Odaya Buyuk Abdesini Yapmak | Odaya Buyuk Abdesini Yapmak ne demek? | Odaya Buyuk Abdesini Yapmak anlamı nedir?

Odaya Buyuk Abdesini Yapmak | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: odaya abdesini

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). modaya uygun; dondurmalı.

Teknolojik Terim

Bu, alıcının fazladan ses ve / veya video sinyallerini 2’nci / 3’üncü bölgeye / odaya gönderme yeteneğidir. Modele bağlı olarak, farklı ses sinyalleri ya zaten güçlendirilmiştir ya da harici amplifikasyon gerektirir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). oda, yatak odası, özel oda; daire; saray veya resmi ikametgah odası; hâkimin oturum dışı konularda çalıştıgı oda; mahkeme, komisyon; bölme; teşrii meclis, yasama meclisi; fişek yatağı (silâhlarda); (f). odaya koymak; odaya kapatmak; oda verme

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). şık, modaya uygun; (i). şıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). küçük oda, bölme; hücre; tuvalet, hela, apteshane; (s). özel, şahsi; gizli, mahrem; uygulanma kabiliyeti olmayan: (f). özel bir odaya kapatmak; mülakat veya görüşme yapmak için bir odaya çekilmek. closet drama okunmak için yazılmış piyes.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). icap ettiği şekilde, gerekli şekilde; modaya uygun.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarih, zaman; randevu; flört edilen kız veya erkek. date line (coğr). gün değiştirme hattı. No date. Tarihi gösterilmedi. out of date modası geçmiş, demode; tarihi geçmiş. to date bugüne kadar. up to date günümüze uygun , çağdaş, modaya uygun. dateIe

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). derbeder, üstü başı dökülen; (i). acayip kıyafetli kimse, modaya aldırış etmeyen kadın; meyvalı pasta.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Nizam, tertip: Bu odaya düzen vermeli. Burada düzen yoktur. 2. Ahenk, ses ve sazların belirli bir sese uydurularak düzeltilmesi ve okuyup çalacek hâle getirilmesi (bu mânâda «akort» kelimesinin kullanılması yanlış ve çirkindir): Bu saza düzen vermeli. Bu piyanonun düzeni bozuk. 3. Uydurma söz. Ar. sanîa: Bu, sır kendi düzenidir.

Teknolojik Terim

Parlak ortam ışığı altında bile net ve yüksek kontrastlı resim kalitesi veren özel kaplamalı yeni tür taşınabilir ekran. DynaClear Screen™ ve yeni VPL-AW15 Sony projektörle, evde büyük ekran eğlencenin tadına varmak için artık büyük özenle aydınlatılmış bir odaya gerek duymazsınız. DynaClear Screen™, geleneksel taşınabilir ekranlardan daha hafiftir ve yalnızca saniyeler içerisinde kurulabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). modaya uygun, kibar kimseler arasında revaçta olan. fashionably (z). modaya uygun olarak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir baştan bir başa yürütmek, geçme işini yaptırmak. Osm. mürûr ve ubûr ettirmek, imrâr etmek: Askeri çarşrnın içinden geçirdiler. Talebesini her gün önünden geçirir. 2. Atlatmak, öbür tarafa nakletmek: Kayıkla nehirden geçirdi. 3. Nakletmek, yer değiştirmek: Kışın çocukları öbür odaya geçireceğiz. 4. Tecavüz ettirmek: Sürünüzü bizim otlağa geçirmeyin. Hududun ötesine asker geçirdi. 5. Durdurmak, sükûnet buldurmak, gidermek, iyi etmek: O ilâç dişimin ağrısını geçirdi. 6. Tesir ettirmek, dinletmek: Sözünü geçiremedi. 7. Tedavül ettirmek: O parayı geçirmiş. Bu malı Anadolu’da geçirebilirsiniz. 8. Vazgeçirmek, döndürmek sarf-ı nazar ettirmek: Kendisini o fikirden geçirmeli. Ben onu, o fikirden, o tabiattan geçirdim. 9. Bir yandan sokup öbür yandan çıkarmak: İğneye iplik geçirmek, düğmeyi iliğe geçirmek. 10. Takmak, koymak, Osm. vaz’ ve ilka etmek: Çerçeveye cam geçirmek. 11. Kaplamak, yapıştırmak, çevirmek, örtmek: Levhaya çerçeve, kitaba kap, yorgana yüz, duvara kâğıt geçirmek. 12. Sürmek: Şu tavana bir kat daha boya geçirmeli. Vernik, lostra geçirmek. 13. Sokmak, idhal etmek. Diş geçirmek = Zarar edebilmek veya sadece tesir edebilmek: O, bana diş geçiremez. Ele geçirmek = 1. Tutmak, Osm. derdest etmek. 2. Nadir ve bulunması müşkül bir şeye sahip olmak. Zimmete geçirmek = İdaresiyle görevli olduğu parayı kendi için harcamak veya çalmak. Kılıçtan geçirmek = Katl-i Am etmek. Kırıp geçirmek = Tahrip etmek. Gözden geçirmek = Baştanbaşa, fakat sathî şekilde incelemek. Göğüs geçirmek = 1. İç çekmek. 2. Biri hakkında intikam beslemek. Gömlekten, yakadan geçirmek = Oğulluğa kabûl etmek. Osm. tebennî eylemek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanda ve hayvanlarda görme organı, Osm. Alet-i bâsıra, Ar. ayn, Fars. çeşm, dîde: Göz eçmak, göz kapamak, kara göz, elâ göz, gözün akı, karası, gözbebeği. 2. Görme, Ar. rü’yet, bâsıra: Gözü açık, gözü keskin. 3. Menbâ, kaynak, bir suyun yerden kaynadığı yer, kaynak, Ar. ayn: Su gözü. 4. Delik, çukur: Bal gümecinin gözleri; iğne gözü. Göz göz = Delik, delik. 5. Çekmece: Masanın gözündedir. 6. Taksim, bölük: Beş göz mağaza: O değirmenin üç gözü vardır. 7. Terazi kefesi: Terazi gözü. 8. Kemer: Köprü gözü. 9. Nazar, kötü bakış, Fars. çeşm-i bed: Göze gelmek, göz değmek. 10. Gözde olma, makbûl olma: Dünya gözümde yoktur. Bir şey gözüne girmiyor. 11. Teveccüh, sevgi, muhabbet: Göze girmek, gözden düşmek, gözden çıkmak. Göz atmak: İşaret etmek. Aç göz = Hırs, tamah, doymazlık. Aç göxlü = Tamahkâr, haris. Göz açmak sa 1. Doğmak, dünyaya gelmek. 2. Rahatlanmak, teneffüs etmek: İşten göz açamadım. 3. Dikkat etmek, ihtiyat üzere bulunmak: Gözünü aç. Gözlerini açmak = 1. Hayran olmak, hayrette kalmak. 2. Alıştırmak, uyandırmak, ikaz etmek. Gözlerini dört açmak = 1. Fazla dikkat etmek, ihtiyat üzere bulunmak. 2. Hayrette kalmak. Açıkgöz = Uyanık, fırsatçı. Gözü açık, gözü ardında = İsteğine erişememiş; arzusuna erişemeden ölmüş. Göz açıklığı = Zekâ, uyanıklık. İlk gözağrısı = 1. Birinci defa olarak çekilen aşk. 2. İlk evlât. Göz akı = Gözün beyaz kısmı. Göz almek = Gözü kamaştırmak. Gözotu = Ar. Haşîşe-tülayn (bitki). Öküzgözü = Arnika (bitki). Göz önü = Huzur: Göz önünde, huzurda. Gözevl = Gözün çukuru, Fars. hâne-i çeşm. Göz etmek = İşaret etmek. Göz ısırmak = Tanır gibi olmak. İki gözü iki çeşme = Çok ağlamayı anlatır. Göze batmak = Kıskançlığı mucib olmak. Gözbağı = Sihir, büyü. Gözbağcı = Büyücü, Ar. sehhâr, Fars. efsûnger. Gözbebeği = Gözün asıl gören merkezi ki, içinde karşıya gelen şahsın resmi görünmekle böyle adlandırılmıştır. Ar. insân-ül-ayn, Fars. merdümek-i çeşm. Göz belermek = Hiddetle bakıp tehdit etmek. Gözboncuğu = Nazara karşı takılan mavi boncuk. Gözboyamak = Dalavere ederek aldatmak, kandırmak, iğfal etmek. Bingözotu = Mahmûde denilen bir cins bitki. Patlak göz = 1. Bozulup dışarı fırlamış göz. 2. Tabiî olarak dışarıya fırlamış çıkıntılı göz. Gözü p«k = Cesur, yiğit. Göz pınarı = Gözün burun tarafındaki ucu. Gözde tütmek = Fazla istenmek, hasret duymak, imrenmek. Göz çıkarmak = 1. Kör etmek, gözünü sakatlamak. 2. Zarar vermek, bozmak, halel getirmek. Gözden çıkmak = Artık arzu olunmamak, bıkılmak, soğumak. O kadar hevesle yaptırdığım ev, istediğim gibi olmadığı için gözümden çıktı. Göz hapsi = 1. Kimse ile görüşmemek üzere bir odaya hapis ve tevkif. 2. Bir kimseye, gözünü ayırmadan bakma. Göz hekimi = Göz doktoru. Ar. kehhâl. Horoz gözü = Bir cins papatya. Gözdağı = Tehdit, korkutma. Dört gözle beklemek Sabırsızlıkla beklemek. Gözünü dört açmak = Pek ihtiyatlı davranmak. Göz değmek = Nazar isabet etmek. Göz demiri = (denizcilik) Geminin baş tarafında bulunan ve her vakit kullanılan büyük demir. Gözden düşmek = Teveccühü kaybetmek, itibarsız olmak. Göz dönme

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) oluk, yiv, saban izi; alışkanlık, itiyat, âdet; (f.) oluk açmak; argo bir şeye kendini vermek, dalmak. in the groove A.B.D., argo mükemmel bir durumda. groovy (s.), argo son modaya uygun, mükemmel .

Teknolojik Terim

Hareket Sensörü, odada olup olmadığınızı algılayabilen akıllı bir vücut ısısı ve hareket dedektörüdür. Odadan çıktığınızda, sensör TV sesini açık bırakarak “ekran kapalı” enerji tasarrufu modunu etkinleştirir. Odaya geri döndüğünüzde ekran hemen açılır. Hareket saptanmazsa, set 30 dakika sonra otomatik olarak bekleme moduna geçer.

Sağlık Bilgisi

Vücut kaslarının ani ve şiddetli olarak kasılması sonucu ortaya çıkan duruma havale denir. Büyüklerde havale çoğunlukla sara nöbetleri sırasında görülür. Küçük çocuklarda görülen havale, sinir sisteminin değişik nedenler karşısında göstermiş olduğu bir tepkidir. Bu tepkiler de; kemik hastalıkları, yüksek ateş, boğmaca, devamlı hazımsızlık, bağırsak şeritleri veya diş çıkarmalardan kaynaklanabilir. Ayrıca bu duruma sinir sistemi veya beyinde meydana gelen bir hastalık da neden olabilir.

Havale geçiren çocuğun gözleri sabit bir noktaya çevrilir, çenesi de kenetlenir. Dudakları, yüz kasları, kol ve bacakları, önce şiddetli bir şekilde kasılır, sonra da çırpınmaya başlar. Ağzından da köpük gelir. Bütün bunlar bir iki dakika devam eder. Sonra bütün belirtiler kaybolup, uykuya dalar. Hastalığın bir nedenini bulmak için mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. Bu arada çocuğu sessiz, loş bir odaya yatırmak, elbise ve çamaşırlarını gevşetmek faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. A.). Bir şeyin üzerine fazlaca düşme, büyük bir istekle teşebbüs etme: Derse inhimâkle çalışıyor. Halkın modaya fazla inhimâki var.

Türkçe Sözlük

(f.). T. Dilemek, talep etmek: Biri gelmiş para istiyor. 2. Arzu etmek, isteklisi ölmek: Herkes zengin olmayı ister. 3. Aramak, araştırmak: Kimi istiyorsunuz? 4. Çağırmak, celp ve davet etmek: Sizi istiyorlar, kendisini mahkemeden istediler. 5. Kast ye niyet etmek: Ava gitmek isterim. 6. Muhtaç olmak, lüzum ve ihtiyacını hissetmek: Mahallemiz muntazam bir mektep ister. Lüzum ve ihtiyacı olmak, lâzım olmak: Bu odaya bir avize ister. İstemez = Lüzumu yoktur, hâcet yoktur.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kıyâm»dan if.) (mü. kaime). 1. Ayakta duran, kıyamda bulunan: Odaya girdiğimde kendisi kaim idi, kendisini kaim buldum. 2. Duran, mevcut, bâkî: Kahire’de Tulun Camii hâlâ kaimdir. 3. Birinin yerini tutan, yerine geçen: Babam ölünce onun yerine ben kaim oldum. 4. Aşağıdan yukarı vaziyette bulunan, dik, amûdî: Hatt-ı kaim. 5. Namaz kılan, vaktini namaz kılmakla geçiren: Dindar bir zat olup gündüz oruçlu, gece kaim idi. (matematik) ZAviye-i kaime = 90 derecelik açı, dik açı: Müselles-i kaimüz-zâviye = Dik açılı üçgen. Kaim-makaam = bk. Kaymakam.

Türkçe Sözlük

(i. aslı: karanuluk). 1. Işık ve aydınlığın aksi, göz görmeyecek hal, Ar. zulmet, Fars. tîregî: Karanlık bastı, gece karanlığı, karanlıkta kalmak. 2. Işıklı olmayan. Ar. muzlim, Fars. tîre: Karanlık gece, karanlık bir odaya girdim. Sofa karanlık idi. Karanlık oda = Fotoğraf camı banyosu, röntgen muayenesi gibi işlerin yapıldığı ışıksız oda. Karanlıkta göz kırpmak = Bir şeyi anlatmak isterken karşısındakinin anlayamayacağı bir işarette bulunmak veya bir söz söylemek.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Modaya fazla düşkün ve hafif kadın.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. mode). Yürürlükte olan tarz ve biçim: Gençler yeni modaya rağbet ederler. Modaya uygun ve tâbî olan: Bu kumaş, bu biçim şimdi pek modadır; yeni moda bir elbise.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. modaya uygun, son model. modishly z. modaya uygun olarak. modishness i. modaya uygunluk.

Genel Bilgi

* Pramitlerin her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir. Bu taşlar temin etmek için en yakın mesafe yüzlerce kilometre uzaklıktadır. Bu taşların nasıl getirildiği bilinmemektedir.

* Pramit kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya, yılda sadece 2 kez güneş girmektedir.(Doğdugu ve tahta tahta çıktığı günler)

* Mumyalarda radyoaktif madde bulunuyor. Bu yüzden mumyaları ilk kez bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.

* Pramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.

* Kirletilmiş suyu, birkaç gün pramit’in içine bırakırsanız suyu arıtılmış olarak bulursunuz.

* Pramit’in içerisinde süt birkaç gün süreyle taze kalır ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir.

* Bitkiler pramit’in içinde daha hızlı büyürler.

* Pramit’in içine bırakılmış su 5 hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir.

* Çöp bidonu içindeki yemek artıkları hiç koku yapmadan pramit içinde mumyalaşır.

* Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar büyükçe bir pramit’in içinde daha cabuk iyileşme eğilimi gösterir.

*Pramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hakkında bir bilgi yoktur araştırmacıların çoğu ya içinde kayboldu ya da aynı yerde birkaç tur attılar. Ancak içlerini göremediler.

*Pramitlerin içi yazın soğuk, kışın sıcak olur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., İng., k.dili lüks, modaya uygun.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. odaya güzel koku vermek için kavanoz içinde biriktirilen gül yaprakları ve baharat; müz. potpuri; edebi seçmeler, müntahabat, seçmeler.

Genel Bilgi

Renklerin insanlar üzerindeki etkisi hiç de yabana atılır cinsten değil. Her ne kadar ‘zevkler ve renkler tartışılmaz’dense de uzmanların elde ettikleri dikkat çekici sonuçların bu tartışmanın yapılmasında gecikildiğini açıkça gösteriyor.

Renkler, kendi dilleriyle karşınızdakine, muhattabınıza sizin karakterinizi sizden önce anlatıyor. İşte renklerin yadsınamaz etkisini farkeden batılı şirketler, bunu iş hayatında sıklıkla kullanmaya başlamış ve çok da başarılı olmuşlar.

Hayatımızı şekillendiren, bizi kimi zaman neşeli, kimi zaman da düşünceli yapan renkler ve marifetleri saymakla bitmez. İşte renklerin dünyası, şirketlerin bunu nasıl kullandıkları ve bizle nasıl olnadıkları:

KAHVERENGİ

Kansas Üniversitesi Sanat Müzesi’nde bir araştırma için halının altını elektronik bir sistemle donatmışlar; duvar rengini beyaz ve kahverengi olarak değişebilir yapmışlar. Arka fon beyaz kullanıldığında, insanlar müzede yavaş hareket etmiş, daha uzun süre kalıp, daha fazla alanda dolaşmışlar. Arka fon kahverengiye döndüğünde ise, insanlar müzede çok daha hızlı hareket edip, daha az alan dolaşmış ve müzeyi çok daha kısa sürede terketmişler.

Dikkat ederseniz dünyadaki fast-food restaurantlarının hepsinin sandalyeleri ve masaları kahverengi, duvar boyaları ise kahverengi-şampanya-pembe karışımıdır. Hiçbir fast-foodcunun duvarını beyaz göremezsiniz. Burger King, Kentucky Fried Chicken ve benzer fast-foodlar yıllardır bilinçli olarak tüm duvarlarını baştan aşağıya kahverengi ağaç kaplama yaparlar.

KIRMIZI

Kırmızı, iştah açar. Dünyadaki ünlü gıda firmalarının hepsinin logosunun kırmızı olduğunu hayretle farkedeceksiniz; Coca Cola, Pizza Hut, McDonald’s, Ülker, Burger King. Bu listeyi binlere çıkarabilirsiniz.

Kırmızı tansiyonu yükseltir ve kan akışını hızlandırır. ‘Peki boğalar niye kırmızı renge saldırıyor?’cevabı ise ilginç; maymunların dışında, araştırılan hayvanların hemen hepsi siyah-beyaz görmektedir. Yani boğalar da renk körüdür. Kırmızıya değil, kendilerine sallanan koyu renkli beze saldırırlar.

YEİİL

Yeşil, güven verir. O yüzden bankaların logolarında en çok tercih ettikleri iki renkten biridir. Yatak odası için de rahatlatıcı bir renktir. Batı’da büyük otellerin mutfaklarında duvar renginin, aşçıların yeniliklerini arttırmak için yeşile boyandığı söylenir.

Hastaneler de logo ve iç dizaynlarında yeşili tercih eder. Çünkü rahatlatıcı ve sakinleştiricidir. Tabiatı en çok hatırlatan renktir. Yeşil alanlarda insanların daha az mide ağrısı çektikleri tespit edilmiş. Sakız paketlerinde ve sebze satılan yerlerde de yeşil en çok tercih edilen renktir.

SİYAH

Siyah, gücü ve tutkuyu temsil eder. Hırsın da bir ifadesidir. Bizde ve Batı’da siyah, matemi simgelerken Japonya’da mutluluğun simgesidir. Fonda kullanıldığında karamsarlığı çağrıştırır. Işığı yok eder. Konsantrasyonu en çok getiren renktir. Einstein’in konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan bir odaya girip ve bu şekilde düşündüğü söylenir.

MAVİ

Freud, maviyi sakin diye niteler. Faber Birren ise tansiyonu düşürdüğünü söyler. Araplar ise mavi taşların kanın akışını yavaşlattığına inanırlar. Nazar boncuğu o yüzden mavi taşlıdır.

Sakinleştirici bir renktir, Batı’da bu etkisi yüzünden intiharları azaltmak için köprü korkuluklarını maviye boyarlar. Mavi ve özellikle lacivert kozmik bir renk olarak kabul edilir; sonsuzluğu, otoriteyi ve verimliliği çağrıştırır. Uluslararası toplantılarda tüm devlet başkanları lacivert takım elbise giyerler.

Dünyadaki firmaların yarısından fazlası logolarında maviyi kullanırlar. Aynı şekilde Bill Clinton, büyük jüriye ifade vermesinden önce mavi kravat takarak, altın bronz karışımı bir şekil ve rengi kullandığını hatırlayın. Daha çok altını ve parayı çağrıştırır çünkü.

MOR

Mor, nevrotik duyguları açığa çıkardığı, insanları bilinçaltında korkuttuğu tespit edilen bir renk.

PEMBE

Pembe giyenlere, hizmetlerinden dolayı ödeme yaparken kendimizi daha rahat hissettiğimizi tespit etmişler. İngiltere’de Boots ve Marks and Spencer mağazalarında tüm tezgahtarların pembe gömlek giydiği bilinir.

SARI

Sarı, geçiciliğin ve dikkati çekiciliğin ifadesidir. O yüzden tüm dünyada taksiler sarıdır. Dikkat çeksin ve geçici olduğu bilinsin diye.

Araba kiralama firmaları logolarında hep sarıyı kullanırlar. ‘Ürün geçici, lütfen geri getirin’ demek istiyorlar. O yüzden dünyada hiçbir banka ambleminde bildiğimiz sarıyı kullanmaz. (Portakal ve bronz ya da bakır kimi zaman yer alabilir) Paranın geçici değil, kalıcı olmasını isterler. Türkiye’de sarıyı logosunda baskın bir renk olarak kullanan tek banka, devlet bankası Vakıfbank’tır.

BEYAZ

Beyaz, istikrarı, devamlılığı ve temizliği simgeler. Bu yüzden üzerinde fazla şaibeler olanların, beyaz ağırlıklı kıyafetleri seçmelerinde yarar var. Beyaz elbiseler, sizin temiz olduğunuz imajını verir.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. chique). Güzel, zarif, hoş görünen, modaya uygun, süslü: Şık kıyafet, şık bey.

Türkçe Sözlük

(i.). Güzellik, zariflik, modaya uygunluk, süs: O kadar şıklık bu yaştaki adama yakışmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. modaya uygun, şık. stylishly z. modaya uygun olarak. stylishness i. modaya uygunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., s. kasılarak yürümek; kabadayılık etmek, slang. afi kesmek, atmak; i. kabadayılık, kabadayıca hareket; s. şık, modaya uygun. swagger around kasılarak yürümek. swagger stick subayın süs için taşıdığı kamçı. swaggerer i. kabadayı.

Türkçe Sözlük

(TEFRİŞ) (i. A. «ferş.ten) (c. tefrîşât). 1. Döşeme, döşetme, yayma. Seccâdesini odaya tefriş edip oturdu. 2. Bir yerin zeminini döşetme, bir şeyle örtme. Merdiven önünü mermerle ve yemek odasını çini ile tefriş etti. 3. Bir evi döşetme: Yeni biten dairesini daha tefriş etmedi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Felemenk'li ressam Van Dyck'ın eseri; Van Dyck'ın resimlerinde görülen modaya göre yaka veya pelerin veya sakal; s. Van Dyck tarzına ait .Vandyke beard keçisakal. Vandyke brown koyu kahverengi.

Türkçe Sözlük

(i.). Odanın bir tarafında yatak vesaire koymaya mahsus büyük dolap: Birkaç odaya yüklük yaptırmalı. Yatakları toplayıp yüklüğe koyarlar (sadece «yük» de denir).