Müsa-leh ne demek? | Müsa-leh anlamı nedir? | Müsa-leh

Müsa-leh anlamı nedir?

Müsa-leh ne demek?

Müsa-leh anlamı nedir?

Müsa-leh | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: musa leh

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendisine bir şey vasiyet olunan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şeriki ve ortağı bulunmayan, tek olan Allah’ın kulu. Ehad, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meyhane, birahane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Beytlehem şehri; Londra'da meşhur bir akıl hastanesi. star of Bethlehem tükürükotu, bot. Ornithogalum stachyoides.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Konuşmak süreliyle, konuşarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. b = edat, el = harf-i tarif, müşahede = görme). Görerek, muayene ederek, gözleriyle görerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «samt» dan imef.) (mü. musammata). Asıl kafiyesi dışında her beytinde kendi içinde üç kafiye bulunan gazel ve kaside.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k.dili). budala kimse, kalın kafalı kimse. chuckleheaded (s). kalın kafalı. chuckleheadedness (i). kalın kafalılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fakirlerin giydikleri çul veya kaba dokunmuş kumaş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dicle’nin hükümdarı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «belâhet» ten smüş.). Ahmak, akılsız, budala. Ebleh-pesendâne = Budalaların beğeneceği şekilde. Ebleh-firîb = Ancak ahmakları aldatabilir («eblehâne» ve «eblehî» tâbirleri kullanılacak şeyler değildir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imbecile. stupid. foolish. moron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابله] bön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) Ahmakcasına, akılsızcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Avlayan, aptal aldatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Aptal aldatırcasına.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ابلهانه] bön bön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) Saflık, bönlük, ahmaklık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ابلهی] bönlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saflık, bönlük, ahmaklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (c. hâmûş). Sessizler, susmuşlar. Vâdî-i hâmûşân = Susmuşlar, sessizler vâdisi: Kabristan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common. public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be nationalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Çifte demir atıldığı zaman, geminin dönmesiyle zincirlerin dolaşmasını önlemek üzere kullanılan tertibat.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kemiklerin zamanla yumuşayıp, kırılabilir hale gelmesiyle ortaya çıkan bu hastalığa tıp dilinde osteomalasi denir. Nedeni, kalsiyum veya D vitamini eksikliğidir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Turp yaprağı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 avuç turp yaprağı konur. 5 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Eski tarzda başlık ki, üzerine sarık sarılırdı, Fars. serpûş, Ar. kalensüve. 2. Bilhassa dervişlerin başlığı ki, ekseriya ucu sivri olur: Mevlevî külahı, külâh giymek. Hırka külah = Derviş kıyafeti. 3. Keçeden başka konacak hafif şey: Arnavut külahı, gecelik külâh. 4. Bir şeyin üzerini örtmeye mahsus ve ucu sivri şey: Minare külâhı, nargile külâhı. 5. mec. Hile, dolandırma: Bana külâh etti. Külâh-tabya = Sivri bir çeşit tabya. Külâh kapmak = Bir karışıklıktan faydalanıp kendi menfaatine uydurmak. Keçe külâh = Rütbesi kaldırılmış (vaktiyle rütbe ile beraber, onun alâmeti olan kavuğu da alınıp en alttaki keçe külâhla bırakılırdı). Gec külâh = Başlığını eğri giyen. mec. Nazlı, cilveli, edâlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Külâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کله] külah, şapka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Polonya ülkesi ve ahalisinden olan: Leh diyârı, Leh dili: Ülkeye Lehistan denir ki, «Polonya» karşılığıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. terkip) (I = harf-i cer, e = Birleşik zamir, müfret müzekker). 1. Onun için, ona. Mağfûruleh = Af ve gufran olunmuş. 2. Birinin menfaati ve iyiliği için olan hareket, aleyh zıddı: Kimsenin leh ve aleyhinde söz söylemez, onun lehinde şahadet edecek çok adamlar vardır ama aleyhinde kimse şahadet edemez. O, benim lehimde idi. Müennesi: lehâ, tesniyesi: lehümâ, cem’i: lehüm olup bazen bunlar da kullanılır: Mağfûru lehâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polish. pole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behalf. pole. polish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polish. a Pole. for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [له] yan, yana, yararına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Lehliler’in dilinde veya tarz ve usûlünde olan: Lehçe dil, Lehçe hora. Lehliler’in dilinde, Lehçe söylemek, yazmak. Lehliler’in dili: Lehçe, Slav dillerindendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Konuşulan dil ve bilhassa bir dilin dallarından her biri, Fr. dialecte. Türkçe’nin Oğuz, Çağatay, Uygur lehçeleri. 2. Sözlük: Vefik Paşa’nın Lehçe-i Osmânî’si. 3. Beniz, çehre, sima: Lehçesi bozuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dialect. vernacular. idiom. patois. polish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dialect. polish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dialect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Polish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Polonese. idiom. language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Alev. Ebû-Leheb = («Alev babası» yani «cehennemlik»). Peygamberimizin amcası olduğu halde en fazla aleyhinde bulunup düşmanlık eden adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Alev. 2. Ateşin sıcaklığı, hararet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lehm» den). Madenleri yapıştırmaya yarayan kalay vs. (kalay ve kurşun karışımı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solder. hard solder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solder. soldered place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tinsmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solderer. metal worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tinsmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solderer. metal worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mâdenî şeyleri kalay vesaire ile yapıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solder. hard-solder. sweat out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to solder. to cast the lead. to seal with lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mâdenî bir şey kalay vesaire ile yapıştırılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be soldered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be soldered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mâdent bir şeyi kalay vesaire ile yapıştırtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalay vesaire ile yapıştırılmış (madenî şey).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Acı çiğdem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Fesîle-i lehlâhiyye = Acı çiğdem çeşidinden bitkiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Lehistan (Polonya) ahalisinden olan: Bir lehli geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Leh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Oyun, eğlence, faydasız ve lüzumsuz iş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ لهو] oyun. 2.yararı olmayan işler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Oyunlar, eğlenceler. 2. Mânâsız şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kefâlet» ten imef). (mü. mekfûlün lehâ). Kefalet olunan, kefili bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çekirge. Pây-ı meleh = Çekirge ayağı (budu) ki, efsâneye göre, karınca tarafından Hazret-i Süleymân’a sunulmuştur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موقوف له] vakfeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köstebeklerin yeraltını oyarak çıkardıkları toprak yığnı, köstebek tepesi; önemsiz şey. make a mountain out of a molehill habbeyi kubbe yapmak, pireyi deve yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .sersem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şüyû» dan imef.) 1. Dile düşmüş, yaygınlaşmış, yayılmış. 2. Hissedarlar kullanılıp bölünmeyen bir yer ahalisine ortaklaşa ait olan: Müşâ mer’a, baltalık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Vasiyet edilmiş. Vasi nasbolunmuş, vasiyeti yerine getirmekle vazifelendirilmiş. Tavsiye olunmuş. Sina yarımadısında, Eymen vadisinde Tur dağında Allah’ın lütfuna mazhar olarak, kavmine “on emir” adı altında Allah’ın şeriatını bildiren peygamb(Erkek İsmi) Büyük kitaplardan Tevrat ona indirilmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vesâyet» ten). Vasiyet olunan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendisine bir şey vasiyet olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «su’d» dan imef.) (mü. musâada) (Türkler’in yaptığı bir Ar. kelimedir), (kimya) Misad denilen Aletle buhar hâline konulan, buhar hâline getirilen, Fr. sublim6.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSAADE) (I. A. «suûd» dan masdar). 1. Yardım: Kendisine zaman müsaade etti. 2. İzin, engel olmayıp serbest bırakma: Müsaade ederseniz gezmeye gideceğiz. Ben müsaadenizle gidiyorum, vakit müsaade etmiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission. allowance. toleration. permit. leave. sanction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission. permit. leave. the go-ahead izin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission. permit. license. certificate. go ahead. grace. leave. letter of grant. privilege. toleration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İzin verici, uygun veye uysal davranan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şi’r»den masdar). Karşılıklı şiir söyleme, şiir ile birbirine cevap verme, şiir söylemede birbiriyle müsabakaya girişme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûb» dan imef.) (mü. musâbe) (c. musâbîn). Üzerine düşmüş, isabet etmiş, düşkün, uğramış, bir Afete tutulmuş: Yangına, koleraya musâb olanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Musâb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصاب] yakalanmış, tutulmuş, uğramış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yakalanmak, tutulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «müşebbek» den galat.). Kafesli, kafes ve ağ şeklinde (nakış veya telkâri işlemeli gümüş).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSABAKA) (i. A. «sebk» ten masdar). Birbirini geçmeye ve birbirinden ileri olmaya çalışma, yarış, yarışma, rekabet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yarış, yarışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competition. contest. race yarış. yarışma. karşılaşma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contest. competitive bidding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müsabaka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şibh, şebeh» den masdar). Benzeme, iki şey arasındaki benzeyiş: Bu iki adam, bu evler arasında ne kadar müşâbehet var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sabr» dan masdar). Sabretme, katlanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sabrı dan masdar). Sabretme, katlanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sebere» den mas.) Devamlı uğraşma, direnme, sabırla çalışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebeh» den if.). Benzer, aralarında benzerlik bulunan iki şahıs veya şeyin her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). MUsabaka yapan, yarışan, yarışçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contestant. competitor. contender. contester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şabeze» den if.). Hokkabaz, hokkabazlık eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şecer» den masdar). Dövüşme, kavga.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıdk» dan masdar). İki kişi arasında sâdıkane davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıdk» dan imef.) (c. musaddaka). Gerçeklendirilmiş, tasdik olunmuş, doğru olduğu resmî bir makam tarafından yazılı şekilde tasdik edilmiş: Musaddak bir mukavele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sıdk» dan if.) (mü. musaddıka). Bir sözün yahut bir işin veya yazılmış bir şeyin doğru ve sahih olduğunu ispat ve tasdik eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gerçekliğini ve geçerliliğini resmi yazı ile bildiren. Tasdik eden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «südûf» tan masdar). Rastgelme, birlikte bulunma, tesadüf etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sadmeden masdar) (c. müsâdemât). t. Çarpışma, tokuşma, çatma, vuruşma. 2. İki düşman birliğin ansızın karşı karşıya gelmesiyle olan küçük çarpışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «südûr»dan masdar) (c. müsaderât). 1. Tanzimat’tan önce, suçlunun mallarının hazineye alınması. 2. Yasak bir şeyin resmen zabtı: Kaçak eşya müsâdere olunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annexation. confiscation. seizure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment execution. confiscation. seizure. forfeiture. detention charges. impoundage impounding. levy of distress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Südûf» tan if.) (mü. müsâdife). 1. Rasgele birlikte bulunan, rast gelen: Dün yolda ona müsâdif oldum. 2. Takvimce meşhur bir olayın geçtiği (gün) («mütesâdif» dememeli).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصادف] rastlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «safaha» dan masdar). El ele tutuşma, selâm ve sevgi maksadıyla birine el uzatma, el sıkma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصافحه] tokalaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tokalaşmak, el sıkışmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «safvet» den masdar). Samimî ve saf sevgi: Aramızda musâfât vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «safvet» ten imef.) (mü. musaffât). Tasfiye olunmuş, saf hâle getirilmiş: Mâ-ı musaffâ, musaffâ şeker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «savg» dan imef.). Yasak olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sagyr» den imef.) (mü. musaggara). Tasgıyr edilmiş, ism-i tasgıyr hâline konmuş (isim).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصاحبه] konuşma, sohbet etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sohbet» ten masdar). İki veya fazla kişi arasında konuşma, sohbet etme: Akşamları birleşip musâhabe ederdik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıhr»dan). Evlilik dolayısıyla olan akrabalık, Osm. karâbet-i sıhriyye: O iki aile arasında musâharet vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şühud» dan imef.) (mü. müşâhede). Gözle görülen, müşahede olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müşahede.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şühûd» dan masdar) (c. müşâhedât). 1. Gözle görme, açıkça görebilme: Askerimizin cesaretini müşâhede edenler hayran oldular. 2. (tasavvufta) Düşünce yolu ile lâhût Alemini görür gibi olma: Ehl-i hakikatin müşâhedesi. 3. (c.). Görülen şeyler, Osm. meşhûdât: Benim o mevzudaki müşâhedâtım bu yoldadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation gözlem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sehl» den masdar). Her işte kolaylık, yumuşaklık gösterme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıhhat» ten imef.) (mü. musahhaha). Tashih olunmuş, yanlışları düzeltilmiş, yanlışsız: Musahhah bir müsvedde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصحح] düzeltilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sihr» den imef.) (mü. musahhare). Teshîr olunmuş, zorla ele geçirilmiş, açılmış, fetholunmuş: Bütün o büyük ülkeleri musahhar eyledi, (bk.) Meshûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şahs» tan imef. lef’İl). Şahıslandırılmış, cinsi ve nev’i anlaşılmış; şahıs şekline girmiş. Somut (uyd. k.), Fr. concrfcte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concrete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıhhat» ten if.) (mü. musahhiha). Düzelten, basılacak bir metnin dizgisini tashih eden: Bu matbaaya bir musahhih lâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musahhih işi ve sıfatı: O matbaada musahhihlik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sahn» den if.) (mü. müsahhine). Teshin eden, ısıtan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şahs» dan if.) (mü. müşahhısa). 1. Seçebilen. 2. (tıb) Hastalığı iyi teşhis edebilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sohbet» ten if.) (mü. musâhibe). t. Biriyle musâhebe eden, konuşan, arkadaş. 2. Eskiden büyük adamları eğlendiren nedîm. 3. Musâhib-i şehryârî = Padişah musâhibi. Padişahın yakın hizfnetinde bulunanlara verilen unvan ve görev.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصاحب] arkadaş, sohbet arkadaşı. 2.padişahın özel işlerine bakan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musâhib sıfat ve görevi, (bk.) Musâhib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şühOd» tan İf.). Gözle gören, müşâhede eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSAİD) (i. A. «suOd» dan if.) (mü. müs8ide). 1. Yardım eden, yardımda bulunan. 2. Müsaade eden. Nâ-müsâid, gayrı müsâid = Bir iş! müşkül hâle koyan, zorlaştıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

available. permitting. favorable. opportune. propitious. susceptible. susceptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

available. convenient. favourable. available uygun. elverişli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convenient. suitable. favorable. favo u rable. friendly. genial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavrulmuş kıyma ile pişmiş sebze, bilhassa patlıcan yemeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moussaka. mousaka.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sakafe»den imef.). Vakıfların binalardan gelen geliri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «sakf»dan) (m. musakkaf). Damlı mülkler. Üzeri damla örtülmüş gayri menkul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulh» dan mas.). Barışma, barışıklık, .uzlaşma: İki devlet musâlaha ettiler, musâlaha akdolundu. Sulh, asayiş, huzur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulh» ten mas. müfâale). Barış, barışma, uzlaşma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصالحه] barış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «selm»den masdar). İki kişi veya taraf arasındaki sulh ve barışıklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Namaz kılmaya mahsus açık yer, namazgâh. 2. Cami önünde cenaze namazı kılmaya mahsus yer. Musallâ taşı = Namazı kılınırken cenazenin konulduğu yüksekçe taş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «selâtet» ten imef). (mü. musallata). Üzerine düşüp rahat bırakmayan, kahır altında tutan, ikide birde ortaya çıkıp rahatsız eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worrying. annoying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb / sth which constantly pesters or annoys.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to set sb to bothering sb else.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bother. to poster. to pick on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «salât» tan if). Namazını terketmeyen, beş vakit namaz kılan, dindâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «semâhat» tan masdar). 1. Hoşgörme, gözyumma, bir suçluya karşı şiddet göstermeylp geçiverme. 2. İhmal, dikkatsizlik, gevşekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toleration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowance. forbearance. tolerance. toleration. forbearance hoşgörü. tolerans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerance. lenience. indulgence. overlooking. disregarding. complaisance. indulge. latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müsamahacı, hoşgören, göz yuman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müsamaha ve hoşgörürlükle, aldırmayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görmezliğe gelen, aldırmayan, kusuru olana karşı şiddet göstermeyip yumuşak davranan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intolerance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Üstü balmumu veya kauçuk gibi bir şeyle kaplanarak su geçmiyecek hâle konmuş. (A.). 2. Balmumu veya kauçukla kaplanmış bez veya başka bir dokuma: Muşambaya sarılı muska. 3. Kauçukla yapılıp su geçirmeyen yağmurluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oilcloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linoleum. oilcloth. oilskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oilcloth. oilskin. linoleum. waxcloth. wagon cover. trenchcoat. raincoat. mackintosh. tarpaulin. apron. oil cloth. rubber cloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «semr» den masdar) (c. müsâmerât). 1. Gece toplanıp konuşma gece sohbet ve müzakeresi. 2. Okullarda verilen temsil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

show put on by schoolchildren. function. performance. special event.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشمع] muşamba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «samm» den imef.) (mü. musammeme). Tasmîm olunmuş, kesin şekilde kararı verilmiş: Yarın gelmemiz musammemdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Odanın kapı tarafındaki yüzünde büyük dolap ki içine yatak vesaire konurdu. Çingene evinde musandıra aramak = Olmayacak yerde bir şey istemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sun’» dan imef.) (c. musannaa). San’atla yapılmış, çok süslü, bilgili ve san’atlı, üstad işi: Musannâ bir cami, bir çeşme, bir köprü, Asâr-ı musannaa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.gösterişli. 2.usta elinden çıkmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sınf» tan imef.) (mü. musannefe). Sıraya konmuş, sınıflandırılmış, bir araya getirilmiş, yazılmış, te’lif edilmiş: XVI. asırda musannef bir kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Kitaplar, te’ lif ve kalem eserleri: Musannefâtı bir kütüphane dolduracak miktardadır. Musennefât-ı meşhûre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sınf» tan İf.) (mü. musann ife) (c. musannifin). Kitap te’lif eden: Kendisi birçok kitapların musannifidir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصنف] yazar, kitap yazarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Musâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şevr»den imef.). işaret olunan, işaretle gösterilen. Müşârün bi’l-benân = Parmakla gösterilen, meşhur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sar’» dan mas.). Güreşme, pehlivanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sür’at» ten masdar) (c. müsâraât). Sürat, süratle teşebbüs ve davranış (Arapça’daki mânâsı: koşma, yarış).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şirket» ten masdar). 1. Bir işte başkaları ile birlikte bulunma: Kendisi orada bulunmuş ise de müşâreket etmediği anlaşıldı. Bu işte onun da müşâreketi vardır. 2. Ortaklık, bir şirket, kumpanya vesaire üyelerinden bulunma: Filân maden işletmesinde sizin müşâreketiniz var mıdır? 3. (edebiyat, gramerde) Fiilin iki veya daha fazla şahıs arasında olduğunu göstermeye mahsus fiil ki, Türkçe’de «leş» ve «laş» edatiyle gösterilir: Şakalaşmak, gülüşmek. Bi’l-müşâreke = 1. Birlikte,, ortaklaşa. 2. Karşılıklı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şirket» ten if.) (mü. müşârike) (tesniyesi: müşârekeyn) (c. müşârikîn). 1. Ortaklık eden, bir işte diğeriyle beraber bulunan, karışan. 2. Bir şirket ve ortaklığa dahil olanların her biri, ortak: Ben, o işte müşârikim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصرع] iki mısraı birbiriyle kafiyelendirilmiş beyit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sarahat» ten imef.) (mü. musarraha). Tasrîh edilmiş, sarâhat verilmiş, açıkça söylenmiş, açıklanmış, izah olunmuş, şüphe bırakmayacak surette apaçık: İcabeden muamele kanunda musarrahtır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıkça, sarâhatle, şüphe bırakmayacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müşârün-ileyhâ) (tes. müşârün-ileyhümâ) (c. müşârün-ileyhim). 1. Kendisine işaret olunan, işaretle gösterilen. 2. Yukarıda anılan, mezkûr (Osmanlı yazı dilinde büyük rütbe taşıyanlar hakkında kullanılır, mûmâ-ileyh, daha aşağı rütbede bulunanlar, merkum da büsbütün rütbesiz olanlar hakkında kullanılırdı): Paşa-yı müşârün-ileyh, hanım-ı müşârün-ileyhâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şâşâa» dan imef.) (mü. müşa’şa’a). 1. Parlayan, parıldayan: Altından müşâşâ bir küre. 2. Şaşaalı, debdebeli, tantanalı göz alıcı: Müşâşâ bir düğün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şetm»den masdar) (c. müşâtemât). İki kişinin birbirine sövmesi, sövüşme, atışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sath» tan imef.) (mü. musattaha). Düz bir yüz üzerinde resimlendirilmiş, biçilmiş, en ve boyu olup derinlik ve yüksekliği olmayan, sathî: Şekl-i musattah, küre-i musattaha. Hendese-i musattaha = Düzlem, düzey, geometri, zıddı: hendese-i mücesseme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسطح] düz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sevâ» den masdar). Aynı hâl ve derecede olma, beraberlik, farksızlık, birinin diğerinden İmtiyazı ve başkalarına üstünlüğü olmaması hâli, eşit olma, eşitlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meşveret» ten masdar) (c. müşâverât). İki veya daha fazla şahıs arasında olan danışma, birbirinden fikir edinerek müzakere: Bütün gün müşâvere ettiler. 2. Bir hastaya bakmak için birkaç doktorun bir yere gelip hastalığın teşhisi ve tedavi yolu hakkında görüşmeleri, konsültasyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSAVİ) (i. A. «sevâ» den if.) (mü. müsâviyye). Diğeriyle bir hâl ve derecede olan, beraber, farksız, eşit: Bu iki ev, kıymetçe müsavidir, (i. A. matematik). İki rakam veya miktarın eşit olduğunu gösteren ( = ) işareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal. even.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meşveret» ten if.) (mü. müşâvire). 1. Kendisine danışılan, yol gösteren: Müşâvir-i hâl. 2. Büyük memurluklarda, kendisine danışmak üzere maiyetine tayin olunan memur: Dışişleri hukuk müşâviri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advisor. adviser. counsellor. counselor. syndic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adviser. consultant. counsellor. counselor. advisor danışman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adviser. advisor. consultant. advisor adviser. counsel l or. mentor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consultancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» den imef.) (mü. musavvere). 1. Tasvir olunmuş, resimler ve tasvirlerle süslü, resimli: Musavver gazete, el ile yazılmış musavver bir kitap. 2. Zihinde şekil bulmuş, tasavvur olunmuş, düşünülmüş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصور] resimli. 2.tasvir edilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» ten if.) (mü. musavvire) (c. musavvirîn). Resim ve tasvir yapan ressam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصور] ressam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seyf»den masdar). Kılıçla vuruşma, birbirine karşı kılıç çekme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «saykal» dan). Dilimizde «eğe ve mıskala ile cilâlanmış ve cilâlı» mânâsıyle kullanılmışsa da Arapça’da böyle bir kelime olmayıp «maskul» kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ieheb»den if.) (mü. mütelehhibe). Alevlenmiş, alev çıkaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lehef» den if.) (mü. mütelehhife). Kederli, yanıp yakılarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı pâlâheng). Atla kullanılan ve ata çektirilen bir cins büyük kement.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çalçene kimse, geveze kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tek kişi ile işletilen; tek el ile çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. temiz kalpli, sadık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i c. A.) (m. sâlih). Sâlihler, doğru insanlar, (bk.) SAlih.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صلحا] salih kişiler, iyi amelli kullar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Salih, iyi, yarar, selahiyet, günah işlemeyen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «leheb.den). Al lenme, tutuşma, parlama, Ar. iltihâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «iehef» den). El. çıkan bir şeye üzülüp teessüf ederek a yıp sızlama: Evine ve eşyasına acımıyor yanan kitaplarına telehhüf ediyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تلهف] yanıp yakılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. unvan sahibi, şampiyonluk ünvanına sahip kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şaşkınlık, şaşakalma, hayret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ar. terkip). «Bu da onundur» mânâsıyle bir şairin gazelleri ve kıtaları arasında «eyzan» gibi ve bazen onunla beraber yazılır: Velehu eyzan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. samimt, içten, candan; gayretli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: yumuşakçık). Pek yumuşak ve mülâyim: Çocuğun yumuşacık elleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benignant. bland. ductile. easygoing. effeminate. flabby. flaccid. floppy. gentle. heartthrob. kid-glove. kindly. lax. lenient. light. limp. malleable. mellow. mild. pulpy. smooth. soft. soft-boiled. spongy. supple. tender. velvet. yielding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benignant. bland. ductile. easygoing. effeminate. flabby. flaccid. floppy. gentle. heartthrob. kid-glove. kindly. lax. lenient. light. limp. malleable. mellow. mild. pulpy. smooth. soft. soft-boiled. spongy. supple. tender. velvet. yielding. creamy. feath

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

berry. clement. easy. easy going. floppy. honeyed. lenient. mellow. mild. pliable. smooth. soft. squashy. sweet. tender. velvety. woolly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Resim araması ve yavaş oynatım gibi tüm oynatma hızlarında yumuşak görüntü sağlayan geliştirilmiş bir işlev. Saniyede gösterilen resim sayısı %50 artırılır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Katı olmayan, dokunulunca mukavemet etmeyen ve batmayan, Ar. nâim, latif, Fars. nerm: Yumuşak şilte. 2. Yavaş, halim: Pek yumuşak adamdır, yumuşak tabiatı vardır. 3. Kolay işlenir, sert olmayan: Yumuşak ağaç, yumuşak demir. 4. Rahatça dayanılabilen: Yumuşak iklim. 5. mec. Okşayıcı, gönül alıcı (söz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Omurgasız, yumuşak vücutlu, çoğu suda yaşayan ve kabuklu olan hayvanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ductility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

softness. mildness. gentleness. flexibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leniency. softness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Yumuşak olanın hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let upon. limber up. let loose. mellow. melt. moderate. relax. relent. soften. sweeten. unbend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ease. relent. soften. to become soft. to become pliant or yielding. to calm down. to soften. to relent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let up. loosen up. mellow. melt. moderate. to come down a peg. relax. soften. unbend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yumşak olmak, sertliği geçmek. 2. Daha kolay işlenir veya eğilip bükülür hâle gelmek: Mum sıcaktan yumuşamış, demir kızdırılınca yumuşar. 3. Gevşemek, sülpük olmak: Yanakları yumuşamış. 4. mec. Yavaşlık ve sükûnet kazanmak, hiddeti geçmek: Onun sözlerinden yumuşadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balsamic. laxative. relaxing. plasticizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

softener. softening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sertliği giderilmek, yumuşak hâle getirilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sertliğini gidermek, yumuşak hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attemper. unbend. chasten. dulcify. limber up. loosen. mellow. melt. moderate. mollify. mute. relax. season. shake up. smooth. soft-pedal. soften. supple. tame. unman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mellow. melt. mitigate. moderate. mollify. sanitize. soften. temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yumuşamasını sağlamak.

Türkçe Sözlük by