Os ne demek? | Os anlamı nedir? | Os

Os anlamı nedir?

Os ne demek?

Os anlamı nedir?

Os | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(kimya). Osmiyum elemanının senbolü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. osmium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. ora) anat. ağız, delik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. ossa) anat., zool. kemik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. Old Saxon. Old Style.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), yaklaşıp hitap etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). asidoz, özellikle şeker hastalığında kanın asitli hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open-air theater. open-air theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evince. manifest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., edat ortasından, iSinden veya üstünden karşı tarafa geçerek; edat çaprazvari, öbür tarafa, karşı yakada. come across rast gelmek, tesadüf etmek; (k). dili görünmek. come across with (k). dili istemeyerek vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akrostiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Allah'a Ismarladık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i) etin yağına ait; yağlı; (i) etin yağlı tarafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aerosol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). roket, güdümlü mermi ve uzay gemilerinin çalışması konusunda tek bir tabaka sayılan atmosfer ve onun dışındaki boşluk. aerospace industry uzay gemileri ve bunların teçhizatlarını imal eden sanayi kolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havaküre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havada sabit durabilen balon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hava kanunları ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Musiki parçasının duygulu bir üslûpla çalınacağını anlatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

With feeling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tenderly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Affectionate With tender emotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

With tender expressions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). en geri, en son.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Oynaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Tanımamak.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agnosie

ruh b. tanısızlık

Duyularda herhangi bir bozukluk olmamasına rağmen sinir sisteminin belirli bir yerindeki doku bozukluğundan ileri gelen algı kaybı veya yokluğu.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). agnostik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). agnostisizm , bilinemezcilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agnostique

fel. bilinemezci

Tanrı’nın ve evrenin nereden türediğinin bilinmediğini ve bilinemeyeceğini ileri süren öğretiyi benimseyen (kimse).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agnostic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agnostic. agnostic bilinemezci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agnostic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bilinemezcilik.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agnosticisme

fel. bilinemezcilik

Tanrı’nın ve evrenin nereden türediğinin bilinmediğini ve bilinemeyeceğini ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agnosticism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Roma’nın birinci imparatorunun isminden gelir: Augustus). Kullandığımız takvimin sekizinci ayıdır. Asya’da Süryânîce’den alarak (Ab) derler. Ağustosböceği = Yazın çok öten çırlak böceği, (mec.) Çok söyleyen geveze adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aug. august.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the month of August.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cicada.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cicada.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family friend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Mısralarının ilk harfi yukarıdan aşağıya doğru okununca mânâlı bir kelime veya has isim çıkacak şekilde düzenlenmiş manzume.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrostic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Fırça ile dikine taranacak şekilde kısa kesilmiş erkek saçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

albatross.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pek iri bir cins deniz kuşu, albatros.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i L.). (bk.) akşar.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. albinos

akşın

Doğuştan boya maddesi bulunmadığı için kıllarında ve gözlerinde, bazen de derisinde ak olan (hayvan veya insan).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). hemen hemen; az daha, takriben, yaklaşık olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Altı köşesi olan, altı köşeli, altıgen.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). amoroz, harici bir değişiklik olmadan göze arız olan körlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. mitoloji). Olimpos tanrılarının yemeği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mit). Yunan tanrılarının ölümsüzlük veren yemekleri; çok lezzetli yiyecek veya içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özel bir açıdan bakılınca muntazam görülen şekilsiz resim; bir resmin şekilsiz yapılması; bu şekilde resim yapma metodu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (anat). anastomoz vasıtasıyle birleşmek, ağızlaşmak, yekvucut olmak. anastomo'sis (i). ağızlaşma, anastomoz , iki damarın birleşmesi. anastomot'ic (s). damar birleşmesine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kancalı kurt hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., meteor. yelkovan , rüzgar pusulası, rüzgârın yönünü veya varlığını gösteren araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Büyük Britanya’da yerleşen Germen ırkından aşiretlerin adı.

2.Ana dili İngilizce olan şahıs.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anglo saxon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anglo-saxon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). husumet, kin düşmanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Eriyik hâlde balmumu bağlayıcı ile pigmentlerin karışımından elde edilmiş boyalarla yapılan resim türü. Antik Çağdaki belli başlı resim tekniklerinden biri olan ankostik resim, MÖ IX yy.da Yunan sanatçı Pausias tarafından yetkinleştirilmiştir. Günümüze ulaşan en önemli örnekler, Mısır`daki el- Feyyum Vahası`nda Roma dönemine ait mezarlarda bulunan Feyyum Portreleri` dir (II. yy.).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (tıb). oynakların yapışması, eklem katılaşması, ankiloz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). koku almazlık, koku duyusu eksikliği, anozmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anthropocentrisme

fel. insanmerkezcilik

İnsanı evrenin merkezi sayan, bütün öbür yaratıkların insan için yaratılmış olduklarını söyleyen dinî nitelikli öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gram). şart cümlesinin ikinci kısmı, ceza.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). vücudun bazı yerlerinde bulunan mukavim bir deri, akderi, akortü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kon). (san). sözünü birdenbire yarıda bırakma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). irtidat, din değiştirme; bir partiden başka bir partiye geçme; esas doktrinden cayma, prensip ve inançlarında değişiklik yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (s). din değiştiren kimse; siyasi parti veya inancını değiştiren kimse; s din değiştiren, mürtet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). irtidat etmek, dininden dönmek; fikir veya prensiplerinde değişiklik yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. felsefe). Tecrübeyi takip ederek, tecrübeden sonra mânâsındaki bu kelime, muhakemenin tecrübeye dayanması prensibini ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

fel. sonsal

Deneyden çıkan ve deneye bağlı olan (bilgi).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). (man). aposteriori, sonsal .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (not)., haşiye, derkenar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oniki havariden biri, apostol; herhangi bir ahlaki reform hareketinin öncüsü; Mormon kilisesi idare heyeti üyelerinden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havarilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havarilik makamı ve görevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). oniki havariden birine ait; havarilerin özelliğini taşıyan; Papa'ya ait. apostolically (z). havarilere has bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. apostrophe

db. kesme işareti

Özel adlara, kısaltmalara ve sayılara getirilen ekleri, iki sözün birleşmesi sırasında ortaya çıkan ses düşmesini belirtmek için kullanılan noktalama işaretinin adı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apostrophe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tepeden virgül, kesme, apostrof; (kon). (san) nutuk esnasında appeal orada bulunmayan belirli bir şahsa hitaben söylenen sözler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir söylevde hazır bulunmayan bir şahsa hitap etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilâhlaştırma, tanrılaştırma; bir şahsı veya prensibi aşırı derecede yükseltme; kutsal kabul edilen fikir veya ideal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). diğer parmakların uçlarına dokunabilen (baş parmak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yan yana koymak; yapıştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun, münasip, yerinde. appositely (z). uygun bir şekilde. appositeness (i). uygunluk, yerinde oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gram). aynı şeyi açıklayan iki kelimenin yan yana konması; bir araya koyma, ekleme, ilave etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aynı şeyi açıklayan ve yan yana bulunan kelimelerin ikincisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). of veya to ile vaktinde olan, yerinde olan, uygun, münasip; (z). bu münasebetle, sırası gelmişken (söz veya fikir).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Önce dikiz aynası ile başlayalım. Dikiz aynasını gece konumuna getirince, arkadaki arabaların farlarının ışıklarının sizi rahatsız etmeden nasıl arkayı görebildiğinizi hiç merak ettiniz mi? Eğer evinizde gece ışıklar açık ve dışarısı karanlık iken pencerenin önünde durursanız, camdan aksinizi bir aynaya yakın netlikte görebilirsiniz. Dikiz aynalarında da bu özellik kullanılır.

Dikiz aynasında arka arkaya ama birbirine açılı, ‘V’ şeklinde, önde düz bir cam, arkada ise normal düz bir ayna vardır. Normal gündüz konumunda ayna kısmı dik durumdadır ve camdan geçen ışıklar burada yansıyarak arkanızı görmenizi sağlarlar.

Dikiz aynasını gece konumuna getirince, cam kısmı dik duruma gelir, açılı hale gelen ayna kısmı ise arabanızın tavanını gösterir. Bu pozisyonda ayna kısmı tamamen karanlık olan arabanın tavanını camın arkasına yansıtır ve evdeki cam örneğinde olduğu gibi, dikiz aynasının cam kısmından arkadan gelen ışıkları nispeten az ve gözlerinizi rahatsız etmeyecek şekilde görebilirsiniz.

General Motors ilgilileri, şimdi yeni bir dikiz aynası geliştirdiklerini söylüyorlar. Bunda sadece tek bir yansıtıcı yüzey olacak ve üzerindeki özel film tabakası sayesinde geceleri parlak far ışıklarını düşük düzeyde yansıtacak.

Birçok sürücü arabalarının sağ ve sol tarafındaki aynalardaki görüntülerin farklılıklarına dikkat etmez. Genellikle sürücü tarafındaki ayna, düz ayna olup arkadaki arabaların gerçek boyut ve uzaklıklarını gösterir.

Sağ taraftaki ayna düz değil bombelidir ve cisimleri daha küçük gösterir. Bu da sürücülerin arkalarındaki araba daha uzaktaymış gibi algılamalarına sebep olur. Ancak bu hali ile sağ taraftaki ayna arkayı daha geniş açıdan görme ve özellikle sağ arka kör noktayı daha iyi izleme imkanını sağlar.

80’li yıllarda kullanıcıların istekleri doğrultusunda başlayan bu farklı görüntülü ayna konulmasının getirebileceği sakıncalar göz önüne alınarak, son zamanlarda yeni arabalarda sağdaki aynaya ‘arabalar görüldüğünden daha yakındadırlar’ şeklinde bir ikaz yazılmaya başlanıldı. Şüphesiz sağ tarafa da bire bir ölçekte gösteren bir düz ayna konulabilir ama burayı bombeli aynadaki kadar çok geniş açıdan gösterebilmesi için, bu aynanın yüzeyinin de çok büyük olması gerekir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Önce dikiz aynası ile başlayalım. Dikiz aynasını gece konumuna getirince, arkadaki arabaların farlarının ışıklarının sizi rahatsız etmeden nasıl arkayı görebildiğinizi hiç merak ettiniz mi? Eğer evinizde gece ışıklar açık ve dışarısı karanlık iken pencerenin önünde durursanız, camdan aksinizi bir aynaya yakın netlikte görebilirsiniz. Dikiz aynalarında da b özellik kullanılır.

Dikiz aynasında arka arkaya ama birbirine açılı, ‘V’ şeklinde, önde düz bir cam, arkada ise normal düz bir ayna vardır. Normal gündüz konumunda ayna kısmı dik durumdadır ve camdan geçen ışıklar brada yansıyarak arkanızı görmenizi sağlarlar.

Dikiz aynasını gece konumuna getirince, cam kısmı dik duruma gelir, açılı hale gelen ayna kısmı ise arabanızın tavanını gösterir. Bu pozisyonda ayna kısmı tamamen karanlık olan arabanın tavanını camın arkasına yansıtır ve evdeki cam örneğinde oldğu gibi, dikiz aynasının cam kısmından arkadan gelen ışıkları nispeten az ve gözlerinizi rahatsız etmeyecek şekilde görebilirsiniz.

General Motors ilgilileri, şimdi yeni bir dikiz aynası geliştirdiklerini söylüyorlar. Bunda sadece tek bir yansıtıcı yüzey olacak ve üzerindeki özel film tabakası sayesinde geceleri parlak far ışıklarını düşük düzeyde yansıtacak.

Birçok sürücü arabalarının sağ ve sol tarafındaki aynalardaki görüntülerin farklılıklarına dikkat etmez. Genellikle sürücü tarafındaki ayna, düz ayna olup arkadaki arabaların gerçek boyut ve uzaklıklarını gösterir.

Sağ taraftaki ayna düz değil bombelidir ve cisimleri daha küçük gösterir. Bu da sürücülerin arkalarındaki araba daha uzaktaymış gibi algılamalarına sebep olr. Ancak bu hali ile sağ taraftaki ayna arkayı daha geniş açıdan görme ve özellikle sağ arka kör noktayı daha iyi izleme imkanını sağlar.

80’li yıllarda kullanıcıların istekleri doğrultusunda başlayan bu farklı görüntülü ayna konulmasının getirebileceği sakıncalar göz önüne alınarak, son zamanlarda yeni arabalarda sağdaki aynaya ‘’arabalar göründüğünden daha yakındırlar’’ şekklinde bir ikaz yazılmaya başlanıldı. İüphesiz sağ tarafa da bire bir ölçekte gösteren bir düz ayna konulabilir ama burayı bombeli aynadaki kadar çok geniş açıdangösterebilmesi için, bu aynanın yüzeyinin de çok büyük olması gerekir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük gemi, bilhassa en büyük eski tip ticaret gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the smooth and melodious style of an air; ariose. a short recitative that is melodic but is not an aria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (müz). arya tarzında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). damar sertliği, arterioskıleroz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (anat) eklem, mafsal

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lift shaft. elevator shaft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yalıtıcı özellikleri nedeniyle, özellikle 19. yüzyılda inşaat malzemesi, su boruları ve elektrikli aletlerde yaygın olarak kullanılan, doğal olarak ortaya çıkan lifli silikatlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).amyant,asbest, yanmaz taş dağ keteni, taş keten, yeşil taş pamuğu. asbestos packing asbest salmastrası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. botanik) Asklı mantarların sporu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asocial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asocial. dissociable. insociable. withdrawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( i)., (tıp)damarlar ın tıkanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Sağ elini kullanan insanlar, ayakla yapılan hareketlerde de, sağ bacaklarını Öncelikle kullanırlar. Bu nedenle de sağ bacakları daha güçlüdür.

Sola kavis çizerek koştuklarında, sağ ayak dışarıda kalır. Özellikle kısa mesafe koşularında, pistin köşelerinde koşucular hafif içe meylederek koştukları için sağ ayağa daha çok yük biner ve koşucu bu kuvvetli ayağı ile sola doğru daha rahat koşar.

İnsanların çoğu sağ ellerini kullanırlar. Erkeklerin sadece yüzde 5’i, kadınların ise yüzde 3’ü solaktır. Çoğunluğun rahatı düşünüldüğü için de atletler pistte saat yönünün aksi yönde koşarlar. Tabii bu durumda ve özellikle 400 metre koşularında solakların şansı biraz azalmış oluyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Sağ elini kullanan insanlar, ayakla yapılan hareketlerde de, sağ bacaklarını öncelikle kullanırlar. Bu nedenle de sağ bacakları daha güçlüdür.

Sola kavis çizerek koştuklarında, sağ ayak dışarıda kalır. Özellikle kısa mesafe koşullarında, pistin köşelerinde koşucular haifif içe meylederek koştuları için sağ ayağa daha çok yük biner ve koşucu bu kuvvetli ayağı ile sola doğru daha rahat koşar.

İnsanların çoğu sağ ellerini kullanırlar. Erkeklerin sadece %5’i, kadınların ise %3’ü solaktır. Çoğunluğun rahatı düşünüldüğü için de atletler pistte saat yönünün aksi yönde koşarlar. Tabii bu durumda ve özellikle 400 metre koşularında solakların şansı biraz azalmış oluyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. Y.).

1.Yeryüzünü çepeçevre kuşatan 100 km. kalınlığında, çeşitli gazlardan ( %79 azot, %21 oksijen) meydana gelen gaz tabakası, havaküre. Başka gök cisimlerini kuşatan gaz tabakalarına da atmosfer denir: Merih’in atmosferi olduğu bilinmektedir.

2.Basınç birimi 0°’de 76 sm. yükseklikteki bir civa sütununun 1 sm. karelik alan üzerine yaptığı basınca 1 atmosfer denir. Bu basınç 1,033 kilogramdır. Deniz seviyesinden yükseldikçe basınç azalır.

3.Bir yerdeki mânevî hava.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atmosphere. aura. aureola. aureole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atmosphere. ambience. atmospheric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atmosphere. ambience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Sanat yapıtının izleyici üzerinde bıraktığı etkiyi, nedeni olduğu ruh hâlini anlatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atmospheric pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Belli bir yerin havasındaki yoğunlaşmış toz parçacıkları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Temelde insan faaliyetlerinin sonucu olarak, doğrudan doğruya atmosfere verilen ya da atmosferde kimyasal tepkimeler sonucu oluşan gaz ve partikül maddelerin yol açtığı kirlilik oranı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Atmosferle ilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atmospheric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atmospheric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Atmosferin alt tabakasında yüksekliğin artması ile oluşan ısı düşmesi oranı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havaküre, atmosfer; çevre, muhit; (fiz). havaküre (basınç birimi). atmospher'ic, -al (s). havaya ait, atmosferik. atmospher'ics (i).,(çoğ). radyoda parazit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kendi hastalığını teşhis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kendi kendini hipnotize etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kendi kendine telkin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). vitaminsizlikten ileri gelen hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Zehirsiz ve ıslık çalar bir cins yılan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

pabuç

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakteri yoskopi, mikroskopla bakterileri inceleme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. bailli). Vaktiyle Avrupa devletlerinin büyükelçi ve büyük konsoloslarıyle, general ve amiral gibi büyüklerine verilen isimdir Bilhassa Ortaçağ sonları ile Yeniçağ başlarındaki Venedik büyükelçilerine denir.

Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Atlas Okyanusu`nun batısında Rüzgarüstü Adalarının 160 km doğusunda Venezuela`nın 435 km kuzeybatısında yer alır.

Coğrafi konumu: 13 10 Kuzey enlemi 59 32 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 431 km².

Kara: 431 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 97 km.

İklimi: Tropik iklimin egemen olduğu adada kuru (Aralık-Mayıs) ve yağışlı (Haziran-Kasım) geçen iki mevsim görülür. Antiller kasırga alanın güney sınırındaki yer alan ülkede daha önceki yıllarda kasırgalar büyük yıkımlara yol açmıştır.

Arazi yapısı: Ada tortul kayaçları kaplayan ve kalınlığı 90 m`ye ulaşan mercan birikintilerinden oluşmuştur. En yüksek noktası olan Hillaby dağının bulunduğu kuzey kesimi dışında genellikle alçak ve düzdür. Yüzey suları oldukça azdır; az sayıdaki doğal su kaynakları kireçtaşı yataklarında toplanan yeraltı sularıyla beslenir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Hillaby Dağı 336 m.

Doğal kaynakları: Petrol doğal gaz balık.

Arazi kullanımı: işlenebilir toprak arazi: %37.21.

Sürekli ekinler: %2.33.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %12.

Diğer: %43.46 (2005 verileri).

Doğal afetler: Antiller kasırga alanının güney sınırındaki yer alan ülkede daha önceki yıllarda kasırgalar büyük yıkımlara yol açmıştır. Ayrıca periyodik heyelanlar gözlemlenmektedir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 279912 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %20.1 (erkek 28160; kadın 28039).

15-64 yaş: %71.1 (erkek 97755; kadın 101223).

65 yaş ve üzeri: %8.8 (erkek 9508; kadın 15227) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.37 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.31 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.01 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.97 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.62 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.94 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 11.77 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.79 yıl.

Erkek: 70.79 yıl.

Kadın: 74.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.65 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.5 (2003 verileri).

HIV/AIDS - taşıyan insan sayısı: 2500 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 (2003 verileri).

Ulus: Barbadoslu yada Bajan (halk arasında).

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %90 beyaz ırk %4 diğer %6.

Dinler: Protestan %67 (Anglikan %40 Pentekostal %8 Methodist %7 diğer %12) Roma Katolikleri %4 inançsız %17 diğer %12.

Dil: İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %99.7.

Erkek: %99.7.

Kadın: %99.7 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Barbados.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Bridgetown.

İdari bölmeler: 11 bölge; Christ Church (İsa Kilisesi) Saint Andrew Saint George Saint James Saint John Saint Joseph Saint Lucy Saint Michael Saint Peter Saint Philip Saint Thomas.

Bağımsız


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Barbados, Batı Hint adalarından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İtal.) (Erkek İsmi) Kırmızı sakal. Baba-Oruç. Türk denizci kaptan-ı derya. Oruç Gazi’nin İtalyanlarca meşhur olan ismi. Kanuni döneminde yaşayan ünlü denizci. Barbaros Hayrettin olarak bilinmekte.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Barbaros; Roma imparatoru I Frederick'in lakabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rain cats and dogs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hava basıncında meydana gelen değişiklikleri kaydeden alet, baroskop

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y). Havası boşaltılabilen bir fanus içindeki teraziden ibaret Barometre bir Alet. Havanın, cisimlerin ağırlığına yaptığı hafifletici etkiyi göstermekte kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her türlü baskı ve korumadan mahrum. Başıboş bırakmak: Bir kimseyi veya işi kendi havasına bırakmak

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idle. vagabond. adrift. footloose. idled. rambling. roving. straggling. straggly. stray. strayed. vagrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adrift. aimless. drifter. footloose. loose. unattended. unchecked. untied. free. neglected. stray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free from restraint. untended.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. L.). En yüksek rütbeli konsolos.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consul general.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consul general.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consulate general.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consulate general.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archbishop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archbishop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üslüpta gülünç bir şekilde yüksekten düşme; herkesce söylenmiş ve adi konulan işleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.) Bazitli mantarların sporlarının adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Orman horozu, yaban tavuğu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karyola direği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kavgacı, dövüşken, mücadeleci; savaşmayı seven. bellicosely z. dövüşkence.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dövüşkenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz dibi alemi, deniz dibinde yaşayan bitki veya hayvanlar. benthoscope i. deniz dibi araştlrmalarında kullanılan küre şeklinde motorsuz denizaltı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petrol gauge. gas gauge. gasoline gauge. gasoline indicator. petrol content gauge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. afiş asan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yirminci yüzylın başlarındaki şekliyle sinema oynatma makinası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. biyoskopi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dünyanın kara, deniz ve tatlı sularında hayat belirtilerinin rastlandığı kısımlar, biyosfer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. uzuvların bünyeleri ile faaliyetleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaşayan hücrelerden oluşan organik maddelerin kimyasal terkibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital video sistemlerinde en iyi veri depolamasını sağlamak için görüntü verisi sıkıştırılabilmektedir. Bit hızı, resim piksellerinin işlenmesi için gereken hızdır. Resim ne kadar az ayrıntılıysa, o kadar fazla sıkıştırılabilir ve bit hızı o kadar düşük olur.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) Biyokimya.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çiçek, meyva baharı; f çiçek vermek, bahar açmak; gelişmek; hali vakti yerinde olmak. in blossom baharı açmış, çiçeklenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sofu; b.h. Nova Scotia'lı kimse veya şilep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Geminin iki başındaki omuzluk direkleri ki omurga bunlara bağlanır: Baş bodoslaması, kıç bodoslaması. Bodoslama demiri — Kayığın altında baştan kıça kadar uzanan demir lama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stenpost. nose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from the front.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bilindiği gibi, ‘ring’ kelimesi, İngilizce’de daire, halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle ‘ring’ denilir. Aslında geçmişte profesyonel boksta, boksörler grup halinde, kasabadan, kasabaya dolaşır, oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.

Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir, en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak, başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önlenirdi. Ayrıca sahnedeki boksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek isteğini belirtirdi.

Seyirci miktarı artınca bu usulü uygulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.

Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen “ring” diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bilindiği gibi, “ring” kelimesi, İnglizce’de daire, halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle “ring” denilir.

Aslında geçmişte profesyonel boksta, boksörler grup halinde, kasabadan, kasabaya dolaşır, oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.

Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir, en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak, başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önerilirdi. Ayrıca sahnedekiboksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek istediğini belirtirdi.

Seyirci miktarı artınca bu usulü ugulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.

Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen “ring” diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen boş. BONCUK (i.). Hayvanların yularına ve nazara karşı çocukların üstlerine takılan camdan çeşitli renklerde ve ekseriya mavi, delikli tane: Katır boncuğu, nazar boncuğu. Kadın esvabına takılır siyah ve küçükleri de vardır. Habbe. Boncuk illeti = Çocuk havalesi (bir çocuk hastalığı). BONO (i. İ.). Açık havale, poliçe. BONSERVİS (i. Fr.). İyi hizmet belgesi. Bir kimsenin çalıştığı yerden ayrılırken iyi hizmet ettğine dair aldığı kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altogether empty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(postada) kitap tarifesiyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. booze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., A.B.D. arkasından itmek, destek olmak; lehinde konuşarak yardımcı olmak; artırmak ; i. destek, yardım; artma, artış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. ileri götüren şey, yardım eden kimse, propagandacı; rokette yardımcı ek motor; elek. voltajı yükselten alet. booster shot bağışıklığı artırmak için yapılan ek aşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aynı mânâda olmak üzere boy isminin sonuna gelir. Boyu bosu yerinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.).

1.içinde kimse veya bir şey olmayan. Ar. hâlî, Fars. tehi: Boş ev, boş kap.

2.İçi boş, kof. Ar. ecvef: Boş ceviz, mağara.

3.Mânâsız, beyhûde, nafile. Ar. vâht: Boş lâkırdı, boş iş.

4.İşsiz, meşguliyetsiz: Boş gezmek, boş vakit.

5.Müşterisiz, kiracısız, tutulmamış: Boş ev, boş araba.

6.Boşanmış: Kocasından boş düştü.Dikkatsiz, gafil: Boş bulundum. Eli boş =

1.Meşguliyetsiz.

2.Züğürt. Fars. tehi-dest. Başıboş = T. Bir vazifeye bağlanmamış, boş gezen.

2.Beyinsiz, akılsız. Boşa almak = İğretiye almak, boşlukta tutmak. Boşboğaz = Sır saklıyamez, geveze. Boşböğür = En aşağıki böğür. Boşuna, boşboşuna = Beyhude, nâfile. Bomboş Büsbütün boş. Boşa çıkmak = Maksada erişememek, beyhude yorulmak. Boşta = İşsiz, mâzûl, (azledilmiş), açıkta. Boş durmak = Meşgul olmamak, çalışmadan durmak. Boş kalmak = HAli olmak. Boş gezenin boş kalfası = Serseri, işsiz adam. Boşuna = NAfile, beyhude.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty. blank. vacant. vain. free. unoccupied. disengaged. airy. barren. bootless. captious. chimerical. desert. expressionless. fallacious. flat. without any foundation. without foundation. frivolous. frothy. futile. gaseous. for hire. hollow. idle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abortive. airy. bare. barren. blank. bubble. clean. clear. desolate. empty. free. futile. godforsaken. hollow. idle. inane. null. pathological. spare. vacant. vain. void. waste. unemployed işsiz. ignorant. useless. blank. blank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank. free. empty. null. idle. uninhabited. unoccupied. vacant. void. waste. useless. unemployed. barren. absent. loose. slack. hollow. unfilled. weightless. unfurnished. unloaded. spare. clear. dead. evacuated. desolate. disengaged. not filled. footle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Boş bölüm atlama işlevi kullanılırken, 12 saniyeden uzun bir boşluk varsa kaset otomatik olarak hızlı ileri alınarak bir sonraki parçaya geçilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superstition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absentminded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty- headed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

null set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balderdash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty talk. babble. chatter. clatter. crap. froth. fudge. gab. gammon. gas. gossip. hooey. hot air. prate. rattle. shallow talk. smoke. twaddle. verbalism. wind. windbaggery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be vacant. trip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vacancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

available vacancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unduly. uneconomical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.).

1.Gomena zincirini bağlayan halat veya zincir: Lenger bosası.

2.Serenleri direklere bağlayan eski zinciri. Gemiyi bosa etmek = Baştan ve kıçtan karaya bağlamak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ejaculation. orgasm. discharge. empty. climax. shot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharge. evacuation. ejaculation. coming off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

release. unburdening. evacuation. discharging. going dead. ejaculation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty. discharge. ejaculate. cum. cream. exhaust. drain away. drain off. teem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

come. ejaculate. empty. to be emptied. to be discharged. to uncoil. to become free. to become vacant. to get sth off one's chest. to ejaculate. to come off. to come.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be emptied. to empty itself. to run out. to be poured out. to discharge. to uncoil. to run down. to become free. to become vacant. to come out in a hurry. to unburden oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tip out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be emptied.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) (y. k.). Barsaklarda kalan sindirim artıkları, böbreklerin süzdüğü sidik ile tükrük, sümük ve ter gibi salgıların vücuttan dışarı atılması, ifrağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excretion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Boş ve hâlî olma, kalma: Hamam boşaldı.

2.Akma, dökülme, munsap olma: Kızılırmak, Karadeniz’e boşalıyor.

3.Yayılma, münteşir olma. Bütün bentlerin suyu ovaya boşaldı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emptying. discharge. unloading. depletion. dismantlement. exhaustion. pouring. tipping. vacation. voidance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharge. evacuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharge. evacuation. unloading. outlet. bleeding. desertion. runoff. lighterage. release. debarkation. disembarkment. vacation. pouring. emission. emptying. exhaust. priming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catch basin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyin içindeklni çıkarıp boş bırakmak, tahliye etmek: Evi boşalttılar. Şu kâseyi boşalt.

2.Aktarmak, bir kaptan diğerine dökmek: Şu sütü başka bir kaba boşaltmalı.

3.(Tüfek ve tabanca) atmak: Bir tüfek boşalttı.

4.(Hayvan eyer veya semerini) atmak, devirmek: Bu at, eyerini boşaltmış.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty. pour from. evacuate. pour out of. discharge. pour. clean out. unload. ejaculate. clean. clear. clear out. close out. debus. deplenish. deplete. disgorge. dismantle. drain. drain away. drain off. draw off. drop off. dump. excrete. exhaust. let.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decant. deplete. discharge. empty. tip. unpack. vacate. to empty. to tip. to turn sth out. to discharge. to evacuate. to vacate. to unload.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blow-off. to release. to empty. to discharge. to vacate. to pour. to evacuate. to purge. to desert. to relax. to clear. to exhaust. to uncoil. to drain. to dump. to unload. to unlade. to disembark. deplete. disburden. disgorge. fall vacant. land. load.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eşlerden birinin diğerinden ayrılması: Karısını boşadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce. repudiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce. to divorce. to repudiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to divorce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce. split. split-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being divorced. pour. disengaging. runaway. exhaustion. flux.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce suit. divorce case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kurtulmak, Osm. rehâ bulmak: Mahbesten boşandı.

2.Kesret ve şiddetle döğülmek, akmak, yağmak. Bir yağmur boşandı, burnundan kan boşandı.

3.(silâh) Patlamak, kaza İle ateş almak: Belinde tabancası boşandı.

4.Eşlerden birinin diğerinden ayrılması. Eşinden ayrılmak: O kadın kocasından boşanmış.

5.(Dolmuş adam) coşmak, içinde ne varsa söyleyip sükûn bulmak: Sabretti etti, nihayet bir boşandı kil


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce. obtain a divorce. be loosed. burst into tears.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be divorced from. to be set loose. to be set free. to break loose. to break through its barriers. to be discharged by accident. to burst forth. to pour out one's heart. burst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eşlerden birinin diğerinden ayrılması: Kayın validesi tarafından boşatıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tatlik ettirmek, (eşini) bıraktırmak: Nihayet karısını boşattılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Her şeyi söyleyen, saklamayan. Geveze, bir şeyler söylemeden duramayan: «Boşboğazı ateşe atmışlar da odun yaş demiş».


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communicative. indiscreet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garrulous. indiscreet. babbler. blabermouth. to have a long tongue. unbridled tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Boşboğaz olma hali, her şeyi söyleme hali.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idle talk. garrulity. indiscretion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to talk indiscreetly. babble. chatter. tattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ağaçlık, çalılık, koru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili saçmalık, boş söz, zırva söz veya düşünce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çalılardan meydana gelen küçük koru. bosket, bosquet i. koru, çalılık. bosky s. ağaçlıklı, çalılarla kaplı; gölgeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bırakmak, el çekmek, vazgeçmek, feragat etmek, terk ve ihmal eylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let go. ignore. neglect. slacken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neglect. to neglect. to abandon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to neglect. to let alone. to let go. to let loose. leave in the cold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boylanmak: Boylanıp boslandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boylu (bu kelimeye eklenir). Boylu boslu bir delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Boş olma hail.

2.(fizik) içinde hiç bir cisim bulunmayan feza, uzay, vakum.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

space. gap. hole. blank. cavity. vacuum. slackness. emptiness. nothingness. blankness. abysm. abyss. chamber. chasm. clear. clearance. daylight. desideratum. gulf. hiatus. hollow. hollowness. idleness. inanition. lacuna. nullity. separation. sinus. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aperture. blank. cavity. gap. hiatus. interim. opening. sinus. vacancy. vacuum. void. emptiness. clearance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank. space. cavity. emptiness. vacancy. vacuum. gap. clearance. room. expanse. hollow. margin. unemployment. windage. looseness. float. interstice. interval. dead space. cavitation. weightlessness. shack. backlash. idleness. vanity. suction. displacemen

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Şimdi Yugoslavya’da kalan ve Hersek’i de içine alan bir ülke. Başşehri Bosnasarayı’dır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bosnia. bosnian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Bosnia Herzegovina) Başkent: Saraybosna.

Nüfus: 4.651.000.

Yüzölçümü: 19.741 km2.

Komşuları: Yugoslavya, Hırvatistan, Adriyatik denizi.

Din: %40 Müslüman, %31 Ortodoks, %15 Katolik.

Dil: Sırpça, Hırvatça.

Yönetim Biçimi: Federasyon.

Tarih: Bosna MS. 958’lerde Hırvat Krallar, 1000-1200 yıllar arasında da Macaristan tarafından yönetildi. 1200 yılında örgütlenen Bosna, daha sonra da Hersek’i kontrol altına aldı. Bu krallık, 1391’de ülkenin güney kısmının bağımsız Hersek dükalığı olmasıyla parçalandı. 1463’te Türkler tarafından fethedilince bir Türk eyaleti durumuna geldi. Bölge 1878’de Avusturya-Macaristan egemenliğine girdi ve Bosna Hersek eyaletinin bir parçası oldu. 1918’de Yugoslav egemenliğine giren bölge 1946 anayasası ile bir federe devlet olarak Hersekle tekrar birleşti.

Bosna-Hersek parlamentosu 15 Ekim 1991’de bir egemenlik bildirgesi onayladı. Bağımsızlık referandumu ise 29 Şubat 1992’de yapıldı. Bu referanduma karşı çıkan Sırplar, şiddetli çarpışmalar ve bombalamalar yaşanmasına neden oldular. 7 Nisan’da A.B.D. ve Avrupa Birliği bu cumhuriyeti tanıdılar. Bosnalı Sırplar, Müslümanlar ve Hırvatlar arasında 3 yönlü çatışmalar devam etti. Sırp güçleri binlerce Bosnalı Müslümanı katlettiler ve yoğun bir “etnik temizliğe” giriştiler. Başkent Saraybosna kuşatıldı ve Bosnalı Sırp güçleri tarafından etrafı çevrildi. Bosnalı Müslüman ve Hırvatlar 23 Şubat’ta bir ateşkes üzerinde uzlaştılar ve 18 Mart 1994’te, Bosna’da bir Müslüman-Hırvat konfederasyonu kurulması için bir anlaşma imzaladılar. Bosna ve Hırvat hükümetleri bu konfederasyonun asgari ölçülerde Hırvatistanı bağlaması yönünde anlaşmaya vardılar. Müslüman-Sırp çatışmaları ardında bir çok sivil yaralı bırakarak devam etti.

17-20 Şubat arası Bosnalı Sırplar, NATO ültimatomuna cevaben Saraybosna etrafındaki ağır silahlarının bir çoğunu çektiler. 28 Şubat’ta yine bir NATO uçağı, uçak yasağı olan bir bölgede bu yasağı ihlal ettiği gerekçesiyle bir Sırp uçağını düşürdü.

1994’ün yarısına gelindiğinde Bosnalı Sırplar ülkenin %70’inden fazlasının kontrolünü ele geçirmişlerdir. Bölünmüş Bosna’nın %49’unu Sırplara, %51’ini de Müslüman-Hırvat konfederasyonununa veren uluslararası barış planı Bosnalı Sırplar tarafından sürekli olarak reddedilmiştir. Ancak ABD’nin önderliğinde Dayton Barış Antlaşması 1996’nın başında kabul edildi.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(hi.). Bosna ahalisinden veya onların soyundan olan kimse. Boşnak güzeli: Al yanaklı, sarı saçlı, ablak yüzlü güzel. Boşnaklar, Müslüman’dır. Bosna’daki Hıristiyanlar ise, Sırp ve Hırvat’tır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bosnian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Bosnalı Müslümanların konuştuğu Sırp Hırvat lehçesi ki, son zamanlara kadar Arap alfabesi ile yazılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.). Bosnalı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bosna. Bosnian Boşnak; Boşnakça; s. Boşnak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Bosnalı, Bosna ahalisinden olen.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. göğüs, sine, bağır, koyun;elbisenin göğsü kaplayan kısmı; s. samimi çok yakın; göğüse ait. bosom friend samimi dost, can yoldaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bağrına basmak, kucaklamak; gizlemek, saklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. istanbul Boğazı, Karadeniz Boğazı. the Bosphorus and its shores Boğaziçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., k.dili inek veya buzağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., A.B.D. patron amir, işveren, ustabaşı; A.B.D. kendi seçim bölgesinde partinin örgütünü denetleyen politikacı; f. kontrol etmek, idare etmek; fazla otoriter ve sert olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., bot., zool. bitki veya hayvanın vücudunda meydana gelen şişkinlik; mim. fildişi, maden v.b.'nden yapılmış kabartma süs; f. kabartmalarla süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., A.B.D., k.dili sözünü geçiren, hükmeden, sert tabiatlı; i. inek veya buzağı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kabartmalarla süslü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karpuz biçiminde kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapçalaşmışı: Büstân). Bahçe, çiçek bahçesi. 1.Sebze bahçesi. 2.Kavun, karpuz: Bostan ekmek, bostan tarlası. Bostan korkuluğu = Oyük, kuşları korkutmak için bostanlara ve tarlalara konulan kukla. mec. Kalıbı kıyafeti yerinde fakat işe yaramaz adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orchard. garden ware. kitchen garden. market garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بوستان] bahçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scarecrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scarecrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bir sebze bahçesini idare eden adam, sebze bahçıvanı.

2.Eskiden has bahçeler muhafızları iken sonra saray-ı hümâyûn muhafazasına memur olmuş bir sınıf askere mensup adam. Bostancıbaşı = Bu sınıf askerin reisi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable gardener. market gardener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sebze bahçıvanlığı

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truck farming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market gardening. trucking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Saray teşkilâtında padişah saraylarının korunması ile vazifeli olan kimseler, bostancılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in vain. needlessly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boş yere.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. boatswain.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boş yere, nafile, beyhude, lüzumsuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in vain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fondly. futile. hopeless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in vain. for nothing. to no effect. uselessly. to little avail. without avail. to no end. to little purpose. to no purpose. thankless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iri burun; bir cins diş1i balina, zool. Tursiops.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Juraik devrinde yaşayan dinozor cinsinden çok büyük bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. broche). Kadınların göğüse veya başa taktıkları mücevherli büyük iğne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brooch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brooch. pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brooch. fibula. pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. brothers.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Küçük kitap, risale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

booklet. brochure. folder. leaflet. pamphlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brochure. leaflet. literature. pamphlet. prospectus. booklet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

booklet. brochure. folder. leaflet. pamphlet. prospectus. tract. fascicle. broadside. keyline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Buenos Aires.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sığırdili, bot. Anchusa; ökuzdili, bot. Anchusa officinalis viper's bugloss havacıva otu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ABD yük katarında tren memurlarının kullandığı en sona takılı vagon; (ing).gemi mutfağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Deniz yengeci.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ABD, (k).dili hapishane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nasır tutma, nasırlı bir halde olma; nasır; hissizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mud bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dear friend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kanser tümörlerinin vucuda yayılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalp zarlarının katılaşması, kardiyoskleroz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

multiplication table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

czechoslavakian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

czechoslovakian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

czechoslovakia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Czechoslovakia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, (kim). selüloz cellulose acetate suni deri veya sentetik kumaş ve iplik yapımında kullanılan selüloz asetat karışımı cellulose tape selüloz bandı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (anat) beyne ve omuriliğe ait, beyni ve omuriliği etkileyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Ürünlerde normal olarak bulunan zararlı öğelerden bazılarını tasfiye etmek amacıyla tasarlanmış ya da değiştirilmiş ürünleri ifade etmek için kullanılan terim.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). keşmekeş, karışıklık, düzensizlik; kaos.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). resimde ve tabiatta ışık ve gölge oyunu; ışık ve gölge sanatı; edebiyatta tezat usulü. chiaroscurist (i). resimde sadece ışık ve gölge kullanan ressam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yağlıboya resminde keskin karşıtlıklar yaratacak biçimde düzenlenmiş ışık-gölge dağılımı. İlk kez İtalyan ressamı Correggio tarafından XVI. yy.ın başında kullanıldı. Caravaggio ve izleyicileri bu tekniği geliştirdiler. Georges de la Tour, bu alanda ilginç örnekler verdi. Rembrandt, en büyük chiaroscuro ustası sayılır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Sakız adası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). kloroz, sarıcalık; (tıb). genç kızlarda demir eksikliğinden meydana gelen kansızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (chose, chosen) seçmek, ayırmak, tercih etmek, arzu etmek, istemek; tercih yapmak. cannot choose but mecburdur. chooser (i). seçen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (k.dili). müşkülpesent, zor memnun edilebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). choose.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr)., (huk). şey, mal, şahsi eşya veya mal. chose in action alacak. chose in possession malikin elinde bulunan menkul eşya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). choose: (s). seçilmiş olan, tercihli; (ilah). cennete gitmek üzere seçilmiş olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). kromozom.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). kromosfer, renkküre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). siroz. cirrhotic (s). sirozla ilgili, siroza ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

ClearVid CMOS sensörü, ışığı dijital sinyale dönüştüren video kameranın gözüdür. Daha fazla ayrıntı ve netlikle ve aralarında Kesintisiz Yavaş Kayıt, yüksek ışık hassasiyeti ve Çift Kayıt da bulunan daha gelişmiş işlevlerle daha yüksek kaliteli resme yol açar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yakın birbirine yakın; kısımları birbirine yakın, sıkı; kapalı, kapatılmışı; dar, sıkışık; havasız; fikirlerini açıklamaktan kaçınan, sıkı ağızlı; gizli tutulan, saklı, mahrem; cimri, hasis; (dilb). ağzı kısarak söylenen (harf); hemen hemen eşit ol

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).avlu, kilise avlusu, etrafı çevrili arazi; (ing). ve iskoç geçit, giriş yolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sonuç, nihayet; bağlantı: göğüs göğüse kavga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kapamak, kapatmak; tıkamak doldurmak (delik); son vermek; etrafını çevirmek, ihata etmek; kapanmak; sona ermek; yaklaşmak; anlaşmaya varmak; birleşmek. close down kapamak; kapanmak. close in on etrafını çevirmek. close out (ABD). hepsini satmak, in

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cimri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).ince damarlı (ağaç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (den). orasına.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sıkı ağazlı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) sIkI ağızlı, konuşmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ask). talim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). küçük oda, bölme; hücre; tuvalet, hela, apteshane; (s). özel, şahsi; gizli, mahrem; uygulanma kabiliyeti olmayan: (f). özel bir odaya kapatmak; mülakat veya görüşme yapmak için bir odaya çekilmek. closet drama okunmak için yazılmış piyes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). f kapama, kapanma; son verme, sona erdirme; kapayan kısım; bir toplantıda tartışmaları keserek oylamaya geçiş; (f). tartışmaları keserek oylamaya geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

(Ücretsiz Metal Oksit Yarı İletken). Video kamera ve dijital fotoğraf makinesi sensörü teknolojisi, CCD gibi, ışığı elektrik sinyallerine dönüştürür. CMOS’nin yararları arasında daha az bulanıklık, üstün kontrast sağlamak için daha geniş dinamik aralık ve pilin etkili çalışması için daha düşük güç tüketimi bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bilinir, idrak olunur, anlaşılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Roma'da eski bir amfiteatr; k.h herhangi büyük bir stadyum veya açık hava tiyatrosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). muazzam, kocaman, çok büyük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -lossi, -lossuses) çok büyük herhangi bir heykel; büyük ve azametli herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

dünyanın yedi harikasından biri sayılan Apollo'nun Rodos'daki efsanevi bronz heykeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kolostomi, kolonda açılan bir yarıkla suni anus teşekkülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). memeli hayvanların doğumdan sonraki ilk sütü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). püsküllü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat)., (huk).aklı yerinde, şuuru tam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). meydana getirmek, oluşturmak; düzenlemek, tertip etmek; bir butünün parçalarını teşkil etmek; bestelemek; (eser) yazmak, yaratmak; (matb). dizmek, tertip etmek. composed of -den ibaret. composing machine (matb). dizgi makinası. composed (s). sakin, k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). besteci, bestekâr, kompozitör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). bileşik, mürekkep; karma, karışık, muhtelit; (b.h)., (mim). Korent uslubu ile ionik üslup karışımı olan sütun şekline ait; (bot). bileşikgiller familyasından; (i). alaşım, halita, bileşim, terkip; (bot). bileşikgillerden herhangi bir bitki. com

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tümleme, derleme, bir araya getirme; tertip, terkip; nitelik, mahiyet; alaşım, halita; bileşim: kompozisyon, yazı ödevi, tahrir; beste, bestecilik; uzlaşma, anlama; (matb). dizgi, tertip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (matb). mürettip, dizgici, dizici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çürümüş yaprak v.b ile karışık gübre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sukunet huzur, dinginlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı koyma; zıtlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz)., (bazan gemilerde görülen ) korona akımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aşınır, paslanır, çürür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). paslanma, aşınma, çürüme; bozukluk, çürüklük, korozyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çürütücü, aşındırıcı, kemirici. corrosive sublimate (kim). biklorit, süblime.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istanköy adası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(it). Amerika'da bulunan Mafia tipinde ve Mafia ile ilişkileri olan bir çete.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Coşku duyan, heyecanlı (kimse).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Coşan).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mat). kosekant.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yeryüzünde depremin aynı anda hissedildiği noktaların birleştiği çizgi ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing)., (argo). cop; (f). cop ile vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). birlikte imzalayan; (i) . müşterek imza atanlardan biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müşterek imza atan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mat). kosinüs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enthusiasm. excitement. exuberance. ebullition. ecstasy. abandon. effervescence. elation. furor. furore. glow. gush. exuberancy. rave. rhapsody. spring tide. temperament. yeast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ecstasy. emotion. euphoria. fervour. flurry. high. kick. verve. exuberance. vigour. ebullience. enthusiasm. fervor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emotion. enthusiasm. delirium. exaltation. excitement. the jerks. rage. rapture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhilarated. rapturous. excited. cock-a-hoop. declamatory. dithyrambic. effusive. enthusiastic. glowing. gut. stirring. sweeping. vehement. in a glow. transported with joy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ardent. bubbly. enthusiastic. vigorous. exuberant. ebullient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fervid. lyrical. rapturous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Coşkun, taşkın, feyezân etmiş (nehir vesaire).

2.Coşmuş, galeyana gelmiş, tehevvür sahibi, hiddetli: Coşkun adam.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ebullient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ebullient. exuberant. exultant. fervent. frenzied. full. hysterical. impassioned. impetuous. lyrical. zealous. enthusiastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enthusiastic. ardent. effusive. fervent. flushed. high. impetuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Coşmuş, galeyana gelmiş. 2.Duyarlı, aşın hareketli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Coşan kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Coşup taşmış olan nehir vesairenin hali, taşkınlık.

2.Coşmuş adamın hâli, coşuş, hiddetlenme.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abandon. ebullience. ecstasy. enthusiasm. fervour. flame of enthusiasm. zeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sel, gürültüyle akan su.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f. F. «cûş» dan).

1.Taşmak, feyezân etmek: Dağlarda karların erimesinden dereler coşmuştu.

2.Heyecan ve hiddete gelmek: Küçük bir sebeple o derecede coşan adam hiçbir işte muvaffak olamaz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bubble over. boil up. overflow. enthuse. effervesce. let oneself go. glow. gush. slop over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exult. flip. simmer. to get carried away. to become exuberant. to get enthusiastic. to brim over. to bubble over. to effervesce. to become violent. to rise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get enthusiastic. boil. gush. run riot. take fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kozmetik, güzelleştirici, plastik (cerrahi); (i). her türlü makyaj malzemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). evrensel, kainata ait; geniş, şümullü. cosmic dust gökten yeryüzüne düşen ince toz. cosmic rays kozmik ışınlar. cosmic wind uzayda kozmik cereyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kozmogoni, evrenin yaradılışı teorisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kozmografi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kozmoloji, evren bilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kozmonot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kozmopolit bir şehir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kozmopolit; (i). kozmopolit kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kozmopolit kimse, dünya vatandaşı; dünyanın birçok kısımlarında rastlanan hayvan veya fidan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). acun, kozmos, kâinat, evren; düzen, sistem; kozmos çiçeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kazak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çok sevmek, şımartmak; (i). annesiz büyütülen kuzu; evde zevk için beslenen hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fiyat, paha, değer, kıymet; zarar, ziyan; sermaye, bedel; (çoğ)., (huk). dava masrafları,mahkeme harcı. cost insurance and freight (tic). sif, fiyat sigorta ve navlun. cost of living hayat pahalılığı, geçim masrafı. cost price maliyet fiyatı. at

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (cost) mal olmak; pahası olmak, kıymette olmak; (maliyet masrafını) hesap etmek. It cost him dearly. ona pahalıya mal oldu. It cost him infinite labor. çok emek sarfetti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Kostarika.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (biyol). kaburgalara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kaburgalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (ingiltere'de) seyyar meyva, sebze veya balık satıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kabız, peklik çeken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). pahalı, kıymetli; mükellef, muhteşem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kıyafet, elbise; kostüm; (f). kıyafete sokmak. costume jewelry taklit ziynet eşyası, incik boncuk. costumer (i). kostümleri hazırlayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Coşmasını temin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enrapture. titillate. uplift. to carry away. to excite. to enthuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to excite. to stimulate. to incite. elate. enthuse. exhilarate. galvanize. lash. panic. steam up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhilarating. exhilaratory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). müteselsil kefil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mukabil teklif , karşı öneri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). kreozot, katran ruhu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (f). çapraz, çaprazvari; (i). birbirini kesen çapraz doğrular; (f). çapraz hatlar çizmek; tekrar tekrar karşıya geçip dönmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). piskopos asası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çaprazlamak; karşıdan karşıya geçmek; geçirmek; (bot)., (zool). türleri ayrı olan hayvan veya çiçekleri çiftleştirip melez çeşitler elde etmek; karşı gelmek; türleri karışmak; haç işareti yapmak; üstüne çizgi çizmek. crossed in love aşkta bedbaht ol

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çapraz işareti; haç, put, çarmıh, salip, istavroz; isa'nın öIümünün sembolü olarak kullanılan haç şekli; keder, gam, elem, cefa, dert, musibet; dörtyol ağzı; melez. bear one's cross eziyete sabırla tahammül etmek, dertli olmak. Red Cross Kızılhaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). darılmış, öfkeli; huysuz, ters, titiz; aksi, zıt; çapraz; aykırı; melez; karşıya geçen. cross action. (huk). mukabil dava. cross section kesit, profil. cross street ara sokak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). ülkeyi baştan başa kateden; (z). bir uçtan öbür uca; yol dışından. cross-country race kır koşusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sorguya çekmek, sıkıştırmak; (huk). dava esnasında bir avukatın öbür tarafın şahidine sual sorması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayrı cinslerden olan çiçekleri çaprazlama yoluyla dölleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). damarları ters veya kırışık olan (tahta); ters, huysuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bağdaş kurmuş, ayak ayak üstüne atmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayrı gaye. at cross purposes anlaştık zannedip anlaşamayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karşı tarafın şahidine soru sormak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kitapta bakılması gereken yeri gösteren not.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanaviçe işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). şehri bir uçtan diğer uca geçen; şehri enine geçen; (z). şehri bir uçtan diğer uca geçerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sürgü, kol demiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kiriş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çapraz gagalı ispinoz kuşu, (zool). Loxia curvirostra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korsan bayrağındaki çapraz kemikler; elektrik veya zehir tehlikesini gösteren çapraz kemikler; (bak). skull and crossbones.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tatar yayı, arbalet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). melez; (f). melez (i). elde etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sağlamasını yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zıt akımlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). enine kesmek. crosscut saw testere, tahta testeresi; kütük kesmeye mahsus iki saplı uzun testere; ince dişli bıçkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). iki veya fazla noktadan çaprazlama ateş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (mim). paralel çapraz çizgilerle gölgelemek, taramak. crosshatching (i). , (mim). paralel çapraz çizgiler, tarama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geçiş; geçiş yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köprü, geçiş yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili ters ve huysuz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birbirini çaprazlama kesen herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayrı cinsten olan çiçekleri döllemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ara yol, yan yol. crossroads (i). değişik yolların birleştiği nokta. at the crossroads dönüm noktasında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (telefonda) hatların karışması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). kurceta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaya geçidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yandan esen rüzgâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). çapraz, birbirini keserek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

çapraz bilmece.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). güvercin gübresi ile yayılan, mantardan gelen ve akciğerde yara açan bir hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merak, tecessüs; garabet, nadir şey, tuhaf şey; dikkat çeken sey. curiosity shop hediyelik eşya dükkânı. out of curiosity sadece öğrenmek merakından ötürü. raise one's curiosity birisinin merakını uyandırmak, dikkatini çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dikkati çeken şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). mesane muayenesine mahsus alet, sistoskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Çekoslovakyalı; (i). ,Çek dili; Çek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Çekoslovakya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y). Cinayet, hırsızlık vs. suçluların bıraktığı parmak izlerinden tanıma usulü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information bureau / office / centre / center. information bureau / office. press bureau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fully furnished. furnished. fitted and arranged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayrıştırmak, halletmek; çürütmek; çürümek. decomposi'tioni ayrışma, ayrışım; çürüklük, bozukluk, tefessüh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). buzlarını çözmek veya eritmek. defroster (i). buzdolabı v.b.'nde buzları çözme veya eritme tertibatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. defroster

buzçözer

Buzu çözen, donmayı önleyen alet.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heater that removes ice or frost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A setting of your car's heating controls that lets you easily remove frost and fog from your vehicle's windows. heater that removes ice or frost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Yunan filozofudur (M.Ö. 460-370). Doğa filozoflarının sonuncusu olan Demokritos, Abdera’da doğdu. Mısır’da beş yıl kalan ve Asya’yı baştan başa dolaşan Demokritos, çeşitli bilginlerle, özellikle matematikçilerle dostluk kurduktan sonra Atina’ya dönerek kendisini bütünüyle felsefeye adamıştır

M.Ö. 420’ye doğru Abdera’da kendi felsefe okulunu kurmuştur. Mekanist ve atomcu bir maddeciliğe dayanan felsefesine göre doğa, bölünmez parçacıklar olan atomlardan oluşmuştur ve her şey sürekli hareket eden bu atomların çeşitli biçimlerde bir araya gelmelerinden oluşur; yani “hiçbir şey hiçten doğmaz”.

Demokritos için, atom teorisinin öncüsüdür denebilir. Demokritos’a göre atomların devinimlerinin ardında hiçbir bilinçli “amaç” yoktur. Doğa, tamamen mekanik bir şeydir. Bu her şeyin “rastlantısal” bir biçimde oluştuğu anlamına gelmez, çünkü her şey doğanın değişmez yasalarını izler.

Demokritos, olup biten her şeyin ardında bir doğallık, bir neden olduğunu ileri sürüyordu. Bir keresinde de, Pers ülkesine kral olmaktansa böyle bir doğal neden keşfetmiş olmayı yeğlediğini söylemişti.

Demokritos’a göre atom teorisi algılarımızı da açıklayabiliyordu. Ona göre algılayışımızın nedeni, atomların boşlukta hareket edişleriydi. Ay’ı görmemizin nedeni “Ay’ın atomlarının” gözümüze girmesiydi.

Demokritos, insanlık tarihinin başlangıcını merak etmiş ve insanların önceleri hayvanlarınkine benzer bir yaşam sürdüklerini ileri sürmüştür. Ona göre akıllı bir yaratık olan insanı, buluşlara yönelten zorunluluklardır ve insanlar “ilerleme” sonucu “kültür”e sahip olmuştur.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Yunanistan'da halk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alga.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alga.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tahttan indirmek, hal'etmek, azletmek; yeminle yazılı ifade vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emanet; depozito; pey, rehin; mevduat; teminat akçesi; tabaka,tortu; döküntü, birikinti, sel kumu; (mad). birikinti, maden yatağı; depo. deposit account mevduat hesabı. demand deposits vadesiz mevduat money on deposit bankadaki para, mevduat. time d

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). koymak; dibine çökmek, tortu bırakmak döküntu bırakmak; emanet etmek, depozito etmek tevdi etmek; bankaya yatırmak; paranın bir kısmını vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emanetçi, depo, ambar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tahttan indirme, hal', azil; yeminle yazılı ifade, ifade, delil; depozito verme; tortu veya dökuntü bırakma; tortu, döküntü, sel kumu. make one's deposition yeminle yazılı ifade vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tevdi eden kimse, mudi, para yatıran kimse; tortu bırakan şey, birikinti bırakan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). herhangi bir cilt hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üzüm şekeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hastalığı teşhis etmek. diagno'sis (i). teşhis; bilimsel tetkik veya karar. diagnostic (s)., (i). teşhise ait; (i). teşhis. diagnostician (i). teşhis mütehassısı, teşhisçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diapozitif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mezozoik çağda yaşamış olan ve bu gün yalnız fosilleri bulunan çok büyük bir cins sürüngen, dinosor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Droseragiller.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). açmak, ifşa etmek; keşfetmek, göstermek, izhar etmek. disclosure (i). açma, ifşa etme, söyleme; ifşa olunan şey, ifşaat, haber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzenini bozmak, şaşırtmak, sinirlendirmek; karıştırmak, rahatını bozmak. discomposure (i). telâş, sinirlenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). elden çıkarılabilir, verilebilir; icabına göre kullanılabilir; kullanıl dıktan sonra atılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düzen, tertip, tanzim; idare, tasarruf; satma, satış, başkasına verme, elden çıkarma; iktidar. at one's disposal emrine amade, hizmetinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). niyetlendirmek; dağıtmak; düzenlemek, tanzim etmek; idare etmek, kullanmak, tasarruf etmek; uydurmak, kandırmak; son şeklini vermek; of ile satmak, vermek, elden çıkarmak. Man proposes, God dis poses Muratinsandan,takdir Allahtan Takdir tedbiri b

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düzen, tertip, idare, nizam, tanzim; eğilim, temayul; mizaç, tabiat, huy; istidat, hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mal ve mülküne el koymak, evinden çıkarmak, (huk). tahliye etmek; yoksun bırakmak, mahrum etmek. dispossession (i). mal ve mülke el konulması, evden çıkarma veya çıkarılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

succession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Uzun kafalı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dolichocéphale

anat. uzun kafalı

Başı dar, kafatasının uzunluğu genişliğinden fazla olan (kimse).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foursquare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrangular. four-cornered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaburga altı Döş altı (ağızlarda) =

1.Göğüs

2.Yamaç.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). İskeleye yanaşan veya başka bir yere aborda olan gemilere girip çıkmak için konan iskele.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (z). halk oyunlarında bir dans figürü; (z). sırt sırta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). ilâcın belirli miktarda verilmesi, dozaj, düzem, yaşa göre miktar tayini; kuvvet veya lezzet vermek için şaraba şeker, alkol v.b katılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead ahead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct. straight. correct. honest. straight ahead. directly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

straight ahead. crow line. as the crow flies. dead ahead. direct. right as nails. outright. as straight as a line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). bir defada alınan ilâç miktarı, doz; (f). belirli miktarda ilâç vermek; tatsız bir şey vermek; ilâç almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.)

1.Yatak: Kendisine mükemmel bir döşek yaptılar.

2.Pamuklu yumuşak şiltenin altına serilen yünle dolu kaba şilte.

3.(denizcilik.) Iskarmozların sonunu teşkil eden yarım döşekleri omurgaya bağlamak için omurganın üzerine konan ağaçlar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mattress. bed. ship's bottom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mattress. day bed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.)

1.Oturaklı, sabit.

2.(denizcilik) Fazlaca geniş ve bu sebeple yalpası az (gemi). Karşılığı: Narin yapılı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat bottomed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Döşenmiş, döşenmiş olan. Ar. mefruş: Parke döşeli bir oda. Dayalı, döşeli = Her tarafı özenerek döşenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fitted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnished. floored. laid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Oda vesairenin zeminini kaplayan tahta vesaire: Tavandan döşemeye kadar; tahta, mermer döşeme.

2.Bir oda veya daireye yerleştirilen eşya, minder, yastık, kanape vesaire, mobilya, mefruşat: Bu konağın döşemesi pek muntazam; döşeme düzmek zevk işidir.

3.Bir geminin, rüzgâr veya akıntının tesiriyle seyir yolundan başka bir tarafa düşmesi


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointments. floor. floor covering. upholstery. laying. furnishings. pavement. planking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

floor. upholstery. floor covering. furniture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

floor. flooring. pavement. paving. platform. upholstery. interior furnishings. laying. installing. deck. lagging. apron. installment. tesselation. bedding. boarding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Döşeme yapan kimse.

2.Mefruşatçı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upholsterer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upholsterer. furniture dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upholsterer. furnisher. layer. installer. house decorator. bolsterer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upholstery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upholstering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yaymak, sermek. Osm. tefriş etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spread. lay down. floor. upholster. furnish. appoint. inlay. veneer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

floor. furnish. lay. to furnish. to lay down. to spread. to pave. to floor. to install.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to furnish. to spread. to lay down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mobilyası, mefruşatı olan. Ar. mefruş: Döşemeli ev; alaturka, alafranga döşemeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flooring. upholstery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

material suitable for upholstering. upholstery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yayılmak, uzanmak, genişlemek.

2.Hastalanıp yatağa yatmak: Birkaç ay ayakta gezdikten sonra döşendi. 3.Sözü uzatmak, etrafıyle anlatmak. Osm. bast ve temhîd eylemek: Bir takım uzun hikâyelere döşendi. 4.Girmek, koyulmak: Yola döşendi. 5.Mobilyası, mefruşatı düzeltilmek, tefriş olunmak: Yeni yapılan konak daha döşenmedi. 6.Zemini kaplanmak: Yaya yolları çimento ile döşenecektir; avlunun mermerleri döşendi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be furnished. to rebuke. to give sb a rap on the knuckles. to write a diatribe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be furnished. to scold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Zemini kaplamak, yere sermek, tefriş etmek: Yemek odasına çini döşetmek temizlik için lâzımdır.

2.Mefruşatını tertib etmek, mefruşatla donatmak, tefriş etmek: Yeni yaptırdığınız konağı döşettiniz mi? Salonu alafranga mı döşeteceksiniz?

3.(yatak vesaire) Sermek, yapmak: Benim yatağımı döşettiler mi? Bana yalnız bir şilte döşetsinler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth furnished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Döşetmek işini yaptırmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Döşeme işi yapan usta, tesisatçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

installer. fitter. plumber. electrician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ipekten yapılmış duvar halısı; küfe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). evrak dosyası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. dostân).

1.Sevilen insan. Ar. muhib, Fars. yâr: Dost nasihati. 2.Erkek veya kadın sevgili: Ar. mâşuk, maşuka, mahbûb, mahbûbe.

3.(tasavvuf) Hakikî dost ve ariflerin Aşık olduğu Tanrı

4.Gayr-ı meşru zevç veya zevce (Fr. maîtresse): Bir dost tutmuş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forthcoming. friend. ally. pal. fellow. lover. associate. bean. bedfellow. brother. comrade. connection. connexion. crony. pard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ally. company. crony. fellow. friend. friendly. mate. pal. steady. lover. mistress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of Do.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ally. comrade. friend. confident. lover. mistress. associate. buddy. butty. companion. cully. friendly. kiss- and-tell. love. mucker. opposite number. pal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ دوست] sevgili. 2.yakın arkadaş. 3.Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

eski do'nun ikinci şahıs tekili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dost). Dostlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jovial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make friends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraternize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become ally ies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Birini dost tutan, Ar. muhib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Niyeti, meramı dostun meramına uygun olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük kadeh. (bk.) Dost-kâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Dostlukla olan, doğruluk ve sevgiye dayanan veya lâyık: Bazı dostâne ihtarlarda bulundu.

2.Dostluğa yakışır surette, dostçasına: Size dostâne söylüyorum.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amicable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوستانه] dostça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dost gibi, dosta yakışır surette: Dostça muamele, söz; size dostçasına söyleyeyim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friendly. amicable. comradely. neighborly. neighbourly. winning. in a friendly manner. amicably. neighborly. neighbourly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amicable. cordial. familiarly. friendly. in a friendly manner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friendly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dostluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوستی] dostluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوستکام] dost canlısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dost hali, sevgi: Bana dostluk gösteriyor; onun dostluğuna güvenilmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friendship. amity. good fellowship. camaraderie. attachment. friendliness. neighborliness. neighbourliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amicability. amity. attachment. companionship. comradeship. concord. friendship. intimacy. society. company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment. amity. friendship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşarcıların ekin yığınlarını damgalattıkları tahta damga (eskiden).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Bir iş veya şahıs üzerindeki evrakın tamamı.

2.Çeşitli evrakın içine konduğu kartondan kap.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

file. folder. record. dossier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

file. folder. record. dossier. binder. register. file kütük.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dossier. file. file holder. record.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

file. to file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to file. to put in a file. to classify. to throw into the discard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be filed. to be put in its file. to be classified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A genus of low perennial or biennial plants, the leaves of which are beset with gland-tipped bristles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Sundew. the type genus of Droseraceae including many low bog-inhabiting insectivorous plants.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. T. botanik), ikiçeneklilerden, yapraklarıyla böcek yakalayan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. kies) dört tekerlekli bir Rus arabası, droşki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). maden cürufu, maden posası; süprüntü, artık, değersiz şeyler; (s). cüruflu; değersiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Arap'ların giydiği kukuleteli cüppe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Elektronik posta. Internet üzerinden gönderilebilen metin mesajlarıdır. Görüntü, dosya ya da program gibi diğer veri türleri de ek olarak e-posta ile gönderilebilmektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. L. Y.). Cisimlerin kaynamaya başlama derecesini ölçmeye yarayan Alet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir yerde bulunan bütün canlılar topluluğu ile çevreleri ve hayat şartları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. égocentrisme

fel. beniçincilik

Dünyada kişinin benliğini merkez sayan felsefe görüşü.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. ing. L.). İçten yanmalı motorlarda, yanmış akar yakıt gazı; bu gazın boşaltılması tertibatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

checked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaid. tartan. chequered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yeryüzünün canlıları içeren bölümü; biyosfer ve karşılıklı etkileşimin söz konusu olduğu atmosfer, hidrosfer ve litosfer kesiti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Birbirleri ile ve cansız ortamla ilişki içinde olan kendi içinde yeterli bitki ve hayvan topluluğu.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ekranda gösterimin büyük karakterleri ve çubuklu grafikleri, TV alıcının tüm önemli çalıştırma durumunu temsil etmektedir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Vizörde ya da LCD monitörde görünür.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. negatif kutba çekilen; alkalik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektroskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., psik. beyinden elektrik akımı geçirilerek uygulanan tedavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. statik elektrik bilimi. electrostatic s. statik elektriğe ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cerrahlıkta elektrik kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sadaka, iane veya hayır işlerine ait, sadaka olarak verilmiş; i. iane ile geçinen kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electron microscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. fizik). Bir cismin elektriklendiğini ve bu elektriklenmenin derecesini göstermeye yarayan Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electroscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electroscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electro shock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. fizik) Cisimlerin sathındaki durgun elektrikle alâkalı hadiseleriinceleyen fizik kolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electrostatic. electrostatics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electrostatics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electrostatics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty- handed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kucaklamak, bağrına basmak; beslemek, büyütmek, bakmak; sığındırmak, sarmak, muhafaza etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kıymetli tezyinatla süslemek; kakmak, kabartmak; üzerine kabartma işi yapmak, kabartma işi ile süslemek. embossment i. kakma, kabartma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. enartros, oynak eklemlerin bir cinsi, mafsal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kapamak, hapsetmek, sarmak, kuşatmak, çevirmek; zarf içine koymak, ilişikte göndermek; ihtiva etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kapama, kuşatma, çevirme; kapanma, çevrilme; kapanıp çevrilen şey, etrafı çit veya duvarla çevrili yer, zarf içine konulan şey, ilişikte gönderilen şey; mânia, çit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uçtaki, en uzaktaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. endoskop, vucut içi boşluklarını aydınlatarak görülmesini sağlayan alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat., zool. iç iskelet .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. endoscope

tıp içgörür

İnsan vücudunun herhangi bir boşluğunu, muayeneyi kolaylaştırmak için aydınlatıp görünür duruma getiren alet.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. endoscopy

tıp iç görüm

İnsan vücudunda, organ veya kovuk içlerinin endoskopla muayenesi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. endoscopic

iç görümlü

Endoskopi ile ilgili.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. osmosis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. endosperm, besidoku.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. (spor) zarının iç tabakası; bakt. hücre içinde yetişen cinsiyetsiz spor; iç spor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steeplerace. steeplechase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tutmak, zaptetmek, işgal etmek; iri yazı ile kopya etmek, (yazıyı) temize çekmek; tekel maksadıyla piyasayı tutmak, piyasada bulunan bir malı kapatmak. engross one's thoughts zihnini tamamen işgal etmek. engrosser i. piyasadaki malı kapatan veya is

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. enosis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. karın çeperinden bağırsağa doğru suni delik açma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Üçüncü zamanın birinci devresi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -bi) i eski Yunanistan'da reşit olarak tam vatandaşlık haklarını elde eden genç. ephebic s. bu gençlere ait; bir canlının olgunluk dönemine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) destan, manzum hikaye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. érythrocyte

anat. alyuvar

Kana al rengini veren, çekirdeksiz, yuvarlak, küçük hücre.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erytrocyte. red blood cell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yunan mitolojisinde aşk tanrısının adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Love; the god of love; by earlier writers represented as one of the first and creative gods, by later writers as the son of Aphrodite, equivalent to the Latin god Cupid. god of love; son of Aphrodite; identified with Roman Cupid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the personal, relatedness element that characterizes a woman's psychology and a man's anima See logos.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Eros is love Originally Eros was considered to have been one of the great forces spawned from the primordial chaos In this role Eros causes the fury of procreation that brings into being the world as we recognize it In later myths Eros has been reduced to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Greek word referring to physical love; lust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In John Lee's typology of love, the love of beauty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Brand Name for Oxygen Mask.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Earth Resources Observations System.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mit.) Eros, aşk tanrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (jeol.) erozyon, aşındırma,aşınma. erosive (s.) aşındırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friends and acquaintances.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) etnografya, kavimler ilmi, budunbetim. ethnograph'ic (s.) etnografya ile ilgili. ethnoqraph'ically (z.)etnografya ile ilgili olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (sosyol.) bir kavmin özellikleri; toplumsal bir kurumun özelliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Işığı yakalayarak elektrik sinyaline dönüştüren bir yarı iletken çip. ‘Tamamlayıcı Metal Oksit Yarıiletken’ anlamına gelen CMOS sensörleri, daha az görüntü lekesi, daha geniş dinamik aralık ve daha düşük güç tüketimi sunar. Exmor™ teknolojisi çip üzerinde analog/dijital (A/D) sinyal dönüştürme ve kurursuz, temiz görüntüler iki aşamaları gürültü azaltma gerçekleştirir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) hastalık sebebiyle gözün ileriye fırlaması hali, egzoftalmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). hayvanın dış kabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). osmosis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atmosferin basıncı en az olan en yüksek tabakası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). kemik şişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). infilak, patlama; galeyan, parlama, hiddetlenme. population explosion hızlı nüfus artışı. explosion oflaughter kahkaha tufanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). patlayıcı; (i). infilak maddesi, patlayıcı madde. high explosive yüksek patlamalı madde. explosively (z). patlayarak. explosiveness (i). patlama kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suçu ortaya koyma, gizli bir şeyi açığa vurma; gizli kusurları meydana çıkaran makale veya kitap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). maruz bırakmak, karşı karşıya getirmek; göstermek, arz etmek; terk etmek, bırakmak (çocuk); teşhir etmek; keşfetmek, açmak, meydana koymak, açığa vurmak, alenen göstermek; (coltoq). kirli çamaşırları ortaya dökmek; (foto). almak, çıkarmak(filim üzeri

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). açıkça, meydanda; açık,maruz, korunmasız, muhafazasız; (foto). çekilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ifade, izah, açıklama, şerh, yorumlama, tefsir; teşhir, sergileme; sergi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şerh eden kimse,yorum yapan veya tefsir eden kimse. expository (s). şerh ve izah eden, açıklayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). sonradan yapılmış olup öncekileride kapsayan; (huk). karar veya kanun yürürlüğe girmeden öncesi için geçerli olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., with ile dostça tenkit etmek, uyarmak, ikaz etmek, nasihat etmek. expostula'tion (i). dostça tenkit,uyarma. expos'tula'tor (i). nasihat eden kimse. expos'tulator'y (s). tenkit veya ikaz kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). açma, keşfetme, teşhir;muhafazasız olma, maruz olma, açık olma;açığa çıkarma; (huk). mahrem yerlerini gösterme suçu; (foto). alma, çıkarma, poz (filim üzerine). The house has a southern exposure. Evin cephesi güneye bakar. exposure meter (foto). ışık

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). bir kemerin dış çevresi; kemer sırtı, kubbe sırtı, bir kemerin tümsekli yüzeyi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Y.). Organik yahut inorganik maddeleri alıp sindirebilen hücre.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. phagocyte

biy. yutar hücre

Organik veya inorganik cisimcikleri içine alıp sindirebilen kan hücresi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Fagositlerin vücuda giren mikroplan sindirmesi olayı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. phagocytose

biy. hücre yutarlığı

Vücuda giren mikropların yutar hücreler tarafından yutulup yok edilmesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honorary consul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without any false note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Balina denilen ve denizde yaşadığı halde balık olmayıp, memelilerden olan büyük bir hayvan, kadırga balığı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). un veren; (bot)., (zool). una bulanmış gibi beyaz tozla kaplı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). en uzak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. felones de se veya felos de se) (huk)., (Lat). intihar eden kimse, intihar etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). hücre aralarındaki lifli bağdokunun artması, fibrosis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Floş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). floş, bir çeşit ipek teli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alçak sesle yapılan gizli konuşma: Yine ne fiskos ediyorsunuz orada?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whispering. gossip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furtive whispering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yün gibi, yünlü, (bot). top top yumuşak tüylü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (I ince okunur).

1.Bükülmemiş ipek.

2.Pokerde aynı rengi taşıyan bir el kâğıt, Türkçe: renk. Floş ruvayal = Pokerde aynı renkte ve kesintisiz sıra ile dizilmiş beş kâğıt ki, en üstün kâğıt sayılır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

floss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

floss silk. flush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

floss silk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bükülmemiş ham ipek, floş; kısa ipek telleri, ipek gibi yumuşak tüyler. floss silk elişlerinde kullanılan floş, ham ibrişim. dental floss diş aralannı temizlemeye yarayan mumlu iplik. flossy (s). tüylü, hafif ve yumuşak; argo şatafatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). floroskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). serbest, başıboş, kayıtsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (huk). parayı ödemediği için ipotekli malı sahibinin elinden almak; imkânsızlaştırmak, engellemek; önceden halletmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). ipotekli malı sahibinin kaybetmesi, hakkın düşmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). başta gelen, en öndeki; (z). başta. first and foremost en başta, evvelâ. head foremost başı önde; çekinmeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Formoza, Tayvan'ın eski ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (argo). Temelsiz, çürük, boş, kof.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

false. sham. without foundation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Flight Operation Segment, composed of the Flight Operations Control Centre located at ESOC, Darmstadt and the associated command and control stations It provides control of the satellite through all mission phases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Faint Object Spectrograph - - First Generation Spectrometer FOS was used to obtain spectra of very faint or far away sources FOS also had a polarimeter for the study of polarised light from these sources.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Faint Object Spectrometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. fosse septique

lağım çukuru

Atık suları ve pislikleri toplamak için kazılmış kapalı kuyu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

septic tank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. L. kimya). Fosfor asidinin tuzu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Doğal olarak bulunan fosfor içeren bileşikler. Bitkilerin büyümesi için gerekli maddelerden biri olan fosfatın fazlası, aşırı çevre kirlenmesine yol açabilir. Göl, nehir ve benzeri su kaynaklarında aşırı fosfor birikmesi, bitkilerin sudaki yaşamı kesintiye uğratacak kadar çok büyümesine yol açabilir. Bu sürece de ötrofikasyon denir. Nitrat gibi fosfat da gübrenin temel maddelerinden biridir. Ama çevre kirliliğine yol açan temel fosfat kaynaklarından biri deterjanlardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphatization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Kemiklerde ve başka maddelerde bulunan yanabilir bir madde ki, kibrit ve benzeri yanıcı maddeler yapmaya yarar.

Türkçe Sözlük by

ELEMENTLER

Simgesi: P

Atom Numarası:15

Kütle Numarası:30,974

Yoğunluk:1,82 g/cm3

Erime Sıcaklığı:44,2 °C

Kaynama Sıcaklığı:277 °C

Doğada serbest olarak bulunmaz. Fosforik aitler, tarımda gübre olarak yaygın biçimde kullanılır.

Fosfor, canlılarda özellikle sinir ve kemik dokuları açısından önemlidir.


ELEMENTLER by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphor. phosphorus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphorus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphorus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphoric acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphorous. phosphoric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

containing phosphorus. phosphorous. phosphoric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Eski jeolojik çağlarda toprağa gömülerek kalmış, bitki, hayvan; bunların parçaları veya izleri. Ar. müstehase, taşıl (uyd. k.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fossil. petrifaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fossil. fossil taşıl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fossile. fossil (n , adj. matrix.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fossilize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (argo). Fos çıkmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. sae) (i)., (anat). çukur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hendek, kale hendeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). küçük çukur, gamze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., Avustralya eski maden ocaklarını eşerek maden aramak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). fosil, taşıl; (k).dili eski kafalı kimse; (s). fosilleşmiş, taşlaşmış; eski kafalı. fossiliferous (s). fosilli. fossilize (f). fosilleşmek, taşlaşmak; fosilleştirmek, taş haline getirmek; köhneleşmek, köhneleştirmek, eskileştirmek. fossiliza

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (zool). kazmaya müsait (ayak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). beslemek, buyütmek, bakmak; teşvik etmek, gayretlendirmek. foster brother süt kardeş (erkek); küçüklükten beri aynı yerde kardeş gibi büyümüş kimse. foster child evlât gibi büyütülmüş çocuk, evlâtlık; süt evlât. foster father çocuğu kendi evinde

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). evlâtlık büyütme; çocuğu kendi evlâdı gibi büyütecek bir ana babaya verme; besleme himaye, teşvik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). evlatlık, manevi evlât.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi), iyi yanan çubuktan çıkan sesi taklit ve tasvir ederek art arda kullanılır: Fosur fosur çubuk içiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fosur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fosur sesi çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fosur sesi çıkartmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ney sazını üflerken, asıl nağmeye Adetâ eşlik eden ses ki, ne kadar az olursa o kadar makbuldur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photosynthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photosynthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Güneşin etrafındaki ışıklı kısım, ışık küresi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. photosphère

gök b. ışık yuvarı

Güneş›in veya bir yıldızın görülen yüzeyi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D). argo Lirıiversitede birinci sınıf örencisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (parmak, yüz, kulak) soğuk ısırması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). donmuş, soğuktan çürümüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). keklerin üzerine konan şekerli karışım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cam üstünde buz tutmasından meydana gelen çiçek şekilleri, buz çiçekleri; buz çiçeklerinin taklidi olarak maden üzerine yapılan süsler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). don ve ayaz gibi soğuk; buz tutmuş, don yemiş, kırağı düşmüş; soğuk, mesafeli, cana yakın olmayan; saçı ağarmış, kır saçlı. frostily (z). çok soğuk bir şekilde. frostiness (i). soğuk, don.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meyva şekeri, früktoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). çalıya benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, kim süt şekerinden yapılan bir çeşit şeker

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kaloş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overshoe. rubbers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galosh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galosh. overshoe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i kaloş, kısa çizme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i galvanoskop

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. midenin içine bakmaya yarayan cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cömertlik, âli cenaplık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kayalar bilgisi, kayaların madeni oluşumlarından, sınıflarınrından ve bulundukları yerlerden bahseden ilim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. arz küresinin içindeki tazyikler ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. taş tabakalannın geniş bir sahada aşağıya çöktüğü mıntıka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ruh, can: hayalet, hortlak, heyulâ, tayf; cin; iz, gölge. ghost town ahalisi olmayan metruk kasaba. ghost writer bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında makale veya kitap yazan kimse. give up the ghost ölmek, ruh teslim etmek. Holy Ghost Ruhü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Rus.

açıklık politikası

Siyasette açık, şeffaf olma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a policy of the Soviet government allowing freer discussion of social problems.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A domestic initiative of political reform introduced by Soviet president Mikhail Gorbachev in the mid-1980s to allow more freedom in public discussion and the arts, and to foster the process of the democratization of the political process.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Russian term, literally meaning 'public voicing ' Applied in the Soviet Union beginning in 1987 to official permission for public discussion of issues and public access to information, initially intended as a means for the regime of Mikhail S Gorbachev to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Policy of openness and freedom of expression introduced by Mikhail Gorbachev in the 1980's as part of his attempt tp reform the Communist system from within.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In 1985 Mikhail Gorbachev acceded to power in the Soviet Union and instituted a sweeping program of political liberalization known as glasnost and economic reform known as perestroika. the Russian name for a policy that eased restrictions on writing and s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An open and frank social approach introduced by Mikhail Gorbachev to solve the Soviet Union's problems. a policy of the Soviet government allowing freer discussion of social problems.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glasnost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küre şeklinde; küre şeklini andıran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. parlaklık: cilâ, perdah; bir ayıbı örtmek için yapılan gösteriş; dış güzellik; f. parlatmak, cilâ yapmak, yaldızlamak; parlamak, yaldızlanmak; over ile sahte bir şekilde gizlemek. glosslly z. parlak bir şekilde. glossiness i. parlaklık, cilâlı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. açıklama, şerh, haşiye, tefsir; satır aralarında verilen metin tercümesi; tevil, tahrif; f. açıklamak, şerhetmek, tefsir etmek, haşiye yazmak; yanlış tefsir etmek, tevil etmek, tahrif etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. dile ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir kitaba veya yazara ait lügatçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. dilin tamamını veya bir kısmını kesme ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. parlaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. dil iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek dil veya konuşma ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. anlaşılmaz sesler veya sözler; bilinmeyen veya hayali bir dilde konuşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dilbilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. parlak, cilâlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çanak çömlek imalâtında kullanılan kurşun sır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. glikoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. glikozüri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. hakiki çeneli omurgalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tasavvufta marifet, Gnostik akidesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. gnostik, arif; ilmi, ilme ait; i. gnostik; çoğ. Hıristiyanlığın başlangıcında ruhani sırları bilmek iddiasında olan dini fırkalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hıristiyanlığın başlangıcında ruhani sırları ve yaradılışın sırrını bilmek iddiasında olan mezhep, gnostisizm. GNP kıs. gross national product.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pimp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pectoral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) galosh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), argo poposuna vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. gooses) terzi ütüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. geese) (i.) kaz, (zool.) Anser; kaz eti; budala kimse, ahmak kimse. goose egg argo sıfır. goose flesh tüyleri diken diken olmuş deri. goose step kaz adımı; Alman askerinin yürüyüşü. cook one's goose işini bozmak. fox and geese kör- ebe oyunu; b

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bektaşi üzümü, (bot.) Ribes grossularia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kazayağı, (bot.) Chenopodium .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kaz çobanı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kaz boynu şeklinde şey .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kaz kanadı tüyü; tüy kalem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arnavutça boğaz ve gerdan demektir).

1.Bazı yerlerde insanların gerdanında çıkan büyük ur: Goşası vardır.

2.Hayvanın gerdan postundan yapılan kürk.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Hay Allah!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) atmaca, çakırdoğan, (zool.) Accipiter gentilis; doğu atmacası, (zool.) Accipiter nisus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kaz palazı, kaz yavrusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) incili şerif; dört incilden biri; iyi haber, müjde; doğru söz, hakikat; akide. gospel truth asıl hakikat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), Ru. bay (ecnebiler için).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bükülebilen bir cins konusma borusu (pilotlar veya odalar arasında kullanılır) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) havada uçan ince örümcek ağı; örümcek ağı gibi ince kumaş; (s.) ince, hafif .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) dedikodu, gevezelik, boş laf; dedikoducu kimse; (f.) dedikodu etmek, gevezelik etmek. gossiper (i.) dedikoducu kimse. gossipy (z.) dedikodulu (haber).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dedikoducu kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstrative. indicative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (y. k.). Bir cihazın işlemesiyle ilgili neticeleri kendiliğinden gösteren Alet, müş’ir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicator. index. sign. cursor. pointer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

index. indicator. pointer. token. needle. chart. table. sign belirtke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicator. legend. pointer. index. charts table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.).

1.Dikkati çekecek şekilde yapılan hareket veya gösterilen hüner, oyun vs.

2.Bir topluluğun kendi duygusunu gösteren davranışı, tezahürat.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

performing. performance. show. play. program. programme. demonstration. demo. showing. parade. entertainment. exhibition. house. shew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

performing. performance. show. play. program. programme. demonstration. demo. showing. parade. entertainment. exhibition. house. shew. display. pageant. pomp. spectacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rioter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicative. projector. indicator. projector projektör. demonstrator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstrator. projector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

presentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

designation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Arz edilmek, teşhir edilmek, herkesin görüşüne sunulmak, Osm. irâe edilmek: Sorana yol gösterilir. Müzedeki eserler herkese gösterilmek içindir. Parmakla gösterilmek = Meşhur olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be shown. to be projected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection. run. presentation. staging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection. showing. variety show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notation. representation. projection. variety show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu, projektör lensleriyle projektörün üzerine yansıttığı ekranın merkezi arasındaki mesafedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Göstermek işi, tavır ve şekil, Ar. irâe.

2.Dış görünüş, görünüş, şekil ve bütün: Bu binanın gösterişi güzel. Bu atın gösterişi yoktur.

3.Yalandan meydana koyma, yapmacık; göz boyama: Onunki bir gösterişten ibarettir. Bu hizmetçi yeni geldiğinde gösteriş için epey çalıştı. Bir gösteriş yaptı.

4.Yakışık, parlak, şan: Kendisi cesur adamdır ama hiç gösterişi yoktur. Onun gösterişine aldanmayın, koftur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

put-on. show-off. ostentation. pomposity. show. display. showing-off. showiness. affectation. array. blazon. blazonry. dash. flashiness. flourish. frill. furbelows. gaiety. glitter. glossiness. panache. parade. pretension. pride. shew. splendidness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affectation. airs. flourish. ostentation. panache. parade. pretension. show. splash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

display. ostentation. show. showing. vanity. demonstrating. showing off. imposing appearance. striking appearance. pomp. show-up. presentation. indication. challenge. magnificence. splendure. reading. manifestation. exposition. prospection. parade. moonsh

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gösteriş yapmayı seven, gösteriş peşinde koşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pretentious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ostentatious. pretentious. poseur. show off. spread eagle. swanky. vain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pretentiousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ostentation. showing off. exhibitionism. showmanship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şekil ve dış görünüşü güzel, kılıklı: Gösterişli adam, at, bina.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

showy. thoroughbred. ostentatious. flashy. spectacular. bombastic. artsy. arty. arty-crafty. baronial. dashing. declamatory. dressy. flamboyant. flash. flatulent. flossy. garish. gingerbread. glossy. meretricious. nobby. polished. posh. sleek. smart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressy. flamboyant. flashy. florid. garish. gaudy. grandiose. meretricious. posh. pretentious. rakish. smart. sporty. swanky. swish. imposing. dashing. showy. poshy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of striking appearance. imposing. brilliant. dashing. deluxe. florid. gallant. garish. grandiose. lush. magnificent. mouth- filling. ornate. portly. pretentious. showy. smart. splendiferous. stilted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flashiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i,). Şekil ve dış görünüşü uygun olmayan, sevimsiz, kılıksız, kıyafetsiz: Hakikatte cesur olan adamlar gösterişsiz olur. Sağlam bina ise de gösterişsizdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conservative. homely. humble. modest. quiet. severe. simple. sober. unassuming. unpretentious. unimposing. inconspicuous. plain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poor-looking. unimposing. inconspicuous. homely. homely atmosphere. quiet. sober. unassuming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plainly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şekil ve bütün uygunsuzluğu, kılıksızlık, biçimsizlik, sevimsizlik: Gösterişsiğliği değerinin düşmesine sebep oluyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unattractiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

display. exhibition. presentation. representation. showing. indication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indication. showing. denotation. designation. presentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Gördürmek, Osm. izhâr, ibrâz etmek: Size bir kitap göstereyim. Aldığı atı bana gösterdi. 2.Öğretmek, anlatmak, İlâm etmek: Bana yolu gösterdiler. Ders gösteriyor. Bilmeyenlere doğruyu göstermeli. 3.Çıkarmak, gözüktürmek, takdim etmek, kaçırmamak: Akrabasına kızlarını gösteriyor.

4.Tanıtmak: Kendini göstermek istiyor.

5.Delâlet etmek, delil olmak: Birtakım viraneler orada vaktiyle bir şehir bulunmuş olduğunu gösteriyor.

6.İspat etmek, kabûl ve takdir ettirmek: Bu sözümün doğruluğunu size göstereceğim. Cesaretini gösterdi.Tayin etmek: Kendisine yer gösterdi. Bana iş göstermediler.Karşısında tutmak: Ateşe göstermek, aydınlığa göstermek.Saklamamak, meydana koymak: Hiçbir kitabını göstermez.Güzellik ve yakışıklığını meydana çıkarmak veya arttırmak: Kadını kıyafet gösterir. Atı takım gösterir. Ahşap yapıları gösteren boyadır.Vermek, hasıl etmek, Osm. ikaa eylemek: Allah göstermesin. Kader bana sonunda onun hastalığını da mı gösterecekti?Olduğundan genç görünmek: Elli yaşında vardır ama göstermiyor.Belirtmek, şekil ve biçimini ortaya koymak: Bu ayna iyi gösteriyor. Bu dürbün İyi göstermiyor. Bakalım Aytne-i devran ne sûret gösterir? Parmakla göstermek = Şöhreti olmak: Onu parmakla gösterirler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

show. point. point out. display. exhibit. demonstrate. prove. put forth. teach. betoken. denote. depict. designate. disclose. evidence. exercise. expose. hold up. indicate. initiate. introduce. look. manifest. point to. produce. represent. set out. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstrate. denote. depict. designate. display. evince. exemplify. exhibit. express. indicate. look. manifest. point. present. produce. promise. record. reflect. register. represent. reveal. show. suggest. tell. tinge. witness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicate. show. point. to show. to make sth visible. to demonstrate. to evidence. to expose. to instruct. to teach. to assign. to set off. to display. to indicate. to figure. to manifest. to exhibit. to represent. to illustrate. to point. to prove. to exe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bir malı tanıtmak üzere alıcıya gösterilen parça, nümunelik.

2.Karagöz oyunu başlamadan önce hangi oyunun oynanacağını gösteren ve perdede takılı duran surat.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sample. specimen. showpiece. for show only. not real.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sample. specimen. showpiece. scenery put up before the beginning of a shallow show. only for show. non-functional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bir vasıtayla göstermek, ortaya çıkarmak.

2.Gösterilmesine müsaade etmek: Nazar korkusu ile çocuğu kimseye göstertmiyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

display of power. show of force. demonstration of power (in order to impress others. tour de force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyewash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyewash. girl-watching. eye bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Düzenli olarak kodlanmış bilgi yollayan bir uydu ağıdır ve uydularla aramızdaki mesafeyi ölçerek yeryüzündeki kesin yerimizi tespit etmemezi sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Global yer belirleme sisteminin kısa yazımı. Uydular aracılığıyla anlık yerinizi bulmanıza olanak sağlayan bir sistem.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) heybetli, muhteşem, yüksek; göz alıcı; tantanalı, debdebeli, gösterişli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) nişastanın şekere ,çevrilebilen kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), (müz.) Iatif olarak, letafetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gross. twelve dozen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (zool.) ispinoz familyasından iri gagalı bir kuş. scarlet grosbeak karmen renkli şakrakkuşu, (zool.) Corpodacus erythrinus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Avusturya şilinginin yüzde biri; 10 fenik karşılığı Alman parası; Almanların eski ufak gümüş parası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) grogren, gron, bir cins kumaş .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Orkestra ve bandolarda davul, büyük davul.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Alm. Grossmarket

büyük mağaza

Her türlü tüketim malının, özellikle yiyecek maddelerinin ve mutfak gereçlerinin seçilip satın alınabildiği büyük satış yeri.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) on iki düzine, yüz kırk dört adet; brüt; küme, hepsi, bütünü. in gross toptan, bütünüyle. by the gross pakette yüz kırk dört tane olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) iri, kalın, kaba, büyük; toptan, tamam; yontulmamış; çirkin, kötü, şeni, iğrenç; tiksindirici. gross national product (ikt.) brüt milli hasıla (kıs. GNP). gross negligence büyük gaflet. gross weight darası çıkarılmamış ağırlık, brüt ağırlık, gayri

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kartopu çiçeği, (bot.) Viburnum opulus Chinese guelder rose ortanca, (bor.) Hydrangea hortensia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yol işareti, yol gösteren direk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sun bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eskiden Hindistan'da bulunan ve çıplak gezen filozof sınıfından bir kimse; çıplak gezen kimse. gymnosophy (i.) bu sınıfın inandığı felsefe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (bot.) kabuksuz tohumlu bitkiler sınıfı, çam gibi çıplak tohumlu bitkilerden biri. gymnosper'mous (s.) böyle tohumu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) topaç, ciroskop . gyroseop'ic (s.) muvazene çarkına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) va purlarda sallantıya karşıl kullanılan ciroskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fiz.) cirostat bahsi, topaç denkliği bahsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) pis kokan nefes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) sanrı getiren hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), argo kendi menfaatini düşünen, çıkarcı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD şamata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air gap / hole / pocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gaga burunlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without hearth or home.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treasury bill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treasury bills. certificate of indebtedness. treasury bill. treasury bond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Treasury Bill)

Hazine tarafından vadesi bir yıldan kısa süreli olarak çıkarılan ve iskontolu olarak işlem gören borçlanma senetleridir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) başı önde olarak, baş aşağı; kayıtsızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) en baştaki, en ileri .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gözlere zarar vermeden güneşi incelemek için kullanılan araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Pırıldak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kanamayı kontrol altına alan alet veya ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavuk tüneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heterosexual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heterosexual. straight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karşı cinse ilgi duyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrosphere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrosphere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrostatics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrostatics. hydrostatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Havadaki nem miktarını göstermeye yarayan Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hygroscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hygroscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Bazı felsefe ve din nazariyelerinin dayandığı temellerden her biri.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Histogram ekranı, bir görüntüde her bir aydınlık değerinin kaç kez gösterildiğini belirtilen bir grafiktir. Aydınlatma koşullarını açık ve doğru biçimde gösterdiğinden pozlamanın ayarlanması için mükemmel bir araçtır. Bu işlev bir çok kayıt ve oynatma modunda kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. jeoloji). Jeolojide yeni çağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir canlı sistemde bulunan, kendi kendini ayarlama ve bazı hallerde onarım gücü olan mekanizma ve yetenektir. Bu sibernetik sistemlerdeki “geri bildirim” (feedback) mekanizması olarak da nitelenebilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Kendi cinsinden olanlara karşı cinsî istek duyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homosexual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homosexual. homo. queer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homosexualism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homosexuality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. cinsel sapık; s. cinsel sapıklıkla ilgili, homoseksüel. homesexual'ity i. homoseksüellik. Hon. kıs. Honorable; k.h. honorably, honorary.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gaga burunlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D, argo hapishane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., A.B.D İndiana eyaleti yerlisi; s. İndiana ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Horozbina.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zayiçe. cast a horoscope zayiçesine bakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yıldızlara bakarak kehanette bulunma sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaban teresi çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.İyi, Ar. tayyib: Dün hava pek hoş idi. 2.Garip, tuhaf: Onun hoş bir ismi vardır. Hoş geldiniz = Safa geldiniz, yeni gelen adama selâm tâbiri olup cevabı hoş bulduk tur. Hoş görmek = Bakmamak, darılmamak. Bir hoş (doğrusu bîhûş olsa gerek) = Bir çeşit baygınlık hisseden: Bir hoş oldum. Gönlünü, hatırını hoş etmek = Hatırını kırmaksızın, okşıyarak inandırmak, memnun etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nice. pleasant. likeable. likable. agreeable. beautiful. fine. lovely. pretty. smooth. enjoyable. sweet. charming. affable. bonny. canny. clean-cut. congenial. debonair. debonaire. delectable. delicious. delightful. desirable. elegant. fragrant. hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nice. pleasant. likeable. likable. agreeable. beautiful. fine. lovely. pretty. smooth. enjoyable. sweet. charming. affable. bonny. canny. clean-cut. congenial. debonair. debonaire. delectable. delicious. delightful. desirable. elegant. fragrant. hand. app

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charming. nice. pleasant. for that matter. agreeable. amiable. amusing. bonny. congenial. cosy. cozy. cuddly. darling. debonair. delicious. enchanting. engaging. entertaining. fine. good. graceful. grateful. honeyed. likable likeable. pleasing. pleasurabl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hoş = iyi, Amed = geldi). Hoş geldiniz selâmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birine hoş geldiniz demek merasimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hoş = iyi, bû = koku). İyi kokan, güzel kokulu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü hoş, memnun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hareketi, davranışı hoş, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Güzel şarkı okuyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güzel boylu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tatlı dilli, hoş konuşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lezzetli ve hazmı kolay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hoş geçmiş tatlı zaman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hoş = iyi hal). Hal ve vakti iyi, mes’ut, bahtiyar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Güzel manzaralı. mec. Güzel yüzlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Huyu güzel, sevimli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hoş = iyi, nevâ = ses). Güzel sesli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F.). Güzel gidişli, yürüyüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Ne iyi, ne güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disagreeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hoşaf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوشاب] hoşaf, komposto.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Fars. hoş = iyi, Ab = su). Bol su ve şekerle pişmiş kuru yemiş ki, soğuk olarak yemek sonunda buna mahsus geniş kaşıkla içilir: Erik, vişne hoşafı, hoşaf kaşığı, kâsesi. Hoşafın yağı kesilmek = Bozulmak, bir cevap bulamamak, mahcûb olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compote. stewed fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stewed fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوشاب] hoşaf, komposto.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوش آمد گو] hoşgeldiniz diyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, i. hamdolsun, Allaha şükür, osanna; i. şükretme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوش آواز] tatlıses, güzelses.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). Hatır sorma çeşidinden söylenen sözler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confab. chat. talk. gossip. confabulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brief and friendly chat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوشبو] hoş kokulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İyice, güzelce, zararsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well. somewhat pleasant. pleasantly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pretty well. somewhat pleasant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (coğ. hose) çorap; eski zamanlarda dar ve kısa pantolon. half hose kısa çorap, şoset.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (coğ. hoses) f. hortum; tulumba hortumu; f. hortumla sulamak veya ıslatmak. hose company itfaiye teşkilatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Hareket ve davranışı hoş, güzel. Cazibeli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Boyu bosu güzel, düzgün olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel endamlı, boylu boslu kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerance. indulgence. allowance. toleration. clemency. complaisance. discretion. forbearance. latitude. lenience. leniency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forbearance. indulgence. tolerance. toleration. forbearance tolerans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerance. allowance. clemency. complaisance. indulge. latitude. sufferance. toleration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerant. indulgent. lenient. permissive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adamant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard. intolerant. strict. uncharitable. strict toleranssız.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

austereness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خوش گوار] leziz. 2.hazmy kolay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. çorapçı, çorap satıcısı. hosiery i. çoraplar; çorap fabrikası; dokuma, mensucat; mensucat fabrikası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ayağı uğurlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Memnun ve hoşnut etmek, sevindirmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dislike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bond. zest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liking. being fond of. enjoyment. palate. predilection. relish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Memnun ve hoşnut olmak.

2.Hazzetmek: Bu kokudan hiç hoşlanmam.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take a shine to smb. like. enjoy. be pleased with. affect. be attracted. care. click. delight. dig. fancy. have a liking for smb. be partial to. relish. be taken by. be taken with. take a fancy to. take to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bask. care. enjoy. like. relish. savour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to like. to be pleased with. to enjoy. to be fond of. care. care for. get a kick out of. to take kindly to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hoşuna gitmek, sevmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). iyilik hissetmek, hazzetmek, lezzet almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become pleasant and agreeable. to be friendly with each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.iyilik, güzellik.

2.Gariplik, tuhaflık.

3.mec. Neş’esizlik: Bugün bir hoşluğunuz var (bu mânâda daima bir kelimesiyle beraber kullanıldığından «bîhûş» luktan galat olması da muhtemeldir).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreeableness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasantness. health. quaintness. happiness. comfort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasantness. sweetness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HOŞMERYEM) (i.). Tuzsuz taze peynirle yapılan bir çeşit yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Taze peynir ve unla yapılan bir çeşit tatlı. (bk.) Höşmerim.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel sesli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel, hoş sevgili.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خشنود] memnun, razı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Razı ve memnunluk («hoşnûdiyyet» yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Razı, memnun: Hoşnut etmek, olmak = Razı ve memnun etmek, olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleased. glad. satisfied. delighted. contented. gratified. content. rejoiced at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

content. contented. glad. jolly. pleased. satisfied. contented.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satisfied. pleased. content. chuffed. contented.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hoşnûd.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to please sb. content. gratify. please.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be pleased with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.,). Hoşnut olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contentedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satisfaction. contentment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contentment. satisfaction. pleasure. content.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hoşnut olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontented. displeased.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hoşnutsuz olma hail.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blahs. dissatisfaction. displeasure. discontentment. discontent. ill-feeling. aversion. disaffection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disapproval. discontent. disfavour. displeasure. dissatisfaction. discontentment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontent. dissatisfaction. displeasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özellikle rahipler tarafından idare edilen misafirhane; darülaceze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. konuksever, misafirperver; açık fikirli, yeni fikirleri kabule hazır. hospitably z. misa firperverlikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hastane; eski darülaceze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. bazı Londra hastanelerinde baş rahip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. konukseverlik, misafirperverlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hastaneye yatırmak. hospitaliza'tion i. hastaneye yatırma; A.B.D hastane sigortası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Eflak ve Buğdan prensi, voyvoda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوش رو] sevimli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sociable. pleasant. agreeable. good company. nice to talk to. companionable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasant and easy to talk with. conversable. well spoken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [خوش صحبت] tatlı sözü, sohbeti tatlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Köpekleri kovmak için söylenir. Çok ağır hakaret maksadıyle insanlar için de kullanılır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalabalık, çokluk; eski ordu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bazı Hıristiyan kiliselerinde Aşayı Rabbani ayininde takdis edilen ekmek, okunmuş ekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. evsahibi (erkek); mihmandar; otelci, hancı; bir asalağı besleyen hayvan veya bitki; f. ev sahibi olarak eğlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rehine, tutak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bisiklet turuna çıkan veya yürüyerek seyahat eden gençlerin kaldıkları han; talebe yurdu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski han, otel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel vücutlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Umumî taşıtlarda, bilhassa uçaklarda yolcu ağırlayan kız veya kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air hostess. hostess. flight attendant. stewardess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airhostess. hostess. stewardess. air hostess. waitress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air hostess. stewardess. flight attendant. airline hostess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a stewardess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evsahibesi; garson kadın; konsomatris; hostes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düşmana ait; düşmanca, düşmanlık gösteren, saldırgan. hostilely z. düşmanllkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düşmanlık, husumet, çoğ. savaş, çarpışmalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, ostler i. seyis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değersiz, bayağı, kaba.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ilgi göstermek, iyi karşılamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hüsn-i kabul göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hidroskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. sıvı halindeki koloit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hidrosfer, suküre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hidrostatikle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hidrostatik, makina ilminin sıvıların dengesinden ve basıncından bahseden dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. higroskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bazı bitkilerin köklerinden çıkarılan ve ilaç olarak kullanılan bir alkaloit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. banotundan çıkarılan bir alkaloit, musekkin olarak kullanılan bir ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. ipnoz; suni uyutma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. temel, esas; bir şeyin asıl niteliği; tıb. dolaşım güçlüğünden ileri gelen birikme. hypostat'ic(al) s. esaslı; özdenligi olan; tıb. kan tıkanmasma ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. tavan direkler üzerine oturtulmuş; i. damı sütunlar üzerine oturtulmuş bina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, ichthyosaurus i. fosil halinde bulunup kısmen balığa ve kısmen kertenkeleye benzeyen büyük bir deniz hayvanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hollow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. televizyonda resim çeken cihazların tarama kısmı, ikonoskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Doğu kiliselerinde en mukaddes yeri cemaatin bulunduğu kısımdan ayıran üç kapılı ve üstünde azizlerin resimleri bulunan kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mizaç, huy; özellik, hususiyet, özel durum idiosyn crat'ic s. özel durumla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imroz adası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. acelecilik, tez canlllık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üzerine koymak; zorla yüklemek, tarhetmek (vergi); hile ile kabul ettirmek, geçirmek; matb. dizilmiş sayfaları baslıacak sekilde sıraya koymak, düzenlemek, tanzim etmek; etkilemek, tesir etmek; kabul ettirmek, haksızca istifade etmek. impose on raha

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. heybetli, muhteşem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üzerine koyma, yükleme, usandırma, taciz, zahmet; vergi, yük; hile, aldatma; haksız talep; matb. tanzimetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. imkansız, yerine getirilmesi mümkün olmayan, yapılamaz; munasebetsiz, çekilmez, çirkin. impossibil'ity i imkansızlık. impos'sibly z. imkânsız bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vergi, gumrük resmi; mim. üzengitaşı; engelli koşuda ata yuklenen ağlrlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sahtekar kimse, hilekar kimse, dolandırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hile, sahtekarlık

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. münasebetsiz, uygunsuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, inclosure bak. enclose, enclosure .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bileşimi bozulmaz, çözüm kabul etmez; çü rümez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Tüm çekilen resimlere genel olarak bakmanızı sağlar. Resimleri seçebilir, korumaya alabilir, silebilir ya da baskı için işaretleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hevesini kırmak, soğutmak, zayıflatmak; rahatsız etmek; rağbetini azaltmak. indisposed s. rahatsız; isteksiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rahatsızlık; isteksizlik, gönülsüzlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. misafir kabul etmez, konuk sevmez, misa- fir sevmez; barınak olmayan (yer). inhos- pitably z. soğuk davranarak. inhospitableness i. misafir sevmezlik, soğuk muamele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. misafir sevmezlik, soğuk muamele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. en içeride olan, dahili, deruni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dalları bir araya gelip bitişmek (bedendeki damarlar); bir araya getirip bitiştirmek. inoscula'tion i. bir araya gelip birleşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. muhtemel, olabilir, imkân dahilinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kaburga kemikleri arasında olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (biyol.) bir birine bağlanmak; birbirinin arasına girmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) iki şeyin arasına koymak; araya girmek, müdahale etmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) araya girme, karışma, müdahale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) göğüs kemiğinin iç tarafında olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mim.) kemerin asıl iç kavsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kendi düşünce veya hislerini tahlil etmek. introspection (i.) kendi düşünce ve hislerini tetkik ve tahlil etme, murakabe, iç gözlem. introspective (s.) kendi kendini tetkik kabilinden .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) havakürenin yüksek bir katmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (dilb.) harita üzerinde konuşmaları farklı olan bölgeleri birbirinden ayıran çizgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) iki kenarı birbirine eşit olan, iki yanı bir olan. isosceles triangle (geom.) ikizkenar üçgen. isosceles trapezoid (geom.) ikizkenar yamuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (jeol.) dünya üst tabakasının dengesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.).

1.İzmaritten büyük, sivri burunlu ve yuvarlakça bir cins balık.

2.Süryânî yazısının bir çeşidi ki, Nastûrîler’ce kullanılırdı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair weather friend. fair-weather friend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

şiddetli ayaz veya kırağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. génnocide

top. b. soykırım

Bir insan topluluğunu ulusal, dinsel vb. sebeplerle yok etme.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. géocentrique

yermerkezci

Yerin gözlem noktası olarak alınan merkeziyle ilgili.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. géocentrisme

yermerkezcilik

Yer yuvarlığını evrenin merkezi sayanların görüşü.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

Yeryüzünün belirli bir yaşam mekânını ifade eden bir terimdir. Bu mekânda litosfer (taşküre), hidrosfer (suküre), atmosfer (havaküre), ve biyosfere (canlılar dünyası) ait kesitler bulunmaktadır. Sabit bir sınırlama yapılamaz. ( Geosphere )

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şakacı, latifeci; hoş, eğlenceli. jocosity , jocoseness i. şakacılık, latifecilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hazreti Yusuf; k.h. on sekizinci yüzyılda kadınların ata binerken giydikleri uzun cüppe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. horozibiği, bot. Amaranthus tricolor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., A.B.D., (argo) şaka, takılma; f. takılmak, şaka etmek, alay etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Çin tanrısı. joss house Çin tapınağı. joss paper ayinlerde veya cenaze merasimlerinde Çinlilerin yakağı bir çeşit gümüş veya altın yaldızlı kâğıt. joss stick Çin'de tapınaklarda yakılan bir çeşit buhurlu kamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. itip kakmak, dürtüklemek; i. itip kakma, kalabalık arasında sıkışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanyana koymak, sıralamak. juxtaposi'tion i. bitişiklik, bitişme; yanyana koyma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wireless. cordless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wireless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Wi-Fi® ya da Kablosuz teknolojiye sahip aygıtlar yerel alan ağına bağlanabilir ve fiziksel (kablolu) bağlantı gerekmeden veri gönderebilir/alabilir. Dizüstü, vb. gibi birçok aygıt ‘Wi-Fi® Teknolojili’ olacaktır – bu, sözü geçen aygıtların her zaman tam donanımlı olacağı ve erişime izin veren herhangi bir yerel alan ağına bağlanabileceği anlamına gelir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

‘Fotoğraf makinesinden bağımsız’ adı verilen uzak flaş ünitelerine, fotoğraf makinesi gövdesine bağlantı kablosu gerekmeden otomatik olarak komut verilebilir. Pozlama ve flaş güç düzeyleri en iyi sonuçları vermesi için fotoğraf makinesi tarafından otomatik olarak ayarlanır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s kaleydoskopa ait; çok değişen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çiçek dürbünü, kaleydoskop; çok değişen manzara

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Çevrildikçe içindeki renkli cam parçalarını, yine içindeki küçücük aynalara aksettirerek çok renkli geometrik şekiller gösteren boru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kaleidoscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kaleidoscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. R.). Levreğe benzer bir cins balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. galoche). Eskiden ayakkabıları çamurdan muhafaza için üstten giyilen kundura (Fransızca’da başlıca lâstiklere denildiği halde bizde yalnız kunduracı işi olan . dikişlilerine denilmiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. felsefe) KAinatın, dünyanın meydana gelmesinden önceki karışık hâli.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. chaos

kargaşa

Kalabalık, düzensizlik vb.nin yol açtığı karışıklık.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chaos. pie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chaos.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chaos. hell broke loose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim sanatında bir yüzey üzerinde betimlenen tüm “gerçeklik”in kompozisyonun sınırları içinde bulunması durumu. Böyle bir kompozisyonda betinin tümü resim düzlemi içinde bulunmak zorundadır, sadece bir kesiminin resmedilmesi söz konusu olamaz. Kapalı kompozisyon bunları sanatsal gerçeklik düzleminde yeniden ürettiği zaman, hepsini bakış açımız içinde bulunuyormuşçasına betimler. Kapalı kompozisyonun en belirgin örnekleriyle Rönesans sanatında karşılaşılır. Bu tür örnekler, resim düzlemi üzerinde betimlenenin dışında kalan dünyayla ilgili hiçbir ipucu vermezler. Buna karşılık, karşıt uç olan açık kompozisyonda ve onun en yoğun kullanıldığı Barokta, betiler doğadan alınmış bir kesitmişçesine kompoze edilir. Doğal gerçeklik kompozisyonu sınırlarının ötesinde de varlığını sürdürmektedir, resim bu izlenimi vermeyi amaçlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conning tower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pilothouse. wheelhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

true friend. friend who sticks by you when you're in trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cadı, vampir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abdominal cavity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Karoseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coachwork. bodywork. body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body. automotive bodies. carriage body. coachwork. vehicle body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Otomobillerde, motor, makine, tekerlek ve şasi gibi kısımların dışında kalan doğrama, döşeme gibi şeylerin tamamı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kare şeklinde dikilmiş derilerden yapılan bir Afrika giysisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kartlaşmış, yaşı geçkin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Posta kartı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

picture postcard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

picture-postcard. card. postcard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

post card. postcard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bazı bakteriler, güneş ışınları olmadan, inorganik maddeleri oksitlemek suretiyle, kendileri için gerekli, enerji bakımından zengin organik maddeleri elde ederler. Buna kemosentez denir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. boynuz maddesinden, boynuz maddesine benzer yapıda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. boynuz maddesine benzer teşekkülleri olan cilt hastalığı, keratoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gazyağı, gaz, colloq. petrol. kerosene lamp gaz lambası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,( argo), eski saçma, manasız şey. put the kibosh on boşa çıkarmak, bozmak, alt üst etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Y.’dan). (tıp) Midede hazmolunan besinlerden çıkan süt gibi bir maddenin ince damarlar vasıtasiyle vücuda yayılması: Kilostan önce su içmemeli; kilos olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kilocyle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köşk, sayfiye; gazete satılan kulübe; çalgılara mahsus kameriye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Adî, değersiz, kötü, bayağı: Kıtipiyos bir oyuncak almışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fancy-dress ball. costume ball. fancy dress ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Alt tarafı çan şeklinde genişleyen eteklik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flared. bell-shaped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. claustrophobie

tıp kapalı yer korkusu

Dar ve kapalı yerlerde duyulan kaygı veya korku.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claustrophobia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claustrophobia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (deve) Yavrulamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muhabbet dellâlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Rumca: Keskin). Kalafatçı demiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Katı atık ve çamur gibi organik maddeleri, anaerobik çürütme yoluyla bir tür gübreye dönüştürmekten ibaret biyolojik bir süreç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.).

1.Bol şekerli hoşaf.

2.Bitki artıklarından yapılan gübre.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compote. cold stewed fruit. compost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stewed fruit. compute. compost. compote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir sanat yapıtında öğelerin düzenlenmesi - Bir ölçüde iskelete benzetilebilir - vazgeçilemez ancak görünmez olan altyapı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ummacı ve gulyabanî gibi, korkutmak için uydurulmuş hayalî şahıs veye alev suretinde mezardan çıktığına inanılan ölü, vampir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (L. consulus). Bir devletin, tab’alarının çeşitli işlerini görmek üzere’ yabancı devletlerdeki bir şehre tayin ettiği diplomat, Osm. şehbender, Fr. consul. General konsolos = Başkonsolos, Osm. başşehbender, Fr. consul gâniral. Vis konsolos = Osm. şehbender vekili, Fr. vice-consul, konsolos muavini.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Konsolosluk binası, dairesi ve makamı, Osm. şehbenderhâne, şehbender konağı, dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consulate building.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şehbenderlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consular. consulate. consulship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consulate. consulship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consulate. consulate building. duties or rank of a council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1) Bir yapıda taşıyıcı nitelikte olan ya da olmayan bütün imalatlar. Bir inşa etme eylemi sonucunda ortaya çıkan ve bir araya gelerek yapıyı oluşturan öğeler bütünü. (2) İnşa etme etkinliği, yapım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim ve heykelde insan betisi resmedilir ya da heykeli yapılırken kullanılan klasik duruş (poz) biçimlerinden biri. Bu pozda ayakta duran kişi, kalçası ve bacaklarıyla gövdesinin üst kesimi hafifçe farklı yönlere dönük olarak betimlenir. Sözcüğün kökeni İtalyanca “contrapposto”dur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Ko ile başlayan bazı Türkçe sıfatların başına gelip mübalağa ve şiddet gösterir: Koskoca ev, koskoca adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: KÜS) (i. F.). Pek büyük davul ki, Türk mehter musikisinde kullanılır, katır, at, hattâ deve ve fille nakledilirdi: Kös çalınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Başı önde, sağa sola bakmadan: Kös kös dinledi, kös kös yürüdü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça olup Arapça’ laşmışı: kûsec).

1.Sakal ve bıyığı olmayan veya seyrek olan: Köse adam.

2.Seyrek: Köse sakal; köse orman. Köse sakallı = Sakalı köse.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Farsça’dan).

1.Yönleri çeşitli iki yüzey veya çizginin birleşiminden meydana gelen yer kl, açıklığı çeşitli derecelerde olur, bucak, Ar. zâviye, gönye. Doğru köşe = Genişlik derecesi 90 olan dik açı. Sivri köşe = Genişlik derecesi ondan az olan dar açı. Açık köşe = Genişlik derecesi 90 dereceden fazla olan geniş açı. Bir köşeye çekilmek = inzivâya çekilmek. Köşe köşe kaçmak, saklanmak = Sıkı sıkı kaçıp gizlenmek.

2.Odanın en yukarı yeri. Ar. sadr: Köşeye çıkmak; köşede kurulmak.

3.inzlvâ yeri, Ar. zâviyye, Fars. uzlet-gâh: Bir köşeye çekilmek.

4.Uç, kenar, ıssızlık, ücrâ yer: Dünyanın bir köşesinde; Türkiye’nin bazı köşelerinde.

5.Sivri yer, uc: Batacak köşeleri vardır; köşelerini yuvarlatmak. Altı köşe, altı köşeli = Altıgen, Ar. müseddes. Üç köşe, üç köşeli = Üçgen, Ar. müselles. Köşebaşı = Sokağın dönemeç yeri. Köşe bucak = Ücrâ yerler, her bir taraf. Köşe bucakta = Ötede beride. Ciğerköşesi = Pek sevgili şahıs, sevgili evlât. Dört köşe, dört köşeli = Dörtgen, kare, Ar. murabbâ. Sekiz köşe, sekiz köşeli = Sekizgen, müsemmen. Köşetaşı = Duvarın köşesine konmaya mahsus muntazam taş. Köşe sarrafı = Sokakta ve ekseriya sokak veya dükkân köşelerinde çekmecesi olup para bozan ve küçük muamemelerde bulunan küçük sarraf. Köşe müftüsü = Ötekinin berikinin dâvasına karışan avukatımsı adam, müzevvir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bowl. with little/no beard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naturally lacking a beard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corner. corner. angle. turning. nook. quarter. gonio-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alcove. corner. nook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Sakalı bıyığı hiç çıkmayan veya seyrek olan. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nook and corner. nook and cranny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cornerstone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headstone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

columnist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syndicated columnist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

column.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Köşe. bk. Köşe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Köşe tutturan; köşeyi tutturmaya yarayan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angle iron. brace clamp. brace. gusset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gusset. angle iron. cornerpiece. bracket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: KÜSEC) (i. A.) (köse. den Arapçalaşmış). Köse. bk. Köse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mimoza çeşitlerinden bir ağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Bir çokgende yon yana olmayan veya bir çokyüzlüde aynı düzlem üzerinde bulunmayan iki köşe arasına çekilen çizgi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diagonal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diagonal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir ucu yanmış, yanıp sönmüş odun. bk. Küsgü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Deve yavrusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (deve). Doğurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars. dana demek olan «gâvsâle» den). Sığır ve beygir gibi büyük hayvan derisinden yapılmış kalın deri ki, ayakkabıların altını vesair şeyleri ondan yaparlar. Köseletaşı — Bileyitaşı gibi kullanılan ve mermeri silip parlatmaya yarayan bir cins kumlu taş. Kösele perdahtı (perdahı) == Mermere bu taşla verilen cllâ. Kösele gibi = Pek sert.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stout leather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stout leather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Köşe şeklinde, köşemsi olan: Köşeleme bir taş; köşeleme bir kâğıt.

2.Köşeli olarak: Köşeleme kesmek, çizmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diagonally. in a diagonal position.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Köşeleri olan (cisim veya şekil). Üç köşeli = Üçgen, Ar. müselles. Dört köşeli = Dörtgen, kare. Ar. murabbâ. Altı köşeli = Ar. müseddes. Sekiz köşeli — Ar. müsemmen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angular. cornered. angled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cornered. angled. bent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angle bracket. square brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Sakalı seyrek olan veya olmayan adamın hâli. 2.Seyreklik: Sakalın, ormanın köseliği.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squinch. pendentive. piece of furniture designed for a corner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kösemen.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Sürüler önünde rehber vaziyetinde giden. 2.Cildi temiz, pürüzsüz. 3.Kösem Sultan: IV. İbrahim’in annesi ve torunu zamanında Osmanlı iktidarında etkin olan Sultan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Vuruşmaya alıştırılmış İri koç veya teke, gebeş.

2.Sürünün önüne düşUp onu sevkeden alışık koç.

3.mec. Cesur, serbest, atak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agonic. without a corner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (ibr.) Musevi şeriatına göre temiz sayılan (et), turfa olmayan (yemek), kaşer; (i.) şeriat hükümlerine göre kesilmiş hayvanın eti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. matematik), bk. Sinüs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cosine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cosine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yüksek çardak gibi bina, kule: Yangın köşkü.

2.Yüksek ve manzarası olan dinlenme odası, kule, Fars. cihân-nümâ.

3.Bağ ve bahçe içinde yazlık oturma yeri, Osm. kasr: Yazın köşkünde oturuyor; köşk yalıya tercih edilir. Köşk bekçisi =

1.Yazlık bir köşkte kışın oturup köşkü bekleyen adam.

2.Yangın köşkünde nöbet bekleyip yangını haber veren yangın memuru, bk. Köşklü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pavilion. villa. kiosk. kiosque. mansion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pavilion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large wooden house. richly decorated. hunting lodge. chalet. manor house. kiosk. villa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Eskiden İstanbul’da yangın kulesinde nöbet bekleyen ve yangın çıkınca koşup her yere haber verme işini yapan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok büyük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

huge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek kocaman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

huge. enormous. tremendous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şişmek, kabarmak, övünmek (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen kötürüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk halk şiir ve musikisinde çok kullanılan bir şekil (form).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.).

1.Koşmak işi. 2.(denizcilik) Bir halat veya ağacı desteklemek veya icabında değiştirmek için yedek bulundurulan halat veya ağaç. bk. Koşmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

running. run. racing. rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

run. running. to run. ballad. stiffener. stay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

running. folk poem / song. run. rush. track.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koşup kovalayarak oynanan bir çocuk oyunu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çok hızlı yürümek, ivmek, hızla gitmek: Koşarsanız yetişebilirsiniz, koşarak geldim, koşa koca nefesim kesildi. Ardından koşmak = Takip etmek, peşine düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Eklemek, Osm. izâfe etmek, yakıştırmak, isnâd etmek: Tenrı’ya ortak koşmak, küfür ve cehâletin en büyüğüdür.

2.Beraber göndermek, yanına vermek: Postaya birkaç süvari koşmak.

3.Hayvanı araba, sapan vesaireye takmak, bağlamak: Arabaya dört at koşmalı; yağız atları kupaya koşacağız: Oralarda sapana iki öküz yerine tek beygir koşarlar.

4.Arabayı hazırlamak, düzenlemek: Acaba arabacı hangi arabayı koştu?

5.Düzenlemek: Düzüp koşmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

run. leg. leg it. rush. harness. yoke. career. clip. course. scamper. scamper about. scour. scurry. shin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lope. put. run. rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to run. to pursue. to harness. to hitch up a horse to. to have sb escort another. to have sb to do a job. gallop. hurry. to go the paces. pelt. put. race. rush. scamper. scour. speed. trot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kâinat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Erkeğine istekli, kızmış (dişi), kızgın, azgın: Kösnük kısrak, koyun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erotic. lustful. sensual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Amerika, Karayip Denizi ve Kuzey Pasifik Okyanusu, Nikaragua ve Panama arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 10 00 Kuzey enlemi, 84 00 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 51,100 km².

Kara: 50,660 km².

Su: 440 km².

Sınırları: toplam: 639 km.

sınır komşuları: Nikaragua 309 km, Panama 330 km.

Sahil şeridi: 1,290 km.

İklimi: Tropikal iklimin etkisindedir; kuru sezon (Aralık-Nisan) ; yağışlı sezon (Mayıs-Kasım); dağlık bölgeler daha soğuktur.

Arazi yapısı: Dar kıyı şeridi doğuda yükselerek yerini ülkenin belkemiğini oluşturan iç yükseltilere bırakır. Yükseltiler daha geniş bir alan kaplayan Antil Düzlüğüne yumuşak bir biçimde alçalır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Cerro Chirripo 3,810 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma elverişli: %4.4.

Sürekli ekinler: %5.87.

Diğer: %89.73 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,080 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Ara sıra depremler ortaya çıkmakta, Atlas Okyanusu kıyısı boyunca kasırgalar etkindir; yağış sezonu boyunca alçak kısımlarda su baskınları ve toprak kaymaları görülür; volkanik aktivite vardır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,075,261 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %28.3 (erkek 590,261; kadın 563,196).

15-64 yaş: %66 (erkek 1,359,750; kadın 1,329,346).

65 yaş ve üzeri: %5.7 (erkek 108,041; kadın 124,667) (2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.45 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.49 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 9.7 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.02 yıl.

Erkek: 74.43 yıl.

Kadın: 79.74 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.24 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 12,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - ölümleri: 900 (2003 verileri).

Ulus: Kosta Rikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Beyaz ırk %94, siyah ırk %3, Amerika yerlileri %1, Çinliler %1, diğer %1.

Dinler: Roma Katolikleri %76.3, Evangestler %13.7, diğer Protestanlar %0.7, Yahova şahitleri %1.3, diğer %4.8, inançsız %3.2.

Diller: İspanyolca (resmi), İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %96.

Erkek: %95.9.

Kadın: %96.1 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kosta Rika Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kosta Rika.

Yerel tam adı: Republica de Costa Rica.

yerel kısa şekli: Costa Rica.

ingilizce: Costa Rica.

Yönetim Biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: San Jöse.

İdari bölmeler: 7 bölüm; Alajuela, Cartago, Guanacaste, Heredia, Limon, Puntarenas, San Jose.

Bağımsızlık günü: 15 Eylül 1821 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 15 Eylül (1821).

Anayasa: 7 Kasım 1949.

Hukuk sistemi: İspanyol hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BCIE, CACM (Orta Amerika Ortak Paza


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İslâm dünyasında İstanbul için kullanılmış isimlerden biri. «Konstantin şehri» mânâsındadır ve IV. asır Roma imparatoru Büyük Konstantin’in adından gelmedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ver sıçanı, kör sıçan. Köstebek illeti = Sıracanın bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mole. spy. infiltrator. taupe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hobble. mole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kaçmasını engellemek için hayvanın iki veye üç ayağına vurulan bağ: At kösteği; ata köstek vurmak. Süs için saate veye diğer süs eşyasına bağlanan ve üste takılan altın veya gümüşten yahut taklit madenden zincir, kordon: Saat kösteği; küpe kösteği. Boyun kösteği = Boyuna geçirilen uzun zincir. (denizcilik) Cıvadra bastonları altından bordalara alınan sabit halat.

4.Kösteği çözmek: Kaçmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Estek kelimesinin tekrarı olarak kullanılır. Estek köstek = Mırın kırın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hobble. tether. fetter. watch chain. albert chain. albert. fob chain. fob. clog. gyve. lanyard. shackle. sprag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shackle. watch chain. fetter. hobble. obstacle. tie. a drag on sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hobble. watch charm. key chain. obstacle. impediment. clog. trig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to impede. to hinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stumble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (hayvanı). Köstekle bağlamak, köstek vurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hamper. to bring a job to a standstill. to hobble a house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Köstek vurulmak.

2.Ayağına bir engel takılmak: At birden kösteklendi. 3.mec. Bir iş, yürümez hâle sokulmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hobbled. having a chain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caustic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caustic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. costume).

1.Giyecek, kıyafet, ziy. 2.Bir çeşit kumaştan giyecek takımı, bir örnek, ceket, pantolon, yelek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

costume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man's two or three-piece suit. costume. dress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

female suit , ladies suit , ladys suit , costume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

costumier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bütün giyecek takımı, yani bir örnek ceket, pantolon, yelek yapmaya mahsus veya buna yakışır kumaş: Kostümlük kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

material fit for making a suit. suiting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Acele İle yürütmek: Hayvanı koşturup ter içinde bırakmış.

3.Sür’atle göndermek, hızla yetiştirmek: Kendisine haber koşturdum.

3.mec. Boşuna yorulmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yakıştırmak, ekletmek, Osm. izâfe ettirmek, Isnât ettirmek: İslim dini Tanrı’ya asla ortak koşturmaz.

3.Birlikte göndertmek: Yollar emin ama yine de ona bir iki jandarma süvarisi koşturmalı.

3.Araba, sapan vesaireye hayvan bağlamak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

run. rush. to cause to run. to make run. to scurry. to buzz about. to rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have hitched to. to send sb to an errand. rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.).

1.Hızla yürüyüş, koşuş: Bir koşu koparmak.

2.Yarış: Koşu atı = Yarış atı. Koşu ödülü = Yarış mükâfatı. Koşu yolu = Yarış yeri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

run. running. race.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

race. run.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trotter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

race horse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

race track. racing track.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Koşan, yarışan.

2.Çok İyi koşan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

runner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

runner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Koşma’ya Türkistan’da verilen ad. bk. Koşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condition. state. term. circumstance. requirement. string. provision. proviso. stipulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circumstance. condition. provision. reservation. string. stipulation. clause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conditioning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be conditioned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conditional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conditional. conditioned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Acele ile yürünmek. O kadar koşulmaz; öyle koşulur mu?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Eklenmek, izâfe olunmak, yakıştırılmak, Isnâd edilmek: Tanrı’ya ortak koşulmaz.

2.Birlikte gönderilmek, eşliğinde bulundurulmak: Kendisine birkaç süvari koşuldu.

3.Hayvan erabaya, sapana vesaireye takılmak, bağlanmak: Bu at tek koşulmaz, hem çift, hem tek koşulacak bir hayvan istiyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

categorical. unconditional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unconditional. without reservation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Hayvanın arabaya takılması, araba ve ona benzer tekerlekli şey çekmesi. Koşum atı = Araba atı.

2.Araba ve ona benzer şeylere takılan hayvanın takımı: Araba ile atı ucuz aldıysa da koşumu pahalı geldi. Güzel bir koşum almış.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draft animal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coupling. harness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kösünmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harnessed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koşulmuş, birlikte sevkedilmiş halk, asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (dişi hayvan). Erkeğine talip olup kızmak, azmak: Kısrak, koyun kösünmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «koşulmak» tan).

1.Bir adamın arkası sıra gidenler, gayretkeşler.

2.Arkadaşlar, yardakçılar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koşmak işi ve şekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

running hither and tither. agitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hep birlikte ve birden koşmak, üşüşmek, üstüne düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to run / to rush together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to do.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bustle. chase. to bustle about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to run hither and yon. to rush from one place to another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parallel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y.). Kâinat ve kanunları.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. cosmos

gök b. evren

Gök varlıklarının bütünü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cosmos. creation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crepe de chine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. fizik). Fizik İlmin, tuzlu eriyiklerin donma kanunlarını inceleyen kolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. astronomi). Renkküre.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. chromosphère

gök b. renk yuvarı

Güneş’in ışık yuvarını saran, yaklaşık 10.000 kilometre kalınlığındaki atmosfer katmanı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross-country.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross-country race. cross-country.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crochet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şöhret, şan, şeref.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toy theater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Lapina balığının büyük bir cinsi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gözü yaşlı, çok ağlayan; göz yaşartıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sütteki yağ miktarını tespit eden alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) süt şekeri, laktoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, (Kan.) uzun saplı raketle oynanan bir top oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Lagos.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Laos.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) karın duvarından geçirilen ve iç organlarının görülmesini sağlayan alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) boğaz muayenesine mahsus aynalı alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşatmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna ‘Coriolis’ kuvveti diyorlar. Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olamayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40.000 kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutuptakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak be. dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşalmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna “Coriolis” kuvveti diyorlar.

Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olmayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40 bin kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutupdakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak bu, dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

Silikon üzerinde Sıvı Kristal anlamına gelir. Bir lamel ile bir silikon çip üzerine yerleştirilmiş, piksellerle kaplı, oldukça yansıtıcı, ayna benzeri bir yüzey arasında bir sıvı kristal katmanı sıkıştıran projeksiyon televizyon ekranı teknolojisi. Bu katmanlar arka projeksiyon ve ön projeksiyon televizyonlarda kullanılabilen bir mikro ekran oluşturur. Üreticiler LCoS tabanlı teknolojileri için farklı adlar kullanır. Sony SXRD™ adını kullanır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Ege denizinde Limni adası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lymphocyte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lymphocyte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cüzam, miskin hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Midilli'nin eski ismi. Lesbian s. Midilli'ye ait; Midillili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. lipostructure

yağ ekletme

Yağ aldırma işlemi sırasında alınan yağların yüzün belli bölgelerine yedirilmesi yoluyla yüze genç bir görünüm kazandırılması.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. liposuction

yağ aldırma

Vücuda şekil vermek amacıyla fazla yağların belli yöntemlerle alınması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scorpion fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scorpion fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Hastalık icabı olan bir çeşit ağır uyku, Osm. nevm-i müstağrak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. mesane taşını muayeneye mahsus alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arzın kabuğu, taşküre, litosfer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Dünyanın kabuğunu meydana getiren katı maddelerin tamamı, taşküre.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. lithosphère

jeol. taş yuvarı

Yer kabuğunu oluşturan ve yer yuvarlağının merkez çekirdeği çevresinde bulunan katı yuvar.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lithosphere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Yunanca = güney).

1.Güney rüzgârı: Lodos esmek; bugün biraz lodos var. Batı lodosu = Güneybatı rüzgârı. Kıble lodusu = Güneydoğu rüzgârı.

2.Güney yönü: Lodosa nâzır; lodos tarafında.

3.Güney rüzgârı, havası, lodos estiği gün: Dodosta insana bir gevşeklik gelir: Lodosta balık yenmez.

4.Lodos rüzgârı fırtınası: Lodosa tutulduk; bu lodosta kayığa binilmez, mec. Lodos poyraz = Sebatsızlık. Lodos poyraz mukataası = Serserilik.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

south or southwest wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

south or southwest wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Çoğu insanlar sadece iki tür rüzgarın adını bilirler: Poyraz ve Lodos . Poyraz kuzeyden eser soğuk getirir, Lodos ise güneyden eser, sıcak ve baş ağrısı getirir.

Aslında estikleri yönlere göre adlandırılan sekiz ana rüzgar vardır. Kuzeyden = YILDIZ, kuzeydoğudan = POYRAZ, doğudan = GÜNDOĞUSU, güneydoğudan = KEŞİŞLEME, güneyden = KIBLE, güneybatıdan = LODOS, batıdan = GÜNBATISI ve kuzeybatıdan = KARAYEL. Yani Lodos tam güneyden değil güneybatıdan eser. İmbat, meltem gibi genellikle denizden karaya esen yerel rüzgarlar ise yöreye göre özel adlar alırlar.

Belirli havalarla insanın ruhsal durumu ve anti-sosyal davranışları arasında ilişki vardır. Genel olarak ilkbaharla beraber ve yaza doğru suçların arttığını istatistikler göstermektedir. Aslında havalar ısındıkça insanlar çevreleri ile daha ilgisiz ve enerjisiz olurlar ancak tarihle savaşlar, ihtilaller ve halk ayaklanmalarının çoğu yılın bu bölümünde olmuştur.

Rüzgarlar da iklim ve insan davranışını etkileyici faktörlerden biridir. Rüzgar üzerinden geçtiği bölgelerin iklimini de taşır. Bu iklimlerin rüzgarın estiği bölgedeki iklime göre farkı, rüzgarın insan üzerindeki etkisini belirler. Örneğin kutup bölgeleri ve civarlarında iklimler çok az farklı olduğu için rüzgar önemli bir rol oynamaz. Yurdumuz ve benzeri bölgelerde belirli yönden esen rüzgarlar çoğu kez olağan iklimi, sıcaklık, nem ve basınç yapılarını aniden değiştirdikleri için az çok insan hayatını etkilerler.

Genellikle nemini bırakmış olan kuru güney rüzgarları, özellikle güneşli havalarda iyice kızışır ve elektriklenirler. İşte Lodos adı verilen bu kaprisli güney rüzgarları insanlarda ruhsal sıkıntı yaratır. Baş dönmesine, gece uykusuzluğuna, baş ve mide ağrılarının yanında huzursuzluk duygularına da yol açar. Lodoslu günlerde trafik kazalarının, kalp krizlerinin, astım nöbetlerinin, erken doğumların ve hatta intiharların sayılarının arttığı gözlemlenmiştir.

Halk arasında, genellikle yağmur getirdiği için “Lodos’un gözü yaşlıdır” diye bir deyim vardır. İnsanların çoğu bir barometre gibi havaya ve yağmur öncesine duyarlıdırlar. Havanın dönmesinden çok az önce gerginlik, ruhsal çöküntü ve sıkıntı belirtileri gösterirler.

Lodos’un insanlar üzerinde yarattığı etkilerin sebepleri ve Lodos rahatsızlıklarına ne gibi önlemler alınabileceği konusunda çalışmalar devam etmektedir. İşin ilginç yanlarından biri de, Lodos etkisi altında bulunan bir bölgeye yerleştirilenlerin ancak bir kaç yıl sonra rüzgarın etkisinden rahatsız olmaya başlamalarıdır.

Konu rüzgardan açılmışken güncel bir tartışmaya da değinmeden geçmeyelim. Rüzgar bir hava akımıdır, yani hava olmazsa rüzgar da olmaz. Öyleyse Armstrong’un Ay’a ayak basar basmaz diktiği bayrak nasıl dalgalanıp duruyor? Ay’da hava olmadığına göre hangi rüzgar bu bayrağı sürekli dalgalandırıyor?

Ay’a gidildiğine inanmayanlar tarafından delil olarak ileri sürülen bu olay yolculuktan önce düşünülmüş, bayrak direğinin üstüne çok ince yatay bir çubuk tutturulmuş ve bayrak yandan ve üstten sabitlenmişti. İlk bakışta bayrağın dalgalanıyormuş izlenimini veren bu durum fotoğrafa dikkatlice bakınca fark edilebiliyordu.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Çoğu insanlar sadece iki tür rüzgarın adını bilirler: Poyraz ve Lodos. Poyraz kuzeyden eser soğuk getirir. Lodos ise güneyden eser, sıcak ve baş ağrısı getirir.

Aslında estikleri yönlere göre adlandırılan sekiz ana rüzgar vardır.

Yani Lodos tam güneyden değil güneybatıdan eser. İmbat, meltem gibi genellikle denizden karaya esen yerel rüzgarlar ise yöreye göre özel adlar alırlar.

Belirli havalarla insanın ruhsal durumu ve anti-sosyal davranışları arasında ilişki vardır. Genel olarak ilkbaharla beraber va yaza doğru suçların arttığını istatistikler göstermektedir. Aslın da havalar ısındıkça insanlar çevreleri ile daha ilgisiz ve enerjisiz olurlar ancak tarihte savaşlar, ihtilaller ve halk ayaklanmalarının çoğu yılın bu bölümünde olmuştur.

Rüzgarlar da iklim ve insan davranışını etkileyici faktörlerden biridir. Rüzgar üzerinden geçtiği bölgelerin iklimini de taşır. Bu iklimlerin rüzgarın estiği bölgedeki iklime göre farkı, rüzgarın insan üzerindeki elkisini belirler. Örneğin kutup bölgeleri ve civarlarında iklimler çok az farklı olduğu için rüzgar önemli bir rol oynamaz. Yurdumuz ve benzeri bölgelerde belirli yönden esen rüzgarlar çoğu kez olağan iklimi, sıcaklık, nem ve basınç yapılarını aniden değiştirdikleri için az çok insan hayatını etkilerler.

Genellikle nemini bırakmış olan kuru güney rüzgarları, özellikle güneşli havalarda iyice kızışır ve elektriklenirler. İşte Lodos adı verilen bu kaprisli güney rüzgarları insanlarda ruhsal sıkıntı yaratır. Baş dönmesine, gece uykusuzluğuna, baş ve mide ağrılarının yanında huzursuzluk duygularına da yol açar. Lodoslu günlerde trafik kazalarının, kalp krizlerinin, astım nöbetlerinin, erken doğumların ve hatta intiharların sayılarının arttığı gözlemlenmiştir.

Halk arasında, genellikle yağmur getirdiği için “Lodos’un gözü yaşlıdır” diye bir deyim vardır. İnsanların çoğu bir barometre gibi havaya ve yağmur öncesine duyarlıdırlar. Havanın dönmesinden çok az önce gerginlik, ruhsal çöküntü ve sıkıntı belirtileri gösterirler.

Lodos’un insanlar üzerinde yarattığı etkilerin sebepleri ve Lodos rahatsızlıklarına ne gibi önlemler alınabileceği konusunda çalışmalar devam etmektedir. İşin ilginç yanlarından biri de, Lodos etkisi altında bulunan bir bölgeye yerleştirilenlerin ancak bir kaç yıl sonra rüzgarın etkisinden rahatsız olmaya başlamalarıdır.

Konu rüzgardan açılmışken güncel bir tartışmaya da değinmeden geçmeyelim. Rüzgar bir hava akımıdır, yani hava olmazsa rüzgar da olmaz. Öyleyse Armstrong’un Ay’a ayak basar basmaz diktiği bayrak nasıl dalgalanıp duruyor? Ay’da hava olmadığına göre hangi rüzgar bu bayrağı sürekli dalgalandırıyor?

Ay’a gidildiğine inanmayanlar tarafından delil olarak ileri sürülen bu olay yolculuktan önce düşünülmüş, bayrak direğinin üstüne çok ince yatay bir çubuk tutturulmuş ve bayrak yandan ve üstten sabitlenmisti. İlk bakışta bayrağın dalgalanıyormuş izlenimini veren bu durum fotoğrafa dikkatlice bakınca fark edilebiliyordu.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). Lodos yani güney rüzgârı esmek, lodosa dönmek: Hava lodosladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to begin to blow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to begin to blow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güneye bakan, güney rüzgârına karşı: Orası lodosluktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

logarithmic tables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

logarithmic tables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Yun.

dil b. ve fel. deyi

1. dil b. Dil, söz, işaret, mimik vb. anlatım araçlarının bütünü.

2.fel. Hristiyan felsefesinde Tanrı kelamını insanlara ulaştıran oğul.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A word; reason; speech.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The divine Word; Christ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

God The Cosmic Being Who ensouls a planet , a solar system , a galaxy and so on to infinity. the impersonal, discriminating factor that characterizes male psychology and a woman's animus See Eros.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Greek for 'word', associated in Hellenistic Jewish thought with divine wisdom, as God's creative presence In Stoic thought, logos was understood as the ordering principle of the universe In the prologue of John's Gospel, the Logos is made incarnate. A sym

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Recommended CCACC logos to use on Official Pages OR on Unofficial Pages only as a link to the CCACC Home Page. A symbol for Christ, the word incarnate, or 'word made Flesh:' which is also called 'the Word of God' Lord's Prayer The prayer taught by Christ

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Greek for 'word,' a term that came to be applied particularly to Jesus Christ as the divine Word made flesh. a Greek word meaning intelligence, wisdom, God, spirit, fire, and order The Apostle John identified Jesus as the Logos in The Gospel of John. , 'w

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Greek term meaning both 'word' and 'reason,' used by Greek philosophers to denote the rational principle that creates and informs the universe Amplified by Philo Judaeus of Alexandria, Egypt, to represent the mediator between God and his material creati

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Traditionally, the LOGOS in John 1 1 was translated as 'the Word,' but the Greek 'LOGOS' can also be translated as 'Reason' which is defined below.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Word, speech, account, ratio, reason; cognate with Greek legein to speak, tell, say, gather, choose. which is the appeal of the evidence or the reasoning process, involves finding good reasons, often expressed in because-clauses, for an argument Students

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Greek In debate, appealing to reason, a sense of logic. A symbol for Christ, the word incarnate, or 'word made Flesh:' which is also called 'the Word of God'. the divine word of God; the second person in the Trinity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

logos.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. Kelâm, logos, deyi; kâinatın nizamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. leucocyte

anat. akyuvar

Kan, lenf vb. vücut sıvılarında bulunan çekirdekli, yuvarlak hücre.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leucocyte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leucocyte akyuvar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. gevşek, sıkı ve bağlı olmayan, başıboş; dağınık, ayrı ayrı, seyrek, sıkışık olmayan; ahlakça serbest, hafifmeşrep, iffet sahibi olmayan; şüpheli, müphem; yumuşak (öksürük); ishal olmuş, kabız değil; f. gevşetmek, çözmek, açmak; salıvermek, hapi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gevşetmek, çözmek, açmak; salıvermek; tıb. ishal etmek; gevşemek, çözülmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. altın kamış, bot. Lysimachia vulgaris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. omurga kemiğinin alt kısmının ileri doğru fazla çıkması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Karanlıkça, çok aydınlık olmayan: Loş oda.

2.Tenbel, gevşek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Al. coğrafya). Vadi ve yamaçlarda bulunan sarı renkli verimli bir balçık çeşidi. Esası kil ve kumdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark. dusky. gloomy. obscure. shadowy. shady. dusk. somber. sombre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dim. shadowy. sombre. gloomy. dusky. murky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dim. dark. murky. poorly lit. crepuscular. gloomy. shadowy. sombre somber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f .(lost) kaybetmek, yitirmek, zayi etmek; kaçırmak, elden kaçırmak; şaşırmak; azıtmak; kaybolmak; mahrum olmak; mağlup olmak. lose face itibarını kaybetmek. lose ground geri çekilmek, mevkiini kaybetmek. lose oneself kendini kaybetmek, kendinden ge

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. tıp). Kandaki akyuvarların aşırı derecede çoğalmasıyla beliren çok ağır bir hastalık, kan kanseri.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. luecémie

tıp kan kanseri

Kanda akyuvarların olağanüstü çoğalmasıyla beliren bir hastalık.


Yabancı Kelime by

Sağlık Bilgisi

Halk arasında kan kanseri denilir. Kandaki alyuvarların aşırı derecede çoğalması sonucu meydana gelir. Aşağıdaki reçeteler koruyucu ve tedavi edici olarak kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Mineçiçeği, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 3 tutam mine çiçeği konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra temiz bir şişeye süzülür. Yemeklerden önce birer çorba kaşığı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leukaemia. leukemia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leukemia. leukaemia kan kanseri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leukaemia. leukemia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leukemia. leukaemia kan kanseri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaybeden kimse; ziyan eden kimse. a good loser oyunu kaybedince kızmayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kazançlı olmayan, ziyan gören.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Loş olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dimness. darkness. murkiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ziyan, zarar, hasar; harabiyet, kayıp, elden çıkma; israf, telef; ask. zayiat, kayıplar. loss leader tic. müşteri kazanmak için ziyanla satılan belirli bir şey. loss of civic rights huk. medeni haklardan iskat. loss of profit huk. mahrum kalınan ka

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaybolmuş, zayi olmuş, telef olmuş, gitmiş; mahvolmuş; aklını şaşırmış, kendini kaybetmiş; yolunu şaşırmış; dalgın, düşünceye dalmış; israf olmuş; duygusunu kaybetmiş. lost cause kaybedilmiş dava, ümitsiz dava. lost in tamamen dalmış. lost to kayb

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Küçük lokanta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. I.). «Lostra salonu» sözünde «ayakkabı boyama» mânâsıyla geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayakkabı boyacısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bootblack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. I.). Kundura cilası: Ayakkabıyı lostro etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Ticaret gemilerinde tayfaların başı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boatswain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boatswain. leading seaman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boatswain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boatswain. leading seaman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Hafif alkollü veya alkolsüz, deri veya saç tuvaletinde kullanılan kokulu su.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lotion. wash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşkta şanssız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay roll. pay list. salary roll. pay bill. payroll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay roll. pay list. salary roll. pay bill. payroll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yağmurluk; kauçuk kaplı ince kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendi başına küçük bir alem olan insana oranla büyük alem, kainat, evren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çıplak gözle görülebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Majestic or majestically; a direction to perform a passage or piece of music in a dignified manner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., it., müz. ağır ve görkemli; z. maestoso

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

DVD oynatıcının, ekranda gösterimli menülerle uzaktan kumanda aracılığıyla yönetilmesini sağlayan bir grafik kullanıcı arayüzü (GUI).

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. münasebetsiz, yersiz, yakışıksız, uygunsuz; z. uygunsuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maltoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. mandat-poste). Posta havalesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tropikal memleketlere mahsus kalın kabuklu ve sulu bir meyva; bu meyvayı veren ağaç, bot. Garcinia mangostana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Hint tespih ağacı, bot. Melia azadirachta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ipek maymun, Orta ve Güney Amerika'da bulunan ufak bir maymun, zool. Callithrix jacchus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tatlı ile ekşi arasında, ekşiye yakın lezzetli tatlı: Mayhoş bir şerbet, bir meyve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acidulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasantly acid. tart. slightly strained. cool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mildly sour. rather strained. cool. sourish. tartish. tarry. acidulent. subacrid. acidulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekşiye yakın tatlı olan şeyin hâl. ve lezzeti: Bu şerbette, bu meyvedeki mayhoşluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acidulousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mild sourness. cool note (in relations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. masochiste

ruh b. özezer

Cinsel zevk almak için kendisine eziyet edilmesi gereken, eziyet çekerek cinsel zevk alan sapık kimse.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. masochisme

ruh b. özezerlik

Fiziksel acı veya aşağılatıcı davranışlarla doyuma ulaşma biçiminde beliren cinsel sapkınlık.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

masochism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

masochism. masochism özezerlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

masochism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Kullanıcının düşük ses seviyelerinde bas sesleri güçlendirmesini sağlayarak, kulaklık çıkışının ses kalitesini en üst seviyeye getirir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yalnız fosilleri bulunan çok büyük kertenkele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. dokularda fazla renk maddesinin toplanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ballıbabagillerden yaprakları küçük bir saksı bitkisi (Lat. origanum malorana). Yabanî mercanköşk = Mercanköşkün kokulu bir cinsi, farekulağı (Lat. origanum vulgare).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (i. mermango). Morina çeşitlerinden bir cins balık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. başkalaştırmak; başkalaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -ses) i. şekil değişimi; tamamen değişme (gaye, durum, benlik); değişen şey veya kimse; biyol. başkalaşım, başkalaşma; tıb. dokularda oluşan anormal değişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ruhun bir vücuttan diğerine geçişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. metrosexual

bakımlı erkek

Görünüşe, giyimine kuşamına özen gösteren erkek.


Yabancı Kelime by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

varlık göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mayhoş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «meyve-i huşk» dan galat). Kuru yemiş: Meyvehoş gümrüğü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. mésosphère

gök b. orta yuvar

Yer hava yuvarında kat yuvarının üzerinde, sıcaklığın azaldığı yaklaşık 60-80 kilometre arasındaki katman.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük dünya; küçük evren olmak sıfatıyle insan; küçük bir dünyayı temsil eden grup veya toplum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikroskop kullanma tekniği; mikroskopla tetkik. microscopist i. mikroskop kullanan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. mikrospor, pek ufak tohum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. en ortadaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. en orta yerdeki, tam ortadaki; orta yere yakın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Gelişme kusuru sonunda kafatası ve beyni küçük olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Küçük cisimleri olduklarından yüzlerce, binlerce defa büyük göstermeye yarayan, optik veya elektronik Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

microscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

microscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mimoza, küstümotu, bot. Mimosa pudica.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Daha çok küçüklere seslenme olarak söylenir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (chose, chosen) yanlış seçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. karyokinez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. jeoloji).

1.Üçüncü zamanın eosen ile pliosen arasında yer alan devri. 2.Bu devre ile alâkalı miyosen arazi.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. firavun faresi, Hindistan'da bulunan ve gelinciğe benzeyen bir hayvan, zoo. Herpestes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öpüşme hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tek heceli kelime. monosyllabic s. tek heceli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. canavar; ucube; canavarlık, gaddarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok iri ve yassı boynuzlu bir çeşit geyik, zool. Alces americana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. marazi, somurtkan, suratsız. morosely z. suratslzca. moroseness i. suratslzlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). «Mo» hecesiyle başlayan bazı Türkçe sıfatların başına gelip mübalâğa gösterir: Mosmor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yosun; yosun öbeği; İskoç bataklık, turbalık. moss agate içi yosuna benzeyen akik taşı. moss rose sapı ve çanağı tüylü bir çeşit gül, bot. Rosa centifolia muscosa mossesi karayosunlan,bot. Musci mossy s. yosunlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Musa'ya ait, Musa,dan kalma. Mosaic law Musa Seriatı, Tevrat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. mozaik; çeşitli parçalardan meydana gelen edebieser; s. mozaik gibi, mozaikli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Moskova.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., A.B.D., argo gezinmek, dolaşmak; ayrılmak, gitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Amplifikatörün çıkış aşamasında kullanılan MOSFET’ler (Metal Oksit Silikon Alan Efektli Transistör), yüksek çıkış gücü, geniş frekans aralığı ve en düşük düzeyde bozulma sağlarlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Amplifikatörün güç kaynağındaki MOSFET (Metal Oksit Silikon Alan Efektli Transistör) anahtarlamalı cihazlar, etkili, yüksek güçlü bir çözüm sağlarlar. Yüksek verim sayesinde, daha az ısı açığa çıkarırlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

MOSFET (Metal Oksit Silikon Alan Efektli Transistör), çeşitli Sony amplifikatörlerin sürücüsünde ve güç çıkışı aşamasında kullanılan yüksek performanslı bir elektronik devredir. Yüksek güçlü ses amplifikatörlerinde mükemmel geçiş reprodüksiyonu sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(klasik Osmanlıca’da: MOSKO) (i.). (Rusya’nın başkenti Moskova’ dan). Rusyalı Rus: Moskof çayı; Moskof bezi; Moskof çarı; Moskof kâfiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Rusça, Ruslar’ın tarz ve usûlünde veya dilinde olan: Rus dili: Moskofça, Slav dillerindendir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Müsluman, Islam, Müslim. Moslem (Mohammedan) calendar bak. calendar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tam mor, her tarafı mor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep purple. black and blue all over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep purple. purple all over. badly bruised.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cami, mescit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sivrisinek. mosquito fleet den., argo kücük harp gemilerinden meydana gelen donanma. mosquito net cibinlik. mosquito netting cibinlik kumaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sırtında suyosunu biten yaSı balık veya kaplumbağa; A.B.D., argo örümcek kafalı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yosun kaplı; eskimiş, modası geçmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eskiden İngiltere ile İskoçya arasındaki sınırda turbalık veya bataklıklarda gizlenip eşkiyalık eden haydut; çapulcu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., i. en çok, en fazla, en ziyade; z. pek, en, en ziyade; son derece; i. en fazla miktar, en büyük kısım, ekseriyet, çokluk. at most olsa olsa, en ziyade. for the most part umumiyetle, ekseriyetle; başlıca. make the most of azami derecede istifa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Örnek, nümûne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Avlanacak kuşları çağırmak için avcı tarafından gösterilen kuş veya kuş taklidi. 2.(bk.) Mostra.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sample. pattern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Direct, n.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sample. model (for display.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sample. model (for display. for show only.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Musul şehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Fransızca konuşulan ülkelerde erkekler için kullanılan unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Motorlu bisiklet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motorbike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bike. chopper. cycle. motorbike. motorcycle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motorcycle. motor bicycle. motor cycle. motorcyle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endurance run.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Kayıtlı görüntüleri sırayla makinenin ekranında görüntüler. Slayt gösterileri görsel efektler ve fon müzikleri ile zenginleştirilebilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. vücutta mantarcıklar meydana getiren hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyokim. miyozin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. unutmabeni türünden çiçek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ.-thoi) mitos; mit; mitoloji.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Hazmı zor.

2.Lezzetsiz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hoşnut ve razı olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.1. Hoşnutsuzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-HOŞ) (i. F.). iyi, hoş ve makbûl olmayan, hoşa gitmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graceless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleak. disagreeable. distasteful. grisly. murky. nice. objectionable. repellent. undesirable. unenviable. unpleasant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disagreeable. unpleasant. graceless. hateful. nasty. objectionable. ugly. unedifying. unenviable. unfriendly. unpalatable. unsavory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناخوش] hoş olmayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. eski mabet ve bundaki iç oda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. ilaç ile meydana gelen uyuşukluk, narkoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İlk yudumla birlikte, alkol ağız ve yemek borusu ile temas ettikten sonra, ciddi miktarda kana karıştığı ilk durak olan mideye gelir. Ancak alkolün kana karışması en çok ince bağırsaklarda olur.

Büyük bir kısmı ince bağırsaklarda kana geçen alkol, derhal merkezi sinir sistemimizi etkilemeye başlar. Birkaç dakika sonra beyne geçerek sinir hücrelerini etkiler ve mesaj iletimini yavaşlatır.

İçmeye devam edilirse, beyindeki görme, denge, konuşma ve muhakeme ile ilgili sinir merkezleri etkilenmeye başlarlar. Bu arada alkolün baskılayıcı etkilerini yenebilmek için, kalp kası zorlanır ve nabız artar.

Biraz daha içilirse şuur kaybı meydana gelebilir. Daha da devam edilirse, alkolün kandaki oram alkol zehirlenmesi seviyesine ulaşır, solunum yetmezliği nedeni ile ölüm kaçınılmaz olur.

Alkol oldukça yavaş yakılır. 100 gram saf alkolün vücutça yakılması yaklaşık 10 saat sürer.

Karaciğerde yakılan her bir gram alkol için 7.1 kilokalori açığa çıkar. Yapılan araştırmalara göre ABD’de insanlar genel olarak kalori ihtiyacının yüzde 10’unu alkolden karşılamaktadır. Alkoliklerde bu oran yüzde 50 olup ciddi beslenme bozuklukları görülür.

Alkol karaciğer yetmezliği yanında, kalp hastalığı ve kanser riskini de artırır. Beyinde hücre kaybına yol açar, uzun sürede beyin hücrelerindeki dejenerasyon artar, psikiyatrik bozukluklar başlar.

Ama alkolün en büyük etkisi, sağlığı bozmasının yanında, aileleri ve arkadaşlıkları parçalaması, hapishane ve hastaneleri doldurmasıdır. Haydi, şerefinize!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İlk yudumla birlikte, alkol ağız ve yemek borusu ile temas ettikten sonra, ciddi miktarda kana karıştığı ilk durak olan mideye gelir. Ancak alkolün kana karışması en çok ince bağırsaklarda olur.

Büyük bir kısmı ince bağırsaklarda kana geçen alkol, derhal merkezi sinir sistemimizi etkilemeye başlar. Birkaç dakika sonra beyne geçerek sinir hücrelerini etkiler ve mesaj iletimini yavaşlatır.

İçmeye devam edilirse, beyindeki görme, denge, konuşma ve muhakeme ile ilgili sinir merkezleri etkilenmeye başlarlar. Bu arada alkolün baskılayıcı etkilerini yenebilmek için, kalp kası zorlanır ve nabız artar.

Biraz daha içilirse şuur kaybı meydana gelebilir. Daha da devam edilirse, alkolün kandaki oranı alkol zehirlenmesi seviyesine ulaşır, solunum yetmezliği nedeni ile ölüm kaçınılmaz olur.

Alkol oldukça yavaş yakılır. 100 gram saf alkolün vücutça yakılması yaklaşık 10 saat sürer.

Karaciğerde yakılan her bir gram alkol için 7.1 kilokalori açığa çıkar. Yapılan araştırmalara göre ABD’de insanlar genel olarak kalori ihtiyacının yüzde 10’unu alkolden karşılamaktadır. Alkoliklerde bu oran yüzde 50 olup ciddi beslenme bozuklukları görülür.

Alkol karaciğer yetmezliği yanında, kalp hastalığı ve kanser riskini de arttırır. Beyinde hücre kaybına yol açar, uzun sürede beyin hücrelerindeki dejenerasyon artar, psikiyatrik bozukluklar başlar.

Ama alkolün en büyük etkisi, sağlığı bozmasının yanında, aileleri ve arkadaşlıkları parçalaması, hapishane ve hastaneleri doldurmasıdır.

Haydi, şerefinize!


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

national socialism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Yunanistan'da İnebahtı limanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Ege Denizinde Naksos adası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. ses) tıb., bot. bir dokunun çürüyüp ölmesi, kangren, nekroz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. sinirce, nevroz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Müzik nedir? Düz biçimde konuşarak söylenebilecek bir şeyin değişik ses dalgaları ile söylenmesinden niçin hoşlanırız? Müzik niçin keyif veya tam aksi hüzün duygusu verebiliyor?

Müzik aslında ses dalgalarının, belirli kurallar içinde bir düzene sokulmasıdır. Bilindiği gibi, ses dalgalar halinde yayılır. Bir saniye içindeki dalga sayısı sesin karakterini tespit eder. Saniyede 260 dalga yapan, yani titreşen ses ‘Do’ notasıdır.

Bu şekilde 7 temel nota oluşur. Do-Re-Mi-Fa-Sol-La-Si. Son notadan sonra, Do’nun titreşim sayısının bir katı kadar titreşimde daha ince bir Do gelir ki, bu iki Do arasına bir oktav denir. İşte bu oktav, gam, akort denilen matematiksel diziler, bir çeşit dizilerek müzik oluşturulur. Ancak tüm bunlar bize, bu matematiksel diziden bihaber, Afrika yerlilerinin, dağ başındaki çobanın enfes müziğini açıklayamaz.

Aslında kültürün müzik ve bundan alınan zevk üzerinde doğrudan ilgisi vardır. Doğu müziğinde yukarıda belirtilen matematik dizilerdeki perdelerin arasında karışık gezinilme, Afrika’da baş döndürücü ritimler, Avrupa’da ise notaların ideal düzeni öne çıkar. Ancak bunlar da, değişik müzik türlerine ilgi duyan bizlerin ve müziğin hoşlanılma nedenini açıklamaya yetmez.

Müzik ve dil yetenekleri birçok yönden birbirine benzemektedir. Bilimciler insanların müzik yeteneği kazanmalarının, konuşmaya başlamaları ile aynı zamanlara denk düştüğünü ileri sürüyorlar. Konuşma yeteneği şüphesiz daha iyi bir iletişim ve yaşama şansı avantajını getirmiştir ama müziğin hangi ihtiyacı karşıladığı hala meçhul.

Bebekler anlamlı kelimelere benzer sesler çıkarmaya başlarken aynı zamanda şarkı söyler gibi mırıldanmaya da başlarlar. Uzun ve karışık cümleler kurmayı becerdikçe, daha uzun ve karışık şarkıları söyleme yetenekleri de artar. Ancak beynin konuşmaya kumanda eden kısmında hasar olan hastaların konuşamamalarına rağmen müzik yeteneklerinin devam ettiği de görülmüştür.

Son zamanlarda, beynimizde müziği algılayan bir alıcı bulunabileceği tezi ileri sürülmektedir. Eğer bir gün bu alıcı bulunsa bile, bunun niçin beynimize konulduğunun sebebi yine anlaşılamayacaktır.

Öğretilme yoluyla bir çeşit dans yapabilen veya dans olarak algılanamayacak hareketleri olan canlıları saymazsak, doğada müzik ve ritim duygusu sadece insanda vardır. Bu özelliğin nedeni ise hala tam olarak açıklanamıyor.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Lefkoşe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. no-frost

karlanmaz

Dondurucu bölümünde karlanma ve buzlanma olmayan buzdolabı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) düğümlü, boğumlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) düğümlülük, düğüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.), (huk.) takipsizlik kararı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (sed, sing) (huk.) takipsizlik kararı vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.), (huk.) aklına sahip olmayan, akılca dengesiz. non compos yarı kaçık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük çocuklara okşama maksadıyle söylenen söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

darling. gay. fairy. queer. fruit. poof. pouf. pouffe. queen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

darling. gay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) ilmik; bağ; (f.) ilmikle tutmak; ilmik bağlamak; ilmiklemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. neurochirurgie

tıp beyin cerrahisi

Hastanelerde beyin konusunda ameliyat yapabilen bölüm.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. neurochirurgien

tıp beyin cerrahı

Beyin konusunda uzmanlık yapmış cerrah.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) burun; koklama hissi; burun gibi çıkıntılı yer veya şey; uçağın ön kısmı, burun; (den.) pruva; (f.) kokusunu almak; koklamak; burun ile dokunmak veya burnu sürmek; başkasının işine burnunu sokmak; ağır ağır ilerlemek; koklayarak aramak. nos

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) atın yem torbası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yuların atın burnu üzerinden geçen kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) burun kanaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (uçak) baş aşağı düşmek; anide düşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çiçek demeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) burun aşağı uçmaya veya hareket etmeye çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) zırh başlığının burun siperi; mikroskopta merceğin takıldığı yer; at takımında burun kayışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, (k.dili) uçakta önceden yer ayırtan ve sonradan gitmediği halde haber vermeyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) basamak çıkıntısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by