Miras-ı Içtima | Miras-ı Içtima ne demek? | Miras-ı Içtima anlamı nedir?

Miras-ı içtima | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: miras ictima

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yönetmen, idareci, mudur, mütevelli; (huk). vasi, vekil, mirası idare eden kimse.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. asâbât). Asab: 1. Bir tek sinir. (bk.) Asab. 2. Baba tarafından akraba olanlar, erkek tarafından hısımlar. 3. Hısım, akraba kavim ve kabile, tarafdarlar, avene. 4. Fıkıh. Uzaktan akraba ki, mirastan İslâm hukukunda ferâize hisseleri olmayıp, yakın akraba hisselerini aldıktan sonra kalan kısmı bunlara dağıtılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Osmanlı devrinde Balkanların bazı yerlerinde devlet arazisinden tapu ile ve mirasla geçen tarla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., huk. vasiyet etmek, vasiyetle bırakmak, miras olarak bırakmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kurmak, kereste ve.saireyi birbirine bağlayıp dikmek: Çardağı çabucak çattılar. 2. Uç uca kavuşturmak, iliştirmek: Dikiş çatmak. 3. (askerlik) Tüfekleri uç uca iliştirip durdurmak. 4. Hayvana yük yükletmek, vurmak, çarpmak, müsademe etmek: Duvara çattı. 5. Uğramak, Fars. dûçâr ve griftâr olmak: Belâya çattık. 6. Rasgelmek, tesadüf etmek: Bir mirasyediye çattım. 7. (geÇavdar mi) Çarpıp batmak. 8. (mevsim ve zaman) Yaklaşmak, yakına gelmek: Bahar çattı. 9. İntisap etmek, dalkavuklukla yaranıp birinin teveccühünü kazanmak: O, filâna çatmıştır. Baş başa çatmak = Müşavere etmek. Kaş çatmak = Kaşları indirip yüz ekşitmek. Keyif çatmak = Keyif sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müşterek vâris, ortak mirasçı. coheiress (i). ortak mirasçı (kadın).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müşterek miras, miras ortaklığı. coinheritor (i). miras ortağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iniş, çökme, düşüş, sukut; çullanma, baskın; nesil, zürriyet, nesep, soy, asll, ahfat, evlât; (huk). tevarüs, miras kalma; bayır, yokuş aşağı yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mirastan mahrum etmek, reddetmek. disinheritance (i). mirastan mahrumiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing)., (huk). eşinden miras kalan malı veya ünvanı olan dul kadın; (k.dili). ağır başlı yaşlı kadın. queen dowager vefat etmis olan kralın dul eşi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. ingiltere'de bir mülkün vâris tarafından ferağ veya satışını meneden miras usulu; miras yoluyla intikal eden ve satılması yasak olan gayri menkuller, meşruta.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.),(huk.) mirasçısız ölen kimsenin emlâkinin devlete geçişi, bu şekilde intikal eden mülk, mahlul mülk. by way ofescheat mahlulen, mirasçısı olmayan bir kimseden hukumete kalarak.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. farîze). Şeriatta, mirastan ve vârislerin her birine düşen hisselerin miktar ve vasıflarından bahseden ilim: İyi ferâiz bilir. Eshab-ül-ferâiz = Mirasa dahil olanlar, verese, (bk.) Farîze.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. mirası erkek evlâtlar arasında eşit olarak eski bir taksim usulü.

Türkçe Sözlük

(HAZIR) (i. A. «huzûr» dan if.) (mü. hâzıra) (c. huzzar, hâzırûn). 1. Bahis mevzuu olan yerde mevcut olan, bizzat bulunan, Ar. kaaim; gaaip zıddı: Bu söz olurken o da hazırdı Hazır bulunanlarla konuştu. Huzzâra dert yandı. Hâzır-ı bi’l-meclis = Mecliste mevcut bulunan. 2. Tedarik edilip göz önünde bulunan, Ar. müheyyâ, Fars. Amâde: Bütün sefer levâzımı hazırdır. 3. Her bakımdan tamamlanan ve her türlü malzemesi tedarik olunup bir iş için müheyyâ olan: Ben hazırım, araba daha hazır olmadı, yemek hazırdır. 4. Yapılmış ve dikilmiş halde satılan ısmarlama olarak yaptırılmayan: Hazır gömlek, elbise, ayakkabı. 5. Hât-i hâzır = Şimdiki hal. Latince: statquo yani durumun muhafazası demek olan ve siyasî dilde kullanılan tâbirin tercümesinde de «hâl-i hâzır» terkîbi kullanılmıştır. Emr-i hâzır = Gramerde emir sigasının muhatâbı: Yap, yapın gibi (Arapça gaaiplerini başka siga suretinde ayırıp «emr-i gaaip» denir). Hazır etmek = Hazırlamak, el altında tutmak. Askerlikte: Hazır ol! Hazır dur! (galatı: Has dur!) = Başka bir kumandayı almak için hazır bulunmak kumandası. Hazırcevap = Derhal münasip cevap bulup söyleyen çabuk kavrayışlı adam. Hazıra konmak = Miras suretiyle veya başka yolla emeksiz servete mâlik olmak: Zaten, tam sırasıdır: Hazır gelmişken şu işi de görelim, hazır kalem elimizde iken filâna da bir mektup yazalım, c. Huzzâr = Mecliste hazır bulunan kimseler, cemaat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mirasçılık, vârislik; miras yoluyla intikal eden mal, kalıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). varis, mirasçı. heir apparent veliaht. heir presumptive veliaht olmadığı için tahta vâris olan en yakın akraba.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kadın mirasçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mirasçılık hakkı; miras.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (huk). miras yoluyla kalabilen mal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). miras yoluyla intikal eden; irsi, kalıtsal, soydan geçme. hereditar'ily (z). miras olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). miras yoluyla intikali mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). miras, tereke; (biyol)., (psik). kalıtım.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem» den masdar) (c. ictimâiyyât). T. Toplanma, bir yere gelme, birikme, yığılma: Birçok halk içtimâ etmişti. 2. Bir meclis veya hey’etin toplanması, Ar. in’ikad: Bugün meclisin, komisyonun içtimâ günüdür. 3. İki veya daha fazla şeyin birlikte bulunması: Ictimâ-ı zıddeyn = iki zıt şeyin bir araya gelmesi, (edebiyat) Ictimâ-ı sâkineyn = iki sessiz harfin yan yana bulunması (astronomi) İki gezegenin yan yana gelmesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gathering. meeting. assembly. general meeting.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اجتماع] toplanma, bir araya gelme, toplantı. 2.toplum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i vasiyetle bırakılmış şey, miras; vasiyet

Türkçe Sözlük

(ka İle) (I. A. «kısm» dan masdar) (c. iktlsimit). Paylaşma, bölüşme, kısımlara bölünme: Mirası aralarında iktisim ettiler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. miras almak, kalıt almak; varis olmak. inheritor i. varis.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. miras kalması mümkün olan, irsi, kalıtımla geçebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. miras, kalıt; huk. veraset; kalıt alma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., huk. sebepsiz yere asıl mirasçıya zarar veren veya kendisini mirastan düşüren (vasiyetname); vazifesi olmayan.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «nakUden masdar) (c. intikalât). 1. Göçme, bir yerden bir yere geçme, yer değiştirme, Osm. tebdîl-i mekân: Anadolu’dan Rumeli’ye intikal edenler (bu mânâ ile nakil kullanılması daha uygundur). 2. Geçme, sirayet, bulaşma: Sâri hastalıklar ekseriya temasla intikal eder. 3. Miras olarak veya miras gibi kalma, soydan geçme: Babamdan birçok arâzi İntikal ett. 4. Vefat, ölüm, Osm. dâr-ı bekaya gitme, göçme, irtihâl (eskiden irtihal daha çok kullanılmıştır). 5. Dinleyenin, konuşanın sözünden maksadını anlaması, açıkça söylenmeyen şeyi de kavraması: Bu adamın intikali yoktur. Birdenbire intikal edemedim. 6. Sözün, bahsin bir şeye geçmesi: Söz mikropların tesirine intikal etti. Sür’at-i intikal — Kapalıca ve dolayısıyle ifade olunan sözden bile çabuk ve derhal maksadı anlama, zihin açıklığı. Serî-ül-intikal = Çabuk anlar, zihni açık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ انتقال] göçme, taşınma. 2.kavrama. 3.miras geçmesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ölen ana baba veya akrabadan kalan mal, mülke konma, vâris olma, miras yeme (bu mânâ ile veraset daha çok kullanılır). 2. Miras, miras olarak düşen mal ve hisse (bu mânâ ile miras daha çok kullanılır).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ارث] miras. 2.soyaçekim, kalıtım.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Miras yoluyla, ebeveynden geçerek, babadan bularak: Bu araziye irsen mâlik oldu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارثا] kalıtımsal, miras yoluyla.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Miras olarak, anadan babadan geçerek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. irsiyye). 1. Mirasla alâkalı, miras olarak kalan: Zenginliği irsidir. 2. Miras gibi ebeveynden gelmiş.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «hakk» tan masdar). 1. Haklı ve lâyık olma, değme, liyakat, hakketme: Emekli maaşına istihkakı vardır; terfie istihkak hakketmedi. Erbib-ı istihkak = Müstahak olanlar; hak kazanmış olanlar. Bit-irs-vel-istihkak = Hem miras suretiyle, hem de hak ettiği halde. 2. Hak edilen para, işlemiş maaş: Sizin istihkakınız ne kadardır?

Türkçe Sözlük

(i. A. »helâk» ten masdar). 1. İsraf suretiyle mahvetme: Bunca mirası az vakitte istihlâk etti. 2. Kullanarak sarfetme, bitirme, tüketme: Kışın istihlâk olunan odun.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bequest. heritage. inheritance. legacy. patrimony. bequest miras.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kısmet» ten imüb.). Mirası mirasıçılar arasında bölüştüren ve yetimlerin mirasını saklayan ve idare eden şer’İ memur.

Türkçe Sözlük

(i.). Osmanlı devrinde kassâm ve kassâm-ı askerî denilen ve vârislerin hisselerini bölüştürerek yetim olanların mirasını saklayıp idare etmekle görevli olan şer’İ memurun hal, sıfat ve memuriyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ned, -ning) İskoç, i. bilmek, anlamak, tanımak, tefrik etmek; iskoç, huk. mirasçı olarak tamnmak; i. görüş sahası, bilgi alanı, görüş açısı. beyond one's ken akıl almaz. within my ken gözumün seçebildiği yerde; bildiklerim arasında.

Türkçe Sözlük

(i. A. fıkh). islâm ceza hukukunda öldürenin idam, yaralayanın da yaralanarak cezalandırılması: Ölenin mirasçıları eskiden kısâs isterlerdi; katili kısâs ettiler.

Türkçe Sözlük

(f.). t. Yolculuklarda inmek, geceyi geçirmek üzere durmak, Osm. beytûtet etmek, menzil tutmak, konak etmek: Oradan geçerken zengin bir adamın evine konduk. 2. Barınmak, geçici olarak yerleşmek: Aşiretler nerede otlak ve su bulurlarsa oraya konarlar, Ertuğrul Gazi, Söğüt tarafına konmuştu. 3. Kuşlar uçarken inmek: Kargalar bahçeye kondu, leylekler bataklık yerlere konarlar. 4. Misafir olmak, misafir gelmek: Onun konağına her akşam birkaç kişi koner, gelen geçen oraya konar. 5. İnmek, düşmek: Süpürürken kalkan toz, odanın eşyası üzerine konar, masanın üzerine bir parmak toz konmuştu. 6. Bedava bulup ele geçirmek: Yine sofraya kondu. Bedavaya konmak = Kelepir ele geçirmek. Hazıra konmak = Zahmetsizce bir şeye sahip olmak. Kuşkonmaz = Bir sebze. bk. Kuşkonmaz. Konup göçmek = Göçebe hayatı sürmek, göçebelik etmek. Mirasa konmak = Miras yemek, yakınlarından mal, para kalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (Ieft) bırakmak, terketmek; kalkmak; bir yerde bırakmak; vasiyet etmek, miras olarak blrakmak; vaz geçmek; havale etmek, tevdi etmek; yanından çıkmak, hizmetinden ayrılmak; haline bırakmak, kendi haline bırakmak, karışmamak, yalnız bırak mak; h.dil

Türkçe Sözlük

(i. A. «hal» den imef.) (mü. mahlûle). 1. Çözülmüş, dağılmış, eritilmiş. 2. Doğrudan vârisi olmadığı halde ölen adamın vakfa, hazineye ait (mirası): Mahlûl ev, arsa, bağ.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Doğrudan vârisi olmadığı halde ölenlerin evkafa ait mirasları. Mahmûlât dairesi = Bu çeşitten emlâke bakan daire, mahlûlât müdürü.

Türkçe Sözlük

(MAHRÜM) (i. A. «hırmân» dan imef.) (mü. mahrûme). 1. Nasipsiz, hissesi ve payı olmayan: Servetten, terbiyeden mahrum bir adam. istediğini alamıyan, eli boş kalan: Onu da mahrum bırakmayın: Kapısından bir dilencinin mahrum döndüğünü istemezdi. Dede mahrûm = Babası, büyükbabasından önce öldüğünden büyükbabasının mirasına konamayan torun (eski hukukta).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متروکات] miras olarak bırakılanlar, geride bırakılanlar.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mîrâs). (bk.) Miras.

Türkçe Sözlük

(MİRAS) (i. A. «verâset», «irs» ten masdar). Olen bir yakından kalan mal ve mülk: Miras yemek, mirasa konmak. Mirasyedi = Mirasa konan adam. mec. Pek müsrif ve idaresiz adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inherited. inheritance. heritage. legacy. bequest. estate. heirdom. heirship.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bequest. heritage. inheritance. legacy. patrimony.

Türkçe - İngilizce Sözlük

estate. heritage. legacy. inheritance. bequest. deceased's estate. heirship.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mortgage Interest Relief at Source : a government scheme providing tax relief on mortgage interest payments This expired in April 2000.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Mortgage Interest Relief At Source Abolished from 6 April 2000.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mortgage Interest Relief at Source The mortgage lender will reduce the monthly payment required from a borrower by the amount of tax relief applicable to the interest on the loan The lender can claim the balance from the Inland Revenue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mortgage Interest Relief at Source.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Government used to grant tax relief on some of your mortgage payments, reducing the costs to you It was abolished in April 2000. multiple isomorphous replacement plus anomalous differences.

Türkçe Sözlük

(i.). Kendisine miras kalan kimse, Ar. vâris.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ميراث خوار] mirasyedi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fazlaca mirasa konan. 2. Har vurup harman savuran, (bk.) Miras.

Türkçe Sözlük

(i.). Mirasyedi işi ve hâli.

Yabancı Kelime

Fr. monarchie

top. b. tek erklik

Siyasi otoritenin genellikle miras yolu ile bir kişinin üzerinde toplandığı devlet düzeni veya rejim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dengi olmayan (izdivaç). morganatic marriage krallık ailesinden birinin aşağı tabakadan biriyle unvan ve miras hakkı vermemek şartıyle evlenmesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.«nakl»den if.) (mü. müntakıle). 1. İntikal eden, geçen, kalan, miras kalmış: Babasından müntakil miras. 2. mec. Ölü, Ölmüş.

Türkçe Sözlük

(i. A. «verâset» ten) (mü. mûrise). 1. Getiren, veren, kazandıran. 2. Vârise miras bırakan.

Türkçe Sözlük

(i. A. «verâset» ten if.) (mü. mütevârise). Miras kalan, irsen geçen, babadan evlâda kalarak devam eden.

Genel Bilgi

Vücudumuzda yaşantımız boyunca hiç durmadan çalışan bir kasımız vardır. Yani tek bir kastan oluşan kalbimiz. Kalbimiz nefes ile alınan oksijeni akciğerlerimizde alan kanı vücudumuzun her noktasına pompalar. Bir dakikalık sürede ciğerlerin aldığı hava ile kalbin pompaladığı kan aynı hacimde, yaklaşık 6 litredir. Gerilim halinde ciğerlerin alıp verdiği hava, kalbin kan kapasitesini aşar. Peki nasıl oluyor da bu kan insandan insana farklı oluyor ve hatta birbirleri ile hiç uyuşmuyor?

İnsanların kan grupları doğmalarından önce genetik olarak saptanmıştır. Kanımızda yabancı maddeleri, mikropları tespit edip bunlarla savaşan hücrelerimiz, yani kırmızı kan hücreleri, bir diğer deyişle alyuvarlar vardır. Bu alyuvarlar sadece 120 gün yaşarlar. Bu nedenle vücudumuzda devamlı alyuvar üretilir. Ortalama bir yaşam süresi boyunca, insan vücudunda yarım tondan fazla alyuvar üretilir. Bu alyuvarların yüzeylerinde ‘antigen’ denilen proteinler ve lipidler vardır. İşte bu antigenlerin varlığı veya yokluğu kan gruplarını tayin eder.

Aslında bilinen 300 kan grubu vardır ama AB 0 adı verilen en yaygın gruplama sistemi, ebeveynlerden miras alınan A ve B adı verilen iki antigenin varlığı veya yokluğu üzerine kurulmuştur. Bu sistemi ilk olarak 1902 yılında Avusturya kökenli ABD’li bilimci Kari Landsteiner ortaya çıkarmıştır.

Bu gruplamada kanlar A, B, AB ve 0 (sıfır) olmak üzere dörde ayrılırlar. İnsanın dışındaki hayvanların da farklı kan grupları vardır. Örneğin, domuzlarda 16, ineklerde 12, köpeklerde 7, kedilerde ise 2 farklı kan gurubu tespit edilmiştir.

Bu gruplamada bazıları birbirleri ile uyumlu olabilir ve diğer gruptan kan alabilir veya verebilir. Uyumsuz gruplarda ise karşı tarafın savunmacı antigenleri gelenleri dost bilmeyip savaş açarak kanda pıhtılaşmaya, böbrek rahatsızlıklarına hatta ölüme sebep olabilirler. Şimdi kim kimden kan alabilir, kim kime kan verebilir ona bakalım.

Kan grubu => Kanın alınabileceği grup => Kanın verilebileceği grup

A => A, 0 => A, AB B => B, 0 => B, AB AB => A, B, AB, 0 => AB 0 => 0 => A, B, AB, 0

Görüldüğü gibi AB grubu herkesten kan alabilmekte, 0 grubu ise herkese kan verebilmektedir. Savaş gibi kan ihtiyacının yoğun, test zamanının az olduğu zamanlarda, kan bankasında mümkün olduğu kadar çok sıfır grubu kan depolanır.

Genel Bilgi

Vücudumuzda yaşantımız boyunca hiç durmadan çalışan bir kasımız vardır. Yani tek bir kastan oluşan kalbimiz. Kalbimiz nefes ile alınan oksijeni akciğerlerimizde alan kanı vücudumuzun her noktasına pompalar. Bir dakikalık sürede ciğerlerin aldığı hava ile kalbin pompaladığı kan aynı hacimde, yaklaşık altı litredir. Gerilim halinde ciğerlerin alıp verdiği hava, kalbin kan kapasitesini aşar. Peki nasıl oluyor da bu kan insandan insana farklı oluyor ve hatta birbirleri ile hiç uyuşmuyor?

İnsanların kan grupları doğmalarından önce genetik olarak saptanmıştır. Kanımızda yabancı maddeleri, mikropları tespit edip bunlarla savaşan hücrelerimiz, yani kırmızı kan hücreleri, bir diğer deyişle alyuvarlar vardır. Bu alyuvarlar sadece 120 gün yaşarlar. Bu nedenle vücudumuzda devamlı alyuvarlar üretilir. Ortalama bir yaşam süreci boyunca, insan vücudunda yarım tondan fazla alyuvar üretilir. Bu alyuvarların yüzeylerinde “antigen” denilen proteinler ve lipidler vardır. İşte bu antigenlerin varlığı veya yokluğu kan gruplarını tayin eder.

Aslında bilinen üç yüz kan grubu vardır ama AB0 adı verilen en yaygın gruplama sistemi, ebeveynlerden miras alınan A ve B adı verilen iki antigenin varlığı veya yokluğu üzerine kurulmuştur. Bu sistemi ilk olarak 1902 yılında Avusturya kökenli ABD’li bilimci Karl Landsteiner ortaya çıkarmıştır.

Bu gruplamada kanlar A, B, AB ve 0(sıfır) olmak üzere dörde ayrılırlar. İnsanın dışındaki hayvanların da farklı kan grupları vardır. Örneğin, domuzlarda 16, ineklerde 12, köpeklerde 7, kedilerde ise 2 farklı kan grubu tespit edilmiştir.

Bu gruplamada bazıları birbileri ile uyumlu olabilir ve diğer gruptan kan alabilir veya verebilir. Uyumsuz gruplarda ise karşı tarafın savunmacı antigenleri gelenleri dost bilmeyip savaş açarak kanda pıhtılaşmaya, böbrek rahatsızlıklarına hatta ölüme sebep olabilirler. İimdi kim kimden kan alabilir, kim kime kan verebilir ona bakalım.

Görüldüğü gibi AB grubu herkesten kan alabilmekte, 0 grubu ise herkese kan verebilmektedir. Savaş gibi kan ihtiyacının yoğun, test zamanının az olduğu zamanlarda, kan bankasında mümkün olduğu kadar çok sıfır grubu kan depolanır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Tepe, ozanların bulunduğu. 2.Mirasçı. 3.Veliaht. 4.Sıfat fiill(Erkek İsmi)

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. babadan intikal eden miras; kilise vakfı patrimo'nial s. bu yolla intikal eden miras kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ciddi bir işi olmayan ve zevk peşinde koşan erkek; mirasyedi erkek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kısım, parça, cüz; porsiyon, bir tabak yemek; pay, hisse; kısmet, kader, nasip; drahoma, çeyiz; f., hisselere ayırmak, taksim etmek; parsellemek; miras bırakmak; kızına drahoma vermek. lega1 portion huk. mahfuz hisse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. müsrif, savurgan tutumsuz; çok bol; i. müsrif kimse. prodigal son hayatı ciddiye almayan kimse, mirasyedi kimse. prodigally z. müsrifçe; cömertçe.

Genel Bilgi

Kedi, köpek ve farelerde ter bezleri ayaklarının altında, yarasalarda başın yan tarafında, tavşanlarda ağızlarının etrafında, geyiklerin burunlarının dibindedir. İnsan derisinin ise her tarafında ter bezleri vardır. Avuçiçi ve tabanda bu bezlerin sayıları daha fazla, koltuk altlarında ise boyları daha büyüktür.

Normalde aşırı sıcaklarda suratımız ve koltuk altlarımız en çok terleyen yerlermiş gibi görünür ama aslında ellerimiz, daha doğrusu avuçiçlerimizdeki ter bezleri sayısı çok daha fazladır. Yani ellerimizin terlemesi doğaldır ama niçin sıkıldığımız veya sinirlendiğimiz zaman?

Tam olarak bilinmiyor ama tahminlere göre bu da bize atalarımızdan kalan bir vücut refleksi veya reaksiyonu. Ellerimizdeki ter aslında atalarımızın, bir tehlike anında kaçarak ağaçlara tırmanmalarını kolaylaştırıcı bir salgı. Ağaçlara tırmanırlarken ellerinin nemlenmeleri nedeniyle daha az çizik ve yara oluşuyor, daha rahat yüksek dallara tırmanabiliyorlarmış.

İnsanın milyonlarca yıl devam ettiği önesürülen evriminde, artık işe yaramayan kuyruğu kaybolmuş ama sıkılınca ellerinin terlemesi, korkunca tüylerinin diken diken olması, çene ve bacaklarının titremesi devam ediyor.

Sıcak havada terliyoruz, hadi sıkılınca terlemek de atalarımızdan miras, peki biber yiyince niçin terliyoruz?

Baharatlı yiyecekler ve biberler içlerindeki yakıcı kimyasallar nedeniyle, yenildiklerinde, ağız içindeki sinir uçlarını uyarırlar ve sanki hava sıcaklığı çok yükselmiş gibi algılamalarına sebep olurlar. Sinir uçları sıcak ve yakıcı uyarılarının aralarındaki farkı hissedemediklerinden beyne, yüz tarafındaki hava ısısının yükseldiği sinyalini gönderirler. Beyin derhal soğutma mekanizmasını devreye sokarak yüzün etrafındaki ısıyı düşürmek için ter bezlerini faaliyete geçirir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s, i. müsrif, mirasyedi (kimse)

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. stirpes) sülale, soy; huk. ilk ata. per stirpes mirasın eşit olarak gruptaki kimselere paylaştırılması.

Türkçe Sözlük

(i. A. «verâset» ten). 1. irsen mirasa konma. 2. Miras kalma, irsen geçme, miras gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [توارث] miras alma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., z. üçüncü; i. üçte bir; müz. üçlü; çoğ., huk. dul kadına kocasından kalan üçte bir miras, mak. üçüncü vites; z. üçüncü olarak. third class üçüncü sınıf; üçüncü mevki; adi, aşağılık. third class mail (A.B.D.) postada açık gönderilen matbua. thir

Türkçe Sözlük

(i. A. «verâset.» ten) (mü. vârise) (c. verese). Akrabalık veya vasîllk yoluyla, ölen bir şahsın mal ve mülküne konan, miras yiyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وارث] mirasçı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.Cenab-ı Hakk’ın 99 isminden birisi. Mal ve mülkün, bütün değerlerin son ve gerçek sahibi yüce Allah. 2.Varis kelimesi, müslümanlar kastedilerek de kullanılmıştır. 3.Mirasçı, kendisine miras düşen.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vâris olma, bir şahsın ölümünde para ve mallarına sahip olma hakkı, mirasçılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ورثه] varisler, mirasçılar.

Türkçe Sözlük

(f. «yemek» fiilinden). Mirasyedi = Mirasa konmuş, mec. Müsrif, hesabını bilmez.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Beslenmek ve lezzetini almak için ağızda çiğneyip yutmak. Ar. eki, tenâvül: Ekmek, et yemek, şeker, meyve yemek. 2. Yemek yemek: Siz yediniz mi? Onlar çok erken yerler, üç günden beri yemedi, bir şey yemedi. 3. Kemirmek, aşındırmak, oymak: Kovanın ipi kuyunun bilezik taşını yemiş. 4. Alıp götürmek, yıkmak, eksiltmek: Deniz, sahilleri yemiş, dere bütün tarlayı yedi. 5. Sarfetmek, israf etmek: Varını kumarda yedi. 6. Bir tecavüz veya cezaya uğramak Bir tokat yedi, dayak yiyecekti. 7. Tutulmak, yakalanmak: iyi bir yağmur yedik. 8. Harcamak, kullanmak, faydalanmak: Serveti var ama yemez; o, iyi yer, içer. Başını yemek = Ölümüne sebep olmak. Başının etini yemek = Israrla tekrarlayarak rahatsız etmek: Şu dilenciye yirmi beş kuruş verin, zira başımın etini yedi. Gam yemek = Üzülmek. Kendi kendini yemek = Kederle helâk olmak, kahrolmak. Miras yemek = Mirasa konmak. Mirasyedi = 1. Mirasa konmuş adam. 2. mec. Bol bol ve düşünmeden sarfeden, Ar. müsrif.

Genel Bilgi

İnsan vücudundaki bazı organların günümüzde pek işlevleri olmamasına rağmen insanlık tarihinin başlangıcında önemli roller oynadıkları sanılıyor. Vücudumuz sanki başka şeyler de yapabilmek için yaratılmış gibidir. Örneğin çok ilginç yerlerimizde kıllar vardır, dizlerimiz olması gerekenden çok büyüktür, ayaklarımızda bu kadar parmağa ihtiyaç var mıdır, apandisitimiz vücudumuzda ne arıyor?

Kılların nedeninin ilk insanların duygularını sadece sesle değil hareket ve koku ile de iletmeleri olduğu sanılıyor. Vücudumuzun bazı bölgelerinde bulunan tüy ve kılların ana görevleri koku üretip özellikle erkek ve dişi arasında iletişim kurmaktı. Aynı şekilde apandisitin de başlangıçta ot yiyen atalarımızın otlarını sindirmede kullandıkları, ama zamanla otlanmaktan vazgeçtikleri için körelen bir organ olduğu sanılıyor.

Yabancıların “akıl dişi” de dedikleri yirmi yaş dişleri geç çıktıkları gibi, çoğu kez problem de yaratırlar ve diş hekimlerince derhal çekilmeleri önerilir. Aslında çiğnemede pek fonksiyonu da olmayan bu dişler bize henüz yiyeceği pişirerek yemeyi keşfedemeyen atalarımızın mirasıdır. Onların çiğ yiyecekleri yemek için daha kuvvetli bir çeneye ve dişlere ihtiyaçları vardı.

Zaten diğer bütün dişlerimiz de aynı anda çıkmaz. Önce süt dişleri çıkar. Onlar döküldükten sonra ön dişler ve köpek dişleri çıkar sonra da azı dişleri. Yirmi yaş dişleri bu sırayı biraz gecikerek takip eder. Bütün bu olaylar olurken de çenemiz gelişmeye devam eder, ancak 20 yaşını geçtikten sonra yirmi yaş dişlerine çene kemiğimizde yer açılır.

İnsanlık geliştikçe yirmi yaş dişine de çenemizde o kadar az yer kalıyor, yani insanın evriminde çene gittikçe küçülüyor. Bu nedenle bazı insanlarda bu dişler hiç çıkmadan gömülü olarak kalabiliyor. Yerine tam oturamadığından çürüyebiliyor, iltihap yapabiliyor. Bir fonksiyonu olmadığından da diş hekimleri çekip almayı tercih ediyorlar.

Görevleri sadece çiğnemek olmasına rağmen dişlerimizin içinde sinirler de vardır. Bu sinirler dişlerimizle ilgili acı, ağrı ve ısıyı beynimize iletirler. Yani dişimiz çürürse sinir bir problem olduğu konusunda beynimizi ikaz eder ama nedense bu ikazı diş çürüdükten, iş işten geçtikten sonra yapar, diş hekimleri de o dişi kurtarmak için önce sinirini alırlar.

Genel Bilgi

İnsan vücudundaki bazı organların günümüzde pek işlevleri olmamasına rağmen insanlık tarihinin başlangıcında önemli roller oynadıkları sanılıyor. Vücudumuz sanki başka şeyler de yapabilmek için yaratılmış gibidir. Örneğin çok ilginç yerlerimizde kıllar vardır, dizlerimiz olması gerekenden çok büyüktür, ayaklarımızda bu kadar parmağa ihtiyaç var mıdır, apandisitimiz vücudumuzda ne arıyor?

Kılların nedeninin ilk insanların duygularını sadece sesle değil hareket ve koku ile de iletmeleri olduğu sanılıyor. Vücudumuzun bazı bölgelerinde bulunan tüy ve kılların ana görevleri koku üretip özellikle erkek ve dişi arasında iletişim kurmaktı. Aynı şekilde apandisitin de başlangıçta ot yiyen atalarımızın otlarını sindirmekte kullandıkları, ama zamanla otlamaktan vazgeçtikleri için körelen bir organ olduğu sanılıyor.

Yabancıların “akıl dişi” de dedikleri yirmi yaş dişleri geç çıktıkları gibi, çoğu kez problem de yaratırlar ve diş hekimlerince derhal çekilmeleri önerilir. Aslında çiğnemede pek fonksiyonu da olmayan bu dişler bize henüz yiyeceği pişirerek yemeyi keşfedemeyen atalarımızın mirasıdır. Onların çiğ yiyecekleri yemek için daha kuvvetli bir çeneye ve dişlere ihtiyaçları vardı.

Zaten diğer bütün dişlerimiz de aynı anda çıkmaz. Önce süt dişleri çıkar. Onlar döküldükten sonra ön dişler ve köpek dişleri çıkar sonra da azı dişleri. Yirmi yaş dişleri bu sırayı biraz geçirerek takip eder. Bütün bu olaylar olurken de çenemiz gelişmeye devam eder, ancak 20 yaşını geçtikten sonra yirmi yaş dişlerine çene kemiğimizde yer açılır.

İnsanlık geliştikçe yirmi yaş dişine de çenemizde o kadar az yer kalıyor, yani insanın evriminde çene gittikçe küçülüyor. Bu nedenle bazı insanlarda bu dişler hiç çıkmadan gömülü olarak kalabiliyor. Yerine tam oturmadığından çürüyebiliyor, iltihap yapabiliyor. Bir fonksiyonu olmadığından da diş hekimleri çekip almayı tercih ediyorlar.

Görevleri sadece çiğnemek olmasına rağmen dişlerimizin içinde sinirler de vardır. Bu sinirler dişlerimizle ilgili acı, ağrı ve ısıyı beynimize iletirler. Yani dişimiz çürürse sinir bir problem olduğu konusunda beynimizi ikaz eder ama nedense bu ikazı diş çürdükten, iş işten geçtikten sonra yapar, diş hekimleri de o dişi kurtarmak için önce sinirini alırlar.