Ora ne demek? | Ora anlamı nedir? | Ora

Ora anlamı nedir?

Ora ne demek?

Ora anlamı nedir?

Ora | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(i.). Uzak yere işaret içindir, o yer, o mahal, o cihet. Zıddı: bura. Ora adamları hep uzun boylu olur. Oranın meyveleri meşhurdur. Eklerle beraber kullanılır: Oradan, orada, oraca, oraya, oraya kadar. Şahıs zamirleri ile birleşerek yine aynı mânâda kullanılır: Oram ağrıyor, oranızda bir ufak şiş vardır, orası memleketin en güzel yeridir, asıl işin müşkülü orasıdır, o cihettir, orasını düşünmeli. Oralar = O cihetler, o yerler. Oracıkta = Ta orada (bu küçültme, işaret edilen yeri sınırlar).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

that place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A money of account among the Anglo-Saxons, valued, in the Domesday Book, at twenty pence sterling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

that place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

UW Office of Regional Affairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

UCLA Office of Research Administration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

FDA's Office of Regulatory Affairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Office of Regulatory Affairs; Branch of FDA which is responsible for district offices and therefore also controls the inspections of manufacturers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Parameter file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ORA is an assessment of a customer system provided by Oracle Consulting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

that place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A money of account among the Anglo-Saxons, valued, in the Domesday Book, at twenty pence sterling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

that place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

UW Office of Regional Affairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

UCLA Office of Research Administration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

FDA's Office of Regulatory Affairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Office of Regulatory Affairs; Branch of FDA which is responsible for district offices and therefore also controls the inspections of manufacturers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Parameter file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ORA is an assessment of a customer system provided by Oracle Consulting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agora.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An assembly; hence, the place of assembly, especially the market place, in an ancient Greek city. a place of assembly for the people in ancient Greece the marketplace in ancient Greece 100 agorot equal 1 shekel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In ancient Greek cities, the open marketplace, often used for public meetings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

SoonMessage-passing OO language w/prototyping, academic, 1994.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The public open space that formed the heart of ancient Greek cities and it's the origin of most western conceptions of public, or civic, space as center of for social interaction for ceremony and democratic life on a pedestrian scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Israeli coin One hundred agorot equal one new Israeli shekel--NIS. 100 agorot equal 1 shekel. the marketplace in ancient Greece. a place of assembly for the people in ancient Greece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Yunanistan'da pazar yeri, meclis; toplanma yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Meydan korkusu.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agoraphobie

tıp alan korkusu

Bazı kişilerin alan, park, sokak vb. açık alanlarda duydukları ürkeklik hastalığı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agoraphobia. agoraphobia alan korkusu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bora)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İyi ruhlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). (bk.) Albora.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capsizing. overturn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capsizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overturn. to upset. to overset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. italyanca’dan). (Denizcilik).

1.Serenlerin direklerin üzerine kaldırılıp bağlanması.

2.Floka küreklerinin, selâmlamak için yukarı kaldırılması.

3.Dalyanlarda ağın yukarı alınması ile balığın toplanması.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

().i, eski Kur'an ı kerim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

“Altın Bölüm” ya da “Altın Kesit” de denir. Herhangi bir geometrik biçimde, varlığı estetik bir üstünlük sayılan oran. Parçalar arasındaki orantıda, küçük parçanın büyük parçaya oranı, büyük parçanın bütün parçaya oranına eşittir. Cebirsel olarak; a/b= b/ (a/b) biçiminde ifade edilir. Parçalar arasındaki oranın değeri olan 1.618 “altın sayı” adını alır. Altın oran, geometrik olarak iki kareden oluşan bir dikdörtgenin köşegeni aracılığıyla kurulur. Antik Çağdan bu yana matematikçilere ve sanat kuramcılarına konu olan Altın oran, bu adı XIX.yy da almıştır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). biraz ıslah etmek, iyileştirmek, düzeltmek; iyileşmek,; düzelmek, biraz ıslah olmak. ameliora'tion (i). iyileşme, düzelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amphora.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ahlâkdışı, ahlâk ile ilgisi olmayan, ahlâk çerçevesi dışında kalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (bk.) ahlâkdışçılık.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. amoralisme

fel. töre dışıcılık

Töreyi inkâr eden öğretilerin genel adı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iki kulplu eski bir cins küp, amfor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). demirleme yeri, liman; demirleme, demirlenmiş olma; güven, emniyet ; demirleme harcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

(Andorra) Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Avrupa’da, Fransa ile İspanya ortasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 42 30 Kuzey enlemi, 1 30 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 468 km².

Kara: 468 km².

Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 120.3 km.

Sınır komşuları: Fransa 56.6 km, İspanya 63.7 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: ılıman; kışları karlı ve soğuk, yazları kuru ve ılık geçer.

Arazi yapısı: Dik kayalıklar ve dar vadilere sahiptir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Riu Runer 840 m; en yüksek noktası: Coma Pedrosa 2,946 m.

Doğal kaynakları: hidro enerji, kaynak suları, kereste, demir yatakları, kurşun.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.

Otlaklar: %45.

Ormanlık arazi: %35.

Diğer: %18 (2005 verileri).

Doğal afetler: çığ, kar fırtınaları.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 71,201 (2006 Temmuz ayı tahmini).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %14.7 (erkek 5,456; kadın 4,254).

15-64 yaş: %71.04 (erkek 26,632; kadın 24,172).

65 yaş ve üzeri: %14 (erkek 4,918; kadın 5,029) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.89 (2006 verileri).

Mülteci sayısı: 6.47 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.07 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.9 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.1 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.98 erkek/kadın.

Toplam nüfus: 1.08 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 4.04 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 83.51 yıl.

Erkeklerde: 80.61 yıl.

Kadınlarda: 86.61 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.3 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Andoralı (Andorra).

Nüfusun etnik dağılımı: İspanyollar %43, Andoralılar (Andorra) %33, Portekizliler %11, Fransızlar %7, diğer %6 (1998).

Dil: Katalanca (resmi), Fransızca, Kastilyanca.

Din: Katolik.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Andora (Andorra) Prensliği.

kısa şekli : Andora (Andorra).

Yerel tam adı: Principat d’Andorra.

yerel kısa şekli: Andorra.

Yönetim Biçimi: Parlamentoyla Yönetilen Yetkisiz Prenslik.

Başkent: Andorra la Vella.

İdari bölümler: 7 bölge; Andorra la Vella, Canillo, Encamp, La Massana, Escaldes-Engordany, Ordino, Sant Julia de Loria.

Bağımsızlık: 1278.

Milli bayram: 8 Eylül (1278).

Hukuk sistemi: Fransa ve İspanyol hukuku temel alınmıştır. Andoralı seçmenler 715 yıllık feodal sistemi sona erdirmişler ve 14 Mart 1993’te parlamenter bir hükümet sistemi benimsemişlerdir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği), OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü), UN (Birleşmi


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angora.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A city of Asia Minor which has given its name to a goat, a cat, etc. a long-haired breed similar to the Persian cat domestic breed with long white silky hair raised for its long silky hair which is the true mohair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hair of the Angora goat Also known as Angora mohair Angora may also apply to the fur of the Angora rabbit However, according to the U S Federal Trade Commission, any apparel containing Angora rabbit hair must be labeled as 'Angora rabbit hair' on the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hair of the Angora goat Also known as Angora mohair Angora may also apply to the fur of the Angora rabbit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hair of the Angora goat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fibre: Hair from the angora rabbit Often blended and mixed with wool to lower the price of the finished article or to obtain fancy or novelty effects Weave: Various weave and knitted Characteristics: Very fine, light weight, extremely warm and fluffy Has

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hair of the Angora goat Also known as Angora mohair Angora may also apply to the fur of the Angora rabbit However, according to the U S Federal Trade Commission, any apparel containing Angora rabbit hair must be labeled as 'Angora rabbit hair' on the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hair of the Angora goat Also known as Angora mohair Angora may also apply to the fur of the Angora rabbit However, according to the U S Federal Trade Commission, any apparel containing Angora rabbit hair must be labeled as 'Angora rabbit hair' on the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A yarn made from the hair of the angora rabbit Prized for its soft feel and fluffy look, angora is often used in blends Adds great warmth to socks Angora is now often simulated by the use of specialty acrylic fibers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Name stems from Angora Rabbit whose hair is exceptionally fine and though light gives much warmth to the wearer For commercial reasons Angora fabrics could also be available using MOHAIR COTTON/ MOHAIR YARN BLENDED and also WOOL/COTTON BLENDED KNITTING YA

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Ankara. Angora cat Ankara kedisi. Angora goat Ankara keçisi. Angora wool tiftik, moher.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anorak. windcheater. wind cheater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anorak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

windcheater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a kind of heavy jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anorak , parka , windbreaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) zamanla ilişkisi olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Atmosferin alt tabakasında yüksekliğin artması ile oluşan ısı düşmesi oranı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneşteki fırtınalar sonucu meydana gelip kutuplarda geceleri görülen renkli ve hareket eden ışıklar; tan, doğuş, fecir, tulu, seher; (b.h)., (mit). seher tanrıçası. aurora australis güney yarımkürede geceleri gökyüzünde görülen renkli ışık

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden giyilen bir seşit renkli yünlü kumaştan yapılmış iç etekliği; k.h. bir çeşit bağlı ayakkabı; bir çesit iskoç kasketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Fırtına.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Birdenbire çıkan fırtına. Pek şiddetli rüzgâr: Bora çıkmak, kopmak, patlamak, zuhur etmek, boraya tutulmak. mec. Pek şiddetli tekdir ve azarlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squall. tempest. flurry. gale. gust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gale. gust. squall. tempest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squall. fresh gale. gust of wind. hurricane. lightning storm. tempest. whole gale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term used to describe a katabatic wind in Yugoslavia. a regional downslope wind whose source is so cold that it is experienced as a cold wind, despite compression warming as it descends the lee slope of a mountain range.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cold, often dry, northeasterly wind which blows, sometimes in violent gusts, down from mountains on the eastern shore of the Adriatic It also applies to cold, squally, downslope winds in other parts of the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İtal.) (Erkek İsmi) - Araziden çıkan şiddetli rüzgar.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kim. asitborik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. borasit, Bandırma taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Buram buram dönerek kar veya yağmurla karışık esen şiddetli rüzgâr, fırtına: Bir borağana tutulduk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hodan, bot. Borago officinalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. «bork» tan bude, F. «bore» den borak suretinde Avrupa lisanlarına da geçmiştir) (kimya). Alçıtaşı, tenkâr madeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Ziraate elverişsiz, çorak yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Borat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

borax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

borax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Borağan. (bk.) Borağan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

borane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Rüzgar, şimşek, gökgürültüsü, sağanak yağmurun birlikte olduğu iklim hadisesi. Boran Hatun: Emevi halifesi Me’mun’un zevcesi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Boran).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Sığırdili çeşidinden bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Makara dilinin pirinçten olan zıvanası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pirinçle karışık ıspanak veya diğer sebze yemeği. (Halîfe Me’mûn’ un evlendiği Boran’ın meşhur incili yeşil halısına renkçe benzediği için bu isimle adlandırılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Bulgarca’dan). Rumeli derelerinde kullanılan yekpare kütükten mamul tekne gibi balıkçı kayığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ibranîce, Fr. kimya). Yumuşak beyaz kütle veya sert billûr halinde bulunan magnezyum borat ve kloriti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ibranîce, Fr. kimya). Bor asidi ile bir oksidin birleşmesinden meydana gelen tuz. Hekimlikte ve lehim işlerinde kullanılan borat, sodyum boratı olup boraks veya tenkâr adları ile de anılır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Boran).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. borat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boraks.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. boru F. zeden = vurmak, çalmak). Askere kumandanın talimat ve tenbihatını tebliğ ve meselâ yemek, uyku vesaire vakitlerini ilân için boru çalmakla vazifeli olan ve savaş meydanında kumandanın yanından ayrılmayan çavuş veya er.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Borazancıların çaldığı perdesiz boru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bugler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bugle. trumpet. trumpeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buggle. trump. trumpet. trumpeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Borazan çalan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trumpeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Fırtına.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya) Yel, şimşek ve gökgürültüleri ile karışık yağan ve kısa süren zorlu yağmur: Yazın sık sık buranlar olur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Yunan ayinlerinde başının üstünde sepet taşıyan kız; başında yastığa benzer bir şekil bulunan kız heykeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit tütün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). kabuklular ve örümcek gibi eklembacaklılarda baş ve göğüs kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). bir alt derecedeki mahkemenin gördüğü bir davanın dosyasının bir üst mahkemede incelenmek üzere celbini isteyen müzekkere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). kloralhidrat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). klorik asit tuzu. chlorate of zinc lehim suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -gi). eski Yunan korolarının şefi; herhangi bir festivalin idarecisi.choragic (s). koro şefiyle ilgili veya ona ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). koro ile ilgili; bir koro tarafından söylenmiş; koro için yazılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilâhi beste, koral.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

soğuk hava deposu; kdili geçici olarak kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). beraber çalışmak, işbirliği yapmak. eollabora'tion (i). beraber çalışma, işbirliği. eollaborator (i). beraber çalışan kimse, işbirliği yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). askeri birlikler tarafından işgal edilmiş memleketin düşman ile işbirliği yapan vatandaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir bitki veya hayvanda görülen renk düzenlemesi; renklendirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). koloratür parçaları içine alan ses müziği. coloratura soprano koloratür soprano.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). anmak, zikretmek, hatırasını yad etmek commemora'tion (i). anma, hatırasını yad etme; anma töreni. commemorative (s). anma vesilesi oian; hatıra serisi olarak basılmış (pul).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çadaş, muasır; aynı zamanda vaki olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çağdaş, muasır; aynı yaşta olan; günümüze ait. contemporary with ile çağdaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bez veya deri ile kaplı sepet işi bir çeşit kayık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mahsul vermez, verimsiz, kıraç: Çorak yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arid. infertile. waste. barren. bitter. undrinkable. impervious clay. saltpetre bed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arid. barren. infertile. waste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Çorak yer. Fars. şûrezâr, kıraç yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aridity. barrenness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). mercan, (zool). Corallium rubrum; (s). mercandan, mercana benzer. coral creeper mercan çiçeği, (bot). Kennedya. coral reef mercan kayalığı. coral snake mercan yllanı, (zoo).l Micrurus corallinus. coralloid (s). mercan şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). koralina, bir çeşit deniz yosunu; (s). mercandan, mercana benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). mercanın tek polipi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Çoraniko, çobaniko = Hep beraber, kapı kapamaca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayağa giyilen yün veya pamuktan örme şey; konçlu, konçsuz çorap. Çorap örmek = Çorap yapmak, mec. Hile ve tuzak kurmak. Çorap söküğü = Biribiri ardınca vuku bulan, uzayıp giden şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stocking. sock. hose. footwear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sock. stocking. hose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hose. stocking. sock. footwear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Çorap ören, çorap yapan.

2.Çorap satan, çorap tüccarı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hosier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the hosiery business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). karabatak kuşu, (zoo).l Phalacrocorax carbo; obur adam; (s). açgözlü; yırtıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bedeni, cismani; (zool) gövdesel. corporal punishment bedeni ceza, dayak. corporally (z). bedenen, cismen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). onbaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). anonim şirkete ait; bir dernek veya bir şirket halinde hukuken birleştirilmiş, birlik olmuş, toplu. eorporate image bir şirketin kamuoyunda bıraktığı intiba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anonim şirket, tüzel kişi; (k.dili). şişko göbek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). destekleyici; (i). kuvvetlendirici şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (bir fikri) desteklemek, doğrulamak, teyit etmek. corroboratives doğrulayan, teyit edici. corroboratively (z). doğrulayarak. corrobora'tion (i). doğrulama, onaylama, teyit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). silindir şeklindeki bir odanın duvarlarına yapılan resim; tiyatro sahnenin silindir şeklindeki arka duvarı veya arka perdesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beyazlatıcı madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). süslemek, tezyin etmek; nişan vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süslemek; ziynet, tezyinat, süs; nişan, madalya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). süsleyici, süslü, tezyini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dekoratör, tezyin eden kimse. interior decorator iç mimar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kızlığını bozma, bikrini izale etme; bir şeyin tazeliğini ve taravetini bozma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dekor yama işi, dekor teşkil eden şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decoration. scene-making.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decoration. interior decorating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Dekorasyonla alâkalı, dekorasyona mahsus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decorative. ornamental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decorative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decorative. ornamental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Dekor ve dekorasyon yapan sanatkâr.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. décorateur

iç mimar

Bir yapıyı, kullanım ve estetik bakımından ele alıp insanın fiziksel ve ruhsal özelliklerine uygun olarak tasarlayan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decorator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decorator. interior decorator. house painter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. démoralisation

moral çöküntüsü

Manevi dirençsizlik, ruhsal yönden direnememe, cesareti yitirme.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. démoralise

morali bozulmuş

Manevi gücü azalmışi


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ahlakını bozmak, ifsat etmek; cesaretini kırmak, moralini bozmak, maneviyatını bozmak, gözünü korkutmak, yıldırmak. demoraliza'tion (i). maneviyatın bozulması, ahlakın bozulması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deodorant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A deodorizer. a toiletry applied to the skin in order to mask unpleasant odors.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roll on / adj , n / (.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any substance that masks, removes, or prevents unpleasant body odors.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Affects liver and detoxification systems due to its ability to absorb or destroy foul odors. a chemical which inhibits the growth of bacteria, rather like an antiseptic Used to control body odour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance that reduces or removes smells. a toiletry applied to the skin in order to mask unpleasant odors.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antiperspirant , deodorant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koku giderici madde; deodoran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). fenalaşmak, bozulmak, alçalmak, gerilemek. deteriora'tion (i). fenalaşma, gerileme, bozulma, çürüklük, çürüme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Yun.

kopuntu

1. Herhangi bir ulusun yurdundan ayrılmış kolu.

2.Yahudilerin ana yurtlarından ayrılarak yabancı ülkelerde yerleşen kolları.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lit., 'Dispersion.' applied collectively: To those Jews who, after the Exile, were scattered through the Old World, and afterwards to Jewish Christians living among heathen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

James i. 1.By extension, to Christians isolated from their own communion, as among the Moravians to those living, usually as missionaries, outside of the parent congregation. the dispersion or spreading of something that was originally localized the disp

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

areas of the world outside of the Land of Israel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The forced exiles of the Jewish people from Palestine by the Babylonians in the sixth century BCE and by the Roman Empire in the middle of the 2nd century CE. The technical term for the dispersion of the Jewish people, a process which began after defeats

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The worldwide Jewish dispensation after the destruction of the second Temple in 70 C E Refers to all Jews living outside of Israel also known as the 'exile ' In Hebrew, the word for exile is 'galut '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Those Jews living outside the land of Israel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Jews who lived outside Israel after the Exile, especially around the Mediterranean Basin They mainly spoke Greek and the Septuagint was their Bible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Jewish dispersion or exile from the Land of Israel Also the term used to refer to Jews and Jewish communities living worldwide beyond the borders of the State of Israel. the movement, migration or scattering of people from their original homelands. forced

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Greek for 'dispersion,' most commonly used of Jews living outside the land of Israel anytime after the Babylonian Exile, but also used by other groups.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Describes the scattering of the Jews after the Fall of Jerusalem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exile The dwelling of Jews outside the land of Israel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Jews living in Israel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The dispersion of the Jews.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the Jews living in scattered communities outside Eretz Yisrael during and after the Babylonian Captivity and, especially, after the dispersion of the Jews from the region after the destruction of the Temple by the Romans in A D 70 and the Bar-Ko

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The offspring of an area who have spread to many lands. the Dispersion, the scattering of the Jews into excile to the four corners of the earth However it is starting to end, with the Jews returning to Israel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Jewish communities outside of Israel. the body of Jews outside Palestine or modern Israel. the dispersion of the Jews outside Israel; from the destruction of the temple in Jerusalem in 587-86 BC when they were exiled to Babylonia up to the present time. t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diaspora.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sürgünden sonra Yahudilerin dünyanın her tarafına yayılması; İncil'de Kudüs'ün dışında bulunan Yahudi Hıristiyanlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language laboratory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diyorama. dioramic (s). diyoramik, diyoramaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct proportion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct proportion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

birth rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

birth rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Doktor payesi. 2.Doktor olmak için verilen imtihan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postgraduate. doctorate. doctor's degree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doctorate. doctoral examination. doctor's degree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. T).

1.Ekvatorla ilgili. 2.Astronomi araştırmalarında kullanılan bir cihaz.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. équaritoral

coğ. eşleksel

Ekvator’la ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equatorial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equatorial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dikkatle işlenmiş, özenilmiş, mükellef, tafsilâtlı, ayrıntılı, inceden inceye işli. elaborately z. üzerinde dikkatle durarak, inceden inceye işleyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ince işle ve emekle meydana getirmek, incelikle işlemek, ihtimam etmek, ayrıntılı bir şekilde hazırlamak, genişletmek. elabora'tion i. ihtimam, inceden inceye işleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

isp. altın ülkesi diye şairlerce hayal edilen bir Güney Amerika ülkesi; altınlarla donanmış yalancı cennet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. seçim veya seçmenlerle ilgili. electoral college A.B.D. Cumhurbaşkanı seçmek için toplanan seçmenler kurulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oy verme hakkına sahip kimseler, seçmenler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir görüntü veya ekranın en ve boy oranı. DVD ve HDTV yayınları gibi geniş ekran yapımları daha iyi görüntüleyebilmek için, her geçen gün daha fazla sayıda dijital TV kanalı 16:9 oranını (1.78:1) kullanmaya başlıyor.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) buhar haline getirmek, buharlaştırmak, uçurmak; buhar olup uçmak, buharlaşmak, buğu çıkarmak. evapora'tion (i.) buharlaşma, buğulanma. evap'orator (i.) sebze, meyve ve başka maddeleri kurutmaya mahsus alet. evap'orated milk kısmen suyu alınmış yoğun

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (tıb). balgam söktüren: (i). balgam söktürücü ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). balgam çıkarmak, tükürmek. expectora'tion (i). tükürme; tükürük, balgam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). irticali, önceden yapılan bir hazırlığa dayanmayan. extemporaneously (z). doğaçtan, irticalen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). irticalen yapılan veya söylenen, evvelce düşünülüp hazırlanmamış. extemporar'ily (z). irticalen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rate of interest. interest rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun, müsait, elverişli, münasip; lütufkâr; taraftar, lehte; güzel. favorably (z). Lehinde, taraftar, iyi, yolunda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fötr şapka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (anat). kalça kemiğine ait, uyluğa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Bir bölgede veya bir ülkede yetişen bitkilerin tamamı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

bit. b. bitki örtüsü

Bir bölgede yetişen bitkilerin tümü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flora.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The goddess of flowers and spring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The complete system of vegetable species growing without cultivation in a given locality, region, or period; a list or description of, or treatise on, such plants.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flora.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all the plant life in a particular region. a living organism lacking the power of locomotion. is the total plant life in an area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The plants of a particular region, geological period, or environment. the plants that live in a particular area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The entire plant population of a given area, environment, formation, or time span.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The plant life of an area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Plant life or vegetation of a region.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A general term for all forms of plant life characteristic of a region, period or special environment Flore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Plant life. the plant and/or bacteria species that inhabit a particular environment, e g , intestinal flora.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The plants of a region. [n] plant life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Plants of a given region or period of geologic time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The entire group of plants found in an area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A list of all plant species that occur in an area. the plants of a particular region or time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

All the plant life of a given place. the total of all different plants of an area versus vegetation, a total of all plants The limitation of a flora can be geographical or artificial For example, the 'flora of Michigan' should not include a plant found ev

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The entire plant life of a particular region or geological period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Plants.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The total plant life of an area at a time 'Vegetation' is more limited, usually meaning the large vascular plants.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). bitey, flora, bir bölgede yetişen bitkilerin topu; bu bitkiler hakkında yazılmış eser; (tıb). belli bir kısımdaki mikroplar. floral (s). çiçeklere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. i. denizcilik).

1.Aç, açıl, açığa kumandası: Fora yelken = Yelkeni açıp fora etmek, açmak.

2.Bir makine parçalarının birbirinden ayrılması: Bir somunu fora etmek. Halk dilinde: Fora kılıç, fora ateş gibi tabirlerde de kullanılır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open it ! unfurl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hayvan yemi, ot, saman, arpa; yiyecek peşinde koşma; (f). yiyecekleri yağma etmek; yiyecek temin etmek için uğraşmak; yem veya yiyecek tedarik etmek. forage cap (Ing). bir çeşit piyade veya subay başlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. ramina) (anat)., (zool). küçük delik. foramen magnum (anat). kafatası altındaki büyük delik. foramen occipitale magnum (anat). artkafa büyük deliği. foraminated (s)., (anat). ufak delikli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). delikliler takımından bir deniz hayvanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

madem ki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). çapul; akın; (f). yağma etmek, çapulculuk etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), herkese açık yarış veya karşılaşma; herkesin katıldığı kavga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Free Float Rate)

Halka açık hisselerin nominal değerleri toplamının, tüm hisselerin toplam nominal değerlerine oranını ifade eder.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şerefli, itibarlı, namuslu; muhterem; sayın; şeref verici; asaletli (yüksek rütbe sahiplerine denir). honorable mention mansiyon, teselli mükafatı. Right Honourable İngiltere'de bir asalet unvanı. honorableness i. şeref, itibar. honorably z. şeref

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ücret, serbest meslek sahibine hizmet karşılığında verilen para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fahri, ücretsiz; şerefe ait. honorary degree şeref payesi. honorary office fahri görev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca’dan). Ayak tepilerek yapılan basit, hareketli bir raks: Hora tepmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a round dance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Israeli folk dance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, horary s. saatlere ait; saatte bir olan; bir saatlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aile efradı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. musilci) Türk musikisinde şimdi kullanılmıyan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tuğla tozuyla kireçten mürekkep sağlam bir harç ki, çimentonun icadından önce onun yerine kullanılırdı (İran’ın Horasan ülkesinde kullanıldığı için bu isimle şöhret bulmuştur). Kara horasan = Horasan’da yapılan makbûl bir kılıç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortar made of brick dust and lime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski kıyafette, sarıktan taşkın bir çeşit kavuk ki, eski mezar taşlarında örnekleri çok görülür.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(semen-contra): Bileşikgiller familyasından “Compositae”nin açılmamış çiçekleridir. Halep, Türkistan, Buhara ve Volga nehri etrafında yetişir. Hekimlikte sarımtırak esmer renkli ve küçük tohuma benzer çiçek başları ile diğer kısımları kullanılır. Kokusu anasona benzer. Tadı acı, yakıcı ve fenadır. Etkili maddesi Santonin’dir. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarını düşürür.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca’dan). Şaka, eğlence, lâtife, mizah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şakacı, latîfe ve mizahı seven.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. suyuktan ileri gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cahil kimse

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cehalet, cahillik. ignorant s. cahil, bilgisiz; bilmeyen; habersiz. ignorantly z. cahilce, bilgisizce; habersiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. immoral

fel. töretanımaz

Daha üstün saydığı bir töre adına geçerli töreyi tanımayan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

violating principles of right and wrong. not adhering to ethical or moral principles; 'base and unpatriotic motives'; 'a base, degrading way of life'; 'cheating is dishonorable'; 'they considered colonialism immoral'; 'unethical practices in handling publ

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ahlaksız, ahlâkı bozuk, ahlaka aykırı, edepsiz, fasit. immorally z. ahlâksızca. immoral'ity i. ahlaksızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. immoralisme

fel. töretanımazlık

Toplumca benimsenmiş töre ile ilgili değerleri değiştirmek isteyen öğretilerin genel adı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. deliksiz, delinmemiş; kenarları deliklerle birbirinden ayrılmamış (pul). imperfora'tion i. deliksiz olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sevgili, sevilen kadın; aşık kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.madde varlığı olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. anonim şirket haline getirmek; birleştirmek, birleşmek; içine almak, dahil etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anonim şirket olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anonim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yalvarışa kulak vermez, amansız, merhametsiz; değiştirilemez. inexorably z. yalvarışa aldırmayarak; karşı konulmaz şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) canlandırmak, kuvvetlendirmek, zindelik vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. caparra

huk. güvenmelik

Sözleşme yapılırken, taraflardan birinin diğerine işten caymayacağını belirtmek amacıyla önceden verdiği güvence parası.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tradein.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retention. earnest-money. deposit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Şişeden kap, pul şişe ve umumiyetle kimya tecrübelerinde kullanılanı.

2.Hastaların idrarını saklamaya ve muayeneye mahsus şişe, ördek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bobbysock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir projektör tarafından ekrana yansıtılan veya ekranda görünen en karanlık ve parlak nokta arasındaki fark.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. Y. tıp). Daha çok çocuklarda görülen, baş, kol, bacak oynatma şeklinde beliren bir sinir hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chorea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.) (musiki). Koro için bestelenmiş eser.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fran.) (Erkek İsmi) 1.Batı musikisinde dini şarkı. 2.Sınır muhafızı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Koral).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. askerlik). Deniz kuvvetlerinde tümemiralden sonra gelen rütbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vice admiral. rear admiral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vice-admiralty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Kur'an.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İyice kor rengine gelen ay.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

panty hose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pantihose. tights.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Al.). Laboratuvar işlerinde çalışan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laboratory assistant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chemist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laboratory assistant. laboratory worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lab assistant , laboratory assistant , operator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) laboratuvar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İlmî sınâİ çalışmalar, araştırmalar yapmaya yarayan çeşitli cihaz ve malzemenin bulunduğu yer: Kimya laboratuvarı, fen laboratuvarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lab. laboratory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laboratory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sahile yakın; i. sahil boyu.littoral cordon jeol. kıyı kordonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

tıb. hareket intizamsızlığı, ataksi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. radyo sinyalleri ile gemi veya uçağın yerini tespit eden bir sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., sweet marjoram mercanköşk, güvey otu, bot. Majorana hortensis. common marjoram, wild marjoram keklik otu, yer fesleğeni, bot. Origanum vulgare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca, denizcilik). Geminin bordasına konulan dfkme.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. düzeltmek, iyileştirmek; iyileşmek, düzelmek meliora,tion i. islah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. hatırlanmaya değer şeyler; böyle şeylerin kaydı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hatırlanmaya değer, anılmaya layık. memorably z. hatırlanacak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. L.). Muhtıra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A record of something which it is desired to remember; a note to help the memory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A brief or informal note in writing of some transaction, or an outline of an intended instrument; an instrument drawn up in a brief and compendious form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a written proposal or reminder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sometimes also referred to as a 'Bidder Acknowledgment,' or 'Broker Acknowledgment,' the memorandum is signed by those parties either on the auction floor or in the contract room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Memorandum title is a nonnegotiable title issued when you bring a vehicle from out-of-state, have a lien on the vehicle and your lienholder has possession of your out-of-state title A Memorandum title is not valid unless accompanied by the previous out-

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A written communication much like a letter but having no salutation or complimentary ending Usually used within or between offices of the same organization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sometimes also referred to as a 'Bidder Acknowledgment' or 'Broker Acknowledgment', the memorandum is signed by those parties either on the auction floor or in the contract room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An informal note or instrument embodying something the parties desire to have in written evidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Memorandum of Association of an IBC, equivalent to articles of incorporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

OF TRUST A document, usually recorded, which shows that a trust has been created, names the TRUSTEES and successor trustees, and states their powers, and lists the property subject to the trust It is sometimes called a Certificate of Trust. 1 An informal

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Document setting out main objects of the company and its powers to act.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum , minute , note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -da, -dums) ileride hatırlanması için yazılan kısa not; muhtıra; not.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Gemilerin bordasında sandalları asmaya yarayan dikmeler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tek ray, monoray; tek raylı demiryolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya).

1.Yunanistan’ ın yarımada hâlinde olan güney kısmı ki, Korent Boğazı açıldıktan sonra bir ada hâline gelmiştir.

2.Eskiden «Yunanistan» mânâsına da kullanılırdı ve sadece Mora ile Attika’yı içine alırdı.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. buzultaş, moren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Zihin kabiliyetlerinin bütünü; karakter.

2.Tehlike ve güçIkleri karşılama enerjisi, maneviyat.

3.Ahlâk.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Relating to duty or obligation; pertaining to those intentions and actions of which right and wrong, virtue and vice, are predicated, or to the rules by which such intentions and actions ought to be directed; relating to the practice, manners, or conduct

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Conformed to accepted rules of right; acting in conformity with such rules; virtuous; just; as, a moral man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Used sometimes in distinction from religious; as, a moral rather than a religious life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Capable of right and wrong action or of being governed by a sense of right; subject to the law of duty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acting upon or through one's moral nature or sense of right, or suited to act in such a manner; as, a moral arguments; moral considerations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sometimes opposed to material and physical; as, moral pressure or support.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Supported by reason or probability; practically sufficient; opposed to legal or demonstrable; as, a moral evidence; a moral certainty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serving to teach or convey a moral; as, a moral lesson; moral tales.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The doctrine or practice of the duties of life; manner of living as regards right and wrong; conduct; behavior; usually in the plural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The inner meaning or significance of a fable, a narrative, an occurrence, an experience, etc.; the practical lesson which anything is designed or fitted to teach; the doctrine meant to be inculcated by a fiction; a maxim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A morality play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Morality, 5.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To moralize. the significance of a story or event; 'the moral of the story is to love thy neighbor' concerned with principles of right and wrong or conforming to standards of behavior and character based on those principles; 'moral sense'; 'a moral scruti

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morale. esprit de corps. morality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the significance of a story or event; 'the moral of the story is to love thy neighbor'. relating to principles of right and wrong; i e to morals or ethics; 'moral philosophy'. concerned with principles of right and wrong or conforming to standards of beha

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Synonym for 'ethical ' See ethics. good according to a standard of right and wrong, as in: The moral thing to do isn't always the popular thing to do. knowing right from wrong behavior. '1 a : of or relating to principles of right and wrong in behavior :

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The moral Gower John Gower, the poet, is so called by Chaucer Father of moral philosophy Thomas Aquinas. able to know right from wrong in conduct; deciding and acting from that understanding. virtuous, doing the right thing. referring to what is right and

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The moral perspective in which one knows the good, proper, and right The moral perspective is played out through one's motives, intentions, and actions as they impinge on or affect other human beings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A lesson learned from a mediation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Relating to right and wrong as determined by duty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morale , morality , morals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ahlaka ait, ahlaki, törel, ahlaksal; iyi ahlaklı, doğru; iyilik veya fenalık yapmaya muktedir; manevi; olasılı; i. ahlâk dersi; çoğ. ahlâkıyat, ahlak; düstur, özdeyiş. moral defeat manevt yenilgi. doubtful morals ahlâkdışı davranışlar. moral f

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maneviyat, manevi güç, moral; ahlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Mora yarımadası ahalisinden olan.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. moraliste

fel. ahlakçı

Her şeyi ahlak açısından değerlendiren.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ahlak ilmi uzmanı, ahlakçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ahlak ilmi, ahlâk; ahlâk doğruluğu; törellik; ahlâk dersi. morality play on beşinci ve on- altıncı yüzyıllarda karakterlerin erdem ve kötülük gibi ahlâki değerleri simgelediği bir tür dram.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ahlâk öğretmek; ahlâki yönlerini açıklamak, ahlâk dersi çıkarmak; ahlâkını diizeltmek. moraliza'tion i. ahlâk yönünden değerlendirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. felsefe). Mutlak olarak ahlâka bağlı olan felsefî sistem.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. moralisme

fel. ahlakçılık

Ahlakı bir araç değil, bir amaç sayan öğreti.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Mor rengine girmek, mor olmak: Mürdüm eriği olgunlaşınca morarır.

2.Kararmak: Dağlar morardı.

3.Berelenmek: Dayaktan bütün bedeni morarmış.

4.mec. Acı ve ümitsizlikten beniz kararmak: Buna işitince kararıp morardı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become purple. to become bruised. to be embarrassed/humiliated. to eat crow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn purple. to turn black-and-blue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mor iz, morluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Mor rengine sokmak, mora boyamak: Mürekkeple ellerini morartmış.

2.Karartmak, karanlık hâle koymak: Şu bulutlar havayı morarttı.

3.Berelemek: Dayaktan bütün vücudu morartılmış.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make purple. to black. to make black-and-blue. to bruise. to embarrass. to humiliate. to score off sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn sth purple. bruise. empurple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bataklık, batak; sazlık; güçlük, engel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buhranlı zamanlarda borcun ödenmesini geciktirme hakkı, moratoryum; resmi geciktirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. moratoryuma ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Buhranlı devirlerde, bir ülke veya bölgede borçların bir kısmı veya tamamının ödenme mecburiyetinin bir müddet geri bırakılması.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. moratorium

ekon. erteletim

Çok bunalımlı dönemlerde bir ülkede, bölgede, bir bölüm veya tüm borçlardaki ödeme zorunluluğunun geri bırakılması.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Moravyalı; i. Moravyalı kimse; Moravya dili; Bohemya çıkışlı bir Protestan mezhebi üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, moray eel murana, zool. Muraena helena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Sıcak, göreli olarak yağış bakımından zengin 4-6 aylık vejetasyon periyodu olan iklim kuşaklarıdır. Nemoral iklim kuşağında yayılış gösteren yazın yeşil, geniş yapraklı ormanlar bol miktardadır. Bunların yayılış bölgeleri Batı ve Orta Avrupa, Doğu Asya, Doğu ve Kuzey Amerikadır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ahlâkla ilişiği olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

death rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

death rate. fatality rate. mortality. mortality rate. rate of mortality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kara pazı, koyun sarmaşığı, bot. Atriplex hortensis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

then and there.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

then and there.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Yunanistan ve Roma'da gaipten haber veren kahin; bu kahinin gaipten verdiği haber; bu kahinin kehanette bulunduğu kutsal yer; vahiy, ilham.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kehanetle ilgili; anlaşılmaz veya gizli anlamı olan; hikmetli; muğlak; hayret verici, harikulade. oracularly z. kehanet olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ora.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

there. thereat. therein. yon. yonder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

there. yonder. in that place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

there. therein.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from there. thence. therefrom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thence. from there.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from there. thence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Tırpanın küçüğü: Bu orak hiç kesmiyor.

2.Ekin biçme, hasat: Köylüler şimdi orakla meşguldür.

3.Hasat vakti, mevsimi: Orakta ödemek üzere borç aldım. Orakböceği = Ağustos böceği. Orakkuşu = Orak böceğinin büyüceği, çırtlak, ocak çekirgesi, çırçır, çırlak bunun çeşitleridir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sickle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hook. sickle. reaping hook. sickles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sickle. reaping hook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Ekin biçme zamanı, hasat. 2.Ekin biçme aracı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekin biçen, orakla ekin biçerek bunun ücretiyle geçinen rençber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harvester. reaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Uttered by the mouth, or in words; spoken, not written; verbal; as, oral traditions; oral testimony; oral law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to the mouth; surrounding or lining the mouth; as, oral cilia or cirri. an examination conducted by word of mouth a stage in psychosexual development when the child's interest is concentrated in the mouth; fixation at this stage is said t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an examination conducted by word of mouth. using speech rather than writing; 'an oral tradition'; 'an oral agreement'. of or relating to or affecting or for use in the mouth; 'oral hygiene'; 'an oral thermometer'; 'an oral vaccine'. of or involving the mo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Used in or taken into the body through the mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to the mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Relating to the mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of the mouth; through or by the mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Having to do with the mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Uttered by the mouth, or in words; spoken, not written; verbal; as, oral traditions; oral testimony; oral law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to the mouth; surrounding or lining the mouth; as, oral cilia or cirri. an examination conducted by word of mouth a stage in psychosexual development when the child's interest is concentrated in the mouth; fixation at this stage is said t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an examination conducted by word of mouth. using speech rather than writing; 'an oral tradition'; 'an oral agreement'. of or relating to or affecting or for use in the mouth; 'oral hygiene'; 'an oral thermometer'; 'an oral vaccine'. of or involving the mo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Used in or taken into the body through the mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to the mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Relating to the mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of the mouth; through or by the mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Having to do with the mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .ağızdan söylenen, sözlü; ağıza ait; ağızdan alınan; zool. ağzın bulunduğu tarafı gösterenı orally z. ağızdan, sözlü olarak. orals i. sözlü imtihanlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kuleyi, şehri ele geçir, zaptet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). O memleket, o yer ahalisinden olan: Bu adam oralı mıdır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of that place. born there.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of that place. born there.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) Kale, şehir almış.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.) (eski Türkçe’de).

1.Topraktan hendek ve tabya yapmak.

2.Ölçüp biçmek.

3.Orakla biçmek, hasat etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Deniz kuvvetlerinde, orgeneralin dengi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vice admiral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admiral. vice admiral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a rank higher than vice-admiral and lower than the fleet admiral. vice admiral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vice admiral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admiral. vice admiral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a rank higher than vice-admiral and lower than the fleet admiral. vice admiral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Biçme, biçim.

2.Ölçü, mikyas, nisbet.

3.Biçim, endam, tenasüb, yakışıklılık.

4.Tahmin, keşif.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ratio. proportion. rate. relation. measure. percentage. incidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incidence. measure. proportion. rate. ratio. estimate. symmtry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a port city in northwestern Algeria and the country's 2nd largest city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rate. proportion. ratio. estimate. percentage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a port city in northwestern Algeria and the country's 2nd largest city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Ölçü, nispet, derece. Ölçülü, hesaplı. 2.Tahmin. 3.Anlayışlı. 4.Abartma, abartı. 5.Özel işaret, nişan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Resimde oranlar ile çok farklı yanılsamalar sağlanabilir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. orongoutang.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. portakal, bot. Citrus sinensis; portakal rengi; portakal cinsinden meyva; s. portakala ait; portakal rengindeki. orange blossom portakal çiçeği. bitter orange, Seville orange turunç, bot. Citrus aurantium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. portakal şurubu. orange pekoe ince toz halinde Seylan çayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soğuk iklimi olan yerlerde portakal yetistirmeye mahsus kapalı yer, limonluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, orangutan i. orangutan, zool. Simia atyrus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (orang-outang Malayca «yaban adamı» demektir). İndonezya’da yaşayan büyük bir maymun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orangutang. orangutan. orangoutang. orangoutan. orang-utan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large long-armed ape of Borneo and Sumatra having arboreal habits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large long-armed ape of Borneo and Sumatra having arboreal habits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orangutang. orangutan. orangoutang. orangoutan. orang-utan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large long-armed ape of Borneo and Sumatra having arboreal habits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large long-armed ape of Borneo and Sumatra having arboreal habits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relatively. beside. in proportion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in comparison with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relatively. beside. in proportion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in comparison with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Ölçmek.

2.Keşif ve tahmin etmek, paha biçmek, takdir etmek.

3.Tasavvur etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to calculate. estimate. to estimate. to compare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to calculate. to estimate. to compare one thing with another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to calculate. estimate. to estimate. to compare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to calculate. to estimate. to compare one thing with another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Biçimli, mütenasip, endamlı, yakışıklı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commensurate with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proportional. sth whose proportions are pleasing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commensurate with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proportional. sth whose proportions are pleasing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Proportional Collateral)

Üçer aylık dönemlerde hesaplanan ve Borsa üyelerinin Hisse Senetleri Piyasası’nda gerçekleştirdikleri işlemlerin günlük ortalama tutarının % 4’üdür.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Biçimsiz, tenasüpsüz, yakışıksız, hantal, nisbetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disproportional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proportionless. badly proportioned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disproportion. lack of proportion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.) (i.).

1.Bir şey meydana getiren parçaların kendi aralarında ve parçalarla bütün arasında bulunan nisbet, tenasüp.

2.(matematik) iki oranın birbirine eşit olması, tenasüp.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proportion. ratio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proportion. ratio. proportion oran. tenasüp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proportion. balance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proportional. commensurate. comparative. mean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proportional. proportionate. commensurate. commensurate with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pro rata. proportional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lopsided.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lopsided.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lopsidedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lopsidedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

that place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

that place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hatiplik taslamak, nutuk çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özenle hazırlanmış nutuk, söylev, hitabe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hatip, nutuk çeken kimse; belagatle söz söyleyen kimse; huk. davacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hatipliğe ait, hitabet ile ilgili; hatibe yakışır, belâgatli. oratorically z. hatiplikle ilgili olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. oratoryo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hatiplik, hitabet; belagat. oratorical s. belâgatli. oratorically z. belagatle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ufak mabet, özel tapınak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.) (musiki). Batı musikisinde Katolik veya Protestan mezheplerine göre Hıristiyanlık prensiplerini terennüm eden sözlü musiki eseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oratorio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oratorio. libretto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oratorio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oratorio. libretto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Ateş gibi kızıl renkte ay. 2.Şehirli, şehirde yaşayan. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

there. thereto. thither.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

there. thither.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

there. thither.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. ing ). Ray üzerinde işleyen otomobil.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. Pandora, insanlara ceza olarak Zeus tarafından gönderilen güzel kadın. Pandora's box Pandora'nın sandığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y ). Ufkun, bir uçtan bir uca olan geniş manzarası.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. panorama

genel görünüm

Bir yerin, bir olayın dıştan görünümü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

panorama.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A complete view in every direction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A picture presenting a view of objects in every direction, as from a central point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A picture representing scenes too extended to be beheld at once, and so exhibited a part at a time, by being unrolled, and made to pass continuously before the spectator. a picture representing a continuous scene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

panorama.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the visual percept of a region; 'the most desirable feature of the park are the beautiful views'. a picture representing a continuous scene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A photograph with much wider horizontal coverage that a normal photograph, up to 360-degrees and more.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A broad view, usually scenic Photographer: Don Cochran Film: KODAK FUN SAVER Panoramic Film Size: 35 mm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A broad view, usually scenic. 1) Predecessor to the diorama developed in the late 18th century 2) A bar running up and down stage to hold masking, scenery, or lighting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A panorama shot is an extremely wide-view image created by capturing a series of images.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wide, unobstructed view of an entire surrounding area A picture or series of pictures representing a continuous scene, either exhibited all at once, or exhibited one at a time by being unrolled and passed before the audience Originally, it was a buildin

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. panorama, umumi manzara, genel görünüş; bir şehrin veya tabii bir manzaranın uzaktan görünüşünü canlandıran resim; durmadan değişen sahne veya olaylar; bir konunun etraflı olarak incelenmesi. panoramic s. panoramik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1) Bir doğal ya da kentsel manzarayı ufka kadar uzanan ve çok geniş bir bakış açısıyla betimleyen resim. (2) Büyük boyutlu panoramaları sergilemek amacıyla inşa edilmiş yapı türü. Silindir biçiminde olan ve ışığı üstten alan bu yapılarda, resim tüm düşey yüzeyleri kesiksiz olarak kaplar ve silindirin tabanında bulunan yükseltilmiş bir platformdan seyredilirdi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. panoramique

genel görünümlü

Dıştan görünüşlü.


Yabancı Kelime by

Teknolojik Terim

İki yerine dört hoparlör kullanılarak elde edilen ses.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

Fr. pastoral

ed. çobanlama

Kır yaşantısını ve özellikle çobanların aşk ve yaşayışlarını anlatan edebiyat türü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idyllic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastoral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to shepherds; hence, relating to rural life and scenes; as, a pastoral life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Relating to the care of souls, or to the pastor of a church; as, pastoral duties; a pastoral letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A poem describing the life and manners of shepherds; a poem in which the speakers assume the character of shepherds; an idyl; a bucolic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cantata relating to rural life; a composition for instruments characterized by simplicity and sweetness; a lyrical composition the subject of which is taken from rural life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A letter of a pastor to his charge; specifically, a letter addressed by a bishop to his diocese; also , a letter of the House of Bishops, to be read in each parish. a literary work idealizing the rural life a letter from a pastor to the congregation of or

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a musical composition that evokes rural life. a letter from a pastor to the congregation. a literary work idealizing the rural life. of or relating to a pastor; 'pastoral work'; 'a pastoral letter'. relating to shepherds or herdsmen or devoted to raising

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Relating to a romantic or idealized image of rural life; in classical literature, to a world peopled by shepherds, nymphs, and satyrs. following Theocritus , verse about those shepherds and their beloveds who lived the simple vice-free life in Arcadia, a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A highly conventional mode of writing which celebrates the innocent life of shepherds and shepherdesses in poetry, plays and prose romances Pastoral literature describes the loves and sorrows of musical shepherds - usually in an idealised Golden Age of ru

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A poem that depicts rural life in a peaceful, idealized way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rural life, usually associated with people raising animals. a poem that describes the simple life of country folk, usually shepherds who live a timeless, painless life in a world that is full of beauty, music, and love Close Window.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Poetry dealing with idealized, rural life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çobanlara ve kırlara ait: papazlığa ait; i. köy veya çobanların hayatını tasvir eden şiir veya resim, pastoral şiir ve resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i köy hayatım tasvir eden şarkl, parça veya piyes

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. göğüs boşluğuna ait; göğüse veya akciğer hastalıklarına ait (ilaç); göğüs üzerinde taşınan, boyuna asılan (süs): göğüsten veya gönülden gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Küçük düşürücü, küçümseyici (kelime, mânâ veya imâ).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. küçük düşürücü, alçaltıcı; yermeli; i. alçaltıcı kelime. pejoration i. kötüleşme; dilb. bir kelimenin anlamının kötüleşmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. delmek, bir baştan öbür başa delmek; sıra sıra delikler açmak (pulda olduğu gibi); içine işlemek, nufuz etmek. perfora'tion i. delme, delik. per'forator i. delme makinası, delgi, zımba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Patates, pancar ve daha başka bitkileri hasta eden mikroskobik bir mantar çeşidi (phytophtora infestans).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

genus of destructive downy mildews.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sıkıcı konuşma yapmak, nutuk soylemek; konuşmayı resmi bir şekilde sona erdirmek. perora'tion i. sıkıcı hitabe; konuşmanın özeti ve sonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dolgunluk, fazlalık; tıb pletor, kan fazlalığı, kan toplanması .plethoric s. pletorik, kan toplanması kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. plevra boşluğunda gaz toplanması; ciğer söndürme, hava verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. eşit olarak bölüp dağıtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hamilik; bir hükümetin daha kuvvetli bir hükümet tarafından kontrol ve idaresi; başka devletin idaresinde bulunan devlet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -raxes, - races) zool. böceklerde göğsün ön kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. psoriasis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. başındaki emici bir uzuv vasıtasıyle daha büyük balıklara yapışan bir çeşit balık, zool. Echeneis; mani, geciktirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. Fr.). Lokanta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restaurant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restaurant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Aslına uygun şekilde tamir (eski eserlerin tamiri söz konusu olunca kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. restauration

mim. yenileme

Eski bir yapıda yıkılmış, bozulmuş olan bölümleri aslına uygun bir biçimde onarma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restoration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restoration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. onarma ve düzeltme; restore etme; yenileme, eski haline getirme, eski mevkiini iade etme: iyileşme; bir şeyi sahibine iade etme: bir şeyin asıl şeklini gösteren model. the Restoration İngiltere'de Restorasyon devri: 18. Lui devrinde Borbonların tek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. onaran ve düzelten, iyi hale koyan; i. ayıltıcı ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i, tıb. kuvvetlendirici; i. kuvvet ilâcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İsp. bayan (evli kadın ).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uçak ve gemilerde kullanılan bir nevi radar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., it. bayan, hanım (evli).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., dilb. selenli ses.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çorak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Ege Denizi adaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ara sıra olan; seyrek; münferit, dağınık, ayrı. sporadically z. ara sıra, zaman zaman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. gia) bot. tohum kabı, spor kesesi, ovogon dağarcığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dışkılı, pislikli, gübreli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. depoya koyma veya doldurma; depolama; ardiyede muhafaza etme; depo; ardiye ücreti; kompütörde bilgi saklama kısmı. storage battery akümülator.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buhur, günlük; günlük ağacı, bot. Styrax; ecza. aselbent.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sahile yakın; inme çizgisi ile 40 metre derinlik arasındaki sulara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. şakak üstü (kemiği).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıkrıkçı çarkı

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

CNR : Taşıyıcı – Gürültü Oranı (dB). Taşıyıcı – gürültü oranı, alınan taşıyıcı gücünün alınan ses gücüne göre ölçüsüdür.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. Zaman değişti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

O mores! Lat. Bu ne zamanlar! Bu ne ahlâk! Ne günlere kaldık!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şakağa ait. temporal bone şakak kemiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. zamana ait; dünyevi, bu dünyaya ait; geçici, şimdiki zamana ait; cismani, ruhani olmayan; lâik; gram. zaman belirten; i., gen. çoğ. dünyevi şeyler. temporal effairs lâik meseleler. temporal conjunction gram. zaman belirten bağlaç. temporal powe

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muvakkatlik, geçicilik; gen., çoğ. kilise gibi dinsel bir kuruluşa ait emlâk ve gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. muvakkat, geçici. temporary possession geçici tasarruf veya mülk. temporar'ily z. muvakkaten, geçici olarak. temporar'iness geçicilik, muvakkatlik..

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

I., anat. göğüs, toraks; zool. toraks. thoracic s. göüste olan, göğüse ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Tevrat, Eski Ahdin ilk beş kitabı; Musa şeriatı; k.h. Musevi edebiyatında kanun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kömür yaktıkları toprak kümbelti ve çukuru.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Gururlu, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). İri, cahil, serkeş genç, terbiye ve zarafetten mahrum, kaba genç irisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sturdy young man / child.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü kuvvetli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Güçlü, kuvvetli, iri yan kimse. 2.Yiğit, kahraman.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğruluğu ispatlanmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(İng.) unfavourable s. hayırlı olmayan; muisait olmayan; elverişsiz; mahzurlu, zararlı; aksi, ters. unfavorableness i. elverişsizlik. unfavorably z. zararlı bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ahlaki kavramları olmayan; ahlâkla ilgisiz. unmorality i. ahlâki kavramlardan yoksunluk. unmorally z. ahlâki kavramlardan yoksunca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .delinmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cafe / dining car. restaurant car.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.doymaz, doymak bilmez, obur.voraciously z.oburcasına. voraciousness, voracity i. oburluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dik bayır, fazla yokuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Rumca’ya uydurularak yapılan uydurma bir kelimedir). İstemeyerek, zorla, cebren: Zoraki gideceksin, dedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constrained. far-fetched. forced. ghastly. stiff. strained. studied. forcedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrived. forced. strained. constrained. reluctantly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strained. forced. under force. compulsion or pressure. doing sth against one's will. contrived. scarce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Zor al.

İsimler ve Anlamları by