Nev-eda ne demek? | Nev-eda anlamı nedir? | Nev-eda

Nev-eda anlamı nedir?

Nev-eda ne demek?

Nev-eda anlamı nedir?

Nev-eda | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: nev eda

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde artık kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), (i) çok basit;(i) okumayı yeni öğrenen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختر دنباله دار] kuyruklu yıldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sert kıllı ve irice teriyer köpeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عکس صدا] yankı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ses dalgalarının dik bir satha çarpıp geri dönmesi sonunda duyulan ikinci ses.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلوده دامن] iffetsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traditional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir Yunan tanrıçası ; (astr). Andromeda takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Atardamarlardan birinin bir noktasında meydana gelen ve ur biçiminde olan gevşeme şişkinliği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir mektuba veya senede geçmiş bir tarih atmak; daha evvel gelmek, takaddüm etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Geleneğe dayanan, gelenekli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عنعنوی] geleneksel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outpatient treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bisiklette ayak frenine basmak; sözünü geri almak, söyledigini değiştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bediîlik, güzellik; yenilik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bulaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بدعهد] sözünde durmayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya BEDAHE (i. A.). 1. Açık, bedîhî, yani zâhir ve lyan ve delil ve ispattan müstağni olma: Bedâhete karşı söz söylenmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.) Birdenbire, ansızın, düşünmeksizin: Bedâheten bir beyit söyledi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بداهة] düşünmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بداخلاق] ahlaksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Amu-derya’nın kaynağı olan Perc’in yukarı mecrasının sol sahilindeki dağlık memleket. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Bedahşan).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).bulaştırmak, sürmek, kirletmek, karalamak; aşırı derecede süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça bâd-ı hava’ dan). Parasız, meccanen, beleş (bilâ şey): Bedava sirke baldan tatlıdır, mec. Pek ucuz: Bunu bedava almışsınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. free of charge. no charge. cheap as dirt. dirt cheap. dirt-cheap. gratis. gratuitous. for nothing. gratis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complimentary. free. gratis. gratuitous. buckshee. dirt cheap. very cheap. for free. for nothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free of charge. free-of-charge. free. gratis. for nothing. dirt cheap. cost- free. costless. for free. free of charge. free of payment. as a / by free gift. gratuitous. no expense to be incurred. on the house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her işini parasız veya çok ucuza sağlamaya çalışan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who wants to get things for nothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giveaway fas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدآواز] kötü sesli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bedevîlik, bâdiyenişinlik, göçebelik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بداوت] göçebelik. 2.bedevîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bedîa). Bedîalar, güzellikler, (bk.) Bedia.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدایع] yeni ve güzel şeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Eşi benzeri olmayan güzel, mükemmel, yeni şeyl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gözünü kamaştırmak, şaşırtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyilikseverlik; cömertlik; yardım, sadaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yardımsever, başkalarına iyilik etmek isteyen; kar gayesi gütmeyen.benevolently z. yardımseverlikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nasipsiz, kimsesiz, mahrum, fakir, muhtaç, zavallı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بينوا] zavallı. 2.yoksul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(T.-A.) adeta, bir bakıma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, el = harf-i tarif. Bedahât = düşünmeden ve birdenbire yapmak). Düşünmeksizin, derhal, ansızın, Anîde, bedâhaten, irticâlen: Bil-bedâhe şu kıt’ayı söyledi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جامه دان] gardrop.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Canını veren, özverili kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Canfeda Hatun: III. Murad’ın annesinin en gözde cariyesiydi. Harem kethüdalığına getirildi ve sarayda büyük nüfuz kazandı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جاذبه دار] çekici, cazibeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bol yağmur. 2. Hediye, ihsân. 3. Kazanç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sedir ağacı; erz ağacı,(bot). Cedrus; bu ağaçların tahtası. cedar of Lebanon Lübnan selvisi, (bot). Cedrus libani. Himalayan cedar, Indian cedar çin ağacı, (bot). Cedrus deodara. cedar chest yünluleri güveden korumak için sedir ağacının odunundan y

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cedvel). Cedveller. (bk.) Cetvel.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جداول] cetveller, çizelgeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Eski Cenova (Genova) hükümeti ve ahalisi: Cenevizliler’den kalma; Ceneviz donanması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geneva. geneva.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Geneva. geneva.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maden ocağının içindeki oksijeni az ve karbondioksiti fazla olan öksürtücü hava, boğucu gaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halk oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstanbul’da Belediye konservatuarının eski adı. Daha sonra Şehir Tiyatrosu denmiştir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالبدایع] konservatuvar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clutch pedal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Balinagiîlerden, 8 9 metre boyunda denizde yaşayan bir memeli hayvan (mondon monoceros). Deniz gergedanlarının erkeğinin burnunda uzun bir diş bulunur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). soygunculuk, yağma; hasara uğratma, tahribat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Deniz gibi çok, bahşişi çok olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Denizde dolaşan, gezen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریانورد] denizci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyüklük merkezi olan, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hecin, tek hörgüçlü binek devesi, (zool). Camelus dromedarius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ödeme, verme, tediye: Edâ-yı deyn etti = Borcunu ödedi. 2. yapma, kılma, icra, ifa: Namazını eda etti, edâ-yı teşekkür (edâ, icrâ, ifâ, infâz arasında fark vardır. Edâ borç veya borç gibi olan bir şeyin ifasında kullanılır: Deyn, namaz, şükran edâsı gibi. İcrâ bir kararın, fiilin tatbik mevkiine konulması hakkında kullanılır: Mahkemenin, meclisin kararını kanun ve nizamı icrâ etmek: İcrâ-yı adâlet eylemek gibi. İfâ, vazifeden sayılan bir işi yapmak demektir: Ifâ-yı vazîfede kusur etmemek. İnfâz ise, alınan bir emrin yerini bulmasına çalışmak demektir: Emr-i Alînizi infâz ettim = Yüksek emrinizi yerine getirdim).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki Ar. kelimeden). 1. Tarz, üslûp: İfadesindeki edâ diğer hiç bir şairin sözünde yoktur. 2. Şive, naz: Dilberin edâsı Aşıkı usandırır. 3. Tavır, kurum: Bunun edâsı çekilmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manner. air. expression. face. mien. affectation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression. mien. manner. air. tone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paying a debt. paying (a moral obligation. expression. mien. strain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Design Automation The successor to CAE, refers to software tools used by general or specialized designers of chips.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Electronic Design Automation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A class of statistical techniques which are designed to let the analyst display data and extract information from it in a manner which is not overly sensitive to any underlying assumptions about how that data is distributed These Exploratory Data Analysis

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Design Automation; the name used for activities or facilities that involve software design aids used in chip design, or the industry sector making the aids.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A class of statistical techniques which are designed to let the analyst display data and extract information from it in a manner which is not overly sensitive to any underlying assumptions about how that data is distributed These Exploratory Data Analysis

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym: Electronic Design Automation EDA refers to the design tools and environment utilized to render the logic, schematics, insert scan, insert BIST, etc for a new chip design.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Excess Defense Articles program allows the US military to rid itself of unwanted surplus by selling weaponry and equipment cheaply -- or giving them away free -- to foreign countries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Design Automation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Design Automation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Economic Development Agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Eastern Deilvery Area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generic name for software that assists in the design of electronic circuits. Generic name for all methods of entering and processing digital and analog designs for further processing, simulation and implementation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ادا] ödeme. 2.yapma, yerine getirme. 3.tarz, tavır. 4.çalım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - 1.Naz, cilve. 2.Kurum, ca(Kadın İsmi) 3.Alınan şeyi geri ödeme. 4.Bir vazifeyi yerine getirmek.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). obur, açgözlü .edaciously (z) oburcasına edacity (i). oburluk, çok yeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Eda).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kendisine has edası olan. 2. Tavırları güzel olan, nazlı: Edalı bir kız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charming. coquettish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dışı kırmızı mumla kaplı içi sarı bir Hollanda peyniri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). «Allah devâm ettirsinl» mânâsına gelen duâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ednâ). Ednâlar, en denîler, en alçaklar, (bk.) Ednâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. edevât). 1. Alet, avadanlık: Alat ve edevât. 2. (gramer) Kendikendine mânâ ifade etmeyip isim ve fillere katılan küçük kelime: Ünlem edatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preposition. particle. preposition ilgeç.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Efsaneye Ait, efsaneyi andırır şekilde: Efsanevî bir kahramanlık gösterdiler. 2. Efsanelerde adı geçen: Zümrüdüanka, efsanevî bir kuştur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabled. legendary. mythic. mythical. cyclic. cyclical. larger than life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legendary. mythical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legendary. fabled. fabulous. mythical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (el = harf-i târif, vedâ = ayrılma). Allaha ısmarladık, Allaha emanet olunl

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farewell. goodbye. good-bye. goodday. vale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farewell. farewell!. goodbye!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adieu. farewell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الوداع] elveda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Yeni baştan, yeniden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir insanın kurtarılması için verilen şey, kurtarma bedeli (bu mânâ ile fidye daha çok kullanılır). 2. Bir adamın uğruna verilen veya sarfedilen şey, kurban: Onun uğruna canım feda olsun; Bu işin olması için uykularımı feda ettim; mademki istiyorsunuz size feda olsun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice. sacrificing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice. sacrificing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Further Education Development Agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Further Education Development Agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فدا] yoluna can koyma. 2.kurban. 3.uğruna verme. fedâ edilmek 1.uğruna harcanmak. 2.kurban edilmek. fedâ etmek 1.uğruna harcamak. 2.kurban etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sacrifice. lay down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Fedakârlık, fedâkâr olanın hâli, menfaatini, canını fedâ etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendi menfaatlerini ve canını bile esirgemeyen, iyi bir İş uğrunda her fedakârlığı göze alan, serdengeçti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bodyguard. gorilla. bouncer. chucker-out. heavy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bodyguard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who risks one's life for a cause. bodyguard. bouncer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) l. Canını esirgemeyen, mühim bir maksat uğrunda canını vermeye hazır bulunan. 2.Allah yoluna başkoymuş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hayırlı bir iş uğrunda şahsî menfaatlerini ve canını bile feda eden adamın hali. Ar. hamiyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başkalarının menfaati ile din ve devlet uğurunda şahsî menfaatlerini feda eden, hamiyetli: Fedakâr adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altruistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فداکار] özverili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars) (Erkek İsmi) - Birleşik isim. Kendini veya şahsi menfaatlerini esirgemeyen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fedakâr bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فداکارانه] özveri ile, özverili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self sacrificing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فداکاری] özveri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kendi menfaatlerini umumî ve hayırlı İşlere yahut dost ve akraba yoluna sarfetme; fedakâr adamın hali ve sıfatı: O adam bu uğurda çok fedakârlık etti; onun fedakârlığı inkâr olunmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altruism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-sacrifice. altruism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (Arap memleketlerinde) komando, fedai; komando örgütü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) - Canını vermeye hazır, canını verme.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فدائی] yoluna canını hiçe sayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accelerator pedal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas pedal. accelerator pad / pedal. foot accelerator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. gedâyân). 1. Dilenci, Ar. sâil. 2. Yoksul, fakir: Ben gedâ’ya... mec. (eski tevazu tâbirlerinden).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گدا] dilenci. 2.yoksul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.). Gedâlar, yoksullar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gedâlık, yoksulluk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ardıç rakısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Cenevre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçe halk diinde bazen: zergerdan). 1. Ot yiyen büyük ve vahşî, çok kalın derili memeli hayvan ki, burnu üzerinde tek ve bir cinsinin iki boynuzu vardır. 2. Gergedanın burnundaki boynuzu ki, kılıç vesaire kabzası ve fincan zarfı gibi şeyler yapılır: Gergedandan kabza.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhino. rhinoceros.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhinoceros. rhino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Ingiliz kralı Arthur'un sadakatsız karısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Mevlânâ’nın Mesnevî’sini tamamen ezberleyen şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Büyük sülâle, asil ve büyük aile: Al-I Osman Osmanlı hânedânı, Habsburg, Hohenzollern, Romanof hânedanları. 2. Bir yerde evi daima misafirlere açık, cömert ve asil adam (bu mânâ ile isim ve sıfat gibi, müfred ve sonundaki «An» a bakılarak yanlış olarak cemî gibi kullanılır): O hânedân adamdır. Bu memleketin hânedânındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynastic. heraldic. dynasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. of noble descent. generous and hospitable. family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. dynastic family. house. ruling house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاندان] sülale, hanedan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Kökten, asil ve büyük aile.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Asalet, büyük bir aileye mensûp olma. 2. Kapısı gelene geçene açık olmaklık, misafirperverlik, ikrâm. edicilik, cömertlik: O adamın hanedanlığı meşhurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Gönlü okşayan, hatırnaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keeper of a treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خزینه دار] haznedar, hazinenin birinci derecede sorumlusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. haznedarlık). Hazinedar vazife ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being the keeper of a treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bir hazneyi bekleyen, yöneten kimse. (bk.) Hazine-dâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هدایا] armağanlar, hediyeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indian hemp. cannabis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) {c. hissedârân). Hisse sahibi, hissesi olan. Bir şirkete para verip ortak olan kimse: Hissedarlar meclisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. stock holder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. part owner. joint owner. certificate holder. fundholder. law partner. security holder. stockowner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حصه دار] pay sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

payını almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hareketi, davranışı hoş, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hoş = iyi, nevâ = ses). Güzel sesli.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Hareket ve davranışı hoş, güzel. Cazibeli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel sesli.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., elek. zahiri direnç (öz direnç, endüktans ve kapasitans bir ara da); almaşık cereyan tesirine karşı durma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaçınılamaz, sakınalamaz, çaresiz, menedilemez. inevitabil'ity, inev'itableness i. kaçınılmazlık. inevitably z. kaçınılamaz surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. irrédentiste

kurtarımcı

Dil, gelenek, görenek ve çeşitli kültür değerleri bakımından bir birlik gösterdiği hâlde ana yurt dışında kalmış halkın yaşadığı toprakları ana yurt sınırları içine almak isteyen.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. irrédentisme

kurtarımcılık

Dil, gelenek, görenek ve çeşitli kültür değerleri bakımından bir birlik gösterdiği hâlde ana yurt dışında kalmış halkın yaşadığı toprakları ana yurt sınırları içine almak düşüncesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Pazartesi günüyle alâkalı. 2. Pazartesi günleri oruç tutan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(iL.). T. Sapından kendir denilen ve ketenden kaba olan bir lif çıkan bir çeşit tarım bitkisi. 2. Bu bitkinin tohumu ki, kuş yemi olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bhang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hemp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hemp plant. marijuana. bhang. hemp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(esrarotu): Kendirgiller familyasından, vatanı Hindistan olan, sıcak ülkelerde ve yurdumuzda da kültürü yapılan, bir yıllık bir bitki türüdür. Gövdesi diktir. İçi boştur. Yüzeyi pürtüklüdür. Yaprakları 5-11 parçalıdır. Meyvesi 3-5 milimetre boyundadır. Tanelerinin içinde etli bir cücük vardır. Dal uçlarında reçine ve uçucu bir yağ vardır. Meyveleri yağ bakımından zengindir. Tohumlarından çıkarılan yağ, sabun sanayiinde kullanılır. Gövdesinin kabuk kısmından kenevir veya kendir denilen bir lif elde edilir. Bunlardan ip, halat ve kaba dokulamalar yapılır. Kullanıldığı yerler: Yapraklarının suda haşlanması müzmin romatizma ağrılarını keser.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça’ya benzetilerek yapılmış galat tâbir). Lekelenmiş, ayıplı, namus ve şöhretine halel gelmiş: Ömründe hiç lekedâr olmamış bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لکه دار] lekeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ماه نو] hilal, ay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yeni ay, ayça, hilal.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mânâ» dan imen.) (mü. mâneviyye). 1. Mânâya ait. 2. İçe ait, ruha mensup, maddi zıddı. Mânevi evlât = Evlât edinilmiş ve bu şekilde yetiştirilmiş çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moral. spiritual. inner. bodiless. unearthly. unworldly. ghostlike. ghostly. incorporeal. intangible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immaterial. moral. pastoral. spiritual. adoptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moral. spiritual. psychological. ghostly. incorporeal. interior. inward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معنوی] anlam ile ilgili. 2.ruh ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morale. inwardness. spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spirit. morale. backbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morale. spiritual things. incorporeal things. spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معنویات] manaya dayalı şeyler. 2.moral değerler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mânevi). Mânevi hususlar, (bk.) MAnevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. manoeuvre = el işi). 1. Gidip gelerek yapılan hareket: Demiryolu katarı manevra yapıyor. 2. (askerlik) Talim ve tecrübe için savaş taklidi yapılan hareket. 3. mec. Hile, desise, dolap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manoeuvre. maneuver. shunting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manoeuvre. maneuver. gear shift. strategem. marshalling. shunt. switching. shunting. exercise. drill. field practice. evolution. field exercise. fixup. lurk. ploy. red herring. tactic. tactics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مایه دار] mayalı. 2.paralı. 3.mal sahibi. 4.güçlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). Mesafe. Son. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدافن] mezarlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. medhal). Medhaller, girişler, (bk.) Medhal.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. madalya, para şeklinde nişan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. madalya yapan kimse; madalya kazanan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyük madalya; madalyon, daire içinde kabartma veya resim gibi süs; A.B.D. taksi ehliyeti; ehliyetli taksi şöförü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devr» den im.). 1. Çevresinde dönülen nokta. 2. mec. Dayanma noktası, sebep, vesile, vasıta: Geçinmeye medâr olan maaş. 3. (astronomi) Bir gezegenin güneşin çevresinde dönerken çizdiği daire, Ar. mahrek, Fr. orbite: Medâr-ı Zuhâl. 4. (coğrafya) Ekvator’un iki tarafında olan hayâli daire ki, güneş onların hizasına kadar varıp geri döner, Fr. tropique: Medâr-ı Seretân, Seretân medarı = Ekvator’un kuzeyindeki daire: Yengeç dönencesi. Medâr-ı Cediy, Cediy medarı = Ekvator’un güneyinde olan: Oğlak dönencesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مدار] yörünge 2.dönence. 3.vesile, vasıta. 4.yardımcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Dayanak. 2.Dönence. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. medrec). Medrecler, yollar, (bk.) Medrec.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدارج] merdivenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. medrese). Medreseler, (bk.) Medrese.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدارس] medreseler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Övülmeye lâyık haller: O zâtın medâyihini anıyorlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEDAIN) (i. A c.) (nr medîne). 1. Medîneler, şehirler, (bk.) Medine (hi. m. coğrafya). Sâsânî imparatorluğunun başkenti olan ünlü tarihî şehir ki, bugün Irak’ta bulunmaktadır. Yun. Ktesifon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. meneviyye). Meniye ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Terementi ağacı tohumu. 2. Kılıçta ve bazı kumaşlarda görülen dalga: Bu kılıcın, kumaşın güzel bir menevişi vardır (bu ikinci mânâ ile aslı «meviş» tir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guilloche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crystallizing. moiré. iris. metachromatism. galling. bloom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dalgalanmak, dalgalı olmak, Osm. hârelenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: mevişli). Dalgalı: Menevişli kumaş, kılıç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «senân» dan). 1. Her iki mısraı bir kafiyede olan şiir ki, ekseriya uzunca manzume suretinde olur, manzume. 2. Bu şekilde yazılmış manzum roman: Fuzûli’nin Leylâ ve Mecnûn mesnevisi. 3. Mevlânâ Celâleddin RÜmî’nin bu surette yazılmış 6 ciltlik eseri: Mesnevî-i Şerif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Mevlânâ’nın mesnevisini okuyan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مثنوی خوان] mesnevi okuyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Mesnevi çeşidinden şiirler: Dİvânından başka bir hayli mesneviyyâtı da vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميوه دار] meşveli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mihmân = misafir, nevâhten = okşamak). Misafirlere iyi muamele, iltifat ve ikram eden, konuksever.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهمان نواز] misafirsever.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) misavirseverlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميوه دار] meyvalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bed’» dan imef.). 1. Başlangıç, baş. 2. (Arap gramerinde) İsim cümlesinin iki parçasından biri ki, cümlenin başında olur: «Allahü Ekber» cümlesinde «Allah» mübtedâ ve «ekber» haber’dir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Clsmânt olmayıp rûhânt ve mânevi olan şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. e.) (müfredl dilimizde kullanılmaz). 1. Basit, mürekkep olmayan şeyler. 2. Toptan bilinen şeylerin tafsilâtı, birer birer açıklanmışları: Setin aldığım şeyler iki yüz lira etti, müfredat defterine de yardım; alınan şeyleri müfredâtiyle kaydetmeli. 3. Tek tek ve ayrı ayrı mısrâlar. 4. Bir cümleyi meydana getiren kelimelerin her biri. 5. İlâç kataloğu: Tıp müfredâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curriculum. syllabus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

details ayrıntılar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

items of a list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syllabus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kadv» dan imef.) 1. Uyulan, örnek alınan. Muktedây-ı üdebâ = Ediplerce örnek alınan. 2. Önde bulunan, herkesin tâbî olduğu, reis: Muktedây-ı ehl-i irfân («muktedâ-bih» de denilir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقتدا] uyulan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nûr» dan imef.) (mü. münevvere). 1. Parlatılmış, aydınlanmış, aydınlık: Güneş ortalığı münevver eyledi. 2. Okumuş, kültürlü insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enlightened. intellectual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Tenvir edilmiş, nurlandırılmış, aydınlatılmış, ışıklı. Aydın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. «nevm» den if.) (mü. münevvime) (tıp). Uyutan, uyku verici, uyku getiren (ilâç vesaire).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mübtedâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müşahede.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâm» dan imef.) (mü. müstedâme). Devamlı, dâim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dühûl» den if.) (mü. mütedâhile). Birbirine geçmiş, birbirine girmiş, önceki de İşlemiş iken hâlâ ödenmemiş (maaş vesaire).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dair, ait, ilgili (Türkler’in yaptığı galat bir Arapça kelimedir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «derk» ten if.) (mü. mütedârike). 1. Yetişip ulaşan. 2. (edebiyat) Arûz’da mütefâilün vezni: Bahr-i Mütedârik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâ» dan if.) (mü. mütedâviye). Kendi kendine deva ve ilâç yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devi» den if.) (mü. mütedâvile). Tedâvül eden, geçen, kullanılan, alınıp verilen, râyiç: Mütedâvil para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nev’»den if.) (mü. mütenevvia). Bir cinsten olmayan, türlü türlü, çeşit çeşit, muhtelif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Doğmak suretiyle dünyaya gelmiş insanlar veya hayvanlar, belirli bir zaman veya bir yılda doğanlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ منور] aydınlanmış, parlak. 2.aydın fikirli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aydınlatmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشاهدات] gözlemler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متدائر] ilişkin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متنوع] çeşitli, türlü türlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ümitsiz, ümidi kalmamış.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Çiğ, nem rutubet, (bkz.Şebnem). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nâdim ve pişman olma, pişmanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regret. remorse. penitence. remorse pişmanlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remorse. regret. compunction. contrition. penitence. repentance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ندامت] pişmanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

pişman olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [نشوه دار] neşeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeni. Nev-İcSd = Yeni icâd edilmiş. Nev-bahâr = İlkbahar! Nevresîde = Yeni yetişmiş. Nev-zâd = Yeni doğmuş. Nev-zuhûr = Yeni çıkma. Taze, körpe. Nev-civân = Delikanlı. Nev-nihâl = Taze fidan. Nev-be-nev = Yeniden yeniye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نو] yeni. 2.taze, körpe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نوع] tür, nevi, çeşit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeni yeni, yeniden yeniye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeni şenelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İlkbahar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nevbâve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Turfanda meyve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Taze, genç adam, delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde artık kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. nev-hevesân). 1. Bir işe yeni heves eden, ilk defa olarak bir işe teşebbüs ettiğinden büyük heves gösteren. 2. Hergün yeni bir şeye heveslenip bir işte sebat göstermeyen, maymun iştahlı: Yeni memur nevheves bir adamdır, kendisinden iş beklememeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yeni yetişmiş, yeni çıkmış. 2. Genç, tâze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taze fidan. mec. Uzun boylu genç sevgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeni yetişen, yeni biten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeni yetişmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeni bitmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yeni dal. 2. Yeni bitmiş geyik boynuzu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeni açılmış (çiçek).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeni bir zeminde, yani yeni bir tarz ve üslûpta olan: Nev-zemîn bir şiir söylemiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde bir basit makam. Dügâh (lâ) perdesinde kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ahenk, nağme, ses: Mürg-ı hoş-nevâ = Güzel sesli kuş. 2. Kuvvet, servet. 3. Nasîb, hisse. Bî-nevS = Mahrum, nasipsiz, kimsesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a river in northwestern Russia flowing generally west into the Gulf of Finland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a river in northwestern Russia flowing generally west into the Gulf of Finland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نوا] ses.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Ses, şada, makam, ahenk, name. 2.Refah, zenginlik. Güç, kudret. 3.Doğu müziğinde bir makam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.) (musiki). Türk musikisinde orta sekizlideki re notası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.) (musiki). Türk musikisinde bûselik beşlisi ile kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hânende, okuyucu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.) (musiki). Türk musikisinde kürdî dörtlüsünde kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çalgıcı yahut okuyucu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. nâbite). Yerden bitenler, yerden çıkıp büyüyenler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نواده] torun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nâdî). Meclisler, toplantılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nâdire). Nâdireler, az bulunan şeyler, (bk.) NAdire.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نوادر] nadir olan değerli eşyalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Az bulunan şeyl(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. C.) (m. nâfile). Nafileler, boş şeyler, (bk.) NAfile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nâhiye). Nahiyeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Okşanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nevâya, sese ve Ahenge ait. Türk şairlerinin en büyüklerinden Ali Şİr’in mahlasıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nâibe). Nâibeler. (bk.) NAibe («nâibât» gibi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «nakıysa» bu mânâda kullanılmaz). Nakıysalar, noksanlar, eksiklikler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nâkıysa) (bu mânâda kullanılmadığından dilimizde «nakıysa» nin cem’i gibi ve «nekaais» yerine kullanılmıştır). Eksiklikler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. nâkûs). (bk.) NAkus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nevâle.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Talih, kısmet. 2.Bahşiş, bağış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Vergi, ihsan, kerem. Deryâ-nevâl = Lutuf ve ihsanı deniz gibi olan. 2. Behre, nasib, hisse. 3. Yiyecek ve içecekler: Dün nevâlemizi düzüp kıra gittik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

food. chow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

food and drink. provisions. victuals. eats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نواله] kısmet. 2.azık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A .c.) (m. nâmûs). Namuslar. (bk.) Namus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nâsiye). Nâsiyeler, alınlar, (bk.) NAsiye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) («nüvâz» şekli galattır). Okşayan. Dil-nevâz = Gönül okşayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نواز] okşayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Okşayan, okşayıcı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Okşama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müfredi «nâzile» kullanılmamıştır). 1. Hadiseler, olaylar, felâketler. 2. (Türkçe m. nezle): Nevâzile uğradım, nevâzil oldum (bu mânâ ile nezlenin cem’i sanılarak kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Okşama, okşayış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نوازش] okşama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

okşamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Okşayan, okşayıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Okşayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Okşama.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نوبهار] ilkbahar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İlkbahar. Yeni bahar.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Kadın İsmi) - Yeni şansı açılmış, şansı açık.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Genç kız. 2.Turfanda çıkan meyve ve çiçek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Turfanda yemiş. Taze yeşillik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Turfanda meyve. 2. Memeleri yeni belirmeye başlayan kız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nöbet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نوبت] sıra, nöbet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Mehter takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Mehter çalıcısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boruçiçeği, patlıcançiçeği.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Makam, ahenk ve nasip ile ilgili. Ali Şakir’in lakabı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نوجوان] delikanlı, genç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Genç, delikanlı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نودولت] sonradan görme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نوه] torun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yeni tavır, yeni eda. “Nev” ve “eda” kelimelerinden birleşik isim.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. hiç, hiç bir zaman, asla, katiyen. Never mind. Zararı yok. Boş ver.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hiç durmayan, bitip tükenmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hiç bitmez, ebedi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. asla unutulmayacak, unutulmaz, her zaman anılmaya layık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gezen, dolaşan, yol alan. Reh-neverd = Yol alan. Sahrâ-neverd = Çölde gezen, dolaşan, göçebe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. asla, bundan böyle, hiç bir zaman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. yine de, bununla beraber, mamafih.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Türk müziğinde birleşik bir makam. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Deniz. (bkz.Derya). Sahabe isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yeni açılmış gül.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ölüye sesle ağlama.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نوحه] ağıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Ölüye ağlanacak yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ölüye sesle ağlayan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Kadın İsmi) - Yeni hayat, yeni yaşam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir işe yeni teşebbüs edip çok heves gösterme. 2. Hergün yeni bir hevese düşüp bir işte sebat etmeyiş, maymun iştahlılık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Genç. Yeni yetişmiş, yeni çıkmış.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(NEV’) (i. A.) (c. envâ). Türlü, çeşit: Bu nevi hayvan, kumaş, mal; kumaşın envâı. 2. (palaontoloji) Tür. 3. Cins: Nev-i beşer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sort. kind. variety çeşit. cins. tür. variety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sort. kind. variety. description. turn. type.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نوع] tür, çeşit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sui generis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (nüvîd şekli galattır). İyi haber, müjde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نوید] müjde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İyi, sevinçli hab(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.}. Yepyeni, yeni şey.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نوین] yeni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yepyeni, yeni şey, yeni olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Renk ışık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsan yüzünün rengi, betbeniz. Nevri dönmek = Ansızın öfkeye kapılmak, sinirlenmek, (bk.) Nevr.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Parlaklık. 2.Ağaç çiçeği.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İyi, sevinçli haber, müjde.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Sivri uç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Uyku. 2. Rüya.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نوم] uyku.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nevmiyye). Uykuya ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «nâ-ümîd» den). Ümitsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نوميد] umutsuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

umutsuzluğa düşürmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

umutsuzluğa kapılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ümitsizcesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ümitsizlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نونهال] genç fidan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Taze fidan, ağacın taze sürgünü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Parlaklık. 2. Ağaç çiçeği.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Işıklı olma, parlaklık. 2.Çiçek, özellikle beyaz çiçek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Sinir ağrısı.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Sinir ağrısına tıp dilinde nevralji denir. Bilhassa, yüzde ve başta hissedilir. Ama vücudun diğer taraflarında da bulunabilir. Nedeni soğuk algınlığı, şeker hastalığı, damar sertliği, veya ağrı yapan sinir yakınında meydana gelen herhangi bir hastalıktır. Nevralji ağrılarını dindirmek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Yumurta.

Hazırlanışı : Bir tane yumurta, iyice kaynatıldıktan sonra kabukları soyulur. İkiye bölünerek ağrıyan yere konur.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neuralgia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neuralgia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Sinir yorgunluğundan ileri gelen ruh hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. neurasthénie

ruh b. sinir argınlığı

Baş ağrıları, sindirim güçlükleri vb. fiziksel rahatsızlıklar ve ruhsal görevlerde gevşeme ve bitkinlik biçiminde görülen, sinirsel güçlerin zayıflamasından doğan nevroz.


Yabancı Kelime by

Sağlık Bilgisi

Zihin ve vücudun aşırı derecede yorgun düşmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Üzüntü, sıkıntı, endişe, yeteri kadar dinlenmeye vakit ayırmadan uzun süre çalışmak, bazı mikrobik hastalıklar ve sinirleri uyarıcı ilaçları uzun süre kullanmak nevrasteni için gerekli olan zemini hazırlar. Kişi gerçekte hasta olmadığı halde bazı organlarının hastalığından yakınır. Çabuk yorulur, çabuk sinirlenir, huzursuzdur, baş ağrıları vardır. Bazen de gözlerinin iyi görmediğini söyler. Dikkatini toplayamaz, uykuları da normal değildir. Cinsel ilişkide başarılı olamadığını, hazımsızlık çektiğini, vücudunun her yerinin ağrıdığını söyler. Tedavi amacıyla, ılık duş almak, istirahat etmek, vakit buldukça açık havada dolaşmak, günlük sıkıntılardan uzaklaşmaya çalışmak, hazmı güç şeyler yememek, kahve ve sigarayı terketmek gerekir. Ayrıca hastalık belirtileri tamamen kayboluncaya kadar aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Yonca, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam yonca konur. Kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer çorba kaşığı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neurasthenia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neurasthenia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Gezen, dolaşan, yol alan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin ışığı, aydınlığı. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نورس] yeti yetişmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Yeni yetişen, yeni biten. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Torba biçiminde yorgan çarşafı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protective case made of sheeting used to cover a guilt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nevres).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Işıkla, parlaklıkla, aydınlıkla ilgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Konusu sinir sistemi olan ilim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Sinirleri bozuk, sinir hastası.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. névropathe

ruh b. sinir hastası

Sinir hastalığına tutulmuş olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir ruh hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NEV-RÜZ) (i. F.) (asıl mânâsı: yeni gün). Eski İran takviminde sene başı ve ilkbahar başı olan gün. Nevrûz-ı Sultânî = Sultan Melikşâh’ın takvimindeki nevrûz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde şimdi kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نوروز] yeni gün. 2.nevruz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Yeni gün. 2.İlkbahar başlangıcı. 3.Türk müziğinin makamlarından.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toadflax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نوروزیه] nevruz için yazılan kaside.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fars. «nev-rûz» dan Ar. kaide ile yapılmış kelime). 1. Nevrûz günü yapılıp dağıtılan bir çeşit macun. 2. Nevrûz münasebetiyle yazılıp bestelenen şiir.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(linaria): Sıracagiller familyasından; düzensiz çiçekli otsu bir bitkidir. Çiçekleri aslanağzına benzer. En güzel türü mor çiçekli nevruzotudur. Kullanıldığı yerler: Balgam söktürür. Kanı temizler.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Yeni dal. 2.Yeni bilmiş geyik boynuzu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yeni yıl.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Genç, taze, küçük.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Aydınlık etsin, aydınlatsın! (bazı Arapça tâbirlerde geçer).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NEV-ZAD) (i. F.). 1. Yeni doğmuş. 2. Yeni doğmuş çocuk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نوزاد] yeni doğmuş. 2.bebek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yeni doğmuş. Yeni doğan. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Yeni ağlayış, ağlaması güzel olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Yeni tarz yeni yöntem. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cinsçe, nevi bakımından. Nev’an-mâ •= Bir türlü, bir suretle, bir bakıma, bir dereceye kadar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نوعا ما] bir bakıma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nev’iyye). Nev’e çeşide, cinse alt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

witty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [نکته دان] zarif insan, nükteli sözler bilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çok akıllı, bilgili. 2.Moğol hükümdarı Cengiz Han’ın oğlu.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Farsça “yeni gün” anlamına gelen Nevruz Osmanlı’da da şenliklerle kutlanırdı. Baharın başlangıcı kabul edilen Nevruz ile birlikte herkes birbirine Nevruziye denen kıymetli hediyeler verir, yine Nevruziye denen içinde sandal ağacı, anber, gül suyu, zencefil gibi türlü baharatların bulunduğu çok kuvvetli ve nefis bir macun özel olarak hazırlanarak padişaha ve devlet büyüklerine ikram edilirdi.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Eğitimci, eğitim bilgini.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pédagogue

eğitimci

Eğitim işiyle uğraşan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogue. educationalist. educator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pedagogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogist. educationist. pedagogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çocuk terbiyesi ile ilgili, pedagojik; kurumlu peda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. pedagojik olarak. pedagogy i. pedagoji, eğitim bilimi, çocuk terbiyesi. pedagogics i. pedagoji ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pedagog, terbiyeci; dar görüşlü öğretmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Eğitim ilmi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pédagogie

eğitim bilimi

1. Öğretim ve eğitimi kurallara bağlayan bilim kolu. 2. Öğretmenlik sanatı, uygulaması veya mesleği için gerekli bilgi ve becerileri kazandıran bilim dalı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogy. pedagogics. didactics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogics. pedagogy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pédagogique

eğitimsel

Eğitimle ilgili, eğitsel.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogic. pedagogical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). 1. Bisikletin ayakla çevrilen iki basacak yerinden her biri. Otomobil ve başka makineleri kullanırken ayakla basılan kısım: Fren pedalı, gaz pedalı 2. Basit, küçük baskı makinesi: Pedal makinesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedal. treadle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to the foot, or to feet, literally or figuratively; specifically , pertaining to the foot of a mollusk; as, the pedal ganglion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to a pedal; having pedals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A lever or key acted on by the foot, as in the pianoforte to raise the dampers, or in the organ to open and close certain pipes; a treadle, as in a lathe or a bicycle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedal. treadle. footboard. foot lever. damper. pad. footstep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device operated by the foot of the player which moves the registers, the buff stop, or the coupler In modern harpsichords, one pedal is usually provided for each register and one each for the buff stop and the coupler. use a foot-operated lever, as in:

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ed, -ing veya -led, -ling) s. pedal, ayakla işletilen manivela; bisiklet pedalı; org veya piyano pedalı; f. ayakla işletmek (bisiklet, makina); s. ayağa ait, ayak ve benzeriyle ilgili. pedal notes müz. sürekli olarak kalın perdede çalınan no

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilgiçlik taslayan kimse; lüzumsuz teferruat üzerinde ısrarla duran ilim adamı. pedan'tic s. bilgiçlik taslayan. pedan'tically z. bilgiçlik taslayarak. ped'antry i. bilgiçlik taslama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayağı olan, ayaklı; bot. ayaksı, pedat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. perde, dâşten = tutmak). Eskiden bir büyük zâtın kapısında bekleyen ve girme izni olanlara perdeyi kaldıran kapıcı; perdeci.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پرده دار] kapı görevlisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پروانه وش] pervane gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yırtıcı, av ile geçinen; yırtıcı hayvanlara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. erken tarih atmak; daha önce gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saldırıp parçalama, yırtıcılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yırtıcı kimse veya hayvan; yağma eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yağmacılık veya soygunculukla geçinen; yırtıcı, avlanarak yaşayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.gedik açmak. 2.zarar vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yarılmak, gedik açılmak. 2.bozulmak, zarar görmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, argo şaşırtıcı hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رعشه دار] titrek, titreyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yazı haline koymak; tashih edip basılmak için hazırlamak. redaction (i.) düzeltilmiş ve düzenlenmiş nüsha; yeni bası. redactor (i.) bir metni değiştiren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kötülük, fenalık, fesat. 2. (tıp) Hastalık ve yara azgınlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

writing. compiling. compilation. editing. editorial staff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editing. preparaing a piece of writing for publication. redaction. editing work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redactor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who prepares a piece of writing for publication. redactor. editor. abstractor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dış açı teşkil eden iki istihkam siperi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhabbetçiçeği, bot. Reseda odorata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Hindu din kitapları, bak. Veda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ip cambazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) RÜhnüvâz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Ruh okşayan. 2.Türk müziğinde bir makam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ses. 2. Dağa veya diğer bir şeye çarpıp geri dönen ses, aks sadâ, yankı: Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş (BAkî).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. samadâniyye). Hak Taâlâ Hazretlerine ve ezelî kudretine mensup ve ait olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ulûhiyyet, Tanrılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çamfıstığı ağacı. 2. Çamfıstığı kozalağı. 3. mec. Eskiden sevgilinin boyu için söylenirdi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Çam fıstığı. Çam fıstığı kozalağı. 2.Sevgilinin boyu-posu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. sanavberiyye). 1. Çamfıstığı kozalağı şeklinde. 2. Kozalaklılar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثانوی] ikinci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İkinci.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سایه دار] gölgeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Gölgeli, gölgesi olan, gölge eden. 2.Koruyan, sahip çıkan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, zinde = diri, dâşten = tutmak). Geceyi diri tutan, gaflet uygusuyla geçirmeyip ibâdetle canlandıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب زنده دار] geceleri ibadet eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sadâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voice. sound ses. sada.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voice. sound of a voice. echo. sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Staff and Educational Development Association, which is the professional association for staff and educational developers in the UK, promoting innovation and good practice in higher education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Staff and Educational Development Association [UK].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Staff and Educational Development Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صدا] ses.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Ses. Yankı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sedeb ve yanlış olarak sedefotu denilen bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sâde» den Arapça’laşmış olan «sâdec»den). Sadelik: Sedâcet-i mânâ.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sadelik.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Doğruluk, hak. Doğru ve haklı. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Doğruluk, hak, insaf, doğru ve haklı olan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şedîde). 1. Zahmetli ve meşakkatli durumlar, şiddetler: soğuğun, harbin, yolun şedâidi. 2. Afetler, belâlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

iı iki veya dört kapılı olup, ön ve aka koltukları bulunan kapaılı otomobil; sedye. sedan chair tahtırevan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ صدا نویس] teyp. 2.gramofon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voiceless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. temkinli, vakarlı, sakin, ağır başlı; uslu, akıllı. sedately z. vakarla, ağır başlılıkla, sükunetle. sedateness i. vakar, ağır başlılık, sükunet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (ilaç1a) teskin etme, yatıştırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. teskin edici, müsekkin, yatıştırıcı;i., tıb. yatıştırıcı herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثدایا] memeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

durdurmak, sekteye uğratmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ ثمره دار] meyvalı. 2.ürün veren. 3.sonuç veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سندات] belgeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Seneler, yıllar, sinîn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سنوات] yıllar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Seneler, yıllar, sinin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. seneviyye). Sene ile alâkalı, seneye ait; bir yılda veya yılda bir olan, yıllık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sünâİ» den). Bir hayır ve şer yaratıcısı tasavvur eden (tâife).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سنوی] yıllık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Seneye mensup, sene ile ilgili, bir yıllık.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سر آمدان] ileri gelenler, önde gelenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financier. capitalist. investor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

owner or investor of capital. equity owner. magnate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرمایه دار] sermaye sahibi, kapitalist.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Baş okşayan, sevecen.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) uzun kelimeler kullanmaya meraklı (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quiet and retriving. quietly and unobstrusively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İşiten, dinleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (şünîden fiilinden imas. olup birleşik sıfat teşkiline girer), işiten, işitici. Dûr-şinev = Telefon.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., k.dili. kaçmak; i. kaçış .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., A.B.D., k.dili. bir gün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrotherapy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (çoğ., -s, -nea) vekil; bedel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sâid). Mutlu, uğurlu kimseler.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kutlu, uğurlu insanlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şehîd). Şehitler. (bk.) Şehit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.) (musiki). Türk Musikisi’nde çok kullanılmayan bir musiki makamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Göz sürmesinin konduğu küçük kutu veya hokka.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شبهه دار] şüpheli, kuşkulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سؤدا] kutlu kişiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شهدا] şehitler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(T.-F.) [سرمه دان] sürmelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شعله دار] alevli, şuleli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki) Türk musikisinde artık kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tedbîr). Tedbirler. (bk.) Tedbîr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدابير] çareler, tedbirler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «def’» den masdar). 1. Birbirini defetme, itişme, kakışma. 2. Taarruz ve tecavüz etmeksizin kendi yerini muhafaza ile karşı durma, savunma. Zıddı: Taarruz, tecavüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. tedâfüiyye). Tedâfüe, müdafaaya, savunmaya ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدافع] savunma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدافعی] savunma ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. A.). Gülüşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «duhûl» den masdar) (c. tedâhülât). 1. Birbiri içine girme. 2. Ödemenin vaktinde yapılamaması: Tedâhülde kalmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تداخل] karışma. 2.yığılışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dâvet»ten). Bir şeyin (resim, manzara, koku, ses, kelime vs.) başka bir şeyi akla getirmesi, çağrışım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تداعی] çağrışım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEDARÜK) (i. A. «derk» ten) (c. tedarükât). Araştırıp bulma, elde edip hazır bulundurma: Kışlık yiyeceğini tedarik etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

procuration. procurement. supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provision. supply. preparation. procuring. supplying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

procurement. provision. supply. procuring. getting together. accumulation. preparing. preparation. procuration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnish. supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to procure. to provide. to get. to supply. to obtain. acquire. furnish. indent. purvey. sustain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدارکات] hazırlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purveyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supplier. provider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prepare. to make sth ready.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tedarik etmiş, tedarikte bulunmuş: İnsan seyahat için daima tedarikli davranmalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared. ready.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Önceden gereken her şeyi sağlamamış bir hâlde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprepared. unready. lack of foresight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدارکات] hazırlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدارک] hazırlama, temin etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEDAVİ) (i. A. «devâ» dan V. Bir ilâç veya tıbbî tedbirle kendi kendine bakma. 2. Dilimizde «müdâvaat» yerine «başkası tarafından bakılmak» mânâsıyle daha çok kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. treatment. therapy. remedy. healer. handling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. treatment. therapy. therapeutics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amenable to treatment. remediable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. doctor. remedy. treat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cure. attend. treat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devi, devlet» ten) (c. tedâvülât). Elden ele gezme, dolaşma, kullanma, geçerli olma: Bu memlekette hangi para tedâvül ediyor?.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulation. currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulation. circulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تداول] dolaşım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TENEVVÜ’) (i. A. «nev» den masdar). Birkaç çeşit olma, çeşit çeşit olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nûr»dan). Parlama, ışıklı ve aydınlık olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

becoming lit or illuminated or enlighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنور] aydınlanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aydınlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنوع] çeşitlilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. thes dansants) (Fr.) danslı çay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TÜRBE-DAR) (i. A. F ). Türbe muhafız ve hizmetkârı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türbedar hizmet ve görevi, bir türbeye bakmaya memur adamın hâli, işi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düz olmayan, puruzlu; eşit olmayan, gayri muntazam; tek, iki ile tam olarak bolünemeyen (sayı). unevenly z. düz veya eşit olmayarak. unevenness düz olmayış; eşit olmayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hadisesiz, olaysız; sessiz. uneventfully z. hadise olmadan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وظيفه دار] görevli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farewell. parting. valedictory. adieus. farewell. adieux. leave. parting. valediction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farewell. leave-taking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ancient sacred literature of the Hindus; also, one of the four collections, called Rig-Veda, Yajur-Veda, Sama-Veda, and Atharva-Veda, constituting the most ancient portions of that literature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farewell. good-bye. leave. valediction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The most ancient of the Hindu scriptures.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Literally, 'Knowledge', the authoritative scriptures of the Hindus. knowledge. or vedas - Veda means knowledge and the four vedas are basic scriptures of sanatana dharma which all yogis refer to as the ultimate scriptural authority. the 4th cakra, with me

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وداع] ayrılış, ayrılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindu dininin en eski kutsal kitapları. Veda Ve'dic s. bu kitaplara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ayrılırken söylenen selamlama sözü. 2.Ayrılma, ayrılış.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İki kişinin birbirine «Allahaısmarladık ve Allah’a emanet olunuz» deyip ayrılmaları, ayrılma, esenleşme, Ar. mufârakat. El-vedâ = Allaha ısmarladık, selâmetle kal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (vidâd, vüdâd şekilleri de vardır). Sevme, sevgi, muhabbet, dostluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saying farewell to each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine vedâ edip ayrılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bid a person adieu. make one's adieus. make one's farewells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to say good-by to each other. take leave of. to say good-bye to each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to say farewell to each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindu kutsal kitaplarına dayanan. panteist bir felsefe sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sevgi, dostluk.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

8 mayıs, ikinci Dünya Savaşında Birleşik Milletlerin Avrupa'da zafer günü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. vedia). Vedialar. (bk.) Vedîa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ودایع] emanetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cashier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treasurer. teller. cashier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cashier. teller. treasurer. bursar. cash clerk. cash collector. money taker. person cashing. receiving cashier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وزنه دار] gişe görevlisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Banka ve dairelerde vezneyi idare eden memur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Veznedarın memuriyet ve vazifesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treasure ship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work or rank of a cashier / teller. office of treasurer. cashier's office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ip cambazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by