öp ne demek? | öp anlamı nedir? | öp

öp anlamı nedir?

öp ne demek?

öp anlamı nedir?

öp | Dream Meanings


Türkçe - İngilizce Sözlük

osculate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. opera, operation, opposite, opus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). cücelik, bodurluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Tıb). renk körlüğü, akromatopsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim düzlemi üzerinde betimlenen gerçekliğin, gerçekte resmin sınırları dışında da sürüp giden doğal gerçekliğin bir parçası olduğu izlenimini verecek şekilde kompoze edilmesi. Kapalı kompozisyonun tam karşıtı bir sanatsal davranış biçimidir. Açık kompozisyon, asıl gerçekliğin tüm öğelerini resim düzlemi içine sığdırmayı amaçlamaz; tersine, böyle bir çabanın olanaksız olduğunu varsayar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şehrin en yüksek noktasında bulunan iç kale veya hisar, akropol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kabul etmek, edinmek, benimsemek ; evlât edinmek. adoption (i). kabul , benimseme; evlatlığa kabul etme, evlât edinme adoptive (s). evlâtlığa kabul eden veya edilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Edirne.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). uçak, tayyare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) propaganda ve kışkırtma bürosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tıp). Renk körlüğü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. achromatopsi

tıp renk körlüğü

Bütün renkleri veya birkaç rengi, özellikle kırmızı ile yeşili birbirinden ayırt etmeye engel olan görme bozukluğu.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Eski Yunan şehirlerinde, içinde saray ve tapınakların bulunduğu müstahkem tepe. Bunların en tanınmışı Atina akropolüdür.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zıt tedavi usulüne ait. al,lopath, allop'athist (i). bu usulü uygulayan doktor. allopathically (z). bu usule göre. allop'athy (i). zıt tedavi usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (dilb). alofon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değişik hal, alotrop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Kim.). Kimya bakımından bir değişiklik olmadığı halde bir cismin ayrı hususiyetler göstermesi hali: Kırmızı ve beyaz fosfor arasında, birleşim farkı yoktur. Buna rağmen renklerinin ayrı oluşu bir alotropi halidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Alotropiden ileri gelen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Anber çiçeği, gaziye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grapefruit. grapefruit greyfrut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grapefruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). göz donukluğu hastalığı, görme bozukluğu. amblyopic (s). görme bozukluğuna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kelimelerin olağan tertibinin değiştirilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., meteor. yelkovan , rüzgar pusulası, rüzgârın yönünü veya varlığını gösteren araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ingiliz hayranı ve taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ingiliz düşmanı; ingiliz aleyhtarı. Anglopho'bia (i). ingiliz aleyhtarlığı, ingiliz düşmanlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). İngilizce konuşan (Afrikada devlet veya şahıs).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıtma sivrisineği, anofel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir sahadaki bilgileri veya bütün bilgileri sistemli veya alfabetik bir tarzda sıralayan eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encyclopaedia. encyclopedia. cyclopaedia. cyclopedia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encyclopedia. enyclopedia. encyclopaedia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cyclopaedia. encyclopedia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encyclopaedic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encyclopedic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encyclopedic dictionary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). antilop; ceylan, gazal, ahu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). insanı evrenin merkezi olarak kabul eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). antropolojinin bir dalı, etnoloji.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). insana benzeyen , insanımsı; (i). insana benzeyen maymun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). antropoloji, beşeriyet, insanbilim. anthropolog'ical (s). antropolojiye ait. anthropologist (i). antropoloji bilgini veya uzmanı, antropolog.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). insan vücudunun muhtelif uzuvlarını ölçme ilmi. anthropomet'ric (s). bu ilme ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). insanbiçimcilik, antropomorfizm. anthropomorphous (s). insan şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çog. yamyamlar. anthropophagous (s). insan eti yiyen. anthropophagy (i). yamyamlık, insan yeme adeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Y. zooloji). Geviş getirenlerin boynuzlu cinsinden olan bir hayvan türü (Anthilopus). Sıcak ülkelerde yaşayan ceylân, bir antilop türüdür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antelope. impala. buck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antelope. buck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanunlar gereğince seçilmiş Papaya muhalefet eden kanun dışı Papa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Yunan tiyatrosunda koronun stropheden sonraki dönüş hareketinde okuduğu satırlar; dansta ters hareketler yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anthropoïde

insansı

Bir spor dalında, sporcuyu eğiten, yetiştiren ve çalıştıran kişi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. anthropologue

insan bilimci

İnsan bilimi uzmanı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y.) insanın anatomik yapısını tarih öncesi ve ırk bakımından inceleyen ilim.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anthropologie

insan bilimi

İnsanın kökenini, evrimini, biyolojik özelliklerini, toplumsal ve kültürel yönlerini inceleyen bilim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anthropology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anthropology. anthropology insanbilim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anthropologique

insan bilimsel

İnsan bilimiyle ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y. felsefe). Tanrı veya başka mefhumları insan mahiyetinde ve insan biçiminde tasarlıyan doktrin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anthropomorphisme

fel. insan biçimcilik

İnsanın niteliklerinin başka bir varlığa, özellikle Tanrı’ya aktarılması.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. anthropocentrisme

fel. insanmerkezcilik

İnsanı evrenin merkezi sayan, bütün öbür yaratıkların insan için yaratılmış olduklarını söyleyen dinî nitelikli öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ucu sivri fırtına bulutu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Telâş ve acele ile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in a panic. headlong. headfirst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kelime sonundan bir veya birkaç harfi kaldırmak. apocopate (s). son harfi veya sesi kaldırılmış (kelime). apocope (i). kelime sonundan bir veya birkaç harfi kaldırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kelime sonundan bir veya birkaç harfi kaldırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). bitkinin topraktan yükseğe büyüme eğilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kon). san bir konu hakkında konuşmayı inkâr ederek bahsetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). apothegm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inme veya felce ait; felce meyilli. an apoplectic fit inme gelmesi, felç inmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). inme, nüzul, felç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kon). (san). sözünü birdenbire yarıda bırakma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tepeden virgül, kesme, apostrof; (kon). (san) nutuk esnasında appeal orada bulunmayan belirli bir şahsa hitaben söylenen sözler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir söylevde hazır bulunmayan bir şahsa hitap etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kötülüğe karşı koruyucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). istimlâk edilebilir , mal edilmesi mümkün veya caiz olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). almak, kendine mal etmek; tahsis etmek, ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). münasip, uygun, yerinde; mahsus, has. appropriately (z). uygun bir şekilde. appropriateness (i) uygunluk , yerinde oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tahsisat; ayırma, tahsis etme; mal etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). of veya to ile vaktinde olan, yerinde olan, uygun, münasip; (z). bu münasebetle, sırası gelmişken (söz veya fikir).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başpiskopos. archbishopric (i) başpiskoposluk makamı veya bölgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Atina-da Akropol'ün yanında bulunan bir tepe; o tepede toplanan yüksek hukuk meclisi. Areopagite (i). Aeropagus meclisi üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kuş ile sürüngen arası bir hayvan fosili.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (coğ), (zool) eklembacaklylar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). meyilli, yatyk, eğri; (z). meyilli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suspension bridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suspension bridge. drawbridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) fotografçılığın astronomiye uygulanması. as'trophotograph'ic (s). gökcisimlerinin foto ğraflannln allnmasma ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) gökcisimlerinin fiziksel ve kimyasal yapılarını inceleyen ilim, astrofizik. astrophysical (s) astrofizikle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. coğrafya). Tropikanın yanında olan: Astropikal iklim.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., edat, (s). üstte, üstünde, üzerine, üzerinde; (s). üstündeki. -ator sonek -ici: narrator hikâyeci. -atory sonek netice veren, netice olan: mandatory zorunlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). gıdasızlıktan zayıflama, bedenin zayıflayıp kuruması; dumur,atrofi körelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Güzelavrat (belladonna) otundan çıkarılan bir ilâçtır. Hekimlikte kullanılır, zehirlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atropine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atropin, güzelavrato1undan çıkarılan ve hekimlikte kullanılan zehirli bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aslına uygun müzik çalan elektronik araçlar (radyo, teyp, fonograf v.b. ) meraklısı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony tarafından sunulan gelişmiş DVD oynatıcılarda, DVD Video seslerinin ve ses CD’lerinin çalınması sırasında en iyi ses kalitesinin elde edilmesi için audiophile (yüksek müzik kalitesi sunan) dirençler ve kapasitörler kullanılmaktadır. Düşük manyetik akı sızıntısına ve zengin düşük frekansta ses üretimine sahip, gereğinden büyük bir R-Core transformatör kullanılmaktadır. Ses devresi, video devresinden ayrıdır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (tıb). sebepsiz gibi görünen hastalıga ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). sebepsiz gibi görünen hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). otoplasti. autoplastic (s). otoplastiye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hava basıncı ile kendiliğinden hareket eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otopsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunting dog. beagle. game dog. hound. retriever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sahnede arka perde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., A.B.D. topun kaçmasnı önlemek için arka plana gerilen ağ veya parmaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakterileri yok eden küçücük cisimler

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakteri yoskopi, mikroskopla bakterileri inceleme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hava basıncında meydana gelen değişiklikleri kaydeden alet, baroskop

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y). Havası boşaltılabilen bir fanus içindeki teraziden ibaret Barometre bir Alet. Havanın, cisimlerin ağırlığına yaptığı hafifletici etkiyi göstermekte kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press conference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press conference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archbishop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archbishop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Orta ve yüksek frekanslı ses kalitesinden ödün vermeden bas ses üretimini en iyi hale getiren delik ya da delikler içeren bir hoparlör tasarımı.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit dans ve bunun müziği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watchdog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watch mastiff. watchdog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. otellerde oda hizmetçisi çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitap ciltleme sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitap seven kimse, kitap hastası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitapçı, bilhassa nadir bulunan kitapları satan kimse, sahaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

billiard ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

billiard ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. biyofizik, fizik kanunlarının biyolojik hadiselere uygulanması ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. canlı madde, protoplazma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. biyopsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yirminci yüzylın başlarındaki şekliyle sinema oynatma makinası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. biyoskopi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Evlerinde köpek bulunduranlar, köpelkerinin yaşlarını insan yaşlarıyla karşılaştırabilmek için, her köpek yaşının yedi insan yaşına eşit olduğunu varsayarlar. Peki bu doğru mudur?

Tam olarak değil...

Bu konuda üretilen çeşitli formüller var ama en basit ve akla yatkın olanı şu:

Köpeğin birinci yaşı= 21 insan yaşı

Köpeğin sonraki her yaşı:4 insan yaşı

Buna göre 7 yaşında bir köpeğiniz varsa insan ömrüne göre;

21+(6*4)=45 yaşındadır.

Bu hesaba devam edersek 10 yaşındaki bir köpeğin yaşı, insanın 57 yaşına eştir. 15 yaşındaki bir köpek ise 77 yaşındaki bir insanla aynı yaştadır.

Bu hesap şekli akla uygundur. Bir köpek yaşı yedi insan yaşına eşittir düşüncesi seksüel olgunluğa erişmiş bir yaşındaki köpekle 7 yaşındaki bir çocuk arasında farkı düşününce anlamsız kalıyor.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. piskopos; satranç fil; sıcak ve baharatlı şarap; f. piskopos tayin etmek. bishop's miter shell firavun tacı, zool. Mitra episcopalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. piskoposluk rütbe, görev ve bölgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biopsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biopsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. asfalt, asfalt yol; f. asfalt ile kaplamak. blackwater fever tıb karasu humması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) hata, tekleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. yelkenin etrafına sağlamlaştırmak için dikilen halat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ante.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an early form of modern jazz dance the bebop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

see Businessowners policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Balance of Payments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Broken Orange Pekoe - Full-bodied black tea comprising broken segments of somewhat coarse leaves without tips The smallest of the leaf grades, it gives good color in the cup and is used for many blends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A college disco - usually very cheesy but on the whole good fun [Oxford]. means the Bureau of Prisons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Balance of payments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Base of Preference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A style of jazz characterized by rhythmic and harmonic complexity, improvised solo performances and a virtuoso execution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Basic Object Persistence A serialization mechanism used through the Dataphor toolset to persist object state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A complex, highly improvised style of jazz Charlie Parker and Dizzy Gillespie were important performers of this style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Beginning of Partition: The first location in a partition which can be accessed Identical to BOM if only one partition is defined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Businessowners Policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Benefit Overpayment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An assembly of heavy-duty valves attached to the top of a well casing to control pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bureau of Prisons, part of the U S Department of Justice. A quaint way of describing an entertainment involving dancing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Bayesian oscillation patterns, patterns found using BSA See Ruiz de Elvira and Bevia. An important era in the history of jazz, whose heyday was the 1940's Bop musicians returned to combos rather than the big bands of the previous swing er

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., (argo) vurmak; i., müz. bap, bir çeşit caz müziği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.).

1.Bir aralık bazı gençlerin kullandıkları acayip bir kık.

2.Bu kılıktaki kimse.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir satırın sağdan sola ve diğerinin soldan sağa yazıldığı eski bir yazı şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. kolsu-ayaklılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit kabuklu deniz hayvanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. bir çeşit zaturree; bronş1arın ve ciğerlerin iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. yosun. bryophytic s. yosun cinsinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ahenksiz, kulağa hoş gelmeyen, bozuk (ses).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahenksiz ses, kulağa hoş gelmeyen ses;(müz). akortsuzluğun sık sık olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çoğunlukla sirklerde kullanllan ve buhar ile çalınan org. c

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). boğa dikeni, çoban kalkıtan, (bot). Santoria calcitrapa; inlâl otu, demir diken, (bot). Tribulus terrestris; (ask). domuzayağı, düşman süvari bineklerini yaralamak için yere atılan dört uçlu demir. Iand caltrop domuzayağı, (bot). Tribulus terrestris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., eski zürafa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Zürafa takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

teneke açacagı, konserve açacagı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f gölgelik, sayeban, sayvan, kubbe; gök kubbe; f gölgelemek; kaplamak, ustunü örtmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kalbe ve akciğerlere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D)., (k).dili arabadan inmeden servis yapan açık hava lokantasında kadın veya erkek garson.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot).(buğday ve arpa gibi) tek tohumlu açılmaz kuru meyva, karyops.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Koltuk takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). afet, felâket; felâketle sonuçlanan olay; tiyatro dönüm noktası; sonuç; (jeol). yeryüzü kabuğunda meydana gelen şiddetli bir değişim.catastroph'ic (s). felâket gibi, felâket meydana getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). optik ilminin ışınların aynalara vurarak kırılması ile uğraşan dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). selofan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). kafadanbacaklı. Cephalopoda (i)., (çoğ)., (zool)., kafadanbacaklılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). balmumundan heykel yapımına ait; balmumundan yapılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakırlı pirit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gen)., (çoğ). çene, çene boşluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). simiotropizm, hücrelerin bazı kimyasal maddelere karşı gösterdikleri yaklaşma veya uzaklaşma, kimyadoğrulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayak bakım mütehassısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayak bakımı, nasır gibi basit ayak rahatsızlıkların tedavisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). masajla tedavi usülü, omurga masajı ile tedavi. chi'ropractor (i). masajla tedavi eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ)., (zool). uçan memeliler; yarasalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). klorofil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). içinde klorofil bulunan protoplazma, kloroplast.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ağız, çene; ani ısırma; (f). ağzı ile yakalamak; birdenbire söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Hindistan'da mühür, mühürlü imtiyaz; (s). birinci kalitede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (-ped, -ping) balta ile parçalara ayırmak; parçalamak; birdenbire ve şiddetle hareket etmek; birdenbire yön değiştirmek (rüzgar). chop up kıymak, doğramak; (odun) yarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesme işi, kesici darbe; pirzola; yarık, çatlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

çin lokantalarında yenen sebzeli et, piliç gibi türlü yemeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pirzola servisi yapan lokanta; çin'de gümrük binası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kısa saplı balta, satır; elektrik akımını kesen alet; (argo). helikopter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesiş, vuruş. chopping block kütük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). değiken, yön değiştiren (ruzgâr); çırpıntılı (deniz, su).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çinlilerin yemek yemek için çift olarak kullandıkları çubuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kromatofor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). kromoplast.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit yeşilimsi kuvars taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ÇİNEKOP) (i.). Lüferin küçüğü olan bir cins balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 15-20 tanesi 1 kilo gelen lüfer çeşidi, (bk.) Çınakop.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Sinemaskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (psik). kapalı yerlerde bulunma fobisi, klostrofobi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). , (f). atın ayaklarının çIkardlğn ses; (f). böyle ses çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). cooperative.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mastiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sheepdog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çok neşeli, şen; çarpık, bozuk; övüngen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. coffee shop

kahveevi

Kahve içilen yer.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).(çoğ)., (zool). kınkanatlılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kınkanatlı, kınkanatlılar takımına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küçük bir et dilimi; ufak parça veya dilim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden kitabın sonuna konan ve başlığı, basımcının adını ve tarihini gösteren yazı; yayınevinin amblemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). siyah çamsakızı, reçine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istanbulun eski ismi, Bizans, Kostantinya, Dar-i Saâdet, Asitane..

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kümes; (argo). hapishane, kodes; (f). kümese sokmak. coop in, coop up tıkmak, kapamak. fly the coop kodesten kaçmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fıçıcı. cooperage (i). fıçıcılık; fıçı imalâthanesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). beraber çalışmak, işbirliği yapmak. coopera'tion (i). birlikte çaIışma, işbirliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). işbirliğineait ; (i). kooperatif; katları ayrı ayrı satılabilen apartman. consumers' cooperative müstehlik kooperatifi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). üyelerin oyu ile teşkilât üyeliğine seçmek; tayin etmek, atamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i).

1.Saman, ot vs. parçacığı: Gözüme bir çöp kaçtı.

2.Değnek, tahta vs. parçası: Bir çöple karıştırmalı.

3.Süprüntü: Dökülecek çöp var mı? Çöp atlamaz = Teferruata düşkün, meraklı. Üzüm çöpü = Üzüm salkımının taneleri yendikten sonra kalan sapı. Çöpçatan = Mukadder, kısmet veren. Çörçöp = Öte beri, süprüntülük şeyler. Söndürme çöpü = Bir nevi çocuk oyunu. mec. Bir işi başından atmak, ehemmiyet vermemek. Nane çöpü = Pek zayıf adam.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

billy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baton. blackjack. cosh. truncheon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The top of a thing; the head; a crest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A conical or conical-ended mass of coiled thread, yarn, or roving, wound upon a spindle, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tube or quill upon which silk is wound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Merlon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A policeman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Coefficient of Performance, COP, is the ratio of energy input to heating capacity This is the instantaneous measurement of the heating performance of your heat pump It is comparable to knowing how many miles per gallon of gasoline your car gets when it is

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Coefficient of Performance of a heat pump means the ratio of the rate of useful heat output delivered by the complete heat pump unit to the corresponding rate of energy input, in consistent units and under operating conditions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Coefficient Of Performance compares the heating capacity of a heat pump to the amount of electricity required to operate the heat pump in the heating mode COPs vary with the outside temperature: as the temperature falls, the COP falls also, since the heat

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Coefficient Of Performance A ratio that compares a heat pump system's heating efficiency to that of electric resistance heat For example, a heat pump system with a COP of 3 0 provides heat at 3 times the efficiency of electric resistance heat A heat pump'

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Coefficient Of Performance compares the heating capacity of a heat pump to the amount of electricity required to operate the heat pump in the heating mode COPs vary with the outside temperature: as the temperature falls, the COP falls also, since the heat

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ratio of heating or cooling provided by a heat pump to the energy consumed by the system under designated operating conditions The higher the COP, the more efficient the system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Coefficient of performance compares the heating capacity of a heat pump to the amount of electricity required to operate the heat pump in the heating mode COPs vary with the outside temperature: as the temperature falls, the COP falls also, since the heat

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Conference of the Parties The supreme body of the UNFCCC, charged with the task of regularly reviewing implementation of the Convention and any related instruments, such as the Kyoto Protocol The COP meets annually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The COP is the governing body of the CBD and advances implementation of the CBD through decisions it takes at its periodic meetings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

COP compares the heating capacity of a heat pump to the amount of electricity required to operate the heat pump in the heating mode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Committee of Practitioners A federally mandated advisory body to state departments of education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of measurement for determining the energy efficiency of heating equipment It is determined by dividing the total heating provided by the system by the total electricity used to produce this heat A minimum of 3 0 COP is recommended.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Council of Presidents of actuarial professional organizations in North America.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Certificate of Permission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Finished cotton thread formed into a cylindrical package with conical ends. command observation post SACLOS SemiAutomatic Line Of Sight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dregs. garbage. leavings. waste. trash. rubbish. discard. junk. brushing. litter. chip. straw. crud. mullock. refuse. rejectamenta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dust. garbage. junk. litter. refuse. chip. straw. sweepings. rubbish. matchstick. stalk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage. chip. straw. matchstick. litter. rubbish. trash. soft dirt. outsweepings. soil. waste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k.dili). polis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f (-ped, -ping) (argo). aşırmak; yakalamak. cop out argo çekilmek, oyunbozanlık etmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konik iplik yumağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Polis ve polis görevlisi asilerin taşıdığı, kauçuktan yapılma sopa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage cart / conveyor. dustcart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage pail. slop pail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waste basket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wastebasket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waste paper basket. litter basket / bin. waste-paper basket. litter basket. litter bin. waste- paper basket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dustbin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dustbin. trashcan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage can. dustbin. refuse bin. street tidy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

litter bag. bin liner. refuse bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage collection tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(smilax): Çinde ve Hindistan’da yetişen Smilax China adlı bitkinin köklerinden ve dışkabuklarından ayrılmış risomudur. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, terletir ve vücuda rahatlık verir.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ABD)., (argo). mesuliyetten kaçınma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pelesenk yağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vernik imalâtında kullanılan bir reçine, kopal

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). müşterek vârislik; ortaklık; müşterek mülk sahipliği. coparcener (i). müşterek varis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ortak, şerik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Evlenmelerde aracılık eden kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matchmaker. go-between. marriage broker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matchmaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arranger of marriage. marriage broker. matchmaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matchmaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kapı kapı gezip evlerden süprüntüleri alarak şehrin haricine taşıyan belediye hizmetlisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scavenger. sweeper. streetcleaner. dustman. garbage-man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dustman. street sweeper. scavenger. garbage man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage man. scavenger. street sweeper. garbage collector. dustman. street cleaner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage collecting. street cleaning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (gen). with ile başa çıkmak, başarmak; çaresini bulmak,... ile uğraşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). papaz cüppesi; (f). cüppe giymek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). marangozlukta (iki kirişi) birbirine uydurup birleştirmek; kaplamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kopenhag.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (A.B.D)., (argo). güzel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kopya makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ikinci pilot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). duvar tepeliği veya üstlüğü. coping saw oyma testere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bol, mebzul, çok, velut, bereketli. copiously (z). mebzulen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bcıynuz otu, dana kıran, ak, kara çöpleme: Bu bitkinin cinsleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

christmas rose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(boynuzotu): Düğünçiçeğigillerden bir çeşit bitkidir. Birçok çeşidi vardır. Akçöpleme denilen çeşidi; uzun yapraklı, geniş ve güzel çiçekli zehirli bir bitkidir. Boyu 1-1,5 metre kadardır. İçeriğinde A ve B vitaminleri vardır. Hekimlikte, kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: Ağrıları dindirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Ev ilaçlarında kullanılırken, tavsiye edilen dozu aşmamak gerekir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kuş gibi kırıntı yemek, küçük bir şeyle kanaat etmek.

2.Başkasından geçinmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yeni ürünlerin elde edilmesi amacıyla cam, çinko, plastik, kâğıt ve benzeri özel çöplerin değerlendirilmesi ve organik çöplerin kompost haline çevrilmesini ifade eden bir terimdir. (Abfallverwertung/waste treatment, waste recycling)

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.).

1.Süprüntü, süprüntüye ait şeyler.

2.Süprüntü atılan yer. Ar. mezbele.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumping ground. cesspool. rubbish dump. dump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dump. tip. garbage dump. rubbish heap. dirty place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage dump. rubbish heap. filthy place. garbage pit. ash pit. dust heap. trash pile. trash dump. dumping ground. cesspool. garbage heap. junk yard. refuse pit. refuse dump. rubbish dump. tip. trash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).bakır kaplamak; bakır rengi vermek; (argo). bahis tutuşmak. coppery (s). bakır gibi, bakırımsı, bakırlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). bakır; ufak para; (argo). polis; (çog)., (den). bakır kazan; (s). bakırdan yapılmış,bakıra benzer, bakır renginde; copperbottomed (s). bakır dipli, karinası bakır kaplı. copper-colored (s). bakır renginde. copperhead (i). Amerika'da bulunan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). demir sulfat, zaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küçük koru, ağaçlık, çalılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Balık kılçığı.

2.Sık çalılık veya sazlık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uzunca boylu, bir tatlı su balığı (cobitls).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kurutulmuş hindistancevizi içi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taş haline gelmiş gübre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). coppice.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çöpü olmayan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kıpti, Mısır asıllı Hıristiyan. Coptic (s)., (i). Kıpti; (i). Kıpti dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rabıta; (gram). ingilizcede özne ve tümleci birleştiren be fiili; (müz). rabıta türünden kısa pasaj; (man). önermenin öznesi ile fiili arasındaki bağlantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bağlı, raptedilmiş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). cinsi münasebette bulunmak, çiftleşmek. copula'tion (i). bağlama, raptetme; cinsi yaklaşma; (man). bağ, rabıta. copulatory (s). bağlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). rapteden, birleştiren, atfeden (uzuv veya kelime). copulative conjunction atıf edatı. copulative proposition (man). bağlayıcı önerme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.)

1.Yüzdeki çiçekbozuğu.

2.Yüzdeki kırmızı lekeler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pock-marked. pit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pock marked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İzmarite benzer bir cins balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yüzü çiçekten delik deşik olmuş, çiçekbozuğu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kopya etmek, suretini çıkarmak, istinsah etmek, taklit etmek; kopya çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kopya, suret, nüsha, numune, örnek; müsvedde; asıl; (gazet). metin, yazı. copybook (i). yazı defteri, not defteri. copyboy (i). gazete idarehanesinde çalışan çocuk. copycat (i)., (kdili). başkalarının davranışlarını taklit eden kimse. good copy (g

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (gazet). bir metni baskıya vermeden evvel tashih etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (s). telif hakkı; (f). telif hakkını muhafaza etmek; (s). telif hakkı mahfuz olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). reklam ilânları hazırlayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yıldız çiçeğine benzeyen bir çiçek, (bot). Coreopsis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mit). Amalthea'nın boynuzu ; sanatçılar tarafından bolluk sembolü olarak kullanılan, içinden meyvalar taşan boynuz şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kozmopolit bir şehir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kozmopolit; (i). kozmopolit kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kozmopolit kimse, dünya vatandaşı; dünyanın birçok kısımlarında rastlanan hayvan veya fidan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Cotopaxi yanardağı, Ekvador'da bir yanardağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mukabil teklif , karşı öneri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ürün, mahsul, ekin, rekolte; (zool). kursak, havsala; binici kırbacı. crop rotationher yıl değişik ekin ekerek toprağın bereketini koruma. cream of the crop bir şeyin en âlası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kırkmak, kırpmak, kesmek, kesip kısaltmak. crop up birden meydana çıkmak, açığa vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kırkma aleti veya makinası; (A.B.D). başkasının toprağında çalışan ve ekine ortak olan tarımcı. come a cropper baş aşağı gitmek, bozguna uğramak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). taraklıların bir kolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dana ayağı, (bot). Arum maculatum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Ağır cisimlerin suya düşmesi veya atılmasıyle çıkardığı sesi ifade eder.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, Cyclopic (s). iri; büyük taşlarla harç kullanılmadan yapılmış (yapı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ansiklopedi. cyclopedic (s). geniş (bilgi, malumat).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (,coğ Cyclopes) eski Yunan efsanelerinde tek gözlü dev, Kiklops, Tepegöz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). mesane muayenesine mahsus alet, sistoskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y). Cinayet, hırsızlık vs. suçluların bıraktığı parmak izlerinden tanıma usulü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. jeoloji). Lüle taşı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). nüfusunu azaltmakveya boşaltmak. depopula'tion (i). halkın başka yere gitmesi veya afet sonucu nüfusun azalması veya tükenmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dağınık olmayan, derlenmiş toparlanmış: Derli toplu bir ev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tidy. well-organized. presentable. / adj.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). cilt hastalığına sebep olan mantar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). tahrip olmuş cildi düzeltmek için vücudun başka bir yerinden deri parçası kesip bu yere yapıştırma ameliyatı, dermatoplasti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dağınık vaya yaygın halde duran bir şeyi toparlamak, derlemek, (bk.) Derll toplu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gather things together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). lüzumundan fazla, fazla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). geliştirmek, tekâmül ettirmek, inkişaf ettirmek; genişletmek, açmak; harekete geçirmek, husule getirmek; (foto). develope etmek, banyo etmek, yıkamak; gelişmek, tekâmül etmek, inkişaf etmek; genişlemek; olgunlaşmak; hâsıl olmak, meydana çıkmak;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. developer

yıkamaç

Fotokopi makinelerinde veya fotoğraf basımı işinde kullanılan yıkama aleti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geliştiren şey veya kimse, tekâmül ettiren şey veya kimse; (foto). develope eden ilaç, revelatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gelişme, inkişaf, tekâmül, ilerleme, terakki; meydana çıkma, zuhur; (biyol). açılma, gelişme; (A.B.D). site. developmen'tal (s). gelişim ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (jeol). yer küre tabakasının kıtalar, dağlar ve denizleri teşkil edecek şekilde değişmesini sağlayan süreçler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). dış etkenlere karşı bazı bitki organlarının kendilerini çapraz olarak ayarlama ihtimali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu optik bağlantı, optik Dijital giriş/çıkışa sahip diğer HiFi bileşenlere kayıpsız dijital iletim sağlamak için kullanılır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu optik bağlantı, optik Dijital girişe sahip diğer HiFi bileşenlere kayıpsız dijital iletim sağlamak için kullanılır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu akıllı kopyalama teknolojisi, Sabit Disk Sürücüsü’nden (HDD) bir DVD diskine kopyalama yaparken en iyi resim kalitesini korur. Veri bir HDD üzerine kaydedildiğinde, Sony HDD / DVD kaydediciler filmi analiz eder ve sonuçları veri olarak saklar. Ardından, kaydedici bu veriyi verimli bir biçimde bir DVD diskine kopyalar. En iyi sonuçları elde etmek için, HDD’nize kaydederken HQ+ veya HQ modlarını kullanın.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merceklerin ışığı kırma kuvvetinin ölçü birimi, diyopter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merceklerin ışığı kırmaları ile ilgili bilim dalı. dioptric(al) (s). bu bilimle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb).. gözün tek cisimleri çift görmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). plak toplamaya ve incelemeye meraklı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nispetsizlik, fark. disproportional (s). nispetsiz olan disproportionally (z). nispetsiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nispetsiz, gereğinden fazla, aşırı, ifrata kaçan, uymayan. disproportionately (z). nispetsizce. disproportionateness (i). nispetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Merceklerin veya optik sistemlerin güç birimi. Diyoptri, bir metrelik bir odak uzaklığı olan bir merceğin gücü demektir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., k.dili topak, ufak parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Do ile başlayan bazı Türkçe sıfatların başına gelip mübalâğa ve kuvvetlendirme bildirir: Dopdolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok dolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chock full.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

full up. charged. chock a block. chock full. crowded. jam full or packed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). herhangi koyu bir sıvı veya hamurumsu preparat; (hav). uçak kanatlarının yapımında kullanılan bez cilâsı; dinamit yapımında kullanılan madde; (argo). uyuşturucu madde, narkotik; (argo)., spor doping, uyarıcı ilâç; (argo). budala kimse; (argo)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doping. dope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The introduction of an element that alters the conductivity of a semiconductor Adding boron to silicon will create a P-type material, while adding phosphorus or arsenic to silicon will create N-type material.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deliberately adding a very small amount of foreign substance to an otherwise very pure semiconductor crystal These added impurities give the semiconductor an excess of conducting electrons or an excess of conducting holes which is crucial for making a wor

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Addition of impurities to a semiconductor or production of a deviation from stoichiometric composition to achieve a desired characteristic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Intentional introduction of a selected chemical impurity into the crystal structure of a semiconductor to modify its electrical properties For example, adding boron to silicon makes the material more p-type.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Process of introducing impurity atoms into a semiconductor to modify its electrical properties. the intentional alloying of semiconducting materials with controlled concentrations of donor or acceptor impurities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The deliberate addition of a small amount of an impuritiy in order to changed the properties of the original substance. the controlled addition of impurities to a semiconductor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The addition of DOPANTS to a SEMICONDUCTOR.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Introducing chemical impurities into a semiconductor; a stage in chip manufacture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The addition of an ionic impurity to a semiconductor to alter its conductivity in desired well-defined area and to specified depth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adding impurities to a neutral lattice to bias conduction You might try Britney's guide to Semiconductor Basics :-).

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Improvement of the performance of automatic speech recognition by the use of sound recordings collected while the service is in operation. the process in which a crystalline structure is altered by replacing existing atoms with those atoms from other elem

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doping , illicit use of drugs before sporting events.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

two-piece suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ensemble. two piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Al). hayatta olan bir kimsenin eşruhunu taşıdığı tasavvur edilen ve yalnız o kimseye görünen hayalet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). sarkmak bükülmek, tepesi veya yaprakları solup eğilmek (bitki, çiçek); halsiz olmak, kuvvetten düşmek, canlılığını kaybetmek; cesareti kırılmak, ümitsizliğe düşmek; sarkıtmak, düşürmek, asmak; (i). sarkma, bükülme, eğilme. drooping (s). sar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). damla, katre; az miktarda herhangi bir şey, bir yudum içki; (ecza). damla; damlaya benzeyen herhangi bir şey damla şeklinde küpe; akide şekeri; pastil; düşme sukut; asma tiyatro perdesi, pano; düşüş uzaklığı; sarp yamaç; (ask). paraşütle atlama,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ped veya -t, ping) damlatmak; elinden bırakıp düşürmek; serpmek; yol vermek, salıvermek, bırakmak; yazıda, örgüde satır veya ilmik atlamak; indirmek, geride bırakmak; damlamak; düşmek, birdenbire inmek; düşüp ölmek, ölü gibi düşmek; argo kumard

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). damlama, düşme; (çoğ).. damlayan şeyler (mum, yağ), birikinti, sızıntı; (çoğ). gübre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıskalık, bedenin her hangi bir yerinde fazla sulu madde birikmesi. dropsical (s). su toplanması ile ilgili, su toplanmasına elverişli. dropsied (s). vücudunda fazla su toplanmış olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb.) beslenme yetersizliği; adalenin gelişmemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sallantılı küpe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulak damlası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (i). kulak misafiri olmak, kendisini ilgilendirmeyen konuşmaları belli etmeden dinlemek; (i). saçaktan damlayan su. eavesdropper i kulak misafiri. eavesdropping (i). kulak misafiri olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Y.). Cisimlerin kaynamaya başlama derecesini ölçmeye yarayan Alet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (biyol.) ektoplazma, dışplazma; bir medyumdan çıktığı farz olunan sihirli ruh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. échopraxie

ruh b. yansıca

Başkasının yaptığı hareket ve davranışları anlamsız olarak tekrarlama.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -ri) i, fiz endüksiyon yoluyla elektrik toplamaya yarayan alet, elektroforus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. elektroliz usulü ile kaplamak; i. bu şekilde kaplanmış şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. negatif kutba çekilen; alkalik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektroskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. L. fizik). Elektroliz sırasında negatif kutupta toplanan cisimler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. fizik). Bir cismin elektriklendiğini ve bu elektriklenmenin derecesini göstermeye yarayan Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electroscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electroscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. evlenmek için evden kaçmak, aşığıyla kaçmak; iş veya vazifeden kaçmak. elopement i. bu suretle kaçma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. göz merceğinin normal oluşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ansiklopedi. encyclopedic s. ansiklopedik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ansiklopediyi yazan veya derleyen veya bu işe katılan kimse; ansiklopedik bilgisi olan kimse. the Encyclopedists on sekizinci yüzyılın büyük Fransız Ansiklopedisini yazmış olan âlimler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. bir hayvanın iç organlarında yaşayan asalak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. protoplazmanın yumuşak iç tabakası, iç plazma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. endoskop, vucut içi boşluklarını aydınlatarak görülmesini sağlayan alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. endoscope

tıp içgörür

İnsan vücudunun herhangi bir boşluğunu, muayeneyi kolaylaştırmak için aydınlatıp görünür duruma getiren alet.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. endoscopy

tıp iç görüm

İnsan vücudunda, organ veya kovuk içlerinin endoskopla muayenesi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. endoscopic

iç görümlü

Endoskopi ile ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entropy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entropy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. termodinamik bir sistemde elde edilemeyen enerji miktarı; her hangi bir sistemin evrenle birlikte düzensizlik ve tesirsizliğe doğru olan eğilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sarmak; kuşatmak,örtmek. envelopment i. sarma; örtme; ask. kuşatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zarf, mektup zarfı; biyol. zar, torba; bot. örtü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kiliseyi piskoposlar vasıtasıyla idare usulü; piskoposluk; piskoposlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) piskoposlara ait; piskoposlar tarafından idare olunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) piskoposlara ait piskopos idaresi usulüne ait episcopalianism (i.) piskoposlarla idare usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) piskoposluk; piskoposlar sınıfı; piskoposluk süresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épopée

ed. destan

Tarih öncesi tanrı, tanrıça, yarı tanrı ve kahramanlarla ilgili olağanüstü olayları konu alan şiir.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epic. epic poem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

epopoeia (i.) destan şeklinde yazılmış şiir, epik şiir tarzı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) scallop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (anat.) yemek borusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (-ped, -ping) huk, kendi eylemi vasıtasıyla hakkını iskât ve iptal etmek estoppage (i.) durdurma, kendi eylemi ile hakkını iptal etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (huk.) evvelce yapılan bir işin veya verilen ifadenin sonradan ileri sürülen bir iddiayı savunmaya engel olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Habeşistan. Ethiopian (i.), (s.) Habeşistanlı, Habeş; (s.) Habeşistan'a ait. Ethiopic (s.), (i.) Habeşistan'a ait: (i.) Habeş dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ethiopia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ethiopia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Addis Ababa.

Nüfus: 58.710.000.

Komşuları: Batıda Sudan, Güneyde Kenya, Doğuda Somali, Cirbuti, Kuzeyde Eritre.

Önemli Şehirleri: Addis Ababa.

Din: %45-50 Müslüman, %35-40 Ortodoks.

Dil: Amhara dili (resmi), Tgre, Galla.

Yönetim Biçimi: Geçiş Döneminde.

Tarih: Etyopya kültürü kaynağını Mısır ve Yunanistan’dan alır. Eski monarşi 1880’de İtalya tarafından saldırıya uğradı ancak 1936’da yeni bir İtalyan saldırısına dek bağımsızlığını korudu. 1941’de İngiltere ülkeyi özgürlüğüne kavuşturdu.

Son imparator I. Harle Selassie 1931’de bir parlamento ve düzeni kurdu ancak bütün siyasal partileri kapattı.

1970’lerde yaşanan kuraklık nedeniyle yüzbinlerce kişi öldü. Ordunun isyanı ve öğrenci gösterileri sonucu 1974’te Selassie tahttan indirildi. Cunta, tek partili sosyalist bir devlet oluşturarak başarılı bir toprak reformu gerçekleştirdi. Muhalefet şiddet yoluyla bastırıldı. M.S. 330’da benimsenmiş olan Kobt Kilisesi’nin etkisi önlendi ve 1975’te monarşi lağvedildi. Rejim kanlı darbelerle, Sudan ve Somali’nin yardımları ile desteklenen siyasi grupların isyanları ile karşı karşıya kaldı. 1977’de SSCB ile işbirliği andlaşmaları yapılırken, bir zamanlar en önemli müttefik olan ABD ile ilişkiler kötüleşti. 1978’de Sovyet ve Küba birlikleri Somali güçlerinin yenilgiye uğratılmasına yardım etti. Etyopya ve Somali 1988’de bir barış antlaşması imzaladı.

1984’te milyonları açlığa ve ölüme sürükleyen yaygın kuraklık sonucu dünya çapında bir yardım çabası başladı. 1988’de Eritreli gerillaların zaferi hükümetin, kuraklığa uğramış bölgelerde yabancıların ve işçilerin yardım çalışmalarını yarıda kestirmesine yol açtı. 1994’te Etyopya’da kuraklık sonucu yeni bir kıtlık yaşandı. Etyopyalı halkın Devrimci Demokratik Cephesi (EPRDF), (6 isyancı ordudan oluşan) Şubat 1991’de hükümete karşı büyük bir saldırı düzenledi. Mayıs’ta başkan Mengist, Haile Mariam ülkeyi terketti. EPRDF idareyi ele geçirerek geçici bir hükümet kurdu. Eritre 24 Mayıs 1993’te bağımsız oldu.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Avrupa. Europe'an (i.),(s.) Avrupalı; (s.) Avrupa'ya mahsus. European plan otelde oda ve kahvaltı parasını beraber ödeme sistemi. European Economic Community Ortak Pazar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Eu senbolü ile gösterilen bir eleman.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (tıb.) egzoftalmiye ait, göz küresinin fırlamasına ait exophthalmic goiter guatrdan meydana gelmiş egzoftalmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) hastalık sebebiyle gözün ileriye fırlaması hali, egzoftalmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). istimlak etmek, kamulaştırmak. expropria'tion (i). istimlak, kamulaştırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(anat.) döl yatağı borusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ped, ping) (i). çırpınmak; çöküvermek, dönüvermek; devrilmek; birden düşürmek; argo uyumak; (k).dili başaramamak: (i). çarpma, çarpma sesi; (k).dili başarısız teşebbüs (eser, icat); başarısızlık; çökme, devrilme; argo uyuyacak yer veya fırsat. flop

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavuk pençesi, (bot). Biyophyllum pinnatum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital görüntü depolaması için hem floppy disket hem de Memory Stick™ kullanılabilir. Resimler, floppy disketten Memory Stick™’e kopyalanabilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). floroskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). yelkenin altabaşo halati; (çoğ). marsapetler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). züppe. foppery (i). züppelik. foppish (s). züppece. foppishly (z). züppecesine. foppishness (i). züppelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (den). pruva çanaklığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

pruva babafingo yelkeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pruva gabya çubuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pruva gabya yelkeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Herhangi bir metnin fotoğrafla çıkarılmış kopyası.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. photocopie

tıpkıçekim

1. Bir yazı, kitap veya biçimin fotoğraf yoluyla kopyasını çıkarma yöntemi. 2.Bu yöntemle elde edilen kopya.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photocopy. xerox. photostat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photocopy. xerox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photocopy. blueprint apparatus. photostatic copy. photocpy. photographic copy. xerox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. phototropisme

bit. b. ışığa doğrulum

Işık etkisiyle bir bitkinin büyüme hareketi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. free-shop

gümrüksüz mağaza

Gümrük vergisi ödenmesi gerekmeyen malların satışının yapıldığı mağaza.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (foto). fotograf makinasının diyafram ayarı öIçüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i yalancl kenevir otu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f i dörtnala gitmek, koş mak, segirtmek; dortnala koşturmak (at); i dortnala gidiş; acele gidiş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of lively dance, in 2-4 time; also, the music to the dance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fast 19th-century ballroom dance in 2/4 time, used frequently by the Strauss family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hungary seems to take credit as the birthplace of the Galop It was an old time dance, often introduced at the Country dances or following a Volte and Contra Danse as a contrast to their slow and somewhat monotonous steps In 2/4 time, it was a springy step

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Usually done with partner, slide one foot forward bring other foot up in a scissor action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i süratli bir dans, galop dansı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Fr. fizik). İçinde erimiş maden bulunan bir sıvıdan elektrik akımı geçirmek yoluyla o sıvıya doldurulan eşyayı maden tabakasıyle kaplama işi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i galva noplasti, galvanizm ile kaplama usulü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i galvanoskop

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. gadre-robe

giysi dolabı

Giysilerin düzenli bir biçimde saklanmasını ve kullanmak istendiğinde kolay ulaşılmasını sağlayacak biçimde yapılmış dolap.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wardrobe. cloakroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Elbise dolabı.

2.Tiyatro, sinema vs. de pardösü, şapka ve başka eşyanın muhafaza edildiği yer.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool karındanbacaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. midenin içine bakmaya yarayan cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. toprak yeme alışkanlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jeofizik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. siyasi ve iktisadi coğrafya; jeopolitik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tarımsal, ziraata ait, zirai. geoponics i. tarım bilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. yeredoğrulum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde sulu zatülcemp denilen hastalıktır. Akciğerlerin etrafını saran zarın iltihaplanması sonucu meydana gelir. Zarın iki yaprağı arasına su toplanmıştır. Nedeni; şiddetli soğuk algınlığı, bronşit, böbrek hastalıkları veya kulak iltihaplarıdır. Göğsün yan taraflarında şiddetli ağrı hissedilir. Bunlara bastırıldığı zaman ağrı şiddetlenir. Nefes darlığı vardır. Yatak istirahati ve doktor tedavisi şarttır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kantoron, bal.

Hazırlanışı : 250 gram süzme bala 3 tatlı kaşığı dövülmüş kantaron kökü konup, iyice karıştırılır. Günde 3 kere aç karnına birer tatlı kaşığı yenir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), A.B.D., (k.dili) yapıştırıcı madde; kaba kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (zool.) Kuzey Amerika'ya mahsus birkaç çeşit sincap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (İng.) gramofon, fonograf, pikap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çekirge; çekirge şeklinde balık yemi; A.B.D., argo bir çeşit küçük uçak, pırpır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) el yordamı ile yürümek veya aramak; körü körüne araştırmak. gropingly (z.) el yordamı ile .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) jelatinli şekerleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eskiden Hindistan'da bulunan ve çıplak gezen filozof sınıfından bir kimse; çıplak gezen kimse. gymnosophy (i.) bu sınıfın inandığı felsefe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(hav.) otomatik pilot, topaçlı pilot düzeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) topaç, ciroskop . gyroseop'ic (s.) muvazene çarkına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (oto.) üstü çelik araba .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air crossing. skylift. air lift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşırma atışlar yapmakta kullanılan, namlusu yivsiz top.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

howitzer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

howitzer. mortar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiss of life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kabuğu içinde suda pişip katılaşmış yumurta. Sıfat gibi de kullanılıp: Hazırlop yumurta denilir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). helikopter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Tepesindeki büyük pervane sayesinde dikine iniş ve çıkış yapabilen, havada olduğu yerde durabilen uçak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopper. helicopter. copter. whirlybird. eggbeater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopper. helicopter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

helicopter. chopper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heliport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Günümüz taşıtları içinde en çok yönlü ve şaşırtıcı olanı helikopterdir. Üç boyutta da hareket edebilmesi, hemen hemen her yere gidebilmesi nedenleri ile uçaklarla yapılamayan birçok özel görevlerde de kullanılabilirler. Ancak helikopterlerin uçma mekanizmaları uçaklara göre oldukça karışık, üretim maliyetleri de daha yüksektir. Helikopterleri uçaklardan ayıran önemli özellikler, havada asılı durabilmeleri, kendi eksenleri etrafında dönebilmeleri ve geri geri uçabilmeleridir.

Uçaklarda gerekli gücü motor sağlar ama asıl havada kalabilmelerini sağlayan kanatlarıdır. Helikopterlerde ise havada kalmayı sağlayan motora bağlı pervanelerdir. Onları bir çeşit dönen kanat olarak düşünebiliriz. Bir helikopterde iki veya daha fazla kanat olabilir.

Kanatlara hafif bir açı verilip, ana motor çalıştırılınca, dönen kanatlar helikopteri kaldırmaya çalışır. Yerde iken sorun yoktur ama havalanınca helikopterin gövdesi, pervanenin dönüş yönünün tersine dönmeye başlar. İşte burada bu hareketi durdurabilecek ilave bir güce ihtiyaç vardır.

Bu ilave gücü sağlamanın en kolay yolu, dönüş yönüne dik ilave bir pervane koymaktır. Buna kuyruk rotoru denilir. Kuyruk rotoru aynen uçak pervanesi gibi bir itiş gücü yaratır ve helikopterin gövdesinin dönmesini dengeleyerek sabit kalmasını sağlar.

Kuyruktaki pervaneyi döndüren ayrı bir motor yoktur. Hareketini ana motordan bir şaft ile alır ve altındaki dişli kutusu vasıtası ile dönmesi gereken devirde döner. Helikopterleri tam olarak kontrol edebilmek için ana ve kuyruk pervanelerinin ayarlanabilir olmaları gerekir. Kuyruk pervanesinde kanatların eğimlerinin, yani açılarının ayarlanması ile helikopterin kendi ekseni etrafında dönebilmesi sağlanır.

Ana pervane ise çok önemlidir. Yükseklik değiştirmeyi, ileri ve geri gitmeyi, dönmeyi o sağlar. Bunun için de inanılmaz derecede dayanıklı olması gerekir. İşin asıl sırrı ise ana pervanenin dönen kanatlarının eğiklik açılarının bir tam tur süresince değişmesidir.

Helikopterlerin havada hareketsiz kalabilmeleri için pervanelerin açıları da sabit olmalıdır. Bu açıları tüm kanatlarda aynı anda değiştirmekle alçalma ve yükselme sağlanır. Kanatlar arkaya geldiklerinde açıları büyük, öne geldiklerinde daha küçük ise ileri doğru hareket, tersi durumda da geriye doğru hareket sağlanır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günümüz taşıtları içinde en çok yönlü ve şaşırtıcı olanı helikopterdir. Üç boyutta da hareket edebilmesi, hemen hemen her yere gidebilmesi nedenleri ile uçaklarla yapılamayan birçok özel görevlerde de kullanılabilirler. Ancak helikopterlerin uçma mekanizmaları uçaklara göre oldkça karışık, üretim maliyetleri de daha yüksektir. Helikopterleri çaklardan ayıran önemli özellikler, havada asılı durabilmeleri ve geri geri uçabilmeleridir.

Uçaklarda gerekli gücü motor sağlar ama asıl havada kalabilmelerini sağlayan kanatlarıdır. Helikopterlerde ise havada kalmayı sağlayan motora bağlı pervanelerdir. Onları bir çeşit dönen kanat olarak düşünebiliriz. Bir helikopterde iki veya daha fazla kanat olabilir.

Kanatlara hafif bir açı verilip, ana motor çalıştırılınca, dönen kanatlar helikopteri kaldırmaya çalışır. Yerde iken sorun yoktr ama havalanınca helikopterin gövdesi, pervanenin dönüş yönünün tersine dönmeye başlar. İşte burada bu hareketi durdurabilecek ilave bir güce ihtiyaç vardır.

Bu ilave gücü sağlamanın en kolay yolu, dönüş yönüne dik ilave ir pervane koymaktır. Buna kuyruk rotoru aynen çak pervanesi gibi bir itiş gücü yaratır ve helikopterin gövdesinin dönmesini dengeleyerek sabit kalmasını sağlar.

Kuyruktaki pervaneyi döndüren ayrı bir motor yoktur. Hareketini ana motordan bir şaft ile alır ve altındaki dişli kutusu vasıtası ile dönmesi gereken devire döner. Helikopterleri tam olarak kontrol edebilmek için ana ve kuyruk pervanelerinin ayarlanabilir olmaları gerekir. Kuyruk pervanesinde kanatların eğimlerinin, yani açılarının ayarlanması ile helikopterin kendi ekseni etrafında dönebilmesi sağlanır.

Ana pervane ise çok önemlidir. Yükseklik değiştirmeyi, ileri ve geri gitmeyi, dönmeyi o sağlar. Bunun için de inanılmaz derecede dayanıklı olması gerekir. İşin asıl sırrı ise ana pervanenin dönen kanatlarının eğiklik açılarının bir tam tur süresince değişmesidir.

Helikopterlerin havada hareketsiz kalabilmeleri için pervanelerin açıları da sabit olmalıdır. Bu açıları tüm kanatlarda aynı anda değiştirmekle alçalmave yükselme sağlanır. Kanatlar arka arkaya geldiklerinde açıları büyük, öne geldiklerinde daha küçük ise ileri doğru hareket, tersi durumda da geriye doğru hareket sağlanır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gözlere zarar vermeden güneşi incelemek için kullanılan araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneş çiçeği, (bot). Heliotropium; kediotu, (bot). Valeriana officinalis; açık mor; (mad). kantaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). günedoğrulum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). hemofili kanın pıhtılaşmaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kümes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kanatlı böceklerin bir alt sınıfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Yunanistan'da kahin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Havadaki nem miktarını göstermeye yarayan Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hygroscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hygroscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). doruk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.).

1.Cisimlerin hayali, gözün ağtabaksının gerisine düştüğü için iyi göremeyen göz veya kimse.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farsighted. far-sighted. hypermetropic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farsighted. longsighted. far-sighted. hypermetropic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farsighted. hypermetropic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hippopotamus. hippo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hippopotamus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (k).dili hoplaya zıplaya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. mus- es, Lat. -mi) suaygırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rehinci dükkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

homoeopath i., tıb. hastalığı benzeri ile tedavi eden doktor. homeopath'ic s. benzeri ile tedavi olunan hastalığa ait. homeop'athist i. hastalığı benzeri ile tedavi usulüne inanan kimse veya bu usul ile tedavi eden doktor. hcmeop'athy i. bu şekilde

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. homoseksüel (erkek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eşsesli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ,çember, kasnak; ,çocuklann oyuncak çemberi; eskiden kadınların eteklerinin içine geçirilen çember; çember şeklinde herhangi bir şey; f. çemberlemek, çemberle bağlamak. hoop skirt içine ,çember geçirilmiş etek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D, argo gürültü, heyecan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çavuşkuşu, ibibik, hüthüt, zool. Upupa epops.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birden, hızla ve hafiflikle kalkıp sıçramayı taklid ve tasvir eder: Hop kalktı, hop yerinden fırladı. Birden ve hızla ve hafiflikle kalkıp sıçramaya teşvik için kullanılır: Hop! Kalkın. Haydi, hop! Hop oturup hop kalkmak = Aşırı öfkelenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To move by successive leaps, as toads do; to spring or jump on one foot; to skip, as birds do.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To walk lame; to limp; to halt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A leap on one leg, as of a boy; a leap, as of a toad; a jump; a spring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dance; esp., an informal dance of ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A climbing plant , having a long, twining, annual stalk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is cultivated for its fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The catkin or strobilaceous fruit of the hop, much used in brewing to give a bitter taste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fruit of the dog-rose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Hip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To impregnate with hops.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To gather hops. [Perhaps only in the form Hopping, vb. n.] the act of hopping; jumping upward or forward an informal dance where popular music is played twining perennials having cordate leaves and flowers arranged in conelike spikes; the dried flowers of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suddenly. with one quick leap. skip. jump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the act of hopping; jumping upward or forward. twining perennials having cordate leaves and flowers arranged in conelike spikes; the dried flowers of this plant are used in brewing to add the characteristic bitter taste to beer. an informal dance where po

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A message or data packet travels a path among routers on a network through a series of hops from the source to the destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

On the Internet, most data packets go through several routers to get to their final destination The more hops, the longer it takes to get where you're going Think of it as flying from Los Angeles to New York, with a stop in Chicago--that stops in Chicago

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term used in routing A path to a destination on a network is a series of hops, through routers, away from the origin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single trunk line between two switches in a frame relay network An established PVC consists of a certain number of hops, spanning the distance from the ingress access interface to the egress access interface within the network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In data communications, one segment of the path between routers on a geographically dispersed network A hop is comparable to one 'leg' of a journey that includes intervening stops between the starting point and the destination The distance between each of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A network connection between two distant nodes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term used to describe the data link between two gateways or routers that a packet must travel to reach its destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term describing the passage of a data packet between two network nodes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Describes routing through a network A hop is a data packet moving through routers from the point of origination to the destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The link between two network nodes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Travel of a radio wave to the ionosphere and back to earth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In routed networks, the passage of a packet through a router on the way to its destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term used in routing to indicate a router within a path.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In network routing, hops are a measure of the distance from source to destination In some contexts, the number of hops is the number of routers through which a packet must travel to reach its destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One file transmission in a series required to get a file from point A to point B on a network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Plant used for flavouring beer The seed cone of the female plant is used, imparting bitterness, aroma and tannin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

When accessing a WAN or Internet, data packets often have to travel through several places to reach it's destination, each place the packet lands on is called a hop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A perennial climbing vine, also known by the Latin botanical name of Humulus lupulus, a member of the natural family of Cannabinaceae Only the female ripened flower is used to give beer its bitterness and characteristic aroma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A direct path from one node to another, with a hop count of 1 See hop count.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term describing the passage of a data packet between two network nodes See also hop count.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In cellular telecommunications, a switch from one radio frequency RF channel to another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A direct path from one node to another, with a hop count of 1.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highly Oriented Polyolefine A proprietary Sony speaker cone material which combines high strength, low weight, and low resonance resulting in improved transient response, higher power handling, and flatter frequency response 1.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A jump into the air from one foot and landing on the same foot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Yüksek Düzeyde Yönlendirilmiş Poliolefin hoparlör diyaframı, yüksek dayanıklılığı düşük ağırlıkla birleştirerek hızlı yanıt ve en iyi ses kalitesi sağlar

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ped, -ping) şerbetçiotu, bot. Humulus lupulus; f. şerbetçiotu yetiştirmek veya toplamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) i. sıçramak, sekmek, seke seke yürümek; oynamak, zıplamak, dans etmek; üzerinden atlamak; sıçratmak, sektirmek; k.dili binmek; i. sıçrama, zıplama, sekme; uçak seferi. hop it İng., argo gidivermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Hoparlörün performansı, önemli ölçüde diyaframda kullanılan malzemeye bağlıdır. HOP (High Oriented Polyolefine) hoparlör diyaframları çok sağlam ve serttir. Çok hafif olduklarından mükemmel yüksek frekans tepkisine sahiptirler.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

‘Yüksek güç ve düşük ağırlık için Yüksek Düzeyde Yönlendirilmiş Poliolefin hoparlör koni

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) Oparlör.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bullhorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loudspeaker. speaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speaker. loud-speaker. loudspeaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Amplifikatör, sinyalleri doğrudan kafa biriminin hoparlör çıkışlarından alabilir. Bu, kafa biriminde özel bir pre-amp çıkış olmasa bile yüksek güç çıkışı sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ümit, umut; f. ümit etmek, ummak, beklemek. hopeless s. ümitsiz; ümit vermeyen. hope chest çeyiz sandığı. hoping against hope ümidini kesmeyerek, güvenini sarsmayarak. in hopes ümidi ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ümitli, ümit verici. hope fully z. ümitle, ümit verici bir şekilde; k.dili inşallah. hopefulness i. ümit verici durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Hafiflikle ve birdenbire sıçramak, atılmak: Çocuk gibi hopluyordu.

2.Birdenbire oynamak, helecana gelmek: Yüreğim hopladı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jump. hop. caper. cavort. gambol. jig. leap. prance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounce. bound. caper. gambol. hop. skip. to hop and jump about. to palpitate. to get excited. to jump up and down. to bounce. to bound. to skip. to hop. to gambol. to caper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to jump. to skip along. to start. to be started. leap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sıçratmak, oynatmak: Çocuğu hoplatıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dandle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bounce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dandle. to bounce on one's knee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Yunanistan'da ağır zırhlı piyade askeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cüce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hop diye her şeye girişen, düşüncesiz ve hafif mizaçlı, çocuk mizaçlı, delişmen: Hoppa bir adam, pek hoppa alışmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flyaway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flighty. frivolous. cronk. flyaway. giddy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Birdenbire atlamayı tasvir ve taklid eder: Pencereden hoppala aşağıya atladı.

2.Damdan düşer gibi münasebetsiz bir söz söyleyen hakkında alay yollu kullanılır: Hoppala! Hoppala beyim.

3.Küçük çocukları sıçratır veya uyuturken söylenir: Hoppala oğlum! Uyusun çocuğum hoppala!


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

there you go ! that's it ! how strange ! what an idea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hoppa olma hâli, hoppaca davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frivolity. levity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to do sth frivolous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sıçrayan kimse veya şey; sekerek yürüyen kimse; pire gibi sıçrayan böcek; silo, sarpın; gemi yüklemek veya boşaltmak için kullanılan dibi açılır büyük kova.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. hobble.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir cins çuval bezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seksek oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), içerken hafif gürültülü ses çıkarmak: Kahveyi höpürdeterek içti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slurp. to sip noisily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zayiçe. cast a horoscope zayiçesine bakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yıldızlara bakarak kehanette bulunma sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. hidropati, su kürü. hydropath'ic(al) s. hidropatik, su kürü ile yapılan. hy'dropath i. hidropatist, su ile tedavi uzmanu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot., zool. sucul, hidrofil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kuduz hastalığı; sudan korkma illeti. hydrophobic s. kuduz hastalığına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. sıskalık cinsinden, sıskalık illetine tutulmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz uçağı, suya inebilen uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilaçlı su içinde bitki yetiştirme metodu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hidroskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. bitkilerin rutubete doğru veya tersine dönme eğilimi, suya doğrulum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. higroskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., zool. zarkanatlılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. bir organın anormal irileşmesi. hypertroph'ic s. fazla irileşmeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. uykuda telkinle öğretme metodu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zufa otu, çördük, bot. Hyssopus officinalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. televizyonda resim çeken cihazların tarama kısmı, ikonoskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. başka bir hastallktan ileri gelmeyen veya sebebi bilinmeyen hastallk; alerjik hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. idiopathie

tıp kapan duygu

Yalnız başına ilerleyen, belli bir sebebi bulunmayan, öbür hastalıklı durumlara bağlı olmayan hastalık.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. plazmanın uzviyetin mahiyetini tayin eden kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygunsuz, münasebetsiz, yolsuz, yanlış; yakışık almayan; yakışıksız, çirkin. improperfraction mat. payı paydasından büyuk olan kesir. improperly z. uygunsuz bir şekilde, yanlış olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uygunsuzluk, yakışıksız oluş, yolsuzluk; kelimeleri yanlış olarak kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. ana veya baba yerinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygun olmayan, yakışık almayan, münasebetsiz. inappropriately z. yakışık almaz bir şekilde. inappropriateness i. uygunsuzluk, münasebetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Hint- Avrupa dillerinden birini konuşan kimse; s. Hint-Avrupa dil ailesine ait; bu dillerden birisini konuşana ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ameliyat edilemez; çalıştırılamaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. işlemeyen, tesirsiz; boş, hükümsüz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zamansız, mevsimsiz, münasebetsiz, uygunsuz, sırasız. inopportunely z. vakitsizce, uygunsuz zamanda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. şahsen, bizzat, kendi şahsında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) başkasının işine karışmak, tecavüz etmek. interloper (i.) başkasının işine burnunu sokan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) iki dönence arasında bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Uzaktan kumanda üzerinde, menü sistemi üzerinden kolay ve anlaşılır çalıştırma için ir joystik/imleç kumandası bulunur.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir elemanın, kitle sayısı farklı, fakat hususiyetleri hemen hemen aynı olan çeşitleri: Deuterium, hidrojenin bir isotopudur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fiz.) izotop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. ing.). Durl İstop etmek = Durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y. fizik). Fizik hususiyetleri aynı olan cisimler için kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

isotope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

isotope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, argo külüstür otomobil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tehlikeye atmak, tehlikeli ve nazik bir durumda bırakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tehlike, nazik durum; huk. muhakeme edilmekte olan bir sanığın maruz olduğu cezaya çarpılma ihtimali. in jeopardy of his life idam cezası tehlikesine maruz; hayatı tehlikede. double jeopardy huk. aynı suç için ikinci defa yargılanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geopolitics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geopolitics. geopolitical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geopolitical. geopolitic. geopolitics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. géotropisme

bit. b. yere yönelim

Bitkilerde kök ve sapların, yer çekimi etkisi ile belli bir doğrultu almaları özelliği.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bireylere mutsuzluk getirecek şekilde yönetilen toplum kale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s kaleydoskopa ait; çok değişen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çiçek dürbünü, kaleydoskop; çok değişen manzara

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Çevrildikçe içindeki renkli cam parçalarını, yine içindeki küçücük aynalara aksettirerek çok renkli geometrik şekiller gösteren boru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kaleidoscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kaleidoscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

captain's bridge. bridge of boats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Hanımeligillerden, zeytine benzer meyvesi olan bir bitki (viburnum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowball. guelder rose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Çayır mantarlarından, şapkasının alt yüzü dilim dilim bir çeşit mantar (polyporus igniarius).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(agaric): Çayır mantarlarındandır. Şapkasının alt yüzü dilim dilimdir. Kullanıldığı yerler: Solunum yolları hastalıklarında kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. botanik). Yeşil bitki hücrelerinin klorofil moleküllerini taşıyan elemanı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) topuz, yumru; tomurcuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Senkronizasyonun video kamera tarafından sağlandığı Kolay Kaset kopyalama işlevi. Başlık ekleme ve kaydedicinin kızılötesi sinyalle kumanda edilmesi de mümkündür.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). İş birliğine dayanan ortaklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooperative. co-op.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooperative. a co-op. cooperative society.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

member of a cooperative. manage of a cooperative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooperative trading system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become a cooperative. to be organized on a cooperative basis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Güney Afrika'da tepe, dağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Ko İle başlayan bazı Türkçe sıfatların başına girip mübalağa ve şiddet bildirir: Kopkolay, kupkuru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. copal). Cllâ zamkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kestirilmek, kat’ ettirilmek, çekilip ayrılmak, sökülmek, Osm. kal’edilmek: Bu İp el İle koparılmaz, kökleri koparılabllecek gibi mi?

2.(yemi; vs.) Kesilmek, toplanmak, değirilmek, Osm. iktitâf edilmek: Bu mevsimde bağdan yaprak, gül ağacından çiçek, üzüm, elma koparılmaz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be snapped off. to be broken off. to be picked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breaking off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

avulsion. pluck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kesmek, yerinden ayırmak: Zinciri koparmak.

2.Çekip ayırmak, bağlantısını kesmek: Kuşun başını koperdı; köpek yakaladığı et parçasını kopardı.

3.Çekip çıkarmak, sökmek, Osm. kal’etmek: Fidanları kökleriyle koparmak, kapı kanadını yerinden koparmaya rrfuktedir.

4.mec. Zorla almak, bir şeyi sıkı tutan adamdan alabilmek: Ondan para koparmak ne kadar zor: Ben, kendisinden beş on lire koparacağımı umuyorum.

5.Gürültülü veya karışık bir hâli vücuda getirmek: Kıyamet koparmak, velvele koparmak, rüzgâr toz duman kopardı. mec. Zinciri koparmak = Çıldırmak KOPARTMAK


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break off. tear off. pluck. pull off. rip off. rip. break. cozen. cut off. deflorate. deflower. dissever. extort. pick. pick off. pry. rend. rive. rupture. snap. snap off. snatch. snatch away from. snatch from. sunder. take apart. tear. tear away. te.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. gather. pick. pluck. pull. rend. rupture. sever. snap. tear. utter. wangle. to break sth off. to snap. to tear off/away. to pick. to pluck. to wheedle out. to coax. to utter. to give. let out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to break off. to tear off. to pluck off. to pick. to snap off. to set up. to let out. to pull away by force. to obtain with difficulty. to get sth out of sb. to wrangle. cull. detach. pluck. rupture. sever. take apart. tear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pluck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth broken. to have sth snapped off. to have sth picked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Düğme ve ilik yerine, telden erkekli dişili çengel: Tozluk kopçası, bir çift kopça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hook and eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckle. clasp. hook. hook and eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hook and eye. buckle. fastener. hook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hook. to fasten (using a hook and eye. hook in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kopça ile iliklenmek: Bu tozluk der olduğundan kopçalanmıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kopça ile ilikletmek: Çocuğun tozluğunu dedısına kopçalatmalısınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kopçası olan, kopça ile iliklenen: Kopçalı tozluk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Rusya'da rublenin yüzde biri değerinde ufak para, kapik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Köpekgiilerden birçok cinsleri olan ehlt hayvan ki, çeşitli işlere yarar, Ar. kelb, Fars. seg. Av köpeği = Zağar. Bekçi köpeği = Evde bekçilik edeni. Çoban köpeği = Sürüyü muhafaza edeni. Sokak köpeği = Sahipsiz olarak sokaklarda türeyen ve cinsinin özelliğini kaybetmiş olan soysuz cinsi. Fino köpeği = Evin içinde bulundurulan küçük cinsleri. Dişi köpek =

1.Kancık köpek yavrusu, mec.

2.mec. Pis, alçak (hakaret tâbiri, sıfat gibi de kullanılır): Köpek beni aldattı; köpek herif, utanmadan yanıma geliyor. Köpekayası = Bir cins bitki. Ar. keffü’l-kelb. Köpekoğlu (halk dilinde: Köpoğlu) =

1.Hain, korkak, kahbe, alçakça hilekâr: Köpoğlu, etmediği alçaklığı bırakmadı.

2.Yaman, kurnaz, işgüzar: Çok köpoğlu. Köpoğluluk = Hainlik, ihânet, alçakça hile: Beni öyle bir köpoğlu ile aldattı ki, hiç hatırıma gelmezdi. Köpekbalığı = Vatoz balığının bir cinsi, Fr. requin denilen yırtıcı balık. Köpekdişi = Azı dişleriyle ön dişler arasında bulunan sivri dört diş ki, köpekte vasir yırtıcı hayvanlarda fazla uzun olur. Köpek gibi, köpekler gibi = Alçakça: Köpek gibi pişman olmak; köpek gibi yalvarmak. Kedi ile köpek = Daima hırlaşıp kavga edenler hakkında söylenir. Köpekmemesi = Koltuk altında çıkan bir cins çıban.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

100 kopecks equal 1 ruble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

100 kopecks equal 1 ruble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canine. doggy. dog. bow wow. bow-wow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bitch. dog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canine tooth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dog tooth. canine tooth. canine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puppy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puppy. whelp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ballıbabagillerden, çiçekleri kokulu bir bitki (marrubim vulgare). bk. Köpek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shark. dogfish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Azı dişleriyle ön dişler arasında bulunan sivri dört diş ki, köpekte vesair yırtıcı hayvanlarda çok uzun olur. bk. Köpek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Köpek, kurt gibi memelileri içine alan hayvan familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). mec. Yorgunluk veya korku ve pişmanlıktan köpek gibi solumak veya yaltaklanmak.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Köpekler, çevrelerine yakın yerlere, ihtiyaçları olacak yiyecekleri gömerek, besinlerini depolarlar. Bu, insanlar tarafından istifçilik veya besin depolama olarak adlandırılır. Ev hayvanları arasında sadece köpekler, kemiklerini gömmeye eğilimi olan hayvanlardır. Vahşi hayatta yaşayan kurtlar, yakaladıkları küçük avları, daha sonra kullanmak üzere gömerler. Evcil köpekler ise kemiklerini gömdükten sonra onunla ilgilenmez, yani daha sonra çıkarıp, kullanmaz ve unuturlar. Evde yaşayan köpekler de gıdalarını koltuk araları, halı veya elbiselerin altına vs. saklar ve koku yardımıyla tesadüfen bulmazlarsa, unuturlar. Demek oluyor ki, evcil köpekler gömme işlemini besin ihtiyaçlarını garanti altına almak için yapmamaktadırlar. Bu, tamamen vahşi hayattan kalma bir içgüdüdür.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cringe. to fawn. to grovel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alçaklık, hâinlik: O köpekliği kim kabûl eder? Böyle köpeklik olur mu?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cringing. fawning. groveling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koltuk altında çıkan çıban.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İtüzümünün başka bir adı (solanum nigrum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (yabancı kelime). İzmarit biçiminde yassı bir balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Arsız sokak çocuğu (argo).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urchun. brat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gamin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Güney Afrika'da ufak tepe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek kolay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breaking off. breaking away. rupture. snap. split. split-up. sunder. sunderance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakaway. rupture. breking off. snap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breaking off. coming apart. break away. rupture. severance. snap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kırılıp ayrılmek: ip koptu, fidanı çekerken kökü, bir deli koptu.

2.Bağlantısı kesilmek, ayrılıp düşmek: Saçağın uçları, ceketimin bir düğmesi koptu.

3.Gürültülü veya tehlikeli bir şey ortaya çıkıvermek, birdenbire çıkmak: Kıyamet koptu, bir velveledir koptu, şiddetli bir rüzgâr, bir yağmur koptu.

4.Fazla ağrımak: Ciğeri kopmak, barsaklarım kopuyor. Öd kopmak = Çok korkmak, heyecan ve dehşete uğramak. Gönülden kopmak = Vermeye razı olmak, rızasıyla vermek: Kızılay’a yardım topluyorlar, herkes gönlünden ne koparsa veriyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break off. break. detach. come off. tear. part. rupture. separate. sever. snap. split. sunder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. sever. snap. tear. to come off. to break off. to snap. to break out. to ache badly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to break in two. to break. to snap. to break out. to ache violently. break away. come off. detach. dissaffiliate. draw apart. fall asunder. rupture. scoop. snap at sb. split off. tear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i).

1.Bir küfür tabiri, köpek oğlu, it oğlu.

2.Hain, sahtekâr, hilekâr, kurnaz: O, ne köpoğludur ben bilirim, bk. Köpek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastard. bitch. crafty person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Hainlik, alçaklık, hile.

2.Kurnazlık, düzencilik, bk. Köpek, köpoğlu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copolymer eşpolimer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Koşu zeğarı, tazısı: Rumeli kopoyu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Suyun üzerinden öte tarafa geçmek için keresteden veya kemerler üzerine kârgir veya demirden yol, Ar. cisr, kantara: Köprü kurmak; köprüden geçmek; ahşap, kârgir, taş, demir köprü; dubalar üzerine kurulmuş köprü.

2.Köprüye benzer iki ucu bağlı ve ortası boşlukta kemerli şey: Apolet köprüsü; kilit köprüsü; toka köprüsü. Asma köprü = İki başında kule yapılıp oralara asılan köprü. Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı derler = Bir işi yaptırmak için, lâyık olmayan kimseleri, pohpohlayarak aldatış.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridge. viaduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridge. cross over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridgehead. foothold. start. beginning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Köprü yapan usta. Harpte yollardaki suların üzerine köprü kurmakla görevli istihkâma asker.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Omuz uçlarından göğsün yukarısına gelip kilitlenen iki kemik ki, gerdanın altında dışarıdan da belli olur, boyun çenberi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clavicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collarbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collar bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a bridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Kalafat tokmağının ağzına geçirilen demir çenber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (kopmak’tan).

1.Kopmuş, kesilmiş, kesik: Bir kolu kopuktur, ceketinde kopuk bir düğme var.

2.Cemiyetten kopmuş, serseri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıvıların çok hareketten veya oynamaktan meydana getirdikleri ve sabun gibi bazı cisimlerin eriyince yaptıkları beyaz kabarcıklar. İçine hava karışmaktan ileri gelir: Deniz köpüğü, sabun köpüğü; ağzından köpük geliyor; at koşmakdan köpük içinde kalmıştı. Deniz köpüğü =

1.Lületaşı: Deniz köpüğünden sigaralık.

2.Açık ve tirşeye çalar mavi renk.

3.Atlarda kızıl don.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken off. torn. disconnected. disjointed. penniless. off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desultory. disconnected. disjointed. unattached. unstuck. broken off. torn. vagabond. tramp. drifter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thing which has broken off of sth. snapped off. broken off. vagabond. tramp. bum. good-for-nothing. choppy. desultory. disconnected. disjointed. tearaway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foam. suds. froth. scum. lather. mousse. skimmings. head. spume. yeast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foam. froth. lather. spume. lather. scum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foam. froth. bubbles. suds. scum. spume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Köpük bağlamak: Reçel kaynarken köpüklenir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become foamy. forthy. cream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frothy. fizzy. bubbly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forthy. foamy. sudsy. bubbly. fizzy. frothy. yeasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disunity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the state of being broken off. being a tramp. hiatus. discontinuity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kopmuş parça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken bit. fragment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effervescent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Köpük yapmak: Bu sabun köpürmüyor; deniz çok köpürmüş; hayvan koşmaktan köpürmüş. Ağız köpürmek = Çok hiddet etmek, kudurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to foam. to froth. to spume. to effervesce. to bubble. to foam at the mouth. to be beside oneself with rage. boil. seethe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Köpük yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth foam. to lather. to effervesce. froth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden Türkler’in milli telli çalgısı. Bir çeşit bağleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kapuska dediğimiz şeyin asıl şekli, aslı Türkçe’de lahana demektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit kekik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. copie).

1.Asıl olan bir yazının alınan benzeri, suret, nüsha: Kopyasını saklamak, bir kopyasını ilişikte göndermek.

2.Sûret çıkarma, örnek alma: Kopya etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbon copy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copy. facsimile. image. replica. tracing. transcript. duplicate. cheating. cribbing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copy. copying. cheating. counterpart. echo. facsimile. replica. replication. repro. tracing. transcript.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copy. crib.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to copy. to cheat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbon paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copying pencil. carbon / idelible pencil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copying ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copier. cheater. cribber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copier. cheater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copying. reproducing. cheating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

facsimile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Telif hakkı içerikli çalışmaların, yasadışı kopyalanmasını korumak için DVD’lerde bulunan bir sistemdir. Telif hakkının korunması için görüntü sinyallerine analog kopyalama koruması eklenmişse, analog resim çıkışı düzgün biçimde kaydedilemez.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

facsimile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copy. to copy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr ).

1.Kendini dünya vatandaşı gören, her yabancı şeye karşı alâka gösteren, milliyet duygularından mahrum kimse.

2.Çeşitli milletten insanları içine alan: Hong-Kong kozmopolit bir şehirdir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cosmopolite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cosmopolitan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cosmopolitan. composed of diverse people. person who reckons himself a citizen of the world. cosmopolite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. fizik). Fizik İlmin, tuzlu eriyiklerin donma kanunlarını inceleyen kolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Muhtelif renkler taşıyan kromatofor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cultural anthropology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sütteki yağ miktarını tespit eden alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) karın duvarından geçirilen ve iç organlarının görülmesini sağlayan alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. laptop

dizüstü

Bilgisayarın her türlü donanımı ile küçültülerek taşınabilir duruma getirilmiş biçimi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) boğaz muayenesine mahsus aynalı alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leopard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leopard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leopard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leopard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pars, panter, zool. Panthera pardus. American leopard Amerika'ya mahsus bir çeşit panter, jaguar. black leopard siyah derili pars. hunting leopard avda kullanılan parsa benzer hayvan, zool. Acinonyx jubatus (cheetah ile aynı). snow leopard tekir,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pulkanatlılar familyası. lepidopterous s. bu familya ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. mesane taşını muayeneye mahsus alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. botanik). Beyaz kromoplast.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çubuk ucunda yalanarak yenen şeker; İng. öğrencilerin sokakta karşıdan karşıya geçebilmesi için arabaların durmasını sağlayan işaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. istenilmeyen bir duruma mani olan kimse veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ilmek; ilik halkası; ırmağm yılankavi aktığı yer; kroşe ve örgü işlerinde bir ilmek; doğum kontrolü için dölyatağına konulan halka, spiral; f. ilmek yapmak, ilmeklemek; ilmek olmak, ilmekle tutulmak. loop back bir eğri meydana getirerek aksi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mazgal deliği, duvar kovuğu; kaçamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ilmekli; (argo) deli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Lob.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.iri ve yuvarlak. Birden yutulacak hâl ve şekilde olan. Lop yumurta, hazırlop = Kabuğu ile beraber suda pişmiş.

2.Yumuşak ve kalın. Lop et = Tamamı buttan ibaret. Lop incir = Bir cins yumuşak incir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Lop.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A flea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cut off as the top or extreme part of anything; to shoorten by cutting off the extremities; to cut off, or remove, as superfluous parts; as, to lop a tree or its branches.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cut partly off and bend down; as, to lop bushes in a hedge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which is lopped from anything, as branches from a tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To hang downward; to be pendent; to lean to one side.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To let hang down; as, to lop the head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hanging down; as, lop ears; used also in compound adjectives; as, lopeared; lopsided.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

big. soft. and round. hard boiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Loss of Pointer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Loss of Pointer: A condition at the receiver or a maintenance signal transmitted in the PHY overhead indicating that the receiving equipment has lost the pointer to the start of cell in the payload This is used to monitor the performance of the PHY layer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In TL1, LOP generally refers to a loss of pointer event - the manifestation of a fault such as a circuitry failure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cut off one of more branches of a tree, whether standing, felled or fallen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Loss of pointer Failure state in the SONET signal where a receiving network cannot identify or lock on the pointer value of the header one and two bytes to show the location of synchronous payload envelope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cut limbs from standing trees. Local Oversight Program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A line of bearing to a known origin or reference, upon which a vessel is assumed to be located An LOP is determined by observation or measurement An LOP is assumed to be a straight line for visual bearings, or an arc of a circle. cut off from a whole; 'Hi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ped, -ping) ufak dal, ağacın budanmış kısmı; f. ağacın dallarını kesmek, budamak; kesip düşürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped,- ping) sarkmak, asılı olmak; sarkıtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard-boiled egg. hard boiled egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard-boiled egg. hard boiled egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Küçük lob.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. uzun ve rahat adımlarla koşmak; i. uzun ve rahat adım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi kelime).

1.Yumuşak ve kalın bir şeyin düştüğünü ve düşerken çıkardığı sesi taklit ve tasvir eder: Et loppadak yere düştü.

2.Hız, acele ve hırsla yutmayı tasvir eder:


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir tarafa meyilli; orantısız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi kelime), iri parçanın birden, sür’at ve hırsla yutulduğunu tasvir eder.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. hastamn kendini kurt zannederek kurt gibi hareket etme deliliği; halk edebiyabnda sihirbazlıkla bir insaın kurt haline konulması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kurdayağı, bot. Lycopodium clavatum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ecza. kurdayağı tozu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., zool. arka ayakları çok büyük olan keseli hayvanlardan, kanguru gibi; i. kanguruya benzeyen hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çıplak gözle görülebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. grandi çanaklığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Sheridan'mThe Rivals,, adlı piyesinde uygunsuz sözleriyle ünlü kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sözcükleri uygunsuzca kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. münasebetsiz, yersiz, yakışıksız, uygunsuz; z. uygunsuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birleşik şehirler, nüfus artışıyle büyük şehirlerin yayılarak birbirine bitişmesiyle meydana gelen yerleşme sahası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. âdet kesilmesi, aybaşı kesimi, menopoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. ménopause

tıp yaş dönümü

Kadınlarda gebe kalma ve doğurma yeteneğinin sona ermesi, âdetten kesilme.


Yabancı Kelime by

Sağlık Bilgisi

Adet kesimi, yaş dönemi diye de bilinen menopoz, kadınlarda 45-50 yaşları arasında başlayan, çeşitli organik ve psikolojik belirtiler gösteren bir dönemdir. Bu yaşlarda, aybaşı kanamaları azalmaya başlar. Önce birkaç ayda bir kere adet görmeye başlayan kadın, bir süre sonra tamamen kesilir ve çocuk yapma kabiliyeti kaybolur. Ancak cinsi arzuları kesilmez. Bu dönemde yorgunluk, baş dönmesi, çarpıntı, hazımsızlık, sinir bozukluğu, şişmanlama, tiroid bezinin büyümesi, migren, el ve ayak karıncalanması, huzursuzluk gibi belirtiler görülür. Bu devreyi en iyi şekilde atlatabilmek için mümkün olduğu kadar güneşli, temiz havadan yararlanmak ve beslenme kurallarına dikkat etmek, sık sık banyo yapmak da faydalıdır. Aşağıdaki reçeteler de adet kesiminde görülen şikayetleri gidermek amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : Bir bardak sıcak suya 3 tane papatya konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülüp içilir. Günde 2 kere tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

menopause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

menopause. change of life yaşdönümü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

menopause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cennetten kovulduğu farzedilen yedi şeytandan ikincisi, Mefisto; kötü insan, hain adam. Mephis tophe'lian, -lean s. şeytanca, haince.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. yaprakların yumuşak iç dokusu, mezofil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Mezopotamya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. dorik mimarisinde. çatıyı taşıyan sütun üstündeki kabartmalı dört köşe taş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. métropole

ana kent

1. Bir ülkenin veya bir bölgenin, çevresindeki yerleşim yerlerine ekonomik ve toplumsal yönlerden hâkim olan ve genellikle ülkenin başka ülkelerle olan her türlü ilişkisinin sağlandığı en önemli kenti. 2.Bir ülkede büyük kentlerden herhangi biri.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. başşehir, başkent; büyük şehir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.) Piskopos, despot, bir memleketin Hıristiyan reisi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. başşehre ait; başpiskoposa ait; i. metropolit; başşehirde oturan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Büyük şehirlerde işleyen yeraltı treni: İstanbul’daki tünel Türkiye’nin tek metrosudur, metropolitenidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Metropolit sıfat, unvan ve vazifesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mesopotamia. mespot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mesopotamia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.) (musiki), kadın seslerinden orta kalınlıkta olanı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kopyası fotoğrafla alınmış küçük nüsha; çok küçültülerek fotoğrafla alınmış kopya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikrofon. microphon'ic s. mikrofona ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikroskop kullanma tekniği; mikroskopla tetkik. microscopist i. mikroskop kullanan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. F.).

1.Ancak mikroskopla görülebilen bitki ve hayvanlar. Bunlar vücuda girince kendilerine has hastalığı meydana getirir.

2.mec. Kötülük eden kimse.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

germinal. microbe. germ. microorganism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bug. germ. microbe. bastard. son of a bitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bug. germ. microbe. vermin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mikrobu olan mikrop bulaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miasmal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

septic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mikrobu olmayan, mikrobu öldürülmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mikropsuz hâle getirmek, sterilize etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Küçük cisimleri olduklarından yüzlerce, binlerce defa büyük göstermeye yarayan, optik veya elektronik Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

microscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

microscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zayıf ve korkak tabiatlı adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaya balığının ufak. cinsi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, misanthropist i. insanlardan nefret eden veya insanlara güvenmeyen kimse; insanlardan kaçan kimse, merdümgiriz kimse. misan- throp'ic s. insandan nefret eden; merdümgiriz. misan'thropy i. insanlardan kaçma veya nefret etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. haksız olarak almak veya kullanmak, emanete hıyanet etmek, çalmak. misappropria'tion i. emanete hıyanet, emniyeti suiistimal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.).

1.Uzuğı iyi göremeyen göz.

2.Gözleri böyle olan kimse.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short-sighted. myopic. nearsighted. myope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

myopic. nearsighted. shortsighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

myopic. nearsighted. shortsighted. near sighted. short sighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y. T.). Miyop olma hali, miyop hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Beş metreden daha uzağı yeteri kadar görememeye miyopluk denir. Nedeni, göz kaslarının yorulmuş ve kuvvetlerini kaybetmiş olmasıdır. İrsi olanları da vardır.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

myopia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

myopia. shortsightedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

myopia. nearsightedness. shortsightedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. bitişik taçyapraklı, simpetal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, tıb yalnız kalmaktan korkma, yalnızlık korkusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., dilb. tek sesli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. tek yapraklı, tek yapraktan meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tek kanatlı uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. monopole

tekel

1. Bir malın yapımının yalnızca bir kuruluşun elinde bulunduğu durum.

2.Devletin herhangi bir üretim alanını elinde tutması, satışı tek elden yönetmesi ve fiyata hâkim olması durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monopoly tekel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monopoly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monopoly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tekelci, inhisarcı. monopolis'tic s. inhisarcı, tekelci, tekele ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. inhisar altına almak. monopolize the conversation başka kimseyi konuşturmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. inhisar, tekel; inhisar maddesi; vurgunculuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) bezle silmek. mop one's brow alnının terini silmek. mop the floor with argo bir münakaşa veya oyunda karşısındakini kolay yenmek. mop up (yeri) bezle silmek; ask. düşmanı temizlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ped, -ping) yüz buruşturma; f. yüzünü buruşturmak, yüzünü ekşitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iplik veya bez parçalarından yapılmış ve sırığa bağlanmış tahta bezi; karışık ve taranmamış saç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. üzüntülü olmak; üzmek, sıkmak, bunaltmak; i. sıkıcı ve cansız kimse; çoğ. gam, bunaltı, üzüntü, sıkıntı, can sıkantısı. mopish s. gamlı, kasvetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eskiden İngiltere ile İskoçya arasındaki sınırda turbalık veya bataklıklarda gizlenip eşkiyalık eden haydut; çapulcu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Motorlu tulumba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motor pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Mini sistemlerde, farklı yayılım düzenleriyle üç tweeter’ın geliştirilmiş ve genişletilmiş sürümü.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uzağı iyi göremeyen kimse, miyop kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. uzağı iyi görememe, miyopluk. myopic s. uzağı iyi göremeyen, miyop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. efsane yaratıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili kendine paye vermek için şöhretli isimlerden bahsetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. psik. ölülere karşı şehvet duyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski bir şehrin büyük kabristanı; mezarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yenilik merakı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir dini gruba yeni girmiş kimse; herhangi bir şeye yeni balayan kimse, acemi kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. vücuttaki her hangi bir dokunun anormal büyümesi, neo plazma, tümör, ur. neoplastic s. tümöre ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. néoplatonisme

fel. yeni Platonculuk

İskenderiye’de milattan sonra III. yüzyılda ortaya çıkan ve VII. yüzyıla kadar okullarda okutulan felsefe öğretisi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üçüncü yüzyılda Eflatun'un fikirleriyle doğunun mistik düşünüşlerinin kaynaşmasından meydana gelmiş felsefe sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Marazî gelişme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Marazî gelişme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neoplasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sinir hastalığına maruz kalmış kimse, nevropat kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sinir sistemi patolojisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. dantel gibi dört kanadı olan böcekler takımı, sinirkanatlılar. neuropteral, neuropterous s. sinir kanatlılara özgü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Sinirleri bozuk, sinir hastası.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. névropathe

ruh b. sinir hastası

Sinir hastalığına tutulmuş olan.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ahmak ve budala kimse, sersem kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. non-stop

duraksız

Otobüs mola vermeden, duraklarda durmadan (gitmek).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.) aralıksız, duraklamadan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hintinciri, firavuninciri, frenkinciri, (bot.) Opuntia ficus india.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) itibari değeri olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), ABD, argo Yok. Hayır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (biyol.) hücre çekirdeğinin asıl maddesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ahtapot, (zool.) Octopus; yaygın ve yıkıcı örgüt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) esophagus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Gözün içini aydınlatıp görmek için kullanılan küçük bir hekim Aleti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yağ çeken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. oligopoly

ekon. azel

Sunumun birkaç satıcı tarafından yapıldığı ve bu az sayıdaki satıcının birbirlerinin üretim kararlarından etkilendiği piyasa türü.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. oligopsony

ekon. az alıcı

Çok sayıda satıcıya karşılık sınırlı sayıda alıcının bulunduğu, dolayısıyla her alıcının satın alacağı miktar ve satıcıya ödeyeceği fiyatın, rakip alıcıların miktar ve fiyatlarını etkileyebileceği piyasa türü.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yansıma.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. onomatopée

db. yansıma

Doğa seslerine benzer seslerle yapılan kelime.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An imitative word; an onomatopoetic word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An imitative word; an onomatopoetic word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. onomatopéique

db. yansımalı

Tabiat seslerini andıran seslerle yapılmış (kelime).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tabii sesleri yansılayan kelimeleri kullanma, yan- sıma; yankı kelime. onomatopoeic s. yansımalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sesleri yansılayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

unlem Ay! Abo!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şeffaf olmayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. jeoloji). Hidratlı silis cinsinden bir taş, panzehir taşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mineral consisting, like quartz, of silica, but inferior to quartz in hardness and specific gravity. a translucent mineral consisting of hydrated silica of variable color; some varieties are used as gemstones.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Opals are semi-precious stones that are luminous and iridescent, frequently with inclusions of many colors Opal is a mineral composed of noncrystalline silica and is a species of quartz There are three major types of opals: common opal, opalescent preciou

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An amorphous form of quartz unstable at temperatures and pressures found on the surface of the earth. is a precipitated non-crystalline variety of silica, precious varieties of which characteristically display a marked variety of changing colours and are

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An amorphous hydrous silica which is common; gem varieties such as fire opal, have the ability to show colors in their interior and are very valuable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An amorphous form of silica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

White, gray and Black The white opal is well known and stones can display faint flashes of colour to a bright kaleidoscope of a single colour to many The gray or black based are more rare and more expensive and as colour display increases so does the pric

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Windows NT server available for faculty and staff who wish to publish FrontPage extensions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Overseas Pharmaceutical Aid for Life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precious stone used in jewelry crafts Colors range from white to mixtures that include black. a translucent mineral consisting of hydrated silica of variable color; some varieties are used as gemstones.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. opal, panzehirtaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yanardönerlik. opalescent s. yanardöner, şanjan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. opale benzer, opale özgü; i. opale benzer değerli bir sarı taş; yarı şeffaf cam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. donuk, şeffaf olmayan, kesif; elektrik veya sıcaklığı geçirmeyen; mantıksız, kolay anlaşılmaz; ahmak, mankafa. opaqueness i. şeffaf olmayış, do- nukluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Sesi büyüten cihaz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

1960'dan itibaren uygulanıp gözü yanıltıcı şekillerle belirlenen resim üslubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kayıttan önce kasetin durumunu kontrol eder ve mümkün olan en iyi resim kalitesinin elde edilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. opere citato evvelce belirtilen eserde, gösterilen eserde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., şiir, eski açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. açık, içine girilir, serbest; kabule hazır; açık (hava), uygun; den. sisli olmayan; hazır; samimi, açık yürekli; ask. arasında mesafe olan; müz. kısık olmayan, boğuk olmayan, dolgun sesli; dilb. ses or- ganları nispeten açık olarak söylenen (ün

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. açmak; işe başlamak; yaymak, sermek; umuma açmak; gevşetmek, çözmek; tiyatro mevsimini açmak; huk. davayı tekrar gözden geçirmek; kesip açmak, yarmak, deşmek; başlatmak; genişletmek; göstermek, bildirmek; görüşmeye başlamak; a- çılmak, çözülmek, gev

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sonuca bağlanmamış, açık bırakılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açıkgöz dikkatli; şaşkın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açık yürekli; tek dilim (sandviç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eli açık, cömert.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kalbi açıp yapılan (ameliyat).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açık kalpli, samimi. open house herkese açık davet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kapı; açma, açış; açıklık, delik; başlangıç; açılış; fırsat; satrançta açış. open market serbest piyasa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Üç önemli işlevin yerine getirilmesini sağlayan, Digital Rights Management da dahil olmak üzere telif hakkı koruması teknolojisi: Birden fazla elektronik müzik dağıtımı platformundan müzik indirme. Müzik dosyalarının çalınması ve CD dosyalarının PC’ye atılması (OpenMG® Jukebox). İçeriklerin güvenli biçimde PC’den taşınabilir cihazlara aktarılması

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açık fikirli, yeni fikirleri kabule hazır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ağzı açık kalmış (hayret veya saşkmllktan); açgözlü obur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kafes halinde işlemeli süs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.) (musiki).

1.Musikili sahne eseri, bestelenmiş manzum piyes.

2.Opera oynanan bina: Paris, İstanbul operası.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opera. grand opera.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impresario. opera. operatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A drama, either tragic or comic, of which music forms an essential part; a drama wholly or mostly sung, consisting of recitative, arials, choruses, duets, trios, etc., with orchestral accompaniment, preludes, and interludes, together with appropriate cost

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The score of a musical drama, either written or in print; a play set to music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The house where operas are exhibited. theater where opera is performed a drama set to music; consists of singing with orchestral accompaniment and an orchestral overture and interludes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opera. opera house. libretto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a drama set to music; consists of singing with orchestral accompaniment and an orchestral overture and interludes. theater where opera is performed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A musical play, usually entirely sung, making use of costumes, staging, props, sets, and dramatic elements Operas usually consist of two types of musical elements, the aria, which primarily expresses a single idea or theme, and the recitative which advanc

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dramatic work in which the characters sing, rather than speak, the text, and in which music links themes, story and characters Originated in 17th-century Italy. a dramatic performance presented through music in which all or most of the characters sing t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A form of music in which an orcherstra plays and singers sing Operas have a plot and are meant to tell a story Some are funny, some are tragic Essentially, they are stories put to music There is very little, if any, spoken text in an opera.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A multi-media extravagance in which the drama renders the music formless, and the music renders the drama unintelligible In other words, the music and drama mutually annihilate each other, leaving a noisy and over-long visual spectacle Extremely absorbent

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dramatic work in one or more acts, set to music for singers and instrumentalists.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

There is an analogy I made in the Chinese dictornay with the Chinese opera, will if you don't know Chinese, it probably would be difficult to undertand the analogy Anyhow, opera is just like a theatre show, the only difference is that it's based on music

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dramatic stage production that involves soloists who sing arias and recitatives, solo ensembles, choruses, dancing, dramatic action, costumes, staging, and orchestral accompaniment It began at the beginning of the baroque era and evolved into a genre th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Drama that is sung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Observatoire Permanent de l'Atlantique Tropical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pearl necklace that is 28-32 inches in length.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the important music drama genres, usually featuring a full orchestra, several soloists, and sometimes a chorus More often than is the case with musical theater, operas have virtually continuous singing, no spoken dialog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is the generic term for musical dramatic works in which the actors sing some or all their parts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. opera; opera müziği; opera binası. opera glasses opera dürbünü. opera hat erkeklere mahsus katlanabilen silindir şapka. opera house opera binası. comic opera operakomik. grand opera ciddi konulu birtür opera. operat'ic s. opera nev'inden, operaya ai

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. fars şeklinde opera.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opera comique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opera comique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kompütörde kullanılan bilgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr. opiration). Bir cerrah tarafından canlı bir vücut üzerinde yapılan cerrahî müdahale, ameliyat.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. opération

1. dizi eylem,

2.ask. harekât,

3.tıp ameliyat

1. Elde edilecek sonuç için alınan önlem ve yürütülen işlemlerin bütünü.

2.Belli bir amaç gözetilerek bir askerî birliğe yaptırılan manevra, çarpışma, çevirme, kovalama vb. işler.

3.Hasta üzerinde tedavi amacıyla uygulanan kesme ve dikme işlemi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operational. operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operation. surgical operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operational. operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operation. surgical operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. iş görmek, işlemek; etkilemek; borsada alışveriş yapmak (özellikle spekülasyon için); tıb.ameliyat et- mek; işletmek, idare etmek. operate on a person birini ameliyat etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iş, fiil; etki, hüküm; süreç; işleme, çalışma, çalışma tarzı; harekat, tatbikat; tıb. ameliyat; mat. bir niceliğin değer veya şeklinde deeğişiklik yapma; alış veriş (borsada). delicate operation tıb. güç ve tehlikeli ameliyat. extend operations har

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ameli; kullanılmaya hazır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. işleyen, faal; etkin; etkili; tıb. ameliyata ait, ameliyat edilebilir; ameli; i. usta işçi; teknisyen; k.dili hafiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.).

1.Operasyon, ameliyat yapan hekim, cerrah.

2.Bazı teknik makineleri kullanan kimse: Matbaa operatörü.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. opérateur

1. cerrah,

2.bl. işletmen

1. Ameliyat yapan uzman hekim.

2.Bilgisayar vb. teknik aletleri işleten kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operator. surgeon. operating surgeon. attendant. operative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgeon. operator. saw bones.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. operator; teknisyen; ticari veya sınai kuruluş sahip veya yöneticisi; telgraf veya telefon memuru; tıb. cerrah, operatör; komisyoncu; argo beleşçi kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Küçük opera. Yer yer musiki ile konuşmaların karışık olduğu hafif sahne eseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operetta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operetta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. operet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. göz iltihabı. ophthalmic s. göze ait. ophthal- mol'ogy i. göz bilgisi. ophtlalmoscope i. oftalmoskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. afyonlu; uyuşturucu, uyku getirici, sersemletici; i. afyonlu ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fikir yürütmek: zannetmek, düşünmek, farzetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zan, tahmin, fikir, oy, düşünce: huk. hâkimin ileri sürdüğü fikir. in my opinion fikrimce, kanaatimce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. inatçı, fikrinden dönmeyen, dik kafalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. afyon. opium den, opium joint afyonkeşlere mahsus gizli kahvehane. opium habit afyonkeşlik, afyon çekme alışkanlığı. opium poppy haşhaş, afyon çiçeği,bot. Papaver somniferum. opium smoker afyonkeş, esrarkeş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

osculation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kissing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

osculation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kissing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dudakla dokunmak, sevgiyle ve çok defa kucaklayarak dudaklarını değdirmek. El, ayak, etek öpmek = Bu suretle yapılan bazı törenleri yerine getirmek. El öpmek = mec. Saygı göstermek. El, etek öpmek = mec. Rica etmek, yalvarmak. Öpüp başa koymak = Çok sevgili ve muhterem tutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiss. caress. osculate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caress. kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pelesenk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kâfurlu İngiliz sabunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Oportünizm anlayışına, görüşüne uygun hareket eden, idare-i maslahatçı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. opportuniste

fırsatçı

Duruma göre davranan, içinde bulunduğu şartları değerlendirmeyi bilen kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunist. temporizer. timepleaser. timeserver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. opportunisme). Hareketlerini, düzenli bir plana veya moral prensiplere göre değil de, zamanın şartlarına göre ve çıkarına uyacak şekilde ayarlayan davranış.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. opportunisme

fırsatçılık

Güç durumlarda, davranışlarını ahlak kuralları veya düzenli bir düşünceden çok, çıkarlarına uyacak biçimde ayarlamayı amaçlayan tutum.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. keselisıçangillerden Amerika'ya mahsus memeli bir hayvan, opossum, zool. Didelphis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Circulation Restricted Stock)

Üzerinde devir ve satış yasağı bulunan hisse senedidir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. opposed, opposite.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kasabaya ait; i., İng . şehirli, kasabalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. karşıki, karşı; karşıt, zıt; i. hasım, düşman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. elverişli uygun; tam zamanında olan, vakitli. opportunely z. tam zamanında. opportuneness i. elverişlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.fırsatçılık,oportünizm. opportunist i.fırsatçı kimse,oportünist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fırsat, uygun zaman, elverişli durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karşı konulabilir, muhalefet edilebilir; karşısına konulabilen (baş parmağın diğer parmakların karşısına konulabilmesi gibi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. karşılaştırmak; karşı koymak, karşı çıkmak, direnmek; engel olmak, mani olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. karşıki, karşıda olan; zıt, aksi, karşıt, ters; bot. karşılıklı, yaprakları karşı karşıya olan; i. karşı olan şey veya kimse; karşıda olan şey veya kimse. opposite number tekabül eden kimse veya şey. oppositely z. zıt olarak. oppositeness i. zı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhalefet; karşıtlık, zıtlık; mücadele; karşı durma, karşı koyma: engel olma; pol. muhalif parti; astr. birbinden 180 derece uzaklıkta olan iki gökcisminin durumu. oppositionist i. muhalefetçi, muhalif partiden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sıkmak, sıkıştırmak, baskı yapmak: zulmetmek, canını yakmak; yormak, canını sıkmak, üzerine yüklenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zulüm, baskı, ceza, cefa; zulmetme; zulüm ve cefa görme; sıkıntı, güçlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ezici, zulmedici; sıkıcı, bunaltıcı. oppressively z. zulmederek; bunaltıcı bir şekilde. oppressiveness i. sıkıcılık; gaddarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hakaret dolu; utandırıcı, yüz kızartıcı. opprobriously z. utanç verecek şekilde. opprobriousness i. rezillik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rezalet; hakaret; ayıp; rezalet sebebi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. karşı koymak, tenkitle hücum etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karşı koyan. op pugnancy i. karşıtlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

isim Fransızca option

1.Bekletme süresi. 2.Seçenek.

3.ekonomi Ek gün.

4.ekonomi Ek süre.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. option

1. bekletme süresi,

2.ekon. ek gün,

3.tic. ek süre

1. Vapur, uçak vb.nde önceden ödeme yapmadan belli bir tarih için yer ayırtma.

2.Bankacılıkta borç senetlerinin, bankalara ödenmesi için vade tarihinden başlayarak tanınan iki gün.

3.Bir alışverişin karara bağlanması için genellikle satıcının alıcıya tanıdığı süre.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

option.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

option. optation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

option.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

option. optation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Option Premium)

Opsiyon sözleşmesinin satın alan tarafın önceden belirlenmiş bir kullanım fiyatından belli miktarda bir kıymeti belli bir tarihte, veya öncesinde satın alma veya satma hakkını elde etmek amacıyla opsiyon sözleşmesini satan tarafa ödediği fiyattır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Option Contract)

Belli miktarda bir malı, menkul kıymeti veya finansal göstergeyi belli bir fiyattan ileride önceden belirlenmiş bir tarihte veya öncesinde alma veya satma hakkıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

sıfat Fransızca optionel İsteğe bağlı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. optionel

isteğe bağlı

“İsteğe bağlı” anlamında kullanılan bir söz.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kan serumunda bulunan ve bakterilerin akyuvarlar tarafından yenmesini kolaylaştıran bir çeşit antikor. opson'ic s. bu maddenin etkisini taşıyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. seçmek; karar vermek. opt out çekilmek, vaz geçmek, yapmamaya karar vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. istek belirten; i., gram istek kipi, dilek kipi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. göze veya görme duyusuna ait; göz ilmine ait; i., k.dili göz; çoğ. optik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. optikle ilgili; göz veya ışık vasıtasıyle işleyen; görme duyusuna yardım eden; görme duyusuna ait. optical illusion gözün yanılması. optically z. optik vasıtalarla; gözle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gözlükçü, dürbüncü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. fizik). Konu olarak ışığı alan ilim kolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optics. optical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optical. optics. visual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optical reader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optical reader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony DVD oynatıcılarda İki set analog ses çıkışı terminalinin yanı sıra, koaksiyel ve optik dijital ses terminalleri bulunur. Bunlar, her türlü MPEG-2/Dolby® Digital işlemciyle kalite kaybına yol açmayan bağlantılar kurulmasına izin verir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Optik Vizör, LCD ekranın zor görülebildiği parlak güneş ışığı altında ya da düşük aydınlatma koşullarında kullanılır. Güç tüketimini azaltmak için LCD’nin yerine de kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Döner çok açılı objektif, çok sayıda yaratıcı çekim açısına izin verdiğinden, kendi fotoğraflarınızı ve zor fotoğrafları çekmeyi kolaylaştırmaktadır. Optik vizör, aşırı aydınlık koşullarda LCD ekranın zor görüldüğü durumlarda fotoğraf çerçevesinin belirlenmesini sağlar. Vizör, güç tüketimini azaltmak için LCD’nin yerine de kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Optik zoom, uzaktaki nesneleri net ve ayrıntılı yakın çekimler için büyütür. Görüntü kalitesi, resmin orta kısmını büyüterek resmin genelinde ayrıntı ve çözünürlük kaybına neden olan dijital zoom’dan üstündür.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Basma düğme ile objektifin odak uzunluğunu değiştirerek optik zoom yapmanızı sağlar.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

Fr. optimal

ekon. ve mat. en uygun

“En iyi, en uygun, en yüksek” anlamlarında kullanılan bir söz.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Best or most favorable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to a trajectory, path, or control motion, one that minimizes or maximizes some quantity or combination of quantities such as fuel, time, energy, distance, heat transfer, etc This optimum condition, or path, is commonly calculated by a type of m

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That mechanism which results in the greatest net gain for the designated economic agent The seller's net gain might be defined in terms of the speed with which the good is sold or the total price received. the algorithm that produces the best results The

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimal , optimum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Best or most favorable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to a trajectory, path, or control motion, one that minimizes or maximizes some quantity or combination of quantities such as fuel, time, energy, distance, heat transfer, etc This optimum condition, or path, is commonly calculated by a type of m

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That mechanism which results in the greatest net gain for the designated economic agent The seller's net gain might be defined in terms of the speed with which the good is sold or the total price received. the algorithm that produces the best results The

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimal , optimum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fels. dünyada her şeyin iyiliğe hizmet ettiğini ileri süren kuram; iyimserlik. optimist i. iyimser kimse, optimist kimse. optimistic s. iyimser. op- timistically z. iyimserlikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. optimiste

iyimser

Genellikle her düşünce ve işi iyi olarak değerlendiren.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who holds the opinion that all events are ordered for the best.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who looks on the bright side of things, or takes hopeful views; opposed to pessimist. a person disposed to take a favorable view of things.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

1 One who puts his shoes on when a speaker says, 'Now in conclusion ' 2 He goes into a restaurant without any money, expecting to pay for the meal with the pearl he'll find in an oyster 3 Someone who sets aside two hours to do his income tax return 4 A pe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who while falling from Eiffel tower says in midway 'See, I am not injured yet '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who starts taking bath if he accidentally falls into a river.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who while falling from Eiffel tower says in midway 'See I am not injured yet '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Someone who sets aside 2 hours to do his income tax return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who starts taking a bath if he accidentally falls into a river. a person disposed to take a favorable view of things.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who holds the opinion that all events are ordered for the best.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who looks on the bright side of things, or takes hopeful views; opposed to pessimist. a person disposed to take a favorable view of things.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

1 One who puts his shoes on when a speaker says, 'Now in conclusion ' 2 He goes into a restaurant without any money, expecting to pay for the meal with the pearl he'll find in an oyster 3 Someone who sets aside two hours to do his income tax return 4 A pe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who while falling from Eiffel tower says in midway 'See, I am not injured yet '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who starts taking bath if he accidentally falls into a river.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who while falling from Eiffel tower says in midway 'See I am not injured yet '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Someone who sets aside 2 hours to do his income tax return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who starts taking a bath if he accidentally falls into a river. a person disposed to take a favorable view of things.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. optimisation

mat. en uygun duruma getirme

Mümkün olan en iyi duruma getirme.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. en iyi şekilde kullanmak, en çok istifade etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. optimisme

fel. iyimserlik

1. Genellikle her düşünce ve işi iyi olarak değerlendiren bir tutum veya kişilik özelliği. 2.Her şeyi en iyi yanından gören, her durumda iyi bir çıkış yolu uman dünya görüşü.

3.İnsanlığın ilerlemesine, bütün durum ve şartların iyiye gideceğine inanan öğretilerin genel adı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. L. coğrafya). Sıcaklık, nem, ışık gibi çeşitli şartların en uygun durumu.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. optimum

uygun değer

Bir amaca ulaşabilmek için bir değişkenin alabileceği en elverişli, en iyi durum.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimum. optimal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

most favorable condition or greatest degree or amount possible under given circumstances most desirable possible under a restriction expressed or implied; 'an optimum return on capital'; 'optimal concentration of a drug'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A state that is the best fit for the current situation, the top of the local fitness landscape All minor changes make the solution worst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The level of an abiotic factor or condition in the environment within the tolerance range at which a species or population can function most efficiently or with the greatest positive effect to its physiological or reproductive fitness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The 'optimum' attitude mode for the Microlab-1 spacecraft refers to the periods of time when the plane of its orbit is face-on to the sun This is optimum with regard to power, since the solar panels can continuously face the sun It's not optimal with resp

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimal , optimum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. en uygun durum; biyol. herhangi bir organizmanın büyümesi için elverişli ısı, ışık, nem, yer ve gıda gibi şartlar, optimum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seçme, tercih; oy; seçme hakkı veya yetkisi; seçilecek şey, şık; tic. seçme, satın alma veya başkasına bırakma hakkı. option day cevap günü. have an option on a thing belirli bir sürede bir şeyi almaya veya reddetmeye hakkı olmak. option to purcha

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zorunlu olmayan, isteğe bağlı. optionally z. ihtiyari olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gözün görüş alanını ölçmeye mahsus alet. optometrist i. görme bozukluğunu ölçen gözlükçü. optometry i. görme bozukluğunu ölçme mesleği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öpmeye zorlamak veya izin vermek: Kimseye elini öptürmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let sb kiss oneself or sb else. to have sb kiss sb. to have sb kissed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let sb kiss oneself or sb else. to have sb kiss sb. to have sb kissed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öpüş. Öpücük göndermek = Parmaklarının ucunu öpüp karşıdan birine atar gibi yaparak onu selâmlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiss. smack. snog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiss. smack. snog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, -cy i. servet, zenginlik; bolluk. opulent s. zengin, bol. opulently z. bolca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öpmek işine mevzu olmak: Taş öpülür mü? Eli öpülür adam = Saygıdeğer insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be kissed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be kissed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Lat.). Eser. Musikide bir bestekârın eserlerinin sırasını gösterir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öpme işi, öpme, buse: Güvercinler tatlı tatlı öpüşüyorlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A work; specif. , a musical composition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a musical work that has been created; 'the composition is written in four movements'. 'Work' With a number, used to show the order in which the works by a given composer were written or published Opus numbers are most often used for composers who catalogu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Latin for 'work,' these numbers list, in date order, when a work was composed or published. , Op: 'Work' With a number, used to show the order in which the works by a given composer were written or published Opus numbers are most often used for composers

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

System proposed by CISL in 1986 to follow on after Multics Eventually canceled by Bull Officially known as NOS/VS3 or HVS release 3 This group was managed by Michael Tague. 'work ' An opus number indicates the chronological order in which a piece was comp

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

HP/Linux Cluster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lat Work; labor; the product of work or labor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Caementicium - concrete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Open Architecture Purse System.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Operations Pipeline Unified System.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Organization of Persistent Upwelling Structures, a program taking place in 1983 that studied the inner part of a filament near Point Conception, California See Atkinson et al.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This represents a single-composer publication, not necessarily the chronological order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A work, composition; commonly used to denote the number of a published work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opuses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. opera) eser; kitap; müzik parçası, opus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa ve önemsiz eser.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kissing one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kissing one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Birbirini öpmek, bûse verip almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smooch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kiss one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smooch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kiss one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Öpüşmeye yani birbirini öpmeye zorlamak veya izin vermek.

2.Barıştırmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resimde oranlar ile çok farklı yanılsamalar sağlanabilir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. geminin en alt güvertesi, kontra tavlun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (argo). Kurnazca iş, dalavere, dolap.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. ortopedi. orthopedist i. ortopedi uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. düzkanatlılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gözün içini muayeneye mahsus alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Tıbbın vücuttaki şekil bozukluklarını düzelten veya önleyen kolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthopaedics. orthopedics. orthopaedy. orthopedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthopaedics. orthopedics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthopedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthopaedics. orthopedics. orthopaedy. orthopedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthopaedics. orthopedics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthopedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthopaedic. orthopedic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthopaedic. orthopedic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. ilâç kullanmadan ancak kemikleri ve kasları yoklayıp düzeltmek suretiyle hastalıkları tedavi usulü. osteopath i. kemikleri düzelterek hastalığı tedavi eden uzman. osteopath'ic s. böyle uzmanlığa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., fizyol. kemik meydana getiren; tıb. kemik düzeltme tedavisine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kusurlu kemiği düzeltme veya değiştirme ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Al.). Bir yerde durup bekleyecek otomobillerin sıra sıra dizildikleri saha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parking lot. car park. park. parking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parking lot. car park. multistorey car park.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parking lot. parking building. car park. parking garage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parking lot. car park. park. parking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parking lot. car park. multistorey car park.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parking lot. parking building. car park. parking garage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. tıp). Aynı vücudun bir yerinden başka bir yerine canlı parça nakli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. tıp). Ölüm sebebini anlamak için cesedi açma işi, Osm. feth-i meyyit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autopsy. post-mortem examination. post-mortem. post mortem examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autopsy. postmortem. post-mortem examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autopsy. postmortem. postmortem examination. necropsy. post mortem. post mortem examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. ing.). Gelip geçen otomobillere işaret ederek, duranlara binip parasız seyahat etme usulü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitchhiking. hitch-hiking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitchhiking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitchhiking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitch hiker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitchhiker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitchiker. hitcher. hitchhiker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitch hiker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitchhiker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitchiker. hitcher. hitchhiker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir arz tabakasının yeryüzüne çıkması; bu suretle çıkıp görünen kaya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., foto. aşırı derecede develope etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nüfusun yüzölçümü ve olanaklara göre fazla olması veya büyük bir hızla artması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) tepesini aşmak; üstün olmak, üstün gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tam zırh takımı; tamamiyle örten herhangi bir şey. panoplied s. tam silahlı, muhteşem surette giyinmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., ask. paraşütçü kıtası. paratrooper i. paraşütçü asker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

isim Üzüm şırasını kestirmek için kullanılan, kil ile karışık kireçli toprak, marn.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Mora Yarım adası Peloponnesian s. Moralı, Mora'ya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ahali halk; ulus, millet, kavim; ırk; tebaa; taraftarlar; aile, bir kimsenin yakınları; insanlar, beşer; çoğ. uluslar, milletler, kavimler; f. insanla doldurmak. good people, little people irlanda'da cinler. people's front bak. popular front.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kutsal yazıların küçük bir pasajı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. periskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Denizaltı gemilerinde, suya dalındığı zaman su yüzüne uzatılan gözetleme cihazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

periscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

periscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat., man. tartışma konusu olan bir meselenin hiç bir delile dayanmadan doğru olduğunu iddia etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz çulluğuna benzer bir kuş, zool. Phalaropus lobatus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilâçların bileşimini ve hazırlanma usullerini anlatan kitap; bir eczanede bulunan ilâçların toplamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gırtlak muayenesine mahsus alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hemcinsine karşı şefkat gösteren, iyiliksever; insan sevgisine ait. philanthropically z. hayırseverlikle, hayır işleri için.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hemcinsine şefkat gösteren kimse, hayır sahibi; insanları seven kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. insanseverlik, hayırseverlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Filibe'nin eski ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. içi çift çıkan yemiş üzerine oynanan bir çeşit lâdes oyunu; lades oyununu kazanana verilen hediye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çocuk sevgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. filozof; hayatını felsefe ve mantık üzerine düzenleyen kimse; güçlükler karşısında filozof gibi kendine hâkim olabilen kimse. philosopher's stone. simyada iksir, başka madenleri altına çevir diği farzolunan tılsımlı taş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. felsefeye ait; felsefi, filozofça; akıllıca, sakin, düşünceli. philosophically z. filozofça, düşünerek. take (it) philosophically umursamamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. filozofça konuşmak veya düşünmek; felsefeyle meşgul olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. felsefe; pratik zekâ; ağır başlılık. moral philosophy ahlâk ilmi. natural philosophy eski biyoloji, tabiat bilgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ses dalgalarını gözle görülen şekiller halinde kaydeden alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ışık ile kopya, fotokopi. photocopier i. fotokopi makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ışıktan korkma, Işık fobisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. filme alınan sahne oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gökcisimlerinin fotoğrafını çekebilen teleskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ışık tesiriyle yön değiştiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. ışıkgöçüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. yaprak ayaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bitki patolojisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca’dan). Başpapaz, metropolit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bishop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bishop. patriarch. sg. episcopal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bishop. pontiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bishopric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

episcopacy. patriarchate. see.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evrim teorisinde insanla maymun arasında olduğu farzolunan insan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. zatulcenp ile beraber zatürree hastalığı bulunması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) i., z. ,'plof diye ses çıkararak düşmek; i. taş gibi bir cismin suya düşerken çıkardığı ses; z. ,'plof'' diye ses çıkararak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maddelerin özelliklerini polarılmış ışıkta incelemeye mahsus alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., den. pupa, geminin kıçı; zarta; f. gemi kıçından içeriye dalga girmek; zarta çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., A.B.D., (argo) yormak, takatini kesmek. pooped s., A.B.D. bitkin bitap, takati kesilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small, sharp, quick explosive sound or report; as, to go off with a pop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unintoxicating beverage which expels the cork with a pop from the bottle containing it; as, ginger pop; lemon pop, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The European redwing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make a pop, or sharp, quick sound; as, the muskets popped away on all sides.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To enter, or issue forth, with a quick, sudden movement; to move from place to place suddenly; to dart; with in, out, upon, off, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To burst open with a pop, when heated over a fire; as, this corn pops well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To thrust or push suddenly; to offer suddenly; to bring suddenly and unexpectedly to notice; as, to pop one's head in at the door.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cause to pop; to cause to burst open by heat, as grains of Indian corn; as, to pop corn or chestnuts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Like a pop; suddenly; unexpectedly. a sharp explosive sound as from a gunshot or drawing a cork a sweet drink containing carbonated water and flavoring; 'in New England they call sodas tonics' burst open with a sharp, explosive sound; 'The balloon popped'

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an informal term for a father; probably derived from baby talk. a sweet drink containing carbonated water and flavoring; 'in New England they call sodas tonics'. a sharp explosive sound as from a gunshot or drawing a cork. music of general appeal to teena

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Presence or Post Office Protocol A Point of Presence usually means a location where a network can be connected to, often with dial up phone lines A second meaning, Post Office Protocol refers to the way e-mail software such as Eudora gets mail fr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This has 2 meanings: 1 Post Office Protocol: a method of retrieving email from a server 2 Point Of Presence: a telephone number that provides dial-up Internet access SBC Yahoo! provides several POPs so users can gain Internet access with local phone calls

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Presence or Post Office Protocol A Point of Presence is the place where an access provider or server administrator has a computer which provides access to a network or the internet and therefore dictates the telephone number your modem will need

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Post Office Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two commonly used meanings: 'Point of Presence' and 'Post Office Protocol' A 'Point of Presence' usually means a city or location where a network can be connected to, often with dialup phone lines So if an Internet company says they will soon have a POP i

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Post Office Protocol Used when setting up e-mail It is the utility that sends e-mail from the server to your machine Generally, a POP server sends new e-mail to your local machine, then erases the mail from the POP server Any files you set up to manage yo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

POP has two commonly used meanings The first, Point of Presence, means a city or location where a network can be connected to, often via dial-up phone lines The second meaning, Post Office Protocol, refers to the way e-mail software gets mail from a mail

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Post Office Protocol This is the protocol used by mail clients to retrieve messages from a mail server.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two commonly used meanings A Point of Presence usually means a city or location where a network can be connected to, often with dial up phone lines So if an Internet company says they will soon have a POP in Belgrade, it means that they will soon have a l

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Presence or Post Office Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Post Office Protocol POP is a way of retrieving email from an email server , such as the UC Davis email servers where your email messages are stored before you pick them up See more information about POP servers. An Internet protocol that enables a single

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Presence - The point within a Local Access and Transport Area at which the Interexchange Carrier establishes itself The POP provides the IEC with LATA access and enables the Local Exchange Carrier to access inter-LATA services Also, the consolida

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Post Office Protocol; a method of handling incoming electronic mail Example: The Eudora Pro program distributed via the OIT Software To go web site uses this protocol for storing your incoming messages on a special cluster of servers called pop service oh

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Post Office Protocol - The protocol used by mail clients to retrieve mail from the server.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Presence, or Post Office Protocol, two commonly used meanings for the term POP A Point of Presence usually means a city, node or location where a network can be connected to, often with dial up phone lines If an ISP has a POP in Waterford, it mea

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Presence A local dialin point for an Internet Service Provider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Stands for 'Post Office Protocol' and is a common Internet email protocol or format used for sending and receiving email.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See: Post Office Protocol and Point Of Presence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped,-ping) pat diye ses çıkarmak; patlamak; çabucak sokuvermek; patlatmak (mısır); ateş etmek. pop in uğramak. pop off k.dili birden gitmek, ölüvermek. pop out ağızdan kaçmak; fırlamak. pop the question k.dili evlenme teklif etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. patlama sesi, tüfek sesi; gazoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hafif klasik veya popüler müzik konseri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) baba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pop music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pop music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. patlamış mısır, cin mısırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., b.h. papa; Ortodoks papazı. pope's nose k.dili kuş kıçı, tavuğun gerisi. popedom i. papalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., aşağ. papalık sistemi: Katolik kilisesinin usul ve ayinleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. patlak gözlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oyuncak tüfek, mantarlı tüfek, patlangaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. züppe kimse: papağan şeklinde ok hedefi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., aşağ. Katolik kiliselerine ait. zool. Lamna nasus

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kavak bot. Populus. black poplar, Lombardy poplar kara kavak, bot. POpulus nigra. trembling poplar titrek kavak, bot Populus tremula. white poplar akçakavak, akkavak, bot. Populus alba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Parlak, ince bir pamuklu kumaş çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poplin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fabric of many varieties, usually made of silk and worsted, used especially for women's dresses. a ribbed fabric used in clothing and upholstery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poplin. mode of poplin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fabric made using a rib variation of the plain weave The construction is characterized by having a slight ridge effect in one direction, usually the filling Poplin used to be associated with casual clothing, but as the 'world of work' has become more re

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fabric made using a rib variation of the plain weave The construction is characterized by having a slight ridge effect in one direction, usually the filling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tightly woven, durable cotton made with a plain weave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A silk, rayon, wool, or cotton fabric with a fine horizontal rib effect on the surface because of a warp yarn finer than the filling yarn; usually a high-thread-count cloth Poplin is used for high-quality shirting and upholstery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tightly woven, durable, medium weight cotton or cotton blend fabric made using a rib variation of the plain weave that creates a slight ridge effect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A finely corded fabric of rayon, cotton, silk, or wool for dresses and draperies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is a staple dress-goods material The cloth resembles bombazine and silk warp and woolen filling are used Cotton poplin has a more pronounced rib filling effect than broad-cloth The filling is bulkier than the warp, and there are more ends than picks pe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fabric made using a rib variation of the plain weave The construction is characterized by having a slight ridge effect in one direction, usually the filling Poplin used to be associated with casual clothing, but as the 'world of work' has become more re

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Medium to heavyweight unbalanced plain weave It is a spun yarn fabric that is usually piece dyed Usually poplin is constructed with fine yarn, densely woven, resulting in a crisp, dressy appearance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Heavier cotton weave, with slight rib running from selvedge to selvedge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fabric used for dye-sublimation Fire retardant is available Outdoor use is not recommended Finishing rating-Excellent Fabric does have a slight 'stretch' Liner recommended when double- sided Cleaning-Dry clean or wash Multiple cleanings will cause fading

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plain-weave fabric characterized by a rib effect in the filling direction. a plain-weave cotton-type fabric with weftways ribs and a high warp sett. a ribbed fabric used in clothing and upholstery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. poplin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (çocuk dilinde). Kaba et.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buttocks. butt. backside. behind. breech. bum. can. posterior. rear. rear end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buttocks. butt. backside. behind. breech. bum. can. posterior. rear. rear end. bottom. rump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

butt. fanny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

botty , bot , bottom , bott , bum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pek hafif yumurtalı ekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. patlangaç; mısır patlatmak için kullanılan kalbur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. minyon kimse. poppet valve buharlı makinalarda kullanılan bir cins valf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i dalgalanmak; çağlamak; i. dalgalanma; çağlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i gelincikgillerden herhangi bir bitki, bot. Papaver; afyon; kızıl renk. opium poppy haşhaş, bot. Papaver somniferum. corn poppy, field poppy, red poppy gelincik, bot. Papaver rhoeas. poppy seed haşhaş tohumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili saçma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haşhaş tohumu, haşhaş başı; mim. suslü başlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. halk, avam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. herkes tarafından sevilen, popüler, revaçta olan;avama mahsus, halka ait; herkesçe anlaşılabilir; halkın kesesine elverişli, ucuz. popular election herkesin oyunu kullanabildiği seçim. popular front pol. faşizme ve gericiliğe karşı gelen ve gösterilerd

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. popularité

tutulma

Halk tarafından sevilme, ünlü olma, iyi tanınma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

popularity. vogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. halkın rağbet edeceği şekle sokmak; halka hitap etmek; herkesin anlayacağı şekle sokmak. populari za'tion i. halkın benimseyeceği şekle sokma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. population

1. varlık,

2.nüfus

1. Canlı varlıkların sayısal yoğunluğu veya dağılımı.

2.Bir ülkede, bir bölgede, bir evde belirli bir anda yaşayanların oluşturduğu toplam sayı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

population.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. nüfuslandırmak, şeneltmek, meskun hale getirmek; bayındırlaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nüfus, şenlik; ahali, sekene; iskân. exchange of populations ahali mubadelesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. populaire

herkesçe tanınan

Herkes tarafından bilinen, ünlü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

popular. pop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

big. popular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

popular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

popular music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

popularity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. populiste

halk yardakçısı

Halkın hoşuna gidecek davranışlarda bulunarak kendine avantaj sağlayan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

populist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. populisme

halk yardakçılığı

Halkın hoşuna gidecek davranışlarda bulunarak kendine avantaj sağlama işi,


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

populism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yoğun nüfuslu, meskun, ahalisi çok. populousness i. nüfus kalabalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. yaşlılık sonucu olarak yakını görme özelli- ğinin zayıflaması, presbitlik. presbyopic s. presbit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped,- ping) i. destek yapmak, desteklemek, sırık ile tutmak; himaye etmek, tutmak; dayamak; i. destek, dayak, ayak, payanda; çamaşır sırığı; hami olan kimse, yardımcı kimse, destekleyici şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sahne donatımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili uçak pervanesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hazırlık dersi ile ilgili; yeni bir ilme başlangıç olan; i. ilk ders, hazırlık dersi. propaedeutics i. herhangi bir ilimde ilk çalışma, başlangıç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Herhangi bir düşünceyi yaymak, başkalarını da kendi tarafına katmak için söz, yazı veya başka vasıtalarla geniş halk kitlelerine tesir etme.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. propaganda

yaymaca

Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propaganda. canvassing. agitprop. publicity. boost. build-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propaganda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A congregation of cardinals, established in 1622, charged with the management of missions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The college of the Propaganda, instituted by Urban VIII. to educate priests for missions in all parts of the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, any organization or plan for spreading a particular doctrine or a system of principles. information that is spread for the purpose of promoting some cause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professional expenditure. propaganda. publicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information that is spread for the purpose of promoting some cause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Control of information, ideas, facts, or allegations spread deliberately to further one's cause or to damage an opposing cause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A way of presenting a belief that seeks to generate acceptance without regard to facts or the right of others to be heard Propaganda often presents the same argument repeatedly, in the simplest terms and ignores all rebuttal or counter-argument It is esse

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Persuasive communication designed to influence political behaviour, usually on a large scale. generation of more or less automatic responses to given symbols.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any information, ideas, doctrines, or special appeals spread to influence the opinions, emotions, attitudes, or behavior of any specified group to benefit the sponsor, either directly or indirectly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Written or spoken pieces that are intended to influence the reader or listener strongly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the military context, the deliberate effort to advance one's own cause by spreading information or disinformation which will damage the enemy's cause Propaganda is not a function of Army public affairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information given to show something or someone in a biased way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advertisement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. propaganda; herhangi bir prensibi yaymaya çalışan teşkilât. propagandist i. bir prensibi yay- maya çalışan kimse, propagandacı. propagandize f. propaganda yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propagandist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propogandist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a propagandist. propagandizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. propagandiste

tanıtıcı

Piyasaya yeni çıkarılmış ilaç, kitap vb. şeyleri tanıtan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who devotes himself to the spread of any system of principles. a person who disseminates messages calculated to assist some cause or some government of or relating to or characterized by propaganda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person who disseminates messages calculated to assist some cause or some government. of or relating to or characterized by propaganda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propagandist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çiftleştirmek; üretmek, çoğaltmak, husule getirmek; yaymak, neşretmek, dağıtmak; nakletmek; geçirmek; sirayet ettirmek, bulaştırmak; kalıtım yoluyle geçirmek; yavrulamak, türemek, ço- ğalmak. propaga'tion i. yavrulama, üreme; neşir; yayma. propagati

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. propan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. vatan aşkına, vatan uğruna.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-led, -ling) ileriye doğru sürmek; itmek, sevketmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ileriye sevkedici şey; kurşunu veya uzay gemisini ileri süren kuvvet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. ileriye sevkedici şey; s. itilebilen; yürütücü, sevkedici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ileriye yürüten şey, vapur veya uçak pervanesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eğiklik, eğilim; eski arzu, istek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. münasip, layık, yakışır, uygun; has, hususi, kendine mahsus, zati; doğru, gerçek, tam; hürmete lâyık; asıl (yer); (eski ) güzel, fevkalade. proper fraction tam kesir. proper name özel isim. the proper time uygun zaman. properly z. uygun şe- kilde;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mülkiyet; mal, mülk, emlak, arazi; hususiyet, özellik; mahiyet, tabiat; sahne donatımı. property man sahne eşyalarını temin eden kimse. property qualification bir kimseye oy hakkı sağlayan mülk sahipliği. property tax emlâk vergisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kehanet; keramet; ilham; tahmin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kehanette bulunmak, keramet göstermek, önceden haber vermek, gaipten haber vermek; peygamberlik etmek, kehanette bulunmak; tahminde bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. peygamber, nebi, resul; bilhassa Allah için söz söyleyen kimse, kâhin, kehanet sahibi. prophetess i. kadın peygamber, nebiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kehanette bulunmayla ilgili; gelecek için isabetli (tahmin); peygambere veya kehanete ait; peygamberlik kabilinden; kehaneti olan. prophetically z. isabetli olarak; kehanetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., tıb. hastalıktan koruyan; i. koruyucu ilaç; prezervatif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. hastalıktan koruma veya korunma usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yakınlık, hısımlık, akrabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. teskin etmek, yatıştırmak; teveccühünü kazanmak; tövbe etmek. propitiable s. yatıştırılabilir, teskini kabil; teveccühü kazanılabilir. propitiative s. yatıştırıcı; tövbe eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öfkesini yatıştırıp teveccühünü kazanma; tövbe etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygun, elverişli, ümitli; merhametli, cömert, lütufkar. propitiously z. uygun bir şekilde. propi- tiousness i. lütufkârlık; ümit vericilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jetli pervane düzeni; bu düzenle çalışan uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arıların kovanlarını sıvadıkları bir reçine, arı reçinesi, kara mum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. öneren kimse, teklif eden kimse; taraftar kimse; s. savunan; taraftar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Marmara Denizinin eski ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. oran, nispet: çoğ. bir cismin genişlik, uzunluk ve derinliği, ebat, boyutlar; hisse, pay; uygunluk; mat. iki çift nicelik arasındaki nispet eşitliği, oran- tı; orantı kuralı; f. orantı kurmak; birbirine uyumlu kılmak. proportion of births to

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. orantılı; i. bir başkasıyle orantılı olan nicelik veya sayı. proportional representation pol. nispi temsil. proportionally z. nispeten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. orantılı. proportionateness i. orantılılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teklif; teklif etme; evlenme teklifi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. teklif etmek, arzetmek; kurmak, niyet etmek; evlenme teklif etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. teklif etme; teklif; k.dili teşebbüs; bir meseleyi arzetme; k.dili uygunsuz teklif; mat. mesele, nazari dava; man. önerme, kaziye; f., k.dili uygunsuz bir teklifte bulunmak. propositional s. teklif kabilinden, teklife ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ileri sürmek, teklif etmek, arzetmek; söylemek, meydana koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. birinin mülkü olan, hususi; mal sahipliğine ait; müseccel; i. mal sahibi; mal sahipleri, hissedarlar. proprietary medicine tescilli ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mal sahibi, mülk sahibi, mutasarrıf. proprietorship i. mal sahipliği. proprietress i. mal sahibi kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uygunluk, münasebet; edep, yol yöntem, adap; âdetlere uyma. breach of propriety adetlere aykırı hareket. the proprieties töre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. bir organın öne veya aşağı doğru düşüklüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ileri sürme veya sürülme, sevk, tahrik; itici kuvvet; tıb. öne doğru eğilerek yürüme. propulsive s. tahrik edici; itici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -laea) saray veya tapınak girişi olan bina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Mısır'da tapınak avlusuna açılan büyük kapı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. protoplazma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaratılan ilk şey; asal hücre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Canlı hücrenin asıl kısmını meydana getiren albüminli madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protoplasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protoplasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. yalancı ayak (amiplerde).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Ruh hastası.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. psychopathe

akıl hastası

Akıl hastalığına tutulmuş kişi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychopathic. psychopath. psychopathic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psycho. psychopath. psychopathic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychopath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Ruh hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. psychopathie

akıl hastalığı

Düşünme, anlama, kavrama, karar verme, önlem alma vb. yeteneklerdeki eksiklik.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ruh hastası, psikopat. psychopath'ic s. ruhi dengesi bozuk, psikopat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akıl hastalıkları ilmi, psikopatoloji.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ruh hastalığı, psikopati; psikoterapi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akıl ile beden arasındaki ilişkileri inceleyen ilim, psikofizik. psychophysicist i. psikofizik uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., min. bir nevi grena taşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ri) havayla temas edince kendiliğinden ateş alan bir madde veya terkip; ateş böceğinden daha parlak ışık veren Amerika'ya mahsus bir böcek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. ışınları camdan geçirme suretiyle yüksek sıcaklık derecelerini ölçen bir çeşit pirometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., min. pirofilit, taş kalem yapmak için kullanılan genellikle beyaz veya yeşil renkte alüminyum silikat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. radyoizotop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. radyotelefon, telsiz telefon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. radyoskopi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y.). Bir hastanın röntgen ışınları altında muayenesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yağmur damlası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yeniden açmak, tekrar başlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yeniden iskân ettirmek; türü azalmış canlıları türetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. su akımının etkisiyle bir organizmanın büyümesi veya yaptığı tepki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,tıb. estetik burun ameliyatı. rhinoplas'tic s bu ameliyata ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. burnun içini muayeneye mahsus ayna.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. kökbacaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.. mikroskop. microscop'ic(al) s. ancak mikroskopla görüle bilen, mikroskobik; çok ufak. microscop'ically z. mikroskobik şekilde; çok ufak miktarda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Roba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woman's one-piece dress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Run of paper or run of press Denotes advertising that appears within the newspaper itself. The logical operations performed on portions of the bit planes--called bitmaps or pixmaps--in the frame buffer These operations perform fundamental movements and tr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for retinopathy of prematurity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rate of penetration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Run of paper An advertisement ordered R O P may be placed on any page in any section of a publication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ROP is an eye disease that occurs in some premature babies that can result in varrying degrees of detached retina and blindness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A two-color card that can run any second color for cost effectiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A brokerage firm employee who supervises registered representatives regarding their client's options account activities and their solicitation of new options clients.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short form for run of paper, sometimes a term used for Display Advertising advertisements published in any position throughout the newspaper/magazine convenient to the make-up of the publication, as distinguished from Classified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Run of Press Also known as Run of Publication or Run of Paper A purchase of advertising space in a printed medium such as a newspaper or magazine where the location is determined by the publisher's best fit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ip, halat; idam; ip gibi dizilmiş şey; nemli veya yapışkan lif veya iplik; A.B.D. kement; f. iple bağlamak; A.B.D. kementle tutmak; ip haline gelmek. rope in k.dili kandırmak. rope off ip çevirerek sınırlamak. rope yarn halat ipi. be at the en

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ip cambazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ipçi, halatçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. halat bükme yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir yazarın, gördüklerini anlatan yazısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interview. reportage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interview. reporting. set of articles on a topical subject. report. reportage. commentary. running commentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feature report. programme which gives a detailed report on a particular topic. newspaper report. feature. interview. reportage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reporter. interviewer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

writer of feature articles. interviewer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reproduction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir sanat ürününün, özellikle resmin çoğaltılması. Bu işlem genellikle basım yöntemleri kullanılarak yapılır. Bir sanat eserinin bu anlamda çoğaltılması ve röprodüksiyon sayılabilmesi için, özgün yapıtın gerçekte tek nüsha olarak yapılmış olması gerekir. Röprodüksiyonu kopyadan ayıran özellik, onun taklit olmayıp; yalnızca özgün yapıtın özgün tekniği dışında bir teknikle yeniden üretilmesidir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tel tel olup kopmayan; ip gibi, sicim gibi. ropiness i. tel tel olup kopmayış; ipe benzer hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rosbi oğlu. Orostopoğlu, orospu oğlu. mec. Kalleş, karaktersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soap bubble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lather. suds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soap bubble. suds. lather. suds soapsuds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

field gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (denizcilik, Fr. chaloupe). Osmanlılar tarafından kullanılan iki direkli hafif tekne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. çürümüş organik maddelerle beslenen bitkisel organizma. saprophytic s. çürümüş organik maddelerle beslenen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -gi) lahit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. saksofon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tarak, zool. Pecten; tarak kabuğu şeklindeki tabak veya tava; tarak kabuğu şeklinde işlenmiş oya; f. tarak kabuğu şeklinde kesmek veya yapmak; tencerede yemeğin üstüne ekmek kırıntıları serpip sos katarak fırında pişirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sizofreni ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., psik. şizofreni. schizophrene i. sizofren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. bölünenler, bölüngenler. schizophytic s. bölünenlere ait, bölünenlerden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. kırkayak familyasmdan bir hayvan. scolopendrine s. kırkayağa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. büyük kepçe; tıb. kaşık şeklinde cerrah aleti; çukur; kepçe ile alma; k.dili vurgun; gazet. atlatma; f. kepçe ile çıkarmak; k.dili toplayıp yığmak; içini boşaltmak; içini oymak; gazet atlatmak; kapmakc scoop net nehir dibini taramaya mahsus ağc

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tar. âşık, ozan, şair.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(sonek) gözlem aygıtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saha, faaliyet alanı; fırsat, vesile; genişlik, vüsat; k.dili teleskop, mikroskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ecza skopolamin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. süpürge şeklindeki

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(sonek) gözlem, müşahede, bakış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. gıcırdamak; i. gıcırtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. sıracaotu familyasına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sismografın basit şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yan dönük

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kayık, sandal, şalopa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) toprak kirasını ürünle ödeyen çiftçi, ortakçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ped ping) dükkân, mağaza; atelye; fabrika, imalâthane, iş; (f). çarşıya gitmek, alışverişe çıkmak; for ile aramak; (ing)., argo suç ortaklarını ele vermek. shop around alışveriş için fikir edinmek. shop steward işçi temsilcisi. shop talk i

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iş tezgâhı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tezgâhtar kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dükkâncı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dükkân hırsızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., tezgâhtar; dükkâncı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dükkân.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çarşıya çıkma, alışveriş etme. shopping center alışveriş merkezi, büyük çarşı. shopping district çarşı. shopping list alışveriş listesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). mağazalarda çalışanlara ve alıcılara yardım eden görevli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). satılmadan eskiyen (mal).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., beysbol ikinci ile üçüncü minder arasında oynayan oyuncu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. chimiotropisme

bit. b. kimya doğrulumu

Kimyasal maddelerin etkisi ile bitkilerde görülen, maddeye doğru veya ters yöne yönelme durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cinemascope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sinop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yoğurtlu yumurta.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. gözbebeği üzerindeki gölge ve ışıkları muayene ederek gözün durumunu anlamakta kullanılan cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Üsküp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. islavlardan korkan adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. sulu tatsız yemek; dil hatası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. navi, şalopa, tek direkli yelken gemisi. sloop of war eskiden brik armalı küçük savaş gemisi. slooprigged s. yan yelkeni ve floku olan (gemi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (slopped, -ping) sulu çamur, yarı erimiş kar; yere dökülmüş sulu madde; sulu hayvan yemi; çoğ. adi veya fena cins yemek; çoğ. bulaşık suyu; f. dökülmek, sıçramak; sulu çamurda yürümek; dökmek,sıçratmak; A.B.D. hayvana sulu yem vermek. slop pail

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. meyilli yüzey veya hat; bayır yokuş; f. meyletmek, meyilli olmak veya kılmak. slope angle meyil açısı. slop'ing s. meyleden. slop'ingly z. meyilli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zifoslu, çamurlu, sulu; kirli su ile lekelenmiş veya ıslatılmış; şapşal, çapaçul, dökük saçık; dikkatsiz, dikkatsizce yapılmış; k.dili. fazla hissi. sloppily z. şapşalca. sloppiness i. şapşallık, dökük saçıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., k.dili. üstüne vazife olmayan işlere burnunu sokmak; i. burnunu sokan kimse snoopy s., k.dili. üstüne vazife olmayan işlere burnunu sokan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. snob

züppe

Seçkin görünmek için, bazı çevrelerdeki düşünceleri benimseyen, hayranlık duyan ve onlar gibi davranmaya özenen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kardelen, bot. Galanthus nivalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Soy kelimesiyle beraber kullanılır: Soy sop = Nesil ve neseb, akraba ve yakınlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ped, -ping) sıvıda yumuşatılmış şey; tirit; yatıştırıcı şey; sus payı, susmalık; f. sıvıya batırmak, banmak; iyice ıslatmak; ıslanmak, içine geçmek (yağmur). sop up emmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. soprano.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kalın deynek: Elinde bir sope vardı.

2.Kumaş vesairede enli yol ve çubuk.

3.Dayak, kötek, darbe. Sopa atmak, vurmak — Döğmek; Sopa yemek = Döğülmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stick. rod. cudgel. bat. club. bashing. beating. baton. bludgeon. cane. caning. cosh. drubbing. ferule. fescue. flogging. switch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baton. cane. club. crook. rod. stick. cudgel. bat. beating. hiding. going-over. thick stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

club. thick stick. cudgel. crooked stick. staff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Spanish: soup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Soup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to club.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.).

1.Elinde sopası olan, sopa ile silâhlı.

2.Geniş yollu (kumaş vesaire).


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sofizm, bilgicilik, safsata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sofist; k.h. safsatacı kimse, yalan sözlerle başkalarını ikna etmeye çalışan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sofist; İng. bazı üniversitelerde ikinci veya üçüncü sınıf öğrencisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sofistçe, safsata kabilinden; i. sofistlerin sanat veya yöntemleri. sophistically z. sofistçe davranışlarla. sophisticalness i. sofistlik taslama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. masumluğunu kaybettirmek; tecrübelendirmek; nad. hile ve safsata karıştırmak; aydınlaştırmak; hile ve safsata öğreterek ahlâkını bozmak. sophisticated s. bilgiç olan, kültürlü, görmüş geçirmiş; incelikli; bilmiş; karmaşık; ileri, teferruatlı (teçhi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. safsata, yanıltmaca; sofistlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Sofokles.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. lise ve üniversitede ikinci sınıf talebesi. sophomor'ic(al) s. ikinci sınıf talebesine ait; bilgiçlik taslayan; pişmemiş, toy; üslup ve davranışlarında aşırılığa kaçan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eskiden İran hükümdarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uyku getiren, uyutucu. soporiferousness i. uyku getirici durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. uyku getiren, uyutucu (ilâç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tirit gibi; sırsıklam, çok ıslanmış; yağmurlu; İng., (argo) aşırı duygusal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sopranodan daha tiz sesli alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.) (musiki). İnce kadın sesi.

Türkçe Sözlük by