Nıf_ı şeb | Nıf_ı şeb ne demek? | Nıf_ı şeb anlamı nedir?

Nıf_ı şeb | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: nifi seb

Türkçe - İngilizce Sözlük

It signifies from, away , separating, or departure, as in abduct, abstract, abscond.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). başsız, reissiz; (zool). asefala sınıfından; (bot). başsız.

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy. heavyweight. hard. weighty. serious. severe. dignified. slow. dull. not fast. slow moving. lazy. strong. indigestible. unwholesome. oppressive. repressive. sharp. foul. serious minded. arduous. back-breaking. bovine. burdensome.

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy. heavyweight. hard. weighty. serious. severe. dignified. slow. dull. not fast. slow moving. lazy. strong. indigestible. unwholesome. oppressive. repressive. sharp. foul. serious minded. arduous. back-breaking. bovine. burdensome. deliberate. despera

Türkçe - İngilizce Sözlük

serious. dignified. austere. calm. demure. earnest. graceful. grand. imperturbable. matronly. only. sedate. sober. sober-minded. solemn. staid. sage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bland. decorous. demure. dignified. sage. sedate. sober. solemn. serious. grave. sober vakur. ciddi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedate. earnest. reserved. sober. dignified. sacred. serious. solemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A visual or audio signal which signifies that an error has occurred or an abnormal condition exists.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Allah is the Arabic word for God For Muslims, the word signifies the one true God Arabic-speaking Christians and Jews also often use the word Allah, with the exact meaning of God Muslims do not believe that Jesus is God; instead they respect him and follo

Türkçe - İngilizce Sözlük

In instrumental music it now signifies the tenor.

Türkçe Sözlük

(i. amonyak kelimesinden, kimya). Amonyakın hidrojeni yerine bir asit kökünün geçmesiyle meydana gelen bir birleşikler sınıfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat arasına, arasında , içinde; sınıfında, memleketinde, zamanında.(Among daha çok A.B.D.'de amongst ise ingilterede kullanılır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is used before nouns of the singular number only, and signifies one, or any, but somewhat less emphatically.

Türkçe - İngilizce Sözlük

meaning. sense. point. explanation. acceptation. construction. content. denotation. effect. hang. import. inference. purport. purview. significance. significancy. signification. sound. strain. tenor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

construction. effect. implication. meaning. point. purport. sense. significance. sense mana.

Türkçe - İngilizce Sözlük

meaningful. significant. expressive. eloquent. meaning. pointed. pregnant. purposeful. revealing. rich. significative.

Türkçe - İngilizce Sözlük

expressive. meaning. meaningful. pithy. pointed. pregnant. significant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

meaningless. insignificant. pointless. inexpressive. blank. empty. nonsense. absurd. insane. senseless. unreasonable. of no significance. nonsensical. purposeless. barren. for the birds. dead-pan. expressionless. frivolous. grotesque. inane. incohere.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absurdity. inanity. insignificance. unreason.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). papaz sınıfına muhalif, papazların siyasete karışmalarına karşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (coğ). (zool). eklembacaklıların örümcek ve akrep sınıfı.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). I. Bir meslek veya topluluk sınıfı arasında kullanılan özel söz. 2. mec. Serserilerin ve külhanbeylerinln kullandığı söz veya deyim.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hayvan dişlerinde yaşla silinen ve binaenaleyh yaşını gösteren nişan: Arpalığı silinmiş at, pek yaşlı. 2. Osmanlı devrinde ilmiye sınıfı büyüklerine aynen veya nakden verilen tahsisat. 3. Toprağı kuvvetli (tarla).

Türkçe - İngilizce Sözlük

The black art; magic. the creation of beautiful or significant things; 'art does not need to be innovative to be good'; 'I was never any good at art'; 'he said that architecture is the art of wasting space beautifully' the products of human creativity; wo

Türkçe - İngilizce Sözlük

the products of human creativity; works of art collectively; 'an art exhibition'; 'a fine collection of art'. the creation of beautiful or significant things; 'art does not need to be innovative to be good'; 'I was never any good at art'; 'he said that ar

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). top gibi büyük harp siIâhları , ağır silâhlar; topçu sınıfı; topçuluk. artilleryman (i). topçu neferi

Türkçe - İngilizce Sözlük

noble. aristocratic. official definitively appointed. permanent. principal. dignified. elevated. generous. gentle. great. high. high- born. master. U.

Türkçe Sözlük

(i.). Kemikli balıklar sınıfından, uzun boylu, büyük başlı, eti yenir bir tatlı su balığı (Silurus glanis).

Türkçe Sözlük

(i. tarih). Osmanlı sarayında bir hademe sınıfı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assumption. vanity. greatness. grandeur. majesty. magnificence. grandiosity. sublimity. pride. arrogance. conceit.

Türkçe Sözlük

(i.). T. Osmanlı teşkilâtında saray vazifelilerinin bir sınıfı. 2. Balta ile giden itfaiyeci, tulumbacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan'da giyilen bir çeşit bol gömlek, ceket veya entari; Hindistan'da et yemeyen bir tüccar slnıfı; banyan ağacı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, the phrase at the bar of the court signifies in open court.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ingiliz baronlar slnıfı; baronluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). barondan bir derece aşağı olan asalet rütbesi, baronet; bu payenin sahibi. baronetage (i). baronet payesi; baronet sınıfı. baronetcy (i). baronet payesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fayda, kar, yarar, menfaat; menfaat için tertiplenen eğlence veya gösteri; hak, imtiyaz, yetki; f. hayır işlemek, iyiliği dokunmak; istifade etmek, yararlanmak. benefit of clergy eskiden ruhban sınıfına tanınan dokunulmazlık imtiyazı.

Türkçe Sözlük

(i. botanik) (y. k.). Embriyonu bir çenekten ibaret olan çiçekli bitki sınıfı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

united. joint. connected. conjoint. combined. adjunctive. confederate. conjugate. conjunct. federate. integrated. jointed. unified.

Türkçe - İngilizce Sözlük

union. joining. coalition. cohesion. conjugation. accord. alliance. association. coalescence. concrescence. concretion. conjunction. copulation. fusion. hookup. incorporation. integration. joinder. juncture. meeting. merger. reunion. unification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alliance. bond. coalescence. coalition. combination. conjunction. consolidation. fusion. incorporation. mating. union. unity. association. junction. unification. merger. sexual intercourse. intercourse. coitus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

merger. combination. accord. adjunction. alliance. coalescence. coalition. cohesion. concert. conjunction. consolidation. join. joining. league. marriage. sodality. tie up. unification. union. unity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

being united. consolidating. amalgamation. connection. combination. compounding. union. combining. assembling. connecting. unification. coordination. synthesis. synthetic. grouping. merger. uniting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

combining. assembling. joining. affiliation. aggregation. combination. fusion. incorporation. integration. unification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assembling. combination. concatenation. consolidation. fusion. joinder. match merging. unification.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. budala kimse, bön kimse, ahmak kimse; bir oyun veya müsabakada en kötü oyuncu; sınıfın en tembel talebesi. booby hatch A.B.D., (argo) akıl hastanesi. booby prize bir oyunun en kötü oyuncusuna veya bir yarışmada sonuncu olana verilen odül. booby trap ka

Türkçe Sözlük

(i. İslavca’dan) Balkan ülkelerinde asilzade sınıfı: Eflâk (Romanya) boyarları.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In Aikido, Bu signifies valor and indomitable spirit, not contention and strife Aikido is the ultimate expression of Bu, which originally meant to keep two weapons from coming together.

Türkçe Sözlük

(i. Al. Fr). Burjuvaziye mensup kimse, şehirli sınıfından.

Türkçe Sözlük

(i. Al. Fr.). 1. Avrupa’da vaktiyle asilzadelerle köylüler arasında yer alan şehirliler sınıfı.

Yabancı Kelime

Fr. bourgeoisie

kent soyluluk

Burjuva sınıfı

Türkçe - İngilizce Sözlük

enlargement. blow up. magnification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnifier. magnifying glass. enlarger. reading glass.

Türkçe - İngilizce Sözlük

enlargement. exaggeration. extension. hyperbole. magnification. foster child.

Türkçe - İngilizce Sözlük

upsizing. magnification. enlargement. blow up. foster child. exaggeration. aggrandizement. amplification. augmentation. bringing up. overstatement. scale up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

animation. resuscitation. personification. refreshment. rouse. shot in the arm.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çapa ile çalışan rençber. 2. Yeniçeri askerinin bir sınıfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). et haline gelmek, et bağlamak; et gibi olmak. carnifica'tion (i). et bağlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süvari sınıfı. cavalryman (i). süvari.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mark applied to an end-use product certifying that the product meets 'applicable directives' and can be sold in Europe 'Certified Europe' is the result of the 'harmonization' or unification of European safety and other standards Each type of end-use equ

Türkçe Sözlük

(i.). Eski Osmanlı ordusunda ordu donatım sınıfı. Cebecibaşı = Bu sınıfın başı olan general.

Türkçe Sözlük

(i.). Çiçeği olmayan. Çiçeksiz bitkiler = Mantarlar ve eğreltiotları gibi bitkiler sınıfı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

austere. bad. critical. deep. earnest. grave. heavy. momentous. nasty. serious. sober. solemn. staid. standoffish. steady. straight. weighty. true. real. important. significant.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Yapraklı karayosunlarından bir bitki sınıfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ruhban sınıfı, rahipler zümresi; Hıristiyan din adamları sınıfı. benefit of clergay papazlann dokunulmazlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -men) rahip, papaz, vaiz, ruhban sınıfına dahil olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). katip veya yazıcıya ait; daire işiyle alâkalı, kırtasiyecilikle ilgili; kilisenin politikada yeri olmasını savunan; ruhban sınıfına dahil; (i). rahip, papaz, vaiz; (çoğ). papaz kıyafeti; kilisenin hükümetteki nüfusunu artırmayı savunan kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

generous. bounteous. big-hearted. liberal. munificent. openhanded. bighearted. bountiful. flush. freehanded. freehearted. handsome. large handed. open handed. profuse. ungrudging. unsparing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounteous. chivalrous. free. generous. handsome. liberal. munificent. openhearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük

generous. liberal. munificent. bounteous. bountiful. charitable. free. free handed. good. handsome. princely. profuse. propitious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounty. generosity. liberality. munificence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

generosity. liberality. munificence. benevolence. bounty. chivalry. largesse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). Ievazım sınıfı; eskiden S.S.C.B.'nde siyasi örgüt; komiserlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). Crinoidea sınıfından denizlâlesi, zambak şeklinde birkaç çeşit deniz hayvanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., zool eklembacaklılar kolundan kabuklular. crustacean (s)., (i). kabuklulara ait ; (i). kabuklular sınıfından bir hayvan. crustaceous (s). kabuklu; (zool). kabuklular sınıfına ait.

Türkçe Sözlük

(CUMHUR) (i. A.) (c. cemâhîr). 1. Halk, Ar. nâs, umûm, enâm. 2. Takım, gürUh, hey’et: Cumhûr-ı fukahâ, cumhûr-ı hükemâ = Fakihler, hakimler sınıfı. 3. Cumhuriyet rejimiyle idare olunan devlet: Türkiye Cumhuriyeti.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Askerî, asker sınıfından, orduya mensup adam. 2. Vaktiyle Mısır’da süvarilere bu isim verilirdi, sipâhî. 3. Binicilikte mahir adam, iyi süvari olan asker (bu mânâ ile dilimizde daha çok cendî denir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. trifling. slight. small.

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. small. trifling. partial. fragmentary. nominal damages. inappreciable. inconsiderable. little. slight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dedicated Access Line. defended asset list; A ranked listing of facilities, forces, and national political items that require protection from attack or hostile surveillance The list is compiled from federal departments and agencies, unified and specified

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any artificial barrier which impounds or diverts water The dam is generally hydrologically significant if it is: 1 25 feet or more in height from the natural bed of the stream and has a storage of at least 15 acre-feet 2 Or has an impounding capacity of 5

Türkçe - İngilizce Sözlük

To determine the precise signification of; to fix the meaning of; to describe accurately; to explain; to expound or interpret; as, to define a word, a phrase, or a scientific term.

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. cost. dignity. meaning. merit. price. significance. value. weight. worth. worthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

valuable. costly. estimable. deserving. worthy. valued. dear. well-beloved. dignified. meritorious. precious. rich. valent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dear. precious. princely. significant. valuable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthless. valueless. cheap. insignificant. of no worth. no-account. nonvalent. non-valent. two-bit. trashy. despicable. footling. inferior. jerkwater. measly. milk-and-water. niggardly. nugatory. paltry. pitiable. punk. rubbishy. shoddy. tinpot. tri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. cheap. footling. insignificant. little. measly. null. paltry. trashy. trifling. worthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthless. of no value. cheap. not much cop. feckless. fiddling. footling. futile. insignificant. little. mean. measly. no- account. not worth a bean. nugatory. paltry. past praying for. pathetic. pitiable. pitiful. rubbishy. threepenny. tin- pot. trashy.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Selenterelerin bir altsınıfı (Fr. acaliphes).

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sarık bağlayan, mec. Din adamları sınıfına mensup.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Osmanlı devrinde ilmiye sınıfına mahsus bir pâye: Devriyye mollaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). paye vermek, itibar etmek, şeref vermek, değer vermek. dignified (s). vakur, asil, ağırbaşlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ).. (zool). bir çift kanadı olan böcekler sınıfı, çiftkanatlılar. dipteral (s)., (mim). çift sıra direkleri olan; (zool). iki kanatlı. dipterous (s)., (bot)., (zool). iki kanatlı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Doctor of Osteopathic Medicine Signifies a physician who graduated from an osteopathic medical school Osteopathic philosophy focuses on the unity of each of the body systems in relationship to maintaining balance and health Graduates receive training in a

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dynamic Random Access Memory Dynamic RAM is the most common type of electronic memory used in computers today Memory amount and type have a significant effect on applications performance.

Türkçe Sözlük

(i.). Geminin istikametini düzelten ve istenilen tarafa çeviren Alet. Dümen, gemi kıçlarında, suyun içinde hareket eden, ağaç veya madenden olup, geminin üstünden el, dolap veya makine ile çevrilir. Dümen tutmak, kullanmak. Dümende = En geride. Dümen neferi = Bir sınıfın en gerisinde bulunanı. Dümeni eğri = Çarpık kuyruklu at. Dayısı dümende = İltimasçısı ve koruyucusu olan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a standard color of a horse Light to medium sand colored with dark skin The horse will have dark points. f: hill, mountain, moor 30. signifies a fortress or fortified place, usually on a hill Originally it meant a heap, mound or hill, and the use

Teknolojik Terim

GSM sisteminde, GPRS altyapısını kullanarak veri iletim hızının yaklaşık olarak üç katına çıkartılabilmesine olanak sağlayan teknolojidir. GPRS altyapısını kullanabilmek için gerekli olan operatör aboneliklerinden farklı bir abonelik gerektirmeden data hızını arttırması en önemli avantajıdır. Her an alınan ve gönderilen verinin hızı, baz istasyonlarındaki yoğunluğa, telefonunuzda bulunan modemn terminal sınıfına göre değişiklik gösterebilir. Maksimum 236 Kbps veri iletim hızına erişilebilmektedir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

decorous. dignified. esquire. lord. master. sir. gentleman. husband. polite. gentlemanly. courteous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

importance. consequence. consideration. gravity. import. moment. significance. value.

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. unimportant. frivolous. immaterial. inconsiderable. petty. trifling. trivial.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Vücutları birbirine ekli halkalardan meydana gelen hayvanları içine alan bir hayvan sınıfı. Böcekler, örümcekler, kabuklular ve çokayaklılar bu sınıfa girer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounteous. free. free handed. generous. large- handed. liberal. munificent.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. belirli bir sosyal sınıfın en seçkin kısmı, seçkin kimseler, seçkin sınıf: s. seçkin; ufak boy (on punto) harfleri olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. kısa ömürlü böcekler sınıfı, efemeridler; kısa ömürlü herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) piskoposluk; piskoposlar sınıfı; piskoposluk süresi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

At the end of names of places, -er signifies a man of the place; as, Londoner, i. e., London man.

Türkçe Sözlük

(i). Sipahilerin bilfiil sefere koşan sınıfı.

Türkçe Sözlük

FACEBOOK . Facebook Inc, insanların arkadaşlarıyla iletişim kurmasını ve bilgi alışverişi yapmasını amaçlayan bir sosyal paylaşım web sitesidir. 4 Şubat 2004 tarihinde Harvard Üniversitesi 2006 sınıfı öğrencisi Mark Zuckerberg tarafından kurulan facebook, öncelikle Harvard öğrencileri için kurulmuştu. Daha sonra Boston civarındaki okulları da içine kapsayan facebook, iki ay içerisindeki Ivy Ligi okullarının tamamını kapsadı. İlk sene içerisinde de; Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tüm okullar facebook’da mevcuttu. Üyeler önceleri sadece söz konusu okulun e-posta adresiyle (.edu,.ac.uk,vb.) üye olabiliyordu. Daha sonrasında da ağ içine liseler ve bazı büyük şirketler de katıldı. 11 Eylül 2006 tarihinde ise facebook tüm e-mail adreslerine, bazı yaş sınırlandırmalarıyla açıldı. Kullanıcılar diledikleri ağlara; liseleri, çalışma yerleri ya da yaşadığı yerler itibarıyla katılım gösterebilmektedirler. Alexa istatistiklerine göre facebook 31 Ekim 2010 itibarıyla; Dünya’nın en fazla ziyaret edilen 2’inci sitesidir. Bunun yanı sıra; Kanada, Güney Afrika ve Norveç’in en fazla ziyaret edilen sitesi;İngiltere ve İsveç’in 2'inci en fazla ziyaret edilen sitesi, Mısır ve Panama’nın 3.üncü ABD, Avustralya ve Türkiye’nin de 5'inci fazla ziyaret edilen sitesidir. Facebook ismini “paper facebooks”dan alır. Bu form A.B.D.üniversitelerinde okulların öğrencilerine, öğretmenlere ve çalışanlara doldurduğu onları tanıtan bir formdur. Facebook’un şu anda 800 milyondan fazla kullanıcısı bulunmaktadır. Site kullanıcılara ücretsizdir ve gelirini banner reklamlarından ve sponsor gruplarından almaktadır (Nisan 2006’da gelirlerin haftalık 1,5 milyon dolar olduğu öne sürülmüştür). Kullanıcılar profilleri fotoğrafları, ilgi alanları, gizli ya da açık mesajları ve arkadaş grupları sergilemektedir. Profillerin gösterimi sadece arkadaşlara görünecek şekilde veya belli ağların dışındakilere açık olmayacak şekilde sınırlandırılabilir. TechCrunch’a göre; A.B.D.’deki üniversitelerdeki öğrencilerin %85’inin facebook’da bir hesabı bulunmakta ve bunların %60’ı her gün bağlanmaktadır. %85 her hafta, %93 her ay bağlananlar arasındadır. Facebook sözcüsü Chris Hughes ise kullanıcıların her gün ortalama 19 dakika facebook’da vakit geçirdiğini söylemektedir. Facebook’un Kurucusu, eski Harvard Üniversitesi Öğrencisi Mark Zuckerberg 13 Mart 2009 itibarıyla facebook’un yeni arayüzü tüm hesaplarda kullanılmaya başlamıştır. Ancak bu arayüz, kullanıcılar arasında ikilik yaratmıştır. Bazı kullanıcılar bu arayüzü çok başarılı bulurken, bazı kullanıcılar protesto etmektedir. Facebook yöneticileri ise bu yeni arayüz için ısrar etmektedirler. Teknik açıdan ise facebook, web otoriteleri tarafından en başarılı Web 2.0 uygulamalarından biri olarak gösterilmektedir. 2006 yılında, MySpace’in News Corporation’a satılmasıyla facebook’un da satılacağı söylentileri çıkmıştır. Zuckerberg ise facebook’u satmak istemediğini belirtmiş ve söylentileri yalanlamıştır. İlk teklifin Viacom tarafından 975 milyon dolar olduğu öne sürülür

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ücret; duhuliye, giriş ücreti; tımar, zeamet; doktor ücreti, vizite; (f). ücret vermek; ücretle tutmak. fee simple (huk). mülk, hususi bir varisler sınıfına munhasır olmayan mülk, şartsız veraset. hold in fee (huk). mülken mutasarrıf olmak, m

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). eğreltiotu gibi Filicineae sınıfından bitki. brake fern kuzgun otu, (bot). Pteris aquilina. maidenhair fern baldırıkara, (bot). Adiantum capillus Veneris.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yıkık, çentikli ve düşük yeri olan: Gedikli duvar, kale, diş. 2. Vaktiyle bir büyük dairede ve Osmanlı devrinde saray-ı hümâyûnda belli başlı bir hizmete memur olup o hizmete ait vazife ve imtiyazı haiz bulunan, bir hizmetli sınıfı: Gedikli ağalar. 3. Mülk olduğu halde vakfa ait bir tarafı olan: Gedikli mülk, gedikli dükkân. 4. (denizcilik) Deniz assubayı ki, eskiden yükselerek subay olabilirdi. Sonradan kara ve hava assubayları için de kullanılmıştır. Küçük zabit de denmiştir. Şimdi assubay deniyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

development. improvement. bonification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Not restrained or limited to a precise import; not specific; vague; indefinite; lax in signification; as, a loose and general expression.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a configuration or pattern of elements so unified as a whole that it cannot be described merely as a sum of its parts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A physical, biological, psychological, or symbolic configuration or pattern of elements so unified as a whole that its properties cannot be derived from a simple summation of its parts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the process of perceiving objects, physical and social, as whole units, not separable into parts. a psychological view that the whole is not just the sum of its parts. :An organized or unified whole. a configuration or pattern of elements so uni

Türkçe - İngilizce Sözlük

involving the entire earth; not limited or provincial in scope; 'global war'; 'global monetary policy'; 'neither national nor continental but planetary'; 'a world crisis'; 'of worldwide significance'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pomp. splendor. splendour. gorgeousness. magnificence. glory. brilliance. brightness. array. bravery. brilliancy. effulgence. grandeur. majesty. pomposity. radiance. resplendence. splendidness. state. stateliness. sumptuousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

array. glory. grandeur. majesty. pomp. splendour. state. splendor. magnificence. splendor debdebe. ihtişam. tantana. haşmet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificence. pomp. flamboyance. glory. grandeur. lustre luster. majesty. pride. resplendence. splendour splendor. state.

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificent. pompous. splendid. bright. brilliant. effulgent. fulgent. gallant. gorgeous. grandiose. imperial. majestic. olympian. palatial. proud. puffy. queenlike. queenly. refulgent. stately. sublime. sumptuous. brave.

Türkçe - İngilizce Sözlük

august. brilliant. gallant. glittering. glorious. grand. grandiose. imposing. magnificent. majestic. palatial. plush. princely. proud. resplendent. splendid. stately.

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificent. splendid. pompous. costly. glorious. grandiose. heroic. high. kingly. lordly. majestic. stately. sumptuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

display. ostentation. show. showing. vanity. demonstrating. showing off. imposing appearance. striking appearance. pomp. show-up. presentation. indication. challenge. magnificence. splendure. reading. manifestation. exposition. prospection. parade. moonsh

Türkçe - İngilizce Sözlük

of striking appearance. imposing. brilliant. dashing. deluxe. florid. gallant. garish. grandiose. lush. magnificent. mouth- filling. ornate. portly. pretentious. showy. smart. splendiferous. stilted.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) derece, mertebe, tabaka; cins; sınıf; meyil (yol); A.B.D. okul sınıfı; not (ders, imtihan); A.B.D. rütbe; f sınıflandırmak, tasnif etmek, derecelere ayırmak; tonları tanzim etmek; aynı seviyeye getirmek, tesviye etmek (yol); yolu kazıyarak

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) grup, küme, öbek; heyet, topluluk; (kim.) benzer nitelikli öğeler grubu; (jeol.) aynı zamanda teşekkü1 ettiği farzolunan kaya tabakaları; (biyol.) birbiri ile benzerlikleri olan hayvan veya bitki sınıfı; (f.) gruplara ayırmak, yan yana koym

Türkçe - İngilizce Sözlük

reassurance. guarantee. guaranty. assurance. security. indemnification. indemnity. surety.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eskiden Hindistan'da bulunan ve çıplak gezen filozof sınıfından bir kimse; çıplak gezen kimse. gymnosophy (i.) bu sınıfın inandığı felsefe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (bot.) kabuksuz tohumlu bitkiler sınıfı, çam gibi çıplak tohumlu bitkilerden biri. gymnosper'mous (s.) böyle tohumu olan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cupping. stabbing. knifing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bland. casual. distant. feathery. gentle. soft. subdued. tenuous. thin. light yeğni. easy kolay. weak. dilute. slight. mild. mild. dull. unimportant. insignificant. flighty hoppa. light in weight. flight. amoral.

Türkçe - İngilizce Sözlük

easy. light (in weight. frivolous. slight. unimportant. insignificant. lightly. slightly. crepe. demi saison. dinky. gentle. mild. rare. serous. small. thin. washy. weak. weightless.

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. small. mean. vile. despicable. low.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Olduğu gibi. 2. Tabiî bir netice olarak: Bu şekilde çalışmakta devam edersen haliyle sınıfını geçersin.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Hanîfî). Hanîf itikadına mensûb olanlar, (bk.) Hanîf.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Tek hücreli hayvanlar sınıfı.

Türkçe Sözlük

(HAVASS) (i. A. c.). Hâslar, eskiden halktan ayrı ve üstün sayılan yurttaş sınıfı, üst tabaka, avâm mukabili.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dignified. self-respecting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

undignified. dishonourable.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kanatlı böceklerin bir alt sınıfı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nothingness. nullity. utter insignificance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nothingness. nullity. void. utter insignificance. poverty. nihilism. nonentity. vacuity. zero.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). papaz sınıfına ait; (i). eski Mısırlılar tarafından kullanılan ve hiyerogliften türeyen bir yazı türü.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Derisidikenlilerin bir sınıfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. at eti; at sınıfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., zool. deniz anası ve mercan gibi suda yaşayan hayvanlar familyasına ait; i. selenterelerin bir sınıfı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who believes that Truth with a capital T can be discovered and known as in a unified field theory of physics Numbers are discovered. someone guided more by ideals than by practical considerations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression. statement. declaration. voice. deposition. evidence. denotation. enunciation. import. locution. phrase. proposition. recital. recital of fact. signification. term. utterance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

splendour. state. magnificence. grandeur. splendor. brilliancy. resplendence. resplendency.

Türkçe - İngilizce Sözlük

grandeur. magnificence. pomp and circumstances. glory. lustre luster. majesty. pomp. resplendence. splendour splendor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificien. splendid. deluxe.

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificient. magnificent. splendid.

Türkçe Sözlük

(I. A. masdar). 1. İleride lüzumu görülür İhtimal ve düşüncesiyle tedbirli davranma: ihtiyat üzere bulunmak, ihtiyatlı davranmak. 2. Basîret, uzak ve doğru görüşlülük, tedbir, gafletin aksi. 3. Şimdi lüzumsuz gibi görünüp ancak ilerde lüzumu ihtimaline göre saklanan şey: İhtiyat akçası, ihtiyat askeri. 4. (askerlik) Askerin devamlı silâh altında tutulmeyıp, icabında alınmak üzere terhis edilen sınıfı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Breath Iki refers more to the physical act of respiration, while kokyu signifies the deeper cosmological aspects of breathing.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Tohumlarında iki çenek bulunan bitkiler sınıfı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ilmiyye). T. ilme ait: Mes’ele-i ilmiyye. 2. Nazarî, sırf nazariyattan ibaret olan, zıddı amelî: ilmî ve amelî iktidarı vardır. 3. İlmiyye yolu, ulema sınıfına ait: Kıyâfet-i ilmiyye. Tarîk-ı ilmî = İlim yolu, Osmanlı devrinde ulemây-ı rusûm, meşîhate bağlı ulemâ sınıfı.

Türkçe Sözlük

(İLMİYYE) (i. A.). Osmanlı devrinde ulemâ sınıfı:

Türkçe Sözlük

(İMAM) (I. A.) (c. eimme). Namazda kendisine uyulan, cemaata namaz kıldıran kişi: Filân camiin imamı, mahalle imamı, ki camide namaz kıldırmakla beraber, eskiden mahallesi halkının belediyeye ait işlerini, cenaze va nikâh işlerini de görürdü. Tabur, alay İmamı = Osmanlı devrinde askere namaz kıldırmak üzere her tabur ve alay emrinde bulunan imam kl, ilmiye sınıfına mensup olmakla beraber aynı zamanda subay sayılırdı, sarık sarar, cübbesinde şeritleri olurdu. İslâm dininde bir mezhep kurucusu veya büyüğü olan zat. Bu mânâ ile imam unvanı önce Hazret-i Ali ve İmam Hüseyn’ in neslinden birbiri ardınca gelen dokuz kişiye verilip hepsine «eimme-i isnâ aşer = on iki İmam» derler. 3. islâm hukukunda rey sahibi olan büyük bilginler: İmam MAlik, İmam ŞAflt. 4. Bir ilim ve fende sözü senet sayılacak derecede otorite kazanan zat: İmam Gazâlt, imam Sİbeveyh. 5. İslâm halîfesi, i. Şîİ mezheplerinin en büyük başı tanıdıkları hükümdar veya rûhânî. Imâm-ı Azam = En büyük imam: Hanefî mezhebinin kurucusu Ebû Hanîfe. İmam evi = mec. Kadın hapishanesi

Türkçe - İngilizce Sözlük

The specific signification of in is situation or place with respect to surrounding, environment, encompassment, etc.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zararını ödemek; zarar görmeyeceğine dair peşinen kefil olmak. indemnifica'tion i. tazminat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. içerideki, dahili, iç; ruhani; gizli, saklı. inner circle iç grup, en imtiyazlı danışman grubu. inner significance derin veya gizli mana. inner city şehrin merkezinde fakirlerin oturduğu mahalle. inner city s. şehrin iç mahallesine ait. inner space

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. manasız; önemsiz, ehemmiyetsiz; cüzi, pek az; ufak; değersiz, değmez. insignificantly z. önemsiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) aydınlar, münevverler sınıfı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

denomination. personification.

Genel Bilgi

Oyun kartlarının nerede ve ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmiyor. 7. ve 10. yüzyıllar arasında Çin’de ortaya çıktığı ve 13. yüzyılda Marco Polo tarafından Avrupa’ya getirildiği tahmin ediliyor. Hindistan’dan veya Arabistan’dan geldiğini ileri sürenler de var ama bugünkü şekilleriyle kullanılmalarının 14. yüzyıl Fransa’sına dayandığı kesin gibi.

O tarihlerde, Fransa’da dört sınıf vardı ve iskambil kağıtlarındaki kupa, maça, karo ve sinek bu dört sınıfı temsil ediyordu. Kupa bir kalkanı andıran şekli ile asil sınıfı ve kiliseyi, maça bir mızrağın ucunu çağrıştıran şekli ile orduyu, karo ticari deniz işletmelerinin eşkenar dörtken kiremitlerinden esinlenerek orta sınıfı, sinek ise yonca yaprağına benzeyen şekli ile köylüyü temsil ediyordu. Bugün briç, poker veya benzeri oyunlarda, kupanın en değerli, sineğin ise en değersiz kart Olmasının nedeni işte bu sınıflamadır.

Aslında bizde papaz adı verilen kartın adı İngilizce’de kral (king), kızın ise kraliçedir (queen). Vale veya oğlan için ilk zamanlarda düzenbaz anlamına gelen ‘knave’ kelimesi kullanılırken, günümüzde ‘jack’ ismi kullanılmaktadır. Yani yabancı kartlarda kral ve kraliçe evli iken, bizde biraz yaşlı görülerek krala papaz adı verilmiş, kraliçeye de ‘kız’ denilerek oğlana layık görülmüştür.

Bazı ülkelerde oyun kartlarında değişik isim ve semboller kullanılmasına rağmen, en yaygın olanı Fransızların kullandıklarıdır. Fransızlar ‘maça’ şeklini mızrağa benzeterek ‘pique’ adını vermişlerdir. İngilizce’de ise aynı anlamdaki ‘spades’ kelimesi kullanılmaktadır. Her ne kadar bir kalkanı andırdığı için asil sınıfı temsil ettiği ileri sürülse de ‘kupa’ klasik bir kalp şeklidir. Bu nedenle Fransızlar ona ‘coeur’, İngilizler ise ‘heart’ adını vermişlerdir.

‘Karo’ için Fransızca’da kare anlamındaki ‘carreau’ kullanılırken İngilizler elmas anlamındaki ‘diamond’u tercih etmişlerdir. Bizim ‘sinek’ dediğimiz şekil ise çok açık üç yapraklı bir yoncadır. Fransızlar bu anlamdaki ‘trefle’ kelimesini kullanırlarken, İngilizler ‘club’ (kulüp) ismini kullanmışlardır.

İşte bu nedenle briç oyuncuları ‘maça’ya ‘pik’, ‘kupa’ya ‘kör’, ‘sinek’e de ‘trefli’ derler, zaten aslına uygun olan ‘karo’yu da olduğu gibi kullanırlar. Birli, papaz, kız ve oğlan için kullanılan as, rua, dam ve vale isimleri de yine Fransızca karşılıkları As, Roi, Dame ve Valet kelimelerinden dilimize geçmiştir.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. istihkâmât). 1. Metin ve muhkem, sağlam ve açılması zor olma: İstihkâm bulmak. 2. (askerlik) Düşmana karşı savunma için taş veya topraktan vesair maddelerden yapılan kale, duvar, set, hendek gibi müdafaa ve sıtalerı. Istihkâmât-ı cesime = Büyük ve devamlı istihkâmlar. İstihkimât-ı hafife = Ufak ve geçici istihkâmlar. İstihkâm sınıfı = İstihkâm, köprü, yol vs. inşasiyle meşgul olan askerî sınıf.

Türkçe Sözlük

(i. R.). Yumuşakçaların yassısolungaçlılar sınıfından bir deniz hayvanı. istiridye, çiğ olarak veya azıcık ateşe gösterilerek limonla yenir. İstiridye çatalı = Bunu açmaya mahsus kuvvetli çatal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

treatment. cure. healing. amendment. betterment. bonification. development charges. melioration. redevelopment. refection.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. gendarme). Belediye sınırları dışında kalan yerlerin asayişini sağlamakla görevli asker sınıfı, candarma, Osm. zabtiyye: Jandarma askeri, idaresi, kumandanı.

Türkçe Sözlük

17. yy. itibarıyla burjuva kesiminin gündelik yaşamını gerçekçi bir biçimde betimleyen küçük boyutlu resimler için kullanılmaktadır. Tür resminin konusunu, orta sınıfın ve de özellikle de köylülerin yaşamı oluşturur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name physicists give to a cluster of particles emerging from a collision or decay event all traveling in roughly the same direction and carrying a significant fraction of the energy in the event The particles in the jet are chiefly hadrons More Inform

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name physicists give to a cluster of particles emerging from a collision or decay event all traveling in roughly the same direction and carrying a significant fraction of the energy in the event The particles in the jet are chiefly hadrons. 1 A strong

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Kabukları sertleşmiş, eklemliler sınıfı: Yengeç ve ıstakoz kabuklulardandır.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Yumuşakçaların sekiz kollu önemli bir sınıfı: Mürekkep balığı denilen hayvan, kefadanbacaklılar sınıfındandır.

Şifalı Bitki

(coffea): İkiçenekliler sınıfının, kökboyasıgiller familyasından, vatanı Afrika olan, fakat Asya ve Amerika’nın tropik bölgelerinde yetiştirilen, 20 kadar çeşidi olan bir ağaçtır. En çok bilineni Arabistan kahvesi’dir. 7-8 metre boyunda bir ağaçtır. Yaprakları sivri uçlu olup, kenarları dalgalıdır. Çiçekleri beyaz ve hoş kokuludur. Meyvesi kiraza benzer; içinde ince iki çekirdek bulunur. Her çekirdeğin içinde aynı şekilde bir tohum vardır. Tohumlarında, kafein alkoloidleri vardır. Kullanıldığı yerler: Kandolaşımını sağlar. Uykuyu kaçırır, düşünmeyi kolaylaştırır. Yarımbaş ağrılarını dindirir. Uyuşturucu maddelerle zehirlenmelerde faydalıdır. Boğmaca öksürüğünü keser. Nikris ağrılarını teskin eder. Tansiyonu yüksek olanların kahve içmemesi tavsiye edilir. Ayrıca fazla miktarda içildiğinde uykusuzluk, sinir bozukluğu ve çarpıntı yapar.

Şifalı Bitki

(hindbademi): İkiçenekliler sınıfının sterculiaceae familyasından, vatanı tropik Amerika olan bir ağacın meyvesidir. Kakao ağacı 4-10 metre boyundadır. Yaprakları derimsidir. Çiçekleri her mevsimde açar. Meyvelerinin içinde kestane büyüklüğünde tohumları vardır. Tohumlarının içeriğinde teobromin denilen alkoloid vardır. Bu madde uyarıcıdır. Tohumlarından kakao yağı çıkarılır. Kozmetik sanayiide ve eczacılıkta fitil yapmakta kulanılır. Tohumlarının yağı alındıktan sonra elde edilen kakao tozuna çikolata denir. Kullanıldığı yerler: Uyarıcı, iştah açıcı ve kuvvet vericidir. İdrar söktürür. Vücuttaki zehirlerin dışarı atılmasını sağlar. Böbrek iltihaplarını giderir. Fazla içildiği takdirde çarpıntı ve baş ağrısı yapar.

Şifalı Bitki

(cardamon): İkiçenekliler sınıfının, zencefilgiller familyasından bir bitkidir. Hindistan’da ve Asya’nın sıcak bölgelerinde yetişir. Meyvesi 1-2 cm boyunda bir kapsüldür. İçinde birbiri üzerine oturan siyah, prizmatik tohumları vardır. Meyveler tamamen olgunlaşmadan toplanır. İçeriğinde sineol, terpineol ve asetat vardır. Kullanıldığı yerler: Ferahlık verir. İştah açar. Mide rahatsızlıklarını ve gazları giderir. Vücuda rahatlık verir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kalemiyye). Kaleme ve yazıya yahut kâtip sınıfına ait: Merltib-i kalemiyye = Osmanlı devrinde kalemiyye sınıfından olanların mertebeleri.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Haşlamlılar sınıfından, tek hücreli hayvanlar. Denizlerde, tatlı sularda yaşadıkları gibi parazit halinde insan veya hayvanlarda da yaşarlar.

Şifalı Bitki

(kantariyyon): İkiçenekliler sınıfının, bileşikgiller familyasından, bütün dünyada, özellikle ılıman bölgelerde yaygın olan çok yıllık veya bir yıllık bitkidir. Kırmızı, sarı, mavi ve nadiren beyaz çiçekli olanı bulunur. Kökü acıdır. Bu türüne “Büyük Kantaron” da denir. Çoğunlukla kökü kullanılır. Yaz aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: Vücudu kuvvetlendirir. Ateşi düşürür. İştah açar, hazmı kolaylaştırır. İshali keser. Nekahat devresini kısaltır. Nezle ve bronşite faydalıdır. Öksürüğü keser. Mide ağrılarını dindirir. Yaraların iyileşmesinde yardımıcı olur. Astım, mide ülseri, midede asit fazlalığı, akciğer hastalıkları, damar sertliği ve sinir iltihaplarında da faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Sürüngenlerin, kara ve deniz kaplumbağalarının muhtelif cinslerini içine alan alt sınıfı.

Şifalı Bitki

(ulmus): İkiçenekliler sınıfının, karaağaçgiller familyasından, kışın yaprak döken, bir çeşit orman ağacıdır. Yaprakları kısa saplı, kenarları çift dişlidir. Çiçekleri salkım şeklindedir. Odunu iyidir. Hekimlikte kabukları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Ağrıları keser. Yara ve bereleri tedavi eder. Yaprakları kaynatılıp, içilecek olursa kandaki şeker miktarını düşürür.

Şifalı Bitki

(dar-i fülfül): İkiçenekliler sınıfının, karabibergiller familyasından, vatanı Doğu Hindistan olan, yaprak dökmeyen tırmanıcı bir bitkidir. Yaprakları yürek biçiminde ve damarlıdır. Çiçekleri sarkıktır. Meyveleri küçük, toparlak ve sapsızdır. Kullanıldığı yerler: Mideyi ısıtır. İştah açar. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsaklardaki mikropları öldürür. Gaz söktürür ve gaz birikmesine engel olur. Şeker hastalığının ilerlemesini durdurur. İdrar söktürür. Enerji verir. Cinsel istekleri kamçılar. Sinirleri kuvvetlendirir. Yiyeceklerde baharat olarak kullanılır. Damar sertliği, yüksek tansiyon, egzama, üremi, bağırsak iltihabı ve romatizmadan şikayet edenler, mümkün olduğu kadar az kullanmalıdırlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

characteristic. characteristical. typical. significative. distinctive. representative.

Şifalı Bitki

(dianthus caryophyllu): İkiçenekliler sınıfının, karanfilgiller familyasından; karşılıklı ensiz sivri yapraklı, düğüm düğüm ince saplı, 300 kadar çeşidi bulunan, otsu bir süs bitkisidir. Yaprakları pembe, beyaz veya kırmızıdır. Ençok tanınan türü çiçek karanfili’dir. Çok hoş kokuludur. Yapraklarından şurup yapılır. Kullanıldığı yerler: Ateş düşürür, terletir. İştah açar. Mide üşütmesinden doğan şikayetleri giderir. Dağkaranfilinin çiçekleri balla karıştırılıp yenirse, iktidarsızlığı giderir.

Şifalı Bitki

(ejderkanı): Birçenekgiller sınıfının, zambakgiller familyasından, Kanarya adalarında yetişen bir ağaç veya ağaçcıktır. Gövdesi kalındır. Yaprakları sert ve kılıç şeklindedir. Dallarının ucunda demet şeklinde toplanmıştır. Yaşlı gövdelerden, boyacılıkta kullanılan, reçinemsi kırmızımtırak bir özsu akar. Kullanıldığı yerler: Yaraları tedavi eder. Dış kanamaları keser.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Yumuşakçalardan, karınlarındaki uzantıları bacak gibi kullanarak ve sürünerek yürüyen kabuklu hayvanlar sınıfı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kavuşmak işi. 2. (botanik) Mantar ve yosun sınıfından olan bazı bitkilerde en basit cinsî birleşme.

Şifalı Bitki

(valeriana): İkiçenekliler sınıfının, kediotugiller familyasından; kökü az etli, çok yıllık bir otsu bitkidir. Boylarına göre iki gruba ayrılır. Bir kısmının boyu 5-50 santimetre kadardır. Diğerleri ise, 2 metreyi bulabilirler. En yaygın türü tıbbi kediotudur. Yurdumuzda büyük yapraklı kediotu, küçük kediotu ve dağ kediotu gibi türleri vardır. Tıbbi kediotu: Avrupa ve Kuzey Asya’da yabani olarak yetişir. Öneminden ötürü kültür bitkisi olarak da yetiştirilir. 1-1,5 metre yükseklikte çok yıllık bir kediotu türüdür. Gövdesinin içi boştur. Yarprakları karşılıklı olarak dizilmiştir. Sapları kısa, kenarları dişlidir. Çiçekleri büyük, beyaz veya pembe renklidir. Meyveleri küçük ve tüylüdür. Rizom ve köklerinde nişasta, şeker, reçine, chatin, valerin ve uçucu bir yağ vardır. Kökü tazeyken kokusuzdur. Kuruduğu zaman keskin fena bir kokusu vardır. Kullanıldığı yerler: Sinirleri telkin eder. Nevrasteni ve isteride faydalıdır. Ateş düşürür, spazm çözer. Sinirsel baş ağrılarını, sinirsel çarpıntıları teskin eder. Tıbbi kediotunun kökünden elde edilen kediotu esansı isteri, kore ve epilepside kullanılır. Baş dönmesi, taşıt tutması ve heyecanlanma hallerinde kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bail. security. suretyship. guarantee. bailment. caution. caution money. guaranty. indemnification. recognizance. sponsion. warranty.

Şifalı Bitki

(thymus): İkiçenekliler sınıfının, ballıbabagiller familyasından; odunsu saplı, karşılıklı küçük yapraklı, sürüngen, çok yıllık timol kokulu alçak bir bitkidir. İçeriğinde thymol vardır. Güney Amerika’da yetişen thymus vulgaris türünden hafif sarı renkli uçucu kekikyağı elde edilir. İçeriğinde timol ve karvakrol vardır. Midevi, idrar söktürücü ve antiseptik olarak kullanılır. Yurdumuzda yabani kekik ve başlı kekik çok miktarda yetişir. Ancak mercanköşk türlerinin çoğu da kekik yerine kullanılmaktadır. Kullanıldığı yerler: Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Kalp çarpıntılarını keser. Yemeklerin bozulmasını önler. Bağırsak iltihabını iyileştirir. Salgı bezlerinin düzenli çalışmasını sağlar. İdrar söktürür. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Böbreklerde ve mesanedeki mikropları öldürür. Cinsel isteği kamçılar. Tansiyonu geçici olarak yükseltir. Hastalıklara karşı direnme gücünü artırır. Çocuklarda görülen kansızlığı giderir. Kan dolaşımını düzenler. Müzmin öksürük, astım, bronşit ve iltihaplı zatülcenp’e faydalıdır. Grip, beyin nezlesi ve anjinde şikayetlerin azalmasına yardımcıdır. Kekik suyu ile banyo romatizma ağrılarını dindirir. Kandaki şeker miktarını azaltır. Hamileler ve guatrı olanlar kullanmamalıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

kind. generous. magnificent. gracious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ki, the life-stuff of the Universe, has no English equivalent An essential element of all aspects of oriental culture -- philosophy, medicine, art, and physical training -- the full significance of ki only becomes clear through firsthand experience.

Türkçe Sözlük

(i.). Görev ve sınıfında eskimemiş, yeni, zamanca terfie hak kazanmamış: İktidarı varsa da kıdemsizdir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kömür yapıp satan adam. 2. (denizcilik) Vapurlarda kömürü kazanın önüne getirmekle görevli bulunan İşçi sınıfı. 3. Siyah kara, siyah lekeli: Kömürcü tavuk, tilki.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consolidated dept. consolidated debt. unified debt. funded debt. funded liability.

Türkçe - İngilizce Sözlük

compact. fine. inconsiderable. junior. kid. little. mini. minor. petty. piddling. poky. scrubby. skimpy. slight. small. young. insignificant. child.

Türkçe - İngilizce Sözlük

decrease. be reduced. shrink. wane. become small. be on the wane. feel insignificant. derogate. dwindle.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji) (y. k.). Ayaksızlar, kuyruksuzlar ve ürodelleri içine alan omurgalılar sınıfı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kanatlı olan, İki ayak üzere yürüyen ve havada uçan hayvan sınıfı, Ar. tayr, Fars. mürg: Yırtıcı, avcı kuş, av kuşu. 2. Bilhassa diğer kuşları vs. bazı hayvanları avlamaya alıştırılan çakır ve atmaca. Kuşekmeği = Hatmi çeşitlerinden bitki. Kuşüzümü = Gayet küçük siyah üzüm. Kuşbaşı = Büyücek parçalar suretinde: Kuşbaşı kebap et, kar. Kuş burnu = 1. Gaga. 2. Bir cins bitki. Kuşpalazı = 1. Kuş yavrusu. 2. Çeşitleri olan bulaşıcı, ağır bir hastalık, difteri. Kuşdili = 1. mec. Anlaşılmaz dil. 2. Dişbudak çeşidi (ağaç). Kuşsütü = mec. Bulunmaz şey. kuş illeti = Atların ön taraflarına Arız olan bir hastalık. Kuşkanadı = 1. Kuş kanadından süpürge veya yelpaze. 2. Bir çeşit boğaz hastalığı. Kuşkonmaz = Küçük bir cins sebze. Kuşkirazı = Küçük taneli bir cins kiraz. Kuşlokumu = Tatlı ve yumurtalı bir çeşit yufka. Kuş yemi = Kenevir tohumunun bir çeşidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(İng.) labour (i.) çalışma, iş, emek; işçi sınıfı; doğum ağrıları; zahmet, meşakkat, sıkıntı, zorluk; (den.) fırtınada geminin şiddetle çalkalanması. Labor Day ABD eylülün ilk pazartesi gününe tesadüf eden işçi bayramı. labor dispute iş ihtilafı, iş an

Türkçe Sözlük

(i.). Lağımları açıp temizleyen işçi. 2. Klasik Osmanlı çağında istihkâm sınıfı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A movement or piece in largo time. a composition or passage that is to be performed in a slow and dignified manner very slow in tempo and broad in manner slowly and broadly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very slow. An instruction to a musician to play in a very slow and dignified manner.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very slow, broad, and spacious. a composition or passage that is to be performed in a slow and dignified manner. slowly and broadly. very slow in tempo and broad in manner.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A movement or piece in largo time. a composition or passage that is to be performed in a slow and dignified manner very slow in tempo and broad in manner slowly and broadly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very slow. An instruction to a musician to play in a very slow and dignified manner.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very slow, broad, and spacious. a composition or passage that is to be performed in a slow and dignified manner. slowly and broadly. very slow in tempo and broad in manner.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kanun, yasa, nizam, kaide, kural, düstur; adalet; hukuk; tabiat kanunu; usul, töre, âdet. the law hâkim veya avukatlar sınıfı; polis law and order küçük suçlara karsı şiddet; sokaklarda emniyet. law court mahkeme. law merchant ticaret kanunu. l

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) meslek sahibi olmayan kimse, bir meslek veya ilmin yabancısı; rahip sınıfından olmayan kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. boş vakit; işsizlik, serbestlik, fırsat; s. serbest, boş. at leisure serbest, boş vakti olan; acelesiz. at one's leisure vakti olduğu zaman. leisured s. boş vakti olan, işsiz, atıl. the leisured class çalışmayan sınıf, aristokrat sınıfı.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müf. lâzime) (cem’ül-cem’i: levâzımât) (askerlik). Askerin yiyecek ve giyeceği ile uğraşan askerî sınıf: Levazım sınıfı, subayı, bk. Lâzıme.

Türkçe Sözlük

(i.). Levazım sınıfından olan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A straight line 'on' the landscape, linking sites of ancient significance, proposed by Alfred Watkins in the 1920s as ancient trackways The popular imagination supposes they may be lines of some force or energy, but experimentation and other kinds of inve

Türkçe - İngilizce Sözlük

A straight line 'on' the landscape, linking sites of ancient significance, proposed by Alfred Watkins in the 1920s as ancient trackways The popular imagination supposes they may be lines of some force or energy, but experimentation and other kinds of inve

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. odun haline koymak, odunlaştırmak; odunlaşmak. lignifica'tion i. odunlaşma

Türkçe - İngilizce Sözlük

Phenolic compounds impregnating and strengthening cell walls Xylem cells and fibers are typically lignified but other cells in the stele or cortex can also be lignified.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Phenolic compounds impregnating and strengthening cell walls Xylem cells and fibers are typically lignified but other cells in the stele or cortex can also be lignified.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the sea personified; father of Manannan; corresponds to Welsh Llyr.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the sea personified; father of Manannan; corresponds to Welsh Llyr.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. münevverler sınıfı: edipler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özel üniforma; hizmetçi sınıfı; kılık, kıyafet; kira atlarını besleme işi; kira atları ile arabalarının muhafaza olunduğu yer; huk. istimlak beratı, ferağ. liveryman iç at ve arabaları kiraya veren kimse; Londra'da lonca üyesi. livery stable kiral

Türkçe - İngilizce Sözlük

Majestic or majestically; a direction to perform a passage or piece of music in a dignified manner.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çoğ. doğuda gördükleri yıldız aracılığıyle yeni doğmuş olan Hazreti isa'yı ziyarete gelen üç müneccim (Matta 2: 112); eski Medya ve iran'da ruhban sınıfı; Mecusiler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ihtişamlı, görkemli, şaşaalı, debdebeli, tantanalı: fevkalade, nefis. magnificence i. ihtişam, görkem, azamet, debdebe. magnificently z. fevkalade olarak, mükemmel şekilde; ihtişamla.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hurûc» tan imef.) (c. mehâric). 1. Çıkılacak yer, çıkacak kapı veya delik: Buhar için bir mahreç bırakmazsanız kap patlar. 2. Harf ve seslerin ağızdan çıktıkları yer: «be» nin mahreci dudaktır. 3. Telâffuz, söyleme, sesin ağızdan çıkma şekli: «m» harfiyle «n» harfinin mahreçleri yakındır. 4. Bir mesleğe adam yetiştirmeye mahsus mektep ve daire. Mahrec-i aklâm = Kalemlere memur yetiştiren mektep (vaktiyle bu isimde bir mektep vardı). 5. Yurtta çıkarılan malların sarfı için dışarıda bulunan yer. 6. Eskiden ilmiyye sınıfında büyük bir pâyeye yükselme vesilesi sayılan küçük pâye.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Memluk, Kölemen, Mısır'da kölelerden meydana getirilen asker sınıfı ve Mısır Sultanları.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. memeliler sınıfından hayvan. mammal'ian s. memeli hayvana ait.

Türkçe - İngilizce Sözlük

meaning. significance anlam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

meaning. significance. sense. expression. hang. import. intention. interpretation. purport. purview. senses. signification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

expressive. meaningful. significant. something which has a meaning. full of meaning. knowing. pregnant. suggestive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

meaningless. pointless. improper. inappropriate. out of place. frivolous. incoherent. insane. insignificant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

meaninglessness. pointlessness. incoherence. insignificance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

significant. meaningful.

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Klorofilsiz, İlkel bir bitki sınıfı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An evidence of presence, agency, or influence; a significative token; a symptom; a trace; specifically, a permanent impression of one's activity or character.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unmarked fathoms are called 'deeps.' To put a mark upon; to affix a significant mark to; to make recognizable by a mark; as, to mark a box or bale of merchandise; to mark clothing.

Şifalı Bitki

(marupa): İkiçenekliler sınıfının, simaroubaceae familyasından, Amerika’da dokuz türü olan, bileşik almaşık yapraklı bir ağaçtır. Antillerde yetişen şişmarouba amara; 20 m kadar boyunda bir ağaçtır. Kabuğu düz, pürüzsüz, grimsi ve çok acıdır. Kerestesi kıymetlidir. Kullanıldığı yerler: Ateş düşürür. Kalp hastalıklarında faydalıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ignorance obscuring the vision of God, the inherent creative power in Godhead or Brahman through which the visible universe is manifested We are in spiritual blindness because of the maya. signified originally in the Veda the comprehensive and creative kn

Türkçe - İngilizce Sözlük

The pre-Columbian people who planted and cultivated the first cacao plantations in the Yucatan region of Mexico about 600 A D These plantations made them wealthy and established them as significant traders.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Illusion Anything besides the Absolute Parabrahman is an illussion The first manifestation of this illussion is that primordial plane of which the hindu god Brahma is the personification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

meaning. purport. signification.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Omurgalı hayvanların beş sınıfından biri.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) Selenterelerin mercanlar sınıfından olup kayalık yerlerde koloni meydana getirerek yaşayan, iskeleti kalkerli kırmızı renkli deniz hayvanı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Selenterelerin çiçeksi hayvanlar sınıfından bir takım.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Örneği mersin balığı olan ve çoğu yumurtlama zamanında nehir ağızlarına gelen uzun balıklar sınıfı.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «vuku» dan im.) (c. mevâkt). I. Yer, mahal, mevzi, Fars. cây: Bu mevkide, bu söz mevkiindedir. 2. Bir şeyin vukua geldiği ve bulunduğu, yahut lüzum gösterdiği yer. 3. Vapur, demiryolu ve tiyatro gibi umumî bir yerde, verilen ücrete göre sınıfı değişen yer: Birinci, ikinci, üçüncü mevki. 4; Vapur vesair nakil vasıtalarında fazla ücret verenlere mahsus seçkin yer: Mevki kamarası, mevki bileti, mevkide oturmak. 5. Asker ikametgâhı: Mevki kumandanı, müstahkem mevki.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. madensel, madeni; madenli, mineral; i. maden, mineral; maden filizi; madensel madde; çoğ., ing., k.dili sodalı içecekler mineral. kingdom madenler sınıfı. mineral oil madeni yağ . mineral water maden suyu. mineral wool amyant, ak asbest.

Şifalı Bitki

(eşekkulağı): İkiçenekliler sınıfının, Dipsacaceae familyasından güzel kokulu bir bitkidir. Kullanıldığı yerler: Sinirleri yatıştırır. Vücuda rahatlık verir.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Misk kedisi, misk faresi gibi vücutlarındaki misk gibi kokan bir madde taşıyan hayvanlar sınıfı.

Şifalı Bitki

(amberçiçeği): İkiçenekliler sınıfından; 50-100 cm boyunda, sarımtırak renkli, güzel kokulu bir bitkidir. Yapraklarında şekerler, uçucu yağ, A ve B vitaminleri vardır. Çiçekli dalları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Vücuda kuvvet verir. Sinirleri uyarır. Aybaşı tutukluğunu giderir. İştah açar. Safra ifrazatını artırır.

Şifalı Bitki

(salvadore persica): İkiçenekliler sınıfının, salva doraceae familyasından, Doğu Afrika’dan Hindistan’a kadar uzanan bölgelerde yetişen küçük bir step ağacıdır. Odunu çok liflidir. Dallarının ucundaki kısım diş fırçası yerine kullanılır. Meyvesi de yenebilir. Kullanıldığı yerler: Dişleri temizler. Diş etlerini kuvvetlendirir. Ağız kokusunu giderir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, mollusc i. yumuşakçalar sınıfından bir hayvan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

We will know that we have 'momentum' when many of the significant problems and issues that the church faces initially have been dealt with and precedents set so that the forward energy of the church is unleashed and focussed on expansion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The inner meaning or significance of a fable, a narrative, an occurrence, an experience, etc.; the practical lesson which anything is designed or fitted to teach; the doctrine meant to be inculcated by a fiction; a maxim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To moralize. the significance of a story or event; 'the moral of the story is to love thy neighbor' concerned with principles of right and wrong or conforming to standards of behavior and character based on those principles; 'moral sense'; 'a moral scruti

Türkçe - İngilizce Sözlük

the significance of a story or event; 'the moral of the story is to love thy neighbor'. relating to principles of right and wrong; i e to morals or ethics; 'moral philosophy'. concerned with principles of right and wrong or conforming to standards of beha

Türkçe - İngilizce Sözlük

An element in a film that is repeated in a significant way.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mighty. monumental. great. huge and imposing. astounding. maginificent. gigantic. lofty. large. large-scale. enormous. grand. huge. massive. prodigious. stupendous. titanic. untold.

Türkçe - İngilizce Sözlük

barter. exchange. interchange. permutation. trade. swapping. bonification. commutation.

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Muhabere sınıfından olan asker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

important. fundamental. historic. significant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificent. splendid. majestic. gorgeous. spectacular. august. corking. glorious. grand. imperial. lordly. magnific. magnifical. noble. olympian. regal. resplendent. royal. slashing. solemn. stately. stupendous. superb.

Türkçe - İngilizce Sözlük

grand. magnificent. majestic. proud. splendid. sublime. sumptuous. great. glorious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

grand. magnificent. splendid. imposing. gorgeous. high. majestic. sumptuous.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Asker olmayanlar sınıfı. Mülkiye Mektebi = Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin eski adı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cömert, eli açık. munificence i. cömertlik. munificently z. cömertçe.

Türkçe Sözlük

(I. A. «sınf» tan İf.) (mü. musann ife) (c. musannifin). Kitap te’lif eden: Kendisi birçok kitapların musannifidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

authentic. binding. valid. in force. in effect. esteemed. estimable. worthy. eminent. trustworthy. approved. significant. reputable. noted. sound. admissable. standing. honorable. passable. accredited. good.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eskiden bir kalemde yazılan yazıları okuyup yanlışlarını düzelten kâtip: Kalemin müzakerecisi. 2. Okullarda dersleri tekrar ve müzakere eden yardımcı öğretmen: Sınıfımızın müzakerecisidir (eskimiştir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

. humble. insignificant. worthless. insignificant. worthless değersiz. önemsiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

. humbly. with great modesty. humble. insignificant. worthless. humbly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Collection of Digital architectures and development programs intended to provide a significant affinity between VAX systems and various workstations, including Macs and IBM-compatible PCs.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (asıl cem’i olan «enfâr» yerine bizde «neferât» kullanılmıştır). 1. Bir tek adam, kimse, şahıs, ferd: Ahaliden bir nefer geldi. 2. İnsanların sayılmasında kullanılır: Uç nefer işçi. 3. Rütbesiz asker, er. Dümen neferi = mec. Okulda sınıfın en zayıf, başarısız öğrencisi, sınıf sonuncusu.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dizi, sıra. 2. Usul, tertip, kaide, düzen: işi nizâma koymak, işlere nizâm vermek. 3. Kanun: Nizâma uyarak hareket etmek. 4. Muntazam asker: Nizâm askeri. 5. (eskiden) Ordunun birinci sınıfı, nîzâmiyye sınıfı: İki tabur nizâm ve üç tabur redif askeri vardı. 6. Bir işe nizâm ve düzen veren adam, vezir. Nizâm-ı Cedîd = ili. Selim devrinde (1789 1807) yapılan askerî, mâlî vs. ıslahat. Nizam vermek, nizama koymak = Tertip ve tanzim etmek, düzenlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) asılzadeler zümresi, soylular sınıfı. noblesse oblige (oblij') (Fr.) soylu kimselerin başkalarına mertçe ve soylu bir şekilde davranma vazifesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A name; an appellation. being such in name only; 'the nominal head of his party' insignificantly small; a matter of form only ; 'the fee was nominal'; 'a token gesture of resistance'; 'a tokenish gesture' being value in terms of specification on currency

Türkçe - İngilizce Sözlük

relating to or constituting or bearing or giving a name; 'the Russian system of nominal brevity'; 'a nominal lists of priests'; 'taxable males as revealed by the nominal rolls'. insignificantly small; a matter of form only ; 'the fee was nominal'; 'a toke

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix to Irish family names, which signifies grandson or descendant of, and is a character of dignity; as, O'Neil, O'Carrol.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exclamation used in calling or directly addressing a person or personified object; also, as an emotional or impassioned exclamation expressing pain, grief, surprise, desire, fear, etc. the 15th letter of the Roman alphabet the blood group whose red cel

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ateş yakılan yer: Oda, mutfak ocağı, ocak başından ayrılmaz. 2. Dumanın çıkması için duvarda açılmış delik ve damdan yukarı çıkan baca. 3. Madencilerin maden erittikleri yer. 4. Kireç yakılan yer, kireç fırını: Kireç ocağı. 5. Taş ve maden çıkarmak için açılan çukur veya kuyu: Taş ocağı 6. Yeraltı su yolu, lâğım ocağı. 7. Bahçenin bir cins sebze için ayrılmış ve çevresi yükseltilip çukur kalmış tarlası: Patlıcan, hıyar ocağı. 8. mec. Ateşi sönmez hanedan, büyük aile’ Rumeli’nin tanınmış ocakları. 9. Askerlik sınıfı: Yeniçeri ocağı. Ocak çekirgesi = Orakkuşu. Ocağa düşmek = İltica edip himaye istemek, sığınmak: Ocağınıza düştüm. Ocak söndürmek, ocağa incir dikmek = Bir ailenin mahvına sebep olmak.

Şifalı Bitki

(agalloch): İkiçenekliler sınıfının, thymelaeaceae familyasından; Doğu Asya ve Malaya adalarında yetişen bir ağaçtır. Yaz, kış yapraklarını dökmez. Meyveler, armut biçimindedir. Ağacın odunu ve kabuğu yarılınca, hoş bir koku verir. Kullanıldığı yerler: Çoğunlukla tütsü yapmakta kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. resmi; memuriyete ait, memura yakışır; i. memur. officialdom i. memur sınıfı, memurlar. officialism i. memur işi; kırtasiyecilik. officially z. resmen.

Türkçe Sözlük

(y. k.) (i. felsefe). 1. Unsur, eleman. 2. Bir sınıfın veya bir topluluğun fertlerinden her biri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exceptional. extraordinary. magnificent. phenomenal. prodigious. remarkable. singular. spectacular. tremendous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The general signification of on is situation, motion, or condition with respect to contact or support beneath At, or in contact with, the surface or upper part of a thing, and supported by it; placed or lying in contact with the surface; as, the book lies

Türkçe - İngilizce Sözlük

importance. consideration. value. weight. significance. accent. account. amount. consequence. emphasis. gravity. import. interest. magnitude. matter. moment. prominence. regard. significancy. stature. strength. stress. substantiality.

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. consequence. gravity. heed. immediacy. importance. magnitude. matter. meaning. moment. note. prominence. significance. stature. stress. value. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

severity. importance. account. concernment. consequence. consideration. emphasis. gravity. import. magnitude. matter. meaning. moment. note. prominence. significance. stress. value. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

important. considerable. weighty. major. momentous. significant. of importance. of weight. worthy. big. big-time. capital. cardinal. consequential. emphatic. emphatical. eventful. fateful. grand. grave. great. gut. healthy. heavy. high. historic. his.

Türkçe - İngilizce Sözlük

important. considerable. weighty. major. momentous. significant. of importance. of weight. worthy. big. big-time. capital. cardinal. consequential. emphatic. emphatical. eventful. fateful. grand. grave. great. gut. healthy. heavy. high. historic. his. bur

Türkçe - İngilizce Sözlük

important. of importance. big. cardinal. consequential. considerable. crowning. front- page. fundamental. great. grow in. heavy. historic. hot shot. lead off. material. of nfr. noteworthy. outstanding. serious. significant. substantial. U. vital. wei.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unimportant. of no account. unessential. small. insignificant. inconsiderable. no-account. worthless. secondary. back-burner. trivial. derisive. derisory. dinky. empty. fiddling. footling. not healthy. immaterial. inconsequential. inconspicuous. indi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

featherweight. footling. fractional. humble. immaterial. inconsequential. inconsiderable. inconspicuous. inessential. insignificant. irrelevant. little. measly. minor. negligible. null. paltry. peripheral. petty. piddling. scrubby. slight. small. trifling

Türkçe - İngilizce Sözlük

unimportance. insignificance. nothingness. slightness. triviality.

Türkçe Sözlük

(i.). Onuncu olma, onuncunun derece ve mertebesi: Sınıfında onunculuk kazanabilirse yine iyi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

honourable. proud. self-respecting. dignified. honorable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Operations Pipeline Unified System.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedate. dignified. sober. well-chosen. very appropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedate. dignified. sober. well-chosen. very appropriate.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. asilzadelere ait; i. asilzade, eski Roma'da soylular sınıfına mensup kişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing., asılzadelik; asılzadeler sınıfı; asılzadelerin nesep kitabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. canlandırmak, şahıslandırmak, şahsiyet vermek; tecessüm ettirmek, cisimlendirmek. personifica'tion i. şahıslandırma, canlandırma; cisimlendirme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The operating system used to access the internet Windows 98 and 95 are the most popular, but when you're designing your website, that doesn't mean you can ignore Macintosh, Sun, or Linux computers, which are used by significant portions of the internet co

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zenginler hakimiyeti, plutokrasi; servet sahipleri sınıfı, zengin takımı. plu'tocrat i. servetinden dolayı fazla nüfuzu olan kimse, plütokrat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unknown root cause of one or more existing or potential Incidents Problems may sometimes be identified because of multiple incidents that exhibit common symptoms Problems can also be identified from a single significant Incident, indicative of a singl

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. avam; işçi sınıfı, proletarya.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Proleterler sınıfı.

Yabancı Kelime

Fr. prolétariat

emekçi sınıfı

Emeğini sermayeciye satarak geçimini sağlayanların oluşturduğu toplum kesimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mimber, kürsü; vaizler sınıfı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Combinations containing the prefix re- are readily formed, and are for the most part of obvious signification.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ridf»ten smüş.) (mü. redîfe). 1. Sonradan, arkadan gelen. 2. (askerlik). İmparatorluk devrinde ihtiyat ordusu: Redif sınıfı; asâkir-i redîfe. 3. Bu sınıfa mensup asker: Redif alayı; redif binbaşısı; redifleri topluyorlar. 4. (edebiyat) Kafiyeden sonra her beytin sonunda tekrarlanan bir, nâdiren birden fazla kelime.

Türkçe Sözlük

(REİS) (i. A. «re’s» ten) (c. rüesâ). 1. Baş, Amir, başkan: Kabîle, cemâat, reisi. Reîsü’l-Küttâb, Reis Efendi = Tanzimat’tan önce hariciye nâzırı, dışişleri bakanı. 2. Bir topluluk ve meclisteki üyelerin başı, birincisi: Meclis reisi, reîs-i hükümet, mahkeme reisi. 3. Gemi kaptanı: Ahmed reis. Koca reis = Tüccar gemilerinde kaptandan sonra en kıdemli subay, ikinci kaptan. 4. Tanzimat’tan önce korsan sınıfından amiral. Reîs-i rOhâni, rüesây-ı rûhâniyye = Müslüman olmayan cemâatlere başkanlık eden başrâhip. Liman reiıl — Liman dairesi müdürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bir grup veya sınıfı temsil eden, numune olan; vekâlet nev'inden; taklit ve benzeme kabilinden; i. vekil, başkasını temsil eden kimse; mümessil; milletvekili, mebus, saylav. representative arts resim veya heykeltıraşlık gibi temsili sanatlar.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. erkân). 1. Bir şeyin en sağlam ve kuvvetli tarafı, temel di reği, köşe, deyanak: Bir yapının rüknü. 2. Sütün, direk. 3. (c. askerlik). Osmanlı devrinde generaller sınıfına verilen ad: Erkân-ı askeriyye. Üst subaylara «ümerâ», subaylara ise «zâbittn» denirdi. Erkân-ı harb, erkân-ı harbiyye = Kurmay.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabulous. fantastic. wonderful. magnificent. brave. corking. fantastical. far-out. keen. princely. wizard.

Türkçe - İngilizce Sözlük

majestic. regal. royal. tremendous. magnificent. superb. splendid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

masterpiece. masterwork. magnificent. chef d'oeuvre. magnum opus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reign. sovereignty. sultanate. magnificence. state. rule. splendour. pomp.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sovereignty. dominion. authority. rule. sultanic rule. showy and luxurious way of life. magnificence. pomp. regality. regency. reign. royalty. show. throne.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sabun haline getirmek; bir esteri asit ve alkole ayrıştırmak. saponifica'tion i. sabunlaştırma.

Türkçe Sözlük

(bk.) Seb’a.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece, Ar. leyi: şeb-i hicrân = hicranla geçirilen gece; şeb-ü rûz = gece gündüz; şeb-i yeldi = yılın en uzun gecesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبع] yedi.

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi) (mü. Şefeviyye). Dudağa ait. botanik: fasîle-i şefeviyye = Fr. Labi£es denilen çiçekleri dudak gibi ikiye ayrılmış bitkiler sınıfı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Eskiden av köpeklerine bakan, bunları idare eden hizmetçi. Sekbanbaşı = Bu sınıfın reisi. 2. (halk ağzında: seğmen) Vaktiyle yeniçeri oceğına bağlı bir sınıf asker. Sekbanbaşı = Bu askerin başı (halk dilinde: seymen).

Türkçe - İngilizce Sözlük

Scanning electron microscopy, used for high magnification study of metal surfaces. scanning electron microscopy.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. phim) en yüksek melekler sınıfından biri. seraphic(al) (s.) meleğe ait, melek gibi, çok güzel. seraph'ically (z.) melek gibi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishonorable. dishonourable. dishonored. inglorious. undignified. dishonest.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Secondary Emissions Standard. severely errored seconds Seconds during which the bit error ratio is greater than a specified limit and transmission performance is significantly degraded A performance monitoring parameter is measured on a per-channel basis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A delimited collection of values in which the order of the enclosed values is not significant [641 0-B-1] [641 0-G-1].

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. manidar, anlam taşıyan, manalı; önemli, mühim. significantly z. manalı bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlamlı, manalı, bir kavram belirten. significatively z. bir mana ifade ederek. significativeness i. bir anlam veya kavram belirtme. significatory s. manalı.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Sağlık bilgisine çok ehemmiyet veren doktorlar sınıfı, Fr. higtenistes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

faint. obscure. unobtrusive. rubbed out. worn. indistinct. insignificant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for 'similar' Used with U-numbers to describe an insulator that matches that style closer than any other in the U-Chart If significantly different, the description might note the character of the difference, for example, 'Sim U-860, crown as

Türkçe - İngilizce Sözlük

attribute. byword. emblem. personification. representation. soul. symbol. personification sembol.

Türkçe Sözlük

(SINF) (i. A.) (c. esnâf, sunûf). 1. Sıra, tabaka, derece: Mektebin sınıfları; birinci, ikinci sınıf. 2. Zümre: Ahalinin hangi sınıfındandır? 3. Vaktiyle derecelere ve sınıflara ayrılmış olan san’at ve meslek mensupları (sıfat gibi de kullanılır). Esnaf adam; babası esnaf idi («esnaftan» demek daha doğrudur).

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Asker. 2. Süvari. 3. Orduda atlı sınıfına mensup asker. Tımarlı Sipâhî = Türk Osmanlı ordusunun en büyük kısmını teşkil eden atlı sınıf. Kapıkulu sipâhisi = Osmanlı devrinde İstanbul’da bulunan sipâhî tümeni.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fluid mixture of a colloid and a liquid; a liquid colloidal solution or suspension. the syllable naming the fifth note of any musical scale in solmization ancient Roman god; personification of the sun; counterpart of Greek Helios a colloid that has a co

Türkçe - İngilizce Sözlük

a colloid that has a continuous liquid phase in which a solid is suspended in a liquid. ancient Roman god; personification of the sun; counterpart of Greek Helios. the syllable naming the fifth note of any musical scale in solmization.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. askerler, asker sınıfı; askerlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The whole axial portion of an animal, including the head, neck, trunk, and tail. personification of a sacred intoxicating drink used in Vedic ritual leafless East Indian vine; its sour milky juice formerly used to make an intoxicating drink.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The cell body of an axon. leafless East Indian vine; its sour milky juice formerly used to make an intoxicating drink. personification of a sacred intoxicating drink used in Vedic ritual. alternative names for the body of a human being; 'Leonardo studied

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead. extinguished. deflated. flat. weak. dim. faint. dull. stale. lusterless. lifeless. inactive. damped. insignificant. rayless. dimmed. dark. mat. withered. muddy. dismal. inanimate. insipid. sad. undistinguishe.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The letters signified by the signal prescribed by the International Radiotelegraphic Convention of 1912 for use by ships in distress. an internationally recognized distress signal in radio code.

Türkçe - İngilizce Sözlük

casual. thin. of no significance. empty. insubstantial.

Türkçe Sözlük

(i. zool.). Yılan, kertenkele, kaplumbağa gibi yerde sürünerek yürüyen hayvanlar sınıfı, Ar. zevâhif

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. tâliye). 1. Sonradan gelen, bir şeyin arkası sıra giden, zıddı: mukaddem. 2. Kur’an-ı Kerîm okuyucusu. 3. (mantık) Kaziye’nin ikinci kısmı, zıddı: mukaddem. 4. (askerlik) (Tanzimat ordusunda) Redif askerinin ikinci sınıfı.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Çeşitli savaş manevralarını, malzemenin nasıl kullanılacağını her sınıfın vazife ve davranışlarını belirten kaideleri hâvi kitap.

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Tank sınıfına mensup.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ado. array. pandemonium. pomp. splendour. state. display. magnificence. splendor görkem. şaşaa. to-do.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Selenterelerin jelatinli deniz hayvanlarını içine alan sınıfı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

restitution. satisfaction. indemnification. compensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

indemnification. making good or loss. compensation. restitution. satisfaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

compensation. amends. indemnity. damages. reparations. indemnification. award. guerdon. recompense. redress. return.

Türkçe - İngilizce Sözlük

amends. indemnity. damages. compensation or reparations. severance pay. atonement. claim. damage. indemnification. total loss. consideration money. recoupment. reparation. smart money. redress.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Transition electron microscopy, used for very high magnification study of internal metallic structures.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dignified. chary. gingerly. leery. slow and sure. sure-footed. undemonstrative. unflappable. waiting. well-advised.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (ço. foots, feet) Batı Amerika'nın çetin şartlarına henüz alışmamış kimse, güçlüklere alışkın olmayan kimse; başlangıç sınıfındaki erkek izci.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) kavrayıcı kıl gibi uzuvları olan hayvancıklar sınıfı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

diagnosis. diagnostic. identification. opinion. diagnosis tanı. recognition. personification kişileştirme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unification. uniting. combination. amalgamation. affirming the unity of God.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çeşitli hayvanların erkeği; b.h. Thomas adının kısası tom turkey baba hindi. Tom, Dick and Harry herkes, avam sınıfı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

TRICARE Overseas Program The managed health care program Outside the Continental United States TOP blends many of the features of the Department of Defense stateside TRICARE program while also allowing for the significant cultural differences unique to fo

Türkçe Sözlük

(i.). Top kullanan asker sınıfı: Topçu askeri, topçu süvarisi, seyyar topçu, kale topçusu, topçu dairesi, reisi, topçu okulu.

Türkçe Sözlük

(i,). 1. Tanzimat ordusunda topçu sınıfını içine alan müstakil teşkilât. Tophâne-i Amire Müşiri = Tanzimat’tan sonra bu dairenin başı olan mareşal ki, hükümet üyesi sayılırdı. 2. Devlete ait top fabrikası. 3. İstanbul’da vaktiyle tophanenin bulunduğu semt: Tophane.

Türkçe Sözlük

(i.), (eskiden) Tophâneye yani askerin topçu sınıfına mensup (subay vs.).

Türkçe - İngilizce Sözlük

a plant or animal associated with a clan as a means of group identification It may have other significance for the group as well.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Message sent by an SNMP agent to an NMS, console, or terminal to indicate the occurrence of a significant event, such as a specifically defined condition or a threshold that was reached See also alarm and event.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Message sent by an SNMP agent to a network management station, console, or terminal to indicate the occurrence of a significant event, such as a specifically defined condition or a threshold that was reached.

Türkçe - İngilizce Sözlük

removal of significant amounts of prostate tissue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inconsiderable. insignificant. little. petit. trifling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

give-and-take. mediatory. half-way house. agreement. understanding. settlement. reconciliation. half measure. accord. give and take. accommodation. combine. compromise. rapprochement. reunification. reunion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedate. grave. dignified.

Türkçe - İngilizce Sözlük

solemn. grave. dignified. solemn ağırbaşlı. onurlu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dignified. grave. sedate. proud. reserved. solemn. staid.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. efendi sınıfına ait, dairede çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. işçi, çalşışan kimse; amele; zool. işçi sınıfından böcek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çalışan; çalışmaya ait, işe ait, işe gelir; çalışır vaziyetteki; mayalanan, köpüren; seyiren; i. çalışma; çoğ. maden ocağında çalışma yapılan yerler. working capital döner sermaye; net cari aktif.working class işçi sınıfı. working conditions çalışm

Türkçe Sözlük

(i.). Midye, de niz tarağı gibi yumuşakçalar sınıfı.

Genel Bilgi

Resmi yemeklerdeki en sıkıcı durumlardan biri de budur. Sağ ellerini kullanan insanlar için sol elle çatala hükmetmeye çalışmak sıkıntı verir. Hele etin yanında, aynı tabakta pilav da varsa, sol eldeki çatalla pirinç tanelerini düşürmeden ağza ulaştırmak gerçekten alışkanlık ister. Bereket çorba kaşığı için böyle bir kural yok da sıcak çorbayı üstümüze başımıza dökmeden içebiliyoruz.

Çatal - bıçak ile yeme adabımızı, kökeni saray ve asil sınıfına dayanan Avrupa kültüründen almışızdır. Her zaman rahat hareket etmeyi seven Amerikalılar ise bu görgü kuralına pek uymazlar. Eti sağ ellerindeki bıçakla kesip, ellerindeki çatal ile bıçağı takas ettikten sonra sağ ellerine aldıkları çatalla yerler.

Yemekte eti kestikten sonra bıçağı masaya bırakarak çatalı soldan sağa alıp eti ağza götürmek, sonra çatalı sola, bıçağı tekrar sağ ele almak ve bu hareketi yemek boyunca tekrarlamak yemek yeme hızını düşürür. Yemeği yavaş yemek bazı toplumlarda yemeğe saygı ifadesi olarak görülürken, bazı toplumlarda ise bu davranış yemek adabı bakımından saygısızlık olarak karşılanır.

Bir görüşe göre Amerikalıların çatalı tutuş şekillerinin ardında rahatlık değil alışkanlık yatıyor. 1700’lü yılların ortalarına kadar Amerika çatalsız bir toplumdu. İnsanlar yemek yerken sadece bıçak ve kaşık kullanıyorlardı. Kaşık kesilen eti tutmaya yararken bıçak hem kesmeye hem de batırıp ağza götürmeye yarıyordu. Daha sonraları sofralardaki bıçakların uçları yuvarlaklaştı. Eti kestikten sonra kaşığı sağ ele alıp eti ağza götürmek alışkanlığı başladı. Çatal kullanılmaya başlanınca da aynı alışkanlık devam etti.

Avrupalılar ise aradaki bu kaşık kademesini hiç yaşamadılar. Yemeği ağza götürmek bakımından doğrudan bıçaktan çatala geçtiler. Yemeğin temposunu düşürmek gibi bir görgü kuralları yoktu. Sağ elini kullanan bir insan için bıçağı sol elle ileri geri hareket ettirip eti kesmek zordu ama sol elle çatalı ete batırıp ağza götürmeye alışılabiliyordu. Asil sınıfının her zaman zorlayıcı ve gösterişe yönelik nezaket kuralları, çatal kullanımı halka yayılınca da devam etti.

Avrupa’da ve oradan yayılan kültürlerde, yemek süresince çatalın sol, bıçağın sağ elde tutulması gelenek haline geldi. Avrupalılar çatalı ellerinde tutarlarken çatalın uçları yere bakar. Amerikalılar ise çatalı sağ elde uçları yukarı bakacak şekilde tutarlar.

Yemekten sonra tatlı yenilirken çatalın sağ elde olması ise hiçbir kültürde görgüsüzlük anlamına gelmiyor.

Genel Bilgi

Resmi yemeklerdeki en sıkıcı durumlardan biri de budur. Sağ ellerini kullanan insanlar için sol elle çatala hükmetmeye çalışmak sıkıntı verir. Hele etin yanında, aynı tabakta pilav da varsa, sol eldeki çatalla pirinç tanelerini düşürmeden ağza ulaştırmak gerçekten alışkanlık ister. Bereket çorba kaşığı için böyle bir kural yok da sıcak çorbayı üstümüze başımıza dökmeden içebiliyoruz.

Çatal - bıçak ile yeme adabımızı, kökeni saray ve asil sınıfına dayanan Avrupa kültüründen almışızdır. Her zaman rahat hareket etmeyi seven Amerikalılar ise bu görgü kuralına pek uymazlar. Eti sağ ellerindeki bıçakla kesip, ellerindeki çatal ile bıçağı takas ettikten sonra sağ ellerine aldıkları çatalla yerler.

Yemekte eti kestikten sonra bıçağı masaya bırakarak çatalı soldan sağa alıp eti ağza götürmek, sonra çatalı sola, bıçağı tekrar sağ ele almak ve bu hareketi yemek boyunca tekrarlamak yemek yeme hızını düşürür. Yemeği yavaş yemek bazı toplumlarda yemeğe saygı ifadesi olarak görülürken, bazı toplumlarda ise bu davranış yemek adabı bakımından saygısızlık olarak karşılanır.

Bir görüşe göre Amerikalıların çatalı tutuş şekillerinin ardında rahatlık değil alışkanlık yatıyor. 1700’lü yılların ortalarına kadar Amerika çatalsız bir toplumdu. İnsanlar yemek yerken sadece bıçak ve kaşık kullanıyorlardı. Kaşık kesilen eti tutmaya yararken bıçak hem kesmeye hem de batırıp ağza götürmeye yarıyordu. Daha sonraları sofralardaki bıçakların uçları yuvarlaklaştı. Eti kestikten sonra kaşığı sağ ele alıp eti ağza götürmek alışkanlığı başladı. Çatal kullanılmaya başlanınca da aynı alışkanlık devam etti.

Avrupalılar ise aradaki bu kaşık kademesini hiç yaşamadılar. Yemeği ağza götürmek bakımından doğrudan bıçaktan çatala geçtiler. Yemeğin temposunu düşürmek gibi bir görgü kuralları yoktu. Sağ elini kullanan bir insan için bıçağı sol elle ileri geri hareket ettirip eti kesmek zordu ama sol elle çatalı ete batırıp ağza götürmeye alışılabiliyordu. Asil sınıfının her zaman zorlayıcı ve göslerişe yönelik nezaket kuralları, çatal kullanımı halka yayılınca da devam etti.

Avrupa’da ve oradan yayılan kültürlerde, yemek süresince çatalın sol, bıçağın sağ elde tutulması gelenek haline geldi. Avrupalılar çatalı ellerinde tutarlarken çatalın uçları yere bakar. Amerikalılar ise çatalı sağ elde uçları yukarı bakacak şekilde tutarlar.

Yemeklen sonra tatlı yenilirken çatalın sağ elde olması ise hiçbir kültürde görgüsüzlük anlamına gelmiyor.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yeniçeri askerliği, bu askerin sınıfı, hizmet ve vazifesi: Yeniçerilik’ etmişti. 2. Yeniçerilere mahsus tarz ve hareket. «»

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif silâhlı ve asâyişi muhafazaya memur eski bir sınıf asker. Selçuklular zamanında böyle bir asker sınıfı kurmuş olan Aydın ve Manisa ahalisi ki, «efe» diye de tanınırlar ve kendilerine mahsus kıyafetleri vardır: Zeybek oyunu.