Mum Yanınca Niçin Geriye Bir şey Kalmıyor? ne demek? | Mum Yanınca Niçin Geriye Bir şey Kalmıyor? anlamı nedir? | Mum Yanınca Niçin Geriye Bir şey Kalmıyor?

Mum Yanınca Niçin Geriye Bir şey Kalmıyor? anlamı nedir?

Mum Yanınca Niçin Geriye Bir şey Kalmıyor? ne demek?

Mum Yanınca Niçin Geriye Bir şey Kalmıyor? anlamı nedir?

| Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: mum yaninca geriye sey kalmiyor

Genel Bilgi

Gerçi şimdi elektrikler kesilince otomatik olarak devreye giren lambalar, hatta jeneratörler var ama mum hayatımız boyunca evimizin demirbaşı olmuştur. Onu o kadar hayatımızın olağan bir parçası olarak algılamışızdır ki, fitiline bir kibrit çaktığımızda onun nasıl yandığını, yandıkça katı kısmının nereye gittiğini düşünmeyiz bile.

Tarihi çok eskiye uzanan mum ışığının adeta büyülü bir gücü vardır. İnsanda romantik duygular uyandırdığı gibi, tüm dinlerde ruhani bir yeri de vardır. Ayin ve adakların vazgeçilmez malzemesidir. Mum tarihin ilk icatlarından biridir. Mısır’da ve Girit adasında milattan 3000 yıl önceden kalma mumlar bulunmuştur ama en yaygın kullanışı ortaçağda Avrupa’da olmuştur. Tarihi bu kadar eski olup da günümüzde de popülaritesini yitirmeyen ve çok yaygın olarak kullanılan başka hiçbir şey yoktur.

Aslında mumun yapısı çok basittir ama yanma mekanizması o kadar basit değildir. Mumun yapısında iki ana eleman vardır. Birincisi yakıt görevini gören, bir çeşit balmumu, ikincisi de emici özelliği olan bir çeşit sicim, yani fitil. Fitilin emici özelliği çok önemlidir. Çünkü mumun yanma sırrı burada gizlidir. Bu özellik gaz lambalarının fitillerinde de vardır ve onlar da aynı prensiple çalışırlar.

Elinize herhangi bir sicim alıp ucundan su dolu bir kaba daldırdığınızda suyun sicim tarafından emildiğini ve suyun sicim boyunca yukarı çıktığını renginin koyulaşmasından anlayabilirsiniz. İşte fitil de mumun üst kısmında alevden dolayı eriyen balmumunu emerek üst kısmına taşır ve bu bölgede yanmanın devamını sağlar, yani burada asıl yanan ve ışığı veren fitil değil balmumunun kendisidir.

Parafin balmumları ham petrolden yapılır, yani koyu bir hidrokarbon olup iyi bir yanıcıdırlar. Çakmağı çakıp fitili tutuşturunca, mumun en üst tabakasının da erimesine ve dolayısıyla mekanizmanın çalışmaya başlamasına sebep olursunuz. Fitil, bu erimiş balmumunu yukarı aleve doğru taşır, balmumu alevin sıcaklığında buharlaşır ve tutuşur. Yanan şey aslında mumun katı kısmı olduğundan mum tümüyle yanıp bittiğinde geriye pek bir şey kalmaz.

Mum yapmada en çok arı balmumu, benzin üretiminde petrolden çıkan bir yan ürün olan parafin veya bitkisel ve hayvansal yağlardan yapılan ‘stearin’ kullanılır. Günümüzde en fazla kullanılan mumlar bunların karışımı ile elde ediliyor. Mumlar çekme yöntemi ile, dökülerek veya pres edilerek yapılıyor. Her şey tamamlandıktan sonra boya banyolarına sokulurlar ve en sonunda da parlaklık kazandırmak için soğuk suya daldırılırlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Gerçi şimdi elektrikler kesilince otomatik olarak devreye giren lambalar, hatta jeneratörler var ama mum hayatımız boyunca evimizin demirbaşı olmuştur. Onu o kadar hayatımızın olağan bir parçası olarak algılamışızdır ki, fitiline bir kibrit çaktığımızda onun nasıl yandığını, yandıkça katı kısmının nereye gittiğini düşünmeyiz bile.

Taeihi çok eskiye uzanan mum ışığının adeta büyülü bir gücü vardır. İnsanda romantik duygular uyandırdığı gibi, tüm dinlerde ruhani bir yeri vardır. Ayin ve adakların vageçilmez malzemesidir. Mum tarihin ilk icatlarından biridir. Mısır’da ve Girit adasında milattan 3000 yıl önceden kalma mumlar bulunmuştur ama en yaygın kullanılışı ortaçağda Avrupa’da olmuştur. Tarihi bu kadar eski olup da günümüzde de popülaritesini yitirmeyen ve çok yaygın olarak kullanılan başka hiçbir şey yoktur.

Aslında mumun yapısı çok basittir ama yanma mekanizması o kadar basit değildir. Mumun yapısında iki ana eleman vardır. Birincisi yakıt görevini gören, bir çeşit balmumu, ikincisi de emici özelliği olan bir çeşit sicim, yani fitil, Fitilin emici özelliği çok önemlidir. Çünkü mumun yanma sırrı burada gizlidir. Bu özellik gaz lambalarının fitillerinde de vardır ve onlar da aynı prensiple çalışırlar.

Elinize herjangi bir sicim alıp ucundan su dolu bir kaba daldırdığınızda suyun sicim tarafından emildiğini ve suyun sicim boyunca yukarı çıktığını renginin koyulaşmasından anlayabilirsiniz. İşte fitil de mumun üst kısmında alevden dolayı eriyen balmumunu emerek üst kısmına taşır ve bu bölgede yanmanın devamını sağlar, yani burada asıl yanan ve ışığı veren fitil değil balmumunun kendisidir.

Parafin balmumları ham petrolden yapılır, yani koyu bir hidrokarbon olup iyi bir yanıcıdırlar. Çakmağı çakıp fitili tutuşturunca, mumun en üst tabakasının da erimesine ve dolayısıyla mekanizmanın çalışmaya başlamasına sebep olursunuz. Fitil, bu erimiş balmumunu yukarı aleve doğru taşır, balmumu alevin sıcaklığında buharlaşır ve tutuşur. Yanan şey aslında mumun katı kısmı olduğundan mum tümüyle yanıp bittiğinde geriye pek bir şey kalmaz.

Mum yapmada en çok arı balmumu, benzin üretiminde petrolden çıkan bir yan ürün olan parafin veya bitkisel ve hayvansal yağlardan yapılan “stearin” kullanılır. Günümüzde en fazla kullanılan mumlar bunların karışımı ile elde ediliyor. Mumlar çekme yöntemi ile, dökülerek veya pres edilerek yapılıyor. Her şey tamamlandıktan sonra boya banyolarına sokulurlar ve en sonunda parlaklık kazandırmak için soğuk suya daldırırlar.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gönüllerde iman nurunu yerleştiren, kendisine yönelenlere, iman nasib ederek onları hidayetine alan, koruyan yüce Allah’ın kulu. - Mü’min, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(A ). Gücü her şeye yeten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Umumiyetle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العموم] genellikle, genelde, genel olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). kakule.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Eğer dünyanın merkezinden geçen ve öbür tarafa açılan bir kuyu kazabilseydik ve de bu kuyunun ağzından içeri atlasaydık ne olurdu?

Kesin olan bir şey var ki, dünyanın merkezine ulaştığımızda, erimiş magma içinde eriyip yok olacaktık. Biz yine de magmayı ve hava sürtünmesini unutup, bu boş kuyuda yapacağımız yolculuk nasıl olurdu, ona bakalım.

Dünyanın merkezine ulaştığımızda ağırlığımız sıfırlanırdı. İnsanı dünyanın merkezine çeken yer çekimi bu noktada her yönde aynı olduğundan, ağırlığımız sıfır olur, ama ilk hızla merkezi geçer Öbür uca doğru seyahate devam ederdik.

Kuyudan atladığımızda süratimiz gittikçe artar, merkezi geçtikten sonra gittikçe yavaşlamaya başlar, kuyunun öbür ucunda, yani başladığımız noktadan yaklaşık 13.000 kilometre sonra hızımız sıfırlanır, kuyunun kenarına iyi tutunamazsak, gerisin geriye düşer ve bu hareket kuyunun iki ucu arasında sonsuza kadar devam ederdi.

Ama unutmayalım ki, başlangıçta hava sürtünmesini hesaba katmadığımızı söylemiştik. Sürtünme nedeni ile her seferinde merkezden daha az uzaklaşır ve sonunda merkezde hareketsiz kalırdık. Siz, siz olun, her gördüğünüz kuyunun içine atlamayın!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Eğer dünyanın merkezinden geçen ve öbür tarafa açılan bir kuyu kazabilseydik ve de bu kuyunun ağzından içeri atlasaydık ne olurdu?

Kesin olan bir şey var ki, dünyanın merkezine ulaştığımızda, erimiş magma içinde eriyip yok olacaktık. Biz yine de magmayı ve hava sürtünmesibi unutup, bu boş kuyuda yapacağımız yolculuk nasıl olurdu, ona bakalım.

Dünyanın merkezine ulaştığımızda ağırlığımız sıfırlandı. İnsanı dünyanın merkezine çeken yer çekimi bu noktada her yönde aynı olduğundan, ağırlığımız sıfır olur, ama ilk hızla merkezi geçer öbür uca doğrun seyahate devame ederdik.

Kuyudan atladığımızda süratimiz gittikçe artar, merkezi geçtikten sonra gittikçe yavaşlamaya başlar, kuyunun öbür ucunda, yani başladığımız noktadan yaklaşık 13 bin kilometre sonra hızımız sıfırlanır, kuyunun kenarına iyi tutunamazsak, gerisin geriye düşer ve bu hareket kuyunun iki ucu arasında sonsuza kadar devam ederdi.

Ama unutmayalım ki, başlangıçta hava sürtünmesini hesaba katmadığımızı söylemiştik. Sürtünme nedeni ile her seferinde merkezden daha az uzaklaşır ve sonunda merkezde hareketsiz kalırdık. Siz, siz olun, her gördüğünüz kuyunun içine atlamayın!


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wax. beeswax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beewax. sealing wax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in general. all.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in general. on the whole. all.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالعموم] tüm, bütün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bütün, hepsi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kasımpatı, krizantem. corn chrysanthemum sarı pat, (bot). Chrysanthemum segetum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cism»den) (c. cüseymât). Küçük cisim, cisimcik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cüseym). Küçük cisimler, cisimcikler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small beer. cherrystone. hogwash. jackstraw. nonentity. pin. punk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Daimlik, devam, sürme: Deymûmet-i ömr ü ikbâliniz için dua ederim (eski tâbirlerden).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Döşeme işi yapan usta, tesisatçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

installer. fitter. plumber. electrician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Yer çekimi istikametinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vertical. vertical şakuli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portrait. vertical. perpendicular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Geri doğru uyumluluk, aygıtların eski kuşak biçimlerle çalışabilmesini tanımlayan bir terimdir. DVD Video oynatıcılar, DVD’lerin yanı sıra ses CD’leri ve Video CD’ler de oynatabilmektedirler.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Umumî düşünce, umumun fikri. Bir memleket halkının bir mesele üzerindeki fikri ve nokta-i nazarı, (uyd. k.) kamuoyu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Ordunun sevk ve idaresiyle meşgul en yüksek askerî makam, genelkurmay.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارکان حربيهء عموميه] genel kurmay başkanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) (uyd. k.). Cinsiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sexual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asexual. neuter. agamous cinsliksiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Taşınabilir CD ve MiniDisc çalarlara, bellek kapasitesini artırmadan darbelere karşı müthiş bir direnç kazandırır. Ses sinyalleri, veri akışı darbe ya da titreşim sonucunda kesilmese bile sürekli olarak okunur. Olası veri hataları hafızada düzeltir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Rengârenk boncuklar veya çakıl, taş, sırça vesair ile donatılmış yüzey ki, Fransızca «mosai’que» (mozayik) denilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kusma, kay, istifrağ: Gaseyân etmek (Arapça’da asıl mânâsı bulanma ve bulantı’dır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nausea. vomiting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غصيان] kusma. 2.kusmuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geri geri, geriye doğru, geldiği yere.

Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, İngiliz kanalında adalar, Fransa’nın kuzeybatında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 49 28 Kuzey enlemi, 2 35 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 78 km².

Kara sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 50 km.

İklimi: Ilımandır. Kışları yumuşak, yazları serindir. Senenin yarısı hava bulutludur.

Arazi yapısı: Güneybatıda genellikle alçak tepeler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Sark 114 m.

Doğal kaynakları: İşlenebilir arazi.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 65,409 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.26 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.82 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.65 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.42 yıl.

Erkeklerde: 77.41 yıl.

Kadınlarda: 83.53 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Guernseyli.

Nüfusun etnik dağılımı: İngiliz ve Norman - Fransız kökenliler.

Din: Anglikan, Roma Katolikleri, Presbiteryan, Baptist, Methodist.

Diller: İngilizce, Fransızca, Norman - Fransız lehçeleri.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Guernsey Bölgesi.

kısa şekli : Guernsey.

Bağımsızlık durumu: İngiliz Krallığına bağlıdır.

Başkent: Saint Peter Port.

Bağımsızlık günü: yok (İngiltere’ye bağlıdır).

Milli bayram: Liberasyon Günü, 9 Mayıs (1945).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: yok.

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Finansal hizmetler - bankacılık, fon yönetimi, sigortacılık vb. Kanal Adaları ekonomik gelirinin yaklaşık %55’ni oluşturur.

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 2.742 milyar $ (2005 verileri).

GSYİH - reel büyüme: %3 (2005 verileri).

GSYİH - sektörel bileşim: tarım: %3.

Endüstri: %10.

Hizmet: %87 (2001).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %3.4 (2006 verileri).

İş gücü: 31,470 (Mart 2006).

İşsizlik oranı: %0.9 (2006 verileri).

Endüstri: Turizm, bankacılık.

Tarım ürünleri: Domates, sera çiçekleri, tatlı biber, patlıcan, meyveler, büyükbaş hayvanlar.

İthalat ürünleri: Domates, çiçek ve yeşil bitkiler, tatlı biber, patlıcan, diğer sebzeler.

İhracat ortakları: İngiltere.

İthalat ürünleri: Kömür, benzin, petrol, makine ve parçalar.

İthalat ortakları: İngiltere.

Para birimi: İngiliz Poundu (GBP); Guernsey pound.

Para birimi kodu: GBP.

Mali yıl: Takvim yılı.

İletişim Bilgileri

Kullanılan telefon hatları: 55,100 (2004).

Radyo yayın istasyonları: AM 1, FM 1, kısa dalga 0 (1998).

Televizyon yayını yapan istasyonlar: 1 (1997).

Internet kısaltması:.gg.

Internet kullanıcıları: 36,000 (2005).

Ulaşım ve Taşımacılık

Demiryolları: 0 km.

Su yolları: yok.

Limanları: Saint Peter Port, Saint Sampson.

Hava alanları: 2 (2006 verileri).


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Anglo Norman adalarından biri; bu adada yetiştirilen ve bol süt veren bir çeşit inek; (k.h.) örme kalın yün yelek veya ceket ,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.) (m. gam). Gamlar, kederler, (bk.) Gam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غموم] gamlar, kederler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Umumî harp, Birinci Cihan Harbi (1914-1918).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرب عمومی] Birinci Dünya Savaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omnipotent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omnipotent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حصه یاب] pay alan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

payını almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hemm). (bk.) Hemm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Fazla ihtiyarlık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Küçük sevgili. 2.Hz.Muhammed (s.a.s.)’in torunu, Hz.Ali’nin küçükoğlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. musiki). Türk musikisinin 13 basit makamından biri. Dügâh (lâ) perdesinde kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T. musiki). Türk musikisinde basit makamları teşkile yarıyan 6 çeşit beşliden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T. musiki). Türk musikisinde bir perde adı. Portenin dördüncü aralığına yazılan «mi» notası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hüseynî Zemzeme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. musiki). Türk musikisinde kürdî dörtlüsü ile kalan mürekkep makamlardan biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business travel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business travel. official tour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The finest of wool separated from the rest; combed wool; also, fine yarn of wool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of knitted jacket; hence, in general, a closefitting jacket or upper garment made of an elastic fabric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a breed of cattle in the Island of Jersey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Jerseys are noted for the richness of their milk. breed from the island of Jersey a slightly elastic machine-knit fabric a close-fitting pullover shirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a close-fitting pullover shirt. a slightly elastic machine-knit fabric. breed from the island of Jersey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Is a plain weft-knitted fabric All IL MIGLIORE jersey knits are double mercerized and knit with 50/2 yarn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The consistent interlooping of yarns in the jersey stitch to produce a fabric with a smooth, flat face, and a more textured, but uniform back Jersey fabrics may be produced on either circular or flat weft knitting machines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A soft, plain-knitted fabric used for clothing with a face side that is distinctly different from the backside This fabric was originally made of wool on the island of Jersey, England.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Single knit construction which has rows of vertical loops on the face and rows of horizontal half-loops on the back Jersey can be any fiber content and can be knit flat or circular Often used in short sleeve knit shirts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A knitted fabric of one or more textures of wool, cotton, or silks A plain stitch knitted cloth in contrast to rib-knitted fabric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, Fransa’nın kuzeyinde yer alan ada.

Coğrafi konumu: 49 15 Kuzey enlemi, 2 10 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 116 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 70 km.

İklimi: Ilıman iklim; Kışlar fazla sert olmaz, yazları serin geçer.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: 143 m.

Doğal kaynakları: İşlenebilir arazi.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 91,084 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.28 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.74 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.16 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.38 yıl.

Erkeklerde: 76.89 yıl.

Kadınlarda: 82.05 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.58 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Nüfusun etnik dağılımı: Jersey %51.1, İngiliz %34.8, İrlandalı, Fransız ve diğer %6.6, Portekiz/Mederli %6.4, diğer %1.1 (2001).

Din: Anglikan, Roma Katolikleri, Baptist, Methodist, Presbyterian.

Diller: İngilizce (resmi), Portekice ve diğer.

Yönetimi

Ülke adı: Jersey.

Bağımsızlık durumu: İngiliz Kraliyetine bağlıdır.

Başkent: Saint Helier.

İdari bölümler: yok (İngiliz Kraliyetine bağlıdır.).

Bağımsızlık günü: yok (İngiliz Kraliyetine bağlıdır.).

Milli bayram: Liberasyon Günü, 9 Mayıs (1945).

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 3.6 milyar $ (2003 verileri).

GSYİH - sektörel bileşim: tarım: %5.

Endüstri: %2.

Hizmet: %93 (1996).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %5.3 (2004).

İş gücü: 52,790 (2004).

İşsizlik oranı: %0.9 (2004 verileri).

Endüstri: Turizm, bankacılık, finans, süt ürünleri.

Tarım ürünleri: Patates, karnabahar, domates, sığır eti, süt ürünleri.

İhracat ürünleri: Hafif endüstri ve elektrik malzemeleri, gıda maddeleri, tekstil.

İhracat ortakları: İngiliz Kraliyeti.

İthalat ürünleri: Makine ve taşıt araçları, sanayi malları, gıda maddeleri, mineral yakıtlar, kimyasallar.

İthalat ortakları: İngiliz Kraliyeti.

Para birimi: İngiliz Poundu (GBP); Jersey poundu.

Para birimi kodu: GBP.

Mali yıl: 1 Nisan - 31 Mart.

İletişim Bilgileri

Kullanılan telefon hatları: 73,900 (2001).

Radyo yayın istasyonları: AM -, FM 1, kısa dalga 0 (1998).

Televizyon yayını yapan istasyonlar: 1 (1997).

Internet kısaltması:.je.

Ulaşım ve Taşımacılık

Demiryolları: 0 km.

Karayolları: 577 km.

Su yolları: yok.

Limanları: Gorey, Saint Aubin, Saint Helier.

Havalimanları: 1 (2006).


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jarse ceket; jarse atlet fanilası; b.h. Jersey adasında bulunan ve sütü çok yağlı bir cins inek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tes.). İki kavis.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalın bir çeşit yünlü kumaş; bu kumaştan yapılmış pantolon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaşmir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

council. administrative or consultative council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deuce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Büyük beni Amir b. Şaşa’a grubuna dahil bir Arap kabilesi. Kuşeyri: İslam aleminin büyük sufi müelliflerinden. Kuşeyri Risalesi adıyla ünlü eseri bulunmakta.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Bir şey değil, pek değersiz ve yok denecek kadar küçük.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yünle karışık keten veya pamuktan yapılmış kaba kumaş; eski ne olduğu belirsiz şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lisân» dan itas.) (anatomi, botanik). Küçük dil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gamm» dan imef.) (mü. mağmûme). 1. Gamlı, kederli, tasalı, mahzun, hazin: Kendisini pek mağmûm gördüm. 2. Kapalı, bulutlu: Mağmûm bir hava.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغموم] gamlı, kederli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kederli ve mahzun olma. 2. Havanın kapalı ve bulutlu olması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamım» den imef.) (mü. mahmûme) (tıp). Sıtmalı, sıtmaya tutulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. matematik). Bir şeyin ulaşabileceği en yüksek nokta, azamî.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. maximum

en çok, en büyük, en yüksek

Değişebilen bir niceliğin varabileceği en yüksek olan (sınır).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maximum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

full. maximum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maximum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Maximum Lot)

Hisse senedi bazında belirlenen ve alım satım sistemine limit fiyatlı emir olarak bir defada girilebilen en yüksek miktardır


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Yunanistan ve ispanya'da yapılan bir çeşit tatlı şarap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. (çoğ. -ma veya -mums) azami derece, maksimum; gaye; s. azami, en çok, en ziyade. maximum pressure mak. azami basınç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zamm» dan imef. (mü. mazmûme). Zamme ile okunan, zamme harekeli, ötreli, u seslerini veren: Harf-i mazmûm, kâf-i mazmûme.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir düğmeye dokunarak ses ayarlaması sağlar. Üç mod (MBP Off, MBP-A, MBP-B), hem fader hem de dengeyi aynı anda kontrol eder.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «semm» den imef.) (mü. mesmûme). Zehirlenmiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسموم] zehirli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zehirlenerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zemmıden imef.) (mü. mezmûme). 1. Zemmolunmuş, aşağılanmış. 2. Makbûl olmayan, ayıp sayılan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مذموم] kötülenmiş, ayıplanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Bir kemiyetin, niceliğin, inebildiği en alt basamak, en aşağı, Osm. asgarî.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. minimum

en az, en küçük

Değişken bir niceliğin inebileceği en alt olan (sınır).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minimum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The least quantity assignable, admissible, or possible, in a given case; hence, a thing of small consequence; opposed to maximum. the point on a curve where the tangent changes from negative on the left to positive on the right the smallest possible quant

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minimum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The least value attained by a function, for example, temperature, pressure, or wind speed The opposite of maximum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a sample of data, the smallest observation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest return level for a group of funds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest rate of base pay an organization pays for jobs within a grade or pay band.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest value in a group of values Multivariate analysis Analysis of more than two variables Social scientists, public policy analysts and public administrators often want to examine three or more variables to see whether or not they are related to eac

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest data value in a set of observations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The minimum number of degrees between the actual opening and closing set points.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ma, -mums) s. en az miktar; en ufak derece; mat. minimum değer; s. asgari, minimum, en az, en küçük, en aşağı. minimum thermometer belirli bir zaman içinde en ufak ısı derecesini kaydeden termometre. minimum wage asgari ücret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony Handycam, mum ışığı gibi çok düşük aydınlatma koşullarında bile renkli çekim yapılmasını sağlayan gelişmiş lensler ve kedi gözü CCD’ler kullanır. Minimum aydınlatma Lüks olarak belirtilir. 1 Lüks, 1 metre mesafedeki 1 mumdan elde edeceğiniz ışık miktarıdır. Lüks değeri ne kadar düşük olursa, kameranın hassasiyeti de o kadar yüksek olur ve görüntü o kadar iyidir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., A.B.D., argo gezinmek, dolaşmak; ayrılmak, gitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Savcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosecuting attorney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Savcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealing wax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealing wax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Balmumu, Ar. şem’. Balmumu = Bal eritilip ayrılan madde kl, ısıtıldıkça yumuşar: Balmumundan bir heykel. Mühür mumu = Balmumuyle lak vesaireden mürekkep kırmızı veya başka renkte sertçe bir madde ki, eritilip üstüne mühür basılırdı: 2. Balmumu gibi yumuşak. 3. Muvafakat eden, razı olan: Kendisine birkaç para verirseniz mumdur (mum gibi olur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça’dan). Aydınlatmak için bir şamdana dikilerek yakılan ve içi fitilli olarak erimiş içyağından veya balmumundan yapılan yakacak şey. Ar. şem’: Mum yakmak, mumu söndürmek. Ispermeçet mumu = Saf yağlı beyaz ve temiz mum. Mum gibi = Pek doğru veya dimdik. Mumla aramak = Hasretle ve esefle istemek,

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candle. wax. solid paraffin. candlepower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Silent; not speaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Be silent! Hush! Silence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sort of strong beer, originally made in Brunswick, Germany. secrecy; 'mum's the word' failing to speak or communicate etc when expected to; 'the witness remained silent'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candle. wax. candlepower. candela. rubbing. wax candle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of China. informal terms for a mother. secrecy; 'mum's the word'. failing to speak or communicate etc when expected to; 'the witness remained silent'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit sert ve tatlı bira.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili kasımpatı, krizantem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-med,- ming) maske ile rol yapmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (ünlem) susmuş, suskun; (ünlem) Sus! Mums the word. Sırrı kimseye söyleme. Aramızda kalsın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili efendim (hanımlara); İng., k.dili anne.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Gerçi şimdi elektrikler kesilince otomatik olarak devreye giren lambalar, hatta jeneratörler var ama mum hayatımız boyunca evimizin demirbaşı olmuştur. Onu o kadar hayatımızın olağan bir parçası olarak algılamışızdır ki, fitiline bir kibrit çaktığımızda onun nasıl yandığını, yandıkça katı kısmının nereye gittiğini düşünmeyiz bile.

Tarihi çok eskiye uzanan mum ışığının adeta büyülü bir gücü vardır. İnsanda romantik duygular uyandırdığı gibi, tüm dinlerde ruhani bir yeri de vardır. Ayin ve adakların vazgeçilmez malzemesidir. Mum tarihin ilk icatlarından biridir. Mısır’da ve Girit adasında milattan 3000 yıl önceden kalma mumlar bulunmuştur ama en yaygın kullanışı ortaçağda Avrupa’da olmuştur. Tarihi bu kadar eski olup da günümüzde de popülaritesini yitirmeyen ve çok yaygın olarak kullanılan başka hiçbir şey yoktur.

Aslında mumun yapısı çok basittir ama yanma mekanizması o kadar basit değildir. Mumun yapısında iki ana eleman vardır. Birincisi yakıt görevini gören, bir çeşit balmumu, ikincisi de emici özelliği olan bir çeşit sicim, yani fitil. Fitilin emici özelliği çok önemlidir. Çünkü mumun yanma sırrı burada gizlidir. Bu özellik gaz lambalarının fitillerinde de vardır ve onlar da aynı prensiple çalışırlar.

Elinize herhangi bir sicim alıp ucundan su dolu bir kaba daldırdığınızda suyun sicim tarafından emildiğini ve suyun sicim boyunca yukarı çıktığını renginin koyulaşmasından anlayabilirsiniz. İşte fitil de mumun üst kısmında alevden dolayı eriyen balmumunu emerek üst kısmına taşır ve bu bölgede yanmanın devamını sağlar, yani burada asıl yanan ve ışığı veren fitil değil balmumunun kendisidir.

Parafin balmumları ham petrolden yapılır, yani koyu bir hidrokarbon olup iyi bir yanıcıdırlar. Çakmağı çakıp fitili tutuşturunca, mumun en üst tabakasının da erimesine ve dolayısıyla mekanizmanın çalışmaya başlamasına sebep olursunuz. Fitil, bu erimiş balmumunu yukarı aleve doğru taşır, balmumu alevin sıcaklığında buharlaşır ve tutuşur. Yanan şey aslında mumun katı kısmı olduğundan mum tümüyle yanıp bittiğinde geriye pek bir şey kalmaz.

Mum yapmada en çok arı balmumu, benzin üretiminde petrolden çıkan bir yan ürün olan parafin veya bitkisel ve hayvansal yağlardan yapılan ‘stearin’ kullanılır. Günümüzde en fazla kullanılan mumlar bunların karışımı ile elde ediliyor. Mumlar çekme yöntemi ile, dökülerek veya pres edilerek yapılıyor. Her şey tamamlandıktan sonra boya banyolarına sokulurlar ve en sonunda da parlaklık kazandırmak için soğuk suya daldırılırlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Gerçi şimdi elektrikler kesilince otomatik olarak devreye giren lambalar, hatta jeneratörler var ama mum hayatımız boyunca evimizin demirbaşı olmuştur. Onu o kadar hayatımızın olağan bir parçası olarak algılamışızdır ki, fitiline bir kibrit çaktığımızda onun nasıl yandığını, yandıkça katı kısmının nereye gittiğini düşünmeyiz bile.

Taeihi çok eskiye uzanan mum ışığının adeta büyülü bir gücü vardır. İnsanda romantik duygular uyandırdığı gibi, tüm dinlerde ruhani bir yeri vardır. Ayin ve adakların vageçilmez malzemesidir. Mum tarihin ilk icatlarından biridir. Mısır’da ve Girit adasında milattan 3000 yıl önceden kalma mumlar bulunmuştur ama en yaygın kullanılışı ortaçağda Avrupa’da olmuştur. Tarihi bu kadar eski olup da günümüzde de popülaritesini yitirmeyen ve çok yaygın olarak kullanılan başka hiçbir şey yoktur.

Aslında mumun yapısı çok basittir ama yanma mekanizması o kadar basit değildir. Mumun yapısında iki ana eleman vardır. Birincisi yakıt görevini gören, bir çeşit balmumu, ikincisi de emici özelliği olan bir çeşit sicim, yani fitil, Fitilin emici özelliği çok önemlidir. Çünkü mumun yanma sırrı burada gizlidir. Bu özellik gaz lambalarının fitillerinde de vardır ve onlar da aynı prensiple çalışırlar.

Elinize herjangi bir sicim alıp ucundan su dolu bir kaba daldırdığınızda suyun sicim tarafından emildiğini ve suyun sicim boyunca yukarı çıktığını renginin koyulaşmasından anlayabilirsiniz. İşte fitil de mumun üst kısmında alevden dolayı eriyen balmumunu emerek üst kısmına taşır ve bu bölgede yanmanın devamını sağlar, yani burada asıl yanan ve ışığı veren fitil değil balmumunun kendisidir.

Parafin balmumları ham petrolden yapılır, yani koyu bir hidrokarbon olup iyi bir yanıcıdırlar. Çakmağı çakıp fitili tutuşturunca, mumun en üst tabakasının da erimesine ve dolayısıyla mekanizmanın çalışmaya başlamasına sebep olursunuz. Fitil, bu erimiş balmumunu yukarı aleve doğru taşır, balmumu alevin sıcaklığında buharlaşır ve tutuşur. Yanan şey aslında mumun katı kısmı olduğundan mum tümüyle yanıp bittiğinde geriye pek bir şey kalmaz.

Mum yapmada en çok arı balmumu, benzin üretiminde petrolden çıkan bir yan ürün olan parafin veya bitkisel ve hayvansal yağlardan yapılan “stearin” kullanılır. Günümüzde en fazla kullanılan mumlar bunların karışımı ile elde ediliyor. Mumlar çekme yöntemi ile, dökülerek veya pres edilerek yapılıyor. Her şey tamamlandıktan sonra boya banyolarına sokulurlar ve en sonunda parlaklık kazandırmak için soğuk suya daldırırlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mûmâ» İmâ’dan imef.) (mü. mûmaileyhâ) (tes. mûmâileyhümâ) (c. mumâileyhüm) (ilâ = edat, h = 3. şahıs zamiri), imâ ve işaret olunan, anılan şahıs: MÜmâileyh paşa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مومی اليه] anılan, adı geçen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مومی اليهم] adı geçenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «men» den masdar). Engel olma, karşı durma, razı olmama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «merese»den)

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜMASS) (i. A. «mess» ten if.) (mü. mümasse) (aslı: mümâsls). I. Temas eden, dokunan, ilişen. 2. (matematik, geometride) Bir daire veya açının yayına dıştan dokunup geçen düz çizgi. Mümas nişangâhı = Topun kuyruğunda her İki taraftaki nişan yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meşy»den masdar). 1. Birlikte yürüme, yoldaşlık. 2. mec. Yalandan uyma, birinin fikrine katılmış görünme: Kötü adamlara mümâşât göstermemeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «misi» den İf.) (mü. mümâsele). Benzeyen, benzer, gibi, kabilinden olan: Buna mümâsil işler; dükkân, han ve buna mümâsil yapılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

similar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «matl» dan masdar). Uzatma, bugün, yarın diye geriye bırakma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fertile. rich. generous. productive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. lakırdıyı gevelemek, mırıldanmak; i. anlaşılmaz söz veya ses, mırıltı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

anlamsız ve karışık söz; anlaşılması güç büyü veya ayin; put, fetiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Mum yapan ve satan adam. 2. Vaktiyle fitilli tüfekle silâhlı asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candlemaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chandler. candlemaker. seller of candles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «mehdiden if.) (mü. mümehhide). 1. Yapan. 2. Düzenleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «misliden if.). 1. Temsil eden, benzeten. 2. Kitap vesaire basan (eskimiştir). 3. (tıp) Besinleri kan ve et hâline getiren, hazmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

representative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

representative. agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attorney. agent. representative. student who acts as a monitor. prefect. commission agent. delegate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

representation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency. firm run by an agent. being a representative or agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «meyz» den İf.) (mü. mümeyyize). Temyiz eden, iyiyi kötüden ve doğruyu eğriden ayırabilen. Kuvve-i mümayyiza = Bu şekilde ayırdedebilme gücü. 1. Bir kalemde yazıları düzelten kâtip: Filân kalemde mümeyyizdir. 2. İmtihanlarda öğretmenlerle beraber bulunan: imtihanda fizik mümeyyizi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

examiner. examining official.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

examiner. person who has reached the age of discretion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜMİDD) (i. A. «meded» den if.) (mü. mümidde). Yardım ve Imdâd eden, yardımcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜMİLL) (I. A. «melâl» den İf.) (mü. mümllle). Usandıran, bıktıran, bıkkınlık veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜ’MİN) (i. A.) (mü. mü’ mine). Erkek çokluk: Mü’mlntn. Dişi çokluk: Mü’minât. («emn»den İf.). İman sahibi, Müslim, Müslüman. EmlrO’l-Mü’mlntn = İslâm Halîfesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

believing mutekit. muslim müslüman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

believer in Islam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Muslim. faithful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.)(Erkek İsmi) - İman etmiş, İslam dinine inanmış, müslüman.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mü’min).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. «mevt» ten if.) (mü. mite). Öldürücü, ölüme sebep verici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜMKİN) (i. A. «mekânet» den if.). İmkânı olan, olabilen, olağan, imkânsız olmayan. Mümkün mertebe = Mümkün olduğu kadar, imkân derecesinde, (tıp) MOmkinO’ş-şifl = İyi olabilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

possible. feasible. probable. likely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthly. possible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

possible. doable. feasible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as. as possible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜMKİNAT) (I. A. c.). Olabilen şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). «İmkânsız» yerine halk arasında kullanılır. Yanlış ve çirkindir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Balmumu sürmek, balmumuna batırmak. 2. Bir parça balmumu yapıştırarak işaret etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wax. to seal. to tallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waxed. containing wax. furnished with candles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wachs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wax paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stencil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Belirli bir sayıda mumu olan veya belirli mum değerinde olan: Kırk mumluk ampul.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maskeli aktör; soytarı. mummery i. maskeli eğlence; maskaralık; manasız ve gösterişli dini ayin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mumyalamak; mumya yapmak. mummifica'tion i. mumya yapma, mumyalaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mumya; iyi muhafaza edilmiş ceset.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., tıb. kabakulak hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «mesk» ten) (mü. mümsike). Çok perhiz eden, eli sıkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «meyz» den imef.) (mü. mümtâze). 1. Diğerlerinden ayrılmış, benzerlerinden farklı tutulan, benzerlerine üstün, seçkin. 2. imtiyazlı: Eyâlet-i mümtâze = İmtiyazlı eyaletler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinguished seçkin. privileged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinguished. outstanding. select. preminent. privileged. special. laureate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İmtiyaz tanınmış, ayrı tutulmuş, üstün tutulmuş. Seçkin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). Mümtazlık, seçkinlik, yücelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜMTEDD) (i. A. «medd» den if.) (mü. mümtedde). Uzayan, imtidâd eden, sürekli, devamlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mehnet» ten imef.). Denenen, imtihan ve tecrübe olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. cmehnet» ten if.). Deneyen, imtihan ve tecrübe eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «melâ» dan if.) (mü. mümteliyye). 1. Dolu, dolgun, dolmuş. 2. Mide dolgunluğuna uğramış:

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «men’» den if.) (mü. mümtenia). 1. Imtinâ eden, razı olmayan 2. imkân ve kabiliyeti olmayan. M&mtenî’lhusûl = Gerçekleşmesi mümkün ve kolay olmayan. 3. Sehl-i mümteni = Söylenmesi, yazılması kolay görünüp de böyle olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «misi» den if.) (mü. mümtesile). İmtisâl eden, aldığı emre göre hareket eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meze» den if.) (mü. mümtezice). 1. Karıştırılmış. 2. Biribirine tamamiyle uygun olan, hiç münasebetsizlik görülmeyen: Bu resmin renkleri mümtezietir. 3. Tamamiyle kapayan, aralık bırakmayan, imtizaçtı, uygun: Bu çerçeveler, bu kapı mümtezic değildir. 4. Herkesle iyi geçinen, arkadaşlarıyla uyuşabilen: Mümtezic adamdır (son iki mânâda «imtizaçlı» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Eski Mısırlılar’ın tahnit edip çürümeyecek bir hâle koydukları cenaze: Piramitten çıkan mumyalar. 2. Gûyâ içilmesi ve vücuda sürülmesi her derdi iyi den hayalî bir ilâç. -3. Pek zayıf ve sararmış insan: Mumya olmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mummy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mummy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mummify. embalm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mumya hâline gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mazâ» dan imef.). İmza olunmuş, birinin imzasını hâvî, imzalı: İki imza ile mümzâ bir dilekçe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ممضی] imzalı, imzalanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mazâ» dan if.). (mü. mümziyye). İmza eden, yazılmış bir şeyin altına imzasını atan: Bu senedin mümzîsi kimdir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seyb» den imef.) (mü. müseyyebe). Kayıtsız, işine dikkat ve ihtimam etmeyen, ihmalci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kayıtsızlıkla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şîyd»den imef.). Yüksek, sağlam yapılmış, tahkim olunmuş (bina).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şiyd» den if.) (mü. müşeyyide). Yükseltip sağlemlaştıran, sağlam surette yapan ve kuran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bütçe kanunu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisinde artık kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Homer'in Odise adlı ünlü destanı; serüvenli uzun yolculuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bagatelle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chip. fig. fillip. knick nack. stiver. toy. trifle. a mere trifle. twopence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. coğrafya). Sıcaklık, nem, ışık gibi çeşitli şartların en uygun durumu.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. optimum

uygun değer

Bir amaca ulaşabilmek için bir değişkenin alabileceği en elverişli, en iyi durum.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimum. optimal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

most favorable condition or greatest degree or amount possible under given circumstances most desirable possible under a restriction expressed or implied; 'an optimum return on capital'; 'optimal concentration of a drug'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A state that is the best fit for the current situation, the top of the local fitness landscape All minor changes make the solution worst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The level of an abiotic factor or condition in the environment within the tolerance range at which a species or population can function most efficiently or with the greatest positive effect to its physiological or reproductive fitness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The 'optimum' attitude mode for the Microlab-1 spacecraft refers to the periods of time when the plane of its orbit is face-on to the sun This is optimum with regard to power, since the solar panels can continuously face the sun It's not optimal with resp

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimal , optimum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. en uygun durum; biyol. herhangi bir organizmanın büyümesi için elverişli ısı, ışık, nem, yer ve gıda gibi şartlar, optimum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bergama'nın eski ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ana kuvvet, hareketin ilk kaynağı; doğudan batıya doğru yirmi dört saatte dönerek gökcisimlerini taşıyan hayali gök küresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (reşm’den küçültme ismi) (botanik). Tohumun aslı olan tanecik, Fr. embryon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da müennestlr). Çölden gelen, pek sıcak ve zehirli esip bitki ve hayvanları öldüren bir rüzgâr «sam» da denir: Bâd-ı semûm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. eşyâ). Nesne, madde: Bir şey görüm, bu nasıl şeydir? 1. Belirsiz bir madde gösterir: Bir şey verdi, bir şey aldınız mı? 2. Ehemmiyetli bir madde gösterir: Öyle demeyin, o da bir şeydir, bu da bir şey mi? 3. Menfî cümlede inkâr gösterip hiç ve asla demektir, yahut ehemmiyetsiz, hiç mesâbesinde olduğunu işaret eder: Bir şey görmedim, bir şey söylemedi, bir şey yemedim, bir şeyi yoktur. Kuvvetlendirmek için «hiç» kelimesi de girer: Hiçbir şey söylemedi, hiçbir şey yemedim. Çok şey = Acaip. Her şey = Her ne olursa hepsi. Her şey böyledir, her şeye karışmamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thing. stuff. object. matter. article. affair. chose. concern. doing. doings. doodad. doohickey. lark. res. thingumabob. thingumajig. thingummy. whosit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business. object. stuff. thing. thingamajig. what-d'you-call-him/-her/-it. what's-his/-her/-its-name. thingummy. thingumabob. thingumajig. well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thing. what-do-you-call-it. article. chose. jinx. jolly. object. stuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شیء] şey.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SEYAHAT) (iki y ile yanIıştır) (I. A.). Uzak yerlere gitme, uzun yolculuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traveling. travelling. travel. trip. journey. voyage. eyre. peregrination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

journey. travel. voyage. trip. expedition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

journey. travel. voyage. trip. travelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سياحت] gezi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to voyage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir seyyahın gezdiği yerlere ve seyahatte görüp geçirdiği şeylere dair yazdığı kitap: Evliyâ Çelebt’nin Seyâhat-NAme’sl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel book. travels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şeytân). Şeytanlar. (bk.) Şeytan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شياطين] şeytanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saç sakal ağarması, ihtiyarlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شيب] yaşlılık, ihtiyarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Saçlarına ak düşmüş yaşlı kimse. Moğol hükümdarlarından birisi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Şeyban).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aşktan aklını kaybetmiş, deli: Aşık-ı şeydâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيدا] mecnun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Aşk çılgını, çok tutkun, aşık.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Şeyda).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Şeydâyî.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Kadın İsmi) - (bkz.Şeyda).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aşktan delilik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Seyahat, gezi. 2.Gölgenin güneşle beraber dönmesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Akma, cereyan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سيلان] akış, akma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. süyûf, esyâf). Kılıç.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سيف] kılıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dini koruyan, dinin kılıcı. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. seyfiyye). 1. Kılıca yani savaş ve askerliğe mensup ve ait. 2. Kılıç şeklinde olan: Seyfiyyü’ş-şekl.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kılıçla ilgili kılıç şeklinde. 2.Askerlikle ilgili. Askeri.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Seyfı).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سيفيه] asker kesimi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın kılıcı. - Ali (r.a.)’nin ve Hz.Halid b. Velid’in lakabı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hı ile) (i. A. «şeyhûhe» den smüş) (c. şüyûh, eşyâh, meşâyîh). 1. Yaşlı adam, koca, ihtiyar: Ak sakallı bir şeyh. Şeyhu’l-vüzerâ = En kıdemli, en eski vezir (bu mânâ ile az kullanılıp cem’i şüyûh gelir) 2. Bir tarikat tekkesindeki dervişlerin başı: Mevlevi şeyhi. 3. Arabistan’da kabile ve aşiret reisi ve muhtar: Urbân şeyhi, kabilenin şeyhi ile görüştük (Bu iki mânâ ile cem’i «meşâyih» gelir). 4. Hadiste kendinden hadis nakledilen üstat ve hoca. Şeyhu’l-Harem = Harem-i Şerif reisi. Kürsü şeyhi = Büyük cami vâizi. Meclis-i Meşâyih = Osmanlı devrinde şeyhülislâmlıkta tarîkatlere bakan dâire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sheik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sheikh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head of a group of dervishes. sheik. sheikh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شيخ] yaşlı, ihtiyar. 2.tarikat şeyhi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yaşlı adam, ihtiyar. 2.Kabile ve aşiret reisi. 3.Bir sahada üst seviyeye gelmiş, otorite. 4.Tekke ve zaviye reisi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Anadolu’da Adana ovasını yararak İskenderun Körfezi’ne dökülen nehir ki, paralelinde olan Ceyhan ile beraber Türkler tarafından asit vatanları olan Türkistan’ın Seyhun ve Ceyhun’una benzetilerek bu ad verilmiştir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Ürdün’ün ötesinde Hz.Musa’nın mezarının bulunduğu şehir. 2.Adana ovasını yararak İskenderun körfezine dökülen nehir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. tes). «iki ihtiyar» Hz. Ebû-Bekr ile Hz. Ömer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Kocalık, ihtiyarlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شيخوخت] yaşlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞEYHU’L-İSLAM) (halk dilinde: ŞEHİSLAM) (i. A.). Osmanlı devletinde ulemanın başı. Diyanet işleri, eğitim ve adliyenin en büyük Amiri ve sadrâzam’dan sonra devletin ikinci görevlisi idi. (bk.) Meşihat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Türkistan’da Ceyhun ile paralel akıp Aral’a dökülen büyük ırmak ki «Sır-Deryâ» da denir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Seyhan).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hanların başı, önderi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(SEYR) (i. A.). 1. Yürüme, yürüyüş, gitme, hareket. 2. Yolculuk, sefer. 3. Gezme, gezinme: Seyre gitmek, seyretmek, seyir yeri. 4. Eğlenmek için bakma, temâşâ: Bahçeyi, çarşıyı, yeni gelen eşyayı seyretmek. 5. Uzaktan bakıp karışmama: Seyrediyordum. 6. Görülecek ve gezilecek şey, görülmeye değer alay veya eğlence: Filân yerde seyir varmış. Seyrettirmek = Seyre değer bir şeyi göstermek. Seyr-i deryâ ‘= Deniz seyahati. Seyr-i sefâln = Gemi işletme işi ve mesleği, Fr. navigation. Seyr-i fi’i-menâm = Tamemiyle uyanmaksızın gece kalkıp gezmek hâli ki, bir hastalıktır, uyurgezerlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruising. cruising. course. journey. run.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pattern. process. run. progress. motion. spactacle. show. observation. course. looking at. watching. cruising.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

movement. motion. progress. watching. looking at. course.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Seyreden. 2. mec. Uzaktan bakıp karışmayan: Ben seyirciyim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audience. viewer. televiewer. spectator. onlooker. looker-on. bystander. beholder. public. televisor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bystander. onlooker. spectator. viewer. member of the audience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

onlooker. spectator. viewer. kibitz. looker on. member of the audience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Az oynamak, kımıldanmak, sinir hafif surette oynamak: Gözüm seyiriyor. (bk.) Seğirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ata bakıp tımar eden hizmetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

groom. tender of horses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

groom. stableman. hostler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سيل] sel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Seylâbe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سيلاب] sel suyu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Sel, sel suyu. -Türk dil kuralına göre “b/p” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sel suyu, sel hâlinde şiddetle akan su.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سيلابه] sel suyu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Akma, akış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Seylan Adası’nda çıkan bir çeşit kıymetlice taş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سيلخيز] su taşkını, taşkın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Bedeninde ben veya benzer bir izi olanlar. 2.Hz.Peygamber’in süt kardeşi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سير] seyir. 2.yürüme. 3.gezi. 4.izleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

izlemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Seyir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Ar. «seyr.den). 1. Gezme, dolaşma. 2. Bakıp seyretme: Seyrân etmek, seyrâna gitmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سيران] gezinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Gezme, bakıp seyretme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Seyir ve temâşâ yeri, mesire.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سيرانگاه] gezinti yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Parçalan arasında aralık bulunan, aralıklı, zıddı: sık: Seyrek tarak, seyrek diş, seyrek ağaçlar. 2. Aralığı olan, sık vuku bulmayan, nâdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rare. few and far between. infrequent. thin. scarce. scattered. sparse. straggly. tenuous. seldom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infrequent. rare. scarce. seldom. sparse. sporadic. thin. uncommon. few and far between. wide apart. loosely woven. thin. rarely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rare. widely set. set widely apart. loosely woven. sparse. seldom rarely. few and far between. flimsy. infrequent. loose. scarce. scattered. seldom. thin. thin on the ground. unusual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oldukça seyrek, az aralıklı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unusually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Arası açılmak, açık veya nâdir olmak, yer veya zamanca aralıklı olmak: Şu ağaçlar çok seyrekleşti; misaflr’erimlz pek sekrekleşti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become sparse. to thin out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Seyrek hâle koymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Aralıklı ve açık olma: Dişlerin, ağaçların seyrekliği. 2. Bir şeyin aradan vakit geçerek olması: Yağmurun seyrekliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infrequency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being set widely apart. looseness of weave. sparseness. tenuity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Seyrekleşmek, (bk.) Seyrekleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become rare. to become less frequent. to become wide apart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become sparse. to thin out. thin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispersant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilute. diluted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilution. making rare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilute. subtilize. thin down. thin out. thin of. attenuate. rarefy. adulterate. cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilute. rarefy. to dilute. to make rare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilute. rarefy. thin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruising. sailing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). 1. Eğlenmek için bakmak. 2. Yol almak. Seyret = Beklenmedik bir şey olacağını anlatır: Sen şimdi curcunayı seyretl (bk.) Seyir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watch. look at. view. see. behold. contemplate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steer. watch. to look. to travel. to watch. to sail. to cruise. to look on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to watch. to look at. to navigate. to move. to proceed. to progress. to develop. admire. behold. contemplate. cruise. kibitz. look on. oversee. spectate. steer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سير فی المنام] uyurgezer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Seğirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Trafik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traffic. navigation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traffic of vehicles. traffic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سير و سفر] trafik, gidişgeliş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞEYTAN) (i. A.) (c. şeyâtîn) (İbrântce’den). 1. iblis. 2. mec. Pek zeki ve kurnaz adam (bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır). Pek şeytan adamdır. Şeytan arabası = 1. Bazı bitkilerin havada uçuşan pek ince tüylü tohum kozalağı. 2. Demiryolu rayları üzerinde yürütülen açık araba ki, işçi taşır. 3. Bisiklet. Şeytan tüyü = Bir kimseyi başkalarına sevdiren hâl: Onda şeytan tüyü vardır. Şeytan tırnağı s Tırnağın yanında deri üzerinde çıkan tırnak piçi. Şeytanın kıç bacağı = Cin fikirli yaramaz çocuk. Cem’i: cinler, kötü ruhlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artful. crafty. cunning. sly. wily. devil. the devil. satan. the evil one. dickens. demon. daemon. deuce. prince of darkness. adversary. the arch-enemy. arch-fiend. belial. cloven foot. cloven hoof. the old dragon. the old enemy. fiend. old harry. lu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demon. evildoer. fiend. imp. satan. sly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demon. devil. satan. crafty and malevolent person. clever and mischievous child. the black man. crafty. father of lies. fiend. the old gentleman. old harry. old nick. prince of darkness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demoniacal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sardonic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devilish. diabolic. diabolical. fiendish. satanic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şeytanlık, iblislik, hile, fesat, fitne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شيطنت] şeytanlık, hilekârlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Şeytanlıkla, hileyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. şeytâniyye). Şeytana ait, şeytanca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demoniac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baleful. black. diabolical. fiendish. impish. infernal. satanic. devilish. balefuldevilish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devilish. satanic. diabolic. infernal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شيطانی] şeytanlık. 2.şeytanca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hîle: Ne şeytanlık düşünüyorsun?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devilry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trick. devilment. mischief. cunning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devilry. act of devilry. caper. craft. devilment. mischief. prank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(hıthıt): İran, Suriye, Afganistan ve Horasan dağlarında yetişen şeytanotu adlı bitkinin köküne yapılan kesiklerden akan koyu bir maddedir. Sarı esmer renkli, yumuşak balmumu kıvamında reçineli zamktır. Kullanıldığı yerler: Bağırsak gazlarını giderir. Hazmı kolaylaştırır. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Balgam söktürür. İsteri ve sinir hastalıklarında yatıştırıcı olarak kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sıvacı. 2. Yüze gülen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «seyf» ten imüb.). 1. Kılıçlı. 2. Kılıççı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «seyâhat» ten imüb.) (c. seyyâhîn). Seyahat eden, gezgin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traveller. traveler. voyager. globetrotter. pilgrim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traveller. tourist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tourist. travel er. itinerant. passenger. traveller. voyager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سياح] gezgin. 2.turist.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سياحين] gezginler. 2.turistler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seyelân» dan imüb.) (mü. seyyâle). Akan, akıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fluid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سيال] akışkan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Akan, akıcı, akışkan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. seyyâlât). Akan şey. (hâl) Seyyâle-i berkıyye = Elektrik akımı, Fr. courant 4lectrique.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سياله] akıntı. 2.sıvı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: SİYYAN) (i. A.). Eşit ve beraber olan iki şey: İkisini seyyân mı tutuyorsunuz? Seyyânen taksim etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SİYYANEN) (i. A.). Müsavi şekilde, eşit olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seyr» den imüb.) (mü. seyyâre). 1. Gezen, dolaşan, hareket eden, sâbit olmayan: Seyyâr topçualayı. 2. Yerli olmayıp istenildiği yere taşınan: Seyyâr hastahâne, seyyâr torpido, seyyâr filo, seyyar satıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile. portable. ambulant. ambulatory. traveling. travelling. itinerant. migratory. roving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile. peripatetic. planetary. habitually moving. itinerant peddler. itinerant. travelling. portable. movable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

itinerant. mobile. roving. travelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سيار] taşınabilir. 2.gezen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile clinic. field hospital. mobile hospital. outpatient s'department.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hawker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peddler. pedlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

street peddler. hawker. pedlar. peddlar. badger. chapman. cheap jack. crier. itinerant merchant. itinerant pedling. itinerant trader. packman. pitchman. street hawker. street trader-. trafficker. transient merchant. travelling vendor. trucker. van sa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hawking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hawking. itinerant trade. peddling. nonestablished retail trade. trafficking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سيارات] gezegenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. seyyârât) (astronomi). Güneşin çerçevesinde belirli bir müddet içinde dolaşen yıldız, gezegen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سياره] gezegen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güneşin çevresinde belli bir eğri çizerek dolaşan yıldız, gezegen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. seyyie) (c. seyyiât). Kötü, fena, hafif günah.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سيئات] günahlar. 2.kötülükler. 3.olumsuzluklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثيب] dul kadın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. seyyibât). Bâkire olmayan (kadın), dul.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثيبات] dul kadınlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثيبه] dul kadın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. seyyide) (c. sâdât). 1. Efendi, ağa, bey, molla, ileri gelen, baş, reis. Seyyidü’s-Sakaleyn = İki Alemin efendisi olan Peygamberi’miz «Seyyidü’l-Enbiyâ» da denir. 2. Hazret-i Hüseyn’in nesli. Hazret-i Hasan’dan inenlere «Şertf, şerife» denilir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سيد] Hz. Hasan’yn soyundan gelen. 2.efendi. 3.ağa. 4.başkan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir topluluğun ileri gelen kişisi, lid(Erkek İsmi) 2.Hz.Peygamber’in soyundan olan kimse. -Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. tes.). İki Seyyid, Hz. Hasan ile Hüseyn.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Seyyid). - Muhterem (kadın).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hz. Muhammed’in nesline mensûb olan: Zamanımızda seyyidlik iddia edenlerin hiçbirinin iddiası doğru değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. seyyiât). 1. Kötü iş, kötülük, fenalık. 2. Suç, kabahat, günah. 3. Bir kötü işin neticesi ve cezası olarak çekilen zahmet. Zıddı: hasene, hasenât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سيئه] günah. 2.kötülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شيئی] nesnel, objektif.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شيئيت] nesnellik, objektiflik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanların yaklaşık yüzde 30’unun dondurma gibi çok soğuk bir gıdayı yedikten veya soğuk bir içeceği çabucak içtikten sonra başları ağrır. ‘Beyin donması’ veya ‘dondurma başağrısı’ da denilen bu ağrı, kalp hastalarının sol kollarında duydukları ağrı gibi, orijini farklı, duyulduğu yerin farklı olduğu bir ağrı çeşididir. Ağrı ağızda değil de başta duyulmaktadır.

Bir görüş, bunun nedeninin sinüslerimiz, yani burnumuzdan aldığımız havayı akciğere giderken nemlendiren, hastalandığımızda şişen, burnumuzun üstündeki boşluklar olduğunu ileri sürüyor. Buna göre soğuk bir şey yenildiğinde, boşluklardaki hava aniden soğuyarak, ağrıya hassas sinir uçlarını tetikliyor ve ağrının başta hissedilmesine sebep oluyor.

Diğer bir görüşe göre ise ağzımızın kenarlarında ve tavanında bulunan damarlardaki kan hücrelerinin akışı ağrıya neden oluyor. Soğuk bir şey yenildiğinde kan, o bölgeyi ısıtmak için soğuk kısma hücum ediyor. Bu kanın bir kısmı başımızın ön tarafından geliyor ve geldiği yerdeki acı/ağrı alıcılarını ikaz ediyor ve bu sebeple de ağrı başta duyuluyor.

Hangi görüşün tam doğru olduğu henüz kesinlik kazanmış değil. En iyisi soğuk gıdaları biraz daha yavaş yiyip, içmek ve ağızda biraz bekletip ısıtmak. Böylece hem gıdanın lezzeti daha iyi alınır hem de kimsenin başı ağrımaz.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. en iyi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سموم] zehirler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «umûm» dan). Umûma ve herkese ait olma, hususiyetten çıkıp herkese yayılma, umumî olma: Bu Adet memlekette iyice taammUm etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyüme, çoğalma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «semm»den). Zehirlenme. (bk.) Tesmîm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تشيع] şiîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Müseyyeblik. (bk.) Müseyyeb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kayıtsızlık, ihmal.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تثيب] dul kalma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. kasd ve niyet demek olan «yemâm»dan) (fıkıh). Suyun kıtlığı hâlinde temiz toprak vesaireye ellerini sürerek abdest ve gusül alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yümn» den). Uğur sayma, uğurlu kabûl etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Saadet ve uğur sayarak.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Her canlının gözü ve görme sistemi, onun yaşadığı hayata uygun olarak gelişmiştir. Gece veya gündüz mü yaşadıkları, av ile mi beslendikleri, kara, hava veya deniz canlısı mı oldukları insanı hayrete düşürecek bir şekilde gözlerinden anlaşılır.

İnsan dış dünyayı üç boyutlu görebilen yani sağ ve sol gözü cisimleri eş zamanlı algılayabildiği için derinlik hissi olan nadir canlılardandır. İnsanda sağ ve sol gözün görme oranları çok ufak bir farkla hemen hemen çakışır ve bu ufak fark da üç boyutlu görmeyi sağlar. Hayvanlar sol gözle sol, sağ gözle sağ yanlarını görürler. Bu nedenle dış dünyayı bir resim tablosu gibi algılarlar yani derinlik boyutu yoktur.

Tavşan başını çevirmeden aynı zamanda hem arkasını hem önünü görebildiğinden arkadan habersizce yaklaşıp onu yakalamak mümkün değildir. Ancak bir tavşan başını çevirmeden burnunun ucunda olup biteni göremez. At da başını hafif çevirirse arkasındaki her şeyi görebilir.

Böylece ot yiyen hayvanların arkalarından yaklaşan et yiyici hayvanları fark edip kaçabilmeleri kabiliyeti sağlanmıştır. Yırtıcı et yiyicilerin ise gözleri önde olup görme alanları daha dardır ama gelişmiştir, düşmanın uzaklığını çok iyi ölçebilirler.

Su aygırlarının gözleri kulaklarına yakındır ve bu şekilde ağır vücutları suyun içindeyken bile etrafı gözetleyebilirler. Arının 12,000 gözü vardır, gözü meydana getiren bu binlerce merceğin her biri başlı başına bir gözdür. Bukelamunun gözleri birbirlerinden bağımsız çalışırlar. Bir göz avı izlerken diğer göz çevreyi tarayabilir. Eşeklerin gözlerinin konumu öyledir ki, her zaman dört ayaklarını da görebilirler.

Kurbağanın gözünün kapasitesi ise ancak önünden geçen bir sineği görüp yakalayabilmesini sağlayabilecek kadardır. Köstebeğin toplu iğne başı büyüklüğündeki gözleri onun toprak altındaki yaşamı için yeterlidir. Bazı hayvanlar renkleri gayet iyi görebilirken bir bölümü renge duyarlı değildir.

İnsan gözü ise bunların içinde en az bir amaç için kullanılanı ama en fazla şartlara uyum sağlayanıdır. Gözlerimiz insan oluşumuzdaki en büyük etkenlerden biridir. Bir çok memelinin en önemli duyusu koku, böceklerin ise tat iken insanlarda görme en üstün duygudur. Her ne kadar şahin kadar uzakları, kedi kadar karanlıkları, balık kadar su altını mükemmel görebilme yeteneğimiz olmasa da, yine de sadece sınırlı bir ortamı değil her şeyi iyi görürüz ve daha önemlisi iyi algılarız.

Yeryüzündeki tüm canlı türlerinin etraflarındaki nesneleri farklı biçimde gördüklerini biliyor muydunuz? Yani ne kadar canlı türü varsa, o kadar da farklı göz ve bakış açısı vardır.

Hayvanların gözleri ne kadar farklılık gösterirse göstersin aslında optik sistem aynıdır. Hepsi neticede birer fotoğraf makinesi gibi çalışır. Ancak görme sadece mekanik bir işlem değildir. Beynimiz gözden gelen sinyalleri algılamanın yanında ona duygularımızı da katar, yorumlar. Yani duygularımız ve çevre kavramları da gördüklerimizi etkiler. Kimine göre güzel olan bir şey bir başkasına çirkin görünebilir.

Tüm bunlardan insan gözünün kapasitesinin bir sınırı olduğu ancak kendi yaşam savaşını sürdürebilecek yeterlilikte olduğu sonucu çıkar. O halde yaşamda gözlerimizle göremediğimiz çok şey var. “Ben sadece gözümle gördüğüme inanırım” lafı da pek gerçekçi değildir. İnsan dünyanın pek çok özelliğini görememekte hatta hayal bile edememektedir. Siz, radyo dalgalarını, röntgen ışınlarını, uzaktan kumandanızın televizyonunuza gönderdiği sinyali görebiliyor musunuz?


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(UMÜM) (i. A.). 1. Umumî olma, umûmîlik, herkes ait olma, zıddı: husûs. 2. Bütün insanlar, bütün halk, Ar. Amme, nâs: Umum için açılmış mektep. 3. Hep, bütün, cümle: Umum Alem bilir. Bi’lumûm = Umumiyet üzre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ عموم] genel. 2.halk. 3.tüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

director general. general / governing / managing director. general manager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bütün, hep, umumiyet üzere.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عموما] genellikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Amcalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ümm» den). Analık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brothel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عموم خانه] genelev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(UMÜMİ) (mü umûmiyye). Umuma ait. Târîh-i umumî = Dünya tarihi. Harb-i Umûmî = Birinci Dünya Savaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general. universal. common. public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمومی] genel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amnesty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general power of attorney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

genelleşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(UMÜMİYYET) (i.) (Türkler’in yaptığı bir Ar. kelimedir). Umumîlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عموميت] genellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) genellikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir karıncayı alın, suyun içine batırın, saatlerce tutun ölmez. Sudan çıkardığınızda ölü gibi görünür ama birkaç saat içinde kendine gelir. Biz insanlar böyle suya batırılırsak, nefes alamadığımız için oksijenlikten ölürüz ama su karıncaların çok ince olan nefes tüplerinden içeri giremez. Karbondioksitten narkoz yemiş gibi olurlar. Tabii ki bu süre çok uzarsa onlar da ölürler ama dayanma süreleri inanılmazdır.

Ne var ki, karıncalar yağmur ve seller altında bu şekilde nefeslerini tutarak mücadele vermiyorlar. Yağmuru hissedince yuvalarına giriyorlar ve giriş yollarını tıkıyorlar. Ateş karıncası denilen bir türünde ise karıncalar birbirlerine tutunarak sel sularının üstünde yüzüyorlar. Bir yerde karaya vurup çıkıyorlar. Tabii kraliçe karınca ortada, yüksekte ve mümkün olduğunca kuru tutuluyor.

Karınca yuvaları inşaat tekniği olarak örnektirler. Yuvanın girişine bağlı ve buradaki suyu alıp başka tarafa verebilen birçok tünel daha inşa ederler. Bazıları ise yuvalarının üstünü öyle sağlam kapatırlar ki, sel sularının bir evin çatısının üstünden aşması gibi geçip giderler.

Yine de bir aksilik olr, yuva su ile dolarsa, karıncalar çöp ve yaprak parçalarına ve yukarıda belirtildiği gibi birbirlerine tutunup yüzebilirler. Çok şiddetli yağmurdan sonra oluşan çamur tünellerini kapattığı zaman ise yuvalarını yeniden inşa etmek zorunda kalırlar.

Gündelik hayatta artık yaygın olarak kullanılan mikrodalga fırınları kapaklarında kaçak yapmamaları, insanlara zarar vermemeleri için özel tedbirler alınır. Ancak bir mikrodalga fırınına girmiş karıncaya, fırın çalıştığı sürece bir zarar gelmeyeceğini biliyor muydunuz?

Mikrodalga fırınlarında ışın yolculuğu bir noktaya göre ayarlıdır. Bu nokta hemen hemen fırının ortasıır. Bu nedenle yiyecek, her tarafı eşit pişsin diye ortada dönen bir tabla üzerine konulur. Karıncalar fırında ışınların daha az olduğu bölgeleri hissederler. Zaten sıcak bölgelere girseler de, vücut yüzey alanlarının hacimlerine oranla yüksek olması nedeni ile ılık bölgeyi bulana kadar kendilerine zarar gelmez


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Eski SSCB’de 3800 km uzunluğundaki ırmak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. yemm). Yemmler, denizler, (bk.) Yemm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zemm). Zemler, kötülemeler, yermeler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذموم] yermeler, kötülemeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (iki yaşayışlı) Hem karada hem denizde yaşayabilen hayvanlara denir, Fr. amphibie.

Türkçe Sözlük by