Ob ne demek? | Ob anlamı nedir? | Ob

Ob anlamı nedir?

Ob ne demek?

Ob anlamı nedir?

Ob | Dream Meanings


İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Obi nehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akrobat, cambaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cambazlık, akrobasi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kerpiç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pilotun uçakla havada yaptığı marifet gösterileri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aerobic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aerobics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Meydan korkusu.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agoraphobie

tıp alan korkusu

Bazı kişilerin alan, park, sokak vb. açık alanlarda duydukları ürkeklik hastalığı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agoraphobia. agoraphobia alan korkusu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir akrobatın yaptığı hareketlerin biri veya hepsi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. acrobatie

cambazlık

Cambazın işi veya mesleği.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrobatics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrobatics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). El üzerinde denge hareketleri, tehlikeli sıçramalar yapan kimse.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. acrobate

cambaz

Yerde ve tel, at, bisiklet, ip vb. üzerinde dengeye dayanan, tehlikeli, heyecan verici gösteriler yapan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrobat. acrobat cambaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrobat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrobat , equilibrist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrobatics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (biyol). oksijensiz yaşayabilen; oksijenin yokluğu ile ilgili veya oksijen yokluğuna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anaerobic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ingiliz düşmanı; ingiliz aleyhtarı. Anglopho'bia (i). ingiliz aleyhtarlığı, ingiliz düşmanlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). resmen tasvip etmek, onaylamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beğenme, tensip , tasdik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).(Ing). ylldlnm ve gök gürültüsünden aşım korku.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( i) astrobiyoloji.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). çarpan; (z). çarparak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Almanya'da geniş ve düzgun araba yolu, otoban.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otobiyografi , bir yazarın kendi hal tercümesi. autobiograph'ical (s). kendihayatından bahseden yazarın biyografisine ait. autobiographically (z). kendi hayat hikâyesi ile ilgili olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otobüs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otomobıl.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). baobap ağacı, (bot). Adansonia digitata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Baobap cinsinden olan ağaçlar fasilesi, baobapgüler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik, Sudan dillerinden). Orta Afrika’da yetişen bir cins ağaç ki dünyadaki ağaçların en büyüğüdür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Baobabiyye.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. salya bulaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki loplu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. su kabarcığı; damla; leke.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kan bağışı toplayan araba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafifçe eğmek, aşağı yukarı hareket ettirmek (baş); kısa kesmek (saç); hafifçe vurmak, dokunmak. bob up birdenbire ortaya çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. demet, salkım; şakul, pendant; kısa kesilmiş saç modeli (kadın ve çocuklarda); balık yemi; olta mantarı; hafif bir darbe, vuruş; baş hareketi; ing., (argo) bir şilin; A.B.D. bir çeşit kızak veya kayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. huzursuzluk, kavga, gürültü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. makara, bobin, ufak tahta iğ .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dantel makinasında dokunan bir çeşit tül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., k.dili hata, gaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing., k.dili polis memuru. bobby pin madeni saa tokası. bobby socks rjog, k.dili kısa çorap, özellikle kızların giydiği şoset. bobby soxer A.B.D. son modayı takip eden genç kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vaşak, karakulak, zool. Lynx rufus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (Biberlemek). Biber saçmak, mec. Yakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. fizik). Makara, umumî olarak silindir biçimindeki bir iskelete sarılmış, iletken tellerden mürekkep bir Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bobbin. spool. coil. roller. quill. reel. sheave. spiral. winding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bobbin. coil. pirn. reel. spool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bobbin. coil. spool. armature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kuzey Amerika'ya mahsus güzel sesli bir göçmen kuş, zool. Dolichonyx oryzivorus

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (aslı bögürek). Böğürün iki tarafında idrarı toplayıp mesaneye veren iki organ. Ar. kilye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nephritic. renal. kidney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kidney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kidney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Böbrek ağrısının nedenleri çeşitlidir. Bunlar arasında: böbrek taşı, böbreklerden idrar akışının tıkanıklık nedeniyle düzensizliği, böbrek uru, böbreklerden çıkan zehirli atıkları mesaneye taşıyan borularda taş, ur veya kan pıhtısı, böbrek apsesi olabilir. Ağrılar sırasında terleme ve kusma da görülebilir. Aşağıdaki reçeteler tedavi amacıyla kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazırlanışı : Böbreklerin üstüne gelecek şekilde haşlanmış veya çiğ lahana yaprağı konup, sarılır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Böbreklerin iç kısımlarının iltihaplanmasıdır. Tıp dilinde piyelonefrit adı verilir. İki çeşiti vardır:

- Akut Böbrek İltihabı : Ani olarak ortaya çıkan, titreme, kaburga altlarında ve yanlarında başlayıp, kasıklara kadar yayılan bir ağrı ile kendini gösterir. Sık sık idrara gitmek ihtiyacı duyulur. İdrar çıkarken de yanma ve ağrı hissedilir. İlk önlem olarak belin iki yanına sıcak su torbası konur. Bol su, limonata ve açık çay içilir.

- Kronik Böbrek İltihabı : Akut böbrek iltihabının gereği gibi tedavi edilmemiş olması, kronik böbrek iltihabının başlıca nedenidir. Hastada iştahsızlık, ateş, halsizlik, baş ağrısı, ağrılı idrar etme ve bel ağrıları görülür. Yapılacak ilk iş, bol bol meyva suları içmek ve aşağıdaki reçetelerden birini uygulamaktır. Ayrıca tuz ve hayvani gıdalar azaltılmalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya, 2 kahve kaşığı kekik konur. 10 dakika bekletildikten sonra, süzülür ve bir kerede içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Yeterince su içilmemesi, A vitamini eksikliği, böbrek üstü bezlerinin fazla çalışması ve bazı böbrek hastalıkları, böbreklerde kum birikmesine neden olur. Böbreklerde kum görüldüğü zaman aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kiraz sapı, su

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 5 çorba kaşığı kiraz sapı konur. Kaynatılıp, süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

İdrarda bulunan oksalat billurlarının meydana getirdiği böbrek taşları, kum tanesi kadar olabildiği gibi pinpon topu büyüklüğünde de olabilir. Ufak taşlar böbrekten kolaylıkla çıkabilr. Büyükler ise böbreklerden mesaneye giderken şiddetli ağrılara neden olur. Göğsün yukarı ve ön kısmında, kaburgaların altında, ani ve kıvrandırıcı ağrı hissedilir. Terleme ve kusma da görülebilir. İdrarın rengi bulanık ve bazen kanlıdır. Böbrek taşlarını düşürmek için aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Gliserin, su

Hazırlanışı : 1 fincan suya, 1 kahve kaşığı gliserin konur. Karıştırılıp içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kidney stone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adrenal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., k.dili hata , gaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mıstaço.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. kısa kuyruk; kuyruğu kesilmiş hayvan; s. kısa kuyruklu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıcak ülkelerde yaşayan, benekli derili, yırtıcı bir memeli hayvan (hyrax syriensis). (bk.) Bebr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bebr gibi kurulup kabarmak, (bk.) Bebr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boast. assume an arrogant air. brag. dramatize oneself. flash. plume oneself on. plume oneself upon. vapor. vapour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boast. brag. crow. to boast. to brag. to crow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to boast. brag. crow. plume. to put on side. swank. swing the lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kuzey Amerika bıldırcını, zool. Colinus virginiamus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) aptal kimse, budala kimse. boob tube k.dili televizyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) gaf, hata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. budala kimse, bön kimse, ahmak kimse; bir oyun veya müsabakada en kötü oyuncu; sınıfın en tembel talebesi. booby hatch A.B.D., (argo) akıl hastanesi. booby prize bir oyunun en kötü oyuncusuna veya bir yarışmada sonuncu olana verilen odül. booby trap ka

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gezici kütüphane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Swift'in ,Guliliver'in Seyahatleri adlı kitabında adı geçen ve herşeyin aslından çok büyük olduğu üIke.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şiş kebabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalın camların kenarından bakılınca görülen, yeşile çalar mavi renk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). keçiboynuzu, keçiboynuzu ağacı, harnup, (bot). Ceratonia siliqua.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bakır Kaplı Alüminyum Tel. Kulaklıkların yüksek frekansta ses performansı, hareketli parçaların kütlesi azaldıkça arttığından, Sony, geleneksel bobinlerden %30 daha hafifliğiyle önemli bir performans artışı sağlayan bakır kaplamalı bir alüminyum tel bobin geliştirilmiştir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). manastırda yaşayan tarikat mensubu. cenobit'ical (s). bir tarikata ait .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İkinci Dünya Savaşında Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasından bu yana yaşanan en kötü nükleer felaket. 25-26 Nisan 1986’da güvenlik sistemleri denenirken bir dizi insan hatası soncunda Priapat Nehri üzerinde bulunan Çernobil nükleer santralinin 4 numaralı reaktörü istikrarsız bir hale geldi ve kontrolden çıktı. 26 Nisan sabahı, saat 1: 23’te güçlü bir buhar patlamasıyla reaktörün içindeki su buharı 1.000 tonluk metal kapağı havaya uçurmuş, kalın beton duvarı delmiş ve çok zehirli radyoaktif bir buharın oluşmasına yol açan büyük bir hidrojen patlamasına yol açmıştır. Radyoaktif serpintiler Sovyetler Birliği’nin doğusu, doğu ve güney, batı ve kuzey Avrupa’da ciddi bir kirlenmeye yol açmıştır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sarı veya yeşil renkte olan ve bazen de kuyumculukta kullanılan bir mineral.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (psik). kapalı yerlerde bulunma fobisi, klostrofobi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (ABD)., (argo). kıyasıya dövmek; yenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., A.B.D mısır koçanı; erkek kuğu; kısa bacaklı bir cins binek atı; bir cins martı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kobalt. cobalt blue kobalt mavisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (F. şûbân ve çûbân). Ehlî hayvanları gezdirip otlatan adam: Koyun, keçi, sığır çobanı. Çoban armağanı çam sakızı = Küçük hediye. Çoban aldatan = Kırlangıçtan büyücek bir kuş, alaca tavuk. Çoban iğnesi, püskülü, değneği, düdüğü, süzgeci, tarafı, dağarcığı tuzluğu, minaresi = şitli bitkiler. Çoban köpeği = Sürüyü beklemeye mahsus köpek. Çoban merhemi — Terementi ve mumyağı vesaire ile yapılan bir nevi merhem. Çoban yıldızı = Zühre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shepherd. herdsman. sheepman. cowman. grazier. shieling. bucolic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herdsman. shepherd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herdsman. shepherd. sheepherder. flockman. sheperd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(çobankesesi): Turpgillerden, bir çeşit yaban bitkisidir. Meyveleri, torbaya benzer. Yaprakları rozet şeklinde olup, demet görünümündedir. Çiçekleri beyazdır. Yaz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Ağrıları giderip, vücuda rahatlık verir. Burun kanamalarını durdurur.

Şifalı Bitki by

Şifalı Bitki

(meyhaneciotu): Lohusagillerden, nemli yerlerde yetişen, uzun ve yeşil yapraklı bir bitkidir. Sapları sivri, kısa ve parlaktır. Çiçekleri de çana benzer. Hekimlikte kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mastiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sheepdog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(ilex auifolium): Çobanpüskülügillerden; hekimlikte yaprakları kullanılan bir bitkidir. 300 kadar türü vardır. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, terletir ve vücuda rahatlık verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Çobanın sanat ve vazifesi: Köyde çobanlık ediyor, koyun, sığır, hergele çobanlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Kırlangıçtan büyücek, uzunca kuyruklu, bir çeşit keçisağan: Bu kuş insanı yanına yaklaştırdığı halde yakalanmamasıyle tanınır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightjar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çobanlara mahsus veya lâyık bir surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Turpgillerden yabanî bir bitki ve bunun torbayı andıran meyvesi (capsella pastoris).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Turpgillerden yabani bir bitki, kuş ekmeği (thlaspi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karabuğdayın bir çeşidi (polygonum aviculare) .

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Loğusaotu familyasından bir bitki, meyhaneci otu (asarum europaeum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Itır çiçeği cinsinden kokulu bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shepherd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çobanpüskülügillerden bir süs bitkisi (ilex aquifolium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ilex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maydanozgillerden, beyaz çiçekli bir bitki (scandix).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zühre, Çulpan, Venüs.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kaldırım taşı; (f). kaldırım taşı döşemek; ayakkabı tamir etmek, pençe vurmak. cobblestone (i). parke taşı, kaldırım taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayakkabı tamircisi; ,şarap, şeker ve meyvadan yapılmışbir içki; A.B.D meyvalı tart.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birlikte harbeden devletlerden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İngiltere ve İskoçya'ya mahsus dibi yassı sandal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fındık; fındık ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kobra yılanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). örümcek ağı; dayanıklı olmayan herhangi bir şey; tuzak, ağ, hile; (çoğ). örümcek ağları; zihin karışıklığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (ecza). ikinci defa damıtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). küre şekline sokmak; (s). küre şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mısır koçanı. corncob pipe mısır koçanından yapılmış pipo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). destekleyici; (i). kuvvetlendirici şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (bir fikri) desteklemek, doğrulamak, teyit etmek. corroboratives doğrulayan, teyit edici. corroboratively (z). doğrulayarak. corrobora'tion (i). doğrulama, onaylama, teyit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). seferberliğin bitmesi, asker terhisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (ask). terhis etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seabus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beğenmeyiş, uygun görmeyiş, tensip etmeyiş, tenkit; memnuniyetsizlik, hoşnutsuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (A.B.D)., argo Arap saçı gibi karıştırmak, altüst etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). itaatsizlik, baş kaldırma, serkeşlik. disobedient (s). itaatsiz, asi, serkeş. disobediently (z). itaatsizce, serkeşçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). itaatsizlik etmek, boyun eğmemek, serkeşlik etmek, emre karşı gelmek, söz dinlememek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hatırını kırmak, hatırını saymamak, ricasını kabul etmemek, gücendirmek. disobliging (s). habr kırıcı, ricasını kabul etmeyen, kaba, nezaketsiz. disobligingly (z). hatır kırarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). soymak, elbisesini çıkarmak; soyunmak. disrobing room soyunma odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çiftlik atı, beygir, uysal at.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plain. plainly. bluff. blunt. candid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the basic unit of money on Sao Tome e Principe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blunt. unfront.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the basic unit of money on Sao Tome e Principe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Açıkça söylemek, konuşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bluntly. frankly. candidly. downright language. in plain english. flat footed. point blank. straight from the shoulder. straight out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Döner çok açılı objektif, çok sayıda yaratıcı çekim açısına izin verdiğinden, kendi fotoğraflarınızı ve zor fotoğrafları çekmeyi kolaylaştırmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electron microscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yükseltmek, ulvileştirmek, asalet vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. giydirmek (elbise).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) (ikisi) aynıderecede muhtemel olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sliding scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnivore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnivorous. carnivore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji) (uyd. k.). Memelilerin arslan, kaplan, kedi, köpek gibi çeşitlerini içine alan takımı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. eurobond

ekon. avrovil

Avrupa Birliği dışındaki ülkeler tarafından çıkarılan ve tutulan avroya dayalı borç senedi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. İng. ticaret). Alıcı ile satıcı arasında kararlaştırılan fiyatın, malın satıcı tarafından belli bir limanda gemi üzerinde teslimi şartıyle biçilmiş olduğunu gösteren bir kısaltma: Elmanın kilosu fob İstanbul dört liradır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A little pocket for a watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To beat; to maul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cheat; to trick; to impose on. short chain or ribbon attaching a pocket watch to a man's vest an adornment that hangs from a watch chain a vest pocket to hold a pocket watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Free On Board 'FOB' means the exporter is responsible for all costs up to the point where the goods actually cross the ship's rail This term should only be used for sea transport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pricing term indicating that the quoted price includes the cost of loading the goods into transport vessels at the specified place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Free on board , a symbol indicating that the invoice cost to the purchaser includes the cost of delivery, at an agreed point, beyond which all transportation and delivery costs and risks must be borne by the purchaser. 'Free on Board' at named port of exp

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The point at which ownership of goods transfers from the supplier to the company, organization, university, etc charges, where does the title to the goods transfer, who is responsible for goods while in transit?).

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Front Of Board An audience tape in which the microphones were positioned somewhere between the stage and the soundboard Because the microphones are closer to the stage and house sound system, FOB tapes can often sound better than tapes made from the Offic

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An INCOTERM describing a term of sale that details the responsibilities of the buyer and seller for the international trade transaction Under this term, the seller fulfills his obligation to deliver when the goods have passed over the ship's rail at the n

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The exporter agrees to place goods on board a vessel at the port of shipment specified in the sales contract At this point, the risk of damage is transferred to the buyer at precisely the moment the goods pass over the ship's rail. a short chain with a de

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Contractual terms between a buyer and a seller which define where title transfer takes place Cost of a product before transportation costs are figured in Used for ocean or inland water transportation Ends the seller's obligation when goods, cleared for ex

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Free On Board The FOB point is important because of both the responsibility for the shipment and the freight charges 'FOB delivered' keeps the vendor responsible for the shipment until it reaches your door 'FOB shipping point' or 'FOB originating city' ma

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Free-On-Board Destination The seller of merchandise bears the shipping costs and maintains ownership until the merchandise is delivered to the buyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An International Term of Sale that means the seller fulfills his or her obligation to deliver when the goods have passed over the ship's rail at the named port of shipment This means that the buyer has to bear all costs and risks to loss of or damage to t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A short chain with a decorative seal or other device attached to the end The fob and chain hung outside watch pocket, and could be used to pull the watch out of the pocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Free On Board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fob is an ornament attached to the chain of a pocket watch Many fobs were produced for political candidates, indicating a voter's preference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is the abbreviation for Free on Board, an internationally recognized shipping term It is used when a purchaser wants a quotation that includes the cost of goods plus the cost, including loading charges, of putting them on a vessel or airplane Under t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Free On Board In international trade, FOB is a facility for distributing the cost and perils component between the importer and exporter in the context of Incoterms With FOB, the transfer of costs and perils between the exporter and the importer takes pla

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bed, bing) off ile hile yapmak; başından savmak, atlatmak; bir kenara atmak, slang kazık atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pantolonda ufak saat cebi; (A.B.D). saat kösteği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). free on board (tic). fob, vapur veya trene teslim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. phobie

ruh. b. yılgı

Belirli nesneler veya durumlar karşısında duyulan olağan dışı güçlü korku.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phobia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phoby. phobia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bazı şeylere ve hallere karşı duyulan, hastalık halindeki korku.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gamma globulin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas stove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas burner / heater. kerosene / oil stove. gas heater. oilstove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Geniş açılı objektif sayesinde, fotoğrafını çekeceğiniz kişiden veya alandan uzaklaşmanıza gerek kalmadan her fotoğrafa çok daha fazlasını sığdırabilirsiniz. Bu özellik manzara ve parti çekimlerinde ve kareye daha fazlasını sığdırmak istediğiniz tüm durumlarda en büyük yardımcınız olacak.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. damla; topak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. global

1. küresel,

2.toptan

1. Dünya ölçüsünde geniş bir bakış açısıyla benimsenen.

2.Toplu bir biçimde olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

involving the entire earth; not limited or provincial in scope; 'global war'; 'global monetary policy'; 'neither national nor continental but planetary'; 'a world crisis'; 'of worldwide significance'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

global.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Relating to anything in computing that extends over the whole system For example, a 'global search and replace' means that any occurrence of a specified word will be found, and replaced by another specified word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to an entire entity, such as a Windows NT domain or a collection of trusted/trusting domains Windows NT distinguishes global groups from local groups; local groups have permissions only for objects on the server in which the local group exists.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In programming languages, pertaining to information defined in one subdivision of a program and used in at least one other subdivision of the program; pertaining to information available to more than one program or subroutine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

As distinct from 'Global Coordination,' a 'Global' organization is simply one which has sales internationally, but doesn't necessarily coordinate work globally The company isn't a multinational company either, in that it doesn't have a big presence in mul

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A variable, configuration section, procedure etc having a scope which is unlimited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This defines the scope of a variable or procedure If they are made global they can be accessed from anywhere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basic search on the Library catalogue which searches all fields of the record.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A global variable is one that is outside every set of braces and is available in every scope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Global means the whole world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to or governing all of the operations of an instrument.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A setting that effects everything.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to information available to more than one program or subroutine IBM. pertaining to the CCSDS sphere of influence [610 0-G-5] [620 0-B-1].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Either refers to status given on a bot/eggdrop to mean all or another word for global is worldwide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A variable or function that is accessible from any NewtonScript code Source: NPG.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The whole output sound may be EQ-ed The tone controls on a hifi amplifier are, therefore, global EQ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Learners who like to have the big picture and plug new information into this picture They want all of the information first.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term meaning throughout the data To update cost rates 'Globally' just means that all employees will be updated at once by a set percentage rather than having to be amended individually. paging/browsing through page by page.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Worldwide, including the U S.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An object that has been created with the GLOBAL attribute and exported to all nodes in a multiprocessor system. the international dimension is completely integrated in these teaching materials Different terms and theories are discussed in an originally gl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

across the board , global , globally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bütün dünyayı kapsayan; küresel, cihanşümul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. küre, top, yuvarlak; arz küresi, dünya; yetkisini belirtmek üzere hükümdarların taşıdığı altın top; dünya küresi modeli; f. küre haline koymak, küre şeklini almak. globefish i. kirpi balığı. globe flower i., bot. altın top. globetrotter i. durm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küre şeklinde; küre şeklini andıran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küre şeklinde, küresel, kürevi; yuvarlardan meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük yuvarlak, kürecik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An albuminous body, insoluble in water, but soluble in dilute solutions of salt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is also found in the crystalline lens of the eye, and in blood serum, and is sometimes called crystallin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the plural the word is applied to a group of proteid substances such as vitellin, myosin, fibrinogen, etc., all insoluble in water, but soluble in dilute salt solutions. a family of proteins found in blood and milk and muscle and in plant seed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a blood protein See also immunoglobulin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of protein found in the blood Certain globulins contain disease-fighting antibodies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Globulin is the group of proteins in your blood that helps to fight infections It is actually comprised of about 60 different important proteins Some of the proteins in this group play an important role in blood clotting If your globulin level is abnormal

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An important protein group present in barley and in beer It is the prime component in chill haze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A family of proteins found in abundance in plasma They include the gamma globulins, which in turn include the various antibody molecules produced by the immune system. a family of proteins found in blood and milk and muscle and in plant seed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol., kim. globulin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (k.dili) parça, küme; (k.dili) Amerikan deniz eri; (çoğ.) büyük miktar, çok .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Japonya'da dama tahtasında oynanan bir oyun .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) et parçası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) hindi gibi sesler çıkarmak; (i.) hindi sesi. gobbler (i.) baba hindi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) çabuk çabuk yemek, yutmak; A.B.D., argo kapmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (k.dili) karışık ve anlamsız yazı veya söz .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sardalya cinsinden bir balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İnsanın ve birçok hayvanların karınlarının ortasındaki deliğimsi şekil ki, rahimde cenîn iken barsak gibi bir bağ ile anasına bağlı olup anasının kanı oradan kendi bedenine geçip dolaşır. Ar. surre, Fars. nâf: Çocuğun göbeğini kesmek; göbeğinde bir sancı vardır.

2.Lahana, marul gibi bazı sebze ve meyvelerin ortası, merkezi: Marul, salata göbek bağlamış. Karpuz göbeği. 3.mec. Orta, merkez, kalbgâh: Ta göbeğinde, şehrin göbeğinde, tavan göbeği, keçe, şal göbeği. 4.Kuşak, batın, karın, zürriyet, nesil: Beş göbek torunu.

5.Hayvanın göbek tarafı postundan ibaret kürk, Fars. nâfe (bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır): Göbek kürk. Göbeği düşmek = Göbek fıtkına uğramak. Göbek sökülmek = Çok zor görmek. Göbektaşı = Hamamın ortasında göbeğin üzerine yatılıp kendini ovdurmaya mahsus mermer döşeli yüksekçe yer. Kadıngöbeği = Bir çeşit hamur tatlısı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

umbilical. omphalic. belly. belly button. navel. umbilicus. core. heart. center. centre. midpoint. bay window. branch. center-piece. centre-piece. omphalos. pod. spare tire. spare tyre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belly. navel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hub. core. nucleus. navel. pot-belly. the middle. the central part. generation. nave. armature. kern. vortex. rosette. bossing. boss. knop. center point. focus. midpoint. umbilicus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

name given to a child when its umbilical cord is cut. middle name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infant's belly band. umbilical cord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bellydance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

music for a belly dance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heated marble platform on which one lies to sweat in a Turkish bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Lahana ve salata gibi şeylerin göbek bağlaması: Lahanalar daha göbeklenmedi. 2.Şişmanlayıp göbek bağlamak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become pounchy. to get a pot-belly. to develop a heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Göbeği olan, göbek bağlamış: Göbekli marul, göbekli adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bellied. paunchy. potbellied. bellied.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paunchy. potbellied.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naveled. pot-bellied. paunchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (belki Rumca’dan). Bacaksız çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KÖBELEK) (i.). Yemeği yapılan bir mantar çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük ve genç zağar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) goblen duvar halısı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) aracı, arabulucu: simsar, tellâl .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Gobi Çölü .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gobelin tapestry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goblin stitch. tapestry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kadeh .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gulyabani, cin .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mercek siperi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kayabalığı, Gobiidae familyasından bir balık. black goby kömürcün kayası, (zool.) Gobius niger fresh water goby dere kayası., (zool.) Gobius fluviatilis rock goby hortumkayası, (zool.) Gobius pa ganellus. yellow goby sazkayası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (k.dili) saygısızlık; görmezlikten gelme; kaçınma, çekimserlik. give someone the go-by tanımazlıktan gelmek, yüz vermemek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), A.B.D. Amerikan fıstığı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Düzenli olarak kodlanmış bilgi yollayan bir uydu ağıdır ve uydularla aramızdaki mesafeyi ölçerek yeryüzündeki kesin yerimizi tespit etmemezi sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Global yer belirleme sisteminin kısa yazımı. Uydular aracılığıyla anlık yerinizi bulmanıza olanak sağlayan bir sistem.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. biyoloji). Alyuvarların en önemli cevheri. Birleşiminde demir, azot, oksijen, kömür ve kükürt vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hemoglobin. haemoglobin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The normal coloring matter of the red blood corpuscles of vertebrate animals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In arterial blood, it is always combined with oxygen, and is then called oxyhemoglobin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Blood crystal, under Blood. a hemoprotein composed of globin and heme that gives red blood cells their characteristic color; function primarily to transport oxygen from the lungs to the body tissues; 'fish have simpler hemoglobin than mammals'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the iron-protein component in the red blood cells that carries oxygen to body tissues. substance in the red blood cells that supplies oxygen to the cells of the body. iron-containing, oxygen-carrying pigment in red blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The iron-containing pigment of the red blood cells which carries oxygen from the lungs to the tissues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance contained within red blood cells that carries oxygen from the lungs throughout the body Hemoglobin is responsible for the color of red blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hemoglobin is a substance contained within the red blood cells and is responsible for their color It has the unique property of combining reversibly with oxygen and is the medium by which oxygen is transported within the body It takes up oxygen as blood p

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The oxygen-carrying part of the red blood cell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The molecule in the red blood cell that carries oxygen Hemoglobin combines with oxygen in the lungs and releases it in the tissues It is what makes blood red.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein in red blood cells that transports oxygen from the lungs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the red blood cells that carries oxygen to all parts of the body Hemoglobin is measured in grams per deciliter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein inside your red blood cells It is the part of the red blood cell that carries oxygen from your lungs to the rest of your body Hemoglobin also carries sugar, because sugars can stick to all kinds of proteins in your body. a type of protein in the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protein found in red blood cells that transports oxygen from the lungs to the tissues where the oxygen is readily released and CO2 from the tissues to the lungs where it is released. the iron-containing pigment of the red blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An iron-containing conjugated protein or respiratory pigment occurring in the red blood cells of vertebrates.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A respiratory protein contained in red blood cells that transports oxygen from the lungs to the tissues of the body Its structure consists of two pairs of globin chains and a heme group that binds the oxygen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This protein carries oxygen in the blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the red blood cells that carries oxygen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Iron-containing pigment of the red blood cells that carries oxygen from the lungs to the tissues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein in red blood cells that transports oxygen and carbon dioxide and gives blood its red color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The component of red blood cells that carries oxygen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protein found in red blood cells that carries oxygen Hemoglobin gives blood its red colour. an iron-containing respitory pigment of red blood cells that is made up of a globin composed of four subunits Each subunit is linked to a heme molecule that fu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The oxygen-carrying pigment of red blood cells, it is manufactured in bone marrow, and composed of iron-containing heme and the protein globin Many types of hemoglobin have been identified, however adult and fetal types are considered to be normal Tests t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hemoglobin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Sadece Hindistan’a değil, kuzey Afrika ülkelerine, özellikle Fas’a gidenlerin en çok ilgisini çeken şeylerden biri de yılan oynatıcılarıdır. Yılan oynatıcısının yılanının sepetinden çıkartıp oynatmasının, onu bir tür hipnotize etmesinin, flütünden (aslında flüt benzeri bir çalgıdan) çıkardığı seslerle bir alakası yoktur.

Çünkü kobra yılanı bir taş gibi sağırdır. İşitme organı ve buna bağlı sinirleri yoktur. Sesleri duyması mümkün değildir. O sadece yerden, yani topraktan gelen titreşimleri hissedebilir. Yılanlar titreşimlere karşı çok hassastırlar.

Aslında yılanın sepetinden çıkıp, dikelip aldığı pozisyon saldırı pozisyonudur. Kobra gövdesinin ön bölümünü havaya diker ve boynunu yassıltarak genişletir. Bu hareketi boyun kaburgalarını birbirlerinden ayırarak sağlar.

Yılan oynatıcısı elindeki flütü sağa sola sallayarak yılanın baktığı hedefin yerini sürekli değiştirir. Yılan flüte doğru kafasını oynattıkça bu, seyircilere sanki yılan dans ediyormuş izlenimini verir. Aslında yılanın sallanması fiziksel bir olaydır. Onu vücudunun üst kısmını yerden yükseltebilmek için yapar. Sallanmayı kestiği an yere düşer.

Kobra yılanları türünün hepsi bir değildir. Yılan oynatıcıları genellikle gördükleri her şeye anında saldıran Kral Kobrası’nı tercih etmezler. Bunlar aynı zamanda dünyanın en büyük zehirli yılanlarıdırlar. Boyları 5 metreyi geçer zaten en kuytu yerlerde yaşarlar ve diğer kobraların aksine insandan kaçarlar.

Yılan oynatıcılarının tercihleri daha sakin olan ve yemeyi gözünün kesmediği büyüklükteki objelere saldırmayan Asya Kobrası’dır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (cin). play hob with karmakarışık etmek, altüst etmek. raise hob yaramazlık etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ocak yanı çıkıntısı; bazı oyunlarda hedef kazığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). topallamak, aksayarak yürümek, seke seke dolaşmak; bukağı vurmak, kösteklemek; topal etmek; (i). topallama, aksama; bukağı, köstek; müşkülat, dert; ayakbağı, engel. hobble skirt dar etek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hantal ve beceriksiz delikanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merak, zevk için yapılan uğraş. ride a hobby aşırı bir meraka sahip olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şahin, delice doğan, (zool). Falco subbuteo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sallanan oyuncak at; çocuğun at diye bindiği değnek; bir kimsenin merakla takip ettiği konu veya iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ifrit, gulyabani; gerçeksiz korku.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hobby. pastime. avocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hobby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hobby. avocation. pastime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iri başlı kısa çivi, ayakkabının altınaa vurulan iri başlı çivi, kabara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bed, bing) arkadaşlık etmek, sıkıfıkı olmak; beraberce içip eğlenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i (çog hobos veya hoboes) gezici rençper; serseri kimse, aylak kimse, boş gezenin boş kalfası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ya bu ya hiç', şeklinde bir şık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kuduz hastalığı; sudan korkma illeti. hydrophobic s. kuduz hastalığına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. alçak; şerefsiz; kalitesiz, bayağı. ignobly z. alçakça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu özellik, makinenin fotoğrafçılık çok yönlülüğünü ve yaratıcılığını artırmak için isteğe bağlı objektiflerin ya da filtrelerin eklenmesine izin verir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kımıldanamaz, kımılda tılamaz; hareketsiz. immobil'ity i. hareket sizlik, yerinden kımıldamayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yerinde durdurmak, tespit etmek, kımıldanmaz hale getirmek; tıb. sargı ile tespit etmek;tic. tedavülde olan paranın değerini muhafaza için bir kısmını tedavülden çekmek; askeri kuvveti savaşamaz hale getirmek. immobiliza'tion i tespit etme, hareke

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ihtimal dahilinde olmayan, umulmayan. improbability i. ihtimal dahilinde olmayış improbably z. ihtimal olmayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şerefsizlik, iffetsizlik, dürüst olmayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dikkatsiz, etrafına dikkat etmez, dalgın. inobservance i. dikkatsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sarhoşluk, bekrilik, içkiye düşkünlük, itidalsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) soru işareti ile ünlem işaretinden icat edilmiş karışık bir işaret .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. resmi işlerde dalaverecilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) izobar, eşbası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. coğrafya). Hava basıncı eşit olan noktalar, böyle noktaları birleştiren eğri; eşbası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) hava basıncı eşit olan (yerler).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. isobare

coğ. eş basınç

Hava basınçları eşit olan yeryüzü noktalarını birleştirdiği varsayılan eğri.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

isobar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

isobar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Yakup peygamber, Yakup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Yakup Peygamberin rüyasında gördüğü dünya ile cennet arasındaki merdiven; (den.) çoğunlukla tahta basamakları olan ip merdiven.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Yunan kediotu, (bot.) Polemonium caeruleum; bu türden herhangi bir bitki .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) İngiliz kralı

1.James'e veya zamanına ait; 17. yüzyıl İngiliz mimari şekline ait; (i.) bu devirde yaşamış önemli kimse.


İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Fransa ihtilâli sırasmda şiddet dönemini başlatan politikacı; Dominik tarikatında papaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. jacobin

tepeden inmeci

Tepeden inme taraftarı.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. jacobinisme

tepeden inmecilik

Egemen güçlerin, toplumun çıkarına birtakım görüşleri, uygulamaları topluma benimsetmesine dayanan akım.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iş, görev, vazife, memuriyet; hizmet; dalavere, hileli iş. job printer ufak şeyler matbaacısı. job work götürü iş. a job lot kâr için alınan türlü türlü eşya. by the job götürü. on the job iş başında, vazife başında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bed, -bing) iş vermek; kira ile tutmak; komisyonculuk yapmak; kişisel çıkarı için resmi işe girmek; götürü iş yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Eyüp; Eski Ahdin Eyüp kitabı. Job's comforter sözde teselli etmeye çalışarak birisinin kalbini kıran kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. toptancı, toptan mal satan tüccar, toptan dağıtımcı; parça başına çalışan işçi; resmi görevinden özel çıkar sağlayan politikacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaş otu, bot. Coix lachrvma -jobi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kebap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yuvarlak ve ortası çukur bir hamur tatlısı, bk. Kadın.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. claustrophobie

tıp kapalı yer korkusu

Dar ve kapalı yerlerde duyulan kaygı veya korku.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claustrophobia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claustrophobia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (bed, bing) top, yumru; topuz, tokmak; tepecik, yuvarlak tepe; argo kafa, kelle; (f.) yumrulaştırmak. knobbiness (i.) yumru yumru olma. knobby (s.) yumrulu, yumru yumru olan; tokmak gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Güney Afrika yerlilerinin mızrak veya ok yerine kullandıkları topuzlu değnek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kabalık, battallık, hantallık: Konuştukları dilin kobadlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Al. kimya). Co senbolü ile gösterilen beyaz renkli bir eleman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cobalt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Cobalt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cobalt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Hem insanlara hem de hayvanlara zararlı nitelik taşımakla birlikte tıpta kullanılan radyoaktif kobalt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Amerika yerlilerinin dilinden). Kemirgenlerden tavşandan küçük bir hayvan (cavia cobaya).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cavy. guinea pig. subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cavy. guinea pig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guinea pig. cavy. laboratory animal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Almanya'da yerin altındaki kıymetli madenleri korumakla görevli olduğu sanılan bir cin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hindistan’da yaşayan çok zehirli bir çeşit gözlüklü yılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cobra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cobra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

articulated bus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. botanik) Sulak çayırlarda yetişen, zehirsiz bir mantar çeşidi (agaricus campestris).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir organın birbirinden ayrı ve yuvarlakça parçalarının her biri: Akciğer, beyin lobları.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bed,- bing) i. ağır ağır atmak; tenis kortunun arka tarafına düşsün diye topu havaya vurmak; (kriket) topu aşağıdan ve ağır ağır atmak; yavaş yavaş ve salınarak gitmek; i. havaya vurulan top; ağır ağır ve aşağıdan atılan top.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. toparlak kısma ait, lopa ait, loplu. lobar pneumonia akciğer lopu zatürreesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot., zool. yuvarlak kısımları olan, loplu; kenarları sarkık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dehliz, koridor, geçit; antre; bekleme odası; senatör veya milletvekilleri ile görüşmek üzere bekleme salonunda bekleyen kimseler; kulis faaliyeti; f., A.B.D. oylarını kazanmak amacıyle meclis üyeleriyle görüşmek. lobbyist i. böyle görüşmelerde

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yuvarlakça kısım; kulak memesi; ciğerin yuvarlak ucu, lop; mak. yuvarlak olmayan çarkın çıkıntılı tarafı; jeol. karada bulunan geniş bir buz tabakasının çıkıntılı ucu. lobed s. yuvarlak uçlu, loplu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bir bitki cinsi (lobelia).

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. lobby

mim. dalan

Bir yapının kapısından içeri girildiğinde görülen ilk boşluk.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lobby. pressure group.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lobby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lobby. waiting room. political lobby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lobby. pressure group.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lobby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lobby. waiting room. political lobby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. A.B.D kurt

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. beynin bir kısmını kesip çıkartma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ıstakoz, zool. Homarus vulgaris. lobster-eyed s. patlak gözlü. lobster pot ıstakoz tutma sepeti. lobster thermidor ıstakoz etiyle mantardan yapılmış yahni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yuvarlakça ufak çıkıntı, lopçuk. lobular s. böyle çıkıntılı, loplu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kısa ve kalın sopa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

club. cudgel. indian club.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tekerlekleri vasıtasıyla istenilen yere çekilebilen buhar makinesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gül kokulu bir çeşit enfiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikrop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Tıbbın mikroplarla uğraşan kolu.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

MMC hafıza kartlarından boyut olarak daha küçük ancak özellik olarak daha geliştirilmiş kartlardır. Düşük voltaj ve yüksek veri transferi için tasarlanmıştır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-bed, -bing) insan kalabalığı, izdiham; ayaktakımı, avam; k.dili gangsterler çetesi: f. güruh halinde saldırmak, kitle halinde hücum etmek; merakla etrafını sarmak; yığılmak. mob law halk tarafından yürütülen kanun, linç kanunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dengede hareket düzeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yer değiştirebilen, devingen, serbest hareket eden; akışkan; kolay değişen (çehre); değişken, kararsız (fikir); ask. seyyar (ordu). mobile home araba ile çekilebilen tekerlekli ev. mobility i. devingenlik; değişkenlik; akışkanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. mobilisé

hareketli

Hareketi olan, yer değiştirebilen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To put in a state of readiness for active service in war, as an army corps. cause to move around; 'circulate a rumor' make ready for action or use; 'marshal resources' get ready for war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make ready for action or use; 'marshal resources'. call to arms; of military personnel. get ready for war. cause to move around; 'circulate a rumor'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. seferber etmek, silah altına almak, harekete getirmek mobilization ; seferberlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. İ.). Döşeme eşyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furniture. furnishings. fitment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furniture. appointments. furnishing. furnishings. piece of furniture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker of furniture. seller of furniture. furniture shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker or seller of furniture. furniture store. furnisher. furniture dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

making or selling furniture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnished. provided with furniture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfurnished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfurnished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furniture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. avamtakımı yönetimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., argo gangster.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. monobloc

tekgövde

Parçalara ayrılmayan, bütün olarak bulunan.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, tıb yalnız kalmaktan korkma, yalnızlık korkusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sepicilikte ve boya işlerinde kullanılan helile ağaç meyvası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindistan'da zengin olmuş Avrupalı; çok zengin ve lüks hayat yaşayan adam; Hindistan'da Moğollar zamanında prens veya vali; Hindistan'da bazı Müslüman büyüklerine verilen ünvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Nairobi, Kenya'nın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Hint Okyanusunda Nikobar adaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Nb senbolü ile gösterilen bir eleman.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), argo baş, kafa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), argo asılzade; züppe ve büyüklük taslayan kimse. nobby (s.), argo gösterişli, şık, zarif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NEVBET) (i. A.).

1.Sıra: Şimdi nöbet bize geldi. 2.Kere, defa, sefer: Bu nöbet böyle olsun, o işi bir nöbette görmeli. 3.Sıra ile görülmüş bir işten herkese isabet eden kısım: Bugün benim nöbetimdir.

4.Karakol ve nokta hizmeti: Nöbet beklemek, nöbette olmak, nöbete girmek.

5.Eskiden günün belirli saatlerinde vezir kapılarında çalınan mehter: Kapısında nöbet çalınıyor.

6.Sıtma vesair hastalığın günde, iki veya üç günde bir kere gelen kriz hâli: Benim sıtmam, başağrım nöbete bindi.Sıtma: Akşamları nöbet leliyor. Nöbetle, nöbetleşe = Sıra ile.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watch. guard duty. turn. turn of duty. turn of work. attack. bout. ictus. invasion. paroxysm. police. post. sentry. sentry-go. spell. tour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watch. guard duty. turn. turn of duty. turn of work. attack. bout. ictus. invasion. paroxysm. police. post. sentry. sentry-go. spell. tour. fit. guard. shift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watch. turn. onset. fit. attack. bout. crisis. guard duty. regular turn. return draft. seizure. spasm. spell. tour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mehter-hâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Nöbet bekleyen, nöbette bulunarr. Ben, bugün nöbetçiyim, nöbetçi er, kapısında nöbetçi vardır.

2.İşçiye nezaret edip nöbete koyan adam. Nöbetçi subayı.

3.(denizcilik) Nöbetçi gemi = Donanmada dış işlere bakan gemi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guard. sentry. watchman. guardsman. picket. sentinel. warder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guard. sentinel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sentry. person on duty. watchman. guard. picket. sentinel. watch. watcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Nöbetçi kulübeleri çevreyi iyi gözetleyebilmek için zeminden yüksekte inşa edilirler dolayısıyla iyi bir hedeftirler. Buradaki nöbetçileri olabilecek ani bir silahlı saldırıdan koruyabilmek için etrafına belirli yükseklikte kum torbaları dizilir. Bu kum torbaları bir çok kişiye biraz ilkelmiş gibi görünebilir ama bir çok malzemeden daha iyi ve daha pratik kurşun geçirmez siperlerdir.

Kumun kurşun geçirmemesinin sırrı kum taneciklerindedir. Boyları 0,05 milimetreden 2 milimetreye kadar değişen kum tanelerinin şekilleri köşeli, yuvarlak veya karışıktır. Bu şekilleri nedeni ile bir torbaya doldurulan kum taneleri arasında boşluklar kalır ve bu boşluklar birbirleri ile bağlantılıdırlar.

Kum torbasına büyük bir kinetik enerji ile giren merminin enerjisi, aradaki bu boşluklar nedeni ile anında binlerce kum tanesine aktarılır. Her aktarışta diğer tanelere daha azalarak geçen enerji kısa sürede sönümlenir. Kinetik enerjisini aniden bu şekilde kaybeden mermi de daha kum torbasını delip çıkamadan durup kalır.

Aslında kurşun geçirmez camlarda da prensip aynıdır. Bu tip camlar, cam ve plastik, bir çok tabaka halinde, sandviç şeklinde sıkıştırılarak imal edilirler. Bir bakıma arabaların ön camlarına benzerler ama burada tabaka sayısı çok fazladır.

Kurşun bu tip bir cama çarptığında tabakaları tek tek delmeye başlar. Son tabakaya gelene kadar mermi bütün momentini ve enerjisini kaybeder. Enerji kimseye zarar vermeden cam ve plastik tabakalara geçer.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Nöbetçi kulübeleri çevreyi iyi gözetleyebilmek için zeminden yüksekte inşa edilirler dolayısıyla iyi bir hedeftirler. Buradaki nöbetçileri olabilecek ani bir silahlı saldırıdan koruyabilmek için etrafına belirli yükseklikte kum torbaları dizilir. Bu kum torbaları bir çok kişiye biraz ilkelmiş gibi görünebilir ama bir çok malzemeden daha iyi ve daha pratik kurşun geçirmez siperlerdir.

Kumun kurşun geçirmemesinin sırrı kum taneciklerindedir. Boyları 0,05 milimetreden 2 milimetreye kadar değişen kum tanelerinin şekilleri köşeli, yuvarlak veya karışıktır. Bu şekilleri nedeni ile bir torbaya doldurulan kum taneleri arasında boşluklar kalır ve bu boşluklar birbirleri ile bağlantılıdırlar.

Kum torbasına büyük bir kinetik enerji ile giren merminin enerjisi, aradaki bu boşluklar nedeni ile anında binlerce kum tanesine aktarılır. Her aktarışta diğer tanelere daha azalarak geçen enerji kısa sürede sönümlenir. Kinetik enerjisini aniden bu şekilde kaybeden mermi de daha kum torbasını delip çıkamadan durup kalır.

Aslında kurşun geçirmez camlarda da prensip aynıdır. Bu tip camlar, cam ve plastik, bir çok tabaka halinde, sandviç şeklinde sıkıştırılarak imal edilirler. Bir bakıma arabaların ön camlarına benzerler ama burada tabaka sayısı çok fazladır.

Kurşun bu tip bir cama çarptığında tabakaları tek tek delmeye başlar. Son tabakaya gelene kadar mermi bütün momentini ve enerjisini kaybeder. Enerji kimseye zarar vermeden cam ve plastik tabakalara geçer.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Nöbetçi hizmeti, nöbet bekleyen adamın hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being on duty. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guard. protection duty. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıra ile nöbet tutarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by turns. in rotation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take turns.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) asılzadelere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) asalet, soyluluk, asılzadelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) asil, soylu, soydan; âlicenap, yüce gönüllü; heybetli, yüce, ulu; mükemmel, çok güzel; eski kimyasal değişiklik göstermeyen (kıymetli maden); (i.) asılzade, soylu kimse; İngiltere'nin eski bir altın parası. nobleman (i.) asılzade. noblewoman

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) asılzadeler zümresi, soylular sınıfı. noblesse oblige (oblij') (Fr.) soylu kimselerin başkalarına mertçe ve soylu bir şekilde davranma vazifesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(zam.), (i.) hiç kimse; (i.) önemsiz bir kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sert tavırlı ve inatçı, nazik olmayan: Pek nobran adamdır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (güz.) (san.) nesnel olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Birkaç bölüklü büyük ve uzun göçebe çadırı.

2.Çadır halkı, göçebe ailesi. 3.Çadırlardan müteşekkil küçük .topluluk.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large nomad tent. nomad group. encampment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a group of nomads (under the authority of a chief. large tent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

On-Base Average.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

On Base Average See On Base Percentage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Output-Based Aid [TOP].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Optical Brightening Agent Optical whiteners Completely synthetic substances which refract light and make it appear white to the human eye OCR PAPER Optical Character Recognition Paper, woodfree paper intended for automatic optical scanning OFFSET PAPER Pa

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çadırlarda yaşayan göçebe ailelerin meydana getirdiği topluluk. 2.Genellikle bölmeli göçebe cadın. 3.Yabancı. 4.Zeka ya da yetenekleri olağanüstü işler başaracak kadar üstün olan kimse, dahi. 5.Ova.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Sabaha ait musiki parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mübalağa etmek, abartmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) bir şan solosuna refakat eden müzik aletinin çaldığı parça, obligato.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (bot.) yürek şeklinde ve sivri ucu sapa yapışmış olan (yaprak), obkordat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) inatçı, katı kalpli; sert, kırıcı, yumuşatılamaz; idaresi zor. obduracy (i.) inatçılık, sertlik. obdurately (z.) inatla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) özellikle Batı Hint Adalarında ve ABD'de zenciler tarafından uygulanan bir çeşit büyü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) itaat, itaat etme, söz dinleme, boyun eğme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) itaatli, söz dinleyen, yumuşak başlı. your obedient servant eski kulunuz, bendeniz (mektuplarda imza ile kullanılırdı). obediently (z.) itaatkar olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hürmetle eğilme; hürmet, saygı, riayet. pay veya do obeisance hürmet göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yığın, top, bölük, takım: Halk öbek öbek oturmuştu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tuft. group. mass. heap. pile. block.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

block, group. heap. pile. mass. clump. mound. tuft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. obélisque

dikili taş

Önemli bir olayın durumu veya bir zaferin anısı için dikilmiş tek parça yüksek taş.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An upright, four- sided pillar, gradually tapering as it rises, and terminating in a pyramid called pyramidion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is ordinarily monolithic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Egyptian obelisks are commonly covered with hieroglyphic writing from top to bottom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Dagger, n., 2.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To mark or designate with an obelisk. a stone pillar having a rectangular cross section tapering towards a pyramidal top.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obelisk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a stone pillar having a rectangular cross section tapering towards a pyramidal top. a character used in printing to indicate a cross reference or footnote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An upright 4-sided usually monolithic pillar that gradually tapers as it rises and terminates in a pyramid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tapering, four-sided pillar of stone which was usually inscribed with hieroglyphs to honour a pharaoh Most were made of granite The biggest Egyptian obelisk now stands in Rome and is nearly 31 metres tall The biggest still in Egypt is 29 5 metres high a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An upright, four-sided pillar, gradually tapering as it rises, and ending in a pyramid called a pyramidion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tapering four-sided pillar made of stone It is said that some of the obelisk at the Temple of Karnek were plated in gold, to catch the sun's rays.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Vertical stone pillar of needle shape with pyramidion on the top Its origin ties it to the Egyptian sun cult They are always carved from a single stone The tapered top part of them were usually covered with gold or electrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Though the name is derived from the Greek obeliskos, meaning 'a small spit',. tall, tapered, four-sided monolith with a pyramid-shaped peak, associated with the power of the sun god; most were carved from pink granite quarried in Aswan and were either cap

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obelisk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dikili taş, dört köşeli sütun; (matb.) başvurma işareti, (+).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çok şişman. obesity (obi'sıti, obes'ıti) (i.) şişmanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) itaat etmek, söz dinlemek, denileni yapmak; tabi olmak, boyun eğmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) şaşırtmak, şaşkınlaştırmak; dumanlı yapmak, karartmak. obfusca'tion (i.) şaşırtma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) obeah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Japon kadın ve çocuklarının kimono üstüne bağladıkları enli kuşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(k.dili), (bak.) obituary.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(huk.) bir hakim tarafından resmi olmayarak ileri sürülen fikir; rasgele söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) bir öIü hakkında yazılan kısa biyografi; (s.) birinin öIümüne ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) object, objection, objective.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. objet

fel. nesne

Öznenin dışında kalan her konu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

object.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

object. thing nesne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

object. thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şey, madde, görülür veya dokunulur şey, nesne, obje; hedef, nişan, amaç; (gram.) nesne. object at issue (huk.) anlaşmazlık konusu; iddia olunan şey. object glass bir mikroskop veya teleskopun hedefe yakın olan merceği veya mercekleri, objektif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) itiraz etmek, uygun görmemek, razı olmamak; karşı gelmek; itiraz olarak ileri sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) nesnelleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) itiraz; itiraz etme; itiraz sebebi. objectionable (s.) itiraz edilebilir, yolsuz. His actions were objectionable. Terbiyesizce davrandı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) objektif; öznel olmayan, dıştan olan; gerçek; (gram.) nesneye ait; nesnel; amaca ait; (i.) hedef; gram nesne; mikroskop veya teleskopta objektif (mercek). objective case ismin (i.) hali. objectively (z.) nesnel olarak. objectiv'ity (i.) tara

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fels.) nesnellik taraftarlığı; (güz.) (san.) nesnel öğeler kullanma eğilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). t. Gerçekleri olduğu gibi aksettiren.

2.(fizik) Sinema ve fotoğraf makinası, mikroskop, dürbün vs. gibi optik cihazlarda cisimlerden gelen ışınları toplayıp aksettiren mercek veya mercekler serisi.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. objectif

fel. nesnel

Bireyin kişisel görüşünden bağımsız olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

objective. even-handed. clinical. practical. objective. object-glass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lens. objective. detached. disinterested nesnel. objective glass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

objective. unbiased. lens. object glass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Objektif kapağı açıldığında, fotoğraf makinesi otomatik olarak açılır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

objectivism. objectivitism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. objectiviste

fel. nesnelci

Nesnelcilik yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. objectivité

nesnellik

Nesnel olma veya nesnelerin gerçeğine dayanma durumu.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. objectivisme

fel. nesnelcilik

Öznenin değil nesnenin gerçekliğine dayanan bilgileri arayan akıl yolu.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kırıcı şekilde azarlamak, paylamak. objurga'tion (i.) azar, paylama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (Ru.) ilçe, il.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) manastır hayatına kendini adamış (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (geom.) kutupları yassılaşmış (sferoid).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Tanrı'ya sunulan şey, adak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (s.) zorlamak, mecbur etmek, zorunda bırakmak; (s.) bağlı, mecbur; kayıt altında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mecburiyet, yüküm, zor; (huk.) senet, borç; farz, ödev, yüküm. Iaw of obligations borçlar hukuku.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) obbligato.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) mecburi, gerekli, zorunlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) mecbur etmek, zorlamak, zorunlu kılmak, zorunda bırakmak; minnettar kılmak; iyilik etmek, memnun etmek. I am much obliged. Çok minnettarım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (huk.) alacaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) nazik, hoş davranan, yardım etmeye hazır. obligingly (z.) nazik bir şekilde. obligingness (i.) nezaket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (huk.) yüküm altına giren kimse, bir borç senedini imza eden kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (f.) meyilli, eğik, eğilmiş, eğri; dolaylı, ima yollu; (anat.) eğik (kas); (f.) meyletmek, sapmak; (ask.) eğik bir yönde gitmek. oblique angle (geom.) dik olmayan açı. oblique case (gram.) ismin hitap halinden ve yalın halinden başka herhangi b

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yok etmek, silmek, bozmak, gidermek. oblitera'tion (i.) yoketme, silme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) unutma, unutuş, unutulma; kayıtsızlık, ilgisizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (gen.) of veya to ile unutkan; habersiz; çevresinden habersiz; ilgisiz. obliviously (z.) ilgisizce, unutarak. obliviousness (i.) ilgisizlik, unutkanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) dik dörtgen şeklinde olan, uzunca, boyu eninden fazla; (bot.) yaprakları yumurta biçiminde; (i.) dik dörtgen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kötüleme, zemmetme, kınama, iftira etme, hakkında kötü söyleme, yerme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) iğrenç, tiksindirici; çirkin görünen. obnoxiously (z.) uygunsuz olarak, çirkince. obnoxiousness (i.) uygunsuzluk, çirkinlik, iğrençlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) obua. oboist (i.) obua çalan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eski bir Yunan gümüş sikkesi; eski Yunan ağırlık birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (bot.) obovat, ters yumurtamsı (yaprak), geniş ucu yukarıya doğru olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çukurlu, çukurları olan, engebelik: Obruk bir tarla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

katavothre. ponor. concave. pit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çukurlanmak, oyulmak, çukur çukur olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (kuyu) Çökmek, bir çukur hâlinde kalmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) observation, observatory, obsolete.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) müstehcen, açık saçık, edebe aykırı; ağıza alınmaz; tiksindirici, iğrenç. obscenely (z.) müstehcen olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) açık saçıklık, müstehcenlik; açık saçık laf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) ilerlemeye veya ilme karşı olan, bilgisizlik taraftarı, gerici (kimse). obscurantism (i.) bilgisizlik taraftarlığı. obscurantist (i.) bilgisizlik taraftarı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) karartma; kararma; karanlık; (astr.) ay tutulması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (f.) çapraşık, anlaşılması güç; belirsiz, gösterişsiz, tanınmamış; bulutlu, karanlık; (f.) karartmak, karanlık yapmak; örtmek, gözden saklamak. obscurely (z.) anlaşılmayacak şekilde. obscureness, obscurity (i.) çapraşıklık, belirsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) cenaze törenleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) aşırı derecede itaatli, fazla boyun eğmiş; dalkavukluk eden. obsequiously (z.) dalkavukluk ederek. obsequiousness (i.) dalkavukluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) görünür; öIçüIür; izlenebilir; incelemeye değer, dikkat etmeye değer; görülür, ayırt edilebilir. observably (z.) görülecek şekilde. observingly (z.) dikkatle bakarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yerine getirme, yapma; görenek, adet, örf; tören, usul; mezhep, tarikat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) dikkat eden, dikkatli, riayet eden; itaatli, kanuna riayetkâr. observantly (z.) dikkat ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dikkatli bakma, inceleme; gözlem, rasat; fikir, yorum; (ask.) gözetleme. observation car yolcuların etrafı seyretmesine uygun şekilde geniş pencereleri olan vagon. observation post (ask.) topçu rasat mevzii. observational (s.) gözlem kabilinden,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rasathane; etrafın manzarasını seyretmek için yapılmış kule.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. astronomi). Rasathane.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. observatoire

gök b. gözlemevi

Gök gözlemleri yapan, gök cisimlerini ve olaylarını inceleyen yer.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) dikkatle bakmak, dikkat etmek; yerine getirmek, tutmak; ileri sürmek, düşünceyi belirtmek; gözlemek; kutlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dikkat eden kimse; gözleyen kimse; uçaklarla düşmanın yerini veya durumunu tespit etmekle görevli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. obsessive

ruh b. takıntılı

Takıntısı olan.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) musallat olmak, tedirgin etmek; zihnini meşgul etmek. obsession (i.) kafayı meşgul eden düşünce; sürekli endişe; sabit fikir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. obsession

ruh b. takıntı

Bir şeye hastalık derecesinde düşkünlük.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yanardağdan çıkan koyu renkli cama benzer çok sert bir taş (eskiden bu taştan ok başı ve bıçak yapılırdı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) modası geçmekte olan, seyrek kullanılan, az işlek (kelime, makina). obsolescence (i.) eskime.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kullanılmayan, eski, modası geçmiş (kelime veya görenek); (biyol.) eskilerine oranla az gelişmiş. obsoleteness (i.) modası geçmişlik, eskimişlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) engel, mâni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çocuk doğumuna veya gebeliğe ait. obstetrics (i.) gebelik ve doğumla uğraşan tıp dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) doğum mütehassısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) inatçı, ayak direyici, dik kafalı, söz dinlemez; mukavemeti kırılmaz. obstinacy (i.) inatçılık, dik başlılık. obstinately (z.) inatla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gürültücü, şamatacı, yaygaracı; ele avuca sığmaz, idaresi güç, haylaz. obstreperously (z.) haylazca. obstreperousness (i.) ele avuca sığmama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) engel olmak, mani olmak; tıkamak, kapamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mani, mania, engel, set; blokaj, bloke etme. obstructionism (i.) siyasette bloke etme. obstructionist (i.) bloke eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) engel olan. obstructively (z.) engel teşkil ederek. obstructiveness (i.) engelleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (tıb.) mecraları tıkayan (madde).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Engelleme; siyasî ve parlamenter engelleme.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. obstruction

engelleme

Siyasi kuruluşlar vb.nde tartışma yöntemlerinin bütün imkânlarından yararlanılarak kanunların tartışılmasını ve oylanmasını düzenli bir biçimde önlemek, geciktirmek amacıyla yapılan girişimler.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obstruction. blocking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) obedient.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) bulmak, almak, ele geçirmek; âdet olmak, geçerli olmak. obtainable (s.) elde edilebilir, bulunabilir, kazanılabilir. obtainment (i.) elde etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) içine sokmak; davetsiz olarak veya istenilmeyen yere sokmak; zorlamak; izinsiz veya haksızca girmek veya girişmek. obtrusive (s.) istenilmediği halde sokulup sıkıntı veren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) zeki olmayan; duygusuz; (geom.) geniş; boğuk (ses). obtuse angle geniş açı. obtusely (z.) duygusuzca. obtuseness (i.) duygusuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Zurnanın çok gelişmiş şekli olan bir tahta nefesli Batı musikisi çalgısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hautboy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oboe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oboe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oboist. oboe player.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Doymayan, çok yiyen, pisboğaz.

2.Doymazlık, oburluk (abur cubur’un da aslı obur cubur olsa gerektir, (bk.) Abur cubur).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Diğer, öteki. 2.Yarından sonraki: Öbür gün. Öbür dünya = Ahi ret.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gluttonous. glutton. greedy. gourmand. voracious. edacious. esurient. lickerish. open-mouthed. piggish. ravenous. glutton. gormandizer. guzzler. cormorant. hog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glutton. gluttonous. insatiable. voracious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gluttonous. edacious. glutton. greedy. insatiable. insatiate. piggish. voracious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the other. other. alternative. second. far. another. another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

far. other. second. the other. the next.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lower world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the day after tomorrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Diğeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doymazlık, yemek hususunda tamahkârlık, pisboğazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

edacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gluttony. greediness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gluttony. voracity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Diğeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

another. other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. obus). İçi patlayıcı madde dolu top güllesi. Obüs topu = Bir çeşit havan topu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

howitzer. shell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

howitzer. obus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Obüs.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Su kaynağı. 2.Akarsulardan oluşan küçük derecik. 3.İki derenin birleştiği dar y(Erkek İsmi) 4.Karların erimesiyle oluşan ufak dere.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yüzü bakan kimseye dönük; (bot.) dibi tepesinden daha dar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) paranın yüz tarafı, yüz; herhangi bir şeyin yüz tarafı; bir meselenin öbür tarafı; (man.) bir önermeyi tersine çevirerek çıkarılan başka bir önerme: Bütün insanlar fanidir. Hiç bir insan baki değildir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (man.) bir önermeyi ters yönde ifade etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) başka tarafını göstermek için çevirmek; (man.) bir önermeyi ters yönde ifade etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) etkili tedbirlerle önünü almak, önlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) aşikar, açık, apaçık, besbelli, belli. obviously (z.) açıkça. obviousness (i.) aşikârlık, açıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (bot.) üst üste gelmiş; birbirine sarılmış (yaprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ekim; (İng.) ekim ayında yapılan bira veya elma suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iş dışında; işsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iş sahasında yetiştirme ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pelesenk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hakaret dolu; utandırıcı, yüz kızartıcı. opprobriously z. utanç verecek şekilde. opprobriousness i. rezillik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rezalet; hakaret; ayıp; rezalet sebebi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. kemik dokusu meydana getiren hücre, osteoblast.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Alm. Autobahn

otoyol

Hızlı bir trafik akımı sağlamak amacıyla yapılan, çok şeritli, çift yönlü geniş yol.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeway. expressway. highway. motorway. autobahn. superhighway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autobahn. motorway. expressway. freeway otoyol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autoroute. express highway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. autobiographie

ed. öz yaşam öyküsü

Bir kişinin kendi yaşam öyküsü üzerine yazdığı yazı veya eser.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autobiography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autobiography. autobiography özyaşamöyküsü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autobiography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. autobiographique

öz yaşam öyküsüne dayalı

Bir kişinin kendi yaşam öyküsü üzerine yazdığı esere dayalı olarak yapılmış.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grass eating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grass eating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. L.). Çok miktarda yolcu taşımada kullanılan büyük otomobil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bus. autobus. motorbus. omnibus. coach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bus. omnibus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bus. autobus. carfare. motor bus. motor coach. motorbus. omnibus. strap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. L.). Motorlu, binek arabası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

automotive. automobile. auto. car. motorcar. autocar. motor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

automobile. car. motorcar. auto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

car. automobile. motor car. passenger car. coach. auto. high- involvement product. motor. para transit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. uykusuzluk ve asabiyet hallerinde kullanılan bir uyku ilâcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(sonek) aşırı derecede korku veya nefret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fobi, fobya, korku, belli bir şey veya duruma karşı duyulan aşırı korku.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yalnız ışıkta yaşayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ışıktan korkma, Işık fobisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ana kuvvet, hareketin ilk kaynağı; doğudan batıya doğru yirmi dört saatte dönerek gökcisimlerini taşıyan hayali gök küresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. probable, probably, problem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fels. olasıcılık, probabilizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. olasılık, ihtimal; muhtemel şey. in all probability her ihtimale göre. What are the probabilities? Tahminler nedir?

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.). Mutlak hakikati inkâr eden; gerçeğin ancak az veya çok ihtimaller arasında bulunabileceğini ileri süren doktrin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. probabilisme

fel. olasıcılık

Bilginin ancak olasılık değeri olduğunu, kesin doğrunun bilinemeyeceğini, bilginin yalnız olasılığa erişebileceğini ileri süren teoriye dayalı kuşkucu öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. olasılı, muhtemel. It is more than probable... Büyük bir ihtimalle... probably z. belki de, galiba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. boğaza kaçan bir şeyi çıkarmaya mahsus cerrah mili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. onaylama yetkisine ait; i. vasiyetnamenin resmen onaylanması; f. vasiyetnameyi resmen onaylatmak. probate court veraset mahkemesi. probate duty bir nevi veraset vergisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. hafif bir suçtan dolayı gözaltına alınma; (memuru) deneme süresi; gözaltı; kanıtlama; huk. vasiyetnamenin onaylanması. probation officer hafif suçluyu gözaltında bulunduran memur. probational, probationary s. deneme ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gözaltında olan hafif suçlu; deneme devresinde olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. denemeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. araştırmak, incelemek; sonda ile yoklamak, sondaj yapmak; i. cerrah mili, sonda; A.B.D. araştırma; insansız uzay roketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. doğruluk, dürüstlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Mesele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

problem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

problem. question. sum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A question proposed for solution; a matter stated for examination or proof; hence, a matter difficult of solution or settlement; a doubtful case; a question involving doubt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anything which is required to be done; as, in geometry, to bisect a line, to draw a perpendicular; or, in algebra, to find an unknown quantity. a question raised for consideration or solution; 'our homework consisted of ten problems to solve' a state of d

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

problem. case. teaser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The control complex of a fault-tolerant system can arrange its subsystems in many different configurations There are many possible paths through the subsystems How do you select a workable configuration when there is a faulty subsystem?.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A function from inputs to outputs, which we want an algorithm to compute A crossword puzzle is not a problem; it's an instance The set of all crossword puzzles is a problem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A problem consists of network events or patterns of network events TIAS users define problems based on situations they need to know about When a TIAS client subscribes to a view which includes the problem, the record of each problem instance is sent to th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An opportunity for improvement of an undesirable condition, often observed by symptoms, created by root causes, which must be systematically identified and eliminated or altered to control the condition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A question raised for inquiry, consideration, or solution An intricate unsettled issue which is a source of perplexity, distress, or vexation, and that may be difficult to understand or accept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A failure to meet the stated requirements Sometimes what is reported as a problem turns out to be a request for an enhancement, after research In that case, the reported problem would be removed from the Problem Report and added to the Change Request Repo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unknown root cause of one or more existing or potential Incidents Problems may sometimes be identified because of multiple incidents that exhibit common symptoms Problems can also be identified from a single significant Incident, indicative of a singl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a learner activity where the learner is required to solve a problem - it may be either an assessed or a non-assessed exercise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A visible performance deficiency in an important process, product, or service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A condition that impairs normal operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of call which is refers to device or service which is malfunctioning or broken. something that requires a solution. a liability, one likely to be whacked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Goal-response interference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A perceived gap between an existing state and a desired state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The specific problem that is going to be investigated State this in the form of a question.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the question, issue, problem logic, the problem is a specific discrepancy between an existing condition and a desired or expected one For example, if you are currently producing five widgets, and you seek or your goal is to produce seven, your problem

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A perceived gap between an existing state and a desired state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any deviation from the defined standards of process, artifact, or dynamics that creates a negative impact on quality, timeliness, or budget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business , issue , problem , trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. sorun, mesele; mat. problem; s. problemli. problem child problem çocuk. problem play bir sorunu işleyen oyun, tezli piyes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şüpheli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. problématique

sorunsal

Doğru olma ihtimali bulunmakla birlikte, şüphe uyandıran, kesin olmayan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

problematic. problematical sorunsal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

problem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a problem. having many problems.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

problemeatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Baldan çıkarılan güzel kokulu bir madde, balmumu yağı.

2.Arıların, kovanı sıvadıkları madde, duval.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. halkın yararına.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. hortumlu memelilere ait; hayvan hortumuna ait; hortumlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. hortum, fil hortumu; böceklerde hortum; (şaka) burun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. tövbesiz, günahkâr, sefil, melun; i. kötü yola sapmış kimse, ahlâkı bozuk kimse; f. ebedi ceza vermek (günahkâra); uygun görmemek, tensip etmemek; lânetlemek. reproba'tion i. lânetleme; tensip etmeme; melunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. soymak; başkasının para veya eşyasını alıp soymak; yağma etmek, talan etmek; mahrum etmek; hırsızlık etmek, adam soymak. rob Peter to pay Paul birine olan borcu ödemek için başkasının hakkını yemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. roba). Giyilecek şey, esvap, elbise.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yoke. woman's dress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hırsız, haydut, şaki, yol kesen kimse. robbery i. hırsızlık, adam soyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. cüppe, kisve, uzun elbise, biniş; resmi elbise, kaftan; kürk atkı; f. kaftan giydirmek veya giymek. robes of state resmi ve uzun hükümdar kıyafeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i .Amerika'ya mahsus kızıl göğuslü bir ardıçkuşu; (ing.) kızıl gerdan, nar bülbülü, zool. Erithacus rubecula Robin Goodfellow (ing.) mit. yaramaz peri. robin's egg blue ardıçkuşu yumurtasının rengi olan yeşilimsi açık mavi. Robin Hood ingiliz efsanele

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kaliforniya'ya mahsus bir çeşit beyaz meşe ağacı, bot. Quercus lobata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i, tıb. kuvvetlendirici; i. kuvvet ilâcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Çek dilinden). Elektrik veya mekanik yollarla çeşitli işler yaptırılabilen otomatik cihaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

robot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

robot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any browser program which follows hypertext links and accesses web pages but is not directly under human control Examples are the search engine spiders, the 'harvesting' programs which extract e-mail addresses and other data from web pages and various int

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any browser program which follows hypertext links and accesses web pages but is not directly under human control Examples are the search engine spiders, the 'harvesting' programs which extract e-mail addresses and other data from web pages and various int

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the technologically optimistic portion of the 20th century, robots were intelligent anthropomorphic machines that understood human speech, interpreted visual scenes, and manipulated objects in the real world In the technologically realistic 21st centur

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any browser program which follows hypertext links and accesses web pages but is not directly under human control Examples are the search engine spiders, the 'harvesting' programs which extract e-mail addresses and other data from web pages and various int

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the context of search engine ranking, it implies the same thing as Spider In a different context, it is also used to indicate a software which visits web sites and collects email addresses to be used for sending unsolicited bulk email.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A program that automatically does 'some action' without user intervention In the context of search engines, it usually refers to a program that mimics a browser to download web pages automatically A spider is a type of robot See also: Spiders.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A program that automatically searches the World Wide Web for files.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the context of search engine ranking, implies the same thing as Spider In a different context, it is also used to indicate a software which visits web sites and collects email addresses to be used for sending unsolicited bulk email.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A program that automatically surfs the Web Search engines use robots to surf the Web and catalog different Web sites in their databases This allows the Web pages to be found when someone performs a search Robots are commonly referred to as bots and spider

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A server-based program designed to automatically collect information from the web Robots typically travel the Internet in search of web site addresses and brief summaries of information contained on each web page This information is usually stored in a se

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fast, automated program, such as a search engine, indexing program, or cataloging software, that requests Web pages much faster than humans can.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any browser program that follows hypertext links and accesses Web pages but is not directly under human control Example: search engine spiders, the harvesting software programs that extract e-mail addresses or other data from Web pages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A computer program that runs automatically Two types of robots are agents and spiders.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A robot is a program that runs automatically without human intervention Typically, a robot is endowed with some very basic logic so that it can react to different situations it may encounter One common type of robot is a content-indexing spider, or webcra

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Software program that traverses the internet gathering information into searchable web databases Robots are sometimes referred to as web spiders.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A robot is a process that travels over the Web performing automated tasks like data collection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The software program which a search engine runs to read and analyze your site See also spider Google's robots are called Googlebot and Freshbot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A program that operates in periodic, unattended manner, typically used for server maintenance or as a spider; an agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A re-programmable, multifunctional manipulator designed to move material, parts, tools, or specified devices through variable programmed motions for the performance of a variety of tasks Common elements which make up a robot are: controller, manipulator,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Browser programs, which are not under human control, accessing web pages and following hypertext links, such as search engine spiders. : an automated software that crawls all over the Web for information to place in a database The robot follows links and

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also known as a 'Spider,' a robot is a machine which scours the World Wide Web, examining URL's and bringing descriptions of them back to a database, usually for use by a WWW search engine. 1 a computerised machine designed for a wide variety of manufactu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A program that automatically searches the World Wide Web for files Top. a mechanism that can move automatically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

labour service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. insan gibi çalışan makina, robot; her türlü emirleri makina gibi yerine getiren vicdansız ve duygusuz kimse. robot bomb kendi kuvvetiyle uçan bomba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

robotics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

robotize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

robotism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sağlam, gürbüz, güçlü, kuvvetli, dinç; kaba. robustly z. kuvvetle. robustness i. kuvvet, zindelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., gen. şaka kaba kuvvetli, kaba, sağlam .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot., zool. çukurları olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gummed tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shuttle bus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. islavlardan korkan adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. aptal veya kılıkslz kimse; İrl. çamur. slob ice Kan yığın halinde yüzen buz parçaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ağzından salya akıtmak, üzerine salya akıtıp bulaştırmak; salya akmak, salya gibi akmak; abartmalı söz söylemek; i. salya; bir ağız dolusu. abartmalı hissi laf. slobbery s. Islak, nemli; ağzından salya akıtan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Kendisinden üstün gördüklerini taklit ederek dikkati üzerine çekmeye çalışan kimse, züppe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. snop veya züppe kimse. snobbery i. züppelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kibarlık taslayan, züppe tavırlı, snop. snobbishly z. züppecesine. snobbishness i. züppelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. snobisme

züppelik

Züppeye yakışır davranış.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kar arabası, motorlu kızak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bed, -bing) i. içini çekerek ağlamak, hıçkırarak ağlamak, hüngür hüngür ağlamak; hıçkırır gibi ses çıkarmak; i. ağlama hıçkırığı. sob sister A.B.D., (argo) çok içli makaleler yazan kadın gazeteci. sob story (argo) göz yaşı döktüren kişisel hikâye

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İçinde ateş yanan ve dumanı bir saç boru ile dışarıya çıkarılan ısıtıcı; çeşitleri olur: Çinî, saç, dökme soba: Mutfak sobası = Üzerinde yemek pişirmeye mahsus olanı; fırını ve su ısınacak yeri de vardır.

2.Kışın soğuğa dayanamayan çiçek vesair bitkileri saksı ile koymak ve mevsimsiz çiçek, meyve yetiştirmek için üstü ve güneşe bakan tarafları camla örtülü, mahfuz ve içinde ateş yanan kap. (mec.): Sobada yetişmek = Pek çabuk ilerlemek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stove. free.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heater. stove. kiln. furnace. heating stove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Japanese buckwheat noodles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Japanese noodle made from buckwheat flour The buckwheat gives soba a dark brownish gray color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Buckwheat from which is made a wide variety of noodles. buckwheat noodles; a common, cheap food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Soba yapan, soba kuran veya tâmir eden işçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker. repairer or installer of stoves.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Home free (said by a player on reaching base.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reach base before sb else.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. kendine hâkim, ölçülü, dengeli, ılımlı, temkinli, makul; ciddi, ağır başlı; içki etkisinde olmayan; gösterişsiz; f. dizginlemek; ayılmak, ayıltmak. sober down ciddileşmek, ciddileştirmek; uslanmak, uslandırmak, aklını başına getirmek. sobermin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. yüzü gülmeyen kimse, fazla ağır başlı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. itidal, ılımlılık, ağır başlılık, temkin; imsak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lakap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. temel. stereobatic s. temele ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. borsa tellfili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. stroboscope. strobe light foto, k.dili. elektronik flaş; hızla tekrarlanan elektronik flaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -lae) zool. bazı denizanalarının bölünerek ürediği safha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çam kozalağı. strobiliform s. kozalak şeklindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir kimsenin veya bir şeyin hareketlerini incelemek için kullanılan aralıklı ışık veren alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. sıra halindeki sütunların ortak tabanı, ortak sütun oturmalığı, ortak seki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. swab.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Uzaktaki cisimlerin resmini büyüterek çekmeye yarayan objektif.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. şey, zımbırtı, zırıltı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bed, -bing) i. vurmak, çarpmak, atmak (nabız, kalp); zonklamak; titreşmek; i. nabız vurması, kalp çarpması; çarpıntı; titreşme. throb'bingly z. titreşerek; zonklayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tütün; tömbeki. tobacco box tütun kutusu. tobacco heart tıb. çok tütün içmekten ileri gelen kalp hastalığı. tobacco pipe pipo, tütün çubuğu. tobacco pouch tütün torbası. İng. tütüncü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tütün satıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ayaksız ve ucu kalkık alçak kızak; f. böyle kızakla kaymak veya gitmek. toboggan slide böyle kızakların kayması için yapılmış ve çoğunlukla setlerle çevrilmiş dönüşlü yokuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üç köşeli şapka giyen ihtiyar adam şeklinde yapılmış bira bardağı; A.B.D. bir çeşit ince uzun puro.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üç loplu, üç kısımlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bedeninde üç bölme bulunan ve şimdi soyları tükenmiş olan deniz böcekleri takımından bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler, Karayip Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında adalar, Venezuela’nın kuzeydoğusunda yer alır.

Coğrafi konumu: 11 00 Kuzey enlemi, 61 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 5,128 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 362 km.

İklimi: tropikal.

Arazi yapısı: Ovalar ve dağlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m.

en yüksek noktası: El Cerro del Aripo 940 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, asfalt.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %14.62.

daimi ekinler: %9.16.

Diğer: %76.22 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 40 km² (2003 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 1,065,842 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.87 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -11.07 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 25.05 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 66.76 yıl.

Erkeklerde: 65.71 yıl.

Kadınlarda: 67.86 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.74 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %3.2 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 29,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1,900 (2003 verileri).

Ulus: Trinidad ve Tobagolu.

Nüfusun etnik dağılımı: zenci %39.5, Doğu Hindistan %40.3, melez %18.4, beyaz %0.6, Çinli ve diğer %1.2.

Din: Roma Katolikleri %29.4, Hindu %23.8, Anglikan %10.9, Müslüman %5.8, Presbyterian %3.4, diğer %26.7.

Diller: İngilizce (resmi), Hindi, Fransızca, İspanyolca, Çince.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.6.

erkekler: %99.1.

kadınlar: %98 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Trinidad ve Tobago Cumhuriyeti.

kısa şekli : Trinidad and Tobago.

Yönetim biçimi: Parlamenter demokrasi.

Başkent: Port-of-Spain.

İdari bölümler: 9 bölge, 3 belediye ve 1 semt; Couva/Tabaquite/Talparo, Diego Martin, Mayaro/Rio Claro, Penal/Debe, Princes Town, Sangre Grande, San Juan/Laventille, Siparia, Tunapuna/Piarco.

Bağımsızlık günü: 31 Ağustos 1962 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 31 Ağustos (1962).

Anayasa: 1 Ağustos 1976.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), C, Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-24, G-77, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Ulusla


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Trinidad ve Tobago.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. döner düğme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. 5 x 10 cm büyüklüğünde; i. bu büyüklükte kiriş tahtası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Microsoft, Intel ve Samsung tarafından geliştirilen, tablet PC’Ierden daha küçük, ultra portatif kişisel bilgisayarlar. Windows XP Tablet Edition kullanırlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğruluğu ispatlanmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir şey denilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yararsız, faydasız; aldırışsız ilgisiz .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. engellenmemis; açık, tam; tıkanmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. elde edilemez, bulunamaz .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. elbisesini çıkarmak, soymak; soyunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Tüm VAIO sistemleri ile birlikte gelen yazılım paketi, herkesin AV-IT’nin tüm potansiyelinden en iyi şekilde faydalanabilmesi için dikkatle seçilmiştir. VAIO için Adobe® Yazılım Paketi size fotoğraf ve video düzenleme sanatına hakim olmanız ve şirket içerisinde veya ötesinde kolayca dağıtabilmek için kendi PDF dosyalarınızı yaratmanız için gerekli araçları sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. danaayağı, bot. Arum maculatum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir kimsenin tüm giysileri, giyecekler; gardırop, giysi dolabı; tiyatro kostümleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. iki yana sallanmak, yalpa vurmak, yalpalamak, dingildemek, sendelemek; titremek; tereddüt etmek, kararsız olmak, bocalamak; i. sallanma, yalpalama; bocalama. wobbly sallanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,A.B.D., (argo) Dünya İşçiler Birliği üyesi; kıs. I.W.W.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yabancı düşmanlığı veya korkusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iri ve kaba, kuvvetli, zıpır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yobaz olanın hâli.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.İri yarı, kadın, kaba. 2.Delikanlı. 3.Zor, sıkıntılı. 4.Eski vezir konaklarındaki hizmetlilere verilen ad.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Mobbing İngilizce bir kelime. Saldırma, aşağılama, hor görme anlamlarına geliyor. Çalışma ortamında belirli bir kişiyi hedef alan ve uzun süre devam eden olumsuz davranışlar olarak tanımlanıyor. ‘İşyerinde ruhsal taciz’ veya ‘psikolojik terör’ olarak Türkçe’ye çevriliyor.

İlk kez 1984’te İsveçli psikolog Heinz Leymann’ın yaptığı bir araştırmayla gündeme geldi. Leymann ‘mobbing’i bir ya da birkaç kişinin bir çalışana karşı sistematik olarak ve düşmanca yürüttüğü aktiviteler olarak tanımlıyor. Saldırılar kişinin itibarını zedelemeyi, onun iletişim fırsatlarını ortadan kaldırmayı ve iş başarısını düşürmeyi hedefliyor. Bu davranışlar o kişiyi bezdirmek ve işinden istifa etmesini sağlamak amacıyla yani bilinçli bir şekilde uygulanıyor.

Bir şirketin organizasyonundaki bozukluklar ve kötü yönetim otomatik olarak mobbing için ortam yaratıyor. Bu nedenle en çok hastane, okul veya dini kurumlar gibi otoritenin pek de sıkı olmadığı ortamlarda rastlanıyor. Belirsizlikten kaynaklanan otorite boşluğunda güçlü güçsüzü eziyor. İirketin üst yönetimi bu problemi çözmek yerine görmezlikten gelirse problem derinleşiyor ve büyüyor.


Genel Bilgi by