Mm ne demek? | Mm anlamı nedir? | Mm

Mm anlamı nedir?

Mm ne demek?

Mm anlamı nedir?

Mm | Dream Meanings


İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. millimeter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ekrandaki parlaklık ve rengin tutarlı olması için BRAVIA Dijital Projektörler 3D Gamma Düzeltme özelliğini kullanır. Özellikle karanlık sahnelerde, görüntüler en ince ayrıntısına kadar hatasız ve tutarlıdır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birbirine uygun hale getirmek; telif etmek, uzlaştırmak; bir başkasının işini görmek; sağlamak, temin etmek; yerleştirmek, yer tedarik etmek accommodate oneself uymak, intibak etmek accommodate oneself to circumstances ayağını yorganına g

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uyma, intibak; birinin işini görmeye razı olma, Iütufkarlık; düzen; yerleşme; telif etme, uzlaştırma ; ödünç, istikraz. accommodations (i). yatacak yer, konfor, rahatı sağlayan şartlar accommodation train (ABD). birçok istasyonda duran yolc

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zarfsız uçak mektubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A.Alî yüksek A. himmet). Himmeti çok ve büyük olan, yüksek himmetli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عالی همت] yüce himmetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عام] genel, yaygın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عام] yıl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عم] amca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

but. yet. still.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbes or spiritual mother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اما] ama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [( امابعد] maksada gelince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) imâme (i. A.) (c. amâim). Sarık, başa sarılan şey.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Amman, Ürdün-ün başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mâmur eden, bayındırlaştıran.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Memur eden. 2.Bayındırlaştıran. (bkz.Amir). - Ammar b. Yasir. Sahabeden. İlk müslüman olanlardandır. Çok işkence gördü. Habeşistan’a hicret etti. Annesi ilk İslam şehidcsi Sümeyye (r. anha)’dir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Amme, kamu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(AMME) (i. A. «umum» dan if. mü.). Umum, halk: Ammeye malûm oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Babanın kızkardeşi, dilimizde bunun yerine sehven hala sözünü kullanıyoruz. Halbuki hala, teyze demektir, asıl Türkçesi çiçe’dir. Bu terkedilmiş kelimenin canlandırılması böyle yanlış bir Arapça kelimenin kullanılmasından elbette hayırlıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public. general. the public. community.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nurse , wet nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمه] hala.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public prosecution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public administration. local government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common good. public benefit. public interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (elek). elektrik akımını amperle ölçen alet, ampermetre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Amiye). Avâma ait, yüksek tabakaya mahsus olmayıp avâm harcı olan, Adi, bayağı. Lugat-ı Amiye: Arap dilinin halk arasında kullanılan i’rabsız ve galat şivesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. am: Amca F. zâden: Doğmak). Amca oğlu, amca kızı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alüminyumla amonyum nitrat bileşiminden meydana gelen patlayıcı bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amonyak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). amonyak ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uşak ağacından elde edilen sakız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir kafadanbacaklı kabuğunun fosili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amonyum. ammonium chloride nışadır. ammonium nitrate amonyum nitrat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mühimmat, cephane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصم] sağır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) simetrisizlik, bakıışımszlık.asymmetrıc (s) simetrik olmayan, simetriz, bakışımsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Atığın toprak katmanları arasına gömülmesinden ibaret, katı atık tasfiyesinin en yaygın yöntemi; Atıkların gömüldüğü çukur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaradılıştan bir hastalığa karşı bağışıklığı olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). tavla oyunu; (f). tavla oyununda yenmek, özellikle mars etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Düşünmeksizin.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. iyi huyluluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. gösteriş1i fakat değersiz; sahte, taklit; i. şatafatlı fakat değersiz olan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dilenci serseri; iyi netice vermeyen şey; (argo) uyuşturucu maddelerin kötü etkisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «samt» dan imef.) (mü. musammata). Asıl kafiyesi dışında her beytinde kendi içinde üç kafiye bulunan gazel ve kaside.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جم] kalabalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). santigram.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Suya dalıp çıkmak, suya girip yıkanmak.

2.Dolanıp batmak, gömülmek: Parmaklar ete çimmek.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Homer'in destanlarında adı geçen ve karanlıkta yaşadıkları söylenen bir batılı ırk ile ilgili; kasvetli, iç kapayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ıslak, yaş, rutubetli, yapışkan, soğuk. clamminess (i). ıslak ve yapışkan oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). virgül .comma bacillus virgül şeklinde mikrop, kolera mikrobu. inverted commas tırnak işareti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). emir, kumanda, komut; bir subayın kumanda ettiği askerler; yetki, hakimiyet; (f). emretmek, hâkim olmak, kumanda etmek, idare etmek; amir olmak, bakmak. a good command of (a Ianguage) (bir dili) rahat konuşabilme. at command emir üzerinde. at o

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kumandan, komutan, amir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (ask). askeri hizmete mecbur tutmak; müsadere etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kumandan, komutan; önder, baş; deniz binbaşısı. commander in chief başkomutan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tımar, zeamet; kumandanlık; masonluk gibi cemiyetlerin loncası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). emreden; etkili: hâkim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emir. the Ten Commandments On Emir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). komando birliği; komando.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). icap ettiği şekilde, gerekli şekilde; modaya uygun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aynı ölçülere sahip olan, eşit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). anmak, zikretmek, hatırasını yad etmek commemora'tion (i). anma, hatırasını yad etme; anma töreni. commemorative (s). anma vesilesi oian; hatıra serisi olarak basılmış (pul).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). başlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başlama, başlangıç; diploma töreni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tavsiye etmek, salık vermek; övmek; saygılarını sunmak; emanet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). övülmeye 1ayık, beğenilir. commendably (z). övülmeye lâyık şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavsiye, salık verme; övme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). salık veren, tavsiye eden; metheden, öven.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). aynı sofrada yemek yiyen;( zool). komensal; (i). sofra arkadaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aynı birim ile ölçülebilen; orantıl commensurably (z). orantılı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). orantılı, eşit; yeterli; uygun, münasip. commensurately (z). uygun bir öIçü ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yorumlama, tefsir; açımlama; düşünce, mütalaa; eleştirme tenkit; (f). açımlamak, fikrini söylemek; on ile hakkında fikir beyan etmek, tefsir etmek, yorumlamak; eleştirmek .commentary (i). tefsir, şerh, açımlama, izah; çıkma haşiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eleştirmeci; yorumcu, şarih, tefsirci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ticaret, iş, alım satım; toplumsal ilişkiler; cinsel ilişki. chamber of commerce ticaret odası. domestic commerce iç ticaret. foreign commerce dış ticaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alışveriş etmek; ilişkide bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ticari; (i). radyo veya televizyon ilânı. commercial college ticaret öğretimi yapan yüksekokul .commercial law ticaret hukuku. commercial paper kıymetli ticari vesika; kısa vadeli ticari senet; emre yazılı senet; poliçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ticari gelenekler; ticari tutum; ticari terim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). -ise (f).ticarileştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili komünist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karıştırmak, katıştırmak; karışmak, kaynaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ezmek, ufalamak, toz haline getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kederini paylaşmak, dert ortağı olmak, rikkat göstermek. commisera'tion (i). teselli, rikkat, acıma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). komiser, eskiden S.S.C.B.'nde herhangi bir idari örgütün başında olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). Ievazım sınıfı; eskiden S.S.C.B.'nde siyasi örgüt; komiserlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). iaşe ve levazımat mağazası; vekil, mümessil; komiser.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). görev, vazife, iş; işleme; eylem; komisyon ücreti, yüzdelik; kurul, komisyon; rütbe, mevki; salahiyetname, emirname; belirli bir görev için verilen yetki; (f). tayin etmek, atamak; vazifelendirmek, görevlendirmek, memur etmek; den donanmaya kat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Avrupa otellerinde veya hükumet dairelerinde hizmet eden uşak veya haberci; ingiltere'de kapıcılık vb. işlerde bulunan görevli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). subay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mühim bir işe tayin edilen memur; şube müdüru; komisyon üyesi; vekil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birleşme noktası, ek yeri; (anat)., (zool). birleşik iki organın birbirleriyle birleşme yeri, dudakların veya göz kapaklarının bitiştiği yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ed -ting) işlemek, yapmak; emanet etmek, teslim etmek, tevdi etmek; kanun tasarısı v.b.'ni komisyona havale etmek; söz vererek bağlamak. commit oneself bir karara varıp bunu ilân etmek. commit oneself to kendini adamak, hasretmek. commit to memory e

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vaat, taahhut; kesin karar; teslim etme, teslim olma; bağlantı; havale; irtikap, (suç) işleme; (huk). birinin hapishane veya akıl hastanesine kapatılması için mahkemeden alınan karar, hapis ilâmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). komite, kurul, komisyon. committee of the whole meclisin komisyon halinde toplanması. in committee encümende, komisyonda. joint committee birleşik komisyon. standing committee daimi encümen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birbirine karıştırmak veya karışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekmeceli dolap; konsol, komodin; lavabo; lazımlık, oturak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). geniş, kullanışlı, ehven; rahat, ferah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mal, emtia, eşya; yararlı şey. staple commodities başlıca satış ürünleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., den. komodor; yat kulubü reisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).genel, yaygın, umumi, umuma ait; ortak, müşterek; evrensel; adi, bayağı, kaba; alışılmış, mutat. common carrier para ile yolcu veya yük taşıyan firma. common consent umumun rızası. common divisor (mat). ortak tam bölen. common fraction (mat). bayağı k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). genel park veya otlak, halkın ortak malı olan yer, meydan; (huk). bir kimsenin başkasının toprak veya suyu üzerinde hak iddia etmesi. in common müştereken, beraber, birlikte, ortaklaşa. in common with ile ortak olarak. out of the common fevkalade, a

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). umuma ait olan otlağı kullanma hakkı; ortak mal sahipliği; avam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). avam, halk tabakası, topluluk; tüzel kişiliği olan ticari şirket üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halk tabakasından olan kimse; (bazı ingiliz üniversitelerinde) kendi hesabına okuyan talebe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). adi, sıradan, bayağı; olağan; kişiliği olmayan; (i). beylik laf, klişe, çok söylenmiş söz; çok görülmüş herhangi bir şey, basmakalıp iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ)., (ing). avam, halk tabakası; (üniversitede) yemekhane. House of Commons Avam Kamarası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kamu yararı, amme menfaati.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ulus;cumhuriyet; A.B.D. eyalet. the Commonwealth İngiliz Milletler Topluluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gürültü; karışıklık, ayaklanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). toplumla ilgili, toplumsal, halka ait; umumun malı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). her eyaletin ayrı bir devlet olarak idare edildiği idari sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir şeyi mahalli halka mal ettirmek; mahalli idare altına sokmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). sohbet etmek, söyleşmek, hasbıhal etmek, konuşmak: (i). konuşma, sohbet, söyleşi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bazı memleketlerde mahalli idare; komün; avam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bulaşıcı, sari; ifade edilmesi mümkün, söylenebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilgi veren kimse, konuşan kimse; Aşai Rabbaniyi (komünyon) alan veya almaya hakkı olan kilise üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ifade etmek, anlatmak; nakletmek; meramını anlatmak; muhabere etmek, haberleşmek; bulaştırmak; aralannda bağlantı olmak; bildirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). haberleşme; ulaşım; ulaştırma; bağlantı irtibat; haber, mektup. Minister of Communications Ulaştırma Bakanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). konuşkan, duygulannı serbestçe dile getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). paylaşma; katılma; Aşai Rabbani ; Hıristiyanlıkta mezhep; arkadaşlık; sohbet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). resmi tebliğ, bildiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). komünizm. communist (i)., (s). komünist; (s). komünistlere veya komünizme. ait communis'tic (s). komünizm taraftan olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aynı yerde veya aynı şartlar altında yaşayan insan topluluğu; toplum, cemiyet; ahali, halk, amme; müşterek tasarruf, ortak mal sahipli. community center A.B.D. şehir kulübü, bir bölgede oturanlann meselelerini çözümlemek veya eğlenmek için toplandıkl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). müşterek tasarrufa tabi kılmak, umumun malı haline getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., elek cereyanın yönünü değiştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). deiştirilebilir; hükümetçe deiştirilmesi veya hafifletilmesi caiz (ceza).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değiştirme, değiş mübadele; A.B.D. bir kimsenin evi ile işi araslnda abonman bileti ile yaptğı yolculuk; (huk). cezanın değiştirilmesi veya hafifletilmesi. commutation ticket abone kartı veya bileti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). değiş tokuş veya yer deiştirmeyle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (elek). çevirgeç, komütatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).değiş tokuş etmek mübadele etmek; deiştirmek veya hafifletmek (cezayı); toptan daha ucuza almak (aylık tren bileti v.b'ni); karşılığını ödemek; yerini tutmak; (elek). cereyanın yönünü değiştirmek her gün iş ile ev arasında gidip gelmek. commuter (i).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). müşterek, ortak; karşılıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). konsome, et suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tam, mükemmel. consummately (z). mükemmelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tamamlamak, ikmal etmek. consummate a marriage nikâhtan sonra cinsel temas yolu ile izdivacı tamamlamak. consumma-tion (i). ikmal, itmam, yerine getirme; iyi sonuç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (A.B.D)., argo pis, köhne, bakımsız, adi, kötü, ikinci kalite; (ing)., argo tombul, balık etinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çok İyi, çok güzel.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kemer, kuşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Damlatmak, taktir etmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (gemi v.b.'ni) yedeğe çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). en eski Yunan alfabesinde altıncı ve ibranice'de vav harfinin eşiti olan harf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Yun.

man. ikilem

İki önermesi bulunan ve her iki önermenin vargısı olan tasım.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An argument which presents an antagonist with two or more alternatives, but is equally conclusive against him, whichever alternative he chooses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A state of things in which evils or obstacles present themselves on every side, and it is difficult to determine what course to pursue; a vexatious alternative or predicament; a difficult choice or position. state of uncertainty or perplexity especially a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of uncertainty or perplexity especially as requiring a choice between equally unfavorable options.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In popular use a dilemma can be almost any sort of difficult choice, but in logic a dilemma is a choice in which there are only two options, attractive or not One can refute a dilemma, that is, show that is not a real dilemma, by finding a third possibili

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Catch-22 , dilemma , fix , jam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müşkül durum, çıkmaz; (man). ikilem, dilem. the horns of a dilemma her biri imkânsız olan iki şık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a rheostat that varies the current through an electric light in order to control the level of illumination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A remote device which reduces the light output of a stage lighting fixture by reducing the total wattage it receives, commonly grouped in banks, panels or packs Present technology usually has a dimmer per circuit, as opposed to systems where a limited num

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In lighting, the electrical device that regulates the current passing through the bulb filaments and, thereby, the amount of light emitted from the lighting instruments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic controls that allow stage lighting to fade up or down slowly, as opposed to being on or off only Submitted by Karl Kuenning RFL from Roadie Net.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A control that regulates light levels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Device which provides adjustable voltage to a lighting fixture to control light output Can also be a term to refer to a mechanical device, such as a shutter, that controls output.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument used to change the voltage of lights on the set, regulating in this way thier intensity NOTE: Not recommended for color cinematography, as the color temperature of the lights will also change.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Controls the brightness of a particular fixture A dimmer pack is a device used to control a fixture from a remote control panel Dimming may also be a feature within an intelligent light or a specific control device.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that controls levels of light by varying the electric current. a device in the electrical circuit used for varying the brightness of lamps in a lighting installation Dimming controls are ideal for any number of rooms because they allow you to cha

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To change the brightness of the display e g during night driving. a rheostat that varies the current through an electric light in order to control the level of illumination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (elek). ışık kesici reosta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). taciz etmek, rahatsız etmek; zahmet vermek, külfet yüklemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). simetrik olmayış, bakışımsızlık; (mat). simetrisizlik. dist kıs. distance, distinguish, district.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).davulcu, trampetçi; ABD gezgin satıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(s). kukla, manken; taklit, suret; dilsiz, az konuşan kimse; (argo) budala kimse; (matb.) mizanpaj; (iskambil) ölü el; sözde kendisi hakikatte başkası hesabına hareket eden kimse; (s). dilsiz, dili tutulmuş, sessiz; sahte, yapma, taklit. dummy ba

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعم] genelde, yaygın haliyle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افکار عامه] kamuoyu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهم] en önemlisi. ehemmiyet atfetmek önem vermek, önemsemek ehemmiyet kesb eylemek önem kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHEMMİYYET) (i. A.) (Büyütme ismi olan «ehemm»e masdar edatı katılarak yapılmış yeni kelimedir. Tek y ile söylenir). Mühimlik, ağırlık, ye ğerlilik, dikkate değer olma, dikkat ve ihtimam: İşe ehemmiyet vermek, üstünde ehemmiyetle durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importance. consequence önem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importance. consequence. consideration. gravity. import. moment. significance. value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mühim, değerli, ağır. Üzerinde durulması lüzumlu: Ehemmiyetli mesele, ehemmiyetli hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

important. consequential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mühim ve değeri olmayan, nazarı itibara alınmaya lâyık olmayan, hafif, Adî: Ehemmiyetsiz iş, ehemmiyetsiz hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. unimportant. frivolous. immaterial. inconsiderable. petty. trifling. trivial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهميت] önem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). İmamlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ائمه] imamlar, önderler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dört Sünnî mezhebin kurucusu olan dört büyük İslâm hukukçusu: Ebû Hanîfe, Ahmed bin Idrîs-eş-ŞAf’İ, Mâlik bin Enes, .Ahmed bin Hanbel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) CAferî mezhebinden olan Şİİler’de Hz. Ali ile başlayarak Mehdî ile sona eren on iki imam: Hz. Alî, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Zeyn-ül Abidîn, imâm-ı BAkır, Ca’fer-üs-SAdık, MÜsâ KAzım, Alî bin MOsâ, Muhammedin Nakî, Aliyy-üt-Takî, Hasan-ül-Askerî, Imâm-ı Mehdî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. emr’den imüb.) (müzekkeri kullanılmaz). Fazlasıyle emredici. Ar. mücbir: Nefs-i emmâre = İnsana kötülükleri emreden nefis ve şehvet duygusu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اماره] emredici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Emmek işi. Ar. mas, cezb: Çocuğun süt emmesi. Emmekle hasıl olan: Emme tulumba = Suyu çekerek veren tulumba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suction. absorption. adsorption. sucking. suction. suck. aspiration. soak. sorption. vacuum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absorption. imbibition. occlusion. suck. suction. sucking. intake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suction. sucking. absortion. soakage. intake. absorbed. absorption. suck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a kind of suction pump. primer pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Nefesle çekmek. Osm. massetmek: Sütü birden emerek içti. Memeyi, dudağını, parmağını emmek. Parmak emmek = Hayrette kalmak, parmak ısırmak. Süt emmek = Memede olmak: Hâlâ süt emiyor. Kanını emmek = Nesi varsa almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suck up. suck. suck in. absorb. adsorb. soak. soak in. sop up. drink in. siphon off. syphon off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absorb. suck. to suck. to absorb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to absorb. to suck. to soak. to draw. to lift. to drink. to pump. to press out. to profit from. to soak up. assimilate. imbibe. swallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kadınlarda âdetleri kolaylaştıran ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düşük kaliteli bir cins buğday, bot. Triticum dicoccum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. göz merceğinin normal oluşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. bir televizyon ödülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اتم] tam, mükemmel, eksiksiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kiliseden aforoz etmek, mahrum etmek, cemaatten tardetmek, Hıristiyan ayinlerine kabul etmemek. excommunica'tion (i.) aforoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.) (fe edatı ile emmâ’dan mürekeptir). Kaldı ki, ona gelince.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). kadın. femme de chambre oda hizmetçisi. femme fatale baştan çıkartıcı kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yanar, yanabilir, kolaylıkla yanar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). keşkeğe veya bulgur pilavına benzer bir yemek; muhallebi gibi bir çeşit meyvalı ve yumurtalı tatlı; tatsız şey, anlamsız kompliman, boş laf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), argo şaşırtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. İbranîce’den). Yunan alfabesinin üçüncü harfi (gamma ışınları).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i gamma, Yunan alfabesi nin uçuncü harfi gamma globulin gamma globulin gamma rays gamma ışınları

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

LCD projeksiyon ya da arkadan projeksiyon ekranlarda en iyi görüntü için farklı gri seviyelerinin ayrı ayrı ayarlanmasına olanak tanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

Çok kısa dalga boyundaki elektromanyetik radyasyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gamz’den imüb.) (mü. gammâze).

1.Herkesin ayıplarını meydana çıkarmaya çalışan, münafık.

2.Câsus, söz yetiştirici.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

titular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telltale. informer. sneak. proditor. stool pigeon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غماز] ispiyoncu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Söz ulaştırmak, münâfrklık eylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to inform against. to tell on sb. to tell tales about. rat on. snitch. snook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Arkasından konuşmak (birinin ayıplarını, ona zarar verecek ve ahlâksızca bir şekilde başkasına söyleme).

2.Casusluk.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tittle tattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

informing on sb. prodition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, saka ya,slı kadın, kocakarı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i f domuz etinin tuzlan mış ve tutsulenmiş but tarafı; f domuz etini tütsulemek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i f tavla; tavlada mars; f mars etmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i f ünlem ing, k dili saçmalık, boş laf, aldatma; f boş laf etmek, hile yapmak; aldatmak; ünlem Saçmalık I Boş lafl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, den cıvadrayı baş bo doslamasına tiringa halatı ile bağlamak gam moning i cıvadra tiringası gamo onek cinsiyetle ilgili; bileşik gamous sonek evlilikle ilgili, ureme ile ilgili: monogamous s tek eşli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. gemmae) bot., zool. tomurcuk, yaprak tomurcuğu; bazı bitki ve hayvanlardan ayrılıp bağımsız yaşayan kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f., biyol. tomurcuklanan, tomurcuklar vasıtası ile yeni filiz veren; f. tomurcukla çoğalmak. gemma'tion i., biyol. tomurcuklanma, tomurcuklarla çoğalma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., biyol. tomurcuk hâsıl eden; tomurcuklarla çoğalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük tomurcuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cevherli; cevhere benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D herhangi bir şeyin etki veya cazibesini artırmak için ilâve edilen sahte kısım veya unsur; küçük cihaz. gimmicky s., A.B.D hileli tarafları çok olan, yutturmaca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. parıldamak, hafif ışık vermek; i. parıltı, hafif ışık; zerre, nebze. a glimmer of hope ümit ışığı. glimmering i. zayıf ışık; ima, fikir edinme, seziş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Gömmek işi, defin.

2.Gömülmüş, sokulmuş, kakılmış: Gömme altın; gömme dolap, banyo.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inlaid. built-in. let-in. flush. sunken. sunk. burying. burial. committal service. entombment. inhumation. interment. sepulture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burial. funeral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burying. inlaid. buried. set-in. recessed. sunken. embedded. engaged. build-in. sinking. insertion. embedding. countersunk. inset. inserted. inlay. inlaying. inlaid work. impression. inlet. fitment. built in. bury. committal. funeral. nesting. sepu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sunken bathtub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inset cupboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inset lock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yerin içine veya diğer bir şeye sokmak, batırmak, örtmek: Soğuk yerlerde bağ kütüklerini kışın gömerler. Kazı kesip karın içine gömdü. Ördek yumurtalarını gübreye gömmüştü.

2.(ölüyü) Mezara koyup örtmek, defnetmek. Filânı nereye gömdüler? Vefatı günü gömdüler.

3.Yerin içine saklamak, gizlemek: Eski zamanda zenginler paralarını gömerlerdi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bury. let in. commit to the ground. dig in. embed. entomb. immerse. inhume. inter. intomb. lay to rest. sink. sink into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bury. embed. inter. to bury. to inter. to lay sb to rest. to embed. to inlay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embed. to bury. to inter. to install. to set in. to build in. to sink. to inlay. to embed. to penetrate. to earth. to drive. to counter-sink. to pitch. dig oneself in. entomb. nest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gramer, sarf, dilbilgisi; gram'er kitabı; gramer kurallarına göre hazırlanmış yazı veya konuşma. grammar school eskiden İngiltere'de üniversiteye talebe hazırlayan mektep; A.B.D. ilk ve orta okul derecesinde resmi okul. comparative grammar karşıla

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gramer uzmanı, dilbilgisi kitabı yazarı, gramerci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gramere ait, sarfi, dilbilgisi kurallarına uygun. gram - matically (z.) gramer bakımından, sarfça, gramer kurallarına uygun olarak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) iliğin madeni kenarı; (den.) ipten yapılan simit halkası, çevirme kasa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) grommet .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sakız gibi, sakızlı, yumuşak ve yapışkan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [گلبانگ محمدی] ezan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حائز اهميت] önemli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -1.Çok hamdeden, çok şükür ve dua eden. Hammad b. Ebu Süleyman: Hadisçi. Tabiindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hammad).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حمال] hamal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hammal ücreti, bir yük ve eşyanın taşınması ücreti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حمام] banyo. 2.hamam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hamamcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خمار] meyhaneci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çekiç, tokmak; (anat.) çekiçkemği; tüfek horozu; muhtelif aletlerin uzunca, yassı ve ekseriya oynak kısımları; mezatçı tokmağı. hammer and sickle orak ve çekiç. hammer and tongs (k. dili) büyük gürültü ve gayretle. hammer lock güreşte kolun arkaya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) çekiçle vurmak, çekiçlemek; çekiçle işlemek; yumruk atmak, yumruklamak; (kalp) hızla atmak; zihnen çok çalışmak; saldırmak, hücum etmek. hammer an idea into one's head bir kimsenin kafasına bir fikri sokmak, zorla anlatmak. hammer at azimle uğraş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çekiç balığı, (zool.) Sphyrna zygaena malleus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hamak, (den.) branda yatak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خاص و عام] herkes.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yüz gram, hektogram.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هم] kaygı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. himem) (cemül-cem’i = çokluğunun çokluğu: himemât).

1.Kasit, niyet, zihin ve kalple olan çalışma: İnsan himmetle pek büyük işlere muvaffak olur. Alî-himmet, bülend-himmet = Büyük ve yüksek işlere girişen.

2.Çalışma, ceht, gayret: Yolların tesviyesine himmet etti, bu okul ancak onun himmetiyle vücuda geldi. 3.Lutuf, lutufkâr muamele: Himmet buyurun, himmetinizle.

4.Mânevî teveccüh, rûhânî imdât: Pİrin, şeyhin himmeti üstümüzden eksik olmasın (bu son iki mânâ Arapça’da yoktur. Arapça terkiplerde himme suretinde de kullanılır).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endeavor. effort. influence. help.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

help. auspices. protection. work. effort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [همت] çaba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Gayret, emek, çalışma, çabalama. Yüksek irade. 2.Ermiş kimsenin tesiri. 3.Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to help.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çaba göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Sıtma.

2.Ateşli hastalık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hummâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fever. pyrexia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حما] nöbet, ateş nöbeti. 2.sıtma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Humması olan, ateşli. 2.Sürekli, hareketli ve sıkı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feverish. intensively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with fever. febrile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vızıldayan, mırıldanan, uğuldayan; k.dili kuvvetli, canlı, dinç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sinekkuşu, zool. Trochilus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yuvarlak tepe, tümsek yer. hummocky s. tümsek, tümsekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. lekesiz, pak; saf; kusursuz. immaculately z. lekesiz olarak,tertemiz bir halde. immaculateness, immaculacy i. lekesizlik, pak oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fels. her yerde mevcut, hazır ve nazır; dahili, batıni. immanence i. her yerde var olma, içte baki olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. önemsiz, ehemmiyetsiz; ilgisi olmayan; maddi olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. olgunlaşmamış, kemal bulmamış, ham, toy, olmamış, gelişmemiş, pişmemiş. immaturely z. yetişkin kimse gibi davranmayarak; vaktinden evvel, ol gunlaşmadan. immaturity i. hamlık, toyluk

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ölçülemez: sınırsız, hudutsuz. immeasurably z. ölçulemez derecede, gayet, pek çok .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şimdiki, hazır, derhal olan, elde mevcut; vasıtasız; yakın. immediately z. hemen, derhal, doğrudan dogruya. immediacy i. yakınlık; doğrudan doğruya mevcut olma; fels şuur; sezgi yoluyla bilinen şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hatırlanamayacak derecede eski, çok eski. from time immemorial çok eski zamandan beri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok büyük; hudutsuz, engin, geniş. immensely z. gayet, pek çok. immenseness, immensity i. genişlik, uçsuz bucaksız olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ölçülemez

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. daldırmak, suya batırmak. immersed in thought dalgın, derin düşüncelere dalmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dalma daldırma: batma, batırılma; butün vücudu suya daldırarak vaftiz etme; astr. gökcisimlerinden birinin bir başkasımn arkasına veya gölgesi içine girmesi, tutulma. immersion lens mikroskopta daldırma merceği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. göçmen, muhacir, dış ülkelerden gelip yerleşen göçmen; s. dış üIkelerden gelip yerleşen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. göç etmek, hicret etmek, dış üIkelerden gelip yerlesmek, muhacir olmak. immigra'tion i. hicret, göçme, hariçten gelip yerleşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yakında vaki olma sından korkulan, hemen kopacak olan, yakın. imminence i olabilecek durum; tehdit eden şey. imminently z. tehdit ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. içine katılıp karıştırılamaz, yağ ile su gibi karışmaz, meczedilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hafifletilmesi ve yatıştırılması mümkün olmayan, bastırılamaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kımıldanamaz, kımılda tılamaz; hareketsiz. immobil'ity i. hareket sizlik, yerinden kımıldamayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yerinde durdurmak, tespit etmek, kımıldanmaz hale getirmek; tıb. sargı ile tespit etmek;tic. tedavülde olan paranın değerini muhafaza için bir kısmını tedavülden çekmek; askeri kuvveti savaşamaz hale getirmek. immobiliza'tion i tespit etme, hareke

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. itidalsiz, ıIımlı olmayan, aşırı, ifrata kaçan, çok fazla. immoderately z. aşırı olarak, ifrata kaçarak. immoderateness, immodera,tion i. itidalsizlik, aşırılık, ifrat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. utanmaz arsız, iffetsiz açık saçık; hayasız, küstah, haddini bilmez. immodestly z. hayâsızca, kustahça im modesty i iffetsizlik; hayâsızlık, küstahlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kurban etmek kesmek, boğazlamak. immola'tion i. kurban etme kesme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. immoral

fel. töretanımaz

Daha üstün saydığı bir töre adına geçerli töreyi tanımayan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

violating principles of right and wrong. not adhering to ethical or moral principles; 'base and unpatriotic motives'; 'a base, degrading way of life'; 'cheating is dishonorable'; 'they considered colonialism immoral'; 'unethical practices in handling publ

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ahlaksız, ahlâkı bozuk, ahlaka aykırı, edepsiz, fasit. immorally z. ahlâksızca. immoral'ity i. ahlaksızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. immoralisme

fel. töretanımazlık

Toplumca benimsenmiş töre ile ilgili değerleri değiştirmek isteyen öğretilerin genel adı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ölmez, ebedi ölümsüz, daim, baki, sonsuz; i. ölümsüz varlık; şöhreti devam eden kimse; coğ. ilâhlar; çoğ.,the ile Fransız Akademisi üyeleri. immortal'ity i. ebedilik, olümsüzlük. immortally z. ebedi olarak, ölümsüz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ebedileştirmek, ölümsüzleştirmek; ebedi şöhrete nail etmek, unutulmaz hale getirmek. immortaliza'tion i ebedileştirme, ölümsüzleştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kımıldamaz, yerin den oynamaz, sabit; değışmez; kolay etkilenmez; huk. gayri menkul. immovably z. kımıldanmadan, değişmeyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bağışık, muaf, bulaşıcı illetten muaf; i. bulaşlcı bir hastalığa karşı baglşıklığı olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muafiyet, dokunulmazlık, masuniyet; bulaşlcı hastalığa karşı muafiyet, bağışıklık; huk. kişisel dokunulmazlık, şahsi masuniyet. diplomatic immunity diplomatik dokunulmazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. muaf olmak, masun etmek, bağışıkkılmak. immuniza'tion i. baışıklama; aşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek bağışıklık sağlayan bağışık Iıkla ilgili, bağışık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. immunologie

bağışıklık bilimi

Bağışıklık olaylarının ortaya çıkma şartlarını, gelişimini, alınabilecek önlemleri ve yapılabilecek tedaviyi inceleyen tıp dalı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. etrafına duvar çekmek; üstüne duvar örmek; hapsetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değişmez, sabit. immutabil'ity i. değişmezlik, sabit oluş. immu'tably z. değişmeden, sabit kalarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,i. oranssız, nispetsiz, kıyas kabul etmez; ölçülmeyen; i., çoğ, ortak ölçülmez sayılar. in commensurabil'ity i ölçülemez oluş, nis - petsizlik. incommen'surably z nispet sizce, ölçülemez bir ,sekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. oransız, nispetsiz, kıyas edilemez; yetersiz. in commensurately z. nispetsiz olarak; yetersizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. rahatsız etmek, zahmet vermek, taciz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rahatsız, kullanışsız, elverişli olmayan; zahmetli, işe yaramaz; sıkışık. incommodiously z. elverişli olmayarak, kullamşslz bir sekilde. incommodiousness i. elverişsizlik, kulIanışlı olmayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ifade edilemez; söylenilemez; nakledilemez. incommunicabil'ity i. ifade edilemez durum. incommunicably z. ifade edilmez surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. kimse ile görüştürülmeyerek (hapiste).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fikrini başkasına açıklamayan, ketum, ağzısıkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değişmez; değiştirilemez; tebdil veya tahvili mümkün olmayan. incommutabil'ity i. değişmezlik. incommut'ably z. değismez bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ateş alır, tutuşur, parlar; kolay kızdırılır (madde). inflammability i. tutuşabilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alevlendirme, tutuşma; tıb. kızarma; tıb. iltihaplanma, iltihap. inflammatory s. tahrik edici, alevlendirici; kızdırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbiri ile konuşmak veya muhabere etmek, birinden diğerine serbestçe gidip gelmek. intercommunicable (s.) birinden diğerine geçilebilir. intercommunica'tion (i.) bir biriyle temas, ulaşım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) müşterek olma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) basınçlı hava ile çalışan kaya delgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng., den. domuztırnağı, kısa demir çubuk; kızarmış koyun başı, baş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hırsızların kullandıkları demir çubuk; f. bu demirle kırmak, açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قائم مقام] kaymakam. 2.yerine geçen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşli, ağır bir barsak hastalığı, tifo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tetanus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Cesur, yiğit.

2.Silâhlı, silâh kuşanmak.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کميت] nicelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کميت] nicelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kemmiyet). Kemiyetler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. fizik). Bir kilo ağırlığındaki bir cismi bir metre yükseğe kaldırmak için sarfedilen kuvvete karşılık olan enerji ve iş birimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. ekmâm) (botanik). Çiçek kâsesi, kapçığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kâmil). Kâmiller, olgunlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) anason ve kimyonla tatlandırılmış Alman veya Rus likörü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kuzu kuşu, (zool.) Gypaetus barbatus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

typhus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

typhus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (Yu., çoğ. lemmata) man. yardımcı önerme; bir şiir veya yazı önsözü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuzey memleketlerine özgü bir çeşit iri kır faresi, yaban sıçanı, zool. Lemmus lemmus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bazı loğusalarda görülen ciddi bir hastalıktır. Halk arasında albastı denir. Nedeni, üreme organı yollarında iltihaplanma, doğum esnasında temizliğe yeteri kadar önem verilmemesi veya idrar yollarının iltihaplanması olabilir. Doğumdan 3 veya 7 gün sonra ateş yükselir. Karnın alt bölümünde yumuşaklık hissedilir. Akıntı fazlalaşır ve loğusa genel bitkinlikten şikayet eder. Doktora başvurmak gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçete de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Civanperçemi, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam civanperçemi konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, yarım kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., k.dili aptal veya bön kimse, ahmak kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ç.dili anne.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. mama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meme. mammary s. memeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. memeliler sınıfından hayvan. mammal'ian s. memeli hayvana ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayvanat ilminin memeliler dalı. mammalogist i. memeliler uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. memeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. meme şeklinde, mememsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. meme, meme şeklinde uzuv.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. memeye ait veya ona benzer, mememsi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek meme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. insanı kötü yola sevkeden servet ve mal; hırs, ihtiras; b.h. hırs veya servet tanrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. mamut; s. gayet iri, dev gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ç.dili anne; A.B.D. zenci sütnine, Arap dadı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkçe halk dilinde: merâmet). (bk.) Merâmet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرمت] onarım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

onarmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشام] burun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). T. Yerme, kınama, zemmetme.

2.Kötü iş.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaz ortası; yaz dönümü. Midsummer Daying 24 haziran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

MMC hafıza kartlarından boyut olarak daha küçük ancak özellik olarak daha geliştirilmiş kartlardır. Düşük voltaj ve yüksek veri transferi için tasarlanmıştır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

SMS ile aynı alt yapıya sahip ancak SMS’e göre daha çok veri gönderimini sağlayan (melodi-resim-kısa video vb) bir sistemdir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

MMX® (Çoklu Ortam Uzantısı), video ve sesli uygulamaların etkili biçimde çalıştırılmasını sağlayan bir işlemci teknolojisidir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. Muhammad.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «amâ» dan imef.) MAnâsı gizli ve güç anlaşılır söz veya şekil, bilmece (klasik şiirde bir çeşittir). mec. Anlaşılmaz, sır, muğlâk, karışık, karmakarışık, halli müşkül: O, bir muammâdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enigma. riddle. puzzle. mystery. conundrum. problem. puzzlement. puzzler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enigma. puzzle. secret. mystery. riddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enigma. mystery. conundrum. puzzler. riddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معما] bilmece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

queer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ömr» tâmîr’den imef.) (mü. muammere). Yaşayan, hayatta olan: Uzun zaman muammer oldu; Allah sizi muammer eyleyel

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Ömür süren, yaşayan, yaşamış. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Temin edilmiş, sağlanmış.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Temin edilmiş, sağlanmış, emniyete alınmış. -Hz.Peygamberin isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hazreti Muhammed; Mehmet. Muhammadan s. Müslüman. Muhammadanism i. islam, Müslümanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Birçok defalar hamdu sena olunmuş, tekrar tekrar övülmüş. 2.Birçok güzel huylara sahip. Hz.Peygamber (s.a.s)’in isimlerindendir. Dedesi Abdülmuttalib tarafından, gökte hak yerde halk övsün niyetiyle bu ad konulmuştur. Kur’an’da dört yerde zikredilmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Muhammediyye).

1.Peygamberimlz’e ait: Dİn-i Muhammedi, şerîat-ı Muhammediyye.

2.İslâm dininde bulunan, islâm dinine mahsus: Ezân-ı Muhammedî.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hemn, tahmîn» den imef.). Tahmin edilen, tahmin olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estimated. appraised (worth / value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخمن] tahmin edilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamr»dan imef.) (mü. muhammere). Mayalanmış, ekşiyip kabarmış (galatı «muhtamar»).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخمر] mayalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hums» dan imef.) (mü. muhammese).

1.Beşli, beş katlı.

2.(matematik) Beş köşeli, beş açılı şekil, beşgen.

3.(edebiyat) Beş mısrâlı kıt’alardan yapılmış klasik şiir şekli. 4.(musiki) Muhammes şarkı = Beş mısrâlı şarkı.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مخمس] beşli. 2.beşgen. 3.beş dizeli şiir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «humn» den if.) (mü. muhammine).

1.Tahmin eden, tahminci. 2.Mala baha biçen gümrük memuru.

3.Rehin verilen mücevher vesair değerli eşyanın kıymetini tahmin ve takdir eden memur, estlmatör.

4.Resim ve vergiye bağlanacak emlâkin değerini tayin eden memur: Tahrîr-I emlâk muhammini.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muhamminin iş ve görevi: Bir muhamminliğe tayin olundu; o adam muhamminlik edemez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mehd.den imef.) (mü. mümehhede).

1.Yapılmış.

2.Düzenlenmiş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c) (m. mühimme).

1.Mühimmeler, mühim şeyler, (bk.) Mühimme.

2.Cephane ve benzeri şeyler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

munition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition. munitions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition. munitions. ordnance. provision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hemm» den if.) (c. mühimmât). Gaileli ve meşguliyeti! iş, ağır ve ehemmiyetli iş. Mühimme kalemi = Sadârette (başkanlık) mâbeyn-i hümâyûn ile olan yazışmalara bakan daire, (c.).

1.Lâzım şeyler, levezım. Mühimmit-ı kalemiyye = Kırtasiye.

2.Savaş için lâzım olan fişek, barut, gülle, kurşun gibi şeyler, cephane: Mühimmât-ı harblyye; mühimmât-ı seferiyye; mühimmât arabası.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «kemâl» den imef.) (mü. mükemmele). Kemâle erdirilmiş, kemâl bulmuş, olgun, eksiksiz, kusursuz, tam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfect. excellent. complete. unique. accomplished. all-around. alpha plus. ambrosial. banner. beyond praise. bully. capital. champion. classic. classical. classy. commanding. consummate. copybook. dandy. dreamy. elegant. famous. faultless. fine. fin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. consummate. excellent. exquisite. fabulous. faultless. flawless. glittering. grand. ideal. immaculate. impeccable. masterly. perfect. prodigious. smashing. spectacular. splendid. superb. terrific. ultimate. prodigous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consummate. excellent. perfect. superb. absolute. clean. down to the ground. elegant. exemplary. fabulous. famously. fine. finished. first rate. gilt edged. good. great. groovy. impeccable. lush. on the nose. peachy. perfection to. splendid. terrific. tho

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfectly. superbly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mükemmellik, eksiksizlik, kusursuzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfection. superbness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

processing. refinement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consummate. perfect. to perfect. to consummate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frame up. tide it over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfection. excellence. faultlessness. class. consummation. finish. impeccability. soundness. thoroughness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excellence. perfection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superbness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lem» den imef.) (mü. mülemaa).

1.Alaca, renkli, çok renkli. 2.(edebiyat) Her mısraı ayrı bir dilde olan (şiir): Arapça Türkçe bir mülemmâ.

2.(yanlış olarak) Sıvanmış, sıvama, bulaşmış, Fars. Alûde, Ar. mülevves: Üstüm başım mülemmâ çamur oldu.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maskeli aktör; soytarı. mummery i. maskeli eğlence; maskaralık; manasız ve gösterişli dini ayin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mumyalamak; mumya yapmak. mummifica'tion i. mumya yapma, mumyalaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mumya; iyi muhafaza edilmiş ceset.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشمع] muşamba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «samm» den imef.) (mü. musammeme). Tasmîm olunmuş, kesin şekilde kararı verilmiş: Yarın gelmemiz musammemdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ism, semv, sümüvv» den imef.) (mü. müsemmât). Bir ismi olan, adlandırılmış: Ahmed ismiyle müsemmâ bir adam. İsmiyle müsemmâ = Kendisine yaraşır ve hâline uygun bir isimle isimlendirilen. Müsemmâ b’ln-nakiz = Hareket ve tutumunun tam tersi mânâda ismi olan: Kötü bir adamın adının «Hayri» olması gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUŞAMMA) (i. A. «şem » den imef.) (mü. müşemmaa). Muşamba (bk.) Muşamba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «semân» dan imef.) (mü. müsemmene).

1.Sekiz kat, sekizli, sekizlik, sekiz parçadan yapılmış.

2.(matematik) Sekiz açılı, sekiz köşeli, sekizgen: Şekl-i müsemmen.

3.(edebiyat) 8 er mısralık kıtalarla yazılmış manzume. Müsemmen şarkı == 8 mısrâlı şarkı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (musiki). Türk musikisinde 8 zamanlı bir usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şemsiden imef.) (mü. müşemmese). Güneşe gösterilmiş, güneş görmüş, güneş gören, güneşli: Müşemmes oda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zımn» dan if.) (mü. mutazammıne). İçine alan: Bu tâbir o mânâyı da mutazammındır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متضمن] içeren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «amd» den if.) (mü. müteammide). Bir işi kasten ve niyet ederek yapan. Gayr-i müteammid = Kasten yapmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «umûm» dan if.). Yaygın, umumileşmiş, yayılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem’» den if.) (mü. mütecemmia). Toplanmış, birikmiş, yığılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cemâl» den if.) (mü. mütecemmile). Bezenmiş, donanmış, süslenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «emel» den if.) (mü. müteemmile). Teemmül eden, düşünen, dalgın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hami» den lf.) (mü. mütehammile).

1.Tahammül eden, çeken, yüklenebilen, dayanabilen: Bu direk o kadar ağırlığa mütehammil değildir.

2.(denizcilik) Mütehammil su hattı = Geminin son derecedeki yükle çektiği su derecesi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enduring. patient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «temâm» dan if.) (mü. mütemmime).

1.Bitiren, Osm. itmâm ve ikmâl eden.

2.(matematik, geometride). Zâviye-i mütemmime = Bir yay veya açı 180 dereceye varmak için eklenmesi icab eden yay veya eçı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complementary. supplementary. additional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şemer.den if.). Hazırlanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müteyemmin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yümn» den if.) (mü. müteyemmene) («müteyemmen» şekli galattır). Mübarek, kutlu, bereketli, uğurlu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir şeye sarılmış sargılanmış. 2.Kur’an-ı Kerim’de bir sure adı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهمات] savaş malzemesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهمه] önemli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکملا] tam olarak, mükemmel olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکمليت] mükemmellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسمی] adlandırılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متعمم] yaygın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحمل] dayanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ متمم] tamamlayıcı. 2.tümleç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نفس اماره] kötülükleri emreden nefis.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nemm» den imüb.) (mü. nemmâme). Ardından konuşan, münafık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nemm» den imüb.) (mü. nemmâme). Ardından konuşan, münafık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (ask.) resmen görevli olmayan; asteğmenden aşağı rütbesi olan. noncommissioned officer onbaşı veya çavuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tarafsız; fikrini açıklamayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ateş almaz, yanmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital ve 35 mm fotoğraf makineleri, farklı odak uzaklıklarına sahip objektiflere sahiptirler. Odak uzaklığı, objektif ile sensörün yüzeyi arasındaki mesafedir. Tipik dijital sensörler, 35 mm filmin doğrusal boyutlarının yaklaşık altı biri kadardır. Görüntünün daha küçük dijital sensör üzerine yansıtılabilmesi için, odak uzaklığının aynı ölçüde küçültülmesi gerekmektedir. Örneğin 1/4 inç CCD kullanırken, odak uzaklığının 35 mm filme göre düzeltilmesi için 9,5 faktörüyle çarpılması gerekmektedir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., Kan. kurutulmuş ve dövülmüş ete eritilmiş yağ ve kurutulmuş meyva katarak yapılan bir çeşit pastırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hurma, Trabzon hurması, Japon inciri, bot. Diospyros.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. şakül kurşunu, iskandil kurşunu, çekül; yük, ağırlık, sıkıcı ,şey, sıkıntı; f. dikine düşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (ed.,-i ng veya -led, -ling) kılıç veya kamçının topuz gibi kalın olan başı; eyer kaşı; f. dövmek, yumruklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ana kuvvet, hareketin ilk kaynağı; doğudan batıya doğru yirmi dört saatte dönerek gökcisimlerini taşıyan hayali gök küresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. kumtaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. pommel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) emanet etmek, havale etmek, tavsiye etmek, sağlık vermek, beğendirmek; temiz iş kağıdı vermek. recommendable (s.) tavsiye olunur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tavsiye, övme, tavsiyename, bonservis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tavsiye kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (ted, ting) tekrar tetkik etmek üzere heyete havale etmek. recommitment, recommittal (i.) heyete tekrar havale etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «remi» den imüb.). Remmal açan, kumla fal bakan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رمال] falcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «remz»den). İşaretlerle konuşan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. altüst edip aramak; dikkatle araştırmak; i. araştırma, altüst ederek arama. rummage out araştırarak bulmak. rummage sale yoksulların yararına ufak tefek eşya satışı; elde kalan malların satışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nar meyvesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. rümmâniye). Nar çiçeği renginde, (botanik) Fasilet rümmâniye = Nargiller.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyücek içki bardağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit iskambil oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Küçük kavun şeklinde yenmez lâkin güzel kokulu bir meyve.

2.mec. Cılız ve biçimsiz yamrıyumru adam.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A .c.) (m. asamm). Sağır ve dilsizler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «şemm» den if.) (mü. Şâmme). Koklayan, koku alan; kuvve-l şâmme = Koku alma kuvvet ve duygusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kuvve-i şâmme» den kısaltılmış). Koku alma duygusu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شامه] koku alma duyusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kas zarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yellow fever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mahmude otu, bin göz otu, bot. Convolvulus. scammonia; bu otun müshil olarak kullanılan zamkı, mahmude koku.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çarpışma; futbol topunu ilerletmek için hücum, saldırış; f., spor hücum etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

İng., bak. scrimmage

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendine hâkim olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zehir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). I. Bir kere koklama.

2.Pek az miktar.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شمه] çok az.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. semmiyye). Zehirle ilgili, zehire ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. şemmiyye). Koklama duygusuna ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سمور] samur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) chamois.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) donuk bir halde titremek (ışık); (i.) titrek ışık. shimmery (s.) titrek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (k.dili) kombinezon; titreyerek yapılan bir dans: fazla titreme; (f.) çok titremek (otomobil tekerleği).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Simetri, parçaların orta eksenin iki yanında biçimlerin, motiflerin ve renklerin eşdeş olacakları biçimde düzenlenmeleri sonucunda, her iki yarımın birbirinin yansıması olmasıdır. Asimetri ise orta çizgi ile bölünen karşıt yanların parçalarının eşdeş olmadığı bir düzenlemedir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i. ateşte ağır ağır kaynamak; kaynar hale gelmek; hafif heyecan içinde bulunmak; kaynama derecesinin birkaç derece altında pişirmek; i. öfke veya coşkunluktan patlar hale gelme; hiddeti zapt etme hali. simmer down k.dili. yavaş yavaş hafiflemek, yat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köpük alacak alet kevgir; deniz kıyılarında yaşayan kırlangıç benzeri bir kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. koyu kırmızı (renk).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. pepelemek, kekelemek; i. kekemelik. stammerer i. kekeme kimse, pepe kimse. stammeringly z. kekeleyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alt komisyon .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. iftihar derecesi ile verilen (diploma).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. toplanılan rakamlardan her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. özetlemek, hülâsa etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. özlü, kısa, acele, derhal yapılan; i. özet, hulâsa. summary proceeding acele muhakeme usulü. summarily z. resmi muameleyi beklemeden; süratle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. toplama; özet, hülâsa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sonra. (Bazı Ar. terkiplerde bulunur). Sümme’t-tedirik = Tedarikten sonra, yani işin olmasından sonra düşünülmüş, rastgele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(fi.).

1.(yavru) Anasının memesini burnuyla kakıp iterek emmek.

2.Dürtüp kakmak, horlayıp itmek. (bk. sönmek).


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., s. yaz, yaz mevsimi; f. yazı geçirmek; yaz esnasında bakmak veya beslemek; s. yazlık. summer school yaz okulu. summer squash kabak. summer theater A.B.D. yazın sayfiyede oynayan tiyatro. summer time yaz saati. Indian summer pastırma yazı. su

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. tabanın ana kirişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kameriye, çardak. summersault bak. somersault.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tepe, doruk, zirve, evç, en yüksek nokta veya derece. summit meeting zirve konferansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çağırmak, çağırtmak, emirle davet etmek, celp etmek; düşmanı teslim olmaya davet etmek. summon up toplamak (kuvvet); teşvik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i (çoğ.-es) resmi emirle davet, celp etme, çağırtma; çağrı, davetiye, mahkeme celpnamesi; ask. teslim çağrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. en iyi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kabukluların karnı altında bulunan yüzgeç ayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. yüzme; baş dönmesi; s. dönen (baş); yüzen, yüzmeye ait veya uygun; sulu, yaşlı (göz). swimming hole A.B.D. derede yüzmeye elverişli derin kısım. swimming pool A.B.D. swimming bath ing. yüzme havuzu. swimmingly z. kolaylıkla, süratle, başarıyla

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bakışık, simetrik, mütenazır; muntazam, mütenasip; bot. simetrik, bakışık; mat. aynı sayıyla bölünebilir. symmetrically z. bakışık olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bakışım sağlamak, simetrik hale getirmek, mütenasip kılmak, mütenazır kılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bakışım, simetri, tenasüp ve intizam, tenazur, ahenk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «amd.den). Kasit ve niyet etme, bilerek ve isteyerek bir iş yapma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kasten, isteyerek ve bilerek, önceden tertip ederek, ansızın bir hiddet ve gazap üzerine olmayarak: Taammüden cinayet işlediği ortaya çıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premeditatedly. willfully. deliberately. with malice prepense / aforethought with malicious / criminal intent. with malice aforethought. with intent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. taammüdiyye). Kasit ve niyetle, isteyerek ve bilerek, hattâ önceden düşünüp tertip edilen (cürüm ve cinayet): Bu cinayetin taammüdî olduğu daha anlaşılamadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «umk» dan). Derinleşme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعمق] derinleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

derinleşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «umûm» dan). Umûma ve herkese ait olma, hususiyetten çıkıp herkese yayılma, umumî olma: Bu Adet memlekette iyice taammUm etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premeditation. aforethought. premeditated design.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعمد] bilerek yapma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعمدا] bilerek, kasıtlı olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعمم] genelleşme, yayılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

genelleşmek, yayılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamy.den). Sakınma, perhiz etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hami» den masdar).

1.Bir yükü üstüne alma, yüklenme.

2.Ağır bir şeye katlanma, ses çıkarmayarak çekme.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerance. patience. endurance. resistance. fortitude. hardihood. hardiness. sufferance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endurance. tolerance. forbearance. long- suffering. patience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endurance. patience. toleration. durability. stamina. stress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abide. brook. endure. tolerate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to resist. to tolerate. to put up with. to bear. to suffer. to endure. abide. brook. stand. support. sustain. swallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Dayanılmaz derecede.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. tahammül = dayanma, Fars. güdâhten = eritmek). Sabır ve tahammülü mahveden, sabır ve tahammüle yer bırakmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sabır ve tahammülü olmayan, tahammül edemeyen, dayanamayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatient. intolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sabırsızlık, tahammül edemeyiş, dayanamama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamr» dan mas.) Mayalanma, ekşime: Şarap, hamur tahammür etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fermentation. ferment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

mayalanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «humz» dan masdar). Ekşime, ekşilik peydâ etme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحمل] dayanma, katlanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dayanmak, katlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تحمل فرسا] dayanılmaz, takat kesici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تخمر] mayalaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süzgeç yapımında kullanılan bir çeşit kumaş; kumaştan süzgeç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تام] tam, eksiksiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تامه] tam, eksiksiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zımn» dan masdar). İçinde bulundurma, başlıca şeyler arasında bir şeyi de içine alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

implication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تضمن] içinde bulundurma. 2.kefil olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.içinde bulundurmak. 2.kefil olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem» den masdar). Toplanma, yığılma, birikme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجمع] toplanma, bir araya gelme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

toplanmak, bir araya gelmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tecemmû). Toplanmalar, yığılmalar, birikmeler

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cemâd» den). Donma, katılaşma, sertleşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cemâl» den masdar) (c. tecemmülât). Ağır, kıymetli eşya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyüme, çoğalma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجمل] süslenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «emel» den). Etraflıca düşünme, düşünüp taşınma: İşi iyice teemmül edip de öyle karar vermeli. Bilâteemmül = Düşünmeksizin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), işi önceden düşünmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşünmeyiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تأمل] enikonu düşünme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

enikonu düşünmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kemâl» den) (s. tekemmülât). Kemale erme, kemal bulma, mükemmel olma, olgunlaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maturation. being perfected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kümün» dan) Pusuya yatma, pusu tutma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تکمل] tamamlanma. 2.olgunlaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.tamamlanmak. 2.olgunlaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. telekomünikasyon .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تلمذ] öğrencilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

öğrenci olmak, öğrencilik etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.) «Bitti» ve «tamam oldu» mânâsıyla «tamam» dan Ar. geçmiş zaman kipi olup eskiden kitabın sonuna yazılırdı: Temme’l-kitâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEMMUZ) (i.) (Süryânîce’den). Ar. ve Fars.’da da kullanılır). Haziran ile ağustos arasındaki ay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

july.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

july.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

serpilmek, gelişip büyümek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ism»den). Adlanma, isimlenme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «semm»den). Zehirlenme. (bk.) Tesmîm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tetimmât). Bir şeyin noksanını gideren veya noksanı gidermek için ilâve olunan şey, bir şeyin mükemmel olması için şart olan şey.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تتمه] tamamlayıcı ek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. kasd ve niyet demek olan «yemâm»dan) (fıkıh). Suyun kıtlığı hâlinde temiz toprak vesaireye ellerini sürerek abdest ve gusül alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yümn» den). Uğur sayma, uğurlu kabûl etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Saadet ve uğur sayarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تيمم] uğur sayma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. ehli hayvan veya fidan üretme ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İngiliz ordusunda er; İng., k.dili bir somun veya parça ekmek; bir işçiye ücret yerine verilen eşya; ücret yerine eşya alma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili saçma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ed, -ing veya -led, -ling) gen. çoğ. mânia, engel; balık tutmak için ağ; ata rahvan yürümesini öğretmek için kullanılan bukağı; ocakta tencere askısı; mak. kollu pergel, elipsograf; f. engel olmak; tuzağa düşürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süsleyen kimse, düzenleyici kimse; yağcı, dalkavuk; bir çeşit yapı kirişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i süsleme; süsleyici şey; garnitür; çoğ. kırpıntı; k.dili mağlubiyet, dayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mad. silindir şeklinde döner kalbur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şişmek, urlanmak, tümseklenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük çocuklerı korkutmak için uydurulmuş hayâlî varlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Üm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(!.).

1.Ümit, emel.

2.Bekleme.

3.İnanma, zan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anticipation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anticipation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Nation or community, often used for the entire household of Islam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Community of believers; among Ashirra, the local membership of the sect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Community of the faithful within Islam; transcended old tribal boundaries to create degree of political unity. the Muslim community or people, considered to extend from Mauritania to Pakistan; 'moderate Muslims urge the Ummah to reject the terrorism of ra

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Umulmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Ümit etmek.

2.Beklemek.

3.İnanmak, sanmak, zannetmek: Ummam ki, bugün gelsin.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hope. expect. anticipate. have smth. in prospect. look for. look. trust. bargain for. promise oneself smth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hope. expect. anticipate. have smth. in prospect. look for. look. trust. bargain for. promise oneself smth. foresee. think.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to expect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Amil), idare memurları.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ عمال] görevliler. 2.yöneticiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A. coğrafya).

1.Güneydoğu Arabistan’da bir ülke ve devlet.

2.Hind Okyanusu’nun Arabistan yarımadasının güneyini örten parçası olan deniz.

3.Deniz, büyük deniz, okyanus.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ocean okyanus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ocean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمان] okyanus.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Arap denizi, Umman Körfezi, Basra Körfezi kıyısında, Yemen ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 21 00 Kuzey enlemi, 57 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 212,460 km².

Sınırları: toplam: 1,374 km.

sınır komşuları: Suudi Arabistan 676 km, Birleşik Arap Emirlikleri 410 km, Yemen 288 km.

Sahil şeridi: 2,092 km.

İklimi: Kuru çöl iklimi, kıyıda sıcak ve nemli, iç kısımlarda sıcak ve kuru iklim görülür.

Arazi yapısı: Orta çöl ovası, kuzey ve güneyde engebeli dağlık bölge.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Arap Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Jabal Shams 2,980 m.

Doğal kaynakları: Petrol, Bakır, asbest, mermer, kireçtaşı, krom, alçıtaşı, doğal gaz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %0.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %20 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 580 km² (1993 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,622,198 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %3.43 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0.48 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 22.52 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.04 yıl.

Erkeklerde: 69.9 yıl.

Kadınlarda: 74.29 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 6.04 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.11 (1999 verileri).

Ulus: Ummanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap, Baluchi, Güney Asyalılar, Afrikalılar.

Din: Müslümanlık, Hinduizm.

Diller: Arapça (resmi), İngilizce, Baluchi, Urdu, diğer diller.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Umman Sultanlığı.

kısa şekli : Umman.

Yerel tam adı: Saltanat Uman.

yerel kısa şekli: Uman.

Eski adı: Muskat ve Umman.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Muskat.

İdari bölümler: 6 bölge ve 2 vilayet Ad Dakhiliyah, Al Batinah, Al Wusta, Ash Sharqiyah, Az Zahirah, Masqat, Musandam, Zufar.

Bağımsızlık günü: 1650.

Milli bayram: Sultan Qaboos’un doğum günü, 18 Kasım (1940).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, GCC (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), NAM, OIC (İslam Konferansı Ör


Ülke by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Ulu, büyük, engin deniz, okyanus. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. ) (c. ümem).

1.Millet, bir dille konuşan insanların topluluğu.

2.Bir peygambere, .bir dine inananların bütünü. Ümmet-i Muhammed = Bütün Müslümanlar.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Bir peygambere inananların hepsi. İslam dinine bağlı olanların hepsine verilen ad.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ümm»den). Anasından nasıl doğmuşsa öyle kalıp okuma, yazma bilmeyen, okumamış (ümmî ile cahil arasında çok fark vardır: Ümmî yalnız okuyup, yazma bilmeyendir. Cahil ise, okuyup, yazma bilse de bir şey bilmeyen kimsedir. Her ümmî cahil değildir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ümid, ümit.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Anneye ait, anneyle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) – Hükümdar anası.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ümm). İslâm literatüründe klasik sayılan başlıca kitaplar. (bk.) Um.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. intibak etmemiş; tertibatsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendi rahatını feda edemeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. taahhüt altına girmemiş; bağımsız; fikrini söylememiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nadir, seyrek; olağanüstü, fevkalade; müstesna. uncommonly z. nadiren; olağanüstü olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ketum, ağzı sıkı, az konuşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dilbilgisi kurallarına uygun olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ام] anne, ana.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ امهات] anneler. 2.temeller, esaslar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امت] ümmet, bir peygambere bağlı olanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اميد] ümit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اميت] ümmîlik, hiç okuma yazma bilmeyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ام البلاد] Mekke.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ام الکتاب] Fâtiha sûresi. 2.levhimahfuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ام القرا] Mekke.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [و هلم جری] var gerisini kıyas et.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vatmetre, vatları ölçme aleti; volt veya amperi ölçebilen alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. göz (değme).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. yelkenli gemi; yelkenli tayfası; (argo) geveze kimse, dillidüdük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., k.dili. şikayet etmek, ağlamsamak, sızlanmak, dırlanmak; bağırmak, yaygara etmek; i. yaygara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sarıcık, zool. Oriolus;sarı kiraz kuşu, zool. Emberiza citrenella.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. yümûm). Deniz, Ar. bahr, Fars. deryâ. (bk.) Yem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kapamak: Gözleri, avucu yummak, mec. Göz yummak = Görmezliğe gelmek, Osm. müsamaha ve tegafül etmek. Ağzı açıp gözleri yummak = Çok hiddetlenerek bağırıp çağırmak. Göz yumup açıncaya kadar = Bir anda.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (argo) lezzetli, tatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضم] ekleme, arttırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eklenmek, arttırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eklemek, arttırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eklenmek, ilave edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ötre denilen yuvarlak vokal işareti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضمه] ötre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذم] kötüleme, yerme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kötülenmek, yerilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kötülemek, yermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zemm» den imüb.). Çok kötüleyen, çekiştirici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. zimem).

1.Himaye, sahip çıkma, koruma mecburiyeti, birinin emniyetini taahhüt. Ehl-i Zimmet = Bir İslâm devletinin tâbiiyyet ve himayesinde bulunan Hıristiyan ve Yahudiler. 2 Uhde: Birinin üzerinde, elinde bulunan şey: Filânın zimmetinde şu kadar alacağım vardır; zimmetine para geçirmiş; Bu iş benim zimmetimdedir.

3.Bir adamın kendi üzerine geçirip ödemeye mecbur olduğu para, borç: Eski veznedarın hayli zimmeti çıktı. Tebriye-i zimmet = Üzerinde bir şey olmadığını isbat etme: O, tebriye-i zimmet etti. Tebriye-i zimmet mazbatası = Bir memurun işten ayrılmasında kendisine verilen ve hiçbir ilişiği olmadığını belirten mazbata. Beriyy-üz-zimme = Osm. tebriyye-i zimmet etmiş, ilişiksiz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debit. debit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debit. debt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debit. debt. change. responsibility. obligation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cinnamon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذمت] elde tutma zorunluluğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defalcate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zimmet» ten imens.) (mü. zimmiyye). Bir İslâm devletinin tabiiyyet ve himayesinde bulunan Müslüman olmayan kimse (ler).

Türkçe Sözlük by