (s)., (i). Flamanların oturduğu bölgeye ait; (i). Flaman dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). delikliler takımından bir deniz hayvanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). yakında çıkacak, gelecek; hazır, mevcut; (i). geliş, varış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i gürlemek, top gibi patlamak; ateş puskurtmek; patlatmak; Iânet okumak; i, kim fulminat asidinin tozu inisyal patlayıcı madde fulmina'tion i pat lama; ateş puskürme, gürleme; Iânet okuma ful'minator'y s gürleyen, dehşet saçan; Iânet okuyan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s, kim fulminat asidine ait

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gamlı, kederli, üzgün, Ar. mükedder, mağmûm.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i kimsesiz ve başıboş dola şan çocuk

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i kumarbazlık, kumar oy nama

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bid bond. provisional cover. provisional bond. caution money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çift olmak. gemina'tion i. çift yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çift olarak bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İkizler burcu, Cevza.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gök.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tohum veya mikrop kabilinden; oluşum safhasında (madde veya fikir).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. filiz vermek, sürmek, filizlenmek; gelişmeye başlamak. germina'tion i. filiz verme, sürme, filizlenme ger'minative s. filiz vermeye ait. geronto- önek ihtiyarlıkla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akşam karanlığı, ortalığın kararması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Eski kabadayılar göğüslerini ustura ile tıraş ederler, yalnız bir tutam kıl bırakmayı ihmal etmezlerdi. Buna „göğüs perçemi’ derlerdi. Bu perçeme mali güçlerine göre boncuk ya da pahalı inciler takarlardı.

Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ota benzer, ot gibi, ota ait. graminiv'orous (s.) ot yiyen, otla beslenen .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrestling mat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hanım nine sözünün bozulmuş şekli, büyük anne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weather forecaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weather prophet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weather forecast. weather cast / forecast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. F ). Yedinci, Ar. sâbî.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağırsak solucanı, kurt. helmin'thic (s). solucana ait; solucanı defettiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همين] bu, işte bu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the same level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grade crossing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

level / grade crossing / passage. grade crossing. level crossing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. F.). Sekizinci, Ar. sâmin: Bâb-ı heştümîn: Sekizinci bâb, sipihr-i heştümîn: Sekizinci (kat) gök.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيئت معلمين] öğretmenler kurulu

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). âlicenap, yüce gönüllü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). histamin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eve veya memlekete dönüş; mezunlar günü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

posta güvercini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insan gibi, insansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mısır lapası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yeni eve taşınanlar tarafından dostlanna verilen ziyafet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حب الوطن من الایمان] vatan sevgisi imandan gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vızıldayan, mırıldanan, uğuldayan; k.dili kuvvetli, canlı, dinç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sinekkuşu, zool. Trochilus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. banotundan çıkarılan bir alkaloit, musekkin olarak kullanılan bir ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. alçakça, namussuzca. ignominiously z. alçakçasına, namussuzcasına. ignominiousness i. alçaklık, namussuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rezalet, alçaklık; namussuzca iş, kepazelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay in lieu of notice. payment in lieu of notice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aydınlatmak, tenvir etmek; kandillerle donatmak; kitap veya yazıyı renkli resim ve harflerle süslemek, tezhip etmek; fikirlerini geliştirmek, zihnini açmak, uyandırmak; anlatmak, izah etmek; illumina'tion i. tenvirat, aydınlatma; kitapta tezhip,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aydınlatmak, tenvir etmek; zihnini açmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yakında vaki olma sından korkulan, hemen kopacak olan, yakın. imminence i olabilecek durum; tehdit eden şey. imminently z. tehdit ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. giren, ele geçen; yeni (hükümet, yıl), başlayan; i. girme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. suçlamak, suç yüklemek. incrimina'tion i. suçlama. in criminatory s. suçlama kabilinden, üstüne atıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. belgilenemez ve sınırlanamaz; hallolunamaz. indeterminably z. çözülemeyecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sınırsız, belirli olmayan, meçhul, bilinmedik, bilinmeyen; şüpheli, bellisiz; mat. değeri tespit edilemeyen. indeterminate sentence süresi belirsiz ve suçlunun davranışlarına bağlı olan hapis cezası. indeterminately z. belirsiz olarak. indeterminat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kararsızlık, duraksama, tereddüt; sebatsızlık; belirsiz oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fels. yadgerekircilik, indeterminizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. indéterministe

fel. belirlenmezci

Belirlenmezcilik yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. felsefe). Determinizmin tabiatta yaygın olarak gerçekleşemiyeceğini esas alan doktrin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. indéterminisme

fel. belirlenmezcilik

1. Nedensellik yasasına bağlı olmayan, bir sebebe bağlanmayan olay ve durumların da bulunduğunu öne süren görüş.

2.İnsan iradesinin hiçbir şarta bağlı olmadığını, içinde bulunduğu şartlarla belirlenmediğini, insanın özgür iradesinin nedensellik yasasına bağlı olmadığını savunan görüş.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gelişigüzel, rasgele; ayırt edilmemiş, karışık. indiscriminately z. rasgele; tefrik etmeyerek, ayrı seçi yapmayarak, fark gözetmeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tekrarlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. adsız, isimsiz. innominate bone anat. kalça kemiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. döllemek, ilkah etmek, tohumlamak, tohum ekmek; fikrine sokmak, aşılamak. insemination i. dölleme, döllenmiş olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) muhtelif mezhepler arasında vuku bulan, mezheplerarası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sonsuz, nihayetsiz, bitmez, tükenmez. interminably (z.) sonu gelmeyerek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbirine karıştırmak veya karışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) 1.Naz isminde. 2.Çok nazlı olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Nur ismini alan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. masdar). Birine inanma, güvenme, emin olma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اطمينان] emin olma, kendine güvenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yasemin, (bot.) Jasminum officinale. yellow jasmine sarı yasemin, (bot.) Gelsemium sempervirens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. jasmine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. calcimine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kümün» dan İf.) (mü. kâmine). Gizli, saklı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. i.). Küçük boy ispirto ocağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

final guarantee. performance bond. fixed guarantee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c) (m. kâzım). Öfkesini, hırsını yenenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kemîne).

1.Pusu kurmuş, pusuda duran, saklanan, gizlenen.

2.Pusu: Düşman kemînededir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

bk. Kemîne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمين] pusu, tuzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pusu yeri, pusu kurulan gizli yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hakîr, zavallı: Mârûz-ı bende-i kemîneleridir (eski yazı dilinde tevâzu tâbirlerinden).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

severance pay. dismissal pay. termination indemnity. seniority bonus / pay. discharge obligation. seniority allowance. severance benefit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Rusça L.). Komünizm fitnesini dünyaya yaymaya çalışan teşkilât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rusça L.). Komlnform’dan önceki teşkilât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Cinayetlerin sebep ve çeşitlerini araştıran ilim.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. criminologie

suç bilimi

Toplumsal bir olgu olarak suç ve suçluluğu inceleyen bilim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. ae) ince levha, safiha, varak, tabaka. laminable (s.) varak şekline konulabilir. laminar (s.) safiha şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (f.) yaprak şeklinde, yaprak biçimine sokulmuş; (f.) yaprak halinde ince tabakalara ayırmak, haddeden geçirerek safiha haline koymak. lamina'tion (i.) safiha haline girme veya konulma; safiha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Nur saçarak parlayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. baklagiller familyasına ait; baklagillerden ibaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuzey memleketlerine özgü bir çeşit iri kır faresi, yaban sıçanı, zool. Lemmus lemmus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hafif, kararsız, dönek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hemfikir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eşiğe ait; psik. şuur eşiğine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. adi düşünüşlü, alçak fikirleri olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ışık veren cisim (bilhassa günes veya ay); aydınlatıcı ve bilgili kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. parlaklık, ışıldama luminescent s. ışıldayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ışık saçan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. parlak, aydınlık, ziyadar; akıllı, zeki; berrak, açık, vazıh. luminously z. parlak şekilde, berrak olarak. Iuminosity i. parlaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Fixed Colateral)

Borsa üyeleri tarafından hisse senetleri piyasasında işlem yapabilmek için yatırılması gereken teminatın tüm aracı kuruluşlar için sabit tutar olarak belirlenen kısmıdır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü idare etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kötü idare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. baş yönetici, işi çeviren kimse; f çekip çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sıradan 80 dakikalık MiniDisc’in kapasitesini, maksimum 320 dakikalık dijital müzik alacak hale genişleten yeni bir özelliktir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir cins plastik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. meymenet), Meymenetler, uğurlar, (bk.) Meymenet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. maymûn). Maymunlar, (bk.) Maymun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مضامن] kavramlar. 2.incelikler. 3.semboller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

MICROMV ürünlerinde, dijital video görüntüsünün transfer edilmesi için i.LINK™ terminali kullanılır. Farklı bir veri sıkıştırması teknolojisi kullanıldığından DV ya da Digital8 biçimleriyle uyumlu değildir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Liman, iskele, Fars. bender.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MİNA) (I. F.).

1.Şişe, cam, billûr, sırça. (bk.) Mine. Minâ-fâm = Cam renginde, mavi, lâcivert. Kubbe-i mînâ-fâm = Sema, gökyüzü.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مينا] mine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Asya ve Yunan ağırlığı (bir kilo civarında); eski Asya ve Yunan para miktarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Camın ana maddesi. 2.Liman, iskele. 3.Gökyüzü.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tehdit eden, korkunç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaya balığının ufak. cinsi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s şiddetle tenkit eden; tlb birden gelen (hastalık)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nûr» dan im.) (Ar. okunuşu «menâre» dir).

1.Camilerde müezzinin ezan okumasına mahsus yüksek, bir veya birkaç şerefeli kule.

2.(bk.) Menâr.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minaret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minaret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. minare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tehditkar, korkutucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [من بعد] bundan sonra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. menâbir). Camilerde hatibin çıkıp hutbe okumasına mahsus merdivenli kürsü ki, mescitlerde bulunmaz ve cami ile mescidin (dilimizde) farkı budur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kıymak, ince ince doğramak; ufaltmak, küçük veya ehemmiyetsiz göstermek; nezaketle konuşmak; vakarlı eda takınarak kısa adımlarla dimdik yürümek; i., İng. kıyma. mince pie üzümlü ve baharlı elma ile yapılmış tart. make mincemeat of paramparça e

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tart. içine doldurulan ince kıyılmış elma, kuru üzüm ve baharat karışımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kedi gibi hayvanların pençesi, tırnaklı pençe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yağ ve çamur gibi luzûcetli bir şeyin karıştırılıp yoğurulmasını tasvir ve taklit edip art arda kulanılır: Bir tencere yağı önüne koyup elleriyle mıncık mıncık karıştırıyordu, (sıfat gibi): Elleri mıncık mıncık, sokaklar çamurdan mıncık mıncık olmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paw. to squeeze and squash. to pinch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to squash sth to a pulp. to pinch and squeeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). lüzûcetli bir şeyi karıştırıp yoğurmak, fazla elleyip ezmek: Şu yağı mıncıklamayın. Arabalar sokağın çamurlarını mıncıklamışlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bakmak, dikkat etmek; meşgul olmak; ehemmiyet vermek; kaygı çekmek, endişe etmek; boyun eğmek, itaat etmek; saymak; dikkatli olmak; karşı çıkmak, itiraz etmek; mahzurlu görmek; leh. hatırlamak. Mind you Bak, dinle. Mind you do it Mutlaka yap. Min

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akıl, zihin, dimağ, kafa; hatır, hafıza kuvveti; fikir, düşünce; zeka, idrak; istek, murat, arzu, meram; şuur; üstün insan. mind's eye muhayyile. mind reading başkasının zihnindekini anlama. be of one mind hemfikir olmak. blow one's mind esrar etk

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Mindanao adası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) sanrı uyandıran uyuşturucu madde; bu maddeyi kullanan kimse; şaşırtıcı şey; başkalarının aklını çelen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (argo) sanrı uyandıran; zihni bulandıran; şaşırtıcı; bunaltıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., (argo) sanrı uyandırıcı; çıldırtıcı; i. sanrılama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. görüşlü, fikirli, niyetli; istekli görünen, gönlü yatmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oda kerevetleri üzerine ve başka yerlere döşenen ot veya kaba yünle dolmuş sert şilte: Oda minderi; mindere geçmek, oturmak. Erkân minderi = Kerevetin yanı başına yere serilip üzerine rahat oturulan minder. Karyola minderi = Karyolada şiltenin altına yayılan ot minder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cushion. mattress. squab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cushion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who minds, tends, or watches something, as a child, a machine, or cattle; as, a minder of a loom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One to be attended; specif., a pauper child intrusted to the care of a private person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squab. cushion (used for sitting. wrestling mat. pilow. ottoman. couch. mattress. matting. ring. cushion. divan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bodyguard As in, 'He's not so tough, but there's a couple of minders watching over him '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bodyguard As in, 'He's not so tough, but there's a couple of minders watching over him '. a woman who looks after babies in her own home while their parents are working.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

less.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. görümü yoğunlaştıran veya değistiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düşünceli, unutmaz, hatırlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. akılsız, dikkatsiz; akılsızca yapılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars. «mînâ»dan).

1.Madenler üzerine vurulan renkli cam tabakası: Kutu, zarf minesi. 2.Saatin rakamları bulunan ve üzerinde akrep ve yelkovan hareket eden yüzü ki, beyaz veya renkli ve ekseriya mineli olurdu: Beyaz mineli saat; bu saatin minesini değiştirmeli. 3.mec. Pek ince ve parlak nakış. Mine çiçeği =

1.Güzel ve çok renkli küçük ve yerden çok yükselmeyen bir cins çiçek.

2.Rebîiyye çeşidinden diğer bir çiçek ki, ilkbaharda açar. (bk.) Mine çiçeği.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enamel. glazing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enamel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Mien.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Belonging to me; my.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Used as a pronominal to me; my.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Used as a pronominal adjective in the predicate; as, 'Vengeance is mine; I will repay.' Rom. xii. 19.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also, in the old style, used attributively, instead of my, before a noun beginning with a vowel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dig a mine or pit in the earth; to get ore, metals, coal, or precious stones, out of the earth; to dig in the earth for minerals; to dig a passage or cavity under anything in order to overthrow it by explosives or otherwise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To form subterraneous tunnel or hole; to form a burrow or lodge in the earth; as, the mining cony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dig away, or otherwise remove, the substratum or foundation of; to lay a mine under; to sap; to undermine; hence, to ruin or destroy by slow degrees or secret means.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dig into, for ore or metal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To get, as metals, out of the earth by digging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A subterranean cavity or passage A pit or excavation in the earth, from which metallic ores, precious stones, coal, or other mineral substances are taken by digging; distinguished from the pits from which stones for architectural purposes are taken, and w

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cavity or tunnel made under a fortification or other work, for the purpose of blowing up the superstructure with some explosive agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any place where ore, metals, or precious stones are got by digging or washing the soil; as, a placer mine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fig.: A rich source of wealth or other good. explosive device that explodes on contact; designed to destroy vehicles or ships or to kill or maim personnel excavation in the earth from which ores and minerals are extracted lay mines; 'The Vietnamese mined

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enamel. forget me not. glaze. dial. azure. blue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excavation in the earth from which ores and minerals are extracted. explosive device that explodes on contact; designed to destroy vehicles or ships or to kill or maim personnel. get from the earth by excavation; 'mine ores and metals'. lay mines; 'The Vi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plant built to extract an ore or mineral substance either underground or from the surface When the ore is extracted underground, the mine needs a system of excavations in the rock to gain access to the ore areas When the ore is mined from surface, the o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mine would have been any sort of operation where there was an attempt to find and obtain lead or zinc minerals from the soil or rock Sometimes the name of a mine endured for most of the mining era while other names were ephemeral or even just on paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typically a complete with firing tube, but generally the firework itself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maden, maden ocağı; lağım; hazine, memba; ask. mayın, sabit torpil. mine detector mayın detektörü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kazıp çıkarmak (kömür, maden); yeraltında (lağım veya yol) kazmak; araştırıp bulmak; sinsice bozmak; maden işletmek; tünel kazmak; ask. mayın dökmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

iyelik zam. benim; benimki. a friend of mine bir dostum. It's mine Benimdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Maden ve çini üzerine vurulan camı andırır cila. 2.Dişlerin üzerindeki ince ve parlak taba(Kadın İsmi) 3.İnce ve parlak nakış.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Madenler üzerine billûrdan güzel nakışlar işleyen ve mine yapan san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Mineçiçeğigillerden, karşılıklı, çiçekleri başak durumunda, bir bitki ve çiçeği (Lat. verbena).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(kanotu): Mineçiçeğigiller familyasından; gövdesi dört köşeli, sapsız yaprakları tüylerle örtülü, otsu bitki veya ağaçcıktır. Çiçekleri başak durumundadır. Renkleri eflatun veya bazen de alacalıdır. Yurdumuzda yetişen verbana officinalis denilen türü 30-80 cm boyunda, bir veya birçok yıllık otsu bir bitkidir. Otsu kısmı ve kökü glikozit, tanen ve acı bir madde ihtiva eder. Kullanıldığı yerler: Sinirleri yatıştırır. Yorgunluğu ve uykusuzluğu giderir. İştah açar. İdrar söktürür. Terletir. Baş, bel ve mafsal ağrılarını dindirir. Göğüs ve kulak ağrılarını keser. Romatizma, lumbago, siyatik ve nikriste faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bitişik taçyapraklı ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mayın tarlası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (doğrusu: mtnâ-kâr). Mine yapan ve madenlerin üzerini mineleyen sanatkâr, mineci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (doğrusu: mînâ-kârî). Mine işi, mine çeşidinden: Üzerini minekârî işlemiş; minekârî resim.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mayın döken gemi, ağ döşeme gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [من القدیم] eskiden beri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. minnet). Minnetler.bk. Minnet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منن] minnetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. madenci, maden işçisi; mayın dökücü asker; lağım kazan asker; tırtılları yaprak kemiren zararlı bir böcek. sappers and miners askeri mühendisler, lağımcılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Organik olmayan ve tabii halde topraktan çıkarılan madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mineral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inorganic species or substance occurring in nature, having a definite chemical composition and usually a distinct crystalline form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rocks, except certain glassy igneous forms, are either simple minerals or aggregates of minerals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anything which is neither animal nor vegetable, as in the most general classification of things into three kingdoms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to minerals; consisting of a mineral or of minerals; as, a mineral substance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Impregnated with minerals; as, mineral waters. solid homogeneous inorganic substances occurring in nature having a definite chemical composition of or containing or derived from minerals; 'a mineral deposit'; 'mineral water' composed of matter other than

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mineral. mineral / n , adj /,.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solid homogeneous inorganic substances occurring in nature having a definite chemical composition. relating to minerals; 'mineral elements'; 'mineral deposits'. of or containing or derived from minerals; 'a mineral deposit'; 'mineral water'. composed of m

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naturally occurring inorganic element or compound having an orderly internal structure and characteristic chemical composition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term applied to inorganic substances found in the earth strata, as opposed to organic substances such as plant and animal matter Minerals normally have definite chemical composition and crystal structure The term is also applied to matter derived from m

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naturally occurring, usually inorganic, solid consisting of either a single element or a compound, and having a definite chemical composition and a systematic internal arrangement of atoms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any substance that is neither animal or vegetable It is any class of substances occurring in nature, usually comprising of inorganic substances, such as quartz or feld- spar, of definite chemical composition and definite crystal structure It sometimes inc

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Natural component of rocks A naturally occurring inorganic solid with a crystalline structure and a specific chemical composition Over 2,000 types of minerals have been classified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inorganic compound occurring naturally in the earth's crust, with a distinctive set of physical properties, and a definite chemical composition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inorganic natural substance is characterized by its atomic structure and physical and chemical properties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Natural inorganic substance which is either definite in chemical composition and physical characteristics or any chemical element or compound occurring naturally as a product of inorganic processes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inorganic chemical element or compound occuring naturally Not vegetable or animal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Organic and inorganic substances occurring naturally, with characteristics and economic uses that bring them within the purview of mineral laws; a substance that may be obtained under applicable laws from public lands by purchase, lease, or preemptive ent

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naturally occurring inorganic solid The internal crystalline structure of a mineral is controlled by its elemental composition As an example of the way in which the elemental composition is expressed, the definition in this dictionary for 'Augite' inclu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naturally occurring, inorganic, crystalline solid with definite chemical composition and characteristic physical properties. n a homogeneous, inorganic, naturally occurring solid with a definite chemical structure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naturally-occuring chemical compound or element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of the various naturally occurring substances usually obtained from the earth The term is used to include all wasting, i e , non-regenerative, inorganic substances that are extracted from the earth. a naturally occurring, crystalline, inorganic chemic

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

STREAK - Discoloration in lumber caused by chemical oxidation of minerals naturally occurring in the wood. an naturally occuring, inorganic, crystalline substance that is made up of elements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naturally occuring element or compound of set composition and molecular structure, resulting in particular physical properties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term applied to inorganic substances, such as rocks and similar matter found in the earth's strata, as opposed to organic substances such as plant and animal matter Minerals normally have definite chemical composition and crystal structure The term is a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Plants, like animals, need minerals for healthy growth and to function normally Minerals are inorganic compounds or elements, like iron and potassium See also micro- and macronutrients.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inorganic substance required by the body in small quantities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. madensel, madeni; madenli, mineral; i. maden, mineral; maden filizi; madensel madde; çoğ., ing., k.dili sodalı içecekler mineral. kingdom madenler sınıfı. mineral oil madeni yağ . mineral water maden suyu. mineral wool amyant, ak asbest.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mineralleştirmek; taşlaştırmak; mineralle kaplatmak; mineraller üzerinde çalışmak. mineraliza'tion i. madenleştirme. mineralizer i. bir madenle birleşince maden filizi husule getiren madde; kayalann yeniden kristalleşmesini hızlandıran madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. kimya).

1.Bir madeni kükürt, arsenik gibi cisimlerin etkisiyle filiz durumuna getirmek.

2.İçinde mineral maddeler eriterek suyu maden suyu niteliğine getirmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mineralize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Y. Fr.). Mineralleri inceleyen ilim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mineralogy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mineralogy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. madenler ilmi, mineraloji; mineraloji elkitabı. mineralog'ical s. maden ilmine ait. mineralogist i. madenler ilmi uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. minéralogue

mineral bilimci

Mineral bilimi ile uğraşan kimse.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. minéralogie

mineral bilimi

Mineral ve billurlarla, onların fiziksel ve kimyasal özelliklerini inceleyen bilim.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (eski) Romalıların aklı ve hikmet tanrıçası, Minerva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. et ve sebze karışık koyu bir italyan çorbası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mayın tarama gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. katıp karıştırmak; birbirine karıştırmak; katmak; karışmak, karıştırmak; katılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

«Min» çekim edatı ile «he» = o zamirinden mürekkep Arapça tâbir olup «ondan» mânâsiyle bazı Arapça terkiplerde bulunur. Mef’Ülün minh = Min harf-i cerriyle ifade olunan mef’Ül-i gayr-l sarih. «Kezâ» mânâsiyle biribirinden sonra yazılan tarih rakamı yerine konurdu. Bir kitabın notuna yazılan bilgilerin sonuna da konulurdu ki, not işareti demekti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yine «min» çekim edatı ile «ha» = o zamirinden mürekkep Arapça tâbir olup «anha» ile beraber kullanılır: Anha minha = Şundan bundan, şu bu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «nehc» den) (c. menâhic).

1.Büyük ve işlek yol, cadde.

2.mec. Meslek, yol. Mlnhâc-ı hidâyet = Doğru yol.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. menâhir). Burun deliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Kısa: Mini etek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tiny. small. mini. midget. mini-. micro-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mini. tiny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

used of women's clothing; very short with hemline above the knee; 'a mini dress'; 'miniskirts'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

From the Morris Mini Cooper, 'Mini' refers to an R/C car that is roughly 1/10 scale but models a very small real-life car like the Mini Cooper, VW Polo or the DaimlerChrysler A-Class The general difference between a Mini car and a regular sedan car is tha

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

From the Morris Mini Cooper, 'Mini' refers to an R/C car that is roughly 1/10 scale but models a very small real-life car like the Mini Cooper, VW Polo or the DaimlerChrysler A-Class The general difference between a Mini car and a regular sedan car is tha

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The MINI is the second smallest shared hosting package offered by Virtualis This option is great for the cost-conscious customer who wants a Web presence with e-commerce functionality and a robust platform at a terrific price See Also: SHARED SERVER.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mental Illness Needs Index. of lesser strength; weaker than the usual kind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A connector used to carry sound, usually just for monitoring purposes e g headphones N. used of women's clothing; very short with hemline above the knee; 'a mini dress'; 'miniskirts'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mini.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. mini giysi; ing. ufak araba; s. mini; çok ufak mini önek kısa, küçük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. minyatur; (eski) elyazısı kitaplarda resim veya tezhipli yazı; s. minyatür halinde, çok ufak yapılmış; f. minyatür halinde resmetmek. miniature camera 35 m.m.'lik veya daha dar bir film kullanan fotoğraf makinası. in miniature ufak boyda y

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir şeyin daha küçüğünü icat etmek veya yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. küçük motosiklet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Küçük otobüs, kaptıkaçtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minibusses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minibus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minibus. small bus. mini- bus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. minibüs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçücük, pek küçük ve sevimli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tiny. wee. very small. diminutive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tiny. titchy. wee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony tarafından geliştirilen MiniDisc® küçük ve dijital bir kayıt biçimidir. Benzersiz özellikleri arasından içeriğe hızlı erişim, düzenleme işlevleri ve aynı diske birçok kez kaydetme yeteneğidir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. küçültmek; önemini azaltmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük ufak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir santimetre küpün yüzde altısı değerinde sıvı ölçüsü; ing., müz. yarım nota.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. minimal

en az, en küçük, en düşük

“En az, en küçük, en düşük” anlamlarında kullanılır.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. en az, en aşağı, asgari minimal art biçim ve renk gibi unsurları en basit veya temel öğelerine indirgeyen bir sanat şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (çocuk dilinde). Küçük, ufak. Kocaman zıddı: Minimini bebek. Minimini etek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mümkün olduğu kadar azaltmak veya ufaltmak; önemsememek, önemsiz göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Bir kemiyetin, niceliğin, inebildiği en alt basamak, en aşağı, Osm. asgarî.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. minimum

en az, en küçük

Değişken bir niceliğin inebileceği en alt olan (sınır).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minimum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The least quantity assignable, admissible, or possible, in a given case; hence, a thing of small consequence; opposed to maximum. the point on a curve where the tangent changes from negative on the left to positive on the right the smallest possible quant

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minimum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The least value attained by a function, for example, temperature, pressure, or wind speed The opposite of maximum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a sample of data, the smallest observation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest return level for a group of funds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest rate of base pay an organization pays for jobs within a grade or pay band.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest value in a group of values Multivariate analysis Analysis of more than two variables Social scientists, public policy analysts and public administrators often want to examine three or more variables to see whether or not they are related to eac

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest data value in a set of observations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The minimum number of degrees between the actual opening and closing set points.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ma, -mums) s. en az miktar; en ufak derece; mat. minimum değer; s. asgari, minimum, en az, en küçük, en aşağı. minimum thermometer belirli bir zaman içinde en ufak ısı derecesini kaydeden termometre. minimum wage asgari ücret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony Handycam, mum ışığı gibi çok düşük aydınlatma koşullarında bile renkli çekim yapılmasını sağlayan gelişmiş lensler ve kedi gözü CCD’ler kullanır. Minimum aydınlatma Lüks olarak belirtilir. 1 Lüks, 1 metre mesafedeki 1 mumdan elde edeceğiniz ışık miktarıdır. Lüks değeri ne kadar düşük olursa, kameranın hassasiyeti de o kadar yüksek olur ve görüntü o kadar iyidir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. madencilik; maden kazma; ask. mayın dökme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dalkavuk; buyruk altmda olan biri; yedi puntoluk matbaa harfi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

SD kartlardan daha küçük hafıza kartıdır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mini etek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. papaz, vaiz; bakan, devlet vekili; orta elçi. minister plenipo tentiarv orta elçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bakmak, yardım etmek, hizmet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bakanlık veya orta elçilik görevine ait; papaz veya vaizin görevine ait; yöneticiliğe ait; zorunlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hizmet, görevi yerine getirme; yardım. min'istrant i. hizmet eden kimse, yardım eden kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vaizlik, papazlık; papazlar; bakanlık, vekâlet; hizmet, yardım. Ministry of Agriculture Tarım Bakanlığı. Ministry of Commerce Ticaret Bakanlığı. Ministry of Communications Ulaştırma Bakanlığı. Ministry of Customs and Monopolies Gümrük ve Tekel Baka

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vermilyon, pek parlak bir kırmızı renk; kırmızı kurşun tuzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ortaçağda resmi elbiselere süs olarak takılan beyaz kürk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerika vizonu, zool. Mustela vison.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Bazı ilâçları haşlamaya mahsus kap, Fr. infusoir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nakUden ie.) ( geometri). Açı yapmak ve ölçmek için kullanılan yarım daire şeklinde dereceli Alet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منقله] iletki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Delmeye mahsus bir çeşit cerrah Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Gaga, kuş gagası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منقار] gaga.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. minkariyye). Gaga şeklinde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منقاش] cımbız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek minicik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teeny-weeny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ortaçağ Almanya'sında lirik şair ve aşık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. minen).

1.İhsan, cömertlik, lutuf ve kerem. Canıma minnet = Canıma bir lutuf ve ihsan sayıp memnuniyetle kabûl ederim.

2.Edilen bir iyiliği başa kakmak: Ben ortağımın minnetini artık çekemem.

3.Şükür: Allah’a minnet olsun.

4.Görülen bir iyiliğe karşı yük altında kalma. Bî-mlnnet = Ettiği iyiliği başa kakmaz, kerem sahibi: Velî-nîmet-i bî-minnetimiz (bu tâbir ekseriya padişah hakkında kullanılırdı).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gratefulness. thankfulness. obligation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thanksgiving. gratitude. indebtedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sense or feeling of indebtedness. gratitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [منتدار] minnet altında kalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grateful. indebted. obliged. thankful. appreciative. appreciatory. beholden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appreciative. indebted. thankful. touched. grateful. obliged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grateful to. indebted to. beholden. grateful. indebted. obliged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birinden gördüğü iyiliğe karşı mahcup ve müteşekkir bulunan, minnet altında kalmış: Bu iyiliğinizden dolayı size ömrüm oldukça minnettar olacağım; beni minnettar buyurdunuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir iyiliğe karşı mahcup ve minnettar olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gratefulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appreciation. gratitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gratitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Daha çok küçüklere seslenme olarak söylenir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. golyan balığı, zool. Phoxinus phoxinus; küçük balık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Girit'te eski Minos medeniyetine ait (MÖ 3000-1100)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Bülûğa ermemiş çocuk.

2.(musiki) Batı musikisinin 2 makamından biri.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. küçük; ikinci derecede olan, önemi az; rüştünü ispat etmemiş; müz. yarım derece. pest sese ait: man. kücük; A.B.D. üniversitede ikinci branşa ait; azınlığa ait; i. rüştünü ispat etmemiş kimse; A.B.D. üniversitede ikinci branş, yardımcı sert

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. azınlık; reşit olmama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. Girit'te yaşadığı zannedilen ve insan etiyle beslenen yarı insan yarı boğa şeklinde bir canavar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Destere, bıçkı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منشار] bıçkı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Cennet. 2.Şişe sırça. 3.Zümrüt, zebercet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. minşâriye). Destere gibi diş diş olan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing. manastır kilisesi; büyük kilise, katedral.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ortaçağda halk şairi, aşık; eskiden yüzü siyaha boyanmış olarak zencilere mahsus şarkılar okuyan ve soytarılık eden oyuncu; (şiir) ozan, aşık, şair.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saz şairliği, aşıklık; lirik şiir veya baladlar; saz şairleri topluluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. darphane, para basılan resmi yer; büyük mebla (özellikle para). mint mark paralara konan darphanenin veya darphane müdürünün markası. mintmaster i. darphane müdürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. para basmak; icat etmek, uydurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nane, bot. Mentha. mint julep naneli ve buzlu viski. mint sauce kuzu eti yanında yenen naneli sos. water mint su yarpuzu, bot. Mentha aquatica. wild mint yarpuz, bot. Mentha pulegium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. darbedilen para; para basma ücreti; paraya basılan damga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. menâtık).

1.Kuşak, kemer, bölge.

2.(astronomi) Semada on iki burcun sıralandıkları daire, (denizcilik) Mıntaka-I söküne» = Büyük Okyanus’ta ekvator yakınlarında rüzgârsız bölge.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ منطقه] bölge, mıntıka. 2.iklim kuşağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (belki Fars. «nîm-.ten» den ki «yarım beden» demektir). Kollu yelek ki, basma vesaireden yapılıp eski kıyafette gömleğin üstüne giyilirdi: Pamuklu, çuha mintan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

district. zone. area. region. circumscription. precinct. sector. ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Cennet, uçmek, Fars. behişt, Ar. firdevs.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mat. kendisinden başka bir sayı çıkarılan rakkam, eksilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üç tempolu ağır ve eski bir dans; bu dansın müziği; menüet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., mat. eksi, nakıs; k.dili sıfır, hiç. a minus quantity sıfırdan aşağı miktar; menfi miktar. minus seven degrees Centigrade nakış yedi, sıfırın altında yedi derece. minus sign eksi işareti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat) eksi,çıkarsa. He is minus his hat şapkası yok şapkasızdır. Three minus one equals two üçten bir çıkarsa iki kalır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. küçük harf, minüskül; küçük harfli el yazısı; s. küçük harfle yazılı; küçük, ufacık, önemsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Küçük harf.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. miniscule

db. küçük harf

Büyük harfin küçük yazılan türü.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok ufak; önemsiz; dakik, çok ince. minutely z. dikkatle, ihtimamla, inceden inceye. minuteness i. çok küçük olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dakika; geom. bir derecenin altmışta biri, dakika; an, lahza; çoğ. zabıt, zabıtname, rapor, tutanak. minute book zabıt defteri, tutanak. official minute book kararname defteri. minute hand saat yel kovanı, dakikayı gösteren kol. minute mark dakik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. not veya zabıt tutmak; saat tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., tar. her an savaşa hazır gönüllü asker; yeraltında saklanan kıtalararası roket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. (tek minutia) önemsiz ayrıntılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Suret, tarz, yol: Hep bir minvâl üzre.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منوال] tarz, yol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. civelek kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Eski yazma kitaplarda görülen, ince bir san’atla işlenmiş olan, renkli resimlere verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Minyatür yapan ressam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petite. slender. small.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan ia.) (tıp). İnsan vücudunun içine bakacak Alet, Fr. spiculum: Mınzar-ı üzn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mızmız, miskin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exasperatingly slow and fussy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معلمين] öğretmenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «humn» den if.) (mü. muhammine).

1.Tahmin eden, tahminci. 2.Mala baha biçen gümrük memuru.

3.Rehin verilen mücevher vesair değerli eşyanın kıymetini tahmin ve takdir eden memur, estlmatör.

4.Resim ve vergiye bağlanacak emlâkin değerini tayin eden memur: Tahrîr-I emlâk muhammini.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muhamminin iş ve görevi: Bir muhamminliğe tayin olundu; o adam muhamminlik edemez.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Birini korkudan koruyan. Allah’ın isimlerinden. -”Abd” takısı almadan kullanılmaz. Abdulmüheymin.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İkram olunmuş, ağırlanmış.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. az ve öz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜ’MİN) (i. A.) (mü. mü’ mine). Erkek çokluk: Mü’mlntn. Dişi çokluk: Mü’minât. («emn»den İf.). İman sahibi, Müslim, Müslüman. EmlrO’l-Mü’mlntn = İslâm Halîfesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

believing mutekit. muslim müslüman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

believer in Islam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Muslim. faithful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.)(Erkek İsmi) - İman etmiş, İslam dinine inanmış, müslüman.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mü’min).

İsimler ve Anlamları by

Finansal Terim

(Additional Collateral)

Üçer aylık dönemlerde, her bir temerrüt matrahı 20 milyon TL. veya üstü olmak kaydıyla, Hisse Senetleri Piyasası işlemlerinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeyerek birden fazla günde Borsaca geçerli kabul edilmeyen şekilde savunmalı olarak temerrüde düşen üyelerin, toplam temerrüt matrahının % 10’u oransal teminat veya ortalama teminatı aştığı takdirde ödenen aradaki farka munzam teminat denir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. »semen» den if.) (mü. müsmine).

1.Semiz.

2.Semirten, semizlik veren, şişmanlatan (ilâç veya besin).


Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Customer Name Based Custody System)

Takasbank sisteminde Müşteri kodlarıyla takip edilem alt hesapların Takasbank’ın yapacağı düzenleme ile isme çevrilmesini, her bir yatırımcı için verilecek sicil numarası ile takip edilerek yatırımcının kimlik bilgilerinin tespitinin mümkün hale getirilmesini ve müşterilerin menkul kıymetlerini bloke edebilmesini amaçlayan sistemdir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «emn» den if.) Istimân eden, canını kurtarmak şartıyla teslim olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zımn» dan if.) (mü. mutazammıne). İçine alan: Bu tâbir o mânâyı da mutazammındır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متضمن] içeren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yümn» den if.) (mü. müteyemmene) («müteyemmen» şekli galattır). Mübarek, kutlu, bereketli, uğurlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zemân» dan if.) (mü. müzmine) (tıp). Eskimiş, üstünden zaman geçmiş, eskimekle yerleşmiş (hastalık): Maraz-ı müzmin, emrâz-ı müzmine, Fr. chronique. Mecâzî mânâda da kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chronic. inveterate. obstinate. confirmed. protracted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chronic. confirmed. chronic süreğen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chronic. confirmed. obstinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Müzmin hâle gelmek: Hastalık müzminleşti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become chronic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مؤمن] inanan, iman eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مؤمنين] inananlar, iman edenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستخدمين] çalışanlar, hizmet edenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزمن] kronik, süreğen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

security given or possessed in the form of ready money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on behalf of. in behalf of. in the name of. per pro. per procurationem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for. in the name of. on behalf of sb. on sb's behalf. in behalf of sb. in sb's behalf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on behalf. on behalf of. on account of. in the name of. in the name and behalf of. per uprocuration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) adına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dar fikirli, dar görüşlü, bağnaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نرمين] yumuşak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yumuşak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeni bir zeminde, yani yeni bir tarz ve üslûpta olan: Nev-zemîn bir şiir söylemiş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

çiçekleri yalnız gece açılan bir kaktüs, (bot.) Selenicereus grandiflorus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

NightFraming, karanlıkta fotoğraf çekebilmek için üç işlevi (NightShot, Hologram AF ve Flaş öncesi pozlama kontrol) birlikte kullanır. NightShot ile çerçevenin belirlenmesi: Kızılötesi teknolojisini kullanarak, tamamen karanlıkta bile çekilecek nesneyi görüntüler. Hologram AF ile odaklama: Deklanşöre yarım bastığınızda, fotoğraf makinesi Hologram AF ile çerçevedeki görüntüye odaklanır. Bir lazer, nesnenin kenarlarını algılar ve fotoğraf makinesinin buna düzgün biçimde odaklanabilmesini sağlar. Ön Flaş ile Kayıt: Deklanşör düğmesine tam basıldığında ön flaş yanar. Pozlama belirlenir ve ana flaş yanar; böylece mükemmel biçimde odaklanılmış, çerçeve içine alınmış ve pozlanmış görüntü çekilir.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

Fr. nominal

1. saymaca,

2.ekon. yazılı

1. Gerçekte öyle olmadığı hâlde öyleymiş gibi kabul edilen, itibari. 2.Geçerli olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nominal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to a name or names; having to do with the literal meaning of a word; verbal; as, a nominal definition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Existing in name only; not real; as, a nominal difference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A nominalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A verb formed from a noun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A name; an appellation. being such in name only; 'the nominal head of his party' insignificantly small; a matter of form only ; 'the fee was nominal'; 'a token gesture of resistance'; 'a tokenish gesture' being value in terms of specification on currency

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nominal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relating to or constituting or bearing or giving a name; 'the Russian system of nominal brevity'; 'a nominal lists of priests'; 'taxable males as revealed by the nominal rolls'. insignificantly small; a matter of form only ; 'the fee was nominal'; 'a toke

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In name only Differences in compounding cause the nominal rate to differ from the effective interest rate Inflation causes the purchasing power of money to differ from one time to another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The exact intended value for a specified parameter Tolerances are specified as positive and negative deviations from this value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A measure based on current-dollar value For income or spending, the nominal level is measured in current dollars See current dollar; compare with real [Back to top]. a measurement that is a designation or theoretical size that may vary from the actual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Denoting the standard or ideal values of the parameters specified for the elements that make up bar code symbol characters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The highest in frequency of the five low partials Given this name because the strike note of a bell is usually about an octave below the nominal; hence this partial provides the note-name of the bell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A nominal measurement is an approximate measurement; the actual measurement may vary slightly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of, being or relating to a designated size that may vary from the actual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The value at which a system is designed to assure optimal operation Tolerance considers the 'normal' deviation of variable factors.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Referring to the state of having desirable or acceptable ecological condition The quantified standard established for a condition indicator to represent the desirable or acceptable condition is called a nominal assessment endpoint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The targeted value for a dimension that defines the size of an ideal part.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

When used in reference to micron rating of cartridge filters, refers to an approximate size particle that will not pass through a filter Thus, a nominal one-micron filter is one that gets most of the particles larger than one micron See also Absolute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ideal value for a specified parameter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Economic values expressed in current prices A general increase in prices will cause nominal prices to rise even if there is no real change in the value. a classification of data groups which do not have a specific order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A numeral used only to assign identification or label an object or set of objects For example: the number on a sports jersey Implies no order. 1) the face value of a security 2) the probable level of a market, but that level is not based on actual transac

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Often defined as the actual size of lumber before dressing or finishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A nominal dimension is the industry term used to approximate a door size.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Partial of tuned bell an octave above prime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The exact or ideal intended value for a specified parameter Tolerances are specified as positive or negative values from this specified value. as expected or planned; normal. desired operating value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An approximate amount.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ismen mevcut olan, sözde; birinin ismini taşıyan; önemsiz; (ditb.) isim türünden veya isme ait olan, isimle ilgili. nominally (z.) ismen, sözde olarak; önemsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Nominal/Face Value)

Hisse senedi için pay senedinin üzerinde yazılı olan fiyattır. Tahvillerde ise, vade sonunda ödenecek değerdir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face value. nominal value. par value. nominal par.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. nominal price

yazılı fiyat

Hisse senedi, tahvil vb. için üzerinde belirtilmiş fiyat.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. nominal value

yazılı değer

Hisse senedi, tahvil vb. için üzerinde belirtilmiş değer.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fels.) adcılık, nominalizm. nominalist (i.) adcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. felsefe). Adcılık.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. nominalisme

fel. adcılık

Kavramların gerçek varlıklar olduğunu kabul eden, kavram gerçekliğine karşıt olarak tümel kavramların yalnızca nesnelerin adları olduğunu ileri süren görüş.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nominalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) başkasını aday olarak göstermek; atamak, görevlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. gramer). İsmin yalın hâli: Ev, taş gibi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. nominatif

db. yalın durum

Ad soyundan sözün taşıdığı kavramı ek almadan bildiren durum.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) aday gösterme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (gram.) yalın (hal), öznel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) aday, namzet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ihtiram ve huşu uyandıran; mantıkla anlaşılmaz; esrarlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. meşum, uğursuz, kötülüğü belirten. ominously z. uğursuzca. ominousness i. uğursuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. yaklaşmakta olan; i. yaklaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açık fikirli, yeni fikirleri kabule hazır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Proportional Collateral)

Üçer aylık dönemlerde hesaplanan ve Borsa üyelerinin Hisse Senetleri Piyasası’nda gerçekleştirdikleri işlemlerin günlük ortalama tutarının % 4’üdür.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Average Collateral)

Üçer aylık hesaplama dönemlerinde tüm Borsa üyeleri için hesaplanan oransal teminat tutarlarının basit ortalamasıdır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok kuvvetli, karşı konulamaz; bunaltıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beyaz yele ve kuyruklu altın rengi at.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat., huk. suç ortağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. nane, bot. Mentha piperita; naneşekeri; naneruhu; s. naneli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yünden yapılma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. harp esirlerinin ve ganimet olarak alınmış malların harpten sonra evvelki yerlerine veya hukuki sahiplerine iadesi kanunu, postlimini. post liminiary, postliminious s. bu kanunla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden tayin veya takdir etmek; önceden kararlaştırmak. predeterminate s. önceden tayin olunmuş. predetermina'tion i. önceden tayin veya takdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üstün, hâkim, faik, galip. predominance, cy i. üstünlük, galebe, faikıyet. predominantly z. üstün gelerek, hâkim olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üstün olmak, faik olmak, galip gelmek; hâkim olmak. predominatingly z. galip gelerek; en fazla, başlıca, daha çok.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üstün, mümtaz, seçkin, faik. preeminence i. üstünlük. preeminently z. en uygun olarak; en üstün şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. başlangıç olan, hazırlayıcı, ilk, ön; i., çoğ. başlangıç, ön hazırlık; eleme maçı; üniversitede ön sınav, yeterlik sınavı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. işlemeye hazırlama (tulumba); yemleme, ağızotu, falya barutu; astar boya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., meşhur, mühim; göze çarpan; çıkıntılı, ileriye fırlamış. prominence i. şöhret, ehemmiyet; göze çarpan şey; burun, dil, çıkıntı, tümsek; astr. güneş üzerindeki ateş parçalarından biri. prominently z. göze çarpacak surette; ehemmiyetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., gram. zamir kabilinden, zamire ait. pronominally z., gram. zamire ait olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyokim. protamin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. röntgen etkisiyle ışık saçan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. râhim). Merhametliler, acıyanlar, acıyıp esirgeyenler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) şikâyete karşı şikayet veya iftiraya karşı iftirada bulunmak. recrimina'tion (i.) karşılıklı şikâyet. recriminative, recriminatory (s.) karşılıklı şikâyet kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tekrar sorguya çekmek. reexamina'tion (i.) tekrar edilen sınav; yeniden değerlendirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hatırlatmak, hatırına getirmek. reminder i. hatırlatma; hatırlatan şey veya kimse. remindful s. unutmayan, hatırlayan; hatırlatıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.,A.B.D. hatırlamak, hatıralarını tekrarlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hatırlama, hatırda tutma, anımsama; hatırlanan şey, yadigâr; eks. çoğ. hatıralar, hatırat.reminiscent s.hatırlayan; hatırlatan; hatıra kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğru düşünüşlü, sağduyu sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. roaming

dolaşım ortaklığı

Müşterilerine yurt dışında da hizmet verebilmek için cep telefonu firmalarının başka ülkelerin iletişim firmalarıyla kurduğu iş birliği.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. geviş getiren; gevişgetirenlere özgü; düşünceli; i. geviş getiren hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. geviş getirmek; düşünceye dalmak. rumina'tion i. geviş getirme; derin düşünme. ruminative s. derin düşünceye dalmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeryüzü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ روی زمين] yeryüzü. 2.yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. A. «semân, semâniye» den if.). Sekizinci, yedinciden sonra gelen: Bâb-ı sâmin = Sekizinci kısım, bölüm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثامن] sekezinci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sekizinci.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(si. A.): Sekizinci olarak, sekizinci derecede.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثامنا] sekizincisi, sekizinci olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ecza skopolamin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. haykıran, bağıran, çığlık atan; göze çarpan, frapan (renk); kahkahalarla güldüren. screamingly z. çok gülünç bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. görünüşte; i. dış görünüş, aldatıcı görünüş. seemingly z. görünüşte, zahiren, guya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden İstanbul belediye başkanı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.-T.) belediye başkanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. self-determination

öz belirtim

Kendini yönetme hakkını belirleme.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elindelik, hür irade; kamunun kendi geleceğini saptaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendi kendini inceleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Barış yanlısı, barış ve sevgi duygusuyla dolu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «semen» den smüş). (mü. semine). Semiz, yağlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «semen» den smüş.) (mü. semine). Kıymetli, pahalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثمين] değerli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سمين] semirmiş, semiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Pahalı, kıymetli. Çok değerli.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. meni kabilinden, spermalı, tohum cinsinden; yeni ufuklar açan; gelişmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seminer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilâhiyat fakültesi; genç kızlar için genel kültür veren yüksekokul. seminar'ian i. böyle bir okulda tahsil gören veya görmüş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tohumlama, ekme; üreme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Semin).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seminar. symposium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seminar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Seminar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tohum veya ersuyu hası1 eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Mum ışığı, mum aydınlığı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Nermin, Şermin gibi adlara benzetilerek yapılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Utangaç, mahcup.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kusur, ihmal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gümüşten yapılmış veya gümüş gibi beyaz ve sâf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سيمين] gümüşten. 2.gümüş gibi beyaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gümüşten, gümüş gibi, gümüşe benzeyen parlak ışıltı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tek amaçlı; sade; samimi; hilesiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

18. yüzyıla gelinceye kadar, cambazlık, ateş yutma vb. gösteriler sokaklarda halka, saraylarda ise asillere yapıyordu.

Philip Astley, bugünkü modern sirklerin kurucusu kabul edilir. 1763 yılında kurduğu sirkinde, ana gösteri ata binilerek yapılanlardı. Astley atlar bir daire etrafında döndüklerinde, binicilerin at üzerinde daha rahat ayakta durduklarını bildiğinden, sirk çadırım ve gösteri yerini bir daire oluşturacak şekilde düzenledi ve atların gösteri sırasında, daima daire biçiminde dönmelerini sağladı.

Bir başka sirk sahibi, Antonio Franconi’de, dairenin en uygun çapının yaklaşık 13 metre olduğunu saptadı ki, bu mesafe bugün bile kullanılan ölçüdür.

Son bir not olarak, İngilizce’si ‘circus’ olan sirk kelimesinin, Latince’de daire anlamına gelen, ‘circle’dan türediğini de belirtmeden geçmeyelim.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. önemsiz şeylere kafası işleyen; düşüncesi kıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.).

1.Muhtelif maksatlarla kullanılan önü tamamen açık ocak.

2.Bu ocağı meydana getiren taş, maden işçiliklerin bütünü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fireplace. grate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fireplace. hearth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fireplace. fireside. hearth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bahçe nanesi, bot. Mentha spicata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

STAMINA, enerji besleme süresini artırmak, pil performansını geliştirerek fotoğraf makinelerinin verimini artırmak için Sony tarafından geliştirilmiş olan mükemmel bir teknolojidir. Elde edilen daha uzun kayıt süresi sayesinde, daha fazla resim çekebilir, kendinizi özgür hisseder ve pil yerine çekeceğiniz fotoğraflara yoğunlaşırsınız.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dayanıklılık, tahammül, kuvvet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony InfoLITHIUM şarj edilebilir pil birlikte verilmektedir: diğer teknolojilerde yaşanan ‘bellek etkisi’ içermeden, olağanüstü pil kullanım süresi sağlar. Dahili mikro işlemci, fotoğraf makinesiyle iletişim kurarak, kalan çekim süresini bir dakikalık hata payıyla gösterir. Dünyanın her yerinde kullanılabilecek voltaj uyumluluğuna sahip Sony elektrik adaptörleri de sağlanmaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

İki Sony STAMINA NiMH (Nikel Metal Hidrit) şarj edilebilir pil birlikte verilmiştir: olağanüstü pil ömrü sunar. Dünyanın her yerinde kullanılabilecek voltaj uyumluluğuna sahip Sony pil şarj cihazı da sağlanmaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

STAMINA, her bir bileşenin güç tüketimini en aza indiren, tüm süreçleri dijitalleştiren ve birden fazla yongayı bir yongada birleştiren benzersiz bir Sony güç yönetimi özelliğidir. Güç tüketiminin önemli ölçüde azalması ve daha yüksek kapasiteli lityum iyon pillerin kullanılmasıyla, tek bir pil şarjıyla 17 saate varan çekim süresi elde edilebilmektedir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kuvvet veya dayanıklılığa ait; bot. stamene ait veya stamenlerden ibaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. ercikli, stamenli, bilhassa dişilik uzvu olmayıp yalnız erkeklik uzvu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geyikotu, taş nanesi, bot. Cunila origanoides.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. saman gibi, samana benzer, saman renkli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bildiğinden şaşmaz düşüncesinde kararlı, iradesi kuvvetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. ana notanın üstündeki dördüncü veya altındaki beşinci nota.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., psik. bilinçaltıyla algılanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küçültülmüş bir şeyden daha ufak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok üstün. supereminence i. aşırı üstünlük. supereminently z. büyük üstünlükle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şuur eşiğini aşmış, bilinç ötesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Maintenance Margin)

Borsa tarafından belirlenen ve başlangıç teminatının, vadeli işlemler piyasasındaki olumsuz fiyat değişmeleri sonucu oluşan zarar dolayısıyla, ineceği asgari teminat seviyesini gösteren tutardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Surreyi götürmekle vazifelendirilen kimse.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. yüzme; baş dönmesi; s. dönen (baş); yüzen, yüzmeye ait veya uygun; sulu, yaşlı (göz). swimming hole A.B.D. derede yüzmeye elverişli derin kısım. swimming pool A.B.D. swimming bath ing. yüzme havuzu. swimmingly z. kolaylıkla, süratle, başarıyla

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kara dut ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAHMİN) (i. A. «hamn» den masdar) (c. tahmînât). Zan ve kıyasla hükmetme, aşağı yukarı bir miktar ve yakın, yaklaşık bir hâl gösterme. Tahmîngerde = Tahmin edilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estimate. conjecture. guess. estimation. approximation. calculation. divination. forecast. judgement. outlook. prediction. presumption. presupposition. prognostication. prophecy. shot. speculation. supposition. surmise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conjecture. estimate. forecast. guess. guesswork. prediction. presumption. prognosis. speculation. supposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appraisement. forecast. conjecture. estimation. guess. prediction. reckoning. judging. forecasting. appraisal. approximation. boss-shot. calculation. guesswork. idea. opinion. presumption. prevision. prophecy. rating. supposition. surmise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estimate. forecast. foresee. guess. judge. reckon. speculate. surmise. tell. think.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to appraise. to estimate. to guess. to conjecture. to reckon. to judge. to predict. to forecast. anticipate. contemplate. expect. fancy. gauge. presume. project. prophesy. suppose. surmise. understand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forecaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estimator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forecaster. taxer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tahmin yoluyle, takriben, aşağı yukarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

presumably.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circa. presumably. approximately. roughly. at a guess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by guess. presumably. by rule of thumb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تخمينا] tahminle, aşağı yukarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. tahmîniyye). Tahmine ait, tahmine dayanarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

approximative. estimated. conjectural. calculated. general. pro forma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conjectural. approximate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appraisal. approximate. conjectural. appraised. in conjectures. in approximations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تخمينی] tahmin edilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. coğrafya). Toprak altı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TATMİN) (i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Kandırma, Osm. mütmain ve temin etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satisfaction. content.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satisfaction. reassurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satisfaction. satisfying. gratifying. gratification. contenting. content. contentment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تطمين] doyurma. 2.doyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appease. content. fill. fulfil. meet. sate. satiate. satisfy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to satisfy. to gratify. to content. fill. quench.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Gönül kandırıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satisfactory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissatisfaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of satisfaction. dissatisfaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAZMİN) (i. A. «zımn, zımân»dan masdar) (c. tazmînât). I. Sebep olduğu zarar ve ziyanı ödeme: Arabanın camını kıran yolcu, tazmin etmeye mecburdur.

2.(edebiyat) Başkasının seçilmiş ve meşhur bir sözünü yahut bir mısrâ ve beytini kendi söz veya şiirine alma. Tazminât-ı harbiyye = Harpte yenilen devletin galip devlete ödediği savaş tazminatı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compensation. indemnity. recovery. restitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restitution. satisfaction. indemnification. compensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indemnification. making good or loss. compensation. restitution. satisfaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تضمين] zarar ödeme, tazminat verme, zarar karşılama. 2.bir başka şaire ait beyti sahibinin adını da bildirerek kendi şiirinde kullanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tazminat verilmek, zarar karşılanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indemnify. recompense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to compensate. to indemnify. to make up for. to recoup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.tazminat vermek, zararı karşılamak. 2.içinde bulundurmak, içermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAZMİNAT) (i. A. c.) Zarar ödemeler, (bk.) Tazmin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compensation. amends. indemnity. damages. reparations. indemnification. award. guerdon. recompense. redress. return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compensation. damages. indemnity. recompense. redress. reparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amends. indemnity. damages. compensation or reparations. severance pay. atonement. claim. damage. indemnification. total loss. consideration money. recoupment. reparation. smart money. redress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تضمينات] zarar ödemeleri, tazminat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suit for damages. action for damages. civil suit for damages. remedial action. action for compensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zarar ödemesinde bulunmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TE’MİN) (i. A. «emn»den) (c. te’mînât).

1.Emniyet verme, korkusunu giderme.

2.Sağlamlaştırma, şüphe bırakmama: Evlâdının maişetini, kendi hâlini temin etti. 3.(çokluğu) Emniyeti mucib olmak üzere gösterilen kefil, verilen söz veya emanet bırakılan para vesaire: Teminat verdi, gösterdi, teminat akçası.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

procurement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supply. assurance. confidence. getting. obtaining. achieving. realization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assurance. making sb feel sure. inspiring with confidence. guaranteeing. promising. ensuring. making sure / certain. securing. achieving. bringing about. obtaining. getting. procuring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تأمين] gerçekleştirme, sağlama. 2.gerçekleştirilme, sağlanma. 3.emin kılma, güvence verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.sağlanmak, gerçekleştirilmek. 2.güvenci verilmek, emin kılınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to assure. to make sb feel sure. to secure. to achieve. to bring about. to obtain. to get. to procure. ensure. insure. make for sth. make out the money. safeguard. supply. warrant. yield.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

güvence vermek, kesin konuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time deposit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assurance. guarantee. guaranty. pledge. security. surety. warrant. deposit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caution. caution money. guarantee. assurance. guaranty. sth given / possessed in order to guarantee sth. word of assurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تأمينات] güvence parası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Collateral)

Borsa üyelerinin, borsa işlemleri dolayısı ile müşterilerine ve borsaya verebilecekleri zararlara karşılık olmak üzere, Borsa tüzel kişiliği adına yatırdıkları meblağa denir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guarantee fund.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter of guarantee. tender guaranty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

security bond. guaranteed bill of exchange. covering deed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Margin Call)

Vadeli işlemler piyasasında alınan pozisyonlar için yatırılmış bulunan teminatın sürdürme teminatı düzeyine gerilemesi vya daha altına düşmesi durumunda, yatırımcının teminatını başlangıç teminatı seviyesine çıkarması için borsa tarafından yapılan çağrıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without cover. on one's own recognizance. unassured. uncovered. unsecured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تأمينا] sağlanarak, temin edilerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (bot.) üç çift yaprakçıkla çatallaşan yaprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointed day , appointed time , appointment , date , event , term , time limit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kararlaştırılan gün/zaman. randevu. mahkeme günü. vade. mehil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sınırlanabilir, vadesi tayin edilir. terminabil'ity, terminableness (i.) vadeye tabi olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir ulaştırma yolunun sonu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

terminal. station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

terminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to the end or extremity; forming the extremity; as, a terminal edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Growing at the end of a branch or stem; terminating; as, a terminal bud, flower, or spike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which terminates or ends; termination; extremity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Either of the ends of the conducting circuit of an electrical apparatus, as an inductorium, dynamo, or electric motor, usually provided with binding screws for the attachment of wires by which a current may be conveyed into or from the machine; a pole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to a railroad terminal; connected with the receipt or delivery of freight; as, terminal charges.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The end of a line of railroad, with the switches, stations, sheds, and other appliances pertaining thereto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any station for the delivery or receipt of freight lying too far from the main line to be served by mere sidings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rate charged on all freight, independent of the distance, and supposed to cover the expenses of station service, as distinct from mileage rate, generally proportionate to the distance and intended to cover movement expenses; a terminal charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A town lying at the end of a railroad; more properly called a terminus. station where transport vehicles load or unload passengers or goods a contact on an electrical device at which electric current enters or leaves electronic equipment consisting of a d

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

terminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that allows you to send commands to a computer somewhere else At a minimum, this usually means a keyboard and a display screen and some simple circuitry Usually you will use terminal software in a personal computer - the software pretends to be a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that allows you to send commands to a computer somewhere else At a minimum, this usually means a keyboard and a display screen and some simple circuitry Usually you will use terminal software in a personal computer - the software pretends to be a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that allows you to send commands to a computer somewhere else At a minimum, this usually means a keyboard and a display screen and some simple circuitry Usually you will use terminal software in a personal computer - the software pretends to be a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that allows you to send commands to a computer somewhere else At a minimum, this usually means a keyboard and a display screen and some simple circuitry and is often referred to as a Dumb terminal - as in it cannot so any processing itself Usuall

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A monitor and keyboard attached to a computer, used for data entry and display Unlike a personal computer, a terminal does not have its own CPU or hard disk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device or software program that allows you to send commands to a computer somewhere else This can be only a keyboard and a display screen In DNC applications this is a screen in software that emulates a physical terminal and allows you to type commands

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that allows you to send commands to a computer somewhere else At a minimum, this usually means a keyboard and a display screen an some simple circuitry Usually you will use terminal software in a personal computer- the software pretends to be a p

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A computer Workstation linked to a Server or other computer over a Network on which a user may display information When it is merely a video display, it may be referred to as a 'Dumb Terminal'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device, usually a display monitor and a keyboard, used to communicate with the computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that allows you to send commands to a computer somewhere else At a minimum, this usually means a keyboard and a display screen and some simple circuitry Usually you will use terminal software in a personal computer - the software pretends to be a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that allows you to send commands to a computer somewhere else A minimun would be a keyboard and display screen and some simple circuitry On a PC it is software that emulates a terminal allowing you to type commands to another computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that allows you to send commands to a computer somewhere else At a minimum, this usually means a keyboard and a display screen and some simple circuitry Usually you will use terminal software in a personal computer -- the software pretends to be

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An electronic device for communicating with a computer ; a terminal usually has a keyboard and a display screen and/or printer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that provides a keyboard and display screen Characters typed at the keyboard are transferred to a host computer system, and characters sent from the host system are displayed on the screen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Although not as prevalent in recent years due to the rise of the PC, terminals are still in use in some places A terminal is a simple device with a keyboard, a screen, a connection to a data network and no CPU The sole function of a terminal is to rel ay

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A screen and keyboard connected to a computer somewhere else The terminal doesn't run Unix and all those neat programs itself, it just lets you use the computer that does.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A computer input/output device which allows a person to interactively communicate with the computer Most terminals have typewriter style keyboards and a CRT screen for displaying your commands and the computer responses Real 'terminals' are rare these day

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a machine that allows you to send commands to a remote computer This usually requires at least a minimum of a keyboard and display This will usually use terminal software, which emulates a physical terminal One such software, known as X-Win, bring

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that allows you to send commands to a computer somewhere else At a minimum, this usually means a keyboard and a display screen and some simple circuitry Using telnet, for example, you do not have to be at the console of the computer you wish to u

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that works as a client of a central computer or host in a network It may simply consist of a keyboard and a video monitor or of a complete microcomputer using a special terminal emulation software In this case, it is called an intelligent termina

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a device that allows you to send commands to a computer somewhere else At minimum, this is usually means a keyboard and a display screen and some simple circuitry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A combination of a keyboard and monitor, which together provide the capability to interact with a computer system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device connected to a computer network that acts as a point for entry or retrieval of information Personal computers can be made to act as network terminals, by running terminal emulation programs. station where transport vehicles load or unload passeng

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

data terminal , terminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) uçta veya sonda olan veya bunlara ait; (bot.) dal veya sapın ucunda bulunan; demiryolunun başına ait; belirli zamanlarda meydana gelen; ölümle sonuçlanan; (i.) uç, nihayet, bağlantı; terminal; (elek.) kutup, terminal; demiryolu başı ile ona

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (s.) bitirmek, son vermek; sınırlamak, hudut koymak; bitmek, sona gelmek; (s.) sınırlanmış, mahdut; sona eren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tahdit, sınır; nihayet, son, bitirme, bitim; sonuç, netice; (gram.) sonek, çekim eki. terminational (s.) sona ait; bitiren; (gram.) soneki olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) bitiren, son veren; kesin, nihai. terminatively (z.) son vererek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sınırlayan veya tahdit eden şey; bitiren şey; (astr.) ay veya gezegenin aydınlık ve karanlık kısımlarını ayıran sınır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fels.) soyut kavramların gerçek bir varlığı olmadığını ileri süren öğreti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) teknik terimler; terminoloji.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. terminologie

terimler dizgesi

Bir sanat kolunda, bilim dallarında veya teknik alanlarda özel olarak kullanılan terimlerin tümü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nomenclature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

terminology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

terminology. nomenclature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. ni) hudut, sınır, son, nihayet; gaye, maksat; demiryolu başı; demiryolu başının bulunduğu istasyon veya şehir; son durak; sınır işareti; (bh) eski Romalıların sınırlarla ilgili tanrısı. terminus ad quem (Lat.) bitim noktası; (huk.) bitim gü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «semen» den). Semirtme, yağlatma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sekizleme, sekize çıkarma. 2.Paha biçme, biçtirme.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - “Uğurlu olsun” demek.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vakit alan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. timing

zamanlama

Zamanlamak işi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayarlama. timing gears motorun içinde valf ayarını temin eden iki dişli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Bir sesin kuru çınlamalı olduğunu anlatır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s katı, yeğin; çetin; çakırpençe

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., tıb. arkasından ışık vererek aydınlatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. üçlü; anat., zool. trigeminusa ait; i. trigeminus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

TRILUMINOS televizyondaki renk gösteriminde bir devrimdir. İnce TRILUMINOS LED arka ışığı olağanüstü renk gösterimi sağlar ve görüntüye daha fazla derinlik katar. Sony tarafından geliştirilen bu teknoloji kırmızı, yeşil ve mavi için ayrı LED’ler kullanır. LED’ler daha saf kırmızı ve yeşil renk yaydığından, kaynağın gerçek renklerini yakalayan daha parlak ve daha net bir ışık üretebilirler. Sonuç ise, gerçeğine daha yakın, zengin renklerle dolu bir ekrandır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i süsleme; süsleyici şey; garnitür; çoğ. kırpıntı; k.dili mağlubiyet, dayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Kalemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşları ile hayvan kemiklerinin üstüne resim kazırlardı. Türkçeye Arapçadan geçen kalem sözcüğünün kaynağı ‘kamış’ anlamına gelen eski Yunanca ‘kalamos’ sözcüğüdür.

Mısır, Yunan ve Roma medeniyetlerinde saz ve bambu gibi bitkilerin içi boş saplarından yapılmış kamış kalemler kullanılırken, Ortaçağda kağıdın üretimi ile beraber, kaz, kuğu, karga gibi kuşların kanatlarındaki tüylerin mürekkebe daldırılması şeklinde kullanılan tüy kalemler yaygınlaştı.

Mürekkepli metal kalemler aslında ta Romalılar devrinden beri biliniyordu ama John Mitchell adlı bir İngiliz 1822’de ilk kez makine yapımı çelik ucu imal etti. Dolmakalemler ise sertleştirilmiş yapay kauçuğun elde edilmesinden sonra yapılabildi.

Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin son yılların bir buluşu olduğu sanılır. Halbuki bu kalemin ilk modeli 1880 yıllarında ortaya çıkmış ama pek rağbet görmemiş, seri üretimine geçilememiştir.

Alakasız gibi gözükse de tükenmez kalemin tekrar gündeme gelmesinde uçakların gelişmesinin etkisi olmuştur. Uçaklar 2-3 bin metreye çıkınca hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalemin haznesinde atmosferik basınç altında doldurulan mürekkep dışarıdaki basınç düşük olunca kendiliğinden akıp yazıları da, giysileri de berbat ediyordu.

İkinci Dünya Savaşı’nda Amerikan Hava Kuvvetleri uçuş personeli için havada kullanabilecekleri, mürekkep akıtmayacak bir kaleme ihtiyaç duydu. Bilye uçlu kalem aranan bu özelliklece sahipti. Başlangıçta sadece havacılar tarafından kullanılırken kısa zamanda geniş halk tabakalarına da yayıldı.

Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda, pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş olan minik bir bilye aracılığı ile aktarılır. Normal yazı kalemlerinde bu bilyenin çapı l milimetre, daha ince yazılar için 0,7 milimetredir. Bilye mürekkebin yuvadan dışarı çıkmasını önler ama yuvasında döndükçe yüzeyine sıvanan mürekkebi kağıda verir.

Tükenmez kalem mürekkebi, dolma kalem mürekkebinden daha farklı, özel bir kimyasal birleşime sahip olup çabuk kuruyan türdendir. Mürekkep uca sürekli ve düzgün olarak geldiğinden dolgun, temiz ve lekesiz bir yazı yazılmasını sağlar. Genellikle bir tükenmez kalemin 2-3 kilometre boyunda bir çizgi çizmeye yetecek kadar mürekkebi vardır.

Tükenmez kalemdeki bilye uç, kağıt üzerinde dolma kalem ucundan çok daha az bir sürtünmeyle ve çok daha çabuk hareket edebildiğinden yazma hızı büyüktür ancak bilye ucun kağıt üzerine sürekli olarak değmesini sağlamak için kalemi daima kuvvetle bastırmak gerekir, bu nedenle de parmaklar daha fazla ve çabuk yorulurlar.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

Cyber-shot® U, şık ve zarif bir alüminyum gövdeye sahiptir ve yalnızca 87 gram ağırlığındadır. Hafifliği ve küçüklüğü (yalnızca 84,5 x 39,8 x 28,6 mm) harika tasarımını güçlendirmektedir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mütavazı, gösterişsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yakışıksız, yakışmaz; uygunsuz, münasebetsiz. unbecomingly z. uygunsuz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. altını kazmak, altına lâğım kazmak; el altından mahvına çalışmak; ayağını kaydırmak, düşürmek; zayıflatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kararsız; müphem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eksilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tetkik edilmemiş; eleştirilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dikkatsiz, düşüncesiz. unmindful of düşünmeyerek, göz önüne almayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açıkgöz, girişken; ümit verici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir Digital8/MiniDV ve MICROMV Video Kamera ve Image Mixer yazılımıyla, video dosyalarının kameradan doğrudan PC’ye aktarılması mümkündür. MPEG ya da JPEG biçimlerine dönüştürülen fotoğraf ya da video dosyaları, elektronik tebrik kartları olarak atılabilir ya da web sayfası tasarımında kullanılabilir. Kamera, Internet üzerinden video iletişiminde bir webcam olarak da kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bilgisayarlar ve çevre birimlerinde bulunan bir veri bağlantı noktası.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., leh. zararlı böcek, zararlı küçük hayvan; sefil adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. vermin) zararlı ve iğrenç küçük hayvan; haşarat; iğrenç mahluk; ayaktakımı; muzır adam, mikrop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. haşaratlı; haşarat kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., nad. ince dallara ait, ince dal meydana getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vitamin. vitamine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vitamin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

any of a group of organic substances essential in small quantities to normal metabolism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vitamin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an organic substance that acts as a coenzyme and/or regulator of metabolic processes There are 13 known vitamins, most of which are present in foods or supplements; some are produced within the body Vitamins are crucial for many bodily functions including

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Organic molecules essential in small amounts for normal metabolism, growth and development of the body See also Micronutrient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Literally, vital amines A wide range of compounds that are either water-soluble or fat-soluble and are necessary components of the diet of higher organisms, such as mammals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any organic substance that is essential to human health, and which the body cannot make for itself, at least not in sufficient quantities Vitamins are added to foods to increase their nutritional value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Chemicals produced by plants or animals that are required in our diets in very small amounts to maintain normal health development.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance necessary for growth and good health, found in many foods They help to nourish the body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Organic molecules essential for survival that humans cannot metabolize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of many organic substances that are vital in small amounts to the normal functioning of the body Vitamins are found in food, produced by the body, and manufactured synthetically; along with minerals, they are known as micronutrients.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group of organic micronutrients, present in minute quantities in natural foodstuffs, that are essential to normal metabolism. one of the six types of nutrients needed to sustain human life Vitamins help form blood cells, hormones, and genetic material V

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organic compound essential in small quantities for normal physiologic and metabolic functioning of the body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of various organic substances essential in small quantities to the nutrition and normal metabolism of most animals Vitamins are found in minute quantities in food, in some cases are produced by the body, and are also produced synthetically. any of a g

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vitamin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with vitamins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vitamined. vitaminized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

avitaminosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hacimli, pek büyük; çok cilt doldurur; çok katlı; çok kitap yazan, verimli, doğurgan. voluminously z. verimli bir şekilde. voluminousness i. doğurganlık, verimlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iradesiz; aklı zayıf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Londra'nın bir ilçesi. Westminster Abbey Londra'da Gotik tarzda yapılmış meşhur kilise.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(sofur): Patlıcangiller familyasından; yurdumuzun hemen hemen her bölgesinde rastlanan, 1-2 m boyunda, çok yıllık, fena kokulu bir bitkidir. Haziran-Eylül ayları arasında mor renkli çiçekler açar. Gövdesi sarılıcıdır. Meyvesi sarımsı-kırmızıdır. Dallarında dulcamarin vardır. Meyveleri; solanın ve solasein taşır. Kullanıldığı yerler: Deri hastalıklarında kan temizleyici, hafif uyuşturucu ve romatizma ağrılarını giderici olarak kullanılır. Şehveti keser. Salgıları azaltır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

false swearing. false oath / swearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Güzel kokulu, beyaz ve güzel çiçekler açan sarmaşık cinsinden bir ağaç: Yâsemin ağacı, çiçeği, yağı.

2.Yâsemin ağacından yapılma: Yâsemin çubuk.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jasmin. jasmine. jessamine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jasmine. jasminea name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Jasmin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(yasemen): Zeytingiller familyasından; kışın yaprak döken veya her zaman yeşil olan bir çalı veya sarılıcı odunsu bir bitkidir. Genç sürgünleri yeşildir. Çiçekleri salkım durumundadır. 200 kadar türü vardır. Sarı çiçekli yasemin, hakiki yasemin yurdumuzda yetişir. Tıbbi yasemin, beyaz çiçekli ve güzel kokuludur. Kullanıldığı yerler: Romatizma, nikris ve mafsal ağrılarını giderir. Ateş düşürür. Kabızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Zeytingillerden, güzel kokulu ve ekseriya beyaz veya sarı çiçek açan sarılgan ağaççık (jasminum).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(YEMİN) (i. A.) (c. eymân).

1.Sağ el, sağ taraf, sağ. Yemîn ve yesâra bakmamak — Sağa, sola bakmamak.

2.And, Ar. kasem: Yemin etmek, yemîn-i billâh etmek. Yemin vermek = Yemin ettirmek, yemin teklif etmek.

3.(tes.) Yemîneyn: iki sağ el. Zu’l-yemîneyn = iki elini de rahatça kullanabilen.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjuration. attestation. oath. profession. sacrament. vow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oath. vow. oath ant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oath. swearing. assurance. jurament. pledge. vow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ یمين] sağ, sağ yön. 2.ant, yemin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swear. vow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swear. take oath. take an oath. to make an oath. to swear. to take the oath. adjure. make oath. to swear / to take an oath. swear an oath. vow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi.). Yirmi derecesinde olan: Ayın yirminci günü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

twentieth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zwanzigste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Uğur, mutluluk. 2.Bereket.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zamân» dan) (mü. zâmine). Kefâlet eden, kefil: Bu parayı vereceğinize size kim zâmin olur?

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضامن] tazmin eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ZEMİN) (i. F.).

1.Yer, arz. Rûy-ı zemin = Yeryüzü.

2.Kumaş vesairenin desenlerinin dışında bütününü kaplayan renk ve boya ki, çiçekler onun üzerine yapılır: O kumaşın zemini sarı, çiçekleri kırmızı ve yeşildi. 3.Tarz, edâ: Nevzemîn bir şiir.

4.Meâl, mânâ, mefhum: Bu zeminde bir şey yazmalı. Zemin testeresi = Daire şeklinde, kesmeye mahsus testere. Zîr-i zemin = Yer altı. Zemin ve zaman ile = Münasebet düşürerek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim sanatında genel olarak pano, tuval ya da benzeri bir zemin anlamında kullanılsa da; teknik açıdan, zeminin boyaya hazırlanmasıdır. Amaç, boya ile zemini ayırarak emiciliğini azaltmak ve boyaların parlaklığını sağlamaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backcloth. backdrop. background. bed. floor. ground. groundwork. level. stage. ground-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backdrop. background. floor. ground. soil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

background. earth. floor. ground on which a building rests. ground floor. soil. bottom. base. terrain. basement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ زمين] yer. 2.dünya. 3.fon. 4.konu, alan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Yer, yeryüzü. 2.Temel, dayanak. Konu, tema.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F., zemîn = yer; dâşten = tutmak). Hindistan’da bir memleketin hâkim ve valisi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زمين بوسی] saygı ile yer öpme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindistanda büyük arazi sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Zemin).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yer altı barınağı.

Türkçe Sözlük by