Om ne demek? | Om anlamı nedir? | Om

Om anlamı nedir?

Om ne demek?

Om anlamı nedir?

Om | Dream Meanings


Türkçe - İngilizce Sözlük

ohm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mystic syllable or ejaculation used by Hindus and Buddhists in religious rites, orig. among the Hindus an exclamation of assent, like Amen, then an invocation, and later a symbol of the trinity formed by Vishnu, Siva, and Brahma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ohm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The primal sound; the sound or vibration from which the entire universe emanates. primal sound; sound or vibration from which the entire universe emanates.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sacred syllable Om Sri Venkatesaya Namah - Saluting the Lord by reciting His name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A word symbolizing Brahma, the Creator God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The most sacred word of the Vedas; also written Aum It is a symbol both of the Personal God and of the Absolute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The two-character ISO 3166 country code for OMAN. the sacred syllable that represents the Absolute Truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Operations Manager. outer marker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Object Monitor. literally an abbreviation for 'old man' in friendly reference to any radio operator; nowadays used to refer to any male person on the air.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Outcome Measurement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Operational Messages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mantram used in meditation Aum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

OFFICE MEDIUM DISTRICT.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Organic Matter. the sacred syllable that represents the Absolute Truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ohm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mystic syllable or ejaculation used by Hindus and Buddhists in religious rites, orig. among the Hindus an exclamation of assent, like Amen, then an invocation, and later a symbol of the trinity formed by Vishnu, Siva, and Brahma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ohm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The primal sound; the sound or vibration from which the entire universe emanates. primal sound; sound or vibration from which the entire universe emanates.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sacred syllable Om Sri Venkatesaya Namah - Saluting the Lord by reciting His name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A word symbolizing Brahma, the Creator God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The most sacred word of the Vedas; also written Aum It is a symbol both of the Personal God and of the Absolute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The two-character ISO 3166 country code for OMAN. the sacred syllable that represents the Absolute Truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Operations Manager. outer marker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Object Monitor. literally an abbreviation for 'old man' in friendly reference to any radio operator; nowadays used to refer to any male person on the air.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Outcome Measurement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Operational Messages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mantram used in meditation Aum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

OFFICE MEDIUM DISTRICT.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Organic Matter. the sacred syllable that represents the Absolute Truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

()i karın, batın; biyol haşarat gövdesinin art kısmı abdom'inal (s) karna ait abdominal cavity (anat) karın boşluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çiçekli~ bol çiçekleri olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) atom bombası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) çok kötü, iğrenç, nefret uyandıran abominable snowman (bak) yeti abominably (z) çok fena bir şekilde, berbat olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) son derece iğrenç kabul etmek, istikrah etmek, nefret etmek abomina'tion (i) iğrenme, istikrah, nefret; iğrenç veya menfur şey; kötülüğe sebep olan herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birbirine uygun hale getirmek; telif etmek, uzlaştırmak; bir başkasının işini görmek; sağlamak, temin etmek; yerleştirmek, yer tedarik etmek accommodate oneself uymak, intibak etmek accommodate oneself to circumstances ayağını yorganına g

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uyma, intibak; birinin işini görmeye razı olma, Iütufkarlık; düzen; yerleşme; telif etme, uzlaştırma ; ödünç, istikraz. accommodations (i). yatacak yer, konfor, rahatı sağlayan şartlar accommodation train (ABD). birçok istasyonda duran yolc

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eşlik eden şey, refakat eden şey; (müz). akompaniman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). piyanoda eşlik eden kimse, akompanist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir kimseye arkadaş olmak, yanında bulunmak, beraberinde gitmek veya gelmek, refakat etmek, rehberlik etmek; (müz). eşlik etmek; maiyetinde bulunmak ; ilâve etmek, eklemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suç ortağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). başarmak, becermek , üstesinden gelmek; tamamlamak, ikmal etmek accomplished (s). ikmal edilmiş ; hünerli; nezaketli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başarı, muvaffakiyet; icra, tamamlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alıştırmak accustom oneself alışmak, âdet edinmek, itiyat peyda etmek be accustomed to itiyadında olmak , alışkın olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). renksiz; renkleri tabii haliyle gösteren; (müz). perdesi değişmeyen; akromatik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Tıb). renk körlüğü, akromatopsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim düzlemi üzerinde betimlenen gerçekliğin, gerçekte resmin sınırları dışında da sürüp giden doğal gerçekliğin bir parçası olduğu izlenimini verecek şekilde kompoze edilmesi. Kapalı kompozisyonun tam karşıtı bir sanatsal davranış biçimidir. Açık kompozisyon, asıl gerçekliğin tüm öğelerini resim düzlemi içine sığdırmayı amaçlamaz; tersine, böyle bir çabanın olanaksız olduğunu varsayar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). akromyon, omuz çıkıntısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneş ışınlarının kuvvetini ölçen araç, aktinometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla, şiddetli soğuk algınlıklarından sonra görülen ve hareket etmenin zorlaşmasına neden olan bir çeşit romatizmadır. Tıp dilinde Myalgia, Fibrozit denir. Korunmak için terli çamaşırları, en kısa zamanda değiştirmek ve üşütmemek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Elma, Su

Hazırlanışı : 4 Bardak suya, kabukları soyulmamış 3 elma doğranır. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Yemeklerden sonra birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). lenf bezlerinin şişmesi veya büyümesi, adenoma, genellikle bez dokusu uru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). bir kimsenin ön yargı ve tutkularına hitap eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havaalanı, hava limanı; hangar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hareket halinde ve sabit olan hava ve gazlar ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hava ölçme aracı, aerometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Otomatik Odaklama Aydınlatıcı, zayıf aydınlatma koşullarında fotoğraf makinesinin otomatik odaklama işlemini gerçekleştirebilmesi için yeterli aydınlatma sağlamak için kullanılan, düşük güçte bir kırmızı ışık kaynağıdır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Otomatik Kazanım Kontrolü, elle ayarlama gerektirmeden en iyi kayıt seviyesini belirleyen bir elektronik işlevdir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), (i). toplamak, bir araya getirmek, yığmak;(i). toplama; (jeol). volkanik parçaların bir araya toplanması. agglomera'tion (i). toplama; yığın; bir araya toplanmış şeyler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agronomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir memleketin topraklarını iktisadi yönden inceleyen ilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilimsel tarım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Seçilen görüntü çözünürlüğüne bağlı olarak zoom oranını ayarlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. tıp). Renk körlüğü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. achromatopsi

tıp renk körlüğü

Bütün renkleri veya birkaç rengi, özellikle kırmızı ile yeşili birbirinden ayırt etmeye engel olan görme bozukluğu.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. accéléromètre

fiz. ivmeölçer

Bir hareketin ivme niceliğini belirten, taşıtın hızlanmasından doğan sarsıntıları, titreşimleri gösteren araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y ). Mütearife.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. axiome

man. belit

Kendiliğinden apaçık ve bundan dolayı öteki önermelerin ön dayanağı sayılan temel önerme.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

axiom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

axiom. axiom belit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

axiom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Bir müddet için bir yerde tutmak: Beni yatıya alıkoydular.

2.Bir kimsenin yapmakta olduğu veya yapmak istediği işe engel olmak: Adamcağızı yolundan alıkoydular.

3.Bir maksatla ayırıp bir kenarda tutmak: Bu defteri arkadaşım için alıkoydum.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (dilb). alomorf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). kakule.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kaseti otomatik olarak geçerli parçanın ya da bir sonraki parçanın başlangıcına getiren, tek dokunmalı bir kontroldür.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Anamorfik zoom modu, HD Ready projektörler yelpazemizde sinemaya özgü en boy oranını sunar. Gelişmiş sinyal işleme özelliği ile, filmleri sinemada izleyebildiğiniz gibi görüntüleyin. İsteğe bağlı anamorfik zoom lensi, görüntüyü yatay olarak genişletir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (anat). anastomoz vasıtasıyle birleşmek, ağızlaşmak, yekvucut olmak. anastomo'sis (i). ağızlaşma, anastomoz , iki damarın birleşmesi. anastomot'ic (s). damar birleşmesine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y.).

1.Hayvan, bitki ve insanların yapısını ve organlarının birbiriyle olan ilgisini inceleyen ilim, teşrih.

2.Vücut yapısı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anatomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anatomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). anatomik, anatomi ile ilgili. anatomically (z). anatomik olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anatomic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anatomical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who is skilled in the art of anatomy, or dissection. an expert in anatomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an expert in anatomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teşrih,ci, anatomi bilgini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(-ing). -mise (f). teşrih etmek, açımlamak, dikkatle tahlil veya tetkik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., anatomi, hayvan (özellikle insan) yapısı, teşrih; teşrih edilecek şey; iskelet; inceden inceye tetkik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kancalı kurt hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir Yunan tanrıçası ; (astr). Andromeda takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rüzgârın şiddet ve hızını tayin eden araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anémomètre

yelölçer

Rüzgârın veya gaz durumundaki akışkanların akış hızını ölçmeye yarayan aygıt.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aşın derecede ingiliz ve ingillere hayranlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Angstrom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz).. radyo kısa dalga ölçülerinde kullanılan santimin yüz milyonda biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). (Rabbin senesinde). Milâdi sene, Milâttan sonra, MS.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). dünyanın yaratılış tarihinden itibaren hesap edilen yılda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Nizam, kaide, usul ve genel olarak alışılagelen şeylerden ayrılık gösteren hal.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anomalie

ruh b. sapaklık

Hastalık niteliğinde olmamakla birlikte, normalden belirgin durumda sapma gösterme durumu.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kural dışı, kaidelere uymayan, istisna teşkil eden; tabiR olmayan , anormal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kural dışı oluş, kaide dışı olan şey, sapıklık, anomali, anormallik; (gram). kural dışı kelime. true anomaly (astr). gerçek anomali, elipste radyus vektörü ile büyük eksen arasındaki açı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ümitsizlik, gayesizlik, toplumsal düzensizlikten ileri gelen bunalım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bekleme odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). insan vücudunun muhtelif uzuvlarını ölçme ilmi. anthropomet'ric (s). bu ilme ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). insanbiçimcilik, antropomorfizm. anthropomorphous (s). insan şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. antinomie

fel. çatışkı

Yasaların veya önermelerin kendi aralarında çelişikliği.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ahlâk kurallarına karşı gelen (kimse). antinomianism (i). ahlâk kurallarına karşı gelme,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iki kanun veya iki felsefe prensibi arasındaki zıtlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr ). Parlamento tutumuna aykırı veya karşı olan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kon).(san). bir kimsenin bir lakap veya unvanla teşhis edilmesi ;bir özel ismin benzer nitelikteki diğer şahıslar için genel olarak kullanılması. antonomastical (s). sıfatla tesmiye usulü ile yapılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. felsefe). Tanrı veya başka mefhumları insan mahiyetinde ve insan biçiminde tasarlıyan doktrin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anthropomorphisme

fel. insan biçimcilik

İnsanın niteliklerinin başka bir varlığa, özellikle Tanrı’ya aktarılması.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kendine aşırı güven, nefsine itimat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). apandis ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Sıvıların yoğunluk derecesini ölçmeye yarayan Alet. Arşimet (Arkhimides) kanununa dayanılarak yapılan bu Alet, içi boş cam bir silindir ile bunun üst kısmındaki dereceli bir çubuktan meydana gelir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. aréomètre

kim. sıvıölçer

Bir sıvının özgül ağırlığını ölçmeye yarayan alet.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). tartışmada karşı tarafın söz ve hareketlerini kendi görüşünü savunmada delil olarak kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. aroma

hoş koku

Bitki özlerinden veya yağlarından elde edilen koku.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aroma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The quality or principle of plants or other substances which constitutes their fragrance; agreeable odor; as, the aroma of coffee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fig.: The fine diffusive quality of intellectual power; flavor; as, the subtile aroma of genius. a distinctive odor that is pleasant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

any property detected by the olfactory system. a distinctive odor that is pleasant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Strictly speaking, aroma can't be separated from acidity and flavor Acidy coffees smell acidy, and richly flavored coffees smell richly flavored Nevertheless, certain high, fleeting notes are reflected most clearly in the nose of a coffee, as some tasters

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smell of a wine, especially young wines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The intensity and character of the aroma can be assessed with nearly any descriptive adjective Usually refers to the particular smell of the grape variety The word 'bouquet' is usually restricted to describing the aroma of a cellar-aged bottled wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The intensity and character of the aroma can be assessed with nearly any descriptive adjective Usually refers to the particular smell of the grape variety The word 'bouquet' is usually restricted to describing the aroma of a cellar-aged bottled wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also known as fruit, flavour or bouquet, the aromas are the smells given off by the wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fragrance of brewed coffee The smell of coffee grounds is referred to as the Bouquet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also known as the nose, the odor of the brewed leaf and the resulting liquor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This refers to the smell of brewed coffee It is a sensation linked closely to flavor Some key words relating to aroma are faint, delicate, moderate, strong and pungent Some of the more subtle nuances are 'floral' or 'winy' characteristics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smell of the gasses released from brewed coffee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the odor of the prepared coffee beverage It may be lacking, faint, delicate, moderate, strong, or fragrant and distinctive as to character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Odors in the wine that originate from the grape alone These varietal fragrances can change during fermentation and aging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cheese's smell or odour which can vary from lightly aromatic to ferociously overpowering Note that while most strong smelling cheese will also be strong tasting, this does not apply to all Limburger is a case in point The American cheeses Brick and Lied

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

All-purpose word for the smell of a wine, which may vary in type and in strength Aroma is used in the general sense and is usually positive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Much is spoken of the quality and intensity of dried hop aroma These are strong varietal characteristics There appears to be a general relationship between the type and heaviness of a hop aroma and the flavor and aromatic properties of beer. The smell tha

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

I'm stepping on some toes here Aroma is the overall smell of the wine due to natural fruits, fermentation and aging Traditionally this has not been the case but in this case tradition is screwy!! See Bouquet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Perception resulting from stimulating the olfactory receptors; in a broader sense, the term is sometimes used to refer to the combination of sensations resulting from stimulation of the nasal cavity See also 'odor ' [ASTM E253-97]. fragran flavor of brewe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smell of the grape variety that carries over into the wine It is most perceptible in Concord and Muscat grapes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term loosely used to describe the smell of wine, specifically it refers to the smells that derive from grapes and from fermentation Now it more commonly means the wine's total smell, including changes that resulted from oak ageing or that occurred in th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Aroma is a sensation which is difficult to separate from flavor Without our sense of smell, our only taste sensations would be: sweet, sour, salty, and bitter The aroma contributes to the flavors we discern on our palates Subtle nuances, such as 'floral'

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smell of the wine, more or less inter-changable with Bouquet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term loosely used to describe the smell of wine, specifically it refers to the smells that derive from grapes Now it more commonly means the wine's total smell, including changes that resulted from oak aging or that occurred in the bottle--good or bad '

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smell of a young wine which may later develop into a mature bouquet in fine wines Asti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aroma , flavor , flavour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koku, güzel koku, rayiha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aromatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. aromathérapie

koku tedavisi

Çeşitli doğal kokulu maddelerle yapılan tedavi yöntemi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güzel kokulu, rayihalı, baharat gibi kokan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. aromatique

hoş kokulu

Hoş kokusu olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aromatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aromatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kokulandırmak, baharat kokusu vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inferiority complex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). agızsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).uçağın üst kısmında gökcisimlerini gözlemek için yuvarlak pencere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y„). Astronomi bilgini.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. astronome

gök bilimci

Gök bilimiyle uğraşan bilgin.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astronomer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astronomer. stargazer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astronome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). astronom.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Uzay ve her türlü gök cismini kendisine konu olarak alan bilim.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. astronomie

gök bilimi

Gök cisimlerinin konumlarını, hareketlerini, birbirine olan uzaklıklarının ölçülmesini, bunların fizik ve kimya bakımından yapılarını inceleyen bilim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astronomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astronomy. astronomy gökbilim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astronomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( s ).,çok fazla, muazzam, aşırı astronomik; astronomi ile ilqili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Astronomi ile ilgili olan. Astronomik rakamlar = İnsana şaşkınlık verecek derecede büyük rakamlar.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. astronomique

gök bilimsel

Gök bilimiyle ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fancy price. exorbitant price.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) astronomi, yıldızlar ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). samimi ev toplantısı, kabul günü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kasetin hızlı ileri/geri sarılması ya da CD/MiniDisc değişimleri sırasında otomatik olarak radyoya geçmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

Hasta olduğumuzda vücudumuzun ısısı genellikle koltuk altına sıkıştırılan bir termometre ile ölçülür. Bu, en hijyenik yoldur. Aynı termometre defalarca kullanılabilir, kişiden kişiye hastalık taşıma riski pek yoktur.

Ciddi durumlarda vücudun iç ısısının çok hassas ölçülmesi gerekebilir. Bu durumda termometrenin yerleştirileceği iki yer vardır. Ağzımızda dilin altı ve rektum. Böyle pek de pratik olmayan yerlerden ölçüm alınmasının nedeni buraların vücudun hakiki iç ısısının en doğruya yakın ölçülebileceği yerler olmalarındandır. Koltuk altları nispeten havaya açıktırlar ve buradan yapılan ölçüm hakiki iç ısıya göre daha düşük değer verir.

Ağızdan alınan ölçümlerde termometre dilin üstüne değil de altına konulur çünkü ölçümden az önce alınmış bir içecek dilin üstünde olması gerekenden daha farklı bir değer görülmesine sebep olabilir; bütün öğrencilerin bildiği tebeşir tozu yutma numarası gibi.

Ancak termometreyi dilin altına koyunca iş değişir. Bu bölgede ve rektumda kan damarları çok olduğundan dış etkenler ölçüm sonucunu etkileyemezler. Buralardan vücut iç ısısı hem çok süratli hem de en sağlıklı şekilde ölçülebilir.

Ayrıca dilin üstünün çok hassas olması, bu bölgenin solunum ve yeme kanallarına açık olması buraya konulan termometrenin insanda rahatsızlık hissi yaratmasına sebep olur.

Uluslararası sivil havacılık kurallarına göre uçaklara civalı termometre alınmadığını ve kesinlikle yasak olduğunu biliyor muydunuz? Sebep uçağın malzemesinin çoğunlukla alüminyum olması. Çok az miktarda civa, çok miktarda alüminyumu tahrip edebilir. Tek istisna bir kap içinde olması şartıyla insanların ateşini ölçmede kullanılan küçük termometrelerdir.

Peki, bir termometre ne kadar küçük olabilir? Bugüne kadar yapılan en küçük termometre bir mikron kalınlığındadır, yani bir insan saçının kalınlığının ellide biri. Dr. Frederich Sachs bu termometreyi canlı tek hücrelilerin ısılarını ölçmek için yapmıştı.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Atığın toprak katmanları arasına gömülmesinden ibaret, katı atık tasfiyesinin en yaygın yöntemi; Atıkların gömüldüğü çukur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).atmometre, buhar ölçer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.) (fizik ve kimya). Bir elemanın bütün hususiyetlerini taşıyan en küçük parçası. Atom ağırlığı = Atomların birim olarak kabul edilen bir atomun ağırlığına nisbeten tayin edilen ağırlıkları. Atom bombası = Atom çekirdeklerinin parçalanmasıyle serbest kalan enerjiden faydalanarak yapılan bomba. Atom çağı = Atomun kontrollü olarak parçalanması tarihinden itibaren başladığı kabul edilen çağ. (İlk kontrollü nükleer parçalanma 2 aralık 1942’de Chicago Üniversitesinde başarılmıştır). Atom denizaltısı, yahut gemisi = Atom reaktörünün sağladığı enerjiyle çalışan denizaltı yahut gemi. Atom enerjisi = Atom çekirdeğinin serbest bıraktığı enerji. Bu enerjinin büyüklüğü Einstein’ ın madde enerji eşitliğini belirten E = mc2 formülü ile belirtilir. Atom pili yahut atom reaktörü = Atom çekirdeğinin parçalanmasından meydana gelen enerjinin patlamaya meydan vermeden kontrollü olarak kullanılmasını sağlayan cihaz. Atom saati = Atom veya molekül titreşimlerinin birim olarak kullanılmasıyla yapılan saat. Bu saatlerin 1270 yılda ancak bir saniye hata yapacağı sanılmaktadır. Atom sayısı = Bir atomdaki proton ve elektron sayısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ultimate indivisible particle of matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ultimate particle of matter not necessarily indivisible; a molecule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A constituent particle of matter, or a molecule supposed to be made up of subordinate particles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of matter that can enter into combination; one of the elementary constituents of a molecule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anything extremely small; a particle; a whit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To reduce to atoms. a tiny piece of anything the smallest component of an element having the chemical properties of the element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atom. particle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the smallest component of an element having the chemical properties of the element. a tiny piece of anything.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that can exist either alone or in combination Composed of an electron cloud and a central nucleus. the smallest particles of an element that can exist either alone or in combination, considered a source of vast potentia

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle into which a chemical element can be divided and still retain the properties characteristic of the element; consists of a central core or nucleus composed of PROTONs and NEUTRONs, encircled by one or more ELECTRONs that move around t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest unit of an element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that retains any of the properties of the element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basic unit of matter It is the smallest particle of an element that still has the characteristics of that element Every atom has a positively charged central nucleus, surround by a number of negatively charged electrons More about atoms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest part of an element that has all the properties of the element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The basic building block of all matter The smallest particle of an element that has the same properties as the element It consists of a central core called the nucleus that is made up of protons and neutrons Electrons revolve in orbits in the region surro

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest unit of an element It consists of a nucleus containing one or more protons , surrounded by an equal number of electrons. the smallest indivisible unit of matter that retains the properties of an element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A building block of matter, the smallest particle that has the chemical characteristics of a particular chemical element It contains a nucleus of protons and neutrons surrounded by a cloud of electrons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that can take part in a chemical reaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that can exist either alone or in combination with similar particles of the same element or a different element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest component of an element having all the properties of the element 2.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A particle of matter indivisible by chemical means It is the fundamental building block of molecules It consists of a positively charged nucleus and orbiting electrons The number of electrons is the same as the number of protons in the nucleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element having the chemical properties of that element; the fundamental building block of matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle that retains all the chemical properties of a given element. the smallest particle of an element which can exist alone or enter into a chemical combination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that cannot be divided or broken up by chemical means It consists of a central core of protons and neutrons called the nucleus Electrons revolve in orbits in the region surrounding the nucleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that cannot be divided or broken up by chemical means It consists of a central core of protons and neutrons, called the nucleus Electrons revolve in orbits in the region surrounding the nucleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of matter into which an element can be resolved by chemical means; retains the same chemical properties as the original element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest unit of a chemical element that can still retain the properties of that element Atoms combine to form molecules, and they themselves contain several kinds of smaller particles An atom has a dense central core consisting of positively charged

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle that makes up all matter and yet retains the chemical properties of the element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that still retains the characteristics of that element Every atom consists of a positively charged central nucleus, which carries nearly all the mass of the atom, surrounded by a number of negatively charged electrons,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atom , atomy , corpuscle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atom, zerre, cevher; çok küçük miktar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atom bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atom bomb. atomic bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic age. nuclear age.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic nucleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Nükleer tepkime sırasında serbest kalan enerji. Nükleer enerji

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic energy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Kâinatın, atomların rastgele birleşmesi neticesinde meydana geldiğini kabul eden felsefe sistemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nuclear reactor. pile. atomic pile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) atomik, atomal: çok küçük atomic bomb atom bombası. atomic energy atom enerjisi. atomic heat (kim). atomal ısı. atomic number (fiz). atomal sayı. atomic weight atomal ağırlık. atomics (i). nükleer fizik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir sıvı karışımındaki metal miktarlarını saptayan analiz yöntemi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atomculuk. atomist (i). atomculuğu kabul eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing).-ise (f).atomlara ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). işitme kuvvetini ölçme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ABD içinde otomatik tertibatla yemek verilen lokanta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). otomatikleştirmek, makineleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kendiliğinden hareket eden, otomatik; (i). otomatik tabanca. automatic pilot uçağı idare eden otomatik tertibat. automatically (z). otomatik olarak, otomatikman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). makinelerin veya bir fabrikanın otomatik tertibatla idare edilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otomatik oluş; isteğe baglı olmadan yapılan hareket; (psik)., (fels). otomatizm, özdevim, munsakiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kendiliğinden hareket eden şey; isteğe bağ1ı olmadan veya mihaniki surette hareket eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otomobıl.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). başkalarını da kendi gibi farzeden. automorphism (i). başkalarını da kendisi gibi farzetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). otomobillerle ilgili; kendiliğinden hareket edebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). özerk, muhtar, muhtariyetle idare edilen, otonom.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). özerk, muhtar; özerklige ait; müstakil, kendi kendini idare eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özerklik, muhtariyet, kendi kendini idare etme hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Otomatik Ses Seviyesi Sınırlandırma sistemi, kulaklık ses seviyesinin çok yükselmesini engelleyerek işitme bozukluklarını ve yakındaki kişilerin rahatsız olmasını engeller.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aksiyom, belit, kabul edilmiş gerçek. axiomat'ic (s). kendiliğinden belli; aksiyomla ilgili olan axiomatically (z). kendiliğinden belli olarak; aksiyom olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. azotomètre

kim. azotölçer

Bir organik maddede bulunan azotun gaz hacmini ayarlamaya yarayan aygıt.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gizli, el altından yapılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dans salonu, balo salonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). barometre, hava basıncını öIçen alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y). Fransızca barometre’den). Havanın ağırlığını mukayese ve hava değişikliklerini önceden tayin ve yerini, irtifaını keşfetmeye mahsus Alet. Osm. Mikyas-ül-havâ, mîzân-ül-havâ.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. baromètre

fiz. basınçölçer

Hava basıncını ölçerek yer yükseltilerini ve hava değişimlerini tespit etmek için kullanılan alet.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barometer. weather glass. rain glass. weatherglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Barometre hava basıncını ölçmeye yarar. Bir çoklarımızın evinde termometre vardır da barometre yoktur. Olanların da çoğu için pek mana ifade etmez. Halbuki barometre hava tahmininde en önemli araçtır.

Çok sağlıklı hava tahminleri meteoroloji balonları, şimdilerde ise uydular vasıtası ile yapılıyor ama evinizde barometrenin düşüş veya yükselişini takip ederek, bir de rüzgar yönünü gözlemleyerek hava tahminini rahatlıkla yapabilirsiniz.

Örneğin barometre 30’un üstünde gösteriyor ve yükselmeye devam ediyorsa hava açık olacak ve rüzgar şiddeti azalacak demektir. Eğer 30’un altında ve düşmeye devam ediyorsa hava bulutlu ve rüzgarlı olacak, hatta fırtına gelebilecektir.

Atmosferdeki hava basıncındaki değişiklikler rüzgarları yaratırlar. Ancak hava basıncındaki değişiklik tek başına o günkü veya gelecek günlerde oluşacak hava durumları hakkında yeterli bilgi veremez. Eğer rüzgar yönünü de biliyorsanız o zaman kısa dönemler için pratik tahminler yapabilirsiniz. İimdi rüzgar yönleri, barometrenin durumu ve bunlara göre oluşabilecek hava durumlarına bir bakalım:

Diyelim ki evinizde bir barometre yok. Problem değil. Hava basıncını ölçmenin diğer pratik yolları da var. Bir fincan kahve de aynı işi görebilir. Eğer kahve üzerindeki kabarcık ve köpükler fincanın ortasında toplanıyorlarsa hava basıncı yüksek, kenarlara doğru yayıiıyorlarsa basınç düşük demektir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., A.B.D. meyhane, bar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. Fr). Polis karakol kumandanı, başkomiser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k). Bir milletin veya birleşmiş birkaç milletin bütün kara, deniz ve hava kuvvetlerini komutası altında tutan komutan, başkumandan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commander in chief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commander-in-chief başkumandan. serdar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commander-in-chief. commander in chief. generalissimo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supreme military command. horse guards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). deniz derinlik ölçeği, iskandil aleti, batometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). olmak: yakışmak, yaraşmak, gitmek What became of ? ne oldu ? nereye gitti ? ne yaplyor? become due vadesi gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). cazip, çekici; uygun, münasip; (i). oluş, gelişim becomingly (z).uygun bir şekilde. becomingness (i). uygun oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gasoline pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuel pump. gas pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çalı süpürgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydroelectric power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitap falı; bilhassa Kitabı Mukaddes'le kitap falı açma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitap toplama merakı bibliomaniac s., i. kitap meraklısı, kitap koleksiyonu yapan, kitap delisi; i. kitaba tutkun kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bibliyomanisi olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bibliomane

kitap düşkünü

Hastalık derecesine varan kitap sevgisi olan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Hastalık derecesine varan kitap sevgisi, kitap düşkünlüğü, kitap deliliği.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bibliomanie

kitap düşkünlüğü

Kitap düşkünü olma durumu.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., mat. iki terimli; i. aralarında + veya -- bulunan iki terim; biyol. iki terimli isim bio- önek hayat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. insan hayatının muhtemel süresini öIçme ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ekoloji.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a scrap of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Soyut sanatta, geometrik biçimlerden çok bitki ya da hayvan biçimlerini anımsatan eğrisel dış çizgilerle oluşturulmuş biçimler. En tipik örnekleri Arp’ın resimlerinde görülür.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. neşeli, canlı. blithesomeness i. neşelilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çiçek; çiçek açma, ,çiçeklenme; tazelik, taravet, gençlik; yanakların pembeliği; meyva üzerindeki buğu; mad. dökülmüş demir kütük; f. çiçeklenmek, çiçek açmak; çiçek gibi taze ve sıhhatli olmak; çiçek açtırmak, güzelleştirmekç in full bloom tamamen

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. kadınların jimnastik yaparken, ata binerken v.b.'nde giydikleri bir çeşit şalvar; kısa şalvar gibi don.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mad. haddehane, demirci ocağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çiçekli, çiçek açmış, gençlik ve sıhhatle parlayan; gelişen, gelişmekte olan, serpilen; (argo) karın ağrısı, kör olası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çiçekli, çiçeklerle bezenmiş; buğulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çiçek, meyva baharı; f çiçek vermek, bahar açmak; gelişmek; hali vakti yerinde olmak. in blossom baharı açmış, çiçeklenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. bolometre, çok az miktarda radyasyon enerjisini ölcebilen elektrikli alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bolomètre

fiz. ışınımölçer

Bir kaynağın bütün dalga boylarındaki toplam ışınımını ölçen araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ses taklidi). Bo ile başlar, bazı sıfatlara dahil olup mübalâğa ve tekit beyan eder: Bomboş, bombok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large American serpent, so called from the sound it makes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for byte order mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sequence of characters written on a magnetic tape to signify the beginning of medium See also EOF and file mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Beginning of Message.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bill of Materials.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bill Of Materials is a complete list of the components which make up the finished goods The BOM should include part number, quantity, and description An indented Bill of Materials include descriptions of sub assemblies and how they relate to the finished

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bill of Material, a reference to the list of components on a board The total BOM cost of a board is a critical factor in designing a board. [pronounced 'bomb']Bill of Materials A list of components to be included on an assembly such as a printed circuit b

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bill of Materials.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Commonwealth Bureau of Meteorology, the national meteorological authority for Australia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bureau of Meteorology, Australia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Beginning of Medium: The first location on the medium which can be accessed. bill of materials.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bills of Material. beginning of message SIO.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Booking Office Machine - Located at Premium stations All types of transactions are able to be carried out on a BOM Identified on tickets as '065' fixed installation or '066' portable machine. abbreviation for 'Bill of Materials'. bill of materials The who

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sequence of characters written on a magnetic tape to signify the beginning of medium See also EOF , file mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Book of Mormon Cult writing, part of a religious hoax perpetrated by by Joe Smith, inventor of the polytheistic sect known as Mormonism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bill of materials A comprehensive listing of all subassemblies, components, and raw materials that go into a parent assembly, showing the quantity of each required to make the assembly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Byte Order Mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Beam Orbit Measurement This equipment is at present the main user of the BST.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bureau of Meteorology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bomba; aerosol bombası; jeol yanardağın dışarı püskürttüğü küre veya elips şeklindeki lav kümesi; f. bombardıman etmek, bombalamak; bomba patlatmak. bomb bay ask. uçakta bombanın atıldığı bölüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.).

1.İçinde patlayıcı madde bulunan uhıumiyetle küre biçiminde silâh. El bombası, yangın bombası.

2.Geminin kıçındaki seren.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bomb. egg. shell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bomb. dynamite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bomb. spanker boom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

1 A folkloric songstyle of Puerto Rico with predominantly African influence and adapted by Cortijo in the mid-1950's into a popular dance style as well as tataken up by salsa musicians 2 Large barrel-shaped drums, similar to and shorter than the Cuban tum

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Originally a Puerto Rican three-drum dance form of marked west-central African ancestry, the bomba is especially associated with the Puerto Rican village of Loiza Aldea In its old form it is still played there at the festival of Santiago, and New York Pue

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Big drum used in Puerto Rico Name of an African dance and song. 1 A folkloric songstyle of Puerto Rico with predominatly African influence 2 Large barrel-shaped drums used in the Bomba style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bomba taşıyan, atan veya yapan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bomber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir yere hava, deniz veya karadan bomba atmak, topa tutmak, bombardıman etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blast. bomb. bombard. to bomb. to bombard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be bombed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. topa tutmak, bombardıman etmek: bombalamak; üzerine varmak, sıkıştırmak. bombarder i. topa tutan kimse. bombardment i. bombardıman, topa tutma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. en eski cins top.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.İ.). İki direkli bir nevi gemi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask bombardıman uçağında bombacı; tar. topçu, topçu çavuşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bombalama. BOMBOK (i.). Son derece kötü, pek berbat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bombardment. salvo bombing. shelling. salvo. cannonade. drum-fire. prang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bombardment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bombardment. bombing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bombard. to shell. to scold sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bomber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bomber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Originally, a deep-toned instrument of the oboe or bassoon family; thence, a bass reed stop on the organ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name bombardon is now given to a brass instrument, the lowest of the saxhorns, in tone resembling the ophicleide. a large shawm; the bass member of the shawm family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. bombardon, mızıkada en kalın sesli nefesli çalgı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. abartmalı söz veya konuşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. abartmalı saçma, yüksekten atılan, şişirilmiş (söz ,konuşma). bombastically z. şişirilmiş bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çözgüsü ipek ve atkısı yün olan ince kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low, baroque-style chest with bulging, convex sides. bulbous, curving form; convex fronts and sides of chests.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rich dessert containing cream or custard mixtures arranged and frozen in a mold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An outward-swelling kettle-base construction for chests of drawers and secretaries, found on the Chippendale and Louis XV styles, as well as some American Late Colonial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A French term used to describe a swelling curve: the fronts of some later-18th century commodes and chests of drawers curve from top to bottom as well as from side to side; such fronts are called bombe. commode with a bulging front.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cannonball , fantastic shot , cannon ball , cracker , bombshell , bomb , bomb , ace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. top şeklinde dondurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bombardıman uçağı; bomba atan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) bazen esrarla alınan amfetamin içitimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

terrible. awful. dreadful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very bad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen boş. BONCUK (i.). Hayvanların yularına ve nazara karşı çocukların üstlerine takılan camdan çeşitli renklerde ve ekseriya mavi, delikli tane: Katır boncuğu, nazar boncuğu. Kadın esvabına takılır siyah ve küçükleri de vardır. Habbe. Boncuk illeti = Çocuk havalesi (bir çocuk hastalığı). BONO (i. İ.). Açık havale, poliçe. BONSERVİS (i. Fr.). İyi hizmet belgesi. Bir kimsenin çalıştığı yerden ayrılırken iyi hizmet ettğine dair aldığı kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altogether empty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bomba geçmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bomba mermisi; büyük sürpriz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bombardıman vizoru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ipekböceği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. iyi huyluluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. top gibi derin ve kuvvetli bir ses çıkarmak, gürlemek; vızıldamak; hamle yapmak, acele hareket etmek; A.B.D. hızla büyümek, süratli bir gelişme kaydetmek (şehir ,iş); ileri gitmek, ilerlemek; i. hızla ilerleme veya yükselme (ticaret ,iş ,refah); ha

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. seren, bumba, baston; akıntının kütükleri götürmemesi ve gemilerin seyrine engel olunması için set şeklinde konulmuş ve araları zincirli tomruk dizisi; bu sınırın içinde kalan bölge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Avustralya yerlilerince silah olarak kullanılan ve ileri doğru fırlatılınca geri gelen eğri bir değnek; ortaya atanın aleyhine dönen durum veya plan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sıkıntı, can sıkıntısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exchange commisionary / warden. exchange commissionary. exchange warden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. göğüs, sine, bağır, koyun;elbisenin göğsü kaplayan kısmı; s. samimi çok yakın; göğüse ait. bosom friend samimi dost, can yoldaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bağrına basmak, kucaklamak; gizlemek, saklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dip, alt; esas, kaynak, temel; vadi; den. karina, tekne, gemi; dayanma gücü; iskemlenin oturulacak yeri; k.dili kıç, popo. Bottoms up! k.dili içkilerinizi bir yudumda bitirin !. at bottom aslında, esasında. get at the bottom of bir şeyin esasına inmek,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dip koymak; bir şeyin asIına inmek, esasını anlamak; tesis etmek, kurmak; esasına dayanmak; dibine inmek, ulaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dipsiz; çok derin. the bottomless pit cehennem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. gemi sahibinin gemiyi karşı1ık göstererek ödünç para almasını sağlayan kontrat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güvey, damat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eksiz halı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya).

1.Civadan sonra sıvı halde bulunan tek eleman. Senbolü Br, yoğunluğu 297’dir. Deniz suyunda bulunur.

2.(botanik). Yabanî yulaf.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bromine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bromine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., kim. bromat asidinin tuzu; f. bromin ile karıştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kim. bromür asidi, asit bromik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. bromür asidinin tuzu; (argo) soğuk ve sıkıcı bir kimse; tatsız ve bayağı söz. bromide paper fotoğraf kâğıdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. brom.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bromide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saplı süpürge; katır tırnağı bot. Genista scoparia. butcher's broom Yalova mercam; tavşan memesi, yaban mersini, bot. Ruscus aculeatus. spiny broom şimşek ağacı, bot. Calycotome spinosa. broom corn süpürge darısı, bot. Andropogon sorghum. broomrape i.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili boş laf, palavra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.Hollanda, Almanya veya Avusturya'da belediye başkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çoban püskülü, yabani mersin, tavşan memesi, ölmez dikeni, bot. Ruscus aculeatus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sütölçer; sütteki tereyağı oranını ölçen alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sıhhatli (kadın); canlı,etli butlu: iri göğüslü: cazip, çekici, neşeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ecza). tatlı süIümen, kalomel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sarı papatya, öküzgözü, (bot). Anthemis nobilis. field camomile horozgözü, (bot). Anthemis arvensis. ox-eye camomile sarı papatya, (bot). Anthemis tinctoria.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crockery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pottery. pots and pans. earthenware. crock. utensils. kitchen utensils. pottery ware. brown ware. crockery. wares.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -mata, -mas) (tıb). habis ur, kanser.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kanser tümörlerinin vucuda yayılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kakule, hemame, (bot). Elettaria cardamomum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). bilardo oyununda karambol; geri tepme; (f). karambol yapmak; çarparak geri tepmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iskambil falcılığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gen). (çoğ). yeraltında inşa edilmiş koridorları ve odaları olan mezarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(zool). tatlı suda yaşayıp denizde yumurta bırakan balıklara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

santigrat termometresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tipcat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Resim, müzik, ses ve yazı kaydetmenize olanak sağlayan kartlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -women) kadın başkan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -women)., (ing). hizmetçi kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vestiyer; emanet odası. checks and balances hükümetin yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin ayrılmaları ve karşılıklı olarak birbirlerini denetleyip sınırlandırmaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). el falı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek). renk, renkli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yabancı bir dilden seçilmiş okuma parçaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kil). kutsal mesh yağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (eski). vaftiz sırasında çocuğa giydirilen beyaz elbise.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hıristiyan alemi; Hıristiyanlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). renk berraklığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). renkler ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). renklerle ilgili; (müz). kromatik, seslerin yarımşar ton ara ile birbirlerini takip etmeleri ile ilgili. choromatic scale (müz). kromatik gam. choromatically (z). kromatik olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kromatin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kromatografi, renkli fotoğraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kromatofor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). krom. chrome green krom yeşili. chrome steel kromlu çelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kim). kromdan veya krom ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). krom.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). renkli taş basma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). renkli madde öncüsü, kromojen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). kromoplast.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). kromozom.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). kromosfer, renkküre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kronometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vakti tam olarak öIçme ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Hareket eden bir noktanın yüzeyde bıraktığı iz olarak tanımlanabilecek olan çizginin, kompozisyonda üstlendiği formu ortaya çıkaran hareketi ifade etme, dokuyu verme, dengeyi sağlama gibi rollerin başat olduğu türdeki kompozisyonlar «çizgisel kompozisyonlar» olarak tanımlanır. Sanatın ilk adımlarının, Lascaux mağarasında olduğu gibi çizgiyle atıldığı ve çizginin özellikle perspektif kurallarının henüz yeterince bilinmediği Rönesans öncesinde önemli olduğu bilinir. Barok dönemde ışık-gölge kullanımının devreye girişiyle çizgisellik, ışığın imkân verdiği ölçüde kullanılır. Bu dönemde konturlar, çizgisel kompozisyonlarda olduğu gibi belirgin olmaz. 19. yy.da Neo-klasik Dönemde yeniden önem kazanan çizgi ve çizgisel kompozisyon, Romantizm ile birlikte nerdeyse kaybolmuş, Empresyonistler tarafından da tamamen kaldırılmıştır. Sanatçıların bireysel çıkışlar yaptığı 20. yy.da ise Henri Rosseau, Paul Klee gibi sanatçılar tarafından kendi belirledikleri amaçlar doğrultusunda kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sınıf, dershane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). kleptomania.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). klinometre, meyil öIçen alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). klinometre ile ilgili. clinomet'rical s klinometre ile ilgili olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). horoz ibiği; horoz ibiği çiçeği; züppe kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). soyadı; lakap. cognoscente, conoscente (konyoşen'tey, konoşen'tey) (i). (çoğ -ti) erbap, ehil, bir işe vakıf olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb)., kolonu çıkarma ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kolombiya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kolombo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kolostomi, kolonda açılan bir yarıkla suni anus teşekkülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). coma comatose, comatous (s). komada; yarı baygın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ comae) (astr). koma, kuyrukluyıldızın başı etraflndaki ışık; (bot). püskül; (fiz). merceğin meydana getirdiği şeklin etrafındaki ağıl.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Berenisin saçı takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı «çokmak).

1.Başı iri ve toparlak değnek.

2.iri ve ağır başlı sopadan ibaret harp Aleti, topuz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

club. cudgel. beetle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

staff. cudgel. stick. bat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cudgel. truncheon. stick. stave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı çokmak). iri başlı çoban köpeği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). püsküllü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eş, arkadaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). tarak; ibik, tepe, sorguç; ibik gibi şey; petek; dalganın yüksek kısmı; (f). taramak, taranmak; (dalga) tümselip kırılmak comb out taramak, ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dövüş, mücadele, çarpışma, savaş; (f). dövüşmek, savaşmak, çarpışmak, mücadele etmek. combat fatigue harp tesiriyle meydana gelen psikonorotik bozukluk. close combat göğüs göğüse çarpıma single combat düello.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

savaşçı, kavgacı (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kavgacı, hırçın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). coomb.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i tarak, yün, keten vb'ni tarayan kimse; uzun ve tümsekli dalga

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karıştırma, birleştirme; bileşim, terkip; bağdaşma, uyuşma, kaynaşma; birlik; kilidin şifre rakam veya harfleri; şifreli kilit; külot ve kombinezonu tekparça olan kadın iç çamaşırı; dans orkestrası combination lock şifreli kilit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uzlaşma, birlik; A.B.D., (k).dili siyasi ve ticari çıkar sağlamak için bir araya gelen grup; biçerdöğer makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birleştirmek, karıştırmak, bir araya getirmek; toplamak; birleşmek, bir araya gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., çoğ. tarantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili dans orkestrası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). yanabilir, tutuşabilir; parlamaya hazır; (i). kolay tutuşan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yanma, tutuşma; (kim). ısı ve ışık veren oksitlenme. combustion chamber yanma hücresi, yanma haznesi. combustion furnace yanma fırını, yakım ocağı. combustion gases yakım gazları. combustion motor yakımlı motor. combustion period yanma süresi, yakım

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağaç kepçe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).gelmek, yaklaşmak, varmak; olmak, vaki olmak;akla gelmek;(k).dili orgazma varmak.come about olmak, vaki olmak;dönmek, volta etmek.come acrossrast gelmek, karşılaşmak;intiba bırakmak;argo istenileni yapmak, sakladığını çıkarıp vermek.come across with

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., A.B.D., argo çekici, davet edici (bakış).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., A.B.D. (argo). tuzak kuran kimse, tuzak; davet edici bakış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili eski formunu bulma; argo zekice ve yerinde cevap; A.B.D., argo şikayet sebebi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). komedi artisti, komedyen; komedi yazarı comedienne(i). kadın komedi artisti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayal kırıklığı, düşüş, sukut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). komedi, güldürücü piyes veya filim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squatting down. squat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dizleri toplayıp kalçalar baldırlara dokunacak surette durmak: Eteklerini toplayıp çömeldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crouch. squat. to squat. to crouch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to squat down. cower. crouch. squat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Çömelme işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb squat down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sevimli, güzel, yakışıklı, zarif; uygun, yakışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gelen kimse; katılan kimse; (k).dili geleceği parlak olan şey veya kimse istikbal vaat eden şey veya kimse. all comers müracaat eden herkes butün katılanlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «civân-merd» den gaar). Eli açık, ikramcı, kerem sahibi: Nekes ile cömerdin hesabı bir yere çıkar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generous. bounteous. big-hearted. liberal. munificent. openhanded. bighearted. bountiful. flush. freehanded. freehearted. handsome. large handed. open handed. profuse. ungrudging. unsparing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounteous. chivalrous. free. generous. handsome. liberal. munificent. openhearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generous. liberal. munificent. bounteous. bountiful. charitable. free. free handed. good. handsome. princely. profuse. propitious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Elinde olanı harcayan, eli açık. 2.Başkalarına yardımdan kaçınmayan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberally. with open hands.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). El açıklığı, sahâvet, cûd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounteousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounty. generosity. liberality. munificence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generosity. liberality. munificence. benevolence. bounty. chivalry. largesse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (nad). yenilebilir; (gen). (çoğ). yiyecek şey, gıda maddesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). kuyrukluyıldız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kuyrukluyıldız gibi veya ona ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., A.B.D. (k).dili hak edilen ceza.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Medresede talebeye ve müderrise hizmet ederek ilim öğrenen kimse, talebe yamağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who follows in his master's ways.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bonbon, birçeşit şekerleme; şekerli meyva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). rahat, refah, konfor; teselli; A.B.D. yorgan; (f). rahat ettirmek; teselli etmek; yatıştırmak; (huk). yardım etmek. comfort station umumi helâ. creature comforts bedeni rahatı sağlayan konfor comfortless (s). kasvetli; konforsuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). rahat, müreffeh; teselli edici, rahatlatıcı; (k).dili yeterli; (i)., A.B.D. yorgan comfortably (z). rahatça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rahatlatıcı şey; teselli edici kimse veya şey; A.B.D yorgan; yün boyun atkısı; bh Ruhulkudus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karakafes, (bot). Symphytum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (k).dili rahat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). güldürücü, gülünç, komik; komedi ile ilgili; (i). komedi oyuncusu. comics, comic strip karikatür şeklinde hikâye serisi. comic book miki tipinde resimli çocuk kitabı. comic opera operakomik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). komik. comically (z). gülünçlü olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nezaket, medeni davranış, karşılıklı iyi muamele. comity of nations milletlerin birbirlerinin hukuk ve adetlerini tanımaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı çölmek). Çökelden, yani süzülmüş çamurdan yapılmış toprak kap ve bilhassa ateşe konmaya mahsus olanı, toprak tencere. Çanak çömlek = Topraktan yapma çömlek. Çömlek hesabı = Cahil işi, cahilane İş. Çömlek kebabı = Çömlekte pişen bir nevi kapama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthenware pot. pot. crock. jug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceramics. crock. crockery. earthenware. pot. earthenware pot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earhtenware pot. clay. crock. crockery. earthenware. jar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Topraktan çanak çömlek gibi şeyler yapan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceramicist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Çanak, çömlek, testi gibi şeyler yapma veya satma sanatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceramics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pottery. pottery industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). virgül .comma bacillus virgül şeklinde mikrop, kolera mikrobu. inverted commas tırnak işareti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). emir, kumanda, komut; bir subayın kumanda ettiği askerler; yetki, hakimiyet; (f). emretmek, hâkim olmak, kumanda etmek, idare etmek; amir olmak, bakmak. a good command of (a Ianguage) (bir dili) rahat konuşabilme. at command emir üzerinde. at o

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kumandan, komutan, amir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (ask). askeri hizmete mecbur tutmak; müsadere etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kumandan, komutan; önder, baş; deniz binbaşısı. commander in chief başkomutan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tımar, zeamet; kumandanlık; masonluk gibi cemiyetlerin loncası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). emreden; etkili: hâkim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emir. the Ten Commandments On Emir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). komando birliği; komando.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). icap ettiği şekilde, gerekli şekilde; modaya uygun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aynı ölçülere sahip olan, eşit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). anmak, zikretmek, hatırasını yad etmek commemora'tion (i). anma, hatırasını yad etme; anma töreni. commemorative (s). anma vesilesi oian; hatıra serisi olarak basılmış (pul).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). başlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başlama, başlangıç; diploma töreni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tavsiye etmek, salık vermek; övmek; saygılarını sunmak; emanet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). övülmeye 1ayık, beğenilir. commendably (z). övülmeye lâyık şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavsiye, salık verme; övme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). salık veren, tavsiye eden; metheden, öven.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). aynı sofrada yemek yiyen;( zool). komensal; (i). sofra arkadaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aynı birim ile ölçülebilen; orantıl commensurably (z). orantılı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). orantılı, eşit; yeterli; uygun, münasip. commensurately (z). uygun bir öIçü ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yorumlama, tefsir; açımlama; düşünce, mütalaa; eleştirme tenkit; (f). açımlamak, fikrini söylemek; on ile hakkında fikir beyan etmek, tefsir etmek, yorumlamak; eleştirmek .commentary (i). tefsir, şerh, açımlama, izah; çıkma haşiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eleştirmeci; yorumcu, şarih, tefsirci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ticaret, iş, alım satım; toplumsal ilişkiler; cinsel ilişki. chamber of commerce ticaret odası. domestic commerce iç ticaret. foreign commerce dış ticaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alışveriş etmek; ilişkide bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ticari; (i). radyo veya televizyon ilânı. commercial college ticaret öğretimi yapan yüksekokul .commercial law ticaret hukuku. commercial paper kıymetli ticari vesika; kısa vadeli ticari senet; emre yazılı senet; poliçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ticari gelenekler; ticari tutum; ticari terim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). -ise (f).ticarileştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili komünist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karıştırmak, katıştırmak; karışmak, kaynaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ezmek, ufalamak, toz haline getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kederini paylaşmak, dert ortağı olmak, rikkat göstermek. commisera'tion (i). teselli, rikkat, acıma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). komiser, eskiden S.S.C.B.'nde herhangi bir idari örgütün başında olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). Ievazım sınıfı; eskiden S.S.C.B.'nde siyasi örgüt; komiserlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). iaşe ve levazımat mağazası; vekil, mümessil; komiser.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). görev, vazife, iş; işleme; eylem; komisyon ücreti, yüzdelik; kurul, komisyon; rütbe, mevki; salahiyetname, emirname; belirli bir görev için verilen yetki; (f). tayin etmek, atamak; vazifelendirmek, görevlendirmek, memur etmek; den donanmaya kat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Avrupa otellerinde veya hükumet dairelerinde hizmet eden uşak veya haberci; ingiltere'de kapıcılık vb. işlerde bulunan görevli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). subay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mühim bir işe tayin edilen memur; şube müdüru; komisyon üyesi; vekil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birleşme noktası, ek yeri; (anat)., (zool). birleşik iki organın birbirleriyle birleşme yeri, dudakların veya göz kapaklarının bitiştiği yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ed -ting) işlemek, yapmak; emanet etmek, teslim etmek, tevdi etmek; kanun tasarısı v.b.'ni komisyona havale etmek; söz vererek bağlamak. commit oneself bir karara varıp bunu ilân etmek. commit oneself to kendini adamak, hasretmek. commit to memory e

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vaat, taahhut; kesin karar; teslim etme, teslim olma; bağlantı; havale; irtikap, (suç) işleme; (huk). birinin hapishane veya akıl hastanesine kapatılması için mahkemeden alınan karar, hapis ilâmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). komite, kurul, komisyon. committee of the whole meclisin komisyon halinde toplanması. in committee encümende, komisyonda. joint committee birleşik komisyon. standing committee daimi encümen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birbirine karıştırmak veya karışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekmeceli dolap; konsol, komodin; lavabo; lazımlık, oturak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). geniş, kullanışlı, ehven; rahat, ferah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mal, emtia, eşya; yararlı şey. staple commodities başlıca satış ürünleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., den. komodor; yat kulubü reisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).genel, yaygın, umumi, umuma ait; ortak, müşterek; evrensel; adi, bayağı, kaba; alışılmış, mutat. common carrier para ile yolcu veya yük taşıyan firma. common consent umumun rızası. common divisor (mat). ortak tam bölen. common fraction (mat). bayağı k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). genel park veya otlak, halkın ortak malı olan yer, meydan; (huk). bir kimsenin başkasının toprak veya suyu üzerinde hak iddia etmesi. in common müştereken, beraber, birlikte, ortaklaşa. in common with ile ortak olarak. out of the common fevkalade, a

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). umuma ait olan otlağı kullanma hakkı; ortak mal sahipliği; avam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). avam, halk tabakası, topluluk; tüzel kişiliği olan ticari şirket üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halk tabakasından olan kimse; (bazı ingiliz üniversitelerinde) kendi hesabına okuyan talebe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). adi, sıradan, bayağı; olağan; kişiliği olmayan; (i). beylik laf, klişe, çok söylenmiş söz; çok görülmüş herhangi bir şey, basmakalıp iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ)., (ing). avam, halk tabakası; (üniversitede) yemekhane. House of Commons Avam Kamarası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kamu yararı, amme menfaati.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ulus;cumhuriyet; A.B.D. eyalet. the Commonwealth İngiliz Milletler Topluluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gürültü; karışıklık, ayaklanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). toplumla ilgili, toplumsal, halka ait; umumun malı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). her eyaletin ayrı bir devlet olarak idare edildiği idari sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir şeyi mahalli halka mal ettirmek; mahalli idare altına sokmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). sohbet etmek, söyleşmek, hasbıhal etmek, konuşmak: (i). konuşma, sohbet, söyleşi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bazı memleketlerde mahalli idare; komün; avam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bulaşıcı, sari; ifade edilmesi mümkün, söylenebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilgi veren kimse, konuşan kimse; Aşai Rabbaniyi (komünyon) alan veya almaya hakkı olan kilise üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ifade etmek, anlatmak; nakletmek; meramını anlatmak; muhabere etmek, haberleşmek; bulaştırmak; aralannda bağlantı olmak; bildirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). haberleşme; ulaşım; ulaştırma; bağlantı irtibat; haber, mektup. Minister of Communications Ulaştırma Bakanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). konuşkan, duygulannı serbestçe dile getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). paylaşma; katılma; Aşai Rabbani ; Hıristiyanlıkta mezhep; arkadaşlık; sohbet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). resmi tebliğ, bildiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). komünizm. communist (i)., (s). komünist; (s). komünistlere veya komünizme. ait communis'tic (s). komünizm taraftan olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aynı yerde veya aynı şartlar altında yaşayan insan topluluğu; toplum, cemiyet; ahali, halk, amme; müşterek tasarruf, ortak mal sahipli. community center A.B.D. şehir kulübü, bir bölgede oturanlann meselelerini çözümlemek veya eğlenmek için toplandıkl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). müşterek tasarrufa tabi kılmak, umumun malı haline getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., elek cereyanın yönünü değiştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). deiştirilebilir; hükümetçe deiştirilmesi veya hafifletilmesi caiz (ceza).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değiştirme, değiş mübadele; A.B.D. bir kimsenin evi ile işi araslnda abonman bileti ile yaptğı yolculuk; (huk). cezanın değiştirilmesi veya hafifletilmesi. commutation ticket abone kartı veya bileti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). değiş tokuş veya yer deiştirmeyle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (elek). çevirgeç, komütatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).değiş tokuş etmek mübadele etmek; deiştirmek veya hafifletmek (cezayı); toptan daha ucuza almak (aylık tren bileti v.b'ni); karşılığını ödemek; yerini tutmak; (elek). cereyanın yönünü değiştirmek her gün iş ile ev arasında gidip gelmek. commuter (i).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). müşterek, ortak; karşılıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). püsküllü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). companion comparecompiled complete.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f). (i). yoğun, kesif, sıkı, sık; ince taneli; kısa özlü; of ile -den mürekkep; (f). tazyikle yoğunlaştırmak; (i). pudriyer, pudralık; (oto). küçük araba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sözleşme, sözlü anlaşma; (f). sözleşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. compact disc

bl. yoğun disk

Manyetik olmayan ince bir metalden oluşmuş ve yüksek yoğunluklu ışık kaynağı kullanarak optik tarama düzeneği ile okunan veri saklama ortamı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). arkadaş, yoldaş, ahbap; eş; elkitabı, rehber; (astr). kendisinden daha parlak bir yıldıza çok yakın olan ikinci bir yıldız; (f). arkadaşlık etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kolayca arkadaş olabilir; hoş sohbet; samimi, sıcakkanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). arkadaş gibi; müşterek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arkadaşlık, refakat, eşlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). den. kamara iskelesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). grup; misafir grubu; misafir; şirket, kumpanya, ortaklık; beraberindekiler, arkadaşlar; eşlik, refakat, arkadaşlık; tiyatro oyuncu topluluğu; (ask). bölük; (den). mürettebat tayfa. company manners görgü kurallarına uygun davranışlar. company store bi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karşılaştırılabilir, karşılaştırması mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). mukayeseli, karşılaştırmalı; nispi, orantılı; (gram). (sıfat veya zarflann) üstünlük derecesini gösteren; (i)., (gram). üstünlük derecesi. comparative anatomy karşllaştlrmall anatomi compnrative linguistics karşılaştırmalı dilbilim. in comparat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mukayese, kıyas, karşılaştırma .beyond compare, without compare fevkalade, eşsiz, üstün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., with ile karşılaştırmak, karşılaştırılabilir olmak, kıyas kabul etmek; to ile benzetmek, benzemek; (gram). (sıfat veya zarfın) üstünlük derecesini göstermek. compare notes görüş ve fikir teatisinde bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşılaştırma, mukayese; münasebet, ilişki, nispet, benzerlik; gram sıfat veya zarflara üstünlük veya enüstünltk derecesini katan çekim şekli; benzetme, teşbih. in comparison with -e nispeten, -e nispetle, -e oranla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kompartıman, bölme. compartmen'talize(f). bölmelere aylrmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafını dolaşmak; şamil olmak, kapsamak; çevirmek, sarmak, kuşatmak; başarmak; kavramak, anlamak; gizli plan kurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pusula; pergel; çevre; sınır; saha, alan, menzil; devir, deveran, süre. compass card, compass rose pusula kartı, rüzgargülü. compass needle pusula ibresi, pusula inesi. compass saw delik testeresi. beam compass büyük daire çizmeye mahsus sürgülü perg

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şefkat, merhamet, acıma, sevecenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şefkatli, merhametli, sevecen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygun düşme, uyma, uygunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (gen). with ile uygun, birbirini tutan, munasip; geçimli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vatandaş, yurttaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akran, arkadaş, eş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (-Ied, -ling) zorlamak, icbar etmek, mecbur etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hitap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). özet halinde, kısa, özlü, muhtasar, kısaltılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hulasa, özet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tazmin etmek, bedelini ödemek; telafi etmek, karşılamak; (mak). denklemek, denge sağlamak, eşitlemek. compensate for one thing with another tazmin etmek, bir şeyi diğeri ile telâfi etmek. compensate one for -in bedelini birine ödemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tazmin, telafi; karşılık, ücret, maaş, bedel; takas, karşılama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). telafi eden şey veya kimse; dengeleme tertibatı. compensator coil (elek). dengeleme bobini. compensator spring saatte dengeleme yayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). telafi etmeye yarayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rekabet etmek, yarışmak, müsabakaya girmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yeterlik, kifayet; yetenek, ehliyet, iktidar, güç; hak, yetki, salahiyet; geçinecek kadar gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yeterli, işinin ehli olan, kabiliyetli; yetkili, salahiyetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rekabet, yarışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). rakip olan; rekabet ile ilgili; müsabaka tarzında, yanşma mahiyetinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rakip, yanşmacı, yanşçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). derleme; derleme eser, çeşitli kaynaklardan toplanan bilgi veya yazılarla meydana getirilen eser; liste.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). toplayıp liste haline getirmek; çeşitli kaynaklardan bilgi toplayıp sıraya koymak; bu şekilde eser telif etmek, derlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kendi kendinden memnun olma hali; gönül rahatlığı. complacent (s). kendi halinden memnun, rahat; kendini beğenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). şikâyet etmek, yakınmak, derdini anlatmak, içini dökmek; suçlamak. complainant (i). şikâyetçi, davacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şikayet, feryat, dertyanma; dert, keder, şikâyet sebebi; hastalık, keyifsizlik; (huk). isnat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hoşgörü, müsamaha, göz yumma. complai'sant (s). müsamahakâr, hoşgörü sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). tamamlayıcı herhangi bir şey, tümleç; tüm, bütün; (geom). bir dar açıyı dik açı haline getirmek için gerekli olan açı derecesi; (gram). tümleç; (müz). oktavı tamamlayan enterval; (f). tamamlamak; birbirini tamamlar olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tamamlayan, tamamlayıcı, tümleyici. complementary angle tümler açı. complementary colors (bak). color.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f). tamam, tam, bütün; bitmiş, tamamlanmış; mükemmel, dört başı mamur; (f). tamamlamak, bütünlemek, yetkinleştirmek; bitirmek. a complete surprise tam bir sürpriz. completely (z). tamamen, butünüyle. completeness (i). bütünlük, tam olma hali. compl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bileşik veya karışık herhangi bir şey; karmaşa; (psik). komplek. building complex site. inferiority complex aşağılık duygusu. superiority complex kendini üstün görme duygusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karmaşık; çapraşık, muğlak; bileşik, mürekkep, birkaç elemandan meydana gelmiş; karışık, birbirine eşit olmayan elemanlardan meydana gelmiş. complex number karmaşık sayı. complexity (i). müşkuüât, güçlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cilt, ten; sima, görünüş, veçhe. complexioned (s). belirli bir ten rengi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uysal, yumuşak başlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uyma; itaat; başeğme; razı olma. in compliance with -e uygun olarak, mucibince. compliant (s). uysal, itaatkâr, yumuşak başlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). karıştırmak, zorlaştırmak, güçleştirmek; (s). karmaşık; (bot)., (zool). uzunlamasına katlanmış (böcek kanadı vb). complicated (s). karmaşık; muğlak, çapraşık, anlaşılması güç, çözülmesi güç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karmaşık hale getirme; bir işe giriştikten sonra meydana çıkan engel, zorluk; karışıklık: (tıb) ihtilât.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suç ortaklığı; karmaşa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kompliman yapmak, iltifat etmek; övmek; (i). iltifat, kompliman. compliments (i). selâmlar. compliments of the season (ing). tebrikler. double-edged compliment iğneli kompliman. He sends his compliments. Selâmlarını gönderdi. pay a compliment k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski komplo, suikast, gizli tertip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., with ile uymak; itaat etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). bir tümü meydana getiren kısımlardan biri, cüz, unsur, parça, eleman; (s). bileşimde bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). davranmak; with ile uymak, uygun olmak. He comported himself well. iyi davrandı. The results comportwith our expectations. Netice beklediğimiz gibi oldu. comportment (i). davranış, hal ve gidiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat)., (huk).aklı yerinde, şuuru tam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). meydana getirmek, oluşturmak; düzenlemek, tertip etmek; bir butünün parçalarını teşkil etmek; bestelemek; (eser) yazmak, yaratmak; (matb). dizmek, tertip etmek. composed of -den ibaret. composing machine (matb). dizgi makinası. composed (s). sakin, k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). besteci, bestekâr, kompozitör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). bileşik, mürekkep; karma, karışık, muhtelit; (b.h)., (mim). Korent uslubu ile ionik üslup karışımı olan sütun şekline ait; (bot). bileşikgiller familyasından; (i). alaşım, halita, bileşim, terkip; (bot). bileşikgillerden herhangi bir bitki. com

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tümleme, derleme, bir araya getirme; tertip, terkip; nitelik, mahiyet; alaşım, halita; bileşim: kompozisyon, yazı ödevi, tahrir; beste, bestecilik; uzlaşma, anlama; (matb). dizgi, tertip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (matb). mürettip, dizgici, dizici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çürümüş yaprak v.b ile karışık gübre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sukunet huzur, dinginlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). komposto.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birleştirmek, bir bütün haline getirmek, terkip etmek; şiddetlendirmek; borç konusunda anlaşmak. compound a felony menfaat karşıIığında suçluyu dava etmekten vazgeçmek veya suçunu örtbas etmek. compound with ile... anlaşmak, uzlaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). bileşik, mürekkep; (zool). tek tek hayvancıklardan husule gelmiş; (i). alaşım, halita; bileşim, terkip; (gram). bileşik kelime. compound curve mürekkep eğri. compound eye bileşik göz. compound fraction bileşik kesir. compound fracture (tıb). aç

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). içinde binalar bulunan etrafı duvarla çevrili arazi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Uzak Doğu'da yabancı firmalar hesabına çalışan yerli acente.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). anlamak, idrak etmek, kavramak; kapsamak, içine almak, ihtiva etmek. comprehensible (s). anlaşılabilir, idrak olunabilir, makul. comprehension (i). anlayış, idrak; kapsam, şümul. comprehensive (s). geniş, şümullu, etraflı; idraklı,anlama yeteneği ola

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kompres; pamuk v.b balyalarını sıkıştıran makina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sıkmak, basmak, tazyik etmek. compressed air sıkıştırılmış hava. compressible (s). sıkıştırılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıkıştırma, tazyik, kompresyon; kısaltma, ufaltma. compression stroke (oto). sıkıştıran vuruş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tazyik edici, sıkıştırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kompresör, sıkıştırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kapsamak, ihtiva etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). uzlaşma, uyuşma; bazı şeylerden fedakârlık ederek varılan anlaşma zemini; (f). uzlaştırmak, bazı şeylerden fedakârlık yoluyla aralarını bulmak; (bir kimsenin). şerefini tehlikeye atmak; (bir işin neticesini) tehlikeye atmak. compromisewith ...

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hesap kontrol memuru, murakıp, denetleyici, kontrolör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zorlama, cebir, icbar; mecburiyet; içten gelen itici his. compulsive (s). zorlayıcı, içten gelen yenilmesi güç bir hissin tesiriyle yapılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mecburi, yükümlü; zorunlu. compulsorily (z). zorla, mecburi olarak, zorunlu olarak, metazori.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vicdan azabı; pişmanlık, nedamet; esef, yerinme; (vicdanisebeplerle) çekinme, tereddüt, reddetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). eskiden bir sanığın suçsuzluğunun birkaç tanığın şahadeti ile kabul edilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hesap etmek, hesaplamak. computa'tion (i). hesap, hesaplama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kompüter, hesap eden kimse; elektronik hesap makinası,elektronik beyin. computer hardware kompüterin esas kısımları. computer software yapılacak işe göre değiştirilen kompüterin yardımcı aksamı. analogue computer kendisine verilen rakamlan elektronik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kompüter ile hesaplamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arkadaş, yoldaş. comradeship (i). arkadaşlık.--*

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şalgam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). bir arada vuku bulan, refakatinde olan, eşlik eden; birlikte bulunan; (i). tabii sonuç. concomitantly (z). aynı zamanda olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). prezervatif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kat mülkiyeti, bir binanın kat sahiplerinin ayrı olması hali; bir üIke üzerinde birkaç devletin ortak hakimiyeti; (Roma huk). ortak malsahipliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). küme halinde toplanmış; (i). küme; (tic). holding; (jeol). yığışım, konglomera (taş cinsi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karışık birikinti, birbirinden ayrı unsurlardan meydana gelen yığın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). konsome, et suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (elek). kulomb, amper-saniye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mahkeme salonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) züppe adam; horozibiği çiçeği, (bot). Celosia cristata white coxcomb kadife çiçeği, (bot). Amaranthus albus coxcombry (i). züppelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden kalma etrafı daire şeklinde büyük dikme taşlarla çevrilmiş abide.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hantal sıkıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kaşağı; (f). kaşağılamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). gelenek, adet; alışkanlık, itiyat; müşterilik, alışveriş; (çoğ). gelenekler, adap; (çoğ). gümrük, gümrük resmi; (s). ısmarlama, ısmarlama yapılmış; ısmarlama üzerine çalışan (esnaf). customs union gümrük anlaşması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ısmarlama yapılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mutat, alışılmış, âdet hükmünde. customar'ily (z). âdete göre, alışıldığı şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müşteri. a tough customer (k).dili çetin kimse, geçinilmesi zor adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gümrük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). siklometre, mesafe saati.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DRAHOMA) (i.). Drahoma. Hıristiyanlar’da evlenen kızın, kocasına verdiği para, mal, mülk. (bk.) Drahoma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Dahomey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (gemi v.b.'ni) yedeğe çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayrıştırmak, halletmek; çürütmek; çürümek. decomposi'tioni ayrışma, ayrışım; çürüklük, bozukluk, tefessüh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yeraltı işçisini hava basıncından kurtarmak. decompression chamber uçuşa hazırlık için normal basıncı azaltan kapalı hücre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

1930`larda Oscar Dominguez`in (1906-1958) Gerçeküstücülük akımının otomatizm kavramından yola çıkarak oluşturduğu teknik. Bu teknikte boya kalın bir fırçayla ince bir kâğıdın üstüne sıçratılır ve kurumadan ikinci bir kâğıtla yavaşça sürtülerek gelişigüzel dağılması sağlanır. Daha sonraları Ernst tarafından yağlı boyaya uygulanan bu tekniğin en önemli özelliği, yapıtın ön tasarımsız oluşturulmasıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strait jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). isim koymak, ad vermek, demek, nam vermek; tefrik etmek, ayırmak, belirtmek, göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). isimlenlendirme, ad verme; isim, unvan; sınıf, mezhep; belli bir öIçü birimi. denominational (s). isme ait; mezheplere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). ad veren, tesmiye eden; (gram). isim veya sıfattan türemiş; (i)., (gram). isim veya sıfattan türemiş fiil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mat). payda, bir sayının kaça bölündüğünü gösteren rakam. Ieast common denominator (bak). Ieast.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bu inanç ve görüşün nereden kaynaklandığı bilinmiyor. Güya devekuşu başını kuma gömünce düşmanlarını ve gelecek tehlikeyi görmez, onun için de rahatlarmış. Güney Afrika’da 80 sene boyunca yapılan gözlemlerde böyle bir olay görülmemiştir. Hiçbir devekuşu kafasını kuma gömmeye teşebbüs etmemiştir. Zaten bunu yaparlarsa boğulacakları da kesin.

Her ne kadar beyinleri gözlerinden küçük olsa da, kuş dünyasının en akıllılarından olmasalar da, devekuşları kendilerini gizlemek için başlarını kuma gömecek kadar da aptal değillerdir. Bu görüntünün asıl nedeni devekuşu yavrularının yırtıcı hayvanlarım saldırılarına karşı açık ve korumasız olmalarıdır. Onlar yetişkin devekuşları gibi hızlı koşup kaçamazlar. Bir tehlikeyi sezdiklerinde aniden kendilerini bulundukları yere bırakarak, hareketsiz kalıp çevreye uyum sağlayarak düşmanlarının dikkatlerinden kaçtıklarını ümit ederler.

Anne devekuşları bazen bütün vücutlarını, kanallarını da açarak toprak üzerine yatırırlar ve yavrularını güneşin kavurucu etkisinden korumaya çalışırlar. Ayrıca devekuşlarının dinlenirken boyun kaslarını rahatlatmak için veya çok sık olmasa da uyurken bazen bu pozisyonu aldıkları biliniyor. Hatta bir görüşe göre, bu pozisyonda kafalarını yere dayayıp düşmanlarının ayak seslerini dinledikleri de ileri sürülüyor.

Daha yumurtadan çıkar çıkmaz erişkin bir tavuk büyüklüğünde olan devekuşu yavrularının uzun boyunları genellikle bej rengindedir ve üzerlerinde siyah çizgiler vardır. Bu renklerle ot renkleri ve gölgeleri karışarak iyi bir kamuflaj imkanı sağlar. Bu durumda otların aralarına başlarını soktuklarında vücutları görünürken boyun ve baş kısımları görülmez. Görülmeyen başın kuma gömülmüş gibi insanlar tarafından algılanmasının nedenlerinden biri de bu olabilir.

Bu tip uçamayan büyük kuşların başlarını kuma gömme gibi aptalca bir savunma sistemine zaten ihtiyaçları yoktur. İşitme ve görme duyuları son derecede iyidir. Boylarının da avantajı ile çevreyi çok iyi gözleyebilirler. Düşmanı diğer av adaylarından önce sezebilirler.

Üç metrelik boylarına ve 100 - 150 kilogramlık ağırlıklarına rağmen saatte 50 kilometre hızla koşabilirler. Köşeye sıkıştıklarında ise kolay teslim olmazlar. Çok seri ve kuvvetli tekme atabilirler, uzun boyunları sayesinde düşmanı yaklaştırmadan mücadele edebilirler.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ancak mikroskopla görülebilen tek hücreli bir çeşit deniz algi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kim). iki atomdan ibaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ikiye bölme; (astr). ay, Merkür veya Venüs kursunun yarısının ışıklı olması; (biyol). çatallı olma; (man). ikiye bölme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iki renkli; (tıb). esas renklerin yalnız ikisini görebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kim). iki krom atomu havi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

TV sinyallerinde genellikle siyah-beyaz ve renkli görüntü bilgileri tek sinyalde birleştirilirler. Dijital Comb Filtresi, renkli ve siyah-beyaz görüntü bilgilerini ayırarak, hassas görüntü ayrıntılarında yaşanan türden resim titreşimine neden olmadan net ve keskin görüntü ayrıntıları sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Yapıyı bozmadan 4:3 standart letterbox yayına zoom yapar.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

Fr. dichotomie

biy. ikileşim

İki eşit parçaya ayrılmak üzere büyüme noktasından ikiye bölünerek dallanma.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. dichotomique

ikileşik

İkişer ikişer ayrılıp bölünen.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir kuvveti ölçmeye yarayan cihazların genel adı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dynamomètre

fiz. kuvvetölçer

Kuvvetleri ölçmeye yarayan cihaz.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynamometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir İlim, fen ve sanatta ehliyetlerini ispat edenlere o işi yapmak için verilen mezuniyet kâğıdı. Osm. şehadetnâme: Diplomasını alınca doktorluğa başlayacak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomaed. certified. dip. dipl. diploma. certificate. degree. sheepskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diploma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A letter or writing, usually under seal, conferring some privilege, honor, or power; a document bearing record of a degree conferred by a literary society or educational institution. a document certifying the successful completion of a course of study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diploma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a document certifying the successful completion of a course of study. 1 An academic qualification received after completing a diploma program 2 The actual document certifying that a student has completed their degree or diploma Also known as a parchment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A certificate awarded when a learner completes a defined set of requirements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A graduate diploma involves study in an area different from that of your first degree and is usually at undergraduate level A postgraduate diploma involves further studies in the same area as your first degree, at a more advanced level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In many countries the academic status associated with a Diploma is very high, being equivalent to that of a good university degree at the Masters level For example, the Dip Ing is the title conferred upon the University Geodetic Engineer in Germany, Finla

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Inscribed bronze tablet about, 130mm by 130mm, and the recording the official honourable discharge of troops after 25 years service, and the grant of privileges These privileges included citizenship for each man, his children, and the legalisation of his

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A qualification awarded for a course of higher education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Graduate program for which the minimum admission requirement is a baccalaureate, and which has fewer requirements than a masters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Educational recognition given for the successful completion of two-years study at a college, technical institute or vocational college Prepares students for work in a specific field or group of occupations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A formal document certifying the successful completion of a prescribed program of studies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An official piece of paper given by colleges and high schools to students when they complete a specific course of study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A document awarded by the IBO to a student who successfully completes all course work as required and passes all exams taken in the six subjects from the hexagon Three exams are taken at Higher Level and three are taken at the Standard Level In addition,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An undergraduate award usually requiring three years of full-time, or equivalent part-time, study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A certificate issued by a high school, college, etc indicating graduation or the conferring of a degree In certain instances a diploma may be required when applying for a mortgage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The certificate issuesd by a University testifying that the recipient has successfully completed a course of study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Granted to students who complete the total curriculum or course other than designated associate or certificate courses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An official-looking document conferring a degree on a person or certifying that the person has adequately completed a prescribed course of study. a qualification in the vocational education and training and higher education sectors See also Australian Qua

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diploma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diplomasi, diplomatlık, siyaset, hariciye mesleği; başka insanlarla ilişkide incelik, ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Diploması olan. Osm. şehadetnâmeli, mezun: Diplomalı öğretmen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graduated. qualified. having a license.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Diplomatlık, dış politika, dış siyaset.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having no diploma. without a license.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Diplomatik, siyasî işler ve dış münasebetlerle meşgul devlet adamı; bu sahada pek usta olan: Bismark gibi bir diplomat nâdir yetişir, Reşid Paşa büyük bir diplomattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat. diplomatist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A diplomatist. an official engaged in international negotiations a person who deals tactfully with others.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An official representative of a state, present in another state for the purposes of general representation of the state-of-origin or for the purpose of specific international negotiations on behalf of the diplomat's state-of-origin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who tells you to go to hell in such a way that you actually look forward to the trip. an official engaged in international negotiations. a person who deals tactfully with others.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Dışişleri Bakanlığı memuru, hariciye memuru, diplomat, siyaset adamı; başkaları ile ilişkide incelik gösteren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). doktor ve mühendis gibi meslek diploması alan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). diplomatik, milletlerarası siyasete ait; başkaları ile ilişkide ince, usta, siyasi; diplomasi ilmine ait. diplomatic affairs diplomatik işler. diplomatic agent elçi veya maslahatgüzar. diplomatic immunity diplomatik dokunulmazlık. diplomatic serv

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski resmi ve sikaları çözme ve gerçeğe uygunluğunu tayin etme ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Dış siyasetle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomatic language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diplomat, hariciye memuru, siyaset adamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Diplomatın mesleği, bu sahada ustalık.

2.mec. Kurnazlık, hilekârlık.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hastalık derecesinde içki iptilası, ayyaşlık, dipsomani. dipsomaniac (i). içkiye müptelâ kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

DIRAĞMAN (i.) (Arapça «tercüman» dan çıkma, Fransızca dragoman’dan). Tercüman, dil uşağı. Eskiden Avrupa’nın Türkiye’deki elçiliklerinin tercümanları. (bk.) Drogman.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir alışkanlıktan vazgeçirmek, bir itiyadı bıraktırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (A.B.D)., argo Arap saçı gibi karıştırmak, altüst etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yenmek, mağlup etmek, bozguna uğratmak; sinirlendirmek, rahatsız etmek; şaşırtmak. discomfiture (i). rahatsızlık; şaşkınlık; bozgun, yenilgi, hezimet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). rahatsızlık, huzursuzluk, sıkıntı, ağrı, keder; (f). sıkıntı vermek, rahatsız etmek, üzmek, canını sıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). taciz etmek, rahatsız etmek; zahmet vermek, külfet yüklemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzenini bozmak, şaşırtmak, sinirlendirmek; karıştırmak, rahatını bozmak. discomposure (i). telâş, sinirlenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. botanik). Silisli sert kabukları olan ve fosilleri kalın yer tabakaları meydana getiren bir alk familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. jeoloji). Tabiî kalsiyum ve magnezyum karbonatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dolomite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dolomite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (jeol). kalsiyum, magnezyum ve karbonattan ibaret bir çeşit beyaz mermer, dolomi Dolomites Tirol,da bu kayadan oluşmuş dağlar, dolomitler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doğanın ayağına vurulan toplu köstek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mülk, mal, arazi; memleket, üIke; nüfuz sahası, nüfuz bölgesi; saha, alan, ihtisas; (huk). yüce hakimiyet. right of eminent domain istimlâk hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.(botanik) Asklı mantarlardan bir bitki, yer mantarı (tuber melanosporum).

2.Yumru çıban, veba çıbanı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trüffel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tümsek peyda etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to squat down. to be on all fours.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to project as a hump. to bulge out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir tarafı künbet gibi çıkıntılı vaziyete koymak, tümseltmek: Yükü almak için arkasını domalttı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth bulge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kambur, tümsekli, fırlak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Patlıcangillerden bir bitki ve içi pek sulu kırmızı meyvası, domates. Domatesin hem tazesi, hem de saklanmış suyu veya ezmesi yemeğe lezzet vermek için kullanılır. Amerika’dan gelmiştir ve çok çeşitleri vardır: Kırmızı domates, salkım domates: Yeşil domates = Bazı yemek ve turşularda kullanılan ham domates (Fr. tomate).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tomato.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tomato.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(solanum lycopersium): Patlıcangillerden bir çeşit bitkidir. Ürünü için yetiştirilir. Vatanı Meksika ve Peru’dur. Yabani türünün meyveleri yuvarlak ve kiraz kadar küçüktür. Domatesin içeriğinde lycopin denilen bir madde bulunur. A, B, C vitamileri bakımından zengindir. Gövde ve yapraklarında solanin denilen zehirli bir alkoloid bulunur. Kullanıldığı yerler: Bol idrar söktürür. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını ve kanın durulmasını sağlar, damar sertliğini giderir. Romatizma ve nikriste faydalıdır. Safra ve böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Üremiyi düşürür. Hazmı kolaylaştırır. Kabızlığı giderir. Mide ve bağırsakların düzenli bir şekilde çalışmasını sağlar. Cilde tazelik ve pembelik verir. İsiliği ve mayasılı giderir. Nasırların sökülmesine yardımcı olur. Çıbanların olgunlaşmasını sağlar. Arı sokmasında ve yanıkların tedavisinde faydalanılır. Kansere karşı korur. Midesi zayıf olanlar, böbrek ve mesanelerinde iltihap olanlar, suyunu içmelidirler.

Şifalı Bitki by

Genel Bilgi

Genellikle meyveler çiğ olarak (tabii yıkandıktan sonra), sebzeler ise pişirildikten sonra yenilir. Bu da bazı yiyeceklerin meyve mi, yoksa sebze mi olduklarına dair karışıklıklara yol açar. Örneğin domates salatada çiğ olarak yenilebilir, bunun yanında tencere yemeği olarak dolması da yapılır. Bu durumda domates meyve midir, yoksa sebze mi? Genel kanının ikincisi olmasına rağmen aslında domates bir meyvedir.

Çarşı, pazar anlayışına göre, tabiatta bulunduğu şekilde yenilen ve tadı tatlı olan yiyecekler meyvedir. Çarşıda, pazarda, marketlerde elma, çilek, üzüm ve muz meyve olarak kabul edilirlerken, taze fasulye, domates, kabak ve patates, sebze reyonlarında bulunur.

Ancak bilim insanları, yani botanistler, sebze-meyve ayırımını böyle yapmıyorlar. Onlara göre meyve, içinde etli veya kuru, çoğunluğunu çekirdek diye adlandırdığımız, kendi tohumu veya tohumları bulunan yiyecektir. Bu tanıma göre kayısı, şeftali, üzüm, taze fasulye, domates, salatalık (hıyar) ve benzeri gıda maddeleri teknik olarak meyvedir. Yani kısaca çekirdeği olan tüm yiyecekler meyvedir. Geriye kalanlar, yani patates, havuç, şalgam, soğan, sarımsak gibi bitki kökleri, lahana, marul gibi bitki yaprakları, hatta aslında bir çiçek olan karnabahar bile birer sebzedir.

Bu arada belirtmekte fayda var; biz bitkilerin değişik kısımlarını yeriz. Örneğin, maydanoz yetiştiği bitkinin yaprak kısmı iken, karabiber ağacın meyvesi, tarçın kabuğu, susam ise bitkisinin tohumudur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Genellikle meyveler çiğ olarak (tabii yıkandıktan sonra), sebzeler ise pişirildikten sonra yenilir. Bu da bazı yiyeceklerin meyve mi, yoksa sebze mi olduklarına dair karışıklıklara yol açar. Örneğin domates salatada çiğ olarak yenilebilir, bunun yanında tencere yemeği olarak dolması da yapılır. Bu durumda domates meyve midir, yoksa sebze mi? Genel kanının ikincisi olmasına rağmen aslında domates bir meyvedir.

Çarşı, pazar anlayışına göre, tabiatta bulunduğu şekilde yenilen ve tadı tatlı olan yiyecekler meyvedir. Çarşıda, pazarda, marketlerde elma, çilek, üzüm ve muz meyve olarak kabul edilirlerken, taze fasulye, domates, kabak ve patates, sebze reyonlarında bulunur.

Ancak bilim insanları, yani botanistler, sebze-meyve ayrımını böyle yapmıyorlar. Onlara göre meyve, içinde etli veya kuru, çoğunluğunu çekirdek diye adlandırdığımız, kendi tohumu veya tohumları bulunan yiyecektir. Bu tanıma göre kayısı, şeftali, üzüm, taze fasulye, domates, salatalık (hıyar) ve benzeri gıda maddeleri teknik olarak meyvedir. Geriye kalanlar, yani patetes, havuç, şalgam, soğan, sarımsak gibi bitki köklerri, lahana, marul gibi bitki yaprakları, hatta aslında bir çiçek olan karnabahar bilen birer sebzedir. Bu arada belirtmekte fayda var; biz bitkilerin değişik kısımlarını yeriz. Örneğin, maydanoz yetiştiği bitkinin yaprak kısmı iken, karabiber ağacın meyvesi, tarçın kabuğu, susam ise bitkisinin tohumudur.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tomato paste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tomato sauce. ketchup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Domatesin suyu veya ezmesi ile terbiye olunmuş: Domatesli pilav, çorba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Manda, susığırı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (mim). kubbe; kubbe biçimindeki tabii oluşum; (argo). başın üst kısmı, tepe; (f). kubbe ile örtmek; kubbe şekli vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hüküm günü, kıyamet günü. Domesday Book 1086'da Ingiltere'de Kral William'ın emri ile yapılan araştırmada arazi sahipleri ile bu kişilerin mal ve mülklerinin sayımını kapsayan kitap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). eve ait, evcimen, ev işlerine bağlı; ehli, evcil; kendi memleketine ait; (i). hizmetçi. domestic animals evcil hayvanlar. domestic industries yerli sanayi. domestic science ev bakımı, ev idaresi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). evcilleştirmek, ehlileştirmek; medenileştirmek; evcilleşmek. domestica'tion (i). ehlileşme, ehlileştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eve ve aileye bağlılık, evcimenlik; ev hayatı, aile hayatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. domestique

1. evcil,

2.yerel, yerli

1. Yerli. 2.Belli bir yöre ile ilgili. 3.Ülke içi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ev, konut, mesken, ikametgah; (huk). daimi ikamet yeri; (f). yerleştirmek, iskân etmek; yerleşmek, oturmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. demi-finale

sp. yarı final

Bir yarışmada çeyrek finale kalan sekiz takımdan dördünün elenmesiyle oluşan grup veya aşama.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hakimiyet, salahiyet, tahakküm, üstünlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Musikide dizinin durak perdesinden sonra en mühim perdesi. T. güçlü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dominante

baskın

Benzerleri arasında güç ve önem bakımından başta gelen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ruling; governing; prevailing; controlling; predominant; as, the dominant party, church, spirit, power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth tone of the scale; thus G is the dominant of C, A of D, and so on. the fifth note of the diatonic scale exercising influence or control; 'television plays a dominant role in molding public opinion'; 'the dominant partner in the marriage' of gene

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the fifth note of the diatonic scale. exercising influence or control; 'television plays a dominant role in molding public opinion'; 'the dominant partner in the marriage'. of genes; producing the same phenotype whether its allele is identical or dissimil

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a series of terms applied to the phenotypic effect of a particular allele in reference to another allele with respect to a given trait An allele 'A' is said to be dominant with respect to the allele 'a' if the A/A homozygote and the A/a heterozygot

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A relative term describing the relationship of one allele to a second at the same locus when an animal heterozygous for these alleles expresses the same phenotype as an animal homozygous for the first allele The second allele of the pair is considered rec

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chord based on the fifth degree of the diatonic scale being used A dominant usually resolves to the tonic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth degree of the major or minor scale Also, the term for the triad built on the fifth degree, labelled V in harmonic analysis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth note of the diatonic scale This applies tomajor and minonr keys The dominant note in the key of C is G, for example.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a series of terms applied to the phenotypic effect of a particular allele in reference to another allele with respect to a given trait An allele 'A' is said to be dominant with respect to the allele 'a' if the A/A homozygote and the A/a heterozygot

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allele is said to be dominant if it expresses its phenotype even in the presence of a recessive allele See Allele, Phenotype, Recessive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allele that is almost always expressed, even if only one copy is present See also: gene, genome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gene that almost always results in a specific physical characteristic even though the patient's genome possesses only one copy With a dominant gene, the chance of passing on the gene, which may cause a condition or disease, to children is 50-50 in each

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The extent to which a gene is expressed; dominant indicates that it is expressed a lot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A heritable character possessed by one parent of a hybrid which, when pure, will express itself in the hybrid to the apparent exclusion of the opposite or recessive character in the other parent Also a species that comprises the majority of biota in an ec

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Trees with crowns extending above the general level of the canopy and receiving full light from above and partly from the side; taller than the average trees in the stand with crowns well developed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allele or phenotype that is expressed in either the homozygous or the heterozygous state. a trait governed by an allele that can be expressed in the presence of another, different allele Dominant alleles prevent the expression of recessive alleles in h

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Those conditions that are expressed in heterozygotes, ie, individuals with 1 copy of the mutant gene and 1 copy of the normal allele; refers to phenotype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alleles that determine the phenotype displayed in a heterozygote with another allele.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth degree of the scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth degree of the major or minor scale Also, the term for the triad built on the fifth degree, labelled V in harmonic analysis A dominant usually resolves to the tonic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Trees with well developed crowns which are above the canopy and receive direct sunlight from above and partially from the side.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allele that is almost always expressed, even if only one copy is present Source : Human Genome Project Information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth note of a diatonic scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominantly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., biyol başat özellik; (müz). sol notası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., hakim, mütehakkim, idare eden, yöneten, galip, tesirli, nüfuzlu; (müz). bir gamda sol notasına ait, dominant; (biyol). başat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hakim olmak, tahakküm etmek, idaresi altına almak; üstün olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hükmetme, istibdat, idaresi altına alma; idaresi altında olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). despotça hükmetmek, hâkim durumda olmak. domineering (s). oto riter, tahakküm eden; küstah. domineer ingly (z). otoriterce, tahakküm ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Dominikan tari katı ile ilgili; (i). bu tarikata bağlı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., iskoç öğretmen; (A.B.D.)., k.dili papaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

Başkent: Santa Domingo.

Nüfus: 7.826.000.

Yüzölçümü: 48.443 km2.

Komşuları: Batıda Haiti.

Önemli Şehirleri: Santo Domingo, Santiago de Los Caballeros.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca.

Yönetim Biçimi: Temsili Demokrasi.

Tarih: 1492’de Kolomb oraya ulaştığında Hispanida adasında Carib ve Arawak Hintlileri yerleşmişti. 1496’da kurulan Santa Domingo kenti yarıkürede Avrupalılarca yerleşilmiş en eski alandır.

1697’de adanın batısındaki 1/3’lük kısmı Fransa’ya devredildi. Santa Domingo 1795’te Fransa’ya katıldı. Haitili lider Toussant L’Ouverture 1801’de burayı ele geçirdi. 1803-1821 arasında pek çok yerli cumhuriyet belli aralıklarla kurulup kalktı. 1822-1844 arasında Haiti bölgeye tekrar egemen oldu ve 1861-63’te İspanyol işgali gerçekleşti.

1916’dan anayasal çerçeveden seçilen hükümetin başa geçtiği 1924’e kadar ülke Amerikan donanmaları tarafından işgal altında tutuldu. 1930’da Gen. Rafael Leonidas Trujiollo Malina devlet başkanı seçildi. Trujillo 1961’de uğradığı suikaste kadar ülkeyi zorbalıklar yönetti. 1960’ta Trujillo tarafından atanmış olan başkan Joaguin Balaguer 1962’de baskılara dayanamadı. 33 yıl içinde yapılan ilk özgür seçimlerde seçilen Juan Bosch; 1963’te devredildi. 24 Nisan 1964’te Bosch taraftarları ve komünistleri de dahil olduğu diğer bazı gruplar ayaklandı. Dört gün sonra Amerikan donanması Bosch yanlısı güçlere müdahale etti. Daha sonra beş Güney Amerika devleti tarafından oluşturulan barış koruma güçleri gönderildi.

Haziran 1966’da Balaguer’in Bosch’u yendiği seçimleri geçici bir hükümet denetledi. Balaguer sonraki 28 yıl boyunca görevde kaldı, ancak Mayıs 1994’te yeniden seçilmesinde hile yapıldığı ortaya çıkınca 1995’te yeni seçim yapma sözü verdi.


Ülke by

Ülke

Başkent: Roseau.

Nüfus: 88.000.

Yüzölçümü: 750 km2.

Komşuları: Kuzeyde Guadeloupe, Güneyde Martinik.

Önemli Şehirleri: Roseau.

Din: %77 Katolik.

Dil: İngilizce (resmi).

Yönetim Biçimi: Parlamenter Demokrasi.

Tarih: 1805’tenberi bir İngiliz kolonisi olan Dominika 1967’de özerk, 3 Kasım 1978’de de bağımsız oldu. 30 Ağustos 1979’da çıkan David Kasırgası adayı harap ederken, Dominika ekonomisinin temeli olan muz fidanlıkları da yok oldu. 1980-81’de hükümete karşı darbe girişimleri oldu.

Dominika, 1983’te Amerika Birleşik Devletleri’nin Grenada’ya saldırmasında teşvik unsuru olmuştur.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hüküm, hâkimiyet, idare; dominyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). malikiyet, idare, salahiyet, yetki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Dikdörtgen biçiminde «taş» adı verilen yirmi sekiz parça ile masa üzerinde oynanan bir oyun.

2.Bazen balolarda giyilen kukuleteli bir elbise.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominoes. domino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of hood worn by the canons of a cathedral church; a sort of amice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mourning veil formerly worn by women.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of mask; particularly, a half mask worn at masquerades, to conceal the upper part of the face.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dominos were formerly worn by ladies in traveling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A costume worn as a disguise at masquerades, consisting of a robe with a hood adjustable at pleasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person wearing a domino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A game played by two or more persons, with twenty-eight pieces of wood, bone, or ivory, of a flat, oblong shape, plain at the back, but on the face divided by a line in the middle, and either left blank or variously dotted after the manner of dice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The game is played by matching the spots or the blank of an unmatched half of a domino already played One of the pieces with which the game of dominoes is played. a small rectangular block used in playing the game of dominoes; the face of each block has t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domino !.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States rhythm and blues pianist and singer and composer. a loose hooded cloak worn with a half mask as part of a masquerade costume. a mask covering the upper part of the face but with holes for the eyes. a small rectangular block used in playing t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

British equipment used to counter the German Y-Beam bombing system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two congruent squares joined along an edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Software from Lotus Development Corporation, used for developing interactive applications that run on Web servers. a long loose hooded cloak usually worn with a half mask as a masquerade costume; a half mask worn over the eyes with a masquerade costume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit maske veya yarım maske; domino taşı dominoes (i). do mino oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Büyük Britanya imparatorluğunun, anavatanla aynı hakları olan deniz aşırı parçalarından her birine verilen ad: Kanada dominyonu,

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı tonuz) Pisliğiyle tanınmış dört ayaklı bir hayvan. Yabanî ve ehlî çeşitleri vardır. Ar. hınzır, Fars hûk. Yavrusuna çorpa derler. Pislikten, inat ve merhametsizlikten yahut fazla kuvvetten kinaye olarak tahkir mânâsında kulla nılır: Ne domuzdur. Domuz ağırşağı, ekmeği, ayrığı = Bir cins kök. Domuzayağı =

1.Tüfek sıkısını veya şişe tıpasını çıkarmaya mahsus burgu.

2.Vaktiyle, düşmanın ayağına batmak üzere yola atılan demirden sivri uçlu üçgen ayak oltası. Domuz arabası = Bir cins zırhlı araba, seyyar küçük metris. Domuzelması = Domalan. Domuz yağı = Domuzun derisi altında ve etinin üstünde kalın bir tabaka halinde bulunan yağ.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

porcine. pig. boar. swine. hog. grunter. pork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hog. pig. swine. obstinate. pigheaded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pig. swine. hog. boar. pork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pigsty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pigskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pigskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pork. pig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoggish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vicious. hoggish. piggish. porcine. porky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bacon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bacon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Örneği domuz olan memeli hayvanlar familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kınkanatlılardan, bir böcek (brachynus crepitans).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become malicious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Domuz huyluluk, merhametsizlik: Yine domuzluğu tuttu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

viciousness. persistent malice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to do sth malicious. to be maliciously obstinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in one's underwear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kötü kader, kör talih; hüküm, mahkumiyet; ölüm, zeval, yok olma; son hüküm, kıyamet günü. crack of doom kıyamet kopması, dünyanın sonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hüküm vermek, aleyhinde karar almak, mahkum etmek; kötü bir talihi olmak. doomsday bak. domesday.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dragoman

çevirmen

Konuşmayı bir dilden başka bir dile çeviren kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An interpreter; so called in the Levant and other parts of the East. an interpreter and guide in the Near East; in the Ottoman Empire in the 18th and 19th centuries a translator of European languages for the Turkish and Arab authorities and most dragomans

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an interpreter and guide in the Near East; in the Ottoman Empire in the 18th and 19th centuries a translator of European languages for the Turkish and Arab authorities and most dragomans were Greek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. mans veya men) Orta Doğu'da tercüman, rehber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i: Y.). Bazı topluluklarda bilhassa Rumlar’da gelin tarafından güveye verilen para veya mal.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hecin, tek hörgüçlü binek devesi, (zool). Camelus dromedarius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Ekonomik gelişmeyi yadsımayan, ancak dünya çevresini tehdit etmeyen çevre ve enerji politikalarının benimsenmesi gerektiğini savunan Brundtland Raporu’nu hazırlayan, Birleşmiş Milletlerin oluşturduğu bir komisyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plane geometry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dinamometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iktisadi, ekonomik; idareli, az masraflı, masrafını çıkaran; mali işlere ait. economic man iktisadi insan, yalnız kendi çıkarını düşünen ve düzenli hareket eden kimse.economical (s). idareli, az masraflı, tutumlu; iktisadi, ekonomik. economically

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ekonomi yapmak, iktisat yaparak idare etmek, ihtiyatlı kullanmak, idareli kullanmak, idareli sarf etmek, masrafı kısmak. economizer (i). iyi idare eden kimse, tutumlu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iktisat, tasarruf, idare; tutum, israftan çekinme; idare usulleri, teşkilât.minister of economy maliye bakanı. political economy politik ekonomi, iktisat ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (fizyol.) en çok sinirleri ve beyin kısmı gelişmiş olan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. exomorphisme

jeol. dış başkalaşım

Magmanın sokulmasıyla, komşu kayaçların uğradığı başkalaşma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

econometrics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

econometrics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y.). Tutum, iktisat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economics. economy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economy; economics. economy. thrift. thriftiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

political economy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

political economy. politico-economical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economic. economical. economy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economic. economical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grenade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hand grenade. hand-grenade. handgrenade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. sentetik kauçuk gibi elastik bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rahatça hareket edilebilecek yer, geniş yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektrikli mıknatıs. electromagnet'ic s. elektromanyetik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. elektrik akımının geçmesini sağlayan. electromotive force voltaj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ELEKTROMAGNETİK (i. Y. fizik). Elektromanyetizması olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electromagnetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electromagnetic. electromagnetics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electromagnetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electromagnetic force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

ELEKTROMAGNETİZMA (i. Y. fizik). Elektrik akımının kendi civarında manyetik bir alan meydana getirmesi vasfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electromechanical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electromechanical. electromechanics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. fizik). Elektrik akımı verilince mıknatıslanan bobin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. L.)

1.Elektrik motoru.

2.İki nokta arasındaki potansiyel farkını azaltarak iletken devrenin üzerinde elektrik akımının meydana gelmesine yol açan kuvvet.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electric motor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kucaklamak, bağrına basmak; beslemek, büyütmek, bakmak; sığındırmak, sarmak, muhafaza etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kıkırdaklı ur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. methiye yazan kimse, kaside yazarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. methiye, kaside.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kuşatmak, etrafını sarmak, çevirmek; içine almak, ihtiva etmek . encompassment i. kuşatma, sarma, sarılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mad. bir cins maden billuru içindeki diğer bir cins maden billuru; fizyol. nispeten kısa boylu, iri yapılı ve adaleli kimse, endomorfik tipte kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. karın çeperinden bağırsağa doğru suni delik açma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. bağırsak ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mezara koymak, gömmek, defnetmek; mezar olmak. entombment i. mezara koyma. (önek)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

böceklerle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zoolojinin böcekler ilmi. entomolog'ical s. böcekler ilmine ait. entomol'ogist i. böcekler bilgini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. entomologie

böcek bilimi

Böceklerin yapısını, yaşayışını ve hastalık yapıcı niteliklerini inceleyen bilim dalı.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. entomologiste

böcek bilimci

Böcek bilimi uzmanı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zehirlemek, zehir katmak; acılık vermek; kin aşılamak, bozmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ,-na) sonuç yaratmada başlı başına bir etkisi olmayan ve başka olayların yanında yer alan ikinci dereceden bir olay; (tıb.) yan tesir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) özet, öz; örnek, misal;sivrilmiş veya zirveye ulaşmış kişi. epitomist (i.) özet çıkaran veya hulasa eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) özetlemek, hulasa etmek; temsil etmek, örnek teşkil etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ecza.) müshil olarak kullanılan magnezyum sulfat, İngiliz tuzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. ergonomie

iş bilimi

İnsanın, makinenin ve çevrenin bir arada uyumlu ve verimli bir biçimde çalışmasını inceleyen bilim dalı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ergonomics. human engineering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ergonomics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ergonomics. ergonomy. human engineering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. ergonomique

1. kullanışlı,

2.elverişli

1. Rahatça kullanılabilen.

2.İşe yarayan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (psik.) aşırı şehvetperestlik, erosallık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) duyumölçer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) gazları tahlil ve ölçmek için kullanılan alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

home economics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

home / household economics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kiliseden aforoz etmek, mahrum etmek, cemaatten tardetmek, Hıristiyan ayinlerine kabul etmemek. excommunica'tion (i.) aforoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr.) emrivaki, olup bitti, oldu bittiye getirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Phantom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulaç (uzunluk ölçü birimi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). iskandil etmek; etraflıca anlamak. fathomable (s). anlaşılabilir; iskandil olunabilir. fathomless (s). dibine erişilmez, pek derin: anlaşılmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dehşetli, korkunç; korkak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. felsefe). Varlığı şuurla idrak edilen hadise.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. phénomène

1. olay,

2.fel. görüngü

1. Önemli tarihsel olgu.

2.Duyularla algılanabilen her şey.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phenomenon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phenomenon. phenomenon olay. olgu. görüngü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phenomenon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. felsefe). Yalnız fenomenlerin varlığını kabul eden felsefî doktrin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. phénoménisme

fel. görüngücülük

Gerçek olanın yalnızca görüngüler olduğunu öne süren görüş.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. phénomenologie

görüngü bilimi

Algılanan görüngeler öğretisi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). lifli tümör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yüz hatlarının bütünü; bu hatların meydana getirdiği yüz ifadesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physiognomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Floresan lambalar ilk olarak 1939 yılında, NewYork Dünya Fuarı’nda ‘General Electric’ tarafından sergilendi. Amerikan evlerinin elektrikle aydınlatılmasından yaklaşık 60 sene sonra ortaya çıkan floresan lambanın bilinen ampul ile savaşı günümüze kadar sürdü.

Aynı evin içinde banyoda yumuşak ışığı ile floresan galip gelebilirken, yatak odasında mücadeleyi romantik ışığı ile ampul kazandı. Uzun mücadele sonunda zafer floresanın oldu. Bunun esas sebebi ise evlerdeki tercihin değişmesi değil, elektrik giderlerinin azaltılması gereken yoğun yaşamın olduğu işyerleri ve okullardı.

18 Watt’lık bir floresan lamba, 75 Watt’lık bir ampul kadar ışık verebilir. Yani floresanlar daha az enerji harcayıp, daha çok ışık verirler, yaklaşık yüzde 75 enerji tasarrufu sağlarlar. Piyasa satış fiyatları daha yüksektir ama en az on misli daha uzun ömre sahiptirler. Işık tek bir noktadan değil de tüpün her tarafından geldiği için daha fazla dağılır. Mavimsi ışıkları daha yumuşaktır ve gözleri yormaz.

Floresan lambalarda, elektrik düğmesine basıldığında, transformerden geçen elektrik, tüpün bir ucundaki elektrottan diğerine bir ark oluşturur. Bu arkın enerjisi tüpün içindeki cıvayı buharlaştırır. Bu buhar elektrik yüklenerek gözle görülmeyen ültraviyole ışınları saçmaya başlar. Bu ışınlar da tüpün iç yüzeyine kaplanmış olan fosfor tozlarına çarparak görülen parlak ışığı oluşturur.

Floresan lambalar ilk açılışları sırasında çok elektrik çekerler. Halbuki bu miktarda enerjiyi bir saatlik açık durumda ancak harcarlar. Ayrıca çok sık açıp kapama ile ömürleri de kısalır. Örneğin tipik bir floresan lamba devamlı açık bırakıldığında 50.000 saat çalışabilir. Üç saatlik aralarla kapanıp açıldığında ömrü 20.000 saate düşer. Sonuç olarak floresan lambaları bir saat sonra açacaksanız hiç kapatmamanız daha ekonomik olabilir. Normal ampullerde açıp kapamanın ciddi bir etkisi yoktur.

Bazı insanların floresan tipi ışıklara duyarlıkları vardır. Aslında ayırt edemeyiz ama floresanın ültraviyole içeren arkı saniyede 120 kez çakar. Işığın bu frekansı bazı insanlarda migren denilen baş ağrıları yaratabilir. Bu titreşimleri lambaya doğrudan baktığınızda göremezsiniz ama gözünüzün köşesinden baktığınızda görebilirsiniz.

Evlerdeki çiçekler genellikle yeşil yapraklı olup, ışığın kırmızı ve mavi kısmını absorbe ederler. Mavi onlar için özellikle önemlidir. Ampul ışığında mavi renk çok azdır. Bu nedenle evdeki çiçekler için floresan lambalar daha faydalıdır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Floresan lambalar ilk olarak 1939 yılında, NewYork Dünya Fuarı’nda “General Electric” tarafından sergileni. Amerikan evlerinin elektrikle ayınlatılmasından yaklaşık 60 yıl sonra oortaya çıkan floresan lambanın bilinen ampül ile savaşı günümüze kadar sürdü.

Aynı evin içinde banyoda yumuşak ışığı ile floresan galip gelebilirken, yatak odasında mücadeleyi rpmantik ışığı ile ampül kazandı. Uzun mücadele sonunda zafer floresanın oldu. Bunun esas sebebi ise evlerdeki tercihin değişmesi değil, elektrik giderlerinin azaltılaması gereken yoğun yaşamın olduğu işyerleri ve okullardı.

18 Watt’lık bir floresan lamba, 75 Watt’lık bir ampül kadar ışık verebilir. Yani floresanlar daha az enerji sağlayıp, daha çok ışık verirler, yaklaşık yüzde 75 enerji tasarrufu sağlarlar. Piyasa satış fiyatları daha yüksektir ama en az on misli daha uzun ömre sahiptirler. Işık tek bir noktadan değil de tüpün her tarafından geldiği için daha fazla dağılır. Mavimsi ışıkları daha yumuşaktır ve gözleri yormaz.

Floresan lambalarda, elektrik düğmesine baıldığında, transformerden geçen elektrik, tüpün bir ucundaki elektrottan diğerine bir ark oluşturur. Bu arkın enerjisi tüpün içindeki civayı buharlaştırır. Bu buhar elektrik yüklenerek gözle görülmeyen ültraviyole ışınları saçmaya başlar. Bu ışınları da tüpün iç yüzeyine kaplanmış olan fosfor tozlarına çarparak görülen parlak ışığı oluşturur.

Floresan lambalar ilk açılışları sırasında çok elektrik çekerler. Halbuki bu miktardaki enerjiyi bir saatlik açık durumdaancak harcarlar. Ayrıca çok sık açıp kapama ile ömürleri de kısalır. Örneğin tipik bir floresan lamba devamlı açık bırakıldığında 50 bin saat çalışabilir. Üç saatlik aralarla kapanıp açıldığında ömrü 20 bin saate düşer. Sonuç olarak floresan lambaları bir saat sonra açacaksanız hiç kapatmamanız daha ekonomik olabilir. Normal ampüllerde açılıp kapamanın ciddi bir etkisi yoktur.

Bazı insanların floresan tipi ışıklara duyarlıkları vardır. Aslında ayırt edemeyiz ama floresanın ültraviyole içeren arkı saniyede 120 kez çakar. Işığın bu frekansı bazı insanlarda migren denilen baş ağrıları yaratabilir. Bu titreşimleri lambaya doğrudan baktığınızda göremezsiniz ama gözünüzün köşesinden baktığınızda görebilirsiniz.

Evlerdeki çiçekler genellikle yeşi yapraklı olup, ışığın kırmızı ve mavi kısmını absorbe ederler. Mavi onlar için özellikle önemlidir. Ampul ışığında mavi renk çok azdır. Bu nedenle evdeki çiçekler için floresan lambalar daha faydalıdır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (coğr). nehir ve denizin birleşik faaliyeti sonucunda hâsıl olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tahrik, kışkırtma; isteklendirme, teşvik; (tıb). pansuman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden mahkum etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başkalfa kadın: jurinin kadın başkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). yakında çıkacak, gelecek; hazır, mevcut; (i). geliş, varış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. fizik). Işık ölçmeye yarayan Alet.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. photomètre

fiz. ışıkölçer

1. Işık şiddetini veya enerjisini ölçen araç.

2.Bir ışık kaynağının, belli uzaklıkta oluşturduğu aydınlığı ölçme işinde kullanılan araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light meter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photometer. light meter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. photométrie

fiz. ışık ölçümü

Fiziğin, ışık miktarının ölçülmesini ve cisimlerin ışığı iletme, yansıtma, dağıtma vb. özelliklerini inceleyen bölümü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photometry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

model.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photomontage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photomontage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photo romance. photo love story.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photonovel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özgürlük, hürriyet, serbestlik, azatllı; ihtiyar, irade; açık sözlülük; laubalilik, aşırı samimiyet; serbest düşünüş; muafiyet; fahri hemşehrilik veya üyelik sıfatı; bir şeyi serbestçe kullanma hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat den, dan, den dolayı. from above yukarıdan, gökten. from childhood çocukluktan beri. from ten to twenty ondan yirmiye kadar, on ile yirmi arasında. as from -dan başlayarak, itibaren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s aşm, müfrit, taşkm (iltifat), dalkavukça fulsomely z aşln olarak ful someness i aşırılık, müfrit oluş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak: lacto meter

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i galvano metre, elektrik öIçegi galvanometry i elektrik cereyanı öIçme ilmi galvanoplastic s galva noplastik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. galvanometre). Elektrik cereyanının kuvvet ve şiddetini ölçmeye mahsus Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galvanometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galvanometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s neşeli, şen; canlı, hareketli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D gazölçer; İng. gazometre. gasometry i. gaz öIçme bilgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restaurateur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. midesine düşkün kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gastronomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iyi yiyip içmekle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyi yemek yeme ve yemekten anlama sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. mide ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gasoline bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Havagazının, depo edildiği silindir şeklindeki büyük depo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large gas storage tank. gasholder. gasometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hull. keel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Üreme hücrelerindeki kromozomların hepsine verilen isim.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyi bir aileden gelen kadın, hanımefendi, kibar kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dünyanın manyetik çekimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fal bakma, remil atma. geomancer i. falcı. geoman'tic s. falcılığa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Matematik ilminin, cisimleri ve şekilleri inceleyen kısmı, (bk.) Hendese. Geometri, matematiğin uzamsal ilişkiler ile ilgilenen alt dalıdır (Eski adı: Hendese). Yunanca Γεωμετρία “Geo” (yer) ve “metro” (ölçüm) birleşiminden türetilmiş bir isimdir. Geometri, arazi ölçümü sözcüklerinden türetilmiştir. Herodot (i.Ö.450), Geometrinin başlangıç yerinin Mısır olduğunu kabul eder. Ona göre geometri kavramı Mısır kö­kenlidir. Sözcüğün kullanımı da Eflatun, Aristo ve Thales’e kadar gider. Yalnız Öklit geometri sözcüğü yerine Elements sözcüğünü yeğlemiştir. Elements sözcüğünün Yunanca karşılığı stoicheia sözcüğüdür. Bir kümenin üzerine konan ve kümenin öğelerini birbirleriyle ilişkilendiren bir uygun yapı, geometri yapılmasını olanaklı kılar. Bir düzlemin üzerine doğal olarak konacak ve sezgisel uzaklık duygusunu gözetecek “lise geometrisi”nin adı Öklit geometrisidir. Bu geometrinin tarihsel olarak ilginç ve önemli bir özelliği paralellik belitidir. Bu beliti sağlamayan ama geri kalan tüm belitleri sağlayan geometrilere Öklit dışı geometriler denir. Bunlara örnek olarak Hiperbolik geometri ya da küresel geometri verilebilir. Günümüzde kullanılan doğru, yay, ışın, açı ortay, kenarortay gibi birçok temel geometri teriminin Türkçe’leri Mustafa Kemal Atatürk’ün Geometri adlı eserinde yazılan eserde önerdiği terimlerden yararlanılarak kullanılmaya başlanmıştır. Geometri günlük yaşamın hemen her alanında gereklidir. Geometride uzunluk, alan, yüzey, açı gibi kavramlar bazı nicelikleri belirlemede kullanılır. Geometri’nin en çok iç içe olduğu dallar; cebir ve trigonometri, mimarlık, mühendislikler (Yol, köprü, yapı, makine, gemi ve uçak yapımı; maden, su ve elektrik işleri gibi bayındırlık ve zanaatla ilgili teknik çalışmalar, vb.), endüstiryel alanlar, simülasyonlar, bilgisayar programları ve grafikleri, sibernetik, tasarım, sanat vb. dir geometrinin kullanılmadığı meslek ya da alan yok gibidir desek yerinde olur. Geometri ve sanat bir sanat eserlerinin geometrik olması onlara estetik değerler kazandırmıştır. Ünlü ressam Leonardo da Vinci’nin resimde vücut oranları üzerine yaptığı çalışmalar, çizdiği eskizler bulunmaktadır. Bu orana Altın Oran denmektedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geometry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geometry. geometry hendese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geometry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geometri uzmanı, hendeseci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geometrik, hendesi; geometrik sekillerle süslenmiş eski Yunan çömleklerine ait geo- metric progression geometrik artma ve eksilme. geometric propcrtion, geometric ratio geometrik orantı, geometrik bağlantı. geometric tracery mim. kargir binalarda

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. tırtılları yeri olçer gibi yürüyen birkaç çesit pervane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Geometri ile ilgili veya geometriye uygun olan. Geometrik yer = Hususiyetleri aynı olan noktaların meydana getirdiği çizgi veya yüzey. ,

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geometric. geometrical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geometrical. geometric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geometric progression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geometric progression. geometrical progression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

locus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. geometrik usullerle çalışmak, geometri ile ugraşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geometri, hendese.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yeryüzü ile ilgili, jeomorfik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. memnun, sevinçli, neşeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. bir göz hastaIığı, gözde karasu hastalığı, glokom.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. glaucome

tıp karasu

Çoğunlukla gözün iç basıncının çoğalmasıyla kendini gösteren, körlüğe sebep olabilen bir göz hastalığı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kümelenmiş, yığın halinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. çiçek kümesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. sıkıntı, can sıkıntısı; karanlık kasvet; kasvetli yer; f. canı sıkkın olmak, surat asmak; kararmak (hava); kederli olmak, meyus olmak; karartmak, kasvet vermek, kederlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karanlık; kasvetli; sıkıcı, sıkıntılı; ümitsiz. gloomily z. kasvetle, ümitsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. dilin tamamını veya bir kısmını kesme ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. hakiki çeneli omurgalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yeraltındaki hazinelerin bekçileri farzolunan biçimsiz cüceler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vecize, atasözü, darbımesel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vecize veya darbımeselleri içine alan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güneş saati mili; geom. bir paralelkenann bir köşesinden daha küçük bir paralelkenar ayrılınca geriye kalan şekil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

sonek bilgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shellac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Mühür mumu imaline yarar bir cins zamk. Fransızca: gommelaque.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Lastik gibi çeşitli şeyler imaline yarayan bir çeşit zamk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik).

1.Zincir kullanılmadığı devirlerde gemi demirinin bağlı olduğu halat.

2.120 kulaçlık uzunluk ölçüsü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Hasır halat, lif halat.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) İran isi beyaz porselen .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gümeç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her tarafı gök renginde, masmavi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı deri demek olan gön’den gönlek kl, deri üzerine ve çıplak tene giyilir).

1.Elbisenin altından giyilip vücudun yukarı kısmını örten ve ekseriya dizden yukarı kalıp bazen de ayağa kadar uzanan çeşitli yumuşak bezden çamaşır, Fars. pîrâhen: Bir don bir gömlek = Yalnız don ve gömlek giyip elbisesiz olan. İç gömlaği = Alttan giyileni. Kolalı gömlek, frenk gömleği = Yeleğin altından giyilip göğsüyle yaka ve kolları görünen ve kola ile ütülü bulunan, kravat da takılan gömlek. Acem gömleği = İşçilerin elbiselerini muhafaza için üstten giydikleri ve ekseriya lâcivert amerikandan yapılma iş gömleği. 2.Zar, örtü, kabuk, kılıf, tabaka: Ciğer, yürek, beyin gömleği. Ağaçtan bir gömlek almak.

3.Batın: İki gömlek ceddi falancadır. Gömlek eskitmek = Yaşamak, (denizcilik) Randa gömleği = Randa yelken örtüsü, kılıfı. Gömleğinden geçirmek = Evlât edinmek. Yılan gömleği — Yılanın değiştirdiği deri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shirt. blouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shirt. woman's slip. doctor's white coat. book jacket. generation. gas mantle. level. covering. cast of paint. cylinder liner. sleeve. integument. shade. smock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gömlek yapan veya satan adam. Gömlekçi kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shirtmaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shirt maker. seller of shirts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the making or selling of shirts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Yumuşakçalar ile omurgalılar arasında yer alan ve bir kabuk içinde bulunan deniz hayvanları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gömlek imaline yarayan, bu işe mahsus veya lâyık olan: Gömleklik kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shirting. a shirt-length of material.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Gömmek işi, defin.

2.Gömülmüş, sokulmuş, kakılmış: Gömme altın; gömme dolap, banyo.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inlaid. built-in. let-in. flush. sunken. sunk. burying. burial. committal service. entombment. inhumation. interment. sepulture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burial. funeral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burying. inlaid. buried. set-in. recessed. sunken. embedded. engaged. build-in. sinking. insertion. embedding. countersunk. inset. inserted. inlay. inlaying. inlaid work. impression. inlet. fitment. built in. bury. committal. funeral. nesting. sepu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sunken bathtub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inset cupboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inset lock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yerin içine veya diğer bir şeye sokmak, batırmak, örtmek: Soğuk yerlerde bağ kütüklerini kışın gömerler. Kazı kesip karın içine gömdü. Ördek yumurtalarını gübreye gömmüştü.

2.(ölüyü) Mezara koyup örtmek, defnetmek. Filânı nereye gömdüler? Vefatı günü gömdüler.

3.Yerin içine saklamak, gizlemek: Eski zamanda zenginler paralarını gömerlerdi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bury. let in. commit to the ground. dig in. embed. entomb. immerse. inhume. inter. intomb. lay to rest. sink. sink into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bury. embed. inter. to bury. to inter. to lay sb to rest. to embed. to inlay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embed. to bury. to inter. to install. to set in. to build in. to sink. to inlay. to embed. to penetrate. to earth. to drive. to counter-sink. to pitch. dig oneself in. entomb. nest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) Sodom .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Define.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treasure. buried treasure. treasure define.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buried treasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Gömen, defneden.

2.Yiyeceklerini yerin içine gömen bazı kuşlara denir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buried. recessed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Boyunduruğa geçirilen kısa değnek.

2.Eyerin geriye kaymaması için atların kolanlarına bağlanan kayış, Fars. sîne-bend.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoarding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entombment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Toprağın veya diğer bir şeyin altında kalmak, örtülmek: Zavallı dağda kalıp karın içinde gömüldü. Tohum kuma serpilip kendiliğinden gömülür.

2.Batmak, çukura gitmek, derinleşmek: Zayıflıktan gözleri gömülmüş.

3.Toprağa konulup örtülmek, defnolunmak: Filan gün vefat edip ertesi gün gömüldü. Ölünün gömülmesi şarttır. Ağacın kökleri gömülmezse kurur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lapse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be buried. to sink deeply into. to be laid to rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gömülmüş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buried. sunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buried. sunk. grown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buried. sunk into. grown into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) açıları öIçmeye mahsus alet; mimar gönyesi, goniometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), Greko-Romen hususiyeti olan; (güz.) (san.) Yunan tesiri altında kalmış Roma sanatı; spor grekoromen .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tiyatroda oyunculann dinlenme odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

greco roman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

greco-roman wrestling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grease gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) gruesome.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Iokanta .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) iliğin madeni kenarı; (den.) ipten yapılan simit halkası, çevirme kasa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hodançiçeği, (bot.) Lithospermum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) seyis, uşak; güvey; İngiliz sarayının hademelerinden biri; (f.) tımar etmek; çeki düzen vermek; giyinip kuşanmak, kendine itina etmek; özel eğitim vererek siyasi memuriyete hazırlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sağdıç, düğünde güveye refakat eden erkek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) korkunç, dehşetli, iğrenç. gruesomely (z.) dehşetle, korkunç, bir şekilde. gruesomeness (i.) dehşet, korkunçluk,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bekçi odası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ciroskoplu pusula, topaç pusulası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yakışıklı; çok, bol, mebzul, iyi; cömert. handsomely (z.) cömertçe; bol bol .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), hansom cab (han'sım) arabacısı arkada oturan iki tekerlekli ve tek atlı araba .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Önceden programlanmış belli şekillerin çizilmesi ve menü adımlarının atlanmasıyla nav-u ekranının kontrolü

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Görüntü kalitesini korurken elektronik olarak zoom mesafesini artırır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hidrojen bombası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

High Definition görüntüleri görüntülemek için komponent bağlantılı bir HD televizyona bağlanabilen dijital fotoğraf makinesi çıkışı.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yedi günlük müddet, hafta; yedi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski zamanlarda yüz öküzden ibaret kurban; büyük çapta kan dökümü, katliam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hektometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mirasçılık, vârislik; miras yoluyla intikal eden mal, kalıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nesilden nesle intikal eden değerli şey; (huk). evladiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Yüz metrelik uzunluk ölçü birimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hectometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneşin ve gezegenlerin çaplarını veya gök cisimleri arasındaki küçük açı farklarını ölçme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kahramanca ve gülünçlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (biyol). anormal şekil ve bünyeli; (zool). başkalaşımın değişik evrelerinde farklı şekillere giren. heteromorphism (i). farkll şekillere girme özelliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

h bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrogen bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

H-bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Sıvıların ağırlığını, yoğunluğunu ve basıncını ölçmeye’ yarayan cihaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Havadaki nem derecesini ölçmeye yarayan Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hygrometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). At yarışlarının yapıldığı alan, at meydanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hippodrome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

racecourse. hippodrome. race track.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hippodrome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). at meydanı, hipodrom.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). biat, hükümdara karşı sadakat yemini etme; tazim, hürmet, riayet. homager (i). biat eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D)., argo adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (z). ev, aile ocağı, yuva, mesken; vatan, yurt, memleket; bulunulan yer; melce, sığınak; bazı oyunlarda hedef; (s). eve ait, eve mahsus; (ing). içişlerine ait; yüreğe işleyen, derin; oyunlarda hedefe ait; (z). eve doğru; evde; işin iç yüzü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir hedefe doğru gitmek; bir hedefe doğru rota tayin etmek (roket, bomba, mermi); yerleştirmek, iskân etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evde oturmayı tercih eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eve doğru giden; vatana dönmekte olan, kendi limanına doğru seyreden (gemi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yerli, evde yetiştirilmiş, evde büyümüş, ehli; kaba, yontulmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evde yapılan içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eve veya memlekete dönüş; mezunlar günü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yakın akrabalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ana vatan, yurt, memleket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. evsiz barksız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ev gibi, rahat, cana yakın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eve yakışır; basit, sade, süssüz, gösterişsiz; A.B.D kaba saba, çirkin. homeliness i., İng. basitlik, sadelik, gösterişsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. evde yapılmış, dışarıdan alınmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ev kadını.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

homoeopath i., tıb. hastalığı benzeri ile tedavi eden doktor. homeopath'ic s. benzeri ile tedavi olunan hastalığa ait. homeop'athist i. hastalığı benzeri ile tedavi usulüne inanan kimse veya bu usul ile tedavi eden doktor. hcmeop'athy i. bu şekilde

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir canlı sistemde bulunan, kendi kendini ayarlama ve bazı hallerde onarım gücü olan mekanizma ve yetenektir. Bu sibernetik sistemlerdeki “geri bildirim” (feedback) mekanizması olarak da nitelenebilir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yuvasına dönen güvercin; beysbol tam kale koşusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Yunan şairi Homer (Omiros).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Homer ve şiirlerine ait. Homeric laughter kah kaha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vatan veya ev hasreti çeken. homesickness i. sıla hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. evde dokunmuş; saf, temiz kalpli; i. evde dokunmuş kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ev ve müştemilâtı, malikane; çiftlik ve müştemilâtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yanşta hedefe yakın olan düzlük yer; bir yolun son kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. eve doğru olan, eve doğru giden; z. eve doğru, vatana doğru. homeward bound evine veya memleketine dönmekte olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ödev, evde hazırlanacak ders.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ev gibi, rahat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. adam öldürme, katil; adam öldüren kimse, katil. homicid'al s. adam öldürme kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vaızlara veya vaız hazırlanmasına ait. homiletics i. vaız verme sanatı veya ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vaız veya hitabe; sıkıcı veya yorucu nasihat. homilist i. vaız veren kimse, nasihat eden vaiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

posta güvercini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insan gibi, insansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mısır lapası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. Homines) i., zool. insan familyası. Homo sapiens insan. homo faber antrop. ilk defa alet kullanmaya başlayan insan. homo ludens insan oğlunun hayattan zevk alabilme yönü. homo önek benzer, gibi, tıpkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merkezleri bir olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. erkek ve dişi organlan aynı zamanda olgunlaşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. erkek ve dişi organların aynı zamanda olgunlaşması; biyol. benzerlerin çiftleşmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aynı. cinsten olan, cinsteş, mütecanis, tek türlü, türdeş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mütecanis hale getirmek; homojenize etmek; dövüp kıvamına getirmek. homogeniza'tion i. mütecanis hale getirme. homogenizer i. mütecanis hale getiren şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. aynı soydan gelme sonucunda görülen yapı benzerliği. homogenous s. yapı itibarıyle bir birine benzeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Bütün terimleri aynı dereceden olan (çokterimli).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homogeneous. indiscrete. intimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homogeneous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homogeneous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homogeneity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir dönüşümde birbirine karşılık tutulan (elemanlar).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homologous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

1 One of a pair of chromosomes that segregate from one another during the first meiotic division 2 A gene related to a second gene by descent from a common ancestral DNA sequence The term, homolog, may apply to the relationship between genes separated by

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of a chromosome pair in diploid organisms or a gene that has the same origin and functions in two or more species. 1 One member of a chromosome pair 2 A gene similar in structure and evolutionary origin to a gene in another species.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This term is used by geneticists in two different senses: one member of a chromosome pair in diploid organisms, and a gene from one species, for example the mouse, that has a common origin and functions the same as a gene from another species, for example

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Elements in the same periodic table group that tend to exhibit similar, but not identical, chemical properties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a gene or morphological character that shares a common ancestry with a different gene or morphological character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. birbirine benzer veya birbirine eşit homolog'ical s. birbirine eşit, müsavi; birbirine benzer, benzeş, müşabih homology i. benzeşim, benzeyiş; eşitlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yapı, değer veya durum itibarıyle aynı olan, homolog.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eşsesli, anlamları ayrı olmakla beraber telaffuzlan bir olan kelimelerden her biri; adaş. homonym'ic, homon'ymous s. telaffuzlan bir olan homon'ymy i. telaffuzlan bir olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. homoseksüel (erkek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eşsesli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Kendi cinsinden olanlara karşı cinsî istek duyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homosexual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homosexual. homo. queer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homosexualism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homosexuality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. cinsel sapık; s. cinsel sapıklıkla ilgili, homoseksüel. homesexual'ity i. homoseksüellik. Hon. kıs. Honorable; k.h. honorably, honorary.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Merkez alınan bir noktaya göre birer noktasının geometrik yerleri karşılıklı olarak aynı olan iki nokta grupunun hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Aralarında homoteti hali olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses tatbiki). Homurdanarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grouch. grumble. snarl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öfke ile, yarı anlaşılır, yarı anlaşılmaz şekilde söylenip durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bumble. grouch. grouse. grumble. murmur. mutter. to mutter to oneself. to grumble. to mutter. to murmur. to bumble. to grouch. to grunt. to snarl. to grouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mutter angrily to oneself. crab. grouch. grouse. growl. grumble. grunt. mutter. rabbit. snarl. snort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Homurdanma sesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muttering. mutter. growl of a bear. growl. grunt. snarl. snort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f bal peteği; s. peteğimsi; f. petek şekline koymak, delikleraçmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. savaşamaz halde, savaş dışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ata iyi binen kadın. hort. kıs. horticulture.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir evde barınacak yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

government commissioner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bal şerbeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hidrometre. hydromet'ric(al) s. hidrometreye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. higrometre. hygrometry i. havadaki nem miktarını ölçme ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. rahmin ameliyatla alınması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. rahim ameliyatı; sezaryen ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., biyol. bir fikrin ifadesi olarak vücutta hâsll olan çoğunlukla istem dışl bir harekete dair.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i .deyim, tabir; şive, lehçe; üslup idiomat'ic s. belirli bir dilin özelliklerini taşıyan, dilin if ade özelliklerini belirten idiomat'ically z. ana dili gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. alçakça, namussuzca. ignominiously z. alçakçasına, namussuzcasına. ignominiousness i. alçaklık, namussuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rezalet, alçaklık; namussuzca iş, kepazelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., i. hazırlıksız; z. hazırlıksız olarak, irticalen; i. irtical, hazırlıksız söylenmiş veya yapılmış şey; müz. empromptü, küçük parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meyil ölçeği, uçak veya geminin ufka göre egimini ö1çen alet; dünyamn manyetik alanının eğimini gösteren mıknatlslı iğne.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. yanmaz, ateş almaz, tutuşmaz; i. ateş almaz madde. incombustibil'ity i. yanmazlık. in combus'tibly z. ateş almayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gelir, kazanç, irat; biyo. vücuda giren gıda. income tax gelir vergisi. gross income brüt gelir, gayri safi gelir net. income net gelir, safi gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. içeri gelen kimse veya sey; muhacir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. giren, ele geçen; yeni (hükümet, yıl), başlayan; i. girme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,i. oranssız, nispetsiz, kıyas kabul etmez; ölçülmeyen; i., çoğ, ortak ölçülmez sayılar. in commensurabil'ity i ölçülemez oluş, nis - petsizlik. incommen'surably z nispet sizce, ölçülemez bir ,sekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. oransız, nispetsiz, kıyas edilemez; yetersiz. in commensurately z. nispetsiz olarak; yetersizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. rahatsız etmek, zahmet vermek, taciz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rahatsız, kullanışsız, elverişli olmayan; zahmetli, işe yaramaz; sıkışık. incommodiously z. elverişli olmayarak, kullamşslz bir sekilde. incommodiousness i. elverişsizlik, kulIanışlı olmayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ifade edilemez; söylenilemez; nakledilemez. incommunicabil'ity i. ifade edilemez durum. incommunicably z. ifade edilmez surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. kimse ile görüştürülmeyerek (hapiste).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fikrini başkasına açıklamayan, ketum, ağzısıkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değişmez; değiştirilemez; tebdil veya tahvili mümkün olmayan. incommutabil'ity i. değişmezlik. incommut'ably z. değismez bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kıyas kabul etmez; emsalsiz, eşsiz; with veya to ile klyaslanamaz, mukayese edilemez. in comparably z. kıyas kabul etmez surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. birbirine uymayan, birbirine zıt, bir diğerine uymaz, birbiriyle geçinemeyen. incompatibil'ity i. birbirine uymayış; geçimsizlik. incompat'ibly z. birbirine uymayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yetersiz, kifayetsiz; huk. ehliyetsiz. incompetence, incompetency i. işinin ehli olmayış, ehliyetsizlik, yetersizlik. incompetently z. yetersizce, işinin ehli olmayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eksik, noksan, tamam olmayan, bitmemiş, kusurlu. incompletely z. eksik olarak; kusurlu olarak. in completeness i. noksan, eksik; kusur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlaşılamaz, kavranmaz, akıl ermez. incom prehensibil'ity i. anlaşılmazlık. incom prehen'sibly z. anlaşılmaz surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. anlayışsızllk, akıl erdirememe, idrak noksanlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıkıştırılamaz, basınçla oylumu. kuçültülemez. incompressibil'ity i. sıkışmazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hesaba sığmaz, hesap edilmesi imkânsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bileşimi bozulmaz, çözüm kabul etmez; çü rümez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yılmaz; boyun eğmez, bezmez, inatçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. adsız, isimsiz. innominate bone anat. kalça kemiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Televizyonda seyretmiş, gazetelerde okumuş belki de bizzat şahit olmuşsunuzdur. Bazı insanlar kızgın korlar üzerinde, üstelik de çıplak ayakla yürüyebilmekte, ayaklarına da bir şey olmamaktadır. Bu 3-4 metre uzunluğundaki ateş yığınım hiç acı çekmeden ve yara almadan yürüyerek geçenler bunu nasıl ve niçin yapıyorlar, kendilerini nasıl hissediyorlar?

Ateş yürüyüşü Hindistan, Japonya, Güney Afrika, Endonezya, Tahiti gibi yerlerde binlerce yıldan beri dini geleneklere dayanarak uygulanagelmiştir. Günümüzde ise gösteri ve psikolojik tedavi de dahil bir çok amaçla uygulanmakta, bu konuda bilimsel toplantılar ve seminerler düzenlenmektedir.

Psikolojik tedavi amacı ile uygulayanlar asıl amacın ateşin üzerinden yürümeyi başarmak değil, bunu başardıktan sonra güven duygusu ile özel hayatta ve iş yaşamında da başarılı olmak olduğunu söylüyorlar. Önemli olanın ateşe hükmetmek değil, güvenemediğimiz her şeyin üzerine cesaretle gitmek olduğunu savunuyorlar.

Peki nasıl oluyor da ateşte yürüyenlerin ayaklarına bir şey olmuyor? Olaya ruhsal bilinç değil de bilimsel açıdan yaklaşanların değişik görüşleri var. Bir görüşe göre 200 - 300 derece sıcaklıkta ayak tabanları normalden çok ter atmakta, bu ter tabakası koruyucu bir örtü oluşturmaktadır.

Nasıl kızgın bir tava üzerine düşen su damlası, aralarında oluşan buhar tabakası nedeniyle hemen yok olmaz, tava üzerinde zıplayıp durursa, onun gibi bir şey. Ancak ayak tabanı ile kızgın kömürler arasında böyle bir şeyin oluşması mümkün görülmüyor.

Bir diğer görüşe göre önemli olan ayağın kömürler üzerine basış süresidir. Buna göre yüksek sıcaklıklar, çok kısa bir sürede etkili oldukları zaman acı vermiyorlar. Deri yüzeyindeki alıcılar ısıya oldukça yavaş reaksiyon gösterdiklerinden 0,3 saniyeden kısa bir sürede etkili olan 500 derecelik bir sıcaklığı yalnızca 2 derece olarak algılıyorlar. Bu nedenle ateş üzerinde yürüyenler işin tekniğini biliyorlar ve çok hızlı hareket ediyorlar, böylece ateşe basış sürelerinin çok kısa olmasını sağlıyorlar.

Ama bu görüş de tam tatminkar değil. Basış süresi 0,3 saniyeyi geçmesine hatta 7 saniyeyi bulmasına rağmen ayakları yanmayan yürüyücüler de var. Ateş üzerinde çorapla yürüyenlerin ayaklarının duyarsızlığı trans hali ile açıklansa bile bu, çorapların nasıl olup da yanıtladığını açıklayamaz.

Yürüyüş sırasında beynin acıyı bastıran ‘endorfin’ gibi maddeleri salgıladığı doğrudur ama bu da ayak taban derilerinin nasıl olup da yanmadığına açıklık getirmez.

Psikologlara göre ateş yürüyüşü henüz bilimsel yöntemlerle tam açıklığa kavuşturulabilmiş değildir. Hiç bir dini inancı olmayanlar da dahil, ateşte yürüyenlere kendilerinin bu gücü nereden aldıkları sorulduğunda, tümü aynı cevabı veriyor: İnanç.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uykusuzluk, uyuyamazlık. insomniac i. uykusu zor gelen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., gen. as veya that ile o dereceye kadar, o kadar ki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (k.dili) dahili telefon sistemi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbiri ile konuşmak veya muhabere etmek, birinden diğerine serbestçe gidip gelmek. intercommunicable (s.) birinden diğerine geçilebilir. intercommunica'tion (i.) bir biriyle temas, ulaşım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) müşterek olma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) muhtelif mezhepler arasında vuku bulan, mezheplerarası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) küçük hareket veya mesafeleri iki ışının çarpışmasıyle öIçen alet, çatışma öIçeği .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. interféromètre

girişimölçer

Işık girişim saçaklarını uzaktan ölçmeye yarayan araç.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. interférométrie

fiz. girişim ölçme

İki veya daha fazla dalga hareketini ölçme işi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) entomb.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir şeyin başka bir şeyin içine sokulması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ipomia, gündüzsefası, çalapa, (bot.) Ipomoea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kızılötesi (IR) ve RF kulaklarda, kablosuz ağ menzili dışına çıkıldığında ya da verici ile kulaklıklar arasında bir engel meydana geldiğinde rahatsız edici bir cızırtı duyulabilir. Otomatik Susturma, alınan sinyal yeniden kabul edilebilir bir seviyeye gelinceye kadar bu gürültüyü susturur.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sıkıcı, bıktıncı, bizar edici, taciz edici, usandırıcı. irksomely (z.) sıkıcı bir şekilde, bıktırarak, usandırarak. irksomeness (i.) sıkıcı olma, bıktıncı olma, usandırıcı olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) izomer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (kim.) izomerili. isom'erism (i.) izomeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ölçü bakımından eşit olan, öIçüleri eşit olan. isometric exercise hareketsiz olarak kasılma ile adale egzersizi. isometrics (i.) hareketsiz yapılan idman, kasların sistematik ve hareketsiz gerilip açılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) öIçüde eşitlik; yükseltide eşitlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) izomorf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (kim.), (biyol.) eşbiçimli, izomorf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. i sos: eşit, meros: kısım) (kimya). Birbiriyle izomerili olan cisimlere «aralarında izomeri var» denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

isomerism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Kendilerini meydana getiren maddeler aynı olduğu halde moleküllerinin yapısı yüzünden ayrı hususiyetler taşıyan cisim.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. isométrie

geom. eş ölçüm

Noktalar arasındaki uzaklığı olduğu gibi koruyan noktasal dönüşüm.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. isomorphe

kim. eş biçim

Başka bir şeyin biçim veya yapı bakımından aynısı olan şey.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. isomorphique

kim. eş biçimli

Biçim, yapı bakımından birbirinin benzeri veya aynısı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

isomorphic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. isomorphisme

hay. b., kim. ve mat. eş biçimlilik

1. hay. b. Organizmada çeşitli soylardan ileri gelen benzerlik.

2.kim. Benzer yapıda olan maddeler arasındaki billurlaşma benzerliği. 3.mat. İki matematik kümesi arasında benzerlik bağıntısı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

Yerkürenin katı dış kabuğuna (litosfer) ait kimyasal özellkleri kapsar. (Çeşitli kimyasal bileşimdeki mineraller ve bunların ayrışma ürünleri olan kimyasal elementler.)

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. géomorphologue

yüzey bilimci

Yüzey bilimi ile uğraşan.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

Yeryüzüne ait dış görünüm şekillerini (düzlük, çukurluk, girintili çıkıntılı yapı, vb.) niteleyen bir terimdir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. géomorphologie

yüzey bilimi

Yeryüzü engebelerini ve aşınma ile ilgili gelişimleri inceleyen bilim.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., k.dili yeni gelen kimse, yeni katılan kimse, tecrübesiz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. juge commisaire). (hukuk) İflâs İşlerine bakmak üzere mahkeme tarafından tayin olunan memur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). Demir üzerinde bulunan gemilerin zincirinin denizde bulunan kısmı. Kaloma vermek = Demirin zincirini koyuvermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Tıpta kullanılan zehirli cıva birleşimi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. calomel

kim. tatlı sülümen

Cıva birleşimlerinden, hekimlikte kullanılan zehirli bir madde.


Yabancı Kelime by

Sağlık Bilgisi

Romatizma, iyi tedavi edilmeyecek olursa; kalbin içindeki kapakçıklara yerleşir. Bu kapakçıklardan; en fazla mitral kapakçık etkilenir ve daralıp, sertleşir, büzülür. Daha çok kadınlarda görülen kalp romatizması sonucu ortaya çıkan hastalığa mitral darlığı veya mitral stenoz denir. Hastada nefes darlığı, kuru öksürük, sık sık soğuk alma, morarma, el ve ayaklarda üşüme ve yorgunluk görülür. Tedavinin ilk şartı üzülmemek, her gün bir öncekki günden daha iyi olduğuna inanmak ve doktorun tavsiyelerine uymaktır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Çilek

Hazırlanışı : Yemek aralarında 100’er gram çilek yenir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. calcimine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim sanatında bir yüzey üzerinde betimlenen tüm “gerçeklik”in kompozisyonun sınırları içinde bulunması durumu. Böyle bir kompozisyonda betinin tümü resim düzlemi içinde bulunmak zorundadır, sadece bir kesiminin resmedilmesi söz konusu olamaz. Kapalı kompozisyon bunları sanatsal gerçeklik düzleminde yeniden ürettiği zaman, hepsini bakış açımız içinde bulunuyormuşçasına betimler. Kapalı kompozisyonun en belirgin örnekleriyle Rönesans sanatında karşılaşılır. Bu tür örnekler, resim düzlemi üzerinde betimlenenin dışında kalan dünyayla ilgili hiçbir ipucu vermezler. Buna karşılık, karşıt uç olan açık kompozisyonda ve onun en yoğun kullanıldığı Barokta, betiler doğadan alınmış bir kesitmişçesine kompoze edilir. Doğal gerçeklik kompozisyonu sınırlarının ötesinde de varlığını sürdürmektedir, resim bu izlenimi vermeyi amaçlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mixed economy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. İ. catacomba). Büyük yeraltı mezarlığı veya kemikliği; Roma katakombu, Paris katakombu.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğraf makinesi, hareketli nesnelere net şekilde odaklanılması için ‘burst’ çekimi sırasında kesintisiz olarak otomatik odaklanmayı ayarlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Bin metre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kilometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kilometre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A measure of length, being a thousand meters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is equal to 3,280.8 feet, or. 62137 of a mile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kilometer. mileage. kilometre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

milestone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mile mark / post / stone. mile post. mile stone. milestone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. krallık, hükümdarlık; hükümet; saltanat; krallık ülkesi; biyol. âlem. kingdom come öteki dünya, cennet, ahret.kingdom of heaven Allahın hâkim oldugu ülke. the United Kingdom Büyük Britanya ile Kuzey İrlanda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ .-women) i. kadın akraba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short-lived.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cleptomaniac. kleptomaniac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kleptomania.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cleptomania. kleptomania.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hırsızlık illeti, kleptomani kleptomaniac i. hırsızlık hastası, kleptoman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. clinomètre

eğimölçer

Bir yüzey, düzlem, yol veya cihazın yatay düzleme oranla eğimini ölçen araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Yer mantarından elde edilen bir çeşit antibiyotik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rahatça oturacak mesafe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cocking coal. coke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. kimya). Tıbda ve fotoğrafçılıkta kullanılan bir mayi ki, sürüldüğü şeyin üzerinde deri gibi bir tabaka teşkil eder.

Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Amerika’nın güneyinde, Karayip Denizi kıyısında, Panama ve Venezuela arasında ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Ekvator ve Panama arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 4 00 Kuzey enlemi, 72 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Güney Amerika, Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 1,138,910 km².

Sınırları: toplam: 6,309 km.

sınır komşuları: Brezilya 1,644 km, Ekvator 590 km, Panama 225 km, Peru 1,800 km, Venezuela 2,050 km.

Sahil şeridi: 3,208 km (Karayip Denizi 1,760 km, Kuzey Pasifik Okyanusu 1,448 km).

İklimi: Kıyı bölgelerinde ve doğu ovalarında tropikal iklim, dağlık bölgelerde daha soğuk iklim hakimdir.

Arazi yapısı: Kıyı boyunca düz ovalar, orta kısımlarda dağlar, Andlar ve doğuda yatık ovalar yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Pico Cristobal Colon 5,775 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, kömür, demir, nikel, altın, bakır, değerli taş, hidro güç.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar %2.01.

Sürekli ekinler: %1.37.

Diğer: %96.62 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 9,000 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Dağlar volkanik özellik taşımaktadırlar; arada sırada depremler, periyodik kuraklıklar görülebilir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 43,593,035 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %30.3 (erkek 6,683,079; kadın 6,528,563).

15-64 yaş: %64.5 (erkek 13,689,384; kadın 14,416,439).

65 yaş ve üzeri: %5.2 (erkek 996,022; kadın 1,279,548) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.46 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.3 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 20.35 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 71.99 yıl.

Erkek: 68.15 yıl.

Kadın: 75.96 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.54 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.7 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 190,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 3,600 (2003 verileri).

Ulus: Kolombiyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: melez %58, beyaz %20, siyah %4, siyahlarla Amerika yerlilerinin karışımı %3, Amerika yerlileri %1, diğer %14.

Din: Roma Katolikleri %90.

Diller: İspanyolca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %92.5.

erkekler: %92.4.

kadınlar: %92.6 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kolombiya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kolombiya.

Yerel tam adı: Republica de Colombia.

yerel kısa şekli: Colombia.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Bogota.

İdari bölümler: 32 bölüm ve 1 başkent bölgesi; Amazonas, Antioquia, Arauca, Atlantico, Bolivar, Boyaca, Caldas, Caqueta, Casanare, Cauca, Cesar, Choco, Cordoba, Cundinamarca, Guainia, Guaviare, Huila, La Guajira, Magdalena, Meta, Narino, Norte de Santander, Putumayo, Quindio, Risaralda, San Andres y Providencia, Distrito Capital de Santa Fe de Bogota, Santander, Sucre, Tolima, Valle del C


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i ince) (i. Colombie’ nın adından) (kimya). Niyobyum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik).

1.Ana direğin kapele payından destemorasına kadar olan kısmı.

2.Eski tahta sava; gemilerinin baş ve kıç lumbarlarına konulan uzun bir cins top, Fr. couleuvrine.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y. musiki). Bir tam sesin (do-re aralığı gibi) dokuzda biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Vücuttaki irâdt sistem faaliyetlerinin durması; yalnız vejetatif sistemin çalışması; ölümden önceki kendini kaybetme hâli: Hasta komaya girdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y. Fr. T.)) (musiki), bk. Koma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. Y. Fr. T.) (musiki). Türk musikisinde sesi bir koma nlsbetinde pestleştlren bemol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y. Fr. T.) (musiki). Türk musikisinde sesi bir koma dikleştlren diyez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Koymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yerleştirmek, Osm. vaz’etmek: Bohçayı minderin altıne koy, zahireyi nereye koyuyorsunuz?

2.Bırakmak, terketmek: Kitabı elinden koymaz, sonraya koymak, davet etmedik kimse koymadı.

3.Müsaade etmek, engel olmamak.

4.Almak, sokmak, yerleştirmek: Misafirleri nereye koyacağız? Atı ahıra koyun.

5.Tutmak, bulundurmak, bırakmak: Beni aç koydular.

6.Atmak, yükletmek.Bir işe tayin etmek: Oraya bekçi koymalı.Giymek, üstüne almak: Yeni şapka koymuş, başına bir başlık koymuş, bu elbiseyi bir daha koymayın.Tutmak, edinmek, Osm. hâsıl ve peydâ eylemek: Süt kaymak koymuş.Kabûl ettirmek, yerleştirmek, göndermek, çocukları mektebe, ustaya, san’ata koydu.Bir şeyi pişmek veya olmak üzere hazırlamak: Turşu, şarap, sirke koydum, aşçı daha yemoğl koymadı.Kurmak, düzeltmek: Sofrayı koyunca bize haber verin, yemeği koydunuzsa gelelim. Ateş koymak = Tutuşturmak, ataş vermek: Saman kulübelerine ateş koydular. Ad koymak = İsim takmak: Çocuğun adını koydular mı? Araya koymak = Aracılık ettirmek, Osm. tovsit etmek, tavassut ettirmek: Tanıdıklardan birini araya koymalı. Askıda koymak = Bitirmemek, süründürmek. Elden koymak = Vazgeçmek, terketmek, yapmamak: Siz himmeti elden koymayın. Ortaya koymak = Açıklamak, açığa çıkarmak, Osm. izhâr etmek, ibrâz eylemek, isbat etmek, (denizcilik) Üzerine koymak = Rüzgârın daha da şiddetlenmesi. Üste koymak = Arttırmak, Osm. tezytd etmek. İçeri koymak — İçeri almak, sokmak, kabûl etmek: Giden misafirleri içeri koymuyorlar. Baş koymak = Baştan geçmek, canını feda etmek. Bahis koymak = Öğdül. Bahse tutuşmak. Bir tarafa, bir yana koymak = Ayırmak, saklamak, korumak. Bez koymak = Bez yapmak üzare İplikleri tezgâha germek. Boş koymak = Mahkûm ve sessiz bırakmak. Temel koymak = Temel tutmak, Osm. pâyldâr olmak. Hâle koymak = Bir hâle getirmek, hâlini değiştirip diğer biçime değiştirmek: Bakın hastalık beni ne hâle koydu, yağmurun bolluğu bizim bahçeyi göl hâline koydu. Rehin koymek = Rehin etmek. Sonraya koymak = Geciktirmek. Minnet koymak = Başına kakmak. Meydana koymak = Ortaya çıkarmak. Nişan koymak s İşaret etmek, unutmamak, hatırlamak. Yanına koymak — Öcünü almamak, cezasını vermemek: Yaptıklarını senin yanına koymayacağım. Yoluna koymak = Düzeltmek, hesaplaşmak. Yola koymak = Göndermek. Yolda koymak = Yolda, yarı yolda bırakmak. Koyup gitmek = Öksüz bırakmak, terketmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gomalağa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Komaya girme hali: Dövüp komalık ettiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enraged. badly beaten up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be exhausted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıbrıs’ın meşhur bir cins kıymetli şarabı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir kısım ortaklarının yönetime karışmak hakkı olmayan, sadece koydukları sermaye nlsbetlnde sorumlu olan ticaret şirketi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limited partnership. commandite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commandite partnership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commandite company. limited partnership. partnership in commendam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sleeping / dormant / silent partner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. Portekizce’den).

1.Müstakil çalışan ve hususi vazifeler gören, az sayıda görevliden kurulu askert teşekkül, çete, akıncı asker.

2.Bir komando birliğindeki görevlilerin her biri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commando.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commando.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dağ gülü ve «rododendron» denilen bir cins ağaç kl, kerestesi kırmızı olup makbuldür: Komar ağacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combi suit , estate car , shooting brake , station wagon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Rusça L.). Birbirini tatamamlayan kuruluşların bütünü, büyük fabrikalar sistemi. Tarım kombinası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

industrial complex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. combination

1. birleştirme,

2.tertip

1. Birleştirmek işi. 2.Düzenleniş, sıralanış biçimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. combiné

toplu

Bir arada, bütün.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combined. sectional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combined ticket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). I. Tertip, düzenleme. S. Kısa ve kolsuz kadın iç çamaşırı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. combinaison

düzenleme

Bir işi başarıya ulaştırmak için alınan önlemler.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petticoat. shift. shimmy. chemise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slip. arrangement. combination. slip. petticoat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slip. chemise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Papatya ve ayçiçeğindeki gibi çiçeklerin sapın yassılaşmış ve genişlemiş ucunda toplanmasından meydana gelen çiçek durumu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Yunanea’dan). 1.Güldürücü tiyatro oyunu.

2.Gülünç İş, maskaralık: İşi komedi (daha eskiden komedyan diyorduk).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comic. comedy. comic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comedy. comic. mockery. scream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comedian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1.). Sözleri ve davranışları yalan ve yapmacık olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comedian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comedian. comic. comedy actor. comedy actress. comedienne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comedian. comedienne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bus boy. footboy. pageboy. page.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bellboy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Finnic language spoken by the Komi people a member of a Finnish people living in the northwestern Urals in Russia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

busboy. bellboy bellhop. button boy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 'points' allowance give to White in a even ggame to compensate Black for having the first move.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A number of points given to the second player at the end of a game to compensate for the first player's advantage Usually between 5 5 and 8 points. the number of points subtracted at the end of the game to compensate for that player having the first move.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Komia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y. Fr.).

1.Güldürücü.

2.Gülünç hâl.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

funny. humorous. comical. comic. ridiculous. amusing. burlesque. droll. farcical. jesting. jocose. laughable. laughing. ludicrous. quizzical. rich. risible. rum. rummy. comedian. funnyman. laugh. gilbertian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

funny. humorous. comical. comic. ridiculous. amusing. burlesque. droll. farcical. jesting. jocose. laughable. laughing. ludicrous. quizzical. rich. risible. rum. rummy. comedian. funnyman. laugh. gilbertian. derisive. funnily. grotesque. hilarious. waggis

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comic. comical. funny. comedian. burlesque. humo u rous. laughable. ludicrous. ridiculous. waggish. zany.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humor , humour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become comical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.).

1.Güldürücü hareket ve konuşma tarzı.

2.Gülünç hâl.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

funniness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humour. humor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comical action or situation. humour. rib tickler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Rusça L.). Komünizm fitnesini dünyaya yaymaya çalışan teşkilât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rusça L.). Komlnform’dan önceki teşkilât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Emniyet teşkilâtında üçüncü rütbeye yükselmiş polis görevlisi. 2.Şirketleri ve toplantıları hükümet adına murakabe etmekle görevli kimse.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commissary. commissioner. commissar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

police superintendent. superintendent. police captain. captain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high commissioner. ranking police officer. government inspector of firms. government observer at public meetings. commissar. commissary. police chief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Komiserin işi veya vazifesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Fr. commisslon).

1.Meclis, şûrâ, geçici veya daimt encümen: Maliye komisyonu; muahede komisyonu.

2.Belediye idaresi: Komisyon arabaları; komisyon çavuşları (bu mânâsı eskimiştir).

3.Alışveriş, kira gibi ticari işlerde aracılık: Fabrikadan istediğiniz mal İçin yüzde İki komisyon verecektiniz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commission. brokerage. percentage. board. committee. kickback.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commission. committee. percentage. committee yarkurul. encümen. komite. percentage simsariye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commission. committee. percentage. commission fee. rake-off. address commission. chamber. fittage. kickback. rake- off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Komisyon, ticarî aracılık İşi yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broker. middleman. go-between. commission agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broker. middleman. agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitrager. broker. commission agent. middleman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brokerage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brokerage. being a commission agent. commission business. commission house. interagency. trade for third account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Komite usulleriyle gizil tertipler yapan. bk. Komiteci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Komitacı işi. bk. Komitecilik. “

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Fr. eomiti).

1.Bir mecliste bir hususu müzakere ve incelemek İçin ayrılmış hususi şube.

2.Kurulu düzene karşı olan hey’et.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. comité

alt kurul

1. Belli bir konuyu ele almak amacıyla bir kurul içinden birkaç kişi seçilerek oluşturulan kurul.

2.Meclis veya herhangi bir kurultayda bazı konuları inceleyerek varılan sonuçları tartışılmak için genel kurula getirmekle görevli, milletvekilleri arasından oluşturulan yardımcı kurul.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

committee. commission. clique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

committee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

committee. board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Komitacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Komitacılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Çekmecell çamaşır dolabı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Karyolanın yanına konulan küçük dolap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bureau. bedside table. commode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commode. bedstand. nightstand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Sunda adalarında yaşayan ve üç metre boyundaki dünyanın en iri kertenkelesi, (zool.) Varanus komodensis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. ing. denizcilik). Tuğamiral selâhiyetinl haiz deniz subayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Vagon bölmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compartment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compartment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calipers. caliper compass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. compétent

uzman

Belli bir işte, belli bir konuda bilgi, görüş ve becerisi çok olan (kimse).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specialist. expert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expert. authority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. compétitif

rekabetçi

Rekabet yanlısı olan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Dolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good. complete. full. bang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filled up. complete. full. entire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Bir anda kavranamıyacak şekilde çeşitli kısımlardan yahut unsurlardan meydana gelmiş.

3.(psikoloji ve psikiyatri) insanların davranışlarına, ruh hallerine yön veren birbirine bağiı şuuraltı fikir ve hayallerinin bütünü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complex. complex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complex. complicated. hang-up karmaşa. complex karmaşık. mudil. complex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. tıp).

1.Bir hastalığın başka bir hastalıkla karışması, başka bir hastalığa sebep olması.

2.Girifttik, işlerin birbirine karışması.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. complication

tıp karmaşıklık

1. Hastalık sırasında ortaya çıkan ve hastalığın temel özellikleriyle ilişkili olmayan her türlü olumsuz sağlık olayı veya süreci. 2.İlaçların doğurabileceği yan etki.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Karışmış, karışık.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. complique

karmaşık

Ögelerinin veya gerekli işlemlerin sayısının çokluğu, çeşitliliği yüzünden anlaşılması, yapılması güç olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complicated. complex. sophisticated. confusing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complicated. sophisticated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Gönül alıcı söz iltifat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compliment. flattery. bouquet. sugar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compliment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compliment. flattery. mealy-mouthed flattery. soft soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I İnce) (I. Fr.). Birkaç kişinin bir şahıs veya teşakkül aleyhine aldığı gizli karar; giriştiği aleyhte fiil.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. complot

düzen

1. Bir kimseye, bir kuruluşa karşı toplu olarak alınan gizli karar.

2.Topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plot. frame-up. conspiracy. complot. cabal. confederacy. design. scheme. skulduggery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conspiracy. plot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plot. conspiracy. cabal. complot. designs. frame- up. frame up. put-up job.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conspirator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verschwörer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Profesyonel projektörler ya da monitörlerden mümkün olan en iyi görüntü kalitesinin sağlanması için video sinyallerini disk üzerinde kayıtlı olduğu şekilde verir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

Katı atık ve çamur gibi organik maddeleri, anaerobik çürütme yoluyla bir tür gübreye dönüştürmekten ibaret biyolojik bir süreç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.).

1.Bol şekerli hoşaf.

2.Bitki artıklarından yapılan gübre.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compote. cold stewed fruit. compost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stewed fruit. compute. compost. compote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.).

1.Okullarda düzgün yazı yazma alışkanlığını kazandırmak İçin öğrencilere verilen yazı ödevi, kalem alıştırması.

2.Musiklda beste, beste parçası.

3.Musikide bestekârlık İlmi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compo. composition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

composition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

composing. arranging. short essay. composition. dissertation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir sanat yapıtında öğelerin düzenlenmesi - Bir ölçüde iskelete benzetilebilir - vazgeçilemez ancak görünmez olan altyapı.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kompozit video sinyali parlaklık ile renklerin birleştirildiği yerdir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.) (musiki). Bestekâr.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. compositeur

müz. besteci

Beste yapan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

composer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

composer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İspanyolca’dan). Latin Amerika’da, yabancı şirketlerle yeril üretici arasında, aracılık eden şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprador. local agent for a foreign business. collaborationist. quisling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. tıp). Yaraların tedavisinde veya başka gayelerle kullanılan, mendil gibi katlanmış baz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Çeşitli sıkma işlerinde kullanılan Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compressor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compressor. supercharger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compressor. air motor. air pump. supercharger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.).

1.Toz İken sıkıştırılarak hap halina konmuş İlâç.

2.Buna benzer türlü şeyler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tablet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Komiserlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: KONŞI) (i.). Yakın yerde oturan, yaşayan kimsa. Kıpı bir komşu = Kapıları bitişik, çok yakın komşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

next-door. vicinal. neighboring. neighbouring. neighbor. neighbour. adjacent. contiguous. flanking. neighbor. neighbour. jones.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neighbour. neighbouring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fellow. neighbour. neighbouring. contiguous occupier. vicinal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Komşu olma hâli, yakınlık: Komşuluk hakkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neighborliness. neighbourliness. contiguity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neighbourhood. neighborhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neighbourliness. vicinage. vicinity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. communication

tek. iletişim

Telefon, telgraf, televizyon, radyo vb. araçlardan yararlanarak yürütülen bilgi alışverişi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communication. communication iletişim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Komünizm taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communist. communistic. red. communist. commie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commie. communist. red.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Komünizm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Topluluk içinde şahısların her türlü mülkiyet haklarını, aile kuruluşunu, dini kaldırıp her türlü mala herkesi ortak kılmayı güden doktrin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Havasız yerde yakıldıktan sonra söndürülmüş odundan ibaret siyah madde ki, tekrar yakılıp mangal içinde ısıtmak için ve mutfakta yemek pişirmek için kullanılır, Ar. fahm: Kışlık kömürü tedarik etmek; odun, kömür almak; kömür yakmak; kömür başa vurmak; kömür kayığı. Maden, taş kömürü = Yerin altından çıkan, pek ziyade ısı veren, vapur, lokomotif ve sobalarda vs. kullanılan siyah madde.

2.Siyah, kapkara: Kömür gözlü, kömür kaşlı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coal. charcoal. coalblack. black diamonds. cinder. coal , iron and steel industry. spoil bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kömür yapıp satan adam.

2.(denizcilik) Vapurlarda kömürü kazanın önüne getirmekle görevli bulunan İşçi sınıfı.

3.Siyah kara, siyah lekeli: Kömürcü tavuk, tilki.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coal dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kömürcülerin yaptığı iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kömür hâline gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbonation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kömür hâline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carboniferous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Evde kullanılacak kömürün konulduğu yer, kömür anberı: Bu evin kömürlüğü dar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bunker. coalbunker. coal-hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coalbin. coal cellar. bunker. coal shed. coalhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik) (uyd. k.). Askerlere herhangi bir iş için verilen buyruk, emir, kumanda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

word of command.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

command. order. instruction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instruction. order. command. bidding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Askert işleri idare etma görevi, kumanda etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

command. control.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

command. control. authority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1.) (uyd. k.). Askerî bir birliğin başı, kumandan: Takım komutanı, tüman komutanı, ordu komutanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commander. commandant. general.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commandant. commander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commanding officer. commander. captain. high-ranking officer. commandant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Komutanın görevi, kumandanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commandership. command post.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commandership. command post. command headquarters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. commutateur

fiz. anahtar

İstenilen yere veya aygıta, isteğe göre elektrik akımının geçmesini sağlamak için kullanılan düzen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commutator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commutator. change-over switch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commutator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condom , johnny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yığışma.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. conglomérat

jeol. yığışım

Molozların çimento durumuna dönüşmesiyle oluşan kütle.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Lokanta, gazino gibi yerlerde yenip içilen şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Barlarda, müşteriye arkadaşlık eden, onunla içki içen kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hostess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

B-girl. hostess. taxi dancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consomme. consommé.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Konu.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Köpekler, çevrelerine yakın yerlere, ihtiyaçları olacak yiyecekleri gömerek, besinlerini depolarlar. Bu, insanlar tarafından istifçilik veya besin depolama olarak adlandırılır. Ev hayvanları arasında sadece köpekler, kemiklerini gömmeye eğilimi olan hayvanlardır. Vahşi hayatta yaşayan kurtlar, yakaladıkları küçük avları, daha sonra kullanmak üzere gömerler. Evcil köpekler ise kemiklerini gömdükten sonra onunla ilgilenmez, yani daha sonra çıkarıp, kullanmaz ve unuturlar. Evde yaşayan köpekler de gıdalarını koltuk araları, halı veya elbiselerin altına vs. saklar ve koku yardımıyla tesadüfen bulmazlarsa, unuturlar. Demek oluyor ki, evcil köpekler gömme işlemini besin ihtiyaçlarını garanti altına almak için yapmamaktadırlar. Bu, tamamen vahşi hayattan kalma bir içgüdüdür.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir memleketteki diplomatların tamamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomatic corps. corps diplomatique. diplomatic body. consular corps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Cr senbolü ile gösterilen bir eleman.

Türkçe Sözlük by

ELEMENTLER

Simgesi: Cr

Atom Numarası: 24

Kütle Numarası: 51,996

Yoğunluk: 7,19 g/cm3

Erime Sıcaklığı: 1907 °C

Kaynama Sıcaklığı: 2671 °C

Gri renkli, çok sert bir metaldir.

Genellikle çeliği sertleştirmede, paslanmaz çelik yapmada kullanılır.

Kromun tüm bileşikleri renklidir ve bazıları renk maddesi olarak kullanılır.


ELEMENTLER by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chrome. chromium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chromium. chrome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chromium-plating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. botanik). Hücre plazmasında bulunan ve taşıdığı boyaya göre kloroplast veya lökoplast adını alan unsur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Yarım seslerin biribirini takip ettiği dizi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chromatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Sanat yapıtında “renkli” anlamında niteleyici olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Hücre çekirdeğinin, lininin aksine, boya alan önemli bir kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chromium-plated metal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Muhtelif renkler taşıyan kromatofor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. astronomi). Renkküre.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. chromosphère

gök b. renk yuvarı

Güneş’in ışık yuvarını saran, yaklaşık 10.000 kilometre kalınlığındaki atmosfer katmanı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Karyokinez yoluyla çoğalan hücrelerde kromatin ipliklerinin iki kısma ayrılacakları sırada aldıkları kısa, ucu kıvrık çubuk biçimi: İnsan hücresindeki kromozom sayısı 24 çifttir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chromosome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chromosome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr ). Isı ve rutubet tesiriyle hareketi bozulmayan ve yılda bir kurulup bir saniye bile şaşmayan hassas ve büyük saat ki, başlıca denizcilikte boylam tâyini vesair matematik işlerde hassas zaman hesaplarında kullanılır. Cep kronometresi = Bu esas üzerine yapılmış sağlam cep saati. Kol saati şeklinde olanlar da vardır.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. choronomètre

süreölçer

Belirli bir işin, işlemin, yarışmanın veya teknik alanda belli bir işin kısa süresini ölçmek amacıyla kullanılan alet.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

split-second watch. chronometer. stop watch. timer. clock. timekeeper. timepiece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chronometer. stopwatch. timer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chronometer. stopwatch. timepiece. timer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pastırmanın fileto kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commanding officers of the army.

Türkçe - İngilizce Sözlük by