Old ne demek? | Old anlamı nedir? | Old

Old anlamı nedir?

Old ne demek?

Old anlamı nedir?

Old | Dream Meanings


İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. eski, ihtiyar, yaşlı; aşınmış, eskimiş; köhne; tecrübeli, meleke sahibi, pişkin; modası geçmiş; k.dili çok; harika; k.dili sevgili (dost); i. eski zamanlar. old age ihtiyarlık, yaşlılık. old clothes man eskici. the old country göçmenin eski vata

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İstanbul’un en korkunç depremlerinden biri 14 Eylül 1509’da yaşandı. Sarsıntılar 45 gün sürüp ortalığı harabeye çevirirken deniz dalgaları Galata Surları’nı aşarak şehirde bir tufan görüntüsü yarattı.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homicide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homicide. murder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

murdering. murder. homicide. manslaughter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

“Altın Bölüm” ya da “Altın Kesit” de denir. Herhangi bir geometrik biçimde, varlığı estetik bir üstünlük sayılan oran. Parçalar arasındaki orantıda, küçük parçanın büyük parçaya oranı, büyük parçanın bütün parçaya oranına eşittir. Cebirsel olarak; a/b= b/ (a/b) biçiminde ifade edilir. Parçalar arasındaki oranın değeri olan 1.618 “altın sayı” adını alır. Altın oran, geometrik olarak iki kareden oluşan bir dikdörtgenin köşegeni aracılığıyla kurulur. Antik Çağdan bu yana matematikçilere ve sanat kuramcılarına konu olan Altın oran, bu adı XIX.yy da almıştır.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Diğer birçok alışkanlıkta olduğu gibi, bunun da sebebi, insanların çoğunun sağ ellerini kullanıyor olmalarıdır. Asırlar önce, daha çok sağ ellerini kullanan insanlar, kılıçlarını kolay çekebilmeleri için, kılıçlarını kınlarında, sol taraflarında taşıyorlardı.

Ata binerken, sol dizin altına kadar inen bu uzun kılıçla ata sağdan binmek, yani sağ ayağı üzengiye koyup, sol ayağı atın üzerine atarak binmek kılıç nedeni ile zor oluyordu.

Soldan, sol ayağı üzengi üzerine koyup, sağ ayağı atın üzerine atarak binince kılıç sorun yaratmıyordu. Özellikle savaşa giden ordularda disiplin nedeni ile bir örnek hareket edilmesi gerektiğinden, solaklar da ata soldan binmek zorunda kalıyorlardı.

Artık biniciler kılıç taşımıyorlarsa da, ata soldan binmek günümüze kadar uzanan bir gelenek haline geldi.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., ünlem bakmak, müsahede etmek; gözlemlemek; görmek; (ünlem) işte! Hah !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. borçlu, medyun; minnettar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cüzdan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s., i. gözlerini bağlamak; salim kafayla düşünmesini engellemek; s. gözü bağlı; düşüncesiz, körü körüne olan; i. gözbağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. bold

bl. koyu

Yazı karakterinin daha belirgin olarak yazılmış biçimi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cesur, gözüpek; atılgan, cüretli; arsız, küstah; çarpıcı, göz alan; dik, sarp. boldface i., matb. siyah harfler. make bold to cesaret etmek, cüret etmek. boldly z. cesaretle. boldness i. cesaret, yüreklilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life companion. soul mate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (i). soğuk; üşümüş; soğumuş, öImüş; nesnel; A.B.D., (k).dili baygın, şuursuz; bayat; (k).dili (saklambaçta) uzak; donuk (renk); (z)., A.B.D., argo tamamıyle, kesin olarak; hazırlıksız olarak; (i). soğukluk; üşüme; nezle, soğuk algınlığı; donma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., A.B.D., argo iskambil kağltlarının hileli bir şekilde sıralayarak aldatmak. cold deck A.B.D., argo dağıtanın kendi çıkarına göre önceden sıraladığı iskambil kâğıtları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). soğuk iken kırılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

soğuk keski, demir kalemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

yüz kremi, cilt kremi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(salam, sosis, sucuk gibi) yenmeye hazır et, söğüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

limonluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

meteor soğuk hava kitlesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ısısız ışık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

sebze veya meyvayı kutuya soğuk olarak koyduktan sonra pişirip konserve etme usulü; (tıb).ıslak sargılarla tedavi usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(k).dili soğuk davranış, yüz vermeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ani hava soğuması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

uçuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kılıç, süngü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

soğuk hava deposu; kdili geçici olarak kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

soğuk ter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

A.B.D., argo (sigara, esrar vb'nden) ansızın mahrum kalma; dobra dobra söylenen söz. ABD, 8rg0 (sigara, esrar vb'nden) ansızın mahrum kalma; dobra dobra söylenen söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

soğuk harp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(meteor). soğuk dalgası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). duygusuz, merhametsiz, hunhar; soğuga karşı hassas; (biyol). soğuk kanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). katı kalpli, merhametsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). karısı tarafından aldatılmış erkek , informal boynuzlu erkek; (f). (kocayı)aldatmak , informal boynuz taktırmak. cuckoldry (i). boynuz taktırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). okyanusun rüzgârların hafif ve sakin olduğu ekvatora yakın kısımları; iş ve sanat gibi çevrelerde durgunluk, sükunet; kasvet, keder, bezginlik, sıktntı. be in the doldrums canı çok sıkkın olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doldurmak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filling. backfilling. charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fill. filling. stuffing. loading. charging. packing. feeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Boş şeyi dolu hale getirmek, içine bir şey koymak: Testiyi su ile, sandığı eşya ile doldurmak.

2.Bir şeyi bir kabın içine koymak: Bu eşyayı sandığa, zahireyi anbara doldurmalı.

3.Eksik olan şeyi tamamlamak. Osm. iblağ etmek: Verdiğiniz parayı beş yüz liraya doldurduk; daha hesabı dolduramadık.

4.Ateşli silâhlara kurşun ve mermi koyup atılmaya hazırlamak: Tüfeği, topu doldurmak.

5.Kesilmiş hayvanın karnına, kabak ve yaprak gibi bir sebzeye pirinçle üzüm, fıstık vesaire koyup pişirmek, dolma yapmak: Kuzu, hindi, domates doldurmak.

6.Çukur bir yeri taş, toprak, moloz vesaire ile düzeltmek: Orasını dolduracağız.Denizin içine taş ve çimentolu moloz vesaire atarak karaya çevirmek: Sahilin sığlarını doldurup rıhtım yapmalı.İçilecek şeyi kadehe koyup sunmak: Bana bir su, bir limonata doldur. Çile doldurmak =

1.Tam kırk gün inzivada kalıp ibadet etmek.

2.Cefa çekmek. Defter-i Amâli doldurulmak = Günah-kâr olmak. Çukur doldurmak = mec. Ölmek, defnolunmak. Donuna doldurmak = Bir kimse, dışarı çıkmaya vakit bulamayıp donuna etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fill. charge. load. stuff. complete. write out. choke up. clog. congest. cover in. crowd. glut. infest. infuse. line. replenish. store. throng. top up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charge. fill. imbue. indoctrinate. load. occupy. pervade. store. stuff. to fill. to fill sth up. to fill sth in. to fill sth out. to crowd. to encumber. to urge. to egg sb on. to cram. to stuff. to charge. to load. to pervade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pad. to fill to charge. to load. to fill. to turn sb against sb else. close. congest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Doldurmak işini yaptırmak, doldurmayı temin etmek: Şu testileri kime doldurtacağız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth filled or filled out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). içine bir şey konup boşluğu giderilmek, dolu hale getirilmek: Testiler dolduruldu mu? Sabahtan beri su verildiği halde havuz doldurulamadı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). sekiz kat, sekiz misli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. cesaret vermek, teşvik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. katlamak, sarmak; kucaklamak, bağrına basmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (eski). şarkılarda kullanılan anlamsız nakarat; boş laf; önemsiz şey, süs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

sonek kat, misil, kere: fivefold (s). beş misli, beş kat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). katlamak, bükmek; (matb). kırmak; sarmak, bağrına basmak; kaplamak; katlanmak, bükülmek; sarılmak, bürünmek; kavuşturmak (elleri); hafifçe katmak; (A.B.D)., argo tutulmayıp kapanmak (piyes); yorgunluktan çökmek; (i). kat, kıvrım; büklüm; boğu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ağıl; koyun sürüsü; cemaat; (f). ağıla kapamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). faltboat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). katlama makinası; kırma makinası; dosya, klasör; broşür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). falderal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

pirit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayak basacak sağlam yer, garantili yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). mülk; iyelik hakkı, mülkiyet. freeholder (i). mülk sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) altın; altın para; servet, zenginlik; altın rengi, sarı renk; yaldız, dore; (s.) altından yapılmış. gold amalgam civalı altın. gold basis altın esası; piyasanın altın fiyatlarına göre ayarlanışı. gold beater varakçı. gold beetle altın gibi par

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Afrika'da Altın Kıyısı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) altın, altından yapılmış; altın renginde; çok kıymetli, fevkalade; gönençli. Golden Age Yunan ve Roma ef- sanelerinde geçen, insanların barış ve mutluluk içinde yaşadıkları eski bir devir; altın (çağ.) golden eagle kaya kartalı; altın kartal. gold

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Compositae familyasmdan uzun saplı bir sarı çiçek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saka kuşu, (zool.) Carduelis carduelis; karabaşlı iskete; bunlara benzer birkaç sarı kuş .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) havuz balığı, kırmızı balık, (zool.) Carassius auratus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sarı bukleli saçları olan kimse; düğünçiceği, (bot.) Ranunculus .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kuyumcu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tutamaç, tutamak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (held) (i). tutmak; bırakmamak, zapt etmek; içine almak, istiap etmek; alıkoymak, salıvermemek, durdurmak; sahip olmak, malik olmak, elinde tutmak; devam ettirmek; inanmak, kabul ve tasdik etmek; devam etmek, iltizam etmek; mecbur etmek; yapışmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gemi ambarı; geminin iç tarafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İstenmeden işlem yapılması önlemek için kontrol unsurlarını kilitler.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). engel, mania.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tutan şey; kulp, tutamak, tutamaç; (huk). hamil, sahip; kiracı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tutma aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holding company. conglomeration. conglomerate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holding company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act or state of sustaining, grasping, or retaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tenure; a farm or other estate held of another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which holds, binds, or influences.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The burden or chorus of a song. designed for retention; 'a holding pen'; 'a retaining wall'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holding company. community company. conglomerate. consolidated company / corporation. holding. overhead s company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Grabbing and holding onto an opponent or the opponent's stick; incurs a minor penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Using your hands on an opponent or the opponent' equipment to impede your opponent's progress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

When a parachute is flying directly into the ambient wind, it is said holding See running and crabbing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

When you use your hands to grab your opponent or his or her stick A minor penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Using the hands or arms to impede an opponent's movements A personal foul, and the penalty is a direct free kick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A judge's decision in a case - the legally operative part of a decision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ruling contained in a judicial opinion upon which the result depends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Land and buildings held by a freehold or leasehold occupier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

All the shares , contracts , or face amount you own of an investment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The designated area to which the Extra Performers report and stay while waiting to go on set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Aircraft flying a 'racetrack' pattern based on a defined constraint point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Keeping another player from advancing by literally holding him back with one's hand Usually illegal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Using hands or stick to hold an opponent It is illegal and calls for a penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of the thermal cycle during which the temperature of the object is maintained constant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Maintaining full draw whilst aiming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A minor penalty called when a player uses his or her hands to hold an opponent or their stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). tutma; kira ile tutulmuş arazi; spot engelleme; (gen). (çoğ). mal, mülk ve tahvil gibi eldeki değerler, edinç; (s). tutan, elinde bulunduran. holding company holding şirketi. holding pattern (hav). havaalanına inmeye izin beklerken uçağın

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili süresi uzatılmış herhangi bir şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). durdurma; gecikme; engel; yolunu kesip soyma, tabanca tehdidiyle soyma; yolun kapanması; (k).dili müşteriden fazla para isteme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. ev halkı, aile; s. eve ait; evcil. household word her gün kullanılan kelime. householder i. aile reisi, evsahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. buz gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. enfold.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir zamanlar herkes İngilizler gibi yolun solundan gidiyordu. Bunun için de çok geçerli bir sebep vardı.

Yüzyıllarca önce yolun karşısından gelenin dost mu, yoksa düşman mı olduğunu kestirmek mümkün değildi. İnsanların çoğu sağ ellerini kullandıkları için, yolun solundan, duvar dibinden (yaya veya atla) giderek sol taraflarını emniyete alır, sağ ellerini kılıçlarını hemen çekecek şekilde hazır bekletirlerdi.

Yolun solundan seyahat, ilk defa 1300 yıllarında, papanın Roma’ya gelecek hacıların yolda karmaşaya sebep vermemeleri için, yolun solundan gitmelerini söylemesiyle resmileşti ve yüzyıllar boyu devam etti.

18. yüzyılın sonlarında ABD’de birçok atın çektiği posta arabalarında, sürücü koltuğu yoktu ve sürücü en arkada ve soldaki atın üstünde oturuyordu. Bu da yolun solundan gidildiğinde karşıdan geleni ve yolun kontrolünü zorlaştırıyordu.

Çok geçmeden ABD’de trafik sağdan işlemeye başladı. Fransız İhtilali sırasında, ihtilalin liderlerinden Maximilien Robespierre, büyük bir olasılıkla Katolik kiliseye meydan okuyanlara bir jest olsun diye, Parislilerden yolların sağından gitmelerini istedi.

Bir süre sonra aslında kendisi de bir solak olan Napolyon, ordularındaki ikmal arabalarının yolların sağından gitmeleri emrini verdi ve zaptettiği her ülkede de bu uygulamayı hayata geçirdi.

İngiltere hiçbir zaman Napolyon tarafından zapt edilemediğinden İngilizler yolun solundan gitme alışkanlıklarından vazgeçmediler. Avustralya, Hindistan gibi tüm eski sömürgelerinde de bu usulü devam ettirdiler. Zaten İngilizler’de Amerikalılardan farklı olarak sürücü arabanın üstünde ve sağında oturuyordu.

Modern araba teknolojisinin gelişmesi ile bu gelişimin dünyada öncüsü olan ABD’de sürücü koltuğu ve direksiyon sağdan gidişe uygun olarak sola konuldu ve dünyanın birçok bölgesinde bu şekilde yaygınlaştı.

İngiltere’de ve eski sömürgelerinde, trafik akışını sağ şeride almanın faturası o kadar yüklüdür ki, artık isteseler de kolay kolay bunu yapamazlar.

Hangi ülkede olursanız olun, trafiğin yönü ister sağdan olsun ister soldan, karşıdan karşıya geçmeden önce, siz yine de her iki yöne bakmayı ihmal etmeyin.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbiriyle katlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Giysilerde düğmelerin kullanılmaya başlandığı ilk zamanlarda, düğmeler hem çabuk kırılabiliyordu, hem de herkesin almayacağı kadar pahalı idi. Zengin kadınlar da, uzun elbiselerini ancak hizmetçilerinin yardımı ile giyebiliyorlardı. Hizmetçiler ise hanımlarının karşısında, onların düğmelerini, sağ ellerini kullanarak daha hızlı ilikleyebiliyorlardı Bu nedenle, terziler dügmeleri hizmetçilerin sağına, hanımların ise soluna gelecek şekilde diker oldular.

Genel Bilgi by

Genel Bilgi

17. yüzyılda Macaristan’ın Sobatzka Kalesi’nin Osmanlı muhafızları çok sevdikleri bir koçu özenle besliyorlardı. İkinci Viyana Kuşatması ile başlayan felaketli devirde kale Almanlar tarafından kuşatıldı. Kurtuluş imkanı göremeyen askerler bir sabah vakti kaleden fırlayarak düşmanı yarıp Budin yoluna doğru yöneldiler. Onlarla beraber fırlayan koç da sahiplerini yalnız bırakmamış iri boynuzları ile önüne çıkan düşman askerini yaralayarak, kendini tutturmadan askerlerle beraber Budin’e gelmişti. Bu gazi ve cengaver koç Budin’de büyük bir şöhret kazandı. Ancak ne yazık ki aynı yılın kurban bayramında kesildi!

Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Almanya'da yerin altındaki kıymetli madenleri korumakla görevli olduğu sanılan bir cin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Arkadaş, yardımcı, yardak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Arkadaşlık, iş arkadaşlığı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) arazi sahibi; emlâk sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. türlü türlü, pek çok, değişik, çeşit çeşit; i teksir edilmiş kopyalardan biri; mak. birkaç ağızlı boru, taksim borusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. makina ile kopyalarını çıkarmak (mektup); teksir etmek, çoğaltmak. manifolder i. teksir makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kadife çiçeği, bot.Tagetes erecta. bur marigold su keneviri, bot. Bidens tripartita. corn marigold altıncık, bot. Chrysanthemum segetum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, ing mould i., f. küf; f küflendirmek; küflenmek, küf bağlamak. moldiness i. küf, küflülük. moldy s. küflü, küf bağlamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

,ing. mould i. bahçivan toprağı, gübreli toprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, ing mould i., f. kalıp; genel biçim; ayırt edici özellik; f. şekil vermek, biçimlendirmek; kalıp yapmak; kalıba dökmek; üste oturmak. mold public opinion kamuoyu oluşturmak. molder i. kalıpçı, dökmeci; şekil veren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Romanya'da Buğdan eyaleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saban kulağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çürümek, çürüyüp toz haline gelmek; ufalanmak; çürütmek; toz haline koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, ing. moulding i. tiriz, pervaz, korniş, silme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moldova. moldovan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a landlocked republic in eastern Europe; formerly a European soviet but achieved independence in 1991.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a landlocked republic in eastern Europe; formerly a European soviet but achieved independence in 1991.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Avrupa’da, Romanya’nın kuzeydoğusunda yer alır.

Coğrafi konumu: 47 00 Kuzey enlemi, 29 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Doğu Avrupa.

Yüzölçümü: 33,843 km².

Sınırları: toplam: 1,389 km.

sınır komşuları: Romanya 450 km, Ukrayna 939 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Sert olmayan kışlar, sıcak yazlar.

Arazi yapısı: İnişli çıkışlı stepler, Karadeniz’in güneyinde aşamalı yokuşlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Nistru (Dnister) Nehri 2 m.

en yüksek noktası: Dealul Balanesti 430 m.

Doğal kaynakları: Linyit, fosfatlar, alçıtaşı, işlenebilir toprak.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %54.52.

daimi ekinler: %8.81.

Diğer: %36.67 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 3,000 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Toprak kaymaları.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,466,706 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.28 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.23 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 38.38 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 65.65 yıl.

Erkeklerde: 61.61 yıl.

Kadınlarda: 69.88 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.85 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 5,500 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 300 den az (2001 verileri).

Ulus: Moldovalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Moldovalı/Romen %78.2, Ukraynalı %8.4, Rus %5.8, Gagauz %4.4, Bulgar %1.9, diğer %1.3 (2004 verileri).

Din: Doğu Ortodoksları %98, Museviler %1.5, Baptistler %0.5 (2000).

Diller: Moldovaca (resmi), Rusça, Gagauzca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.1.

erkekler: %99.6.

kadınlar: %98.7 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Moldova Cumhuriyeti.

kısa şekli : Moldova.

Yerel tam adı: Republica Moldova.

eski: Moldavia Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Kişinev.

Bağımsızlık günü: 27 Ağustos 1991 (Sovyetler Birliğinden ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 27 Ağustos (1991).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu),Intelsat, Inter


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moldovan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şişman, büyümeye, gelişmeye elverişli olan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eski moda, modası geçmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kıdemli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

okay. well. very well. ok.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Emr-i vâki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hayli, epeyi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pretty. quite. rather. fairly. well. somewhat. a bit of a. well enough. good. a whale of. a good many. reasonably. spanking. substantially. such. whopping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparatively. fairly. goodish. pretty. quite. rather. relatively. some. somewhat. widely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fairly. rather. pretty. to some extent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

until he is almost dead. savagely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Vukua getirmek, vuku buldurmak.

2.Yetiştirmek, hâsıl etmek, vücuda getirmek.

3.Olgun hâle getirmek: Hurmaları oldurmak için eylülde pek sıcak rüzgârların esmesi lâzımdır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring sth into being. to ripen. to mature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öldürmek işi, katil, (bk.) Öldürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodshed. killing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

killing. murdering. dispatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Ölümüne sebep olmak.

2.Katletmek.

3.İdam.

4.mec. Sertlik ve katılığı giderip yumuşatmak, kırmak: Salatayı, sebzeyi öldürmek.

5.mec. Çok eziyet etmek, fazlasıyle can sıkmak, kuvvet ve kudretini kesmek: Böyle sözlerle beni öldürmek mi istiyorsun? Sıcak bizi öldürdü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assassinate. blast. butcher. dispatch. exterminate. fritter. kill. murder. shoot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kill. to murder. blast. bump off. cut down. to make an end of. gun down. kiss off. knock off. liquidate. martyr. pip. polish off. remove. rub out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have kill (another. to have sb killed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ).

1.Öldüren, kaatil.

2.Helâk eden.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deadly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deadly. fatal. killing. lethal. mortal. murderous. punishing. suicidal. terminal. virulent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deadly. fatal. killer. murderous. mortal. oppressive. suffocating. murderer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lethality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öldürme işine uğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be killed. to be murdered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

killed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla küstah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hollanda'da deniz seviyesinden aşağıda olan ve denizden setlerle ayrılarak kurutulmuş olan tarla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. poliçe hamili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yapı iskelesi; darağacı platformu: f. yapı iskelesi kurmak. scaffolding i. yapı iskelesine mahsus kereste; yapı iskelesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. azarlamak, tekdir etmek, paylamak,(slang) haşlamak; i. herkesi azarlayan şirret kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hissedar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ağıl.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köleleri olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. için için yanmak; içten içe devam etmek, içlenmek (kin); i. boğucu kesif duman

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. sell.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lefty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the left.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

left.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. lehim; yapıştırıcı madde; f. lehimlemek; yapıştırmak. soldering iron havya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. asker, nefer, er; karınca yuvasının bekçiliğini yapan iri karınca; f. askerlik yapmak; k.dili. işten kaçınmak, çalışır görünmek, kaytarmak. soldier of fortune bir çıkar veya macera için askerlik yapan kimse. an old soldier eski asker; tecrübeli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. askerler, asker sınıfı; askerlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -di) eski bir İtalyan parası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discoloration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Soluk hâle getirmek: Kuraklık bu çiçekleri soldurdu; Güneş perdeleri soldurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discolor. discolour. fade. wither. blanch. decolor. decolorize. decolour. decolourize. etiolate. pale. wear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fade. to cause sb to fade. discolour. pale. wilt. wither.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hollanda'da genel vali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir bahis için ortaya konan parayı muhafaza eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hissedar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müstahkem yer, kale; iyi muhafaza edilmiş mevki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z .on kat, on misli. tengallon

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kapı eşiği, eşik; girecek yer; başlangıç; psik. şuur eşiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. unvan sahibi, şampiyonluk ünvanına sahip kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güreşte hasmının ayağını bükme, topuk elleme; ancak basacak yer; başlangıç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. tell.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. on iki kat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., i. iki kat, iki misli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kıvrımlannı açmak, yaymak; göz önüne sermek, izah etmek, açıklamak, ayrıntıları ile bildirmek; gelişmek; açılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. satılmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. lehimini çıkarmak; eritmek, ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlatılamaz, tarifsiz; tahmin edilemez, hesapsız, sayısız; anlatılmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (held) yukarı kaldırmak; tutmak, tarafını tutmak, desteklemek; onaylamak, tasdik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-held, -holding) elinde tutmak, kendine saklamak, bırakmamak; kısıtlamak; vermemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yayla, bozkır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Birlikte yola çıkan adam, yol ve seyahat arkadaşı.

2.Arkadaş, Ar. refîk, Fars. hempâ.

3.Vaktiyle yeniçeri ortasının Azası.

4.(Rus ihtilâlinden sonra) Komünist, aynı yolun yolcusu. Kapıyoldaşı = Efendileri müşterek olanların herbiri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

companion. comrade. consort. fellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

companion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

companion. comrade. fellow. fellow traveller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yol ve seyahat arkadaşlığı, Osm. hemrâhlık.

2.Arkadaşlık, refakat. Yoldaşlık etmek = Birlikte seyahat etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camaraderie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çektirip kopartmak, söktürmek: Bahçenin otlarını yoldurmalı.

Türkçe Sözlük by