Muh ne demek? | Muh anlamı nedir? | Muh

Muh anlamı nedir?

Muh ne demek?

Muh anlamı nedir?

Muh | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: muh

Türkçe Sözlük

(MUHH) (i. A. anatomi). İlik, beyincik. Muhh-ı şevki = Murdarilik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün varlıkların sayısını tek tek bilen Allah’ın kulu. - Muhsi, Esmau’l-Hüsna’dandır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hayat veren, can ve ruh veren, bütün canlıları ve hayatı diri tutan Allah’ın kulu. - Muhyi, Allah’ın 99 isminden birisidir, (bkz.Muhyi).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر محيط اطلسی] Atlas Okyanusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر محيط کبير] Büyük Okyanus.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A). Bir gazete veya mecmuanın başmakalelerini yazan mu harrir, başyazar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief engineer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief engineer. chief inspector. first engineer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F.). Çekinmeksizin, pervâsız, bir kayda tâbi olmaksızın.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی محابا] çekinmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Cemâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DİVAN-I MUHASEBAT) (i. F. A.). Muhasebeler dîvânı, Sayıştay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bill to order. promissory note. note of hand. bill made out to order. bill payable to order. instrument to order. instrument payable to order. order instrument. negotiable note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FARZ-I MUHAL) (i. F ). (bk.) Farz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير محتمل] ihtimal verilmeyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir organizmadan alınan genleri izole etmek, bu genleri yönlendirmek ve başka bir organizmaya katmak için kullanılan teknolojiler. Bilim adamları, 1973 yılında DNA’yı kesip yapıştırmayı öğrendiler. Ticari genetik mühendislik firmaları ise 1976 yılında kuruldu.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bugün artık hemen hemen her evde buzdolabı var. Günlük gıdalarımızı bozulmasınlar diye buzdolabında saklarken, uzun süre saklayacaklarımızı da buzluk veya derin dondurucu dediğimiz kısmına koyuyoruz. Gıdaların normal hava şartlarında bozulmalarının nedeni, bu ortamda gıdada bulunan bakterilerin, mikropların kısacası mikro organizmaların gelişerek faaliyetlerini sürdürmeleridir.

Gıdaları soğukta veya dondurarak muhafaza en çok başvurulan ve püf noktaları olan yöntemlerdir. Bu arada gıda muhafazasında tam tersi yollar da vardır. Isıtarak muhafaza ve kurutma gibi. Hatta turşu kurmak bile bir muhafaza yöntemidir. Dondurarak muhafazaya geçmeden önce pastörizasyon, sterilizasyon gibi sık sık ismini duyduğumuz veya etiketlerin üzerlerinde gördüğümüz terimlerin anlamlarına bir bakalım.

Gıdaları daha dayanıklı kılmak amacıyla uygulanan yöntemlerden pastörizasyon ve sterilizasyon ısıl uygulama ile muhafaza anlamına gelmektedirler. Sterilizasyonda gıda 100 derecenin üzerinde ısıtılır. 100 derecenin altındaki ısıl uygulamalar ise pastörizasyon adını alır. Her iki yöntemde de amaç daha işin başında bakteri ve mikropları öldürmektir.

Hangi yöntemin uygulanacağını gıdanın asit durumu belirler. Asit oranı fazla gıdalarda bakteri ve mikropların ısıya dirençleri azalır. Bunun için düşük asitli gıdalar sterilize edilirlerken yüksek asitli gıdalar pastörize edilirler. Ancak sütte durum farklıdır. Süte pastörizasyon işleminin uygulanmasının asıl amacı dayanıklı bir ürün elde etmekten ziyade verem mikrobunu öldürmektir.

Kurutarak saklamada, su ortamdan uzaklaştırılır. Böylece bakteri ve mikropların gelişmesi önlenir, biyokimyasal reaksiyonlar en aza indirilir. Ancak yine de bazı kimyasal reaksiyonlar oluşur ve bunlar da renk koyulaşmasına ve gıdanın acılaşmasına yol açarlar.

Soğukta muhafazada, gıdanın hücre suyu, en fazla donma noktasına kadar soğutulur. Meyve ve sebzelerde bu sıcaklık +4 ile -2 derece arasındadır. Bu yöntemin en yaygın kullanma yeri buzdolabıdır ve dondurarak muhafaza ile karıştırılmaması gerekir.

Günümüzde gıdaların dondurularak saklanması çok yaygın bir şekilde uygulanan en iyi muhafaza yöntemidir. Bu yöntemde hücre suyunun donması ve hücrelerin ölmesinin sağlanmasına kadar sıcaklık düşürülür. Gıdalar genellikle -40 derecede dondurulur, -18 veya -20 derecede muhafaza edilir.

Gıdadaki su miktarının azalması bakteri ve mikropların yaşamalarına uygun olmayan bir ortam yaratır. Ancak dokulardaki suyun donarak buza dönüşmesi sırasında hacim büyüdüğünden hücrelerdeki doku yapıları da bozulabilir. Bunu önlemek için donma olayının hızı çok iyi kontrol edilmelidir.

Gıdaları yavaş yavaş dondurursak oluşan buz kristalleri hücre dokularını parçalayacağından, yapısı bozulmuş olan bu gıda çözünme sırasında dışarıdan gelecek bakterilerin hücumuna karşı direnç gösteremez ve çabucak bozulur, donma sırasında oluşan buz kristallerinin boyutları, donma hızına bağlıdır. O halde donma, buz kristallerinin büyümelerine fırsat bırakmayacak şekilde mümkün olduğunca hızlı olmalıdır (şok donma).

Bu şekilde dondurulmuş gıdalar tüketiciye ulaşana kadar dondurulmuş durumda olmalı ve depolarda -18 derecenin üstüne çıkılmamalıdır. Çünkü bir kere dondurulduktan sonra çözülen gıda artık steril değildir, hatta bu durumda bozulma daha hızlı oluşur, tekrar dondurmak da çare değildir.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [گلبانگ محمدی] ezan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. har = merkep, mühre = boncuk). Katır boncuğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) RAhatfezâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate of proof. certifications. receipt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loafer. idler. sidewalk superintendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوهء مخيله] hayal gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the elected head of a neighbourhood executive officer of a district of a to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the elected head of a neighbourhood executive officer of a district of a to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. «muhâbat» dan). Korku, çekinme. Bî-muhâbâ = Pervasızca, çekinmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (aslı mahabbet olup, bu şekli galattır). 1. Sevme, sevgi, sevişme: Muhabbetimiz eskidir. 2. Dostluk, sadakat: Muhabbet-i Ehl-i Beyt. 3. Aşk: Aşk ve muhabbet. 4. Dostça sohbet, konuşma: Oturup muhabbet ediyorduk; muhabbet arasında, (bk.) Mahabbet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fondness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bond. chat. chitchat. conversation. affection. love. small talk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affection. love. friendly conversation. chat. endearment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محبت] sevgi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Sevme, sevgi. 2.Dostluk. Dostça konuşma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chat. yarn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have a friendly chat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lovebird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

love bird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pimp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dostça mektup: Muhabbet-nâmenizl aldım (büyükten küçüğe yazılan mektup için kullanılırdı). 2. Aşk mektubu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence. communications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence. communications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «haber» den) (c. muhâberât). 1. Haberleşme, mektuplaşma, yazışma: Kendisiyle her hafta muhabere ediyoruz, tüccarın muhaberesi muntazamdır. 2. Askerlikte bir sınıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signal. signal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence. communication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence. communications. communication. intercommunications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخابره] haberleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Muhabere sınıfından olan asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haber» den if.) (mü. muhâbire). Biriyle haberleşen: Gazete, ticaret muhabiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondent. intelligencer. reporter. legman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reporter. correspondent. interviewer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondent. reporter. item man. referendary. whistler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخابر] haberci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a reporter or correspondent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

berichterstattung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hecv» den). Birbirini hicvetme, iki şâir arasında hiciv şeklinde karşılıklı şiir söyleme: Eski şâirler muhâcâtı çok severlerdi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Ayağı sekili beyaz at. 2.Gerdeğe konulmuş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hücûm»dan) (c. muhâcemât). Her taraftan ve birden hücum etme, üşüşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hicret» ten). Ailece yerleşmek üzere başka ülkeye göçme, hicret, göç: Bu yıl çok muhâceret oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emigration. immigration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهاجرت] göç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hücOm» dan if.). Hücum eden, saldıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مهاجم] saldıran. 2.saldırgan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hicret» ten if.) (mü. muhâcire) (c. muhâcirîn). 1. Ailece yerleşmek üzere başka ülkeye giden adam: Kırım, Bosna muhâcirleri; Amerika’daki Avrupa muhâcirîni. 2. Peygamberimizde birlikte veya sonradan Mekke’yi bırakarak Medine’ye göç eden sahâbe: Muhâcirîn ve Ensâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emigrant. immigrant. refugee göçmen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emigrant. immigrant. migratory. refugee. emigree. entryman. incomer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهاجر] göçmen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Göç eden, göçmen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hadeb» den imef.) (mü. muhaddebe). 1. Kanbur, tümsekli. 2. (matematik, geometride) Kürenin bir kısmı gibi ortası tümsekli ve daire şeklinde olan, zıddı: mukaar, Fr. convexe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hader» den imef.) (c. muhadderât). Namuslu ve iffetli kadın. Muhadderât-ı İslâmiyye = islâm kadınları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hadd» den if.) (mü. muhaddide). Tahdid ve tayin eden, bir şeye hudut ve sınır koyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hader» den if.) (mü. muhaddire) (tıp). Uyuşturucu, hissi ibtâl eden, Fr. narcotlque. (i. c.) Uyuşturucu ilâçlar: Muhaddirât kullanmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخدر] uyuşturucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hadîs» den if.) (c. muhaddisîn). Hadîs bilgini: Muhaddlsînden bir zât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hudûş» dan imef.) (mü. muhaddişe) (tıp). Osm. Tahdîş eden, gıcıklıyan, şiddetlendiren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محدث] hadis bilgini.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.« haden » den). Barışma, anlaşma, uyuşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hedn» den). Dostluk, sadakat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hads»ten). Konuşma, birbirine fıkra ve hikâye söyleme, sözleşme, mükâleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıfz» dan). I. Saklama, kayırma, koruma: Allah muhâfaza etsin; ormanları muhâfaza etmek lâzımdır; orasını muhâfaza altına aldılar. 2. Yürürlükte tutma, terk etmeme: Bu usûlü muhâfaza etmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protection. conservation. preservation. casing. repository. tabernacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protection. conservation. preservation. care. maintenance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guard. preservation. protection. care. maintenance. keep. guarding. curing. watch. hold. saving. retaining. storage. housing. enclosure. casing. conservation. covering. custody. keeping. mount. receptacle. sheath. upkeep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محافظه] koruma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to guard. to watch. to keep. to protect. to conserve. to preserve. to retain. to convoy. to harbor. to wall. to police. to see. to warrant. to secure. to uphold. to hold. to fence. to overshadow. to look. to reserve. to shield. to cure. to ward. to safegu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

korumak, saklamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

korunmak, saklanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Millî an’anelerine, örf ve Adetlerine bağlı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victorian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conservative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [محافظه کار] tutucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [محافظه کار] tutucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muhafazakâr olanın hâli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) tutuculuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guarded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indefensible. unguarded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hiffet» ten İmef.) (mü. muhaffefe). 1. Hafif hâle getirilmiş. 2. Kolay söylenecek şekilde kısaltılmış veya kapalı hecesi açılmış kelime: İzmit, iznikmlt’ten muhaffeftir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخفف] hafifletilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hıffet» den İf.) (mü. muhaffife). 1. Hafiflendiren, ağırlığı gideren. 2. (hukuk) Cezayı hafifletmeye sebep olan: Esbâb-ı muhaffife.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخفف] hafifletici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıfz» dan if.). 1. Muhafaza eden, koruyan, gözetici. 2. Müstahkem bir mevkiin korunması ve idaresiyle görevli asker. Kale muhafızı = Dizdâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bodyguard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bodyguard. escort. warden. guard. defender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escort. guard. guardian. warden. warder. guardsman. bodyguard. watchman. keeper. curator. protective. protector. retainer. convoy. securer. patrol. depositary. ward. lifeguard. safeguard. bailiff. caretaker. custodian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محافظ] koruyucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Muhafaza eden, değiştirmeyen, koruyan. Bekçi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

troop of guardsmen. armed guard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müstahkem bir mevkiin idare ve kumandası, muhafız sıfat ve görevi: Kale muhafızlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guardianship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custodial service. guard. guardianship. wardship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محاکمات] hüküm yürütmeler. 2.yargılamalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükm»den) (c. muhakemât). 1. Dava İçin iki tarafın mahkemeye baş vurmaları, hâkim huzuruna çıkmaları: Yarın muhâkeme olacağız; bizim muhâkememiz gelecek haftaya kaldı. 2. İki tarafı dinleyip hükmetme, davayı hükme bağlamak için iki tarafın ifadelerini, şahit ve delillerini dinleyerek hükmetme: Onu muhâkemeye çektiler, muhakemeye aldılar. 3. Bir işi zihnen iyice araştırıp ve inceleyip bir karar verme: İnsan her işittiğini muhSkeme etmeksizin, kabûl etmemelidir; işi kendimce muhSkeme etmeden rey vermem. Kabl’el-muhâkeme = İşi İyice tetkik ve zihnen muhSkeme etmeden önce. (c.) Davalar, mahkemeye eit işler: MuhSkemSt dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judgement. reasoning. discernment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assize. reasoning. trial. judgement. discernment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trial. judging. adjudicating. adjudication. reasoning sth out. thinking sth through. argumentation. cognizance. discretion. judgment judgement. question. reasoning. senses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محاکمه] hüküm yürütme. 2.yargılama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk»dan imef.) (mü. muhakkaka). 1. Tahkik olunmuş, araştırılmış, doğruluğu ve gerçekliği anlaşılmış, doğru, gerçek, sahih, müsbet: O haber muhakkaktır. 2. Şüphesiz, tereddütsüz, mutlak: Yarın muhakkak gideceğiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. sure. doubtless. sure as death. infallible. safe. certainly. absulutely. surely. sure enough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. indubitable. sure. certainly. surely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. certainly. sure. undoubtedly. for certain. doubtless. indisputable. by all manner of means. surely. unassailable. unquestionable. unquestioned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محقق] doğru. 2.kesin. 3.mutlaka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakaaret» den imef.) (mü. muhakkara). Tahkir olunmuş, hakarete uğramış, alçalmış: Pek muhakkar adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk» dan if.) (c. muhakkıkıyn). Bir olay ve hSlin sahih olup olmadığını araştıran, doğrusunu arayan, gerçeği ortaya çıkaran, araştıran ve inceleyen: Muhakkik bir tarihçi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محقق] araştırmacı, tahkik edici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). inceleyip araştırarak: TaharriySt-ı muhakkikaane yazmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havilden imef.) (c. muhSISt). Mümkün ve kabil olmayan, imkSnsız: İhtiyarlar için gençliğe dönmek muhildir; hayâl-i muhâl. Mümkün olmayan şey: MuhSİİ istemek yersizdir; muhâlât ile uğraşmamalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محال] imkansız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halt» dan). Karışıp görüşme: Kötü adamlarla muhSIata etmemeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «half»den). Birbirine karşı yemin etme, andlaşma, yemin ile ahidleşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHALEFET) (i. A. «halefe» den). 1. Uymama, başka türlü olma, Ar. mugayeret, mübSyenet: Bir yere gelecek renkler arasında muhalefet olmalıdır. 2. Zıtlık, düşmanlık: O adam bana dalma muhalefet ediyor. 3. iktidar partisinin karşısında bulunan parti veya görüşler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppositional. out. opposition. contrariety. defiance. dissension. dissent. dissidence. hostility. the outs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissidence. opposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposition. opposing. the opposition. the opposition camp. defiance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخالفت] karşı düşüncede olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to offer opposition. balk. contest. contravene. to kick against the prick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposition party.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minute of dissent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hulûs» dan) (c. muhSIesSt). Birbirine karşı hulûsla, dostlukla muamele, samimî sevgi: Aramızda eski muhSIeset vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHALİF) (i. A. «halete» den if.) (mü. muhSİİfe). 1. Uymaz, karşı, zıt, aksi, benzemez: Bu iki renk birbirine muhaliftir. 2. Birbirinin aleyhinde bulunan, muvafakat etmeyen, zıt: Kendisi daima bana muhalif olur. 3. Siyasî iktidarın görüşlerine karşı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposing. oppositional. contrary. antagonistic. defiant. disaffected. dissident. hostile. opposite. repugnant. warring. dead against. dead-set against. opponent. adversary. antagonist. objector. anti. critic. dissenter. dissentient. dissident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

averse. discordant. dissenter. dissident. opponent. opposing. contrary. cantradictory. adversary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adverse. against. contrary. dissenter. opponent. contrary to. in violation of. opposed to. opposing. of the opposition. conflicting. adversary. antagonist. anti. averse. dead set against. dissident. divergent. inimical. opposed. opposer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisinde şimdi kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halâ» den imef.). Donanmış, süslü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halâ» dan imef). Boşaltılmış, tahliye olunmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahallebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custard. pudding. milk pudding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mollycoddle. namby pamby. softy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dairy bar. dairy lunch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huld» den imef.) (mü. muhallede). Daim, bâkt, ebedî, ölümsüz: Muhalled bir eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halef» ten imef.) (mü. muhallefe). Geride kalan, geriye bırakılan, ölen bir adamın bıraktığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). Ölen bir adamın bıraktığı şeyler, tereke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Ölen bir adamın dul kalan karısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muhalled.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halâ» dan if.) (mü. muhalliyye). Boşaltan, tahliye eden. (fizik) Muhailiyyet’ül-havâ = Bir kabın içinden havayı boşaltmaya mahsus Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hail» den İf.) (mü. muhallile). 1. Tahlil eden, kimyada mürekkep bir cismi basitlerine ayıran. 2. Haram bir şeyi helâl eden (bu mânâ ile üç boşama ile boşanmış bir kadını kocasının tekrar alabilmesi için muvazaa şeklinde nikâh edip hemen boşayen erkeğe de denir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محلل] hülleci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halâs» dan if.) (mü. muhallise). Kurtaran, tahlîs eden, kurtarıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Avukat.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hazreti Muhammed; Mehmet. Muhammadan s. Müslüman. Muhammadanism i. islam, Müslümanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Birçok defalar hamdu sena olunmuş, tekrar tekrar övülmüş. 2.Birçok güzel huylara sahip. Hz.Peygamber (s.a.s)’in isimlerindendir. Dedesi Abdülmuttalib tarafından, gökte hak yerde halk övsün niyetiyle bu ad konulmuştur. Kur’an’da dört yerde zikredilmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Muhammediyye). 1. Peygamberimlz’e ait: Dİn-i Muhammedi, şerîat-ı Muhammediyye. 2. İslâm dininde bulunan, islâm dinine mahsus: Ezân-ı Muhammedî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hemn, tahmîn» den imef.). Tahmin edilen, tahmin olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estimated. appraised (worth / value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخمن] tahmin edilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamr»dan imef.) (mü. muhammere). Mayalanmış, ekşiyip kabarmış (galatı «muhtamar»).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخمر] mayalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hums» dan imef.) (mü. muhammese). 1. Beşli, beş katlı. 2. (matematik) Beş köşeli, beş açılı şekil, beşgen. 3. (edebiyat) Beş mısrâlı kıt’alardan yapılmış klasik şiir şekli. 4. (musiki) Muhammes şarkı = Beş mısrâlı şarkı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مخمس] beşli. 2.beşgen. 3.beş dizeli şiir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «humn» den if.) (mü. muhammine). 1. Tahmin eden, tahminci. 2. Mala baha biçen gümrük memuru. 3. Rehin verilen mücevher vesair değerli eşyanın kıymetini tahmin ve takdir eden memur, estlmatör. 4. Resim ve vergiye bağlanacak emlâkin değerini tayin eden memur: Tahrîr-I emlâk muhammini.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muhamminin iş ve görevi: Bir muhamminliğe tayin olundu; o adam muhamminlik edemez.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخنث] kalleş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.A. «hanese» den imef.) (halk dilinde: muhannet). Korkak, alçak, nâmert.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: muhannetlik). Korkaklık, alçaklık, nâmertlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «muhannes» den galat), (bk.) Muhannes.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محنط] kalleş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kalleşlik etmek, edilik etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(.i A. «hunk»dan if.) (mü. muhannıka). Boğan, boğucu, bunaltan («hânık» gibi).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاربات] harpler, muharebeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHAREBE) (İ.A. «harb» den) (c. muhârebât). 1. İki veya fazla devlet veya taraf arasında savaş, harb, cenk: Fransa Prusya muharebesi; bir muharebe çıkması muhtemel değildir; muhârebât-ı bahriyye (bu mânâsı dilimizde yerini «harb» ve «savaş» kelimelerine bırakmıştır). 2. Bir defada yapılan vuruşma, meydan muharebesi: Mohaç, Çaldıran, Haçova muharebeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle. war. action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle. combat. engagement. fighting. war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاربه] harbetme, savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harâset» ten). Muhafaza, koruma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محارب] savaşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combatant. fighting man. belligerent nation. belligerent. trained for combat. combat (force , soldier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harb» den if.) (mü. muhâribe) (tes. muhâribeyn, muhârebeteyn). 1. Biriyle kavga ve cenk eden, savaşan, savaşçı: Muharip devletler, düvel-i muhâribe. 2. İyi savaşçı, cesur, cengâver: Oranın ahalisi muharip adamlardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harf» den imef.) (mü. muharrefe). Tahrif olunmuş, gerçek mânâsı dışında bir mânâ verilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. "harâm" dan imef.) (mü.muharreme).

1. Yasaklanmış, Osm. tahrîm edilmiş, harâm edilmiş.

2. Hicrî yılın birinci ayı: Mâh-ı muharrem; muharremü’l-harâm (câhiliyet devrinde bu ayda savaş yasaklandığı için bu ad verilmiştir).

«Şehrullahi’l-Muharrem» olarak meşhur olan, yani «Allah’ın ayı Muharrem» olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır. «Şehrullahi’l-Muharrem» olarak meşhur olan, yani «Allah’ın ayı Muharrem» olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Âşura Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.

Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.

Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan «On geceye yemin olsun» ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.

Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne «Âşura» denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

2. Hz.Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.

3. Hz.Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.

4. Hz.Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.

5. Hz.Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.

6. Hz.İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

7. Hz.Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.

8. Hz.İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.

9. Hz.Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.

Hz. Âişe’nın belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Tahrim olunmuş, haram kılınmış. 2.Kamer takviminin birinci ayı aşura ayı. Müslümanlıktan önce bu ayda savaşmak yasak olduğu için bu ad verilmiştir. Bu ayın ilk 10 gününde Kerbela vakasının yıldönümünde matem yapılır. 10.gününde aşure pişirilir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Şer’an haram ve yasak olan şeyler: Muharremâttan kaçınmalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محرمات] dinî yasaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Eskiden yılbaşı olan muharrem ayının ilk günü yapılan tebrik töreni ve bu vesileyle verilen bahşiş veya hediye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. muharrere). Yazılmış, yazılı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محرر] yazılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. muharrere bu mânâ ile kullanılmamıştır). Yazılmış şeyler, Ar. mekâtîb, evrak: Çekmecenin içinde birtakım muharrerât buldum; muharrerât-ı resmiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harâb» dan if.) (mü. muharribe). Tahrip eden, yıkıp virân eden, mahv ve perişan eden, yıkıcı: Muharrib-i bilâd = Ülkeler yıkıcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخرب] tahrip edici, yıkıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hareket» ten if.) (mü. muharrike). 1. Oynatan, harekete getiren, çeviren: Bu makinenin muharriki nedir? 2. Tahrik ve teşvik eden, kışkırtan kandıran: Bu işin bir muharriki vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محرق] yakıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. muharrire). 1. Yazan, Osm. kâtip, müstensih. 2. Kaleme alan, yazı ile ifade eden, Osm. münşî. Pek mâhir bir muharrir; muharrire bir kız. (i. A. c.) Muharrirîn. 3. Gazeteci, yazar, fıkra yazarı: O gazetenin iyi muharrirleri vardır. Başmuharrir = Gazetenin başmakalelerini yazan kimse (eskiden neşriyat ve yazı işleri müdürü yerini de tutardı). 2. Yazar, müellif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

writer. author. authoress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محرر] yazar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a writer. writing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hırs» dan if.) (mü. muharrisa). Hırslandıran, hırs ve tamaı arttıran, kışkırtan, teşvik eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. muharrişe), (tıp) Tahriş eden, azdıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûmet» den) (c. muhasamât). 1. İki kişi veya taraf arasındaki düşmanlık, anlaşmazlık, savaş ilânı. 2. İki kişi veya taraf arasındaki dava, muhalefet, uğraşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muhâsama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHASARA) (İ.A. «hasr» dan) (c. muhasarârt). Bir kale veya müstahkem mevkiin düşman tarafından askerle kuşatılıp yollarının kesilmesi, kuşatma, kapatma: Kaleyi, şehri muhasara etti; muhasarada kaldı. Ref’-i muhasara = Muhasarayı kaldırma, muhasaradan vaz geçip çekilme: Düşman ref-i muhasaraya mecbur oldu. Muhasara topu = Eskiden muhasaralar için kullanılan büyük sahrâ topu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاصره] sarma, kuşatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sarmak, kuşatmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hesap işleri. Dîvân-ı Muhâsebât = Sayıştay, (bk.) Muhâsebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accounts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHASEBE) (i. A. «hisâb»dan) (c. muhâsebât). 1. Hesaplaşma, sayışma, hesap görme: Sizinle bir muhasebemiz vardır. Kendisiyle kat’-ı muhasebe ettik = Hesabımız kalmadı. 2. Hesap ilmi ve usûlü, muntazam hesap ve defter tutma usûlü: Muhasebede mahareti vardır; muhasebeden hiç anlamam. 3. Bir resmî dairenin hesap şubesi, gelir ve giderlerin hesaplandığı, ödemelerin yapıldığı şube veya kalem: Muhasebe-i vilâyet; muhasebe kalemi; muhasebe mümeyizi; muhasebe kâtipleri. Devr-i muhasebe = Selefin halefe hesap verip defter, senet, mevcut nakit vs.’yi teslim etmesi. Dîvân-ı Muhâsebât = Sayıştay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accounting. accountancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookkeeping. accountancy. business office. cashier's office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accounting. bookkeeping. accounting or bookkeeping department of a firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İmparatorluk devrinde bir nezâretin (bakanlığın) hesap ve para işlerine bakan yüksek memur: Maliye, maarif muhasebecisi. 2. İmparatorluk devrinde bir sancağın (vilâyet = ilin) hesap ve para işlerine bakan memur: Saruhan, Kütahya muhasebecisi (vilâyetinkine «eyalet» defterdâr ve kazânınkine mal müdürü denirdi). 3. Bir şirkette aynı işle uğraşan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant. bookkeeper. controller. chamberlain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant. bookkeeper. bookkepeer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookkeeper accountant. bookkeeper. bursar. chamberlain. bookkeeping clerk. entering clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir bakanlık veya resmî dairenin yahut bir vilâyetin muhasebe işlerine ve mâlî işlerine başkanlık eden zatın memuriyet ve vazifesi: Dahiliye, adliye, posta ve telgraf, Amasya muhasebeciliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountancy. accountant. bookkeeping. the profession of an accountant. clerkship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاسب] muhasebeci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûmet» den if.) (mü. muhâsıme) (tes. muhâsımeyn, muhâsımeteyn). 1. Aralarında düşmanlık bulunan iki kişi veya tarafın her biri: Muhâsımlar arasında mütarekeye karar verildi. 2. Aralarında dava olan iki kişi veya tarafın her biri: Muhâsımlar mahkemeye çıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adversary. opponent. hostile. enemy. antagonist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHİSİB) (i. A. «hisâb» dan if). Muhasebede bilgi ve mahareti olan, hesap ve defter usûlünde geniş tecrübe sahibi: Muhasip adamdır; iyi bir muhasibe ihtiyaç vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant. budget officer. bookkeeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muhasebecilik, hesapta bilgi sahibi olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookkeeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasr» dan if.) (c. muhâsırîn). Bir kale veya diğer savaş yerini, şehri kuşatan, muhasara eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşeye» den imef.). Tahşiye olunmuş, not konulmuş, açıklamalı: Muhaşşâ bir kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûl» den). Elde edilen netice.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محصله] sonuç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûs» dan imef.) (mü. muhassasa). Tahsis ve tayin edilmiş, ayrılmış, birine mahsus: Maliyeden muhassas maaşı vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخصص] tahsis edilmiş, özgü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). 1. Bir kişiye tahsis ve tayin olunmuş maaş vesaire, tahsisat: Muhassasâtını alıyor. 2. Devlet dairelerinden her birine bütçeye göre ayrılan para: Maarif muhassasâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. muhassene) (bu mânâ ile kullanılmamıştır). 1. Güzel işler, güzel huylar, zıddı: mesâvî: O adamın muhassenâtı çoktur. 2. Tercih ve imtiyaz sebebi olan durum, üstünlük: Bu usûlün muhassenâtını anlıyamıyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşeye» den if.). Haşiye, not yazan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûl» den if.). 1. Hâsıl eden, husûle getiren. 2. Eskiden vergileri tahsile memur adam, tahsildâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ihâta» dan imef.) (mü. muhâta). 1. Çevrilmiş, etrafı alınmış, kuşatılmış: Duvarla muhat bir bahçe. 2. Bir şeyin içinde bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Sümük ve ona benzer yapışkan sıvı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاط] çevrili, kuşatılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hutbe» den imef.) (mü. muhâtaba). Kendisine söz söylenilen: Kendisi muhâtab olacak adam değildir, (i. A. gramer). Fiil çekiminde ikinci şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hutbe» den) (c. muhatabât). Birbirine hitab etme, birbirine söz söyleme, mükâleme, konuşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muhâtab.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interlocutor. collocutor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one spoken to. drawee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawee. person addressed / spoken to. addresee. acceptor. addressee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have a question directed to oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hatar»dan) (c. muhâtarât). Zarar ve ziyan veya can korkusu, tehlike: Bu işte muhâtara vardır; bile bile muhâtaraya girmemeli, (ticaret) Şirket-i muhâtara = Kâr ve zararı ortaklaşma olmak şartıyle kurulan şirket.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مخاطره] tehlike. 2.zarar, ziyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Korkulu, tehlikeli: Muhataralı yol; muhataralı iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dangerous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hatele» den). Aldatma, dolandırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. muhâtıyye) (tıp). Sümük çeşidinden, lüzûcetli sıvı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıtâb» dan if.) (mü. muhatıba). Birine söz söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hatt»dan imef.) (mü. muhattata). T. Çizgili, çizili. 2. Yivli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHAVERE) (i. A. «havere»den)

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاوره] konuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havi» den if. tef’İl). Tahvil eden, değiştiren, başka şekle sokan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havi» den imef.) (mü. muhavvele). 1. Tahvil olunmuş, değiştirilmiş: Sofadan muhavvel salon. 2. İhale ve sipariş olunmuş, verilmiş: Bu iş size muhavveldir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Hazinenin borcu olup tediyesi bir vilâyet veya diğer dairenin malına ihâle edilen para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fizik). 1. Başka bir hâle sokan, değiştiren. 2. Transformatör.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fıkh). Bölünmesi mümkün olmayan bir şeyi sırayla kullanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayâl» den imef.) (mü. muhayyele). Hayal olunmuş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخيل] hayal edilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) Hayal olunmuş şeyler: Muhayyelâta tâbî olmamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayr» dan imef.) 1. istediğini seçmekte veya bir şeyi kabûl edip etmemekte serbest olan: İkiye ayırıp istediğini almakta kendisini muhayyer bıraktim; ben size doğrusunu söyledim, kabûl edip etmemekte muhayyersiniz. 2. Beğenilmediği takdirde geri alınmak şartiyle satılan: Ben, bunu muhayyer aldım, geri gönderebiliriz; o adam muhayyer mal satmıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk musikisinde bir basit makam. Hüseynî makamının inici şeklidir. Dügâh (IS) perdesinde kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

returnable (merchandise. on approval. on trial. on appro approval. on approbation. consignation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.) Türk musikisinde tiz sekizlideki lâ perdesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.) Türk musikisinde bûselik beşlisi ile kalan mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisinde kürdî dörtlüsü ile kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisinde şimdi kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayâl» den). Tahayyül eden, hayal kuran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayal etme, hayalde canlandırma kabiliyeti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخيله] hayal gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محيرالعقول] akıllara durgunluk veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «huzûr» dan) (c. muhâzarât). 1. Edebiyat ve tarihe ait fıkra, hikâye ve latife. 2. (c.) ilim, fen, tarih ve edebiyata ait hatırda tutulan ve yeri geldikçe söylenen bilgi: O adamın muhâzarâtı çoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hizâ» den) (mü. muhâziyye). Birbirinin karşısında ve bir hizada bulunan, muvazi, Fr. paralele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazer» den imef.) (mü. muhazzire). Sakındıran,’ ihzâr eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «haber» den İf.). Haber veren, bir şeyi ihbâr eden, bir gazeteye veya hükümete bir işten haber veren. Muhbir-I sâdık = Haber verdikleri şeylerden mes’ul olmamak için isimlerini gizliyenlere denir ve alay yollu kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

informer. mole. sneak. telltale. blabber. blab. squealer. stoolpigeon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

informer. common informer. monitor. news reporter / correspondent. accuser. messenger. denunciator. felon. fink. informant. nightingale. noser. pathfinder. relator. reporter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخبر] haber veren, haberci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Haber veren, haberci.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «heds» ten imef.) (mü. muhdese). 1. Sonradan vücude gelmiş, eski olmayan, yaratılmış: Alem muhdestir. 2. Yeni, eskiden olmıyan: Bu, muhdes bir Adettir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Hz.Peygamberin isimlerinden).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mehd.den imef.) (mü. mümehhede). 1. Yapılmış. 2. Düzenlenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hendese» den if.) (c. mühendlsîn). Hendese (geometri) yi bilip tatbik eden: Yol mühendisi, maden mühendisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engineer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engineer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (« hendese-hâne» den galat). 1. Eskiden mühendis yetiştiren okul, teknik üniversite. 2. Mühendis-hine-i Berri-i Hümâyûn = İmparatorluk devrinde topçu okulu. 3. Mühemüthine-i Bahrî-i Hümâyûn = İmparatorluk devrinde deniz subayı yetiştiren askerî okul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mühendis görev, sıfat ve mesleği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engineering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engineering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Heykel gibi, İri ve güzel yapılı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Birini korkudan koruyan. Allah’ın isimlerinden. -”Abd” takısı almadan kullanılmaz. Abdulmüheymin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hey’et» den imef.). Hazırlanmış, tedarik olunmuş: Yolculuğa müheyyâdır; harekete müheyyâ bulunmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hazır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hey’et» den İf.) (mü. müheyyie). 1. Hazılayan. 2. (tıp). İstidat ve kabiliyet veren, bir hastalığa istidat kazandıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «heyecân» dan İf.) (mü. müheyyice). Heyecan veren: Müheyyic şiirler okudular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hezb» den imef.) (mü. mühezzebe). Düzeltilmiş, yoluna konmuş, terbiye olunmuş: Ahlâk-ı mühezzebe sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hezb» den if.) (mü. mühezzibe). Düzelten, yoluna koyan, terbiye eden: Mühezzib-i ahlâk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHİBB) (i. A. «hubb» dan if.) (mü. muhibbe). Seven, sevişen, muhabbetli, muhabbeti, sevgisi olan: Muhlbb-i Ehl-i Beyt; muhlbb-i fukarâ. (i. A. c.). Muhlbbân. 1. Dost, yâr: Muhibb-i sâdık. 2. Derviş olmaksızın tarîkatlerden birine yakınlığı olan: Mevlevî muhibbi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «heybet» den imef.) (mu. mühîbe). 1. Korkulan, muhataralı, tehlikeli: Mühib bir yol. 2. Heybetli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محب] seven.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Seven, sevgi besleyen, dost. 2.Tutkan, y(Erkek İsmi) 3.Bir tarikata intisap etmemekle birlikte yakınlığı olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Heybetli, korkunç, korkutan. 2.Tehlikeli ve saygı uyandıran.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Dostça, dostluğa yakışır şekilde: Ben, size muhibbâne söylüyorum. 2. Bir tarikat muhibblne yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Muhib).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mühib).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Dini saran, çevreleyen. - Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(MUHİKK) (ka ile) (i. A. «hakk» dan if.) (mü. muhikka). 1. Hak veren, hakkı kabûl eden, doğrudan ayrılmayan, Adili HAkim muhik olmalıdır. 2. (hukuk) Haklı olan, haklı, doğru: Hangi tarafı muhik görürse onu tutar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محق] haklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHİLL) (i. A. «halel» den if.) (mü. muhille). Bozan, dokunan, halel veren. Muhill-i nâmûs = NAmusa dokunan. Muhill-i Asâyiş = Asayişi bozan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜHİMM) (i. A. «hemm» den if.) (m. mühimme). 1. Düşündüren, gaile veren, ağır, ehemmiyetli: Mühim iş; mühim mesele. 2. Lâzım: Bu iş benim için pek mühimdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

important. momentous. capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

important önemli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

important. fundamental. historic. significant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c) (m. mühimme). 1. Mühimmeler, mühim şeyler, (bk.) Mühimme. 2. Cephane ve benzeri şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

munition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition. munitions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition. munitions. ordnance. provision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hemm» den if.) (c. mühimmât). Gaileli ve meşguliyeti! iş, ağır ve ehemmiyetli iş. Mühimme kalemi = Sadârette (başkanlık) mâbeyn-i hümâyûn ile olan yazışmalara bakan daire, (c.). 1. Lâzım şeyler, levezım. Mühimmit-ı kalemiyye = Kırtasiye. 2. Savaş için lâzım olan fişek, barut, gülle, kurşun gibi şeyler, cephane: Mühimmât-ı harblyye; mühimmât-ı seferiyye; mühimmât arabası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

( f. A. T.). Mühim görme, ehemmiyet verme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to consider sth / sb important.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vehn» den if.) (mü. mûhine) (tıp). Zayıflatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hevn» den if.) (mü. mühîne). 1. Hakaret eden. 2. Hakir, zelil, alçak, hor (hain mânâsiyle kullanılması yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موحش] korkunç, korkutucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHİT) (i. A. «havt» den İf.) (mü. muhîta). 1. Ihâta eden, çeviren: evin etrafını muhit bir duvar. 2. İlim ve iktidarı içinde bulunduran. Ar. şâmil, hâvî, câmî: Onun ilmi pek çok bilgiyi muhittir. (coğrafya) Bahr-I Muhît = Okyanus. Bahr-i Muhît-i Kebîr = Büyük Okyanus. Bahr-i Muhît-I Atlasî = Atlas Okyanusu. Bahr-i Muhît-i Hindi = Hind Okyanusu. 3. (matematik) Muhît veya muhît-i dâire = Bir daire teşkil eden eğri çizgi ki, iki ucu birleşip halka şeklini alır. 4. (botanik, anatomi) Zarf, kılıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

milieu. periphery. environment. surroundings çevre. yöre. circle. milieu çevre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

environment. milieu. circle of friends and associates. circle of friends. friends and surroundings. setting. encircling. circumference. contour. compass. ambient. perimeter. limb. periphery. ambit. area. atmosphere. circle. connect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محيط] çevre. 2.saran, kuşatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükm» den imef.) (mü. muhkeme). Sağlam, metin, kuvvetli: Muhkem bina; pek muhkem bir makine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fast. firm. strong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firm. solid. sturdy. tight. stabile. stout. strong. rigid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. muhkeme) (dilimizde kullanılmamıştır). Hüküm veren Ayetler ki, Kur’an’da bunlara fazla ehemmiyet verilip «ümmü’l-kltâb» denir, zıddı: müteşâbihât ki, örnek olarak söylenir ve te’vîle de gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Vakit verme, bir vakit için müsaade etme, bir işi bir zamana kadar geciktirme: Borcun ödenmesi için iki ay mehil, mühlet verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delay. respite. term. fixed period of time (for the carrying out of an action. grace period. extension. due date. deadline. option. space of time. interval. grace. time granted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «helâk» ten if.) (mü. mühlike). Helâk eden: Mühlik bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hulûs» dan if.) (mü. muhlise). Dostluğu veya itikat ve ibadeti halis ve samimî olan: Muhibb-i muhlis. Muhlisleri, muhlisiniz = Eski yazı dilinde «ben» mânâsiyle üstten asta hitap tarzı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Halis, katıksız. Dostluğu, samimiliği ve her hali içten gönülden olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hulûs ile, sadakatle: Sizi muhlisâne severim; onun namazı muhlisânedir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Muhlis).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «heml» den imef.) (mü. mühmele). 1. Bırakılmış, terkolunmuş, ihmal olunmuş, bakılmamış: Bu bağ pek mühmel bir haldedir. 2. (Arap alfabesinde) Noktasız (harf), zıddı: muaccem: Hâ-i mühmele. 3. Mânâsız, bir şeye delâlet etmeyen: Mühmel bir kelime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). Mânâsız kelimeler: İngilizce taklidi olmak üzere birtakım mühmelât söylüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «heml» den If.) (mü. mühmile). İhmal eden, bakmayan, ehemmiyet vermeyen, ihmalci.MÜHRE

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hank» tan’if., if’Al). Boğan, boğucu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Bir çeşit yuvarlak şey. 2.Cam boncuk. Mühre-i Zar: Güneş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hurûc» dan imef.) (c. mehârlc). 1. Çıkarılmış, çıkmış, yetişmiş: Ticaret mektebinden muhrec. 2. (matematik) Dört işlemden her birinin neticesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (kâğıdı) Mühre ile cilâ etmek, cilâlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (kâğıt) Mühre ile cilâlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). MUhra ile cilâlanmış, cilâlı (kâğıt).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «harâb» dan if) (mü. muhribe). Tahrîb eden, yıkıp viran eden, mahv ve perişan eyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hark» den if.) (mü. muhrıka). 1. Yakan, yakıcı: Cism-i muhrik, mâdde-i muhrıka. 2. Pek fazla açındıran, yakıcı, tesirli: Pek muhrik bir şey anr lattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir harp gemisi çeşidi, zırhlının küçüğü ve süratlisi, destroyer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tin can. torpedo boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destroyer. destroyer destroyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destroyer. warrior.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hüsn» den if.) (mü. muhsine). İyilik eden, ihsan eden, cömert.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İhsan eden, iyilikte, bağışta bulunan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Muhsin).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(MUHTAC) (i. A. «havece, hâcet» den if.) (c. muhtâcîn). t. Bir şeye ihtiyaç ve lüzumu olan, bir ihtiyacı olup da gideremeyen: Ekmeğe, suya, nasihata muhtaçtır. 2. Lüzumu olan: Bu ev tamire muhtaçtır. 3. Fakir, yoksul: Muhtaçlara yardım etmek. 4. Birinden iyilik görmek ümidinde bulunmakla veya yardımını görmekle kendisine baş eğmeye mecbur olan: Ben, sana muhtaç değilim; ne yapsın ona muhtaçtır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

needy. in need. dependent. beggarly. destitute. indigent. necessitous. straitened. straitened for. hard up. have a weak chest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dependent. deprived. needy. destitute. dependant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

needy. sb / sth in need of. dependent. wanting. necessitous. poor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محتاج] ihtiyaç sahibi. 2.yoksul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depend on. demand. need. require. want. want for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Muhtaçlık, ihtiyaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muhtaç olan adamın hâli, ihtiyaç: Kimseye muhtaçlığım yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hîle» den if.) (mü. muhtâle). Hilekâr, desiseci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHTAR) (i. A. «hayr» dan İmef) (mü. muhtâre). 1. Seçilmiş, ihtiyâr olunmuş, seçkin (bu mânâ ile Peygamberimiz hakkında kullanılır). Ahmed-i Muhtâr. 2. Aklı, iradesi tam, yerinde olan, istediği gibi hareket edebilen, cebir ve tahakküm altında bulunmayan: Fâil-i muhtâr. 3. İdaresi kendinde olan, imtiyazlı, iç idaresinde müstakil, fakat dış idaresinde başka bir devlet veya makama bağlı: Idâre-i muhtâre. 4. Bir köy veya mahalle ahalisi tarafından köy ve mahalleye ait işlere bakmak üzere seçilen adam: Köy, mahalle muhtarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demarch. reeve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autonomous özerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

village headman. autonomous. self-governing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İhtiyar eden, seçilmiş, seçkin. Hareketinde serbest olan, istediği gibi davranan, dilediğini yapan. 2.Köy veya mahalle işlerine bakmak üzere halkın seçtiği kimse. Hz.Peygamber (s.a.s)’in isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autonomy. self-government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autonomie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مختاریت] özerklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’ce yapılmış bir Arapça kelimedir). Aklı, irâdesi yerinde olanın hâli. Muhtiriyyet-i idâre = Ayrıca ve bazı İmtiyazlarla idare olunan eyâletin hail.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Köy veya mahalle muhtarı sıfat ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a mukhtar. the work of a mukhtar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHTASS) (i. A. «husûs» dan imef.) (mü. muhtassa). Bir şey veya şahsa ihtisâs etmiş, has, mahsus, hususî: Bu hastane verem hastalarına muhtastır. (i. A. c. muhtâsîn). Hususî şekilde mensup, birine intisâbı, bağlılığı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasr» dan imef.) (mü. muhtasara). 1. Kısa kesilmiş, kısaltılmış, mufassal olmayan, hulâsa: Muhtasar bir nutuk söyledi; muhtasar bir risâle yazdı; bu tarihin bir de muhtasarı vardır. 2. Pek gösterişli olmayan, tekellüfsüz, gürültüsüz, az masrafla ve kalabalıksız: Muhtasar bir düğün yaptı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compendious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condensed. concise. short. brief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مختصر] kısa, özlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kısa olarak, tafsilâtsız: Muhtasaran konuştu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مختصرا] kısaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan if.) (mü. muhtazıra). Ihtizar hâlinde bulunan, can çekişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hicâb» dan if) (mü. muhtecibe). Örtülü, örtünmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hidâyet» ten if.) (mü. mühtediyye). Ihtidâ etmiş, doğru yolu bulmuş, İslâm dinini kabûl etmiş: Mühtedî bir İngiliz; ingiltere’deki mühtedîler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hafî» den if.) (mü. muhtefiyye). Ihtifâ eden, gizlenen, saklanan, gizlenmiş, saklı: Birkaç gün muhtefî kaldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakere» den if.). Yiyecek ve başka zarurî ihtiyaç maddelerini ucuz alıp biriktirdikten sonra fiyatlarını arttırarak satan, karaborsacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محتکر] vurguncu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHTELL) (i. A. «halel» den if.)

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haleffe» den imef.) (mü. muhtelef-ün fîhâ). Hakkında ihtilâf, anlaşmazlık bulunan, uyuşulamayan, herkesçe kabûl olunmayan: Mes’ ele-i muhtelef-ün fîhâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مختلف فيه] ihtilaflı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halecân»dan if.) (mü. muhtelice) (tıp). İhtilâca uğramış, devamlı titreyen insan veya organ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haleffe» den İf.) (mü. muhtelife). 1. Bir çeşitten olmayan, türlü türlü olan, çeşitli: Muhtelif işler. Muhtelifüi-levn = Renkleri türlü türlü. Elvân-ı muhtelife = Çeşitli renkler. 2. Bir fikir ve görüşte olmayan, fikirleri farklı olan, muhtelif: Kendisi bu işte muhtelif idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sundry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

various. different çeşitli. türlü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diverse. various. of various sorts. assorted. different. miscellaneous. multifarious. several. sundry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مختلف] türlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halese» den if.) Çalıp çarpan, zimmetine geçiren, ihtilâs eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halt» dan if.) (mü. muhtelite). Karışık, çeşitli şeylerden mürekkep: Muhtelit komisyon, (matematik, geometride) Sath-ı muhtelit = Çeşitli şekil ve durumları olan yüzey, Fr. surface mixte. (anatomi) Adale-i muhtelite = Boynun arkasındaki kas.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مختلط] karışık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hami» dan imef.) (mü. mhtemele). Olmak ihtimali olan, mümkün, kabil, beklenen: Bugün gelmeleri muhtemeldir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

probable. likely. a priori. contingent. eventual. liable. prospective. a priori. in the cards. on the cards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

likely. possible. presumptive. probable. subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

likely. probable. possible. potential. presumptive. prospective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c). Mümkün olan ve beklenen şeyler: O işin böyle olması muhtemelâttandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

probably. likely. presumably. perhaps. easily. presumedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doubtless. likely. presumably. probably. chanches are.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

probably. doubtless. easily. maybe. ought. perchange. perhaps. possibly. presumably.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hamr» dan imef.). Mayalanıp ve ekşlyip kabarmış mânâsiyle «muhammer» ve «mütehammer» yerine kullanılmışsa da, Arapça mânâsı büsbütün başkadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hank» dan if.) (mü. muhtenika). Boğulmuş, boğuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hürmet» ten imef.) (mü. muhtereme). Hürmetli, saygı değer: Bir pîr-i muhterem; vâlide-i muhteremem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estimable. honorable. honourable. venerable. reverend. august. patriarchal. worshipful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reverend. venerable. respected. estimable saygıdeğer. sayın.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

esteemed. respected. estimable adj. honourable. venerable. worshipful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محترم] saygın, saygıdeğer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İhtiram olunmuş. Saygıdeğer, sayılan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hareye» den if.). 1. icat eden, bulan, meydana koyan, mucit: Dikiş makinesinin muhterîi. 2. Birine aslı olmayan şeyler isnad eden, iftira atan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hark» den if.) (mü. muhterika). Yanmış: Geçen günkü yangında üç ev muhterik oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hırs» tan if.). ihtirası olan, hırsı olan, çok istekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hırz» dan if.) (mü. muhterize). Sakınan, çekinen, ihtirâz eden: Ben, böyle iftiralardan pek muhterizim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محترز] kaçınan, uzak duran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşmet» den imef.) (mü. muhteşeme). Haşmet sahibi, heybetli: Bir vezîr-i muhteşem («çok muhteşem», hattâ «daha muhteşem» demek doğru değildir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificent. splendid. majestic. gorgeous. spectacular. august. corking. glorious. grand. imperial. lordly. magnific. magnifical. noble. olympian. regal. resplendent. royal. slashing. solemn. stately. stupendous. superb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grand. magnificent. majestic. proud. splendid. sublime. sumptuous. great. glorious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grand. magnificent. splendid. imposing. gorgeous. high. majestic. sumptuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محتشم] görkemli, ihtişamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - İhtişamlı, tantanalı, debdebeli, görkemli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hisâb» dan if.). 1. Vaktiyle ihtisâb memuru, şehre gelip satılan mallardan vergi ala nmemur. 2. Abbâsîler zamanında şehrin belediye ve polis görevlerine bakan memur, şahne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havâye» den imef. iftial). Bir şeyin içinde bulunan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contents içerik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

content. contents. staple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محتوا] içerik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havâye» den if.) (mü. muhteviyye). Bir yere toplayan, ihtiva eden, hâvi: Çeşitli bahisleri muhtevi bir kitap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محتوی] içeren, içine alan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

içermek, içine almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contents.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محتویات] içindekiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (doğrusu «muhteveyât» olsa gerektir). 1. Yazılmış bir şeyin hâvi olduğu, ihtivâ ettiği, içine aldığı bahisler, mündericât, içindekiler: O kitabın, mektubun muhteviyyâtı neden ibarettir? 2. Bir kabın ve zarfın içinde bulunan şeyler: Bu sandığın muhteviyyâtı nedir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazn» den imef.) (mü. muhtezene). Biriktirilip hazineye konmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazn» den if.) (mü. muhtezine). Biriktirip hazineye koyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hatâ» dan if.) (mü. muhtıyye). Hata ve günah eden, günahkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hutûr» dan if.) (mü. muhtıra). Hatıra getiren, ihtâr eden, hatırlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. muhtırât). 1. Bir işi hâtıra getirtmek maksadıyla, hatırlatmak için sunulan yazı: Bir muhtıra takdim eyledi; benimki bir muhtıradır, isterse kabûl eder, isterse etmez. 2. Hatıra gelen bir şeyi unutmamak için yazılan pusula: Bir muhtıra yazıp cebime koydum; muhtıra defteri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum. note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomatic note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

NOTE. warning (sent to a government. appointments book. memorandum note. flapper. memo. memoir. memorandum. memorial. word processing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜHR) (i. F.). 1. Bir adamın veya bir daire ve idarenin ijmi kazılı bulunan mâden veya taştan damga ki, imza yerine mektup ve senetlerin altına ve mektup zarfına yahut bir kapı ve kapak vesaireyi yapıştıran mumun üzerine basılırdı (şimdi yalnız resmf kâğıtlarda kullanılmaktadır), Ar. hâtem: Mühür basmak. 2. Bunun kâğıda veya mühür mumuna basılmış şekli ve yazısı: Mühürünü okuyamadım; mühürünü yaladı. Fekk-i mühür = Mühür mumu veya kurşunla mühürlenmiş bir şeyden mühürü bozup açma. Mühr-i Süleyman = Hazret-i Süleymân’ın mühüründe kazılı olduğu söylenen iki üçgen şekli. Mühür mumu = Mektup zarfı ve başka şeyler üzerine eritilip üzerine mühür basılmaya mahsus ve balmumu ile bazı reçinelerden yapılmış kırmızı veya diğer renkte madde çubuğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seal. signet. impress. cachet. signature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cachet. chop. seal. signet. signet ring. stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signet ring. stamp. affix. cachet. paper seal. signet. fascimile stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealing wax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealing wax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mühürlenmiş, mühürle kapanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engraver of seals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir büyüğün veya bir resmî dairenin mühürünü taşıyıp evrakı mühürlemek vazifesiyle görevli kâtip: Sadâret mühürdârı. 2. Hususî kâtip: Vali paşanın mühürdârı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir büyük devlet adamının veya resmi bir dairenin mühürünü taşıyıp evrakı mühürlemek görevi, mühürdâr sıfat ve memuriyeti: Seraskerlik mühürdârlığı. 2. Eskiden hususî kâtiplik: Bazı vezirlere mühürdârlık etmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealing. affixing of seals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mühür basmak: Senedi mühürledinlz mi? Bu zarfı mühürlemeli; anbarı mühürlediler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seal. to seal. to stamp with a seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affix the seal. to put under seal. to stamp with a seal. to lock up and affix a seal to. affix seals to sth. to seal with lead. to affix a seal. to place under seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Altına veya üstüne mühür basılmak: Bu mektuplar mühürlendi mi? Bu zarflar mühürlenecektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be under seal. to be stamped with a seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mühür bastırmak: Mazbatayı üyelere mühürletmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb put sth under seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Altına mühür basılmış. Ar. mahtûm: Mühürlü bir senet. 2. Üstü kapatılıp mühür basılmış, Ar. mahtûm: Mühürlü zarf; mühürlü mağaza.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealed off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealed. under seal. stamped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which is under seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which lacks a seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayât» dan if.). ihyâ eden, dirilten, canlandıran, taze hayat veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محيی] hayat veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - İhya eden, dirilten, canlandıran, hayat veren. - Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı alarak kullanılır. Abdulmuhyi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan if.). ilgilileri mahkemeye götürmekle görevli mahkeme görevlisi, mübaşir: Mahkemeden muhzır geldi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سرمحرر] başyazar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

officials eal (of a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «semahat» tan). 1. Müsamaha mânâsıyle kullanılıyorsa da, asıl mânâsı karşılıklı olarak müsamaha etmek ve birbirinin kusuruna bakmamaktır. 2. (edebiyat) Bir kelimeyi, alâka bulunmadan asıl yerinden başka yerde kullanma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) – Hükümdar anası.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ümm). İslâm literatüründe klasik sayılan başlıca kitaplar. (bk.) Um.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate of dead. certificate of death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by