Mür ne demek? | Mür anlamı nedir? | Mür

Mür anlamı nedir?

Mür ne demek?

Mür anlamı nedir?

Mûr | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: mur

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karınca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜRR) (i. A.). Acı. Bir çeşit Yemen zamkı: Mürr-i sâfî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مور] karınca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Akdemir.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آمرزش] bağışlama, affetme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Aktemur).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Esas olarak, sanayi tesislerinden, konutların ısıtılmasından ve otomobillerden kaynaklanan, sülfür ve azot oksitleri içeren su buharı emisyonlarının yol açtığı asit çökelmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fish eggs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fishpool fish return. spawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydroelectric power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bakkaldan veya marketten yumurta alırken kabuğunun rengi sizin için önemli mi, bu konuda bir tercihiniz var mı? Sizce kabuk renkleri farklı olan yumurtaların içleri de besin değeri olarak farklı olabilir mi? Tavukların niçin bazılarının yumurtaları beyaz da bazılarının açık kahverengi?

Bu konuda iki zıt ama ikisi de yanlış olan görüş var. Kabuktaki beyaz rengin, yumurtanın ideal oluşumunu tamamladığını gösterdiğini, bunun dışında bir renk değişiminin kalitede düşüş anlamına geldiğini iddia edenlerin yanı sıra kabuğun rengi ne kadar koyu ise besin açısından da o kadar değerli olduğunu ileri sürenler de var. Genellikle Avrupa ülkelerinde kahverengi yumurtalar makbul sayılırken ABD’de durum tam tersidir.

Oysa her iki görüş de yanlıştır. Besin değeri, lezzet ve pişme karakteristikleri bakımından her iki renk yumurtanın da içi aynı değerdedir. Her iki yumurtada da aynı miktarda protein, mineral ve vitaminler (C vitamini hariç) vardır. Tabii tavuğun yediği yemin kalitesi de belirli farklar yaratabilir.

Yumurtanın içi değil de kabuğunun rengi ile haklı olarak ilgilenenler sadece onları paketleyenler ve satanlardır, çünkü bir pakette hep aynı rengin olması müşteri tarafından tercih edilmektedir.

Tabiatta yaşayan hayvanların yumurtalarını renkli veya koyu renkte hatta gölgeli ve çizgili şekilde yumurtlamalarının ana nedeni, bu yumurtaları yemek isteyen düşmanlarına karşı kamuflaj yaparak neslin devamını sağlamaktır.

Yumurtaların kabuklarının renklerini, tavuğun kökenine, atalarının yaşadığı yerlere bağlayanlar da var. Bu görüşe göre Asya kökenli tavukların yumurtaları kahverengi, Akdeniz kıyıları kökenlilerin ise beyaz oluyormuş.

Daha çok kabul gören bir diğer görüşe göre ise beyaz kabuklu yumurtalar beyaz ibikli ve kulak memesi beyaz olan tavuklar tarafından yumurtlanıyormuş. İbik ve kulak memesi kırmızı olanlar ise kahverengi kabukları olanları yumurtluyormuş.

Kabuğu hangi renk olursa olsun işte size yumurta ile ilgili bazı faydalı bilgiler: Yumurtayı haşlayıp haşlamadığınızı unuttunuz. Masanın üstünde fırıldak gibi döndürün. Eğer hemen duruyorsa taze yani pişmemiş, biraz daha uzun süre dönmeye devam ediyorsa içi katı yani haşlanmış demektir. Yumurtanın tazeliğini merak ediyorsanız suya koyun, taze ise suda batacak, bayat ise yüzecektir.

Yumurtada hemen hemen hayati tüm vitaminler vardır. Bulunmayan tek vitamin C vitaminidir. Yumurtanın besin değeri yüksek olan kısmı sarısıdır. Akı ve sarısı karıştırılarak, omlet gibi pişirilen yumurtalarda, aktaki bazı maddeler sarıdaki vitaminlerin bir kısmının etkilerini yok ederler.

Kalori açısından et ve süt ile mukayese edildiğinde 55 gramlık bir yumurta, 40 gram yağlı sığır etine veya 100 gram yağlı süte eşdeğerdedir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bromide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yarı uykulu bakış. 2.Sert taş. 3.Pinti.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Su ile karışıp bulaşıcı hale gelen, içine batılabilen toprak: Sulu çamur, sıvışık, yapışkan çamur, sokaklar çamur olmuş, çamura batmak, bulaşmak. Lüleci, çömlekçi çamuru = Lüle veya çömlek yapmaya yarayan çamur. 2. Gerek çamurdan ibaret ve gerek kireç ile kum veya horasandan ibaret olan duvar harcı. Çamura düşmek = Ahlâkça lekelenmek, ahlâkına söz getirici bir duruma düşmek. Çamur sıvamak = itham ederek lekelemek. Çamura bulaşmak = Namussuz ve hayasız adamlarla uğraşmak. Çamura taş atmak = Edepsize sataşıp ağzını açtırmak. Çamurdan çıkarmak — Müşkül bir halden kurtarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soggy. mud. clay. slosh. dirt. aspersion. calumniation. daub. gook. mire. muck. slime. slob. slush. squelch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirt. mud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mire. muck. mud. sludge. silt. welter. guagmire. slime. grit. doze. pug. puddle. slurry. mortar. muddy. impertinent. clay. daub. dirt. ooze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mud bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sazan familyasından bir göl balığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Göl ve bataklıklarda yaşayan bir ördek cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çamur sürmek, çamurla sıvamak. 2. (sular) Çamur getirip liman, menfez vesaireyi doldurmak. 3. mec. İtham etmek, lekelemek: İki el ile çamurladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çamur sürülmek, çamura bulaşmak: Pabucum çamurlandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çamur haline gelmek, çamur gibi bulaşık bir hal almak, bulaşmaya çalışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn into mud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çamur sürdürmek, çamur bulaştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çamuru olan, çamura bulaşmış: Sokaklar pek çamurlu; pabucum çamurlanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boggy. muddy. sloppy. turbid. miry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muddy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çamurla dolu veya örtülü yer: Evin önünde bir çamurluk vardır, o gölün kenarları çamurluktur. 2. Paçaları çamurdan korumak için giyilen kopçalı veya tokalı meşin veya muşamba tozluk: Çizmem olmadığından potinin üzerine çamurluk giyiyorum. 3. Otomobil karoserlerinin tekerlekleri örten kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fender. wing. muddy place. gaiters. scraper. shoe scraper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fender. mud guard. muddy place. foot scraper. dirt board. mud protector. mud-flap. spats. splasher. splash apron. wing. wheel well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). organik maddelerin endüstriyel kullanılışları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawing ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indian ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

China ink. chinese ink. indian ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şalgam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Demir. (bk.) Demir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (-red, -ring) (i). kabul etmemek, itiraz etmek, karşı koymak; tereddüt etmek; (huk). davada bir maddeye itiraz etmek; (i). itiraz, tereddüt. without demur tereddüt etmeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uslu, yumuşak başlı, kuzu gibi; alçak gönüllü, mütevazı; ağır başlı, ciddi; cilveli; sahte vakarlı. demurely (z). ağır başlılıkla alçak gönüllülükle. demureness (i). ciddiyet, vakar; alçak gönüllülük, tevazu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., den. kuntra istalya; gemi veya vagonun yük almak veya boşaltmak için tayin olunan müddetten sonra alıkonulması;bunun için verilen para, tazminat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). davada resmen yapılan itiraz; davada itiraz eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = kalb, mürde = ölü) (c. dil-mürdegân). Kalbi ölü, mânevi tesirlerden habersiz, duygusuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Bir uzvun beslenmeyip zayıflaması ve kuruyup hareketsiz kalması. Fr. atrophie.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrophy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrophy körelme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دمور] körelme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şehir veya okul duvarları dışında, okullar arası (karşılaşma).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). kalça kemiği, uyluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Ihlamur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hull. keel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Arslan ve deve gibi büyük hayvan büyük ve korkunç sesle bağırmak: Arslan gibi gümürdeniyor, gümürdüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gümürdemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). I. Yaban soğanı, yabânî soğan. 2. Sünbül-i Hindi (Hind sünbülü) soğanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hamr’dan). 1. Un ve ona benzer bir şeyin su ve diğer bir sıvı ile karıştırılmasından hâsıl olan yumuşak madde, Ar. acîn, macun: Hamur tutmak; hamur yoğurmak. 2. Ekmek hamuruna konulan maya: Hamursuz ekmek. 3. mec. Asıl, maya, cevher, tıynet: Onun hamuru kötü. 4. iyice pişmemiş, yumuşak: Hamur etmek. Hamur açmak = Yufka yapmak. Hamur işi = Hamurla yapılan börek gibi yemekler. Hamur işine karışmak = İnsan beceremiyeceği ve vazifesi dışında işlere girişmek. Bir hamur etmek = Çeşitli şeyleri birlikte karıştırmak. Hamur tahtası = Hamur açmaya mahsus tahta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dough. leaven. paste. stuff. clay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dough. paste. paper pulp. quality. essence. nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dough. paste. paper pulp. grade. quality. material. stuff. clay mixed for pottery. pie. pulpy. doughy. doughbaked. sodden. magma. half-cooked. half-cooked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hutch. pasteboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Büyük dairelerde aşçıların yalnız hamur işlerini yapanı. 2. Fırında ekmeğin hamurunu yoğurup hazırlayan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Fırınlarda hamur yoğuran kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hamurla kaplamak, macunlamak: Tencerenin ağzını hamurlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hamur hâlini almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get doughy / soggy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mayasız ekmek. Hamursuz bayramı = Israilliler’in hamursuz ekmek yedikleri bayram.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unleavened. unleavened bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Jewish Easter Feast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Passover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hamur kıvamında

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doughy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses tatbiki). Homurdanarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grouch. grumble. snarl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öfke ile, yarı anlaşılır, yarı anlaşılmaz şekilde söylenip durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bumble. grouch. grouse. grumble. murmur. mutter. to mutter to oneself. to grumble. to mutter. to murmur. to bumble. to grouch. to grunt. to snarl. to grouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mutter angrily to oneself. crab. grouch. grouse. growl. grumble. grunt. mutter. rabbit. snarl. snort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Homurdanma sesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muttering. mutter. growl of a bear. growl. grunt. snarl. snort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bailiff. enforcement officer. execution officer. public official who supervises the collection of debts. sequestrator. bound bailiff. law enforcement officer. sheriff's officer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kerestesi güzel cilâ almakla marangozlukta kullanılan ve çiçeği haşlanıp terlemek için içilen tanınmış bir ağaç ki, çiçeği güzel kollar. 2. Ihlamur ağacından yapılmış: Ihlamur bir masa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lime. linden. lime blossom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lime. lime tree. linden. linden tree. lime tea. lime-blossom tea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linden tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(Yun.>A.) [اخلامور] ıhlamur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(tilia): Ihlamurgiller familyasından; kerestesi güzel, bir gölge ağacı ve bunun kurutularak çay gibi haşlanıp içilen güzel kokulu çiçeğidir. Temmuz ve ağustos aylarında toplanıp, kurutulur. Birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Sinirleri kuvvetlendirir, sinir bozukluğunu giderir. Uyku verir. Kan dolaşımının normal olmasını sağlar. Kansızlığı giderir. Kalp kifayetsizliğinde faydalıdır. Damar kireçlenmesini önler. Böbrekleri ve mesaneyi temizler. İdrar söktürür. Kum döker, taş oluşmasını önler. Ter söktürür. Grip ve soğuk algınlığının şikayetlerini giderir. Göğsü ve bronşları yumuşatır. Mide ifrazatını artırır. Balla karıştırılıp içilirse, mide ülserine faydalıdır. Kabızlığı ve bağırsak spazmını giderir. Boyun ve yüze güzellik verir. Burkulma ve ezilmelerde ağrıyı keser. Saç dökülmesini önler.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçeneklilerden bir bitki familyası. Örnek bitkisi ıhlamurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Mevsimlere dengeli bir şekilde dağılış gösteren bol yağışların düştüğü ılıman bölgelerin ormanlarıdır. Göreli olarak bitki türü sayısı az, fakat aynı türden olan bitkiler veya ağaçlar topluluğu geniş populasyonlar oluşturur. Bu populasyonlar “yosun ormanları,” “subtropikal orman,” “defne ormanları” gibi isimler alır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.İltekin).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. etrafına duvar çekmek; üstüne duvar örmek; hapsetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Televizyonda seyretmiş, gazetelerde okumuş belki de bizzat şahit olmuşsunuzdur. Bazı insanlar kızgın korlar üzerinde, üstelik de çıplak ayakla yürüyebilmekte, ayaklarına da bir şey olmamaktadır. Bu 3-4 metre uzunluğundaki ateş yığınım hiç acı çekmeden ve yara almadan yürüyerek geçenler bunu nasıl ve niçin yapıyorlar, kendilerini nasıl hissediyorlar?

Ateş yürüyüşü Hindistan, Japonya, Güney Afrika, Endonezya, Tahiti gibi yerlerde binlerce yıldan beri dini geleneklere dayanarak uygulanagelmiştir. Günümüzde ise gösteri ve psikolojik tedavi de dahil bir çok amaçla uygulanmakta, bu konuda bilimsel toplantılar ve seminerler düzenlenmektedir.

Psikolojik tedavi amacı ile uygulayanlar asıl amacın ateşin üzerinden yürümeyi başarmak değil, bunu başardıktan sonra güven duygusu ile özel hayatta ve iş yaşamında da başarılı olmak olduğunu söylüyorlar. Önemli olanın ateşe hükmetmek değil, güvenemediğimiz her şeyin üzerine cesaretle gitmek olduğunu savunuyorlar.

Peki nasıl oluyor da ateşte yürüyenlerin ayaklarına bir şey olmuyor? Olaya ruhsal bilinç değil de bilimsel açıdan yaklaşanların değişik görüşleri var. Bir görüşe göre 200 - 300 derece sıcaklıkta ayak tabanları normalden çok ter atmakta, bu ter tabakası koruyucu bir örtü oluşturmaktadır.

Nasıl kızgın bir tava üzerine düşen su damlası, aralarında oluşan buhar tabakası nedeniyle hemen yok olmaz, tava üzerinde zıplayıp durursa, onun gibi bir şey. Ancak ayak tabanı ile kızgın kömürler arasında böyle bir şeyin oluşması mümkün görülmüyor.

Bir diğer görüşe göre önemli olan ayağın kömürler üzerine basış süresidir. Buna göre yüksek sıcaklıklar, çok kısa bir sürede etkili oldukları zaman acı vermiyorlar. Deri yüzeyindeki alıcılar ısıya oldukça yavaş reaksiyon gösterdiklerinden 0,3 saniyeden kısa bir sürede etkili olan 500 derecelik bir sıcaklığı yalnızca 2 derece olarak algılıyorlar. Bu nedenle ateş üzerinde yürüyenler işin tekniğini biliyorlar ve çok hızlı hareket ediyorlar, böylece ateşe basış sürelerinin çok kısa olmasını sağlıyorlar.

Ama bu görüş de tam tatminkar değil. Basış süresi 0,3 saniyeyi geçmesine hatta 7 saniyeyi bulmasına rağmen ayakları yanmayan yürüyücüler de var. Ateş üzerinde çorapla yürüyenlerin ayaklarının duyarsızlığı trans hali ile açıklansa bile bu, çorapların nasıl olup da yanıtladığını açıklayamaz.

Yürüyüş sırasında beynin acıyı bastıran ‘endorfin’ gibi maddeleri salgıladığı doğrudur ama bu da ayak taban derilerinin nasıl olup da yanmadığına açıklık getirmez.

Psikologlara göre ateş yürüyüşü henüz bilimsel yöntemlerle tam açıklığa kavuşturulabilmiş değildir. Hiç bir dini inancı olmayanlar da dahil, ateşte yürüyenlere kendilerinin bu gücü nereden aldıkları sorulduğunda, tümü aynı cevabı veriyor: İnanç.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) duvarlar arasında olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) mektep içinde yapılan, bir okulun sınıfları arasında olan (oyun, müsabaka).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.Kâm sürücü, süren, arzusuna isteğine kavuşmuş mutlu. 2.Arzusuna erişen, bahtiyar, mutlu. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard boiled egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short-lived.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cocking coal. coke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Havasız yerde yakıldıktan sonra söndürülmüş odundan ibaret siyah madde ki, tekrar yakılıp mangal içinde ısıtmak için ve mutfakta yemek pişirmek için kullanılır, Ar. fahm: Kışlık kömürü tedarik etmek; odun, kömür almak; kömür yakmak; kömür başa vurmak; kömür kayığı. Maden, taş kömürü = Yerin altından çıkan, pek ziyade ısı veren, vapur, lokomotif ve sobalarda vs. kullanılan siyah madde. 2. Siyah, kapkara: Kömür gözlü, kömür kaşlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coal. charcoal. coalblack. black diamonds. cinder. coal , iron and steel industry. spoil bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kömür yapıp satan adam. 2. (denizcilik) Vapurlarda kömürü kazanın önüne getirmekle görevli bulunan İşçi sınıfı. 3. Siyah kara, siyah lekeli: Kömürcü tavuk, tilki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coal dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kömürcülerin yaptığı iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kömür hâline gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbonation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kömür hâline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carboniferous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Evde kullanılacak kömürün konulduğu yer, kömür anberı: Bu evin kömürlüğü dar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bunker. coalbunker. coal-hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coalbin. coal cellar. bunker. coal shed. coalhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copying ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Madagaskar'da bulunan ve maymuna benzer bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard-boiled egg. hard boiled egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard-boiled egg. hard boiled egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe clay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe clay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black diamond. stone-coal. mineral of coal. pitcoal. black coal. fossil coal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black diamond. stone-coal. mineral of coal. pitcoal. black coal. fossil coal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamr» dan imef.) (mü. mahmOre). 1. Sarhoşluktan veya uykudan sersem, sarhoşluktan sonra geler, sersemliğe uğramış. 2. Sarhoşlarınki gibi süzgün bakan (göz), Fars. mestâne. Çeşm-i mahmur = Mahmur bakışlı göz. Sarhoş gibi, mestâne: Mahmur mahmur bakıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blear-eyed. sleepy. foggy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

groggy. logy (from sleep. sleepy-eyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخمور] uykulu, baygın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sarhoşluğun verdiği sersemlik. 2.Uyku basmış, ağırlaşmış, yan baygın göz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) -(bkz.Mahmur).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Sarhoşluk veya uyku sersemliği. Ar. humâr: Akşam çok İçtiği için sabah mahmurluğunu açamıyordu. Mahmurluk bozmak = Mahmurluğu gidermek için sabahleyin bir kadeh içmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

languor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

languor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «umrân» dan imef.) (mü. mâmûre). 1. Harâb olmayan: Mâmûr bir ev, mahalle, şehir. 2. İşlenmiş, ekilmiş, boş olmayan: Arâzî-i mâmûre. 3. Ahalisi olan, meskûn: Avrupa’nın her tarafı mâmûrdur. Dörtbaşı mâmûr = Mükemmel, kusursuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

which has been developed. properous. populous and thriving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معمور] bayındır, imar edilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bayındır, şenlikli. 2.İmar edilmiş, işlenmiş y(Erkek İsmi) 3.Beyt-i mamur: Kabe.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındırlaştırılmak, imar edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındırlaştırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındır olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Meskûn ve zengin ülke: Amerika’nın Pasifik kıyıları mâmûrelerle doludur. 2. Şehir; kasaba, belde: Mâmûre-i Bursa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معموره] bayındır yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معموریت] bayındırlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Meskûn ve mâmûr yerin hâli, Ar. umrân: Vaktiyle Irak’ın mâmûriyyeti fevkalâdeydi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charcoal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charcoal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ME’MÜR) (i. A. «emr» den imef.) (mü., me’mûre). 1. Bir emir alan, bir işe tayin olunan, görevli: Bu işi yapmaya memurdur. Memur olduğu hizmeti hakkıyla yaptı. 3. (A. c. memûrtn). Devlet hizmetinde bulunan adam, bir Amirin hizmetinde bulunan adam, bir Amirin emrinde iş görmekle görevli maaşlı adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white-collar. civil servant. government official. government employee. official. white-collar worker. officer. incumbent. office holder. office-bearer. servant. public servant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

officer. official. employee. civil servant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civil servant. employee. clerk. functionary. incumbent. jobholder. member of the staff. office bearer. officer. official. policeman. public servant. salaried man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مأمور] görevli. 2.devlet memuru.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مأمورین] memurlar, görevliler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ME’MÜRİYYET) (i. A.). 1. Bir adama emir ve havale olunan devlet işi, birinin yapmakla görevli bulunduğu iş: Memuriyetle Anadolu’ya gitti. 2. Maaşla gördürülen devlet işi, hizmet, vazife, makam: Bir memuriyete tayin olundu, kaymakamlık, ehemmiyetli bir memuriyettir, bir memuriyet bulamadı. Me’mûriyyet-i mahsûsa = Hususî şekilde bir adama emir ve havale olunan iş: Me’mûriyyet-i mahsûsa ile Almanya’ya gönderildi. Me’mûriyyet-i fevkalâde = Hususî şekilde verilen ehemmiyetli ve geçici görev. Ilâve-i me’mûriyyet = Birine, memuriyete ek şeklinde verilen İkinci memuriyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

office. place. position. serve. service. situation. government job. official post. charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointment. position. civil service post. government job.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مأموریت] memurluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Memuriyet ve mansıbı olmayan, işsiz: Bir seneden beri memuriyetsizdir, memuriyetsiz kaldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mezâmır). 1. Kaval ile söylenen ilâhî. 2. Hazret-i DAvûd’un musiki ile okuduğu Zebûr sûrelerinin her biri: Mezâmir-i DAvûd. (bk.) Mizmar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Memur olarak, memuriyetle, yerine getirmekle görevli bulunulan bir emirle: Me’mûren Anadolu’ya giden, me’mûren filân yerde bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «riâyet» ten masdar). Bakma, gözetme, sayma, saygı, riâyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rebaha» dan) (Arapça’da «kâr ve tamâ» mânâsına gelir). Tefecilik: Murâbaha kanunen yasaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

usury. landing money at an illegal rate of interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A contract of sale between the bank and its client for the sale of goods at a price plus an agreed profit margin for the bank The contract involves the purchase of goods by the bank which then sells them to the client at an agreed mark-up Repayment is usu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a contract whereby a financial institution buys goods for a customer from a third party and then resells the goods to the customer at a pre-agreed price on deferred payment terms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the most controversial type of transaction, it is a contract of sale in which payment is made some time after delivery of the goods transacted Used as the basis of modern Islamic banking since the amount charged for deferred payment is in excess of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tefeci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

usurer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

usury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rub’» dan imef.) (mü. murabbâa). 1. Dörtlü, dört şeyden mürekkep. 2. Dört köşeli. 3. (matematik) Kendi misliyle çarpılmış (rakam, son). 4. Kare: On kilometre murabbâ genişliğinde bir çiftlik. 5. (edebiyat) Türk şiirinde dörder mısrâlık kıt’alardan yapılmış şekil. 6. (musiki) Türk musikisinde dört mısrâlı söz eseri: Murabbâ beste, murabbâ şarkı, (matematik) 1. Dört köşeli ve dört açılı şekil, dörtgen: Murabbâ-ı müstatil; murabbâ-ı maîn; murabba-ı münharif. 2. Bir rakamın kendi misliyle çarpılmasından çıkan miktar: 8’in murabbaı nedir? 3. Mesafenin enlemesine ve boylamasına ölçülmüşü: Bir arsanın boyu on, eni beş metre olursa murabbaı ne eder? (denizcilik) Murabbâ yelken = Seren yelkeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

square.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مربع] dörtgen. 2.kare.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مربع الشکل] dörtgen şeklinde, kare şeklinde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kuzey Afrika dervişlerine verilen ad. Murâbıt kuşu = Leyleğe benzer bir kuş (Lat. leptoptilu).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rabt» tan f.) (c. mürâbıtîn). Kendini ibâdete veren zâhid (Fas’ta dervişe verilen unvandır), (c.). Mürâbıtîn = Mürâbıtlar. Ortaçağ’da Fas ve Endülüs’te saltanat sürmüş büyük bir Arap hanedanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rücûdan). 1. Geri dönme, geri gelme: Eski fikirlerine müracaat etti. 2. Başvurma, danışma, yardım isteme. 3. Bir şahsın veya heyetin fikrinden veya bir kitaptan faydalanmaya niyet etme: Avukata, mahkemeye müracaat ettim. 4. Bir şahsı veya bir şeyi aramaya gitme: Dükkânda bulamayınca evine müracaat ettim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reference. application.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeal. application. reception desk. recourse. reference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apply. to apply to. to have recourse to. to turn to. to call upon sb'for help. to refer to. consult. invoke. refer. resort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

applicant. claimant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vürûd»dan imef.) 1. istek. 2. Maksat: Bu sözden murâdın nedir? Lafz-ı murâd = MAnâsı düşünülmeksizin yalnız lâf etmek için söylenen kelime.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A) [مراد] istek, arzu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Arzu, istek, dilek. Maksat meram. Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «redf» den if.) (mü. mürâdife). (bk.) Müterâdlf.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Murad).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ref’»den). 1. Dava için mahkemeye başvurma, dâvâlıyı mahkemeye davet ettirme. 2. Mahkemede yüzleşip muhakeme olma: yarın murâfaa olacağız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرافعه] duruşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rıfk» tan masdar). Arkadaşlık, yoldaşlık, birlikte bulunma: Bu yolculukta bana kim mürâfakat edecek?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rıfk» dan if) (mü. murâfıka). Yoldaşlık ve arkadaşlık eden, bir şeyle birlikte bulunan: Gümüş, toprakta ekseriya kurşunla murâfık bulunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tefecilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahame»den imef.) (mü. mürahhama). Harf atılarak hafifletilmiş (kelime).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ruhsat» dan imef.) (mü murahhasa). 1. İzinli, ruhsat verilmiş. 2. Gönderen devlet veya hey’et nâmına istediği şekilde rey verebilen diğer bir devlet veya hey’et nezdine gönderilmiş vekil, delege.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envoy. delegate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envoy. plenipotentiary. duly authorized or empowered. delegate. representative. deputy. negotiator. deputation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرخص] delege.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

managing director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

managing director. delegate member. corporate executive. executive appointed by the board of directors of a corporation. president director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «hey’et-i murahhasa» dan kısaltılmış ve galat) Ermeni piskoposu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Murahhaslık: Murahhasiyyetle Berlin’e gitmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Münasip gördüğü şekilde rey ve karar vermeye salâhiyeti olan vekil veya elçinin hâl ve sıfatı: Murahhaslıkla Viyana’ya gönderilmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (I. A.). Bülûğ çağına ermiş, on iki yaşına basmış erkek çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Murahlk olma, bülûğ çağına ermişlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rü’yet» ten if.) (mü. mürâiyye). Gösteriş için iyi bir şey yapan, ikiyüzlü, riyâkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypocritical. hyrocrite. devil dodger. double tongued.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gösteriş için İyilik yapan adamın hâli, riyâ, riyakârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Mürâİce, riyâ ile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rükub»dan). 1. Bakıp gözetme. 2. (tasavvuf) Tanrı’nın birliğine dalıp kendinden geçme, Ar. istiğrak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

introspection. inspection. supervision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auditing. inspection. control. audit. contemplation. meditating on spiritual things. revision. examination. surveilance. superintendence. overlooking. oversight. supervision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مراقبه] denetim. 2.kendi iç dünyasına dalma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مراقب] denetçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MURAKIB) (i. A.) Murakabe eden, denetleyici, denetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auditor. auditor denetçi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auditor. comptroller. inspector. comptroller of accounts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Murakabecilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auditorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرقع] yamalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. murakkaât). Birbiri üzerine yapıştırılıp mukavva gibi olmuş kâğıdın üzerine yazılmış güzel yazı örneği, hattat meşk-nâmesi: O hattâtın bir hayli murakkaatı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rikkat» ten imef.) (mü. murakkaka). İncelmiş, ince. Ar. rakik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rakam» dan imef.) (mü. murakkama). 1. Rakamlandırılmış, yazılmış, yazılı. 2. Bir rakamla işaret olunmuş, numarası konmuş, numaralı: Kütüphanede 250 rakamıyla murakkam bir kitap vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rukat» ten imef) (mü. murakkaa). Yama yama üstüne dikilmiş, yamalı: Delk-ı murakkaa = Yobazların sofuluk alâmeti saydıkları yamalı hırka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Puslanın ibresi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. duvara ait; duvara asılan; duvar gibi; i. duvara yapılan resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. zooloji). Yılan balığına benzer çok yırtıcı bir deniz balığı (Lat. muraena).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karınca gibi, karıncaya yakışır surette, mec. Acizâne, naçizane: MÜrâne bir hizmette bulunmak üzere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «resel» den masdar) (c. mürâselât). 1. Mektuplaşma, muhabere. 2. Vaktiyle kadınların, vekil tayini için yazdıkları resmî mektup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. ras’» dan imef.) (mü. murassaa). 1. Mücevherli: Murassâ bir nişan. 2. İki mısraı tamamen birbirine uygun ve kafiyeli beyit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرصع] değerli taşlarla süslenmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rass» dan imef.) (mü murassasa). Kalay veya kurşunla lehimlenmiş veya kaplanmış, Osm. tarsîs olunmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Murâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wish. desire. aim. intention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wish. desire. goal. aim. intention. object.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to desire. imply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) (bkz.Murat).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «revd»den masdar). Arzu, talep, meyil, istek, sevme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rü’yet» ten masdar). Gösteriş, riyâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chisel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Karıncacık. 2. Demir karıncası, karıncalanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ölmüş, gebermiş: Mürd oldu (hayvanlar hakkında kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. F. T.). Ölmek, gebermek (hayvanlar hakkında kullanılır), (bk.) Mürd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MURDAR) Pis: Murdar iş, murdar adam. Murdar ağacı = Kurtbaharı biçiminden bir ağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pisletmek. Münasebetsiz bir yere pislemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pislik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - İran güneş yılının 5.ayı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. mürdegân). Ölü, ölmüş, ölmüş adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Ölü yıkayan, Ar. gassâl.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. adam öldürme, cinayet; k.dili baş belası; f. katletmek, öldürmek, kasten öldürmek; bozmak, harap etmek. murder a piece of music bir müzik parçasını berbat etmek. murder in the first degree kasten adam öldürme. Murder will out. Cinayet gizli k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mor ve yeşil renkte küçük bir cins erik ki, başlıca hoşafı ve reçeli yapılır: Mürdüm eriği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

damson plum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

damson.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Arab» dan imef.) (mü. mûrebe). Arap gramerinde İrâb kabûl eden kelime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rebeve» den if.) (mü. mürebbiyye). Bir veya birkaç çocuğun eğitilmesiyle görevli erkek veya kadın, terbiyeci, hususî öğretmen: Mürebbiyeler ve mürebbîler elinde büyümüş adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

governess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

governess of children. governess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kadın terbiyeci. (bk.) Mürebbi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «rüchân»dan imef.) (mü. müreccaha). Ötekilerden daha fazla beğenilip, sunulan, tercih olunan, İleri, önde: Yolculukta otomobil trene müreccahtır, trenden müreccahtır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «rücûb» dan imef.). Saygı değer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rüfûh» ten imef.) (mü. müreffehe). Geçimi için her türlü ihtiyacı tamamlanmış, refaha erişmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosperous. well-to-do.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who lives in ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Refah içinde, refahla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Birkaç parçadan yapılmış maddeler. 2. iki veya fazla kelimenin birleşmesinden yapılmış kelimeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜREKKEB) (i. A. «rükûb» dan imef.) (mü. mürekkebe). İki veya fazla şeyin karışmasından meydana gelen, sade ve düz olmayan. Cehl-I mürekkeb = Kendini bilgin senan insanın cahilliği. Fâiz-i mürekkeb = Faize de faiz yürütmekten iberet faiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki kelimeden). Yazı yazmaya mahsus boya terkibi: Siyah, kırmızı, yeşil mürekkep. Mürekkep balığı = İçinde siyah bir sıvı bulunan ve bunu İstediği vakit koyuvererek etrafındaki suları karartıp kendini kurtaran bir cins balık ki, yenir. Mürekkep yalamış = mec. Okuyup yazmış, cahil olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ink. consisted of compound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound. composed of. made up of. artists'medium. ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) musiki). Türk musikisinde basit makam hususiyeti taşımayan makam.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Mürekkep püskürtmeli, bir görüntü yaratmak için küçük bir diyafram açıklığından mürekkep damlalarının optik bir diskte belirtilen bir konuma doğrudan püskürtüldüğü, etkisiz bir nokta grafikli baskı teknolojisidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Türk musikisinde birden fazla usûlün birleşerek yaptığı usuller ki, 4 zamanlıdan başlayarak bütün usûller mürekkeptir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squid. cuttlefish. cuttlefish supya.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to smear ink on. to blot sth with ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ink-stained. blotted with ink. inky. nib.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yazı yazmak için mürekkep koymaya mahsus kap kl, içine kalem batırttır. Hokka, divit.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Akarsu, dere, ırmak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «resm»den imef.) (mü. müressem). 1. Resmedilmiş, çizilmiş, işaret olunmuş. 2. Resimler ve çiçeklerle süslenmiş, resimli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «retb.den imef.) (mü. mürettebe). 1. Tertip olunmuş, sıralanmış, sıraya konmuş. 2. Kurulmuş, uydurulmuş, yalandan düzenlenmiş. 3. Tayin ve tahsis olunmuş, hususî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). 1. Maaş ve tâyinât: Hazineden mürettebatı vardı. 2. (denizcilik) Savaş gemisinin insan mevcûdu; yolcu vapurları ve şilebleri kullanan vazifelilerin tamamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crew. complement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crew. flight crew. ship's crew. man. member of the crew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müretteb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜRETTİB) (i. A. «retb» den imef.) (mü. mürettibe). 1. Tertip eden, sıraya koyan, kuran, hazırlayan, (i. A.) (bu mânâsı Türkçe’ye mahsustur). 2. Matbaada harfleri dizen işçi: Matbaa mürettipleri, başmürettip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

typesetter. composition. compositor. maker up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Matbaalarda yazıların dizildiği ve sayfa hâlinde tertip edildiği yer ve servis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

case room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harfleri dizme işi: Matbaada mürettiplik ediyor.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Aklı, fikri, düşünüşü görünüşü sağlam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. «revâc» dan imef.) (mü. mürevvice). 1. Geçiren, revaç kazandıran. 2. mec. Yürüten, nüfuz kazandıran, itibar veren.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. murices) dikenli salyangoz, iskerlet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مرغ] kuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. mürgaan). Kuş. Mürg-ı seher = Sabah kuşu (bülbül).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. F.). 1. Su kuşu. 2. Ördek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mürg = kuş, bâhten = oynatmak). Döğüştürmek veya ava alıştırmak için kuş besleyip terbiye eden (galatı: kuşbaz).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

tuzruhu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c «revd» den imef.) (F. mürîdân). 1. Tarîkat hayatında bir şeyh vel mürşide kapılanan, o tarîkatln anlayışına göre tasavvufu öğrenen. 2. mec. Bir üstâda beğlı talebe, Osm. tilmiz, (bk.) Mürit.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İdare eden, emreden buyuran. 2.Bir şeyhe bağlı olan kimse. - Türk dil kurallarına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müride yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mürid).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıçangillere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «verâset» ten) (mü. mûrise). 1. Getiren, veren, kazandıran. 2. Vârise miras bırakan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

testator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mürîd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chela.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciple. follower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apostle. disciple. follower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discipleship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.karanlık, kasvet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.karanlık, kasvetli; bulutlu, bulanık. murkiness i. karanlık oluş, kasvetli oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. mırıldanma, mırıltı; söylenme, şikâyet; çağıltı, uğultu, ses; tıb. kalbi veya başka bir organı dinlerken işitilen hırıltı; f. mırıldanmak; söylenmek, homurdanmak; uğuldamak, çağıldamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) patates.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

katlanıp dolaba giren portatif karyola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

el çabukluğu ile para zarfını sahte şeylerle dolu zarfla değiştirme hilesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

A.B.D., k.dili, sakabir şeyin aksi gideceği varsa, aksi gider kuralı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayvanlara özgü salgın hastalık; eski lânet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kakmalı ve renkli camlı. murrhine glass çiçek kakmalı renkli zücaciye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(mürrisafi): Burseraceae familyasından; çeşitli balsam ağaçlarından elde edilen reçine sakızıdır. Güzel kokusu vardır. İlkçağlardan beri kullanılır. Kokusu kuvvetli, tadı acıdır. Kullanıldığı yerler: Spazmları giderir. Uyarıcıdır. Aybaşı tutukluğunu giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. «resi» den imef.) (mü. mürsele). Gönderilmiş, yollanmış (I. A. c. mürseltn). Peygamber. Seyyidü’l-Mürselîn = Hazret-i Muhammed.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Gönderilmiş yollanılmış. Şeriat sahibi peygamberl(Erkek İsmi) 2.Salıverilmiş suç. 3.Bir yazı sitili. Hz.Peygamberin isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). (Posta ile) gönderilen şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Alıcı, alacak olan şahıs. Kendisine gönderilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rüşd» den if.). 1. Doğru yolu gösteren, kılavuz. 2. Tarîkat şeyhi. 3. mec. Gafletten uyandıran, İkaz eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İrşad eden, doğru yolu gösteren kılavuz. 2.Tarikat şeyhi. Gafletten uyandıran.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mürşid).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «resi» den İf.) (mü. mürsile). Gönderen, yollayan, bir mektup veya paket yollayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guru.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guide. pilot. mentor. sheikh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «râd» dan if.) (mü. mürtaide). Ürküp titreyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ra’ş» dan if.) (mü. mürtalşe). Titreyen, titremeye uğrayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rızâ» dan imef.). Beğenilmiş, seçilmiş (Hazret-i Alî’nin lakabıdır: Aliyyü’l-Murtazâ.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İrtiza edilmiş, beğenilmiş seçilmiş. Güzide. 2.Allah’ın razı olduğu kişi, kendisinden razı olunan kişi. - Aliyyü’l-Murtaza: Hz.Ali’nin lakabı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. murtazaviyye). Hazret-i Alî Murtazâ’ya ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rabt» tan if, iftiâl). Irtibâtı olan, bağlantılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜRTECİ) (I. A. «rücû) dan İf.). Irtlcâ eden, geri dönen, geriye dönüş taraftarı, gerici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «recâ»dan if.). Ümit ve İsteği olan, ricacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reactionary. hard hat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «reçele» den if.). İrticâlen söz veya şiir söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜRTEDD) (i. A. «redd» den if.) (mü. mürtedde). Irtidâd eden, İslâm dinini bırakarak eski dinine veya başka bir dine geçen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ref’»den if.) (mü. mürtefia). Yükselmiş, yüksek, yüce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜRTEKİB) (i. A. «rükûb»dan) (mü. mürtekibe). 1. Haram, kötü ve yakışmaz bir iş yapan, öyle bir işe tenezzül eden: Yalanı mürtekib olmaK. 2. Rüşvet alan, rüşvet karşısında iş gören: Mürtekip bir memurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rişvet» ten if.). Rüşvet kabûl eden, rüşvet karşılığında iş gören.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Süzülmüş (doğrusu «mütereşşih» tir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seceder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rıZk» dan İf.) («tâife-i mürtezıka» dan kısaltılmış). Vaktiyle ulûfe alanlara verilen isimdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. merc). Mercler, çayırlar, (bk.) Merc.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Geçme, bir yerin bir tarafından girip öbür tarafından çıkma: Ekilmiş arazi içinden mürûr yasaktır. 2. Geçme, gitme: Mürûr eden ay: Geçen ay. MürOr-ı zamanla = 1. Vakit geçtikçe, git gide: İnsan mürûru zamanla her şeye alışır. 2. Zaman aşımı: Dâvâ mürûru zamana uğradı. MürOr tezkeresi = Eskiden yol tezkeresi, pasaport.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geçmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜRÜRİYYE) (i. A.). 1. Mürur tezkeresi, yol tezkeresi. 2. Eskiden geçiş hakkı olarak alınan vergi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜRÜR-I ZAMAN) (I. A. F.). Zaman aşımı. (bk.) Mürûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «imas.»). 1. Mertlik, yiğitlik; İnsanlık, fazilet. 2. (Türkçe) Çocukların yetişip evlenmek ve baba olmak gibi sevinçleri ve ana babanın bundan hâsıl olan bahtiyarlığı: Şimdi torunlarınızı mektebe başlatıyorsunuz, ne mürüvveti Bİ-mürüvvet = İnsaniyetsiz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İnsaniyet, mertlik, yiğitlik. Cömertlik, iyilikseverlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Mürüvvetli, insaniyetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsaniyetli, faziletli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. ). insaniyetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsaniyetsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins küçük ağaç ki, verdiği tane tane beyaz çiçekler kurutulup haşlanarak, nezle ve barsakları yumuşatmak için suyu içilir: Mürver ağacı, mürver çiçeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(patlangıç): Hanımeligiller familyasından; türlerinin çoğu Kış aylarında çiçekleri döken çalı veya ağaçcık halinde odunsu, ender olarak da otsu karakterde olan bir bitki cinsidir. Sürgünlerinin geniş bir özü vardır. Tomurcukları bol sayıda pullarla örtülmüştür. Çiçekleri beyazdır. Meyveleri kabuksuz tane şeklindedir. 20 kadar türü vardır. Yurdumuzda doğal olarak bulunur. Yaprakları uçucu yağ, şekerler ve bazı organik asitler taşır. Meyvelerinde acı madde, tanen, şekerler, valerian asidi ve bol miktarda renk maddesi bulunur. Yapraklar ve meyveler müshil olarak kullanılır. Köklerinde müshil tesiri vardır. Çiçekleri terletici ve hafif yatıştırıcıdır. Kullanılan kısımları; yaz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Ateşi düşürür. Vücuda rahatlık verir. İdrarı çoğaltır. Anne sütünü artırır. Nezlede faydalıdır. Güneş yanıklarında da faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rezâ» dan if.) (Arapça aslı: mürzû). 1. Çocuk emziren, süt veren, memede çocuğu olan kadın, emzikli kadın. 2. Ücret karşılığında başkasının çocuğuna meme veren kadın, sütana, sütnine.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرضعه] sütanne.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Murâdına, isteğine erişememiş, murâd alamamış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نامراد] muradına ermemiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Herhalde siz de haberlerin sonunda hava durumunu merakla izliyorsunuzdur. Acaba yarın yağmur yağacak mı? Şemsiyemi yanıma alayım mı? Yağmur günlük yaşantımızın çok önemli bir parçasıdır. Bazı yerlerde kuraklıktan yağmur duasına çıkılırken, bazı yerlerde de caddelerde sandallarla dolaşılıp, sel basan evlerden, eşyaları kurtarmaya uğraşırlar. Peki nasıl oluyor da başımıza böyle gökten sular geliyor?

Aslında mekanizma basit. Güneş ışığının etkisi ile yeryüzünden su buharlaşıyor, yani gaz haline geçiyor. Bu durumda havadan hafif olduğundan atmosferde yükseliyor. Yükseldikçe hava soğuyor ve hava basıncı azalıyor. Su buharı soğudukça havadaki toz parçacıklarına tutunarak su damlası haline dönüşüyor ve bunların milyonlarcası havada birleşerek gözümüze bulut olarak görülüyorlar.

Bulutları oluşturan bu su damlacıkları hemen yakınlarındakilerle sürekli birleşiyorlar, büyüdükçe büyüyorlar, ağırlıkları artıyor, yeterli ağırlığa ulaşınca yer çekiminin etkisi ile yere düşmeye başlıyorlar. Yeryüzünden buharlaşıp, bulut oluşturup sonra yağmur olarak yeryüzüne dönen su buharının havada geçen bu macerası ortalama 8 gün sürüyor.

Ancak bulutun içindeki su damlacıklarının tümü yağmur olarak yeryüzüne inmiyor. Bir bulutun en fazla yarısı yağmur olarak yağabilir ve bu da normalde 30 dakika sürer ama bulut devamlı olarak yeniden oluştuğundan yağmur saatlerce, hatta günlerce sürebilir. Bu arada rüzgara bağlı olarak bulutlar devamlı hareket ettiklerinden yağmur çok geniş bir alana yağabilir. Bugüne kadar dünyamızda tespit edilebilmiş en yoğun yağış 26 Kasım 1970 tarihinde Guadaloupe’de olmuş, sadece bir dakikada 3.81 santimetre yağmur yağmıştır.

Atmosferde, yani başımızın üzerindeki havada 13 milyar ton su buharı bulunuyor. Bunun hepsinin bir anda yeryüzüne indiğini düşünebiliyor musunuz? Dünyamızda yağmurun çoğu, yani yüzde 78’i okyanusların üzerine yağıyor. Bu da çok normal, çünkü havanın içindeki su miktarının kaynağı hemen hemen aynı oranda okyanuslardan geliyor.

Yağmur damlalarının yarı-çapları 0.5 milimetreden 6.35 milimetreye kadar değişebiliyor. 5.0 milimetre yarı-çapındaki bir yağmur damlasının 1800 metre yükseklikteki bir buluttan çıkıp başınızın üstüne düşmesi için geçen zaman yaklaşık 3 dakikadır. Yani aslında şemsiyenizi açabilmeniz için yeterli süre vardır.

Suni yağmur yaratabilmek için günümüzde bazı teknolojiler geliştirildi ki, temeli su damlacıklarının yapışabilmesi için çekirdek görevi yapabilecek tozları bulutun içine gönderebilmektir. Bunun için bulut uçak veya helikopterden gümüş iyodür ile bombalanıyor. Bu işte de en usta olan İsrailliler. Onlar bu yöntemle yağmur miktarını yüzde 13 oranında arttırabilmişler. Yağmurun oluşabilmesi için ana etkenlerden biri olan toz parçacıklarının, yani hava kirliliğinin artması ise tam ters etki yapıyor, bu durumda damlacıklar küçülüyor ve yağmur olarak yere düşmeyi başaramıyorlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Heralde siz de haberlerin sonunda hava durumunu merakla izliyorsunuzdur. Acaba yarın yağmur yağacak mı? İemsiyemi yanıma alayım mı? Yağmur günlük yaşantımızın çok önemli bir parçasıdır. Bazı yerlerde kuraklıktan yağmur duasına çıkılırken, bazı yerlerde de caddelerde sandallarla dolaşılıp, sel basan evlerden, eşyaları kurtarmaya uğraşırlar. Peki nasıl oluyor da başımıza böyle göklerden sular geliyor?

Aslında mekanizma basit. Güneş ışığının etkisi ile yeryüzünden su buharlaşıyor, yani gaz haline geçiyor. Bu durumda havadan hafif olduğundan atmosferde yükseliyor. Yükseldikçe hava soğuyor ve hava basıncı azalıyor. Su buharı soğudukça havadaki toz parçacıklarına tutunarak su dalası haline dönüşüyor ve bunların milyonlarcası havada birleşerek gözümüze bulut olarak görünüyorlar. Bulutları oluşturan bu su damlacıkları hemen yakınlarındakilerle sürekli birleşiyorlar, büyüdükçe büyüyorlar, ağırlıkları artıyor, yeterli ağırlığa ulaşınca yer çekiminin etkisi ile yere düşmeye başlıyorlar. Yeryüzünden buharlaşıp, bulut oluşturup sonra yağmur olarak yeryüzüne dönen su buharının havada geçen bu macerası ortalama 8 gün sürüyor.

Ancak bulutun içindeki su damlacıklarının tümü yağmur olarak yeryüzüne inmiyor. Bir nulutun en fazla yarısı yağmur olarak yağabilir ve bu da normalde 30 dakika sürer ama bulut devamlı olarak yeniden oluştuğundan yağmur saatlerce, hatta günlerce sürebilir. Bu arada rüzgara bağlı olarak bulutlar devamlı hareket ettiklerinden yağmur çok geniş bir alana yağabilir. Bugüne kadar dünyamızda tespit edilmiş en yoğun yağış 26 Kasım 1970’de Guadaloupe’de olmuş, sadece bir dakikada 3.81 santimetre yağmur yağmıştır.

Atmosferde, yani başımızın üzerindeki havada 13 milyar ton su buharı bulunuyor. Bunun hepsinin bir anda yeryüzüne indiğini düşünebiliyor musunuz? Dünyamızda yağmurun çoğu, yani yüzde 78’i okyanusların üzerine yağıyor. Bu da çok normal, çünkü havanın içindeki su miktarının kaynağı hemen hemen aynı oranda okyanuslardan geliyor.

Yağmur damlalarının yarı-çapları 0.5 milimetreden 6.35 milimetreye kadar değişebiliyor. 5.0 milimetre yarı-çapındaki bir yağmur damlasının 1800 metre yükseklikteki bir bulutun çıkıp başınızın üstüne düşmesi için geçen zaman yaklaşık 3 dakikadır. Yani aslında şemsiyenizi açabilmeniz için yeterli süre vardır.

Suni yağmur yaratabilmek için günümüzde bazı teknolojiler geliştirildi ki, temeli su damlacıklarının yapışabilmesi için çekirdek görevi yapabilecek tozları bulutun içine gönderebilmektir. Bunun için bulut uçak veya helikopterden gümüş iyodür ile bombalanıyor. Bu işte de en iyi olan İsrailliler. Onlar bu yöntemle yağmur miktarını yüzde 13 oranında artırabilmişler. Yağmurun oluşabilmesi için ana etkenlerden biri olan toz parçacıklarının, yani hava kirliliğinin artması ise tam tersi etki yapıyor, bu durumda damlacıklar küçülüyor ve yağmur olarak yere düşmeyi başaramıyorlar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wood coal. charcoal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Omurgayı meydana getiren kemiklerin her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ÖMR) (i. A.). 1. Yaşayış, yaşamak, hayat: Ömür sürmek, Allah ömürler versin. 2. Hayat müddeti, insan veya hayvanın yaşadığı müddet: Bütün ömrünce. 3. Tatlı yaşayış, hakkıyle yaşama: Havası güzel bir yerde gailesiz yaşamak ömürdür. (Türkçe). 1. Garip, tuhaf gülünç: Kendi macerasını anlatması pek ömürdür. 2. Şen, nükteci: Herif ömürdür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vertebra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vertebra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vertebra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vertebra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life. existance. lifetime. time of life. life span. vita. race. service life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

existence. lifetime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life-span. sb who is amusingly odd. existence. life. probable life. time of life. lifetime. span of life. term of life. total life. world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Hayat müddeti, yaşama süresi. 2.Hayat, dirilik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for life. lifelong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for life. lifelong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

during his natural life. man and boy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

during his natural life. man and boy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Uzun ömürlü ol.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Belkemiği, Osm. amûd-ı fıkarî. Gemi omurgası = Gemi kaburgasını teşkil eden postaların aşağı taraftan bağlı oldukları uzun parça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spine. backbone. vertebral column. spinal coloumn. keel. carina. rachis. vertebrae.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backbone. spine. keel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spine. backbone. spinal column. keel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Memelileri, kuşları, sürüngenleri ve balıkları içine alan hayvan bölümü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Omurların ortasındaki kanaldan geçen sinir, Osm. mühâ-ı şevkî (buna halk arasında murdar ilik denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spinal cord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spinal marrow. spinal cord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spinal cord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spinal cord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spinal marrow. spinal cord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spinal cord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ömrü uzun olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long-lived.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long-lived. sth which lasts a certain amount of time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long-lived.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long-lived. sth which lasts a certain amount of time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ömrü kısa olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short-lived.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özü demir gibi güçlü.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Demir pala. Sert ve katı yapılı, güçlü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easter egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easter egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easter egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easter egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Buruşmuş, buruşuk: Pejmürde kâğıt. 2. Solmuş, rengi gitmiş: Pejmürde çiçek. 3. Eski püskü, pis ve yırtık: Kıyafeti pek pejmürde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shabby. ragged. down at heels. down the heels. tacky. down heels. out at heels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedraggled. ragged. shabby. tatty. worn out. down at heel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ragged. shabby. worn-out. frowzy. ratty. scruffy. seedy. tacky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) 1730'da reomürü icat eden Fransız. Reaumur thermometer reomur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. «Riaumur» adından). Bir termometre çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

officer of health. health officer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (italyanca). 1. Peynir ve balık gibi şeylerin bozulmamak için batırıldıkları tuzlu su: Salamuraya yatırmak, salamura peyniri, balığı. 2. Salamuraya batırılmış tuzlu şey: Bamya, patlıcan, yaprak, balık salamurası, mec. Salamura suyu = Tatsız ve yavan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pickled. salted. in salt. corned. pickle. brine. souse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brine. souse. soused food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pickle. brine used for pickling food. saltwater. slated. marinade. secondary fluid. briny. pickle-cured. pickled. brine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı semmûr). 1. Pek makbul olan kürkü İçin avlanan küçük bir memeli hayvan. 2. Bu hayvanın derisinden yapılma kürk: Güzel bir samur giymiş. Bu mânâ ile sıfat gibi dahi kullanılıp: Samur kürk denilir. Samurkaş = Pek geniş ve kumrel kaş: Samur kaşlı adam. (bk.) Semmûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sable. weasel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sable. sable fur. weasel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. samurai, samurais) eski Japon derebeylik sisteminde ikinci derecede asilzade.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

samurai.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

samurai.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سمور] samur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çoğalan, zengin olan, meyve veren verimli. Ashabın kullandığı isimlerden.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سيمرغ] zümrütüanka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Anka kuşu, masal kuşu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mitolojideki anka kuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Petrol döküntüsü, petrol kuyusu veya orman yangını gibi nedenlerle atmosfere dağılan kurumun yağışla yeryüzüne inmesi. SU KİRLİLİĞİ: Suyun yararlı kullanımını etkileyecek miktarlarda kimyasal, fiziksel ya da biyolojik maddelerin katılmasıyla kalitesinin bozulması. Su kirlenmesinin en yaygın kaynakları; yetersiz evsel atık su arıtma tesisleri, endüstriyel atıkların boşaltılması, yüzeysel akış, madencilik faaliyetleri ve sulamadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Homurdanmak, söylenmek, mırıldanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uy. k.). Sömürgeci devlet tarafından sömürülen ülke, müstemleke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colonial. colony. dependency. plantation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colony. possession. dependency. colonial müstemleke. koloni.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colony. settlement. commercial factory. dependencies. dependency. dominion. possession. colonial possession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Yabancı bir ülkede hâkimiyet kurarak o ülkenin kaynaklarından maddî faydalar sağlayan ülke, müstemlekeci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperialist. colonist. planter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colonial. colonist. colonial müstemlekeci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colonialist. colonizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colonialism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colonialism. colonialism müstemlekecilik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colonialism. colonial expansion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colonialization. settling. settlement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to colonize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exploiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Surat asıp dargın durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exploitation. sucking up. overreaching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Öküz gibi burnuyla iterek topleyıp yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exploit. sweat. trade on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exploit. to exploit. to presume on. to gobble sth. seize for private gain. to gobble down. to devour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to exploit. to use sb / sth wrongfully for one's own ends. to take improper advantage of sth. to suck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morose. sulky. grumpy. unsmiling. sour. glum. sullen. surly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grumpy. morose. sulky. sullen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sulky. dour. grumpy. saturnine. sullen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sulkiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sulkiness. sulks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dudaklarını uzatıp küskün çehreyle durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be in the sulks. sulk. frown. pout. have the pouts. make face. go sour. turn sour. lower. mump. sour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lour. lower. pout. sulk. to pout. frown. to sulk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sulk. to pout. make a face.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exploitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exploitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exploiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exploiter. exploitative. preyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exploitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exploitation. being exploited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be exploited. to be sucked (into one's mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

otter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

otter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sayılmış, sayılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Susamurugillerden küçük bir cins kürk hayvanı (Lat. lutra).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Kokarcaları, sansarları ve susamurlarını içine alan bir hayvan familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamr» dan mas.) Mayalanma, ekşime: Şarap, hamur tahammür etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fermentation. ferment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

mayalanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plainclothes policeman. plainclothesman. police detective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Dudakların elde olmadan titremesinden ibaret hastalık ki, ekseriya sayıklamayla beraber görülür.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Demir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Demir. (bk.) Demir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Demir. 2.Türk- Moğol imparatoru.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Demir gibi sağlam ve güçlü.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Timur).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Demir gibi güçlü soydan gelen.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özü demir gibi güçlü ve sağlam olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Demir ve taş gibi güçlü ve sert olan. 2.Mardin Artuklular’ın 2.Emiri.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tok timur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: tomrukçuk). Ağaçların baharda filiz olmak üzere, kışın meydana getirdikleri düğmelerin herbiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bud. burgeon. button. eye. fruit-bud. gemma. sprout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bud. sprit. sprout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bud. button.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Bitkinin üzerinde bulunan, çiçek ya da yaprak verecek olan filiz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağaç tomurcuklar açmak, filizlenmek üzere tomurcuk vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bud. to burst into bud. to bud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bud. sprout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. emr) (T. m.). 1. Emirler. 2. Ehemmiyet verilen iş, vazife. Ne umurun? = Ne vazifen? Nene lâzım?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minding. caring. matters. affairs. matter of importance. concern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امور] işler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Görgü, bilgi, deneyim. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. umûr-Aşnâyân). iş bilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. umûr-dîdegân). İş görmüş, tecrübeli, görmüş geçirmiş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Görgü, bilgi, deneyim kazan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Görgülü, bilgili, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Görgülü, bilgili, saygın kişi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Görgülü, bilgili, kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

count.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Umur etmek, aldırış etmek, önem vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give a damn. care about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

care. regard. to be concerned about. to consider important. to care. to mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be concerned about. care. reck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reckless. disregardful. devil-may-care. unconcerned. harum-scarum. neglectful. negligent. slapdash. insensible. lax. light. thickskinned. unheedful. conscience-proof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clinical. disinterested. impassive. lax. reckless. unmoved. indifferent. careless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indifferent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indifference. unconcern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indiference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Vazife edinmek, ehemmiyet vermek: İşi anlattımsa da, hiç umursanmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be considered important. to be considered important.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long lived.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

durable. hardwearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yağan su, Fars. bârân, Osm. rahmet: Yağmur yağmak, yağmura tutulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pluvial. pluvious. barrage. waterworks. deluge. hail. rain. hailstorm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rain. stream. wet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rain. rainfall. waterworks. the wet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Gökten damlalar halinde düşen su.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Nem getiren ve yağış bırakan rüzgârların geldiği yönün aksi tarafında olduğu için az yağış alan veya hiç yağış almayan, siperde kalmış dağ yamaçları, Karadeniz Dağlarının güney, Torosların kuzey yamaçları yağmur gölgesinde kalan yamaçlardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir nevi küçük geyik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bir tür geyik. Dağ keçisi.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Bir karıncayı alın, suyun içine batırın, saatlerce tutun ölmez. Sudan çıkardığınızda ölü gibi görünür ama birkaç saat içinde kendine gelir. Biz insanlar böyle suya batırılırsak, nefes alamadığımız için oksijenlikten ölürüz ama su karıncaların çok ince olan nefes tüplerinden içeri giremez. Karbondioksitten narkoz yemiş gibi olurlar. Tabii ki bu süre çok uzarsa onlar da ölürler ama dayanma süreleri inanılmazdır.

Ne var ki, karıncalar yağmur ve seller altında bu şekilde nefeslerini tutarak mücadele vermiyorlar. Yağmuru hissedince yuvalarına giriyorlar ve giriş yollarını tıkıyorlar. Ateş karıncası denilen bir türünde ise karıncalar birbirlerine tutunarak sel sularının üstünde yüzüyorlar. Bir yerde karaya vurup çıkıyorlar. Tabii kraliçe karınca ortada, yüksekte ve mümkün olduğunca kuru tutuluyor.

Karınca yuvaları inşaat tekniği olarak örnektirler. Yuvanın girişine bağlı ve buradaki suyu alıp başka tarafa verebilen birçok tünel daha inşa ederler. Bazıları ise yuvalarının üstünü öyle sağlam kapatırlar ki, sel sularının bir evin çatısının üstünden aşması gibi geçip giderler.

Yine de bir aksilik olr, yuva su ile dolarsa, karıncalar çöp ve yaprak parçalarına ve yukarıda belirtildiği gibi birbirlerine tutunup yüzebilirler. Çok şiddetli yağmurdan sonra oluşan çamur tünellerini kapattığı zaman ise yuvalarını yeniden inşa etmek zorunda kalırlar.

Gündelik hayatta artık yaygın olarak kullanılan mikrodalga fırınları kapaklarında kaçak yapmamaları, insanlara zarar vermemeleri için özel tedbirler alınır. Ancak bir mikrodalga fırınına girmiş karıncaya, fırın çalıştığı sürece bir zarar gelmeyeceğini biliyor muydunuz?

Mikrodalga fırınlarında ışın yolculuğu bir noktaya göre ayarlıdır. Bu nokta hemen hemen fırının ortasıır. Bu nedenle yiyecek, her tarafı eşit pişsin diye ortada dönen bir tabla üzerine konulur. Karıncalar fırında ışınların daha az olduğu bölgeleri hissederler. Zaten sıcak bölgelere girseler de, vücut yüzey alanlarının hacimlerine oranla yüksek olması nedeni ile ılık bölgeyi bulana kadar kendilerine zarar gelmez


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Yağmur yağarken koşanların daha çok ıslanacağını ileri süren, insanı yağmurda sallana sallana dolaşmaya iteleyen bir görüş ile hiçbir şey fark etmeyeceğini iddia eden bir başka görüş ortada dolanıp durmaktadır.

Hiçbir şey değişmeyeceğini söyleyenlerin görüşüne göre vücudunuzun bir dikdörtgen olduğunu ve yağmur damlalarının yere dik düştüğünü farz edelim. İster bir yüz metreci gibi hızlı koşun, ister sallanarak yürüyün bir şey fark etmez. Hızınıza bağlı olmadan vücudunuza düşen yağmur tanesi sayısı aynı kalır. Koştukça ön tarafınıza bir saniyede daha çok yağmur tanesi isabet edecektir ama süre kısaldığından toplam sayı ve sonuç değişmeyecektir.

‘Yağmurda yürüyünüz’ diyenler ise koşma durumunda yağmur damlalarının aynı sürede daha çok sayıda birikeceğini ve buharlaşmaları için daha az zaman olduğundan üzerimizin daha ıslak olacağını, aerodinamik tesirleri hesaba katarak, düz yürürken üzerimize düşmeyecek düşey damlaların, koşarsak karşıdan gelecekleri için temas edeceklerini, yürürken başımıza düşen damla sayısının koştuğumuz sırada düşenden fazla olamayacağını ileri sürerek ‘ahmak ıslatan’ diye de tabir edilen hafif yağışlarda yürümeyi öneriyorlar. Tabii burada unutulmaması gereken şey yavaş yürürken bacaklarımızın da çok yağış alacağı.

‘Koşunuz!’ görüşüne göre ise, yağmurda koşmakla yürümek arasında, vücudumuza düşen yağmur tanesi miktarı açısından bir fark olmayabilir ama önemli olan başımıza düşen miktardır. Bu nedenle koşarsak süre kısalır ve başımıza düşen yağmur miktarı azalır.

Yapılan bir deneyde, yağmur karşıdan 45 derece açı ile yağıyorken, bir defter kağıdına aynı mesafe 7 saniyede koşulduğunda 131 damla, 20 saniyede yürünüldüğünde ise 216 damla isabet ettiği saptanmıştır. Buna göre yağmurda yürüyerek gitmek, koşmaya göre neredeyse iki misli ıslanmak anlamına gelmektedir.

Şüphesiz bu Önermeler yapılırken, rüzgarın yönü, üzerimizdeki giysilerin şekli ve cinsi ve en önemlisi kapalı alana ulaşılacak mesafe göz önüne alınmamış ve değerlendirmeler kısa mesafelere göre yapılmıştır. Uzun mesafelerde hiç şansınız yok, koşabildiğiniz kadar koşun ama en doğrusu yağmur geçene kadar kapalı bir yerde oyalanın.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). Yağmurlu olmak, yağmura dönmek: Hava yağmurleyacak gibi görünüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yağumuru olan: Yağmurlu hava, yağmurlu bir gün, bir gece idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pluvial. pluvious. rainy. showery. soppy. wet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rainy. wet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rainy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yağmurlu havada giyilen üstlük, pardösü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anorak. macintosh. mackintosh. raincoat. rainproof. slicker. trench coat. waterproof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mac. mack. mackintosh. raincoat. trench coat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oilskin. raincoat. slinker. rainproof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rainless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rainless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brat. urchin. child. naughty child. urchin esk. monkey. bubo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Veba hastalığının işareti olmak üzere koltuk altında veya kasıkta çıkar ur. 2. Veba. 3. mec. Öfke sırasında küçük çocuklara söylenir: Durmuyor yumurcak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Toplanıp yumru olmak, şişip ur olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kuşlar, böcekler, sürüngenler gibi yumurtlayan hayvanların doğurdukları tane ki, uygun şartları bulunca yavru hâline gelir: Yumurta sarısı, aki. 2. Erkeklik bezi: Koç yumurtası. 3. Tavuk yumurtası. 4. Çorap yamarken kullanılan tavuk yumurtası biçiminde kalıp. Balık yumurtası = Havyar. Yumurta patlıcanı = Yumurtaya benzer meyveler veren beyaz bir nevi patlıcan ki, yenmeyip, bahçe süsü olarak yetiştirilir. Kırmızı yumurta = Paskalya yumurtası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ovular. egg. ovi-. ovo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curry. egg. ovum. spawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egg. egg flip eggnog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egg white.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

albumen. white.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egg white. glair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yolk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yellow. yolk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yolk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Canlılarda dişinin çıkardığı üreme hücresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Canlılarda ve bitkilerde dişi üreme hücrelerini veren organ. 2. Rafadan yumurtayı içine oturtmaya yarar fincanımsı kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ovarian. bursa. eggcup. gonad. ovary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ovary. anat. eggcup. egg cup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eggcup. gonad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Eğer köşeli olsalardı kenarları dayanıklılık açısından çok zayıf olurdu. İüphesiz böyle bir yumurtayı yumurtlamak da tavuk için bir işkence olurdu. Aslında dış yüzeyi en dayanaklı geometrik şekil küredir ama bu şekildeki bir yumurta da bulunduğu yerden yuvarlanıp gidince nerede duracağı belli olmaz.

Hemen hemen tüm kuş yumurtalarının bir tarafı daha yuvarlak diğer tarafı da daha incedir. Bu sekil, yumurtaların yuvada birbirlerine en yakın ve en az hava boşluğu bırakacak şekilde durmalarını sağlar. Böylece hem ısı kaybı önlenir hem de yuvadaki yerden en iyi şekilde faydalanılır.

Yumurta yuvarlanıp gittiğinde düz gitmez, ince tarafı üstünde dairesel bir yol çizer ve başladığı yere yakın bir noktada durur. Yani bu şekli ile yumurtanın düz bir yüzeyde yuvarlanarak kaybolup gitmesi mümkün değildir. Asıl önemlisi bu şekli ile yumurtanın kuştan veya tavuktan daha rahat çıkmasıdır. Genel tahminin aksine yumurtanın yuvarlak yani daha geniş tarafı önce çıkar. Hem bunu hem de yumurtanın her iki tarafındaki farklı şeklini sağlayan yumurtanın çıkış yolu üzerindeki kaslardır.

Pek alakasız gözükse de tavuğun içinde yumurtanın oluşmaya başlayabilmesi için önce güneş ışığının veya yapay bir ışığın tavuğun gözüne çarpması gerekir. Böylece göz yolu ile uyarılan tavuğun hipofiz bezi bir hormon salgılar. Bu hormon kan dolaşımına girer ve bu yolla yumurtalığa taşınır.

Hormon burada bulunan binlerce yumurtadan birinin içine pirer ve o yumurtanın aniden çok hızlı bir şekilde büyümesini sağlar. Önce yumurta sarısı meydana gelir ve yumurta, yumurta kanalına geçer, döllenme organlarında geçirdiği aşamalardan sonra 24-25 saatte oluşumunu tamamlar.

Yumurta, yumurta kanalını kesik kesik hareketlerle geçer. Buradaki dairesel kaslardan sırası ile geçerken, yumurtanın önündeki kas gevşek durumda iken arkasındaki kas kasılır, daralır.

Yumurta bu kanalın başında iken küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kaslar büzüşerek hem yumurtayı ileri iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik bir sekil almasına sebep olurlar. Çıkışa kadar yumurta kabuğu da sertleşir ve bu haliyle dışarı çıkar. Yumurtanın şeklinin ve kalın kısmının önce çıkışının nedeni de budur. Sürüngenlerde ise bu düzenek yoklur. Onların yumurtaları çıkışta küresel şekildedir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ovulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (kuş, böcek ve benzeri hayvanlar) Yumurta yapmak: Tavuklar yumurtlamıyor. Güvercin, her defasında iki yumurta yumurtlar, mec. Cevahir yumurtlamak = Münasebetsiz söz söylemek. Yumurtlamak = mec. Asılsız bir şey söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blunder out. blurt out. deposit. lay. lay eggs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lay. to lay eggs. to let the cat out of the bag. to spawn. to blurt sth out. to blab out. to invent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lay an egg. lay. ovulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yumurtlamasını sağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yumurtlama yolu ile üreyen hayvanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zümrüt.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kimyanın fermantasyyon dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by