Mt ne demek? | Mt anlamı nedir? | Mt

Mt anlamı nedir?

Mt ne demek?

Mt anlamı nedir?

Mt | Dream Meanings


İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. Montana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

., mt kıs. mount, mountain.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acıya dönük, acıca, acımsı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالمتاب] dünyayı aydınlatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. (bâme»den gelir ki sakal demektir).

1.Alt dudağın altındaki kıllar.

2.Sazın en kalın ses veren teli. Bamteline basmak = Hiddetlendirmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Beyazımsı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ortağı ve dengi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ortağı ve dengi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی همتا] benzersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). dream.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekşiye çalar, ekşice, az ekşi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. metâ.). Metâlar, eşyalar, mallar, (bk.) Metâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commodity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stock. goods. merchandise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commodity. commodities. goods. wares.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امتعه] mallar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mavice, mavimsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giving praise and glory to God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Denk, müsavi, eşit, eş, benzer, şebih, nazîr: Bihemtâ = Benzersiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همتا] eş, benzer, denk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make-up examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «medd» den masdar). Uzama, uzun sürme, uzayıp gitme: Müzakerelerin bu derecede imtidâdı. Bu sene kış çok imtidâd etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uzanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İMTİHAN) (i. A. masdar).

1.Deneme, sınama, tecrübe: Cenâb-ı Hak sevdiği kullarını imtihan için, onları çeşitli zorluklara uğratır.

2.Okullarda sınıf geçmek veya bir görev almak isteyenin ona lâyık olup olmadığı anlaşılmak için kendilerini yazılı veya sözlü olarak denemek. İmtihan olunmak, imtihan vermek, imtihan etmek, imtihana çekmek, yıl imtihanı, bitirme imtihanı, hususî imtihan. O görev için falan ve filan dallardan imtihan yapılacaktır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

examination. exam. test sınav.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

examination. test. exam / n / examination. proof. trial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ امتحان] sınav. 2.deneme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar).

1.Dolma: Sarnıcın yağmur suyu ile imtilâsı.

2.Dolgunluk: Imtilâ-yı mide: Mide dolgunluğu.

3.(tıp) Kan durma, kan toplanma: Imtilâ-yı ev’iye, imtilây-ı dem, imtilây-ı kilye (eski terimler).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «men’» den masdar).

1.İstememe, yapmama, çekinme: İmzadan imtinâ ediyor.

2.İmkânsızlık, mümkün olmayış.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refraining. avoidance. abstention. refusal. refuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امتناع] kaçınma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kaçınmak, geri durmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Başa kakma, minnet: İhsân-i bî-imtinân — Minnetsiz ihsan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mesel» den masdar).

1.Bir şeyi örnek ve misal alıp ona uyarak hareket etme, uyma.

2.Alınan emre tamamiyle baş eğme ve itaat edip ona göre hareket etme: Emirlere imtisâl etmeyen memur mes’ul olur. İMTİSALEN


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ امتثال] boyun eğme. 2.verilen işi yapma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mass»dan masdar). Emme, emerek çekme: Suyu imtisâs etti. 2.(tıp). Hazmolunan yiyecek maddesinin damarlara yayılması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. imtiyâzât).

1.Diğerlerinden ayrılma, farklı olma, fark, üstünlük: Arkadaşlar arasında imtiyâzı vardır.

2.Masraflı veya mesuliyeti! bir işin başkaları yapamamak üzere bir şahıs veya şirket ve heyete tahsisi, hususî, ruhsat: Demiryolu, vapur, maden, fabrika, gazete imtiyazı, imtiyaz ruhsat-nâmesi, berâtı.

3.Istisnâ, muafiyet, istisnâİ haklar: O adamın bazı imtiyazları vardır.

4.Muhtariyet, iç işlerinde serbest, fakat başka bir devlete tâbî devletin idaresi: I878’de BAb-ı Alî, Bulgaristan’a imtiyaz verdi. İmtiyaz nişanı = II. Abdülhamid’in ihdas ettiği en yüksek dereceli ve murassâ, tek rütbesi olan Osmanlı nişanı. İmtiyaz madalyası = Bu nişanın madalyası ki, altın ve gümüş cinsi vardır. Sâhib-i imtiyaz = İmtiyaz sahibi. Bir bayındırlık işinin veya bir fabrika, gazete vesairenin imtiyazını almış olan adam: Filan gazetenin sâhib-l imtiyâzı Ali Beydir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

privilege. concession. grant. franchise. prerogative. faculty. royalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concession. franchise. prerogative. privilege. distinction ayrıcalık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

privilege. concession. benefice. benefit. charter. franchise. honour. liberty. licence license. patent. prerogative. tenure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ امتياز] ayrıcalık. 2.kapitülasyon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. imtiyâziyye). İmtiyaz ve istisna veya hususî müsaadeye ait: Hukuk-ı imtiyâziyye = İmtiyaz hakları. Şerâit-i imtiyâziyye = İmtiyaz şartları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İmtiyazı olan, başkalarından ayrı tutulan seçkin, üstün. İstisnâİ haklar taşıyan, bazı mükellefliklerden müstesna: Bu aşîret imtiyazlıdır.

3.Hususî surette ve başkaları yapmamak şartiyle ruhsat ve müsaade almış: Kibrit fabrikası imtiyazlıdır.

4.Idârî muhtariyeti olan: Bulgaristan, 1878-1908 arasında imtiyazlı bir Osmanlı eyaleti idi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

privileged. licensed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Preferred Stock)

Esas sözleşmede hüküm bulunmak kaydı ile, sahiplerine temettü ödemesi, rüçhan hakkı kullanımı, oy hakkı gibi konularda ayrıcalık tanıyan senetlerdir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meze» den masdar).

1.Karışabilme, birden fazla cismin karışıp bir cisim teşkil etmesi: Kimyevî imtizâc.

2.Birbirini tutma, uygunluk, uyuşma: İmtizâc-ı elvan = Renklerin uygunluğu.

3.Geçinme, alışma, uyuşma: O adamlarla imtizâc olunmaz. Karı koca arasında imtizâc olmazsa birlikte yaşamak pek müşkül olur.

4.Alışma, sıhhata uygun bulma: Oranın havasiyle imtizâc edemedim.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compatibility. harmony. concord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امتزاج] uyuşma, uzlaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harmonize. to get on well together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uyuşmak, uzlaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. kalem, Fars. tırâşîden = yontmak). Kalem yontmaya mahsus kesici Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharpener. pencil sharpener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pencil sharpener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalem yontmaya mahsus uzun saplı Alet yapıp satan san’atkâr: Eskiden kalemtıraşçılarla kâğıt makası yapan makasçılar da, hattatlar gibi hüner sahiplerinden sayılıp en ustalarının biyografileri yazılırdı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کمتر] daha az. 2.değersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Daha aşağı, daha aşağı bulunan, aşağıda olan, Ar. ahkar: Kemter kulu.

2.Eskiden tevâzu yoluyla, konuşanlar kendi haklarında kullanırdı: Kemterleri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ).

1.Hakirâne, Acizane (konuşan kendisi hakkında kullanırdı): Nâme-i kemterânem.

2.Hakirâne, Acizâne: Kemterâne takdimine cür’et kılındı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kemtere ait (Osmanlı yazı dilinde tevâzu tâbirlerindendi): İş’Ar-ı kemterî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «kemter» den mübalağa kipidir). En küçük veya alçak ve hakir: Bende-i kemterîn; kemterîn-i bendegân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Şarap tortusundan çıkan bir kimyevî madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırmızımsı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Kum tanelerinin birbiriyle kaynaşıp taşlaşması sonunda meydana gelmiş taş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mavimsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mor rengine çalar, mor rengine benzer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «meyz» den imef.) (mü. mümtâze).

1.Diğerlerinden ayrılmış, benzerlerinden farklı tutulan, benzerlerine üstün, seçkin.

2.imtiyazlı: Eyâlet-i mümtâze = İmtiyazlı eyaletler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinguished seçkin. privileged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinguished. outstanding. select. preminent. privileged. special. laureate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İmtiyaz tanınmış, ayrı tutulmuş, üstün tutulmuş. Seçkin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). Mümtazlık, seçkinlik, yücelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜMTEDD) (i. A. «medd» den if.) (mü. mümtedde). Uzayan, imtidâd eden, sürekli, devamlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mehnet» ten imef.). Denenen, imtihan ve tecrübe olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. cmehnet» ten if.). Deneyen, imtihan ve tecrübe eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «melâ» dan if.) (mü. mümteliyye).

1.Dolu, dolgun, dolmuş.

2.Mide dolgunluğuna uğramış:


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «men’» den if.) (mü. mümtenia).

1.Imtinâ eden, razı olmayan

2.imkân ve kabiliyeti olmayan. M&mtenî’lhusûl = Gerçekleşmesi mümkün ve kolay olmayan.

3.Sehl-i mümteni = Söylenmesi, yazılması kolay görünüp de böyle olmayan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «misi» den if.) (mü. mümtesile). İmtisâl eden, aldığı emre göre hareket eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meze» den if.) (mü. mümtezice).

1.Karıştırılmış.

2.Biribirine tamamiyle uygun olan, hiç münasebetsizlik görülmeyen: Bu resmin renkleri mümtezietir.

3.Tamamiyle kapayan, aralık bırakmayan, imtizaçtı, uygun: Bu çerçeveler, bu kapı mümtezic değildir.

4.Herkesle iyi geçinen, arkadaşlarıyla uyuşabilen: Mümtezic adamdır (son iki mânâda «imtizaçlı» daha çok kullanılmıştır).


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ممتاز] seçkin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ممتحن] sınav yapan, sınayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ممتنع] imkansız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşi ve emsali olmayan, eşsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mintan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Susme, sükût, sessizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yellowish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Sarımsı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. sümût). Yan, cihet, taraf. Ar. cânib. Semtü’r-re’s = Yeryüzünde ayakta duran bir kimsenin başı İstikametinde bir çizgi çizildiği tasavvur olunursa gökte başı üstüne gelen nokta ki, bunun mukabilinde ayak tarafında bulunan noktaya «»emt-i kadem» denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

district. whereabouts. neighborhood. neighbourhood. parts. part. locality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neighbourhood. precinct. quarter. vicinity. ward. region. neighborhood. district. part.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

district. quarter. neighbourhood. area. locality. location. part. place. pocket. vicinity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سمت] taraf. 2.yöre. 3.mahalle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سمط] dizi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سيم تن] gümüş tenli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Teni gümüş gibi güzel, parlak olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Siyaha çalan. -v

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit hafif buğday.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F. Süm = hayvan tırnağı, tırâşîden = yontmak) (Türkçe’de: Suntıraş). Nallarken hayvanların tırnağını kesmeye mahsus nalbant Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen boş. (bk.) Tam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Afrika yerli dillerinden) (musiki) Bazı orkestraya da alınan Afrika menşeli vurma Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bongo drum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tom-tom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of drum used in the East Indies and other Oriental countries; called also tom- tom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Gong, n., 1.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tom tom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuss , to-do , tam-tam , noise , hype , tomtom , tom-tom , carry-on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tamtam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İri yan, boylu boslu yiğit. Eski İran kahramanı Zaloğlu Rüstem’in lakabı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baştankaraya benzer ufak kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tamtam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yırtıcı bir kuş türü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tantanalı ve debdebeli olan söz, telâffuzunda pek parlak görnen: Tumturaklı ifade.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Söz ve kelimeleri tantanalı ve debdebeli olen, parlak görünen: Tumturaklı sözlere aldanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grandiloquent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pretentious and inflated. grandiloquent. magisterial. mouth- filling. orotund. sententious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Hızlı veri aktarımına olanak sağlayan yapısıyla UMTS sistemi en yaygın

3.kuşak mobil iletişim sistemidir. Her türlü multimedya uygulamalarının mobil dünyada hayat bulmasını sağlayan bu teknolojide, 900 ve 1800MHz frekansları dışında ve daha büyük bir bant genişliğinde yayın yapılır. Karşılıklı görüntülü iletişimin sağlanabilmesi bu bant genişliği sayesinde mümkün olabilmektedir.


Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aynılık,tam benzerlik;nizam;tekdüzelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sıcaklık, ılıklık; hararet, ateşlilik, çoşkunluk; samimiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeşile çalan.

Türkçe Sözlük by