ört ne demek? | ört anlamı nedir? | ört

ört anlamı nedir?

ört ne demek?

ört anlamı nedir?

ört | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(i.). Örtme, gizleme. Yalnız şu tâbirde geçer. Örtbas etmek = Suçu, kusuru duyurmayarak saklamak.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

160 yüksek çözünürlüklü görüntü (UXGA) ve 1080 taneye kadar 640 x 480 piksel görüntü alabilen 8 cm çaplı 156 MB CD-RW. Görüntü harici verilerin saklanmasında da kullanılabilir ve 300 keze kadar biçimlendirilebilir.

Teknolojik Terim by

Finansal Terim

(A Type Mutual Fund/Investment Trust)

Fon içtüzüklerinde / esas sözleşmelerinde asgari sınırları belirtilmek kaydıyla, portföy değerinin en az % 25’ini devamlı olarak mevzuata göre özelleştirme kapsamına alınan kamu iktisadi teşebbüsleri dahil Türkiye’de kurulmuş ortaklıkların hisse senetlerine yatırmış fonlar/ ortaklıklar A tipi fon/ortaklık olarak adlandırılır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) çocuk düşürmek; boşa çıkmak; bitirmeden durdurmak; başarısızlıkla bitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) çocuk düşürme; düşük; olgunlaşmadan kurumuş çiçek, meyve veya ekin; tam başarısızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). vaktinden evvel doğmuş; boş, beyhude, eksik, akim; tıb çocuk düşürmeye sebebiyet veren abortively (z). akim kalarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Herhangi bir açıyı iki eşit açıya ayıran yarım doğru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bisector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bisector. bisecting line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). daha kuvvetli bir sebeple, daha ziyade; (fels). afortiori.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Weighted Average Price)

Bir sonraki seansa ait baz fiyatın hesaplanmasına esas teşkil eden hisse senedinin miktar ağırlıklı ve küsüratsız fiyatıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) akord.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. tune. harmony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chord. tune. tuning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

key. tune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tuner. piano tuner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in tune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of tune. discordant. dissonant. off key. tuneless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). I. Bir defada ödenerek faizinin işlemesine nihayet verilen tahvil.

2.Piyangolardaki en küçük ikramiye-


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paying off. the smallest prize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the smallest prize. redemption of a bond issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Demirbaşa yatırılan sermayenin, azar azar kazançtan ayrılması.

2.Faizinin işlemesini durdurmak üzere bir tahvilin birden ödenmesi. 3.Bir borcun azar azar ödenmesi.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. amortissement

yıpranma payı

Taşınmaz malların aşınmalarına karşılık olarak yıllık kârdan ayrılan belirli pay.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amortization. depreciation. redemption. degressive depreciation. wear and tear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amortization. depreciation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depreciation amortisation. amortization. depreciation. redemption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Otomobillerde ve başka makinelerde sarsıntı, gürültü gibi şeyleri yumuşatmaya yarayan tertibat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shock absorber. damper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shock absorber. damper. dashpot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shock absorber. damper. dashpot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(-ing). (-tise) (f). (tic). bir borcun anaparasını taksitlerle ödemek, amortize etmek. amortiza'tion (i). itfa, masrafın imhası amortisman, bir borcun anaparasını taksitlerle ödeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aorta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aorta. haupstchlagader. hauptschlagader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). kanı yürekten vücuda nakleden şahdamar, büyük ortadamar, (aort). aortal, aortic s aortla ilgili. .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Av köpeğine verilen «getir» emri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

On or towards the port or left side; said of the helm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

put-in capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z).,(den). sol tarafa, sol tarafta, iskeleye, iskelede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eşit olarak bölmek, paylaştırmak, taksim etmek. apportionment (i). pay; paylaştırma, bölme, taksim, hisselere ayırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tasnif etmek, sınıflandırmak, cinslerine göre ayırmak; uymak, uygun olmak, yakışmak. assorted (s). çesitli assortment (i). tasnif, sınıflandırma; çesitle

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Affiliate Company, Subsidiary)

İşletmenin doğrudan veya dolaylı olarak en az % 50 oranında oy hakkına veya en az bu oranda yönetim çoğunluğunu seçme hakkına sahip olduğu iştiraklerdir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headscarf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadınların başlarına sardıkları örtü, baş örtüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kerchief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headgear. kerchief eşarp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kısa pantolon, Bermuda pantolon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Özellikle güzel sanatlarda, fotoğrafta ve dansta; verilerini doğadan alan ve belirli normların ya da normal (olağan) biçimlerin bulunduğu kabul edilen görüntülerde biçimi abartarak sunma, « normal» in göstergelerini tümüyle yok etmeden değiştirme. Biçim bozmada amaç, daha güçlü bir etki yaratmak ya da güçlü bir anlatım sağlamaktır. Dışavurumculuk ya da Gotik sanat gibi duygu ve anlatımın vurgulandığı, izleyiciyle iletişimin etkili olmasının amaçlandığı sanat türlerinde biçim bozma yoğun olarak kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kurtluca, zeravent, bot. Aristolochia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kurt pençesi, yılankökü, bot. Polygonum bistorta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetation. flora. greenstuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayıplamaya lâyık, mesul, kabahatli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bilindiği gibi, ‘ring’ kelimesi, İngilizce’de daire, halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle ‘ring’ denilir. Aslında geçmişte profesyonel boksta, boksörler grup halinde, kasabadan, kasabaya dolaşır, oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.

Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir, en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak, başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önlenirdi. Ayrıca sahnedeki boksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek isteğini belirtirdi.

Seyirci miktarı artınca bu usulü uygulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.

Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen “ring” diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bilindiği gibi, “ring” kelimesi, İnglizce’de daire, halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle “ring” denilir.

Aslında geçmişte profesyonel boksta, boksörler grup halinde, kasabadan, kasabaya dolaşır, oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.

Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir, en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak, başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önerilirdi. Ayrıca sahnedekiboksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek istediğini belirtirdi.

Seyirci miktarı artınca bu usulü ugulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.

Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen “ring” diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düşük kalite elmas veya elmas kırıntıları, karaelmas, karbonado.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Burtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden top taşıyan büyük harp mavnası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Türk musikisinde basit makamları teşkile yarayan 6 çeşit tam dörtlünün ikincisi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). böcek kapan bir bitki, (bot). Pinguicula.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F). Türk musikisinde basit makamları teşkile yarayan 6 çeşit dörtlünün Tincisi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ABD). yanları açık garaj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., ABD sıçramak, oynamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kıkırdamak, kahkahaları zaptetmek; (i). kıkırdama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

13 yüzyılda ingiltere'nin deniz savunmasına yardım etmelerine karşılık kendilerine bazı haklar tanınan Güneydoğu ingiltere'deki beş liman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Roma'da piyade taburu, kohort, bir lejyonun onda biri; bir grup asker; herhangi bir insan topluluğu; arkadaş; (k).dili işbirlikçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

multimedia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). soğuk iken kırılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilhassa dini kitap satışına mahsus gezici kitapçılık. colporteur (i). seyyar kitap satıcısı; özellikle dinsel kitaplar satan veya dağıtan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). rahat, refah, konfor; teselli; A.B.D. yorgan; (f). rahat ettirmek; teselli etmek; yatıştırmak; (huk). yardım etmek. comfort station umumi helâ. creature comforts bedeni rahatı sağlayan konfor comfortless (s). kasvetli; konforsuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). rahat, müreffeh; teselli edici, rahatlatıcı; (k).dili yeterli; (i)., A.B.D. yorgan comfortably (z). rahatça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rahatlatıcı şey; teselli edici kimse veya şey; A.B.D yorgan; yün boyun atkısı; bh Ruhulkudus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). davranmak; with ile uymak, uygun olmak. He comported himself well. iyi davrandı. The results comportwith our expectations. Netice beklediğimiz gibi oldu. comportment (i). davranış, hal ve gidiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arkadaş; eş, karı, koca; (den). yoldaş gemi; eski birleşme, ahenkli olma. prince consort hükümdarlık eden kraliçenin kocası. queen consort kralın karısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., with ile arkadaşlık etmek; uymak muvafakat etmek; birleşmek, arkadaş olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konsorsiyum; (huk). erkek veya kadının evlilikteki hakları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). burmak, bükmek, eğmek, çarpıtmak. contorted (s). buruşuk, bükük. contortion (i). burulma, bükülme, eğilme. contortionist (i). vücudunu türlü şekillere sokan akrobat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kortej, merasim alayı; maiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gargoyle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -tices)., (bot). kabuk, kışır; (anat). kabuk, korteks. cortical (s). kabuğa ait ; bir uzvun dış zarına ait. corticated (s). kabuklu, kışri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kortizon; böbreküstü bezlerinin salgısı olan bir hormon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değirmen taşına tane döken titrek huni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Üstü kapalı ağaç oluk.

2.Kalın tulumba ağacı.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanepe, sedir, divan; (ing). küçük yazıhane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kabuğunu soymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(t). hudut harici etmek. deport oneself davranmak, hareket etmek. deporta'tion (i). hudut harici etme. deportee' (i). hudut harici edilen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavır, davranış hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidant. agony aunt / uncle. active columnist. agony aunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Kablosuz ve kullanımı kolay Digital Media Port (veya DM Port), PC’nizi, VAIO dizüstü bilgisayarınızı, MP3 çalarınızı ve diğer Bluetooth® etkin aygıtlarınızı BRAVIA TV’ye veya Sony ürünü ev sinema sistemine bağlar. TV’niz üzerinden en sevdiğiniz parçaları dinleyin veya bir dijital radyo istasyonuna ayarlayın ve salonu süper bir ses kalitesiyle doldurun. ATRAC, WMA, MP3 ve AAC dahil olmak üzere başlıca müzik dosyası biçimlerinin tümüyle uyumludur.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rectangle. oblong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oblong. rectangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rectangular. rectangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). rahatsızlık, huzursuzluk, sıkıntı, ağrı, keder; (f). sıkıntı vermek, rahatsız etmek, üzmek, canını sıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). oynama, oyalanma, eğlenme; (f). oynamak, oyalanmak, eğlenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nispetsizlik, fark. disproportional (s). nispetsiz olan disproportionally (z). nispetsiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nispetsiz, gereğinden fazla, aşırı, ifrata kaçan, uymayan. disproportionately (z). nispetsizce. disproportionateness (i). nispetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eğri büğrü etmek, çarpıtmak, biçimini bozmak, kırmak, bükmek; tahrif etmek, olduğundan başka anlam vermek; azdırmak. distortion (i).çarpıklık, bükülme; tahrif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.). Uç ile beş arasındaki sayı, 4; iki defa iki. Ar. erbaa, Fars. çihar: Dört yüz, dört bin; on dört, yirmi dört: Dörtte bir = Çeyrek. Dört ayak = Elleri dahi ayak gibi kullanarak (yürümek). Dört el = iki kişi tarafından çalınan piyano usulü. Dört elle yapışmak (sarılmak) = Büyük gayret ve ehemmiyetle teşebbüs etmek. Dört baş = Dört cihet, her taraf, her yan. Dört kaş = Bıyığı yeni terleyerek dört kaşlı gibi görünen. Fars. çâr-ebrû 300 Dört gözle beklemek = Sabırsızlıkla beklemek. Dört köşe = Murabba (kare) biçiminde. Dörtnal = Doludizgin, hayvanı koşturarak. Dört yanına bakınmak = Şaşırmak. Dört yol ağzı = İki yol veya sokağın kesiştiği yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

four. quadruple. four. quaternary. tetrad. quadr-. quadro-. quater-. tetra-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

four. quadruple. quaternary. tetrad. quadr-. quadro-. quater-. tetra-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

four.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all fours.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavla zarlarından ikisinin de dördü gösteren taraflarının üste gelmesi ile elde edilen tavla sayısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunky dory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the four arithmetical operations. four arithmetical / basic operations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foursquare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrangular. four-cornered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crossroad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Üçgen piramit gibi dört yüzü olup bu yüzlerin hepsi birer üçgenden ibaret olan cisim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tetrahedron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i matematik) Dört kenardan meydana gelen geometrik şekil. Dikdörtgen = Açıları dik olan paralelkenar. Eşkenar dörtgen = Dört kenarı birbirine eşit olan dörtgen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrilateral. quadrangle. square. quad. tetragon. quadrilateral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrangle. quadrilateral. tetragon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrilateral. quandrangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bıyığı yeni terleyen genç adam.

2.Kalın ve gür kaşlı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dört beyi vesairesi olan, dört beyli oyun kâğıdı: Kupanın dörtlüsü bendedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quartet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadruple. quartet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quad. four. quartet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Dört kilo vesaire ağırlığında olan: Dörtlük bir balık.

2.Dört lira vesaire kıymetinde olan: Dörtlük şeker.

3.Dört karış veya metre vesaire boy veya eninde olan: Dörtlük direk, tahta.

4.(argoda) Ehemmiyetsiz, değersiz, parasız, pulsuz: Haydi şuradan dörtlük!

5.(şiirde) Kıt’a.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quatrain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quatrain. crotchet. quarter note. quadrature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın en hızlı koşuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Dörtnal koşarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at a gallop. at full speed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at a gallop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gallop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gayret, çaba, çabalama, kendini sıkma; (mak). kuvvet, kudret. effortless (s). gayretsiz, çaba göstermeyen; kolay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. muvafık, uygun, mutabakat halinde, uyuşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kavalye; (ask.) muhafız takımı; maiyet, himaye için refakat eden kimse; konvoy. under escort himaye altında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) himaye veya nezaket gayesiyle refakat etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lozenge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhombus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhombus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. escorte

koruma aracı

Önemli kişileri yolculukları sırasında varacakları yere ulaştırmak ve korumakla görevli kişilerin bulunduğu araç.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) teşvik etmek; öğüt vermek,akıl öğretmek, nasihat etmek; uyarmak, ikaz etmek, ihtar etmek. exhortation (i.) teşvik; nasihat, öğüt, vaız. exhortative, exhor'tatory (s.) teşvik veya öğüt niteliğinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihraç etme, ihracat; ihraç malı. export duty ihracat resmi. export license ihracat lisansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ihraç etmek, dışarıya mal göndermek, ihracat yapmak. exporta'tion (i). ihraç etme, ihracat; ihraç edilen mal. ex'porter (i). ihraç eden kimse, ihracatçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (huk). zorla almak, koparmak,gaspetmek, slang sızdırmak (para); zorla yaptırmak. extortion (i). zorla alma, zorbalık,kanunsuz şekilde baskı yaparak alma; zorla alınan şey; şantaj. extortioner, extortionist (i). zorla alan kimse, zorba kimse, görevin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zorbalığa ait, zalim, insafsız, görevini kötüye kullanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

personal accident insurance. auto bodily injury insurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıracaotu, (bot). Scrophularia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Norveççe’den, coğrafya). Karaların çok içlerine kadar giren ekseriya iki kenarı dik ve yüksek olan, dar ve derin körfez. Fiyortlar en çok İskandinavya yarımadasında bulunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fjord. fiord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiord. fjord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Kadınla erkeğin fazla ileri gitmeyen aşk alâkaları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flirt. date. wooing. flirtation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

date. flirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flirtation. girlfriend. boyfriend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

date. flirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to flirt. carry on. dally with. flirt with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (güz. san). resimde yandan görülen bir şeyin boyunu kısa göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kale, hisar; istihkâm. hold the fort savunmak, müdafaa etmek; işi devam ettirmek, yürütmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). küçük istihkâm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. musiki). Parçanın kuvvetli çalınacağını gösterir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The strong point; that in which one excels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The stronger part of the blade of a sword; the part of half nearest the hilt; opposed to foible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Loudly; strongly; powerfully. the stronger part of a sword blade between the hilt and the foible with great loudness an asset of special worth or utility; 'cooking is his forte' used chiefly as a direction or description in music; 'the forte passages in t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an asset of special worth or utility; 'cooking is his forte'. with great loudness. the stronger part of a sword blade between the hilt and the foible. used as a direction in music; to be played relatively loudly. used chiefly as a direction or description

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The half of the blade nearest to the hilt; the strongest area of the blade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The strongest part of your weapon The third of the blade nearest the guard. the lower, strong part of the blade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Loud, strong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The cost of a new blade. f Loud. loud; opposite is piano.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Italian term for 'loud,' indicated in the musical score by the marking 'f '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Italian term for 'loud' This is indicated in a musical score by the marking 'f' [Dynamics Notation].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dynamic marking, meaning 'loud '. - Loud, strong, more so than mezzo-forte. loud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Loud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir kimsenin asıl hüneri ve başlıca sıfatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s)., (müz). kuvvetle, çok sesle; (s). kuvvetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. musiki), «fp» harfleri ile işaret edilen ve önce güçlü çalınıp söyleneceğini ve hemen sonra hafifletileceğini gösterir terim.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ileri, dışarı, dışarıya doğru. and so forth ve saire, ve başkaları. back and forth ileri geri. bring forth doğurmak; meydana getirmek, hasıl etmek, çıkarmak. from this time forth bundan böyle, bundan sonra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). yakında çıkacak, gelecek; hazır, mevcut; (i). geliş, varış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). doğru, açık; içten, samimi; (z). doğru; hemen, derhal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). hemen, derhal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kırkıncı; (i). kırkta bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istihkam; kuvvetlendirme, tahkim etme; istihkam yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). istihkam haline getirmek; takviye etmek, kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak, teyit etmek; alkol ilave ederek kuvvetlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. musiki). Bestenin çok kuvvetli çalınacağını gösterir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very loud; with the utmost strength or loudness. chiefly a direction or description in music a direction in music; to be played very loudly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very loud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very loud. ff Very loud. Very loud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Italian term for 'very loud' This is indicated in a musical score by the marking 'ff' [Dynamics Notation].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dynamic marking, meaning 'very loud '. - Very loud, more so than forte. with great loudness. a direction in music; to be played very loudly. chiefly a direction or description in music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (z)., (müz). çok kuvvetli; (z). kuvvetli sesle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). metanet sebat, tahammül. fortitudinous (s). metanetli, cesur, tahammüllü, dayanıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iki hafta, on beş gün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). on beş günde bir, iki haftada bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istihkâm kale, hisar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). evrimin doğal kanunların rastlantılı sonucu olduğuna inanış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bir rastlantı sonucu vaki olan, tesadüfi. fortuitously (z). tesadüfen, kazara. fortuitousness, fortuity (i). tesadüf, rastlantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Romada talih tanrıçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). talihli, bahtiyar, mesut. fortunately (z). iyi ki çok şükür, Allahtan, bereket versin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). talih, baht; rastlantı, tesadüf; uğur; şans; kader, kaza, kısmet; servet, çok para. fortune hunter bilhassa evlenme yolu ile zengin olmak isteyen kimse, servet avcısı. fortuneteller (i). falcı. fortunetelling (i). falcılık. make a fortune zengin olma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kırk (40, XL). forty acres 16 hektar. forty winks kısa süren uyku, şekerleme, kestirme. the roaring forties (coğr). 40° ile 49 arasındaki kuzey ve güney enlem dereceleri içinde kalan fırtınalı denizler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). 1849da Kaliforniyaya altın aramak için giden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Real Estate Investment Trusts)

Gayrimenkuller ve gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarından oluşan portföyü işleten ve gayrimenkule dayalı projelere yatırım yapan sermaye piyasası kurumlarıdır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Revenue Sharing Certificates)

Köprü, baraj, elektrik santralı, karayolu, demiryolu, telekomünikasyon sistemleri ile sivil kullanıma yönelik deniz ve hava limanları ile benzerlerinden, kamu kurum ve kuruluşlarına ait olanlarının gelirlerine, ortak olunması için çıkarılan senetlerdir.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(General Finance Corporations)

(Corresponding Special Purpose Vehicles in Securitization) Alacakların temellükü ve bu alacaklar karşılık gösterilerek düzenlenen varlığa dayalı menkul kıymetlerin ihracı ve halka arzı amacıyla kurulan anonim ortaklıklardır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz kenarında yetişen ve eskiden camcılıkta kullanılan tuzlu bir bitki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bükülebilen bir cins konusma borusu (pilotlar veya odalar arasında kullanılır) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Publicly-Held Corporation)

Hisse senetleri halka arz edilmiş olan veya halka arz edilmiş sayılan anonim ortaklıklardır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life insurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life insurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an airport for helicopters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A landing pad for helicopters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Heliport - -- Article 4-513 Transportation Uses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An indicator of whether a heliport is present. an airport for helicopters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). helikopter alanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T. musiki). Türk musikisinde basit makamlar teşkiline yarayan altı çeşit dörtlünün altıncısı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arıçiçeği, bot. Cerinthe retorta; tüylü yoğurtotu, bot. Galium cruciatum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hortatory s. nasihat verici, nasihat yollu; teşvik edici, gayret verici, yüreklendirici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bahçıvanlık, bahçecilik, çiçekçilik. horticul' tural s. bahçıvanlığa ait. horticul'turist i. bahçecilik uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boş inanışa göre, dirilip geceleri dolaşarak, insanlara kötülük eden ölü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ghost. spook. specter. ghost of a dead person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spectre. ghost of dead person. ghost. ghoul. spectre specter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Halk inanışına göre günahkâr adam mezarda canlanıp azap çekmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rise from the grave and haunt people. to arise again. to rise from the dead/grave. to rise again.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rise from the grave and hunt people. to rise again. return from the dead. walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Fil burnu.

2.Tulumbaya takılan plastik, lastik veya sık bez boru.

3.Dar sahalı bir siklon çeşidi. Hortum, buhar veya suyun hızla dönüp sütun halinde yükselmesi şeklinde olur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hose. water hose. hose pipe. tornado. elephant's trunk. twister. whirlwind. cyclone. eddy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hose. waterspout. whirlwind. hosepipe. trunk. proboscis. tornado.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hose. tornado. whirlwind. trunk. proboscis. waterspout. tube. hosepipe. rubber / flexible / elastic pipe. nozzle. cyclone. whirlblast. hurl wind. twister. waterskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Memeli hayvanların, burunları hortum biçiminde uzayanları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old age insurance. social security.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanoğlunun ilk hesap makinesi abaküslerdir ve abaküse benzeyen ilk araçlar bundan 3,000 sene önce kullanılmıştır. Otomatik hareketlerden yararlanan ilk toplama makinesini Blaise Pascal geliştirmiştir. Pascal bu makineyi tasarlarken, bir tarafa doğru döndürülen dişli çarkların hareketinden faydalanmıştır. Daha sonra Leibniz aynı prensiple çarpma işlemi de yapabilen bir makine daha geliştirmiştir.

Hesaplamada elektronik sistemin öncüsü İngiliz bilim adamı Charles Babbage’dir. Babbage’nin Analitik Motor adını verdiği cihaz, belli bir programlama içinde hesapları otomatik olarak yapabilmekteydi.

Gerçek anlamda bilgisayarlar, 1941 yılında Berlin’de Kondrad Zuse tarafından geliştirilmiştir. Onun yaptığı bilgisayar, elektron lambalarından oluşuyordu ve aynı yıllarda Busines Machines Corporation adlı firmanın yaptığı otomatik bilgisayardan çok daha hızlı çalışıyordu.

1946’da, Amerikalı J. Presper Erchert ve John W. Mauchly, yüksek işlem hızına sahip tam elektronik ilk sayısal bilgisayarı geliştirdiler. 17,500 civarında elektron tüpü, 1,500 röle, 70,000 direnç ve 10,000 kondansatörden oluşmuş 30 ton ağırlığındaki bu dev makina, on haneli 5,000 sayıyı bir saniye içinde toplayabiliyordu.

Sonraki yıllarda inanılmaz bir süratle geliştirilen bilgisayarlar, bilgiyi çabuk ve doğru bir şekilde işleme ve saklama özellikleri nedeniyle, kısa sürede günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldiler. Bilgi üretimi ve dolaşımı hızlandı. Bu gelişmeler sayesinde, bir toplumun bütün bireylerinin bilgiye kolayca ulaşmaları ve onu tüketmeleri mümkün oldu.

Bilgi toplumunun oluşumunu hızlandıran bu gelişmelerin yanısıra, basımevlerinden uzay gemilerine kadar hemen bütün makina ve araçların kontrolünü de bilgisayarlar üstlenmeye başladı. Böylece insanlar uzun süre alan ve oldukça karmaşık olan yorucu ve bıktırıcı işlerden kurtuldular.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ölmez, ebedi ölümsüz, daim, baki, sonsuz; i. ölümsüz varlık; şöhreti devam eden kimse; coğ. ilâhlar; çoğ.,the ile Fransız Akademisi üyeleri. immortal'ity i. ebedilik, olümsüzlük. immortally z. ebedi olarak, ölümsüz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ebedileştirmek, ölümsüzleştirmek; ebedi şöhrete nail etmek, unutulmaz hale getirmek. immortaliza'tion i ebedileştirme, ölümsüzleştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ithal malı, yabancı memleketten getirtilen mal; anlam, mana; önem, ehemmiyet. imports and exports ithalât ve ihracat. import license ithalât lisansı. import duty ithalat gümruk resmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ithal etmek, yabancı memleketten getirtmek; belirtmek, ifade etmek, ima etmek, delâlet etmek; etkilemek, tesir etmek; önemi olmak, hükmü olmak; sokmak, kanştırmak. importable s ithal edilebilir, memlekete sokulabilir. im porta'tion i ithal edilen şe

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önem, ehemmiyet; etki, tesir, nüfuz, itibar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. önemli, ehemmiyetli, mühim; gururlu, kibirli, azametli; etkili; nufuzlu, itibarlı. importantly z. önemle, ehemmiyetle; sıkkıcı bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zorla isteyen, ısrarla bir şey isteyerek rahatsız eden. importunacy, importunateness i. Israrla isteyerek rahatsız etme. importunately z. ısrarla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ısrarla istemek, tekrar tekrar istemek. importunity i. usandırıcı ısrar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zamansız, mevsimsiz, münasebetsiz, uygunsuz, sırasız. inopportunely z. vakitsizce, uygunsuz zamanda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tahammül edilemez, çekilmez, dayanılmaz; haksız. insupportably z. dayanılmaz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T. musiki). Türk musikisinde bazı mürekkep makamların sonunda kullanılan bir dörtlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Arnavutça’dan).

1.Yayvan yemiş sepeti. 2.Seyyar satıcı tezgâhı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

street vender. stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shaddy goods. catchpenny article.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Malını işportada satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hawker. pedlar. peddler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

street peddler. handseller. pitchman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peddling. hawking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik).

1.Geminin içini aydınlatmak, havalandırmak ve girip çıkmaya matısus iskeleleri asmak üzere güvertelerine açılan anbar ağzını örtmek için etrafı camlı ve üzeri beşik örtüsü gibi kapaklı örtü ve modern gemilerde yalnız iskele ağızlarını örtmek için yapılan küre şeklinde kapı.

2.Otomobil motorunun sac kapağı. Otomobil karoserisinin sac kısımları.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plate. hood. bonnet. skylight. cowling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

companion. hatchway. hatch ; hood. bonnet. air intake. bottom skin. cowl. cowl panel. folding top. motor hood. protection cap. nacelle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Otomobil kaportalarını tamir eden kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Ko Profit and Loss Sharing Certificate)

Ortaklıkların, kar ve zarara ortak olmak üzere iştigal sahalarına giren tüm faaliyetlerin gerektirdiği finansman ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ihraç veya halka arz edebilecekleri bir tür sermaye piyasası aracıdır.


Finansal Terim by

Genel Bilgi

Bilimsel olarak izahı biraz zor. Bilime göre düşen bir cisme dışarıdan bir kuvvet uygulayamazsanız, ona açısal bir dönme hareketi kazandıramazsınız. Gerçi bir kule atlayıcısı, havuza düşmeden önce havada birkaç kez takla atar, kendi ekseni etrafında döner ama bu tramplen veya kuleyi terk ederken ayakları ile başlattığı bir dönme hareketidir.

Sırtüstü düşen bir kedi önce bacaklarını kendisine, kuyruğunu da bacaklarının arasına çeker, başını yere bakacak şekilde döndürür. Belli bir noktada tam tersini yaparak bacaklarını ve kuyruğunu açar ve vücudu tam ters yöne, yani yere doğru döner. Böylece paraşüt etkisi yaratarak, hızını da frenler ve inişin yumuşak olmasını sağlar.

Yapılan deney ve gözlemlerde bir kedinin alçak bir yerden düşmesinin, yüksek bir yerden düşmesine göre çok daha fazla hasar yaratacağı tespit edilmiştir. Örneğin yaklaşık bin metre yüksekliğindeki, otuz iki katlı bir binanın tepesinden düşen bir kediye hiçbir şey olmazken, yedi katlı binalardan düşenlerde ciddi sakatlıklar, hatta ölüm vakaları görülmüştür. Bilim insanları bunu da “limiz hızı” ile izah ediyorlar.

Havadan yere düşen cisimler, önce gittikçe artan bir hızla yere düşerler. Sonra kütlelerine bağlı olarak belirli bir mesafede hızdaki bu artış durur ve “limit hız” denilen sabit bir hızla yere düşmeye devam ederler. Yani bir gökdelenenin tepesinden atılan madeni bir paranın yere düşme anındaki hızı ile uçaktan atılan (aynı) paranın hızı arasında bir fark yoktur. İyi ki de yoktur, çünkü bu “limit hız” olmasaydı ve cisimler gittikçe artan bir hızla düşmeye devam etmeselerdi, yağmur damlaları kafamıza kurşun gibi düşebilirlerdi.

Bu teoriye göre yüksekten düşen kediler, yaklaşık saatte yüz kilometre sürate gelince limit hıza ulaşırlar, artık hep aynı hızda düşerler ve stresi atlatıp, kendilerine gelir ve gevşerler. Başlangıçta bahsettiğimiz dönme hareketini yaptıktan sonra, Avustralya’da yaşayan uçan sincapların uçuşuna benzer şekilde, tüm vücutlarını paraşüt gibi kullanarak, yaralanma olasılığını en aza indirerek, yere inerler.

Tabii bütün bu deney sonuçlerı ve teoriler, hayvan hastanelerine gelen kediler göz önüne alınarak ortaya çıkartılmıştır. Yüksekten düşüp de ölen veya alçaktan düşüp, ölmeyip, olay yerini terk eden, her iki şekilde de hayvan hastanalerine uğramamış kedilerin sayıları bilinmiyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. geometri) (uyd. k.). Üçgenin her tepesinden karşı kenarın ortasına çekilen doğru parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

median.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saksıgüzeli, bot. Cotyledon umbelicus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

official passport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general partnership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commandite partnership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Tenis sahası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court. tennis court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

courting. flirting. tennis court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yanan, sıcak ten. 2.Yalçın ve kesik kaya. 3.Pelikan kuşu.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. cortège

alay

Bayram, cenaze vb. törenlerde sıralı olarak giden insan topluluğu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cortege.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cortege. procession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cortisone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steroid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bir çeşit büyük semer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Türk musikisinde basit makamların teşkiline yarıyan 6 çeşit dörtlüden biri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dişotu, (bot.) Plumbago europaea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limited partnership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limited partnership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kızılyaprak, koyunotu, bot. Agrimonia eupatorium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lordship. lord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lordship. lord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayakkabı kalıbının çapı. Baş lorta = Büyüğü. Orta lorta = Ortalaması. Aşağı lorta = Küçüğü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ciğerotu, bot. Pulmonaria officinalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deliotu, bot. Alyssum; bir tür hodan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. su maydanozu, bot. Apium nodiflorum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sütotu, bot. Polygala vulgaris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. talihsizlik; bedbahtlık; kaza, belâ, felâket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kargaotu, bot. Lysimachia nummularia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. av hayvanının öldürüldüğüne işaret olarak boru çalınması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üç yaşında som balığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ölümlü, geçici, fani; insani, beşeri; öldürücü, amansız; ölümcül; k.dili çok büyük; k.dili uzun ve sıkıcı; k.dili olası; i. insan, insanoğlu, beşer, ölümlü yaratık. mortal enemies birbirinin can düşmanı. mortal remains cenaze, ceset. in mortal

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. havan, dibek; havan topu; bina yapımında kullanılan kireçli harç; f. harç ile sıvamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. harç tahtası veya tepsisi;üniversite mezuniyetinde giyilen kep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. mortgage

tic. tutulu satış > tutsat

Bir taşınmazın ipotek edilmek suretiyle uzun vadeli krediyle satın alınması.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., huk. ipotek, gayri menkul rehni; f. bir bina veya mülkü ipotek etmek. mortgagee i. ipotekli alacak sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ipotek yapan borçlu. mortice bak. mortise.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. cenaze işleriyle uğraşan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük düşme; küçük düşüren şey; çile, nefse eza, nefsi körletme; tıb kangren veya doku harabiyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. küçük düşürmek, mahcup etmek; alçaltmak, nefsin isteklerini kımak; tıb kangrenleştirmek, çürütmek; kangren olmak, çürümek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, mortice i., f., mim. zıvana, lamba, yuva, tıkaç deliği; f. zıvana açmak; zıvana ile birleştirmek. mortise chisel zıvana açmaya yarayan keski. mortise lock zıvana içine yerleştirilen kilit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. meşruta sahipliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. morto

ölü

Hayatı sona ermiş olan, artık yaşamıyor olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corpse. stiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Argoda ölmek mânâsındaki mortoyu (mortayı) çekmek deyiminde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. T ).

1.Hıristiyanlar’da cenaze taşımak için tutulan kimse.

2.Cenazelerde aşir okuyarak para alarak geçinen kimse.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. gömülmeye ait; olümle ilgili; i. cenazelerin geçici olarak konulduğu yer, morg. mortuary chapel mezarlık kilisesi. mortuary urn yakılan ölülerin külünü saklamaya mahsus kavanoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pelin, bot. Artemisia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. nature-morte). Konusu koparılmış çiçek, meyve, avlanmış hayvan vesaire gibi cansız şeyler olan resim.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. nature morte

ölüdoğa

Konusu, cansız varlıklar veya nesneler olan resim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

still life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saksıgüzeli, bot. Umbilicus pendulinus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bahsedilmeye değer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir kimsenin kanunen bakmakla yükümlü olduğu kimseye bakmaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.), (z.) kuzey; (bh) bir memleketin kuzey kısımları; (s.) kuzey; kuzeyden esen veya gelen; kuzeye bakan; (z.) kuzeye doğru, kuzey tarafta. north by east yıldız kerte poyraz. northeast (i.), (s.) kuzey doğu. northeastern (s.) kuzey doğuda olan,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) poyraz rüzgarı veya fırtınası; gemicilerin giydiği geniş kenarlı su geçirmez şapka. northeasterly (s.), (z.) kuzey doğuya ait; (z.) poyraza doğru; poyrazdan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kuzeyden gelen fırtına veya şiddetli rüzgar. northerly (s.), (z.), (i.) kuzeydeki; kuzeye doğru olan; kuzeyden esen; (z.) kuzeyden; kuzeye doğru; (i.) kuzeyden gelen fırtına veya rüzgâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kuzeye ait; kuzeyde meydana gelen veya yaşayan, kuzeyli; kuzeyden gelen. northern lights güneşteki fırtınalar sonucu meydana gelen ve en çok kuzey kutup bölgesinde geceleri görülüp hareket eden renkli ışıklar. northerner (i.) kuzeyli kimse; (gen

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kuzeye doğru katedilen mesafe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), (s.), (i.) kuzeye doğru; (s.) kuzeye bakan; (i.) kuzey taraf. north wardly (z.), (s.) kuzeye doğru (olan); kuzeyden (esen). northwards (z.) kuzeye doğru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) karayel. northwesterly (s.) karayel yönünden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) dikkate değer, önemli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Oportünizm anlayışına, görüşüne uygun hareket eden, idare-i maslahatçı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. opportuniste

fırsatçı

Duruma göre davranan, içinde bulunduğu şartları değerlendirmeyi bilen kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunist. temporizer. timepleaser. timeserver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. opportunisme). Hareketlerini, düzenli bir plana veya moral prensiplere göre değil de, zamanın şartlarına göre ve çıkarına uyacak şekilde ayarlayan davranış.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. opportunisme

fırsatçılık

Güç durumlarda, davranışlarını ahlak kuralları veya düzenli bir düşünceden çok, çıkarlarına uyacak biçimde ayarlamayı amaçlayan tutum.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. elverişli uygun; tam zamanında olan, vakitli. opportunely z. tam zamanında. opportuneness i. elverişlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.fırsatçılık,oportünizm. opportunist i.fırsatçı kimse,oportünist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fırsat, uygun zaman, elverişli durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resimde oranlar ile çok farklı yanılsamalar sağlanabilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.iki uçtan eşit mesafede olan yer veya zaman, vasat: Yolun ortası, senenin ortası, günün ortası.

2.Bir şeyin bütün kenarlarından eşit mesafede yahut ona yakın yer, vasat, merkez: Meydanın, odanın ortası.

3.Yarı: Kışın ortasını bulduk.

4.Meydan, ara: İşi ortaya dökmeli. 5.Yeniçeri ocağında: tabur.

6.Deniz açığı, engin. Ortaoyunu = Eski tarzda ve meydanda oynanılan bir çeşit eski Türk tiyatrosu. Uluorta = Açıktan açığa, doğrudan doğruya bir şey söylemek veya yapmak. Ortaya almak = Her taraftan çevirmek. Ortasını bulmak = Çözmek, yapmak. Ortaya dökmek = Her şeyi meydana çıkarmak. Ortadan kaldırmak = Yok etmek. Orta malı = Müşterek mal (mec. Adî, düşkün kimse, fâhişe). Orta yazıcısı = Yeniçerilerde tabur kâtibi.Arada, ortada bulunan, vasatî: Orta parmak, orta kat, orta direk.Ortalama, ne az, ne çok: Orta boy. Ortaelçi = Elçi, büyükelçi olmayan sefir. Ortahalli = Ne zengin, ne fakir. Ortaya atmak = İleri sürmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle. mid. central. medium. middling. intermediate. fair. in-between. intermediary. mean. medial. median. mediate. mediocre. mesial. mesne. moderate. passable. secondary. middle. center. centre. mean. midst. bosom. c. median. medium. mid-. meso-. m.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

average. centre. fair. indifferent. intermediate. medial. median. mediocre. medium. middle. middling. moderate. normal. tolerable. central. midst. center. mean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermediate. medium. middle. middling. moderate. middle part. central part. central (thing. average. centre. centrum. the common run. heart. in between. mainstream. medial. mediocre. mesne. mid. midst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Afrika’da, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 7 00 Kuzey enlemi, 21 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 622,984 km².

Kara: 622,984 km².

Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 5,203 km.

sınır komşuları: Kamerun 797 km, Çad 1,197 km, Demokratik Kongo Cumhuriyeti 1,577 km, Kongo Cumhuriyeti 467 km, Sudan 1,165 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: yok (kara ile çevrili).

İklim: tropikal; kışlar sıcak ve kur, yazlar ılıman ve nemli geçer.

Arazi yapısı: Çok geniş, yassıdan inişli çıkışlıya değişen tekdüze yaylalar, kuzeydoğu ve güneybatı boyunca serpilmiş tepelikler yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Oubangui Nehri 335 m.

en yüksek noktası: Ngaoui Dağı 1,420 m.

Doğal kaynakları: Elmas, uranyum, kereste, altın, petrol, hidrolik güç.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %3.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %75.

Diğer: %17 (1993 verileri).

Doğal afetler: Sıcak, kuru, tozlu rüzgarlar güney bölgelerinde etkindir; su baskınları ülke genelinde görülmektedir.

Coğrafi Not: kara ile çevrili; hemen hemen Afrika’nın tam ortasında yer almaktadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,576,884 (Temmuz 2001 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %43.23 (erkek 778,885; kadın 767,414).

15-64 yaş: %53 (erkek 929,717; kadın 965,947).

65 yaş ve üzeri: % 3.77 (erkek 59,364; kadın 75,557) (2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.85 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.01 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.96 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.79 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.98 erkek/kadın (2001 verileri).

Bebek ölüm oranı: 105.25 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 43.8 yıl.

Erkek: 42.17 yıl.

Kadın: 45.48 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.86 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %13.84 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 240,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 23,000 (1999 verileri).

Ulus: Orta Afrikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Baya %34, Banda %27, Sara %10, Mandjia %21, Mboum %4, M’Baka %4, Avrupalı 6,500 (1,500 Fransız dahil).

Din: Yerel inançlar %24, Protestanlar %25, Roma Katolikleri %25, Müslümanlar %15, diğer %11.

Diller: Fransızca (resmi), Sangho, Arapça, Hunsa, Swahili.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %60.

Erkek: %68.5.

Kadın: %52.4 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Orta Afrika Cumhuriyeti.

Yerel tam adı: Republique Centrafricaine.

Eski adı: Ubangi-Shari, Orta Afrika İmparatorluğu.

kısaltma: CAR.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Bangui.

İdari bölümler: 14 eyalet, 2 ekonomik bölge ve 1 genel bölge; Bamingui-Bangoran, Bangui, Basse-Kotto, Gribingui, Haute-Kotto, Haute-Sangha, Haut-Mbomou, Ke


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Türk musikisinde 9/4 ile yazılan Aksak usûlü. Ağır Aksakia Aksak arasında bir harekettedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle size.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle size.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle-sized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle-sized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark ages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Middle Age.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Middle Ages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark ages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Middle Age.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Middle Ages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

medium wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

medium wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mainmast. middle class.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mainmast. middle class.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Middle East.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Middle East.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle-class.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle-class.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

housemaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

housemaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle ear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle ear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle ear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle ear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

midpoint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

midpoint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle finger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle finger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with a middling amount of suger in it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with a middling amount of suger in it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle aged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle aged. middle-aged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle aged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle aged. middle-aged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle course. mean course.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle course. mean course.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. gramer) (uyd. k.). Partisip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Tepe, ozanların bulunduğu. 2.Mirasçı. 3.Veliaht. 4.Sıfat fiill(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Batı Roma İmparatorluğunun düşmesinden (M.S. 476). Doğu Roma İmparatorluğunun düşmesine (M.S. 1453) kadar devam eden tarih çağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mediaeval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the middle. in between. exposed. obvious. clear. apparent. evident. evidential. evidentiary. between. betwixt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. borderline. clear. demonstrable. evident. halfway. indecisive. indeterminate. overt. palpable. patent. a) in the middle b) clear. obvious. self-evident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amid. halfway. median. midway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the middle. in between. exposed. obvious. clear. apparent. evident. evidential. evidentiary. between. betwixt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. borderline. clear. demonstrable. evident. halfway. indecisive. indeterminate. overt. palpable. patent. a) in the middle b) clear. obvious. self-evident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amid. halfway. median. midway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abate. lift. wipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrogate. axe. blot out. bring away. cut out. eliminate. kill. make away. prescind. remove. shuffle aside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Elçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «orta» dan).

1.Şerîk, ortaklama iş yapan.

2.Eskiden bir kocanın karılarından birine nisbetle diğeri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common. collective. joint. conjunct. consociate. fellow. identic. mutual. sympathetic. partner. associate. shareholder. collaborator. consociate. cooperator. copartner. dormant partner. mate. pard. party. privy. sidekick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collective. common. communal. concerted. corporate. joint. mutual. partner. unanimous. universal. associate. shared. accomplice. in common. any wife in a polygamus household.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

associate. partner. accomplice. hold in common. shared. fellow wife (in a polygamous household. associated. collective. companion. conjoint. consociate. copartner. fellow partner. interested partner. joint partner. kiss- and-tell. law partner. mutual. par

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common divisor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common divisor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lingua franca.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lingua franca.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to associate. to make sb a partner. to take sb on as a partner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to associate. to make sb a partner. to take sb on as a partner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint account. mutual currency account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint account. mutual currency account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common multiple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common multiple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consociate. participate. to be at a partner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consociate. participate. to be at a partner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common denominator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common denominator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common divisor / factor. common diviser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common divisor / factor. common diviser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mahsule ortak olarak başkasının tarlasında çalışan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

share cropper. sb who assists a farmer in return for a share of the crop. metayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

share cropping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

share cropping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ortaklıkla, müştereken: Ortaklaşa bir dükkân açalım veya bir çiftlik alalım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collective. joint. in collaboration with. jointly. collectively. in common. in cahoots.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collective. as a partner. in common. sharing equally. collectively. jointly. together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jointly. together. as partners. collectively. joint. common. shared. in common.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collectivism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collectivism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe).

1.Ortak olarak bir varlık meydana getiren fertlerin bütünü.

2.Ortak mülkiyet.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ortak olmak: Hepimiz ortaklaşırsak bir mağaza açabiliriz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collectivize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collectivize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şirket: Ortaklık, ticaretin ruhudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

partnership. association. company. community. coparcenary. copartnership. joint adventure. joint undertaking. joint venture. participation. privity. tie-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

association. incorporation. partnership. society. firm company. partnership iştirak. müşareket. firm. company. corporation şirket. kumpanya.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

partnership. company. consortium. copartnership. corporation. firm. interestedness. joint partnership. participating state. participation. partnership firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

partnership agreement. deed / contract of partnership. contract of copartnery / partnership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

partnership agreement. deed / contract of partnership. contract of copartnery / partnership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Kulak zarının arkasındaki boşluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ortalamak işi, ortasını bulma, alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

medium. average. mean. equated. fair average. medial. normal. par. average. mean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

average. normal. medium. mean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

center alignment. mean. average. mean average.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on an average. average propensity to consume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Average Collateral)

Üçer aylık hesaplama dönemlerinde tüm Borsa üyeleri için hesaplanan oransal teminat tutarlarının basit ortalamasıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Ortaya, meydana koymak.

2.Bir şeyin ortasına varmak, yarısını bulmak: Kışı ortaladık.

3.Yarı yarıya bölmek, ortasından ayırmak: Kârı iki ortak arasında ortalamalı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reach the middle. to center. to centre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reach the middle of. to reach the midpoint of. to divide sth in half. to kick the ball towards the goal. centre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ortasına varılmak, yarısı bitmek: Bu iş ortalandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.)

1.Yeryüzünün görünen kısmı, ufuklar: Ortalık ağardı, ortaIık karardı, ortalıkta kimse yok.

2.Halk: Ortalıkta bir büyük sevinç hüküm sürüyor.

3.Oda veya evin içi: Ortalığı biraz toplayın.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one's immediate surroundings. the world around. surroundings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one's immediate surroundings. the area around one.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one's immediate surroundings. the world around. surroundings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one's immediate surroundings. the area around one.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in view. in sight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Genellikle hayvanlar kendilerini ölüme yakın hissettiklerinde ölümü beklemek için bir yerlere gizlenirler. Bu, bir ağaç kovuğu, kayaların arası veya saklanabilecekleri herhangi bir yer olabilir.

Buradaki içgüdü, hayvanın kendisini güçsüz hissetmesi nedeniyle bir düşmanla karşılaştığında karşı koyamamak ve kaçamamak korkusudur.

İehir hayatının bir parçası haline gelen serçe, güvercin, karga gibi kuşlar da etrafta çok miktarda bulunmasına rağmen bunların ölülerine aynı nedenle hiç rastlayamazsınız. Saklandıkları yerlerde öldükten sonra da vücutları bir şekilde ya bir başka hayvan ya da böcekler tarafından yenilerek yok edilir veya kendi kendilerine çürüyerek toprağa karışırlar.

Sokaklarda, meydanlarda insanlardan hiç çekinmeden dolaşan güvercinler bazen balkonlarımıza bile konarlar. Hiç dikkat ettiniz mi? Bütün bu güvercinlerin boyutları üç aşağı beş yukarı aynıdır. Öbür hayvanlar gibi yanlarında yavruları, minik güvercinler yoktur.

Bunun nedeni güvercinlerin yuva kurdukları yerlerdir. Onlar yeterince emniyetli görmedikleri ağaçlara yuva yapmazlar. Güvercinlerin ana yurdu Kuzey Afrika’dır. Buralarda yuvalarını kayalıkların üst noktalarına kuruyorlardı. Bu sayede aşağıdan gelecek düşmanlarını görebiliyorlardı.

Sonradan başka bölgelere göç eden güvercinler bu içgüdüsel alışkanlıklarını buralarda da sürdürdüler. Yuvalarını yüksek binaların pencere, çatı gibi yüksek yerlerine kurdular. Yavrularını gelişene kadar buralarda büyüttüler.

Zaten güvercin yavruları çok hızlı büyürler. Kısa bir süre içinde vücutları tüy ve teleklerle örtülür, birinci ay sonunda uçarak anne ve babalarını izlerler. Yani yavrular uçabilecek hale gelince boyut olarak büyüklerinden farkları kalmaz.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Vasat, çevredeki şartlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambient. atmospheric. environment. atmosphere. ambiance. ambience. medium. ambit. aroma. occasion. stage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambient. atmospheric. environment. atmosphere. ambiance. ambience. medium. ambit. aroma. occasion. stage. climate. setting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

media. medium. atmosphere. miliev. environment. surroundings. ambience. weather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ateş renginde kızıl tan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. «orta» dan). Ortada bulunan, vasati, üç şeyin ortasındaki, ikincisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrangea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle. middle child. hydrangea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the second child in a family which has three children. middle-sized thing. hortensia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Pek çok türü bulunan süs bitkisi. 2.Yaş bakımından üç kardeşin büyüğü ile küçüğü arasındaki kardeş. İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) Japonya asıllı bir çiçek, Japon çiçeği

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondary education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondary education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondary education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondary education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junior high school. secondary school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junior high school. middle school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondary school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junior high school. secondary school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junior high school. middle school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondary school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appearance. emergence. light.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ört.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coverup. hushing up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coverup. hushing up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to conceal sth from notice. to hush sth up. to cover sth up. blanket. cover- up. cover up. explain away. hide. hush up. obscure. suppress. whitewash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. televizyon alıcı tübü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek doğru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, orthocephalous s. kafatasının uzunluğu ile eni arasındaki oran orta derecede olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dişleri koruma veya bozuklukları düzeltme ile uğraşan dişçilik dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doktrini sağlam; . dinsel inançlarına sadık; doğru, tam, uygun; b.h. Ortodoks kilisesine mensup; yürürlükteki usule uygun. orthodoxly z. kabul edilmiş bir fikre uygun olarak. orthodoxy i. Ortodoksluk; akidenin doğruluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. doğru telaffuz ilmi; doğru telaffuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. düz oluş, ortogenez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., geom. dikgen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imla usulü, imlâ. orthograph'ic(al) s. imlaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. ortopedi. orthopedist i. ortopedi uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. düzkanatlılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gözün içini muayeneye mahsus alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covering. camouflage. cowl. head. rigid frame. shed. hood. blanket. roofing. porch. portal. portico. masking. marquise. coverture. wrapping. tester. cope. closing. cover. shutting. envelopment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Üstüne bir şey çekip görünmez etmek, kapatmak: Hayvana çul, hastaya yorgan örtmek; yağmurluk bütün vücudunu örtüyordu.

2.Saklamak, gizlemek.

3.Kapamak: Kapıyı, perdeyi örttü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cap. cloak. cover. encase. envelop. face. obscure. spread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cover. to veil. to hide. to conceal. to hush up. to cover up. to shut. to close. to overcast. to envelop. to hood. to overlay. to mask. to blanket. to coat. to mist. to enclose. to clothe. to cope. to muffle. to shroud. blot out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Ortodoksluk mezhebinden olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthodox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthodox. greek orthodox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Orthodox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthodox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthodox. greek orthodox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Orthodox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir Hıristiyan mezhebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthodoxy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthodoxy. greek orthodox church.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthodoxy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthodoxy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthodoxy. greek orthodox church.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthodoxy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthodontics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthodontics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Ortoza verilen başka bir ad. (bk.) Ortoz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kiraz kuşu, zool. Emberiza hortulana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Tıbbın vücuttaki şekil bozukluklarını düzelten veya önleyen kolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthopaedics. orthopedics. orthopaedy. orthopedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthopaedics. orthopedics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthopedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthopaedics. orthopedics. orthopaedy. orthopedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthopaedics. orthopedics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthopedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthopaedic. orthopedic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthopaedic. orthopedic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Bir çeşit feldispat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Örtmek işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Örtmeye yarayan her şey, Fars. pûşîde: Karyola, minder, masa örtüsü. Kâbe-i Şerife örtüsü = KAbe astarı.

2.Evin üstünü örten çatı ve ona benzer şeyler, yağmur ve güneşten muhafaza eden siper, çardak: Bu binanın daha örtüsü yok, örtü altında işlemek. Eğer örtüsü = Gaşiye, haşa. Başörtüsü = Kadınların saçlarını saklamak için başlarına aldıkları örtü. Yüzörtüsü = Peçe.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cover. veil. wrap. cloth. overlay. covering. blanket. canopy. caparison. cloak. coat. cope. envelope. garment. hood. layout. mantle. shroud. spread. throw. wrapper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canopy. cloth. cosy. cover. covering. mantle. mask. rug. shroud. spread. top. wrap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blanket. apron. cover. covering. coverture. mantle. shroud. any cloth covering. roof. coat. coating. cloak. casing. kerchief. baldachin. mask. shade. wall. wagon cover. hood. wrap. vamp. throw. overlaying. shrouding. blind. cloth. cot. rug. spread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

implied.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

implied.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Örtmek işine meVzû olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be covered. to be veiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be covered. to be veiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Örtülmüş: Örtülü bir masa.

2.Gizil; Gizli, örtülü bir şsy değildir.

3.mec. Kapalı, anlaşılması zor: Orasını pek örtülü geçti.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covered. veiled. wrapped. under cover. covert. buried. masked. shut. clad. coated. mantled. muffled. submerged. submersed. thick with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

implicit. covered. veiled. shut. closed. hidden. hushed up. concealed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discretionary fund. secret funds (government appropriation which is to be spent on a secret pro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discretionary fund. secret funds (government appropriation which is to be spent on a secret pro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ortanca kardeş.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ateş renginde tunç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Üstüne bir şey aiıp korunmak: Bir yağmurlukla örtündü.

2.Yüzüne yaşmak, peçe vs. tutunmak.

3.(eskiden kız) Erkekten kaçmaya başlamak, ferace, yaşmak veya çarşaf, peçe tutunmak: Yeni örtünmüş bir kız.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cover oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cover oneself. to veil oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cover oneself. to veil oneself. to cover oneself with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cover oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cover oneself. to veil oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cover oneself. to veil oneself. to cover oneself with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overlap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overlap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Örtülü olmayan, üstü açık, çıplak: Örtüsüz karyola, minder, masa, sofra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncovered. unveiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

automatic fuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

automatic fuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. passaporte). Girişçıkış tezkeresi, yabancı ülkelere gidenlere verilen yol tezkeresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passport. pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pasaport; bir memleketin karasularına girmek veya çıkmak için bir gemiye verilen izin kâğıdı; giriş vesilesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir peni karşlılığında satın alınabilen şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. piyano.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. basurotu, bot. Ranun culus ficaria .great pilewort sıracaotu, bot. Scrophularia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. liman; liman şehri. port authority. liman otoritesi, liman idaresi. port of call den. uğranılacak liman. port of entry ithalât limanı, gümrük dairesi olan liman. free port serbest liman, açık liman. home port demirleme limanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. porto şarabı, genellikle koyu kır mızı renkte olan tatlı şarap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., den. geminin sol veya iskele tarafı; f. dümeni iskeleye kırmak; iskeleye dönmek (gemi). Helm to port Dumeni iskeleye kır. on the port bow pruvanın solunda (gemi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. gemi lombarı; lombar kapağı; mak. buhar, gaz veya su yolu (bilhassa valf içinde). port lid lombar ağzı, lombar kapağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., ask. tüfek veya başka bir silâhın omuzdaki duruşu; duruş; fl tufeği namlusu sol omuza doğru olmak üzere eğri vaziyette tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Port Louis, Mauritius adasının baş kenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Port-au-Prince, Haiti'nin başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Port of Spain, Trinidad ve Tobago kolonisinin başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. taşınabilir, nakli mümkün, portatif; i. taşınabilir şey, portatif eşya. portabil'ity i. ta şınabilme, nakledilebilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., A.B.D., Kan taşıma, nakletme; karadan kayık nakliyatı; nakliyat yolu; nakliye, hamaliye, hamallık; f. kayık nakletmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Portekiz «portugal» İsminden). Turunçgillerden bir ağaç ve meyvesi, Ar. nârenc. Çin portakalı = Mandalina. Kan portakalı = İçi kırmızı cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orange. orange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(citrus aurantium var): Turunçgiller familyasından bir ağaçtır. Boyu 2-10 m arasında değişir. Yaprakları sert dayanıklı ve düz kenarlıdır. Meyvesi C vitamini bakımından zengindir. Kabuğunun altında sarımtırak, bazılarında ise kırmızı renkte sulu ve dilimli bir öz bulunur. Kabuklarından portakal esansı elde edilir. Eczacılıkta ve gıda sanayiinde kullanılır. Çiçeklerinden de portakal çiçeği esansı yapılır. Kullanıldığı yerler: Çiçeklerinin kaynatılmasıyla elde edilen su, spazm giderir. Kabuklarından yapılan şurup ise, mide hastalıklarında kullanılır. Damar sertleşmesini ve felci önler. Soğuk algınlığı, grip ve nezlede faydalıdır. Yorgunluğu ve sinir bozukluğunu giderir. Cildin güzel olmasını sağlar. Kansızlığı giderir. Hazmı kolaylaştırır. Karaciğeri çalıştırır ve safra ifrazatını artırır. Ateşi düşürür. Nekahat devresini kısaltır. Vücuda enerji verir. Şeker hastalarına faydalıdır. Susuzluğu giderir. Zayıflatıcıdır. Mide hastalıklarından şikayet edenler portakal yememelidir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orange juice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orange juice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Portakal şerbeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Portakal renginde (turuncu demek daha doğrudur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A door or gate; hence, a way of entrance or exit, especially one that is grand and imposing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lesser gate, where there are two of different dimensions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Formerly, a small square corner in a room separated from the rest of the apartment by wainscoting, forming a short passage to another apartment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

By analogy with the French portail, used by recent writers for the whole architectural composition which surrounds and includes the doorways and porches of a church.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The space, at one end, between opposite trusses when these are terminated by inclined braces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prayer book or breviary; a portass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to a porta, especially the porta of the liver; as, the portal vein, which enters the liver at the porta, and divides into capillaries after the manner of an artery. a grand and imposing entrance ; 'the portals of the cathedral'; 'the port

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pig; a porket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The coarse-grained brownish yellow wood of a small tree of Florida and the West Indies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also called pigeon wood, beefwood, and corkwood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lascivious; licentious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to pornography; lascivious; licentious; as, pornographic writing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Licentious painting or literature; especially, the painting anciently employed to decorate the walls of rooms devoted to bacchanalian orgies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A treatise on prostitutes, or prostitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The quality or state of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a grand and imposing entrance ; 'the portals of the cathedral'; 'the portals of heaven'; 'the portals of success'. a site that the owner positions as an entrance to other sites on the internet; 'a portal typically has search engines and free email and cha

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Usually used as a marketing term to described a web site that is or is intended to be the first place people see when using the web Typically, a portal site has a catalog of web sites, a search engine, or both A portal site also may offer e-mail and other

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Web site that offers services to entice Internet surfers to use the site as their main 'point of entry' to the Web Typically, a portal will provide a directory of links to sites, a search engine, and other services such as free e-mail, or filtering and

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Usually used as a marketing term to described a Web site that is or intended to be the first place people see when using the Web Typically a 'Portal site' has a catalogue of web sites, a search engine, or both A Portal site may also offer email and other

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Web site or service that offers a broad array of resources and services, such as e-mail, forums, search engines, and on-line shopping malls The first Web portals were online services, such as AOL, that provided access to the Web, but by now most of the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Usually Portal is used as a marketing term to described a Website that is or is intended to be the first place people see when using the Web Typically a Portal site has a list of sub-sites, a search engine, news, weather, etc A Portal site may also offer

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Web site or service that offers a broad array of resources and services, such as email, forums, search engines, and on-line shopping malls The first Web portals were online services, such as AOL, that provided access to the Web, but by now most of the t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Usually used as a marketing term to describe a Web site that is or is intended to be the first place people see when using the Web Typically, a portal site has a catalog of web sites, a search engine or both A portal site may also offer email and other se

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a term used to describe a web site that is intended to be the first place people when using the web A portal site may offer e-mail and other services to entice people to use that site as their main point of entry to the web It typically has a cata

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A portal is a Web site that serves as a gateway to the Internet, often consisting of a collection of links to the most popular Web services on the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Usually used as a marketing term to described a Web site that is or is intended to be the first place people see when using the Web Typically a 'Portal site' has a catalogue of web sites, a search engine, or both A Portal site may also offer email and oth

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Usually used as a marketing term to described a Web site that is or is intended to be the first place people see when using the Web Typically a 'Portal site' has a catalog of web sites, a search engine, or both A Portal site may also offer email and other

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is generally used as a marketing term to describe a website that is or is intended to be the first place people see when using the Web Generally, a portal site has a catalog of websites, a search engine and it may offer email service to entice people

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Usually used as a marketing term to describe a Web site that is or is intended to be the first place people see when using the Web Typically a 'portal site' has a catalog of web sites, a search engine, or both A portal site may also offer email and other

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An integrated and personalized web-based interface to information, applications and collaborative services Access to most portals is limited to corporate employees or corporate employees and certain qualified vendors, contractors, customers and other part

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term, generally synonymous with gateway, for a World Wide Web site that is or proposes to be a major starting site for users when they get connected to the Web or that users tend to visit as an anchor site There are general portals and specialized or ni

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gateway or entrance to the web In common usage it has come to describe a starting point page with a hierarchical, topical directory, a search window, and added features like news headlines and stock quotes For typical examples, see Yahoo and Netscape Ne

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A web site that becomes a user's primary starting point for access to the Internet AOL and Yahoo! are examples of portal sites.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A high-traffic Web site with a wide range of content, services and vendor links It acts as a value-added middleman by selecting the content sources and assembling them in a simple-to-navigate and customize interface for presentation to the end user Portal

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet A web site aiming to be a first 'port of call' for Internet users Most portals are search engines offering news and other content facilities in their attempt to become the best place to start when browsing the web Successful portals are likely to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Web site that acts as a doorway to a variety of other sites and services Since healthcare portals can guide high volumes of users to search engines, drug databases, consumer content, online prescription services, medical supplies and physician continuin

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A site which provides wide variety of information and services such as e-mail, chat rooms, shopping and search facilities to attract and retain a greater number of visitors.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A web site designed to be a 'first port of call' when you go online such as Excite and Yahoo Portals offer a mixture of news and information, a search engine and/or a directory Portals are search tools, Most started life as search tools but have had addit

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Web sites that serve as starting points to other destinations or activities on the Web Initially thought of as a 'home base' type of Web page Most major search engines and directories have positioned themselves as 'portals' Often portals offer free servic

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Web 'supersite' that provides a variety of services including Web searching, news, white and yellow pages directories, free e-mail, discussion groups, online shopping, and links to other sites.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gantry , portal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kapı, süslü ve büyük kapı; medhal, girilecek yer. portal-to-portal pay (maden ocağı veya fabrikada) işçinin işyerinde harcadığı zamana göre ödenen para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. kapıya ait (karaciğer deki); tıb. bağırsaklardan karaciğere kan nakleden büyük damara ait. portal vein tıb. kapı toplardamarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İt., müz. portamento, ses kaydırması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Taşınabilir, sökülüp, taşınabilen: Portatif gardırop.

2.Kolay taşınabilen.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portable. folding. collapsible. foldaway. knockdown. transportable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portable. movable. collapsible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. portatif, taşınabilen, nakledilebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

luggage rack / stand / grid. trolley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir kale veya müstahkem yere girilmesini önlemek için indirilen demir parmaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stave. staff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Ottoman court; the government of the Turkish empire, officially called the Sublime Porte, from the gate of the sultan's palace at which justice was administered. the Ottoman court in Constantinople.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

staff. stave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Ottoman court in Constantinople.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., the ile, veya the Sublime Porte Babıali, Osmanlı Devleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. konaklarda arabanın girip çıktığı büyük kapı; konak kapısı önünde bulunan arabaya binilip inilen bitişik ve üstü kapalı yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Avrupa’da İspanya’nın batısında bir memleket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portuguese. portugal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portugal. portuguese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Portugal. portugal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Avrupa’da, Kuzey Atlas Okyanusu kıyısında, İspanya’nın batıısnda yer alır.

Coğrafi konumu: 39 30 Kuzey enlemi, 8 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 92,391 km².

Sınırları: toplam: 1,214 km.

sınır komşuları: İspanya 1,214 km.

Sahil şeridi: 1,793 km.

İklimi: Ilıman deniz iklimi; kuzeyde hava soğuk ve yağışlı, güneyde daha kuru ve ılımandır.

Arazi yapısı: Tagus Nehrinin kuzeyi dağlıktır, güneyde inişli çıkışlı ovalar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Ponta do Pico 2,351 m.

Doğal kaynakları: Balık, orman, tungsten, demir, uranyum, mermer, işlenebilir arazi, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %26.

daimi ekinler: %9.

Otlaklar: %9.

Ormanlık arazi: %36.

Diğer: %20 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 6,300 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Azores depreme meyillidir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 10,066,253 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.18 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0.5 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.94 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 75.94 yıl.

Erkeklerde: 72.44 yıl.

Kadınlarda: 79.68 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.48 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.74 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 36,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 280 (1999 verileri).

Ulus: Portekiz.

Nüfusun etnik dağılımı: Homojen Akdenizliler soyu; sömürgeleştirme döneminde Afrika’dan göç edip yerleşmiş olan zencilerin sayısı 100,000 civarındadır.

Din: Roma Katolikleri %94, Protestanlar (1995).

Diller: Portekizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %87.4.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Portekiz Cumhuriyeti.

kısa şekli : Portekiz.

Yerel tam adı: Republica Portuguesa.

yerel kısa şekli: Portugal.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Lizbon.

İdari bölümler: 18 bölge ve 2 özerk bölge; Aveiro, Acores (Azores), Beja, Braga, Braganca, Castelo Branco, Coimbra, Evora, Faro, Guarda, Leiria, Lisboa, Madeira, Portalegre, Porto, Santarem, Setubal, Viana do Castelo, Vila Real, Viseu.

Bağımsızlık günü: 1140 (5 Ekim 1910 tarihinde cumhuriyet bağımsızlığını ilan etmiştir).

Milli bayram: Portekiz Günü, 10 Haziran (1580).

Anayasa: 25 Nisan 1976.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), EIB (Avrupa Yatırım Bankası), EMU (Avrupa Ekonomi ve Para Birliği), ESA (Avrupa Uzay Ajansı), A


Ülke by

Türkçe Sözlük

(hi.). Portekizliler’in usulünde veya Portekiz dilinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portuguese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Portuguese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portugese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portuguese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Portoguese (people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Portuguese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. ufak para çantası, para cüzdanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden belirtmek veya haber vermek (özellikle kötü olayı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa zamanda meydana gelecek bir olayın habercisi veya delili; harika, acibe. porten'tous s. meşum, uğursuz; hayret verici, harikulade.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hamal; siyah bira. porterage i. hamallık; hamal parası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kapıcı; A.B.D. yataklı vagonlarda hizmet eden görevli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir çeşit kalın ve yumuşak biftek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evrak çantası; makam, mevki, vazife; bir kimseye özgü tahvillerin tümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wallet. purse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portfolio. wallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Portfolio)

Sahip olunan varlıkların aynı veya farklı özelliğe sahip birden fazla kıymete yatırılması sonucu oluşan toplam değerdir.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Portfolio Management)

Kıymetli madenlere dayalı olanlar dahil olmak üzere sermaye piyasası araçlarından oluşturulan portföylerin müşteriler hesabına vekil sıfatıyla yönetilmesidir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. lombar; kale mazgalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyük bir binanın kapısı önündeki direkler altı, revak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kapı yerine kullanılan perde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kısım, parça, cüz; porsiyon, bir tabak yemek; pay, hisse; kısmet, kader, nasip; drahoma, çeyiz; f., hisselere ayırmak, taksim etmek; parsellemek; miras bırakmak; kızına drahoma vermek. lega1 portion huk. mahfuz hisse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iri yapılı, cüsseli, şişman; heybetli, gösterişli. portliness i. cüsseli oluş; heybetli oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -eaus, - eaux) İng. bavul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Şapka, palto gibi şeylerin asıldığı duvar askısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coat stand. hallstand. hall tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coat stand. coat hanger. hat stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hallstand. hatstand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Portekiz’de yapılan ünlü bir şarap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

port city in northwest Portugal; noted for port wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Porto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

port city in northwest Portugal; noted for port wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Porto Novo

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. portör

tıp taşıyıcı

Kendisi hastalığa yakalanmaksızın o hastalığın sebebi olan mikrobu taşıyan kimse veya hayvan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carrier. contact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. resim, tasvir, portre; kelimelerle çizilen portre. portrait gallery resim sergisi. portrait painter portre ressamı. portrait bust, portrait statue portre heykel. pen portrait yazı ile yapılan tasvir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. portreci, portre ressamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. resim, tasvir, portre; resim sanatı; tarif, tanımlama, tavsif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. resmetmek, resmini yapmak; tarif etmek, tanımlamak, tasvir etmek. portrayal i. resmetme, tanımlama, tarif etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir insanın fotoğraf veya resimle tasviri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portrait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portrait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Portekiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Portekiz'le ilgili; i Portekizce; Portekizli; Portekizliler. Portuguese manofwar denizanası, zool. Phy salia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Sathı düzgün olmayan, taşlık (yer).

2.Bir şeyin üzerinde hâsıl olan kabarcıklar: Dilin pörtüğü. (bk.) Pürtük.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. semizotu, bot. Portulaca sativa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i öldükten sonra; i. otopsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. övülmeye değer, takdire layık. praiseworthily z. övülmeye layık bir şekilde, methe lâyık surette. praiseworthiness i. methe layık olma, değerlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. oran, nispet: çoğ. bir cismin genişlik, uzunluk ve derinliği, ebat, boyutlar; hisse, pay; uygunluk; mat. iki çift nicelik arasındaki nispet eşitliği, oran- tı; orantı kuralı; f. orantı kurmak; birbirine uyumlu kılmak. proportion of births to

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. orantılı; i. bir başkasıyle orantılı olan nicelik veya sayı. proportional representation pol. nispi temsil. proportionally z. nispeten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. orantılı. proportionateness i. orantılılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. mana, kavram, mefhum, meal; f. manasında olmak, göstermek, bildirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kanaryaotu, bot. Senecio.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Sözcü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reporter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person responsible for writing a report. reporter. referent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dostça münasebet, dostça ilişki, ahenk, uyum en rapport (an rapor) (Fr.) birbiriyle anlaşmış, uyum halinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.) (musiki). Türk musikisinde basit makamların teşkilinde kullanılan bir dörtlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

re-export.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) tekrar ihraç etmek; (i.) tekrar ihraç edilen mal; tekrar ihraç. reexporta'tion (i.) ithal edilen malın yeniden ihracı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Rekor kıran kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recort holder. record holder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who has broken a record. record holder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. söylemek, anlatmak, nakletmek; rapor vermek veya yazmak; resmen malumat vermek veya yazmak; haber yaymak; haber vermek, şikayet etmek; kendi hakkında malumat vermek; i. rivayet, şöhret, şayia, söylenti; rapor, takrir, malumat; top sesi, patlama

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gazete muhabiri; muhbir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. muhbirlik kabilinden; röportaj kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gitmek, sık sık gitmek; (to ile ) baş vurmak, müracaat etmek, başka çare kalmayınca kullanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sık sık gidilen yer, ahalinin toplandığı yer, gezinti ve dinlenme yeri; mesire; çare, merci, baş vuracak yer, sığınacak yer; yardımına baş vurulan kimse; sık sık gitme. last resort son merci; son çare. summer resort sayfiye, yazlık, yazın gidilen

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. isnada veya siteme karşı isnat veya sitemle cevap vermek; sert cevap vermek; karşılık vermek; i. karşılık, cevap; kötü sözü sahibine iade etme, mukabele. the retort courteous nezaketle verilen aksi cevap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., kim. imbik; f. imbikte ısıtarak damıtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arkaya doğru ;bükme veya eğme; huk. aynı ile mukabele,misilleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski., (argo) fazla gürültülü kimse veya şey; olağanüstü kimse veya şey; kasırga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Venture Capital Investment Trust)

Kayıtlı sermayeli olarak kurulan ve çıkarılmış sermayelerini esas olarak sermaye ve faiz kazancı elde etmek amacıyla risk sermayesi yatırımlarına yönelten halka açık anonim ortaklıklardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir yazarın, gördüklerini anlatan yazısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interview. reportage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interview. reporting. set of articles on a topical subject. report. reportage. commentary. running commentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feature report. programme which gives a detailed report on a particular topic. newspaper report. feature. interview. reportage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reporter. interviewer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

writer of feature articles. interviewer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Rokfor peyniri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Sabâ makamının tertibinde bulunan dörtlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

health insurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

health insurance. health insurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üşnan, çorak, dikenli çöven, bot. Salsola kali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerika'ya mahsus ve kuyruğu makas şeklinde olan bir cins sinekyutan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. liman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. denize karşı dayanıklı, denize açılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendine fazla önem verme, kendini fazla yüksek görme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir ressamın çizdiği kendi portresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendini geçindirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (i). kısa; kısa boylu; bodur; ters ve kısa (cevap); eksik, nakıs, dar, ihtiyacı karşılamayan; satılırken elde bulunmayan (mal); gevrek, çabuk kırılan; çok yağIı; (z). birdenbire; elde bulunmayan malı satmak üzere; tersçe; eksik; (i). kısa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eksiklik, açık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şekerli galeta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nefes darlığı olan, tıknefes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üstüne ezilmiş meyva konulan gevrek kek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (k).dili eksik para vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kısa devre yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kusur, ihmal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kestirmeden gitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kısaltmak, kısalmak; yağ katarak gevrekleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yağ; kısaltma, kısalma, ihtisar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). stenografi, steno.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yardımcısı az.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kısa boynuzlu iri bir cins sığır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kısa ömürlü ömürsüz; az zaman süren. _

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). miyop; ileriyi göremeyen, basiretsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sert, nezaketsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., beysbol ikinci ile üçüncü minder arasında oynayan oyuncu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çabuk kızan, öfkeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kısa vadeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nefes darlığı olan, tıknefes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. İ. sicurta). t. Mal ve paranın her türlü kazaya karşı tazmini: Evi, gemiyi, eşyayı, sigorta etmek, sigortaya koymak.

2.Bu şekilde tazminini üzerine alan ve bu maksatla teşekkül etmiş şirket ve idare.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insurance. insurabile. insurance. assurance. fuze. fuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assurance. fuse. insurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insurance. assurance. fuse. aids to trade. cover. safety net.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to assure. to insure. to underwrite. cover. introduce an insurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insurance policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insurance policy. policy of assurance / insurance. attachment. documentary bill. insurance certificate. policy of insurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insurance premium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insurance premium. premium paid for insurance. class rate. insurance portfolio. policy premium. rate of insurance. insurance rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sigorta işleri ile uğraşan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insurance agent. insurer. insurance broker. assurer. underwriter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insurer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

underwriter. insurer. insurer agent company. insurance agent. insurance canvasser. placing broker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insurance. selling insurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

selling insurance. insurance trade. underwriting business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assure. cover. to insure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to insure. to issue the safety of sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to write insurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Sigorta ettirilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insured. assured. insurant. secured. the insured. the insured party.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insured. the insured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assured. insured. covered by an insurance policy. covered. insurance holder. insuree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being covered by old age insurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncovered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çanta çiçeği, bot. Calceolaria integrifolia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. at gibi horuldamak; k.dili. kahkahalarla gülmek; (argo) koklayarak esrar çekmek; i. öfke belirten ses; atın horuldaması; kahkaha; (argo) bir yudum içki. snorter i. horuldayan kimse; şiddetli fırtına; gürültülü patırtılı iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çöven, helvacıkökü, sabunotu, bot. Saponaria officinalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

table linen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tablecloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shorts. trunks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shorts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shorts. boxer shorts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çeşit, tür, nevi; usul, yol, tarz; soy, tabiat. sort of k.dili. oldukça. after a sort bir dereceye kadar. in some sort bir derecede. of sorts sıradan. out of sorts k.dili. rahatsız, keyifsiz; gücenik, dargın, küskün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ayırmak, ayıklamak, sınıflandırmak; birlik olmak. sortable s. sınıflandırılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Norveç parlamentosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Elektrik tesisatında lamba veya fiş için ayrılan kolların her biri.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. sortie

ask. çıkış

Uçağın bir havaalanından başka bir havaalanına gitme süreci.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sortie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outlet. sortie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. yarma hareketi, huruç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kura ile fala bakma, falcılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

social security. social insurance. social insurance / security.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. roket alanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düğünçiçeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beyaz kurtluca, bot. Atractylis gummifera.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. başkasının zevklerini bozan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaşıkotu, bot. Cochlearia officinalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., s. eğlence, oyun, spor; neşe; alay, istihza; eğlence konusu, alay mevzuu; oyuncak; kdili. kumarbaz kimse; gösteriş meraklısı kimse; biyol. değşinme, değşinme gösteren hayvan veya bitki; f. oynamak, eğlenmek; alay etmek, takılmak, şaka etme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Sporla alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sporting. sport. sportive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pertaining sports. sportsmanlike. gentlemanly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. spor ile ilgili; oyun kurallarına uyan, sportmen; kumarbaz. sporting chance k.dili. kazanma ihtimali ağır basan şans. sporting house genelev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sporcu, sportmen; oyun oynamayı seven; oyun veya şaka kabilinden . sportively z. sportmence; neşeyle. sportiveness i. sportmenlik; neşelilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. ing.). Sporcu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sportive. sportsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sportsman. athlete. sportsmanlike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sportsman. gentlemanly player. athleté.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. men) sporcu; avcı; profesyonel kumarbaz; sportmen. sportsman like s. sporcuya yakışır, sportmence; namuslu. sportsmanship i. sporculuk sportmenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. spor giysi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili. sporcu: hovarda, neşeli, canlı; gösterişli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

binbirdelik otu, sarı kantaron, bot. Hypericum colycinum .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abettor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abettor. accessory. accomplice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomplice. associate in crime. associate in guilt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. desteklemek; tahammül etmek, götürmek, dayanmak, tutmak, kaldırmak, çekmek; kuvvet vermek, cesaret telkin etmek; beslemek, geçindirmek; masrafını vermek; devam ettirmek; ispat etmek, teyit etmek; savunmak, müdafaa etmek; yardım etmek, tutmak,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çekilir, tahammül edilebilir; ispat edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taraftar; yardımcı; jartiyer; askı; bileklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. destekleyici; yardımcı; ispat etme hususunda faydalı. supportive therapy psik. hastaya problemlerinde yardımcı olarak yapılan psikoterapi; tıb. hastanın genel sıhhat durumunu kuvvetlendirerek hastalık bulgularının ortadan kaldırıldığı tedavi usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kırlangıç otu, bot. Cynanchum vincetoxicum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tennis court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tennist court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) teşekküre lâyık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tee-shirt. t-shirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tshirt. t-shirt. tee shirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

T-shirt. tee shirt. t shirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dişotugillerden herhangi bitki, bot. Dentaria; gizli otu, bot. Lathraea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. haksız muamele, haksız fiil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ahçı. turta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. haksız fiil isleyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kasılma sonucu boynun çarpılması, boyun tutulması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bükülmüş, çöreklenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Meksika bir çeşit pizza, lahmacun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., huk. haksız fiil kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaplumbağa, tosbağa, zool. Testudo. tortoise shell bağa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çilli evcil kedi, üç renkli dişi kedi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as round as a ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı sıvıların dibine çöken koyu şey, çökelek, çöküntü, posa: Şarap, yağ tortusu, tortusu kalmış. Kahve tortusu = Telve. Üzüm tortusu = Cibre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dregs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deposit. dregs. grounds. residue. scale. sediment. precipitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deposit. dregs. sediment. residue. the drags of a social group. leaving. fecule. grounds. wash. settling. deposition. marc. sludge. impunity. residuary. tailing. residual. segregation. sedimentary. lees. precipitate. residuum. settlings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji) (uyd. k.). Tortuların birikmesinden meydana gelen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedimentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çökeleği ve posası olan, berrak olmayan, bulanık: Tortulu şarap, yağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turbid. sth which has sediment in it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eğri büğrülük, yılankavilik. tortuously z. eğri büğrü bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eğri büğrü, dolambaçlı büküle kıvrıla uzayan; hileli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. işkence, eza, eziyet, azap, elem; f. işkence etmek, eziyet etmek, azap vermek; biçimini bozmak, anlamını değiştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. free of sediment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Litografyada yazı veya resmin eczalı kâğıt vasıtasıyla bir taştan diğerine nakli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To carry or bear from one place to another; to remove; to convey; as, to transport goods; to transport troops.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To carry, or cause to be carried, into banishment, as a criminal; to banish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To carry away with vehement emotion, as joy, sorrow, complacency, anger, etc.; to ravish with pleasure or ecstasy; as, music transports the soul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Transportation; carriage; conveyance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A vessel employed for transporting, especially for carrying soldiers, warlike stores, or provisions, from one place to another, or to convey convicts to their destination; called also transport ship, transport vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Vehement emotion; passion; ecstasy; rapture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A convict transported, or sentenced to exile. an exchange of molecules across the boundary between adjacent layers of a fluid or across cell membranes move while supporting, either in a vehicle or in one's hands or on one's body; 'You must carry your camp

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charges for postal service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term describing an agreement between a fiber provider and their customer to provide backbone fiber for a fee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is a request to transport objects from the software development environment, identified as the source system, to the specified target system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of three distinct processes involved in erosion It is the movement of eroded material in the medium of air, water or ice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any mechanism in physics by which particles or regions of fluid move around, or a mathematical model of such a mechanism such as a PDE.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of emissions from one source being carried by wind to other locations. transportation of racecar to and from selected event.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Intercity Transport. the moving of eroded rock or soil particles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of the functions carried out by protocols in the Network or Transport Layers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This layer provides transparent transfer of data between end systems, or hosts, and is responsible for end-to-end error recovery and flow control It ensures complete data transfer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

System for conveyance of information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A component of the WASP server that is responsible for transferring messages to a web service using particular transport protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The method by which the paper is moved past the digitizing scanner Affects speed of throughput and types of paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Responsible for end-to-end delivery of the entire message.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shipping , carriage , conveyance , freightage , portage , porterage , traction , transport , transportation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. askeri vasıta; kendinden geçme, zevk ve heyecandan çılgın hale gelme; nakil, münakalat, taşınma, yerden yere götürme; sürgün olmuş kimse. Ministry of Transport Ulaştırma Bakanlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yerden yere götürmek, taşımak, nakletmek; kendinden geçirmek, çı1dırtmak; sürgüne göndermek, nefyetmek. transportable s. nakli mümkün; taşınabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.. nakil, yerden yere taşıma, münakalât, ulaştırma; nakil vasıtası; nakil vasıtası bileti; taşıt ücreti; sürgünlük cezası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. transporter

yükçeker

Yükleri bir noktadan başka bir noktaya götürmekte kullanılan araç.


Yabancı Kelime by

Teknolojik Terim

Kulak kepçelerini belirli frekanslarda havalandırarak İçindeki küçük kompakt hoparlörün etkisini artıran teknoloji.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

Fr. triporteur

üçteker

Eşya taşımak için bir kasası bulunan, çoğu kez motorlu, üç tekerlekli küçük taşıt.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

three-wheeler. luggage carrier. three-wheeled parcel carrier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. itimada lâyık, güvenilir. trustworthiness i. güvenilirlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aslını bilmeden, düşünüp danışmadan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rahatsız; rahatsız edici, nahoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. talihsiz, bahtsız, bedbaht, biçare, kimsesiz; başarısız; i. şanssız kimse. unfortunately z. yazık ki, maalesef .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. önemsiz, unimportance i. önemsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ayırmak, çözmek; zıvanasından çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Ortodoks olmayan; geleneklere karşı, adetlere ayklrı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. söylenmemiş, anlatılmamış; bildirilmemiş, beyan edilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. denize çıkmaya elverişsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sportmence olmayan, sporcuya yaraşmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. desteksiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güvenilmez, itimada lâyık olmayan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değmez; değimsiz, lâyık olmayan, uygun olmayan; uygunsuz. unworthiness i. lâyık olmama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Türk musikisinde basit makamlarda kullanılan 6 dörtlüden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

data medium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -texes veya -tices) girdap, özellikle girdabın ortası; kasırga. vortical s. girdap gibi dönen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., zool. çan hayvanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. girdap gibi dönen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çay üzümü, bot. Vaccinium myrtillus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

WM-PORT, Sony WALKMAN® ürününüzü bir dizi uyumlu cihaza bağlamanızı sağlayan 22 pimli bir konektördür. Veri senkronizasyonu için Sony WALKMAN® ürününüzü PC’ye ve VAIO dizüstü bilgisayarınıza kolayca bağlayabilir; böylece ses ve video dosyalarınızı aktarıp düzenleyebilirsiniz. WM-WM-PORT ayrıca cihazı şarj etmenize veya doğrudan bir AC güç kaynağına bağlamanıza olanak verir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bitki, nebat, sebze, ot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (edat) değer, kıymet; servet; bedel, -lik; (edat) değerinde; layık, değer; sahibi, -lik. three liras' worth of candy üç liralık şeker. It's worth seeing. Görmeye değer. for all it's worth son haddine kadar. for what it's worth ne olursa olsun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değersiz, işe yaramaz, colloq. ciğeri beş para etmez. worthlessly z. değersizce. worthlessness i. değersizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değerli, faydalı, dişe dokunur, zahmetine değer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. değerli; layık, reva, müstahak; değimli; i. değerli kimse; çoğ. kodamanlar; worthily z. yakışacak şekilde, uygunca. worthiness i. değerlilik, liyakat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Foreign Company)

Türk Parasını Kıymetini Koruma mevzuatında tanımlanan dışarıda yerleşik kişilerden ilgili ülke mevzuatına göre yabancı sermaye piyasası araçlarını çıkaran ortaklıklar ile yatırım ortaklıklarıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

Bir organizmanın ya da organizma grubunun yerleştiği, fiziksel çevrenin görece birörnekliği ve ilgili bütün biyolojik türlerin sıkı etkileşimi ile belirlenen doğal çevre. Yaşama ortamı çöl, tropik orman, çayırlık alan, kutup tundrası ya da buz denizi olabilir.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Investment Trusts)

Sermaye piyasası araçları ile ulusal ve uluslararası borsalarda veya borsa dışı organize piyasalarda işlem gören altın ve diğer kıymetli madenler portföyü işletmek üzere anonim ortaklık şeklinde ve kayıtlı sermaye esasına göre kurulan sermaye piyasası kurumlarıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

midsummer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Hıristiyanlarca bayram ve tatil günü: Yortu olduğu için Rumlar’ın dükkânları kapalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feast. fiesta. christen feast. christian feast. festival.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Yüzme yarışları serbest (kravl), kelebek, kurbağalama ve sırtüstü olmak üzere dört ayrı kategoride yapılır. Ancak ‘kelebek’ gibi her insanın kolay kolay yüzemeyeceği bir sitilin niçin yarışmalara alındığı pek bilinmez. Aslında bütün stillerin orijini kurbağalamadın Uluslararası yüzme federasyonu kurulmadan önce başka ilginç kategoriler de vardı. Örneğin 1900 yılında Fransa’da Sen nehrinde yapılan 200 metre engelli yarışında, yüzücüler sudaki direklere çıkıyor, sandalların altlarından geçiyorlardı.

Bilinen en eski yüzüş şekli kurbağalamadım Az enerji harcanması nedeni ile bu stil suda hayat kurtarmada ve keyif için yüzmede de kullanılır. İki kolun ileri uzatılıp, suyun ellerle iki yandan geri çekilmesi, bu arada bacakların da senkronize hareket etmesi, kurbağaların yüzüşüne benzediğinden bu adı almıştır.

İlk zamanlarda kulaç tamamlandığında, nefes de kol hareketi başlamadan önce alındığı için, bu arada hız da çok azaldığından dura dura yüzülüyormuş gibi görünürdü. Gittikçe gelişen bu stilde şimdilerde nefes kolun geri çekiliş hareketinin tamamlanmasından az önce alınmakta, yüzücüler de duraksamadan yüzmektedirler.

Kelebek stilin kurbağalamadan asıl farkı kol hareketleridir. Kollar ileri hareketlerini suyun üstünden yaparlar. 1933 yılında ABD’de yapılan bir yarışta Henry Myers adlı bir yarışmacı kurbağalama stili ile yüzüşün kurallara uygun olduğu konusunda ısrar etmiş ve sonuçta yarışa kabul edilmiştir.

Sonradan kelebek stili ayrı bir dal olarak yarışmalara alınmıştır. Başlangıçta yüzücüler ayaklarını kurbağalamada olduğu gibi yana hareket ettirirlerken sonra yunusun kuyruğu gibi çırpmağa başlamışlardır. Aslına bakarsanız yunuslama olması gereken bu stilin adı herhalde kelebeklerin uçuşuna benzetildiğinden olacak kelebek (İngilizce’de butterfly) olarak kabul görmüştür.

Sırtüstü yüzüş şekli ise 20. yüzyılın başında gelişmeye başladı. Bunda da başlangıçta kol ve ayak hareketleri kurbağalamaya benziyordu. ABD’li Harry Hebner kravl sitile benzer kol ve ayak hareketlerini geliştirdi ve bu şekilde yüzdüğü ilk yarışta kurallara uymadığı gerekçesiyle diskalifiye edildi. Yapılan itirazlar sonunda kurallarda sırtüstü bulunma dışında bir kısıtlama olmadığı ve bu stilin sırtüstü yüzme hızını daha da geliştirdiği anlaşılarak resmi olarak kabul edildi ve Harry’nin madalyası verildi.

Serbest stil de denilen kravl yüzüşün, yüksek dalgalarla mücadele edebilmek için Güney Pasifik yerlileri tarafından geliştirildiği sanılıyor. Bütün yüzüş şekilleri arasında en hızlısı olan bu stil 1902 yılında Avustralyalılar tarafından Avrupa’ya taşındı. Stil Amerika’ya ulaşınca ayaklar her kulaçta önce 4 kez, sonra 1917 yılında iki kadın tarafından daha da geliştirilerek 6 kez çırpılmaya başlandı ve sürat arttıkça arttı.


Genel Bilgi by