Öte Taraf | Öte Taraf ne demek? | Öte Taraf anlamı nedir?

Öte Taraf | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ote taraf

Genel Bilgi

Her ne kadar Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar) milattan önce 46 yılında takvimin başlangıcını Ocak ayı olarak ilan ettiyse de, 16. yüzyılın ortalarına kadar Avrupa’da yeni yıl geleneksel olarak, bahar aylarının başlangıç tarihi olarak da kabul edilen, Mart ayının 25’inde başlardı.

1564 yılında Fransa Kralı IX. Charles, takvimi değiştirerek yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. O zamanki iletişim şartlarında bazı insanların bundan haberi olmadı, bazıları ise bu kararı protesto etmek amacıyla eski adetlerine devam ettiler. l Nisan’da partiler düzenlediler, birbirlerine hediyeler verdiler.

Diğerleri ise bunları Nisan aptalları olarak nitelendirip bu güne ‘Bütün Aptalların Günü’ adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler verdiler, yapılmayacak bir partiye davet ettiler, gerçek olması mümkün olmayan haberler ürettiler.

Yıllar sonra takvimin ayları yerine oturup, Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar l Nisan gününü kendi kültürlerinin bir parçası olarak görmeye başladılar. Adeti gittikçe süsleyerek, zenginleştirerek ve yaygınlaştırarak devam ettirdiler. Bu adetin İngiltere’ye ulaşması yaklaşık iki yüzyıl sürdü, oradan da Amerika’ya ve bütün dünyaya yayıldı.

1 Nisan şakalarının sembolünün ‘Nisan Balığı’ olmasının nedeni ise Mart ayının sonlarına doğru, Güneş’in Balık Burcu’nu terk ediyor olmasıdır.

Genel Bilgi

13 sayısının uğursuz olduğuna ilişkin inanç dünyada o kadar yaygındır ki, yaşamı birçok yönde ciddi olarak etkilemektedir. Bazı ülkelerde evlerin kapılarına 13 numarası verilmez, uçaklarda 13. koltuk sırası yoktur, apartmanlarda, otellerde 13. kat ya 12A’dır ya da 14’tür. 13 numaralı oda yoktur. Olsa bile insanlar o odada kalmak istemezler. Hatta ayın 13’ünde işe gelmeme, uçak ve tren rezervasyonlarının iptali, alışverişin düşmesi ve benzeri davranışların ABD’ye günde milyonlarca dolara mal olduğu söylenmektedir. Bu inanç bir fobi yani bir çeşit korku hastalığı olarak kabul edilmiş olup adı ‘triskaidekaphobia’dır.

Genel olarak bu inancın, Hz. İsa’nın meşhur son yemeğindeki havarilerin sayısından kaynaklandığı sanılsa da, kökü çok daha eskilere mitolojik tanrıların yaşadığına inanılan çağlara, İskandinavya topraklarına kadar gider.

O zamanlarda ışık ve güzellik tanrısı Balder bir ziyafet verir. Balder Vikking’lerin meşhur tanrısı Odin ile Frigga’nın oğulları olup, ay kraliçesi Nanna’nın da eşidir. Bu ziyafete 12 kişi davetli iken, yalanların ve hilelerin tanrısı Loki, davetli olmadığı halde, zorla 13. kişi olarak katılmak ister. Ancak bu arada çıkan tartışmada, Loki diğer tanrılar tarafından da çok sevilen Balder’i öldürür.

Bu mitolojik hikaye ve inanış İskandinavya’dan Avrupa’nın güneyine kadar yayılır. Hıristiyan din adamları bu halk masalını kullanırlar ve Hz. İsa’nın son yemeğine uygularlar. Hıristiyan versiyonunda Balder’in yerini Hz. İsa, Loki’nin yerini de hain Judas alır. Bu yemekten sonra 24 saat içinde de Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürülür. Bu nedenle Hıristiyanlarda akşam yemeğinde 13 kişi bir araya gelirse bunlardan birinin başına bir felaket geleceğine inanılır.

Bu inanışlara göre 13 sayısı uğursuzdur ama ayın cumaya rastlayan 13. günü hepten uğursuzdur. Ancak böyle bir günde doğmuşsanız tam tersi, yani 13 sizin uğurlu gününüzdür.

Cuma gününün uğursuz sayılmasına Havva anamızın Adem babamıza elmayı cuma günü yedirtip cennetten kovulmasına sebep olması, Hz. Nuh zamanındaki büyük selin cuma günü olması, Hz. İsa’nın cuma günü çarmıha gerilmesi gibi olaylardan biri veya hepsi neden olmuş olabilir. Müslümanlar ise Hz. Adem’in cuma günü yaratıldığına inandıklarından bu güne diğer günlerden daha çok değer verirler.

13 sayısının uğursuzluğuna duyulan inancın kökeninde bir yıl içinde ayın 13 kez dolunay olarak gözükmesinin yattığını söyleyenler de vardır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A religious devotee or dervish in Persia.

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat -(e) dair, hakkında; çevresine, etrafında; yakında, civarında, havalisinde; ötesinde berisinde, her yerinde; ile meşgul; için About facel (ask)., emir Geriye don I about to come gelmek üzere beat about the bush bin dereden su getirmek abo

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). aşağı yukarı, takriben, kadar; her tarafta; etrafa, etrafına; ötede beride, şurada burada; aksi yöne, obur tarafa; sıra ile about half a kilo yarım kilo kadar about 7 o'clock saat yedi sularında Iook about etrafına bakınmak order one abou

Türkçe - İngilizce Sözlük

strange. weird. odd. unusual. curious. out-of-the-way. bizarre. queer. antic. kinky. freak. screwball. comical. crotchety. droll. exotic. fanciful. fantastic. fantastical. flaky. freakish. grotesque. incongruous. kooky. novel. outlandish. peculiar. q.

Türkçe - İngilizce Sözlük

awfully. bizarre. bloody. cranky. curious. droll. extraordinary. fantastic. freak. freakish. funky. funny. futuristic. grotesque. kinky. nifty. odd. offbeat. outlandish. peculiar. queer. singular. specimen. strange. uncanny. uncommon. weird. astonishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Action by the European Community relating to the Environment, for promotion of clean technology and the recycling of waste products Agenda 21: Agreement on action to be taken to protect the Environment It proposes integrating environmental protection and

Türkçe - İngilizce Sözlük

Angiotensin Converting Enzyme is a sort of hormone in the kidney which controls the body's fluid/salt balance and has a major role in maintaining blood pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

open ballot. open vote. to open vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to elucidate. to analyze. to explain fully. to annote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vow. offer. commit. consecrate. dedicate. devote. give up. wed. wed with.

Şifalı Bitki

(Scille, Scillae bulbus, Sea onion, Urginea maritima): Zambakgillerden bir çesit bitkidir. Yaprakları uzun şerit şeklindedir. Çiçekleri yeşil ve beyaz damarlıdır. 2 kilogram kadar olan soğan kısmı, yapraklarının altındadır. Acı ve zehirlidir. 7,5 gram adasoğanı, bir insanı rahatça öldürebilir. Tazeyken kullanılmaz. Aksi halde zehirlenme ve kusmalara yol açar. Soğanın etli olan orta kısmı, dilimlenerek kurutulur. Sonra dövülüp toz haline getirilir. Çok iyi bilmeden kullanılmamalıdır. Kullanıldığı yerler:İdrar söktürür. Kalp hastalarında vücudda biriken suyu boşaltır. Azotemiyi azaltır. Böbrek hastaları kullanmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(i A ). 1. Hak elde etme, tarafsız hüküm, hakkaniyet, adalet: Dünya adi ile kaimdir; adl-i pâdişahî = PAdişâh adaleti, adl-i ilâhî = Tanrı’nın adaleti. 2. Müsavat, eşitlik, eşit muamele. 3. Hukuk. Rehin veren ile rehin alarak rehni tevdi ettikleri kimse. Kâtib-i adi = Adalet kâtibi, noter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sheep fold. sheep pen. fold. halation. aureola. aureole. compound. corral. cot. cote. hovel. lair. pen. pinfold. pound. stockyard. yard.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fold. pen for cattle. halo. cattleguard. corona. cote. pen. pound.

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy. weighty. ponderous. not quick. slow. serious. grave. severe. reserved. hard. dull. earnest. too rich. difficult to digest. cumbersome. deep. dense. dilatory. easy. flat footed. high. hulking. inert. languid. lazy. massive. oppressive.

Türkçe Sözlük

(i.) (Roma’nın birinci imparatorunun isminden gelir: Augustus). Kullandığımız takvimin sekizinci ayıdır. Asya’da Süryânîce’den alarak (Ab) derler. Ağustosböceği = Yazın çok öten çırlak böceği, (mec.) Çok söyleyen geveze adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Homebrewers Association Non-profit organization which promotes the hobby of homebrewing, and sanctions homebrew competitions Founded by Charlie Papazian, author of several books on homebrewing.

Teknolojik Terim

Dünyada kullanılan bir çok teletekst hizmetinin (Top-Text, Videotext, FLOF (Full Level One Features))otomatik olarak tanınmasını sağlar.

Yabancı Kelime

Fr. axiome

man. belit

Kendiliğinden apaçık ve bundan dolayı öteki önermelerin ön dayanağı sayılan temel önerme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be relaid. to be transferred. to be quoted. to be translated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. change. quote. adapt. transpose. transfuse. cite. hand on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

extract. narrate. to transfer. to transmit iletmek. to cite. to quote alıntılamak. iktibas etmek. to translate çevirmek. to narrate anlatmak. to retile.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Library Association; founded in 1876 to promote library service and librarianship; national conferences are held each year in different parts of the country; American Libraries, published monthly by ALA, provides library related information on a

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c Alemîn, avâlim). 1. Kâinat, mahlûklar, bütün gök cisimleri, cihan: Cenab-ı Hak Alemi yaratmıştır; bütün Alemin yaradanı ve sahibidir. 2. Bir güneş ile ona tâbî olan yani onun etrafında dönen gezegenlerin teşkil ettikleri daire: Alem-i şems = Güneş sistemi, Rabb-ülAlemîn = Alemlerin, kâinatın Tanrısı (Allah). 3. Dünya, arz: Devr-i Alem, Alemin her tarafı dolaşıldı. 4. insanlar, halk: Alem bilir, Alem işitti. 5. Cemiyet, cemaat, ayrıca bir hal ve sûret gösteren topluluk ve keyfiyet: Bir eğlence Alemi yaptık, çocukluk Alemi, mektep Alemi başka bir haldir; Alem-i mânâ = Rüya hali; Alem-i Ab = içki meclisi, kendi Aleminde = Kendi halinde; Alem-i ervah = Ruhlar Alemi, Alem-i melekût = Melekler Alemi, Alem-i lâhut = Öteki dünya, Fahr-i Alem = Peygamberimiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

borrowing. citation. excerpt. quotation. quote. extract.

Türkçe - İngilizce Sözlük

quoted passage. quotation.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bütün, hep; her. all clear tehlike geçti işareti. all fours dört ayak. all hands (den). herkes. all his life butun ömrünce, hayatı boyunca. all-inclusive (s). herşey dahil. all night bütün gece. all the others ötekilerin hepsi, diğerleri. a

Ülke

(Germany) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Baltik Denizi ve Kuzey Denizi kıyısında, Hollanda ile Polonya arasında, Danimarka’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 51 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 357,021 km².

Sınırları: toplam: 3621 km.

Sınır komşuları: Avusturya 784 km, Belçika 167 km, Çek Cumhuriyeti 646 km, Danimarka 68 km, Fransa 451 km, Lüksemburg 138 km, Hollanda 577 km, Polonya 456 km, İsviçre 334 km.

Sahil şeridi: 2,389 km.

İklimi: Ilıman ve deniz iklimi; soğuk, bulutlu, rutubetli kışlar ve yazlar; ılık rüzgarlar yaygındırlar.

Arazi yapısı: Kuzeyde alçak ovalar, merkezde yüksek araziler, güneyde Bavaria Alpleri yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Freepsum Gölü 2 m; en yüksek noktası: Zugspitze 2,963 m.

Doğal kaynakları: Demir, kömür, potas, kereste, linyit, uranyum, bakır, doğal gaz, tuz, nikel, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %33.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %31.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 82,422,299 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.12 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.8 yıl.

Erkeklerde: 75.81 yıl.

Kadınlarda: 81.96 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 43,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1000 den az (2001 verileri).

Ulus: Alman.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %91.5, Türk %2.4, diğer %6.1 (Yunan, İtalyan, Polonyalı, Rus, Hırvat-Sırp, İspanyol).

Din: Protestan %34, Roma Katolikleri %34, Müslümanlar %3.7, diğer %28.3.

Diller: Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Almanya Federal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Almanya.

Yerel tam adı: Bundesrepublik Deutschland.

yerel kısa şekli: Deutschland.

Eski adı: Alman İmparatorluğu.

ingilizce: Germany.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Berlin.

İdari bölümler: 16 eyalet; Baden-Wuerttemberg, Bayern, Berlin, Brandenburg, Bremen, Hamburg, Hessen, Mecklenburg-Vorpommern, Niedersachsen, Nordrhein-Westfalen, Rheinland-Pfalz, Saarland, Sachsen, Sachsen-Anhalt, Schleswig-Holstein, Thueringen.

Bağımsızlık günü: 18 Ocak 1871.

Milli bayram: Birleşme Günü, 3 Ekim (1990).

Anayasa: 23 Mayıs 1949.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BDEAC, BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrup

Ülke


Daha Büyük Görüntüle . Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Baltik Denizi ve Kuzey Denizi kıyısında, Hollanda ile Polonya arasında, Danimarka’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 51 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 357,021 km².

Sınırları: toplam: 3621 km.

Sınır komşuları: Avusturya 784 km, Belçika 167 km, Çek Cumhuriyeti 646 km, Danimarka 68 km, Fransa 451 km, Lüksemburg 138 km, Hollanda 577 km, Polonya 456 km, İsviçre 334 km.

Sahil şeridi: 2,389 km.

İklimi: Ilıman ve deniz iklimi; soğuk, bulutlu, rutubetli kışlar ve yazlar; ılık rüzgarlar yaygındırlar.

Arazi yapısı: Kuzeyde alçak ovalar, merkezde yüksek araziler, güneyde Bavaria Alpleri yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Freepsum Gölü 2 m; en yüksek noktası: Zugspitze 2,963 m.

Doğal kaynakları: Demir, kömür, potas, kereste, linyit, uranyum, bakır, doğal gaz, tuz, nikel, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %33.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %31.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 82,422,299 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.12 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.8 yıl.

Erkeklerde: 75.81 yıl.

Kadınlarda: 81.96 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 43,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1000 den az (2001 verileri).

Ulus: Alman.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %91.5, Türk %2.4, diğer %6.1 (Yunan, İtalyan, Polonyalı, Rus, Hırvat-Sırp, İspanyol).

Din: Protestan %34, Roma Katolikleri %34, Müslümanlar %3.7, diğer %28.3.

Diller: Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Almanya Federal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Almanya.

Yerel tam adı: Bundesrepublik Deutschland.

yerel kısa şekli: Deutschland.

Eski adı: Alman İmparatorluğu.

ingilizce: Germany.

Yönetim

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., edat boyunca, müddetince; yanı sıra, yakın. alongside (z)., edat yanına , yanında, bordasında, bordasına. alongshore (z). kıyı boyunca. along about esnasında, sularında. be along varmak, vasıl olmak. all along öteden beri; hep böyle, h

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alanine aminotransferase - a protein which, when found in elevated quantities, generally indiciates liver damage Genotype: Different genotypes of the one virus are similar enough to be regarded as the same type but have some minor differences in their RNA

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alanine aminotransferase, a protein which, when found in the blood in elevated quantities, generally indicates liver dysfunction.

ELEMENTLER

Simgesi: Au

Atom Numarası:79

Kütle Numarası:196,97

Yoğunluk:19,32g/cm3

Erime Sıcaklığı:1064 °C

Kaynama Sıcaklığı:2856 °C

İşlenmeye en uygun, yumuşak bir metaldir.

Elektrik ve ısı iletkenliği yüksektir.

Kızılötesi ışığı yansıttığından uzay araçlarında kaplama olarak kullanılır.

Ekonomik olarak değerlidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Academy of Model Aeronautics This is the largest formal association of model aircraft builders in the U S The AMA promotes model aviation in a variety of ways.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyükelçi, sefir; büyük yetki sahibi siyasi delege; büyük bir davanın temsilci veya savunucusu. ambassador plenipotentiary büyükelçi. ambassadress (i). sefire. ambassador'ial (s). büyükelçi ile ilgili, sefareti ilgilendiren. ambassador -at

Türkçe - İngilizce Sözlük

Naturally occurring, yellow to gold gemstone, fairly soft, which is the fossilized remains of tree resin Used in jewelry, mostly in the Roman period. A chromatic color of glass or plastic containers It is used principally to protect the contents of the co

Türkçe - İngilizce Sözlük

A brown color of glass that absorbs nearly all radiation with wavelengths shorter than 450mm Amber glass offers excellent protection from ultraviolet radiation This is critical for products such as beer and certain drugs.

Ülke

(The United States of America) Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’da, Kuzey Atlas Okyanusu ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Kanada ile Meksika arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 38 00 Kuzey enlemi, 97 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 9,631,420 km².

Sınırları: toplam: 12,248 km.

Sınır komşuları: Kanada 8,893 km (2,477 km Alaska dahil) Küba 29 km, Meksika 3,326 km.

Sahil şeridi: 19,924 km.

İklimi: Çoğunlukla ılıman, Hawaii ve Florida’da tropikal, Alaska’da arktik, Mississippi Nehri kıyısında yarı bozkır, güneybatıda çorak iklim görülür.

Arazi yapısı: Geniş merkez ovası, batıda dağlar, doğuda tepelikler ve alçak dağlar, Alaska’da engebeli dağlar ve geniş nehir vadileri, Hawaii’de engebeli, volkanik arazi.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Death Valley -86 m.

en yüksek noktası: McKinley Dağı 6,194 m.

Doğal kaynakları: Kömür, bakır, kurşun, molibden, fosfat, uranyum, boksit, altın, demir, cıva, nikel, potas, gümüş, tungsten, çinko, petrol, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %30.

Diğer: %27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 223,850 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar, toprak kaymaları, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 298,444,215 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.91 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.43 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.85 yıl.

Erkeklerde: 75.02 yıl.

Kadınlarda: 80.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.09 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 950,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 14,000 (2003 verileri).

Ulus: Amerikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: beyaz %81.7, zenci %12.9, Asyalı %4.2, Kızılderili %1, Hawai ve diğer Pasifik Ada yerlileri %0.2 (2003).

Din: Protestan %52, Roma Katolikleri %24, Musevi %1, diğer %12, inançsız %10 (2002).

Diller: İngilizce, İspanyolca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Amerika Birleşik Devletleri.

kısaltma: US yada USA (ing.), ABD (tr).

ingilizce: United States.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Washington, DC.

İdari bölümler: 50 eyalet ve 1 bölge; Alabama, Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Connecticut, Delaware, Kolombiya, Florida, Georgia, Hawaii, Idaho, Illinois, Indiana, Iowa, Kansas, Kentucky, Louisiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Mississippi, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, Kuzey Carolina, Kuzey Dakota, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Adası, Güney Carolina, Güney Dakota, Tennessee, Texas, Utah, Ve

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Pasifik Okyanusu’nda adalar grubu.

Coğrafi konumu: 14 20 Güney enlemi, 170 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Okyanusya.

Yüzölçümü: toplam: 199 km².

Kara: 199 km².

Su: 0 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 116 km.

İklimi: Tropikal deniz iklimi, güneydoğudan hafif rüzgarlar esmekte; Kasım - Nisan ayları yağışlı, Mayıs - Ekim ayları kuru geçer.

Arazi yapısı: Dik kayalıklı beş volkanik ada, sınırlı kıyı ovaları, iki mercan adası yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Lata dağı 964 m.

Doğal kaynakları: Sünger taşı.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %10.

Otlaklar: %10.

Ormanlık arazi: %70.

Diğer: %10 (2005 verileri).

Doğal afetler: Aralık - Mart ayları arasında ortaya tufanlar çıkmaktadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 57,794 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %34.7 (erkek 10,388; kadın 9,654).

15-64 yaş: %62.4 (erkek 18,698; kadın 9,654).

65 yaş ve üzeri: %2.9 (erkek 633; kadın 1,071) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.19 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -21.11 mülteci/1,000 nüfus (2006 verileri).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.08 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.08 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.59 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.06 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 9.07 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.05 yıl.

Erkeklerde: 72.48 yıl.

Kadınlarda: 79.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.16 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Amerikan Samolilisi.

Nüfusun etnik dağılımı: Samoliler (Polonezler) %89, Beyaz ırklar %2, Tongan %4, diğer %5.

Dinler: Hıristiyanlar %50, Roma Katolikleri %20, Protestanlar ve diğer %30.

Dil: Samoaca, İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %97.

Erkeklerin: %98.

Kadınların: %97 (1980 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: American Samoa.

kısaltma: AS.

ingilizce: American Samoa.

Başkent: Pago Pago.

Bağımsızlık günü: yok (ABD yönetiminde).

Milli bayram: Bayrak günü, 17 Nisan (1900).

Anayasa: 1966’da imzalanmış, 1967 yürürlüğe girmiştir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), SPC (Güney Pasifik Komisyonu).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Toprakların %90’ı halka aittir. Ekonomik aktiviteler ABD’ye kuvvetli şekilde bağlıdır ve ABD Amerikan Samoa’sının diş ticaret hacminde büyük rol oynamaktadır. Ton balığı üretimi ve ihracatı Amerikan Samoa’sı ekonomisinin en başlıca unsurlarından biridir.

İş gücü: 17,630 (2005).

Sektörlere göre işgücü dağılımı: devlet %33, ton balığı avcılık ve üretimi %34, diğer %33.

İşsizlik oranı: %29.8 (2005).

Bütçe: gelirler: 121 milyon $; Giderler: 127 milyon $.

Endüstri: Tonbalığı üretimi, el sanatları.

Elektrik üretimi: 130 milyon k

Türkçe Sözlük

(hi. müz. sonundaki «vav = u» okunmaz). Mücerred Ömer isminden ayırmak için yazılır, «Zeyd» ismiyle beraber filan makamında misal için irat olunur: Z«yd ve Amr: Öteki, beriki. Zeyd için Amr’a ceza olunmaz: Bir adamın kabahatiyle diğeri cezelandırılmaz.

Türkçe Sözlük

(e. A.) (Bazı Arapça tabirlerde bulunur). An asi = Aslından. An cehl = Bilmeyerek. An samîm-ül-kalb = Yüreğin içinden, gönülden. An-gıy&b = Gıyaben, hazır olmaksızın, görmezsizin. An kasdin = Kasıtla, isteyerek. An karîb = Yakında, An yed = Elden ele. Anhu (mü. anhâ) (tes. anhamâ) (c. anhüm): Ondan, onlardan. Radıyallahüanhüm = Allah onlardan razı olsun. Anhâ = Bizden. Anküm = Sizden. Radiyallâhu, anhâ ve anküm Allah bizden ve sizden hoşnut olsun. Anhâ mlnhâ = Şundan bundan, şu bu, öte beri, şöyle böyle ederek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Access Node See Node. access node A broadband Integrated Services Digital Network remote switch that performs grooming, concentration, and switching functions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A suffix to names of persons or places, used to denote a collection of notable sayings, literary gossip, anecdotes, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Thus, Scaligerana is a book containing the sayings of Scaliger, Johnsoniana of Johnson, etc. a collection of anecdotes about a person or place mother of the ancient Irish gods; sometimes identified with Danu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother of the ancient Irish gods; sometimes identified with Danu. a collection of anecdotes about a person or place.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A word, which when its letters are rearranged, becomes another word - e g MOTE becomes TOME, or MOOT POINT becomes O MOTTO PIN. a word or phrase spelled by rearranging the letters of another word or phrase. read letters out of order to discover a hidden m

Türkçe - İngilizce Sözlük

An analog voltage or signal refers to the continuous nature of valid voltage potentials in analog circuits An analogy of the difference between digital and analog signals is like the difference between real numbers and integers; real numbers are continuou

Türkçe Sözlük

Öte yan. Anarı beri = Öte beri.

Yabancı Kelime

Fr. anecdote

hikâyecik

Kısa veya özlü anlatımı olan hikâye.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Afrika’da, Güneyde Atlas Okyanusu ile, Namibya ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 12 30 Güney enlemi, 18 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 1,246,700 km².

Kara: 1,246,700 km².

Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 5,198 km.

Sınır komşuları: Kongo Demokratik Cumhuriyeti 2,511 km, Kongo Cumhuriyeti 201 km, Namibya 1,376 km, Zambiya 1,110 km.

Sahil şeridi: 1,600 km.

İklimi: Güney ve Luanda sahil şeridi boyunca kuru bir iklim hakimdir; kuzeyde Mayıs - Ekim ayları arasında serin ve kuru, Kasım - Nisan ayları arasında sıcak ve yağmurlu bir mevsim sürmektedir.

Arazi yapısı: Kıyıdan başlayan dar ovalar iç kısımlara gidildikçe yerlerini geniş yaylalara bırakmaktadırlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Morro de Moco 2,620 m.

Doğal kaynakları: petrol, elmas, demir yatakları, fosfat, bakır, altın, boksit, uranyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.

Otlaklar: %23.

Ormanlık arazi: %43.

Diğer: %32 (2003 verileri).

Sulanan arazi: 800 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Şiddetli yağışlar periyodik su baskınlarına neden olmaktadır.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 12,127,071 (2006 Temmuz ayı tahmini).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %43.7 (erkek 2,678,185; kadın 2,625,933).

15-64 yaş: %53.5 (erkek 3,291,954; kadın 3,195,688).

65 yaş ve üzeri: %2.8 (erkek 148,944; kadın 186,367) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.45 (2006 verileri).

Mülteci sayısı: 3.55 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.02 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.03 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.8 erkek/kadın.

Toplam nüfus: 1.02 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 185.36 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 38.62 yıl.

Erkeklerde: 37.47 yıl.

Kadınlarda: 39.83 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 6.35 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Angolalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Ovimbundular %37, Kimbundular %25, Bakongolar %13, Melezler (Avrupalılar ve Afrika yerlilerinin karışımı) %2, Avrupalılar %1, diğer %22.

Din: Yerel inançlar %47, Roma Katolikleri %38, Protestanlar %15 (1998 verileri).

Dil: Portekizce (resmi), Bantuca ve diğer Afrika dilleri.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfus: %66.8.

erkekler: %82.1.

kadınlar: %53.8 (2001 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Angola Cumhuriyeti.

kısa şekli : Angola.

Yerel tam adı: Republica de Angola.

yerel kısa şekli: Angola.

Eski adı: Angola Halk Cumhuriyeti.

Yönetim Biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Luanda.

İdari bölümler: 18 il; Bengo, Benguela, Bie, Cabinda, Cuando Cubango, Cuanza Norte, Cuanza Sul, Cunene, Huambo, Huila, Luanda, Lunda Norte, Lunda Sul, Malanje, Moksico, Namibe, Uige, Zaire.

Bağımsızlık: 11 Kasım 1975.

Milli bayram: Kurtuluş günü, 11 Kasım (1975).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve

Türkçe Sözlük

(A.). Şundan bundan, şu bu, öteberi, şöyle böyle ederek.

Yabancı Kelime

Fr. animation

sin. ve <İ>TV canlandırma

1. Tek tek resimleri veya hareketsiz cisimleri gösterim sırasında hareket duygusu verebilecek bir biçimde düzenleme ve filme aktarma işi. 2. Otel, tatil köyü vb. turistik yerlerde konukları eğlendirmek için çeşitli oyunlar, gösteriler yapma.

Yabancı Kelime

Fr. animateur

canlandırıcı

Otel, tatil köyü vb. turistik yerlerde konukları eğlendirmek için çeşitli oyunlar, gösteriler yapan kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

denote. imply. mean. signify.

Türkçe - İngilizce Sözlük

meaningless. insignificant. pointless. inexpressive. blank. empty. nonsense. absurd. insane. senseless. unreasonable. of no significance. nonsensical. purposeless. barren. for the birds. dead-pan. expressionless. frivolous. grotesque. inane. incohere.

Türkçe - İngilizce Sözlük

understandable. comprehensible. intelligible. clear. apparent. apprehensible. cognoscible. decipherable. direct. exoteric. inferable. lucid. pellucid. perceptible. unequivocal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to explain. to tell. to relate. communicate. define. denote. depict. explicate. express. illuminate. illustrate. narrate. recoup. render. report. represent. show. utter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

commemorate. mention. quote. to remember. to call to mind. to mention. to commemorate. to call. to name adlandırmak.

Şifalı Bitki

(Şam fıstığı): Antepfıstığıgiller familyasındandır; Gaziantep havalisinde yetiştirilen, 5-10 metre yüksekliğinde bir ağaç ve bunun meyvesidir. İçeriğinde sabit yağ, sakkaroz ve proteinli maddeler vardır. Kullanıldığı yerler: Vücudun gelişmesini sağlar. Bedeni ve zihni gücü arttırır. Cinsel istekleri kamçılar. Böbrek ve safra kesesi ağrılarını hafifletir. Göğsü yumuşatır, öksürük söktürür.

Yabancı Kelime

Fr. antidote

panzehir

Zehrin etkisini ortadan kaldırabilme özelliği olan madde.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler, Karayip Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında bulunan bir ada, Porto Riko’nun güney doğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 17 03 Kuzey enlemi, 61 48 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 442.6 km² (Antigua 281 km² ; Barbuda 161 km²).

Kara: 442.6 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Kıyı şeridi: 153 km.

İklimi: tropikal deniz iklimi.

Arazi yapısı: Daha fazla yassı olan kireçtaşı ve mercan adaları, birkaç volkanik arazi bulundururlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m; en yüksek noktası: Boggy Doruğu 402 m.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

Otlaklar: %9.

ormanlık: %11.

Diğer: %62 (2005 verileri).

Doğal afetler: Tropikal fırtınalar (Temmuz - Ekim arası); periyodik kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 69,108 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.6 (erkek 9,716; kadın 9,375).

15-64 yaş: %68.5 (erkek 23,801; kadın 23,524).

65 yaş ve üzeri: %3.9 (erkek 1,020; kadın 1,672) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.55 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -6.08 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.04 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.01 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.61 erkek/kadın Toplam nüfusta: 1 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 18.86 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.16 yıl.

Erkeklerde: 69.78 yıl.

Kadınlarda: 74.66 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.24 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

Ulus: Antiguanlar, Barbudanlar.

Nüfusun etnik dağılımı: siyahlar, Britanyalılar, Portekizler, Lübnanlılar, Suriyeliler.

Dinler: Anglikan (baskın), diğer Protestanlar, Roman Katolikleri.

Dil: İngilizce (resmi), yerel lehçeler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %85.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Antigua ve Barbuda.

ingilizce: Antigua and Barbuda.

Yönetim biçimi: Anayasal monarşi altında parlamenter demokrasi.

Başkent: Saint John’s.

İdari bölümler: 6 bölge ve 2 bağımlı bölge; Barbuda, Redond, Saint George, Saint John, Saint Mary, Saint Paul, Saint Peter, Saint Philip.

Bağımsızlık günü: 1 Kasım 1981.

Milli bayram: Bağımsızlık Günü, 1 Kasım (1981).

Anayasa: 1 Kasım 1981.

Hukuk sistemi: İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), C, Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Feder

Türkçe - İngilizce Sözlük

apart hotel. apartment hotel.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). bir gezegen veya bir kuyruklu yıldız yörüngesinin güneşten en uzak olan ucu, afel, evc, yeröte.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atama, tayin; memuriyet, hizmet, görev, iş; randevu; emir; (çoğ).. donatım, teçhizat (gemi, otel v.b.)

Türkçe - İngilizce Sözlük

AppleTalk Remote Access A protocol that provides system-level support for dial-in connections to an AppleTalk network With ARA, you can call your desktop Mac from a PowerBook and remotely access all the available services - files, printers, servers, e-mai

Türkçe - İngilizce Sözlük

AppleTalk Remote Access With ARA, you can call your desktop Mac from a PowerBook and remotely access all the available files, printers, servers, e-mail, and so on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Apple Remote Access A software program from Apple Computer that allows one Mac to dial another Mac via a modem and, through AppleShare and/or Personal File Sharing, access local or network resources available to the 'answering' Mac Although I don't cover

Türkçe - İngilizce Sözlük

Apple Remote Access, a protocol allowing network access from Macintosh systems via dialup Now almost entirely obsolete.

Türkçe - İngilizce Sözlük

AppleTalk Remote Access, a protocol developed by Apple to allow PowerBook and Macintosh users to connect to an AppleTalk network over phone lines.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Appleshare Remote Access.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Apple Remote Access, a program to allow full access to the UVA network including IP and AppleTalk services over a phone line from a Macintosh computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

AppleTalk Remote Access. The governing body for rowing in England, responsible for organising the National Championships http://www ara-rowing org.

Türkçe - İngilizce Sözlük

AppleTalk Remote Access Protocol that provides Macintosh users direct access to information and resources at a remote AppleTalk site. a foot, to go. a constellation in the southern hemisphere near Telescopium and Norma. macaws.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Apple Talk Remote Access Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük

AppleTalk Remote Access Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for Apple Remote Access Protocol, an Apple authentication protocol which uses challenges and responses, like CHAP, to avoid sending clear text passwords through the network.

ELEMENTLER

Simgesi: Ar

Atom Numarası:18

Kütle Numarası: 39,848

Yoğunluk: 1,784 g/cm3

Erime Sıcaklığı: -189,3 °C

Kaynama Sıcaklığı:-185,8 °C

Renksize ve kokusuz bir gazdır. Atmosferdeki oranı yaklaşık % 1’dir.

Bir soygaz olduğu için öteki elementlerle bileşik oluşturmaz.

Bu özelliğinden dolayı elektrik ampullerinde kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A colorless, odorless inert gas sometimes used in the spaces between the panes in energy efficient windows This gas is used because it will transfer less heat than air Therefore, it provides additional protection against conduction and convection of heat

Genel Bilgi

Bir arı kolonisinde on binlerce işçi arı, binlerce erkek arı ve sadece bir tane ana (kraliçe) arı vardır. Ana arı kovanın her şeyidir, yokluğunda iş düzeni ve üretim durur. Ana arı kovanda tek olduğu gibi, ölümü halinde yerine geçebilecek ikinci bir arıya da izin vermez. Kovanda ana arı adayı olmak demek ölüm demektir.

Ana arının yok olmasına bir şekilde ölmesi neden olabileceği gibi arıcı tarafından da bilinçli olarak kovandan alınabilir. Ana arı yok olunca koloninin kendisine süratle yeni bir ana arı edinmesi gerekecektir. Bu yeni ana arı eskisinin yumurtladığı son yumurtalardan çıkacaktır.

Bu yumurtaların arı sütü ile beslenmesi, yeni ana arının arı sütü içinde doğuş ve gelişme evrelerini geçirmesi gerekmektedir. Burada görev yine işçi arılara düşer. İşçi arılar üst çene bezlerinden beyaz renkte, pelte kıvamında, hafif keskin koku ve tatta bir sıvı salgılarlar. İşte arı sütü budur. Bu salgı ile beslenen yumurtalar 16 gün sonra arı olarak gözü terk ederler.

Arı yetiştiricileri bu safhada larvaları yok ederek, arı sütünü kaşıklarla gözlerden toplarlar. Her bir gözden yaklaşık 0,1 gram arı sütü alınabilir. Yüzde 65’İ su, yüzde 35’i ise protein, yağ, şeker ve vitamin ihtiva eden kuru maddeden oluşmuştur.

Arı sütü, özellikle sinir sistemi hastalıklarında, yorgunluk sorunlarında, kısırlık ve damar sertliği tedavilerinde, insana güç ve zindelik kazandırmada kullanılan, doğrudan doğadan gelen önemli bir tabii gıdadır. Piyasaya saf veya bala karıştırılmış halde, draje veya tablet halinde sunulmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). Yunan filozofu Aristo'ya ait; (i). Aristo nazariyeleri taraftarı. Aristotelianism (i). Aristoculuk. Aristotelic (s). Aristo'ya veya felsefesine ait.

Ülke

(Argentina) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Amerika’nın güneyinde, güneyde Atlas Okyanusu kıyısında yer alır. Atlas Okyanusuna kıyısı 4.000 km`yi aşar. Güneyinde ve batısında Şili, kuzeyinde Bolivya ve Paraguay, kuzeydoğusunda Brezilya ve Uruguay yer alır.

Coğrafi konumu: 34 00 Güney enlemi, 64 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Güney Amerika.

Yüzölçümü: toplam: 2,766,890 km².

Kara: 2,736,690 km².

Su: 30,200 km².

Sınırları: toplam: 9,665 km.

Sınır komşuları: Bolivya 832 km, Brezilya 1,224 km, Şili 5,150 km, Paraguay 1,880 km, Uruguay 579 km.

Sahil şeridi: 4,989 km.

İklimi: Arjantin, tamamen güney yarıkürenin ılıman iklim kuşağında yer alır. Kuzeyinde yağmurlu subtropikal iklim hakimdir, güney bölgesinde ise sub-kutupsal bir iklim hakimdir. Yazları hava sıcak ve rutubetli kışları ise serindir.

Arazi yapısı: Kuzeydoğudaki astropik düzlükler, Pampalar, Patagonya ve dünyanın en sarp yükseltilerinin bulunduğu Andlar Bölgesi olmak üzere Arjantin dört ana bölgeye ayrılır. Arjantin topraklarının büyük bölümü kıraç yada yarı-kıraçtır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Laguna Del Carbon -105 m; en yüksek noktası: Cerro Aconcagua 6,960 m.

Doğal kaynakları: Pampalarda verimli topraklar, kurşun, çinko, kalay, bakır, demir yatakları, manganez, petrol, uranyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %10.

Otlaklar: %52.

Ormanlık arazi: %19.

Diğer: %19 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 15,500 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Andlar Bölgesinde yer alan San Miguel de Tucuman ve Mendoza arazileri deprem riski taşırlar; Pampalar başlayan şiddetli kasırgalar kuzeydoğuya doğru ilerleyebilirler; yoğun su baskınları yaşanabilir.

Coğrafi Not: Güney Amerika’nın ikinci en büyük ülkesi. (Brezilya’dan sonra).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 39,921,833 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %25.2 (erkek 5,153,164; kadın 4,921,625).

15-64 yaş: %64.1 (erkek 12,804,376; kadın 12,798,731).

65 yaş ve üzeri: %10.6 (erkek 1,740,118; kadın 2,503,819) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.96 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.4 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.7 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.97 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 14.73 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.12 yıl.

Erkeklerde: 72.38 yıl.

Kadınlarda: 80.05 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.16 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.7 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 130,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1,500 (2003 verileri).

Ulus: Arjantinli.

Nüfusun etnik dağılımı: beyazlar (çoğunlukla İspanyol ve İtalyanlar) %97, melezler, Amerika Kızılderilileri ve diğer beyaz olmayan gruplar %3.

Din: Roma Katolikleri %92 , Protestanlar %2, Museviler %2, diğer %4.

D

Türkçe - İngilizce Sözlük

Strictly speaking, aroma can't be separated from acidity and flavor Acidy coffees smell acidy, and richly flavored coffees smell richly flavored Nevertheless, certain high, fleeting notes are reflected most clearly in the nose of a coffee, as some tasters

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cheese's smell or odour which can vary from lightly aromatic to ferociously overpowering Note that while most strong smelling cheese will also be strong tasting, this does not apply to all Limburger is a case in point The American cheeses Brick and Lied

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alsatian artist and poet who was cofounder of Dadaism in Zurich; noted for abstract organic sculptures.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alsatian artist and poet who was cofounder of Dadaism in Zurich; noted for abstract organic sculptures.

Türkçe - İngilizce Sözlük

All treatments or procedures that involve the handling of human eggs and sperm for the purpose of establishing a pregnancy Types of ART include IVF, GIFT, ZIFT, embryo cryopreservation, egg or embryo donation, and surrogate birth. 1 Unconscious potential

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Karayip Denizinde bir ada Venezuela’nın kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 12 30 Kuzey enlemi 69 58 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 193 km².

Kara: 193 km².

Su: 0 km².

Sınırlar komşuları: 0 km.

Kıyı uzunluğu: 68.5 km.

İklimi: tropikal deniz.

Arazi yapısı: Sınırlı bitki örtüsüne sahip düz tepelikli bir araziye sahiptir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m; en yüksek noktası: Jamanota Dağı 188 m.

Toprakları: tarıma elverişli: %10.53.

Otlaklar: %0.

ormanlar: %0.

Diğer: %90 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 0.01 km².

Doğal afetler: Tropikal fırtınalar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 71891 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaşlar: %19.5 (erkek 7175; kadın 6849).

15-64 yaşlar: %68.2 (erkek 23894; kadın 25140).

65 yaşlar ve üzeri: %12.3 (erkek 3616; kadın 5217) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.44 (2006 verileri).

Cinsiyet oranı: doğumlar: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.95 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.69 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.93 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 5.79 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ulus: Arubalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Karayip yerlileri ile beyazların karışımı %80.

Dinler: Roma Katolikleri %82 Protestanlar %8 Hinduistler Müslümanlar Museviler.

Diller: Flemenkçe (resmi) Papiamento (İspanyol Portekiz Hollanda İngiliz lehçesi) İngilizce (yaygın) İspanyolca.

Okur yazar oranı: Toplam nüfus: %97.

Yönetimi

Ülke ismi: Aruba.

Bağımlılık durumu: Hollanda Krallığına bağlıdır.

Yönetim biçimi: parlamenter demokrasi.

Başkent: Oranjestad.

Bağımsızlık günü: yok (Hollanda’ya bağlıdır).

Milli bayram: Bayrak günü 18 Mart.

Anayasa: 1 Ocak 1986.

Hukuk sistemi: Hollanda Medeni hukuku ve İngiliz Genel hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu kuruluşlar: Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı) ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu) Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı) IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi) UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü) WCL (Dünya Emek Konfederasyonu) WToO (Dünya Turizm Örgütü).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Turizm Aruba ekonomisinin başlıca desteğidir. Offshore bankacılık ve petrol arıtımı da önemli sektörlerdendir.

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %3.4 (2005 verileri).

İş gücü: 41500 (2004 verileri).

Sektörlere göre işgücü dağılımı: Genellikle işgücü otel ve restoranlarda toptan - perakende ticarette ve petrol arıtım işlerinde yoğunlaşmıştır.

İşsizlik oranı: %6.9 (2005 verileri).

Endüstri: turizm gemi taşımacılığı petrol arıtımı.

Elektrik üretimi: 770 milyon kWh (2003).

Elektrik üretimi için kaynaklar: Fosil yakıtlar: %100.

Hidro: %0.

Nükleer: %0.

Diğer: %0 (2003).

Elektrik tüketimi: 716.1 milyon kWh (2003).

Elektrik ihracatı: 0 kWh (2003).

Elektrik ithalatı: 0 kWh (2003).

Tarım ürünleri: aloe; çiftli

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Standards Association denotes a speed system with which manufacturers may 'rate' their film in terms of its sensitivity to light Now superseded by ISO.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Standards Association Denotes a speed system in which manufacturers rate their film in terms of of its sensitivity to light Now superseded by ISO.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exposure Index or speed rating that denotes the film sensitivity, defined by the American National Standards Institution Actually defined only for black-and-white films, but also used in the trade for color films.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exposure Index or speed rating that denotes the film sensitivity, defined by the American National Standards Instution Actually defined only for black-and-white films, but also used in the trade for color films Films differ greatly in their sensitivity to

Türkçe - İngilizce Sözlük

disobedient. insurgent. rebel. beat. contumacious. insubordinate. insurrectional. insurrectionary. mutinous. rebellious. seditious. ungovernable. unruly. unsubmissive. wayward. insurgent. insurrectionist. mugwump. mutineer. rebel. rioter.

Yabancı Kelime

Fr. asymptote

mat. sonuşmaz

Sonsuza giden bir eğrinin çeşitli noktalarının gittikçe yaklaştığı başka bir eğri veya doğru.

Türkçe Sözlük

(i.), («aşmak» dan. Eskiden aşrı ve aşuru da yazılırdı). 1. Hadden fazla, pek ziyade olan: Aşırı derecede cesur. 2. Bir şey;n ötesinde bulunan, öte tarafta olan: Denizaşırı yer. 3. Birini atlayıp diğerini kullanmakla vâki olan, birer fasıla ile vuku bulan. Günaşırı = Bir gün olup, bir gün olmayan. Ev aşırı = Bir eve ait olup birine olmıyan. 4. Pek, çok, ziyade, hadden fazla: Aşırı hiddetlendi. 5. Fâsıla ile, fasılalı olarak: Günaşırı geliyor. Bir şeyin ötesinde: Denizaşırı oturuyor.

Türkçe Sözlük

(f. «aşmak» dan). 1. Bir şeyi bir irtifaın üstünden geçirmek, öteye atlatmak. 2. Geçmek, savmak, tehlikeyi atlamak. 3. Defettirmek, başkası vasıtasiyle ortadan kaldırtmak. 4. Çaldırmak, sirkat ettirmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is the quoted ask, or the lowest price an investor will accept to sell a stock Practically speaking, this is the quoted offer at which an investor can buy shares of stock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A motion to sell The same as Offer [NYMEX] The lowest price a broker asks customers to pay for a security [SEC] This is the quoted ask, or the lowest price an investor will accept to sell a stock Practically speaking, this is the quoted offer at which an

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest price an investor accepts to sell stock or, the quoted price an investor can buy shares of stock for.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is the quoted ask, or the lowest price an investor will accept to sell a stock Practically speaking, this is the quoted offer at which an investor can buy shares of stock; also called the offer price.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The quoted offer at which a Market Maker is willing to sell a stock.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yüksek bîr şeyin üstüne çıkıp ötesine inmek: Dağı aşmak. 2. Bir haddi geçmek, atlamak, Osm. ubûr etmek: Hendeği, ırmağı, denizi aşmak. Bilinen haddi geçmek, tecavüz etmek, çok olmak. Baştan aşmak = Pek ziyade gelmek, aciz gösterilecek derecede çoğalmak: İşlerimiz baştan aştı. (erkek hayvan) dişisine binmek, çiftleşmek: Aygır kısrağa, boğa ineğe aştı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Aspartate aminotransferase - a protein which, when found in the blood in elevated quantities, generally indicates liver damage Hepatoligist: A liver specialist, usually working in a liver clinic. automatic spanning tree Function that supports the automati

Türkçe - İngilizce Sözlük

Aspartate aminotransferase, a protein like ALT though less specific for liver dysfunction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

remote city of Kazakhstan that was made the capital in 1998.

Türkçe - İngilizce Sözlük

remote city of Kazakhstan that was made the capital in 1998.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In chemistry it is used to denote the salts formed from those acids whose names end -ic ; as, sulphate from sulphuric acid, nitrate from nitric acid, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

braggart. four-flusher. projectile. marksman. good shoot. shooter. thrower. brag. braggart. pistol. swaggerer. swashbuckler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

good shot. marksman. eliminator. launcher. line shooter.

Türkçe Sözlük

(f. «at» dan). 1. At gibi kalkıp fırlamak, sıçramak. 2. Fışkırmak. 3. Geçmek, üstünden geçip bırakmak: Okurken iki satır atladı. 4. Aşmak, öteye geçmek: Şu dağı atlasak. Adım atlamak = Kuvvet yettiği kadar adım açarak sıçramak. 5. Bir engeli fırlayarak aşmak: Duvardan atlamak. Hendekten atlamak 6. Vakit kaybetmeden binivermek: Arabaya atlayıp geldim. 7. Yanılmak, aldanmak. Atladı gitti Genç Osman. Gazete falan haberi atlamış.

Türkçe Sözlük

(i.). Derenin ötesine geçmek için suyun içine konan atlamataşı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that can exist either alone or in combination Composed of an electron cloud and a central nucleus. the smallest particles of an element that can exist either alone or in combination, considered a source of vast potentia

Türkçe - İngilizce Sözlük

The code in the PAS used to specify a movable asset's current status as determined by physical inspection or report by the Department Property Officer, as follows: U - Property that is in use within the control of the noted department A - Property that is

Türkçe - İngilizce Sözlük

Is an acronym for AntiVirus referring to a program to help protect your computer/PC from being infected.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Aide). (Dilimizde bu mânâ ile kullanılmaz). 1. Aidât, irat, gelir: Kendisinin vakıftan biraz avâidi vardır. 2. Tahsisat: Kendisine öteden beri bağlanmış avâidi vardır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunting. hunter. shooter. chaser. birdman. huntsman. huntress. gun. trapper. skirmisher. shikari.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunting. dropping thereturn gently over the net to an unprotected spot.

Ülke

(Austria) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa’da İtalya ile Slovenya’nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 47 20 Kuzey enlemi 13 20 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 83870 km².

Kara: 82444 km².

Su: 1426 km².

Sınırları: toplam: 2562 km.

Sınır komşuları: Çek Cumhuriyeti 362 km Almanya 784 km Macaristan 366 km İtalya 430 km Liechtenstein 35 km Slovakya 91 km Slovenya 330 km İsviçre 164 km.

Sahil şeridi: 0 km.

İklimi: Ilıman kıtasal iklim.

Arazi yapısı: Batı ve güneyinde Alpler doğu ve kuzey kısımlarda çoğunlukla düzlükler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Neu***dler See 40 m; en yüksek noktası: Grossglockner 6960 m.

Doğal kaynakları: Demir kereste magnezit kurşun kömür linyit bakır hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %17.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %23.

Ormanlık arazi: %39.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 457 km² (2003 verileri).

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 8192880 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.09 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.94 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.01 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.68 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.95 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 4.6 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.07 yıl.

Erkeklerde: 76.17 yıl.

Kadınlarda: 82.11 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.36 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 10000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Avusturyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Avusturyalı %98 Hırvat Sloven diğer (Macar Çek Slovak diğer).

Din: Roma Katolikleri %73.6 Protestanlar %4.7 Müslümanlar ve diğer %21.7.

Diller: Almanca (resmi) macarca slovence hırvatca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Avusturya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Avusturya.

Yerel tam adı: Republik Oesterreich.

yerel kısa şekli: Oesterreich.

ingilizce: Austria.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Viyana.

İdari bölümler: 9 eyalet; Burgenland Kaernten Niederoesterreich Oberoesterreich Salzburg Steiermark Tirol Vorarlberg Wien.

Bağımsızlık günü: 1156 (Bavarya’dan).

Milli bayram: Ulusal gün 26 Ekim (1955).

Anayasa: 1920.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası) AsDB (Asya Kalkınma Bankası) AG (Avustralya Grubu) BIS (Uluslararası İmar Bankası) BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği) (gözlemci) CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi) CE (Avrupa Konseyi) CEI (Orta Avrupa Girişimi) CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı) EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi) EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası) ECE (Birleşmiş Milletl

Türkçe - İngilizce Sözlük

footed. walking. footed. podous. pod.

Türkçe - İngilizce Sözlük

walking. footed. legged. movable.

Sağlık Bilgisi

Genç bir kız buluğ çağına geldiği halde, aybaşı görmeye başlamamışsa, aybaşı yokluğundan söz edilir. Bu durum karaciğer hastalıklarından, kansızlıktan veya tiroit bezi bozukluğundan kaynaklanabilir. Öncelikle nedeni bulmak gerekir. Normal aybaşı gören kadının da; kansızlık, karaciğer rahatsızlıkları, beslenme bozuklukları, veya tiroid bezi hastalıkları sonucu aybaşı kanamaları kesilebilir. Öte yandan aybaşı yokluğu, gebeliğin veya menapozun işareti olabilir. Aybaşı yokluğunun nedeni gebelik değilse aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su.

Hazırlanışı : Bir cezve suya bir kahve kaşığı kekik konur. Kaynatılıp süzülür. Ilık ılık içilir. Aynı işlem günde üç kere tekrarlanır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate. set apart. keep apart. assort. divorce. isolate. sort. split. sever. abstract. allocate. allot. allow. appropriate. book. choose. classify. comb. comb out. contradistinguish. cut off. cut out. demarcate. detach. devote. disband. discard. di.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate. apart. different. distinct. freestanding. aloof. aside. differing. free. independent. individual. remote. semi. several.

Türkçe - İngilizce Sözlük

difference. separation. separateness. remoteness. lack of accord. deviation. legal separation. contrast. detachment. discrepancy. disunity. exception. gap. split. variance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

few. inconsiderable. little. low. meager. narrow. poor. remote. scant. scanty. short. skimpy. slender. spare. tenuous. small. insufficient. rarely. seldom. insufficiently.

Türkçe - İngilizce Sözlük

resolute. determined. dogged. strong-minded. single-minded. stubborn. set. dauntless. decided. decisive. flat-footed. hellbent. high-pressure. militant. peppy. persevering. pertinacious. professional. resolved. single-eyed. single-hearted. stable. st.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Bir cemiyette herhangi bir vasıf bakımından ayrı ve ötekilerden sayıca az olanlar; çoğunluğun aksi, ekalliyet. 2. Bir memleketin nüfusuna göre sayıca az olan kendilerini ayrı bir milletten sayan topluluk, ekalliyet. Azınlıkta kalmak = Bir toplulukta belli bir düşünceyi tutanlar sayıca az çıkmak.

Türkçe Sözlük

(Aslı: Azîz) (i. A. «izzet» ten smüş.) (mü. azîze). 1. Kıymettar, kıymetli: Nİn-ı aziz = Ekmek, yâr-ı azîzim = Sevgili dostum, aziz dostum. 2. Hürmetli, Ar. muhterem, muazzez, mükerrem. 3. Yüksek dereceli, çok seçkin: O zat oralarca pek azizdir. 4. Kuvvet, kudret ve celâl sahibi: Azîz-ullah = Tanrı’nın adlarındandır. Abdülaziz. 5. Velî, keramet sahibi mübarek zât: Bu türbede bir aziz yatıyor. Aazz-ı kirimdan = Azizlerin büyüklerinden bir zât. 6. Bazı milletlerde evliyâ addolunarak namına Ayinler icra olunan ve belirli günleri yortu ittihaz edilen adam. Yunanca ayos: Rumlar’ın birçok azizleri vardır. Katolikler’in azizleri çok olup Protestanlar bunları tanımazlar.

Türkçe Sözlük

(l.)( Yunanca’dan, Fr. Azote). (kimya). Az yahut N sembolü ile gösterilen bir eleman.

Türkçe Sözlük

Atmosferdeki azotun bitkiler tarafından özümlenmesi, sonra topraktan geçerek atmosfere dönmesi süreci. Azot, proteinlerin önemli bir bileşenidir ve bu nedenle hem bitkiler hem de hayvanlar için gereklidir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük bağ. 2. Öteberi bağlamaya yarayan şerit şeklindeki bağ, ayakkabı bağı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bound. tied. conditional. bonded. connected. dependent. dependant. attached. hooked. faithful. adherent. adhesive. adjective. affiliated. amenable. appurtenant. banded. cohesive. conjoint. consequent. corded. devoted. germane. incidental. laced. obse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendant. bound. connected. dependent. devoted. faithful. inseparable. loyal. relative. reliant. subject. tied. dependent. contingent. related. connected. impotent. spellbound.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancillary. appurtenant. bound. tied. dependent on. related to. connected with. devoted. committed. adherent. affiliated. appertaining. attached. bound up in. cohesive. consequent. faithful. fixed. geared. inseparable. related. relative. subordinate. subsi

Türkçe - İngilizce Sözlük

fanatic. fanatical. bigoted. hard-shell. illiberal. narrow-minded. puritan. puritanical. rabid. sectarian. strait-laced. zealous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigot. bigoted. fanatic. puritan. straitlaced. zealot. narrow-minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigoted. fanatical. apostle of hate. bigot. fanatic. puritan. religious.

Genel Bilgi

Bir yaşını geçmiş çocuklara balın bir zararı olamaz ama 12 aylıktan daha küçük bebeklere tavsiye edilmez. Peki nasıl oluyor da, tabiatın arılar vasıtası ile bahşettiği bu muhteşem gıda bebekler için zehirleyici olabiliyor?

‘Botulizm’ kelimesi bir çeşit zehirlenmeyi tarif eder. Botulin ise bakterilerin ortaya çıkardığı bir protein olup kaslardaki fiber doku yoluyla sinir hücrelerini istila eder, sonucu ölüme yol açabilecek hasarlar verebilir.

Botulizm bakterisi tabiatta bol bulunur ama havadaki oksijen tarafından hemen öldürülür. Ancak aktif olmadıkları zamanlarda bile oksijensiz bir ortamda yine hayat bulurlar. Bu, en çok teneke konserve kutularda saklanan gıdalarda görülür. Ağzı sıkı kapalı kutuların oksijensiz ortamında canlanan bakteriler, eğer yiyecek iyi ısıtılmazsa zehirleyici toksinler üretirler.

Arılar bal yapmak için nektar toplarlarken botulizm sporlarını da beraber alıp farkında olmadan bal yapımında kullanabilirler. Yetişkinlerde bu balın yenmesi sorun yaratmaz. Gerek vücudun savunma sistemi gerekse midenin asitli ortamı, bu bakterinin zarar vermesine müsaade etmezler. Bebeklerde ise hem savunma sistemi yeterli gelismemiştir, hem de mide hala ancak anne sütünü hazmedebilecek durumdadır. Zehirlenen bebek nefes alma ve yutkunma zorluğu çekebilir, kol, bacaklar ve boyunda güçsüzlük ortaya çıkabilir, durum çok ciddi sonuçlara yol açabilir.

Aslında botulin proteini bebeklere 6 aya kadar zarar verebilir. 8 aydan sonra tehlike geçmiştir ama en iyisi, bebeğin sağlığını emniyete almak için bir yaşına kadar bal yedirmemektir.

Balın bir türü olan delibal zehirlenmesi ise bir başka olaydır, yaşa bağlı olmadan tüm insanları etkileyebilir. Daha çok Karadeniz bölgesinde görülen bu zehirlenmenin nedeni arıların balı yaparken kara ağrı ve sarı ağrı adı verilen bitkilerin çiçeklerinden aldıkları toksindir.

Zehirlenme, bir kişinin bu baldan 50-100 gram yemesinden sonra ortaya çıkar ve kendini karın ağrısı, ishal, kusma, baş dönmesi hatta kol ve bacaklarda ağrı, kramp ve felçler şeklinde belli eder. Genellikle ölümle sonuçlanmaz. Bu balın bekletilmesi veya kaynatılması da zehirlenmeye çare değildir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A package of wool, compactly compressed, warped in a protective cover One or more bales can make up a sale lot A bale of wool is 1 25 meters high, up to 204 kg and is one cubic meter in capacity.

Genel Bilgi

Beslenme uzmanları olumsuz hiçbir yanı bulunmayan balık etini hararetle tavsiye ederler. Balıkta bol miktarda protein, vitamin ve mineral tuzlar vardır. Tuzlu suda yaşamasına rağmen balık etinde çok az tuz vardır. Hatta balıkların birçok türünü doktorlar tuzsuz yemek rejimlerinde önerirler.

Yağlı balıklarda bulunan lipitlerin insan sağlığı üzerine hiçbir zararları olmadığı gibi vücudu kalp ve damar hastalıklarına karşı da korurlar. Bol miktarda balık tüketilen ülkelerde yapılan sağlık ve yaşam suresi istatistikleri de bu görüşü destekler.

19. yüzyılda iki Alman kimya mühendisi, beynin zihinsel aktivitesini yürütebilmesi için gerekli kimyasal elementin ‘fosfor’ olduğunu ileri sürdüler. Hatta bu düşüncelerini ‘fosfor olmadan bir beyin sağlıklı çalışamaz’ diyerek çok iddialı bir biçimde sundular.

Bu arada bir başka bilimci de balık etinin fosfor bakımından çok zengin olduğunu ortaya çıkarınca, bu iki fikir birleşti ve balık etinin beyine dolayısıyla zeka gelişimine çok faydalı olduğu gibi genel bir inanış doğdu.

Aslında fosfor insan organizması için gerçekten gereklidir. Gereken miktar et, süt, tahıllar ve sebzelerin yanında balıklardan da sağlanır. Fosfor vücutta kemiklerde ve dişlerde kalsiyumla birleşmiş halde bulunur. Fosforun eksikliği çocuklarda kol ve bacak kemiklerinde biçim bozukluklarına, yetişkinlerde ise kemik yumuşamasına neden olur.

Eczacılıkta kullanılan fosfor ise beyaz fosfordur. Eskiden fosforlu bitki yağı ve fosforlu balık yağı şeklinde insanlara sinir kuvvetlendirici ilaç olarak verilirdi. Zamanla bu tip ilaçların zehirlenmelere yol açtıkları tespit edildi ve kullanımdan kaldırıldılar.

Günümüze kadar yapılan araştırmalarda fosforun, beynimize gerekli diğer kimyasal elemanların yanında fazladan bir faydasının olduğu ve beynin fonksiyonlarını arttırdığı saptanmamıştır.

Sonuç olarak, balıkta ciddi bir oranda fosfor yoktur, olsa bile fosforun fazlası insan zekasını arttırmaz sadece çok ciddi zehirlenmelere yol açar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See: Bank anticipation notes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Notes issued by states and municipalities to obtain interim financing for projects that will eventually be funded long term through the sale of a bond issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See: Bond Anticipation Note.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bond Anticipation Notes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Institution for receiving, lending, and safeguarding money It may receive money on deposit, cash checks or bills of exchange, make loans, discount commercial paper, and issue bank notes. 1) A collection of sound patches in memory 2) A group of sound modul

Türkçe Sözlük

(i.) (ingilizce «bank note»). Banka parası,.her memlekette millî bankanın para makamında tedavül etmek üzere çıkardığı muhtelif miktar ve kıymetli nakdî para, kâğıt para.

Yabancı Kelime

Fr. bank-note

kâğıt para

Devlet bankası tarafından piyasaya çıkarılan değeri kâğıt üzerinde belirtilen para.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank-note. banknotes. bank note. banknote. paper money. bank bill. banker's note. paper currency. denomination.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Baptist denilen Protestan mezhebi mensubu; vaftiz eden kimse. John the Baptist Yahya peygamber.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğu, kuzey Anadolu’ da ve bilhassa, Erzurum ve civarında oynanan bir halk dansı: Bilezik barı, hançer barı. 2. Cam kaplarda veya hastalık sebebiyle dilde meydana gelen kir. 3. (İng.) Danslı, içkili, eğlence yeri veya içki ve meşrubat içilen yer. Bir salonda içki içmek üzere hazırlanmış köşe. Amerikan bar = Lokanta ve otellerde bankolu ve yüksek sehpalara oturulacak şekilde hazırlanmış içki köşesi.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Atlas Okyanusu`nun batısında Rüzgarüstü Adalarının 160 km doğusunda Venezuela`nın 435 km kuzeybatısında yer alır.

Coğrafi konumu: 13 10 Kuzey enlemi 59 32 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 431 km².

Kara: 431 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 97 km.

İklimi: Tropik iklimin egemen olduğu adada kuru (Aralık-Mayıs) ve yağışlı (Haziran-Kasım) geçen iki mevsim görülür. Antiller kasırga alanın güney sınırındaki yer alan ülkede daha önceki yıllarda kasırgalar büyük yıkımlara yol açmıştır.

Arazi yapısı: Ada tortul kayaçları kaplayan ve kalınlığı 90 m`ye ulaşan mercan birikintilerinden oluşmuştur. En yüksek noktası olan Hillaby dağının bulunduğu kuzey kesimi dışında genellikle alçak ve düzdür. Yüzey suları oldukça azdır; az sayıdaki doğal su kaynakları kireçtaşı yataklarında toplanan yeraltı sularıyla beslenir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Hillaby Dağı 336 m.

Doğal kaynakları: Petrol doğal gaz balık.

Arazi kullanımı: işlenebilir toprak arazi: %37.21.

Sürekli ekinler: %2.33.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %12.

Diğer: %43.46 (2005 verileri).

Doğal afetler: Antiller kasırga alanının güney sınırındaki yer alan ülkede daha önceki yıllarda kasırgalar büyük yıkımlara yol açmıştır. Ayrıca periyodik heyelanlar gözlemlenmektedir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 279912 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %20.1 (erkek 28160; kadın 28039).

15-64 yaş: %71.1 (erkek 97755; kadın 101223).

65 yaş ve üzeri: %8.8 (erkek 9508; kadın 15227) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.37 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.31 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.01 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.97 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.62 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.94 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 11.77 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.79 yıl.

Erkek: 70.79 yıl.

Kadın: 74.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.65 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.5 (2003 verileri).

HIV/AIDS - taşıyan insan sayısı: 2500 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 (2003 verileri).

Ulus: Barbadoslu yada Bajan (halk arasında).

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %90 beyaz ırk %4 diğer %6.

Dinler: Protestan %67 (Anglikan %40 Pentekostal %8 Methodist %7 diğer %12) Roma Katolikleri %4 inançsız %17 diğer %12.

Dil: İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %99.7.

Erkek: %99.7.

Kadın: %99.7 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Barbados.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Bridgetown.

İdari bölmeler: 11 bölge; Christ Church (İsa Kilisesi) Saint Andrew Saint George Saint James Saint John Saint Joseph Saint Lucy Saint Michael Saint Peter Saint Philip Saint Thomas.

Bağımsız

Türkçe - İngilizce Sözlük

protective embankment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A three-masted vessel, having her foremast and mainmast square-rigged, and her mizzenmast schooner- rigged. a sailing ship with 3 masts the sound made by a dog a noise resembling the bark of a dog tough protective covering of the woody stems and roots of

Türkçe - İngilizce Sözlük

tough protective covering of the woody stems and roots of trees and other woody plants. a noise resembling the bark of a dog. a sailing ship with 3 masts. the sound made by a dog. speak in an unfriendly tone; 'She barked into the dictaphone'. cover with b

Türkçe - İngilizce Sözlük

The tough exterior covering of a woody root or stem that protects the tree from injury caused by insects and other animals, by other plants, by disease and by fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An older term used to describe the decarburized skin that develops on steel bars heated in a non-protective atmosphere.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominant. prepotent. predominant. preponderant. overpowering. heavy. raid. sudden attack. descent. forage. foray. incursion. inroad. irruption. surprise. swoop.

Ülke

Başkent: Apra.

Nüfus: 204.000.

Yüzölçümü: 11093 km2.

Komşuları: Batı’da Fiji, Güneyde Tonga.

Önemli Şehirleri: Apra.

Din: %70 Protestan, %20 Romen Katolik.

Dil: Samoaca ve İngilizce (her ikisi de resmi).

Yönetim Biçimi: Anayasal Monarşi.

Tarih: Batı Samoa 1914’de Yeni Zelanda askerleri girip, yönetimi ele alıncaya kadar (1899’dan bu yana) Alman kolonisi idi. 1945 yılında BM’in Yeni Zelanda Vesayeti olarak Common Wealth içinde Yeni Zelanda mandası altına girdi. 1959 Ekim’inde seçilmiş yerli hükümet görev başına geldi. 1 Ocak 1962’de ülke tamamen bağımsız oldu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Base Embossed Used to denote that there is embossing on the base of the insulator See also: Base.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anların yavrulan için hazlrladıkları, çiçeklerin sarı tozu ve proteininden meydana gelen bir gıda karışımı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

document. certificate. voucher. brief. card. deed. instrument. letter. muniment. note. present. record. reference. sheepskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign. indication. symptom. mark. clinic. evidence. foretoken. glimpse. impression. note. prognostic. prognostication. spark. spark of. stamp. strain. streak. tinge. token. trace.

Türkçe - İngilizce Sözlük

specify. point out. define. remark. represent. signify. deliver oneself. denote. embody. emit. enumerate. evidence. exude. feature. import. indicate. manifest. predicate. purport. show. sign. state. ventilate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assert. betray. couch. define. denote. designate. emphasize. enumerate. expound. express. frame. indicate. mark. predicate. register. remark. signify. state. stress. suggest. tinge. underline. to indicate. to state. to denote. to express. to remark. to fr

Ülke

Başkent: Belmopan.

Nüfus: 209.000.

Yüzölçümü: 8.867 km2.

Komşuları: Kuzey’de Meksika, Batı’da ve Güney’de Guatermala.

Önemli Şehirleri: Belize City.

Din: %62 Katolik, %32 Protestan.

Dil: İngilizce, İspanyolca, Maya ve Garifuna dilleri.

Yönetim Biçimi: Parlamenter Demokrasi.

Tarih: Belize (eski İngiliz Hondura’sı) Amerikan kıtalarındaki son İngiliz kolonisidir. 21 Eylül 1981’de bağımsızlığını kazanan Belize’de İngiliz birlikleri güvenlik sağlarlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. otellerde oda hizmetçisi çocuk.

Türkçe Sözlük

yahut BERÜ (i.). Bu tarafta, yakında, daha yakın, öte mukabili: Beri gel, beride dur, beriye gel, beriden geç. Ötede beride, öteye beriye, öteden beriden: Uzak ve yakın çeşitli yerler. Yakında bulunan, bu cihette olan, yakın, öte mukabiM: Beri taraf. Yakında ve bu cihette olan yer: Berisi ötesinden geniştir. Zaman zarfı — dan beri: Bir vakitten başlayarak devamlılık gösterir. —dan itibaren: Uç seneden beri görüşmedik. O günden beri hastayım. Görüşeliden beri: Görüştüğümüz vakitten itibaren. Öteden beri: Eskiden beri, Ar. minel-kadîm.

Türkçe Sözlük

yahut BERÜKÜ (i.). Bu taraftaki, yakındaki, öteki mukabili: Beriki, ötekinden büyüktür. Öteki beriki = Her kim olursa, herkes.

Türkçe Sözlük

(i.). Gülgillerden bir bitki, yol kenarı ve çayırlarda yetişir, ishale karşı kullanılır (potentilla reptans).

Türkçe - İngilizce Sözlük

Building entrance terminal, aka entrance facility Usually the nearest location within a structure that permits termination and protection of telco entrance cable May also serve as MDF and/or BDF In some situations, the BET is co-located with, or serves as

Genel Bilgi

Bakkaldan veya marketten yumurta alırken kabuğunun rengi sizin için önemli mi, bu konuda bir tercihiniz var mı? Sizce kabuk renkleri farklı olan yumurtaların içleri de besin değeri olarak farklı olabilir mi? Tavukların niçin bazılarının yumurtaları beyaz da bazılarının açık kahverengi?

Bu konuda iki zıt ama ikisi de yanlış olan görüş var. Kabuktaki beyaz rengin, yumurtanın ideal oluşumunu tamamladığını gösterdiğini, bunun dışında bir renk değişiminin kalitede düşüş anlamına geldiğini iddia edenlerin yanı sıra kabuğun rengi ne kadar koyu ise besin açısından da o kadar değerli olduğunu ileri sürenler de var. Genellikle Avrupa ülkelerinde kahverengi yumurtalar makbul sayılırken ABD’de durum tam tersidir.

Oysa her iki görüş de yanlıştır. Besin değeri, lezzet ve pişme karakteristikleri bakımından her iki renk yumurtanın da içi aynı değerdedir. Her iki yumurtada da aynı miktarda protein, mineral ve vitaminler (C vitamini hariç) vardır. Tabii tavuğun yediği yemin kalitesi de belirli farklar yaratabilir.

Yumurtanın içi değil de kabuğunun rengi ile haklı olarak ilgilenenler sadece onları paketleyenler ve satanlardır, çünkü bir pakette hep aynı rengin olması müşteri tarafından tercih edilmektedir.

Tabiatta yaşayan hayvanların yumurtalarını renkli veya koyu renkte hatta gölgeli ve çizgili şekilde yumurtlamalarının ana nedeni, bu yumurtaları yemek isteyen düşmanlarına karşı kamuflaj yaparak neslin devamını sağlamaktır.

Yumurtaların kabuklarının renklerini, tavuğun kökenine, atalarının yaşadığı yerlere bağlayanlar da var. Bu görüşe göre Asya kökenli tavukların yumurtaları kahverengi, Akdeniz kıyıları kökenlilerin ise beyaz oluyormuş.

Daha çok kabul gören bir diğer görüşe göre ise beyaz kabuklu yumurtalar beyaz ibikli ve kulak memesi beyaz olan tavuklar tarafından yumurtlanıyormuş. İbik ve kulak memesi kırmızı olanlar ise kahverengi kabukları olanları yumurtluyormuş.

Kabuğu hangi renk olursa olsun işte size yumurta ile ilgili bazı faydalı bilgiler: Yumurtayı haşlayıp haşlamadığınızı unuttunuz. Masanın üstünde fırıldak gibi döndürün. Eğer hemen duruyorsa taze yani pişmemiş, biraz daha uzun süre dönmeye devam ediyorsa içi katı yani haşlanmış demektir. Yumurtanın tazeliğini merak ediyorsanız suya koyun, taze ise suda batacak, bayat ise yüzecektir.

Yumurtada hemen hemen hayati tüm vitaminler vardır. Bulunmayan tek vitamin C vitaminidir. Yumurtanın besin değeri yüksek olan kısmı sarısıdır. Akı ve sarısı karıştırılarak, omlet gibi pişirilen yumurtalarda, aktaki bazı maddeler sarıdaki vitaminlerin bir kısmının etkilerini yok ederler.

Kalori açısından et ve süt ile mukayese edildiğinde 55 gramlık bir yumurta, 40 gram yağlı sığır etine veya 100 gram yağlı süte eşdeğerdedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), z. ötede, öteye, ötesine, ötesinde, -den ötede; dışında; -den çok; z. fazla; daha ileri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mutaassıp kimse, bağnaz kimse; dar görüşlü kimse. bigoted s. mutaassıp, bağnaz. bigotedly z. bağnazca bigotry i. bağnazlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquaint. advertise. advise. affirm. announce. apprise. assert. attest. broadcast. certify. communicate. couch. declare. disclose. impart. inform. notify. proclaim. pronounce. protest. release. report. signify. tell. vote. weave. to tell. to inform. to an

Türkçe - İngilizce Sözlük

notice. notify. declare. to be announced. to be notified. to be told. to inform. to announce. to notify. to tell. to communicate. to give notice of. advertise. apprise. enounce. enunciate. impart. to let know. note. post. promulgate. purport. shoot a line

Türkçe - İngilizce Sözlük

celebrated. classic. common. declared. known. noted.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a thousand-lira note.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractionally. little. ounce. remotely.

Türkçe Sözlük

(i.). Biri öteki (Daima çekimli olarak kullanılır: Birbirine, birbirinden vs. gibi).

Türkçe Sözlük

(E.A.) Allah'ın adı ile. Bir işe başlarken ve hayret veya endişe duyulduğu zaman söylenir. Bismillah demek = Bir işe başlamak. Nihayet bismillâh dedi.

Euzü ve Besmele’nin manası nedir?

Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah’ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.

Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.

SÖZLER

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَ بِهِ نَسْتَعِينُ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى

اَلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin.Sen bir asker olduğun için askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikatı nefsimle beraber dinle.Çünki ben nefsimi herkesten ziyade nasihâta muhtaç görüyorum.Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim sekiz sözü biraz uzunca nefsime demiştim.Şimdi kısaca ve Avâm lisanıyla nefsime diyeceğim.Kim isterse beraber dinlesin.

Birinci Söz

Bismillah her hayrın başıdır.Biz dahi başta ona başlarız.Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın Lisan-ı hâliyle vird-i zebânıdır.Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle!.Şöyle ki:

Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himeyesine girsin.Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin.Yoksa tek başıyle hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perişan olacaktır.İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya çıkıp gidiyorlar.Onlardan birisi mütevazi idi.Diğeri mağrur...Mütevazii, bir reisin ismini aldı.Mağrur, almadı...Alanı, her yerde selâmetle gezdi.Bir kâtıü’t-tarîka rast gelse, der: “Ben, filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî defolur, ilişemez.Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür.Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki, târif edilmez.Daima titrer, daima dilencilik ederdi.Hem zelîl, hem rezil oldu.

İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın.Şu dünya ise, bir çöldür.Aczin ve fakrın hadsizdir.Düşmanın,hâcâtın nihayetsizdir.Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî’si ve Hâkim-i Ezelî’sinin ismini al.Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın.

Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz Aczin ve fakrın , seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçı yapar.Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur.Devlet namına hareket eder.Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz.Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.

Başta demiştik: Bütün mevcudat, Lisan-ı hâl ile Bismillah der.Öyle mi?

Evet, nasılki görsen: Bir tek adam geldi.Bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı.Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket “etmiyor.Belki o bir askerdir.Devlet namına hareket eder.Bir padişah kuvvetine istinad eder.Öyle de her şey, Cenâb-ı Hakk’ın namına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.Demek herbir ağaç, Bismillah der.Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.Her bir bostan, Bismillah der.Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki: Çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der.Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur.Bizlere, Rezzak namına en lâtif, en nazif, âb-ı hayat gibi “bir gıdayı takdim ediyorlar.Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah der.Sert olan taş ve toprağı deler geçer.Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur.Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması; tabiiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor.Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yi Mûsâ (A.S.) gibi فَقُلْنَااضْرِبْْبِعَصَاكَالْحَجَرَ emrine imtisâl ederek taşları şakk eder.Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin yapraklar, birer a’zâ-yi İbrahim (A.S.) gibi ateş saçan hararete karşı يَانَارُكُونِىبَرْدًاوَسَلاَمًا âyetini okuyorlar.

Mâdem her şey mânen Bismillah der.Allah namına Allah’ın ni’etlerini getirip bizlere veriyorlar.Biz dahi Bismillah demeliyiz.Allah nâmına vermeliyiz.Allah nâmına almalıyız.Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız...

Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiat veriyoruz.Acaba asıl mal sahibi olan Allah, ne fiat istiyor?

Elcevab: Evet o Mün’im-i Hakiki, bizden o kıymettar ni’metlere, mallara bedel istediği fiat ise; üç şeydir.Biri: Zikir.Biri: Şükür.Biri: Fikir’dir.Başta “Bismillah” zikirdir.Âhirde “Elhamdülillah” şükürdür.Ortada, ‘’bu kıymettar hârika-yi san’at olan nimetler Ehad-ü Samed’in mu’cize-i kudreti ve Hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek’’ fikirdir.Bir pâdişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de; zâhirî mün’imlere medih ve muhabbet edip, Mün’im-i Hakiki’yi unutmak; ondan bin derece daha belâhettir.

Ey nefis! böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah namına başla, Allah nâmına işle.Vesselâm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the name of Allah [biss-mih-LAH] What Muslims say before engaging in most anything, especially before reading Qur'an, before eating, when entering a room [before entering toilet area, ask for protection from the male and female jinn], when leaving and

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjacent. contiguous. joining. attached. next door. adjoining. coterminous. neighbouring.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The taste imparted by the resins of hops, best if balanced by other flavors; hop bitterness is generally responsible for the drinkability of beer. promotes appetite and aids digestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

BIZ is designed to promote business on the Internet Consistent with this goal, BIZ will utilize the most advanced data formats and architecture to provide a faster and more secure domain name service A sample of BIZ benefits:. business-related activities

Türkçe - İngilizce Sözlük

pad. notepad. writing pad.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Basic Object Adapter Interface defined by the OMG, which offers fundamental operations for managing remote objects.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A minimum model regulatory code for the protection of public health, safety, welfare and property by regulating and controlling the design, construction, quality of materials, use, occupancy, location and maintenance of all buildings and structures within

Türkçe - İngilizce Sözlük

bill. bond. certificate of indebtedness. trade acceptance. bill of debt. ordinary bill. courtesy card. promissory note. sterling securities. unnegotiable.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing. otelde boyacılık ve ayak işlerinde çalışan hizmetli.

Şifalı Bitki

(Karnıkara): Göbeği koyu renkli bir çeşit ufak fasulyedir. İçeriğinde protein, azot, nişasta ve C vitamini vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar tutukluğunu ve anüs kaşıntısını giderir. Yanık tedavisinde kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. çiftlik; sayfiye evi. the Bowery New York şehrinde bulunan, eskiden adi eğlence yerleri ve otellerle dolu olan uzun ve geniş bir cadde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the three major deities of Hinduism, along with Visnu and Siva Adopted as one of the protective deities of Buddhism. the first created being of the universe; directed by Lord Visnu, he creates all life forms in the universe and rules the modes of p

Teknolojik Terim

BRAVIA ENGINE PRO, gelişmiş Dijital Gerçeklik Oluşturma teknolojisinden tam olarak yararlanarak BRAVIA ENGINE EX’in (yukarıda açıklanmaktadır) bir adım ötesine geçer. Bu, High Definition sinyalinizi güçlendirerek daha mükemmel çözünürlük ve üstün resim performansı elde etmenizi sağlar.

Türkçe Sözlük

(i.). Yakına işaret içindir, uzak için olan «o» mukabili, hâzâ: Bu adam, bu dağ, bu iş, bu kitaplar, bu, bunun, buna, bunu, bunlar, bunların, bunlara, bunları, bunda, bundan bununla, bunun için. Şu bu = Öte beri, öteki, beriki. Şundan bundan = Öteden, beriden her şeyden. Bu ne = Bu nasıl iş?

Türkçe Sözlük

(i.). Baykuşun büyüğü, tavuk vesair kuşlara musallat yırtıcı bir kuş ki, gece vakti «buhu» gibi bir sesle öter. Fars. gûf.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkçe ve Farsça’da da kullanılır). Nisan ve mayısta erkeği güzel bir sesle öten maruf kuş. Fars. andelîb, hezâr: Bülbül ötüyor: Bülbül gibi hoş nağmeler ile terennüm ediyor. (GÜyâ güle sevgisi ve dikenden cefa görmesiyle, eski şairlerimize sermaye olmuş ise de, bülbül gülden değil asıl dikenden ve dikenli çalılıklardan hoşlanır). Bokluca bülbül = Bülbüle benzer küçük bir kuş. Çeşm-i bülbül = Renkli ve işlemeli şişe vs. XIX. asırda İstanbul’da yapılmışları çok değerlidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to provide. to have present. to make available. tote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Blood Urea Nitrogen, a blood test that helps determine kidney function Urea is a waste product of protein breakdown in the body.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be in one's dotage. become senile. dote. become a cabbage.

Ülke

Başkent: Ovagadovgov.

Nüfus: 10.135.000.

Yüzölçümü: 105.946 km2.

Komşuları: Kuzeybatı’da Mali, Kuzeydoğu’da Nijer, Güneyde Benin, Togo, Gana, Cate d’Ivoire.

Önemli Şehirleri: Ovogadougov, Bobodiovlasso.

Din: %65 yerel inançlar, %25 Müslüman, %10 Hıristiyan.

Dil: Fransızca, kabile dilleri.

Yönetim Biçimi: Askeri Yönetim.

Tarih: Mossi kabilesi bölgeye 11. İle 13. Yüzyıllar arasında girdi. Krallıkları, Mali ve Sanahai imparatorlukları tarafından bozguna uğratılana kadar yönetimde kaldı. Fransız hakimiyeti 1896’da başladı, fakat Yukan Volfa (4 Ağustos 1984’te Burkina Faso olarak ismi değiştirildi). 1947 yılına kadar ayrı bir bölge olarak görülmedi. Tambağımsızlık 5 Ağustos 1960’ta kazanıldı ve Fransa yanlısı bir hükümet seçildi. Ordu 1980’de yönetimi ele geçirdi. 1987’deki darbe bugünkü rejimin temellerini attı. 1990’larda da sınırlı demokrasiyi ülkeye getirdi. Bugün, yüzbinlerce çiftçi Löte d’Ivoire ve Gana’ya göçetmektedirler. Ülke, yoğun biçimde dış yardıma bağımlı durumdadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mesine, küçük mesine, salatalık sebze, bot. Sanguisorba. great burnet aptes bozan otu, bot. Poterium officinale.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nasal. rhinal. nose. smeller. beak. bill. tip. cape. headland. promontory. foreland. conk. hooter. ness. nozzle. prominence. snoot. rhino-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bill. cape. conk. headland. nose. promontory. spout. hooter. beak. pride. arrogance. arrogancecape.

Türkçe - İngilizce Sözlük

quick. fast. swift. hasty. speedy. early. expeditious. hurry-up. light-footed. lissom. lissome. nimble. precipitous. presto. prompt. rapid. ready. sharp. snappy. quick-action. quickly. swiftly. soon. apace. early. pronto. in good time. in double time.

Türkçe - İngilizce Sözlük

quick. fast. swift. hasty. speedy. early. expeditious. hurry-up. light-footed. lissom. lissome. nimble. precipitous. presto. prompt. rapid. ready. sharp. snappy. quick-action. quickly. swiftly. soon. apace. pronto. in good time. in double time. crisp. imm

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemporaneous. contemporary. modern. coeval. latter day. modernistic. neoteric. neotric. present day. switched on. up to date.

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole (UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında ‘derma’ diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında ‘melanin’ denilen daha koyu pigmentlerin miktarını artırırlar. Bu koyu pigmentler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yine de güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınlarından korunmak, şapka ve gözlük takmak tavsiye edilir. UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalmayacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde 3 kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole(UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında “derma” diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında “melanin” denilen daha koyu pigmentlerin miktarını arttırırlar. Bu koyu pigmetler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yinede güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalınacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde üç kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fender. mud guard. muddy place. foot scraper. dirt board. mud protector. mud-flap. spats. splasher. splash apron. wing. wheel well.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. At koşturmak, süratle yürütmek, akın etmek. 2. Koşmak, süratle öteye beriye saldırmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bias. crosswise. transverse. hypotenuse. diagonal line. crossband. crosspiece. sideling. cross arm. wrest. cleat. crosshead. grimmal. saw set. cross hair. across. on the bias. crisscross. cross wise. traverse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

looter. marauding. raider. pillager.

Türkçe - İngilizce Sözlük

looter. pillager. marauder.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kervansaray, büyük yolcu hanı veya otel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

remedy. cure. antidote. healer. relief. aid. help. curative. egress. expedience. expediency. expedient. medium. obviation. redress. resort. resource. shift. solution. way out.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). döküm, kalıba dökme; atma, atış; toplama, hesap etme; rol taksimi; astar sıva. casting box dökum kalıbı. casting net serpme ağ. casting vote başkanın oyu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See the Note under Accident.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sanatın hisleri durulaştırmadaki etkisi; psikoanalizde zâhiren iyileşme sağlayan boşalım; gizli kalmış hislerin açrğa vurulmasrnı sağlayan psikoterapi; (tıb). ishal, amel.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çatmak işi. (bk.) Çatmak. 2. Geçici surette iliştirilip tutturulmuş kereste. 3. Geçici ve kaba surette dikilmiş parçalar. 4. Döşemelik bir çeşit ipekli kumaş: Üsküdar çatması. 5. Geçici surette iliştirilmiş. Derme çatma = Öteden, beriden toplanmış muntazam olmayan şey: Askeri hep derme çatma idi; böyle derme çatma eşya ile ev kurulmaz.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kibir, azamet, celâl. (Allah’a mahsus bir sıfat olup, insana yakışmadığı için, insan hakkında ancak kötüleme niyetiyle kullanılır). Alem-i ceberOt = Bu dünyanın ötesi, yücesi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Naklettirmek, taşıtmak: Bu taşları öteye çektirmeli. 2. Sürükletmek, çekerek yürütmek, arabayı iki ata çektirmeli. 3. Çıkartmak, çekerek söktürmek: Bir çürük diş çektireceğim. 4. Kürek oynatmak, kürekle yürütmek, kürek çektirmek. 5. Tahammül ettirmek, yüklemek, eziyet etmek: Bu hastalık bana çok çektirdi.

Türkçe Sözlük

(I. mantık). Tenakuz, birinin doğruluğu ötekinin yanlış olmasını gerektiren iki halin bu vaziyeti çelişmedir. Çelişme prensibi felsefede muhakemenin prensibi olup «bir şey aynı zamanda hem var hem yok olamaz» şeklinde ifade edilir.

Türkçe Sözlük

(i.) (A. ceyb). 1. Yaka, yaka açıklığı: Başını ceyb-i mürâkabeye çekti = Düşünceye, hayal ve iç Alemine daldı. 2. Cep elbisenin öte berisinde para, mendil, evrak vesaire koymaya mahsus olarak yapılan kese (eskiden Araplar, yaka açığının göğüse gelen kısmını bu işe kullandıkları için bu isimle adlandırılmıştır). Cebinden = Kesesinden, kendi malından. Cebi delik = Züğürt, eli boş. 3. (geometri). Bir açının bir ucundan başlayarak diğer ucundan merkeze uzanan yarıçapa indirilen dik çizgi (Fr. sinüs). Tamam-ı ceyb = Yarıçapın ceybinin eriştiği noktadan merkeze kadar olan kısmı. 4. (anatomi). Bedenin et veya kemikteki bazı oyuklara, boşluklara denir. 5. (Osmanlı saray teşkilâtında) Ceyb-i hümâyûn = MAbeyn-i Hümâyûn’ca ödenmesi padişah hazinesine havale olunmayan masraflara mahsus ve ser-kurenâlık makamına bağlı dâire. Ceyb-i Hümâyûn kâtibi = Bu dairenin Amiri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agile. swift. fleet. nimble. brisk. dapper. glib. light-footed. limber. lissom. lissome. nippy. spry. tripping. volant.

Türkçe Sözlük

(f.). Öteye beriye koşup dolanmak. Fars. tek ü pû etmek (tekâpû).

Ülke

Başkent: Cezayir.

Nüfus: 27.895.000.

Yüzölçümü: 919.595 km2.

Komşuları: Batıda Fas, Güneyde Moritanya, Mali ve Nijerya; Doğuda Libya ve Tunus.

Önemli Şehirleri: Cezayir, Wahran, Qacentina.

Din: %99 Sunni Müslüman.

Dil: Arapça ve Berberi Fransızcası.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Ulusal Kurtuluş Cephesi, İslami Kurtuluş Cephesi, Sosyalist Güçler Cephesi, Cezayir’de Demokrasi Hareketi.

Tarih: Ülkenin bilinen ilk yerlileri, Berberilerin, Romalıların, Vandalların ve son olarak da Arapların atalarıdır. 1518’den Fransa’nın yönetimi devraldığını 1830 yılına kadar, ülkeyi Türkler yönetti. Geniş ölçekli Avrupa göçleri ve Fransızların kendi kültürlerini yerleştirmeye çalışmaları, Arap milliyetçiliğinin bir gerilla savaşına atılmasını önleyemedi. Barış ve Fransızların geri çekilmeleri Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ile müzakere edildi. Bağımsızlık 5 Haziran 1962’de geldi. 1965’te askeri bir darbe olup da Albay Hovari Boumedienne liderliğe gelinceye kadar, bu iç savaşın galibi ve ülkeyi yöneten Ahmet Ben Beila idi. 1967’de Cezayir İsrail’e savaş ilan etti. ABD ile bağlarını kopardı ve SSCB ile askeri siyasi bağlar kurdu. 1988’deekonomik sıkıntıları protesto eden ayaklanmalarda 500 kişi öldü. 1989’da ise seçmenler, çok partili sisteme geçişi düzenleyen yeni bir anayasayı onayladılar. Hükümet islam kökten dincilerinin kazanacağı tahmin edilen 1992 Ocak seçimlerini iptal etti ve cezayiri 10.000 camisinde yürütülen tüm din dışı faaliyetleri yasakladı. 29 Haziran 1992’de devlet başkanı Muhammed Boudiaf uğradığı suikast sonucu öldü. Gruplar arası çatışmalar halen devam etmektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). durdurmak, birden durdurmak; engel olmak; kontrol altına almak; kontrol etmek, teftiş etmek; kontrol işareti koymak; kare deseni ile kaplamak; emanet odasına teslim etmek; satranç şah çekmek, şah demek; (boya tahta) çatlamak. check in otel veya uçak

Yabancı Kelime

İng. check-in

giriş işlemi

Otelde kalınacak odanın, uçakta oturulacak yerin belirlenmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kemoterapi; kimya ile tedavi.

Ülke

Başkent: Cibuti.

Nüfus: 413.000.

Yüzölçümü: 23.200 km2.

Komşuları: Batıda ve Kuzeybatıda Etyopya, Kuzeybatıda Eritre, Güneyde Somali.

Önemli Şehirleri: Cibuti.

Din: %94 Müslüman, %6 Hıristiyan.

Dil: Fransızca, Arapça (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Fransa, 1862-1900 yılları arasında bu toprakların yönetimini aşama aşama ele geçirdi. Etyopya ve Somali bölge üzerindeki iddialarından vazgeçmekle birlikte birbirlerini bölgenin kontrolünü ele geçirmeye çalışmakla suçlamışlardır. 1976’da Afar (Etiyopya asıllı bir grup) ile İssa (Somali asıllılar) arasında çatışmalar oldu. 27 Haziran 1977’de kazanılan bağımsızlığa kadar bölgeye iki ülkeden göçler devam etti.

Çad (Chad).

Başkent: N›Djamena.

Nüfus: 5.467.000.

Yüzölçümü: 1.284.000 km2.

Komşuları: Kuzeyde Libya; Batıda Nijer, Nijerya, Kamerun; Güneyde Orta Afrika Cumhuriyeti; Doğuda Sudan.

Önemli Şehirleri: N›Djamena.

Din: %44 Hıristiyan, %33 Geleneksel İnançlar.

Dil: Fransızca ve Arapça (Resmi Dil) 100 kadar çeşitli diller.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Çad, Sahra Çölü oluşmadan önceki dönemlerde paleolitik ve neolitik kültürlerin yaşandığı yerdi. Fransa›nın 1900›lerde kontrolü ele geçirmesine kadar, bir dizi krallık ve Arap köle tacirleri Çad›a egemen oldu. Ülke 11 Ağustos 1960›ta bağımsız oldu. Bir çok ateşkes ve barış andlaşması yapılmasına rağmen, 1966›dan beri kuzey Müslümanları güneydeki Hristiyan hükümete ve Fransız birliklerine karşı savaşmaktadır. Libya yanlısı Çad hükümetinin isteği üzerine Aralık 1980›de Libya askeri birlikleri ülkeye girdi. Birlikler Kasım 1981›de geri çekildi. Hissene Habre liderliğindeki isyancı güçler, Haziran 1982›de başkenti ele geçirerek başkan Goukouni Oueddei›ye ülkeden kaçmak zorunda bıraktılar.

Fransa, 1983›te başkan Habre›ye Libya destekli isyancılarla mücadelesinde yardım etmeleri amacıyla 3000 asker gönderdi. Eylül 1984›te Fransa ve Libya birlikleri Çad›dan eş zamanlı olarak geri çekilmesinde anlaştılar, ancak Libya güçleri Çad güçlerinin onları son büyük kalelerinden de attığı Mart 1987 tarihine kadar kuzeyde kaldılar.

Aralık 1990›da, Habre Libya destekli bir isyancı grup olan Yurtsever Kurtuluş Hareketi tarafından devrildi.

3 Şubat 1994›te Uluslararası Adalet Divanı Libya›nın kendi sınırlarındaki mineral zengini Aazou Şeridi üzerindeki ülkesel hak iddiasını reddetti. Libya birlikleri Mayıs sonunda geri çekildi.

Çek Cumhuriyeti (Czech Republic).

Başkent: Prag.

Nüfus: 10.480.000.

Komşuları: Kuzey›de Polonya, Kuzey ve Batıda Almanya, Güneyde Avusturya, Doğuda ve Güneydoğuda Slovakya.

Önemli Şehirleri: Prag, Brno, Ostrava.

Din: %39.8 Ateist, %39.2 Katolik, %4.6 Protestan.

Dil: Çekçe.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 9. yy›da Büyük Morovya İmparatorluğunun parçası olan Bohemya ve Morovya daha sonra Kutsal Roma İmparatorluğunun parçası oldu. Bohemya krallarının yönetiminde, 14. yy.da Prag Orta Avrupa›nın kültür merkezi olmuştur. Bohemya ave Macaristan daha sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun idaresine geçti.

19

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pricing term indicating that the cost of the goods, insurance, and freight is included in the quoted price.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cost, Insurance, and Freight: A term indicating that a quoted price includes the cost of the goods, insurance, and transportation charges. Cost, Insurance, Freight A pricing term that shows that the cost of the goods, insurance, and freight are included i

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cost, insurance, and freight See Incoterms above.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cost, insurance, freight A pricing term indicating that the cost of the goods, insurance, and freight are included in the quoted price.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cost, insurance, freight A pricing term indicating that the cost of the goods, insurance, and freight are included in the quoted price.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term indicating that a quoted price includes the cost of the goods, insurance, and transportation charges.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An INCOTERM describing a term of sale that details the responsibilities of the buyer and seller for the international trade transaction Under this term, the seller must pay the costs and freight necessary to bring the goods to the named port of destinatio

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cost, Insurance, Freight A pricing term indicating that the cost of goods, insurance, and freight are included in the quoted price.

Türkçe Sözlük

(CİHAN) (i. F.). 1. Arz, sema ve ötesinden ibaret olan Alem, kâinât, dünya. 2. Küre-i arz, yeryüzü, zemin. İki cihan — Dünya ve Ahıret.

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckle. bump. flange. projection. prominence. protrusion. protuberance. marginal note çıkma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bay. detachment. discharge. exit. oriel. outbreak. going out bow window. balcony. projection. promontory. marginal note derkenar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

marginal note. outbreak. going out. overhang. projection. promontory. ascent. mounting. rising. climb. climbing. overhung. cantilever. spring. springing. project. console. portico. porch. prostyle. penthouse. baldachin. issue. extended. sponson. co.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Customer Information Note.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beşparmak otu, (bot). Potentilla reptans; (mim). süslemede kullanılan bu otun şekline benzeyen bir motif.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An INCOTERM describing a term of sale that details the responsibilities of the buyer and seller for the international trade transaction Under this term, the seller pays the freight for the carriage of the goods to the named destination The risk of loss of

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carriage and insurance paid to See Incoterms above.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Critical Infrastructure Protection.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dash. line. ruling. score. streak. stripe. scratch. scar. furrow. stave. ridge. marking gauge. marking awl. bar. asymptote. hack. figure. drill. drawing. linear. reglet. drawing point. scribe block. scribe compass. scribe awl. cutting rule. scriber. strok

Türkçe Sözlük

—Cl (e.) (katıldığı kelimenin ince veya kalın heceli olmasına göre i harfi ince veya kalın okunur). İsimlere ve asıl fiile eklenip yapan ve satan mânâsını ifade eder: Avcı = Av avlayan. Balıkçı = Balık tutan. Ekmekçi = Ekmek yapan ve satan. Satıcı = Sokakta öte beri gezdirip satan adam. Bileyici = Bıçak vesaire bileyen adam. (Her fiil köküne «ci» edatı ilâve olunamayacağından, meselâ «olmak» ten «olucu» demek ve her Arapça ism-i fâili bu edatla tercüme etmek imkânsızdır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zeki bakışlı, akıllı. clearheaded (s). iyi düşünen clear-sighted (s). basiretli. clear title ipotekten ari mülkiyet hakkı; sağlam. tapu in the clear engellerden uzak; şüphe altında olmayan. out of the clear birdenbire. steer clear sakınmak The coa

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). cleave; (s). yarık, ayrık, çatal. cloven - footed, cloven - hoofed (s). çatal tırnaklı; şeytanca.

Türkçe - İngilizce Sözlük

versatile. protean. well rounded.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Avrupa otellerinde veya hükumet dairelerinde hizmet eden uşak veya haberci; ingiltere'de kapıcılık vb. işlerde bulunan görevli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., with ile karşılaştırmak, karşılaştırılabilir olmak, kıyas kabul etmek; to ile benzetmek, benzemek; (gram). (sıfat veya zarfın) üstünlük derecesini göstermek. compare notes görüş ve fikir teatisinde bulunmak.

Türkçe Sözlük

(i). 1. Saman, ot vs. parçacığı: Gözüme bir çöp kaçtı. 2. Değnek, tahta vs. parçası: Bir çöple karıştırmalı. 3. Süprüntü: Dökülecek çöp var mı? Çöp atlamaz = Teferruata düşkün, meraklı. Üzüm çöpü = Üzüm salkımının taneleri yendikten sonra kalan sapı. Çöpçatan = Mukadder, kısmet veren. Çörçöp = Öte beri, süprüntülük şeyler. Söndürme çöpü = Bir nevi çocuk oyunu. mec. Bir işi başından atmak, ehemmiyet vermemek. Nane çöpü = Pek zayıf adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

onaltıncı yüzyılda Protestan reformu başladıktan sonra Katolik kilisesinde meydana gelen reform hareketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zarla oynanan bir oyun. crapshooter (i). zar oyunu oynayan kimse.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cümel). t. MecmO, top, birikmiş miktar, miktar veya toplu meblâğ. 2. Bütün, hep, cemî: Cümle dostlar geldi; cümlemiz orada idik. 3. Mânâ ifade edecek kadar kelimeden mürekkep söz ki, dilimizde bir fiil ile bir veya birkaç isimden mürekkep olur. Arapça’da «cümle-i ismiyye (isim cümlesi)» ve «cümle-i fiiliyye (fiil cümlesi)» olarak ikiye ayrılır. Birincisi «mübtedâ» ve «haber» namlarıyle iki isimden mürekkeptir: Cümle-i ibtidâiyye, cümle-i şartıyye, cümle-l mOterize vesaire. 4. (astronomi). Güneş İle etrafındaki seyyarelerden ve onların peyklerinden mürekkep takım ve hey’et, güneş sistemi: Cümle-i şems. Cümle-i kevkebiyye = On iki burç gibi bir şekil ve suret gösteren sabit yıldızlar topluluğu ki her biri bir hayvan veya maddeye benzetilerek onun ismiyle adlandırılır. Bilcümle, hep, bütün, tekmil. Fil-cümle = Elhâsıl, hülâsa-i kelâm. Ezcümle, ez’an-cümle = Cümleden biri. Cümei-i hikemiyye = Vaiz, nasihat ve hakikata ait hakimâne sözler, atasözleri.

Türkçe Sözlük

(i. A. «def’» den) (mü. dâfia). 1. Def eden, iten, itici, itip öteye süren, savan, câlib ve câzip zıddı. 2. Geçiren, savuşturan: Dâfî-i hummâ = Sıtmayı savuşturan, sıtmaya karşı koruyan (Yunanca «anti» edatının karşılığıdır). 3. Öteye iten, itici, câzip zıddı. Kuvve-i difia = İtici kuvvet.

Türkçe Sözlük

(i.). Etrafındaki araziye göre yerin pek yüksek kısmı. Ar. cebel, Fars. kûh: Dağ ardı = Dağın arkası, öte tarafı. Dağ eteği = Dağın meyilli olan aşağı tarafı. Fars. dâmen-i kûh. Dağ başı = Dağın yukarısı, mec. Yabanî yer: Dağ adamı, dağ ayısı — Yabanî adam. Dağ tepesi = Dağın zirvesi, en yüksek noktası. Dağ sırtı = Boyuna uzanan dağın yukarısı. İri ve yiğit adam hakkında kullanılır: Dağ gibi bir delikanlı. Arada dağlar var — Pek büyük fark var. Dağların şenliği = mec. Ayı. Karadağ = Balkan yarımadasında şimdi Yugoslavya’ya bağlı dağlık küçük ülke. Dağ keçisi = Yabanî keçi. Yanardağ = Ateş püsküren dağ. Ar. Bürkân, Fars. kûh-i Ateş-feşân. Sıradağlar = Birbiri ardısıra zincirleme uzanan dağlar. Osm. sisile-i cibâl.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Saçmak, ayırmak ve perişan etmek: Bu kâğıtları odanın içinde kim dağıttı? 2. Tevzi ve taksim etmek, bölüştürmek, ayrı ayrı vermek: Aşure dağıtıyorlar, gazeteleri müvezziler dağıtır. 3. Öteye beriye püskürtüp defetmek: Rüzgâr bulutlan dağıttı: Ağız dağıtmak = Terbiyesizcesine fena sözler söylemek: Ağzını pek dağıtıyor. Ağzını, burnunu dağıtmak = Pek fena döğmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dedicated Access Line. defended asset list; A ranked listing of facilities, forces, and national political items that require protection from attack or hostile surveillance The list is compiled from federal departments and agencies, unified and specified

Türkçe - İngilizce Sözlük

Reducing the volume of a note by touching the strings or using a built-in damping mechanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Grades from first degree black belt forward that denote degrees of proficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Digital information or just information, depending on the context. 1 in the context of remote sensing, a computer file containing numbers which represent a remotely sensed image, and can be processed to display that image 2 a collection of numbers, string

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dayanacak değnek, asâ, sopa. 2. Dövmekte kullanılan değnek veya sopa, kötek. 3. Kapı arkasına veya başka bir şeye dayatılan destek, payanda: Kapı dayağı. 4. Darbe, darp, vurma, dövme: Dayak atmak, dayak yemek, dayak cezası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

keynote. rest. shore. support. base. basis. substratum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). derin; anlaşılmaz; şiddetli, ağır; koyu (renk) ; kalın, boğuk, pes (ses). deep -dyed (s). hakiki, tam. deep in debt borca batmış, gırtlağa kadar borç içinde. deep in thought derin düşünceye dalmış. deep -rooted (s). uzun köklü; kökleşmiş (inanç vb),

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Öteye itme, kakma, cezb ve celb’in zıddı: Gök cisimlerini yerli yerinde tutan cezb ve def kaidesidlr. 2. Savma, men, savuşturma: Bu ilâç sıtmayı def eder, öyle muzır bir adamı her yerden defederler. Olmak fiiliyle de kullanılır: Hele buradan defolup gitti. Hamdolsun baş ağrısı defoldu, defol, yıkıl, eksik oll 3. Verme, ödeme, sarf, harç (bu mânâ ile dilimizde masdarı az kullanılmıştır; ism-i mef’Ülü «medfûAt» kullanılır). 4. Ortadan kaldırma, imha etme, bertaraf etme: İhtiyaçlarını def etmek: Gaileyi def etti. 5. (hukuk) Davalı tarafından davacının davasını def edecek bir dava açılması. Def’-i hâcet = Abdest bozma.

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: tefeci). Çok yüksek faizle ötekine berikine gizlice borç para veren: Defeciye borcu vardır, (bk.) Tefeci.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of defilading a fortress, or of raising the exterior works in order to protect the interior.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Set down the precise meaning of something Be prepared to state the limits of the definition Take note of multiple meanings if they exist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Definition Group A grouping of term and its definition Allowed within the definition listing within the front matter of the catalog Note that upon output, term and definition normally are laid out in tabular format, possibly separated by an automatically

Türkçe - İngilizce Sözlük

notebook. register. book. registry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

book. notebook. record. roll. exercise book. register. account book.

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. notebook. register. copybook. exercise book. inventory. cahier. record. writing block. writing pad.

Türkçe - İngilizce Sözlük

variable. changeable. flexible. changeful. unstable. unsteady. uncertain. choppy. inconstant. inconsistent. mobile. capricious. erratic. fickle. fitful. flexile. fluid. incalculable. inequable. labile. mercurial. mutable. protean. shifting. sliding.

Türkçe Sözlük

(i.) («değmek» ten). 1. Yürürken dayanacak ince sopa, asâ, baston: El değneği. Değneğe dayanmak: Değnekle yürümek. 2. Değnekle dövme: Vurma, sopa, dayak, kötek.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Dünyanın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyayı inkar eden, ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan. Materyalist. İsim olarak kullanılmaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person who believes in the existence of a remote, unknowable deity, usually male, who created the universe, but has not been involved with it since Most of the politicians who founded America were Deists.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act as a guide (for. to be a sign of. to indicate. to act as an intermediary (for. bode. denote. guide. import. point. signify.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crazy. insane. mad. lunatic. alienated. psychotic. person. idiotic. foolish. mad about. moonstruck. devotee (of. no all there. arrage. batty. crackers. crackpot. crochety. daft. demented. deranged. over the edge. harum scarum. loony. madman. maniac. moon.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Nefes, soluk çeken. 2. Ney, kaval gibi çalgıları devamlı üfleyen). 3. Bâzı kuşların, bülbül gibi, uzun uzun öteni. 4. Devamlı öten cins güvercin. 5. Şarap içen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A local population of a species; the community of potentially interbreeding individuals at a given locality; a population or race sampled over time.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yeryüzünün büyük bir kısmını kaplayan su. Ar. bahr, Fars. deryâ: Akdeniz, Karadeniz vesaire. 2. Dalga, fırtına: Bugün deniz vardı. 3. Büyük göl veya nehir, derya: Hazar, Aral denizi, Nil denizi. Açık deniz = Engin. Adalar denizi = Adaları çok deniz, aral (Ege Denizi hakkında kullanılmıştır). Deniz aşırı = Denizin ötesinde olan. Deniz otu: = 1. Deniz dibinde biten otlar. 2. Kaba olduğu için şilte ve kanape döşemesi doldurmaya mahsus tora halinde satılır bir cins ot. Deniz enginarı, perçemi, dikeni = Deniz otu çeşitleri. Ölü deniz = 1. Rüzgâr durduktan sonra bir vakit devam eden dalgalanma. 2. Enginde esen rüzgârın tesiriyle sahile gelip çatlamayan dalga. Deniz tutmak = Geminin yalpasından iç bulanıp hasta olmak: Denizde seyahat etmeye alışanları deniz tutmaz. Deniz kadayıfı = Öksürüğe karşı ve göğsü yumuşatmak için haşlanıp İçilen bir cins deniz otu ki, kurusu tel kadayıfına benzer, ciğer otu. Daniz koyunu = Ayıbalığı. Daniz kıyısı = Sahil, yalı. Deniz köpüğü = Hafif ve beyaz bir taş kl, marangozlukta vesairede kullanılır. Dört yanı deniz kesilmek — Hayrette kalıp ne yapacağını şaşırmak. Denize kalkmak = Denize çıkmak, bir limandan hareket etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Denizlerin ötesinde, ötesine: Deniz aşırı seyahat, deniz aşırı ülke.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takma diş, damak, protez.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karşı koymak, şiddetle itiraz etmek, protesto etmek: küçümsemek, yukarıdan bakmak; eski kötülüklerden korunmak için dua etmek. depreca'tion (i). karşı koyma protesto, itiraz. deprecatory (s). küçümseyen, karşı koyan, itiraz eden.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İki dağ arasındaki uzun çukur, vadi: O uzun derelerde binlerce koyun otlar. 2. Yalnız kışın akar küçük çay: Derede su içmek. Dereotu = Bir çeşit bitki ki, salataya konur. Derebeyi = Vaktiyle birkaç köye hükmü geçen nüfuzlu adam, feodal. Dere tepe = Düz olmayan yer, engebe. Dereden tepeden = Öteden beriden. Bin dereden su getirmek = Bahaneler söylemek. Sokak, dam deresi == Yağmur sularının akmasına mahsus çukurca yer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudal lord. local potentate.

Genel Bilgi

Deri bedeni bütünüyle sarar. Ağız, burun, anüs gibi doğal deliklerde mukoza adı verilen, yapısı deriye benzeyen ama daha ince bir tabaka ile birleşir. Dudaklarımızın renginin yüzümüzden farklı, biraz daha kırmızımsı olmasının da nedeni budur. Dudaklarımız yüzümüzdeki derimizin bir parçası değil sindirim ve solunum sistemimizin bir parçası olan ağzımızın dışa dönük devamıdır.

Vücudun hayati organlarını sayın deseler, derimiz pek akla gelmez. Halbuki derimiz vücudumuzun en hayati organlarının başında gelir. Derinin önemi o kadar büyüktür ki, yanma sonucunda üçte birinin yok olması hatta üçte birinin yağlıboya ile sıvanarak üzerindeki deliklerin kapatılması hayati sorun doğurabilir. Ayrıca derimiz vücudumuzun en büyük organıdır. Yetişkin bir insanın derisi 4-5 kilogram ağırlığındadır ve yaklaşık 7 metrekare alan kaplar.

Derimiz diğer tüm organlarımızdan daha hızlı büyür ve insan hayatı boyunca sürekli kendini yeniler. Devamlı kendini yenileyen bu organın, insan yaşlandıkça kırışmasının nedeni kendisi değil, altındaki kasların etkinliklerini yitirmeleridir.

Derimiz o kadar mükemmel bir organdır ki, kesildiği ya da yaralandığı zaman çevresindeki sağlam dokunun hücreleri hızla çoğalarak bu yarayı ya da kesiği kapatır. Kesilen yerin iki kenarı dikişle birbirlerine yaklaştırılırsa, onarılması gereken açıklık daralacağından iyileşme daha da çabuk olur. Bazen bu açıklık ne kadar kapatılırsa kapatılsın aradaki doku yeterince kendini onaramadığı için derimizde kalan bu yara izini ömrümüz boyunca taşırız.

Derimizin kalınlığı l-4 milimetre arasında değişir. En kalın derimiz avuçiçlerinde ve topuklarımızın altındakilerdir. Elleriyle çalışan kimselerin ellerinde veya uygun ayakkabı giymeyenlerin ayaklarında nasırlar meydana gelir. Bunlar derinin fazla sertleşmiş biçiminden başka bir şey değillerdir. Göz kapakları üzerindeki deri ise vücudun en ince derişidir.

Eğer vücudumuz deri ile kaplanmış olmasaydı yaşamımız düşünülemezdi. Derimiz bizi yalnız sıcağa, soğuğa karşı değil, aynı zamanda çarpmalara, sürtünmelere, ıslaklığa, rüzgara, güneş ışınlarına, zararlı bakterilere ve dışarıdan gelecek tehlikelere karşı da korur. Derimizin bütünü üzerinde soğuk ve sıcaklığı duymamıza yardım eden dokunma cisimciklerinin sayısı 600,000’den fazladır.

Derimiz terleme yolu ile solunum yapar, toksinleri atar, vücudun ısı dengesini korur. Bir santimetrekarelik bir deri yüzeyinde binlerce ter deliği bulunur. Her gün buharlaşarak derimizden çıkan ter ortalama l litre kadardır.

Öteki organlarımızın aksine derimiz kısa zamanda aşınır. Yüzeydeki hücreler bir kaç hafta içinde ölür ve dökülürler ama aşınan derinin yerine sürekli yenisi gelir. Hiç başımızdaki kepeklerin nereden geldiklerini düşündünüz mü? Kepekler aslında derimizin küçük pulcuklar halinde ufalanıp düşmesinden başka bir şey değillerdir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

marginal note. note written in / on the margin. marginal nfr. postscript up s. ). sidenote.

Türkçe Sözlük

(I.). Toplama, devşirme. Ar. cem’, tahşîd, Iktitâf. Öteden beriden toplanıp bir yere getirilmiş. Derme çatma = 1. Öteden beriden devşirilip çatıştırılmış çalı çırpıdan ibaret: Derme çatma ev. 2. Öteden beriden toplanmış intizamsız topluluk, derentl, devşirme: Onun askeri hep derme çatma İdi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a small fast lightly armored but heavily armed warship. a person who destroys or ruins or lays waste to; 'a destroyer of the environment'; 'jealousy was his undoer'; 'uprooters of gravestones'. , the agent employed in the killing of the first-born; the de

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naval vessel of small displacement and maximum speed having a battery of light rapid-fire guns and heavy deck torpedo tubes These vessels have a moderate steaming radius and are intended for the protection of capital ships and for convoy and scouting du

Türkçe - İngilizce Sözlük

The attribute on the left-hand side of the arrow in a functional dependency. risk factors that include exposure level and influences probability of cumulative exposures, peak or remote exposures, recent or lagged exposures according to duration, place, en

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sadık, bağlı, merbut, vakfedilmiş. devotedly (z). fedakârcasına, sadakatle.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toplama, Ar. cem’. 2. Katlama, sarma. 3. Öteden beriden toplanmış düzensiz asker: Devşirme askeri (bu dördüncü mânâ ile sıfat gibi c(,e kullanıIıp «devşirme asker» denir. Yeniçerilik zamanında ise, farklı mânâsı vardı. Belirli kanunlara göre yeniçeri olmak üzere acemioğlanı yazılan gençlere devşirme denirdi).

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başka, öte, öteki, Ai-İDiğer iş, diğer adamlar. Diğeri = Başkası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attention. attentiveness. carefulness. care. cautiousness. watchfulness. application. caution. note. notice. regard. remark.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attention. accuracy. aida. application. care. take care!. ear. fidelity. heed. note. notice. precision. rigour. vigilance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beware. heed. look. mind. note. observe. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take care. to be careful. to pay attention. attend. beware. guard. heed. look out for sth. mark. mind. note. notice. observe. reck. regard. to watch one's step. trouble. to be wary of. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A remote device which reduces the light output of a stage lighting fixture by reducing the total wattage it receives, commonly grouped in banks, panels or packs Present technology usually has a dimmer per circuit, as opposed to systems where a limited num

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument used to change the voltage of lights on the set, regulating in this way thier intensity NOTE: Not recommended for color cinematography, as the color temperature of the lights will also change.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Controls the brightness of a particular fixture A dimmer pack is a device used to control a fixture from a remote control panel Dimming may also be a feature within an intelligent light or a specific control device.

Türkçe - İngilizce Sözlük

religious. devout. pious. devotional. godly. prayerful. devotee. godfearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Double income, no kids A term used to denote a working couple, often in the market for condominium ownership or other types of real estate investments.

Türkçe - İngilizce Sözlük

footnote. annotation. postscript. gloss.

Türkçe - İngilizce Sözlük

footnote. postscript.

Türkçe - İngilizce Sözlük

footnote. foot nfr. Postscript.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Öteden beriden derilip devşirllmiş Adi şeyler, derme çatma şey. 2. Öteden beriden devşirilmiş gayri muntazam ve işe yaramaz asker.

Teknolojik Terim

Dijital Işık İşleme anlamına gelir. Texas Instruments tarafından bulunan bir mikro ekran teknolojisidir. DLP üzerinde milyonlarca hareketli, mikroskobik aynalar bulunan bir dijital mikro ayna aygıtı (DMD) prensibine dayalıdır. Her bir ayna, yansıtılan görüntüdeki tek bir piksele karşılık gelir. Bir renk tekerleği aracılığıyla filtre edilen kırmızı, yeşil ve mavi dönüşümlü olarak saniyede 5,000 defaya kadar açılıp kapanan DND’ye yönlendirilir. Yansıtılan ışık bir lens aracılığıyla ekrana yönlendirilerek, görüntü oluşturulur. Gelişmiş HDTV projektörler yeşil, kırmızı ve mavi için ayrı DMD’lerle üç çipli bir çözüm kullanır ve renk tekerleğinin ötesine geçer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is the first of the seven syllables used by the Italians as manes of musical tones, and replaced, for the sake of euphony, the syllable Ut, applied to the note C.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To deal with for good and all; to finish up; to undo; to ruin; to do for. the syllable naming the first note of any major scale in solmization create or design, often in a certain way; 'Do my room in blue'; 'I did this piece in wood to express my love for

Türkçe - İngilizce Sözlük

bluntly. frankly. candidly. downright language. in plain english. flat footed. point blank. straight from the shoulder. straight out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

verification. confirmation. confession. corroboration. protestation. redress. vindication.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dövülmek, vurulmak. Osm. darbolunmak: O kadar küçük çocuk dövülür mü? 2. Havanda veya diğer bir Aletle kırılmak, ezilmek: Bu havanda keten tohumu, ötekinde ise şeker dövülür. 3. Topa veya kurşuna tutulmak: Bu kale denizden dövülemez, karadan dövülebilir. (bk.) Dövülmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dönmek, devir, cevelan etmek: Sabahtan beri sokaklarda dolaşıyorum; kırlarda dolaşıp durduk. 2. Gezmek, seyahat etmek. Fars, geşt-ü güzâr, Ar. teferrüc: Bir dolaş da gel; bir iki sene Anadolu’da dolaştım; o adam Akdeniz’de çok dolaştı; gelin biraz dolaşalım. 3. Yayılmak, intişar etmek, ortalarda olmak: Öyle bir söz dolaşıyor. 4. Birbirine geçmek, karışmak, girift olmak: Saçları dolaşmış: Bu iplikler dolaşırsa çözülmesi pek zor olur. 5. Doğrudan gitmeyip dolaşıklı olmak, öteye beriye sapmakla uzamak: Bu yol çok dolaşıyor. 6. Dönüp diğer bir taraftan varmak: Arkadan dolaş; art kapıdan dolaştık. 7. Boşuna gezmek, Ötede beride gezip durmak: İşsiz dolaşıp duruyor; buralarda ne dolaşıyorsunuz? Dışarıda çok dolaşma işimiz vardır. 8. Çevrilip öbür tarafa geçmek: Bozburun dolaşıldığı gibi limana girilir. 9. Gezerek aramak ve teftiş etmek: Bütün kırları dolaştık, vuracak bir kuş bile bulamadık. 10. Dönmek, devretmek: Kaptan Cook yelkenli gemisiyle dünyayı üç kere dolaştı; Stanley bütün Güney Afrika’yı dolaştı. 11. Gezip dolanmak veya teftiş etmek: Maarif müdürleri mektepleri dolaşmakla vazifelidir; idare memurları, idarelerindeki yerleri dolaşmakla mükelleftir. Ayak dolaşmak = Doğru yürüyemeyip ayaklan birbirine karışmakla sarhoş gibi yürümek. Ayağa dolaşmak = 1. Mâni ve engel olmak. Osm. musallat ve bâr olmak: Ayağıma dolaştı durdu. 2. İyiliğe karşılık bir fena hareketin cezasını çekmek: Nimetin kadrini bilmedi, ayağına dolaştı. Bir şeyin ardında, arkasında dolaşmak = Peşine düşmek. Dört dolaşmak = Sıkıntıda bulunmak, oraya buraya başvurmak. Dil dolaşmak = Açık ve rahat söyleyememek, sarhoş gibi söylemek, sözün gelişini idare edememek: Sanığın dili dolaştı, itiraf etti. Zihin dolaşmak = Zihin karışmak, şaşırmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

indirect. circuitous. mediate. constructive. oblique. remote. roundabout. secondhand.

Teknolojik Terim

Dolby® Digital Plus, Dolby® Digital tabanlı yeni bir ses kodeki olup Blue-Ray ve HD-DVD gibi gelecek nesil diskler için kullanılacaktır. Dolby® Digital Plus, veri hızını 3 Mbps ve daha fazlasına genişletmeyi teklif ediyor. Ayrıca gelecekte geleneksel 5.1 kanal modelinin ötesinden 7.1 ayrı kanallara ya da daha fazlasına kanal genişletilmesine izin verme esnekliğine sahiptir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth tone of the scale; thus G is the dominant of C, A of D, and so on. the fifth note of the diatonic scale exercising influence or control; 'television plays a dominant role in molding public opinion'; 'the dominant partner in the marriage' of gene

Türkçe - İngilizce Sözlük

the fifth note of the diatonic scale. exercising influence or control; 'television plays a dominant role in molding public opinion'; 'the dominant partner in the marriage'. of genes; producing the same phenotype whether its allele is identical or dissimil

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a series of terms applied to the phenotypic effect of a particular allele in reference to another allele with respect to a given trait An allele 'A' is said to be dominant with respect to the allele 'a' if the A/A homozygote and the A/a heterozygot

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth note of the diatonic scale This applies tomajor and minonr keys The dominant note in the key of C is G, for example.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a series of terms applied to the phenotypic effect of a particular allele in reference to another allele with respect to a given trait An allele 'A' is said to be dominant with respect to the allele 'a' if the A/A homozygote and the A/a heterozygot

Türkçe - İngilizce Sözlük

Those conditions that are expressed in heterozygotes, ie, individuals with 1 copy of the mutant gene and 1 copy of the normal allele; refers to phenotype.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alleles that determine the phenotype displayed in a heterozygote with another allele.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth note of a diatonic scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük

quatrain. crotchet. quarter note. quadrature.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The dragon is of ancient date and played a prominent part in early romance, though little used in English heraldry He is usually depicted with four legs and wings, a long barbed tail, usually knotted, and a body protected by scales When the dragon is draw

Türkçe - İngilizce Sözlük

a dramatic work intended for performance by actors on a stage; 'he wrote several plays but only one was produced on Broadway'. an episode that is turbulent or highly emotional. the literary genre of works intended for the theater. the quality of being arr

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bed, bing) sopayla dövmek, dayak atmak; üstesinden gelmek. drubbing (i). dayak, kötek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe. whistle. hooter. reed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hooter. whistle. pipe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). boşaltmak, atmak; (tic.) damping yapmak, fiyatları düşürmek, toptan ucuz fiyata vermek; düşmek; (i). çöp yığını, çöplük, mezbele;(A.B.D.), (argo) köhne ve kötü şöhretli ev veya otel; komputer makinadaki bütün bilginin makinadan boşalıp kâğıd

Türkçe - İngilizce Sözlük

A remote network that can be accessed via a telephone number Also provides modular support for multiple dial-up providers with support for a variety of different protocols.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dial-up Networking A part of the Windows 95/98 operating system used for initializing communications between modems and establishing new connections to remote dial-up services.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stop. halt. pause. break. tonic note. caesura. rest. stand. station.

Türkçe - İngilizce Sözlük

addicted. down at heels. fond. doting. fallen. fallen on hard times. poor. decayed. affected. jealous. jealous of. keen. keen on. partial. sharp-set. addict. almsman. devotee. given to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

buff. devoted. devotee. doting. fond. freak. given. mad. nut. partial. addicted. fond of. enamoured. inveterate. broken down. decayed. poor. needy. addict.

Türkçe Sözlük

(i.). Durmayıp daima öten, çok söyler, geveze: Düttürü Leylâ = Geveze ve kılıksız kadın.

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrective. rectifier. troubleshooter. proofreader düzeltmen. musahhih.

Türkçe - İngilizce Sözlük

line up. arrange. collocate. compose. construct. coordinate. dispose. do. do out. draw. draw up. engineer. execute. forge. form. frame. get up. give. grade. lay out. methodize. mount. order. organize. promote. put up. regularize. regulate. scheme. se.

Türkçe - İngilizce Sözlük

regulating. organizing. regulatory. organizer. regulator. regulative. compensator. grader. promoter. trimmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat-footedness. being ill-omened.

Türkçe - İngilizce Sözlük

English Heritage is the national heritage body for England created by Parliament in 1984, charged with the protection of the historic environment and with promoting public understanding and enjoyment of it.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Potential generated between an oxidation or reduction half-reaction and the H electrode in the standard state. expresses doubt NA - no; not WE - pronoun.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The potential that is generated between an oxidation or reduction half-reaction and the standard hydrogen electrode In soils it is the potential created by oxidation-reduction reactions that take place on the surface of a platinum electrode measured again

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sekizinci, sekizde bir. eighth note sekizlik nota, çengelli nota.

Türkçe - İngilizce Sözlük

generally. usually. mostly. with a majority of votes.

Ülke

Başkent: Quito.

Nüfus: 10.677.000.

Yüzölçümü: 269.178 km2.

Komşuları: Kuzeyde Kolombiya, doğuda ve güneyde Peru.

Önemli Şehirleri: Guaya quil, Quito.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: İspanya, kuzey inka imparatorluğu olan bölgeyi 1633’te fethetti. 24 Mayıs 1822’de Kurtuluş güçleri Quito yakınlarında İspanyolları yenilgiye uğrattı. Ekvator önce Büyük Kolombiya Cumhuriyeti’nin parçası oldu ama 13 Mayıs 1980’de ayrıldı. 1968’den itibaren sivil ve askeri diktatörlerce yönetildi. 1979’da askeri cunta idareyi demokratik sivil hükümete devretti.

1972’den beri ekonomi petrol ihracatına dayanmaktadır. Ekvator, 20 bin kişiyi evsiz bırakan ve ülkenin önemli petrol hatlarını harap eden 5-6 Mart depremini takiben 8.2 milyara yakın dış borcu nedeniyle faiz ödemelerini 1987’de erteledi.

Ülkedeki Hintliler 1990’larda daha fazla hak talep eden bir dizi protesto düzenlediler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Originally, the highest note in the scale of Guido; hence, proverbially, any extravagant saying.

Teknolojik Terim

Diskten okunan CD verileri, geçici bir tampon bellekte tutulur ve sürekli buradan okunur. Lazer pikap, bir darbe ya da titreşim sonucunda yerinden oynarsa, bu belleğe yazılı veriler, sesin kesilmesini önler. Yeni Sony CD tepsili cihazlarda bulunan gelişmiş G-PROTECTION™ teknolojisi, yalnızca 0,5 saniye içinde lazerin yeniden odaklanmasını sağlarken “alpha GEL®” sönümleyici düşük frekanslı titreşimleri emmektedir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidence. reliance. safety. security. surety. trust. reliability. protection. check. lock. emergency. belief. the police. the law. safety catch. back up. faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bill to order. promissory note. note of hand. bill made out to order. bill payable to order. instrument to order. instrument payable to order. order instrument. negotiable note.

Türkçe - İngilizce Sözlük

End Node APPN end system that implements the PU 2 1, provides end-user services, and supports sessions between local and remote CPs ENs are not capable of routing traffic and rely on an adjacent NN for APPN services Compare with NN See also CP.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, incumber f. engel olmak, mani olmak; yüklemek, zorunluluk veya sorumluluk altında bırakmak. encumbrance i. yük, engel, mâni; çocuk, bakımından sorumlu olunan kişi; huk. borç, ipotek . without encumbrances çocuksuz; ipoteksiz, ilişiksiz. encumbrancer

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. endotermik, ısı alan, hararet alıcı

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. enerji, erke, güre; kudret, kuvvet; faaliyet, gayret. Devote your energies to this Gayretinizi buna hasrediniz .

Yabancı Kelime

Fr. infrarouge

fiz. kızıl ötesi

Işık tayfında kırmızı alanın ötesindeki alanda yayılmış ısı ışınlarından oluşan, gözle görülmeyen ışınım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elçi, sefir, murahhas, özel görevi olan memur; düzyazı veya şiirde yazar veya şairin özellikle ithaf şeklindeki son sözü. envoy extraordinary and minister plenipotentiary fevkalade murahhas ve ortaelçi, büyükelçiden bir alt derecedeki diplomat.

Türkçe Sözlük

ABD Çevre Koruma Kurumu ( Environmental Protection Agency )

Türkçe - İngilizce Sözlük

Estimated Position Error The term used by Airbus Industries as a measure of the current estimated navigational performance Also referred to as Actual Navigation Performance or Estimated Position Uncertainty Note: The RTCA DO-236 Term is Estimated Position

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) her iki cinse ait, her iki cinsin özelliğini taşıyan; (gram.) eril ve dişil şekilleri bir olan (kelime); ne biri ne öteki;cinsiyetsiz; kadınımsı (erkek)

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) adalet, insaf, hakkaniyet,denkserlik; (huk.) resmi kanunlara ilave edilen adalet üzerine kurulmuş kurullar ve evvelki emsal; (huk.) davalı ve davacı arasında eşitlik ve denkserlik namına verilen karar; (tic.) borç ve ipotekten sonra firma ve sahibini

Türkçe - İngilizce Sözlük

Oestrogen receptor A protein on breast cancer cells that binds oestrogens It indicates that the tumour may respond to hormonal therapies Tumours with plenty of ER have a better prognosis that those which do not.

Türkçe - İngilizce Sözlük

masculinity. virility. courage. manly behaviour. sexual potency.

Türkçe - İngilizce Sözlük

base. bottom. nucleus. source. foundation. basis. the true state of a thing. the essence. the fundamental principle. the essentials. fundament. origin. original. body. institute. ground. standard. keynote. matter. head. point. pith. staple position. top.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deny. grudge. spare. stint. to begrudge. to protect. to grudge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to protect from. to withhold. deny. grudge. preserve. spare.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be protected from. to be withheld.

Genel Bilgi

İnsanlar tarihlerinde çok uzun bir süre tuvalet kullanmadılar. Başlangıçta hayvanlar nasıl yapıyorlarsa, onlar da öyle yaptılar. İşlerini en yakın çalının dibinde veya bir ırmak kenarında görebiliyorlardı. Ancak toplumlar geliştikçe, köyler, kasabalar ortaya çıktıkça tuvalet ihtiyacını karşılamak için daha uzak mesafelere gitme zorunluluğu doğdu. Ayrıca açıkta bırakılan atıkların yarattığı kötü koku ve hastalık tehlikeleri de insanlarda bu konuda bazı önlemler almanın zamanının geldiği bilincini oluşturdu.

Binlerce yıl önce Sümerler, Mısırlılar ve Hindistan’da yaşayanlar oturakta oturup, ihtiyaçlarını giderdikten sonra oturağa düşenleri uzakta bir yerlere döküyorlardı. İki bin yıl önce ise Romalılar ilk basit tuvaleti kullanmaya başladılar. Atıklar oturdukları deliğin içine düşüyor, deliğin altından akan su onları uzağa taşıyordu.

Çiftçilerin, açık arazide çalışanların ise zaten böyle bir dertleri yoktu. Tarlanın bir köşesine çukur kazıyor, çukur yeterince dolunca, toprakla dolduruyor ve başka bir çukur kazıyorlardı. Geceleri ise yataklarının altında bir lazımlık bulunduruyorlardı.

Ortaçağda kale ve şatolarda atık bir delik vasıtası ile binanın etrafındaki su birikintisine düşürülüyordu. Bir yere tuvaletini yapıp, onu bir tanktan gelen su ile sürükleyip, uygun bir yere bırakma fikri ilk olarak Kraliçe 1. Elizabeth zamanında, 1589 yılında John Harrington’dan geldi. Ancak o zamanlar İngiltere’deki evlerde ne böyle bir tankı dolduracak, ne de atığı alıp götürecek su sistemi vardı.

Günümüzdekilere benzer bir tuvalet ancak iki yüzyıl sonra 1778’de İngiltere’de bir saat yapımcısı olan Alexander Cumming tarafından tasarlandı ve Joseph Bramah tarafından geliştirildi. Tuvaletlerden evlere yayılan kötü koku ise 1849 yılında Stephen Green’in ‘U’ şeklinde bir boruyu tuvaletin çıkışına monte etmesi ile son buldu. Tuvaletlerin ve günümüzde lavaboların da altında bulunan bu ‘U’ şeklindeki boruda her zaman bir miktar su kalır ve kokunun oluşmasını önler. Tabii o zamanlar tuvaletler dökme demirden yapılıyordu. Sonra düzgün yüzeylerinin temizlenme kolaylığı bakımından seramik tuvaletler üretilmeye başlanıldı. 1888 yılında ise tuvaletlere zinciri çekilince suyu akan klozetler ilave edildi.

Bizde tuvaletler için hela, kenef, ayakyolu, WC., 00, yüznumara gibi birçok isim kullanılır. ‘WC.’ İngilizce ismindeki ‘Water Closet’in baş harfleridir. Yüznumaranın hikayesi ise değişik. Eskiden Fransa’da otellerde tuvaletler koridorların uçlarındaydı. Odaların her birine birer numara verirken, tuvaletlere numarasız demişler ve ‘00’ diye işaretlemişlerdi. Fransızca’daki ‘numarasız’ kelimesi ile ‘100 numara’ kelimesi hemen hemen aynı telaffuz edildiğinden, bizde Fransızcası biraz kıt birinin tercüme hatası sonucu ‘yüznumara’ olarak yerleşmiştir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mysterious. enigmatic. esoteric. occult. uncanny.

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya) (y. k.) 1. Yeryüzünde sıcaklığı eşit olan noktalar. 2. Bu noktaların meydana getirdiği eğri, isoterm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ETI is a non-governmental organization in operational relations with UNESCO Its mission is to develop and produce scientific and educational computer-aided information systems, to improve the general access to and promote the broad use of taxonomic and bi

Türkçe - İngilizce Sözlük

effect. influence. action. efficacy. efficiency. effectiveness. forcefulness. reflection. reflexion. bearing. clout. drag. drift. force. hold. impact. impress. impression. imprint. incidence. interest. jolt. leaven. penetration. point. potency. pull.

Türkçe - İngilizce Sözlük

effect. impression. influence. result. action. efficacy. impact. importance. imprint. operation. potency. power. prestige. sequence. sway. sympathy. virtue. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

effective. influential. efficient. forceful. powerful. penetrative. penetrating. commanding. effectual. efficacious. hefty. moving. operative. poignant. potent. swinging. telling. trenchant. forcible.

Türkçe - İngilizce Sözlük

drastic. effective. effectual. efficacious. forceful. forcible. hefty. influential. operative. potent. powerful. pronounced. strenuous. telling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

active. effective. forceful. operative. prepotent. ascendant. ascendent. effectual. hard-core. real.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ineffective. ineffectual. inactive. impotent. inefficacious. inefficient. inoperative. nerveless. non-effective. noneffective. spent.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Avrupa. Europe'an (i.),(s.) Avrupalı; (s.) Avrupa'ya mahsus. European plan otelde oda ve kahvaltı parasını beraber ödeme sistemi. European Economic Community Ortak Pazar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (fiz.), (kim.) maksimum erime yeteneği olan, ötektik (madde).

Türkçe - İngilizce Sözlük

a unit of energy equal to the work done by an electron accelerated through a potential difference of 1 volt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The basic unit of energy used in high energy physics It is the energy gained by one electron when it moves through a potential difference of one volt By definition an eV is equivalent to 1 6 x 10-19 joules This is a very small amount of energy and the mor

Türkçe - İngilizce Sözlük

The energy gained by an electron which accelerates through a potential difference of one volt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electron Volt. the energy needed to move one electron through a potential of one volt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ALTERNATE MODE CAMPAIGN - Use of multiple pieces or methods as a marketing effort to promote awareness of all alternate modes of travel Electronic methods must be documented.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) muhafazakar Protestan; Protestan; (s.) İncil'e ait, İncil'e özgü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rote. by heart. memorization. learning by heart. memorizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

without knowing. by heart. by rote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

learn by heart. memorize. commit to memory. learn by rote. commit memory. swallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük

strain. tune. melody. song. note.

Yabancı Kelime

Fr. ésotérique

fel. içrek

Belirli bir insan topluluğunun dışında kimseye bildirilmeyen, yalnızca sınırlı, dar bir çevreye aktarılan (her türlü bilgi, öğreti).

Türkçe - İngilizce Sözlük

The tone F. the syllable naming the fourth note of the diatonic scale in solmization.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the syllable naming the fourth note of the diatonic scale in solmization.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Firearms Act FAC: Firearms Acquisition Certificate. final approach. in the Western do re mi, the 4th note, equivalent to ma.

Türkçe Sözlük

FACEBOOK . Facebook Inc, insanların arkadaşlarıyla iletişim kurmasını ve bilgi alışverişi yapmasını amaçlayan bir sosyal paylaşım web sitesidir. 4 Şubat 2004 tarihinde Harvard Üniversitesi 2006 sınıfı öğrencisi Mark Zuckerberg tarafından kurulan facebook, öncelikle Harvard öğrencileri için kurulmuştu. Daha sonra Boston civarındaki okulları da içine kapsayan facebook, iki ay içerisindeki Ivy Ligi okullarının tamamını kapsadı. İlk sene içerisinde de; Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tüm okullar facebook’da mevcuttu. Üyeler önceleri sadece söz konusu okulun e-posta adresiyle (.edu,.ac.uk,vb.) üye olabiliyordu. Daha sonrasında da ağ içine liseler ve bazı büyük şirketler de katıldı. 11 Eylül 2006 tarihinde ise facebook tüm e-mail adreslerine, bazı yaş sınırlandırmalarıyla açıldı. Kullanıcılar diledikleri ağlara; liseleri, çalışma yerleri ya da yaşadığı yerler itibarıyla katılım gösterebilmektedirler. Alexa istatistiklerine göre facebook 31 Ekim 2010 itibarıyla; Dünya’nın en fazla ziyaret edilen 2’inci sitesidir. Bunun yanı sıra; Kanada, Güney Afrika ve Norveç’in en fazla ziyaret edilen sitesi;İngiltere ve İsveç’in 2'inci en fazla ziyaret edilen sitesi, Mısır ve Panama’nın 3.üncü ABD, Avustralya ve Türkiye’nin de 5'inci fazla ziyaret edilen sitesidir. Facebook ismini “paper facebooks”dan alır. Bu form A.B.D.üniversitelerinde okulların öğrencilerine, öğretmenlere ve çalışanlara doldurduğu onları tanıtan bir formdur. Facebook’un şu anda 800 milyondan fazla kullanıcısı bulunmaktadır. Site kullanıcılara ücretsizdir ve gelirini banner reklamlarından ve sponsor gruplarından almaktadır (Nisan 2006’da gelirlerin haftalık 1,5 milyon dolar olduğu öne sürülmüştür). Kullanıcılar profilleri fotoğrafları, ilgi alanları, gizli ya da açık mesajları ve arkadaş grupları sergilemektedir. Profillerin gösterimi sadece arkadaşlara görünecek şekilde veya belli ağların dışındakilere açık olmayacak şekilde sınırlandırılabilir. TechCrunch’a göre; A.B.D.’deki üniversitelerdeki öğrencilerin %85’inin facebook’da bir hesabı bulunmakta ve bunların %60’ı her gün bağlanmaktadır. %85 her hafta, %93 her ay bağlananlar arasındadır. Facebook sözcüsü Chris Hughes ise kullanıcıların her gün ortalama 19 dakika facebook’da vakit geçirdiğini söylemektedir. Facebook’un Kurucusu, eski Harvard Üniversitesi Öğrencisi Mark Zuckerberg 13 Mart 2009 itibarıyla facebook’un yeni arayüzü tüm hesaplarda kullanılmaya başlamıştır. Ancak bu arayüz, kullanıcılar arasında ikilik yaratmıştır. Bazı kullanıcılar bu arayüzü çok başarılı bulurken, bazı kullanıcılar protesto etmektedir. Facebook yöneticileri ise bu yeni arayüz için ısrar etmektedirler. Teknik açıdan ise facebook, web otoriteleri tarafından en başarılı Web 2.0 uygulamalarından biri olarak gösterilmektedir. 2006 yılında, MySpace’in News Corporation’a satılmasıyla facebook’un da satılacağı söylentileri çıkmıştır. Zuckerberg ise facebook’u satmak istemediğini belirtmiş ve söylentileri yalanlamıştır. İlk teklifin Viacom tarafından 975 milyon dolar olduğu öne sürülür

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şahin, sungur, doğan. falconer (i). şahinci, doğancı, avcı. falconry (i). şahin veya doğan ile avlanma; doğancılık,kuşçuluk. peregrine falcon alaca doğan,şahin, (zool.) Falco peregrinus. red footed falcon kırmızı ayaklı kerkenez, (zool.) Falcovespert

Türkçe - İngilizce Sözlük

false note. blunder. error.

Türkçe - İngilizce Sözlük

false note. blunder. clanger. fluff.

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a false note. faulty. false.

Türkçe - İngilizce Sözlük

without any false note.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a device for creating a current of air by movement of a surface or surfaces. an enthusiastic devotee of sports. an ardent follower and admirer. strike out ,. make fiercer; 'fan hatred'. agitate the air. separate from chaff; 'She stood there winnowing grai

Türkçe - İngilizce Sözlük

fanatic. fanatical. rabid. red-hot. roaring. fanatic. devotee. energumen. rooter. zealot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigoted. fanatic. zealot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Distant in any direction; not near; remote; mutually separated by a wide space or extent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Remote from purpose; contrary to design or wishes; as, far be it from me to justify cruelty.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Remote in affection or obedience; at a distance, morally or spiritually; t enmity with; alienated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To a great distance in time from any point; remotely; as, he pushed his researches far into antiquity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unit of electrical capacitance, the capacitance of a condenser between the plates of which there is a difference of potential of 1 volt when it is charged by a quantity of electricity equal to 1 coulomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The capacitance of a capacitor in which a charge of 1 coulomb produces a change of 1 volt in the potential difference between its terminals The Farad is the unit of capacitance in the mksa system.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unit of capacitance whereby a charge of one coulomb produces a one volt potential difference.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A farad is the measure of capacitance One farad is equal to 1 coulomb of charge between two terminals causing one volt of potential difference.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The SI unit of capacitance A farad is the capacitance of a capacitor in which a charge of 1 coulomb produces a potential difference of 1 volt between the terminals.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unit of electrical capacity; capacity of a condenser which, when charged with one coulomb of electricity, gives difference of potential of one volt. the capacitance of a capacitor that has an equal and opposite charge of 1 coulomb on each plate and a volt

Türkçe Sözlük

(i. A.) Farzetme, var sayma, ipotez.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to notice. to perceive. to realize. to distinguish. to make a difference. to matter. to take on board. detect. differ. discern. note.

Türkçe - İngilizce Sözlük

behold. discover. note. recognize. see.

Türkçe - İngilizce Sözlük

discover. get. note. notice. take notice of sth.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). daha uzak, daha uzun, öteki, ötedeki; (z). daha uzakta, daha ötede, daha ilerde; daha uzağa, daha fazla; bundan başka, ayrıca, buna ilâveten. farthermost (s). en uzak, en ötede, en ileride; (bak). further.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). en uzak; un uzun; (z). en uzakta, en ötede, en ilerde, en uzağa; (bak). furthest.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Incoterm meaning Free Alongside Ship'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An INCOTERM describing a term of sale that details the responsibilities of the buyer and seller for the international trade transaction Under this term, the seller fulfills his obligation to deliver when the goods have been placed alongside the vessel on

Türkçe - İngilizce Sözlük

Free alongside ship A pricing term indicating that the quoted price includes the cost of delivering the goods alongside a designated vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Free alongside ship A pricing term indicating that the quoted price includes the cost of delivering the goods alongside a designated vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Free alongside See Incoterms above.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Friendly or devoted to such a government; as, the Federal party. see Federalist. any federal law-enforcement officer a member of the Union Army during the American Civil War national; especially in reference to the government of the United States as disti

Türkçe - İngilizce Sözlük

Folder Error Summary A list of errors made during the auditing of an individual, as well as an appraisal of the individual's progress Frequently used as a verb, meaning 'to examine a case folder and note the errors found '. fixed earth station.

Türkçe Sözlük

(i. tekrar unsuru). Falan ve fıstık sözlerinin yanı sıra söylenir: Falan festegiz; felan fıstık. Festegiz = Şu, bu; öteberi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فوق العاده] olağanüstü, olağan dışı, alışılmışın ötesinde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An albuminous body, resembling animal fibrin in composition, found in cereal grains and similar seeds; vegetable fibrin. a white insoluble fibrous protein formed by the action of thrombin on fibrinogen when blood clots; it forms a network that traps red c

Türkçe - İngilizce Sözlük

a white, insoluble protein formed by the chemical fibrinogen to form blood clots. an insoluble protein that forms the necessary fibrous network in the coagulation of blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elastic filamentous protein in the blood that cannot be dissolved and which forms clots along with platelets.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An insoluble protein.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Clot forming protein these clots often remain suspended in the serum and cause problems within sampling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tough, sticky protein threads that form during coagulation to bind and strengthen the platelet plug. a substance in the blood that combines with blood cells and platelets to form a chemically stable clot at the site of bleeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Natural body protein that is deposited on injured tissues, contributes to the stoppage of bleeding, and aids in tissue repair by forming a matrix for migrating fibroblasts and the formation of collagenous tissue The removal of this matrix is necessary to

Türkçe - İngilizce Sözlük

anecdote. joke. clause. paragraph. funnies.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anecdote. article. clause. joke. vertebra.

Türkçe - İngilizce Sözlük

paragraph. vertebra. anecdote. column. short feature. article. chestnut. clause. head. item. subclause. subparagraph. subsection.

Ülke

Başkent: Yamoussoukro (resmi), Abidjon (de facto).

Nüfus: 14.296.000.

Yüzölçümü: 320.763 km2.

Komşuları: Batıda Liberya, Gine Kuzeyde Mali, Burkina Faso, Doğuda Gana.

Önemli Şehirleri: Abidjon.

Din: Animist %63, Müslüman %25, Hıristiyan %12.

Dil: Fransızca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 1848’den beri Fransız koruması altında bulunan Fildişi kıyısı, 1960’ta bağımsız oldu. İhracat için ayrılan tarım ürünleri, Fransa ile yakın bağlar ve dış yardımlar sayesinde Afrikalı uluslar içinde en başarılısıdır. Nüfusun %20’sini komşu ülkelerden gelen işçiler oluşturur.

Öğrenciler ve işçiler Şubat 1990’da Başkan Felix Houphouet-Boigny’nin uzaklaştırılması ve çok partili demokrasiyi talep eden protestolarda bulundular. Ülkenin ilk çokpartili başkanlık seçimi Ekim 1990’da yapıldı ve Houpheuet-Boigny yerini korudu ancak 7 Aralık 1993’te öldü. Ulusal meclis 1995 için planlanan seçimlere kadar onun yerine bakacak bir kişi seçti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To put upon the files or among the records of a court; to note on the fact date of its reception in court.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of data treated as a unit, such as a list, document, index, note, set of procedures, etc Generally used to refer to data stored on magnetic tapes or disks See also filename, extension, and file type.

Ülke

Başkent: Manila.

Nüfus: 69.809.00.

Komşuları: Güneyde Malezya, Endonezya, Kuzeyde Tayvan.

Önemli Şehirleri: Manila, Quezon City, Cebu.

Din: Roma Katolikleri %83, Protestanlar %9, Müslüman %5.

Dil: Plipino, İngilizce (ikisi de resmi dil). Cebuano, Bicol, İlocano, Pampango ve diğerleri.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasal Partiler.

Liberal Parti, Nacionalista Parti, Edsa Ulusal Hıristiyan Demokratlar Birliği (NUCD), Milliyetçi Halk Koalisyonu, Kilusan Bugong Lipunan, PDP-Laban Partisi).

Tarih: Filipin adaları 1571 yılında Macellan tarafından ziyaret edildi. Daha sonra bölgeye gelen İspanyollar, Manila kentini kurdular. İspanya hükümdarı II. Felipe’den esinlenerek, bu takım adaları Filipinler adını verdiler. 1869’da Süveyş Kanalı’nın gerçekleşmesiyle Filipinler Avrupa pazarına açıldı. 1899 Manila savaşında İspanya ABD’ye yenilince, Filipinler ABD’ye bırakıldı. Ancak Amerikan hükümetinin tutumu ve II. Dünya Savaşı nedeniyle ülkenin bağımsızlığına kavuşması ancak 1946 yılında mümkün olabildi. 1972’de başkan Ferdinand Marcos sıkı yönetim ilan etti ve sıkı yönetim sırasında Filipinler’in ABD ile ilişkileri zayıfladı.

1973-1976 yılları arasında hükümet güçleriyle ayrılıkçı Moro Müslümanları arasında çatışmalar çıktı. 1977 yılında yeniden başlayan çatışmaların ardından, Libya’nın aracılık ettiği özerklik anlaşması bölgede Hıristiyanlarca reddedildi.

1981 yılında sıkı yönetim kaldırıldı, ancak Marcos olağanüstü birtakım yetkilileri elinde tutmaya devam etti. Haziran’da 6 yıllık bir dönem için yeniden başkan seçildi.

21 Ağustos 1983 yılında Muhalefet lideri Bengno S. Aouino’nun suikaste kurban gitmesi Marcos’u istifaya çağıran gösterilere yol açtı. 1986 seçimlerinde Marcos suikasta uğrayan Aguino’nun eşi Corozon Aguino’ya karşı zafer kazandığını ilan etti. Aguino kendini başkan ilan etti.

24 Şubat’ta Marcos askeri ve dinsel desteğinin azalmasından dolayı olağanüstü hal ilan etti. 26 Şubat’ta ülkeden kaçtı. Aguino ABD ve diğer devletlerce başkan olarak tanındı. 1987 yılında Aguino toprak reformunu başlattı. Aguino’nun aday gösterdiği kişiler yasama organında büyük çoğunluk elde ettiler. Ekonominin zayıflığı, yaygın fikirliği, komünist muhalefler ve askeriyenin zayıf desteği yüzünden büyük sıkıntılarla karşılaştı. Aralık 1989 yılında asi güçler askeri üsleri televizyon istasyonlarını ele geçirdi ve başkanlık sarayını bombaladılar.

Aguino 1982’de başkanlık seçimlerinde Fiedel Ramous’un başkanlığını tanıdı. 1992’de ABD’nin Filipinlerdeki askeri varlığı sona erdi. 30 Ocak 1994’te Müslüman ayrılıkçı gerillalarla ateşkes andlaşması imzalandı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term found on some Sherry labels to denote the winery's lightest and driest sherries.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Biri döndüğü vakit ötekinin de dönmesine yol vermemek üzere uç uca getirilerek serbest bir eksenle bağlanmış iki halkadan ibaret teknik düzen. 2. Tunçtan 6 köşeli bir çeşit oyun zarı. 3. Yeltek, kaypak huylu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In property insurance, 'fire' refers to the unintentional or 'hostile' occurrences of flame and combustion Damage caused by fire in your fireplace, for instance, is not covered under your homeowners insurance quotes policy But if your rug were ignited by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The great shaper and transformer of the northern forest Ishkote or ashkote in the Ojibwe. a combustion accompanied by a flame or glow, which escapes from its normal confines to cause damage. An act signed into law in August 1989, by President Bush that re

Türkçe - İngilizce Sözlük

The matching of the investor's requirements and needs such as risk tolerance and growth potential preference with a specific investment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A situation in which the investor's requirements and needs such as risk tolerance and growth potential preference are met by a specific investment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The American flamingo is P. ruber; the European is P. antiquorum. large pink to scarlet web-footed wading bird with down-bent bill; inhabits brackish lakes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

large pink to scarlet web-footed wading bird with down-bent bill; inhabits brackish lakes.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (flung) atmak, fırlatmak, savurmak: silkinmek: silkmek; binicisini üstünden atmak (at): öteye beriye sallamak; yıkmak, düşürmek, devirmek; çifte atmak: atılmak; savurmak (küfür); dalmak, sıçramak. fling away dışarı atmak, dışarı fırlamak. fling of

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ged, ging) dövmek dayak atmak kamçılamak. flogging (i). dayak kötek, kamçı ile dövme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A silver coin of Florence, first struck in the twelfth century, and noted for its beauty.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (flew, flown) uçmak, havadan geçip gitmek: pek çabuk geçmek, pek çabuk gitmek; kaçmak, firar etmek; fırlamak, atılmak: uçakla gitmek: uçurmak; -den kaçmak, -den sakınmak: şahinle avlamak. fly about öteye beriye uçmak; süratle iş görmek. fly apar

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pricing term indicating that the quoted price includes the cost of loading the goods into transport vessels at the specified place.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An INCOTERM describing a term of sale that details the responsibilities of the buyer and seller for the international trade transaction Under this term, the seller fulfills his obligation to deliver when the goods have passed over the ship's rail at the n

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fob is an ornament attached to the chain of a pocket watch Many fobs were produced for political candidates, indicating a voter's preference.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Free On Board In international trade, FOB is a facility for distributing the cost and perils component between the importer and exporter in the context of Incoterms With FOB, the transfer of costs and perils between the exporter and the importer takes pla

Türkçe - İngilizce Sözlük

A text formatting term: A complete assortment of printer characters in a particular type style, typeface, size and orientation Most fonts include letters, numbers, punctuation and some special symbols Note that the Roman , Italic, Bold and BoldItalic type

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaya. a six footer aşırı uzun boylu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (huk). parayı ödemediği için ipotekli malı sahibinin elinden almak; imkânsızlaştırmak, engellemek; önceden halletmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). ipotekli malı sahibinin kaybetmesi, hakkın düşmesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A suffix used to denote in the form or shape of, resembling, etc.; as, valiform; oviform.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Archived discussion forums relative to any topic accessible via web browser. is a special interest group devoted to a single topic and exists on many general purpose gateways such as AOL or Compuserve Newsgroups and mailing lists serve similar functions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The common heron; so called from its note.

Ülke

Başkent: Cayenne.

Nüfus: 117.000.

Yüzölçümü: 86.504 km2.

Komşuları: Güneyde ve Doğuda Brezilya, Batıda Surinam, Kuzeyde Atlas Okyanusu.

Önemli Şehirleri: Cayenne, Saint-Laurent-du-Maroni.

Din: Katolik %87, Protestan %3.9, Dindışı %3.5.

Dil: Fransızca.

Yönetim Biçimi: Denizaşırı il.

Tarih: Bölge 1500 yıllarında İspanyollar tarafından bulunmuş, ilk yerleşim merkezi de 1604’te Fransızlar tarafından kurulmuştur. Sırasıyla Hollanda, İngiltere ve Portekiz denetimine girdikten sonra 1817’de bir Fransız sömürgesi haline gelmiştir. Çoğunlukla Fransızca konuşan halk 1848’den bu yana Fransız yurttaşları olarak kabul edilmektedir. 1970’ten sonra Fransız Guyanası Fransız meclisinde 2 üye tarafından temsil edilmeye başlandı.

Ülke

Başkent: Papeete.

Nüfus: 197.000.

Yüzölçümü: 4000 km2.

Komşuları: Büyük Okyanus’un Güneyinde Adalar Grubu.

Önemli Şehirleri: Papeete.

Din: Protestan %46.6, Katolik %39.4, Diğer %15.

Dil: Fransızca.

Yönetim Biçimi: Deniz Aşırı Toprak.

Tarih: Büyük Okyanus’un güneyinde 105 adadan meydana gelen bir ada grubu. Adaların çoğu 1767’de denizci Samuel Wallis tarafından bulunmuştur, ama 1 yıl sonra Fransız Louis de Bouganville bölge üstünde hak iddia etmiştir. 1850’den önce adaların çoğu Fransız himayesine girmiş, 1880’lerde de bütün grup bir Fransız sömürgesi haline getirilmiştir. 1946’dan bu yana bölge halkı tam Fransız yurttaşı sayılmakta ve ulusal meclise iki temsilci göndermektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., sadece to and fro şeklinde öteye beriye, aşağı yukarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). ön, baş; ön taraf, ön saf; (bir arsanın) yol kenarı; birleşik hareket grubu, cephe; hareket sahası, mücadele alanı; başkan, sözcü; gizli maksatları örtmek için kullanılan kurum veya şahıs; cüret; takdir; (otelde) sıra kendisinde olan va

Yabancı Kelime

Fr. fondamentalisme

top. b. kökten dincilik

1. Kurulu düzenin temellerini dinî kural ve inançlar doğrultusunda değiştirip uygulamadan yana olan tutum veya öğreti. 2. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Amerika’da ortaya çıkan protestan kökenli dinî akım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s z, f ötedeki, uzaktaki, daha uzak; ilave olunan; (Further çogun lukla miktar ve derece, farther ise mesafe için kullaml/r) z daha öte; ilâveten, bun dan başka, ayrıca; f ilerletmek, yardım et mek furthermore z bundan başka, ayrıca furthermost s en

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, saka sopa ile döv mek fustiga'tion i dayak, kötek

Türkçe - İngilizce Sözlük

To coat a metal surface with zinc as a protection against corrosion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To coat with zinc to protect against corrosion Left Lay - Strand - Strand in which the cover wires are laid in a helix having a left-hand pitch - Rope - Rope in which the strands are laid in a helix having a left-hand pitch. to stimulate to action ; ' sta

Ülke

Başkent: Accro.

Nüfus: 17.225.000.

Yüzölçümü: 238.533 km2.

Komşuları: Batıda Cote D’Ivoire, Burkina, Faso Kuzeyde, Doğuda ise Togo.

Önemli Şehirleri: Accro.

Dil: İngilizce.

Yönetim Biçimi: Askeri Rejim.

Tarih: MS 400-1240 arası Afrika İmparatorluğu adıyla Nijer ırmağı boyunca adlandırılan Gana, Altın sahilleri adıyla Britanya İmparatorluğu eliyle 113 yıl yönetildi. 1957 yılında bağımsız oldu. 1960 yılında İngiliz Devletler Topluluğu içinde Cumhuriyet statüsüne sahip oldu. 964 yılı referandumu ülkede imar faaliyetlerinde bulunan ancak ülkeyi borç batağına sürükleyen, ardından da rüşvet suçlamalarıyla karşı karşıya kalan Nkrumah 1966 yılında iktidardan indirildi. 1969 yılında seçimler yapıldı, ancak ardından 1972, 198, 1979 ve 1981 yıllarında 4 darbe girişimi ile ülke karşı karşıya kaldı. 1979 ve 1981 yıllarında hava gerginleşti “Jerry Rawlings”in darbeleri anayasayı ortadan kaldırdı ve siyasi partileri yasakladı. Çok partili siyasete olanak tanıyan yeni bir anayasa 1992 yılında kabul edildi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, ünlem yol, geçit, pasaj; den ambarda eşya arasındaki geçit; guvertede bir kısımdan ötekine geçilen iskele; iskele tahtası; ünlem Yol ver I Yağlı boya I Destur I

Türkçe - İngilizce Sözlük

strange. curious. droll. awkward. bizarre. freak. freakish. kinky. odd. queer. screwball. fantastic. fantastical. fancy. comical. cranky. crotchety. eccentric. exotic. fanciful. far-out. funny. funny peculiar. grotesque. out-of-the-way. outlandish. q.

Türkçe - İngilizce Sözlük

queer. bizarre. cranky. crotchet. curiosity. curious. extraordinary. fantastic. freakish. funny. grotesque. odd. offbeat. outlandish. singular. strange. unaccountable. unaccustomed. weird.

Türkçe - İngilizce Sözlük

odd. peculiar. strange. unfamiliar. needy. abandoned. destitute. stranger. amazing. bizarre. curious. exotic. fanciful. fantastic. far out. freakish. funny. grotesque. kinky. marvellous. mysterious. novel. outre. queer. surreal. unnatural. weird.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça gayr’dan galat). 1. Başka, diğer, ötekiâ O gayrı iştir. 2. Ayrılık, fark: Aramızda ayrı gayrı yoktur, aile arasında ayrı gayriyi sevmem. 3. e. Artık, hele: Gayrı bende de takat kalmadı, (bk.) Gayri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gazete yayınlamak veya yazmak mesleği: Öteden beri gazetecilik ediyor. Gazetecilikle geçiniyor. 2. Gazete satanın işi, Osm. müvezzîlik.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Akıp giden: Buradan geçen adamlar. Gelen geçen, gelip geçen. 2. Uzanan veya akan, Osm. cereyan eden: Evimin önünden geçen yol, ark, dere. 3. Geçen, eski, geçmiş olan: Geçen sene, bıldır. Geçen gün = Öte gün, birkaç gün evvel. Geçen ay. 4. Geçen zaman veya hal ve vak’a: Geçen unutulur, geçen geçti: c. Geçenlerde = Birkaç gün önce.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir baştan bir başa gidilmek, geçirme işine konu olmak. Osm. imrâr edilmek, öte tarafa vardırmak: Kayıkla nehrin ötesine geçirildi. 2. Atlanmak, giderilmek, atlatılmak: Bir tehlike, büyük bir hastalık geçirildi. 3. Yürütülmek, Osm. Mürûr ve ubûr ettirilmek: Asker şehrin içinden geçirildi. Verilcek su nereden geçirilecektir? 4. İyi edilmek, tedavi olunmak, atlatılmak, giderilmek: Bendeki başağrısı bir türlü geçirilemedi. 5. Ferâğ ettirilmek, el çektirilmek: O adam bir türlü kumardan geçirilemedi. İçkiden geçirilirse sıhhati da düzelir. 6. Tedavül ettirilmek: Bu para geçirilebilir mi? 7. Çevrilmek, Osm. ihâta edilmek: Bu levhalara çerçeve, bu kitaba kap, yastıklara kılıf geçirilmeli. 8. Takılmak, konmak, sokulmak: Çerçeveye cam geçirildi. 9. Kaplanmak, yapıştırılmak, dikilmek: Kürke kab, kaba kürk, yorgana yüz, çarşaf geçirilmek: Ele geçirilmek = Tutulmak, Osm. derdest edilmek. Diş geçirilmek = Zarar verebilmek veya sadece tesir edebilmek: Ona diş geçirilemez. Kılıçtan geçirilmek = Sırayla herkes öldürülmek, Osm. katl-i Am edilmek. Baştanbaşa ve biraz gelişi güzel incelenilmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir baştan bir başa yürütmek, geçme işini yaptırmak. Osm. mürûr ve ubûr ettirmek, imrâr etmek: Askeri çarşrnın içinden geçirdiler. Talebesini her gün önünden geçirir. 2. Atlatmak, öbür tarafa nakletmek: Kayıkla nehirden geçirdi. 3. Nakletmek, yer değiştirmek: Kışın çocukları öbür odaya geçireceğiz. 4. Tecavüz ettirmek: Sürünüzü bizim otlağa geçirmeyin. Hududun ötesine asker geçirdi. 5. Durdurmak, sükûnet buldurmak, gidermek, iyi etmek: O ilâç dişimin ağrısını geçirdi. 6. Tesir ettirmek, dinletmek: Sözünü geçiremedi. 7. Tedavül ettirmek: O parayı geçirmiş. Bu malı Anadolu’da geçirebilirsiniz. 8. Vazgeçirmek, döndürmek sarf-ı nazar ettirmek: Kendisini o fikirden geçirmeli. Ben onu, o fikirden, o tabiattan geçirdim. 9. Bir yandan sokup öbür yandan çıkarmak: İğneye iplik geçirmek, düğmeyi iliğe geçirmek. 10. Takmak, koymak, Osm. vaz’ ve ilka etmek: Çerçeveye cam geçirmek. 11. Kaplamak, yapıştırmak, çevirmek, örtmek: Levhaya çerçeve, kitaba kap, yorgana yüz, duvara kâğıt geçirmek. 12. Sürmek: Şu tavana bir kat daha boya geçirmeli. Vernik, lostra geçirmek. 13. Sokmak, idhal etmek. Diş geçirmek = Zarar edebilmek veya sadece tesir edebilmek: O, bana diş geçiremez. Ele geçirmek = 1. Tutmak, Osm. derdest etmek. 2. Nadir ve bulunması müşkül bir şeye sahip olmak. Zimmete geçirmek = İdaresiyle görevli olduğu parayı kendi için harcamak veya çalmak. Kılıçtan geçirmek = Katl-i Am etmek. Kırıp geçirmek = Tahrip etmek. Gözden geçirmek = Baştanbaşa, fakat sathî şekilde incelemek. Göğüs geçirmek = 1. İç çekmek. 2. Biri hakkında intikam beslemek. Gömlekten, yakadan geçirmek = Oğulluğa kabûl etmek. Osm. tebennî eylemek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir başkasının aracılığı ile birinin geçmesini kolaylaştırmak. Osm. imrâr ettirmek: Askeri kayıkçılara nehrin öte yakasına geçirtti. 2. Tedavül ettirmek, revaç buldurmak, alış verişte kabûl ettirmek: Eksik lirayı uşağına verip geçirtmiş. 3. Vazgeçirtmek, Osm. ferağ ettirmek: Köy imamı vasıtasıyla köylüleri niyetlerinden geçirtti. 4. Kaplattırmak, örttürmek, kılıf yaptırmak. Kürke kap, levhaya çerçeve, kitaba kap, yorgana yüz geçirtmek. 5. Sokturmak, ithal ettirmek: Diş geçirtmek, hesaba geçirtmek. 6. Bir baştan bir başa yürütmek. Osm. mürûr ve ubûr ettirmek: Arazisinin içinden kimseyi geçirtmez. 7. Tecavüz ettirmek: Kendi otlağına kimsenin hayvanlarını geçirtmez.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gateway to Educational Materials A consortium of stakeholders interested in providing a set of standards and technical mechanisms for efficient, simple access to education materials on the Internet Also used to denote the GEM Standard and its accompanying

Türkçe - İngilizce Sözlük

Applied to an Uncirculated or Proof coin, denotes 'flawless' and suggest 'high aesthetic quality '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the unit of heredity A gene contains hereditary information encoded in the form of DNA and is located at a specific position on a chromosome in a cell's nucleus Genes determine many aspects of anatomy and physiology by controlling the production of protei

Türkçe - İngilizce Sözlük

The functional and physical unit of heredity A gene is a sequence of nucleotide bases located in a particular position on a particular chromosome that encodes for a specific RNA molecule or protein.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The segment of DNA on a chromosome that contains the information necessary to make a protein A gene is the unit of biological inheritance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The functional and physical unit of heredity passed from parent to offspring Genes are pieces of DNA, and most genes contain the information for making a specific protein 1.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of hereditary information A gene is a section of a DNA molecule that specifies the production of a particular protein More on genes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two different subtleties to the definitions, depending on whether you are refering to prokaryotic or eukaryotic genes! In both cases it is a unit of heredity, however in eukaryotes this unit may include both the protein coding region, and RNA coding regio

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organized sequence of molecules that 'spells out' the information necessary to construct a specific messenger called 'messenger RNA' which, in turn, makes a specific protein Every cell requires a host of genes that act as blueprints to produce highly s

Türkçe - İngilizce Sözlük

DNA segment which, due to its individual composition of pairs of bases, is responsible for the production of specific proteins Genes are the basic units of heredity The order in which the 4 bases of DNA are linked in a gene is called the sequence of a gen

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of heredity that occupies a particular position on the DNA molecule in a chromosome; a segment of DNA containing all of the information necessary to make proteins.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The functional unit of of DNA Genes are segments of chromosomes found in the nucleus of cells This hereditary information usually directs the formation of a protein.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A specific sequence of DNA that encodes for a specific trait, characteristic, or protein in an organism. a segment of DNA that is involved in producing a polypeptide chain; it can include regions preceding and following the coding DNA as well as introns b

Türkçe - İngilizce Sözlük

general. public. broad. common. collective. across-the-board. blanket. catholic. exoteric. generic. grand. liberal. overhead. plenary. prevailing. prevalent. running. sweeping. widespread.

Türkçe - İngilizce Sözlük

generally. usually. normally. in general. on the whole. largely. at large. as a general rule. as a rule. by and large. exoterically. for the most part. ordinarily.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Choosing a Host Hosting Terminology Protection of contents.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tension. intensity. voltage. potential.

Türkçe - İngilizce Sözlük

potential. stress. tension. voltage. frustration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

enterprising. entrepreneurial. go-ahead. entrepreneur. entrant. promoter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mystical. enigmatic. esoteric. inscrutable. mysterious. mystic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hidden. concealed. secret. classified. confidential. esoteric. unknown. clandestine. covert. sealed. restricted. underground. arcane. back-door. blind. closet. under cover. cryptic. cryptical. dark. disguised. furtive. hole-and-corner. hugger-mugger.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hidden. confidential. concealed. occult. secret. secretly. arcane. a huis clos. back-door. blind. bush telegraph. cabinet. clandestine. classified. close. cryptic. crypto -. dark. esoteric. furtive. hush hush. inner. between you and me and the lamppost. l

Türkçe - İngilizce Sözlük

secret ballot / vote. secret ballot. secrecy of a ballot. silent vote. secret vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the plural the word is applied to a group of proteid substances such as vitellin, myosin, fibrinogen, etc., all insoluble in water, but soluble in dilute salt solutions. a family of proteins found in blood and milk and muscle and in plant seed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a blood protein See also immunoglobulin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of protein found in the blood Certain globulins contain disease-fighting antibodies.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Globulin is the group of proteins in your blood that helps to fight infections It is actually comprised of about 60 different important proteins Some of the proteins in this group play an important role in blood clotting If your globulin level is abnormal

Türkçe - İngilizce Sözlük

An important protein group present in barley and in beer It is the prime component in chill haze.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A family of proteins found in abundance in plasma They include the gamma globulins, which in turn include the various antibody molecules produced by the immune system. a family of proteins found in blood and milk and muscle and in plant seed.

Genel Bilgi

Su damlası ve yakıcı güneş. İşte gökkuşağı bunlardan oluşur. Atalarımız gökkuşağından çok korkarlardı. Onu Tanrıların elçi-+lerinin geçmesi için yapılmış bir köprü olarak görüyorlardı. Yağmur ve güneş ile ilişkisi ilk olarak milattan önce 310 yıllarında Aristoteles tarafından ileri sürüldü. Günümüzde ise bir sır olmaktan çıktı.

Altından geçenin cinsiyetinin değişeceği veya yere değdiği noktada bir küp altın gömülü olduğu lafları sadece şakalarda kullanılıyor. Zaten gökyüzünde sabit bir gökkuşağı oluşmuyor. Herkesin bakış yönüne göre, gördüğü gökkuşağı farklı yerde oluyor. Gökkuşağının görüldüğü yere doğru gidilince görülebildiği sürece kişiye hep aynı mesafede kalıyor.

Gökyüzünde gökkuşağı gördüğünüz vakit biliniz ki, o yağmur damlalarından oluşmaktadır ama güneş kesinlikle arkanızdadır. Güneşin paralel ışınları başınızın üstünden geçerek yağmur damlalarına çarparlar. Yağmur damlaları burada ışığı renklerine ayıracak bir prizma görevi görürler.

Sarı gibi görünmesine rağmen güneş ışığı aslında beyazdır ve bütün renkler onun içindedir. Yağmur damlasının içine girince kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor renklere ayrışır. Mor renk çemberin içinde kırmızı ise en dışındadır.

Yağmur damlası çocukken oynadığımız misket veya bilye gibi küresel saydam bir şekildedir. Güneş ışığı bu kendi tarafındaki yüzeyinden doğrudan içine girer. İçinde renklere ayrıdır ve kürenin arka duvarına vurarak gerisin geriye yansır. Işığın damlanın ön yüzünden değil de arka yüzünden yansımasının nedeni içbükey, dışbükey mercek özelliklerindendir.

Ayrışmış renkler, içbükey arka yüzden çeşitli açılarda yansımaları sonucu gözümüze sırayla dizili renklerden oluşmuş bir bant şeklinde görünüyorlar. Gökkuşağını görebilmek için Güneş, biz ve yağmur damlaları, muhakkak belirli bir açıda dizilmek zorundayız. Ama daha önemlisi milyonlarca yağmur damlasından yansıyan ışınların gözümüze geliş açıları mutlaka aynı olmalıdır ki biz gökkuşağını görebilelim.

Yağmur damlalarından yansıyan ışınların gözümüzde odaklaşabilmeleri için bir daire şeklinde dizilmiş olmaları gerekir. Aslında o bölgedeki bütün yağmur damlaları gelen ışığı renklere ayrıştırarak yansıtırlar ama sadece bir yarım daire içinde olan yağmur damlalarından yansıyanlar gözümüze odaklaşırlar.

Biz de sadece o yağmur damlalarından gözümüze gelen renklerine ayrılmış ışınları görebildiğimizden gökkuşağını da yarım daire şeklinde görürüz. Bazen bir uçaktan veya yüksek bir dağdan baktığımızda gökkuşağını tam daire şeklinde görmemiz de mümkün olabilmektedir.

Güneş ne kadar yüksekse gökkuşağı dairesi de o kadar aşağı iner. Bunun içindir ki yedi renkli gökkuşağını sabah ve akşam yağışlarından sonra daha çok görürüz.

Genellikle fark edilmez ama gökkuşağı daima içice iki halkadan oluşur. İkinci kuşak pek dikkat çekmez. Bir ikinci zayıf kuşağın daha bulunmasının nedeni bazı güneş ışıklarının su damlasının iç yüzeyine bir kez değil iki kez çarpmalarıdır, Böylece parlaklıklarını yitiren ışıklardan oluşan ikinci gökkuşağı zar zor görülür. Birinci kuşakta kırmızı renk şeridin en dışında iken ikinci kuşakta en içtedir. Diğer renklerin sıralamaları da terstir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. iki veya fazla kimsenin karşılıklı konuşması; karşılaşmak, buluşmak: Kardeşimle çoktan görüşmedim. Komşularla her gün görüşürüz. Görüşmeyeli nasılsınız? Birbirimizi görmeyeli. 2. Konuşmak, sohbet etmek, muhabbet eylemek: Bir saat kadar görüştük. Öteki beriki ile görüşmeye sarfedeceğim zamanı kitap okumaya ayırsam daha faydalı olur. Uzun uzadıya görüştük. 3. Söyleşmek, konuşmak, müzakere etmek: Bu iş için görüşmeliyiz. Kendileriyle görüşüp bir karar verelim. 4. Sohbet, anlaşma, temas etmek: O, kimse ile görüşmez. Görüştüğü adamlar sayılıdır. 5. Tanışmak, birbirini tanımak, tanışıklığı bulunmak, Osm. muârefesi olmak veya muârefe peyda etmek: Falan zatla görüşüyor musunuz? Komşuyuz ama, görüşmüyoruz. Alçaktan görüşmek = Dalkavukluk etmek, aşağıdan almak, Osm. müdârâ etmek. Görüşmemek = Dargın olmak, münasebeti kesmek: Ben, onunla görüşmüyorum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

show. point. point out. display. exhibit. demonstrate. prove. put forth. teach. betoken. denote. depict. designate. disclose. evidence. exercise. expose. hold up. indicate. initiate. introduce. look. manifest. point to. produce. represent. set out. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstrate. denote. depict. designate. display. evince. exemplify. exhibit. express. indicate. look. manifest. point. present. produce. promise. record. reflect. register. represent. reveal. show. suggest. tell. tinge. witness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flamboyant. conspicuous. in evidence. marked. noteworthy. observable. outstanding. prominent. salient. striking.

Türkçe - İngilizce Sözlük

supervisor. guard. protector. observer. line-man.

Türkçe - İngilizce Sözlük

guard. protect. oversee. study. supervise. tend.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to look after. guard. to consider. observe. to take care. to mind. to guard. to protect. to regard. to pay regard. to observe.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to look after. to take care of. to guard. to protect. to consider. to respect. to observe. to regard.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be watched over / observed / protected.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Karayipler’de, Karayip Denizi ve Atlas Okyanusu arasında, Trinidad ve Tabago’nun kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 12 07 Kuzey enlemi, 61 40 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 344 km².

Kara komşuları: 0 km.

Kıyı şeridi: 121 km.

İklim: tropikal; kuzeybatıdan daima rüzgarlar esmektedir.

Arazi yapısı: Orta kısmında volkanik özellik taşıyan dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Saint Catherine Dağı 840 m.

Doğal kaynakları: Kereste, tropikal meyveler.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.88.

ekinler: %29.41.

Diğer: %64.71 (2005 verileri).

Doğal afetler: Haziran - Kasım ayları arası kasırga mevsimidir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 89,703 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.26 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -12.59 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 14.27 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 64.87 yıl.

Erkeklerde: 63.06 yıl.

Kadınlarda: 66.68 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.34 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Grenadalı.

Nüfusun etnik dağılımı: siyahlar %82, kuzey Asyalılar ve Avrupalılar, azınlık olarak Arawaklar/Karayip Kızılderilileri.

Din: Roma Katolikleri %53, Anglikan %13.8, diğer Protestanlar %33.2.

Dil: İngilizce (resmi), Fransız kökenliler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %96.

erkekler: %96.

kadınlar: %96 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Grenada.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Saint George’s.

İdari bölümler: 6 bölge ve 1 bağımsız bölge; Carriacou ve Petit Martinique, Saint Andrew, Saint David, Saint George, Saint John, Saint Mark, Saint Patrick.

Bağımsızlık günü: 7 Şubat 1974 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 7 Şubat (1974).

Anayasa: 19 Aralık 1973.

Hukuk sistemi: İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), C, Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), LAES, NAM, OAS (Amerika Devletleri Teşkilatı), OECS (Doğu Karayip Devletleri Teşkilatı), OPANAL, OPCW (K

Türkçe - İngilizce Sözlük

grotesquely , ludicrous.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) acayip, garip; kaba; (i.) soytarı. grotesquely (z.) acayip şekilde. grotesqueness (i.) acayiplik.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de, Karayip Denizinde adalar, Porto Riko’nun güneydoğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 16 15 Kuzey enlemi, 61 35 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 1,780 km².

Sınırları: toplam: 10.2 km.

sınır komşuları: Hollanda Antilleri (Sint Maarten) 10.2 km.

Sahil şeridi: 306 km.

İklimi: Subtropikal iklimin etkisindedir, yüksek nem oranı değişiklik göstermektedir.

Arazi yapısı: Basse -Terre iç kısımdaki dağlar arasında volkanik özellik taşıyanıdır; Grande-Terre bölümü ise alçak bir kireçtaşı oluşumudur; diğer yedi ada da çoğunlukla volkanik özellik taşımaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m; en yüksek noktası: Soufriere 1,484 m.

Doğal kaynakları: İşlenebilir arazi, turizmin gelişmesine olumlu katkıda bulunan iklim ve sahiller.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %11.7.

daimi ekinler: %2.92.

Diğer: %85.38 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 60 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Haziran - Ekim ayları arasında kasırgalar (hurricane); Soufriere aktif yanardağdır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 452,776 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.88 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.15 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 8.41 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.06 yıl.

Erkeklerde: 74.91 yıl.

Kadınlarda: 81.37 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.9 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Guadaluplu.

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah veya melezler %90, beyazlar %5, Doğu Hindistanlılar, Lübnanlılar, Çinliler %5 civarındalar.

Din: Roma Katolikleri %95, Hindu ve pagan Afrikalılar %4, Protestanlar %1.

Diller: Fransız (resmi) %99, Creole kökenli (Hem Avrupa, hem de Asya soyundan gelenler).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %90.

erkekler: %90.

kadınlar: %90 (1982 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Guadalup Bölgesi.

kısa şekli : Guadalup.

Yerel tam adı: Departement de la Guadeloupe.

yerel kısa şekli: Guadeloupe.

Bağımsızlık durumu: Fransa’ya bağlı bir ülkedir.

Başkent: Basse-Terre.

İdari bölmeler: yok (Fransa tarafından yönetilir).

Bağımsızlık günü: yok (Fransa’ya bağlıdır).

Milli bayram: Bastille Günü, 14 Temmuz (1789).

Anayasa: 28 Eylül 1958 (Fransız Anayasası).

Hukuk sistemi: Fransa hukuku.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: FZ, WCL (Dünya Emek Konfederasyonu), WFTU (Dünya İşçi Sendikaları Federasyonu).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Guadalup ekonomisi tarım, turizm, hafif sanayi ve hizmet sektörüne dayanır. Turizm ülkede anahtar sektördür. Gelen turistlerin çoğu ABD’li turistlerdir. Tarımda eskiden beri şekerkamışı en önemli ürünlerden olmuştur. Son dönemlerde ise şekerkamışı yerini yavaş yavaş başka ürünlere - muz, patlıcan ve çiçeklere bırakmıştır. Hafif endüstri şeker ve rom imalatı ile dikkati çekmektedir. Bazı sanayi malları ve yakıt dışarıdan ithal edilir. İşsizlik

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in Central America; achieved independence from Spain in 1821; noted for low per capita income and illiteracy; politically unstable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in Central America; achieved independence from Spain in 1821; noted for low per capita income and illiteracy; politically unstable.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Amerika, Karayip Denizi’nin kıyısında, Honduras ve Belize arasında ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, El Salvador ve Meksika arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 15 30 Kuzey enlemi, 90 15 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 108,890 km².

Sınırları: toplam: 1,687 km.

sınır komşuları: Belize 266 km, El Salvador 203 km, Honduras 256 km, Meksika 962 km.

Sahil şeridi: 400 km.

İklimi: tropikal; mevsimler alçak bölgelerde sıcak ve nemli, yüksek arazilerde serin yaşanır.

Arazi yapısı: Arazi çoğunlukla dar kıyı ovaları olan dağlık bölgelerden ve engebeli kireçtaşı platolarından oluşmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Tajumulco yanardağı 4,211 m.

Doğal kaynakları: petrol, nikel, seyrek ağaçlar, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %13.22.

daimi ekinler: %5.6.

Diğer: %81.18 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,300 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Dağlarda sayısız yanardağlar, arada sırada ser depremler ortaya çıkmaktadır. Karayip sahilleri kasırga ve tropikal fırtınalara meyillidirler.

Coğrafi Not: Batı kıyısında hiçbir doğal korunak yoktur.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 12,293,545 (temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.27 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -1.94 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 30.94 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: Toplam nüfus: 69.38 yıl.

Erkeklerde: 67.65 yıl.

Kadınlarda: 71.18 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.82 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 78,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 5,800 (2003 verileri).

Ulus: Guatemalalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Melezler, yaklaşık %55, Amerika yerlileri, yaklaşık %43, beyazlar ve diğer %2.

Din: Roma Katolikleri, Protestanlar, yerel Maya inançları.

Diller: İspanyolca %60, Amerika dilleri %40 (Quiche, Cakchiquel, Kekchi, Mam, Garifuna ve Xinca’yı da içine alan 20 den fazla Kızılderili dili).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %70.6.

erkekler: %78.

kadınlar: %63.3 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Guatemala Cumhuriyeti.

kısa şekli : Guatemala.

Yerel tam adı: Republica de Guatemala.

yerel kısa şekli: Guatemala.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Guatemala.

İdari bölümler: 22 bölge; Alta Verapaz, Baja Verapaz, Chimaltenango, Chiquimula, El Progreso, Escuintla, Guatemala, Huehuetenango, Izabal, Jalapa, Jutiapa, Peten, Quetzaltenango, Quiche, Retalhuleu, Sacatepequez, San Marcos, Santa Rosa, Solola, Suchitepequez, Totonicapan, Zacapa.

Bağımsızlık günü: 15 Eylül 1821 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 15 Eylül (1821).

Anayasa: 31 Mayıs 1985.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BCIE, CACM (Orta Amerika Ortak Pazar

Türkçe - İngilizce Sözlük

difficult. hard. arduous. baffling. tricksy. strength. power. force. energy. ability. capability. capacity. arm. clout. clutch. command. control. dominance. forcefulness. intensity. iron. might. pep. pith. potency. potential. punch. rod. sinew. spiri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. arduous. arm. ascendance. austere. difficult. effort. energy. exacting. force. hard. heavy. impossible. laborious. might. muscle. onerous. pep. potency. potential. power. punch. push. rough. sap. sinew. stamina. steam. sticky. stiff. strength. st

Türkçe - İngilizce Sözlük

power. impulse. proficiency. influence. rating. task. delivery job. heavy duty. ability. arduous. arm. capability. capacity. competence. difficult. effort. energy. faculty. force. hard. impetus. lift. might. painful. parlous. pith. potency. severe. solidi

Türkçe - İngilizce Sözlük

powerful. strong. forceful. bouncing. brawny. energetic. full-blooded. heroic. high-pressure. iron. keen. mighty. pithy. potent. prepotent. robust. spirited. stalwart. stout. sturdy. vigorous. virile. voluminous. powered.

Türkçe - İngilizce Sözlük

able. acute. beefy. drastic. energetic. forceful. forcible. furious. hardy. influential. intense. keen. lusty. massive. mighty. muscular. potent. powerful. pronounced. robust. sappy. stentorian. strapping. strong. sturdy. substantial. tough. vigorous. vir

Türkçe - İngilizce Sözlük

powerful. strong. able. brawny. consuming. doughty. forcible. hardy. impact. lusty. mighty. potent. puissant. punchy. rude. sappy. sinewy. superminicomputer. vibrant. virile.

Türkçe - İngilizce Sözlük

faint. feeble. flimsy. impotent. incapable. insubstantial. limp. powerless. senile. thin. unsound. weak. strengthless. languid. languorous. listless.

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeble. weak. without strength. faint. flabby. floppy. impotent. limp. nerveless. poor. power off. powerless. small. weakling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. feebleness. frailty. impotence. incapability.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) misafir, konuk, davetli; otel veya pansiyon müşterisi; (biyol.) asalak bitki veya hayvan. guest night davet gecesi, bir kulüp veya programa misafirlerin kabul edildiği gece. guest room misafir yatak odası. guest rope (den.) tonoz halatı, vardaka

Türkçe Sözlük

(i.). Mayıs ayında bu sesi defalarca tekrar ederek öten, güvercin büyüklüğünde ve tekir renginde güzel bir kuş. Guguklu saat = Tahtadan böyle bir kuşu olup çaldıkça öten saat, kuşlu saat. Alay ve nisbet vermek İçin «sana guguk» şeklinde de kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

funny. amusing. comic. humorous. laughable. ridiculous. burlesque. camp. derisive. derisory. droll. fantastic. fantastical. foolish. grotesque. jesting. ludicrous. gilbertian.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji) (y. k.). Kökbacaklılardan ışın biçimindeki yalancı bacaklarıyla ötekilerden ayrılan tek hücreli bir hayvan takımı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

noisy. tumultuous. tumultuary. boisterous. blatant. bouncing. obstreperous. rackety. ripsnorter. rough. turbulent. rioter. roisterer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vote of confidence. confidence vote.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Güvercinlerin yatmasına ve yumurtlayıp palaz çıkarmasına mahsus tahtadan evciklere bölünmüş dolap. 2. Piyade kayığının kıçında, öte beri koymaya mahsus dolap ki, küçük bir kamara veya anbar şeklinde olur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pigeon-house. dove-cote. dove cote. dovecote. loft.

Türkçe - İngilizce Sözlük

High Angle British designation used to denote DP or AAA guns or directors Means that the gun can be elevated past about 45 degrees or that the director was intended for AA use.

Türkçe - İngilizce Sözlük

German chemist noted for the synthetic production of ammonia from the nitrogen in air.

Türkçe - İngilizce Sözlük

German chemist noted for the synthetic production of ammonia from the nitrogen in air.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), (s.) ortada, yan yolda; yetersiz olarak; (s.) yetersiz; yarı yolda bulunan (han veya otel). halfway house hapisten çıkanlann geçici olarak kalabileceği yurt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

protector. tutelar. tutelary. maecenas. shield. sponsor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

patron. protector. guardian. sponsor. friend. parent. patronizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A great servant devotee of Lord Rama who crossed the sea by jumping over it with the power of constant remembrance of the name of Rama.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Monkey warrior who became Rama's devoted friend and servant , also called 'Sun of the Wind-God Vayu'. the son of air and faithful servant of Lord Rama, in the form of a mighty monkey According to mythology, he was a half-brother to Bhima. in Hinduism, the

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribute. tax. exaction. racket. extortion. pad. protection.

Türkçe Sözlük

(HERİF) (i. A. hırfet’ten smüş.). 1. Sanat arkadaşı, aynı meslekte olan, Fr. collfegue. 2. içki ve eğlence arkadaşı. 3. (Türkçe söylenişi: herif) Adî ve bayağı adam, aşağı, basit insan: A herif. 4. Adam, şahıs, öteki: Herif size açıktan söylüyor, siz anlamıyorsunuz. Herif size haber verdi, ne kabahati var? (bk.) Herif.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See the Note under Buck. male red deer United States lyricist who collaborated with Richard Rodgers United States playwright who collaborated with George S.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highway Addressable Remote Transducer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hanscom Area Resource Team Airport-related businesses and airport users groups. HART stands for Highway Addressable Remote Transducer. hard einen Harten haben have a hard-on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

footnote. marginal note. annotation. commentary. gloss.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to confine. to appropriate. to devote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to appropriate. to devote. to consecrate. to set aside for. confine. given over to. restrict.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hot. sing. pres. of Hote to be called.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A covering for the head; esp., one with a crown and brim, made of various materials, and worn by men or women for protecting the head from the sun or weather, or for ornament.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cap or hat worn by officers or enlisted men when full-dress uniform, or dress uniform, is not worn. an informal term for a person's role; 'he took off his politician's hat and talked frankly' headdress that protects the head from bad weather; has shaped

Türkçe - İngilizce Sözlük

headdress that protects the head from bad weather; has shaped crown and usually a brim. an informal term for a person's role; 'he took off his politician's hat and talked frankly'. put on or wear a hat; 'He was unsuitably hatted'. furnish with a hat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accommodation paper. accomodation bill. windbill. accomodation bill / note.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Home Audio/Video interoperability architecture Industry group, most of whom are makers of consumer entertainment kit, devoted to hooking everything together via IEEE 1394.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) sokakta öteberi satmak, seyyar satıcılık yapmak .hawker (i.) seyyar satıcı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bandit. brigand. robber. road agent. filibuster. footpad. freebooter. raider. ruffian. stick- up man.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cry out. to shout. to scream. to protest loudly. bawl. exclaim. holler. squeal. whoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lover. admirer. fan. devotee. enthusiast. follower. hanger-on. idolater.

Türkçe - İngilizce Sözlük

admirer. booster. devotee. enamoured. fan. follower. nut. lover. filled with admiration. potty about sb/sth. bewildered.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). güneşle tedavi, helyoterapi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Blood crystal, under Blood. a hemoprotein composed of globin and heme that gives red blood cells their characteristic color; function primarily to transport oxygen from the lungs to the body tissues; 'fish have simpler hemoglobin than mammals'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the iron-protein component in the red blood cells that carries oxygen to body tissues. substance in the red blood cells that supplies oxygen to the cells of the body. iron-containing, oxygen-carrying pigment in red blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein in red blood cells that transports oxygen from the lungs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein inside your red blood cells It is the part of the red blood cell that carries oxygen from your lungs to the rest of your body Hemoglobin also carries sugar, because sugars can stick to all kinds of proteins in your body. a type of protein in the

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protein found in red blood cells that transports oxygen from the lungs to the tissues where the oxygen is readily released and CO2 from the tissues to the lungs where it is released. the iron-containing pigment of the red blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An iron-containing conjugated protein or respiratory pigment occurring in the red blood cells of vertebrates.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A respiratory protein contained in red blood cells that transports oxygen from the lungs to the tissues of the body Its structure consists of two pairs of globin chains and a heme group that binds the oxygen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This protein carries oxygen in the blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein in red blood cells that transports oxygen and carbon dioxide and gives blood its red color.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protein found in red blood cells that carries oxygen Hemoglobin gives blood its red colour. an iron-containing respitory pigment of red blood cells that is made up of a globin composed of four subunits Each subunit is linked to a heme molecule that fu

Türkçe - İngilizce Sözlük

The oxygen-carrying pigment of red blood cells, it is manufactured in bone marrow, and composed of iron-containing heme and the protein globin Many types of hemoglobin have been identified, however adult and fetal types are considered to be normal Tests t

Türkçe Sözlük

(i. felsefe) (uyd. k ). Tanrı’nın her yerde ve her şeyde bulunduğuna inanan din ve fizikötesi görüşü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

commission. committee. group. delegation. board. form. shape. council. staff. deputation. party. round table. body board. battery. astronomy. system. corps. coterie. posse.

Teknolojik Terim

Yeni, gelişmiş kızılötesi (IR) uzaktan kumanda teknolojisi Komutlar, ana birime mevcut IR sistemlerinden 10 kat daha yüksek hızlarda aktarılmaktadır. İletim uzunluğu genişletilmiş ve yansıyan sinyallerin hatasız alınması sağlanmıştır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hayvan derisi, post; (k).dili insan derisi, cilt; (f)., (k).dili dayak atmak. I haven't seen hide or hair of him. İzi tozu yok. tan one's hide bir kimseye dayak atmak, köteklemek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

patronage. shadow. umbrella. protection. protectorate. defence. custody. auspices.

Türkçe - İngilizce Sözlük

patronage. protection. defense. support. asylum. auspices. conservation. guard. keeping. overlordship. patronization. safeguard. safeguarding. safekeeping. sponsorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük

help. auspices. protection. work. effort.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bring to mind by a slight mention or remote allusion; to suggest in an indirect manner; as, to hint a suspicion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A remote allusion; slight mention; intimation; insinuation; a suggestion or reminder, without a full declaration or explanation; also, an occasion or motive. a slight indication an indirect suggestion; 'not a breath of scandal ever touched her' drop a hin

Türkçe - İngilizce Sözlük

A high speed interface usually used to connect point-to- point Transfer speeds are usually quoted at 100 MBps.

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. hürde = hurda). 1. Ufak tefek şeyler, ehemmiyetsiz şeyler, öteberi. 2. Demirden eski Alet vs.: Sokak köşelerinde hırdavat satanlar, hırdavat dükkânı.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Avrupa, Adriyatik Denizi kıyısında, Bosna - Hersek ve Slovenya arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 45 10 Kuzey enlemi, 15 30 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 56,542 km².

Sınırları: toplam: 2,197 km.

sınır komşuları: Bosna - Hersek 932 km, Macaristan 329 km, Sırbistan 241 km, Karadağ 25 km, Slovenya 670 km.

Sahil şeridi: 5,835 km.

İklimi: Akdeniz ve kıtasal iklim etkilidir.

Arazi yapısı: Coğrafik olarak çeşitlilik göstermektedir; Macaristan sınırı boyunca düz ovalar, Adriyatik kıyısında yüksek olmayan dağlar ve dağlık bölge yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Adriyatik Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Dinara 1,830 m.

Doğal kaynakları: Petrol, az miktarda kömür, boksit, demir, kalsiyum, doğal asfalt, silis, mika, kil, tuz, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %25.82.

Sürekli ekinler: %2.19.

Diğer: %71.99 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 110 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Yıkıcı depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,494,749 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.03 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.58 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.99 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.62 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.93 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 6.72 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 74.68 yıl.

Erkeklerde: 71.03 yıl.

Kadınlarda: 78.53 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.4 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 200 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 10 (2001 verileri).

Ulus: Hırvat.

Nüfusun etnik dağılımı: Hırvat %89.6, Sırp %4.5, diğer %5.9 (Boşnak, Macar, Slovenyalı, Çek ve Romalı) (2001).

Din: Roma Katolikleri %87.8, Ortodoks %4.4, Müslüman %1.3, Protestan %0.4, diğer %6.1 (2001).

Diller: Hırvatça %96.1, Sırpça %1, diğer %2.9 (İtalyanca, Macarca, Çekce, Slovakca ve Almanca).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.5.

erkekler: %99.4.

kadınlar: %97.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Hırvatistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Hırvatistan.

Yerel tam adı: Republika Hrvatska.

yerel kısa şekli: Hrvatska.

ingilizce: Croatia.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Zagrep.

İdari bölümler: 20 bölge ve 1 şehir; Bjelovarsko-Bilogorska Zupanija, Brodsko-Posavska Zupanija, Dubrovacko-Neretvanska Zupanija, Istarska Zupanija, Karlovacka Zupanija, Koprivnicko-Krizevacka Zupanija, Krapinsko-Zagorska Zupanija, Licko-Senjska Zupanija, Medimurska Zupanija, Osjecko-Baranjska Zupanija, Pozesko-Slavonska Zupanija, Primorsko-Goranska Zupanija, Sibensko-Kninska Zupanija, Sisacko-Moslavacka Zupanija, Splitsko-Dalmatinska Zupanija, Varazdinska

Türkçe - İngilizce Sözlük

To take up, or replace by a piece belonging to the opposing player; said of a single unprotected piece on a point.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In search terminology, every listing a search engine returns from a search is called a hit The term hit is also used to refer to calls on a web server, and it is much misunderstood Technically, if a web page is called by a remote browser, and it includes

Türkçe - İngilizce Sözlük

clique. faction. schism. coterie.

Türkçe - İngilizce Sözlük

quick. fast. rapid. speedy. snappy. high-speed. zippy. express. crash. expeditious. fastmoving. fleet. frequent. hasty. impetuous. light-footed. nippy. precipitous. presto. rakish. ready. speed. swift. winged. fast. quick-action.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa, Kuzey Denizi kıyısında, Belçika ve Almanya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 52 30 Kuzey enlemi, 5 45 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 41,526 km².

Sınırları: toplam: 1,027 km.

sınır komşuları: Belçika 450 km, Almanya 577 km.

Sahil şeridi: 451 km.

İklimi: Ilıman; deniz iklimi, yazlar serin ve kışlar ılıman geçer.

Arazi yapısı: Çoğunlukla kıyı bölgesinde alçak ovalar ve düzlükler, güneydoğuda tepelikler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Prins Alexanderpolder -7 m; en yüksek noktası: Vaalserberg 322 m.

Doğal kaynakları: Doğal gaz, petrol, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %21.96.

daimi ekinler: %0.77.

Diğer: %77.27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 5,650 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 16,491,461 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.49 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.72 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.96 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.96 yıl.

Erkeklerde: 76.39 yıl.

Kadınlarda: 81.67 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.66 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 (2003 verileri).

Ulus: Hollandalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Hollandalı %91, Faslı, Türk ve diğer %9.

Din: Roma Katolikleri %31, Protestan %21, Müslüman %4.4, diğer %3.6, inançsız %40.

Dil: Flemenkçe.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Hollanda Krallığı.

kısa şekli : Hollanda.

Yerel tam adı: Koninkrijk der Nederlanden.

yerel kısa şekli: Nederland.

ingilizce: Netherlands.

Yönetim biçimi: Meşruti Krallık.

Başkent: Amsterdam - Den Haag.

İdari bölümler: 12 bölge; Drenthe, Flevoland, Friesland, Gelderland, Groningen, Limburg, Noord-Brabant, Noord-Holland, Overijssel, Utrecht, Zeeland, Zuid-Holland.

Bağımlı toprakları: Aruba, Hollanda Antilleri.

Bağımsızlık günü: 1579 (İspanya’dan).

Milli bayram: Kraliçe günü, 30 Nisan.

Anayasa: 1814; bir çok kez yenilenmiştir, son düzenlenme tarihi 17 Şubat 1983.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), Benelux (Belçika, Hollanda, Lüksemburg Ekonomik Birliği), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), EIB (Avrupa Yatırım Bankası), EMU (Avrupa Ekonomi ve Para Birliği), ESA (Avrupa Uzay Ajansı), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Aralarında homoteti hali olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ötmek (baykuş), baykuş gibi ötmek; yuha çekmek; i. baykuş sesi; bağırma; yuhalama; İng., argo güldürücü şey. hoot owl baykuş. not worth a hoot k.dili beş para etmez. hooter i. fabrika düdüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hootenanny i. halk şarkıları gösterisi; k.dili şey.

Genel Bilgi

Horozun sabah erkenden, gün doğarken ötmesinin, insanları uyandırma arzusu ile bir ilgisi yoktur. Onlar kendileri için öterler.

Aslında horozlar gün boyu öterler ama gün ağarırken ötmeleri daha kuvvetli, daha canlıdır. Ortalık da iyice sessiz olunca çok uzaklardan bile duyulabilir. Horozların ötüş tempoları öğleden sonra saat 3’e doğru düşer. Horozların ötmeye başlamaları tam şafak vakti veya çok az öncedir.

Gerek doğan Güneş’in ışığının etkisini gerekse yine aynı zamanda ötmeye başlayan diğer kuşların seslerinin etkilerini ölçmek amacıyla horozlar ışık ve ses geçirmez bir bölmeye konulmuşlar ama yine aynı saatte ötmeye başladıkları görülmüştür. Buradan da sabah sabah ötmenin horozun biyolojik saatinde ayarlanmış olduğu anlaşılıyor.

Sabah Güneş doğarken ötmek sadece horozlara mahsus değildir. Kulağa en çok horozun sesinin gelmesi, onun sesinin diğerlerinden daha güçlü olmasındandır.

Kuşların büyük çoğunluğu da aynı saatlerde dallarda koro halinde ve kuvvetlice öterler. Gün boyu kuşlardan duyabileceğiniz en büyük ses hacmi bu saatlere rastlar.

Bu sabah ötüşünün nedeni kuşun kendi hakimiyeti altındaki alanı belirtmesidir. Horoz da her ne kadar uçamasa da bir kuş türü olduğundan onun da sabah ötüş nedeni aynidir. ‘Her horoz kendi çöplüğünde öter’ ifadesi bu bakımdan çok doğrudur. Öterek o gün boyu kendi alanı içinde olan kümesin ve tavukların yanına kimsenin özellikle diğer horozların yaklaşmamasını ikaz eder.

Gerek horozun gerekse diğer kuşların gün içinde ötmelerinin nedeni ise farklıdır. Bu ötüşler, yiyeceği, tehlikeyi haber veren, diğerlerinin gözden kaybolmamaları için ‘ben buradayım’ mesajını veren, zaman zaman da aşkını ifade eden iletişim ötüşleridir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

compote. stewed fruit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. evsahibi (erkek); mihmandar; otelci, hancı; bir asalağı besleyen hayvan veya bitki; f. ev sahibi olarak eğlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Fransız Protestan (16. ve 17. yuzyıllarda).

Türkçe - İngilizce Sözlük

suzerain. ruler. monarch. sovereign. sov'ran. potentate. prince. rex. suzerain.

Türkçe - İngilizce Sözlük

potentate. ruler. sovereign. monarch.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (asıl Ar. mânâsı: konma ve bir menzile inme). 1. Girme, Ar. duhûl, bir şeyin içine geçme. 2. Erişme, gelip çatma, Ar. vusûl: Hulûl-i şitâ = Kışın erişmesi, ramâzan-ı şerifin hulûlü. 3. Tenâsüh akidesinde inançlara göre bir ruhun başka bir bedene girmesi. Ar. tecessüm. (hal) Hulûl-i dâhili, hulûl-i hârici = Sıvıların ve gazların hayvani ve nebatî zarların arasından öteye geçmeleri ki, Yunanca’dan. Fr. exosmose ve entosmose denilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hidroterapi, su tedavisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., mit. kuzey daglarının ötesinde ebedi ışık ve bolluk ülkesinde yaşadığı farzolunan bir top- lumun ferdi; s. bu ülkede yaşayanlara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğaüstü, fizikötesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. tutu, ipotek, rehin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. borca karşılık rehin olarak vermek, tutuya koymak, ipotek etmek. hypotheca,tion i. rehin verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. varsayım, faraziye, hipotez; kaziye, önerme; kuram, nazariye. working hypothesis geçici var- sayım. hypothet'ical s. varsayımlı; kuramsal, nazari. hypothet'ically z. varsayımılı olarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

- An international, independent, non-profit organization which administers a rating system to identify potentially objectionable material included in rated Web sites.

Türkçe - İngilizce Sözlük

claim. pretension. allegation. assertion. pretence. pretense. charge. argument. asseveration. averment. bet. contention. contest. information. pleading. protestation. say-so. submission.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allege. assert. claim. contend. declare. maintain. protest. purport.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allege. assert. to allege. to claim. to assert. to maintain. adduce. affirm. arrogate. attest. aver. avouch. bet. challenge. contend. declare. to shoot a line. make out. to submit the plea that. plead. profess. protest. sustain.

Yabancı Kelime

Fr. idée

düşünce

Uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik.

Yabancı Kelime

Yun.

düşünce

Uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individuals with Disabilities Education Act The education law that governs and protects children with disabilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Swiss Investment Fund Act of March 18, 1994 Came into force at the beginning of 1995 Its main aim is to protect investors.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to declare. to express. to mean. to state. connote. convey. couch. denote. imply. import. infer. predicate. represent. signify. speak. spell. tell. vent. voice. write.

Türkçe Sözlük

(i.). Ötekine berikine yalandan ve asılsız suçlar yakıştıran ve yükleyen, bühtancı, Ar. müfteri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

written notice. notification. prompt note.

Türkçe - İngilizce Sözlük

official warning. protest.

Türkçe - İngilizce Sözlük

official warning. protest.

Türkçe - İngilizce Sözlük

probability. possibility. contingency. chance. likelihood. presumption. eventuality. potentiality. prospect. sight. verisimilitude. odds.

Türkçe Sözlük

(İHTİSAS) (i. A. «husûs» tan masdar). 1. Bir kimsenin bir işe veya bir fen, ilim veya sanata kendini vakfedip o sahada geniş bilgi ve tecrübe kazanması ve yalnız onunla uğraşması: Bu doktorun kalb hastalıklarında ihtisâsı vardır, Fransızca: spicialiti. Erbâb-ı ihtisâs = Mensup bulundukları fen ve sanatın yalnız bir dalıyla uğraşanlar, Fransızca: spicialistes. 2. Bir adama bağlı olma, hususiyet, intisap: Falân zâta öteden beri ihtlsâsım vardır.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (I. A «kıyâm»dan masdar). (İkamet ile aynı kelime olduğu halde dilimizde mânâ ve kullanılış yeri büsbütün ayrıdır). 1. Oturtma, iskân: O yerde bir bölük asker ikame etmek elzemdir. 2. Kaldırma, kıyâm ettirme, ayakta durdurma. 3. Meydana koyma: Delil ikame etmeye hâcet yoktur. Ikame-i hüccet = Protesto. İkame-I dâvâ = Dava açma, davaya kalkışma. İkame-i salât = Namaz kılma, namaza durma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dichotomy. duality. discord. disunion. difference. half-note.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. capability. potency. power. capacity. potential.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. potency. power. capacity. government. sexual potency. virility.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. capacity. power. government. the political group who have formed a government potency. virility. sexual competency in a male. capability. competence. efficiency. faculty. might. rulership.

Türkçe - İngilizce Sözlük

weak. incompetent. impotent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. incapacity. impotency.

Türkçe - İngilizce Sözlük

impotence. weakness. incapacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advance. go-ahead. to go forward. to move ahead. to proceed. to be promoted. to advance. to pass. to develop. to progress. to improve. to get better. to move along. come on. flourish. follow on. to come to the fore. to go forward s. frame. gain. ga.

Türkçe - İngilizce Sözlük

edge. improve. promote. redound. worm. to advance. to improve. to better.

Teknolojik Terim

POI (ilgi alanları). Kullanıcının örneğin yakındaki belli bir bölgede, belli bir kasabada ya da belli bir ülkedeki oteller gibi ilgi alanlarını araştırmasını sağlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

principle. basis. keynote. doctrine. canon. guideline. law. tenet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A KGB operative infiltrated into a target country and operating without the protection of diplomatic immunity. against the law. [BSG] For a while, official Honeywell Multics documentation policy tried to make the use of the term illegal illegal -- if an o

Türkçe - İngilizce Sözlük

favour. favouritism. pull. protection. patronage. favor. favoritism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

preferential treatment. protection. patronage. favour. leverage. pull.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kudretsiz, aciz, zayıf; bunak; iktidarsız (erkek). impotence, impotency i. iktidarsızlık, etkisizlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See the Note under - ine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

With reference to physical surrounding, personal states, etc., abstractly denoted; as, I am in doubt; the room is in darkness; to live in fear.

Türkçe - İngilizce Sözlük

With privilege or possession; used to denote a holding, possession, or seisin; as, in by descent; in by purchase; in of the seisin of her husband.

Türkçe - İngilizce Sözlük

convincing. persuasive. evidential. evidentiary. cogent. colorable. conclusive. credible. demonstrative. likely. potent. vivid.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kızgınlık, öfke, gazap; haksızlığa karşı öfke, kızma. indignation meeting bir haksızlığı protesto amacıyle yapılan toplantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. enfraruj, kızılötesi olan; i. kızılötesi ışınlar.

Türkçe Sözlük

(i.). Ses veren, iniltisi olan, yankı ile öten, çınlayan, Osm. tanîn-endâz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. han, otel; Londra'da bazı binaların isimlerinde talebe yurdu manasına gelir. innkeeper i. hancı, otelci. Inns of Court Londra'da avukatlık stajını yapma hakkını veren dört belli cemiyet; bu cemiyetlere ait binalar.

Genel Bilgi

Farklı cinslerin birleşerek ortaya bir yavru çıkarmalarına biyolojik bir engel vardır. Bunun birincisi spermin yumurtayı bulabilmesidir. Spermler gözleri olmamalarına, takip edecekleri güzergahı gösteren bir sistem de bulunmamasına rağmen şaşırmadan yollarını bulurlar. En önde giden de yumurtaya ilk ulaşan olarak içine girer. İşte burada tabiatın koyduğu bir sınırlama vardır. İnsan spermi sadece insan yumurtasını tanır ve birleşme işlemini sadece onunla yapar.

İkinci sebep, iki farklı cinsin DNA’larının birbirlerine uymamasıdır. Aynı cinste dişi ve erkeğin DNA’ları, bir fermuarı kapattığınızda dişler nasıl karşılıklı olarak birbirlerine geçerlerse, o şekilde uyumlu olarak birleşirler. İnsanlarda 23 çift kromozom vardır. Örneğin 15 veya daha farklı sayıda kromozoma sahip bir hayvanı döllediğinde, meydana gelen orantısızlıktan, ortaya çıkacak hücre anormal bir yapıda olur ve gelişimine bile başlayamaz.

Şempanze ile insanın genetik yapıları yüzde 99 aynı olduğuna ve teorilere göre milyonlarca yıl evvelki ataları aynı olduğuna göre onlar arasında bir uyumun sağlanması gerekmez mi?

Bilim insanlarına göre bu yüzde 99 benzerlik sadece proteinlerin mukayesesinden ortaya çıkıyor, yoksa DNA dizilişinin uyumu anlamına gelmiyor. İnsan sağlığı için DNA haritasını çıkarmada son aşamaya gelinmiştir ama tüm bu bilgiler, tekrar insan sağlığı için tıp alanında kullanılacaktır. Yani ileride mitolojide olduğu gibi insan başlı, hayvan vücutlu veya tersi yaratıklar ortalarda dolaşmayacaklardır. Buna en azından ahlaki bakımdan toplumun baskısı müsaade etmeyecektir.

Madem iki ayrı cinsin birleşmesinden yavru olmuyor, o halde at ile eşek birleşince nasıl katır doğabiliyor? Bir kere bu istisnai bir durum ve at ile eşeğin DNA yapıları insan ve diğer hayvanlar arasındakilere kıyasla birbirlerine çok yakın. Bunda bile sonuç üreme açısından sağlıklı olamıyor.

Katırın annesi at, babası eşektir. Katırlar erkek veya dişi olabilirler ama doğuştan kısırdırlar, üreyemezler. Çok ender de olsa bazı dişi katırların doğum yaptıkları görülmüştür ama erkekleri kesinlikle kısırdır. Bu nedenle katır elde etmek için her seferinde ata ve eşeğe ihtiyaç vardır.

Katırlar kuvvetli, dayanıklı ve kanaaatkardırlar. Biraz huysuz ve inatçı olmalarının nedeni bu özel durumları olabilir. Aslında uygun ortam bulduklarında erkek at (aygır) ile dişi eşek de birleşiyor. Bu ilişkiden doğan çocuklara ‘Bardo’ (veya ester) deniliyor. Bunlar öbürleri kadar dayanıklı olmadıklarından daha seyrek yetiştiriliyorlar.

Genel Bilgi

Evet doğrudur. Hatta bu konuda çok ileri gidilirse ölüme yol açabilecek zehirlenmeler bile olabilir. Fakat havuçtan zehirlenme olayı o kadar azdır ki, patatesin yeşillenmiş kısmının yaratabileceği zehirlenmenin yanında değerlendirmeye bile alınmaz.

Havuç, kökü yenilen otsu bir bitkidir. İlk olarak bundan 3 bin yıl kadar önce Orta Asya’da Afganistan dolaylarında yetiştirilmiş, buradan da Ortadoğu yoluyla dünyaya dağılmıştır. Aslı yol kenarlarında, kıraç yerlerde yetişen yabani havuçtur.

İlk havuçların renkleri turuncu değildi. Beyaz, pembe ve sarı idiler. Turuncu veya kırmızımsı havuçlar 1600’lü yıllarda Hollandalılar tarafından geliştirilmişlerdir. Günümüzde tüketilen havuçların hemen hemen tümü Hollanda kökenlidir. Beyaz ve sarı renkteki havuçlar yem olarak kullanılırlar.

Çok besleyicidir. Çiğ veya pişmiş olarak yenilebilir, içinde yüzde dokuz karbon hidrat ve karoten denilen boya maddesi bulunur. Bu boya maddesi, rengi sarı ve turuncu olan bütün meyve ve sebzelerde bulunur. Bunlar yenildiğinde vücudumuz, karoteni A-vitaminine çevirir. Bir adet havuç vücudumuzun günlük A-vitamini ihtiyacının yüzde 220’sini karşılar.

A pro-vitamini şeklinde havuçta bol miktarda bulunan karoten, sağlıklı büyümeye, derimizi ve saçlarımızı canlı tutmaya yarar, enfeksiyonlara karşı vücuda direnç kazandırır, ayrıca geceleyin iyi görmeye yaradığı da ileri sürülüyor. Kandaki hemoglobin miktarını arttırarak kanın tazelenmesini sağlar. Kaynatılarak içilen suyu ishale iyi gelir. Karoten sadece havuçta değil kavunda ve balkabağında da vardır.

Havuç çok miktarda yenildiğinde cildi turuncu renge çeviren de bu karoten denilen turuncu renkli boya maddeleri, yani pigmentlerdir. Aslında normal olarak yenildiğinde bir tesiri olmayan karoten çok miktarda yenilen havuç vasıtası ile aşırı alındığında cildin rengini de değiştirir ama bu geçicidir. Ancak ısrarla aşırı havuç yenilmesine devam edilirse ciddi sonuçları görülebilir.

Genel Bilgi

Tedavisi günümüzde mümkün olmayan hastaları ölmeden önce dondurup, teknolojinin gelişip, tedavi imkanlarının bulunabileceği ileriki yıllara kadar saklamak, bilim insanlarının üzerinde çok çalıştıkları bir konudur ve bilim insanlarını bu araştırmalara iten sebep kurbağalardır.

Doğada bazı cins kurbağalar kış uykusu süresince donarlar; kalp atışları, nefes alışları ve kan dolaşımları tamamen durur. Hatta aort damarları kesildiğinde bile kanama olmaz. Buzlar çözüldükten sonra, önce kalp atmaya başlar ve kurbağa hayata geri döner.

Yapılan araştırmalarda kurbağaların aniden donmadıkları, 24 saat süresince kan ve hücrelerinin arasındaki su dondukça geriye donma noktası düşük bir tip antifriz çözelti bıraktıkları ve glikoz üretimlerini çok yükselttikleri tespit edilmiştir. Oysa insanda bu oranda şeker yükselmesine mani olacak birçok mekanizma vardır ve iyi çalışmamalarının sonucu ise şeker hastalığıdır.

Bir memelinin hücresinin dondurularak saklanabilmesi için, hücrenin içinde oluşan buzun en az seviyede olması gerekir. Hücre içindeki suyun tamamen donması ölüme yol açar. Bunun için de dondurma işlemine hücre dışı sıvılardan başlanılmalı, sadece hücre aralarındaki ve kandaki su donmak, hücredeki zar ve proteinlerin yapıları bozulmamalıdır.

Donmuş kan, besin ve oksijen taşıyamayacağından, metabolizmada ne gibi aksaklıklar görülebileceği hala bilinmemektedir. Ayrı bir sorun da suyun donduğu vakit genişlemesidir. Bu yüzden kan damarları parçalanabilir, doku yapısı bozulabilir, hücre zarı yırtılabilir.

Aslında artık günümüzde insanın yumurta hücreleri, sperm ve beyaz kan hücreleri, deri ve korneası dondurularak saklanabilmektedir. Ancak bunların hücre sayıları çok azdır. Nakil için böbrekler ve karaciğer buz içinde saklanır ama bunun da süresi en fazla 2-3 gündür. Üstelik bu organlar soğuk ortamda saklanmakta ama dondurulmamaktadır.

Halen bir organ bile dondurulup saklanamadığına göre, bütün bir vücudu dondurarak saklama konusunda bilim insanları pek iyimser değiller ama çalışmalar devam ediyor. Daha doğrusu insanı dondurup saklamak şüphesiz mümkün de, tekrar ısıtılıp canlandırmanın yolu henüz bilinmiyor.

Genel Bilgi

Tedavisi günümüzde mümkün olmayan hastaları ölmeden önce dondurup, teknolojinin gelişip, tedavi imkanlarının üzerinde çok çalıştıkları bir konudur ve bilim insanlarını bu araştırmalara iten sebep kurbağalardır.

Doğada bazı cins kurbağalar kış uykusu süresince donarlar; kalp atışları, nefes alışları ve kan dolaşımları tamamen durur. Hatta aort damarları kesildiğinde bile kanama olmaz. Buzlar çözüldükten sonra, önce kalp atmaya başlar ve kurbağa hayata geri döner.

Yapılan araştırmalarda kurbağaların aniden donmadıkları, 24 saat süresince kan ve hücrelerinin arasındaki su dondukça geriye donma noktası düşük bir tip antifriz çözelti bıraktıkları ve glikoz üretimlerini çok yükselttikleri tespit edilmiştir. Oysa insanda bu oranda şeker yükselmesine mani olacak birçok mekanizma vardır ve iyi çalışmalarının sonucu ise şeker hastalığıdır.

Bir memelinin hücresinin dondurularak saklanabilmesi için, hücrenin içinde oluşan buzun en az seviyede olması gerekir. Hücre içindeki suyun tamamen donması ölüme yol açar. Bunun için de dondurma işlemine hücre dışı sıvılardan başlanılmalı, sadece hücre aralarındaki ve kandaki su donmalı, hücredeki zar ve proteinlerin yapıları bozulmamalıdır. Donmuş kan, besin ve oksijen taşıyamayacağından, metabolizmada ne gibi aksaklıklar görülebileceği hala bilinmemektedir. Ayrı bir sorun da suyun donduğu vakit genişlemesidir. Bu yüzden kan damarları parçalanabilir, doku yapısı bozulabilir, hücre zarı yırtılabilir.

Aslında artık günümüzde insanın yumurta hücreleri, sperm ve beyaz kan hücreleri, deri ve korneası dondurularak saklanabilmektedir. Ancak bunların hücre sayıları çok azdır. Nakil için böbrekler ve karaciğer buz içinde saklanır ama bunun da süresi en fazla 2-3 gündür. Üstelik bu organlar soğuk ortamda saklanmakta ama dondurulmamaktadır.

Halen bir organ bile dondurulup saklanmadığına göre, bütün bir vücudu dondurarak saklama konusunda bilim insanları pek iyimser değiller ama çalışmalar devam ediyor. Daha doğrusu insanı dondurup saklamak şüphesiz mümkün de, tekrar ısıtılıp canlandırmanın yolu henüz bilinmiyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

an antiviral protein produced by cells that have been invaded by a virus; inhibits replication of the virus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein produced naturally by the cells of our bodies It increases the resistance of surrounding cells to attacks by viruses One type of interferon, alpha interferon, is effective against certain types of cancer Others may prove effective in treating au

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein that is produced by the body to protect against infection Many different cells including liver cells produce natural interferon Interferon also can be manufactured artificially through biotechnology for the treatment of chronic hepatitis B and C

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein liberated by cells following exposure to viruses and other microorganisms Interferons induce protein synthesis inhibitors that block translation of viral mRNA. a group of proteins released by white blood cells that combat a virus. n Any of a fam

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein produced by the immune system in response to attack by a virus that helps protect other healthy cells from attack.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A family of small proteins that stimulate viral resistance in cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of a family of glycoproteins that exhibit virus-nonspecific but host-specific antiviral activity by inducing the transcription of cellular genes coding for anti-viral proteins that selectively inhibit the synthesis of viral RNA and proteins The first

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein produced by various cells in the body Large quantities of different interferons may be produced in the laboratory These proteins are used in the treatment of some forms of cancer Interferon is a type of biological response modifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name given to a group of proteins that the body produces naturally in response to viral infections and other stimuli Interferon increases the activity of natural killer cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A general term used to describe a family of 20-25 proteins that cause a cell to become resistant to a wide variety of viruses They are produced by cells infected by almost any virus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naturally occurring class of proteins used to simulate the immune system to fight hepatitis and certain forms of cancer When used to fight hepatitis C, individual responses to treatment may be divided into three broad categories: sustained responders wh

Türkçe - İngilizce Sözlük

Protein produced by cells that induces immunity to viral infection Various types of this substance are used in cancer treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group of immune system proteins, produced and released by cells infected by a virus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

keeping. preserving. retaining. maintaining. a pupil's failing to be promoted in his class.

Teknolojik Terim

Kızılötesi (IR) ve RF kulaklarda, kablosuz ağ menzili dışına çıkıldığında ya da verici ile kulaklıklar arasında bir engel meydana geldiğinde rahatsız edici bir cızırtı duyulabilir. Otomatik Susturma, alınan sinyal yeniden kabul edilebilir bir seviyeye gelinceye kadar bu gürültüyü susturur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

far. distant. remote uzak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Irak. far. distant. remote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indian Remote Sensing satellite IRS-1A to 1D and IRS-P2 to P4 have been launched since 1988 See Chapter 3.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indian Remote Sensing Satellite. , n. the bureau of the Treasury Department responsible for tax collections.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispatch note. waybill. consignment note. despatch note. forwarding note. freight bill.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispatch list. way bill. shipping papers. bill of consignment. bill of conveyance. bill of carriage. declaration of shipment. delivery note. despatch note. forwarder's receipt. forwarding note. freight bill. letter of conveyance. letter of safe conduct. l

Türkçe - İngilizce Sözlük

mark. sign. note. tick. tick off. score.

Türkçe Sözlük

(i.). Adsız, adı olmayan. İsimsiz şirket = Anonim denilen şirket çeşidi ki, bütün hissedarların ve senet sahiplerinin malı sayılıp kimsenin ötekinden fazla hakkı yoktur.

Türkçe Sözlük

(i. A. «selâm» dan masdar). 1. Cenâb-ı Hakkin tebliğine ve öteki İman esaslarına inanma: Bütün peygamberler islâm üzere idiler, iman ile İslâm birdir: İslâm’a gelmek. 2. Peygamberimiz tarafından ilâhî vahy ile kurulan din, dîn-i Muhammedî, Müslümanlık: Dİn-i islâm. 3. İslâm dinini kabûl etme, Müslüman olma: Şeref-i İslâm ile müşerref oldu. 4. İslâm ümmeti, islâm cemaati: Ulemây-ı İslâm, halîfe-i İslâm, Alem-i İslâm. 5. Müslüman, Müslim: İslâm’dır, İslâm oldu. Hüccet-ülIslâm = En büyük kelâm bilgini imâm Gazâlî’nin lakabıdır. Seyf-ül-lslâm = Islâmin kılıcı HAlid bin Velîd’in lakabıdır. Şeyhülislâm — Osmanlı devletinde din, adalet ve eğitim işlerine bakan ve ulemânın başı sayılan büyük görevli; protokolde sadrâzamla eşit sayılır, fakat ondan sonra gelirdi. Türkistan’da büyük din Alimlerine de bu unvan verilmiştir.

Türkçe Sözlük

(I.). Islatmak işi ve tarzı. Ar. tartîb, teblîl. mec. Vuruş, darb, kötek, dayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (meteor.) izoter, yaz eşsıcağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eşsıcağı gösteren çizgi, eşsıcak, izoterm. isothermal (s.) eşit ısıda olan.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Avrupa›da, Fransa›nın doğusunda, İtalya›nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 47 00 Kuzey enlemi, 8 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 41,290 km².

Sınırları: toplam: 1,852 km.

sınır komşuları: Avusturya 164 km, Fransa 573 km, İtalya 740 km, Liechtenstein 41 km, Almanya 334 km.

Sahil şeridi: 0 km(kara ile çevrili).

İklimi: Ilıman.

Arazi yapısı: Çoğunlukla dağlıktır, tepelikli merkez platosu, ovalar, büyük göller yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Maggiore Gölü 195 m.

en yüksek noktası: Dufourspitze 4,634 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji, kereste, tuz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %10.

daimi ekinler: %0.58.

Diğer: %89.51 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 250 km²(2003 verileri).

Doğal afetler: Çığ, toprak kayması.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 7,523,934 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.43 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.12 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.34 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.51 yıl.

Erkeklerde: 77.69 yıl.

Kadınlarda: 83.48 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.43 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.4 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 13,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: İsviçreli.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %65, Fransız %18, İtalyan %10, Romen %1, diğer %6.

Din: Roma Katolikleri %41.8, Protestant %35.3, Orthodoks %1.8, diğer Hıristiyanlar %0.4, Müslüman %4.3, diğer %1, belirlenmemiş %4.3, inançsın %11.1 (2000).

Diller: Almanca %63.7, Fransızca %19.2, İtalyanca %7.6, Romence %0.6, diğer %8.9.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İsviçre Konfederasyonu.

kısa şekli : İsviçre.

Yerel tam adı: Schweizerische Eidgenossenschaft (Almanca), Confederation Suisse (Fransızca), Confederazione Svizzera (İtalyanca).

yerel kısa şekli: Schweiz (Almanca), Suisse (Fransızca), Svizzera (İtalyanca).

ingilizce: Switzerland.

Yönetim biçimi: Parlamenter Federal Cumhuriyet.

Başkent: Bern.

İdari bölümler: 26 bölge; Aargau, Ausser-Rhoden, Basel-Landschaft, Basel-Stadt, Bern, Fribourg, Geneve, Glarus, Graubunden, Inner-Rhoden, Jura, Luzern, Neuchatel, Nidwalden, Obwalden, Sankt Gallen, Schaffhausen, Schwyz, Solothurn, Thurgau, Ticino, Uri, Valais, Vaud, Zug, Zurich.

Bağımsızlık günü: 1 Ağustos 1291 (İsviçre Konfederasyonu kuruluşu).

Milli bayram: İsviçre Konfederasyonu kuruluşu, 1 Ağustos (1291).

Anayasa: 29 May 1874.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Orta

Türkçe - İngilizce Sözlük

rebellious. mutinous. rebel. rebel. mutineer. rioter. insurrectionist. insurgent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rebel. rioteer. mutineer rebellious. mutineer. rioter.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Avrupa, Akdeniz kıyısında yarımadada, kuzeydoğu Tunus›ta yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 42 50 Kuzey enlemi, 12 50 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 301,230 km².

Sınırları: toplam: 1,932.2 km.

sınır komşuları: Avusturya 430 km, Fransa 488 km, Holy See (Vatican City) 3.2 km, San Marino 39 km, Slovenya 232 km, İsviçre 740 km.

Sahil şeridi: 7,600 km.

İklimi: 7 ayrı iklim görülmektedir. Ama genel olarak ılıman hava hakimdir.

Arazi yapısı: Arazi engebeli ve dağlıktır, ovalar ve kıyıda alçak araziler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Akdeniz 0 m.

en yüksek noktası: Blanc Tepesi (Monte Bianco) 4,748 m.

Doğal kaynakları: Cıva, potas, mermer, sülfür, doğal gaz, ham petrol, balık, kömür, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %26.41.

daimi ekinler: %9.09.

Diğer: %64.5 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 27,100 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Toprak kaymaları, çığ düşmeleri, depremler, volkanik patlamalar, su baskınları, toprak çökmeleri.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 58,133,509 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.04 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.06 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.83 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.81 yıl.

Erkeklerde: 76.88 yıl.

Kadınlarda: 82.94 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.28 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.5 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 140,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1,000 (2003 verileri).

Ulus: İtalyan.

Nüfusun etnik dağılımı: İtalyan.

Din: Roma Katolikleri, Protestanlar, Museviler, Müslümanlar.

Diller: İtalyanca (resmi), Almanca, Fransızca, Slovence.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.6 (2003).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İtalya Cumhuriyeti.

kısa şekli : İtalya.

Yerel tam adı: Repubblica Italiana.

yerel kısa şekli: Italia.

Eski adı: İtalya Krallığı.

ingilizce: Italy.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Roma.

İdari bölümler: 20 bölge; Abruzzi, Basilicata, Calabria, Campania, Emilia-Romagna, Friuli-Venezia Giulia, Lazio, Liguria, Lombardia, Marche, Molise, Piemonte, Puglia, Sardegna, Sicilia, Toscana, Trentino-Alto Adige, Umbria, Valle d›Aosta, Veneto.

Bağımsızlık günü: 17 Mart 1861.

Milli bayram: Cumhuriyet Günü, 2 Haziran (1946).

Anayasa: 1 Ocak 1948.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletl

Türkçe - İngilizce Sözlük

Improved Toxicological Agent Protective Ensemble.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consideration. regard. esteem. credit. ascendance. authority. dignity. eminence. esteem n. estimation. honour. importance. kudas. note. odour. prestige. reputation. repute. respect. respectability. value. vogue. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

objection. protest. disapproval. but. cavil. challenge. contest. contradiction. demur. deprecation. expostulation. outcry. protestation. remonstrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

objection. opposition. plea. protest. protestation. remonstrance. disapproval.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeal. objection. protest. disapproval. act of protest. demur. denial. deprecation. disclaimer. exception. fuss. incidental plea. negative averment. special plea. profession. protestation. questioning. reclamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

demur. dispute. object. protest. remonstrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to demur. to object. to make objection. to oppose. challenge. contest. contravene. controvert. to take defence defense. dispute. impeach. to take issue. kick. mind. to make an objection. to take objection. protest. to make a query. raise an objection. rai

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanation. commentary. definition. elucidation. exposé. exposition. interpretation. note. paraphrase. solution.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Kuzey Avrupa’da, Grönland Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında, İngiltere’nin kuzeybatısında yer alır.

Coğrafi konumu: 65 00 Kuzey enlemi, 18 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Arktik Bölge.

Yüzölçümü: 103,000 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 4,970 km.

İklimi: Ilıman iklim, Kuzey Atlas Akımı ile değişkenlik gösterir, ılıman, rüzgarlı kışlar, yağmurlu, soğuk yazlar görülmektedir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Hvannadalshnukur 2,119 m.

Doğal kaynakları: Balık, hidro enerji, termal kaynaklar.

Doğal afetler: Deprem ve volkanik etkinlik.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 299,388 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.87 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.74 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 3.29 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.31 yıl.

Erkeklerde: 78.23 yıl.

Kadınlarda: 82.48 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.92 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 220 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den fazla (2003 verileri).

Ulus: İzlandalı.

Din: Evangelist Luthercilik %93, diğer Protestanlar ve Roma Katolikleri, diğer.

Diller: İzlandaca, İngilizce, Nord lehçeleri, Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İzlanda Cumhuriyeti.

kısa şekli : İzlanda.

Yerel tam adı: Lyoveldio Island.

yerel kısa şekli: Island.

ingilizce: Iceland.

Yönetim biçimi: Anayasal Cumhuriyet.

Başkent: Reykjavik.

İdari bölümler: 23 bölge ve 14 şehir; Akranes, Akureyri, Arnessysla, Austur-Bardhastrandarsysla, Austur-Hunavatnssysla, Austur-Skaftafellssysla, Borgarfjardharsysla, Dalasysla, Eyjafjardharsysla, Gullbringusysla, Hafnarfjordhur, Husavik, Isafjordhur, Keflavik, Kjosarsysla, Kopavogur, Myrasysla, Neskaupstadhur, Nordhur-Isafjardharsysla, Nordhur-Mulasys-la, Nordhur-Thingeyjarsysla, Olafsfjordhur, Rangarvallasysla, Reykjavik, Saudharkrokur, Seydhisfjordhur, Siglufjordhur, Skagafjardharsysla, Snaefellsnes-og Hnappadalssysla, Strandasysla, Sudhur-Mulasysla, Sudhur-Thingeyjarsysla, Vesttmannaeyjar, Vestur-Bardhastrandarsysla, Vestur-Hunavatnssysla, Vestur-Isafjardharsysla, Vestur-Skaftafellssysla.

Bağımsızlık günü: 17 Haziran 1944 (Danimarka’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 17 Haziran (1944).

Anayasa: 16 Haziran 1944.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), EFTA (Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Ul

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Karayipler, Karayip Denizinde Ada, Küba’nın güneyi.

Coğrafi konumu: 18 15 Kuzey enlemi, 77 30 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 10,991 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 1,022 km.

İklimi: tropikal; sıcak, nemli hava etkindir, iç kısımlarda ılıman iklim görülür.

Arazi yapısı: Arazisi çoğunlukla dağlıktır, kıyıda dar ovalar vardır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Mavi Dağ 2,256 m.

Doğal kaynakları: Boksit, alçıtaşı, kireçtaşı.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %15.83.

daimi ekinler: %10.01.

Diğer: %74.16 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 250 km²(2002 verileri).

Doğal afetler: Temmuz - Kasım ayları arasında kasırgalar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,758,124 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.8 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -6.27 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 15.98 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.24 yıl.

Erkeklerde: 71.54 yıl.

Kadınlarda: 75.03 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.41 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı %1.2 (2003 tahmini).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 22,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 900 (2003 verileri).

Ulus: Jamaikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %90.9, Doğu Hindistanlı %1.3, beyaz ırk %0.2, Çinli %0.2, melez %7.3, diğer %0.1.

Din: Protestan %61.3, Roma Katolikleri %4, diğer %34.7.

Diller: İngilizce, Creole.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %87.9.

erkekler: %84.1.

kadınlar: %91.6 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Jamaika.

ingilizce: Jamaica.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Kingston.

İdari bölümler: 14 bölge; Clarendon, Hanover, Kingston, Manchester, Portland, Saint Andrew, Saint Ann, Saint Catherine, Saint Elizabeth, Saint James, Saint Mary, Saint Thomas, Trelawny, Westmoreland.

Bağımsızlık günü: 6 Ağustos 1962 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, Ağustosun birinci Pazartesi (1962).

Anayasa: 6 Ağustos 1962.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), C, Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-15, G-19, G-77, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslarası Çalışma Ö

Türkçe - İngilizce Sözlük

Jerseys are noted for the richness of their milk. breed from the island of Jersey a slightly elastic machine-knit fabric a close-fitting pullover shirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a humorous anecdote or remark intended to provoke laughter; 'he told a very funny joke'; 'he knows a million gags'; 'thanks for the laugh'; 'he laughed unpleasantly at hisown jest'; 'even a schoolboy's jape is supposed to have some ascertainable point'. a

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exceptionally good roll, especially one that changes the potential outcome of a game. a person who enjoys telling or playing jokes. a person who does something thoughtless or annoying; 'some joker is blocking the driveway'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

an esoteric or occult matter resembling the Kabbalah that is traditionally secret. an esoteric theosophy of rabbinical origin based on the Hebrew scriptures and developed between the 7th and 18th centuries.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to refuse to accept. demur. deny admittance. disallow. disclaim. dispute. exclude. to call in question. refuse. reject. repudiate. kick up a row. vote out.

Türkçe Sözlük

(i. Farsça’dan). 1. Yazı yazmak, kitap basmak ve bir şey sarmak gibi işlerde kullanılan pamuk, ağaç vesaireden yapılan yaprak: Yazı, resim kâğıdı. 2. Mektup, nâme, tahrirat, varaka: Kâğıt yazmak; filândan bir kâğıt aldım; kendisinden kâğıt geldi. 3. Oyun ve kumar oynamaya mahsus mâruf kâğıtlar: Oyun kâğıdı, iskambil: Kâğıt oynamak. Sigara kâğıdı = Sigara sarmaya mahsus pek İncesi. Ebrûlu kâğıt = Eskiden ekseriya kitap kaplarının içlerine konan birkaç renkli kâğıt. Elek kâğıdı = Eskiden bordroların basılı olduğu kalın ve iyi kâğıt. Posta kâğıdı = İnce yazı kâğıdı. Bakkal kâğıdı = Bakkalların öte beri sardıkları kaba kâğıt. Tekâlı (tek aharlı), çiftâlı (çifte aharlı) kâğıt = Vaktiyle sülüs yazanların üzerine karalama yazıp bozdukları renkli parlak kâğıt. Tükürük kâğıdı = İnce sigara kâğıdı. Saman kâğıdı = Resme mahsus ince şeffaf kâğıt. Duvar kâğıdı = Duvarlara kaplanan desenli kâğıt. Kâğıt üzre koymak veya geçirmek = Yazmak, kaleme almak. Kâğıt üzerinde kalmak = Sözde kalmak, yerine getirilmemek. Banka kâğıdı = Poliçe veya banknot. Kâğıthelvası = KAğıt gibi ince ve yassı bir çeşit tatlı hamur ki çocuklar için sokaklarda satırlar. Helvacı kâğıdı = Ehemmiyetsiz ve lüzumsuz evrak. Kâğıt kavafı = Herkesin işlerine ait evrakını yürütmeyi üzerine alan adam. Tuvalet kâğıdı = Aptesanelerde kullanılan ince kâğıt. Kâğıt mendil, peçete = Mendil, peçete yerine kullanılan özel kâğıt. bk. Kâğaz.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’nın kuzeyinde, Kuzey Atlas Okyanusu ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 60 00 Kuzey enlemi, 95 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: toplam: 9,984,670 km².

Kara: 9,093,507 km².

Su: 891,163 km².

Sınırları: toplam: 8,893 km.

sınır komşuları: ABD 8,893 km.

Sahil şeridi: 202,080 km.

İklim: 70.paraleldeki buz tepelerinden bati sahillerindeki gür bitki örtüsüne kadar değişiklik gösteren iklim çeşitliliğine rağmen Kanada’nın bütününde özellikle nüfusun da daha yoğun olduğu Amerika sınırları boyunca 4 ayrı mevsim yaşanır. Yazın günlük sıcaklık +35 ve daha üstündeki derecelere kadar yükselir, buna rağmen -25 ve daha da altındaki dereceler alışılmadık değildir. İlkbahar ve sonbaharda hava sıcaklıkları daha normaldir.

Arazi yapısı: Batıda dağlık ovalar, güneydoğuda alçak düzlükler çoğunluktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Logan Dağları 5,959 m.

Doğal kaynakları: Demir, nikel, çinko, bakır, altın, kurşun, molibden, potas, gümüş, balık, kereste, vahşi doğa, kömür, petrol, doğal gaz, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %4.57.

daimi ekinler: %0.65.

Diğer: %94.78 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 7,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuzeydeki süreklilik gösteren buzlanma ekonomik gelişmeye engel teşkil etmektedir; Doğudan Rocky Dağlarından gelen şiddetli kasırgalar ülkeye yağış ve kar getirirler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 33,098,932 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %17.6 (erkek 2,992,811; kadın 2,848,388).

15-64 yaş: %69 (erkek 11,482,452; kadın 11,368,286).

65 yaş ve üzeri: %13.3 (erkek 1,883,008; kadın 1,883,008) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.88 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 5.85 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.69 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.22 yıl.

Erkek: 76.86 yıl.

Kadın: 83.74 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.61 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan kişi sayısı: 56,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 1,500 (2003 verileri).

Ulus: Kanada.

Nüfusun etnik dağılımı: İngiliz kökenli %28, Fransız kökenli %23, diğer Avrupalılar %15, Amerikan yerlileri %2, diğer Asya, Afrika, Arap kökenli %6, melez %26.

Din: Roma Katolikleri %42, Protestanlar %40, diğer %18.

Dil: İngiliz %59.3 (resmi), Fransız %23.2 (resmi), diğer %17.5.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Kanada.

ingilizce: Canada.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Ottava.

İdari bölmeler: 10 eyalet ve 3 bölge; Alberta, British Kolombiya, Manitoba, New Brunswick, Newfoundland, Kuzeybatı bölgesi, Nova Scotia, Nunavut, Ontario, Prince Edward Adası, Quebec, Saskatchewan, Yukon

Genel Bilgi

Yaşamımızın sürebilmesi için vücudumuzdaki her bir hücrenin oksijene ihtiyacı vardır. Hücrelerimize oksijeni kanımız taşır. Kanımız oksijeni havadan aldığımız nefesin sonucunda akciğerlerimizden alır ve vücudumuzun her bir noktasına ulaştırır. Bu noktalarda oksijeni hücrelere devreden kanımız, kalp tarafından emilerek tekrar oksijen depolayabilmesi için akciğerlerimize pompalanır ve çevrim böyle devam eder.

Kanımızın içinde oksijen moleküllerini tutup, damarlarda taşıyarak, hedefe ulaşıldığında bırakan özel bir molekül vardır. Kırmızı kan hücrelerini, yani alyuvarları çevreleyen ve aslında demir içeren bir protein olan hemoglobin, oksijenle birleşerek bilinen parlak kan rengini oluşturur.

Kanımız hücrelerde oksijeni terk edip, karbondioksiti alıp geri dönerken yani toplardamarlarımızda iken rengi koyu kırmızı hatta biraz mora yakındır. Damarlarımızın çeperleri ve kan hücreleri renksiz olduklarından, kanın rengini veya renginin tonunu içinde oksijen olup olmaması tayin eder.

Damarlarımızın mavi renkte görünmesi, vücudumuza gelen ışığın bir kısmının derimizde emilmesi, bir kısmının da yansıtılması ile ilgilidir. Derimizde mavi renk gibi yüksek enerjiye sahip dalga boyundaki ışıklar daha çok yansıtılıp gözümüze geldiği için damarlarımız mavi renkte görülür.

Vücudumuzda gördüğümüz damarların hemen hemen tümüne yakını daha koyu renkli kanı taşıyan toplardamarlardır. Atardamarlarda kalp tarafından pompalanan kanın vücudun her yerine süratle ulaşabilmesi için basınç yüksektir. Toplardamarlarda ise kanın basıncı düşük, hızı da daha yavaştır.

Herhangi bir atardamar kesildiğinde kan daha hızlı dışarı çıkar, kan kaybı süratli ve çok olur. Hayati tehlike yaratır. Bu tehlikeye karşı atardamarlarımız daha kalın çeperli yapılmış ve derimizin altında daha derinlere yerleştirilmişlerdir. Bir kaza veya ameliyat olmadıkça atardamarlarımızı pek göremezsiniz.

Bu nedenle derimizde gördüğümüz damarların çoğu, et kalınlığı az olduğu için içindeki kanın rengini daha çok yansıtan ve deriye daha yakın olan toplardamarlardır. Tabii ki bu durum toplardamarlar kesildiğinde kanın koyu kırmızı veya mor renkte akacağı anlamına gelmez. Kesilme yerinden akan kan derhal hava ile temas edip, ondaki zengin oksijeni alır ve rengi yine bilinen kan rengine dönüşür.

Genel Bilgi

Yaşamımızın sürebilmesi için vücudumuzdaki her bir hücrenin oksijene ihtiyacı vardır. Hücrelerimize oksijeni kanımız taşır. Kanımız oksijeni havadan aldığımız nefesin sonucunda akciğerlerimizden alır ve vücudumuzun her bir noktasına ulaştırır. Bu noktalarda oksijeni hücrelere devreden kanımız, kalp tarafından emilerek tekrar oksijen depolayabilmesi için akciğerlerimize pompalanır ve çevrim böyle devam eder.

Kanımızın içinde oksijen moleküllerini tutup, damarlarda taşıyarak, hedefe ulaşıldığında bırakan özel bir molekül vardır. Kırmızı kan hücrelerini, yani alyuvarları çevreleyen ve aslında demir içeren bir protein olan hemoglobin, oksijenle birleşerek bilinen parlak kan rengini oluşturur.

Kanımız hücrelerde oksijeni terk edip, karbondioksiti alıp geri dönerken yani toplardamarlarımızda iken rengi koyu kırmızı hatta biraz mora yakındır. Damarlarımızın çeperleri ve kan hücreleri renksiz olduklarından, kanın rengini veya renginin tonunu içinde oksijen olup olmaması tayin eder.

Damarlarımızın mavi renkte görünmesi, vücudumuza gelen ışığın bir kısmının derimizde emilmesi, bir kısmının da yansıtılması ile ilgilidir. Derimizde mavi renk gibi yüksek enerjiye sahip dalga boyundaki ışıklar daha çok yansıtılıp gözümüze geldiği için damarlarımız mavi renkte görülür.

Vücudumuzda gördüğümüz damarların hemen hemen tümüne yakını daha koyu renkli kanı taşıyan toplardamarlardır. Atardamarlarda kalp tarafından pompalanan kanın vücudun her yerine süratle ulaşabilmesi için basınç yüksektir. Toplardamarlarda ise kanın basıncı düşük, hızı da daha yavaştır.

Herhangi bir atardamar kesildiğinde kan daha hızlı dışarı çıkar, kan kaybı süratli ve çok olur. Hayati tehlike yaratır. Bu tehlikeye karşı atardamarlarımız daha kalın çeperli yapılmış ve derimizin altında daha derinlere yerleştirilmişlerdir. Bir kaza veya ameliyat olmadıkça atardamarlarınızı pek göremezsiniz.

Bu nedenle derimizde gördüğümüz damarların çoğu, et kalınlığı az olduğu için içindeki kanın rengini daha çok yansıtan ve deriye daha yakın olan toplardamarlardır. Tabi ki bu durum toplardamarlar kesildiğinde kanın koyu kırmızı veya mor renkte akacağı anlamına gelmez. Kesilme yerinden akan kan derhal hava ile temas edip, ondaki zengin oksijeni alır ve rengi yine bilinen kan rengine dönüşür.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kana bulaşmış, kana boyanmış: Kanlı el, kanlı elbise. 2. Bedeninde kanı çok, kanı öteki Ifrâzâttan çok, Ar. demevî: Kanlı adem olduğu için tansiyon yükselmesinden korkuyor. 3. Çok pişmeyip kesilince kan damlayan: Kanlı bir pirzola. 4. Kaatil, cânî: Kanlı adam, kanlı kaatll. Delikanlı = bk. Delikanlı. Sıcakkanlı = Kem sıcak, sevimli, Ar. mûnls. Soğukkanlı = Kanı soğuk, bârid, sevimsiz. 2. Telâşsız, kayıtsız.

Türkçe Sözlük

Resim sanatında bir yüzey üzerinde betimlenen tüm “gerçeklik”in kompozisyonun sınırları içinde bulunması durumu. Böyle bir kompozisyonda betinin tümü resim düzlemi içinde bulunmak zorundadır, sadece bir kesiminin resmedilmesi söz konusu olamaz. Kapalı kompozisyon bunları sanatsal gerçeklik düzleminde yeniden ürettiği zaman, hepsini bakış açımız içinde bulunuyormuşçasına betimler. Kapalı kompozisyonun en belirgin örnekleriyle Rönesans sanatında karşılaşılır. Bu tür örnekler, resim düzlemi üzerinde betimlenenin dışında kalan dünyayla ilgili hiçbir ipucu vermezler. Buna karşılık, karşıt uç olan açık kompozisyonda ve onun en yoğun kullanıldığı Barokta, betiler doğadan alınmış bir kesitmişçesine kompoze edilir. Doğal gerçeklik kompozisyonu sınırlarının ötesinde de varlığını sürdürmektedir, resim bu izlenimi vermeyi amaçlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

covered. coated. plated. having a protective outer cover.

Türkçe - İngilizce Sözlük

companion. hatchway. hatch ; hood. bonnet. air intake. bottom skin. cowl. cowl panel. folding top. motor hood. protection cap. nacelle.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fransızca: capote). 1. Askerlerin üstlük elbisesi, yağmurluğu. 2. Otomobilin motor kısmını örten saç kapak.

Sağlık Bilgisi

Karaciğer, diyaframın hemen altında, sağ tarafta, yaklaşık olarak 2 kilogram ağırlığında koyu kırmızı renkte yumuşak bir organdır. Yaşamak için gerekli olan bir çok kimyasal olay burada meydana gelir.

Karaciğerin görevi :

- Günde yaklaşık olarak 4 su bardağı (1 litre) safra salgılar.

- Yağ, protein ve şeker metabolizmasını düzenler.

- Vücudun ısısını ayarlar.

- Vücudun ihtiyacı olan su ve vitaminleri yapar.

- Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolar. Kan miktarını ayarlar.

- Hormonların görevleri üzerinde etkili olur.

Karaciğer yukarıda belirtilen görevlerinden herhangi birini yapamaz hale gelecek olursa, çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bunların en önemlileri, karaciğer yetersizliği, karaciğer iltihaplanması, karaciğer sirozu, safra kesesi iltihabı ve safra kesesi taşıdır.

Karaciğer Hastalıklarının Ortak Belirtileri :

Hasta, sağ böğründe ağrı hisseder. Bağırsaklarında fazla miktarda gaz vardır. Karnı şişer, anüsten çıkan gaz pis kokar. Cilt rengi ve bazen de göz akı sararır. Yüzünde ve ellerinde çil gibi lekeler görülür. Hazımsızlıktan şikayet eder. Sabahları dilinde pas ve ağzında acılık hisseder. Nefesi de kokar. Sabah saatlerinde ensede ağrı hisseder. Çarpıntı, iştahsızlık vardır. İdrarın rengi sabahları sarı ve koyu, daha sonraki saatlerde ise, duru ve açıktır. Sık sık idrara gider. Baldır kasları ağrır. El ve ayaklarında şişlik görülür. Geceleri uyumak istemez. Görme ve işitme duyguları da zayıflar. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı, limonsuyu.

Hazırlanışı : 1 çorba kaşığı saf zeytinyağına, 1 çorba kaşığı yeni sıkılmış limon suyu karıştırılır. Sabahları aç karnına içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

decider. decision. judgement. sentence. resolution. determination. adjudication. award. conclusion. decree. doom. fiat. finding. holding. resolve. verdict. vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stable. set. decided. settled. firm. strong-minded. strong-willed. bent. decisive. determined. dogged. flat-footed. hard-core. high-pressure. immovable. inflexible. intent. professional. resolute. resolved. single-eyed. single-hearted. single-minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

challenge. contravene. counter. demur. disallow. dispute. object. oppose. protest. remonstrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to counter. to oppose. to object to. to go to meet sb. beard. come out against sth. cross. demur. to set one's face against. mind. object. protest. repugn. stick up to.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sert, katı, Ar. sulb. 2. Donmuş, donuk. 3. Hayran, şaşkın, hayretinden donmuş gibi duran: Kat kaldı = Donakaldı. Kat kala Son, en nihayet, artık ötesi olmayan, kat’İ: Kat kala bin liraya verilebilir.

Türkçe Sözlük

(hi.). Katolik mezhebi: Katolikliğin Ortadoksluk’tan Protestanlık’ tan daha çok farkı vardır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

noteworthy. some. thundering. walloping.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be recorded. to be entered. to be noted. to be enrolled. to be registered. to be taken notice of. to be scored.

Türkçe - İngilizce Sözlük

register. record. enroll. enrol. enlist. write down. enter. book. calendar. check in. inscribe. list. set down. tape. have smth. taped. tape-record. jot. note.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to enrol to record. to score. to inscribe. book. book down. enlist. to put on file. get down. matriculate. to make a nfr. note. note down. put down. read.

Türkçe - İngilizce Sözlük

protection. backing. favor. favour. pull. shadow.

Türkçe - İngilizce Sözlük

protect. back. show favour. favor. favour. enlist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

favour. to support. to back. to help. to sponsor. to protect himmet etmek. to favour. to favor. to show favour. to treat preferentially iltimas etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sponsor. to protect. to care for. to give sb preferential treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

posting. record. booking. chronicle. order clause. condition. enrol l ment. entering. entry. notation. protestation. recording. register. registration. registry. roll. tie.

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered. enrol ed. entered. recorded in a record book. noted down. bound by a restriction. bound. conditional. enrolled. inscribed. on record. solicitous.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hotoz, kotaz, kuş başındaki tepelik. 2. Tataristan sığırı. Karakaytaz = Durmadan öteye beriye koşan, her tarafa seğirtip saldıran adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In origin, a tribal name, now a town, river and district in the extreme west of Azerbaijan, the Caucuses Kazak rugs are noted for their coarse, long-pile carpets with shiny wool and vigorous designs The weavers were Turkic nomads, now settled, who came to

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Asya’da, Çin’in kuzey batısında yer alır.

Coğrafi konumu: 48 00 Kuzey enlemi, 68 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Asya.

Yüzölçümü: 2,717,300 km².

Sınırları: toplam: 12,012 km.

sınır komşuları: Çin 1,533 km, Kırgızistan 1,051 km, Rusya 6,846 km, Türkmenistan 379 km, Özbekistan 2,203 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Kıtasal iklim görülür, kışlar soğuk, yazlar sıcak geçer.

en alçak noktası: Vpadina Kaundy -132 m.

en yüksek noktası: Khan Tangiri Shyngy 6,995 m.

Doğal kaynakları: Petrol, doğal gaz, kömür, demir, manganez, krom, nikel, kobalt, bakır, molibden, kurşun, çinko, boksit, altın, uranyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %8.28.

daimi ekinler: %0.05.

Diğer: %91.67 (205 verileri).

Sulanan arazi: 35,560 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Depremler ve toprak kaymaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 15,233,244 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.33 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -3.33 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 28.3 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 66.89 yıl.

Erkeklerde: 61.56 yıl.

Kadınlarda: 72.52 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.89 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 16,500 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Kazakistanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Kazakistanlı %53.4, Rus %30, Ukraynalı %3.7, Özbek %2.5, Alman %2.4, Uygur %1.4, diğer %6.6 (1999 nüfus sayımı).

Din: Müslüman %47, Rus Ortodoksları %44, Protestanlar %2, diğer %7.

Diller: Kazakistanlı %40, Rus %66.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.4.

erkekler: %99.1.

kadınlar: %97.7 (1999 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kazakistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kazakistan.

ingilizce: Kazakhstan.

Yerel tam adı: Qazaqstan Respublikasy.

Eski adı: Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Astana.

İdari bölümler: 14 bölge ve 3 şehir; Almatı, Almatı şehri, Aqmola (Astana), Aqtobe, Astana, Atyrau, Batys Qazaqstan (Oral), Bayqongyr, Mangghystau (Aqtau; formerly Shevchenko), Ongtustik Qazaqstan (Shymkent), Pavlodar, Qaraghandy, Qostanay, Qyzylorda, Shyghys Qazaqstan (Oskemen; formerly Ust’-Kamenogorsk), Soltustik Qazaqstan (Petropavl), Zhambyl (Taraz; eski Dzhambul).

Bağımsızlık günü: 16 Aralık 1991 (Sovyetler Birliğinden ayrıldı).

Milli bayram: Cumhuriyet Günü, 25 Ekim (1990).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Ko

Türkçe - İngilizce Sözlük

a county in southeastern England on the English Channel; the first to be colonized by the Romans United States painter noted for his woodcuts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States painter noted for his woodcuts.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Afrika, Hint Okyanusu kıyısında, Somali ve Tanzanya arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 1 00 Kuzey enlemi, 38 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 582,650 km².

Sınırları: toplam: 3,477 km.

sınır komşuları: Etiyopya 861 km, Somali 682 km, Sudan 232 km, Tanzanya 769 km, Uganda 933 km.

Sahil şeridi: 536 km.

İklimi: Kıyıda tropikal, iç kesimde çöl iklimi hakimdir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Kenya Dağı 5,199 m.

Doğal kaynakları: Altın, kireçtaşı, soda, tuz, hidro güç, vahşi doğa.

Sulanan arazi: 1,030 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuraklık ve su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 34,707,817 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.57 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 59.26 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 48.93 yıl.

Erkeklerde: 49.78 yıl.

Kadınlarda: 48.07 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.91 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %6.7 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 1.2 milyon (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 150,000 (2003 verileri).

Ulus: Kenyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Kikuyu %22, Luhya %14, Luo %13, Kalenjin %12, Kamba %11, Kisii %6, Meru %6, diğer Afrikalılar %15, Afrikalılar (Asyalılar, Avrupalı ve Araplar) %1.

Din: Protestanlar %38, Roma Katolikleri %28, yerel inançlar 2%6, Müslümanlar %7, diğer %1.

Diller: İngilizce (resmi), Kiswahili (resmi), diğer yerel diller.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %85.1.

erkekler: %90.6.

kadınlar: 79.7% (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kenya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kenya.

Eski adı: İngiltere Doğu Afrikası.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Nairobi.

İdari bölümler: 7 eyalet ve 1 bölge; Merkez, Kıyı, Doğu, Nairobi Bölgesi Kuzey Doğu, Nyanza, Uçurum Vadisi, Batı.

Bağımsızlık günü: 12 Aralık 1963 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 12 Aralık (1963).

Anayasa: 12 Aralık 1963.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), C, CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), EADB (Doğu Afrika Kalkınma Bankası), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IGAD (Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (

Türkçe - İngilizce Sözlük

Called also epidermose. a fibrous scleroprotein that occurs in the outer layer of the skin and in horny tissues such as hair feathers nails and hooves.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Insoluble protein that is the major constituent of the outer layer of the skin, nails, and hair.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A scleroprotein containing large amounts of sulfur, such as cystine; the primary component of skin, hair, and nails. is a highly fibrous protein that is the primary material in the cells of the skin, hair and nails.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein substance which is the chief component of wool fiber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tough, insoluble protein substance that is the chief structural constituent of hair, nails, horns, and hoofs. this strong protein is found in skin, hair, and nails It acts as a structural protein and also provides protection Dry skin tends to have more

Türkçe Sözlük

(i.). Dülger ve marangoz Aleti ki, kısa bir sapa geçirilmiş bir tarafı keskin, öteki tarafı çekiç gibi bir çelikten ibarettir, Fars. tîşe. mec. Nalıncı keseri = Kendine doğru yontmak için kullanılır. mec. Menfaatperest, yalnız kendi menfaatini düşünür adam.

Şifalı Bitki

(graine de lin): Keten denilen kireçli topraklarda yetişen otsu bir bitkinin tohumudur. İçeriğinde sabit yağ, müsilaj, protein, siyanogenetik bir glikozit olan linamarin vardır. Ketenyağında asitler vardır. Boya ve muşamba sanayiinde kullanılır. Kullanıldığı yerler: Akciğer hastalıkkları bronşit ve soğuk algınlığında faydalıdır. Lavman olarak kullanılırsa kabızlığı giderir. Müzmin öksürüğü keser. Dolama, köpekmemeleri ve her türlü çıbanın tedavisinde faydalıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., müz. esas nota; temel düşünce, ilke, dayanak; f. temel düşünceleri söylemek. keynote address toplan- tıyı açış konuşması. keynoter i. toplantıyl açmak için konuşan spiker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Prefix meaning one thousand. a prefix utilized in the metric system of measurement that denotes 10 to the power of three or 1,000; symbol is k. [return to top] Abbreviated 'k' It means one thousand In computer specifications it has an exact value of 1,024

Türkçe - İngilizce Sözlük

Denotes 1000 units of a measure. one thousand grams; the basic unit of mass adopted under the Systeme International d'Unites; 'a kilogram is approximately 2 2 pounds'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of electromotive force equal to one thousand volts. a unit of potential equal to a thousand volts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A blood or marriage relative; as in 'next of kin' refers to the closest relative. chemical/x-kinemage -- Kinemages or 'kinetic images' were developed to be distributed with Protein Science Journal They allow the authors of the images to communicate ideas

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. krallık, hükümdarlık; hükümet; saltanat; krallık ülkesi; biyol. âlem. kingdom come öteki dünya, cennet, ahret.kingdom of heaven Allahın hâkim oldugu ülke. the United Kingdom Büyük Britanya ile Kuzey İrlanda.

Türkçe - İngilizce Sözlük

any of a class of plant hormones that promote cell division and delay the senescence of leaves.

Türkçe - İngilizce Sözlük

any of a class of plant hormones that promote cell division and delay the senescence of leaves.

Türkçe Sözlük

(i.) (Y.’dan). I. Fırında pişirilerek sertleştirilmiş lüleci çamuru: Kiremit parçası; kiremitten küçük heykel. 2. Evlerin damlarını örtmeye mahsus pişmiş çamurdan yapılmış oyuk parçalar ki, birer sırası oyuk tarafı yukarıda ve diğer birer sırası aşağıda ve ötekilerin aralarını örtecek surette konularak suyun içeriye geçmesine engel olur. Marsilya kiremitl = Bunun düz ve genişi ki, kenarları biribirine geçecek ve yağmur suyunun geçmesine meyden vermeyecek surette yapılmıştır. 3. Dam, çatı: Kiremite çıktı; kiremitin üstüne attı. bk. Keremit.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırılmış, Ar. münkesir, Fars. şikeste: Kırık taş, deynek, testi; kilonun kırık yeri. 2. Soyu karışık, hâlis cins olmayan: Kırık. 3. Bir organın kırılmış yeri: Kolun kırığını bağlamak; tabağın kırığını yapıştırmak. 4. Kırılan şeyin parçaları: Cam kırığı. 5. Dövülüp ayrıca parçalar hâline konmuş şey: Arpa, buğday kırığı. Kırık dökük = 1. Bağlı olmayan ve perişan söz. 2. Kırılıp dökülenden ötede beride kalmış küçük şeyler: Kırık dökük topluyoruz.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırılan organları bağlamakla iyi etmek ameliyyesi, çıkıkçılık. 2. Öteden beriden geçinme.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Köşe ve kenarları kesilmek: Bu kâğıtların etrafı kırpılırsa düzelecektir. 2. Yapağısı veya saç ve sakalı kesilmek: Koyunlar hangi ayda kırpılır? Bu soğukta saç kırpılır mı? 3. Ötesi berisi kesilip eksiltilmek: Bir hayliydi ama kırpıla kirpi la bir şey kalmadı.

Türkçe Sözlük

(i.). Balık avlamada kullanılan ince dallardan örülmüş bir çeşit kapan, çöten.

Türkçe - İngilizce Sözlük

story. tale. anecdote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

parable. story. tale. anecdote.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Kenar, uç, köşe: Bir kıyıya çekilmek; çayırın kıyılarında. 2. Deniz kenarı, sahil, Osm. leb-i deryâ: Pusulanın icadından evvel gemiler kıyıları takip ederlerdi; gemi kıyıya düştü; dalga enkazı kıyıya attı («deniz kıyısı da denir). Kıyıda bucakta = Köşede kenarda, ötede beride. Kıyı rüzgârı, kara rüzgârı = Gece vakti ekseriya karadan denize esen rüzgâr. Kıyı sıra = Sahil boyunca, sahili takip ederek.

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Işık tayfında kırmızının ötesindeki alanda yayılan ve ısı ışınlarından ibaret olup, gözle görülemeyen ışıltı, enfraru).

Teknolojik Terim

Bu kulaklıklar, sesi iletim istasyonundan kulaklıklara aktarmak için kablosuz kızılötesi sinyalini kullanırlar. Bir iletim istasyonu aynı sinyali birden fazla kullanıcıya aktarabilir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (katı şeyler ve yağ) Pek fazla ısınmak: Tavanın sapı kızdı. En yüksek sıcaklık derecesini bulmak: Öteberi kızartmak için yağın kızmış olması lâzımdır. 3. Hırslanmak, öfkelenmek. 4. (dişi kuşlar, tavuk vs. için) Zamanı gelip kuluçkaya yatma isteği göstermek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

horn. klaxon. hooper. hoot. horn push. tooter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rooted. deep-rooted. deep-seated. deepseated. essential. ineradicable. inveterate. radical. sweeping. root-and-branch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrenched. rooted. having roots. deep-seated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

radical. having roots. rooted. basic. fundamental. thorough going. of long standing.

Teknolojik Terim

Senkronizasyonun video kamera tarafından sağlandığı Kolay Kaset kopyalama işlevi. Başlık ekleme ve kaydedicinin kızılötesi sinyalle kumanda edilmesi de mümkündür.

Türkçe - İngilizce Sözlük

watch. to watch. to search. to protect. to look after.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to watch for. to look out for. to be on alert for. to protect. to look after. to scan. to observe carefully. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

armchair. seat. easy chair. armpit. flattery. stalls. support. protection. official position. chair.

Türkçe - İngilizce Sözlük

funny. humorous. comical. comic. ridiculous. amusing. burlesque. droll. farcical. jesting. jocose. laughable. laughing. ludicrous. quizzical. rich. risible. rum. rummy. comedian. funnyman. laugh. gilbertian. derisive. funnily. grotesque. hilarious. waggis

Türkçe - İngilizce Sözlük

compote. cold stewed fruit. compost.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stewed fruit. compute. compost. compote.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Suyun üzerinden öte tarafa geçmek için keresteden veya kemerler üzerine kârgir veya demirden yol, Ar. cisr, kantara: Köprü kurmak; köprüden geçmek; ahşap, kârgir, taş, demir köprü; dubalar üzerine kurulmuş köprü. 2. Köprüye benzer iki ucu bağlı ve ortası boşlukta kemerli şey: Apolet köprüsü; kilit köprüsü; toka köprüsü. Asma köprü = İki başında kule yapılıp oralara asılan köprü. Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı derler = Bir işi yaptırmak için, lâyık olmayan kimseleri, pohpohlayarak aldatış.

Türkçe - İngilizce Sözlük

horn. automobile / air / bulb horn. flare. trumpet. horn push. klaxon. tooter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pirate. pirate. corsair. privateer. buccaneer. filibuster. freebooter. picaroon. rover.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pirate. buccaneer. corsair. filibuster. freebooter. marooner. picaroon. rover. sea robber. sea rover.

Türkçe - İngilizce Sözlük

protective. protection. defending. guarding. keeping. preservation. conservation. escort. guard. bodyguard. lifeguard. covering. aegis. asylum. conservancy. convoy. custody. defense. favor. favour. indemnity. maintenance. patronage. retention. safegu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

care. conservation. guard. keeping. patronage. preservation. protection. safeguard. safekeeping. saving. security. shadow. trust. ward. bodyguard. defence. prevention. prophylaxis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

preservation. protection. defense. asylum. auspices. conservancy. conservation. custodial care. guard. keeping. patronage. preserving. safeguard. safeguarding. safekeeping. shield. vindication. ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük

encourage. protect. preserve. guard. defend. spare. cover. keep. save. secure. buffer. cocoon. conserve. convoy. embosom. embower. escort. fence. keep guard. indemnify. maintain. patronize. safeguard. screen. shade. shelter. shield. sponsor. vindicat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

charm. conserve. defend. deliver. guard. harbour. insulate. keep. maintain. perpetuate. preserve. protect. reserve. save. secure. shelter. shield. sponsor. to protect. to save. to defend. to guard. to watch over. to preserve. to conserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük

protect. to protect. to guard. to preserve. to shield. to watch over. to defend. back. conserve. cover. maintain. maintain a patent. patronize. safeguard. save. screen. secure. shade. shelter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

defence. protection. preservation. prevention. prophylaxis. rampart. safekeeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük

preservation. safeguard. safekeeping. shelter. protection.

Türkçe - İngilizce Sözlük

being protected. being safeguarded. protection. conservation. preservation. defence defense. shelter. safeguard.

Türkçe - İngilizce Sözlük

defend oneself. avoid. be protected. guard. shelter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beware. guard. to be protected. to defend oneself. to protect oneself. to avoid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to safeguard oneself. to protect oneself against. to avoid. to escape sth. to be protected. to be shielded. to be preserved. to be kept intact. to be covered.

Türkçe - İngilizce Sözlük

protective. protecting. safety. preventive. preservative. guarding. contraceptive. prophylactic. tutelar. tutelary. protector. preserver. guardian. safeguard. life-saver. conservator. keeper. patron. sentinel. umbrella. warden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bodyguard. cover. defensive. guard. guardian. preservative. preventive. prophylactic. protection. protective. protector. safeguard. shield. contraceptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

guardian. protective. protecting. protector. defender. preservative. prophylactic. preveutive. preventative. body guard. bulwark. countenancer. patronizer. prohibitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

protection. support. conservation.

Türkçe Sözlük

(I.) (Farsça’dan). 1. Yönleri çeşitli iki yüzey veya çizginin birleşiminden meydana gelen yer kl, açıklığı çeşitli derecelerde olur, bucak, Ar. zâviye, gönye. Doğru köşe = Genişlik derecesi 90 olan dik açı. Sivri köşe = Genişlik derecesi ondan az olan dar açı. Açık köşe = Genişlik derecesi 90 dereceden fazla olan geniş açı. Bir köşeye çekilmek = inzivâya çekilmek. Köşe köşe kaçmak, saklanmak = Sıkı sıkı kaçıp gizlenmek. 2. Odanın en yukarı yeri. Ar. sadr: Köşeye çıkmak; köşede kurulmak. 3. inzlvâ yeri, Ar. zâviyye, Fars. uzlet-gâh: Bir köşeye çekilmek. 4. Uç, kenar, ıssızlık, ücrâ yer: Dünyanın bir köşesinde; Türkiye’nin bazı köşelerinde. 5. Sivri yer, uc: Batacak köşeleri vardır; köşelerini yuvarlatmak. Altı köşe, altı köşeli = Altıgen, Ar. müseddes. Üç köşe, üç köşeli = Üçgen, Ar. müselles. Köşebaşı = Sokağın dönemeç yeri. Köşe bucak = Ücrâ yerler, her bir taraf. Köşe bucakta = Ötede beride. Ciğerköşesi = Pek sevgili şahıs, sevgili evlât. Dört köşe, dört köşeli = Dörtgen, kare, Ar. murabbâ. Sekiz köşe, sekiz köşeli = Sekizgen, müsemmen. Köşetaşı = Duvarın köşesine konmaya mahsus muntazam taş. Köşe sarrafı = Sokakta ve ekseriya sokak veya dükkân köşelerinde çekmecesi olup para bozan ve küçük muamemelerde bulunan küçük sarraf. Köşe müftüsü = Ötekinin berikinin dâvasına karışan avukatımsı adam, müzevvir.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Amerika, Karayip Denizi ve Kuzey Pasifik Okyanusu, Nikaragua ve Panama arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 10 00 Kuzey enlemi, 84 00 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 51,100 km².

Kara: 50,660 km².

Su: 440 km².

Sınırları: toplam: 639 km.

sınır komşuları: Nikaragua 309 km, Panama 330 km.

Sahil şeridi: 1,290 km.

İklimi: Tropikal iklimin etkisindedir; kuru sezon (Aralık-Nisan) ; yağışlı sezon (Mayıs-Kasım); dağlık bölgeler daha soğuktur.

Arazi yapısı: Dar kıyı şeridi doğuda yükselerek yerini ülkenin belkemiğini oluşturan iç yükseltilere bırakır. Yükseltiler daha geniş bir alan kaplayan Antil Düzlüğüne yumuşak bir biçimde alçalır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Cerro Chirripo 3,810 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma elverişli: %4.4.

Sürekli ekinler: %5.87.

Diğer: %89.73 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,080 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Ara sıra depremler ortaya çıkmakta, Atlas Okyanusu kıyısı boyunca kasırgalar etkindir; yağış sezonu boyunca alçak kısımlarda su baskınları ve toprak kaymaları görülür; volkanik aktivite vardır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,075,261 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %28.3 (erkek 590,261; kadın 563,196).

15-64 yaş: %66 (erkek 1,359,750; kadın 1,329,346).

65 yaş ve üzeri: %5.7 (erkek 108,041; kadın 124,667) (2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.45 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.49 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 9.7 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.02 yıl.

Erkek: 74.43 yıl.

Kadın: 79.74 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.24 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 12,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - ölümleri: 900 (2003 verileri).

Ulus: Kosta Rikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Beyaz ırk %94, siyah ırk %3, Amerika yerlileri %1, Çinliler %1, diğer %1.

Dinler: Roma Katolikleri %76.3, Evangestler %13.7, diğer Protestanlar %0.7, Yahova şahitleri %1.3, diğer %4.8, inançsız %3.2.

Diller: İspanyolca (resmi), İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %96.

Erkek: %95.9.

Kadın: %96.1 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kosta Rika Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kosta Rika.

Yerel tam adı: Republica de Costa Rica.

yerel kısa şekli: Costa Rica.

ingilizce: Costa Rica.

Yönetim Biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: San Jöse.

İdari bölmeler: 7 bölüm; Alajuela, Cartago, Guanacaste, Heredia, Limon, Puntarenas, San Jose.

Bağımsızlık günü: 15 Eylül 1821 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 15 Eylül (1821).

Anayasa: 7 Kasım 1949.

Hukuk sistemi: İspanyol hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BCIE, CACM (Orta Amerika Ortak Paza

Türkçe Sözlük

(i.). Deynek ve sopa ile dövme, dayak, Ar. darb. Kötek vurmak, çalmak = Dövmek. Kötek yemek = Dövülmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

king. crown. monarch. potentate. prince. ruler. sovereign. throne.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler, Karayip Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında ada devleti, Florida’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 21 30 Kuzey enlemi, 80 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 110,860 km².

Sınırları: toplam: 29 km.

sınır komşuları: Guantanamo Körfezinde ABD Donanma Merkezi 29 km.

Sahil şeridi: 3,735 km.

İklimi: Ülkede subtropik iklim hakimdir. Yıllık ortalama sıcaklık 26Cº. Ocak ayıyla Ağustos ayındaki sıcaklık arasında az bir fark vardır. Küba’da Haziran-Ekim arasında görülen ve saate 265 km’lik bir hıza ulaşan kasırgalara rastlanır. Mayıs-Ekim arası yağışlı mevsim, Kasım-Nisan arası kuru mevsim görülür. Yaz ortalama sıcaklık; 27.4Cº civarındadır. Ortalama Sıcaklık: 22.2Cº.

Arazi yapısı: Yatık ve inişli çıkışlı ovalar, dik kayalar ve güneydoğuda dağlar yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Pico Turquino 2,005 m.

Doğal kaynakları: kobalt, nikel, demir, bakır, manganez, tuz, kereste, silis, petrol, işlenebilir topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %27.63.

Sürekli ekinler: %6.54.

Diğer: %65.83 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 8,700 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Doğu sahillerinde Ağustos - Ekim aylarında kasırgalar ortaya çıkar, kuralıklar genel sorunlardandır.

Coğrafi Not: Karayipler’in en büyük ülkesidir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 11,382,820 (Haziran 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.31 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -1.57 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.06 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.85 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.99 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 6.22 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.41 yıl.

Erkeklerde: 75.11 yıl.

Kadınlarda: 79.85 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.66 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,300 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Kübalı.

Nüfusun etnik dağılımı: melez %51, beyaz ırk %37, siyah ırk %11, Çinli %1.

Din: Roma Katolikleri %85 Protestanlar, Musevileri, diğer.

Diller: İspanyolca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %97.

erkekler: %97.2.

kadınlar: %96.9 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Küba Cumhuriyeti.

kısa şekli : Küba.

Yerel tam adı: Republica de Cuba.

yerel kısa şekli: Cuba.

Yönetim biçimi: Sosyalist Cumhuriyet.

Başkent: Havana.

İdari bölümler: 14 bölge ve 1 belediye; Camaguey, Ciego de Avila, Cienfuegos, Ciudad de La Habana, Granma, Guantanamo, Holguin, Isla de la Juventud, La Habana, Las Tunas, Matanzas, Pinar del Rio, Sancti Spiritus, Santiago de Cuba, Villa Clara.

Bağımsızlık günü: 20 Mayıs 190

Türkçe - İngilizce Sözlük

small. little. minor. mini. petty. petit. slight. younger. young. baby. junior. bantam. fiddling. not healthy. inconsiderable. minuscule. niggardly. one-horse. paltry. peanut. piccolo. piddling. poky. remote. snug. tiddly. trifling. trivial. undersiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

might. power. strength. capacity. ability. the omnipotence. force. hand. oomph. rat race. rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük

impotent. incapable. powerless.

Türkçe - İngilizce Sözlük

impotence. powerlessness. incapability.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hut. hovel. box. booth. cabin. cote. cottage. crib. hutch. kiosk. kiosque. lodge. shack. shanty. shed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabin. hut. shanty. shack. sentry box. telephone booth. talkbooth. barrack flat. chalet. cot. cote. cottage. crib.

Türkçe - İngilizce Sözlük

command. direction. conn. attendance. remote control.

Türkçe - İngilizce Sözlük

coop. cote. poultry house. poultry yard.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çocuğu kundağa sarmak, çocuğunu yıkayıp kundakladı. 2. (kadın başı) Sade yemanî ile ve saçlarını yemenînin içine toplayarak bağlamak. 3. Kasten yangın çıkarmak, sabotaj yapmak, sabote etmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kaşımak, tahriş etmek. 2. Ellemek, karıştırma; ötesine berisine dokunmak: Onu çok kurcalamayın. 3. Azdırmak, tahrik etmek: Çıbanı kurcalamak, kurcalaştırmak iyi değildir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

line up. set. set up. constitute. build. build up. construct. establish. erect. organize. found. wind up. base. cock. cog. conspire. fix up. form. frame. ground. install. institute. lay. pitch. plant. promote. put. put together. ruminate. start. time.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A noted legendary hero of India, the contests of whose descendants form the subject of two Indian epics.

Türkçe - İngilizce Sözlük

constituent. constitutive. founder. builder. foundress. creator. constituent. erector. father. floater. framer. incorporator. promoter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

founder. promoter. founder. promoter. organizer. founding. establishing. constituent. organizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

founder. founding. erector. framer. house. incorporator. institutor. organizer. promoter. promoting. raiser.

Genel Bilgi

Hayvanlar aleminde genellikle dişiler erkeklerini seçerler. Bu nedenle erkek cazip olmak zorundadır. Sadece dış görünüşü ile değil kuşlarda olduğu gibi özellikle çiftleşme zamanında sesleriyle, yani ötüşleriyle de rakiplerinden üstün olmaları gerekir.

Dişileri cezbetmek için bu kadar gösterişli olmak erkekleri düşmanları için çok kolay bulunan bir av haline getirir. Dişiler kendilerini tabiat içinde veya yuvalarında gösterişsiz renkleri ile daha iyi saklayabilir, düşmanların dikkatlerini çekmezken çoğunlukla erkekler hedef olurlar.

Aslında tüm kuşlar memeli hayvanlardan daha güzel ve süslüdürler. Bu, kuşların tüylerindeki melanin denilen bir maddeden kaynaklanmaktadır. Bu madde insanın saç ve derisinde de vardır ama miktarı kuşlardakine oranla çok azdır.

Hayvanlar dünyasında güzellik ve renklilik önemli bir iletişim aracıdır. Çevresindekilere büyüklük, güç, yaş ve cinsiyet konularında fikir verir, etkiler.

İnsanların aksine hayvanlarda erkek daha güzeldir, dişisinden görünüm ve ebat olarak farklıdır. Erkek geyiğin gösterişli boynuzları, erkek aslanın yelesi, horozun ibiği hep ya düşmana karşı veya sürü içinde liderlik yarışındaki rakiplerine karşı etkileyici bir silahtır.

Kuşlarda erkeklerin daha iri olmaları, parlak renkleri ve kuvvetli ötüşleri bir açıdan da yuvayı savunma sorumluluğunu taşımalarındandır. Bu özellikler ne kadar kuvvetliyse düşman o kadar ürküp çekinebilir, o yuvayı bırakıp daha başka kolay avlara yönelebilir.

Güzellik ve gösteriş sadece kelebeklerde güzel olma amacına yöneliktir. Onlar ömürlerinin büyük bir kısmını kuluçka devrinde geçirdiklerinden, kelebek şeklindeki kısacık yaşamlarında bu kadar güzel olmaları da haklarıdır doğrusu.

Hayvanlar aleminde kuşların en çok ötenleri de erkeklerdir. Bunu hem dişi kuşu davet hem de hakimiyetleri altında olan alanları belirtmek için yaparlar. İüphesiz dişi kuşlar da en çok öten erkeği tercih ederler. Bu tercih tabii ki erkeğin sesinin güzel olmasından dolayı değil güçlü olmasından, hakimiyet sahasının geniş olmasından ve daha fazla yiyecek imkanına sahip olmasındandır.

Tabiatın kanunu dişi kuşlar için de geçerlidir. Erkeklerini zengin ve güçlü oldukları için seçerler.

Aslında erkekler yiyecek bulmak için çok zaman harcamazlar, onlar daha çok öterler. İunu da ilave edelim ki, memeli hayvan türleri içinde sadece yüzde 3’ü tek eşli iken kuş türleri içinde tek eşlilik oranı yüzde 90’dır.

Genel Bilgi

Bütün memelilerin vücutlarının ısı derecesi 35-38 derece aralığındadır. Uçabilenlerde bu birkaç derece daha yüksektir. İnsan ısıya karşı çok hassastır. Hava sıcaklığı 30 derece olunca denize girer de, beş derece üzerine palto giyer. Oysa hayvanların giysileri yoktur. Köpekler eksi 40 derecede kutuplarda kızak çeker, buzlu sularda balıklar çırılçıplak yüzerler.

Aslında ısıdan etkilenmek sadece insana mahsus değildir. Güneşin bulut arkasına girmesi ile havadaki iki derecelik ısı düşüşü uçan sineği zor yürür hale getirebilir. Öğlen güneşinde zıp zıp zıplayan çekirge, sabah serinliğinde hareketleri ağırlaştığından çok rahat yakalanabilir.

Kendi vücut ısısından çok daha düşük ısı koşullarında yaşayabilmek için canlıların iki silahı vardır. Biri vücut ısılarını ayarlamaları, diğeri de kürk denilen vücut örtüleridir. Kutup bölgesinde yaşayan bir canlı, tropik bölge de yaşayana nazaran on kat daha fazla ısı meydana getirmek veya vücut örtüsü on kat daha fazla koruyucu olmak zorundadır.

Çok soğuk iklimlerde yaşayan hayvanların yaşam nedenleri araştırılırken hep kürkleri üzerinde durulmuştur. Halbuki burada yaşayan hayvanların kürkleri ile ılımann bölgelerde yaşayan hemcinslerinin kürkleri arasında çok ciddi bir fark yoktur. Üstelik domuzlar hiç kürkleri olmamasına rağmen deri altı yağ tabakaları sayesinde vücut ısılarından 20 derece daha düşük ısı ortamlarından hiç etkilenmezler.

Zaten dünyamızda üzeri tamamen kürkle kaplı hiçbir hayvan yoktur. Çoğunun ayak ve burun gibi kısımları görevlerini yapabilmek için açıkta bırakılmıştır. Ancak buralarda vücuda sıcak kan ileten atar damarlar kılcal damarlar vasıtası ile deriye daha yakın olan toplar damarları ısıtırlar. Bu sayede buzun üstünde yürüyen bu tür hayvanların ayakları üşümez. Ama bu da, hayvanın tüm vücudunun üşümeden bu soğuk ortamda nasıl yaşayabildiğini açıklayamaz.

Kutuplarda, buzlu sularda yaşayan balıkların, sıfır ve sıfır altı derecedeki ortamda donmamalarının sırrının, bu balıkların derilerindeki buz kristallerinin donma derecesini düşüren bir protein olduğu tespit edilmiş, hatta genetik mühendisleri laboratuar ortamında bu proteini üreten geni yaratmayı başarmışlardır.

Bilim insanları bu örnekten yararlanarak, meyve ağaçlarını dondan, uçak kanatlarını ve yolları buzdan kurtarabileceklerini düşündüler ama henüz geniş çaplı üretimi zor görülmektedir. Ne yazık ki, sıcak kanlı hayvanların kendilerini çok soğuk ortama nasıl adapte ettiklerinin sırrı hala tam çözülmüş değil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

power. force. strength. energy. vigor. vigour. potency. might. beef. command. dint. lustiness. main. pith. punch. robustness. sinew. stamina. vinegar. vis. zing. thews.

Türkçe - İngilizce Sözlük

force. power. strength. vigor. power. action. command. drive. emphasis. energy. fibre. function. go. heart. imperium. iron. might. nerve. pep. potency. punch. snap. stamina. steam. substance. vigour. vim. virtue. zap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong. powerful. vigorous. energetic. hearty. healty. forceful. mighty. doughty. heady. intense. lusty. muscular. potent. robust. rugged. sappy. sinewed. sinewy. sound. stalwart. stout. swinging. virile. virulent. powered.

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute. beefy. hard. massive. mighty. potent. stern. stiff. stout. strong. sturdy. powerful. forceful. potent güçlü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

powerful. strong. acute. doughty. energetic. forceful. forcible. hearty. heavy. humming. intense. jungle- juice. potent. punchy. rugged. smart. stout. tenacious. tough. vigorous. violent. vivid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exclamation of surprise; commonly followed by me; as, La me! the syllable naming the sixth note of a major or minor scale in solmization.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Low Angle British designation used to denote SP guns or directors Means that they are intended for use solely against surface targets.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Library Association. in the Western do re mi system, the 6th note or swara, equivalent to da.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (ed veya leapt) sıçramak, atlamak, fırlamak, atılmak, hoplamak; üstünden atlamak, atlayıp öte tarafa geçmek; sıçratmak, fırlatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (ed veya learnt) öğrenmek; işitmek; haber almak. learn by heart ezberden öğrenmek, ezberlemek. learn by rote tekrarlaya tekrarlaya ezberlemek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Italian for 'tied ' In music, the performance of notes in a smooth line The opposite, with notes detached, is called staccato. A direction to play smoothly, so that all the notes run into one another The opposite of staccato.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To play notes smoothly and connectedly with no breaks between successive notes. instruction to play smoothly. smooth phrasing. smooth, uninterrupted.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moving smoothly between notes with no noticeable interruptions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An articulation mark that indicates that notes should be played smooth and connected Marked as a curved line above or below the notes that should be connected [Articulation Notation]. [leh-gah-toh] 'Tied ' An indication to play music in a connected, smoot

Türkçe - İngilizce Sözlük

Smoothly, evenly Notes are performed with only smallest of breaks between them.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Smooth and connected. connecting the notes; in music; 'play this legato, please'. without breaks between notes; smooth and connected; 'a legato passage'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Whig. a person who favors a political philosophy of progress and reform and the protection of civil liberties a person who favors an economic theory of laissez-faire and self-regulating markets tolerant of change; not bound by authoritarianism, orthodoxy,

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person who favors a political philosophy of progress and reform and the protection of civil liberties. a person who favors an economic theory of laissez-faire and self-regulating markets. showing or characterized by broad-mindedness; 'a broad political

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who believes that the government should actively support social reform within the existing system Liberals stress the importance of individual rights and believe the government should promote equality in affairs of private citizens and businesses

Türkçe - İngilizce Sözlük

That cool book with all of the words to songs and vocal notes Usually rented, so don't loose them and always use pencil. [lih-breh-toh] 'Little book ' The text of an opera, oratorio, or other large-scale vocal work.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Avusturya ile İsviçre arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 47 16 Kuzey enlemi, 9 32 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 160 km².

Sınırları: toplam: 76 km.

sınır komşuları: Avusturya 34.9 km, İsviçre 41.1 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Kıtasal, soğuk, bulutlu kışlar, serin ve bulutlu yazlar.

Arazi yapısı: Daha çok dağlar (Alpler) ve batı kısmında Rhine Vadisi yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Ruggeller Riet 430 m.

en yüksek noktası: Grauspitz 2,599 m.

Doğal kaynakları: Hidroelektrik potansiyeli, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: İşlenebilir arazi: %25.

daimi ekinler: %0.

Diğer: %75 (2005 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 33,987 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.78 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 4.77 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.64 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.68 yıl.

Erkeklerde: 76.1 yıl.

Kadınlarda: 83.28 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.51 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Liechtensteinli.

Nüfusun etnik dağılımı: Alemannic %87.5, İtalyan, Türk ve diğer %12.5.

Din: Roma Katolikleri %80, Protestan %7.4, diğer (1996).

Diller: Almanca (resmi), Alemannic lehçesi.

Okur yazar oranı: 10 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %100.

erkekler: %100.

kadınlar: %100.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Liechtenstein Prensliği.

kısa şekli : Liechtenstein.

Yerel tam adı: Fuerstentum Liechtenstein.

yerel kısa şekli: Liechtenstein.

Yönetim biçimi: Parlamenter Monarşi.

Başkent: Vaduz.

İdari bölümler: 11 bölge; Balzers, Eschen, Gamprin, Mauren, Planken, Ruggell, Schaan, Schellenberg, Triesen, Triesenberg, Vaduz.

Bağımsızlık günü: 23 Ocak 1719.

Anayasa: 5 Ekim 1921.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CE (Avrupa Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), EFTA (Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği), OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü), UN (Birleşmiş Milletler), UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNIDO (Endüstriyel Kalkınma Örgütü), UPU (Dünya Posta Birliği), WCL (Dünya Emek Konfederasyonu), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı), WTrO (Dünya Ticaret Örgütü).

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 1.786 milyar $ (2001 verileri).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %1 (2001 verileri).

İş gücü: 29,500.

Sektörlere göre işgücü dağılımı: Endüstri, ticaret, yapı %47, hizmet %5

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. protesto etmek için umumi bir yerde yere yatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. ipotek; ihtiyati haciz altına alma; matlup, alacak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güzel öten ve ketenkuşuna benzeyen küçük bir kuş, zool. Carduelis cannabina.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Avrupa, Baltik Denizi kıyısında, Letonya ve Rusya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 56 00 Kuzey enlemi, 24 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 65,200 km².

Sınırları: toplam: 1,613 km.

sınır komşuları: Beyaz Rusya 653.5 km, Letonya 588 km, Polonya 103.7 km, Rusya 267.8 km.

Sahil şeridi: 90 km.

İklimi: Deniz ve kıtasal iklim tipleri arasında geçiş yaşandığı görülür.

Arazi yapısı: Alçak ovalar, çok sayıda dağınık küçük göller, verimli topraklar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Baltik Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Juozapines/Kalnas 292 m.

Doğal kaynakları: Bataklık kömürü, işlenebilir topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %44.81.

daimi ekinler: %0.9.

Diğer: %54.29 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 70 km² (2003 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,585,906 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.3 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.71 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.78 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 74.2 yıl.

Erkeklerde: 69.2 yıl.

Kadınlarda: 79.49 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.2 çocuk/1 kadın (2006 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 1,300 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Litvanyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Litvanyalı %80.6, Rus %8.7, Polonyalı %7, Beyaz Rus %1.6, diğer %2.1.

Din: Roma Katolikleri, Lutherciler, Rus Ortodoksları, Protestanlar, Evangelist Hıristiyan Baptistler, Müslümanlar, Museviler.

Diller: Litvanyaca (resmi), Polonyaca, Rusça.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.6.

erkekler: %99.7.

kadınlar: %99.6 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Litvanya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Litvanya.

Yerel tam adı: Lietuvos Respublika.

yerel kısa şekli: Lietuva.

Eski adı: Litvanya Sovyet Sosyalist.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Vilnius.

İdari bölümler: 44 bölge ve 11 belediye: Akmenes Rajonas, Alytaus Rajonas, Alytus, Anyksciu Rajonas, Birstonas, Birzu Rajonas, Druskininkai, Ignalinos Rajonas, Jonavos Rajonas, Joniskio Rajonas, Jurbarko Rajonas, Kaisiadoriu Rajonas, Kaunas, Kauno Rajonas, Kedainiu Rajonas, Kelmes Rajonas, Klaipeda, Klaipedos Rajonas, Kretingos Rajonas, Kupiskio Rajonas, Lazdiju Rajonas, Marijampole, Marijampoles Rajonas, Mazeikiu Rajonas, Moletu Rajonas, Neringa Pakruojo Rajonas, Palanga, Panevezio Rajonas, Panevezys, Pasvalio Rajonas, Plunges Rajonas, Prienu Rajonas, Radviliskio Rajonas, Raseiniu Rajonas, Rokiskio Rajonas, Sakiu Rajonas, Salcininku Rajonas, Siauliai, Siauliu Rajonas, Silales Rajonas, Silutes Rajonas, Sirvintu Rajonas, Skuodo Rajonas, Svencioniu Rajonas, Taurages Rajonas, Telsiu Rajonas, Traku Rajonas, Ukmerges Rajonas, Utenos Rajonas, Varenos Rajonas, Vilkaviskio Rajonas, Vil

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. iş yerinde oturan; iş yerinde oturmayı gerektiren (vazife); i. protesto maksadıyle bir süre umumi bir yerde oturma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A visual image used as a company trade mark or instead of the company name. an identifying symbol used to advertise and promote an organization, event, product or service Usually, such symbols combine pictorial and textual elements in a distinctive manner

Türkçe - İngilizce Sözlük

A company, partnership or corporate creation that denotes a unique entity A possible combination of letters and art work to create a 'sole' entity symbol of that specific unit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A company, partnership or corporate creation that denotes a unique entity A possible combination of letters and art work to create a 'sole' entity symbol of that specific unit. symbol that represents a person, firm, or organization. a company emblem or de

Türkçe - İngilizce Sözlük

A visual image used as a company trade mark or instead of the company name. an identifying symbol used to advertise and promote an organization, event, product or service Usually, such symbols combine pictorial and textual elements in a distinctive manner

Türkçe - İngilizce Sözlük

A company, partnership or corporate creation that denotes a unique entity A possible combination of letters and art work to create a 'sole' entity symbol of that specific unit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A company, partnership or corporate creation that denotes a unique entity A possible combination of letters and art work to create a 'sole' entity symbol of that specific unit. symbol that represents a person, firm, or organization. a company emblem or de

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Greek term meaning both 'word' and 'reason,' used by Greek philosophers to denote the rational principle that creates and informs the universe Amplified by Philo Judaeus of Alexandria, Egypt, to represent the mediator between God and his material creati

Türkçe - İngilizce Sözlük

Government lot or subdivision lot representing the boundary of a legally conveyable unit of land identified on a record document A lot may or may not be coterminous with an Assessor parcel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Government lot or subdivision lot representing the boundary of a legally conveyable unit of land identified on a record document A lot may or may not be coterminous with an Assessor parcel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lote, or nettle tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Famous for the Lotus 1-2-3 spreadsheet of the 1980's, and more recently for it's Notes Groupware system Bought by IBM in 1995.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lote, or nettle tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Famous for the Lotus 1-2-3 spreadsheet of the 1980's, and more recently for it's Notes Groupware system Bought by IBM in 1995.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, Fransa ile Almanya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 49 45 Kuzey enlemi, 6 10 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 2,586 km².

Sınırları: toplam: 359 km.

sınır komşuları: Belçika 148 km, Fransa 73 km, Almanya 138 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Kıtasal ve ılıman iklim arasında değişiklik gösterir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Moselle Nehri 133 m.

en yüksek noktası: Buurgplaatz 559 m.

Doğal kaynakları: Demir, işlenebilir topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %23.94.

Sürekli ekinler: %0.39.

Diğer: %75.67.

Sulanan arazi: 10 km² (1993 verileri).

Coğrafi Not: kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 474,413 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.23 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 8.75 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.74 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.89 yıl.

Erkeklerde: 75.6 yıl.

Kadınlarda: 82.38 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.78 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Lüksemburg’lu.

Nüfusun etnik dağılımı: Kelt Kökenliler, Portekizler, İtalyanlar, Slavlar ve Avrupalılar.

Din: Roma Katolikleri, Protestanlar, Museviler ve Müslümanlar.

Diller: Lüksemburg ca (ulusal dil), Almanca (resmi dil), Fransızca (resmi dil).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %100.

erkekler: %100.

kadınlar: %100 (2000 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Lüksemburg.

Yerel tam adı: Grand Duche de Luxembourg.

yerel kısa şekli: Luxembourg.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Lüksemburg.

İdari bölümler: 3 bölge; Diekirch, Grevenmacher, Lüksemburg.

Bağımsızlık günü: 1839 (Hollanda’dan).

Milli bayram: Milli gün 23 Haziran.

Anayasa: 17 Ekim 1868.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, AG (Avustralya Grubu), Benelux (Belçika, Hollanda, Lüksemburg Ekonomik Birliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), EIB (Avrupa Yatırım Bankası), EMU (Avrupa Ekonomi ve Para Birliği), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IEA (Uluslararası Enerji Ajansı), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslarar

Türkçe Sözlük

(i.). Luther mezhebine olan, Protestan Hıristiyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyokim. bir çok proteinde bulunan bir amino asit,lizin.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mâ = bağlama edâtı, verâ = arka, geri, öte). Bir şayln arkasında, ötesinde, gerisinde bulunan, öte. Mlverâ-On-nehr = Aşağıya bak. Mâverâ-üttabllyye = Tabiatın ötesinde ve üstünde bulunan şey, gayrı tabit hâl. Miverly-ı Kafkas = Kuzey Kafkasya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماعدا] dışında,-den başka, başka, öte, yanı sıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مابعدالطبيعه] fizik ötesi, doğa ötesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مابعدالطبيعيه] metafizik, doğa ötesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. protein veya kauçukta olduğu gibi çok büyük molekül.

Türkçe Sözlük

(MAHDÜD) (i. A. «hadd» den imef.) (mü. mahdûde). 1. Etrafı çevrilmiş, Ar. muhat, çevrilmiş: Adanın her tarafı denizle mahduttur. 2. Sınırlı, sınır ve hududu olan, hududu tayin olunmuş: Bu ülke, iki taraftan denizle, öteki iki taraftan filân memleketle mahduttur. 3. mec. Pek ileriye varmayan, çok şeyler ihata edemiyen, eksik: Onun aklı, malûmâtı, iktidarı mahduttur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

safe. protected. sheltered. secure. guarded. reserved.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to the credit of the account. entered in an account set-off. stoppage. deduction for a counterclaim. debit note. deduction. offsetting entry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to the credit of the account. entered in an account set-off. stoppage. deduction for a counterclaim. debit note. deduction. offsetting entry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any hard protective covering of an animal, as the scales and plates of reptiles, shell of a lobster, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any hard protective covering of an animal, as the scales and plates of reptiles, shell of a lobster, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mid-America Interconnected Network, Inc is one of the ten electric reliability councils comprising the North American Electric Reliability Council The purpose of MAIN is to promote the reliable use of the interconnected electric systems with due regard fo

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mid-America Interconnected Network, Inc is one of the ten electric reliability councils comprising the North American Electric Reliability Council The purpose of MAIN is to promote the reliable use of the interconnected electric systems with due regard fo

İngilizce - Türkçe Sözlük

metrdotel, baş garson; (tereyağ, maydanoz ve limon suyu ile yapılan) soslu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sanskrit 'The Crocodile ' In Europe the same as Capricorn the tenth sign of the Zodiac Esoterically, a mystic class of devas With the Hindus, the vehicle of Varuna, the water-god '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A string of beads used as an aid for mantra repetition Also, such a string of beads worn as a token of one's guru Some believe that a mala can also protect the one who wears it. vt: must, to be obliged.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the leader of a town or community in some parts of Asia Minor and the Indian subcontinent; 'maliks rule the hinterland of Afghanistan under the protection of warlords'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the leader of a town or community in some parts of Asia Minor and the Indian subcontinent; 'maliks rule the hinterland of Afghanistan under the protection of warlords'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Barley that has been processed for the purpose of converting the insoluble starch to the soluble substances and sugars Three factors determine the quality of malt: 1-its protein content must be as low as possible, 2-its starch content must be as high as p

Türkçe - İngilizce Sözlük

catapult. launcher. slinger. slingshot. reel. peashooter. waterwheel.

Şifalı Bitki

(fütr): Boy, biçim ve bölge bakımından büyük değişiklikler gösteren, yüz bin kadar çeşidi bulunan bir çeşit bitkidir. Karada ve tatlı sularda yaşarlar. Mantarların içinde tıbbi etkileri olanlar, gıda olarak kullanılanlar, zehirlenmelere sebep olanlar, hayvanlarda ve bitkilerde hastalık yapanlar, antibiyotik madde oluşturanlar ve kimya sanayiide kullanılanlar vardır. Yenen mantarların çoğu bazitli mantarlardır. Bunların 500 kadar cinsi ve 13500 kadar türü vardır. Sporları şişkin bir hif ucunda 4 tane olarak meydana gelir. Makbul olan türü şemsiye mantarıdır. Büyük ve göz alıcı bir şekildedir. Şapkası başlangıçta yuvarlak veya yumurta biçimindedir. Sonradan çan, şemsiye veya tabak şekline döner. Rengi beyazımtırak gri ile esmerimtırak gri arasında değişir. Çapı 25-30 cm kadardır. Eti yumuşak ve süt gibi beyazdır. Lezzeti hoştur. Yer mantarı da yenir. Huni biçimindedir. Şapkasının eti sarımtırak beyaz ve sarı kenarlıdır. Kokusu kayısıyı hatırlatır. Lezzeti ise karabiberi andırır. Hazmı güçtür. Kullanıldığı yerler: Etin yerini tutar. Protein değeri etten fazladır. Yorgunluğu giderir. Düşünme ve öğrenme yeteneğini geliştirir. Kansızlığı giderir. Bedenin gelişmesinde yardımcı olur. Romatizma ve üremi olanlar yememelidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To notice or observe; to give attention to; to take note of; to remark; to heed; to regard.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To take particular notice; to observe critically; to note; to remark. the impression created by doing something unusual or extraordinary that people notice and remember; 'it was in London that he made his mark'; 'he left an indelible mark on the American

Türkçe - İngilizce Sözlük

brand. brand mark. check. counter. label. make. stamp. trademark. sign. name tag sewn into a garment. token. chapter. marking die. earmark. marking. type. tally. signet. identification. signature. monogram. badge. note. marker. identification mark. score.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. pazarlama; çarşıdan öteberi alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ماورا] öte, ötesinde. 2.ahiret, öbür dünya.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Ara, geri, bir şeyin ötesinde bulunan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(hf. A.). «Nehrin ötesi». 1. Amu Deryâ ile Sır-Deryâ arasındaki büyük Batı Türkistan ülkesi. 2. Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük

(I.). Mavi olma, mavi renk: Öteki kumaşın maviliği daha koyu, daha güzeldir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mild sourness. cool note (in relations.

Türkçe Sözlük

(i. A. «def» den imef.). (mü. medfûa). 1. Defedilmiş, öteye itilmiş. 2. Verilmiş, ödenmiş.

Türkçe Sözlük

Uzayın sınırlanmış parçası. Mimarlık mesleğinin konusunu oluşturur. Aynı zamanda mekân, bir mimari ürünün vazgeçilmez tek niteliği, bir mimari ürünü var eden temel koşuldur. Bir mekân oluşturmak için onun mutlaka her yönden kesin engellerle sınırlanması gerekmez. Mekânı oluşturan sınırlama fiziksel olabileceği gibi yalnızca görsel de olabilir. Örneğin ışık, herhangi bir somut engel niteliği taşımadığı hâlde, bir mekanı belirleyebilir. Bir yapıyı üç boyutlu bir kitle olmaktan çıkaran özellik, bir mekâna sahip olmasıdır. Yapı onun sayesinde, en, boy ve yüksekliğin ötesinde, bireyin devingenliğinden kaynaklanan anlık yaşantılarla edinilen bir mekân boyutu kazanır.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Amerika’da, Karayip Denizi ve Meksika körfezi kıyısında, Belize ve ABD arasında, Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Guatemala ve ABD arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 23 00 Kuzey enlemi, 102 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 1,972,550 km².

Sınırları: toplam: 4,353 km.

sınır komşuları: Belize 250 km, Guatemala 962 km, ABD 3,141 km.

Sahil şeridi: 9,330 km.

İklimi: Tropikalden çöl iklimine kadar değişiklik gösterir.

Arazi yapısı: Yüksek, kayalıklı dağlar, alçak kıyı ovaları, yüksek platolar, çöller.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Salada Gölü -10 m.

en yüksek noktası: Volcan Pico de Orizaba 5,700 m.

Doğal kaynakları: Petrol, gümüş, altın, kurşun, çinko, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.66.

daimi ekinler: %1.28.

Diğer: %86.06 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 63,200 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 107,449,525 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.16 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -4.32 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 20.26 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 75.41 yıl.

Erkeklerde: 72.63 yıl.

Kadınlarda: 78.33 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.42 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 160,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 5,000 (2003 verileri).

Ulus: Meksikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Melezler %60, Kızılderililer %30, beyazlar %9, diğer %1.

Din: Roma Katolikleri %89, Protestan %6, diğer %5.

Diller: İspanyolca, çeşitli Maya, Nahuatl ve diğer yerel diller.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %92.2.

erkekler: %94.

kadınlar: %90.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Meksika Devleti.

kısa şekli : Mexico.

Yerel tam adı: Estados Unidos Mexicanos.

yerel kısa şekli: Mexico.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Federal Cumhuriyet.

Başkent: Mexico City.

İdari bölümler: 31 eyalet ve 1 federal bölge; Aguascalientes, Baja California, Baja California Sur, Campeche, Chiapas, Chihuahua, Coahuila de Zaragoza, Colima, Distrito Federal, Durango, Guanajuato, Guerrero, Hidalgo, Jalisco, Mexico, Michoacan de Ocampo, Morelos, Nayarit, Nuevo Leon, Oaxaca, Puebla, Queretaro de Arteaga, Quintana Roo, San Luis Potosi, Sinaloa, Sonora, Tabasco, Tamaulipas, Tlaxcala, Veracruz-Llave, Yucatan, Zacatecas.

Bağımsızlık günü: 16 Eylül 1810 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 16 Eylül (1810).

Anayasa: 5 Şubat 1917.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu), BCIE, BIS (Uluslararası İmar Bankası), Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), EBRD (Avrupa Y

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter. chit. communication. epistle. lettergram. note paper. post book. postage book.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A record of something which it is desired to remember; a note to help the memory.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A brief or informal note in writing of some transaction, or an outline of an intended instrument; an instrument drawn up in a brief and compendious form.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An informal note or instrument embodying something the parties desire to have in written evidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum , minute , note.

Türkçe - İngilizce Sözlük

curious. nosey. nosy. inquiring. interested. addicted. keen. keen on. hipped. hipped on. inquisitive. inquisitorial. prying. quizzical. rubberneck. snoopy. splenetic. curious person. snoop. hound. amateur. lover. fancier. addict. buff. bug. devotee.

Türkçe - İngilizce Sözlük

devoted to. very attached to. dependent upon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مرهون] rehinli, ipotekli. 2.zamana bağlı, bir şeye bağlı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

famous. well-known. reputed. famed. celebrated. noted. illustrious. of mark. proverbial. renowned.

Türkçe - İngilizce Sözlük

celebrated. famed. famous. noted. proverbial. well-known. celebrated ünlü.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Fizikötesi.

Yabancı Kelime

Fr. métaphysique

fel. doğa ötesi

Duyularımızla algılayamadığımız varlıkların sebeplerini ve temellerini araştıran felsefe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. metafizik, fizik ötesi. metaphysical s. metafiziğe ait. metaphysically z. metafizik yönünden.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. felsefe). Ruh dünyasının ötesinde olan, ruhötesi.

Yabancı Kelime

Fr. métapsychique

ruh b. ruh ötesi

Ruhlarla ilişki kurma, gelecekten haber verme gibi ruh biliminin kapsamına girmeyen ve onun dışında incelenen olayları kapsayan (alan).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Metodist, bir Protestan mezhebi üyesi.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Lüks otel ve lokantalarda başgarson, sofracıbaşı.

Yabancı Kelime

Fr. maître d’hôtel

şef garson

Garsonların başı.

Türkçe Sözlük

(MEZHEB) (i. A. «zehâb» dan im.) (c. mezâhib). 1. Gidilen ve yürünen yer, yol. 2. İlim ve felsefede seçilen yol, meslek: Aristo mezhebi, mezheb-i KÜfiyyûn. .3. Din: Mezheb-i İslâm. 4. Bir dinin şubelerinden her biri: Hanefî, ŞAfiî mezhepleri, Protestan mezhebi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Musical Instrument Digital Interface Midi files record commands that can be used to trigger midi devices such as keyboards and computer sound cards Information about a sound such as its instrument type, duration and volume of note, are stored for interpre

Türkçe - İngilizce Sözlük

modern. new. advanced. contemporary. in the groove. groovy. hip. latterday. neoteric. streamlined. up-to-date.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to the present time, or time not long past; late; not ancient or remote in past time; of recent period; as, modern days, ages, or time; modern authors; modern fashions; modern taste; modern practice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a contemporary person. a typeface distinguished by regular shape and hairline serifs and heavy downstrokes. belonging to the modern era; since the Middle Ages; 'modern art'; 'modern furniture'; 'modern history'; 'totem poles are modern rather than prehist

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mass times velocity; a quantity that determines the potential force that an object can impart to another object by collision.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tektanrıcılık, monoteizm. monotheist i. tektanrıcı kimse. monotheistic s. tektanrıcılıkla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Moravyalı; i. Moravyalı kimse; Moravya dili; Bohemya çıkışlı bir Protestan mezhebi üyesi.

Yabancı Kelime

İng. mortgage

tic. tutulu satış > tutsat

Bir taşınmazın ipotek edilmek suretiyle uzun vadeli krediyle satın alınması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., huk. ipotek, gayri menkul rehni; f. bir bina veya mülkü ipotek etmek. mortgagee i. ipotekli alacak sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ipotek yapan borçlu. mortice bak. mortise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Segmentation. a solid mass of blastomeres that forms when the zygote splits; develops into the blastula.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a solid mass of blastomeres that forms when the zygote splits; develops into the blastula.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. «mo (teur) ve (ho) tel» den). Çok işlek karayollarında; gelip geçen otomobilli yolcuların dinlenmesi için yapılmış otel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

motel. auto court. front of the house. tourist court.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of hotel in which parking is provided at or near the room and the room door gives out onto the parking lot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A building or group of buildings in which lodging is offered to the general public for compensation, and where entrance to rooms is made directly from the outside of the building Motel includes such terms as tourist cabins and tourist court And transient

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inexpensive, single-story hotel near a highway with guest rooms facing and directly accessible from the parking lot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A building or group of buildings, whether detached or in connecting units, used as individual sleeping or dwelling units designed primarily for transient automobile facilities The term 'motel' shall include buildings designed as 'auto courts,' 'tourist co

Türkçe - İngilizce Sözlük

A facility which offers lodging for the general public. a motor hotel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A short conserved region in a protein sequence Motifs are frequently highly conserved parts of domains [NCBI Bioinformatics].

Türkçe - İngilizce Sözlük

A nucleic acid or protein sequence that is associated with a function.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To substitute motor- driven vehicles, or automobiles, for the horses and horse-drawn vehicles of. equip with a motor; 'motorized scooters are now the rage' equip with a motor vehicle; 'The police around here are not motorized and patrol the streets on hor

Türkçe - İngilizce Sözlük

equip with a motor vehicle; 'The police around here are not motorized and patrol the streets on horseback'. equip with a motor; 'motorized scooters are now the rage'. equip with armed and armored motor vehicles; 'mechanize armies'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

plea. defense. protect. maintain. safeguard. screen. ward. pleading. legal arguments. counter plea. defence defense.

Türkçe - İngilizce Sözlük

protection. conservation. preservation. casing. repository. tabernacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

protection. conservation. preservation. care. maintenance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

guard. preservation. protection. care. maintenance. keep. guarding. curing. watch. hold. saving. retaining. storage. housing. enclosure. casing. conservation. covering. custody. keeping. mount. receptacle. sheath. upkeep.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to guard. to watch. to keep. to protect. to conserve. to preserve. to retain. to convoy. to harbor. to wall. to police. to see. to warrant. to secure. to uphold. to hold. to fence. to overshadow. to look. to reserve. to shield. to cure. to ward. to safegu

Türkçe - İngilizce Sözlük

escort. guard. guardian. warden. warder. guardsman. bodyguard. watchman. keeper. curator. protective. protector. retainer. convoy. securer. patrol. depositary. ward. lifeguard. safeguard. bailiff. caretaker. custodian.

Türkçe - İngilizce Sözlük

likely. probable. possible. potential. presumptive. prospective.

Türkçe - İngilizce Sözlük

NOTE. warning (sent to a government. appointments book. memorandum note. flapper. memo. memoir. memorandum. memorial. word processing.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kavi» den) (c. mukavelât). 1. Sözleşme, söz edişme. 2. Bir iş hakkında iki taraf arasında verilen karar, her iki tarafın şartlarını içine alacak şekilde düzenlenen senet: Şirket mukavelesi; mukavelesiz işe girişememe. Mukavelât muharriri Noter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

able. capable. virile. potent. able to copulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

envoy. plenipotentiary. duly authorized or empowered. delegate. representative. deputy. negotiator. deputation.

Türkçe Sözlük

(I. A. «rüchân»dan imef.) (mü. müreccaha). Ötekilerden daha fazla beğenilip, sunulan, tercih olunan, İleri, önde: Yolculukta otomobil trene müreccahtır, trenden müreccahtır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

buyer. client. customer. shopper. taker. purchaser. patron. consumer. delegatus non potest delegare. demander. emptor. punter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fanatic. fanatical. bigoted. strait-laced. stuffy. zealot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fanatical. bigoted. apostle of hate. fanatic. strait laced.

Türkçe - İngilizce Sözlük

authentic. binding. valid. in force. in effect. esteemed. estimable. worthy. eminent. trustworthy. approved. significant. reputable. noted. sound. admissable. standing. honorable. passable. accredited. good.

Türkçe Sözlük

(ka ile) ( i. A. «fark» dan if.). Ayrılmış, dağılmış, perakende, perişan, toplu olmayıp ötede beride bulunan: Müteferrik bölükler.

Türkçe Sözlük

(mOtELLİ) (.i A. «İllet» den if.) (mü. mûtelle). 1. illet sahibi, İlletli, Ar. altl, hasta veya sakat. 2. (Arapça gramerde) Aslî harfleri İçinde harf-l illet yani (elif, vav, ye) bulunan kelime.

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum. note. warrant. precept. process. writ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرتهن] rehinli, ipotekli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point on the ground vertically beneath the center of a remote sensing platform.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The point on the ground vertically beneath the centre of a remote sensing system.

Türkçe - İngilizce Sözlük

strain. tune. song. musical note.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To spike, as a cannon. a thin pointed piece of metal that is hammered into materials as a fastener horny plate covering and protecting part of the dorsal surface of the digits a former unit of length for cloth equal to 1/16 of a yard attach something some

Türkçe - İngilizce Sözlük

horny plate covering and protecting part of the dorsal surface of the digits. a thin pointed piece of metal that is hammered into materials as a fastener. a former unit of length for cloth equal to 1/16 of a yard. attach something somewhere by means of na

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «nakl»den if.) (mü. nâkile) (c. nakale) (Fars. cem’i nâkilân). 1. Taşıyan, bir yerden bir yere götüren. 2. Nakil ve rivayet eden. 3. (fizik) Isı ve elektrik gibi kuvvetlerin kendisine geçerek öteye geçmesine müsait olan. Gayr-i nâkil = Bu hâle müsait olmayan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a language unit by which a person or thing is known; 'his name really is George Washington'; 'those are two names for the same thing'. by the sanction or authority of; 'halt in the name of the law'. a person's reputation; 'he wanted to protect his good na

Türkçe - İngilizce Sözlük

A name is a construct that stands for an entity: it is said that the name denotes the entity, and that the entity is the meaning of the name See also declaration, prefix.

Türkçe - İngilizce Sözlük

famous. renowned. celebrated. noted. reputed.

Türkçe Sözlük

(i.). Başparmağı buruna değdirip öteki parmakları açarak ve sallayarak yapılan alay işareti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Network Access Server, this is a terminal server designed specifically to provide remote connectivity via PPP and similar protocols.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Non-traceable author statement: Database entries that do not cite a paper [e g SwissProt records, YPD protein reports]; Statements in papers [abstract, introduction, or discussion] that a curator cannot trace to another publication.

Genel Bilgi

Yiyeceği tuzlamak insanlık tarihinde bilinen en eski koruma metodur. Arkeolojik kazılarda bu usulün taş devrinde bile bilindiğine dair bulgular edilmiş, hatta Çin’de M.Ö. 2000 yıllarına kadar dayanan kayıtlar bulunmuştur. Romalılar eti, zeytini, karidesi, balığı, ve peyniri tuzlayarak saklıyorlardı. Eski Mısır’da ölülerin vücutları bozulmamaları için tuzla kaplanıyordu.

Tuz suyu çok seven bir kimyasaldır. Yiyecekti suyu emerek, bakterilerin gelişmek için muhtaç oldukları nemli ortamı ortadan kaldırır, ve bakterilerin yiyeceği bozmalarıı önler. Tuz aynı zamanda bu bakterileri de kendisi doğrudan öldürür. Günümüzde eti muhafaza etmek için, tuza kuvvetli bir bakteri düşmanı olan “potasyum nitrat” da eklenmektedir.

Aslında tuzlama bir tür pişirmedir. Et ve balığı tuzladığımızda aynen onları pişirmişiz gibi bir kimyasal reaksiyon oluşur (lakerdayı hatırlayın). Tuzlanan ette proteinler gevşer, çözünür ki bu et ısıtıldığında olan olay ile aynıdır.

Sağlık Bilgisi

Böbreklerin çalışmasında görülen bir bozukluktan kaynaklanır. Bu durumda idrara protein karışır. Tıp dilinde bright hastalığı da denir. 3 çeşidi vardır.

- Akut Nefrit.

- Müzmin Nefrit.

- Subakut Nefrit.

Nefritin bütün çeşitlerinde yatak istirahatı şarttır. Üşütmemeye dikkat etmek ve bele kuşak sarmak da gerekir. Ayrıca çıkan idrar miktarından çok su içilir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su.

Hazırlanışı : Bir su bardağı sıcak suya 1 kahve kaşığı kuru kekik konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülüp, içilir. Günde iki kere tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(NEHR) (i. A.) (c. enhâr) (tes. nehreyn). Akarsu, büyük ırmak: Tuna nehri. Mavarâü’n-Nehir = Türkistan’da nehrin yani Ceyhun’un ötesindeki yerler. Mâ-beyn-en-nehreyn =: İki ırmak (başlıca Fırat’la Dicle) arası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zam., bağ. ikisinden hiç biri, ne bu ne öteki; bağ. ne , ne de. Neither of them knows Hiç birinin haberi yok. neither white nor red nor black ne beyaz ne kırmızı ne de siyah. It is neither here nor there Onun önemi yok Mesele onda değil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

protective case made of sheeting used to cover a guilt.

Genel Bilgi

Böcek yeme fikrinin insanda oluşturduğu tek duygu iğrenme duygusudur. İnsanların gıda tüketim alışkanlıklarını, kalori değerleri ve beslenme dengesi değil, dinler, gelenekler kısacası kültürler belirler.

Günümüz insanları birkaç omurgalı, yumuşakça ve kabukluları yemesine karşın, atalarımız böcek yiyici idi.

Böcekler bol miktarda protein ve yağsız sığır etinden daha az yağ içerirler, içlerinde bol miktarda kalsiyum, demir, çeşitli minareller ve vitamin vardır.

Protein içeriği bakımından, çekirge yüzde 50-75, örümcek yüzde 64, karınca yüzde 24, tavuk yüzde 23, balık yüzde 21, sığır eti yüzde 20 ve kuzu eti yüzde 17 zengindir.

Avrupalılar böcek yemez ama Afrika’da değişik çekirge türleri ve iri kelebek tırtılları yenir. Tayland’da bir tür iri su böceği, Yeni Gine’de ağustos böceği, Japonya’da kızartılmış yaban arısı, yalnız veya diğer besin maddeleri ile veya soslarla karıştırılıp yenmektedir.

Halen dünyamızda, insan gıdası olarak beş yüz civarında böcek türü yenilmeklte, bunun yüzde 40’ı Meksika’da tüketilmektedir.

İnsanların böcek yeme alışkanlığını kazanamamalarının sebebi muhtemelen, böceklerin boyutlarının küçük, dolayısıyla tüketim için gerekli olan miktarın temininin zor olamasından kaynaklanmaktadır.

Bundan sonra söyleyeceklerimiz, bizi dikkatli okuyan ve evlerindeki kalorifer böceğinin ekonomik değerini anlayan okurlara;

Eğer böcek yemeye karar vermişseniz, onları sağlıklı olarak yakalamalı ve derhal işleme koymalısınız, çünkü ölü böcekler çok çabuk bozulurlar.

Karasinekler ve hamamböcekleri gibi böcekler çoğunlukla bakteri taşırlar, bunları yememek gerekir. Aslında öyle veya böyle bütün böcekler parazit taşıdıklarından, iyi bir pişirme gerekir. Tüylü böcekler boğazı tahriş eder, renkli böcekler ise çoğunlukla zehirlidir.

İaka bir yana, insanlar sağlıklı bir şekilde böcek yiyebilme alışkanlığına kavuşsalardı, besi hayvancılığına ayrılan otlaklar bugün orman olarak korunabilecekti!

Genel Bilgi

İnsan bir yakınını kaybedince, başarısından dolayı bir ödül kazandığında, duygusal bir film seyrederken, yıllardır üzerine titrediği çocuğunu evlendirirken veya çok haklı olduğuna inandığı bir konuda haksızlığa uğradığında gözyaşlarını tutamaz.

Nedenleri çok değişik de olsa tüm bu olaylar karşısında gözlerden akan damlalar ruhsal bir boşalma sağlar. İnsan ağladıkça açılır, ferahlar gibi görünür. Ancak gözyaşının arkasında yatan psikolojik ve biyolojik mekanizma hala tam anlaşılmış değildir.

Ağlama şekli insandan insana değiştiği gibi gözyaşı dökmenin de değişik biçimleri vardır. Aslında gözlerimize sürekli gözyaşı salgılanır. Bunlar göz kırpmamız sayesinde gözlerimizi korur ve devamlı nemli kalmalarını sağlarlar.

Bundan başka soğan doğrarken veya mangal yakarken dumanın gözümüze kaçması sonucu olarak döktüğümüz yakıcı gözyaşları vardır. Son olarak da asıl konumuz olan, üzüntü, aşırı sevinç veya benzeri gerginliklerimize tepki olarak döktüğümüz ruhsal gözyaşları vardır.

Ruhsal ağlama konusunu ilk inceleyen Darwin oldu. Tabii her şeyde olduğu gibi bunu da evrim teorisine bağladı. Ona göre ruhsal tepki ve ağlama bir davranış şeklinin tümü idi. Evrim sürecinde bu tepki içinde anlamsız bir işlevi olan gözyaşı öne çıktı. Bu teoriye karşı çıkanlar gerekçe olarak yine Darwin’in doğal seçme ve ayıklama teorisini ileri sürdüler. Buna göre evrim içinde insan için faydalı fonksiyonlar öne çıkmakta, diğerleri körelmekte ve gözyaşı anlamsız bir fonksiyon ise evrim süreci içersinde yok olması gerekirdi.

Yirminci yüzyılın ortalarında ortaya atılan bir diğer teoriye göre ise hıçkırarak ağlayınca dökülen gözyaşlarının hastalıklara karşı korunmamıza yardım eden yaşamsal bir değeri vardır. Gözyaşı dökmeden hıçkırarak ağlarken nefes kesiliyor, burun ve boğazdaki koruyucu zarlar kuruyor ve bakterilerin istilasına uygun bir ortam haline geliyorlar. Oysa ağlarken burun pasajına akan gözyaşları bu kurumaya mani oluyor.

Tabii bu teoriyi ileri sürenler herkesin hıçkırarak ağladığını varsayıyorlardı. Halbuki insanların çoğu hıçkırmadan sessiz sessiz ağlarlar. Bu teoriye göre spor yaparken burun ve boğazları kuruyan sporcuların da gözyaşı dökmeleri gerekmekteydi.

Pek akla yakın gelmeyen bu iki teoriden sonra bir hipotez daha ileri sürüldü. Buna göre de ruhsal sıkıntılar sırasında vücutta bir takım kimyasal maddeler oluşuyor, bunlar tıpkı ter, idrar, dışkı sayesinde toksik maddelerin vücuttan atılışına benzer şekilde gözyaşı ile vücuttan uzaklaştırılıyorlardı.

Bu teori doğru ise ruhsal gözyaşları ile soğan doğrarken akan gözyaşlarının kimyasal yapılarının farklı olmaları gerekiyordu. Yapılan deneyler sonucu görüldü ki, ruhsal gözyaşları, soğan (yakıcı) gözyaşlarından daha fazla protein içermektedirler. Fakat henüz bu farkın nedenini açıklayacak bir kanıt bulunabilmiş değildir. Sevinç ve üzüntü gözyaşlarının da aralarında kimyasal bir fark olup olmadığı halen araştırılmaktadır.

Dünyadaki yaratıklardan sadece insan ruhsal nedenlerle ağlar. İnsanı farklı kılan bu durum da şüphesiz yaşam tarihindeki evriminin bir sonucudur. Doğrudan gözünü rahatsız edecek bir şey olmazsa yeni doğmuş bir bebek doğumundan bir kaç hatta sonraya kadar gözyaşı dökmezsizin ağlar.

Genel Bilgi

Vücudumuzda yaşantımız boyunca hiç durmadan çalışan bir kasımız vardır. Yani tek bir kastan oluşan kalbimiz. Kalbimiz nefes ile alınan oksijeni akciğerlerimizde alan kanı vücudumuzun her noktasına pompalar. Bir dakikalık sürede ciğerlerin aldığı hava ile kalbin pompaladığı kan aynı hacimde, yaklaşık 6 litredir. Gerilim halinde ciğerlerin alıp verdiği hava, kalbin kan kapasitesini aşar. Peki nasıl oluyor da bu kan insandan insana farklı oluyor ve hatta birbirleri ile hiç uyuşmuyor?

İnsanların kan grupları doğmalarından önce genetik olarak saptanmıştır. Kanımızda yabancı maddeleri, mikropları tespit edip bunlarla savaşan hücrelerimiz, yani kırmızı kan hücreleri, bir diğer deyişle alyuvarlar vardır. Bu alyuvarlar sadece 120 gün yaşarlar. Bu nedenle vücudumuzda devamlı alyuvar üretilir. Ortalama bir yaşam süresi boyunca, insan vücudunda yarım tondan fazla alyuvar üretilir. Bu alyuvarların yüzeylerinde ‘antigen’ denilen proteinler ve lipidler vardır. İşte bu antigenlerin varlığı veya yokluğu kan gruplarını tayin eder.

Aslında bilinen 300 kan grubu vardır ama AB 0 adı verilen en yaygın gruplama sistemi, ebeveynlerden miras alınan A ve B adı verilen iki antigenin varlığı veya yokluğu üzerine kurulmuştur. Bu sistemi ilk olarak 1902 yılında Avusturya kökenli ABD’li bilimci Kari Landsteiner ortaya çıkarmıştır.

Bu gruplamada kanlar A, B, AB ve 0 (sıfır) olmak üzere dörde ayrılırlar. İnsanın dışındaki hayvanların da farklı kan grupları vardır. Örneğin, domuzlarda 16, ineklerde 12, köpeklerde 7, kedilerde ise 2 farklı kan gurubu tespit edilmiştir.

Bu gruplamada bazıları birbirleri ile uyumlu olabilir ve diğer gruptan kan alabilir veya verebilir. Uyumsuz gruplarda ise karşı tarafın savunmacı antigenleri gelenleri dost bilmeyip savaş açarak kanda pıhtılaşmaya, böbrek rahatsızlıklarına hatta ölüme sebep olabilirler. Şimdi kim kimden kan alabilir, kim kime kan verebilir ona bakalım.

Kan grubu => Kanın alınabileceği grup => Kanın verilebileceği grup

A => A, 0 => A, AB B => B, 0 => B, AB AB => A, B, AB, 0 => AB 0 => 0 => A, B, AB, 0

Görüldüğü gibi AB grubu herkesten kan alabilmekte, 0 grubu ise herkese kan verebilmektedir. Savaş gibi kan ihtiyacının yoğun, test zamanının az olduğu zamanlarda, kan bankasında mümkün olduğu kadar çok sıfır grubu kan depolanır.

Genel Bilgi

Vücudumuzda yaşantımız boyunca hiç durmadan çalışan bir kasımız vardır. Yani tek bir kastan oluşan kalbimiz. Kalbimiz nefes ile alınan oksijeni akciğerlerimizde alan kanı vücudumuzun her noktasına pompalar. Bir dakikalık sürede ciğerlerin aldığı hava ile kalbin pompaladığı kan aynı hacimde, yaklaşık altı litredir. Gerilim halinde ciğerlerin alıp verdiği hava, kalbin kan kapasitesini aşar. Peki nasıl oluyor da bu kan insandan insana farklı oluyor ve hatta birbirleri ile hiç uyuşmuyor?

İnsanların kan grupları doğmalarından önce genetik olarak saptanmıştır. Kanımızda yabancı maddeleri, mikropları tespit edip bunlarla savaşan hücrelerimiz, yani kırmızı kan hücreleri, bir diğer deyişle alyuvarlar vardır. Bu alyuvarlar sadece 120 gün yaşarlar. Bu nedenle vücudumuzda devamlı alyuvarlar üretilir. Ortalama bir yaşam süreci boyunca, insan vücudunda yarım tondan fazla alyuvar üretilir. Bu alyuvarların yüzeylerinde “antigen” denilen proteinler ve lipidler vardır. İşte bu antigenlerin varlığı veya yokluğu kan gruplarını tayin eder.

Aslında bilinen üç yüz kan grubu vardır ama AB0 adı verilen en yaygın gruplama sistemi, ebeveynlerden miras alınan A ve B adı verilen iki antigenin varlığı veya yokluğu üzerine kurulmuştur. Bu sistemi ilk olarak 1902 yılında Avusturya kökenli ABD’li bilimci Karl Landsteiner ortaya çıkarmıştır.

Bu gruplamada kanlar A, B, AB ve 0(sıfır) olmak üzere dörde ayrılırlar. İnsanın dışındaki hayvanların da farklı kan grupları vardır. Örneğin, domuzlarda 16, ineklerde 12, köpeklerde 7, kedilerde ise 2 farklı kan grubu tespit edilmiştir.

Bu gruplamada bazıları birbileri ile uyumlu olabilir ve diğer gruptan kan alabilir veya verebilir. Uyumsuz gruplarda ise karşı tarafın savunmacı antigenleri gelenleri dost bilmeyip savaş açarak kanda pıhtılaşmaya, böbrek rahatsızlıklarına hatta ölüme sebep olabilirler. İimdi kim kimden kan alabilir, kim kime kan verebilir ona bakalım.

Görüldüğü gibi AB grubu herkesten kan alabilmekte, 0 grubu ise herkese kan verebilmektedir. Savaş gibi kan ihtiyacının yoğun, test zamanının az olduğu zamanlarda, kan bankasında mümkün olduğu kadar çok sıfır grubu kan depolanır.

Genel Bilgi

Kış aylarında güneş ışınları çok güçlü olmadığı için, bulutların bulundukları yüksekliklerde hava sıcaklığı çok düşük olunca, yükselen su buharı, sublime denilen şekilde sıvı hale geçmeden, bu aşamayı atlayarak doğrudan buz kristali haline dönüşür. 0. l milimetre çapındaki buz kristalleri birbirlerine yapışarak kar tanelerini oluştururlar.

Eğer bulut ile yer arasındaki hava sıcaksa bu kar taneleri yere düşene kadar yağmur tanesi haline dönüşebilirler, ama soğuksa yere kadar kar tanesi olarak inmeyi başarabilirler. Hafiflikleri nedeniyle yere o kadar yavaş inerler ki 3000 metreden inmeleri 2 saat alabilir. Bazen bulutun altındaki sıcaklık öyledir ki, bir kısmı kar, bir kısmı yağmur damlası halinde düşerler, biz buna ‘sulu sepken’ diyoruz. Yani yağmur veya kar yağmasını belirleyen ana unsur, bulut ile yer arasındaki hava sıcaklığıdır.

Genel kanının aksine kar yağması havayı ısıtmaz, aksine ısınan hava karın yağmasına sebep olur. Çok soğuk havanın içine su alma kapasitesi daha azdır. İçine alamadığı su ya ‘don’ şeklinde yeryüzünde kalır ya da ‘kırağı’ oluşur. Bu şartlarda kar kesinlikle oluşamaz. Hava 3 derece gibi biraz ısınınca, su buharı yeryüzünden yükselebilir, çok yüksekliklerdeki soğuk hava tabakalarına ulaşabilir ve kar yağışı meydana gelebilir. Biz de sanki kar yağdığı için hava ısınmış gibi algılarız.

Kar tanesinin oluşumu hakikaten bir tabiat mucizesidir. Gerçi bazı kayak merkezlerinde, kar yağışı yetersiz olduğu zamanlarda suni kar üretiliyor ama bu görüldüğü kadar kolay değil. Doğal kar tanelerinin ortasında çekirdek olarak toz parçacıklarının olduğunu biliyoruz. Eğer bunlar olmazsa saf su -40 derecede bile kristalleşemiyor.

İlk olarak 1975 yılında Berkeley, California Üniversitesinden Prof. Steve Lindow ‘snomax’ denilen bir proteini toz parçacıkları yerine kullanarak suni kar üretmeyi başardı. Bu madde sayesinde daha hafif ve kuru kar tanelerinin üretilmesi sağlandı ve Norveç’te yapılan 1994 kış olimpiyatlarında çok yaygın olarak kullanıldı.

Kar kristalleri altıgen bir şekil içindedirler. Her bir koldan 3 ve 12’li kollar çıkar. Bu dizilişin sebebinin oksijen atomlarının diziliş şekli olduğu sanılıyor.

Dolu yağışı daha ziyade ılıman iklimlerde ve bahar aylarında görülür. Isınan hava ile yükselen su buharı, hava akımları ile daha da yükselerek 12.000 metre civarında -50 derece hava sıcaklığında buz kristallerine dönüşür. Buradaki güçlü hava akımları ile bu buz kristalleri de birleşerek buz tanelerini oluşturur.

Bu buz taneleri ağırlıkları nedeni ile o kadar hızlı düşerler ki bulut ile yer arasındaki sıcaklık ne olursa olsun eriyecek zaman bulamazlar. Çapı 5 milimetreden büyük dolular halinde yeryüzüne ulaşırlar. Aslında tüm bu şartların oluşması çok enderdir ve bu nedenle dolu yağışı hem çok az görülür, hem de çok kısa sürer.

Genel Bilgi

Kış aylarında güneş ışınları olmadığı için, bulutların bulundukları yüksekliklerde hava sıcaklığı çok düşük olunca, yükselen su buharı, sublime denilen şekilde sıvı hale geçmeden, bu aşamayı atlayarak doğrudan buz kristali haline dönüşür. 0.1 milimetre çapındaki buz kristalleri birbirlerine yapışarak kar tanelerini oluştururlar.

Eğer bulut ile yer arasındaki hava sıcaksa bu kar taneleri yere düşene kadar yağmur tanesi haline dönüşebilirler, ama soğuksa yere kadar kar tanesi olarak inmeyi başarabilirler. Hafiflikleri nedeniyle yere o kadar yavaş inerler ki 3 bin metreden inmeleri 2 saat alabilir. Bazen bulutun altındaki sıcaklık öyledir ki, bir kısmı kar, bir kısmı yağmur damlası halinde düşerler, biz buna “sulu sepken” diyoruz. Yani yağmur veya kar yağmasını belirleyen ana unsur, bulut ile yer arasındaki hava sıcaklığıdır.

Genel kanının aksine kar yağması havayı ısıtmaz, aksine ısınan hava karın yağmasına sebep olur. Çok soğuk havanın içine su alma kapasitesi daha azdır. İçine alamadığı su ya “don” şeklinde yeryüzünde kalır ya da “kırağı” oluşur. Bu şartlarda kar kesinlikle oluşamaz. Hava 3 derece gibi biraz ısınınca, su buharı yeryüzünden yükselebilir, çok yüksekliklerdeki soğuk hava tabakalarına ulaşabilir ve kar yağışı meydana gelebilir. Biz de sanki kar yağdığı için hava ısınmış gibi algılarız.

Kar tanesinin oluşumu hakikaten bir tabiat mucizesidir. Gerçi bazı kayak merkezlerinde, kar yağışı yetersiz olduğu zamanlarda suni kar üretiliyor ama bu görüldüğü kadar kolay değil. Doğal kar tanelerinin ortasında çekirdek olarak toz parçacılarının olduğunu biliyoruz. Eğer bunlar olmazsa saf su -40 derecede bile kristalleşemiyor.

İlk olarak 1975’de Berkeley, California Üniversitesinden Prof. Steve Lindow “snomax” denilen bir proteini toz parçacıları yerine kullanarak suni kar üretmeyi başardı. Bu madde sayesinde daha hafif ve kuru kar tanelerinin üretilmesi sağlandı ve Norveç’te yapılan 1994 kış olimpiyatlarında çok yaygın olarak kullanıldı.

Kar kristalleri altıgen bir şekil içindedirler. Her bir koldan 3 ve 12’li kollar çıkar. Bu dizilişin sebebinin oksijen atomlarının diziliş şekli olduğu sanılıyor.

Dolu yağışı daha ziyade ılıman iklimlerde ve bahar aylarında görülğr. Isınan hava ile yükselen su buharı, hava akımları ile daha da yükelerek 12 bin metre civarında -50 derece hava sıcaklığında buz kristallerine dönüşür. Buradaki güçlü hava akımları ile bu buz kristalleri de birleşerek buz tanelerini oluşturur.

Buz taneleri ağırlıkları nedeniyle o kadar hızlı düşerler ki bulut ile yer arasındaki sıcaklık ne olursa olsun eriyecek zaman bulamazlar. Çapı 5 milimetreden büyük dolular halinde yeryüzüne ulaşırlar. Aslında tüm bu şartların oluşması çok enderdir ve bu nedenle dolu yağışı hem çok az görülür, hem de çok kısa sürer.

Genel Bilgi

Özellikle içine girer girmez geniş bir alanla karşılaştığınız ve diğer katlara buradan merdiven veya asansörle çıktığınız, banka, otel veya benzeri binalarda ana giriş kapılarının döner kapı tipi olduğunu görmüş, belki de dört kanatlı olan bu kapıların bir gözüne acele ile iki kişi birden girmeye çalışıp zorluk yaşamışsınızdır. Döner kapıların tek amacı enerji tasarrufudur.

Bu tip büyük binaların içerleri devamlı olarak ısıtılır ve ısınan hava sürekli yukarı doğru yükselir. Dışarıdaki soğuk hava kapının önünde onun yerini alabilmek için kapıyı açmanızı beklemektedir. Bina dışına açılan normal bir kapıyı açtığınızda dışarıdaki soğuk hava sert bir rüzgar şeklinde içeriye hücum eder.

Bu arada içerde yükselmekte olan sıcak havanın az miktarda da olsa giren soğuk hava ile yer değiştirip açılan kapıdan dışarı kaçması mümkündür. Bu sırada binanın iç ısısı düşer, kazanlar veya klimalar daha sık devreye girer ve tekrar normal ısıya ulaşabilmek için belirli bir enerji (motorin, elektrik, vb.) harcanır. Özellikle çok kişinin sık sık girip çıktığı binalarda döner kapılar bu ısı kaybını en aza indirir. Döner dört kanattan ikisinin arasına girerken, kapılar dönüp önünüzdeki kanat sizin içeri girmeniz için yeterli aralığı sağladığında, arkanızdaki kanat soğuk havanın girişine mani olacak şekilde girişi kapamış durumdadır. Aynı şekilde karşı taraftaki diğer iki kapı da sıcak havanın dışarı çıkmasına mani olur ve içerinin ısısı korunmuş olur.

Genel Bilgi

Özellikle içine girer girmez geniş bir alanla karşılaştığınız ve diğer katlara buradan merdiven veya asansörle çıktığınız, banka, otel veya benzeri binalarda ana giriş kapılarının döner kapı tipi olduğunu görmüş, belki de dört kanatlı olan bu kapıların bir gözüne acele ile iki kişi birden girmeye çalışıp zorluk yaşamışsınızdır. Döner kapıların tek amacı enerji tasarrufudur.

Bu tip büyük binaların içerleri devamlı olarak ısıtılır ve ısınan hava sürekli yukarı doğru yükselir. Dışarıdaki soğuk hava kapının önünde onun yerini alabilmek için kapıyı açmanızı beklemektedir. Bina dışına açılan normal bir kapıyı açtığınızda dışarıdaki soğuk hava sert bir rüzgar şeklinde içeriye hücum eder.

Bu arada içerde yükselmekte olan sıcak havanın az miktarda da olsa giren soğuk hava ile yer değiştirip açılan kapıdan dışarı kaçması mümkündür. Bu sırada binanın iç ısısı düşer, kazanlar veya klimalar daha sık devreye girer ve tekrar normal ısıya ulaşabilmek için belirli bir enerji (motorin, elektrik, vb.) harcanır. Özellikle çok kişinin sık sık girip çıktığı binalarda döner kapılar bu ısı kaybını en aza indirir. Döner dört kanattan ikisinin arasına girerken, kapılar dönüp önünüzdeki kanat sizin içeri girmeniz için yeterli aralığı sağladığında, arkanızdaki kanat soğuk havanın girişine mani olacak şekilde girişi kapamış durumdadır. Aynı şekilde karşı taraftaki diğer iki kapı da sıcak havanın dışarı çıkmasına mani olur ve içerinin ısısı korunmuş olur.

Genel Bilgi

Trafik ışıkları uygulaması, önceleri demiryollarının trenleri kontrol için uyguladığı sinyaller Örnek alınarak başlamıştır. Demiryolları idaresi kırmızı rengi ‘dur’ sinyali olarak seçmişti. Kırmızı renk kan rengi olduğundan asırlar boyu tehlikenin, tahribatın ve ölümün simgesi olmuştur. Demiryolları ilk faaliyete geçtiği 1830’lu yıllarda ‘ikaz’ ışığının rengi yeşil, ‘geç’ ışığının ise beyazdı.

Bir süre sonra beyaz sinyal problem yaratmaya başladı. Beyaz renkli ‘geç’ sinyali diğer sokak lambaları ile karıştırılabiliyordu. Ama daha da kötüsü ‘dur’ işaretlerine konulan kırmızı mercekler yerlerinden düşünce ışık beyazlaşıyor, ‘geç’ sinyali olarak algılanıyor ve kazalara yol açabiliyordu.

Sonunda demiryolcular kırmızıyı ‘dur’, yeşili ‘geç’ sarı rengi de ‘ikaz’ sinyali olarak kullanmaya başladılar. Bilindiği gibi sarı, renk spektrumu içinde en göz alıcı renktir. Böylece makinist bir sinyalin bulunması gereken yerde beyaz ışığı görürse, bir şeylerin yanlış olduğunu anlıyor ve tedbirini alıyordu.

Karayollarına gelince, yollarda sadece atların ve at arabalarının bulunduğu tarihlerde bile dünyanın büyük şehirlerinde trafik sorundu. İlk trafik lambası otomobillerin ortaya çıkmasından çok önce 1868’de Londra’da kullanıldı. Gazla yakılan ve bir eksen etrafında döndürülebilen kırmızı ve yeşil lambalar bir yıl sonra patlayıp, kendilerini çeviren polisi de yaralayınca bu uygulama ortadan kalktı.

Ama öte yandan otomobillerin ortaya çıkması ve şehirlerde dolaşmaya başlamalarıyla birlikte durum iyice kötüleşti. Çeşitli şehirlerde değişik uygulamalar yapıldı. Demiryollarındaki uygulama örnek alındı ama demiryollarında birbirine paralel iki hat vardı. Bu sistem iki yolun kesiştiği kavşaklarda işe yaramıyordu.

Sonunda günümüzdekilere benzeyen ilk elektrikli otomatik trafik lambasını, ilkokul mezunu ve ABD’deki Cleveland’da otomobil sahibi ilk siyah olan Garrett Morgan geliştirdi. 1914’de ilk denemelerine başlayan Morgan 1923’de de patentini aldı. Morgan 1963’de ölümünden az önce patentini 40 bin dolara General Electric firmasına sattı.

Morgan’ın lambaları demiryollarına benzer şekilde bir “T” üzerinde kırmızı ve yeşil iki lambadan ibaretti. Çok geçmeden ikaz anlamında sarı lamba da ilave edildi ve uygulama bütün dünyaya süratle yayıldı.

Aradan geçen yıllara rağmen sarı renk hala ‘ikaz’ anlamındadır ama günümüz sürücüleri onu ‘geç’ sinyali olarak algılıyorlar.

Teknolojik Terim

NightFraming, karanlıkta fotoğraf çekebilmek için üç işlevi (NightShot, Hologram AF ve Flaş öncesi pozlama kontrol) birlikte kullanır. NightShot ile çerçevenin belirlenmesi: Kızılötesi teknolojisini kullanarak, tamamen karanlıkta bile çekilecek nesneyi görüntüler. Hologram AF ile odaklama: Deklanşöre yarım bastığınızda, fotoğraf makinesi Hologram AF ile çerçevedeki görüntüye odaklanır. Bir lazer, nesnenin kenarlarını algılar ve fotoğraf makinesinin buna düzgün biçimde odaklanabilmesini sağlar. Ön Flaş ile Kayıt: Deklanşör düğmesine tam basıldığında ön flaş yanar. Pozlama belirlenir ve ana flaş yanar; böylece mükemmel biçimde odaklanılmış, çerçeve içine alınmış ve pozlanmış görüntü çekilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of a secret association , which is devoted to the destruction of the present political, religious, and social institutions. someone who rejects all theories of morality or religious belief.

İngilizce - Türkçe Sözlük

sonek, argo aşağılatıcı isim türetmek için ek: beatnik, türetmek için ek: beatnik, protestnik.

ELEMENTLER

Simgesi: Ni

Atom Numarası:28

Kütle Numarası: 58,693

Yoğunluk: 8,902 g/cm3

Erime Sıcaklığı:1455 °C

Kaynama Sıcaklığı:2913 °C

Gümüşümsü beyaz, sert, elektrik ve ısı iletimi düşük bir elementtir.

Paslanmaz çelik üretiminde, metal paralarda, öteki metalleri dış etkilere karşı korumak için kaplamada kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

marksman. shooter. gunner. pistol.

Türkçe - İngilizce Sözlük

good marksman. sharpshooter.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nisbetle, kıyas ve mukayese olunarak: Bu, ötekine nisbeten büyüktür.

Türkçe - İngilizce Sözlük

guard. protection duty. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

No-observed-effect level; dose level at which no effects are noted.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The highest in frequency of the five low partials Given this name because the strike note of a bell is usually about an octave below the nominal; hence this partial provides the note-name of the bell.

Türkçe - İngilizce Sözlük

grade. mark. memorandum. note. reminder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

note. memorandum. minute. mark. grade. annotation. billet. chit. flapper. line. memo. scrip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

notebook. blank book. copybook. jotter. memo book. memorandum book.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a note. to note. to note down. to take down notes of sth. get down. to make a nfr.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. note). 1. Musiki yazısı: Nota öğrenmek, nota ile çalgı çalmak. 2. Nota yazısı ile kaleme alınmış musiki eseri: Yeni bir nota çıkmış.

Türkçe - İngilizce Sözlük

note. syllable. written music.

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum. music. note. musical note. diplomatic note.

Türkçe - İngilizce Sözlük

musical note. piece of written music. score. diplomatic note. music book. verbal note.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) noterde tasdik ettirmek, noter tarafından onaylatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) noter. notary public noter.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) not, işaret; tezkere, pusula, betik; (müz.) nota, ses; piyano tuşlarından biri; bir devletin başka bir devlete yaptığı bildiri, nota; alâmet, delil; hesap pusulası; senet; şöhret, itibar; dikkat, hesaba alma. note paper mektup kâğıdı. circular not

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) dikkat etmek, önem vermek; not etmek, işaret etmek; notasını yazmak. note down deftere not etmek. noted (s.) ünlü, şöhretli, meşhur; dikkate alınmış.

Yabancı Kelime

İng. notebook

dizüstü

Bilgisayarın her türlü donanımı ile küçültülerek taşınabilir duruma getirilmiş biçimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), bağlaç, (i.), (s.) şimdi; şimdiki halde; bağlaç mademki; (i.) şimdiki zaman; (s.), argo günümüze uygun. now and again, now and then ara sıra, zaman zaman. now then şu halde, öyle ise. now this, now that bazen biri bazen öteki, bir bu bir o.

Türkçe - İngilizce Sözlük

influence. penetration. power. weight. permeation. ascendance. ascendency ascendancy. authority. hold. importance. potency. prestige.

Türkçe Sözlük

(i.). Uzağı gösteren işaret zamiridir. Yakın için «bu» ve orta yer için «şu» kullanılır. Bazen de sayı için kullanılır: O mübârek adam böyle söyledi. Zaman gösterir; isimlerle zaman zarfları yapar: O anda, o saat, o gün, o gece, o vakit, o sefer, o defa. Bunların yakın için mukabilleri «bu» ile teşkil olunur: Bu anda, bu saat vesaire. Yer gösteren isimlerle yer zarfları da yapar: O yer, o yan, o taraf, o cihet. O bu, şu bu = Öteki beriki, halk. O kadar = O miktarda. O gibi = O mıkdarda, o misilli: O gibi işlerde acele etmek olmaz. O yolda = Öyle, o tavır ve meslekte, o gidiş ve tertiple.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a stone pillar having a rectangular cross section tapering towards a pyramidal top. a character used in printing to indicate a cross reference or footnote.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Diğer, öteki. 2. Yarından sonraki: Öbür gün. Öbür dünya = Ahi ret.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbreviation representing an open-face watch, which is a watch with a cover on the reverse and a crystal only over the face on the obverse. Xo, tsoh; ok, ohkh; Usage Note: See General Grammar for the usage of each of these words. de. sou.

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat nin, li, den. of course tabii, beklenildiği gibi. of late son zamanlarda. of note önemli, itibarlı. of oneself kendiliğinden; kendi hakkında. a man of talent hüner sahibi adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), (s.), edat uzağa; ileriye, ileride; öteye, ötede; yanda; tamamen; uzakta; (s.) uzak; yanlış; uygun olmayan, anormal; bitmiş; görev dışındaki; sağdaki; (den.) denize doğru açılan; edat dan; dan uzak off and on ara sıra. off chance zayıf bir ihtim

Türkçe - İngilizce Sözlük

See the Note under O.

Türkçe - İngilizce Sözlük

German physicist who formulated Ohm's Law a unit of electrical resistance equal to the resistance between two points on a conductor when a potential difference of one volt between them produces a current of one ampere.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unit of measurement of electrical resistance The resistance of a circuit in which a potential difference of one VOLT produces a current of one ampere.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The electrical unit of resistance The value of resistance through which a potential of one volt will maintain a current of one ampere.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unit of measurement of electrical resistance The resistance of a circuit in which a potential difference of 1 volt produces a current of 1 ampere.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Measure of resistance A resistance of one Ohm allows one ampere to flow when a potential difference of one volt is applied to the resistance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unit of electrical resistance; the resistance between two points of a conductor when a constant difference of potential of 1 volt, applied between these two points, produces in the conductor a current of 1 ampere. unit of electrical resistance used fo

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unit of electrical resistance One ohm corresponds to the resistance at which one volt can maintain one ampere of current. a unit of electrical resistance equal to that of a conductor in which a current of one ampere is produced by a potential of one v

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unit of resistance Symbolized by the Greek capital letter omega It is defined as the resistance, at 0o C, of a uniform column of mercury weighing 14 451 grams One ohm is the value of resistance through which a potential difference of one volt will maintai

Türkçe - İngilizce Sözlük

The electrical unit of resistance The value of resistance through which a potential difference of one volt will maintain a current of one ampere.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Uzak, öte, uzakta bulunan.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Okumak bilen: Okur, yazar adamdır. 2. Oten, terennüm eden: Okur kuş (bu mânâsı eskimiştir)

Türkçe - İngilizce Sözlük

possibility. facility. the possible. handle. potentiality. scope.

Türkçe - İngilizce Sözlük

possible. probable. potential. likely. feasible. earthly. a priori. in the air. contingent. eventual. incidental. like. off. plausible. prospective. contingently. a priori. in the cards. on the cards. liable. like. off. within the bounds of possibili.

Türkçe - İngilizce Sözlük

probable. may be. apt. feasible. liable. likely. possible. potential. presumptive. prospective.

Türkçe - İngilizce Sözlük

probability. contingency. potentiality. possibility. chance. odds. eventuality. expectation. likelihood. plausibility. presumption. prospect. verisimilitude.

Bilim

Olay Ufku

Genel görelilikte olay ufku, ışık ve maddenin artık kaçamadığı bölgeyi sınırlayan kuşağa denir. Olay ufku, herhangi bir fiziksel incelemede bulunamadığımız bir uzay parçasıdır. Ne olay ufkundan ötesini bilinen yasalarla açıklama olanağı vardır, ne de orada ne olup bittiğini bilmenin bir yolu vardır.

Kara deliğin olay ufku

Bir yıldızın olay ufku, yıldızın çökmeden önceki kütlesiyle orantılıdır. Örneğin kütlesi 10 Güneş kütlesi olan bir yıldız içe çöküp kara delik haline geldiğinde çapı 60 km olan bir olay ufkuna sahip olur. Bir kara delik madde yuttukça olay ufkunu genişletir, olay ufku genişledikçe de daha güçlü çekim alanına sahip olur. Kara deliğin olay ufkunda teorik olarak zaman tümüyle durmaktadır. Kimi kara deliklerde iki olay ufku vardır. Kimileri "olay ufku" terimi yerine kara deliğe pek uygun olmamakla birlikte “kara deliğin yüzeyi” terimini kullanırlar. (Terimin uygun olmamasının nedeni, bir gezegen veya yıldızdaki gibi katı ve gazlardan oluşan bir yüzeyinin olmamasıdır.) Fakat burada birtakım özel nitelikler gösteren bir bölge söz konusu değildir; bir gözlemci kara deliğe ufku aşacak kadar yaklaşmış olabilseydi, kendisine yüzey izlenimi sağlayacak hiçbir özellik veya değişim hissedemeyecekti. Buna karşılık geri dönme girişlerinde bulunduğunda, artık bu bölgeden kaçamayacağının farkına varmış bulunacaktı. Bu, âdeta "dönüşü olmayan nokta"dır. Bu durum, akıntısı güçlü bir denizde akıntıdan habersiz bir yüzücünün durumuna benzetilebilir. Öte yandan olay ufkunun sınırına yaklaşmış bir gözlemci, kara delikten yeterince uzaktaki bir gözlemciye kıyasla, zamanın farklı bir şekilde aktığının farkına varacaktır. Kara delikten uzakta olan gözlemcinin diğerine düzenli aralıklarla (örneğin birer saniye arayla) ışık işaretleri yolladığını varsayalım: Kara deliğe yakın gözlemci bu işaretleri hem daha enerjetik (ışığın kara deliğe düşmek üzere yaklaştıkça maviye kayma sonucuyla bu ışık işaretlerinin frekansı daha yüksek olacaktır) hem de ardışık işaretlerin aralarındaki zaman aralığı daha kısalmış (birer saniyeden daha az) olarak alacaktır. Yakın gözlemci, uzaktakine oranla zamanın daha hızlı aktığı izleminde olacaktır. Uzaktaki gözlemci de aksine, diğerinde meydana gelen şeylerin gitgide daha yavaş seyrettiğini görecek, zamanın daha yavaş aktığı izleniminde olacaktır. Uzaktaki gözlemci kara deliğe bir nesnenin düştüğünü görmesi halinde, ona nazaran "çekimsel kızıla kayma" ve "zamanın genleşmesi" fenomenleri birleşmiş durumda olacaktır: Nesneden çıkan işaretler gitgide kızıl, gitgide parlak (uzak gözlemciye varmadan önce gitgide artan enerji kaybıyla çıkarılan ışık) ve gitgide aralıklı olacaktır. Yani pratikte, gözlemciye varan ışık fotonlarının sayısı, gitgide hızla azalacaktır ve nesnenin kara deliğe gömülüp görünmez olmasının ardından tükenecektir. Nesnenin henüz olay ufku sınırında hareketsiz durduğunu gören uzaktaki gözlemcinin onun düşmesini engellemek üzere olay ufkuna yaklaşması boşuna olacaktır. Kara deliğin "tekilliği"ne yaklaşan bir gözlemciyi etkilemeye başlayan etkilere “gelgit etkileri” denir. Bu etkiler kütleçekim alanının homojen olmayan bir yapıya sahip olması nedeniyle nesnenin biçimsizleşmesine (doğal biçimini kaybetmesine) yol açarlar. Bu “gelgit etkileri bölgesi” dev kara deliklerde tümüyle olay ufkunda yer alır; fakat özellikle "yıldızsal kara delik"lerde olay ufkunun sınırını da aşarak etkide bulunur. Dolayısıyla yıldızsal kara deliğe yaklaşan bir astronot daha olay ufkuna geçmeden parçalanacakken, dev kara deliğe yaklaşan bir astronot, daha sonra “gelgit etkileri” ile yok edilecek olmakla birlikte, olay ufkuna bir güçlükle karşılaşmadan giriş yapacaktır.

Kaynak: Wikipedia

Türkçe - İngilizce Sözlük

A suffix used in medical terms to denote a morbid condition of some part, usually some kind of tumor; as in fibroma, glaucoma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A suffix used in medical terms to denote a morbid condition of some part, usually some kind of tumor; as in fibroma, glaucoma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her şeye gücü yeten. the Omnipotent Kadirimutlak, Kadir, Tanrı. omnipotence i. her şeye gücü yetme. omnipotently z. her şeye gücü yeterek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Used in the context of general equities Conjunction that denotes trade execution /indication, usually during a pre-opening look 'Looks 6 on 6000 shares at opening ' See: for/at.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Used in the context of general equities Conjunction that denotes trade execution /indication, usually during a pre-opening look 'Looks 6 on 6000 shares at opening ' See: for/at.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ago. before. first. at first. prior to. ante. firstly. notion and protest. primo. for starters.

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. consequence. gravity. heed. immediacy. importance. magnitude. matter. meaning. moment. note. prominence. significance. stature. stress. value. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

severity. importance. account. concernment. consequence. consideration. emphasis. gravity. import. magnitude. matter. meaning. moment. note. prominence. significance. stress. value. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

important. of importance. big. cardinal. consequential. considerable. crowning. front- page. fundamental. great. grow in. heavy. historic. hot shot. lead off. material. of nfr. noteworthy. outstanding. serious. significant. substantial. U. vital. wei.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suggestion. proposal. proposition. thesis. vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

propose. suggest. recommend. commit. proffer. propound. submit. vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

counsel. move. proffer. propose. recommend. submit. suggest. vote. weave. to propose. to suggest. to counsel. to bring sth forward. to think of sth. to recommend.

Türkçe - İngilizce Sözlük

totem. flourishing. prosperous. blessed. happy. productive. fertile. flourishing bayındır. happy mutlu. totem totem.

Türkçe - İngilizce Sözlük

very productive. flourishing prosperous. happy. at peace with oneself. lucky. totem.

Türkçe - İngilizce Sözlük

precaution. measure. prevention. preventive. provision. step. clampdown. countermeasure. diligence. expedient. foresight. forethought. hedge. maneuver. manoeuvre. policy. protection. sparingness.

Yabancı Kelime

Fr. ontologie

varlık bilimi

Konu olarak eski Yunan felsefesinden beri ele alınan ve Aristoteles’in ilk felsefe, adını verdiği, var olanların özü üzerine bilim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A work, composition; commonly used to denote the number of a published work.

Türkçe Sözlük

(i. L.) (musiki). Batı musikisinde Katolik veya Protestan mezheplerine göre Hıristiyanlık prensiplerini terennüm eden sözlü musiki eseri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fully differentiated structural and functional unit in an animal that is specialized for some particular function. a government agency or instrument devoted to the performance of some specific function; 'The Census Bureau is an organ of the Commerce Dep

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Afrika’da, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 7 00 Kuzey enlemi, 21 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 622,984 km².

Kara: 622,984 km².

Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 5,203 km.

sınır komşuları: Kamerun 797 km, Çad 1,197 km, Demokratik Kongo Cumhuriyeti 1,577 km, Kongo Cumhuriyeti 467 km, Sudan 1,165 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: yok (kara ile çevrili).

İklim: tropikal; kışlar sıcak ve kur, yazlar ılıman ve nemli geçer.

Arazi yapısı: Çok geniş, yassıdan inişli çıkışlıya değişen tekdüze yaylalar, kuzeydoğu ve güneybatı boyunca serpilmiş tepelikler yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Oubangui Nehri 335 m.

en yüksek noktası: Ngaoui Dağı 1,420 m.

Doğal kaynakları: Elmas, uranyum, kereste, altın, petrol, hidrolik güç.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %3.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %75.

Diğer: %17 (1993 verileri).

Doğal afetler: Sıcak, kuru, tozlu rüzgarlar güney bölgelerinde etkindir; su baskınları ülke genelinde görülmektedir.

Coğrafi Not: kara ile çevrili; hemen hemen Afrika’nın tam ortasında yer almaktadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,576,884 (Temmuz 2001 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %43.23 (erkek 778,885; kadın 767,414).

15-64 yaş: %53 (erkek 929,717; kadın 965,947).

65 yaş ve üzeri: % 3.77 (erkek 59,364; kadın 75,557) (2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.85 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.01 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.96 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.79 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.98 erkek/kadın (2001 verileri).

Bebek ölüm oranı: 105.25 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 43.8 yıl.

Erkek: 42.17 yıl.

Kadın: 45.48 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.86 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %13.84 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 240,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 23,000 (1999 verileri).

Ulus: Orta Afrikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Baya %34, Banda %27, Sara %10, Mandjia %21, Mboum %4, M’Baka %4, Avrupalı 6,500 (1,500 Fransız dahil).

Din: Yerel inançlar %24, Protestanlar %25, Roma Katolikleri %25, Müslümanlar %15, diğer %11.

Diller: Fransızca (resmi), Sangho, Arapça, Hunsa, Swahili.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %60.

Erkek: %68.5.

Kadın: %52.4 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Orta Afrika Cumhuriyeti.

Yerel tam adı: Republique Centrafricaine.

Eski adı: Ubangi-Shari, Orta Afrika İmparatorluğu.

kısaltma: CAR.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Bangui.

İdari bölümler: 14 eyalet, 2 ekonomik bölge ve 1 genel bölge; Bamingui-Bangoran, Bangui, Basse-Kotto, Gribingui, Haute-Kotto, Haute-Sangha, Haut-Mbomou, Ke

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation of Off Topic Used in message board postings to denote content that is not specifically related to the theme of the message board For example, a posting about a video game in an action figure message board might have the title OT: new Allied A

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uzakta, uzakça, uzağa işaret içindir; yakına işaret için olan «beri» zıddı: Ötede otur, öteye git. 2. Daha uzak, daha ileri olan yer: Oraya kadar bilirim, ötesine karışmam. 3. Bir şeyin arkasında bulunan, Ar. mâverâ: Denizin ötesine geçmek, çayın ötesinden gelmek. Uzak zamana işaret içindir, eski ve uzak zaman: Öteden, öteden beri = Eskiden, eskiden beri, Ar. mine’l-kadîm. 4. Diğer, uzakça bulunan. Öte gün = Uzakça bulunan, pek yakın olmayan bir gün, birkaç gün önce. 5. Öbür taraftaki: Nehrin öte yakası, öte taraf. Öteberi = Şu bu, çeşitli şeyler: Öteberi almaya gidiyordum. Ötede beride = Şurada burada, çeşitli yerlerde. Ötesinde berisinde = Çeşitli yerlerinde. Ötesine varmak = Pek ileri varmak, haddi geçmek. Ötesini beri etmek = Düzeltmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beyond. further. over. meta-. trans-. above. past.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the further side of. the other side of. other. yonder. far (side. the rest of.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beyond. further. over. meta-. trans-. above. past.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the further side of. the other side of. other. yonder. far (side. the rest of.

Türkçe Sözlük

(i.). 1, Daha uzakça’ bulunan, diğer birine nisbetle uzak olan, uzağa işaret için olup, yakına mahsus olan «beriki» zıddıdır: Berikini bilirim, lâkin öteki kim? 2. Diğer, başka, öbür: Öteki iş nasıl oldu? Öteki eve nakledeceğiz. Öteki beriki = Olur olmaz kimseler: Öteki beriki gelir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hotel. civil rights acts. concept facility. front- office. public house. inn. common inn.

Türkçe Sözlük

(i.). Otel işleten.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hotel-keeper. hotelier. innkeeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hotelkeeper. hotelier. common victualler. host. innkeeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hotel management. operating a hotel. hotel business. hotel trade. hotelhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hotel management. operating a hotel. hotel business. hotel trade. hotelhood.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. öteki dünya işlerine dalmış, bu dünyadan olmayan; hayali işlerle meşgul. otherworldliness i. öteki dünya işlerine dalma.

Türkçe Sözlük

(i.). Sığırcık çeşidinden çok öten bir cins siyah küçük kuş.

Yabancı Kelime

Fr. autotrophe

biy. özbeslenen

Besinini bağımsız olarak sağlayan, inorganik azot, azotlu madde ve CO2›den protein ve karbonhidratların sentezini yapabilen (bitki).

Türkçe Sözlük

(i.). Güzel, çok öten: Ötücü kuşlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir uçak veya otelde mevcut yerlerden fazla rezervasyon kabul etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yetişip geçmek; ötesine geçmek; aldatmak, dolandırmak yürürken art ayağının tırnağı ön ayağının ökçesine dokunmak (at).

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (shot) nişandan öteye atmak; geçmek; aşırılığa kaçmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (wrote, written) fazla ince bir üslupla yazmak; fazla uzun yazmak; bir yazı üzerinde düzeltme yapmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vote. ballot vote. plumper. suffrage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vote. vote oy. ballot. opinion. view.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballot. opinion. vote. view.

Türkçe - İngilizce Sözlük

voting right. qualification to vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

voting right. qualification to vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass a vote of non confidence. throw. vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

voting. show of hands. vote. ballot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

putting sth to a vote. voting. poll. polling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

voting. show of hands. vote. ballot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

putting sth to a vote. voting. poll. polling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ballot for. to put to the vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ballot for. to put to the vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

special. personal. private. distinctive. particular. specific. proper. ad hoc. closet. esoteric. especial. exclusive. express. extraordinary. individual. intimate. peculiar. privy. proprietary. sole. state. very. self.

Türkçe - İngilizce Sözlük

especially. specially. in particular. particularly. exclusively. above all. in especial. expressly. notedly. principally.

Türkçe Sözlük

Üç oksijen atomundan oluşan molekülleriyle Zehirli, renksiz bir gaz. Sıvı halde lacivert rengini alır. Atmosferin üst katmanlarında yer alan ozon, dünyayı güneşten gelen morötesi radyasyona karşı korur. Ozon çok tehlikeli bir maddedir. Yeryüzünde ise gözleri, burnu ve boğazı tahriş eden ozon, solunum sistemini tahrip eder. Güneş ışığında fotokimyasal tepkimeye giren egzos gazları, kirli havadan oluşan duman bulutlarında ozon ve nitrojen dioksit bulunur. Çok az insan ozonun ne kadar öldürücü olduğunun farkındadır. Bir gramın iki yüzde biri miktarda ozon almak öldürücü olabilir. Bir saç spreyi kutusuna saf ozon konsa, bu kutu tam 14.000 kişiyi öldürür.

Türkçe Sözlük

Zararlı morötesi radyasyonu süzen, ozon içeren üst atmosfer katmanı. CFC türünden kimyasal maddelerin atmosfere bırakılması sonucunda ozon tabakasının zayıfladığı, bunun ise cilt kanserinde artışa neden olacağı hesaplanmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ni), patron; gemi sahibi veya kaptanı; otel, han veya pansiyon işleten kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. iç oğlanı; resmi kıyafetli el ulağı, otel garsonu; uşak; f. hoparlör ile çağırmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term by which Europeans designate religious temples and tower-like buildings of the Hindoos and Buddhists of India, Farther India, China, and Japan, usually but not always, devoted to idol worship.

Türkçe Sözlük

(i. İng.). 1. Lüks otel. 2. (argo). Çok kolay, çalışmadan geçilecek ders.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Amerika’da, Karayip Denizi ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Kolombiya ve Kosta Rika arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 9 00 Kuzey enlemi, 80 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 78,200 km².

Sınırları: toplam: 555 km.

sınır komşuları: Kolombiya 225 km, Kosta Rika 330 km.

Sahil şeridi: 2,490 km.

İklimi: Tropikal deniz iklimi, sıcak, nemli, bulutlu; Mayıs - Ocak ayları arasında uzun süreli yağmur mevsimi, Ocak - Mayıs ayları arasında ise kısa kuru mevsim yaşanır.

Arazi yapısı: İç kısımda daha fazla dik ve engebeli dağlar, yüksek ovalar, kıyı kesiminde geniş ovalar ve engebeli tepelikler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Chiriqui Yanardağı 3,475 m.

Doğal kaynakları: Bakır, maun ormanları, karides, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %7.

daimi ekinler: %2.

Otlaklar: %20.

Ormanlık arazi: %44.

Diğer: %27 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 320 km² (1993 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,845,647 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.3 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -1.1 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Yeni doğanlarda ölüm oranı: 20.18 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 75.68 yıl.

Erkeklerde: 72.94 yıl.

Kadınlarda: 78.53 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.27 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.54 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 24,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1,200 (1999 verileri).

Ulus: Panamalılar.

Nüfusun etnik dağılımı: melez %70, Kızılderili ve Batı Hindistanlıların karışımı %14, beyaz %10, Kızılderili %6.

Din: Roma Katolikleri %85, Protestanlar %15.

Diller: İspanyolca (resmi), İngilizce %14.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %90.8.

erkekler: %91.4.

kadınlar: %90.2 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Panama Cumhuriyeti.

kısa şekli : Panama.

Yerel tam adı: Republica de Panama.

yerel kısa şekli: Panama.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Panama.

İdari bölümler: 9 eyalet ve bir bölge; Bocas del Toro, Chiriqui, Cocle, Colon, Darien, Herrera, Los Santos, Panama, San Blas ve Veraguas.

Bağımsızlık günü: 3 Kasım 1903.

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 3 Kasım (1903).

Anayasa: 11 Ekim 1972; 1978, 1983 ve 1994 yıllarında önemli düzeltmeler yapılmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC, ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararas

Türkçe - İngilizce Sözlük

A list of jurors to serve in a particular Court, or for the trial of a particular action - denotes either the whole body of persons summoned as jurors for a particular term of Court or those selected by the clerk by lot. 1 In appellate cases, a group of j

Türkçe - İngilizce Sözlük

In appellate cases, a group of judges assigned to decide the case The term is used to refer to a group of potential jurors for the jury selection process. [n] a flat rectangular piece of wood set in a frame Panels were popular on the sides of desks, sideb

Türkçe - İngilizce Sözlük

A list of jurors to serve in a particular Court, or for the trial of a particular action - denotes either the whole body of persons summoned as jurors for a particular term of Court or those selected by the clerk by lot. 1 In appellate cases, a group of j

Türkçe - İngilizce Sözlük

In appellate cases, a group of judges assigned to decide the case The term is used to refer to a group of potential jurors for the jury selection process. [n] a flat rectangular piece of wood set in a frame Panels were popular on the sides of desks, sideb

Türkçe - İngilizce Sözlük

The most complete source of protein, Papaya contains Vitamins A, B, C and E to clean, protect, condition and add moisture to your hair It helps to repair damaged hair fibers, making them stronger and thicker Papaya is a rich hair and skin moisturizer. a l

Türkçe - İngilizce Sözlük

The most complete source of protein, Papaya contains Vitamins A, B, C and E to clean, protect, condition and add moisture to your hair It helps to repair damaged hair fibers, making them stronger and thicker Papaya is a rich hair and skin moisturizer. a l

Türkçe - İngilizce Sözlük

fine. administrative fine. pecuniary offence. pecuniary punishment. penalty. criminal penalty. amend. money bote / penalty. amende. atonement money. money bote. money penalty. forfeit money. mulct. pecuniary penalty.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) yakın; ötesinde; ikinci derecede; benzer.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Güney Amerika, Arjantin’in kuzeydoğusunda yer alır.

Coğrafi konumu: 23 00 Güney enlemi, 58 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Güney Amerika.

Yüzölçümü: 406,750 km².

Sınırları: toplam: 3,920 km.

sınır komşuları: Arjantin 1,880 km, Bolivya 750 km, Brezilya 1,290 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: yok (kara ile çevrili).

İklimi: Subtropikalden ılımana değişiklik gösterir.

Arazi yapısı: Rio Paraguay’ın doğusunda çimenli ovalar ve ağaçlı tepelikler yer alır; Rio Paraguay’ın batısındaki Gran Chaco bölgrsi genel olarak alçaktır, nehrin bir yakasında bataklıklar, diğer tarafında ise seyrek ormanlar ve dikenli çalılıklar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Rio Paraguay kavşağı ve Rio Parana 46 m.

en yüksek noktası: Cerro Pero (Cerro Tres Kandu) 842 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji, kereste, demir, manganez, kireçtaşı.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %55.

Ormanlık arazi: %32.

Diğer: %7 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 670 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları, düzensiz akan nehirlerin ortaya çıkardığı çamurlar.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili; Arjantin, Bolivya, ve Brezilya arasında yer alır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 5,734,139 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.6 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.09 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 29.78 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.92 yıl.

Erkeklerde: 71.44 yıl.

Kadınlarda: 76.52 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.11 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.11 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 220 (1999 verileri).

Ulus: Paraguaylı.

Nüfusun etnik dağılımı: melez %95.

Din: Roma Katolikleri %90, Mennonite, ve diğer Protestanlar.

Diller: İspanyolca (resmi), Guarani (resmi).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %92.1.

erkekler: %93.5.

kadınlar: %90.6 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Paraguay Cumhuriyeti.

kısa şekli : Paraguay.

Yerel tam adı: Republica del Paraguay.

yerel kısa şekli: Paraguay.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Asuncion.

İdari bölümler: 17 bölge ve 1 başkent; Alto Paraguay, Alto Parana, Amambay, Asuncion, Boqueron, Caaguazu, Caazapa, Canindeyu, Central, Concepcion, Cordillera, Guaira, Itapua, Misiones, Neembucu, Paraguari, Presidente Hayes, San Pedro.

Bağımsızlık günü: 14 Mayıs 1811 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 14 Mayıs (1811).

Anayasa: 20 Haziran 1992.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı),

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall, especially one serving to protect the edge of a platform, roof, bridge, or the like.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of a vertical wall of a building which extends above the roof line at the intersection of the wall and roof. a low protective wall or railing at the edge of a roof, walkway, or embankment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low, protective wall or railing along the edge of a roof, balcony, or similar structure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall placed to protect any spot where there's a sudden drop, such as at the edge of a bridge or housetop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The region of an exterior wall that projects above the level of the roof. a low wall along the outmost edge of the roadway of a bridge to protect vehicles and pedestrians.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The crenelated wall protecting the soldiers on the Wall Walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall used along the edge of a roof, gable or terrace and designed as a protection or decoration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall, especially one serving to protect the edge of a platform, roof, bridge, or the like.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of a vertical wall of a building which extends above the roof line at the intersection of the wall and roof. a low protective wall or railing at the edge of a roof, walkway, or embankment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low, protective wall or railing along the edge of a roof, balcony, or similar structure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall placed to protect any spot where there's a sudden drop, such as at the edge of a bridge or housetop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The region of an exterior wall that projects above the level of the roof. a low wall along the outmost edge of the roadway of a bridge to protect vehicles and pedestrians.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The crenelated wall protecting the soldiers on the Wall Walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low wall used along the edge of a roof, gable or terrace and designed as a protection or decoration.

Genel Bilgi

Aslında en çok merak edilen paraşütün icadından çok, onunla havadan ilk kimin atladığıdır. Kim böyle bir şeyi ilk defa denemeye cesaret etmiştir? Sanıldığının aksine paraşüt uçaktan sonra değil, yaklaşık bir yüzyıldan fazla bir zaman önce, balonla hemen hemen aynı tarihlerde ama çok ayrı çalışmalarla icat edilmiştir.

Paraşüt fikri eski Çin’e kadar gider. Günümüzdeki paraşüte benzer bir şeyler geliştirilmiş ama oyuncak olmaktan öteye geçememiştir. Leanorda da Vinci’nin de bu konudaki çalışmaları biliniyor. Bu fikri hayata ilk geçiren kişi ise Fransa’da 1783 yılında Louis-Sabestian Lenomand olmuştur.

Lenomand 4.5 metre yükseklikteki bir ağaçtan, omuzlarına birer adet bir çeşit şemsiye bağlayarak ilk deneyimini yapmıştır. Ancak o, buluşunu o seviyedeki bir yükseklikten, yangın çıkan bir binadan atlayarak kaçmak için düşünmüştü.

Ciddi anlamda ilk atlamanın şerefi ise Fransız Andre-Jackques Garnerin’e aittir. 1769 Paris doğumlu Garnerin Fransız ordusunda 1793 yılında müfettiş olmuş, İngiltere’de iki yıl hapis yatmış ve dönüşünde 1797 yılında ilk atlayışını 1.000 metreden bir balondan yapmıştır. Bu ilk paraşüt şemsiye şeklindeydi, çapı yedi metreydi ve ketenden yapılmıştı. Garnerin daha sonra birçok gösteri atlayışı yapmış, hatta bir keresinde 1802 yılında İngiltere’de 2.400 metreden atlamıştır.

Önceleri ketenden yapılan paraşütler, sonraları ipekten yapılmaya başlanıldı. Uçaktan ilk atlayışı gerçekleştiren ise 1912 yılında, ABD Kara Kuvvetleri’nden Yüzbaşı Albert Berry oldu.

Birinci Dünya Savaşı başlarında uçaktan paraşütle atlamanın pratik olmadığı görüşü hakim olduğundan, sadece gözetleme balonlarında görevli olanların, uçak saldırılarından kaçışlarında çok yaygın olarak kullanılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru paraşütün uçak pilotlarının da can dostu olduğu anlaşılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda ise uçak ebatlarının büyümesi ve teknolojilerinin gelişmesi ile insanların ve birliklerin yere indirilmeleri dışında silahları indirmek, mahsur kalan birliklere ikmal malzemesi göndermek, ajanları indirmek gibi birçok alanda kullanılmışlardır.

Genel Bilgi

Aslında en çok merak edilen paraşütün icadından çok, onunla havadan ilk kimin atladığıdır. Kim böyle bir şeyi ilk defa denemeye cesaret etmiştir? Sanıldığının aksine paraşüt uçaktan sonra değil, yaklaşık bir yüzyıldan fazla bir zaman önce, balonla hemen hemen aynı tarihlerde ama çok ayrı çalışmalarla icat edilmiştir.

Paraşüt fikri eski Çin’e kadar gider. Günümüzde ki paraşüte benzer bir şeyler geliştirilmiş ama oyuncak olmaktan öteye geçememiştir. Leonardo da Vinci’nin de bu konudaki çalışmaları biliniyor. Bu fikri hayata ilk geçiren kişi ise Fransa’da 1783 yılında Louis-Sabestian Lenomand olmuştur.

Lenomand 4,5 metre yükseklikteki bir ağaçtan, omuzlarına birer adet bir çeşit şemsiye bağlayarak ilk deneyimini yapmıştır. Ancak o, buluşunu o seviyedeki bir yükseklikten, yangın çıkan bir binadan atlayarak kaçmak için düşünmüştü.

Ciddi anlamda ilk atlamanın şerefi ise Fransız Andre-Jack-ques Garnerin’e aittir. 1769 Paris doğumlu Garnerin Fransız ordusunda 1793 yılında müfettiş olmuş. İngiltere’de iki yıl hapis yatmış ve dönüşünde 1797 yılında ilk atlayışını bin metreden bir balondan yapmıştır. Bu ilk paraşüt şemsiye şeklindeydi, çapı yedi metreydi ve ketenden yapılmıştı. Garnerin daha sonra birçok gösteri atlayışı yapmış, hatta bir keresinde 1802 yılında İngiltere’de 2 bin 400 metreden atlamıştır.

Önceleri ketenden yapılan paraşütler, sonraaları ipekten yapılmaya başlanıldı. Uçaktan ilk atlayışı gerçekleştiren ise 1912 yılında, ABD Kara Kuvvetleri’nden Yüzbaşı Albert Berry oldu.

Birinci Dünya Savaşı başlarında uçaktan paraşütle atlamanın pratik olmadığı görüşü hakim olduğundan, sadece gözetleme balonlarında görevli olanların, uçak saldırılarından kaçışlarında çok yaygın olarak kullanılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru paraşütün uçak pilotlarının da can dostu olduğu anlaşılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda ise uçak ebatlarının büyümesi ve teknolojilerinin gelişmesi ile insanların ve birliklerin yere indirilmeleri dışında silahları indirmek, mahsur kalan birliklere ikmal malzemesi göndermek, ajanları indirmek gibi birçok alanda kullanılmışlardır.

Türkçe Sözlük

(f ). 1. Parça parça olmak, doğranmak, ufak ufak kırılmak veya kesilmek: Kumaş öyle parçalandıktan sonra ne işe yarar? 2. mec. Çok çalışıp çabalamak, öteye beriye koşup çok uğraşmak: Zavallı adam bize ikram etmek için parçalandı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a large area of land preserved in its natural state as public property; 'there are laws that protect the wildlife in this park'. a piece of open land for recreational use in an urban area; 'they went for a walk in the park'. a facility in which ball games

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oturma odası, salon; bir otelde umumi salon. parlor car rahat koltuklarla döşenmiş vagon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

an ardent and enthusiastic supporter of some person or activity. a pike with a long tapering double-edged blade with lateral projections; 16th and 17th centuries. devoted to a cause or party.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Partnerships will exist as mutually beneficial business relationships with potential revenue sharing possibilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Partnerships will exist as mutually beneficial business relationships with potential revenue sharing possibilities.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., z., (edat) geçmiş, geçen, olmuş, sabık; i. geçmiş zaman, eski zaman; bir kimsenin geçmişi; fiilin geçmiş zaman kipi; z. geçecek şekilde; (edat) -den daha ötede veya öteye; ötesinde. past master mason locasının eski reisi; usta adam, mesleğini i

Türkçe - İngilizce Sözlük

A combination of pure pigment and binder forming permanent colored sticks; noted for colors which go from soft to brilliant When the ground is completely covered with pigment, the work is considered a pastel painting; leaving much of the ground exposed pr

Türkçe - İngilizce Sözlük

A combination of pure pigment and binder forming permanent colored sticks; noted for colors which go from soft to brilliant When the ground is completely covered with pigment, the work is considered a pastel painting; leaving much of the ground exposed pr

Türkçe - İngilizce Sözlük

a musical composition that evokes rural life. a letter from a pastor to the congregation. a literary work idealizing the rural life. of or relating to a pastor; 'pastoral work'; 'a pastoral letter'. relating to shepherds or herdsmen or devoted to raising

Türkçe - İngilizce Sözlük

Appropriated or protected by letters patent; secured by official authority to the exclusive possession, control, and disposal of some person or party; patented; as, a patent right; patent medicines.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To grant by patent; to make the subject of a patent; to secure or protect by patent; as, to patent an invention; to patent public lands. a document granting an inventor sole rights to an invention an official document granting a right or privilege make op

Türkçe - İngilizce Sözlük

A patent is an exclusive right granted for an invention, which is a product or a process that provides a new way of doing something, or offers a new technical solution to a problem A patent provides protection for the invention to the owner of the patent

Türkçe - İngilizce Sözlük

A legal protection of a new invention for a limited period of time in return for revealing the information. a patent is one of those rights which come under the general heading of intellectual property A patent is the right of an individual or company to

Türkçe - İngilizce Sözlük

Intellectual property protection of the embodiment of an idea A patent is the statutory monopoly property right granted by the government to prevent others from making, using or selling what was patented for a set period in exchange for making public the

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who protects, supports, or countenances; a defender.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A man of distinction under whose protection another person placed himself.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who encourages or helps a person, a cause, or a work; a furtherer; a promoter; as, a patron of art.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Doing the duty of a patron; giving aid or protection; tutelary. a regular customer someone who supports or champions something the proprietor of an inn.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ed, -ing veya -led, -ling) s. pedal, ayakla işletilen manivela; bisiklet pedalı; org veya piyano pedalı; f. ayakla işletmek (bisiklet, makina); s. ayağa ait, ayak ve benzeriyle ilgili. pedal notes müz. sürekli olarak kalın perdede çalınan no

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. civciv gibi öten hayvan; bir çeşit kurbağa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unorganized proteolytic ferment or enzyme contained in the secretory glands of the stomach.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is the active agent in the gastric juice of all animals. an enzyme produced in the stomach that splits proteins into peptones.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) etrafında, ötesinde, ilerisinde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Creates feeling of protection, allowing heart to open Unblocks congestion Dispels fears, guilt, and depression Used to counteract negative emotions and healing of the spirit Affects top three chakras Once worn as a means of gaining foresight and divine in

Yabancı Kelime

Fr. péripatétisme

fel. Aristotelesçilik

Yunan filozoflarından derslerini öğrencileriyle birlikte gezinerek veren Aristoteles’in felsefesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The term 'pest' is broad, encompassing a broad spectrum of animals and insects that cause damage to the garden and its plants Every pest --from deer to nematodes-- causes its own set of problems and has its own set of potential controls Before deciding on

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any form of plant or animal life, or any pathogenic agent, injurious or potentially injurious to plants or plant products A Quarantine Pest is a pest of potential national economic importance to a country where the pest is not present, or where the pest i

Türkçe - İngilizce Sözlük

Personal Information Manager: Also known as a 'contact manager,' is a form of software that logs personal and business information, such as contacts, appointments, lists, notes, occasions, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for personal information manager An application that usually includes an address book and organizes unrelated information, such as notes, appointments, and names, in a useful way.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An application or set of applications that organizes information such as addresses, appointments, and notes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Personal Information Management Applications such as Microsoft Outlook and Lotus Notes are generally considered as PIM applications.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Personal Information Manager A variety of software that logs personal and business information, such as contacts, appointments, lists, notes, and occasions and is frequently embedded in PDA devices Also known as a 'contact manager '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Protein Information Resource , in collaboration with MIPS and JIPID, produces the PIR-International Protein Sequence Database , a comprehensive, non-redundant, expertly annotated, fully classified and extensively cross-referenced protein sequence data

Türkçe - İngilizce Sözlük

PIR is a protein database whose entries for yeast proteins are incorporated into SGD On a Locus page, the PIR link can be found under the 'External Links category' and it connects directly to the PIR entry for the gene The entry includes the amino acid se

Türkçe - İngilizce Sözlük

A database of translated GenBank nucleotide sequences PIR is a redundant protein sequence database The database is divided into four categories: PIR1 - Classified and annotated PIR2 - Annotated PIR3 - Unverified PIR4 - Unencoded or untranslated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Protein Identification Resource International, a protein database vendor. priority intelligence requirements.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Stands for Passive Infrared This technology is used in motion sensors to detect movement The devices are passive because, unlike a TV remote, they do not generate any infrared light - they only detect it Infrared light can be generated by heat, so motion

Türkçe - İngilizce Sözlük

A database of translated GenBank nucleotide sequences PIR is a redundant protein sequence database The database is divided into four categories: 1 PIR1 - Classified and annotated 2 PIR2 - Annotated 3 PIR3 - Unverified 4 PIR4 - Unencoded or untranslated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

PIR is a protein database whose entries for yeast proteins are incorporated into SGD On a Locus page, the PIR link is provided at the 'PIR' tag, and it connects directly to the PIR entry for the gene The entry includes the amino acid sequence for the prot

Türkçe Sözlük

(i.). Kamçıladıkça öterek dönen fırıldak, delikli topaç.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a long-nosed, spike shaped, piece of metal driven into cracks for protection or aid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A metal spike that is hammered into a crack for use as protection or an anchor A staple of early climbers, they are not widely used anymore Also known as pins.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A solid or folded metal spike driven into a crack in a rock to form an anchor Climbing and SRT Ref JJ. n a long-nosed, spike shaped, piece of metal driven into cracks for protection or aid. metal loop climbers screw into rock to run rope through for safet

Türkçe Sözlük

Estetik etkiyi matematiksel düzen bağıntılarıyla değil de, doğadaki gibi bir rastlantısallıkla elde etmeye çalışan her tür sanatsal tutumu niteler. 18.yy. İngiliz bahçe tasarımı, Yakın Çağda Pitoresk tutumun ilk örneklerini vermiştir. Bu dönemde doğanın Baroktaki gibi geometrik biçimde düzenlenmesi yadsınıp doğal öğeler kullanılarak “düzenlenmemiş”, “el değmemiş” doğa izlenimi yaratacak bahçeler oluşturulmaya çalışılmıştır. Aynı tutum hemen hemen zamandaş olarak resim sanatında da görülür. Bu anlayıştaki resimler doğayı bir yandan “olduğu gibi” yansıtmaya çabalarken öte yandan da onu “yabani” olmaktan uzaklaştırmışlardır. Dolayısıyla pitoreski Romantizmden bağımsız düşünmek olanaksızdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Astronomy: spherical and massive celestial body orbiting around the Sun or around an other star Astrology: object of the Zodiac that individually and collectively more or less influences the human beings, in one or several life sectors Esotericism: physic

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of the nine large objects that revolve around the Sun There are also over 80 potential Exo-Solar planets.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A surface covering for walls and ceilings applied wet, dries to smooth, hard protective surface.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A piece of leather stuffed or padded, worn by fencers to protect the breast.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A trimming for the front of a woman's dress, made of a different material, and narrowing from the shoulders to the waist. the part of a turtle's shell forming its underside a large pad worn by a fencer to protect the chest a metal breastplate that was wor

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tabak; sahan; bir tabakdolusu şey; madeni levha; altın veya gümüş sofra takımı; kupa, şilt; maden baskı kalıbı; dişçi damak, takma diş, protez; mim. duvar tabanlığı; zırh levhası; böyle levhalardan yapılmış zırh; cam negatif; fotoğraf klişesi; (bey

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Athenian, Plato was the student of Socrates and the teacher of Aristotle Of the philosophical works he wrote, 25 dialogues, some letters, and the Apology survive He was concerned primarily with the nature of knowledge and the study of ethics and politi

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. tam yetkisi olan; i. tam yetkili elçi. minister plenipotentiary and ambassador extraordinary tam yetkili fevkalade elçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. birden fazla; i., gram. çoğul, cemi. plural marriage birden fazla karısı olma. plural vote bir kimsenin birden fazla oy kullanma hakkı. plurally z. birden fazla olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), s., i. ilavesiyle, fazlasıyle; ayrıca; s. fazla, ilave olan; k.dili den öte olan; i. sıfırdan yukarı, pozitif; pozitif cereyanlı; i. artı işareti ( +), artı; pozitif miktar; fazlalık . plus fours golf pantolonu. plus number sıfırdan yukarı sayı

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hava veya diğer gazlarla ilgili; hava basıncı ile işleyen; içinde sıkıştırılmış hava bulunan; şişirilmiş lastik tekerlekleri olan; manevi, ruhsal. pneumatic tire şişirilmiş otomobil lastiği. pneu matic tube hava basıncı ile öteberi nakleden boru.

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Geminin sağ yanı, sancak tarafı. Orsa poca = Sağa, sola; bir öteye bir beriye sallanarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Satellite launched on February 24, 1996 by NASA in the Global Geospace Science project Polar is an atmospheric studies satellite in polar orbit One purpose of Polar is to gather information that will help scientists protect future satellites from radiatio

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa’da, Almanya’nın doğusunda yer alır.

Coğrafi konumu: 52 00 Kuzey enlemi, 20 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 312,685 km².

Sınırları: toplam: 2,888 km.

sınır komşuları: Beyaz Rusya 605 km, Çek Cumhuriyeti 658 km, Almanya 456 km, Litvanya 91 km, Rusya (Kaliningrad Oblast) 206 km, Slovakya 444 km, Ukrayna 428 km.

Sahil şeridi: 491 km.

İklimi: Ilımandan soğuğa değişiklik görülür.

Arazi yapısı: Çoğunlukla düz ovalar yer alır, dağlar güney kıyısı boyunca sıralanmıştır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Raczki Elblaskie 2 m.

en yüksek noktası: Rysy 2,499 m.

Doğal kaynakları: Kömür, sülfür, bakır, doğal gaz, gümüş, kurşun, tuz, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %47.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %13.

Ormanlık arazi: %29.

Diğer: %10 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 1,000 km² (1993 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 38,633,912 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.03 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.49 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 9.39 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.42 yıl.

Erkeklerde: 69.26 yıl.

Kadınlarda: 77.82 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.37 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.07 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Polonyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Polonyalı %97.6, Alman %1.3, Ukraynalı %0.6, Beyaz Rus %0.5 (1990 verileri).

Din: Roma Katolikleri %95, Doğu Ortodoksları, Protestanlar, ve diğer %5.

Diller: Polonyalı.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %98 (1978 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Polonya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Polonya.

Yerel tam adı: Rzeczpospolita Polska.

yerel kısa şekli: Polska.

Yönetim biçimi: Parlamenter Demokrasi.

Başkent: Varşova.

İdari bölümler: 16 bölge; Dolnoslaskie, Kujawsko-Pomorskie, Lodzkie, Lubelskie, Lubuskie, Malopolskie, Mazowieckie, Opolskie, Podkarpackie, Podlaskie, Pomorskie, Slaskie, Swietokrzyskie, Warminsko-Mazurskie, Wielkopolskie, Zachodniopomorskie.

Bağımsızlık günü: 11 Kasım 1918.

Milli bayram: Anayasal Gün, 3 Mayıs (1791).

Anayasa: 16 Ekim 1997.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası

Türkçe - İngilizce Sözlük

A resin formed by the reaction between a dibasic acid and a dihydroxy alcohol In plastics technology, a potentially thermosetting resin system commonly composed of a mixture of styrene monomer and a polyester as defined above, but made from an unsaturated

Türkçe - İngilizce Sözlük

Licentious painting or literature; especially, the painting anciently employed to decorate the walls of rooms devoted to bacchanalian orgies.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gateway or entrance to the web In common usage it has come to describe a starting point page with a hierarchical, topical directory, a search window, and added features like news headlines and stock quotes For typical examples, see Yahoo and Netscape Ne

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Avrupa’da, Kuzey Atlas Okyanusu kıyısında, İspanya’nın batıısnda yer alır.

Coğrafi konumu: 39 30 Kuzey enlemi, 8 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 92,391 km².

Sınırları: toplam: 1,214 km.

sınır komşuları: İspanya 1,214 km.

Sahil şeridi: 1,793 km.

İklimi: Ilıman deniz iklimi; kuzeyde hava soğuk ve yağışlı, güneyde daha kuru ve ılımandır.

Arazi yapısı: Tagus Nehrinin kuzeyi dağlıktır, güneyde inişli çıkışlı ovalar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Ponta do Pico 2,351 m.

Doğal kaynakları: Balık, orman, tungsten, demir, uranyum, mermer, işlenebilir arazi, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %26.

daimi ekinler: %9.

Otlaklar: %9.

Ormanlık arazi: %36.

Diğer: %20 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 6,300 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Azores depreme meyillidir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 10,066,253 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.18 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0.5 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.94 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 75.94 yıl.

Erkeklerde: 72.44 yıl.

Kadınlarda: 79.68 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.48 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.74 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 36,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 280 (1999 verileri).

Ulus: Portekiz.

Nüfusun etnik dağılımı: Homojen Akdenizliler soyu; sömürgeleştirme döneminde Afrika’dan göç edip yerleşmiş olan zencilerin sayısı 100,000 civarındadır.

Din: Roma Katolikleri %94, Protestanlar (1995).

Diller: Portekizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %87.4.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Portekiz Cumhuriyeti.

kısa şekli : Portekiz.

Yerel tam adı: Republica Portuguesa.

yerel kısa şekli: Portugal.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Lizbon.

İdari bölümler: 18 bölge ve 2 özerk bölge; Aveiro, Acores (Azores), Beja, Braga, Braganca, Castelo Branco, Coimbra, Evora, Faro, Guarda, Leiria, Lisboa, Madeira, Portalegre, Porto, Santarem, Setubal, Viana do Castelo, Vila Real, Viseu.

Bağımsızlık günü: 1140 (5 Ekim 1910 tarihinde cumhuriyet bağımsızlığını ilan etmiştir).

Milli bayram: Portekiz Günü, 10 Haziran (1580).

Anayasa: 25 Nisan 1976.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), EIB (Avrupa Yatırım Bankası), EMU (Avrupa Ekonomi ve Para Birliği), ESA (Avrupa Uzay Ajansı), A

Türkçe - İngilizce Sözlük

port city in northwest Portugal; noted for port wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

port city in northwest Portugal; noted for port wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of sale Merchandising materials used in-store at or near the location of the item being promoted.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point-of-Sale Terminal: A type of computer terminal used to collect and store retail sales data Wireless POS terminals are used for remote or temporary locations. Point of Service Option An insurance plan option utilized by some HMOs to allow patients to

Yabancı Kelime

Fr. pochette

torba

Genellikle plastikten veya kâğıttan yapılmış, içine öteberi koymaya yarayan, çeşitli büyüklükte olabilen taşıma gereci.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pole or pillar, carved and painted with a series of totemic symbols, set up before the house of certain Indian tribes of the northwest coast of North America, esp.

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States female author who wrote a book and a syndicated newspaper column on etiquette.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Potentiometer A device used to adjust some aspect of the signal being passed through it, or to send out a control signal corresponding to its position.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for Potentiometer, the pot is a knob, dial or slider on the control board that turns up the potential energy of a sound source Your radio has volume, but the relative loudness of the hosts, guests, calls, and tapes is controlled by potting them up o

Türkçe - İngilizce Sözlük

The amount of money that has been bet on the hand for the winning hand to claim. potential mood.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Large mug of beer. short for 'potentiometer'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A black plug receptacle used to connect the surface-potential ground wire to the instrument.

Yabancı Kelime

Fr. potentiel

1. gizil, 2. fiz. gizil güç

1. Gizli kalmış, henüz varlığı ortaya çıkmamış olan. 2. Bir iletkenin herhangi iki noktası arasında bir elektrik akımının ortaya çıkmasına yol açan güç.

Türkçe - İngilizce Sözlük

potential. back demand. potential. potency.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kuvvetli, güçlü, kudretli; etkili, tesirli, nüfuzlu; yetkili, salâhiyetli; cinsi iktidarı olan (erkek). potently z. etkileyici surette; kuvvetle, tesirli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kuvvetli olan; muhtemel; fiz. gizil, potansiyel; i. mümkün olan şey, imkân, ihtimal; güç, iktidar; gram. yeterlik fiili; elek. potansiyel, gerilim. potential energy gizilgüç, potansiyel enerji. potential mood gram. yeterlik kipi. reach its high

Yabancı Kelime

Fr. positivisme

fel. olguculuk

Araştırmalarını olgulara, deneylere, gerçeklere dayayan, fizik ötesi açıklamaları kuramsal olarak olanaksız ve yararsız gören Auguste Comte’un açtığı felsefe çığırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok güçlü, nüfuzlu; biyol. dölüne daha fazla özellikler geçirme yeteneği olanç prepotency i. nüfuzluluk; biyol. dölüne kendi özelliğini geçirme yeteneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) -den öte, ötesinde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unknown root cause of one or more existing or potential Incidents Problems may sometimes be identified because of multiple incidents that exhibit common symptoms Problems can also be identified from a single significant Incident, indicative of a singl

Türkçe - İngilizce Sözlük

A coordinated set of USAID-financed activities directed toward specific goals For example, maternal and child health, nutrition, education and family planning activities designed to promote the spacing of children may comprise a program to reduce infant d

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. verilen sözü içine alan; sig. kontrat imzalandıktan sonra yapılacak şeyler hakkındaki (taahhüt). promissory note huk. bono.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çabuk, acele, hemen olan, hazır; i., tic. vade; sahnede oyuncuya hatırlatılan söz. prompt note vadeli senet. promp'titude, prompt'ness i. çabukluk; tam vaktinde gelme veya yapma; dakikası da- kikasına yapma. prompt'ly z. derhal, çabucak, bir an

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who devotes himself to the spread of any system of principles. a person who disseminates messages calculated to assist some cause or some government of or relating to or characterized by propaganda.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. sakat bir yere suni uzuv ilavesi, protez. prosthetic s. protez kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. korumak, muhafaza etmek, saklamak, himaye etmek; ikt. yabancı mallara yüksek gümrük koymak suretiyle yerli malları korumak. protecting s. koruyan, himaye eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koruma, muhafaza, himaye; sığınacak yer, korunacak yer, barınak; serbest seyahat vesikası; ikt. ithalat üzerine gümrük koyarak yerli malları koruma; A.B.D., (argo) rüşvetle elde edilen güvenlik. protectionism i. yüksek gümrük koymak suretiyle yerli

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. koruyucu, himaye edici; savunucu. protectively z. himaye edercesine. protectiveness i. himayecilik, himaye temayülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hami olan kimse, koruyucu kimse; kral vekili. protectorship i. hamilik; kral vekilliği. protectress i. hami kadın.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In chemical analysis, the total nitrogenous material in vegetable or animal substances, obtained by multiplying the total nitrogen found by a factor, usually 6.25, assuming most proteids to contain approximately 16 per cent of nitrogen. any of a large gro

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large molecule composed of one or more chains of amino acids in a specific order; the order is determined by the base sequence of nucleotide in the gene coding for the protein Proteins are required for the structure, function, and regulation of the body

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large biomolecule composed of one or more chains of amino acids in a specific order Proteins are required for the structure, function, and regulation of cells, tissues, and organs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large, complex molecule composed of amino acids The sequence of the amino acids, and thus the function of the protein, is determined by the sequence of the base pairs in the gene that encodes it Proteins are essential to the structure, function, and reg

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large molecule composed of one or more chains of amino acids in a specific order; the order is determined by the base sequence of nuceotides in the gene coding for the protein Proteins are required for the structure, function, and regulation of the body

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large complex molecule made up of one or more chains of amino acids Proteins perform a wide variety of activities in the cell.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large molecule composed of one or more chains of amino acids in a specific order; the order is determined by the base sequence of nucleotides in the gene coding for the protein Proteins are required for the structure, function, and regulation of the bod

Türkçe - İngilizce Sözlük

A complex biological molecule composed of a chain of units called amino acids Proteins have many different functions: structure; movement ; catalysis ; transport ; regulation of cellular processes ; and response to the stimuli The information for making p

Türkçe - İngilizce Sözlük

A polymer of amino acids linked via peptide bonds and which may be composed of two or more chains The uniqueness of individual proteins depends on the length and order of amino acids within the proteins.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecule made up of a sequence of amino acids Proteins are the most common organic molecule found in living organisms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of the group of large molecules that are composed of a linear sequence of amino acids Proteins account for more than 50 percent of the dry weight of most cells, and are involved in most cell processes Examples of proteins include enzymes, collagen in

Türkçe - İngilizce Sözlük

An important kind of molecule in the human body, consisting of a sequence of amino acids The shape of a protein depends on the number and sequence of amino acids that make it.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large molecule composed of one or more chains of amino acids in a specific order; the order is determined by the base sequence of nucleotides in the gene that codes for the protein Proteins are required for the structure, function, and regulation of the

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecule composed of many amino acids There are many types of protein with a range of functions Proteins are important as enzymes Egg white is almost pure protein.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Macromolecules consisting of long sequences of amino acids Protein is three-fourths of the dry weight of most cell matter and is involved in structures, hormones, enzymes, muscle contraction, immunologic response, and essential life functions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the three main classes of food Proteins are made of amino acids, which are called the building blocks of the cells The cells need proteins to grow and to mend themselves Protein is found in many foods such as meat, fish, poultry, and eggs See also:

Türkçe - İngilizce Sözlük

Proteins are essential molecules in the body made up of many amino acids strung together DNA encodes the proteins and the cells can then turn the DNA into RNA and ultimately into proteins Clotting factors are one of many types of proteins.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molecules composed of amino acids Proteins constitute the enzymes and many of the structural components of cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A macromolecule formed from a sequence of amino acids synthesized according to the genetic information coded by RNA Proteins are the fundamental functional and structural constituents of cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecule made up of a number of amino acids arranged in a specific order determined by the genetic code Proteins are essential for all life processes 2 Return to top.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Proteins are large molecules required for the structure, function, and regulation of the body's cells, tissues, and organs Each protein has unique functions Proteins are essential components of muscles, skin, bones and the body as a whole Protein is also

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compound formed from a chain of amino acids Proteins are present in all living things, and are used for enzymes, hormones and other essential molecules.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyokim. hazım sırasında proteinlerin parçalanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyokim. hazım usaresinin tesiriyle proteinden meydana gelen bileşimlerden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. protesto etmek; itiraz etmek; temin etmek, ciddi olarak taahhüt etmek, kuvvetle iddia etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. protesto; itiraz, itiraz beyannamesi; den. sig. bir kazadan sonra gemi limana gelince bu kazadan hiç kimsenin mesul olmadığına dair kaptan tarafından verilen resmi takrir, prova di fortuna; bir vergiyi istemeyerek ödediğine dair mükellefin itirazı.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. protestant). Protestanlık mezhebi mensubu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

evangelical. protestant.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. itiraz eden kimse; b.h. Protestan; s. itiraz eden; b.h. Protestanlara ait. Protestantism i. Protestanlık, Protestan mezhebi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. protesto etme, itiraz; temin, teyit, doğrulama, taahhüt; itirazname.

Türkçe Sözlük

(i. İ. proteste). 1. (hukuk) Bir kimsenin, menfaati aleyhinde verilen kararı tanımadığını resmen beyan etmesi. 2. Böyle bir karara karşı verilen resmî beyanname: Protestosunu verdi. 3. Zamanında ödenmeyen bir poliçe veya senedin ödenmesi için alacaklının gönderdiği ihtarname.

Türkçe - İngilizce Sözlük

protest. protestation. remonstrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

protest. protestation. protesting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

protest. protestation. protesting. protest.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to protest against sth. to enter / to lodge / to raise a protest against sth.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ruh hastalığı, psikopati; psikoterapi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyokim. bitkisel veya hayvansal proteinden elde edilen azotlu bileşik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. itmek, dürtmek; sürmek, sevketmek, yürütmek; sıkıştırmak, tazyik etmek; saldırmak, üzerine hücum etmek, arkasını bırakmamak; tos vurmak, boynuz ile vurmak; k.dili kanunsuz yoldan uyuşturucu madde satmak. push about öteye beriye kakmak; kakışmak. p

Türkçe - İngilizce Sözlük

compass. chit. note. scrip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. compass. reminder. slip. note. slip of paper. compass.

Türkçe - İngilizce Sözlük

compass. line. slip. tag. note. memorandum. bill. nillet. leaflet. letter. account. billet. debenture. scrip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of option which enables the investor to sell a fixed number of shares at a set price within a given time period This is used as a hedge or protection for an existing investment.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, -nical s. fişeklere veya fişekçiliğe ait. pyrotechnics i. fişekçilik; fişek eğlenceleri; ortalığı birbirine katan hareket. pyrotechnist i. eğlence fişekleri yapan usta. py'rotechny i. mihaniki işlerde ateş kullanma sanatı; fişek yapma sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. radyotelefon, telsiz telefon.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. radyotelgraf, telsiz telgraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. radyotelefon, telsiz telefon.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. radyoterapi, röntgen ile tedavi.

Yabancı Kelime

Fr. radiotéléphone

telsiz telefon

Elektromanyetik dalgalar yardımıyla çalışan telefon.

Yabancı Kelime

Fr. radiotélégraphe

telsiz telgraf

Elektromanyetik dalgalar yardımıyla çalışan telgraf düzeni.

Türkçe Sözlük

(i. F. «ref»den). 1. Duvara mıhlanmış tahta ki, üzerine öte-beri koymaya yarar. 2. Dolabın katlarını teşkil eden tahtaların herbiri, sıra: Bu dolabın rafları iğretidir. 3. Ote beri konmak için bir, iki veya üç, dört sıralı iğreti ve açık dolap ki, iki halka İle duvara asılır, Fr. etagire.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rakam» dan if.) (mü. râkıma). 1. Yazan, çizen. Rikım-ı hurûf = Bu harfleri yazan (eskiden yazarlar, eserlerinde kendileri hakkında bu tâbiri kullanırlardı). 2. (matematik) Bir noktanın, bir yüzeyin hizasından yükseklik derecesi, Fr. cote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Remote Access Management Program A project carried out by Information and Educational Technology to provide remote access services to faculty See the RAMP Project Report. means an inclined walking or working surface that is used to gain access to one poin

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as burner. remote access to PVS.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is the cost of a unit of insurance Auto Insurance Quotes are based on the history of loss experience for similar risks What a driver pays for auto insurance is based in part on past experience by that company with drivers of the same age, sex, marita

Türkçe - İngilizce Sözlük

a column of light. a branch of an umbel or an umbelliform inflorescence. a straight line extending from a point. a group of nearly parallel lines of electromagnetic radiation. the syllable naming the second note of any major scale in solmization. any of t

Türkçe - İngilizce Sözlük

A syllable applied in solmization to the second tone of the diatonic scale of C; in the American system, to the second tone of any diatonic scale. the syllable naming the second note of any major scale in solmization.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who believes in realism; esp., one who maintains that generals, or the terms used to denote the genera and species of things, represent real existences, and are not mere names, as maintained by the nominalists.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naive realist is a person who believes that what you see is what you get Scientific realists believe that the laws of science are external to and independant of mind. one who is devoted to what is real rather than imaginary.

Türkçe Sözlük

(REDD) (i. A.). 1. Geri çevirme, itip öteye atma, defetme: Yağlı şeyler suyu reddeder. 2. Kabûl etmeme: Hediyemi, ricamı reddetti. 3. Tanımama, inkâr etme: Oğlunu reddetti. 4. Çürütme, tanımama: Delilini, şahidini reddetti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) ikinci müsvedde; (tic.) protesto edilen bir senedin masraflarla beraber ikinci şekli; (f.) ikinci müsveddeyi yazmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

referendum. ballot vote.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) nefis ıslahı, daha iyi vaziyete koyma veya girme; ahlakın düzelmesi; (bh) 16. yüzyılda Protestan kiliselerinin tesisi ile neticelenen dinsel devrim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) Kalvin öğretisini benimseyen. Protestan kiliseleriyle ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رهين] rehinli, ipotekli.

Genel Bilgi

Reiki, şifa ve ruhsal çalışmalara dayanan binlerce yıllık ve enerji aktarımı ile şifa vermeye dayalı bir tekniktir. Batı’ya yayılmaya başladığında “Evrensel Yaşam Enerjisi” olarak tercüme edilmiştir. Ancak ezoterik olarak “yüce kaynağın bilincini taşıyan, ruhsal amaçla çalışan yaşam gücü enerjisi” açıklaması anlamını daha iyi ortaya koyar. Yani Reiki, bir ruhsal şifa tekniğidir.

Kaynağının Tibet olduğu sanılan Reiki, 19. yüzyılda Japon Budisti olan Dr. Mikao Usui tarafından yeniden ortaya çıkarılmış ve bir şifa tekniği halinde sunulmuştur.

Reiki, bedende meydana gelen enerji dengesizliklerini ve negatif enerji blokajlarını çözebilmek için yetersiz veya eksik kalan kendi enerji bedenimizi dengeleyip, tamamlayarak ve temelde bilinç değişikliği gerçekleştirerek ruhsal, dolayısıyla da fiziksel iyileşme sürecini başlatmamız yolunu açar.

Reiki fiziksel, zihinsel, duygusal sorunların tümünde kullanılabilir. Reiki bir din değildir ve hiçbir inanca bağlı tutulmaz. Japonya, Amerika ve Avrupa’nın bazı bölgelerinde Reiki klinikleri bulunmaktadır. Türkiye’de de son yıllarda yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Reiki, bir Reiki Master’ının, öğrencisine Reiki’yi kullanma yeteneğini transfer etmesiyle olur. Seminere katılan kişi enerjiyi, enerjinin çalışma sistemini ve el ile tedavi etmeyi öğrenir.

Enerji aktarımı sırasında uygulama yapılan kişiye, o kişiden de uygulama yapan kişiye herhangi bir problem geçmez. Reiki, uygularken konsantrasyon ve inanmak şart değildir. Siz inanmasanız bile o çalışır ve şifa verir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sitem, serzeniş, paylama, protesto.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sitemli, protesto eden; i. şikâyet eden kimse, protesto eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. paylamak, serzeniş etmek, azarlamak, ihtar etmek; şikâyet etmek, protesto etmek. remonstra'tion i. protesto. remonstrative s. protesto kabilinden. remonstrator i. şikâyetçi kimse, protesto eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uzak, ırak; yabancı, ecnebi; ayrı; pek az. remote control uzaktan idare (cihazı). remotely z. uzaktan. remoteness i. uzaklık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take on a lively note.

Genel Bilgi

Renklerin insanlar üzerindeki etkisi hiç de yabana atılır cinsten değil. Her ne kadar ‘zevkler ve renkler tartışılmaz’dense de uzmanların elde ettikleri dikkat çekici sonuçların bu tartışmanın yapılmasında gecikildiğini açıkça gösteriyor.

Renkler, kendi dilleriyle karşınızdakine, muhattabınıza sizin karakterinizi sizden önce anlatıyor. İşte renklerin yadsınamaz etkisini farkeden batılı şirketler, bunu iş hayatında sıklıkla kullanmaya başlamış ve çok da başarılı olmuşlar.

Hayatımızı şekillendiren, bizi kimi zaman neşeli, kimi zaman da düşünceli yapan renkler ve marifetleri saymakla bitmez. İşte renklerin dünyası, şirketlerin bunu nasıl kullandıkları ve bizle nasıl olnadıkları:

KAHVERENGİ

Kansas Üniversitesi Sanat Müzesi’nde bir araştırma için halının altını elektronik bir sistemle donatmışlar; duvar rengini beyaz ve kahverengi olarak değişebilir yapmışlar. Arka fon beyaz kullanıldığında, insanlar müzede yavaş hareket etmiş, daha uzun süre kalıp, daha fazla alanda dolaşmışlar. Arka fon kahverengiye döndüğünde ise, insanlar müzede çok daha hızlı hareket edip, daha az alan dolaşmış ve müzeyi çok daha kısa sürede terketmişler.

Dikkat ederseniz dünyadaki fast-food restaurantlarının hepsinin sandalyeleri ve masaları kahverengi, duvar boyaları ise kahverengi-şampanya-pembe karışımıdır. Hiçbir fast-foodcunun duvarını beyaz göremezsiniz. Burger King, Kentucky Fried Chicken ve benzer fast-foodlar yıllardır bilinçli olarak tüm duvarlarını baştan aşağıya kahverengi ağaç kaplama yaparlar.

KIRMIZI

Kırmızı, iştah açar. Dünyadaki ünlü gıda firmalarının hepsinin logosunun kırmızı olduğunu hayretle farkedeceksiniz; Coca Cola, Pizza Hut, McDonald’s, Ülker, Burger King. Bu listeyi binlere çıkarabilirsiniz.

Kırmızı tansiyonu yükseltir ve kan akışını hızlandırır. ‘Peki boğalar niye kırmızı renge saldırıyor?’cevabı ise ilginç; maymunların dışında, araştırılan hayvanların hemen hepsi siyah-beyaz görmektedir. Yani boğalar da renk körüdür. Kırmızıya değil, kendilerine sallanan koyu renkli beze saldırırlar.

YEİİL

Yeşil, güven verir. O yüzden bankaların logolarında en çok tercih ettikleri iki renkten biridir. Yatak odası için de rahatlatıcı bir renktir. Batı’da büyük otellerin mutfaklarında duvar renginin, aşçıların yeniliklerini arttırmak için yeşile boyandığı söylenir.

Hastaneler de logo ve iç dizaynlarında yeşili tercih eder. Çünkü rahatlatıcı ve sakinleştiricidir. Tabiatı en çok hatırlatan renktir. Yeşil alanlarda insanların daha az mide ağrısı çektikleri tespit edilmiş. Sakız paketlerinde ve sebze satılan yerlerde de yeşil en çok tercih edilen renktir.

SİYAH

Siyah, gücü ve tutkuyu temsil eder. Hırsın da bir ifadesidir. Bizde ve Batı’da siyah, matemi simgelerken Japonya’da mutluluğun simgesidir. Fonda kullanıldığında karamsarlığı çağrıştırır. Işığı yok eder. Konsantrasyonu en çok getiren renktir. Einstein’in konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan bir odaya girip ve bu şekilde düşündüğü söylenir.

MAVİ

Freud, maviyi sakin diye niteler. Faber Birren ise tansiyonu düşürdüğünü söyler. Araplar ise mavi taşların kanın akışını yavaşlattığına inanırlar. Nazar boncuğu o yüzden mavi taşlıdır.

Sakinleştirici bir renktir, Batı’da bu etkisi yüzünden intiharları azaltmak için köprü korkuluklarını maviye boyarlar. Mavi ve özellikle lacivert kozmik bir renk olarak kabul edilir; sonsuzluğu, otoriteyi ve verimliliği çağrıştırır. Uluslararası toplantılarda tüm devlet başkanları lacivert takım elbise giyerler.

Dünyadaki firmaların yarısından fazlası logolarında maviyi kullanırlar. Aynı şekilde Bill Clinton, büyük jüriye ifade vermesinden önce mavi kravat takarak, altın bronz karışımı bir şekil ve rengi kullandığını hatırlayın. Daha çok altını ve parayı çağrıştırır çünkü.

MOR

Mor, nevrotik duyguları açığa çıkardığı, insanları bilinçaltında korkuttuğu tespit edilen bir renk.

PEMBE

Pembe giyenlere, hizmetlerinden dolayı ödeme yaparken kendimizi daha rahat hissettiğimizi tespit etmişler. İngiltere’de Boots ve Marks and Spencer mağazalarında tüm tezgahtarların pembe gömlek giydiği bilinir.

SARI

Sarı, geçiciliğin ve dikkati çekiciliğin ifadesidir. O yüzden tüm dünyada taksiler sarıdır. Dikkat çeksin ve geçici olduğu bilinsin diye.

Araba kiralama firmaları logolarında hep sarıyı kullanırlar. ‘Ürün geçici, lütfen geri getirin’ demek istiyorlar. O yüzden dünyada hiçbir banka ambleminde bildiğimiz sarıyı kullanmaz. (Portakal ve bronz ya da bakır kimi zaman yer alabilir) Paranın geçici değil, kalıcı olmasını isterler. Türkiye’de sarıyı logosunda baskın bir renk olarak kullanan tek banka, devlet bankası Vakıfbank’tır.

BEYAZ

Beyaz, istikrarı, devamlılığı ve temizliği simgeler. Bu yüzden üzerinde fazla şaibeler olanların, beyaz ağırlıklı kıyafetleri seçmelerinde yarar var. Beyaz elbiseler, sizin temiz olduğunuz imajını verir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A financial transaction in which one party 'purchases' securities for cash and simultaneously the other party agrees to 'buy' them back at some future time according to specified terms Municipal bond and note issuers have used repos to manage cash on a sh