Para Görmek | Para Görmek ne demek? | Para Görmek anlamı nedir?

Para Görmek | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: para grmek

Genel Bilgi

Her ne kadar Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar) milattan önce 46 yılında takvimin başlangıcını Ocak ayı olarak ilan ettiyse de, 16. yüzyılın ortalarına kadar Avrupa’da yeni yıl geleneksel olarak, bahar aylarının başlangıç tarihi olarak da kabul edilen, Mart ayının 25’inde başlardı.

1564 yılında Fransa Kralı IX. Charles, takvimi değiştirerek yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. O zamanki iletişim şartlarında bazı insanların bundan haberi olmadı, bazıları ise bu kararı protesto etmek amacıyla eski adetlerine devam ettiler. l Nisan’da partiler düzenlediler, birbirlerine hediyeler verdiler.

Diğerleri ise bunları Nisan aptalları olarak nitelendirip bu güne ‘Bütün Aptalların Günü’ adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler verdiler, yapılmayacak bir partiye davet ettiler, gerçek olması mümkün olmayan haberler ürettiler.

Yıllar sonra takvimin ayları yerine oturup, Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar l Nisan gününü kendi kültürlerinin bir parçası olarak görmeye başladılar. Adeti gittikçe süsleyerek, zenginleştirerek ve yaygınlaştırarak devam ettirdiler. Bu adetin İngiltere’ye ulaşması yaklaşık iki yüzyıl sürdü, oradan da Amerika’ya ve bütün dünyaya yayıldı.

1 Nisan şakalarının sembolünün ‘Nisan Balığı’ olmasının nedeni ise Mart ayının sonlarına doğru, Güneş’in Balık Burcu’nu terk ediyor olmasıdır.

Genel Bilgi

Bizde altının saflığını gösterme ölçüsü olarak genellikle ‘ayar’ kelimesi kullanılır, ama uluslararası piyasada kullanılan kelime ‘kırat’tır. ‘Kırat’ hem altının, hem de elmas ve diğer kıymetli taşların ölçümünde kullanılan bir birimdir.

Elmas ve değerli taşları ölçmede kullanılan ‘kırat’ın bir birimi 200 miligrama (0,200 gram) eşittir. Yani 20 gramlık bir elmasınız varsa, bu 100 kıratlık bir elmastır. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üzerindedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 3.106 kıratlık ‘Cullian’dır. Bundan 530 ve 517 kıratlık iki büyük ve 100 küçük elmas işlenmiştir.

Altında kullanılan ‘kırat’ veya ‘ayar’ ise altının saflığını gösterir. 24 kırat (ayar) altın, içinde karışık başka bir metal olmayan yüzde yüz saf altındır. Tamamen saf altın çok yumuşak olduğundan genellikle bakır veya gümüş ile karıştırılır. Her bir kırat (ayar) altının tümünün 24’de biridir. Örneğin bir bileziğin 24’de 18’i altın, 24’de 6’sı da gümüşten yapılmışsa, o bilezik 18 kırat (ayar) altındır.

Altını Ölçmede kullanılan bu komik sistem, yaklaşık bin yıl evvelki Almanların Mark isimli bir altın parasından kaynaklanmaktadır. Tamamen saf altından yapılan bu para 4,8 gramdı ve elmas ölçü biriminde ağırlığına göre 24 kırat ediyordu. Sonradan içine başka maddeler karıştırıldıkça içindeki altın miktarına bağlı olarak kırat ölçüsü düşürüldü.

Altın beyaz, kırmızı, sarı gibi çeşitli renklerde beğenimize sunulur. Altın, bakır ile karıştırılmışsa ‘kırmızı altın’, gümüş ile karıştırılmışa ‘sarı altın’, nikel veya platin gibi metaller içeriyorsa ‘beyaz altın’ adı verilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It signifies from, away , separating, or departure, as in abduct, abstract, abscond.

Teknolojik Terim

Otomatik Bant Genişliği Kontrollü (Automatic Bandwidth Control – ABC) radyo, yakın frekanslı istasyonlardan kaynaklanan bozulma parazitlerini en aza indirerek daha iyi yayın kalitesi sunar.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. Abonne). Gazete ve dergi gibi süreli yayınlara peşin para vererek belirli bir zaman için müşteri olan: Filan gazetenin aboneleri çoktur, bir dergiye abone olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çok yemek ve içmekten sakınan, perhizkâr abstemiously (z). perhiz yaparak, ılımlı bir şekilde, az yiyip içerek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Composition Explorer Located with SOHO at L1, ACE provides 24 hour coverage of the solar wind parameters and solar energetic particle intensity ACE may give as much as an hour's warning of CME's that can cause geomagnetic storms here at Earth.

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Birbiriyle kesişen iki satıh veya iki çizginin birleştiği yerde meydana gelen açıklık, zaviye. Açı ölçü birimi 360 eşit parçaya bölündüğü takdirde «derece», 400 eşit parçaya bölündüğü takdirde «grat» tır. Açıların büyüklüğü kenarlarının uzunluğuna değil, iki kenar arasındaki açıklığa bağlıdır. Bu açıklık iletki (minkale) ile ölçülür. Açıların ölçülmesinde daha çok «derece» kullanılır. Birbirini bütünleyen açılar: Toplamı bir yatık açıya eşit iki açıdır. Birbirini tümleyen açılar: Toplamı bir yatık açıya eşit iki açıdır. Çevre açısı: Köşesi bir dairenin merkezinde bulunan açıdır. Dar açı: Dik açıdan küçük olan açıdır. Dik açı: Doğru açının yarısı büyüklüğünde olan açı. (90 derece veya 100 grat). Doğru açı: Bir kenarı öbür kenarının uzantısı olan açıdır. (İSO derece veya 200 grat). İki düzlemli açı: Aynı doğrudan geçen iki yarım düzlemin meydana getirdiği açıdır. Karşı durumlu açılar: Bir doğru, iki paralel doğruyu kesince, kesen ve kesilen doğrunun aynı tarafındaki açılara denir. Kiriş teğet açısı: Bir dairenin aynı noktasından çizilen bir teğetle bir kiriş arasındaki açıdır. Komşu açılar: Birer kenarları ve köşeleri ortak olan ve öbür kenarları ortak kenarın başka başka tarafında bulunan iki açıdır. Merkez açısı: Köşesi bir dairenin merkezinde bulunan açıdır. Tam açı: Bir doğru çizginin bir noktası etrafında kendi üstüne gelinceye kadar döndürülmesiyle meydana gelen açıdır. Ter» açılar: Kenarları birbirlerinin uzantılarından ibaret olan açılar. Terseş açılar: Bir doğru iki paralel doğruyu kesince doğruların aynı yönünde bulunan açılardır. İki çeşittir: Açı kesilen doğruların içerisinde ise iç ters açı; kesilen doğruların dışında ise dış ters açı denir. Yöndeş açı: Bir doğrunun paralel iki doğruyu kesmesiyle meydana gelen, kesen doğrunun aynı yönünde, kesilen doğruların biri içinde, biri dışında olan aç.

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanation. statement. gloss. definition. indorsement. hearing. account. clarification. comment. commentary. declaration. direction. elucidation. endorsement. explication. exposition. illumination. illustration. instruction. paraphrase. profession.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Emek çekmeden: Açıktan iş sahibi oldu. 2. Uzaktan. 3. İlâve olarak: Maaşından başka açıktan da para kazanır. Açıktan açığa: Gizli tarafı kalmamacasına: Adam açıktan açığa para istedi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hareket kuvveti olan, etkin, değiştirebilen, fail; faal, çalışkan; pratik; hareketli, canlı, yerinde duramayan, çevik; (gram). etken, aktif; (tic). faiz getiren, paraya çabuk çevrilebilen (sermaye). active officer muvazzaf subay. active vol

Türkçe Sözlük

(i. i. Aggio). Para farkının banka muameleleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

First man mentioned in Genesis and thus the paradigm for the human being Adam features in many pseudepigraphic texts of the Second Temple period found at Qumran.

Şifalı Bitki

(Alraunwurzel, Mandragore, Mandrake): Mavimsi-mor renkli çiçekler açan, rozet yapraklı ve kazık köklü çok yıllık otsu bir bitkidir. Kökleri insana benzediği için, bu isim verilmiştir. Türkiye’de yetiştiği yerler: Batı ve Güney Anadolu. Kullanıldığı yerler: Kökleri % 0,3 oranında Hiyosiyaminlerle Skopolamin alkaloitlerini taşır. Bundan dolayı zehirli bir bitkidir. Ağrı kesici, yatıştırıcı, cinsel gücü arttırıcı etkileri vardır. Halen tedavide çesitli preparatların terkibinde kullanılmaktadır. Rastgele kullanıldığında zararlı olur.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mahkeme ve davalara müteallik işler dairesi: Adliye nezareti, adliye nazırı, adliye vekâleti ve vekili. Adliyeye müracaat etmek. 2. II. Mahmud’un bastırdığı eski altın para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). para dayandırmak; işine gelmek ; hâsıl etmek, meydana getirmek, mahsul vermek. I can-t afford this. Buna bütçem müsait değildir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). para farkı, acyo.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sıklet, tartıda ağır şeyin hail. 2. Yavaşlık, bataet. 3. Vakar, temkin. 4. Ağır şeylerin toplamı, eşya, kalabalık. 5. Eskiden geline verilen mihr-i muaccel parası. 6. Gece uykuda basan kâbus: Ağırlık basmak.

Türkçe Sözlük

(i.) (Roma’nın birinci imparatorunun isminden gelir: Augustus). Kullandığımız takvimin sekizinci ayıdır. Asya’da Süryânîce’den alarak (Ab) derler. Ağustosböceği = Yazın çok öten çırlak böceği, (mec.) Çok söyleyen geveze adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alameda Housing Authority - A separate corporate body from the City of Alameda governed by Housing Commission and Board of Commissioners.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belirli sürelerde bir derneğe ödenmesi taahhüt edilen para.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vaktiyle kullanılan küçük gümüş sikke, pul. 2. Nakid, para, zenginlik. Ak akça = Gümüş meskukât. Ufak akça = Bozuk para: Akça etmez. Bir akça = Pek değersiz. Akça tahtası = Sarrafların para saydıkları kenarlı ve bir tarafı dar ve açık tahta. Bir kese akça = Beş yüz kuruş meblağ. Akça kesesi = Para kesesi.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Oldukça ak, beyazca. 2.Eskiden kullanılan küçük gümüş para, nakit. 3.Temiz, saf, iyi niyetli kişi.

Türkçe Sözlük

(i.). Paraya bağlı, paralı.

Türkçe Sözlük

(i.). Parasızlık, züğürtlük.

Yabancı Kelime

Fr. accréditif

1. ekon. güven yazısı, 2. ekon. kredi mektubu

1. Belirli bir nicelikteki para için, bir bankanın yükümlülüğü altında, üçüncü bir kişi yararına bir başka bankada veya aracısında açtırılan hesap. 2. Bankaların veya mali kuruluşların müşterilerine ticari işlemlerle ilgili kredi hesabı açtırmak için şubelerine veya muhabirlerine gönderdikleri yazı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitch. hobble. paralysation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to hamper. to paralyse. to delay.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir anlaşma veya hesaba göre alınması gereken para,, mal veya başka şey. Alacağı olsun = Günün birinde ona gösteririm anlamında kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

regimental. regiment. procession. parade. cortege. troops in line. teasing. mockery. ridicule. fun. mock. irony. banter. derision. fleet. gibe. jape. jeer. jest. jibe. leg-pull. persiflage. quiz. rub. scoff. sneer. taunt. wipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük

instrumental. gadgety. tool. appliance. instrument. device. aid. apparatus. implement. jigger. job. organ. vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparatus. appliance. device. implement. instrument. organ. pawn. rig. tool. utensil. cock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tool. implement. device. apparatus. machine. instrument. means. appliance. appliance producer. engine. tool equipment. handle. organ. utensil. vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

implements. paraphernal property. tools and tackle. toolings , furniture and fixtures. tooling and implements.

Türkçe Sözlük

(i.). El çırparak ve yüksek sesle yaşa diye bağırarak edilen takdir ve tahsin: Mükerrer alkışlarla karşılandı.

Türkçe Sözlük

(i.). El çırparak ve yüksek sesle yaşa diye bağırarak takdir ve tahsin etme.

Türkçe Sözlük

(f.). El çırparak yüksek sesle takdir ve tahsin etmek: Halk, sanatkârı şiddetle alkışladı.

Türkçe Sözlük

(f.). Almak, 1. El ile tutup götürmek, alıp yakalamak: Yerden bir taş aldı. 2. Kabul etmek, verilen şeyi tesellüm etmek: Çiftliğin bu senelik varidatını aldı. 3. Beraber götürmek: Çoluk çocuğunu alıp gitmiş; sel köprüyü almış. 4. Tahsil etmek, edinmek, mâlik ve haiz olmak : Memuriyet, rütbe, nişan almak, 5. Ele geçirmek, zabt, fethetmek. 6. Satın almak, iştirâ, mübayaa etmek: Bir at almak isterim. 7. Kendine doğru çekmek: Kayıkçı, küreği aldı. 8. istiap etmek, içine almak: Bu şişe yüz gram su alır. 9. Çevirmek, ihata etmek: Etrafını almak, ortaya almak. 10. Anlamak, kavrayıp idrak etmek: Zihnim almıyor, öğretmen dersi iyi anlatıyor, ama onun kafası bir türlü almıyor. 11. Telâkki etmek: Emrinizi aldım. 12. Kesmek, kısmak: Boyundan biraz almalı. 13. Kabil ve müsait olmak: Boya, cilâ almak. 14. Peyda ve hasıl etmek: Nem almak. 15. Kazanmak, tahsil etmek: Para almak, nam almak. 16. Bir menfezden içine girmek: Gemi su, fıçı hava alıyor. 17. Kapmak, yakalanmak, mübtelâ olmak: Hastalık almak. Ateş almak — Tutuşmak, birden parlamak ve ziyade hiddetlenmek. İzin almak, istizan etmek = izinli gitmek. Etrafını almak, ortaya almak = Elde etmek kuşatmak. Ödünç almak = İstikraz etmek. Örnek almak = imtisâl etmek. Üstüne almak = 1. Deruhte, taahhüt etmek. 2. Bir kabahatin faili kendi olduğunu söylemek. Üzerine almak = Ortaya söylenilen bir lakırdıdan maksat kendi olduğunu zannetmek. Önünü almak = Vukuundan evvel çaresini bulmak, önlemek. Ölçü almak = 1. Ölçmek, mikyasını kaydetmek. 2. Kıyas etmek. Borç almak = İstikraz etmek. Boyunun ölçütünü almak = Kendi derece ve itibarını anlamak. Boynuna almak = Deruhde, taahhüt etmek. Pertav almak = Meydan alıp koşmak. Cevap almak = Sualinin cevabına nail olmak; cevab-ı red almak. Haber almak = İstihbar etmek, duymak. Hızını almak = Sükûnet bulmak, teskin olunmak, yavaşlamak. Söz almak = Vaad ve taahhüt ettirmek. Satın almak = Mübayaa, iştirâ etmek. Soğuk almak = Soğuktan hastalanmak, kendini üşütmek. Suret almak = İstinsah etmek, aynını çıkarmak. Soluk, nefes almak = Teneffüs etmek; biraz istirahat etmek. İbret almak = Mütenebbih olmak. Kan almak = Hacamat etmek, bir miktar kan akıtmak. Kız almak = Evlenmek; akrabalık peydâ etmek. Göz almak = Gözü kamaştırmak. Gönül almak = hatır okşamak. Maskaraya almak = Eğlenmek, İstihza etmek. Meşk almak = Yazı vesairede birinden örnek alıp onun sanatını taklide çalışmak. Meydan almak = İmkân ve fırsat bulmak. Yol almak = Yol kat’etmek, ilerlemek. Alıp vermek = Tenkit etmek. Alıp verememek = Uğraşmak. Al benden de o kadar = Ben de aynı durumdayım yahut ben de aynı fikirdeyim. Al gülüm, ver gülüm = Yapılan bir hizmetin karşılığının hemen beklendiğini anlatır. Al takke, ver külâh = Son derece senli benli olmayı ifade eder. Aldı = (Halk edebiyatında) söylemeye başladı: Aldı Kerem, bakalım ne dedi? Aldı yürüdü = Kısa zamanda çok ilerledi. Aldığı aptes ürküttüğü kurbağaya değmemek = Temin ettiği iyilik verdiği zarara değmemek. Alıp verememek = Anlaşmazlık ifade eder: Her halde benimle bir alıp veremiyeceği var.

Ülke

(Germany) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Baltik Denizi ve Kuzey Denizi kıyısında, Hollanda ile Polonya arasında, Danimarka’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 51 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 357,021 km².

Sınırları: toplam: 3621 km.

Sınır komşuları: Avusturya 784 km, Belçika 167 km, Çek Cumhuriyeti 646 km, Danimarka 68 km, Fransa 451 km, Lüksemburg 138 km, Hollanda 577 km, Polonya 456 km, İsviçre 334 km.

Sahil şeridi: 2,389 km.

İklimi: Ilıman ve deniz iklimi; soğuk, bulutlu, rutubetli kışlar ve yazlar; ılık rüzgarlar yaygındırlar.

Arazi yapısı: Kuzeyde alçak ovalar, merkezde yüksek araziler, güneyde Bavaria Alpleri yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Freepsum Gölü 2 m; en yüksek noktası: Zugspitze 2,963 m.

Doğal kaynakları: Demir, kömür, potas, kereste, linyit, uranyum, bakır, doğal gaz, tuz, nikel, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %33.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %31.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 82,422,299 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.12 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.8 yıl.

Erkeklerde: 75.81 yıl.

Kadınlarda: 81.96 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 43,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1000 den az (2001 verileri).

Ulus: Alman.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %91.5, Türk %2.4, diğer %6.1 (Yunan, İtalyan, Polonyalı, Rus, Hırvat-Sırp, İspanyol).

Din: Protestan %34, Roma Katolikleri %34, Müslümanlar %3.7, diğer %28.3.

Diller: Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Almanya Federal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Almanya.

Yerel tam adı: Bundesrepublik Deutschland.

yerel kısa şekli: Deutschland.

Eski adı: Alman İmparatorluğu.

ingilizce: Germany.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Berlin.

İdari bölümler: 16 eyalet; Baden-Wuerttemberg, Bayern, Berlin, Brandenburg, Bremen, Hamburg, Hessen, Mecklenburg-Vorpommern, Niedersachsen, Nordrhein-Westfalen, Rheinland-Pfalz, Saarland, Sachsen, Sachsen-Anhalt, Schleswig-Holstein, Thueringen.

Bağımsızlık günü: 18 Ocak 1871.

Milli bayram: Birleşme Günü, 3 Ekim (1990).

Anayasa: 23 Mayıs 1949.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BDEAC, BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrup

Ülke


Daha Büyük Görüntüle . Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Baltik Denizi ve Kuzey Denizi kıyısında, Hollanda ile Polonya arasında, Danimarka’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 51 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 357,021 km².

Sınırları: toplam: 3621 km.

Sınır komşuları: Avusturya 784 km, Belçika 167 km, Çek Cumhuriyeti 646 km, Danimarka 68 km, Fransa 451 km, Lüksemburg 138 km, Hollanda 577 km, Polonya 456 km, İsviçre 334 km.

Sahil şeridi: 2,389 km.

İklimi: Ilıman ve deniz iklimi; soğuk, bulutlu, rutubetli kışlar ve yazlar; ılık rüzgarlar yaygındırlar.

Arazi yapısı: Kuzeyde alçak ovalar, merkezde yüksek araziler, güneyde Bavaria Alpleri yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Freepsum Gölü 2 m; en yüksek noktası: Zugspitze 2,963 m.

Doğal kaynakları: Demir, kömür, potas, kereste, linyit, uranyum, bakır, doğal gaz, tuz, nikel, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %33.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %31.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 82,422,299 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.12 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.8 yıl.

Erkeklerde: 75.81 yıl.

Kadınlarda: 81.96 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 43,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1000 den az (2001 verileri).

Ulus: Alman.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %91.5, Türk %2.4, diğer %6.1 (Yunan, İtalyan, Polonyalı, Rus, Hırvat-Sırp, İspanyol).

Din: Protestan %34, Roma Katolikleri %34, Müslümanlar %3.7, diğer %28.3.

Diller: Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Almanya Federal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Almanya.

Yerel tam adı: Bundesrepublik Deutschland.

yerel kısa şekli: Deutschland.

Eski adı: Alman İmparatorluğu.

ingilizce: Germany.

Yönetim

Türkçe Sözlük

(i.). T. Kıymeti altı (kuruş vesaire) olan: Bu kumaşın altılığı da var yediliği de. 2. Boyu altı arşın ve sikleti altı okka vesaire olan: Altılık direk; altılık kuzu. 3. Altı kuruş vesaireden ibaret, altıya bölünen madenî para.

Türkçe Sözlük

(i.) T. Maruf kıymetli maden (Osm. zer, zeheb). 2. Altın para, lira, dinar, flori. 3. Zenginlik, servet. 4. Altından yapılmış, zerrîn: Altın saat, altın zarf. Pek güzel, pek yolunda : Onun işi altın. Altın babası = Pek zengin adam. Altın tozu = Teber. Altın topu = Pek güzel çocuk, nur parçası. Altın kakma = Altın tel ve pullar kakmakla tezyin olunmuş, zernişân. Altın yaprağı = Altından varak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Altmış parçadan mürekkep, altmış toplamı. 2. Altmış yaşında (Adam). 3. Altmış paralık (sikke). 4. Altmış (para veya kuruş vesaire), değerinde.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir işi para kazanma gayesiyle değil, zevk için yapan kimse: Radyo amatörü, fotoğraf amatörü.

Yabancı Kelime

Fr. amateur

özengen

Bir işi para kazanmak için değil, yalnız zevki için yapan, hevesli, meraklı (kimse).

Türkçe Sözlük

(i.). Bir paranın veya malın kullanılması veya başka bir yere götürülmesi, bir geminin bulunduğu limandan ayrılması yasağı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The molecular modeling package AMBER produces an output that it refers to as 'PDB' but differs from true PDB in several areas, enough so to warrant a separate set of handling routines.

Türkçe Sözlük

(A.). Fiilen, işliyerek yaparak, çalışarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). para cezasına çarptırmak, ceza vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(-ing). (-tise) (f). (tic). bir borcun anaparasını taksitlerle ödemek, amortize etmek. amortiza'tion (i). itfa, masrafın imhası amortisman, bir borcun anaparasını taksitlerle ödeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meblâğ, miktar, yekun, tutar; faizle beraber anaparanın yekunu; hulasa. amount brought forward (tic). nakli yekun.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Network Analyzer - A computer-controlled test system that measures microwave devices in terms of their small signal S-parameters The use of this instrument by both engineering and production permits quick and accurate characterization of the inp

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). benzer, paralel, muvazi; (biyol). kuş ve böcek kanatları gibi aynı vazifeyi gören analogously (z). benzer şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). benzerlik, benzeşme; karşılaştırma, mukayese, kıyas; benzeyen şey. analogous (s) benzer, paralel, muvazi; (biyol). kuş ve böcek kanatları gibi aynı vazifeyi gören. analogously (z). benzer şekilde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

constitution. constitutional charter. fundamental law. ground law. constitutional law. organic law. paramount law. polity.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). köşeler yaparak dönmek, viraj almak; (k).dili ima yoluyla bir şeyi veya fikri öne sürmek; el altından soruşturmak. angle iron köşebent demiri.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayip Denizinde ada, Porto Riko’nun doğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 18 15 Kuzey enlemi, 63 10 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 102 km².

Kara: 102 km².

Su: 0 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 61 km.

İklimi: Tropikal iklim.

Arazi yapısı: Zemininde kireç taşı bulunan yassı bir mercan adası.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m; en yüksek noktası: Crocus Tepesi 65 m.

Doğal kaynakları: tuz, balık, ıstakoz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %0.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %100 (genellikle kayalıklardan oluşur) (2005).

Doğal afetler: Tropikal fırtınalar yaygındır. (Temmuz - Ekim).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 13,477 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %22.8 (erkek 1,557; kadın 1,510).

15-64 yaş: %70.4 (erkek 4,878; kadın 4,608).

65 yaş ve üzeri: %6.9 (erkek 412; kadın 512) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.57 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 6.9 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.03 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.06 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.81 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.03 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 20.32 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 verileri).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.28 yıl.

Erkeklerde: 74.35 yıl.

Kadın: 80.3 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.73 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Anguilla.

Dinler: Anglikan %29.

Dil: İngilizce (resmi).

Okur yazar oranı: 12 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %95.

erkekler: %95.

kadınlar:: %95 (1984 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Anguilla.

Başkenti: Pago Pago.

Milli bayram: Anguilla Günü, 30 Mayıs.

Anayasa: 1 Nisan 1982; 1990’da değiştirilmiştir.

Hukuk sistemi: İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), OECS (Doğu Karayip Devletleri Teşkilatı), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Anguilla kısıtlı miktarda doğal kaynaklara sahiptir, ekonomisi konfor turizmi, ıstakoz ürünleri, mültecilerden gelen para havaleleri sayesinde gelişme göstermiştir.

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi: - 108.9 milyon $ (2004 verileri).

GSYİH (Reel Büyüme): %10.2 (2004 verileri).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %5.3.

İş gücü: 6,049 (2001).

Sektörlere göre işgücü dağılımı: ticaret %36, hizmet %29, inşaat %18, taşımacılık %10, imalat %3, tarım/balıkçılık/ormancılık/madencilik %4.

İşsizlik oranı: %8 (2002 verileri).

Bütçe: gelirler: 22.8 milyon $; Giderler: 22.5 milyon $.

Endüstri: Turizm, tekne yapımı, denizaşırı finansal hizmetler.

Endüstrinin büyüme oranı: %3.1 (1997 verileri).

Tarım: Az miktarda tütün, sebzeler; büyük baş hayvanlar.

İhracat tutarı: 14.56 mily

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan'da para birimi olan rupinin on altıda biri.

Türkçe Sözlük

(Ve ansılamak) (f.) (muzari: Ansalar). Taklit etmek, birinin taklidini yaparak kendisiyle eğlenmek. Soytarılık ve maskaralık etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pokerde oyuna başlamadan evvel her oyuncu tarafından ortaya konulan para, bop.

Türkçe Sözlük

(i. L. antiqua). 1. Eski zamandan kalma eserlerden heykel, madenî para vesaire. 2. (mec.) Kendisine has tuhaf halleri olan: Antika adam. 3. Mendil, örtü, yatak çarşafı v.s. nin kenarlarına yapılan bir çeşit süs; sıçandişi de denir.

Yabancı Kelime

Fr. antiquité

1. eskilik, 2. tar. İlk Çağ

1. Eski olma durumu. 2. En eski zamanlardan başlayarak Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküş yılı olan miladi 476’ya kadar süren çağ.

Yabancı Kelime

Fr. antiparasite

tıp asalaksavar

Bir canlıda sürekli veya geçici yaşayarak ona zarar veren başka canlıyı yok eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kral tarafından hanedana mensup olanlara irat ve maaş olarak tahsis olunan arazi veya para; has, tımar; bir kimsede yaradılıştan mevcut olan kabiliyetler , fıtri istidat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takım, aletler, cihaz, makine, levazım, aygıt; politik bir örgütün bir kısmı. apparatus criticus (Lat). edebi çalışmalarda kullanılan kitaplar vb; bir eserin derkenarı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to leave ajar. to open out. to space. to separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to leave ajar. to separate. to space. to open out. jar open.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ajar. half-open. crack. dec. december. space. gap. interval. interspace. separation. time. aperture. daylight. gangway. hiatus. interstice. lacuna. rift. spacing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ajar. half-open. crack. dec. december. space. gap. interval. interspace. separation. time. aperture. daylight. gangway. hiatus. interstice. lacuna. rift. spacing. corridor. span.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Arâz). 1. Zâtî ve fıtrî (doğuştan) olmayıp iğreti ve değişmesi kabil olan hal ve sıfat, Arız olan hal: Sıhhat ve maraz, insan için bir arâzdır, arazdan mâduttur. 2. (Mantık). Kendisiyle kaim olmayıp kıyâmı cevhere muhtaç olan: Renkler arazdır. 3. (Hukuk). Para, hayvan, yiyecekten başka olan metâ ve kumaş gibi şey. (c. urûz).

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tahviller, hisse senedi, yabancı para v.s. yi daha kârlı görülen başka kâğıtlarla değiştirme işi.

Yabancı Kelime

Fr. arbitrage

tic. ara kazanç

Hisse senedi, tahvil, yabancı para vb. değerli kâğıtları daha kârlı görülen başka kâğıtlarla değiştirme işi.

Finansal Terim

(Arbitrage)

Fiyat farklarından yararlanmak amacıyla para, kıymetli maden, tahvil ve hisse senedi alıp satma işlemidir.

Genel Bilgi

Tabii ki sadece insanlar yesinler diye değil. Bal arıları eşek arılarından farklı olarak kışı koloni halinde geçirirler. Koloni kış uykusuna yatmaz ama bir salkım gibi kümeleşir. Bu şekilde kış süresince sıcak ve aktif olarak kalabilirler. Bunun için de önceden, yaz aylarında yeterli miktarda bal depo etmeleri gerekir. Ortalama bir kovanın kışlık bal ihtiyacı 9-13 kilogram kadardır.

Bal arılarının bal yapma kapasiteleri ise uygun yer bulabildiklerinde bundan çok daha fazladır. İşte arıcılığın felsefesinde de bu yatar. Sen arılara imkan sağla, onlar da hem kendileri hem de senin için bal üretsinler. Arılar kendilerine yetebilecek miktardan 2-3 kat fazla bal üretebildiklerinden arıcılar da kovana şekerli şuruplar koyarak onlara bu ortamı hazırlarlar. Arılar da sonradan ellerinden alınan bu ürün fazlasını dert etmezler.

Arıların balı çiçeklerden topladıkları nektarı ağızlarındaki bir emzimle birleştirip altıgen biçiminde balmumundan yaptıkları hücrelere depoladıklarını biliyoruz. Bu karışımın su oranının yüzde 17’ye kadar düşmesini bekledikten sonra hücrelerin ağızlarını yine bir balmumu tabakası ile kaplarlar. Artık arıcı için mahsul zamanı gelmiştir. Ağzı kapalı hücrelerdeki bal hiç bozulmaz, saklama zamanı süresizdir.

Arılar böcek dünyasının en gelişmiş sosyal hayatına sahiptirler. İşçi arılar dünyaya geldikten sonra bir ay içinde kovanda bir iki günlük sürelerle temizlik, larvaları besleme, balmumu yapma, yiyecek taşıma, muhafızlık gibi değişik görevler yaparlar. Sonra uçuş başlar, çiçekler ziyaret edilir, nektar, polen ve su toplanır.

İşçi arılar çalışma mevsiminde 4-8 hafta yaşarlar. Kış mevsiminde ise arkadan gelen gençler olmadığı için ömürleri 5-7 ay sürebilir. İşçi arılar dişi olmalarına rağmen kısırdırlar, yavru yapma yetenekleri yoktur.

Arılar polenleri, su ile karıştırıp larva halindeki yavruları beslemek için toplarlar. Bir arı kovandan 7 kilometre uzağa gidip, geri dönebilir. Ancak arılar normal olarak kovanlarından ortalama bir kilometre kadar uzaklaşırlar.

Arılar bu yolculuklarında yollarını güneşin pozisyonuna göre saptarlar. Ayrıca yer kürenin manyetik alanına karşı da hassastırlar. Gözleri polarize ışığa karşı o kadar hassastır ki çok kalın bir bulut tabakasının ardından gelen zayıf bir güneş ışığıyla bile kötü havalarda yollarını bulabilirler.

Arılar geceleri ortadan yok olurlar ama uyumazlar. Gece boyu hareketsiz kalarak enerjilerini ertesi günkü yoğun işler için biriktirirler.

Arılar renklerin çoğunu görürler. Işık dağılımında mavi ve ona yakın renkleri daha iyi görürler. Ultraviyole ışınlarına karşı da çok duyarlıdırlar. Ultraviyole ışınlarını çok yansıtan çiçekler onlara daha parlak görünür. Kırmızı rengi hiç ayırt edemezler.

Bize bu derecede faydalı olan arılar etrafımızda dolaştıklarında veya balkonda kahvaltı sefası yaparken reçel tabağına konduklarında çoğu insan huzursuz olur. Bunun nedeni minik arının sokma tehlikesidir. Halbuki arılar sadece iki durumda canlılara saldırır ve sokarlar:

l) Kolonilerine bir tehdit olduğunda korumak için;

2) Korkutuldukları zaman. Bu nedenle arı kovanlarına çok yaklaşmamanız, el kol hareketleri yaparak hızlı hareket etmemeniz önerilir.

Arılar insanı soktuktan sonra genellikle ölürler, çünkü arı tarafından sokulan insan ani bir hareketle arıyı fırlatınca arının iğnesi ile beraber zehir torbası ve ifrazat bezi de yırtılarak arıdan ayrılır ve soktuğu yerde kalır. İlginçtir ki bu kalan zehir torbasındaki kaslar arıdan ayrılsalar bile zehri pompalamaya bir süre devam ederler. Bu nedenle tırnağın ucu ile bir an evvel iğneyi soktuğu yerden çıkarmakta fayda vardır.

Arı zehrine alerjisi olan kimselerde arı sokmaları ağır tepkilere hatta ölüme yol açabilir. Buna karşın arı zehri bazı ağrılı hastalıkların özellikle romatizmanın tedavisinde kullanılır.

Genel Bilgi

Altıgen diğer çokgenlere gore kenar uzunluklarının toplamı en kısa olan şekildir. Bunu bilen arı peteğini altıgen yaparak en az malzemeyle en fazla peteği üretir. Böylelikle malzeme tasarruflu kullanarak balmumu israfı önlemiş olur. Ayrıca altıgenler, yapıldığı petekte üretilen balı muhafaza etmek açısından maksimum hacim sağlar. Bir arı kolonisi peteklerini yatayla 7-8 derecelik bir açı yapacak şekilde inşaa eder. Bunun nedeni peteğin içine bırakılan balın yere dökülmemesidir. Ve bu açı hiçbir zaman şaşmamamıştır.

Genel Bilgi

Arılar doğanın gerçekten usta mimarlarıdırlar. Kesiti düzgün altıgenler oluşturan prizma şeklindeki petek gözlerinin dipleri bir piramit oluşturarak sona ererler. Kovanlardaki şekliyle dik duran her petekte, petek gözleri yatayla sabit bir açı yapacak şekilde inşa edilirler.

Her bir gözün derinliği 3 santimetre, duvar kalınlığı ise milimetrenin yüzde beşi kadardır. Bu kadar ince duvar kalınlığına rağmen altıgen yapı nedeniyle büyük bir direnç kazanırlar ve arıların depoladıkları kilolarca balı rahatlıkla taşıyabilirler.

Arıların petek gözlerini kusursuz bir şekilde altıgen yapmalarının başka sebepleri de vardır. Eğer beşgen, sekizgen veya daire şekillerini seçselerdi bitişik gözler arasında boşluklar kalacak, işçi arılar fazla mesai yaparak ve daha fazla balmumu harcayarak bu boşlukları doldurmak zorunda kalacaklardı.

Gerçi üçgen veya kare yapsalardı bu boşluklar olmayacaktı ama altıgenin bir başka özelliği daha vardır. Alanları aynı olan üçgen, kare ve altıgen şekillerden toplam kenar uzunluğu en az olanı altıgendir. Yani aynı miktarda balmumu ile daha çok altıgen odacığın kenarı çevrilebilir.

Aslında matematiğin, geometrinin ve simetrinin en kusursuz örnekleri sadece bal peteklerinde değil doğanın her yerinde görülebilir. Ancak bizler günlük hayatın hayhuyu içinde bu mükemmelliğin farkına varamayız.

Kar taneciklerinin hepsi birbirlerinden farklı altıgen şekilleri, tohumların dizilişlerindeki spiraller, mineral krislallerindeki geometrik yapılar ve değişmez açılar, tavus kuşunun kuyruğundaki lekeler, sümüklü böceğin kabuğu, örümcek ağları, tüm bunlar görünümü olarak kusursuz olmalarına karşın müthiş bir matematik düzen de gösterirler.

Papatyanın ortasındaki sağ spirallerin sayısının 21, sol spirallerin ise 34 olması, Himalaya çamının kozalaklarındaki pulların aynı şekilde 5 sağ, 8 sol spiral oluşturması, kara çam kozalaklarında ve ananas meyvesinde ise 8 sağ, 13 sol spiral bulunması tesadüf değildir elbette.

Leonardo Fibonacci (1170-1250) isimli büyük matematik ustası ta o yıllarda, her sayının kendinden önce gelen iki sayının toplamı olduğu bir dizi geliştirdi;

1, 1, 2, 3, 5. 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, ...

Dikkat ederseniz yukarıda verilen sağ, sol spiral sayıları, bu dizide artarda yer alan sayılardır.

Bu dizinin ilginç bir yanı da on ikinci terimden yani 144’den sonraki ardışık sayıların birbirlerine oranlarının (233/144 = 377/233 = 610/377) 1,61803 olması, 5. Sayı ile 12. Sayı arasındaki oranların da bu sayıya çok yakın olmalarıdır.

15. Yüzyılın ikinci yarısında yaşamış matematikçi Pacial Luca tabiatta daima kenarları arasında 1,618 oranı bulunan bir dikdörtgen bulunduğunu, hatta insan vücudunun da bu oranda yaratıldığını ileri sürüyor, mahkeme tarafından yakılma tehlikesine karşı da Leonardo da Vinci’nin çizimlerini göstererek meydan okuyordu. Zamanın heykeltraşlanın heykellerinde de bu oranı kullandıklarını belirtmeleri üzerine bu oran ‘Tanrısal Oran’ olarak da anılmaya başlandı.

Ülke

(Argentina) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Amerika’nın güneyinde, güneyde Atlas Okyanusu kıyısında yer alır. Atlas Okyanusuna kıyısı 4.000 km`yi aşar. Güneyinde ve batısında Şili, kuzeyinde Bolivya ve Paraguay, kuzeydoğusunda Brezilya ve Uruguay yer alır.

Coğrafi konumu: 34 00 Güney enlemi, 64 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Güney Amerika.

Yüzölçümü: toplam: 2,766,890 km².

Kara: 2,736,690 km².

Su: 30,200 km².

Sınırları: toplam: 9,665 km.

Sınır komşuları: Bolivya 832 km, Brezilya 1,224 km, Şili 5,150 km, Paraguay 1,880 km, Uruguay 579 km.

Sahil şeridi: 4,989 km.

İklimi: Arjantin, tamamen güney yarıkürenin ılıman iklim kuşağında yer alır. Kuzeyinde yağmurlu subtropikal iklim hakimdir, güney bölgesinde ise sub-kutupsal bir iklim hakimdir. Yazları hava sıcak ve rutubetli kışları ise serindir.

Arazi yapısı: Kuzeydoğudaki astropik düzlükler, Pampalar, Patagonya ve dünyanın en sarp yükseltilerinin bulunduğu Andlar Bölgesi olmak üzere Arjantin dört ana bölgeye ayrılır. Arjantin topraklarının büyük bölümü kıraç yada yarı-kıraçtır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Laguna Del Carbon -105 m; en yüksek noktası: Cerro Aconcagua 6,960 m.

Doğal kaynakları: Pampalarda verimli topraklar, kurşun, çinko, kalay, bakır, demir yatakları, manganez, petrol, uranyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %10.

Otlaklar: %52.

Ormanlık arazi: %19.

Diğer: %19 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 15,500 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Andlar Bölgesinde yer alan San Miguel de Tucuman ve Mendoza arazileri deprem riski taşırlar; Pampalar başlayan şiddetli kasırgalar kuzeydoğuya doğru ilerleyebilirler; yoğun su baskınları yaşanabilir.

Coğrafi Not: Güney Amerika’nın ikinci en büyük ülkesi. (Brezilya’dan sonra).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 39,921,833 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %25.2 (erkek 5,153,164; kadın 4,921,625).

15-64 yaş: %64.1 (erkek 12,804,376; kadın 12,798,731).

65 yaş ve üzeri: %10.6 (erkek 1,740,118; kadın 2,503,819) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.96 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.4 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.7 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.97 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 14.73 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.12 yıl.

Erkeklerde: 72.38 yıl.

Kadınlarda: 80.05 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.16 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.7 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 130,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1,500 (2003 verileri).

Ulus: Arjantinli.

Nüfusun etnik dağılımı: beyazlar (çoğunlukla İspanyol ve İtalyanlar) %97, melezler, Amerika Kızılderilileri ve diğer beyaz olmayan gruplar %3.

Din: Roma Katolikleri %92 , Protestanlar %2, Museviler %2, diğer %4.

D

Türkçe - İngilizce Sözlük

Strictly speaking, aroma can't be separated from acidity and flavor Acidy coffees smell acidy, and richly flavored coffees smell richly flavored Nevertheless, certain high, fleeting notes are reflected most clearly in the nose of a coffee, as some tasters

Türkçe - İngilizce Sözlük

Aroma is a sensation which is difficult to separate from flavor Without our sense of smell, our only taste sensations would be: sweet, sour, salty, and bitter The aroma contributes to the flavors we discern on our palates Subtle nuances, such as 'floral'

Türkçe Sözlük

(i. Fr. archiduc). Habsburg (Avusturya Macaristan) imparatorluk hanedanı prenslerine verilen unvan. «Büyük duka» demektir. Türkçe’de «arşidüke» da denmiştir.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Arşidükün feşi veya kızı. Habsburg Alman hanedanında imparatorluk prensesi: Büyük düşes.

Türkçe Sözlük

(Artırmak şeklinde de yazılabilir) (f.). 1. Çoğaltmak, tezyid ve teksir etmek: Yürük hayvan yemini arttırır. 2. Müzayede fiyatı yükseltmek, ziyade vermek. 3. Hadden ziyade etmek, haddi aşırmak. 4. Tasarrufla biriktirmek: Para arttırıyor. 5. Saygı göstererek ikram etmek.

Türkçe Sözlük

(i). Okuyup yazması olmayan kimselere para ile dilekçe, mektup ve benzeri şeyler yazan kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contempt. humiliation. insult. abasement. contemptuousness. disparagement. insolence. mortification. opprobrium.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başka hayvan veya bitkilerin üstünde yaşayan ve ona zarar veren hayvan veya bitki. Tufeylî, parazit. 2. Başkalarının sırtından geçinen kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasital. parasitic. parasitical. parasite. sponger. sucker. hanger-on. bloodsucker. endoparasite. free rider. freeloader. sponge. tufthunter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodsucker. drone. leech. parasite. sponge. sponger. hanger-on. moocher.

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasite. sponger. sponge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasitism. the character of as ponger. greasing.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yoksullara parasız yemek yedirilen veya dağıtılan yer, aşhane. 2. Para ile yemek yenilen yer, lokanta. 3. Bazı tekkelerde yemek pişirilen yer. 4. Düğün gibi toplantılarda, yemekleri hazırlamak için iğreti mutfak olarak kullanılan yer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

in love. in ecstasy. enamoured. amorous. besotted. gallant. gone. lover. admirer. adorer. minstrel. wandering minstrel. amorist. beau. fancy man. inamorato. paramour. singer. spoon. swain. sweetheart. wooer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

in love. in ecstasy. enamoured. amorous. besotted. gallant. gone. lover. admirer. adorer. minstrel. wandering minstrel. amorist. beau. fancy man. inamorato. paramour. singer. spoon. swain. sweetheart. wooer. smitten. steady.

Türkçe Sözlük

(f.). Sürterek oyup çukurlatmak veya üstündeki yazı, çiçek vesaireyi silip kazımak: Fazla tedavül meskûkâtı (madenî paraları) aşındırır. Birinin kapısını aşındırmak = Çok gidip gelmek, usandırmak.

Yabancı Kelime

İng. asparagus

uydurma

Gerçek olmayan, gerçekmiş gibi gösterilen haber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuşkonmaz, (bot). Asparagus officinalis. asparagus fern perçemli kuşkonmaz. wild asparagus dişi kuşkonmaz, (bot). Asparagus acutifolius.

İngilizce - Türkçe Sözlük

kuşkonmaz otu ve pancardan çıkarılan özel bir asit, asparagin asidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), tayin etmek (vergi, para cezası v.b.) , kıymet takdir etmek, tarh etmek, -e bağlamak assessable (s). vergi tayini için kıymeti takdir olunabilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) Asunsion, Paraguay ,ın başkenti,

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). çarpan; (z). çarparak.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Büyük, ünlü. 2.Babacık. 3.Savaşçı, fatih. 4.Hun Türklerinin büyük imparatoru (400-453).

Genel Bilgi

‘Olaylara at gözlüğü ile bakmak’ ifadesi bir kişinin bir olaya tek bir açıdan baktığını, ona etken olan diğer olayları veya faktörleri göremediğini veya görmek istemediğini anlatmak için kullanılır.

Aslında atlar için takılan gözlük, şekil olarak bile gözlüğe benzemez, onların görüş kapasitelerini arttırmak için değil aksine azaltmak için takılır.

Atın evcilleştirilmesi, insanın dostu olarak en ağır işlerde yardımcı olması, binek hayvanı olarak daha uzak yerlere ulaşmasını sağlaması, savaşlarda ölüme beraber gitmesi o kadar eskilere dayanır ki bildiğimiz atın yabani soyu hakkında hiçbir bilgi yoktur. Bugün steplerde yaşlı bir aygırın önderliğinde sürüler halinde yaşayan ve yabani olarak nitelendirilen atların evcil atlardan türeme oldukları herkes tarafından kabul edilir.

Canlıların gözlerinin algılayıp beyine bildirdikleri üç ana husus vardır: Biçim, renk ve mesafe. Özellikle avcı olmayan otobur hayvanlar için tehlikeyi uzaktan sezip, iyi bir mesafe tahmini yaparak kaçabilmek çok önemlidir.

Atlar her iki yandaki gözleri sayesinde hem Önlerini hem de arkalarını görme yeteneğine sahiptirler. Ne var ki gözleri birbirlerinden çok uzaktadırlar. Bu da at için cisimlerin mesafelerini tespit bakımından büyük bir zafiyet yaratır.

At arkasından ya da yandan yaklaşan tehlikeyi görür ama tehlikenin ne kadar yakın veya uzakta olduğunu kavrayamaz. Nesneleri neredeyse iki misli büyük gören at tehlikeyi olduğundan daha yakındaymış gibi algılar. Bu nedenle de sürekli endişe içindedir.

Yarış atlarına koşu sırasında yandaki hemcinslerinden ürkmemeleri için yan taraflarını görmelerini engelleyecek gözlükler konulurken at arabalarını çekenlere sadece önlerini görmeleri, diğer yönlerde olan hareketlerden etkilenmemeleri için gözlük takılır. Yani at gözlüğü ile bakmak insan için olumlu bir davranış değildir ama atlar için durum farklıdır.

Genel Bilgi

‘Olaylara at gözlüğü ile bakmak’ ifadesi bir kişinin bir olaya tek bir açıdan baktığını, ona etken olan diğer olayları veya faktörleri göremediğini veya görmek istemediğini anlatmak için kullanılır.

Aslında atlar için takılan gözlük, şekil olarak bile gözlüğe benzemez, onların görüş kapasitelerini arttırmak için değil aksine azaltmak için takılır.

Atın evcilleştirilmesi, insanın dostu olarak en ağır işlerde yardımcı olması, binek hayvanı olarak daha uzak yerlere ulaşmasını sağlaması, savaşlarda ölüme beraber gitmesi o kadar eskilere dayanır ki bildiğimiz atın yabani soyu hakkında hiçbir bilgi yoktur. Bugün steplerde yaşlı bir aygırın önderliğinde sürüler halinde yaşayan ve yabani olarak nitelendirilen atların evcil atlardan türeme oldukları herkes tarafından kabul edilir.

Canlıların gözlerinin algılayıp beyine bildirdikleri üç ana husus vardır: Biçim, renk ve mesafe. Özellikle avcı olmayan otobur hayvanlar için tehlikeyi uzaktan sezip, iyi bir mesafe tahmini yaparak kaçabilmek çok önemlidir.

Atlar her iki yandaki gözleri sayesinde hem Önlerini hem de arkalarını görme yeteneğine sahiptirler. Ne var ki gözleri birbirlerinden çok uzaktadırlar. Bu da at için cisimlerin mesafelerini tespit bakımından büyük bir zafiyet yaratır.

At arkasından ya da yandan yaklaşan tehlikeyi görür ama tehlikenin ne kadar yakın veya uzakta olduğunu kavrayamaz. Nesneleri neredeyse iki misli büyük gören at tehlikeyi olduğundan daha yakındaymış gibi algılar. Bu nedenle de sürekli endişe içindedir.

Yarış atlarına koşu sırasında yandaki hemcinslerinden ürkmemeleri için yan taraflarını görmelerini engelleyecek gözlükler konulurken at arabalarını çekenlere sadece önlerini görmeleri, diğer yönlerde olan hareketlerden etkilenmemeleri için gözlük takılır. Yani at gözlüğü ile bakmak insan için olumlu bir davranış değildir ama atlar için durum farklıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havaküre, atmosfer; çevre, muhit; (fiz). havaküre (basınç birimi). atmospher'ic, -al (s). havaya ait, atmosferik. atmospher'ics (i).,(çoğ). radyoda parazit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) Roma imparatoru Ogüst'e veya onun devrine ait; Roma imparatorluğunun veya herhangi bir memleketin edebiyatının altın çağına ait; üstün zevke sahip, klasik nitelikte.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sertlik, haşinlik; parasızlıktan dolayl masraftan kaçınma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Avusturya. AustriaHungary Avusturya-Macaristanimparatorluğu Austrian (i). (s). Avusturyalı; (s). Avusturya'ya ait.

Türkçe - İngilizce Sözlük

engine. equipage. gadget. gearing. kit. set of tools. implements. utensils. hand tools. set. gear. gear and tackle. requisite. facilities. apparatus. instrument. appliance. equipment.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İlerideki bir alacağa sayılmak üzere önceden verilen para.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. El ayesiyle parmakların içi. Ar. kef, Fars. muşt. 2. Avcun içine aldığı miktar: Bir avuç buğday. Avuç avuç = Avuç dolusu ile, bol bol. Avuç açmak = Dilenmek, Avuç İçi = El ayası. Avcun içine almak = Ele geçirmek, zabt ve hükmü altında bulundurmak. Avuç kaşınmak = Bir yerden para geleceğini sezmek. Avcunu yalamak = Mahrum kalmak. Elde, avuçta yok = Fakirlik. Osm. sıfr-ülyed. Ele, avuca sığmamak: Zaptolunmayacak derecede haşarı ve yaramaz olmak. Bir avuç = Az miktar.

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya) (Almanca: Osterreiche). Bir orta Avrupa ülkesi, Avusturya. Osm. Nemçe, eski Avusturya ve Macaristan devleti, Avusturya imparatorluğu ile Macaristan krallığı.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir yere gelen insan veya eşyadan vergi olarak alınan para.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir yere gelen insan veya eşyadan vergi olarak alınan para.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Altın ve gümüşten yapılmış şeylerin saflık ve halisliği derecesi: Bu saatin, kordonunun ayarı nedir? On sekiz ayarında altındır. Kem-aytr = Saflık ve halislik derecesi eksik ve aşağı. Tam -iil-ayâr = Halislik derecesi tam ve eksiksiz. 2. Madenî paraların tam vezninde olması: Bu liranın ayarına bakmalı, ayarı tam mıdır? Tam-ül-aylr = Tam ayarlı, nâkıs-ül-ayâr = Eksik ayarlı. 3. Saatin doğru gitmesi: Bu saatin ayarı doğru mudur? Birkaç günden beri ayar etmedim. Saati ayar etmek = Doğruluğu malûm diğer bir saate yahut güneşin batışına vesaireye bakarak saati düzeltmek, ayarına getirmek. 4. Ölçü ve terazinin tam ve doğru olması: Esnaf, terazilerinin ayarlarına bakıyorlar. 5. Bir hayvanın nallarını deneyip lüzumunda sağlamlaştırma: Bu hayvanı nalbanda götürüp ayar ettirmeli. 4. mec. Derece, mertebe: Bu ayarda adam. Ayarını bulmak = İstenen dereceye gelmek. Sâhib-i ayâr = Eskiden mâdenî paraların ayarını yoklamakla görevli darphane memuru.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparatus. device. instrument. utensil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinctive. disjunctive. diacritic. discriminating. selector. sorter. separator. sizer. trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

divisive. dispersive. separative. distinctive. discriminating. separator. sorter. grader. jig.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separator. distinctive. discriminating. analyzer. sorter. selector. catcher. trap. disconnector. screener. insulating. decoherer. parer. grader. divider. insulator. shed. knockoff. disjunctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

discriminating. separation. discord. strife. sorting. assorting. analysis. division. dividing. selection. grading. resolution. limitation. rating. decoupling. dissociation. isolation. appropriation. insulation. lenghtening. removal. splitting. cracking. l

Türkçe - İngilizce Sözlük

allocation. assignment. demarcation. detachment. separation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allocation. allotment. separating. separation. assortment. choice. detachment. disassociation. discrimination. disjunction. dissociation. distinction. earmarking. isolation. segregation. selection. setting apart. sorting. sorting out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate. set apart. keep apart. assort. divorce. isolate. sort. split. sever. abstract. allocate. allot. allow. appropriate. book. choose. classify. comb. comb out. contradistinguish. cut off. cut out. demarcate. detach. devote. disband. discard. di.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract. allocate. allow. appropriate. assign. detach. differentiate. disconnect. disengage. dissociate. distinguish. divide. divorce. except. grade. insulate. isolate. part. rend. reserve. save. segregate. separate. sever. spare. split. thin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allow. allocate. detache. reserve. separate. to set apart. to part. to separate. to sever from. to pitch. to choose. to select. to distinguish from. to discriminate between. to divide. to divide sth into so many parts. to save. to reserve for. to book. to

Genel Bilgi

Romalılar milattan 758 yıl önce 10 aylık takvim uygulamasına başladılar. Bu ilk orijinal Roma takviminde aylar, gündüz ve gecenin eşit olduğu, binlerce yıldır hayatın başlangıç zamanı olarak kabul edilen Mart ayından başlamak üzere, Martius (Mart), Aprilis (Nisan), Maius (Mayıs), Junius (Haziran), Quintilis (Temmuz), Sextilis (Ağustos), September (Eylül), October (Ekim), November (Kasım) ve December (Aralık) idi.

Bu ay adlarından Quintilis’den (Temmuz), December’a (Aralık) kadar olanlar, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10 rakamlarının Roma’lılarca telaffuz ediliş şekliydi yani, Mart başlangıçlı takvime göre bu aylar yılın 5’inci, 6’ncı, 7’nci, 8’inci, 9’uncu, ve 10’uncu aylarıydılar. Bu 10 aylık takvim geride hesaba katılmamış daha 60 gün bırakıyordu.

Yedek olarak bırakılan bu 60 gün sorun yaratınca, Janarius (Ocak) ve Februarius (Şubat) adları ile iki ay daha eklenerek takvim tamamlandı. Yani yılın ilk ayı Martius (Mart), son ayı ise Februarius (Şubat) oldu.

Asırlar sonra milattan 46 yıl önce Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar), muhtemelen politik sebeplerden takvimde bazı değişiklikler yaptı. On bir ayı 30 ve 31 gün olarak iki şekilde düzenledi, yılın son ayı olan Şubat’a 29 gün verdi, her dört senede bir Şubat’a bir gün ilavesini kabul etti. Ancak sonra nedendir bilinmez Janairus’u (Ocak) yılın ilk ayı olarak ilan etti. Böyle olunca da, her 4 yılda bir eklenecek bir günün, yeni durumda yılın ikinci ayı konumuna gelmesine rağmen Februarius’a (Şubat) eklenilmesine devam edildi.

Julius Caesar’ın beklenmeyen ölümünden (Sen de mi Brütüs olayı!) sonra, Romalılar bu çok sevdikleri imparatorlarının anısına Quintilİs (Temmuz) ayının ismini July olarak değiştirdiler.

Ondan sora tahta çıkanlardan, Augustus kendi şerefine, Sextilis (Ağustos) ayının adını kendi ismi ile değiştirerek, bu aya August adını verdi. Ama ortaya başka bir sorun çıkmıştı. Sezar’ın ayı 31 gün, Augustus’un ayı ise 30 gün çekiyordu. Sorunu yine imparatorun kendisi çözdü ve zaten 29 gün olan Şubat’tan bir gün daha alarak Ağutos’a ekleyiverdi. Böylece iki ay da eşitlenmiş oldu.

İşte size takvimin, niçin 12 ay olduğunun, ayların isimlerinin nasıl konduğunun ve niçin farklı sayıda günlerden meydana geldiklerinin, dört sene sonra eklenecek artık günün niçin yılın sonuncu değil de, alakasız bir şekilde ikinci ayına eklendiğinin küçük bir hikayesi.

Özellikle ortaçağda takvimler üzerinde o kadar oynanmıştır ki, yapılan bilimsel hesaplamalara göre, İsa’nın bugün kabul edilen Milattan, yani İsa’nın doğumundan yaklaşık 6 yıl önce doğduğu, 36 yıl yaşayıp Milattan sonra 30 yılında öldüğü ileri sürülmektedir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. aynîyye). 1. (Anatomi, tıp). Göze mensup ve müteallik: Emrâz-ı aynîyye = Göz hastalıkları, tabakaat-ı aynîyye = Göz tabakaları. 2. Tıpkı, tamamiyle, kendisi: Bu mal gördüğünüzün aynısıdır. (Aynıdır demek daha doğrudur). Aynı ata binmiş. 3. Nakid ve bedel olmayarak, kendisinden olan: Eşyây-ı aynîyye = Tüccarın getirdikleri maldan gümrük hakkı olarak, para yerine bıraktıkları şeyler. Tıpkı, farksız, çok benzer: Bu da onun aynı gibidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

identical. the same. alike. equal. facsimile. one. parallel. self-same. true. very.

Genel Bilgi

Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli ‘şu tarih hangi güne geliyor’ sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istatistiklerini de alt üst eder.

Bunun sorumlusu Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş’in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi’ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır.

Güneş Takvimi’ni ilk kullananlardan Mısırlılar’da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu.

Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay’ın evrelerine dayanan 29 ve 30’ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi’ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi’ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi’nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Günümüzde Ay Takvimi’ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği akşam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır.

Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi’ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jül Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır.

Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur.

1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim’den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk ‘on günümüzü geri isteriz’ diye gösteriler yaptı.

Papa’nın asıl önemli reformu 400’e bölünemeyen yüzyıllarda Şubat’ın 29 çekememesi idi. Yani Şubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda Şubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir.

Bu takvimi İngiltere 1752’de, Rusya 1918’de, Türkiye ise l Ocak 1926’da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi.

Dünya Takvim Reformu Birliği’nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir.

Genel Bilgi

Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli ‘şu tarih hangi güne geliyor’ sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istalistiklerini de alt üst eder.

Bunun sorumlusu Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş’in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi’ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır.

Güneş Takvimi’ni ilk kullananlardan Mısırlılar’da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu.

Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay’ın evrelerine dayanan 29 ve 30’ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi’ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi’ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi’nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Günümüzde Ay Takvimi’ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği aksam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır.

Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi’ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jul Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır.

Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur.

1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim’den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk ‘on günümüzü geri isteriz’ diye gösteriler yaptı.

Papa’nın asıl önemli reformu 400’e böiünemeyen yüzyıllarda İubat’ın 29 çekememesi idi. Yani İubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda İubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir.

Bu takvimi İngiltere 1752’de, Rusya 1918’de, Türkiye ise l Ocak 1926’da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi.

Dünya Takvim Reformu Birliği’nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. ayn). Kullanılmaya veya harcanmaya elverişli olup taşınabilen ve para eden şeyler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apart. separate. unconnected. divided. another. dissimilar. discontinuous. discrete. distanced. distinct. divergent. especial. isolated. segregate. apart. aside. aloof. detachedly. hetero-. another.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apart. detached. different. dissimilar. distinct. especial. separate. single. singular. torn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate. apart. different. distinct. freestanding. aloof. aside. differing. free. independent. individual. remote. semi. several.

Türkçe - İngilizce Sözlük

loose. separately. several. severally. singly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separately. one by one. independently. distinct. separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

also. besides. furthermore. separately. accountancy. again. wage economy. to be further enacted that. what is more. moreover. plus. a a- s. then. thereto. too.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separated. exceptional müstesna. discrete.

Türkçe - İngilizce Sözlük

discrete. separated. exceptional. cleft. cloven.

Şifalı Bitki

(GemeineQecke, Chiendent commun, Common Couch Grass, Scutch, Twitch): Temmuz-agustos ayları arasında yeşil veya morumsu-yeşil renkli başaklar veren, 30-100 cm boyunda, çok senelik otsu bir bitkidir. Toprak altında çok fazla yayılmış olan ana kökleri bulunur. Bilhassa kumlu toprakları sever. Gövdeleri dik, tüysüz ve içi boştur. Yaprakları dar, uzun, ince, paralel damarlı, sivri uçlu, koyu yeşil renklidir. Çiçekler gövdenin ucunda ve yassı bir başak durumunda toplanmışlardır. Meyve sarımsı renkli ve uzuncadır. Bitkinin etli kökleri çok eskiden beri üriner hastalıklarda kullanılan önemli bir halk ilacıdır. Kökler mesane ve böbrek iltihapları dahil, mesanedeki taş ve kumları düşürmek için kullanılan iyi bir idrar söktürücüdür. İdrar arttırıcı olarak mısır püskülü, arpa ile beraber kaynatılarak kullanılır. Hatta köpekler bile ağız ve barsaklarını temizlemek için bitkinin yapraklarını büyük bir zevkle yedikleri için bitki “köpekçimeni” olarak da bilinir. Tarlalarda belirtilen türden başka, buna çok benzeyen büyük ayrıkotu (cynadan dactylon) olarak bilinen çeşidinin daha kalın kökleri olup, nişasta da taşımasıyla ayrılır ve digeri gibi kullanılır. Türkiye’de; İstanbul, Trakya, Mugla, Anadolu’da yetişir. Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısımları kökleridir. Köklerinde triticin, uçucu yağ, müsilaj ve potasyum bulunur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

parting. separation. dissimilarity. difference. standoff. clash. disagreement. dissentient. divorce. faction. gap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

discrepancy. faction. separation. split. rift. gap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

difference. separation. separateness. remoteness. lack of accord. deviation. legal separation. contrast. detachment. discrepancy. disunity. exception. gap. split. variance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

departure. separation. going. starting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

secessional. disconnection. separation. parting. split. leaving. breakup. divorce. departure. breakaway. check-out. cleavage. decampment. defection. deviation. disconnexion. disjunction. dissociation. disunion. divergence. divergency. excursion. leav.

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakaway. detachment. dichotomy. partition. secession. separation. leaving. departure. divergence. deviation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissociation. separation. separating. departure. dispersion. fission. solution. cleavage. rupture. disassociation. branching. detachment. divergence. farewell. leave. leaving. parting. schism. secession. selection. split up. starting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

depart. deviate. disengage. divide. leave. part. resign. secede. separate. sever. split. start. to be separated. to part. to leave. to depart. to break with sb. to break away. to drop out. to resign. to throw sth up. to divergeto leave. to diverge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to part. to separate from one another. to open up. to split. to crack. to leave. to depart from. to be legally separated. branch. break away. cast. clear off. cleave. depart. desert. detach. deviate. dissaffiliate. dissever. dissociate oneself. distinguis

Türkçe - İngilizce Sözlük

inseparable. fast. indissoluble.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inextricable. inseparable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apart. isolated. off. separate. reserved. dedicated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separated. assorted. detached. discrete. disespoused. divided. insular. secluded. segregated. selected. spoken for.

Türkçe - İngilizce Sözlük

decompose. dissociate. resolve. separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

decompose. to separate. to decompose. to be decomposed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

decompose. dissociate. distil. distill. extricate. separate.

Yabancı Kelime

İng. iceberg

coğ. buz dağı

Kutup bölgelerinde buzullardan koparak akıntılarla yer değiştiren büyük buz parçası.

Genel Bilgi

Ay’ın kütlesi Dünya’nın 81’de biri kadardır ve bir gezegen uydusu olabilmek için çok büyüktür. Güneş sistemimizde başka örneği yoktur. Gerçi Jüpiter, Satürn ve Neptün’ün de Ay’ın boyut ve kütlesine yakın uyduları vardır ama bu gezegenlerin kütleleri de dünyamızdan sırasıyla 318, 95 ve 12 kat daha çoktur. Bu durumda Ay’ın oluşumu özel bir problem niteliğini taşıyor. Dünyamızın tek doğal uydusu, uzaydaki en yakın komşumuz Ay, binlerce yıl önceki uygarlıklar tarafından Tanrıça olarak değerlendirilirken, zamanla düzenli hareketleri ile takvimin oluşmasını da sağlamıştır.

Yakınlığı nedeni ile gözlemlenmesi kolay olan Ay’ın 17. yüzyılın başından itibaren teleskopla incelenmesine de başlandı ve bu gelişim 1969 yılında Ay’a ilk defa bir insanın ayak basmasıyla son aşamasına geldi.

Bütün bu gelişmelere rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu hala bilinmiyor. Yaşının diğer gezegenler gibi dört küsur milyar yıl olduğu, şu anda dışında ve içinde hiçbir faaliyet olmayan ölü bir gök cismi olduğu, Dünya ile karşılıklı çekim gücü sonucunda denizlerde gel-git olayını yarattığı ve Dünya’nın dönüşünü gittikçe yavaşlattığı biliniyor ama nereden geldi, nasıl oluştu halen meçhul. Ayın oluşumu hakkında üç teori vardır. Birincisi, dünyanın oluşumunun başlangıcında çok hızlı döndüğü ve bu nedenle bir parçasının koparak Ay’ı oluşturduğu şeklindedir. Yapılan hesaplamalara göre bu kopma olayının meydana gelebilmesi için Dünya’nın o zamanlar kendi ekseni etrafında iki saatte bir dönüş yapması gerekiyordu ki, bilimsel verilere göre, bu, mümkün değildir. Ayrıca Dünya’mn ve Ay’ın yapılarındaki kimyasal birleşimlerin çok farklı olması ve bunun Ay’dan getirilen aytaşlarının analizleri sonucunda ispatlanması birinci teorinin doğruluğunu mümkün kılmamaktadır.

İkinci teori ise Ay’ın dünyanın yakınlarından geçerken, çekim alanına takılan bir gök cismi olduğudur. Bu tez, birinci teorideki kimyasal birleşim farkını açıklar ama bu şekilde, ayın hızını frenleyerek, yakalamayı sağlayacak büyük enerji miktarını bugüne kadar bilinen hiç bir oluşumun sağlayamayacağı hesap edilmiştir.

Üçüncü teoriye göre, Ay Dünya çevresinde dolanan, gaz, toz ve küçük taşlardan meydana gelen parçacıkların zamanla bir araya gelmesi sonucu oluşmuştur. Ancak bu da Ay’ın yörünge uzaklığını, neden büyük bir demir çekirdeğe sahip olmadığını ve kimyasal farklılığı açıklayamaz. Yani hiçbir teori ayın oluşumuna ait tutarlı bir açıklama getirememiştir.

Günümüzde Ay’ın tarihi çok iyi bilinmesine, 1969 ile 1972 yılları arasında Apollo projesi kapsamında üzerinde insanlar dolaşıp, dünyaya örnekler getirmelerine rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu halen büyük bir sırdır.

Öyle görünüyor ki, günümüz bilimindeki tüm gelişmelere ve bu yoldaki gayretlere rağmen, biricik uydumuz Ay, sırlarını şimdilik bize açıklamak istemiyor. Ancak şurası mutlak ki, Ay genetik olarak dünyamızın yavrusu değil. Nereden geldi, kim bilir?

Genel Bilgi

Bu gün Ay yüzeyine dikilmiş tek bayrak ABD’ye ait. Aya ilk ayak basmanın yanında 1969-1972 yılları arasında 12 ABD’li astronot ay yüzeyinde dolaştılar, toplam 170 saat Ay’da kaldılar. Bu arada sağa sola kilometrelerce yürüyüş yaptılar. Dünyaya dönüşlerinde 400 kilogram kaya ve toprak örneği, 30 bin fotoğraf getirdiler.

Bütün bunlar az şey değil. Onca çalışma, emek, bilgi, para ve risk. Ay için sarf edilen ve katlanılan bunca şeye karşılık Ay’ın ABD’ye ait olması pek mantıksız gelmiyor. Niçin Ay’ı da bir eyaletleri ilan edip bayraklarına bir yıldız daha ilave etmediler? Aslında insanların çoğu tarafından, Neil Armstrong’un aya ilk ayak basığından ve oraya ABD bayrağını dikmesinden beri Ay’ın ABD malı ve toprağı olduğu sanılıyor. Ancak bu bayrak sembolik açıdan bir önem taşıyor ve şimdilik Ay kimseye ait değil.

Sovyet Rusya ile ABD’nin uzaya gitme yarışına başlamaları ile birlikle uzayı sahiplenme konusu da gündeme geldi. Sonunda 1968 yılında, yani Ay’a seyahatten bir yıl önce yapılan uluslararası bir anlaşma ile çözüme ulaşıldı. Ay’ın ve diğer gökcisimlerinin ve uzayın araşlırılması ve kullanılması konusunda belirli kurallar getirildi.

Bu anlaşmaya göre, uzay hiç bir şekilde ve hiç bir ulus tarafından sahiplenilemez. Tüm dünyanın malı olarak kabul edilen Antarktika gibi uzay ve Ay kimseye ait değil veya herkese ait. İsteyen gidebilir.

Türkçe Sözlük

(I. A. F). Osmanlı İmparatorluğu zamanında sadrâzamların (başbakanların) resmî makamlarının adı. Daha önce Paşakapısı denirken, I. Abdülhamid zamanından itibaren BAb-ı Alî (Yüksek Kapı) denmeye başlanmıştır. Bâbıâlî, XVIII. yüzyılın sonlarına kadar, Veılr kapısı, Mİrî saray, Paşa sarayı, Bâb-ı Asafî, Sadrâzam kapısı diye de anılmıştır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Böbürlenme. 2.Hükümdar. - Babürşah. Zahirettin Muhammed (1483-1530). Hindistan’daki Türk-Hint İmparatorluğu’nu kuran kişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Babil imparatorluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Babil şehrine veya imparatorluğuna ait; günahkâr; (i). Babil imparatorluğunda oturan kimse; Babil dili.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Vergi, haraç veren, 2. Geçiş parasına tâbi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arka, yardım eden kimse, tarafını tutan kimse; yarışta bir ata para koyan kimse.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Kullanılan şekli: Bedava). Parasız, meccanen, beleş (bilâ şey) : Bâdihevâ sirke baldan tatlıdır. Pek ucuz: Bunu bâdihevâ almışsınız.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A preparation of claret, spiced and sweetened. a game played on a court with light long-handled rackets used to volley a shuttlecock over a net.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendant. bound. connected. dependent. devoted. faithful. inseparable. loyal. relative. reliant. subject. tied. dependent. contingent. related. connected. impotent. spellbound.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancillary. appurtenant. bound. tied. dependent on. related to. connected with. devoted. committed. adherent. affiliated. appertaining. attached. bound up in. cohesive. consequent. faithful. fixed. geared. inseparable. related. relative. subordinate. subsi

Türkçe Sözlük

(i. «bağşiş» den türemiş olmalıdır). Bahşiş, bağşiş, ihsan, hediye, hademeye ve iş adamlarına kararlaştırılmış ücretten fazla olarak verilen para: Hizmetçiye bahşiş vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kayıktan su boşaltmaya mahsus tas; çember kulp, halka; tente desteği; ahır bölmesi; kriket oyununda kullanılan çubuk; (f). kayığın suyunu boşaltmak. bail out tayyareden paraşütle atlamak. bailer (i). kayığın suyunu boşaltan kimse; (kriket) sipe

Teknolojik Terim

Gelişmiş Sony DVD oynatıcılar, elektriksel parazitlere karşı mükemmel bir dayanıklılık sağlayan bir bakır kaplı şasi ile donatılmışlardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

balance of trade ticaret dengesi, ithalât ve ihracat arasındaki para kıymeti farkı balance sheet bilanço balance wheel nâzım çark credit balance alacak bakiyesi, matlup bakiyesi debit balance zimmet bakiyesi, borç bakiyesi hang in the balance muallâkta ol

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muz, (bot). Musa paradisiaca sapientum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). banka; (iskambil) banko; (f). banka veya bankacılık vazifesini yapmak; bankaya para yatırmak; (k.dili). dayanmak, güvenmek. bank acceptance banka kabulü, banka akseptansı, kabul kredisi. bank account banka hesabı. bank bill banknot; bir banka t

Türkçe Sözlük

(i. Fr banque). Büyük şirket veya sarraflık idaresi. Para işleri ile uğraşan malî müessese: Yapı ve Kredi Bankası, Osmanlı Bankası, banka muamelâtı.

Türkçe Sözlük

(i.) (ingilizce «bank note»). Banka parası,.her memlekette millî bankanın para makamında tedavül etmek üzere çıkardığı muhtelif miktar ve kıymetli nakdî para, kâğıt para.

Yabancı Kelime

Fr. bank-note

kâğıt para

Devlet bankası tarafından piyasaya çıkarılan değeri kâğıt üzerinde belirtilen para.

Türkçe Sözlük

(i.). İ. Dükkânlarda alıcıya göstermek üzere malların konup kaldırıldığı tezgâh. 2. Kumarda ortadaki paranın hepsine oynandığını ifade eden deyim. 3. 32 kartla oynanan bir iskambil oyunu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. headband. tape. belt. braid. paragraph. strap. striation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bar is the railing along the sides of the House and Senate chambers which separates the chamber floor and the side aisle Only legislators and certain legislative staff may be within the bar; only invited guests and staff may occupy the side aisles The

Türkçe - İngilizce Sözlük

An offshore ridge or mound of sand, GRAVEL, or other unconsolidated material which is submerged , especially at the mouth of a river or estuary, or lying parallel to, and a short distance from, the beach.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Bar is the railing along the sides of the House and Senate chambers which separates the chamber floor and the side aisle Only legislators and certain legislative staff may be within the bar; only invited guests and staff may occupy the side aisles The

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çubuk, sırık, kol, kol demiri; mania, engel; bir nehir ağzında veya kıyıya paralel olan uzun kum ve cakıl seti; avukatlık mesleği, baro; mahkemede dinleyicileri hakim, jüri ve avukatlardan ayıran parmaklık; mahkemede sanık kürsüsü; içki satılan veya

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Barbaros; Roma imparatoru I Frederick'in lakabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). berber; (f). tlraş etmek. barbers itch birkaç cins parazit mantarın yüzde ve boyunda meydana getirdiği bir deri hastalığı. barbershop (i). berber dükkanı.

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., A.B.D. (k.dili). taşrada temsil vermek; taşra halkını uçakla gezdirip para kazanmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate / dependent in itself independently. by oneself. on one's own.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A flat disk that sits on the wheel Used for heavy pieces that would be difficult to separate from the wheel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dip. sink. submerge. to sink. to founder. to submerge. to dip. to dunk. to immerse. to stick. to thrust. to dig sth into. to plung into. to scupper. to scuttle. to disparage. to dirty. to ruin. to spoil. to bankrupt iflas ettirmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The space between the primary frames measured parallel to the ridge.

Teknolojik Terim

Bina patlaması sesinden yavaşça nefes alışa dek BRAVIA setinizden gelen her sesi ‘parazitsiz’ saf bir netliğe kavuşturur. BBE® dijital ses sinyaline yapay hiçbir şey eklemez bunun yerine sesi orijinal her ayrıntıyı ve farkı verebilmek için sadık biçimde yeniden yapılandırır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer of rock, usually sediments, which is homogeneous in composition One bed is separated from another by a bedding plane.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A subdivision of a stratified sequence of rocks, lower in rank than a member or formation, internally composed of relatively homogeneous material exhibiting some degree of lithologic unity, and separated from the rocks above and below by visually or physi

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça bâd-ı hava’ dan). Parasız, meccanen, beleş (bilâ şey): Bedava sirke baldan tatlıdır, mec. Pek ucuz: Bunu bedava almışsınız.

Türkçe Sözlük

(i.). Her işini parasız veya çok ucuza sağlamaya çalışan kimse.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. bedelât). 1. Bir şeyin yerini tutan veya tutabilen, yerine geçen: Bir deve iki beygire bedeldir. 2. Karşılık, ivaz, bir şeyin yerine verilen: Malımı kaybettinizse bedelini vermeye mecbursunuz. e. Bedel olarak, yerine: HÜn-ı dil nûş ederim bâde-i gül-gûna bedel. Bed«l-i askerî = Osmanlı devletinde Müslim olmıyan tab’anın askerlik hizmetine bedel verdikleri vergi, eski cizyenin yerini almıştır. Bedel-i şahsî = Osmanlı devrinde bizzat askerlik etmek istemeyenlerin, maaşla kendi yerlerine gönderdikleri adam. Bedel-i nakdî = Askerlik hizmetinden kurtulmak için verilen belirli meblâğ. Tayın bedeli = Askerlere tayınları yerine verilen para.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدره] para kesesi.

Türkçe Sözlük

(i.). Parasız geçinmeyi huy edinen, lüpçü, bedavacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. 1926'da kullanılmaya baslanan beş Belçika frangı degerindeki para birimi.

Türkçe Sözlük

(i. F. «besten» fiilinden) (c. bende-gân). 1. Bağlı, tutsak, esir. 2. Kul, köle, abd: Bende-i diremhârîde = Para rle satın alınmış köle. Bende-i dîrîne = Eski kul. 3. Kapılanmış, mensup, dost, tâbî: O, filânın bendesidir. Bende-hânem = Kulunuzun evi, evim. Bende-zâdem = Kulunuzun oğlu, oğlum. Bendeniz, bendeleri, kulunuz, çâkerleri: Birâder bendeniz. Bende-gân = Doğrudan doğruya padişah hizmetinde bulunanlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kerpeten gibi eğme ve bükme işlerinde kullanılan araç; A.B.D. (argo) içki âlemi; ing, (argo) altı penilik para.

Türkçe - İngilizce Sözlük

article. dike. dam. weir. reservoir. paragraph. clause. embankments. item. subclause. subparagraph.

Türkçe - İngilizce Sözlük

imitate. parallel. resemble. to resemble. to look like. to imitate. to approximate. to take after çekmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alike. like. similar. analogous. parallel. same. analogic. analogical. approximate. conformable. congener. congenerous. connate. correlative. homologous. indistinguishable. kindred. look-alike. simulant. vicinal. like. closely. in common. of a piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük

akin. alike. analogous. corresponding. double. fellow. like. match. parallel. similar. resembling. akin. analogous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

likeness. resemblance. similarity. analogy. mimicry. affinity. approach. community. comparison. conformity. congeniality. identity. kinship. parallel. parallelism. parity. propinquity. sameness. similar. similitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük

analogy. approach. comparison. correspondence. identity. likeness. parallel. resemblance. sameness. semblance. similarity. similitude. affinity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

incomparable. matchless. singular. unequalled. unparalleled. unique.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. ölüme bağlı tasarrufla yapılan bağışlama, teberru; menkul (bilhassa para) vasiyeti.

Türkçe Sözlük

(i.). Bereket ve meymeneti olmayan, kâfi ölçüde olduğu halde yetişmeyip hayrı görülmeyen: Alnın teri ile kazanılmadığı için bereketsiz bir paradır.

Türkçe Sözlük

(i.). Uğursuzluk, hayırsızlık, kâfi ölçüde olduğu halde hayrı görünmeyen. Bu parada bir bereketsizlik vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f yatak, ranza (taşıtlarda); den. manevra veya rıhtımda palamar yeri; gemici ranzası; iş, vazife; mevki; f., den. manevra yaparak yer vermek (gemiye); yatacak yer vermek; rıhtıma yanaşmak (gemi). give the land a wide berth karadan çok uzakta bulunmak.

Türkçe Sözlük

(si.). Beşer, her birine veya her defasında beş: Mevcut parayı taksim ettiklerinde beşer lira düştü. Beşer beşer saymalı.

Türkçe Sözlük

(i.). Beş altınlık eski para, beşibiryerde.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beş (kuruş vesaire) kıymetinde olan: Beşlik basma. 2. Beş (metre vesaire) boyunda olan: Beşlik direk. 3. Beş parçadan mürekkep veya beşe bölünmüş. Ar. humâsî. Beş kuruşluk veya liralık para. Bir beşlik verdi.

Türkçe Sözlük

(i.). Beş yüz liralık kâğıt para.

Genel Bilgi

Bakkaldan veya marketten yumurta alırken kabuğunun rengi sizin için önemli mi, bu konuda bir tercihiniz var mı? Sizce kabuk renkleri farklı olan yumurtaların içleri de besin değeri olarak farklı olabilir mi? Tavukların niçin bazılarının yumurtaları beyaz da bazılarının açık kahverengi?

Bu konuda iki zıt ama ikisi de yanlış olan görüş var. Kabuktaki beyaz rengin, yumurtanın ideal oluşumunu tamamladığını gösterdiğini, bunun dışında bir renk değişiminin kalitede düşüş anlamına geldiğini iddia edenlerin yanı sıra kabuğun rengi ne kadar koyu ise besin açısından da o kadar değerli olduğunu ileri sürenler de var. Genellikle Avrupa ülkelerinde kahverengi yumurtalar makbul sayılırken ABD’de durum tam tersidir.

Oysa her iki görüş de yanlıştır. Besin değeri, lezzet ve pişme karakteristikleri bakımından her iki renk yumurtanın da içi aynı değerdedir. Her iki yumurtada da aynı miktarda protein, mineral ve vitaminler (C vitamini hariç) vardır. Tabii tavuğun yediği yemin kalitesi de belirli farklar yaratabilir.

Yumurtanın içi değil de kabuğunun rengi ile haklı olarak ilgilenenler sadece onları paketleyenler ve satanlardır, çünkü bir pakette hep aynı rengin olması müşteri tarafından tercih edilmektedir.

Tabiatta yaşayan hayvanların yumurtalarını renkli veya koyu renkte hatta gölgeli ve çizgili şekilde yumurtlamalarının ana nedeni, bu yumurtaları yemek isteyen düşmanlarına karşı kamuflaj yaparak neslin devamını sağlamaktır.

Yumurtaların kabuklarının renklerini, tavuğun kökenine, atalarının yaşadığı yerlere bağlayanlar da var. Bu görüşe göre Asya kökenli tavukların yumurtaları kahverengi, Akdeniz kıyıları kökenlilerin ise beyaz oluyormuş.

Daha çok kabul gören bir diğer görüşe göre ise beyaz kabuklu yumurtalar beyaz ibikli ve kulak memesi beyaz olan tavuklar tarafından yumurtlanıyormuş. İbik ve kulak memesi kırmızı olanlar ise kahverengi kabukları olanları yumurtluyormuş.

Kabuğu hangi renk olursa olsun işte size yumurta ile ilgili bazı faydalı bilgiler: Yumurtayı haşlayıp haşlamadığınızı unuttunuz. Masanın üstünde fırıldak gibi döndürün. Eğer hemen duruyorsa taze yani pişmemiş, biraz daha uzun süre dönmeye devam ediyorsa içi katı yani haşlanmış demektir. Yumurtanın tazeliğini merak ediyorsanız suya koyun, taze ise suda batacak, bayat ise yüzecektir.

Yumurtada hemen hemen hayati tüm vitaminler vardır. Bulunmayan tek vitamin C vitaminidir. Yumurtanın besin değeri yüksek olan kısmı sarısıdır. Akı ve sarısı karıştırılarak, omlet gibi pişirilen yumurtalarda, aktaki bazı maddeler sarıdaki vitaminlerin bir kısmının etkilerini yok ederler.

Kalori açısından et ve süt ile mukayese edildiğinde 55 gramlık bir yumurta, 40 gram yağlı sığır etine veya 100 gram yağlı süte eşdeğerdedir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاأجرت] parasız, ücretsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالفعل] gerçekten, yaparak, katılarak, bizzat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fatura, hesap, kambiyo senedi, poliçe, tahvil; A.B.D. banknot, kâğıt para; kanun layihası tasarı; afiş; dilekçe (bilhassa mahkemeye verildiği zaman); eğlence programı; (tiyatro veya konserde) basılı program; f. fatura çıkarmak; ilân etmek, afişe et

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. metal para imalinde kullanılan altın, gümüş, bakır vb alaşımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. para birimi olarak altın ve gümüşü veya diğer iki madeni birbirlerine olan nispetlerini tespit ederek kullanma sistemi; bu sistemi destekleyen doktrin veya siyaset.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki madenden meydana gelmiş; iki maden esasına dayanan para sistemine ait.

Türkçe Sözlük

(si.). Her birine veya her defasında bin: Mevcut parayı bölüştüklerinde biner lira düştü. Toplanan askeri biner biner şevkettiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

style of riding a horse. parade uniform. mounting. boarding. ride.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bin kuruş, bin lira vesaire kıymetinde olan: Binlik bir beygir. 2. Bin arşın vesaire boyunda veya bin kilo vesaire ağırlığında olan. Bin dirhem, yani iki buçuk okka sıvı olan şişe: Bir binlik zeytinyağı. 3. Bin liralık kâğıt para.

Genel Bilgi

Bir gün Güneş’in doğduğu zamandan ertesi gün doğacağı zamana kadar geçen süredir. Bir ay ise Ay’ın aynı evresinin gökyüzünde tekrar göründüğü zamana kadar geçen süredir. Çok eskilerde bu zaman birimleri insanların hayatlarını organize edebilmeleri için yeterliydi.

Zamanla bir günden uzun, bir aydan da kısa bir zaman birimine ihtiyaç duyuldu. Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanmaya başladılar. Sonraları Yunanlılar, Çinliler ve Mısırlılar 10 günlük, Romalılar ise 8 günlük haftayı kullanmaya çalıştılar.

Bir hafta olarak kabul edilen yedi günlük sürenin kaynağı tam olarak bilinmiyor. En kuvvetli tez bu sürenin Ay’ın evrelerinden kaynaklandığına dayanır. Ay’ın dört evresinin (yeni ay, ilk dördün, dolunay, son dördün) sürelerine en yakın olan tam gün sayısı yedidir.

Ancak bu doğal ve astronomik temelin yanı sıra astrolojik bir inanışın da, ta Babilliler zamanından itibaren, yedi günün bir hafta olarak seçilmesinde rol oynadığı ileri sürülüyor. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile Güneş ve Ay’ın toplam sayısının yedi oluşu bu sayıya gizemli ve uğurlu bir sayı olarak bakılmasına neden olmuştur.

Daha sonraları dinlerde göklerin yedi kat oluşuna inanış, müzikteki ana nota ve tabiattaki ana renk sayılarının da yedi oluşu bu sayının gizemini iyice arttırmıştır. Takvimde yedi günlük haftanın resmiyet kazanması ise milattan sonra 327 yılında Roma İmparatoru I. Constantinus’un çıkardığı bir emirle olmuştur.

Tevrat’ın yaratılış (tekvin) anlayışına göre Tanrı evreni 6 günde yaratmış, yedinci günde de (cumartesi) dinlenmiştir. Hıristiyanlar haftayı Tevrat’taki şekliyle kabul ettiler, yalnız Hz. İsa’nın diriliş hatırasına yedinci günü değil de birinci günü, yani pazarı ‘Tanrı Günü’ olarak kabul ettiler.

İslam dininin doğuşundan sonra da yine yedi günlük hafta süresi benimsendi. Ancak Hz. Muhammed’in müminleri mescitte toplayıp, namaz kıldığı, hutbede devlet ve günlük işleriyle ilgili açıklamalar yaptığı altıncı gün (cuma) dinlenme günü olarak kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde 27 Mayıs 1935 tarihinde yayımlanan bir kanunla tatil günü cumadan pazara alındı.

1792 yılında Fransa takvim yapısını değiştirerek 10 günü bir hafta kabul etti ama yürütemedi. Rusya 1929’da 5 günlük hafta uygulamasına geçti, sonra bir haftayı 6 güne çıkardı ve sonunda pes ederek 1940’da 7 günlük haftaya geri döndü.

Genel Bilgi

Bir gün Güneş’in doğduğu zamandan ertesi gün doğacağı zamana kadar geçen süredir. Bir ay ise Ay’ın aynı evresinin gökyüzünde tekrar göründüğü zamana kadar geçen süredir. Çok eskilerde bu zaman birimleri insanların hayatlarını organize edebilmeleri için yeterliydi.

Zamanla bir günden uzun, bir aydan da kısa bir zaman birimine ihtiyaç duyuldu. Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanmaya başladılar. Sonraları Yunanlılar, Çinliler ve Mısırlılar 10 günlük, Romalılar ise 8 günlük haftayı kullanmaya çalıştılar.

Bir hafta olarak kabul edilen yedi günlük sürenin kaynağı tam olarak bilinmiyor. En kuvvetli tez bu sürenin Ay’ın evrelerinden kaynaklandığına dayanır. Ay’ın dört evresinin (yeni ay, ilk dördün, dolunay, son dördün) sürelerine en yakın olan tam gün sayısı yedidir.

Ancak bu doğal ve astronomik temelin yanı sıra astrolojik bir inanışın da, ta Babilliler zamanından itibaren, yedi günün bir hafta olarak seçilmesinde rol oynadığı ileri sürülüyor. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile Güneş ve Ay’ın toplam sayısının yedi oluşu bu sayıya gizemli ve uğurlu bir sayı olarak bakılmasına neden olmuştur.

Daha sonraları dinlerde göklerin yedi kat oluşuna inanış, müzikteki ana nota ve tabiattaki ana renk sayılarının da yedi oluşu bu sayının gizemini iyice arttırmıştır. Takvimde yedi günlük haftanın resmiyet kazanması ise milattan sonra 327 yılında Roma İmparatoru I. Constantinus’un çıkardığı bir emirle olmuştur.

Tevrat’ın yaratılış (tekvin) anlayışına göre Tanrı evreni 6 günde yaratmış, yedinci günde de (cumartesi) dinlenmiştir. Hıristiyanlar haftayı Tevrat’taki şekliyle kabul ettiler, yalnız Hz. İsa’nın diriliş hatırasına yedinci günü değil de birinci günü, yani pazarı ‘Tanrı Günü’ olarak kabul ettiler.

İslam dininin doğuşundan sonra da yine yedi günlük hafta süresi benimsendi. Ancak Hz. Muhamnıed’in müminleri mescitte toplayıp, namaz kıldığı, hutbede devlet ve günlük işleriyle ilgili açıklamalar yaptığı altıncı gün (cuma) dinlenme günü olarak kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde 27 Mayıs 1935 tarihinde yayımlanan bir kanunla tatil günü cumadan pazara alındı.

1792 yılında Fransa takvim yapısını değiştirerek 10 günü bir hafta kabul etti ama yürütemedi. Rusya 1929’da 5 günlük hafta uygulamasına geçti, sonra bir haftayı 6 güne çıkardı ve sonunda pes ederek 1940’da 7 günlük haftaya geri döndü.

Genel Bilgi

Bira, insanlığın en eski ve en güzel içeceklerinden biridir. Ama bu güzel içkinin küçük bir kusuru vardır. İki bardağı bitirene kadar en az iki kere de tuvalete gitmek zorunda kalınır. Neredeyse içilen bira kadarı tuvalete bırakılıp, gidilir.

Aslında bu olayın biranın sıvı kısmı ile pek alakası yoktur. Bira içince tuvalete gitme ihtiyacını hissettiren ‘antidiuretic’ denilen bir hormondur. Biz buna kısaca ‘ADH’ diyeceğiz. Vücudumuzda üretilen bu hormon idrar miktarını ayarlar ve doğrudan olmasa da kanımızdaki su miktarını etkiler.

Susuz kaldığımız zaman ‘ADH’ böbreklerimize sinyal gönderip idrar üretimini durdurtur. Böylece su harcaması kesilerek kanımızdaki su miktarı korunur ve plazmadaki tuz miktarının yükselmesine mani olunur. Yani ‘ADH’ vücudumuzdaki su ve tuz miktarını dengeleyen, koruyucu bir işlev görür.

Halk arasında idrar söktürücü adı da verilen bazı maddeler ‘ADH’nin salgılanmasına mani olur. Bu durumda böbrekler idrar üretip üretmeyeceklerine karar veremezler ve sonunda üretmeye devam ederler. Mevcut dengenin bozulduğunu bilmeden suyu dışarı atarlar, insanı tuvalete gitmeye mecbur bırakırlar ve vücudun kurumasına sebep olurlar.

Vücudumuzdaki bu hormonu en çok etkileyen maddelerden biri de alkoldür. Birayı bolca içince, içindeki alkol nedeni ile ‘ADH’den sinyal de gelmeyince böbrekler fazla mesai yaparak vücuttaki suyu idrar haline getirirler. Tabii biranın sıvı kısmının da buna katkısı vardır, ama aynı sürede, aynı miktarda su içildiğinde bu kadar tuvalet ihtiyacı duyulmaz.

Aslında aynı durum tüm alkollü içeceklerde de geçerlidir. İçilme zamanı ve miktarı biraya eşdeğer olduğunda aynı etki onlarda da görülür. Bu hormonu etkileyen bir diğer önemli madde de kafeindir. Kahve ile birlikte yeterli kafein alındığında ‘ADH’ salgılanması durur ve böbrekler idrar üretmeye devam eder.

Görüldüğü gibi içki içmenin sonuçlarından birisi de vücudun kurumasıdır. Buna karşı vücutta susama ile birlikte acıkma duyusu da uyarılır. Kaybedilen suya karşı gece yarısı yemek yeme ihtiyacı duyulur. Durum buna uygun değilse sabah kalkıldığında bir sürahi su içilir.

Genel Bilgi

Bira, insanlığın en eski ve en güzel içeceklerinden biridir. Ama bu güzel içkinin küçük bir kusuru vardır. İki bardağı bitirene kadar en az iki kere tuvalete gitmek zorunda kalınır. Neredeyse içilen bira kadarı tuvalete bırakılıp, gidilir.

Aslında bu olayın biranın sıvı kısmı ile pek alakası yoktur. Bira içince tuvalete gitme ihtiyacını hissettiren “antidiuretic” denilen bir hormondur. Biz buna kısaca “ADH” diyeceğiz. Vücudumuzda üretilen bu hormon idrar miktarını ayarlar ve doğrudan olmasada da kanımızdaki su miktarını etkiler.

Susuz kaldığımız zaman “ADH” böbreklerimize sinyal gönderip idrar üretimini durdurtur. Böylece su harcaması kesilerek kanıızdaki su miktarı korunur ve plazmadaki tuz miktarının yükselmesine mani olunur. Yani “ADH” vücudumuzdaki su ve tuz miktarını dengeleyen, koruyucu bir işlev görür.

Halk arasında idrar söktürücü adı da verilen bazı maddeler “ADH”nin salgılanmasına mani olur. Bu durumda böbrekler idrar üretip üretmeyeceklerine karar veremezler ve sonunda üretmeye devam ederler. Mevcut dengenin bozulduğunu bilmeden suyu dışarı atarlar, insanı tuvalete gitmeye mecbur bırakırlar ve vücudun kurumasına sebep olurlar.

Vücudumuzdaki bu hormonu en çok etkileyen maddelerden biri de alkoldür. Birayı bolca içince, içindeki alkol nedeni ile “ADH”den sinyal de gelmeyince böbrekler fazla mesai yaparak vücuttaki suyu idrar haline getirirler. Tabii biranın sıvı kısmının da buna katkısı vardır, ama aynı sürede, aynı miktarda su içildiğinde bu kadar tuvalet ihtiyacı duyulmaz.

Aslında aynı durum tüm alkollü içeceklerde de geçerlidir. İçilme zamanı ve miktarı biraya eşdeğer olduğunda ayı etki onlarda da görülür. Bu hormonu etkileyen bir diğer önemli madde de kafeindir. Kahve ile birlikte yeterli kafein alındığında “ADH” salgılanması durur ve böbrekler idrar üretmeye devam eder.

Görüldüğü gibi içiki içmenin sonuçlarından birisi de vücudun kurumasıdır. Buna karşı vücutta susama ile birlikte acıkma duyusu da uyarılır. Kaybedilen suya karşı gece yarısı yemek yeme ihtiyacı duyulur. Durum buna uygun değilse sabah kalkıldığında bir sürahi su içilir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Elden atmak, artık tutmamak, elden çıkarmak: Elindeki taşı bırak; atın dizginini bıraktı; deyneği evde bıraktım. 2. Terketmek, vazgeçme, feragat etmek: Avukatlığı bıraktı. Ben, o evibıraktım. O niyeti çoktan bıraktım. 3. Komak, Osm. vaz ve ilka etmek: Şu limanın önüne bir kaç taş bırakmalı. Bu göle biraz balık tohumu bırakmak lâzımdır. 4. Saklanmak üzere bir yere veya birine teslim ve emanet etmek: Çoluk çocuğumuzu kime bırakacaksınız? Paranızı bankaya bırakın. 5. Boşamak, Osm. tatlîk etmek: Falan adam karısını bırakmış. 6. Müsaade etmek, mâni olmamak: Çocukları kendi başlarına gezmeye bırakmamalı. Bırakın yazı yazayım. Beni bırakın gideyim. 7. Devam ettirmek: İnsan bu dünyada iyi nam bırakmalı. Mimar Sinan birçok eser bırakmıştır. 8. İhmal ve müsamaha etmek, bakmamak: Bu bahçeyi, bu çocukları niçin böyle bırakmışsınız? 9. Salıvermek, koyuvermek: Üzümleri devşirdikten sonra bağlara koyunları bırakmak zarar etmez. 10. Kâr vermek, istifade ettirmek: Bu iş bir şey bırakmaz. Aşâr vergisinin iltizâmı size bir şey bıraktı mı? Aç bırakmak = 1. Yemek vermemek, açlık cezasına çarptırmak. 2. iyi beslememek, doyurmamaö. Ara bırakmak. Uste bırakmak = Geri vermek, red ve iade etmek. Sakal bırakmak = Sakal koyuvermek, Osm. irsâl-i lihye etmek. Kâr bırakmak = Bir iş sonunda istifade hasıl olmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Beherine bir yahut beher defasında bir: Parayı taksim ettiler birer lira düştü. Talebeyi birer birer imtihan ederler, birer ikişer götürdüler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

individual. individualistic. singular. separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

individual. civil. separate.

Türkçe Sözlük

(f. «bir» den). 1. Birikme fiili. Toplanmak, bir yere gelmek, içtimâ, terâküm etmek, yığılmak: lâneden bir hayli para birikti, oraya birçok adamlar birikmiş. 2. Yığınak yapmak: Hudutta asker birikiyor. 3. Şişmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Toplanmak: Maaşla para biriktirilmek zordur, kırk senede biriktirilen kitaplar.

Türkçe Sözlük

(f.). Toplamak, yığmak, tahşit etmek: İdare ile hayli para biriktirmişti, evine bir takım tenbeller biriktirmiş, hududa asker biriktiriyorlar.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Birleşerek meydana gelmiş, mürekkep. 2. (kimya) Ayrı elemanların moleküllerinin çeşitli oranlarda kaynaşması ile meydana gelen madde: Benzin birleşik bir maddedir. Birleşik faiz = Bir sermayeye her yıl getirdiği faizlerin de katılmasıyle elde edilen paranın tamamı üzerinden yürütülen faiz. Birleşik fiil = (gramer) Bir kelimeye yardımcı fiillerden birini katmak suretiyle yapılan fiil: Eziyet etmek. Zengin olmak gibi. Birleşik kelime = İki veya daha çok kelimeden meydana gelerek tamamen değişik bir mânâ ifade eden kelime: Devetabanı gibi. Birleşik kesir = Ondalık kesirle beraber bir yahut birkaç birimi içine alan sayı: 2,5, 3,75 birer birleşik kesirdir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yere getirip bir etmek, birleştirmek: İki dükkânı birleştirip büyük bir dükkân haline kodu. 2. Uyuşturmak, muvafakat ettirmek: İki köy ahalisini birleştirip yolu yaptırdı. 2. (fizik) İki veya daha çok vektörün, paralelkenar kaidesine uygun şekilde geometrik toplamını almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. parça, lokma, kırıntı, küçük bir kısım; kısa zaman; bilgi iletme birimi, elektronik beyin vb ile muhaverede en ufak birim;(sahnede) ufak rol; A.B.D., (argo) numara; ing. pek az değerli ufak para; A.B.D. yirmibeş sentin yarısı: two bits yirmibeş sen

Genel Bilgi

Niçin bahar gelince insanların yaşama sevinçleri yükselir? Niçin koyunlar baharda ve hemen hemen aynı zamanda kuzularlar? Niçin kuşlar vakti gelince bir anda hep beraber göç yollarına düşerler? Bu zamanlamayı, fiziksel ve psikolojik davranış biçimlerindeki değişimi sağlayan nedir?

İnsan vücudu her gün aynı saatte otomatik olarak belirli fonksiyonları yerine getirir, vücut ısısını değiştirir, hormonlar salgılar. Biz bunların çoğunun farkına bile varmayız. Örneğin bu biyolojik beden saatine uygun olarak vücudumuz akşam saatlerinde ısı kaybını önlemek için beden ısısını düşürür, sabahları ise bedeni günlük aktivitelere hazırlamak için arttırır. Yani vücut ısısı insanlarda, bir günde yaklaşık bir derece iner ve çıkar.

Tabiattaki bu müthiş dengeyi sağlayan, canlılarda beynin merkezine yakın yuvalanmış, küçük ve gösterişsiz bir organ olan hipofiz salgı bezidir. Varlığı milattan yüzyıllarca önce bile bilinen, insanda bir hap kadar küçük ve hafif olan bu bez, balıklarda, sürüngenlerde, hem suda hem karada yaşayan hayvanlarda, kuşlarda ve memelilerde, hemen hepsinde vardır.

Bilindiği gibi hayvanların bir çoğunun üreme aktiviteleri mevsimlere bağlıdır. Deneylerde hipofiz bezi çıkartılan hayvanların aynı zamanda doğurmaları daha doğrusu tabiatın takvimine bağlı kalmaları özelliklerini yitirdikleri görülmüştür. Aynı şekilde vücut sıcaklıklarını ve günlük yaşam ritimlerini düzenleyemedikleri, kuşların göç etme içgüdülerini kaybettikleri tespit edilmiştir.

Biyolojik ritmi düzenleyen hipofiz bezinin bunu, salgıladığı ‘melatonin’ hormonu ile yaptığı biliniyor. Bu hormonun salgı miktarı dış dünyanın gece ve gündüz zamanları, daha doğrusu havanın karanlık ve aydınlık süreleri tarafından ayarlanmaktadır. Yani beden saati gün ışığı döngüsüyle eş zamanlı çalışmaktadır.

Sürekli gece çalışanlarda, uçakla uzun yolculuk yapanlarda hatta kış mevsimine girerken gündüz saatlerinin kısalmasıyla bazı insanlarda, beden saatinin ritminin bozulmasıyla oluşan fiziksel ve psikolojik sorunlar görülmektedir.

Melatoninin beyne nasıl bir sinyal göndererek bu kontrol mekanizmasını yarattığı ve bu saatin moleküler ve hücresel düzeyde nasıl çalıştığı tam açıklığa kavuşabilmiş değil.

Koyun ve benzeri hayvanların sonbaharda günlerin kısalmasıyla çiftleşip, bütün bir kış yavruyu karnında taşıyıp, baharda doğurmalarına karşın, kuş, balık gibi memeli olmayan hayvanlarla diğer bazı küçük memelilerin hipofizlerinin bu iş için niçin ve nasıl bahar aylarını seçtikleri ve üreme mevsimi dışında hipofizden gelen hangi emirle doğurganlıklarını kaybettikleri konularını açıklığa kavuşturmak için çalışmalar devam ediyor.

Bu çalışmaların bir diğer amacı da hayvanların çoğunun sonbaharda hep beraber aktif üreme dönemine girmeleri, doğumların da aynı tarihlere rastlamaları, bu nedenle belli mevsimlerde piyasalarda lüzumundan fazla et bulunmasıdır. Araştırmacılar hayvanların biyolojik saatlerinde ayarlama yaparak, üreme döngülerini değiştirmeye, üremenin yıl içine dağılmasına çalışıyorlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., t. şantaj; tehditle birinden para koparma; f. şantaj yapmak. blackmailer i. şantajcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.kan kaybetmek, kanamak, kanı akmak; akmak, solmak (boya); su boşaltmak; matb. sayfanın kenarına kadar basmak; bitkilerin özü gibi akmak; kan ağlamak, çok kederli olmak; k.dili para çekmek, sızdırmak. bleeder i. tıb. hemofili hastalığı olan kimse .

Teknolojik Terim

MPEG dijital video sıkıştırması, piksellerden oluşan kare alanların sıkıştırılması temeline dayanır. Bazı koşullarda, resimde blok parazit olarak adlandırılan bozulmalar meydana gelebilir. Blok Parazit Azaltma işlemi, parazit bloklarını işleyerek görünmez olmalarını sağlar.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir şeyin tedavülüne, hareketine engel olmak: Bankadaki parası bloke edildi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tahta döşemek, tahta ile kaplamak; para karşılığında yiyecek içecek temin etmek; (vapur veya trene) binmek; pansiyoner olmak; denç borda etmek.

Genel Bilgi

Bilindiği gibi, ‘ring’ kelimesi, İngilizce’de daire, halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle ‘ring’ denilir. Aslında geçmişte profesyonel boksta, boksörler grup halinde, kasabadan, kasabaya dolaşır, oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.

Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir, en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak, başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önlenirdi. Ayrıca sahnedeki boksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek isteğini belirtirdi.

Seyirci miktarı artınca bu usulü uygulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.

Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen “ring” diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!

Genel Bilgi

Bilindiği gibi, “ring” kelimesi, İnglizce’de daire, halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle “ring” denilir.

Aslında geçmişte profesyonel boksta, boksörler grup halinde, kasabadan, kasabaya dolaşır, oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.

Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir, en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak, başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önerilirdi. Ayrıca sahnedekiboksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek istediğini belirtirdi.

Seyirci miktarı artınca bu usulü ugulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.

Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen “ring” diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!

Ülke

(Bolivia) Başkent: La Paz.

Nüfus: 7.719.000.

Yüzölçümü: 424.164 km2.

Komşuları: Batıda Peru, Şili; Güneyde Arjantin, Paraguay; Doğuda ve Kuzeyde Brezilya.

Önemli Şehirleri: La Paz, Santa Cruz, Cochabamba.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca, Quechua ve Aymara dilleri.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: İnkalar 13. yy. da bölgeyi ilk sahipleri Kızılderililerden alarak fethettiler. İspanya’nın hakimiyeti 1530’larda başladı ve 6 Ağustos 1825’e kadar sürdü, ülkenin ismi bağımsızlık savaşçısı Simon Bolivar’dan esinlenerek konuldu. 1879-1935 yılları arasında süren bir dizi savaşta Bolivya; Pasifik sahilini Şili’ye petrol yataklarına sahip Chaco’yu Paraquay’a ve kauçuk yetiştirilen bölgelerini de Brezilya’ya bıraktı. Özellikle maden işçileri arasında başgösteren ekonomik huzursuzluk, uzun süredir devam eden siyasi istikrarsızlığı besledi. 1951-64 yılları arasında Victor Paz Estensaro başkanlığındaki reformcu hükümet (kalay) madenlerini millileştirdi ve Kızılderili çoğunluğun yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik çabalarda bulunda fakat askeri bir cunta tarafından devrildi. Darbeler ve karşı darbeler askeri cuntanın General Villay’ı devlet başkanı olarak seçtiği 1981 yılına kadar sürdü. 1982 Temmuz’unda askeri cunta büyüyen ekonomik kriz ve dış borç zorlukları arasında iktidarı devraldı. Cunta Ekim’de istifa etti ve 1980’de demokratik yollardan seçilen Kongre’nin iktidara gelmesine izin verdi. Kokainin hammaddesi olan koka üretiminin azaltılması yönündeki Amerikan baskısı, polisle koka üreticileri arasında çatışmalara yol açtı ve Bolivyalılar arasındaki Anti-Amerikan duyguları artırdı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

compartment. partition. screen. splitting. divison. dividing wall. bulkhead. dividing. separation. sectioning. severing. cutting. fission. pitch. side. index. panel. component. parcellation. panelling. cell. stall. pane. cabin. resolution. niche. bo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

divide. separate. split. slice. divvy. divvy up. break down. carve up. cleave. parcel. parcel out. partition. portion. reduce. rend. section. segment. sever.

Türkçe - İngilizce Sözlük

barge. cleave. dismember. disrupt. divide. rend. section. segment. separate. split. spread. to divide. to dismember. to partition. to carve sth up. to cleave. to separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dividing. divider. intriguer. plotter. disrupter. separatist. disjunctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

division. splitting. separation. split. segmentation. cleavage. fission. rent. schism. secession. schizo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

division. separation into parts. dissociation. disunion. fission. schism. split.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be divided. to be partitioned. to be separated. cleave. divide. fall into. part.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Animal bones can tell us much about a site: The occupants' diet The species of the animals The sex of the animals The numbers of animals involved How the animals were exploited How the animals interacted with man: domesticated, farmed, parasites They show

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) para; rüşvet, görevini kotüye kullanarak kazanılan para.

Türkçe Sözlük

(i.). Geri verilmek üzere faizle veya faizsiz alınan para. Ar. deyn, karz. Borç almak, etmek. İstikraz etmek: Borç vermek = İkraz etmek veya borcunu ödemek. Boru girmek, batmak = Çok borç etmek. Osm. müstağrak-ı düyûn olmak. mec. Vazife, vecibe. Boyun borcu = Yerine getirilmesi şart bilinen vazife: Bu işi yapmak boynumun borcudur.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Karahanlı hükümdarı. Maveraünnehir’e hakim oldu. Bastırdığı paralarda İbrahim b. Nasr adıyla anılır (XI. yy.).

Türkçe Sözlük

(i. Fr. bourse). Sarraflarla nakit para ve tahvilât alışverişi edenlerin toplanıp muamele ettikleri yer. Paris borsası. Borsa cetveli, pusulası = Tahviller, para vesairenin her günkü rayicini gösterir cedvel. Borsa komiseri = Hükümet tarafından borsada bulundurulan memur.

Türkçe Sözlük

(i.). Tahvil ve kâğıt para üzerine borsa oyunu yapan kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

space. gap. hole. blank. cavity. vacuum. slackness. emptiness. nothingness. blankness. abysm. abyss. chamber. chasm. clear. clearance. daylight. desideratum. gulf. hiatus. hollow. hollowness. idleness. inanition. lacuna. nullity. separation. sinus. s.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. gemi sahibinin gemiyi karşı1ık göstererek ödünç para almasını sağlayan kontrat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cömertlik; cömertçe verilen hediye, ihsan; prim, ikramiye; öldürülen zararlı hayvan başına belediyece ödenen para.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir vasıta ile bozmak, bozmaya sevk ve mecbur veya müsaade etmek, ihlâl veya tahrip ettirmek: Ben yaptığım işi kimseye bozdurmam. 2. Parayı değiştirmek, ufaklığa çevirtmek: Yüz lira bozduracağım.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bozulmuş, fesâda uğramış, Ar. muhtel: Bozuk yol, bozuk ahlâk. 2. işlemez, muattal, battal: Bozuk saat, bozuk piyano. 3. Yıkılmış, harap, vîran: Bozuk duvar. 4. Tertipsiz, nizamsız: Bozuk düzen. 5. Ekşimiş, kokmuş, yenmez hâle gelmiş: Bozuk yemek, et, peynir. 6. Ufak para: Bozuk para. Bozuk adam = Ahlâksız. Başıbozuk = 1. Gayri muntazam asker. 2. Asker olmayan, sivil. Çiçek bozuğu = Çiçek hastalığından yüzü delik deşik olan, çopur. Akidesi bozuk = İtikatsız, inançsız.

Genel Bilgi

Özellikle kağıt para devrinden önce, alışverişte kullanılan paralar altın ve gümüş içeriyorlardı. Her devirde olduğu gibi, o devirde de bulunan bazı düzenbazlar, bu paraları kenarlarından kazıyarak, çok az miktarda da olsa, bu değerli madenleri biriktiriyor, parayı da tekrar kullanabiliyorlardı.

O devirlerde tüccarlar, parayı tartıyorlar ve ağırlığı eksikse kabul etmiyorlardı. Tabii, para da elinizde kalıyordu. Antik para kataloglarında dikkat ederseniz, paraların büyük bir kısmının tam yuvarlak olmadığını görürsünüz.

Bu sorunu çözmek ve halkı eksik paraya karşı korumak için bozuk paraların kenarları tırtıllı yapılmaya başlandı. Bu tırtıllar sayesinde paranın kenarının kazındığı hemen belli oluyordu ve kenarı kazınmış parayı kimse almıyordu.

Bu adet günümüze kadar devam etti. Artık içinde değerli bir maden bulunmamasına rağmen, bozuk paralarımızın kenarlarında ya tırtıl ya da bir yazı vardır.

Günümüzde madeni paralar ‘bozukluk’ veya ‘ufaklık’ adı altında sadece küsuratları ödemede kullanılıyor. Bozuk paralar da para olma niteliklerini kanundan almalarına rağmen, kullanılmalarında bazı sınırlamalar vardır.

Gerek kağıt, gerekse madeni para olsun, her ikisiyle de yapılan ödemeleri kabul etmemek mümkün değildir. Buna ‘Kanuni Tedavül Mecburiyeti’ denilir ki, kağıt paralarda bu mecburiyet sınırsızdır. Ödenen miktar ne kadar büyük olursa olsun, bunu karşı taraf kabul etmek mecburiyetindedir.

Madeni paraların ise mecburiyeti sınırlıdır. En çok üzerlerinde yazan değerin 50 katını tamamen bozuk para ile ödeyebilirsiniz. Örneğin 50 bin liralıklarla, 2,5 milyona kadar ödemelerinizi yapabilirsiniz ama daha fazlasını da bozuk para ile ödeme isteğinizi karşı taraf kabul etmeyebilir.

Kağıt paraların Merkez Bankası tarafından basıldığı bilinir de, madeni paraları Maliye Bakanlığı’nın çıkardığı pek bilinmez. Madeni paraların toplam para stoku içindeki oranı da yaklaşık yüzde l civarındadır.

Hiç dikkat ettiniz mi? İnsan yüzleri kağıt paralarda önden, madeni paralarda ise yandandır. Madeni paralarda yer çok küçük olduğundan, kabartma tekniği ile bir yüzün tam detayını vermek mümkün olamamaktadır. Yandan bir profil kişiyi daha iyi tanınır kılmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i.), 1. Bozuk şeyin hâli, halel. 2. Ufak akça, ufak para, ufaklık: Bozukluk yok.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dirsek, destek, kenet; altından destekle tutturulmuş raf; vergi değerlendirmesi için gelire göre yapılan ayırım; parantez, köşeli parantez; f. parantez içine almak; destek veya dirsek ile tutturmak; bir tutmak, eşit kabul etmek; hedefi makas içine

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. pirinç (madeni alaşım); pirinçten yapılmış alet veya eşya; müz. pirinçten yapılmış nefesli çalgılar, bando; A.B.D., (argo) yüksek rutbeli subaylar, omuzu kalabalıklar; (argo) para, (slang) mangır; kendine güven; küstahlık, yüzsüzlük; s pirinçten ya

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ekmek, yiyecek; maişet, geçim; (argo) para breadbasket i. ekmek sepeti; mec. tahıl ambarı; (argo) mide. bread crumb ekmek kırıntısı, ekmek içi. breadfruit i. ekmek ağacı, bot Artocarpus. bread line parasız ekmek veya yemek almak için meydana gelen kuyr

İngilizce - Türkçe Sözlük

f kırmak, parçalamak; ihlâl etmek, riayet etmemek, uymamak (kanuna); bir yerini kırmak, yaralamak; bozmak, araya girmek; sona erdirmek, bitirmek; nüfuz etmek, içine girmek; iflâs ettirmek; bozdurmak (para); kaçmak, firar etmek; elek. devreyi bozmak, devr

İngilizce - Türkçe Sözlük

kırık, çatlak, aralık, açıklık, fasıla; atılma; kaçış; ani kesiş, ani düşüş; az bir miktar, parça, kısım; k.dili fırsat, şans; k.dili gaf, pot; elek. devrenin bozulması, devrenin kapanması; cazda solo bölüm; borsada ani fiyat düşüşü; matb. paragraflar

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kırıcı şey veya kimse; sahile çarparak köpük haline gelen dalga; den. mancana, gemilerde kullanılan küçük su fıçısı.

Ülke

Başkent: Brasilia.

Nüfus: 158.739.000.

Yüzölçümü: 3.286.470 km2.

Komşuları: Kuzey’de Fransız Guyana’sı, Surinam, Guyana ve Venezuella, Batı’da Kolombiya, Peru, Bolivya, Paraguay ve Arjantin; Güneyde Uruguay.

Önemli Şehirleri: Sao Paulo, Rio de Janerio, Brasilia, Salvador.

Din: %90 Katolik.

Dil: Portekizce, İspanyolca, Fransızca, İngilizce.

Yönetim Biçimi: Federal Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Brezilya Demokratik Hareket Partisi.

Tarih: Pedro Alveres Cahrali’n-Portekizli bir gemicidir. 1500’de Brezilya’ya gelen ilk Avrupalı olduğu bilinir. Ülke o zaman çeşitli Kızılderili kabileleri tarafından mesken tutulmuştur. Bu kabilelerin çok az bir kısmı günümüze kadar gelmiştir ve Amazon bölgelerinde yoğunluk kazanırlar. Daha sonraki yüzyıllarda Portekizli koloniciler beraberinde çok sayıda Afrika kölesini getirerek ülkenin içlerine doğru ilerlediler. Kölelik 1888’e kadar devam etti. Napolyo’nun ordusundan kaçan Portekiz kralı 1808 yılında Brezilya’ya gelip, hükümet koltuğuna oturdu. Ülke bu tarihte, 6. Dom Joavo başkanlığında, bir krallık haline geldi. Portekiz’e dönmesinin ardından oğlu Pedro 7 Eylül 1822’de Brezilya’nın bağımsızlığını ilan etti ve imparator ilan edildi. 2.İmparator olan 2. Dom Pedro 1889’da tahttan indirildi ve Brezilya Birleşik Devletleri ismi altında bir cumhuriyet ilan edildi. 1967’de ülkenin ismi Brezilya Federal Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Askeri bir cunta 1930’da iktidarı ele geçirdi, cuntanın başında Getulio Nargas vardı. Bu yönetim 1945’te ordu tarafından devrilinceye kadar sürdü. 1945-64 yılları arasında demokratik rejime geçiş yapıldı, bu zaman diliminde başkent Rio’da Janero’dan Brezilyaya taşındı. 1964 yılında devlet başkanı Joao Belchoir Margues Goulart ülkedeki enflasyonu daha da tırmandıran bir takım ekonomi politikaları yerleştirmeye çalıştı fakat ordunun bir isyanıyla görevden uzaklaştırıldı. Daha sonraki 5 başkan da ordudan gelmiştiler. Bunların döneminde ülkede yoğun bir sansür uygulandı, muhalefet bastırıldı ve çok sayıda işkence davası açıldı.

1974 seçimlerinde resmi muhalefet partisi Millet Meclisi’nde daha fazla sandalye kazandı, yoğun biçimde uygulanan sansür biraz olsun yumuşatıldı. 1930’dan beri iş başına gelen hükümetler endüstriyel ve tanımsal büyümeyi, bunun yanında ülkenin iç bölgelerinde gelişmesini amaçlayan politikalar izlediler. Büyük maden yataklarının keşfi, ülkenin büyük kısmında bulunan tarıma elverişli topraklar ve büyük işgücü kapasitesi ile Brezilya 1970’lerde Latin Amerika’nın bir numaralı endüstriyel gücü oldu, tarımsal üretimi yüksek seviyelere ulaştı. Ne var ki, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve enflasyon ciddi ekonomik bunalımlara yol açtı. Brezilya dünyada dış borcu en fazla olan ülkeler arasındadır. 1992 Temmuz’unda ülkenin 44 milyar dolarlık dış borcunun yeniden gözden geçirilmesine karar verildi. 1991’de yapılan nüfus sayımında -50 yılda ilk defa- nüfus artış hızının %2’nin altına düştüğü gözlendi. 1989’da Brezilya, Amazon bölgesi için geniş ölçekli bir çevre programı açıkladı. Bu bir bakıma

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Büyük Britanya, Britanya imparatorluğu. britannia metal bazen kaşık, çatal, bıçak yapımında kullanılan bir çeşit beyaz maden alaşımı, beyaz metal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski zamanlarda Britanya adasmın güneyini istila eden Keltlerden biri; Britanya imparatorluğunda oturan kimse.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kesintisi çıkarılmamış, kesintisiz para

Türkçe Sözlük

(i.) (A. «bedii» in cem’i olan budalâ» dan ki abdâl ile aynı mânâdadır). Akılsız, ahmak, bön, ebleh. Para budalası = Paradan başka bir şey düşünmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kulampara, oğlancı; alçak herif; (argo) herif; kimse; f. kulamparalık etmek; bozmak. buggery i. oğlancılık.

Ülke

(Bulgaria) Başkent: Sofya.

Nüfus: 8.800.000.

Yüzölçümü: 42.885 km2.

Komşuları: Kuzeyde Romanya, Batıda Yugoslavya, Makedonya, Güneyde Yunanistan ve Türkiye.

Önemli Şehirleri: Sofya, Plovdiv, Varna.

Din: %85 Bulgar Ortodoksu, %13 Müslüman.

Dil: Bulgarca.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Bulgaristan Sosyalist Partisi, Bulgar-Halk Çiftçi Birliği, Hak ve Özgürlükler Partisi, Demokratik Güçler Birliği.

Tarih: Bulgaristan’a ilk yerleşenler 6. Yy. da Slavlar oldular. Türk Bulgarları 7. yy.’da geldiler. Slavlarla karışarak 9. yy.da Hıristiyan oldular, 10. Ve 12. yy.larda güçlü imparatorluklar kurdular. Ülke 1396’da Osmanlılar tarafından ele geçirildi ve 500 yıllık Osmanlı egemenliğine sahne oldular. 1876’da meydana gelen bir ayaklanma 1908’de bağımsız krallık olunmasına yol açtı. Bulgaristan I. Balkan savaşından topraklarını genişletmesine rağmen, Almanya’nın yer aldığı I. Dünya Savaşında Ege Sahil Şeridini kaybetti. II. Dünya savaşında Mihver’e katıldı fakat 1944’de bu ittifaktan çekildi. Komünistler Sovyet desteğiyle iktidarı ele geçirdiler. 8 Eylül 1946’da monarşi lağvedildi. 10 Kasım 1989’da 35 yıldır iktidarda olan, Komünist parti lideri ve devlet başkanı Todar Jivkov istifa etti. Ocak 1990’da tutuklanan Jivkov, Eylül 1992’de yolsuzluktan ve görevi kötüye kullanmaktan suçlu bulundu.

Burma bkz. Myanmar.

Türkçe Sözlük

(müzari: bulur) (f.) (Çağatay lehçesinde olmak yerine yardımcı fiil gibi kullanılır: Bolmak). 1. Arayarak veya tesadüfen bir şey elde etmek: Bahçede güzel bir çiçek buldum. Filân bir define buldu. 2. Kaybolmuş bir şeyi tekrar ele geçirmek: Kaybolan atı buldular. Düşürdüğünüz parayı buldunuz mu? 3. Varmak, erişmek: Yetmişi buldu, sağlıkla baharı bulalım. 4. Nâil olmak, ele geçirmek, zafer kazanmak, hâsıl etmek, şifâ, iyilik bulmak. 5. Uğramak, kötülüğe yakalanmak: Belâsını bulmak: İnsan ettiğini bulur. 6. Tedarik etmek: Bize biraz yemek bulmalı. 7. Raslamak, tesadüf etmek, rasgelmek, görüşmek: Dün filânı buldum. 8. Keşf, icat, ihtirâ etmek: Kristof Kolomb Amerika’yı, Gutenberg matbaayı buldu. Filân yeni bir makine, bir usûl buldu. Aralarını bulmak = Uyuşturmak, uzlaştırmak, barıştırmak. Aralık bulmak = Fırsat düşürmek. Arayıp bulmak = Aradığını bulmak, lâyık olduğu cezaya uğramak. Allah’tah bulmak = Tanrı gazabına uğramak. Vücut bulmak = Vücuda gelmek, mevcut olmak. Vuku bulmak = Meydana gelmek. Yerini bulmak = Yerine gelmek, icra olunmak. Yüz bulmak = Yüz verilmek, iyi muameleden azmak.

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürülerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerangın İngilizce’de ‘boomerang’ olan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’da kullanılan ve bu kıtaya özgü isimlerin çoğunun kökeni Aborijinlerden kaynaklanır. Örneğin Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da ‘kanguru’ cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında ‘bilmiyorum’ demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmayan benzerlerinin Aborijinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarından itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarını öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şeklinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere paralel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır.

Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınma düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.

Ülke

Başkent: Ovagadovgov.

Nüfus: 10.135.000.

Yüzölçümü: 105.946 km2.

Komşuları: Kuzeybatı’da Mali, Kuzeydoğu’da Nijer, Güneyde Benin, Togo, Gana, Cate d’Ivoire.

Önemli Şehirleri: Ovogadougov, Bobodiovlasso.

Din: %65 yerel inançlar, %25 Müslüman, %10 Hıristiyan.

Dil: Fransızca, kabile dilleri.

Yönetim Biçimi: Askeri Yönetim.

Tarih: Mossi kabilesi bölgeye 11. İle 13. Yüzyıllar arasında girdi. Krallıkları, Mali ve Sanahai imparatorlukları tarafından bozguna uğratılana kadar yönetimde kaldı. Fransız hakimiyeti 1896’da başladı, fakat Yukan Volfa (4 Ağustos 1984’te Burkina Faso olarak ismi değiştirildi). 1947 yılına kadar ayrı bir bölge olarak görülmedi. Tambağımsızlık 5 Ağustos 1960’ta kazanıldı ve Fransa yanlısı bir hükümet seçildi. Ordu 1980’de yönetimi ele geçirdi. 1987’deki darbe bugünkü rejimin temellerini attı. 1990’larda da sınırlı demokrasiyi ülkeye getirdi. Bugün, yüzbinlerce çiftçi Löte d’Ivoire ve Gana’ya göçetmektedirler. Ülke, yoğun biçimde dış yardıma bağımlı durumdadır.

Türkçe Sözlük

(i. L. Y). Belirli bir müddet için yapılan muntazam para yardımı. Daha çok öğrencilere yapılan aylık para yardımları «burs» diye anılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Bankizlerden veya ku tup buzullarından koparak denizlerde yü zen büyük buz parçası, aysberg.

Türkçe Sözlük

(i.). Çengi defçiği, bir nevi çalpara.

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Taşlara, kayalara veya setlere çarparak hızla düşen suyun çıkardığı ses: Suların çağıltısı bülbüllerin şakırtısına karışıyordu.

Türkçe Sözlük

ÇAĞILDAMAK (f.) (Su) kaynayarak ve köpürerek, taşlara ve kayalara çarparak düşmek veya köpürerek taşmak: Dağlarda sular çağlar; dere çağlayarak akıyordu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevâz» dan) (c. cevâtz). Takdim olunan bir şiire veya diğer bir sanat eserine karşılık verilen hediye para veya başka şey: Osmanlılar şairlere pek büyük câizeler verirlerdi.

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. F.). Yarık, yırtık, çatlak. Çâk etmek = Yırtmak, paralamak: Perde-i nâmûsunu çâk etti. Girîbân-çâk = Yakası yırtık, keder ve üzüntüden yakasını paralamış. Çâk çâk = Parça parça. Yırtık yer: Çâk-i girîbânımdan = Yakamın yırtığından.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kakmak, kakarak bir yere sokmak: Kazık çakmak. 2. Kazık kakıp hayvanı ona bağlamak: Atı çayıra çaktı. 3. Zembereği çekip, çakmağı çakmak taşına vurmak: Tüfek, zemberek, çakmak çakmak. 4. Kabûl ettirmek, geçirmek, vermek: Kalp parayı çaktı. 5. Isırmak (diş) geçirmek: Diş çakmak. 6. Vurmak: Suratına tokadı çakmak. 7. Farkına varmak, sezinlemek: İşi çakmak. Uzun müddet sakladık, ama sonunda işi çaktı (argo). 8. Anlamak, bilgisi olmak: Her işten çakar (argo). 9. Parlamak, birdenbire pırıltı saçmak: Şimşek çakıyor. 10. Birbirine geçmek, çitişmek: Dişler çakmak. 11. İçip keyif yetiştirmek: Akşamları çakıyor. 12. imtihanda başarı kazanamamak: Uç dersten çaktı. Çakaralmaz = 1. İşe yaramayacak halde olan, bozuk. 2. «Şaka» tabanca. Ateşlenmeyen silâh.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir nevi deniz böceği. Yahudi çalparası: Bunun lekeli ve renkli nev’i.

Türkçe Sözlük

(I.) (F. «çâr-pâre» den). Zil gibi çalınmak üzere parmaklara takılan tahtacıklar, şakşak (halk dilinde: çalpara).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چارپاره] çalpara.

Türkçe Sözlük

(i. F.). I. Hizmetçilere verilen ücret ve elbise parası. 2. Hizmetkâr. 3. Tüfek fitili. 4. Elbiselik kumaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جامگی] giysi parası. 2.hizmetçi.

Türkçe Sözlük

(CAN) (i. F.). 1. İnsan ve hayvanın hayatı olan ve cisim ile beraber şahsiyeti teşkil eden manevî yapı ki, ölümle cisimden ayrılır, ruh: Tende can var iken. 2. Yaşayış, hayat: Canını feda eder. 3. Gönül, yürek, kalb: Canım istiyor, canı istemiyor, candan seviyor. 4. Kuvvet, kudret, zor: Sende hiç can yok mudur? 5. Ruh gibi sevgili ve aziz, dost, muhib: Canım = Dostum, azizim, canım birader. Canım •fendim = Rica yerinde. Can atmak = 1. Pek fazla arzu etmek, çok istemek. 2. Zor kurtulmak, güçle kendisini kurtarmak. Can acıtmak = Ağrı meydana getirmek. Can acı», yürekler acısı = Pek acınacak şey. Can-8zâr = Can inciten. Can almak = Öldürmek, katletmek. Can alacak yer = Bir işin en mühim ve yararlı ciheti: Meselenin can alacak yeri orasıdır. Canâver (bk.) Canavar. Can evi = Midenin üstü. Canbaz. (bk.) Cambaz. Cin-bahş = Can bağışlayan, can bağışlarcasına insanı memnun eden, ferahlık veren. Can ciğer = Sevişen dostlar: Burada hep can ciğeriz. Can çekişmek = Komada olmak. Can çıkmak = Ölmek, ruhunu teslim etmek: Can çıkmadan tereke yazılır mı? Can hırâş = Sanki canı tırmalarcasına heyecanlandıran ve hırpalayan, dayanılmayacak surette keder veren. Candan, can ve yürekten = Büyük bir samimiyetle, gönülden, ciddî bir sevgiyle. Cin-rübâ = Gönül kapan, dil-rübâ. Can-siparane = Canını feda eden, fedakâr. Can-sipârtne = Fedakârca. Cilveli = Gönül alan, dilber. Can-süz = Can yakan, çok keder ve esef veren. Can sıkmak = Sıkıntıyı mucip olmak, ıztırap vermek. Canı sıkılmak = Muztarip olmak. Canına susamak = Kendisini tehlikeye atmak. Çinfersâ = Canın dayanamıyacağı. Cân-fezâ = Can bağışlayan, ferah arttıran. Can kalmamak = Çok gülmekten bayılmak: Gülmeden kimsede can kalmadı, kimde can kaldı? Can kurtarmak = Herkesin kendi canını kurtarma derdine düşmek: Can kurtaran yok mu? Birinin canını kurtarmak, ölümden kurtarmak. Can kurtaranlar = Tahlisiye heyeti. Cân-güzlr = Can eritircesine bıktıran. Ikicanlı = Gebe kadın. Canlı cenaze = Gayetle zayıf. Can vermek = 1. Diriltmek, ihya etmek: Cenâb-ı Hak bir avuç toprağa can verdi. 2. Ölmek, vefat etmek, ruhunu teslim eylemek. 3. Pek ziyade arzu etmek: Zenginlik için can veriyor. Can havliyle = iç oynayarak, helecanla. Cana yakın = Sevimli, kanı sıcak. Can cana, baş başa = Etrafa bakmaya imkân olmayanacak kadar büyük kalabalık, izdihâm. Can yoldaşı = Arkadaş.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canını fedâ edercesine: Gayret-i cân-sipârâne.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان خراش] yürek paralayan.

Türkçe Sözlük

(i.). Meşin veya kumaş kaplı ve açılıp kapanan, yukarı tarafı demir pervazından yapılmış torba ile çekme arasında mahfaza ki, çeşitli büyüklükte nevileri olup, esvap ve çamaşır, evrak, yiyecek, para vesaire taşımaya yarar: Yol çantası, evrak çantası, para çantası, mec. Çantada Çan çiçeği keklik = Hazır veya tedariki kolay şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). huysuz, aksi, geçimsiz. cantankerously (z). huysuzluk yaparak. cantankerousness (i). huysuzluk, aksilik.

Türkçe Sözlük

(i. Rusça «czar» ki, bu da kayser, Sezar’dan gelir). Rusya imparatoru.

Türkçe Sözlük

(i. F. çâr = dört, pâre = parça. Türkçe’si çalpara). Raksederken parmaklara takılıp çalınan dört parçalı kaşık, kastanyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). binicilikte yarım çark hareketi; (f). bu hareketi yaparak at sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). (mark) zımpara, korindon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

irremediable. inevitable. incurable. irredeemable. past retrieve. beyond retrieve. remediless. without means. desperate. despairing. helpless. irreparable. shiftless. past cure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

helpless. incurable. without means. irreparable. inevitably.

Türkçe - İngilizce Sözlük

helpless. incurable. of necessity. inevitably. at loss. hopeless. inevitable. irredeemable. irremediable. irreparable. necessarily. perforce. beyond redress. past redress. resourceless. all at sea.

Türkçe Sözlük

(i. Rusça, L. «küçük çar, Sezarcık»). Çarın büyük oğlu, Rusya imparatorluk veliahdi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (otobüste) bilet parası.

Türkçe Sözlük

(i.) (Rusça’dan). Rusya imparatoriçesi, çar’ın eşi veya kadın çar.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cereyan» dan) (c. cevârî). 1. Halaylık, eskiden parayla alınıp satılan kız: Bir câriye aldı. 2. Esasen savaşta esir olmuş veye ilk sahibi tarafından satılarak eş olmak üzere alınmış kız: Câriyesinden bir oğlu vardır. (Arapça’da birinci mânâsı umumiyetle kızdır. Yâ’nın teşdidiyle câriyye olarak okunması galattır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). bilardo oyununda karambol; geri tepme; (f). karambol yapmak; çarparak geri tepmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be multiplied. to be robbed. to become paralyzed. to become crooked/warped. to warp. to be offended.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be hit. to be robbed. to become paralized. to be offended.

Türkçe - İngilizce Sözlük

multiply. to bump. to hit. to dash against. to run into. to collide with. to strike. to smite. to paralize. to affect violently. to slam. to beat. to throb. to multiply. bang. collide. to come into collision.

Türkçe Sözlük

(i. Kayser’den galat). Vaktiyle Türkler’ce Habsburg hanedanından gelen ve Viyana’da oturan Almanya imparatoruna verilen unvandır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). para, nakit para; peşin para; (çin ve doğu hint adalarında) ufak madeni bir para birimi. cash-and-carry (s). peşin para ödeyip satın alınan. cash crop peşin para ile satılan mahsul. cash on delivery tesliminde ödenecek, ödemeli; (kıs). (C.O.D). cash

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). paraya çevirmek; tahsil etmek. cash in kumarda fişleri kasaya verip parasını almak; (A.B.D)., argo ölmek. cash in on (A.B.D)., (k). dili bir fayda elde etmek.

Türkçe Sözlük

İngilizce "Bankalardan peşin para almak veya para çekmek için kullanılan kart." anlamındaki bu söz için nakit kartı karşılığı önerilmiştir.

Yabancı Kelime

İng. cash card

nakit kartı

Bankalardan peşin para almak veya para çekmek için kullanılan kart.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kastanyet, ispanyol çalparası.

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). 1. Kereste, diş ve kemik gibi gevrek şeylerin gürültüsünü taklit edip mükerrer kullanılır: Bina çatır çatır yıkıldı, yılan, hayvanı sıkıp kemiklerini çatır çatır kırdı. 2. Art arda kullanılınca sökercesine mânâsına gelir: Paramı çatır çatır almasını bilirim.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çat ederek büyük sesle yarılmak, ayrılmak: Cam çatladı. 2. Parçaları ayrılmayacak kadar kırılmak, yarılmak: Bu bardak çatlamış. 3. (dalga vs.) Kırılmak, paralanmak. 4. (hayvan) Çok yürümekten telef olmak: Yarı yolda atı çatladı. 5. mec. Hasetten, hiddetten, sıcaktan ve başka ıztıraptan telef olmak derecesine gelmek: Hasetciler çatlasın, sıcaktan çatlayacağız. 6. Çok ağlamaktan ölmek derecesine gelmek: Şu çocuk çatlayacak, meme verin. 7. Çok ağrımak, ıztırap içinde bulunmak: Başım çatlıyor, karnım çatlayacak. Alın damarı çatlamak = Haya ve hicap kalmamak, arsız, utanmaz olmak. Taş çatlamak = 1. Çok soğuk olmak. 2. Olmayacak şey olmak, imkânsız şey vuku bulmak: Taş çatlasa bu bahçe o kadar mahsul vermez. Çatlasa, patlasa = Her ne yapsa: Çatlasa da patlasa da bu işi yürüteceğim.

Şifalı Bitki

(claviceps purpurea): Çavdar ve ona benzeyen bitkilerin çiçeklerinde üreyen parazit bir mantarın kışı geçirmek üzere aldığı mukavemet şeklidir. 10-35 milimetre uzunluğunda, 2-5 milimete genişliğindedir. Dışı siyahımsı-mor; içi pempemsi veya morumsu beyaz renktedir. Tadı yoktur. İçinde ergotin denilen zehirli bir madde vardır. Ev ilaçlarında kullanılmamalıdır. Kullanıldığı yerler: Damarları daraltıcı özelliğinden ötürü hekimlikte kullanılır.

Genel Bilgi

Çaysız bir dünya nasıl olurdu acaba? Çay keşfedilmeseydi, çaydanlık, çay fincanı, kaşığı, işyerlerinde çay paydosu, şehirlerarası otobüslerde çay molası olamazdı. İükür ki çay milattan önce 2737 yılında büyük Çin imparatoru Shen Nung tarafından tesadüfen de olsa keşfedildi.

Shen Nung bir gün bahçede ağzı açık bir kapta su kaynatırken çalılıklardan bir kaç yaprak kaynayan suyun içine düştü. Nung yaprakları suyun içinden toplayamadan yapraklar suda kaynamaya, hoş bir koku etrafa yayılmaya başladı. İmparator merak edip suyun tadına bakınca çay keşfedilmiş oldu.

İmparatorun kendi keşfi hakkındaki düşüncesi çayın susuzluğu bastırdığı, harareti giderdiği ve uykuya olan isteği azalttığı şeklindeydi. Çay ismi de Çincedeki “ça”dan geliyor. Benzer şekilde çaya Ruslar “chay” Araplar “shaye” Japonlar “cha” diyorlar.

Çay bugün dünyada sudan sonra en çok içilen içecektir. Avrupa’ya gelişi 1610 yılını buldu, başlangıçta da ilaç muamelesi gördü. Halbuki o yıllarda çay Orta Asya’da o kadar değerliydi ki çay balyaları ticarette para yerine geçebiliyordu.

Çayın Avrupa’ya geldiği ilk yıllarda tüccarlar satışını ateş düşürücü, mide ağrısı giderici, romatizmayı önleyici bir ilaçmış gibi yaparlarken, doktorlar biraz daha ileri giderek çaydan yapılan iksirin tüm hastalıklara karşı direnç kazandırdığını ve yaşlanmayı geciktirdiğini ileri sürüyorlardı.

Zamanla bu sefer de çayın aleyhine görüşler yayılmaya başladı. Fransız fizikçiler çayı asrın en münasebetsiz yeniliği diye nitelendirirlerken bir Alman doktor da 40 yaşından sonra çay içenlerin ölüme daha yakın olacaklarını iddia ediyordu.

İngiltere’de ise çay içmek alışkanlık haline gelince kadın dergileri ev kadınlarının çay yüzünden ev işlerine soğuk bakmaya başladıklarını, ekonomistler ise çalışmaya harcanacak zamanın çay içmekle tüketildiğini ileri sürdüler. Ancak bunların hiçbiri çayın dünyanın en favori içeceği olmasını önleyemedi. Miktar tam olarak bilinemiyor ama dünyada senede 2 milyon ton civarında çay tüketildiği tahmin ediliyor.

Günümüzde çayın yaygınlaşmasına en çok etki eden faktör poşet çayın icadıdır. Her ne kadar icadının tam farkına varmasa da poşet çayın mucidi Thomas Sullivan’dır. Kahve ve çay ticareti ile uğraşan Sullivan, müşterilerine sık sık çay örnekleri gönderiyordu. Başlangıçta bu iş için teneke kutuları kullanırken, sonradan elde dikilmiş ipek torbaların bu iş için daha pratik ve ucuz olacaklarını düşündü.

Çok geçmeden siparişler başladı ama şaşırtıcı olan esas malı değil torba içindeki örnek çayları sipariş etmeleriydi. Müşteriler torbaların çayın kaynamasını kolaylaştırdıklarını keşfetmişlerdi. Çayın torba (poşet) içinde satımı o kadar geliştirildi ki Batı ülkelerinde tüketim oranı toplam çay tüketiminin yarısına ulaştı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبار] zorba. 2.güçlü. 3.Tanrı. 4.tuttuğunu koparan, becerikli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Gana`nın para birimi.

Türkçe Sözlük

(i. «çekmek» ten). 1. Masa ve yazıhanenin çekmekle açılan gözü: Evrakı yazıhanenin çekmecesinde muhafaza ediyor. 2. Çekilir gözü olan küçük sandık veya dolap. 3. Bir gözlü ve dört ayaklı küçük yazıhane. 4. Çekmesiz ve ufak tefek ve ekseriya kıymetli şeyler vazına mahsus küçük sandık: Evrak, para, mücevherat çekmecesi. 5. Çekilip tekrar konur veya açılır kapanır köprü. 6. Fırtına çıktığı zaman gemilerin çekildiği küçük liman, mahfuz koy. İstanbul’daki Büyükçekmece ve Küçükçekmece adlarını bu mânâdan almışlardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). göğe ait, semavi; kutsal, ilâhi; gökte oturan; (i). göksel varlık; (bh)., (alay) çinli. Celestial Empire ,Çin imparatorluğu. celestial equator gök büyük kuşağı. celestially (z) göksel olarak .celestial navigation yıldızlara bakarak yön tayini

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. contrast. discrepancy. paradox. contradictoriness. antinomy. cleavage. excursion. variable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. conflict. disagreement. discrepancy. paradox. variance.

Türkçe Sözlük

(CEM’) (i. A.) (c. cumö, ecma’). 1. Toplama, biriktirme, devşirme, birikme: Birçok kitaplar cem’etmiş; sarfetmeyerek bir hayli para cemetti. 2. Birden fazla şeyi toplama: Kılıç ile kalemi cem’ etmiş; o adam dünyevî ve uhrevî faziletleri cem’etmiştir. 3. Arapça’da ikiden, Türkçe ve Farsça ile tesniyesi olmayan sair dillerde birden fazla şahsa delâlet eden kelime (isim, sıfat, kinaye, fiil): Adamlar, geldiler, biz, merdân, ricâl kelimeleri cemîdir (bu mânâ ile c. cumû dahi kullanılır). Cem’-i müzekker, cem’-i müertnes, cem’-i sâiim = «On» ve «İn» ilâvesiyle teşkil olunan Arapça çokluk ki, başlıca sıfatlara mahsustur: Müslimîn, mü’minîn, Alimîn gibi. Cem’i-mükesser = Müfret sigasının değişmesiyle teşekkül eden Arapça çokluk: Kütüb, ricâl gibi. Cem’-ül cemi = Zaten cemî olan bir siganın cem’i: Masârifât gibi ki «masraf» ın cem’i olan «masârif» in cem’idir. İsm-i cemî = Arapça’da müfret olduğu halde cemî mânâsını ifade eden isim ki «he» ilâvesiyle müfredi teşkil olunmaz, zira o vakit cins ismi denilir. Cem’-i kıllet = Dokuzdan aşağıya mahsus olan Arapça çokluk. Cem’-i kesret = Dokuzdan fazlaya mahsus olan Arapça çokluk. 4. (matematik). Hesapta dört işlemin birincisi ki birkaç sayının toplanıp bir sayı teşkil etmesinden ibarettir.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cengiz Han. Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu, asıl adı Timuçin’dir. Moğolcada Çing sıfatının çoğulu olarak, güçlü, kuvvetli anlamındadır. İslam ülkelerine düzenlediği seferlerle acımasız ve gaddarca müslümanları katletti. İslam medeniyetine büyük ölçüde tahribat verdi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

paradise. heaven. eden. city of god. elysium. glory. the new jerusalem. the happy hunting grounds. pie. pearly gates.

Türkçe - İngilizce Sözlük

elysium. heaven. paradise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

heaven. paradise. heavenly place.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Birleşik Amerika para birimi olan doların yüzde biri; bu değeri taşıyan sikke.

Türkçe Sözlük

(i.) (A. ceyb). 1. Yaka, yaka açıklığı: Başını ceyb-i mürâkabeye çekti = Düşünceye, hayal ve iç Alemine daldı. 2. Cep elbisenin öte berisinde para, mendil, evrak vesaire koymaya mahsus olarak yapılan kese (eskiden Araplar, yaka açığının göğüse gelen kısmını bu işe kullandıkları için bu isimle adlandırılmıştır). Cebinden = Kesesinden, kendi malından. Cebi delik = Züğürt, eli boş. 3. (geometri). Bir açının bir ucundan başlayarak diğer ucundan merkeze uzanan yarıçapa indirilen dik çizgi (Fr. sinüs). Tamam-ı ceyb = Yarıçapın ceybinin eriştiği noktadan merkeze kadar olan kısmı. 4. (anatomi). Bedenin et veya kemikteki bazı oyuklara, boşluklara denir. 5. (Osmanlı saray teşkilâtında) Ceyb-i hümâyûn = MAbeyn-i Hümâyûn’ca ödenmesi padişah hazinesine havale olunmayan masraflara mahsus ve ser-kurenâlık makamına bağlı dâire. Ceyb-i Hümâyûn kâtibi = Bu dairenin Amiri.

Genel Bilgi

Size şaşırtıcı gelebilir ama, telefon evimizdeki en basit cihazdır. O kadar basittir ki, ana yapısı yüzyıldır değişmemiştir. Eğer 1920’li yıllardan kalma bir antika telefon bulabilirseniz, fişini duvardaki deliğe takın, gayet iyi çalışır.

Telefon sistemi o kadar basittir ki, evimizin bir ucuna bir aparat, diğer ucuna bir başka aparat koyup, bunları birbirlerine araya 9 voltluk bir pil ve bir rezistör koyarak bağlarsanız, kendi interkom sisteminizi yaratmış olursunuz. Bu telefonlarla kendi aralarında rahatça görüşme yapılabilir.

Telefonlarımızı duvardaki duylara ve oradan da santrallere bağlayan, genellikle biri kırmızı, diğeri yeşil iki kablo vardır. Yeşil kablo konuşma için ortak hat olup, kırmızı kablo vasıtası ile santralden telefonumuza 6 ile 12 volt arası, 30 miliamper seviyesinde bir akım gelir.

Eğer basit bir granüllü ahizeye sahipseniz, sesinizin dalgalan, bu granülleri az veya çok sıkıştırarak, santralden kırmızı kablo ile verilen, yaklaşık bu 9 voltluk akımın karşı tarafa değişik kuvvetlerle gitmesini sağlar. Karşı tarafta kulaklıkta da, bu defa tam tersi olur ve bu değişik akımlar titreşim yolu ile sese çevrilir.

Telefon konuşmasını ileten bu çok zayıf akımı çok uzaklara taşıyabilmek için bir frekans limitlemesi yapılmıştır. Yani frekans olarak 400 saykılın altında ve 3400 saykılın üstündeki sesleri sistem kabul etmez, yok farz eder. Bu nedenledir ki, bazılarının sesleri telefonda daha farklı gelir.

Telefonun çalışabilmesi için gerekli 6-12 volt akımın telefon santralından gelen bakır telle sağlandığını belirtmiştik. Bu nedenle evinizde cereyan kesilse bile, telefona gerekli akım santralden sağlandığı için, çalışmaya devam edecektir.

Peki telefon santralının cereyanı kesilirse ne olur? Bu duruma karşı santrallerde çok büyük bir batarya sistemi bulunmaktadır. Ayrıca bir de yedek elektrik jeneratörü vardır ki, cereyanın kesilme durumunda bütün telefon şebekelerini beslerler ve telefonların çalışmalarını sağlarlar.

Genel Bilgi

Size şaşırtıcı gelebilir ama, telefon evimizdeki en basit cihazdır. O kadar basittir ki, ana yapısı yüzyıldır değişmemiştir. Eğer 1920’li yıllardan kalma bir antika telefon bulabilirseniz, fişini duvardaki deliğe takın, gayet iyi çalışır.

Telefon sistemi o kadar basittir ki, evimizin bir ucuna bir aparat, diğer ucuna bir başka aparat koyup, bunları birbirlerine araya dokuz voltluk bir pil ve bir rezistör koyarak bağlarsınız, kendi interkom sisteminizi yaratmış olursunuz. Bu telefonlarla kendi aralarında rahatça görüşme yapılabilir.

Telefonlarımızı duvardaki duylara ve oradan da santrallere bağlayan, genellikle biri kırmızı, diğeri yeşil iki kablo vardır. Yeşil kablo konuşma için ortak hat olup, kırmızı kablo vasıtası ile santralden telefonumuza 6 ile 12 volt arası, 30 miliamper seviyesinde bir akım gelir.

Eğer basit bir granüllü ahizeye sahipseniz, sesinizin dalgaları, bu granülleri az veya çok sıkıştırarak, santralden kırmızı kablo ile verilen, yaklaşık bu 9 voltluk akımın karşı tarafa değişik kuvvetlerle gitmesini sağlar. Karşı tarafta kulaklıkta da, bu defa tam tersi olur ve bu değişik akımlar titreşim yolu ile sese çevrilir.

Telefon konuşmasını ileten bu çok zayıf akımı çok uzaklara taşıyabilmek için bir frekans limitlemesi yapılmıştır. Yani frekans olarak 400 saykılın altında ve 3400 saykılın üstündeki sesleri sistem kabul etmez, yok farz eder. Bu nedenledir ki, bazılarının sesleri telefonda daha farklı gelir.

Telefonun çalışabilmesi için gerekli 6-12 volt akımın telefon santralınden gelen bakır telle sağlandığını belirtmiştik. Bu nedenle evinizde cereyan kesilse bile, telefona gerekli akım santralden sağlandığı için, çalışmaya devam edecektir.

Peki telefon santralının cereyanı kesilirse ne olur? Bu duruma karşı santrallerde çok büyük bir batarya sistemi bulunmaktadır. Ayrıca bir de yedek elektrik jeneratörü vardır ki, cereyanın kesilme durumunda bütün telefon şebekelerini beslerler ve telefonların çalışmasını sağlarlar.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cürm» den smüş.) (c. cerâim). 1. Suç, kabahat, günah. 2. (Sonradan türetilmiş bir kelimedir). Para cezası, tazmin: Cerimesini çekmek. Mecazen de kullanılır. Halk dilinde «cereme» olmuştur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جریمه] suç. 2.para cezası, cereme. 3.ceza ödeme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cer» den). I. Mutlaka para toplamak için kendisi bir kıyafet vermiş dilenci. 2. Arsız ve kovulmakla gitmez dilenci. Sürüklediği erzak ve mühimmatı çok olan, kesretli, kalabalıktı: Ceyş-i cerrir, leşker-i cerrar = Cerrar, asker (ordu).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). bağırsak şeridi; parazit kurt.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zırh paralayıcı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da hem iyi ve hem kötü karşılık mânâsına gelip mükâfat yerine de kullanılırsa da, dilimize yalnız kötülüğe karşılıktır). 1. Cürüm, kabahat ve cinayet sahibine gerek dünyada ve gerek Ahirette verilen karşılık. Ar. ukûbet, azap. Ceza vermek = Müstahak olanın cezasını tertip ve icra etmek. Allah cezasını versin = Beddua, cezasını bulmak, cezaya uğramak, ceza çekmek, ceza. Ceza kanunu = Ceza derecelerini tayin eden kanun. Ceza mahkemesi = Cezayı gerektiren suçlara bakan mahkeme. Cezâ-i nakdî, nakdi ceza, para cezası = Bir kabahate karşı sahibinin vermeye kanunen mecbur olduğu para. Rûz-ı cezi = Kıyamet günü, mahşer günü. 2. Biri diğerine bağlı olan iki cümleden meydana gelen sözün ikincisi ki «cevap» da denilip diğeri «şart» tır. «Haber verirseniz gelirim» cümlesinde «gelirim» kelimesi ceza ve «haber verirseniz» şarttır.

Yabancı Kelime

İng. change

ekon. para değişimi

Para alımı ve satımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). değiştirmek, tahvil etmek; aktarma yapmak (tren vb); para bozdurmak; para değiştirmek; yatak takımlarını değiştirmek; değişmek, değişikliğe uğramak; elbiselerini değışmek, üstünü değişmek. change color yüzü kızarmak; yüzü solmak.change front (ask).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değişim, değişme, değişiklik, tahavvül, dönüşme; sapma; yenilik; bir şeyin diğerinin yerini alması; bozukluk, paranın üstü; aktarma; (müz). çanlarla çalınan bir parçanın perde değişiklikleri. change of address adres değişikliği. change of air hava

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir öIünün ruhuna okunan duaya ödenen para; kilisenin dua okutmaya mahsus oda veya bölümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ucuz, ehven; az zahmetle elde edilebilen; ucuzca; faizi ehven (borç para), satın alma gücü düşmüş olan (para); bayağı, adi. dirt cheap çok ucuz. cheapskate (i)., (ABD)., (argo). cimri kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göğüs; sandık; kutu: bir kurumda para alınıp verilen yer: banka. chest of drawers çekmeceli dolap, konsol. chest register (müz). göğüsten çıkan pes sesler. community chest genel yardım sandlğı. hope chest ceyiz sandığı. medicine chest ilâc dolabı. t

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). piliç, tavuk; tavuk veya diğer kümes hayvanlannın eti; (k.dili). toy kimse; (A.B.D.)., (argo). genç kız; (s)., (A.B.D.)., (argo). korkak, ödlek; (f)., (A.B.D.)., (argo)., out (ile) korkudan çekinmek. chicken feed (argo). bozuk para,

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yarık, çatlak; (argo). temiz para, nakit para; madeni ses; (f). yarıkları doldurmak; şangırdamak, şangırdatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yiyecek içecek masrafları için ödenen para makbuzu; (ing). not, mektup; çocuk, delişmen ve tecrübesiz kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akıntı, çağlayan; kanal, oluk; şelale; dar boğaz şeklinde ağıl; paraşüt.

Ülke

Başkent: Cibuti.

Nüfus: 413.000.

Yüzölçümü: 23.200 km2.

Komşuları: Batıda ve Kuzeybatıda Etyopya, Kuzeybatıda Eritre, Güneyde Somali.

Önemli Şehirleri: Cibuti.

Din: %94 Müslüman, %6 Hıristiyan.

Dil: Fransızca, Arapça (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Fransa, 1862-1900 yılları arasında bu toprakların yönetimini aşama aşama ele geçirdi. Etyopya ve Somali bölge üzerindeki iddialarından vazgeçmekle birlikte birbirlerini bölgenin kontrolünü ele geçirmeye çalışmakla suçlamışlardır. 1976’da Afar (Etiyopya asıllı bir grup) ile İssa (Somali asıllılar) arasında çatışmalar oldu. 27 Haziran 1977’de kazanılan bağımsızlığa kadar bölgeye iki ülkeden göçler devam etti.

Çad (Chad).

Başkent: N›Djamena.

Nüfus: 5.467.000.

Yüzölçümü: 1.284.000 km2.

Komşuları: Kuzeyde Libya; Batıda Nijer, Nijerya, Kamerun; Güneyde Orta Afrika Cumhuriyeti; Doğuda Sudan.

Önemli Şehirleri: N›Djamena.

Din: %44 Hıristiyan, %33 Geleneksel İnançlar.

Dil: Fransızca ve Arapça (Resmi Dil) 100 kadar çeşitli diller.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Çad, Sahra Çölü oluşmadan önceki dönemlerde paleolitik ve neolitik kültürlerin yaşandığı yerdi. Fransa›nın 1900›lerde kontrolü ele geçirmesine kadar, bir dizi krallık ve Arap köle tacirleri Çad›a egemen oldu. Ülke 11 Ağustos 1960›ta bağımsız oldu. Bir çok ateşkes ve barış andlaşması yapılmasına rağmen, 1966›dan beri kuzey Müslümanları güneydeki Hristiyan hükümete ve Fransız birliklerine karşı savaşmaktadır. Libya yanlısı Çad hükümetinin isteği üzerine Aralık 1980›de Libya askeri birlikleri ülkeye girdi. Birlikler Kasım 1981›de geri çekildi. Hissene Habre liderliğindeki isyancı güçler, Haziran 1982›de başkenti ele geçirerek başkan Goukouni Oueddei›ye ülkeden kaçmak zorunda bıraktılar.

Fransa, 1983›te başkan Habre›ye Libya destekli isyancılarla mücadelesinde yardım etmeleri amacıyla 3000 asker gönderdi. Eylül 1984›te Fransa ve Libya birlikleri Çad›dan eş zamanlı olarak geri çekilmesinde anlaştılar, ancak Libya güçleri Çad güçlerinin onları son büyük kalelerinden de attığı Mart 1987 tarihine kadar kuzeyde kaldılar.

Aralık 1990›da, Habre Libya destekli bir isyancı grup olan Yurtsever Kurtuluş Hareketi tarafından devrildi.

3 Şubat 1994›te Uluslararası Adalet Divanı Libya›nın kendi sınırlarındaki mineral zengini Aazou Şeridi üzerindeki ülkesel hak iddiasını reddetti. Libya birlikleri Mayıs sonunda geri çekildi.

Çek Cumhuriyeti (Czech Republic).

Başkent: Prag.

Nüfus: 10.480.000.

Komşuları: Kuzey›de Polonya, Kuzey ve Batıda Almanya, Güneyde Avusturya, Doğuda ve Güneydoğuda Slovakya.

Önemli Şehirleri: Prag, Brno, Ostrava.

Din: %39.8 Ateist, %39.2 Katolik, %4.6 Protestan.

Dil: Çekçe.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 9. yy›da Büyük Morovya İmparatorluğunun parçası olan Bohemya ve Morovya daha sonra Kutsal Roma İmparatorluğunun parçası oldu. Bohemya krallarının yönetiminde, 14. yy.da Prag Orta Avrupa›nın kültür merkezi olmuştur. Bohemya ave Macaristan daha sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun idaresine geçti.

19

Türkçe Sözlük

(I.). Yokluk beyen eder: Paralar cicoz. Argodur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

When the selling price of a good includes transportation costs , so that the buyer does not have to pay for those costs separately The risk of loss or damage to the goods in transport is borne by the seller or the seller's insurance company.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı: ceğr). Farsça’da bizim karaciğer dediğimiz uzva mahsus olup, dilimizde akciğere dahi uydurularak, bu iki uzuv «kara» ve «ak» sıfatlariyle birbirinden ayrılmıştır: (Akciğer = rie, karaciğer = kebet). Ciğer ağıza gelmek = Korkup ürkmek. Ciğerotu = Deniz kadayıfı. Ciğeri beş para etmez = Değersiz adam. Ciğer-pâre, ciğer-kûşe = Pek sevgili şahıs. Can ciğer = Sevişen dostlar: Burada hep can ciğeriz. Ciğer yanmak = Çok kederlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جهاندار] büyük hükümdar, imparator.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Delhi, Türk-Hind İmparatorları’nın 13.’sû olup Şah Alem Bahadır’ın büyük oğludur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جهانگير] büyük hükümdar, imparator.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جهانگيری] büyük hükümdarlık, imparatorluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

device. apparatus. appliance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparatus. device aygıt. trousseau çeyiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparatus. equipment. machine. appliance. device. trousseau.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dışarı atmak, ihraç etmek: Onu evden çıkardılar. Atı ahırdan, elbiseyi dolaptan, parayı kasadan İ1” karmak. 2. Çekmek, sökmek, yolmak: Diş, ağaç, kıl çıkarmak. 3. Göstermek, arzetmek, meydana veya birinin önüHe koymak: Kızı görücülere çıkarmak. çocukları nı çıkardı. 4. Yükseltmek, yukarı iletmek, kaldırmak: Kendisi üst kata çıkardılar. Şunu yukarı çıkar. 5. Hulâsasını, özünü veya suyunu almak, istihsal etmek: Menekşenin suyunu, sütün yağını çıkarmak. 6. İcat etmek: Ziraat için birçok makineler çıkarmışlar. 7. Neşretmek, yaymak, intişar ettirmek: Filân pek faydalı bir kitap çıkardı. 8. Peyda etmek, ittihaz eylemek: O, bir Adet çıkardı. 9. Netice almak. Osm. istintâc, istinbât etmek: Bundan ne çıkarıyorsunuz? 10. Hasıl etmek, yetiştirmek, vermek: Anadolu çok zahire çıkarabilir. Arabistan, dünyanın en güzel atlarını çıkarır. Uşak, güzel halılar çıkarır. 11. Vücuda getirmek, yetiştirmek: Bu mektep çok meşhur Alimler çıkarmıştır. 12. Okumak, sökmek, halletmek: Bu yazıyı çıkaramadım. 13. Soymak, kaldırmak: Şapkasını, esvabını, çizmesini çıkardı. 14. Uğramak, tutulmak: Çiçek, kızamık çıkarmak. Acı çıkarmak = 1. intikam almak. 2. Zararını çı karmak: Bu işte zarar ettim, ama yakın da acısını çıkarırım. Ekmeğini çıkarmak = Yiyeceğini kazanmak, geçinecek iş bulmak. Ekmeğini taştan çıkarmak = Çok çalışarak hayatını kazanmak. Elden çıkarmak = 1. Satmak. 2. Kaybetmek. Oyun çıkarmak = Oyun bulmak, icat etmek. İş çıkarmak = Mesele ve güçlük meydana getirmek. Baştan çıkarmak — Azdırmak. Piliç çıkarmak = (tavuk) Yumurtadan civciv istihsal etmek. Diş çıkarmak = 1. Çocuk diş peydâ etmek. 2. Çürük veya ağrıyan dişi çekmek. Dil çıkarmak = Alay etmek. Zevkini çıkarmak = Safasını sürmek, lezzetini tatmak. Ses çıkarmamak = Razı olmak. Su çıkarmak — Kuyu veya dereden su doldurmak. Taş çıkarmak = Galip gelmek, üste çıkmak. Kokusunu çıkarmak = Beceremeyip zora sarmak. Göz çıkarmak = Kör etmek ve mec. Bozmak, berbat etmek. Mânâ çıkarmak = MAnâ vermek, bir söz veya işten maksadın ne olduğunu anamak. Yanlış çıkarmak = Yanlış bulup düzeltmek. Böcek çıkarmak = İpek böceği beslemek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bağ, bohça, paket. 2. Bir keseye konan veya bir parça beze sarılı para vs.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Girişmek, kuvvet ve iktidarı üstünde bir işe bulaşmak, koyulmak: Ben bu işe çıkışamam. 2. Bâliğ, vâsıl olmak, varmak: Biriktirdiğimiz para birkaç yüz liraya çıkıştı. 3. Yetişmek, kâfi olmak, kifayet etmek: Paramız çıkışmadı. 4. Hiddetlenip azarlamak, paylamak, sert konuşmak: Bana çıkışmaya hakkınız yoktur: Siz, kendisine biraz çıkışın.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yetiştirmek, Osm. İsal, iblâğ etmek: Para çıkıştıramadım. 2. Çaresini bulmak, tedarik etmek, istihsâl eylemek: yol parasını çıkıştıramadı. 3. Sona erdirmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. içerden dışarıya varmak, çıkmak: Evden çıktı. At ahırdan çıkacaktır. 2. Yükselmek, yukarı kalkmak, Osm. suûd etmek: Evin üst katına çıktı. Merdivenden çıkıyordu. 3. Meydana gelmek, zuhur etmek, görünmek: Bize çıkmadı. 4. Doğmak, Osm. tulü etmek: Güneş, ay çıktı. S. Verilmek, ödenmek: Maaş, ihsan, ikramiye çıktı. 6. Son bulmak, geçmek, Osm. mürûr etmek: Mart çıkıp, nisan girdi. Çıkan ay. 7. Şâyî olmak, duyulmak, intişâr etmek: Bir lâkırdı, bir havadis çıktı. 8. Neşrolunmak, intişar etmek: Bir kitap, bir gazete çıktı. Falan gazete sabahları çıkar. 9. İcad ve ihtirâ olunmak: Yeni bir usul çıktı. Pek işe yarar bir makine çıktı. 10. Birinin veya bir heyetin huzuruna varmak: Makama çıktım. Mahkemeye çıktı. 11. Kaldırılmak, Osm. raf’ ve nez’ olunmak, selb olunmak: Fes baştan, çizme ayaktan çıkar. Bu esvap kolay çıkmaz. Bu yüzük parmağımdan çıkar. 12. Elde edilmek, özü alınmak: Çiçekten su, sütten yağ çıkar. 13. Netice alınmak, Osm. istintâc, istinbât olunmak: Bundan ne çıkar? Böyle sözlerden bir şey çıkmaz. 14. Artmak, yükselmek, pahalılaşmak: Zahirenin fiyatı çıktı. 15. Pahalanmak, pahası artmak: Savaş sebebiyle İngiliz malları çıktı. Pamuk çok çıktı. 16. Mal olmak; şu kadar para ile vücuda gelmek: Bu ev kaça çıktı? Şu kumaştan bir kat esvap kaça çıkar? 17. Gerçekleşmek, tahakkuk etmek, doğru olduğu anlaşılmak, açığa çıkmak: Benim sözüm çıktı. O adamın dediği çıkacaktır. 18. Ortaya çıkmak, zuhûr etmek, görünmek, ne olduğu anlaşılmak: Aldıkları gelin nasıl çıktı? Gelen atlar iyi çıkmadı. O iş umduğumuz gibi çıkmadı. 19. Başa çıkmak: Sendikaların tuttukları yol çıkmaz. O, çıkar iş değildir. 20. Kifayet etmek, yetişmek, kâfi olmak: Bir elbise iki metre kumaştan çıkar mı? Bu kumaştan bir pantolon çıkmaz. 21. Sonuna gelmek, sona ermek, varmak, nihayet bulmak: Bu yol nereye çıkar? 22. Kör olmak, patlamak, akmak, sakatlanmak: Gözü çıktı. Gözlerim çıksın (yemin). 23. (uzuv) Yerinden oynamak, (kemik) mafsaldan ayrılmak: Kolu çıkmış. 24. Sâdır olmak: Emir çıktı. 25. Bitmek: Ekinler yeni çıkıyor. 26. (renk, boya) ZAil olmak, solmak: Bu boya çıkar mı? Bu kumaşın rengi çıkar. Ad çıkmak = Fenalıkta şöhret bulmak, kötü tanınmak. Aradan çıkmak = Mündefî ve zâil olmak. Aslı çıkmak = Doğruluğu belli olmak: O havadisin aslı çıkmadı. Elden çıkmak = Kaybolmak. Usta çıkmak = Maharetini göstermek. Baştan çıkmak = Azmak. Başa çıkmak = Muvaffak ve müyesser olmak. Başa baş çıkmak = Yeke yek gelmek, tamam tamamına yetişmek. Paradan çıkmak = Para sarfına mecbur olmak. Can çıkmak = Olmak ve mec. Çok zahmet ve meşakkat çekmek. Hatırdan çıkmak = Unutulmak. Karşı çıknuk = Karşılamak. Gözden çıkmak = Gözden düşmek, soğumak. Yoldan çıkmak = Katar veya tramvay yolundan dışarı fırlamak. Yola çıkmak = Yolcu olmak, yola koyulmak. Kokusu çıkmak — Duyulmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

paragram. pun. word play.

Genel Bilgi

Aslında nedeni tam bilinmiyor. Bir görüşe göre, vakti zamanında Çin imparatorlarından biri halkın ayaklanmasından korktuğundan, eritilip silah olarak tekrar kullanılabilecek metal olan her şeyin toplanmasını emretmiş. Ellerindeki bıçak, kaşık ve benzeri şeyleri vermek zorunda kalan Çinliler ne yapsınlar, çaresiz bambu kamışlarından yapılmış ince çubuklarla yemek yemeye alışmışlar.

Akla daha yatkın gelen diğer bir görüşe göre ise çubukla yemek adeti Çinlilerin yiyeceklerini küçük parçalara bölüp yeme alışkanlıklarından ve buna bağlı olarak zaman içinde çok önemli bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor.

Yemek çubukları milattan bir yüzyıl önce doğmuş. Yemeği içindeki yağa atıp karıştırarak pişirmeye yarayan tava benzeri kaplar kullanılmadan önce yiyecekler odun ateşi üzerinde pişiriliyormuş. Nüfus çoğaldıkça artan yiyecek ihtiyacından dolayı ormanlar kesilip tarlalar açıldıkça bu sefer de odun, yani yakacak sıkıntısı başlamış.

Zamanla etleri ve sebzeleri çok küçük parçalara bölüp, yağ içinde karıştırarak kızartmanın hem süratli pişmeyi hem de odundan tasarrufu sağladığını görmüşler.

O zamanlar ağaç sıkıntısı nedeniyle, yemek masası kullanmak zenginlere mahsus bir lüks olduğundan insanlar bir elleri ile yiyecek veya pirinç tabağını tutuyor, yemek yemek için de sadece diğer ellerini kullanabiliyorlarmış.

Çinlilerin yemeklerinin bol soslu olduğunu söylemeye gerek yok. Yerken çubukları kullanmak, her şeyi tek elle yemek zorunda olan Çinlilerin bütün parmaklarının kirlenmesi sorununu çözdüğü için hızla yayılmış. O zamanlar çubukların çok azı ağaçtan, çoğunluğu fildişi ve kemiktenmiş.

Şimdi artık ne metal ne de ağaç kıtlığı var. Zaten onların yerini sentetik malzemeler çoktan almış durumda. Ne var ki bırakın Çin’i, diğer ülkelerdeki bir çok insan bile bir Çin lokantası bulup, çubuklarla yemeğe uğraşıp, Çin imparatorunun veya odun yokluğunun yarattığı eziyete seve seve katlanıyorlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carrier Identification Parameter: A 3 or 4 digit code in the initial address message identifying the carrier to be used for the connection.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). daire çember, halka; bu şekildeki herhangi bir cisim; ring, meydan; etki sahası; devir: hale; muhit, grup; (coğr). paralel dairesi; (astr). gök cisimlerinin yörüngesi; gök cisimlerinin kendi etraflarında dönmeleri. great circle (coğr). büyük dair

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devir, deveran, dolaşım cereyan; kan dolaşımı; tedavül, piyasadaki para miktan; kitap verme; dağıtım miktarı, tiraj.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). etrafını çizme, daire içine alma; çevreleme;sınırlama, tahdit; para veya mühür üzerinde bulunan daire şeklindeki yazı; sınır çizgisi; mıntıka, bölge.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Çırak, uşak ve hizmetçilere verilen gündelik, yemek ve para.

Türkçe Sözlük

(i.) Ufak, bakır para, fülOs-i ahmer. (Avusturya’nın vaktiyle Osmanlı ülkelerinde çok görülen böyle bir parasının isminden gelir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). talep, iddia; hak; sigorta poliçesi üstünden ödenecek para; maden vb'ni işletmek için devletin arazisinde hak talep etme. clalm for damages tazminat davası; tazminat talebi. claim jumper ABD başkasının maden ocağını işgal edip alan kimse. Iay claim

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). haykırma, feryat, yaygara; gürültü; (f). yaygara ile istemek; yaygara kopararak zorlamak; haykırmak, feryat etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). temizlemek, yıkamak, antmak; temizlenmek, paklanmak. clean out çöp boşaltmak; (k.dili). terk etmek; silip supürmek, parasız bırakmak. clean up tam temizlemek; (argo). çok para kazanmak; bitirmek; galip gelmek.

Teknolojik Terim

Clear Colour Parazit Azaltma, dijital fotoğrafçılıkta kullanılan bir özelliktir. Görüntünün ışık ve renk frekansları analiz edilir, uzun pozlamalar neticesinde oluşan bozulmalar giderilmiş olur ve doğal tonların resimde oluşumu sağlanır. Özellikle açık mavi gökyüzü, koyu mavi denizler ve yeşil ormanlar gibi büyük alanlarda aynı renklerin bulunduğu manzara fotoğrafları, daha zengin renk tanımlamasından yararlanacak ve daha gerçekçi biçimde oluşturulacaktır.

Teknolojik Terim

Clear Luminance Parazit Azaltma, daha yüksek çözünürlükte daha net, daha temiz görüntüler sağlayan bir dijital fotoğrafçılık özelliğidir. Parlak ışık altında çekilen görüntüleri geliştirmek için bir filtre kullanır. Bu işlev, resimdeki ayrıntılarla karıştırılabilecek parazitleri önleyerek resimin yüksek aydınlatmalı kısımlarındaki ayrıntıları geliştirir. Geleneksel parazit giderme sistemlerinin aksine, paraziti, görüntü ayrıntılarını etkilemeden bastırır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). pelerin; manto; perde; paravana; bahane; (f). pelerin veya manto ile örtmek; gizlemek, saklamak. eloakroom (i). vestiyer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sopa ile vurmak, dövmek; bir araya toplamak; parasını ortak bir masrafa veya işe yatırmak. club together bir araya gelmek, toplanmak; bir dernek meydana getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sandık, kasa, kutu; (gen). (çog). hazine, para; (mim). girintili ve tahta kaplama tavan panosu; (f). sandığa veya kutuya koymak; sandığa veya hazineye yatırmak (para); (mim). kutuya benzer şekillerle süslemek. cofferwork (i)., (mim). sandık şe

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). madeni para, sikke; para; (mim). köşe, açı; köşe taşı; (f). madeni para bastırmak, basmak; icat etmek, bulmak; para kazanmak; (ing)., (k).(dili). kalp para basmak. coin money kısa zamanda servet yapmak. coin a phrase bir söz icat etmek. false c

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). para basma; meskukât; tedavüldeki para, geçerli para; bir memleketin para sistemi; icat, imal edilmiş herhangi bir şey, yeni kelime. Ioose coinage bozukluk, bozuk para, ufaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). para basan kimse; (ing). kalpazan; yeni kelime ve deyimler icat eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplama; toplanmış şeyler, koleksiyon; kilisede toplanan para, iane; tabaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (fiz)., (astr). bir hizaya getirmek, paralel hale koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). paralel ışınları husule getiren ayar aleti, kolimatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).genel, yaygın, umumi, umuma ait; ortak, müşterek; evrensel; adi, bayağı, kaba; alışılmış, mutat. common carrier para ile yolcu veya yük taşıyan firma. common consent umumun rızası. common divisor (mat). ortak tam bölen. common fraction (mat). bayağı k

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). mukayeseli, karşılaştırmalı; nispi, orantılı; (gram). (sıfat veya zarflann) üstünlük derecesini gösteren; (i)., (gram). üstünlük derecesi. comparative anatomy karşllaştlrmall anatomi compnrative linguistics karşılaştırmalı dilbilim. in comparat

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Avrupa'da özellikle 14 ve 15 yüzylllarda prenslerin veya devletlerin hizmetine girmiş paralı askerlerin kumandanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). imâlat, hazırlama; bonbon, şekerleme; (ecza). şeker veya bal ile hazırlanan preparat; konfeksiyon, hazır elbise.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vicdan; vicdanlılık. conscience clause vicdana riayet etmek şartıyla manasında bir ant veya kanuna ilâve edilen cümle. conscience money vicdanı rahatlatmak için verilen para. conscience-smitten (s). vicdanı azap içinde olan. clear conscience vicda

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saygı, düşünce; gözönüne alma; karşılık, bedel; önem, ehemmiyet; itibar, saygınlık; (huk). borsada verilen pey akçesi. for a consideration para mukabilinde. in consideration of sebebiyle, itibariyle, hasebiyle; karşılığında. take into considerati

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kıtasal; (b.h). Avrupa kıtasına ait; (b.h)., (s)., (i). (Amerikan istiklâl Harbinde) ihtilâlcilere ait (asker, meclis, değersiz para). continental climate kara iklimi. Continental Congress (A.B.D). 1774 ile 1781 yılları arasmdaki Amerikan milli me

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihtimal; beklenmedik olay. contingency fund bir bütçede beklenmedik ihtiyaçlara karşı ayrılan para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). değiştirilebilen herhangi bir şey; üstü açılıp kapanabilen spor araba; (s). değiştirilebilir, tahvili mümkün. convertible bonds tahviii kabil bonolar. convertible money madeni paraya çevrilebilen kâğıt para.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Coefficient of Performance, COP, is the ratio of energy input to heating capacity This is the instantaneous measurement of the heating performance of your heat pump It is comparable to knowing how many miles per gallon of gasoline your car gets when it is

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). bakır; ufak para; (argo). polis; (çog)., (den). bakır kazan; (s). bakırdan yapılmış,bakıra benzer, bakır renginde; copperbottomed (s). bakır dipli, karinası bakır kaplı. copper-colored (s). bakır renginde. copperhead (i). Amerika'da bulunan

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). külliyat, mecmua; (anat). esas; ana para, sermaye. corpusdelicti esas ve cismani delil (bir cinayet vukuunda) ceset. corpus juris kanun külliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korindon; zımpara.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). karşı koymak; bir daha kontrol etmek; (i). engel; tekrar kontrol etme. counter check bankadaki hesaptan para çekmek için düzenlenip müşterilere imzalattırılan zimmet fişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (f). sahte, kalp; (i). taklit; (f). kalp para basmak; taklit etmek, sahtesini yapmak. counterfeiter (i). kalpazan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Asya ve Afrika'nın bazı yerlerin depara olarak kullanılan birkaç çeşit ufak deniz salyangozu kabuğu. panther cowry yılanbaşı, (zool). Cypraea pantherina.

Türkçe - İngilizce Sözlük

resolve. to solve. to unfasten. to undo. to unravel. to dissolve. to disconnect. to untie. to outspan. to detach. to disengage. to decipher. to decompose. to uncoil. to separate. to loosen. to unpack. to unbend. to ungear. to uncouple. to unbrace. to unlo

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (mim). paralel çapraz çizgilerle gölgelemek, taramak. crosshatching (i). , (mim). paralel çapraz çizgiler, tarama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taç; hükümdarlık; hükümdar; taça benzer şey; şeref ve itibar veren şey; tepe, baş; başlık; beş şilin kıymetinde eski bir ingiliz parası; kron, Çekoslovakya ve Danimarka para birimi; (bot). tohum fidanında sapın kök ile birleştiği nokta; (bot). bir

Türkçe - İngilizce Sözlük

To apply a cupping apparatus to; to subject to the operation of cupping.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nakit para; revaç, geçerlik.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaş yerde durmaktan lifleri bozulup tutmaz olmak ve yu muşayıp kokmak. Osm. tefessüh etmek: Bu meyveler çürüdü, bu direkler çürümüş. 2 Berelenmek, morarmak, zedelenmek: Vücu du yer yer çürümüş. 3. Müdafaaya c memek, işe yaramaz hale gelmek: Bizim dâvâmız çürüdü. 4. Sıkıntılı bir yerde çok durmaktan bitmek ve harap olmak: Hapishanede çürüdü. 5. itibardan düşmek. 6 Tahsil ve geri alınması imkânsız olmak batmak: O adama verdiğimiz para çürüdü

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaş bir yerde bı rakmakla bir cismin liflerini, tutmayacak hâle getirmek, kokutmak: Bu meyveleri çürütmüşsünüz. 2. Kötülemek, itibarını bozmak: Zavallı adamı büsbütün çürüttünüz. 3. Bir dâvâ veya bahsi deliller göstererek bozmak, iptal etmek: Bu gibi deliller ile dâvâmı çürütemezsiniz. 4. Bir parayı itibarı bozuk bir yere vererek tehlikeye koymak: O parayı siz boşuna çürüttünüz.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaş yerde bırakılıp lifleri tutmaz hale getirilmek. Osm. ifsâd olunmak: Bu kavunlar bile bile çürütülmüş. 2. Aleyhinde bulunularak kötülenerek itibarı bozulmak: Bu gibi sözlerle itibarlı bir adam çürütülmez. 3. Deliller söyleyerek bir dâvâ veya bahis bozulmak ve iptal olunmak: Benim delilim öyle kolay kolay çürütülmez. 4. Bir para, itibarı şüpheli bir yere bırakılarak tehlikeye konmak: O para bile bile çürütüldü.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı: cüz’-dân). Para, evrak koymaya mahsus kitap kabı şeklinde veya küçük çantaya benzer çeşitli şekillerde mahfaza ki, büyüklüğüne göre cepte veya elde taşınır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جزئدان] para çantası. 2.evrak çantası.

Teknolojik Terim

Üç farklı parazit giderme teknolojisinin birleşimini eş zamanlı olarak kullanarak ‘dijital paraziti’ azaltan yenilikçi bir Sony teknolojisi: Çerçeve Paraziti Azaltma, Blok Parazit Azaltma ve Sinek Paraziti Azaltma.

Türkçe Sözlük

(DRAHOMA) (i.). Drahoma. Hıristiyanlar’da evlenen kızın, kocasına verdiği para, mal, mülk. (bk.) Drahoma.

Teknolojik Terim

Dijital Ses Yayını (DAB), ses programlarının dijital formda yayımlanması teknolojisidir. DAB akımları genellikle daha yüksek kaliteli olup parazite daha az maruz kalır. DAB ayrıca yayımla ilgili metin tabanlı bilgi akışını sağlama yeteneği de sunar.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hile. 2. Kalp para. 3. Hîleci. 4. Çörçöp.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disperse. separate. scatter. disband. come apart. disintegrate. crack up. go to pieces. fly to pieces. go splinters. go into splinters. be scattered. adjourn. clear. clear away. decay. decompose. diffuse. disrupt. dissolve. fall. splinter. spread. st.

Teknolojik Terim

Optik sistemlerin yapısından dolayı görüntüler köşelere doğru daha koyu çıkarlar. Bu özellik, paraziti artırmadan mükemmel homojenlikte bir görüntü elde etmek için köşelerde kazanımı artırarak bu sorunu ortadan kaldırır.

Türkçe Sözlük

(i.) (asıl mânâsı: çıplak sarıksız kavuk giyen) Eline para vesaire geçirmek için yaltakçılık ve soytarılık edip kendi vekar ve haysiyetini muhafaza etmeyen adam, çanak yalayıcı. Fars. kâselîs, Ar. tufeylî.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Structure built in rivers or estuaries, basically to separate water at both sides and/or to retain water at one side. A structure of earth, rock, or concrete designed to form a basin and hold water back to make a pond, lake, or reservoir A barrier built,

Türkçe - İngilizce Sözlük

Structure built in rivers or estuaries, basically to separate water at both sides and/or to retain water at one side.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Structure built in RIVERS or estuaries, basically to separate water at both sides and/or to retain water at one side.

Sağlık Bilgisi

Vücuttaki kan damarlarının bir kısmının veya tamamının sertleşmesi sonucu, esnekliklerini keybetmesine; halk arasında damar kireçlenmesi tıp dilinde ise Arterio Skleroz veya Atheremo denir. Nedeni, kan damarlarının iç kısımlardaki hücrelerin esnekliğini kaybedip, zayıflaması veya kandaki yağlı maddelerin birikinti yaparak, damarı darlaştırmasıdır. Belirtileri baş dönmesi, baş ağrısı, titreme, yürürken sendeleme, düşünme ve öğrenme gücünde zayıflama, sinirlilik veya damarın sertleştiği bölgelerde ağrılar görülür. İlk belirtiler görüldüğünde önlem alınacak olursa, korkulacak bir şey yoktur. Hastanın neşe ve cesaretini kaybetmemesi ve doktorun tavsiyelerini yerine getirmesi iyileşmede atılacak ilk önemli adımdır. Damar sertliği teşhisi konan kimse, perhiz yapmalı, alkol ve sigara gibi keyif verici maddeleri bırakmalı, yumurta, tereyağı ve benzeri yiyecekleri terk etmeli, tuzu da azaltmalıdır. Ayak damarlarında meydana gelebilecek herhangi bir hastalığı önlemek için de dar ayakkabı giymekten kaçınmalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Patates.

Hazırlanışı : 1 adet çiğ patates soyulup iyice yıkanır ve rendelenir. Çıkan su sabahları aç karnına içilir. Aynı işlem hergün tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(DAMAD) (i. F.). 1. Kız çocuğun veya onun yerinde olan yeğen gibi bir kızın kocası, güvey: Damatla kayınpeder. Filân damadımdır. 2. Osmanlı Hanedanı’nda sultan denen imparatorluk prenseslerinin kocası ki, resmî bir unvandı: Dâmâd-ı hazret-i şehryârî.

Türkçe - İngilizce Sözlük

distiller. still. distillery. distilling apparatus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The process of applying water to the lithographic plate on a litho printing machine Also the application of moisture to paper in preparation for a subsequent process, e g supercalendering.

Türkçe Sözlük

(mü. makbûze). Alınmış, alınan: Şu kadar lira makbuzum olmuştur, (i. A. c. makbûzât). Alınan veya alınmış para: Makbûzât defteri. Makbuz ilm’ihaberi, senedi = Alınan para vesairenin alındığını gösteren kâğıt veya senet (bu mânâda de galat olarak bugün dilimizde sadece «makbuz» şeklinde kullanılmaktadır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

The practice of generosity or charity: one of the Paramitas as well as one of the All-Embracing Virtues, where it means, in the latter, giving others what they want just to lead them towards the truth.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bol ve geniş olmayan, sıkı. Ar. zıyk, Fars. teng: Dar esvap, dar sokak, dar yer. 2. Az, kâfi olmayan, ancak yetişecek kadar: Dar vakit. 3. Sıkıntılı, sıkıntıda bulunan, sıkıntı çeken: Darda kaldık. 4. Sabırsız: İçi dar adam. 5. Ancak, güç halle: Dar kaçmak, kendini dar eve attı, dar yetişmek. Dara gelmek = Zaruret, ıztırap, sıkıntıda kalmak. Darda kalmak = Mecburiyet, sıkıntı çekmek. Eli dar = Hasis. Dara boğmak = TAciz etmek, sıkıştırmak. Darda bulunmak = Zarurette olmak, parası olmamak. Daradar, dardanna = Ancak, güç halle. Dara getirmek = Mecbur etmek, sıkıştırmak.

Türkçe Sözlük

(DARP) (i. A.). 1. Vurma, dövme. 2. Madenî paraya, para basma, damga vurma: Darb-ı sikke. 3. Hesabın dört işleminden üçüncüsü ki birbiri üzerine yazılan iki sayıdan birinin diğeri kadar tekrarlanmasından ibarettir, meselâ 5X3 — 15. Bu ifade üç defa beş on beş demektir. Birinci sayıya eskiden madrub (çarpılan), ikincisine zarb (çarpan), üçüncüsüne hâsıl (çarpma neticesi) denirdi. 4. Türlü, çeşit. 5. Şiddet, sür’at. 6. Zarb işareti = X işareti. Darb-ı mesel = Halk ağzında yeri geldikçe kullanılan meşhur söz, atalar sözü. c. durûb-ı emsâl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضرب] vuruş. 2.para basımı. 3.dövme.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Vurarak, döğerek. 2. Çarparak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضرب خانه] darphane, para basımevi.

Türkçe Sözlük

(DARBHANE) (i. F. A. darb = damgalama, F. hâne = ev, yer). Para basılan yer, sikke dökmeye mahsus fabrika, resmî idare (Darphane-i Amire terkibinin müennes olması meşhur galattır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kıymetini düşürmek, ayarını bozmak; şeref ve itibarına halel getirmek, tezlil etmek, alçaltmak, indirmek; bozmak. debased coinage içindeki gümüş veya altın miktarı azaltılmış madeni paralar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sefih kimse, ayyaş kimse, zampara; (fig). çöplük horozu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

If this optional parameter is present, it means that the command's first argument is optional The default value of the optional argument is def. inition/usage.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). emanet paradan çalmak, zimmetine geçirmek. defalca'tion (i). emanet paradan çalma, zimmetine geçirme, suiistimal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). emanet paranın açığını ödemekten kaçınmak, taahhütlerini yerine getirmemek; mahkemede ispatı vücut etmemek; spor karşılaşmasına zamanında gelmeyip hakkını kaybetmek ; ifa etmemek, ödememek;ispatı vücut etmediğinden mahkum etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mahkemede ispatı vücut etmeyen kimse, gaip kimse; yiyici kimse, irtikâp yapan kimse, emanet edilen paranın hesabını vermeyen kimse, borçlarını ödemeyen kimse.

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: tefeci). Çok yüksek faizle ötekine berikine gizlice borç para veren: Defeciye borcu vardır, (bk.) Tefeci.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress parade. fashion show. parade.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fashion show. fashion display. mannequin parade. style show.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Definition Group A grouping of term and its definition Allowed within the definition listing within the front matter of the catalog Note that upon output, term and definition normally are laid out in tabular format, possibly separated by an automatically

Türkçe - İngilizce Sözlük

Define ) is intended literally Only a formal statement or equivalent paraphrase, such as the defining equation with symbols identified, being required.

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Paranın piyasada azalmasıyle satın alma gücünün artması.

Yabancı Kelime

Fr. déflation

ekon. para kısıtlaması

Para şişkinliğine karşı önlem olarak paranın piyasada azalmasıyla satın alma gücünün artması.

Yabancı Kelime

Fr. déflateur

ekon. para kısıtlayıcı

Para kısıtlaması işlemini yapan kimse.

Türkçe Sözlük

Bir nesnenin maddi ya da parasal karşılığı, değişim ortamı ya da benzeri bir standarda göre tahmin edilebilen miktar; ayrıca, nesnenin gerçek ya da olması gereken kıymetine, yararlığına ya da önemine göre göreceli statüsü. Değer kuramıysa kıymetleri önem sırasına göre, ayırıp sınıflandıran bir görüştür. Değerlerin nicel olarak ölçülebilme durumuna göre nesnel ve öznel değerlerden söz edilmektedir. Sanat ve mimarlık alanında mimari bir yapıya, bir sanat nesnesine ya da endüstri ürününe ilişkin iki tür değer tanımlanmaktadır. Bunlar; kullanıcının gereksinimini karşılamaya yönelik ürünün faydasıyla tanımlanan “kullanım değeri” ve mimarlık ya da sanat ürününün özellikle pazarlama ürünü olarak ortaya çıkmasıyla belirlenen “değişim değeri”dir. Kullanım değerine ilişkin değer yargıları kişiden kişiye, gruptan gruba değişebilmektedir. Örneğin; bir sanat nesnesinin estetik değerinden söz edildiğinde, o ürünü oluşturan bileşenlerin kompozisyonu, boyutları, ölçeği, rengi, dokusu, uyumu vb. sanat ve estetik kavramıyla ifade edilen, öznel nitelikli göreceli kıymeti anlaşılmalıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). derece, mertebe; paye; tabaka, sınıf; rütbe, mevki, seviye .degree of latitudeparalel derecesi degree of longitude meridyen derecesi. by degrees yavaş yavaş, derece derece, gittikçe. comparative degree (gram). mukayese derecesi, üstünlük derecesi.

Yabancı Kelime

Fr. décompte

ekon. hesap belgesi

1. Bankalarda çekilen veya yatırılan para karşılığında verilen belge. 2. Alınmış veya ödenmiş olan tutarın dökümü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

insanity. madness. alienation. foolish behaviour. foolishness. craze. crotchet. folly. lunacy. mania. paranoia. possession. termination of offer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A separately evolving subset of the whole population The subsets may be evolved on a different computers Emigration between subset may be used.

Türkçe Sözlük

(i.) (eski Türkçe’de: demür veya temür). 1. Fe senbolü ile gösterilen, 7.8 yoğunluğunda bir eleman. Demir 1510°’de erir. Kullanış yeri pek çok ve ehemmiyeti büyük olan demir, tabiatta oksit, karbonat ve sülfür halinde bulunur. Ar. hadîd, Fars. Ahen. 2. Gemiyi bir yerde durdurmak için zincirle denizin dibine bırakılan çengel şeklinde ağır demir Alet, lenger, çapa: Demir atmak = Gemi vesairenin, demirini denize salması. Demir almak = Demir kaldırmak. Demir üzerinde = Demirli. Demir taramak = Rüzgârın şiddetiyle demirin deniz dibinde sürünmesi. Demir yeri = Liman. Ocaklık demiri = Gemilerde ihtiyaten bulundurulan en büyük demir. Göz demiri = Teknelerin daima kullandıkları demirler. Tonoz demiri = Geminin kıç tarafından başını çevirmek için atılan küçük demir. Demir resmi = Bir limana demirlemek için verilmesi lâzım gelen para. 3. Bir Aletin demirden olan kısmı, namlı: Kılıç, bıçak, sapan demiri. 4. Pranga, zenclr: Ayağına demir vurdular. Demire vurmak. 5. Demirden yapılmış çeşitli Aletler: Kapı demiri, ocak demiri. Ak demir = Çekiçle dövülmüş demir. Kara demir = Kalıba dökülmüş demir. Erkek demir = Serti. Dişi demir = Yumuşağı. Demir kapan = Mıknatıs. Demirkapı = Nehirlerde gemilerin geçmesini engelleyen kayalık sed ve şelâle. Demir kırı = Demirin rengini andırır at donu. 6. Demirden yapılmış: Demir, karyola, demirkapı, demiryoju. 7. mec. Demir gibi sert ve katı yahut dayanıklı: Demir çarık.

Türkçe Sözlük

(i.). Üzerinde tren katarının yürüdüğü paralel iki raydan meydana gelen yol (demirden yol mânâsıyle sıfat olduğundan «demiryol» demek lâzımdır, izafetle «demiryolu» demek yanlıştır. Bununla beraber, şimdi bu şekil kullanılmaktadır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). paranın değerini düşürmek; parayı tedavülden kaldırmak. demonetiza'tion (i). paramn değerini düşürme; tedavülden kaldırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., den. kuntra istalya; gemi veya vagonun yük almak veya boşaltmak için tayin olunan müddetten sonra alıkonulması;bunun için verilen para, tazminat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. denarii) eski Roma'da gümüş para veya para birimi, dinar.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İki veya daha fazla şeyleri birbirine denk getirmek. 2. Gereken miktarı sağlamak: Parayı denkleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diş macunu veya tozu, dişleri temizlemekte kullanılan herhangibir preparat.

Finansal Terim

(Depositary Receipt)

Yerel bir saklama kuruluşunda depo edilen yabancı menkul kıymetleri temsilen çıkarılan ve bu menkul kıymetlerin verdiği hakları aynen sağlayan, bunlara özdeş, hamiline yazılı, nominal değeri temsil ettiği yabancı menkul kıymetin para birimi cinsinden ifade edilen sermaye piyasası aracıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emanet; depozito; pey, rehin; mevduat; teminat akçesi; tabaka,tortu; döküntü, birikinti, sel kumu; (mad). birikinti, maden yatağı; depo. deposit account mevduat hesabı. demand deposits vadesiz mevduat money on deposit bankadaki para, mevduat. time d

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). koymak; dibine çökmek, tortu bırakmak döküntu bırakmak; emanet etmek, depozito etmek tevdi etmek; bankaya yatırmak; paranın bir kısmını vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tevdi eden kimse, mudi, para yatıran kimse; tortu bırakan şey, birikinti bırakan şey.

Yabancı Kelime

İt. deposito

ekon. güvence akçesi

Herhangi bir sorumluluk yerine getirilmediğinde karşı tarafça el konulacak olan para.

Yabancı Kelime

İt. deposito

ekon. güvence akçesi

Herhangi bir sorumluluk yerine getirilmediğinde karşı tarafça el konulacak olan para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). fiyatını kırmak, kıymetten düşürmek, (paranın) satın alma gücünü düşürmek; ucuzlatmak; amortize etmek. deprecia'tion (i). kıymetten düşme veya düşürme; aşınma payı, amortisman.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Para, akça.

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Para, akçe. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Para basılan yer. (bk.) Darb-hâne.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Angel or celestial being belonging to a kingdom in nature evolving parallel to humanity, and ranging from sub-human elementals to super-human beings on a level with a planetary Logos They are the 'active builders,' working intelligently with substance to

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Paranın değerinin düşürülmesi.

Yabancı Kelime

Fr. dévaluation

ekon. değer düşürümü

Paranın altın veya yabancı bir paraya göre değerinin düşürülmesi, satın alma gücünün azalması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ikt). devalüasyon, para değerinin düşürülmesi.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Osmanlı İmparatorluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Kuzey Amerika'da 70 paralelde bulunan radar istasyonları.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. düyûn). Borç, belirli bir müddet sonunda ödenmek üzere faizle veya faizsiz alınmış para: Deyni çoktur. Düyûna boğulmuştur. Düyûn-ı Umumiye = Osmanlı Devletinin son zamanlarında, dış borçları ödemek için kurulmuş teşkilât.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). parça; argo ufak para; beştaş oyunu; hak: I've got dibs on that. O benim hakkım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güçlük zorluk, müşkülât: güç şey, engel, mânia: nazlanma, itiraz; sıkıntı, problem. be in difficulties parasız kalmak. make veya raise a difficulty güçlük çıkarmak.

Teknolojik Terim

Dijital Gürültü Giderme, aydınlık (YNR) ve renkseme (CNR) parazitlerini en aza indirir.

Teknolojik Terim

Düşük ses seviyelerinde, D/A dönüştürücüde bas ve tiz sesleri güçlendirir; ses kalitesini artırır ve kulaklık çıkışının parazitlerini azaltır.

Teknolojik Terim

Daha yumuşak geçişli filmler için istenmeyen renk parazitlerini ortadan kaldırır. Bir mikroişlemci, video görüntüsünde arka arkaya iki alanı (=1 çerçeve) karşılaştırarak resim üzerindeki paraziti algılar.

Teknolojik Terim

Dijital parazit giderme devreleri temiz ve net bir görüntü sağlamak için piksel düzeyinde filtreleme kullanarak, blok paraziti ve sinek sesini azaltır. Orijinal bir görüntü ayarlama ve gürültü azaltma işlemi olan BRAVIA Engine, canlı ve yüksek kontrasta sahip görüntüler elde etmek için Sony tarafından geliştirilmiştir. Karmaşık gürültü azaltma işlemi, düşük kontrasta sahip görüntüleri net ve gerçekçi bir hale gelene dek geliştirir ve renk zenginliği ile doğruluğu elde etmek için mavi, yeşil ve beyazları her bir çerçeve içerisinde işleme alır.

Teknolojik Terim

Video sinyalleri sıkıştırıldığında, DVD’nin bazı bölümlerinde dijital parazit meydana gelebilir ve bunlar titiz video düşkünleri tarafından fark edilebilir. Sony, en yeni dijital görüntü işleme teknolojisini temel alan yeni bir Dijital Parazit Giderme sistemi kullanmaktadır. Efekt, adımlar halinde seçilebildiğinden, görüntünün sabit fon görüntülerinde daha az titreşime neden olmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hendek, suyolu, mecra, kanal; set, toprak duvar, bent: (jeol). duvara benzer taş damar; (f). set yaparak muhafaza etmek, etrafına set çekmek; hendek vasıtasıyla suyunu boşaltmak; kazmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two parallel rows of connection holes on a PCB Also, the type of connector used with this array.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dual-in-line Refers to component shape with two parallel rows of connection leads Syn: DIP. ate:.

Türkçe - İngilizce Sözlük

slip of the tongue. lapse. lapse of the tongue. malapropism. parapraxis.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Avuç açıp rastgelenden para vesaire isteyen fakir ve muhtaç adam. Osm. sâil, gedâ: Kapıya bir dilenci geldi. 2. mec. Her şeyi istemekten utanmayan arsız ve tamakâr: O, pek dilenci bir adamdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice. cut into slices. separate into segments. shred. chip.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Amerika Birleşik Devletlerinin on sent kıymetinde ufak gümüş parası. dime bag (A.B.D)., argo on dolarlık esrar paketi. dime novel heyecanlı ucuz roman. dime store ucuz mal satan büyük mağaza.

Teknolojik Terim

Oynatma sırasında resim netliğini artıran (resim ayrıntısı amplifikasyonu) ve görüntü kenarı parazitlerini azaltan (kontrast kazanımı) bir filtreleme tekniğidir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. denânîr). Eski bir altın para. Dinar ve direm =’ Para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski bir altın para, dinar; Yugoslavya, İran, Irak, ürdün, Kuveyt ve Tunus'ta para birimi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin en derin ve aşağı yeri, altı: Denizin dibi, kuyunun dibi, dibe düştü, dibe çöktü. 2. Bir kap vesairenin dışarıdan aşağıya gelen yüzü: Tencerenin, cezvenin, bardağın dibi. 3. Ağaç ve duvar gibi şeylerin aşağısı, kök, temel: Ağacı dibinden kesmek, duvarın dibine oturmak. Mum kendi dibine ışık vermez = Varlıklı, kuvvetli kimselerin yakınlarına hayrı olmadığını anlatır. Dip karpuzu = Köküne yakın çıkanı ki, tohumu ekilmeye elverişlidir. 4. Bir şeyin en gerisi, en arka tarafı: Sahnenin dibinde bir kapı görünür. 5. Makad, dübür, oturak yeri. 6. mec. Asıl, esas. Dibine darı ekmek = Tahkik etmek, aslını aramak (bugün bitirmek, yok etmek mânâsında kullanılıyor). Tırnağı dibinde = Peşin para. Kazan dibi = Mahallebi vesair bazı yemeklerin kazanın dibine yapışıp hoş ve makbul bir koku alan kısmı. 7. mec. Evlâdın en küçüğü. 8. Bir şeyin altında ve en aşağısında bulunan: Dip barsak = Bumbar. Dip diş = Azı dişleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gymnastic exercise on the parallel bars in which the performer, resting on his hands, lets his arms bend and his body sink until his chin is level with the bars, and then raises himself by straightening his arms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sudden drop followed by a climb, usually to avoid obstacles or as the result of getting into an airhole. a gymnastic exercise on the parallel bars in which the body is lowered and raised by bending and straightening the arms a brief swim in water a cand

Türkçe Sözlük

(i.) (Fransızca dragon). Bir sınıf süvari askeri: Dragon alayı. mec. Parasız, (bk.) Dragon.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Direk veya sütunları olan: Uç direkli gemi, direkli bina. 2. Bir yüzünde direkler resmi olan beş franklık bir gümüş para. Vaktiyle İki Sicilya devleti paralarından olup, Doğu’da pek yaygın idi, riyâl.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (gerek bunun ve gerek Arapçaiaşmış olan «dirhem» in Yunanca’dan olduğu bazı dilciler tarafından ileri sürülmüşse de, Yunanlılar, kelimenin Farsça «direm»den geldiğini kabul eder. Zaten eski Yunan’da daha çok Iran parası kullanıldığından, bunun aslı Farsça’dır). 1. Dört, beş kuruş kıymetinde ve frank’a karşılık eski bir gümüş para. 2. Akça, Ar. nukud. Direm haride = Para ile alınmış, satın alınmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درم] dirhem, akçe, gümüş para.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Akça, para. 2.Gümüş para.

Türkçe Sözlük

(i. A. F. «direm» den) (c. derâhim). 1. Okkanın dört yüzde bir kısmı. Yeni dirhem yahut dirhem-i Aşârî = Yeni okka denilen kilonun binde bir kısmı ki, eski dirhemin ortalama üçte biridir. 2. Araplarin eski bir gümüş parası. Takriben bir frank kıymetinde idi. (bk.) dirhem.

Finansal Terim

(Non- Resident)

Türk Parasını Kıymetini Koruma mevzuatında tanımlanan dişarıda yerleşik kişidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tediye etmek, ödemek, kasadan para vermek; harcamak; para dağıtmak; israf etmek. disbursement (i). tediye, ödeme; harcama; ödenen meblâğ; harcanan para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aleyhinde bulunmak, kötülemek, itibarını sarsmaya çalışmak, küçük görmek, küçük düşürmek, takdir etmemek. make disparaging remarks küçük düşürücü sözler söylemek, bozmak. disparagement (i). aleyhinde bulunma, kötüleme. disparagingly (z). tenkit e

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. devâvîn) (Farsçadan Arapça’laşmış). 1. Büyük meclis, yüksek meclis: Dİvan kurulmak. 2. Eskiden muhakeme için kurulan yüksek meclis: Dİvân-ı Hümâyûn = Osmanlı İmparatorluğu zamanında bugünkü bakanlar kurulunun (kabine) karşılığı olan teşkilât. Amedî-i Dİvân-ı Hümâyûn = Vaktiyle bu meclisin başkâtibi. Tercüman-ı Dİvân-ı Hümâyûn = Eskiden padişahın huzurunda tercümanlık eden şahıs. 3. Eskiden bir şâirin şiirlerini kafiyelerine göre, harf sırası tertibiyle toplayan şiir mecmuası: Bâkî dîvânı, Nâbî dîvânı. Devâvîn-i şuarâ = Şair divanları. Dîvân efendisi = Vaktiyle vezirlerin resmî ve hususî başkâtipleri ki, yazışmaları idare ederlerdi. Dîvân-ı temyiz = Eskiden her vilâyet merkezinde bulunan temyiz mahkemesine verilen isimdi: Dİvân-ı harp = Askerleri muhakeme etmek üzere kurulmuş fevkalâde askerî mahkeme: Dİvân-ı harb-i örfî = Örfî idare altındaki memlekette siyasî işlerden, asayiş ve inzibatla alâkalı işlerden sanık olanları muhakeme etmek üzere kurulmuş askerî mahkeme. Dîvân durmak = Verilecek emirleri almak üzere ayakta ellerini kavuşturup durmak. Ayak dîvânı = Fevkalâde hallerde acele olarak kurulan meclis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

batch. battery. course. line. range. rank. row. sequence. series. string. succession. tier. serial. paradigm. scale. progression. file.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Osmanlı İmparatorluğu zamanında doğanları besleyip idare ve doğanla av işlerine nezaret eden adam; doğancı başı. 2. Yeniçeri ocağında bir sınıf asker.

Türkçe Sözlük

(i.). Kesme, paralama, kesilme, paralanma: Bağırsaklarım doğram doğram kesiliyor = Doğranır gibi şiddetli sancıyla ağırıyor.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Parça parça kesme, paralama. 2. Kapı, pencere, kanat ve çerçeve gibi keresteden yapılan marangozluk işi ve bu işe yarayan kereste: Doğrama işi, doğramadan yapılmış.

Türkçe Sözlük

(f.). Parça parça kesmek, paralamak: Tahta, ekmek, et, soğan doğramak.

Türkçe Sözlük

(f.). Kestirip parçalara ayırtmak, paralatmak: Tahtayı, eti, ekmeği doğratmak.

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Amerika Birleşik Doluşun Devletleri parası, lirası. sistemi

Teknolojik Terim

Kaset kaydedicilerde düşük parazitli kaydetme/çalma için kullanılan parazit giderme sistemleri.

Teknolojik Terim

Dolby® B/C ve S, kaset kaydedicinin sinyal-parazit performansını geliştirmek için tasarlanmış ses paraziti giderme sistemleridir. Dolby® HX Pro (Kafa Alanı Uzatması – Headroom Extension) erken kaset doygunluğundan kaynaklanan bozulmayı önleyerek performansı artırır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Boş şeyi dolu hale getirmek, içine bir şey koymak: Testiyi su ile, sandığı eşya ile doldurmak. 2. Bir şeyi bir kabın içine koymak: Bu eşyayı sandığa, zahireyi anbara doldurmalı. 3. Eksik olan şeyi tamamlamak. Osm. iblağ etmek: Verdiğiniz parayı beş yüz liraya doldurduk; daha hesabı dolduramadık. 4. Ateşli silâhlara kurşun ve mermi koyup atılmaya hazırlamak: Tüfeği, topu doldurmak. 5. Kesilmiş hayvanın karnına, kabak ve yaprak gibi bir sebzeye pirinçle üzüm, fıstık vesaire koyup pişirmek, dolma yapmak: Kuzu, hindi, domates doldurmak. 6. Çukur bir yeri taş, toprak, moloz vesaire ile düzeltmek: Orasını dolduracağız. 7. Denizin içine taş ve çimentolu moloz vesaire atarak karaya çevirmek: Sahilin sığlarını doldurup rıhtım yapmalı. 8. İçilecek şeyi kadehe koyup sunmak: Bana bir su, bir limonata doldur. Çile doldurmak = 1. Tam kırk gün inzivada kalıp ibadet etmek. 2. Cefa çekmek. Defter-i Amâli doldurulmak = Günah-kâr olmak. Çukur doldurmak = mec. Ölmek, defnolunmak. Donuna doldurmak = Bir kimse, dışarı çıkmaya vakit bulamayıp donuna etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kısım, hisse, pay, nasip; muhtaç kimselere yiyecek, giyecek v.b dağıtımı, yardım, iane, sadaka verme; hükümetin işsizlere yardım olarak verdiği para; (f)., out ile iane olarak dağıtmak; ufak miktarda giyecek, yiyecek v.b yardımı yapmak. go v

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dolar, 100 sent karşılığı olan Amerikan para birimi; Kanada, ,Çin ve bazı İngiliz sömürgelerinin para birimleri.

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Büyük Britanya imparatorluğunun, anavatanla aynı hakları olan deniz aşırı parçalarından her birine verilen ad: Kanada dominyonu,

Türkçe - İngilizce Sözlük

equipment. gear. kit. outfit. paraphernalia. tackle. fittings.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). herhangi koyu bir sıvı veya hamurumsu preparat; (hav). uçak kanatlarının yapımında kullanılan bez cilâsı; dinamit yapımında kullanılan madde; (argo). uyuşturucu madde, narkotik; (argo)., spor doping, uyarıcı ilâç; (argo). budala kimse; (argo)

Türkçe Sözlük

(dsi). Beherine veya her defasında dört: Parayı bölüşünce adam başına dörder lira düştü; dörder dörder arabalara bindirip götürdüler.

Türkçe Sözlük

(i matematik) Dört kenardan meydana gelen geometrik şekil. Dikdörtgen = Açıları dik olan paralelkenar. Eşkenar dörtgen = Dört kenarı birbirine eşit olan dörtgen.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dört kilo vesaire ağırlığında olan: Dörtlük bir balık. 2. Dört lira vesaire kıymetinde olan: Dörtlük şeker. 3. Dört karış veya metre vesaire boy veya eninde olan: Dörtlük direk, tahta. 4. (argoda) Ehemmiyetsiz, değersiz, parasız, pulsuz: Haydi şuradan dörtlük! 5. (şiirde) Kıt’a.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski bir ispanyol altın parası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hamur; hamur gibi herhangi bir şey; (argo). para. doughy (s). hamur gibi, hamur kıvamında olan.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Yabancı devlet parası. 2. Yabancı ülkelerde yabancı paralarla ödenecek olan poliçe, çek gibi senetler. 3. Özlü söz, böyle sözleri taşıyan afiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (huk). dul kadına hayatı boyunca kocasının gayri menkullerinden tahsis olunan irat; drahoma, çeyiz parası, ağırlık, başlık; kabiliyet, istidat, vergi; (f) . çeyiz veya ağırlık vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

İngiliz Başvekili 'nin ikamet ettiği sokak; (k.dili). ingiliz hükümeti. down payment taksitle alışverişte peşin ödenen para.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir defa doyacak miktar: Bir doyumluk ekmek. 2. Doymaya esas olan: Bu para doyumluk değil a. 3. Yağma, ganimet, çapul.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir sınıf süvari askeri: Dragon alayı. 2. mec. Parasız.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yunanistan’da para birimi.

Türkçe Sözlük

(i: Y.). Bazı topluluklarda bilhassa Rumlar’da gelin tarafından güveye verilen para veya mal.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Oluk vs. su yollan yaparak, bir yerde birikmiş suları akıtma işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kadın elbisesi, giysi, fistan giyinme, giyim, kılık kıyafet; itinalı kıyafet. dress circle opera veya tiyatroda protokol kısmı. dress goods kadın giyimine özgü kumaş. dressmaker (i). kadın terzisi. dressmaking (i). terzilik. dress parade geçit tö

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). sürme, sürüş, araba gezintisi; (s). enerjik, canlı, tuttuğunu koparan; şiddetli, sert; hareket ettiren, çeviren, işleten. driving rain şiddetli yağmur. driving wheel (mak). işletme dişlisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). damla, katre; az miktarda herhangi bir şey, bir yudum içki; (ecza). damla; damlaya benzeyen herhangi bir şey damla şeklinde küpe; akide şekeri; pastil; düşme sukut; asma tiyatro perdesi, pano; düşüş uzaklığı; sarp yamaç; (ask). paraşütle atlama,

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). ikili, çifte, çift iki kat; (i), gram ikili adlandırma. dual con trol hav çift kumanda. Dual Monarchy eski Avusturya Macaristan imparatorluğu. dual ownership bir mülkün iki sahibi olması. dualpurpose (s). çift görevi veya kullanılışı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Avrupa'ya bilhassa Venedik'e mahsus birkaç çeşit altın para, duka altını; (çoğ.) argo para .

Genel Bilgi

Tencere daha 14. yüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini aldı. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyordu. En eski tencereler dökme demirdendiler. Sonraları toprak, bakır, alimünyum, emaye ve camdan olanları da yapıldı

Bakır tencerelerin, kullanış ve dayanma bakımından iyi olmalarına karşın sık sık kalaylanmaları gerekir. Alimünyum tencerelerin sakıncalı yanları ise kesif soda ve alkali eriyiklerin alimünyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks) olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz.

Düdüklü tencerelerin yan yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapakları ise ilginçtir. Çevrilince tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.

Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı, istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder. Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır.

Düdüklü tencerenin pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir.

Normal tencere ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100 derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.

Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek, vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.

Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı Londra’da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35 yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir.

Papin, gazlarla ilgili ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle’nin asistanıdır ve kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama noktasını yükselten bu buluşunu 1679’da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış, hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile kullanılmıştır.

Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.

‘Bir ordu midesi üzerinde hareket eder’ diye bir vecizenin sahibi olan Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert, Papin’in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.

Türkçe Sözlük

(i. «düğmek» ten), iki ip vesairenin birlikte bağlanmasından hasıl olan bağ. Ar. ukde: Düğüm yapmak, düğüm çözmek. (denizcilik) Paraketenin sicimi üzerinde mesafeyi gösteren bölümler. Kördüğüm = Çözülmesi zor bağ.

Türkçe Sözlük

(f.). Düğüm yaparak bağlamak: Şu iki ipi birlikte düğümlemeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İngiltere'de bazı çocuk oyunlarında kullanılan kalın maden parçası; Avustralya'ya mahsus ufak para; gemi inşasında kullanılan bir çeşit cıvata; bir çeşit şekerleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ned, ning) sıkıştıran alacaklı; alacaklının parasını istemesi, alacak talebi; (f). alacağını istemek, borçluyu sıkıştırmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İttifak etmiş, birleşmiş devletler. Birinci Cihan Harbi’nde: Türkiye, Almanya, Avusturya Macaristan İmparatorlukları.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrangement. organization. preparation. formulation. accomodation. design. devising. rectification. timing. equipment. relaying. systemizing. improvement. planning. commutation. coordination. adjusting. adjustment. grouping. governing. confection. colloca

Türkçe - İngilizce Sözlük

smooth. neat. orderly. well proportioned. level. well-arranged. correct. regular. flat. plain. glossy. fresh paint. cosmetic. wash. ceruse. even. uniform. plane. uniformly. facial preparation. formal. sleek. straight. laminar. right. taut. clear-cut.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f).,(s). cüce, bodur hayvan veya fidan; (f). büyümesini önlemek, cüceleştirmek; karşılaştırma yaparak gölgede bırakmak, küçük göstermek; (s). kısa boylu, cüce olan, bodur. dwarf elder yaban mürveri,(bot.) Sambucus ebulus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kartal, karakuş, (zool.) Aquila;kartal şeklinde veya kartal resmi taşıyan herhangi bir şey (mühür, damga, madeni para). eagle owl puhu kuşu gibi bir çeşit baykuş. eagle ray fulya balığı. eaglewood tree kartal ağacı,(bot.) aquilaria agallocha.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dünyaya ait, dünyevî; imkân dahilinde, (k.dili) akla yatkın. of no earthly use hiç bir faydası olmayan, beş para etmez. earthlyminded (s). maddi fikirlere sahip, dünyevi fikirli .earthliness (i). dünyevî oluş, maddilik; imkan dahilinde oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kolay, rahat; asude, sakin; yumuşak, uysal; hafif, yavaş, ağır .easy chair koltuk. easy mark (k.dili) kolayca aldatılabilen kimse.easy money kolay kazanılıp kolay sarf olunan para.easy of access kolay görüşülebilir, yanına yaklaşılabilir. in easy

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ekonomi yapmak, iktisat yaparak idare etmek, ihtiyatlı kullanmak, idareli kullanmak, idareli sarf etmek, masrafı kısmak. economizer (i). iyi idare eden kimse, tutumlu kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pharmaceuticals. medicines. drugs. components. preparation. stuff. chemicals. particle. element. constituent. reagent. ingredient. compound. medicament.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (Öl: 1325). Osman Gazi’nin kayınpederi ve hocası. Osmanlı imparatorluğunun kuruluşunda önemli bir rolü oldu.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. bankacılık). Nakit para, elde bulunan para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). işe yarar; itibar olunur, sayılır; yürürlükte; etkili, tesirli; hakiki, fiili; (i). faal hizmete hazır asker veya ordu; (tic.) efektif, nakit, para .effective range tesirli top menzili. effectively (z). tesirli olarak, fiilen. effectivenes

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exhaust Gas Oxygen; the concentration of oxygen in the exhaust of an engine An EGO sensor is used in closed-loop fuel control systems to indicate rich or lean A/F. part of the mental apparatus that is present at the interface of the perceptual and interna

Türkçe - İngilizce Sözlük

A false sense of separateness created by living within delusion. the conscious part of the personality that is derived from the id through contacts with reality and that mediates the demands of the id, superego, and external reality. the part of your pers

Türkçe - İngilizce Sözlük

The experience that one has a separate, individual existence distinct from God ; spiritual ignorance.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ani bir şekilde dışarı atmak, çıkarmak, fışkırtmak; defetmek, kovmak, azletmek. ejection (i). çıkarma, çıkarılan şey, fışkıran şey. ejection (hav). tehlike zamanında uçaktan ayrılan ve paraşütle inen pilot kapsülü. ejectment i., huk. masrafları ve

Yabancı Kelime

Fr. écu

avro

Avrupa Birliği’nin ortak para birimi.

Ülke

Başkent: Quito.

Nüfus: 10.677.000.

Yüzölçümü: 269.178 km2.

Komşuları: Kuzeyde Kolombiya, doğuda ve güneyde Peru.

Önemli Şehirleri: Guaya quil, Quito.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: İspanya, kuzey inka imparatorluğu olan bölgeyi 1633’te fethetti. 24 Mayıs 1822’de Kurtuluş güçleri Quito yakınlarında İspanyolları yenilgiye uğrattı. Ekvator önce Büyük Kolombiya Cumhuriyeti’nin parçası oldu ama 13 Mayıs 1980’de ayrıldı. 1968’den itibaren sivil ve askeri diktatörlerce yönetildi. 1979’da askeri cunta idareyi demokratik sivil hükümete devretti.

1972’den beri ekonomi petrol ihracatına dayanmaktadır. Ekvator, 20 bin kişiyi evsiz bırakan ve ülkenin önemli petrol hatlarını harap eden 5-6 Mart depremini takiben 8.2 milyara yakın dış borcu nedeniyle faiz ödemelerini 1987’de erteledi.

Ülkedeki Hintliler 1990’larda daha fazla hak talep eden bir dizi protesto düzenlediler.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın tutmak işlemek, asılmak gibi işlerde kullandığı iki organın beheri. Ar. yed, Fars. dest: Sağ el, sol el (umumiyetle omuzdan tırnak uçlarına kadar ve bilhassa kol ve bileğin dışında kalan aşağı kısmı yani bilek mafsalından itibaren avuçla parmakları içine alan cihete denilir). 2. Atın vesair dört ayaklıların ön ayaklarından her biri. 3. Maymunların el şeklinde ve el gibi kullanılan dört uzuvlarının her biri. 4. Aletlerin sapı, kol kulp: Değirmen eli. 5. Bazı Aletlerin vuracak ve dövecek kısmı, deste: Havaneli. 6. Ele ve avuca sığan miktar, evuç, tutam: Bir el buğday. 7. El ile yapılan bir işin bir defalığı, bir sefer: Bir el tabanca, bir el kâğıt. 8. mec. Vurma, darbe: Eli ağır. 9. Karışma, Osm. müdahale, dahi: Bu işte onun da eli vardır. 10. İktidar, irâde, ihtiyâr: O iş benim elimdedir. 11. Sahiplik, Osm. tasarruf, mâlikiyet: Mal bugün kimin elindedir? 12. İş, Ar. amel: Filân cerrâhın eli hafiftir. Filân hattatın eli bellidir. 13. Nöbet, sıra: El kimdedir? El atmak = Girişmek, Osm. tasaddi etmek. El açmak = Dilenmek. Eli açık = Cömert, verip dağıtan, müsrif. El altında = Hazır duran şey. El altından = Gizlice, kendini göstermeksizin, hafiyyen. Ele almak = Almak, kazanmak, kendi tarafına çevirmek. Ele avuca sığmaz = Zaptolunmaz, pek haşarı. El ayası = Avucun içinin düz yeri. Ar. râhe. El ele vermek = Birbirine yardım etmek, birlikte çalışmak. El vurmak = Girişmek, bir iş yapmaya koyulmak. 2. Çalmak, çırpmak, alkışlamak. 3. El koymak, dokundurmak, basmak. El uzatmak = Almaya hazırlanmak, istemek. Eli uzun = 1. Nüfûzlu. 2. Hırsız. El üstünde el var = Üstün üstü vardır. El uğuşturmak = Kederle şaşırmak. El etmek = İşaret etmek. Elde etmek = Kazanmak, kendi tarafına çevirmek. El ermek = Erişmek, nail olmak. El işi = Makine işi olmayıp el İle yapılmış. El bağlamak = Divan durmak. Ele bakmak = Muhtaç olmak, para beklemek. Eli bayraklı — Şirret, huysuz, fenalıkla tanınmış. El birliği = İttifak, işte ortaklık. Eli belde = Hizmete hazır. Eli boş = 1. İşsiz, Ar. muattal. 2. Bir şeye malik olmayan. Fars. tehî-dest. Eli pek = Cimri, hasis. El-pençe = Divan duran, hizmete hazır. El çabukluğu = Hokkabazlık. El çırpmak = El vurmak, alkışlamak. El çekmek = Vazgeçmek, Osm. sarf-ı nazar etmek, fâriğ olmak, kef-i yed etmek. El değmek = Vakit ve fırsat bulmak. Elden = 1. Nöbete ve muamele sırasına konmayarak; bizzat takip ederek. 2. Pazar ve çarşıdan olmayarak, bir münasebetle doğrudan sahibinden olarak: Bu arabayı elden aldım. Elden düşme — Kelepir, kullanılmış, ucuz. Fransızca: d’occasion. Elden çıkarmak = Satmak, defetmek, mâlik olmaktan kurtulmak. Elden çıkmak = Ölmek. Elden gelmek = Yapabilmek, iktidarı dahilinde olmak: Bu iş elimden gelmez, elden gelen. Elde = 1. Emri altında. İktidarı dahilinde. 3. Kazanılmış, itaat eden. 4. Hazır, Ar. müheyyâ. Hesapta toplamada üstteki sıraya geçirilmek üzere alttaki sıradan artan sayı. Elde bir = En evvel hesaba dahil olması lâzım gelen: O, elde bir. El sürmek = Bir işe başlamak. El suyu = Abdest. El dokundurmak = El sürmek, karışmak. E

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seçmen, seçme hakkı olan kimse; orta çağda Kutsal Roma Germen imparatorluğunda imparatoru seçme hakkına sahip prens.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An element is a piece of data within a document that may contain either text or other subelements such as a paragraph, a chapter, and so on.

Şifalı Bitki

(malus): Gülgillerden çiçekleri pembe, oldukça yüksek bir ağacın meyvesidir. Meyvesi (elma); çoğu yumruktan küçük ve yuvarlak, kabuğu parlak ve sert, kırmızıdan yeşile kadar türlü renktedir. Çekirdekleri ufaktır. Dokusu gevşektir. Kokusu hoş, tadı mayhoş veya tatlıdır. Amasya, Gümüşhane, Niğde ve Ferik gibi birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Sinirleri ve adaleleri kuvvetlendirir. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Hamilelerin bulantı ve kusmalarını azaltır. Hastalıkların çabuk geçmesini sağlar. İdrar söktürür, vücutta biriken zararlı maddelerin atılmasında yardımcı olur. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder. Kanı temizler. Kolestrolü düşürür. Damar sertliği ve kalp krizlerini önler. Kandaki şeker miktarını düşürür. Kabızlığı giderir. Şeker hastaları için faydalıdır. Dizanteri ve paratifoda iyileşmeye yardımcı olur. Öksürüğü keser. Kompostosu ateşi düşürür. Susuzluğu keser. Uçukları geçirir. Cildin taze ve güzel kalmasını sağlar. Göz ve kulak ağrılarında da kullanılır.

Genel Bilgi

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en sert olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da canı kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkta grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistor telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince işçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.

Genel Bilgi

Süleymaniye Camii’nin sağdaki küçük minaresi Cevahirli Minare olarak bilinir. Cevahir mücevher anlamına gelir. Bu muazzam caminin küçük minaresinin yapıtaşları arasında elmas madeni de vardır. Elmasların kullanılma nedeni İran İahı’nın, Kanuni Sultan Süleyman’a bir çekmece dolusu elmas yollayarak yaptığı jesttir. Elmaslar caminin yapımı sırasında para biterse kullanılması için gönderilmişti. Ancak Sultan Süleyman elmasların parasını karşılayacaklarını belirtti ve minarenin yapımında kullanılmalarını emretti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In typesetting, a fixed space equal to the square of the type size being used One em is often used as a standard of paragraph indent in text.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sıkmak, sıkıntı vermek, şaşırtmak, mahcup etmek, utandırmak; engellemek, mâni olmak; tic. paraca sıkıntı vermek, güçlük çıkarmak. embarrassingly z. mahcubane, sıkıntı vermek suretiyle. embarrassment i. sıkıntı, sıkılma, utanma, mahcubiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (emanet para veya mülkü) zimmetine gecirmek. embezzlement i. zimmete geçirme. embezzler i. zimmetine para geçiren kimse., emarginated.

Türkçe Sözlük

(f.). Emmeğe sevk ve icbar etmek, massettirmek, emzirmek: Çocuğa meme, süt emdirmek, parayı birine emdirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zımpara emery board zımparalı tırnak törpüsü. emery cloth zımpara bezi. emery paper zımpara kâğıdı emery powder zımpara tozu. emery wheel zımpara çarkı.

Türkçe Sözlük

(i.). Yayma, dışarıya çıkarma işi. Bilhassa kâğıt para ihracı -için kullanılır.

Yabancı Kelime

Fr. émission

1. çıkarma, 2. ekon. sürüm

1. Çıkarmak işi. 2. Devletçe para, senet ve tahvil çıkarma, piyasaya sürme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aylık, ücret, bir hizmet karşılığında alınan para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imparator. emperor butterfly iri ve mor bir çesit kelebek, zool Apatura iris veya Asterocampa clyton. emperor goose Alaska kıyılarına mahsus bir çeşit renkli kaz, zool. Philacte canagica. emperor penguin Güney Buz Denizine mahsus penguenin en büyük

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imparatorluk; imparatorlukla idare sistemi; çok geniş topraklar üzerinde kurulan hâkimiyet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprecedented. matchless. peerless. incomparable. unequaled.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cardinal. chief. grand. leading. main. master. paramount. prime. principal. ruling.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (endünd = dağınık). 1. Parça parça: Endibend olmak = Paralanmak. 2. Mahcup, utanmış, kabahati yüzüne vurulmaktan benzi sararmış: Endibend oldu (halk dilinde= Enbend).

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Piyasaya gereğinden çok kâğıt para çıkartmaktan paranın değeri düşüp fiyatların yükselmesi, para bolluğundan doğan pahalılık hali, para şişkinliği.

Yabancı Kelime

Fr. inflation

ekon. para şişkinliği

Dolanımdaki para miktarıyla, malların ve satın alınabilir hizmetlerin toplamı arasındaki açığın büyümesinden ortaya çıkan ve fiyatların toplam yükselişi, paranın değerinin düşmesi biçiminde kendini gösteren ekonomik parasal süreç.

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude. parallel. latitude arz derecesi.

Teknolojik Terim

Gelişmiş ayrı ses ayarı için üç bantlı parametrik ekolayzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) ekvator ile ilgili; ekvatoral; (i.), (astr.) iki eksen üzerinde dönen ve eksenlerinden biri dünyanın eksenine paralel olan teleskop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A suffix used to form the comparative degree of adjectives and adverbs; as, warmer, sooner, later, earlier.

Genel Bilgi

Takılar hariç üzerimizdeki her giysinin bir fonksiyonu vardır. Peki kravatın boğazı sıkmaktan başka fonksiyonu nedir? Her iki yakayı bir araya getirmekse düğme o işi görüyor. Düğmeleri örtüp giysimizi güzel ve renkli kılmaksa kadınlar niye takmıyor? Pek de kravat sever bir millet olmadığımız açıktır ama ister inanın, ister inanmayın kravatın ortaya çıkışında Türklerin de rolü var.

1660’da Osmanlılar Avusturya ordusuna yenilince o zamanlar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde olan Hırvatistan’dan (Croatia) bir alay asker zaferin kahramanları olarak Paris’e götürüldüler ve kralın huzuruna çıkarıldılar. Bu askerler boğazlarına renkli mendiller takmışlardı. Bu mendiller Romalılar devrinde hatiplerin, ses tellerini sıcak tutmak için boğazlarına sardıkları mendillere benziyordu. Kral çok beğendi ve kendisi de krallık kravatları takan bir alay kurdu. Kravat kelimesi de Hırvat anlamındaki ‘Croat’tan türedi.

Çok geçmeden bu moda İngiltere’ye sıçradı. Hiçbir centilmen boğazına bir şey sarmadan kendini iyi giyinmiş hissetmiyordu. Kravat o zamanlar o kadar yüksek bağlanırdı ki, insanlar vücudunu döndürmeden etrafa bakamıyorlardı, ama hiç olmazsa bir faydası vardı. Kılıç darbelerine karşı boyunu koruyordu.

Kravat çeşitli şekillerde yüzyıllarca yerini korudu, yüzden fazla değişik bağlama şekli geliştirildi. Bağlama şekilleri üzerine kitaplar yazıldı. 1960 gençliğinin düzene baş kaldırması sırasında biraz gözden düştü ama 1970’li yıllardan başlayarak popülaritesi yine arttı. Tabii ki patronlar kravat takınca çalışanlara da başka seçenek kalmıyordu.

Kravatlar erkeklerin elbise dolaplarının en kolay yıpranabilir aksesuarlarıdır. Genellikle erkekler kravatı düğümünün bir tarafından, ince ucunu çekerek çıkarırlar. Halbuki doğru yol kravatı bağlarken hangi hareketleri yaptıysanız, sökerken de ters sıra ile aynısını yapmanızdır.

Kravatı çıkardıktan sonra her iki ucunu birleştirip iki kat yapmanız, parmağınızın üzerine bir kemer gibi sarmanız, parmağınızı içinden çektikten sonra bütün gece o şekilde muhafaza etmeniz uzmanlar tarafından tavsiye ediliyor. Eğer söz konusu olan bir ipek kravat ise sabahleyin de hemen askıya asmanız gerekiyor, bu şekilde içindeki fiberler orijinal şekillerine gelecektir. Son bir uyarı: Üzerinde leke olsa bile ipek kravatları kuru temizlemeye göndermeyin, deforme olabilirler, mümkün olduğunca kendiniz temizlemeye çalışın bu da bir sonuç vermezse dikişlerim söküp mendil olarak kullanabilirsiniz.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arslana ait. Üzerinde arslan resmi bulunan madenî para.

Türkçe Sözlük

(ESİR) (i. A.). Tutsak. Parayla satın alınmış veya harpte yakalanmış insan.

Türkçe Sözlük

(f.) (aslı esremek ve Çağatay imlâsınca ısramak, ısragamak). 1. Korumak, saklamak, Osm. hıfzetmek. 2. Acıyıp, muhafaza, himaye etmek, korumak: Allah esirgesin! 3. Acıyıp vermemek, kıyamamak. Osm. imsâk etmek: Ben, sizden parayı esirgemem, malını çok esirger. Sözü esirgemek = Çok konuşmamak, az ve düşünerek söylemek.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Daha şerefli, çok onurlu, çok aziz, pek muhterem. Eşrefi: Akkoyunlular devrinde kullanılan bir çeşit gümüş para. Yavuz Sultan Selim’in Mısırı fethettikten sonra burada bastırdığı para. Eşrefoğlu Rumi: Kadiri tarikatının bir kolu olan Eşrefîyye adlı ekolün kurucusu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unique. incomparable. peerless. matchless. unequalled. unmatched. unparalleled. nonpareil. heavenly. inimitable. irreplaceable. nonesuch. without a peer. singular. unexampled. unexcelled. unrivaled. unrivalled. unsurpassed. in a class of one's own.

Türkçe - İngilizce Sözlük

incomparable. inimitable. matchless. peerless. singular. superlative. unequalled. unique. unparalleled. unprecedented. unrivalled.

Ülke

Başkent: Tallinn.

Nüfus: 1.617.000.

Yüzölçümü: 45.100 km2.

Komşuları: Kuzey’de ve Güneyde Baltık Denizi ile Çevrilidir, Doğuda Rusya, Güneyde Letonya.

Önemli Şehirleri: Tallinn.

Din: Lutherci.

Dil: Estonyaca (resmi), Letonyaca, Litvanyaca ve Rusça.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: I. Dünya Savaşı’ndan önce Rusya İmparatorluğunun bir parçası olan Estonya, I. ve II. Dünya Savaşları arasında bağımsız kaldı, ancak 1940’ta SSCB tarafından yeniden fethedildi. Mart 1990’da kendisini “işgal altında ülke” ilan etti. 20 Ağustos 1991’de başarısız bir sovyet darbesi sırasında bağımsızlığını ilan etti. Eylül 1991’de Sovyet Birliği ülkenin bağımsızlığını tanıdı. 50 yıldan sonra ilk özgür seçimler 20 Eylül 1992’de yapıldı. 31 Ağustos 1994’ten son Rus işgalci birlikleri de geri çekildi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), (ing.), (huk.) asıl mahkemekaydının sureti; (f.) infaz için kayıtlardan çıkarmak; para cezası kesmek.

Ülke

Başkent: Addis Ababa.

Nüfus: 58.710.000.

Komşuları: Batıda Sudan, Güneyde Kenya, Doğuda Somali, Cirbuti, Kuzeyde Eritre.

Önemli Şehirleri: Addis Ababa.

Din: %45-50 Müslüman, %35-40 Ortodoks.

Dil: Amhara dili (resmi), Tgre, Galla.

Yönetim Biçimi: Geçiş Döneminde.

Tarih: Etyopya kültürü kaynağını Mısır ve Yunanistan’dan alır. Eski monarşi 1880’de İtalya tarafından saldırıya uğradı ancak 1936’da yeni bir İtalyan saldırısına dek bağımsızlığını korudu. 1941’de İngiltere ülkeyi özgürlüğüne kavuşturdu.

Son imparator I. Harle Selassie 1931’de bir parlamento ve düzeni kurdu ancak bütün siyasal partileri kapattı.

1970’lerde yaşanan kuraklık nedeniyle yüzbinlerce kişi öldü. Ordunun isyanı ve öğrenci gösterileri sonucu 1974’te Selassie tahttan indirildi. Cunta, tek partili sosyalist bir devlet oluşturarak başarılı bir toprak reformu gerçekleştirdi. Muhalefet şiddet yoluyla bastırıldı. M.S. 330’da benimsenmiş olan Kobt Kilisesi’nin etkisi önlendi ve 1975’te monarşi lağvedildi. Rejim kanlı darbelerle, Sudan ve Somali’nin yardımları ile desteklenen siyasi grupların isyanları ile karşı karşıya kaldı. 1977’de SSCB ile işbirliği andlaşmaları yapılırken, bir zamanlar en önemli müttefik olan ABD ile ilişkiler kötüleşti. 1978’de Sovyet ve Küba birlikleri Somali güçlerinin yenilgiye uğratılmasına yardım etti. Etyopya ve Somali 1988’de bir barış antlaşması imzaladı.

1984’te milyonları açlığa ve ölüme sürükleyen yaygın kuraklık sonucu dünya çapında bir yardım çabası başladı. 1988’de Eritreli gerillaların zaferi hükümetin, kuraklığa uğramış bölgelerde yabancıların ve işçilerin yardım çalışmalarını yarıda kestirmesine yol açtı. 1994’te Etyopya’da kuraklık sonucu yeni bir kıtlık yaşandı. Etyopyalı halkın Devrimci Demokratik Cephesi (EPRDF), (6 isyancı ordudan oluşan) Şubat 1991’de hükümete karşı büyük bir saldırı düzenledi. Mayıs’ta başkan Mengist, Haile Mariam ülkeyi terketti. EPRDF idareyi ele geçirerek geçici bir hükümet kurdu. Eritre 24 Mayıs 1993’te bağımsız oldu.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yardımcı fiil olarak isimleri fiil haline getirmeye yarar: İş halletmek, sebat etmek, sükût etmek, bayram etmek. 2. Yardımcı fiil olarak değer anlatan sözlerle beraber kullanılır: Bu eser beş para etmez, iyi ettin de oraya gittin. Bunu söylemekle fena etmedi. 3. Tahammül etmek: Ben gezmeden edemem, oysa o, gezmeden de edebilir. Beni görmeden edemiyor. 4. Zaman anlatan kelimelerle beraber erişmek: Konuşa konuşa sabahı ettik. 5. Bir şeyden mahrum bırakmak: Böyle giderse onu ekmeğinden ederim. 6. Yapmak: Sorma bana neler ettiğini. Çocuk altına etti. Ettiği hayır kendisinin olsun. Ettiği kâr kalmak = Yaptığı kötülüğün cezasını çekmemek. Ettiği yanına kalmamak = Yapılan bir kötülüğün cezasını bulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) iki, üç veya dört kişiyle oynanan bir Amerikan iskambil oyunu, koz diyen oyuncunun uç el kağıt alamayışı; (f.) bu oyunda yenmek; hile yaparak yenmek.

Yabancı Kelime

euro

avro

Avrupa Birliği’nin ortak para birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Avrupa. Europe'an (i.),(s.) Avrupalı; (s.) Avrupa'ya mahsus. European plan otelde oda ve kahvaltı parasını beraber ödeme sistemi. European Economic Community Ortak Pazar.

Finansal Terim

(Eurobond)

İhracı yapan ülkenin kendi para birimi dışındaki bir döviz cinsinden ve uluslararası bir konsorsiyum aracılığı ile bir banka ve/veya sendikasyon tarafından birden fazla ülkede eşannlı olarak ihraç edien, genellikle hamiline kayıtlı tahvilerdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) düz, düzlem, müstevi; eşit, müsavi; düzenli, muntazam; doğru, tarafsız,bitaraf; paralel, muvazi, denk, aynı seviyede;çift, tam (sayı); temkinli, değişmez .evencolor her tarafı aynı tonda olan renk. evenhanded (s.) tarafsız, bitaraf. even number çift

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) cebren alma; cebren ifa ve icra ettirme; cebren alınan para veya yaptırılan iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tar.) Bizans İmparatorluğu devrinde Afrika veya İtalya'da genel vali; Ortodoks kilisesinde yüksek rütbeli piskopos. exarchate (i.) böyle bir valilik, il veya piskoposluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (lng.) maliye; kraliyet veya devlet hazinesi; servet, para; (k.dili) bir kimsenin kişisel gelirinin tümü. Chancellor of the Exchequer (ing.) Maliye Bakanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (huk). zorla almak, koparmak,gaspetmek, slang sızdırmak (para); zorla yaptırmak. extortion (i). zorla alma, zorbalık,kanunsuz şekilde baskı yaparak alma; zorla alınan şey; şantaj. extortioner, extortionist (i). zorla alan kimse, zorba kimse, görevin

Türkçe - İngilizce Sözlük

a sheet or band of fibrous connective tissue separating or binding together muscles and organs etc.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sebeplerden biri; (mat.) çarpılanlardan biri: (tic.) bir firmaya borç para veren kimse; (tic.) komisyon alarak satış yapan kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle Çin imparatorlarına verilen «hakan» gibi bir unvandır (bazıları fağfuru Çin ve hakanı Moğolistan ve Mançurya hükümdarlarına tahsis etmek istemişlerdir).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فغفور] Çin imparatoru.

Türkçe Sözlük

(i.). Çin’de, sanki imparatorlarına mahsus olmak üzere yaptıkları nefîs porselen, eski maden Çin tabağı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (feyz’den if.). Taşan, taşkın. Borç verilen para ile ekseriyetle yıllık hesaplanan ve belirli olarak alınan kâr: Faizle para almak, istikraz etmek. Yüzde üç, yüzde dokuz, yüzde on iki fâiz. Faize yatırmak Faizle işletmek, fâizle vermek. Fâiz-i müfred (ve daha doğrusu): Fliz-i basit = Ödünç verilen paranın yalnız sermayesinden alınan kâr: Mürekkep faiz = Her yıl işleyip, verilmeyen borcun da, durduğu sene için kârı hesaplanarak alınan fâiz. Fâiz yürütmek = FAizini hesaplamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فائض] taşan. 2.faiz, paradan elde edilen kazanç.

Türkçe Sözlük

(i.). Fâizle para veren şahıs.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. fakr’dan smüş.) (mü. fakire) (c. fukarâ). 1. Yoksul, züğürt, malsız, servetsiz, parasız, fukara, muhtaç. 2. Bîçare, zavallı: Ne yapsın fakiri 3. Tevazu yoluyle daha çok dervişler arasında birinci şahıs için kullanılır: Fakir, dün ziyaretinize geldimse de bulamadım. Çokluğu Türkçe’de teklik yerine de kullanılır. 4. Hindistan’da tabiat üstü gibi görünen gösteriler yapan kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

File Access Listener FAL is a DECnet module that listens for network requests to access its local files In effect, FAL is a network file server for DECnet. parting, separation, to leave, to depart.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument for winnowing grain, by moving which the grain is tossed and agitated, and the chaff is separated and blown away.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To winnow; to separate chaff from, and drive it away by a current of air; as, to fan wheat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a device for creating a current of air by movement of a surface or surfaces. an enthusiastic devotee of sports. an ardent follower and admirer. strike out ,. make fiercer; 'fan hatred'. agitate the air. separate from chaff; 'She stood there winnowing grai

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Çin'e mahsus ve parayla oynanan bir kâğıt oyunu; bir çeşit kâğıt oyunu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Distant in any direction; not near; remote; mutually separated by a wide space or extent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To a great extent or distance of space; widely; as, we are separated far from each other.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yol parası, bilet ücreti; navlun; yolcu, kayık veya araba yolcusu; yiyecek. bill offare yemek listesi. full fare tam bilet; tam navlun. half fare yarım bilet; yarım navlun. plentiful fare bol yemek. poor fare kötü yemek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ayrılık, ayrılma: Bu iki şey arasında fark vardır. 2. İki şeyden beherinin başka türlü olması. Ar. mubâyenet, tefâvüt, benzemeyiş: Maymunun şebekten farkı vardır. 3. Ayırma, seçme. Ar. tefrik: O adamın yazısını sizinkinden hiç farkedemiyorum. Bin kişi arasında olsa ben onu farkederim. 4. İyi görme, seçme, tanıma, teşhis: Karanlıkta farkedemedim, şu yazıyı buradan farkedebilir misin? Çoktan görmediğim için birdenbire farkedemedim. 5. Bir şeyin diğer bir şeyden miktar veya kıymet vesairece fazla veya eksik olduğu miktar: Size borcum olan Fransız frangı yerine Türk lirası verirsem farkını verir misiniz? Atımı sizinkiyle değiştiririm ama farkını da isterim, farkı ne kadardır? 4. Anlama: Kendisine gösterdimse de fark edemedi, farkına varamadı. Para farkı = 1. Paraların hakikî kıymetiyle itibârt kıymeti arasındaki fark. 2. Bir parayı diğer bir cins para ile değiştirirken alınan sarrafiye (Fr. agio). Farketmek = Ayırmak, seçmek. Farkına varmak = Anlayabilmek, ince ve gizli bir şeyi kavrayabilmek: Kitabının yırtılan yaprağını görünmeyecek surette tamir ettimse de yine farkına vardı. Bili fark = Tamamiyle birbirine benzer, farksız: Bilâ fark ikisi birdir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

different. diverse. dissimilar. unlike. varied. distinct. variant. several. alien. another. discrete. disparate. divergent. divided. incompatible. incongruous. a far cry. a far cry from. otherwise. hetero-. unlike.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alien. different. dissimilar. distinct. diverse. separate. several. unlike. varied.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ekmek, ekip biçmek, çiftçilik etmek; iltizam etmek, kira ile tutmak; fakir bir kimseye para ile bakmak için anlaşmak; out ile, (tic). multezime vermek, kiraya vermek,icara vermek; beysbol idman takımına yerleştirmek. farming (i). çiftçilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çeyrek peni (eski biringiliz parası). It isn't worth a farthing. Beş para etmez.

Ülke

Başkent: Rabat.

Nüfus: 28.559.000.

Yüzölçümü: 458.730 km2+Batı sahra topr.

Komşuları: Güneyinde Batı Sahra, Doğusunda Cezayir.

Önemli Şehirleri: Kazablanka (2.600.000), Rabat (556.000), Fas (852.000).

Din: %99 Sünni Müslüman.

Dil: Resmi Dili Arapça, Berberice.

Yönetim Biçimi: Anayasal Monarşi.

Tarih: Fas topraklarına ilk yerleşenler berberlerdi. Onları Romalılar ve Kartejinler (Carthaginians) izledi. 683’te Araplar burayı fethettiler. 11. ve 12. Yüzyıllarda bir Berberi imparatorluk zayıf durumdaki Kuzey Afrika’yı ve İspanya’nın büyük bölümünü Fas’tan yönetti.

Fas’ın bir bölümü 19. yy.da İspanyol yönetimine girdi. Kalan kısmını ise 20. yy. başlarında Fransa kontrolü altına aldı. 1911-33 yılları arasında kabile ayaklanmaları son buldu. Ülke 2 Mart 1956’da bağımsız oldu. Uluslararası bir liman olan Tanca 1956’da Fas’a geçti. İspanya Sahrasının üçte ikisi büyüklüğündeki 70.000 milkarelik fosfat zengini toprakları ele geçirdi. Kalanı ise Moritanya elde etti. İspanya Şubat’ta geri çekildi. Bir gerilla hareketi olanPolisario, 287 Şubat’ta bölgenin bağımsızlığını ilan etti ve Cezayir’in de desteği ile saldırılar düzenlemeye başladı. 1980’de Moritanya, Palisario cephesi bir anlaşma imzalayarak Eski İspanyol Sahrasının bu bölümünden vazgeçince Fas burayı işgal etti.

Uzun yıllar süren çatışmalardan sonra, Fas önemli şehir alanlarını kontrol altına aldı. Ama Polisaro gerillaları geniş ve nüfusu seyrek çöllerde rahatça hareket edebilmektedir. 1990’da iki taraf bir ateşkes andlaşması imzaladı. Birleşmiş Milletler Batı Sahra’nın bağımsız mı, yoksa Fas’a mı bağlı olacağını belirlemek için bir referandum düzenlemeyi planlamıştır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (fasl’dan imüb.). Kötüleyici, kötü söyleyen, fasıl ve zemmeden, arkadan konuşan, birinin ayıbını sayıp çekiştiren (Arapça’da, aksine, birini para almak ümidiyle öven kimse demektir).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fâtımiyye) (c. fâtımiyyûn). Hazret-i FAtıma sülâlesinden olmak iddiasında bulunan ve önce Kuzey Afrika, sonra Mısır’da hükümet süren hanedana mensup imparatorların takındıkları unvandır: Fâtımî ülkesi, Fâtımî hükümeti, Fâtımîler devri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A union of states under a central government distinct from the individual governments of the separate states.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A union of states under a central government distinct from the individual governments of the separate states.

Türkçe Sözlük

(I. A. T.) (tarih). Osmanlı İmparatorluğu zamanında sadrâzamlara ve prenslere verilen unvan.

Sağlık Bilgisi

Sinir sisteminde meydana gelen bir bozukluktan dolayı, kas gücünün kaybolmasına felç, nüzül veya inme denir. Tıp dilinde ise paralizi veya serebral tromboz denir. Hafif ve ağır olmak üzere iki şekli vardır. Tedavinin ilk ve önemli şartı hastanın neşesini kaybetmemesi ve en kısa zamanda iyileşeceğine inanmasıdır. Tedavi için aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Acıhıyar.

Hazırlanışı : 1 adet acı hıyar iyice dövülür. Suyu ile felçli yerler ovulur. Aynı işlem hergün tekrarlanır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apoplectic. apoplectical. paralysis. apoplexy. stroke. palsy. seizure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apoplexy. palsy. paralysis. stroke. seizure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

paralysis. hemiplegia. apoplexy. apoplectic fit. palsy. paralysation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

paralytic. paralyzed. apoplectic.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çamurluk; şöminenin önüne konulan paravana; lokomotif mahmuzu; uzaklaştırıcı şey veya kimse; (den). usturmaça.

Genel Bilgi

Feng Shui Çin’in 3500 yıllık uyumlu bir ortam yaratmak için kullandığı bir yöntemdir.Kelime anlamı ise, “rüzgâr - su” dur. Bu iki güç Çinliler’e göre, yeryüzünün eğimini, şeklini, topografyasını belirler. Feng-Shui metodu yaşanan mekanlardaki enerjiyi, huzur, sağlık ve bereketi sağlamak ve arttırmak üzere değerlendirmeyi amaçlar.

Feng-Shui’ye göre.

***Yatağı pencerenin önüne koymak yanlıstır. Çünkü cam kırılgandır ve güvensizlik yaratır. Ertesi gün işinizden kovulma endişesi duyarsınız. Kendinizi güvende hissetmezsiniz. Uyumak için önce kendinizi güvende hissetmelisiniz.

***İmzanızda adınız ve soyadınız mutlaka olsun. Soyadınızı yazmak, atalardan gelen enerjiyi de kullanmanız için gerekiyor. İmza atarken, adınızda geçen g, y ve ğ’lerin kuyruklarını torba gibi yapın, bir süre sonra ekonomik olarak ferahladığınızı göreceksiniz. Harflerin bu kuyruklarına “para torbası” deniyor.

***Yatak odanıza arada sırada ateşi getirmek için bir mum yakın. Mümkünse bir kaç da çiçek olsun. Metal enerjisini kırmalısınız.

***Çok önemli bir toplantıya giderken kırmızı iç çamaşırı giyin. Bu sizin enerjinizi artıracak ve daha dinamik olmanıza yardımcı olacak.

***Önemli biriyle kritik bir görüşme yapıyorsanız, etrafınızdaki sütun ya da üçgenlere sizin değil, onun yüzü dönük olsun. Tehdit altında kalan o olacaktır.

***Evlerinizde kare değil de, yumuşak hatlı koltuklar kullanın. Eğer koltuklarınızı değiştiremiyorsanız, mutlaka yumuşak yastıklar kullanın. Çünkü evinizde gevşemeniz gerekiyor.

***Bembayaz bir eviniz varsa, bitkiler kullanmalısınız. Mavili, yeşilli yatak örtüleriyle, su, akarsu posterleriyle değişik bir hava yaratabilirsiniz. Yatağın üzerine yastıklar koyabilirsiniz.

***Kurutulmuş çiçeklerin de belli bir ömrü var. Uzun süre evlerinizde bulundurmayın. Plastik çiçeklerin de ağaç enerjisi vardır ancak belli bir süre sonra eskir, enerjisini kaybeder.

***Gümüs takı kullanmak insanı olumsuz yönde etkiler, duygusallaştırır ve ağlama isteği verir. Depresyona yol açtığı için dikkatli kullanın. Altının daha özel ve iyi bir enerjisi vardır.

***Yatak odasında, yattığınız yerden kendinizi bir aynada görüyorsanız, bu uykunuzu bozabilir. Rüya görmenizi ve dingin uyanmanızı engelleyebilir.

***Balkonları depo olarak değerlendirmemeli, kullanmalıyız.

***Florasan ışık insan doğasına aykırıdır.

***Dijital saatler kalp ritmini etkiler, uyanmak için başucunuzda klasik saatler kullanın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kayık veya sahil gemisine ödenen geçiş ücreti, feribot parası; kayık veya vapurla bir sahilden karşıya geçme.

Türkçe Sözlük

(i. F„ A. fesâd = karışıklık, F. engîhten = koparmak). Fesat koparan, ortalığı karıştıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فتان] işveli, oynak, cilveli. 2.fitne koparan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exceptional. excellent. superb. extraordinary. unusual. above. out of the cap. dreamy. fantastic. far out. golden. grand. great. paramount. phenomenal. remarkable. shining. surpassing.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emir; karar. fiat money (A.B.D). yalnız hukümet kararına dayanarak tedavüle çıkarılan kâğıt para. Fiat lux! (Lat). Nur olsun !

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single, separate optical transmission element characterized by a core and cladding, with an outside diameter of 125 microns.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single, separate optical transmission element characterized by core and cladding.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A white, albuminous, fibrous substance, formed in the coagulation of the blood either by decomposition of fibrinogen, or from the union of fibrinogen and paraglobulin which exist separately in the blood.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir insanın esirlikten veya düştüğü bir belâdan kurtulması için verilen para vesaire: Kendisini haydutların elinden kurtarmak için fidye vermek lâzım geldi. Deha çok Fidye-i necât = Kurtuluş parası denir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anecdote. joke. clause. paragraph. funnies.

Türkçe - İngilizce Sözlük

paragraph. vertebra. anecdote. column. short feature. article. chestnut. clause. head. item. subclause. subparagraph. subsection.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kan ve bağırsak parazitlerinden ileri gelen hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (pol)., (A.B.D). engellemek, bir kanunun kabul edilmesini önlemek için vakit geçirici konuşmalar yaparak kürsüyü işgal etmek; (i). böyle bir engelleme; korsan, haydut.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the cardinal number that is the sum of four and one. one of a pair of decorations projecting above the rear fenders of an automobile. one of a set of parallel slats in a door or window to admit air and reject rain. a shoe for swimming; the paddle-like fro

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (k).dili hile yaparak elde etmek; aldatmak, kandırmak.

Yabancı Kelime

Fr. finance

1. para, mal, 2. mali işler

1. Kazanç. 2. Bir kimsenin, bir tüzel kişinin mülkiyeti altında bulunan, taşınır veya taşınmaz varlıkların bütünü.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir yatırım İçin lâzım olan parayı temin etmek mânâsındaki finanse etmek fiilinde geçer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). para cezası; (f). para cezasına çarptırmak. finable (s). para ile cezalandırılabilir, para cezası verilebilir.

Ülke

Başkent: Helsinki.

Nüfus: 5.069.000.

Yüzölçümü: 338.145 km2.

Komşuları: Kuzeyde Norveç, Batıda İsveç, Doğuda Rusya.

Önemli Şehirleri: Helsinki, Espoo, Tampere.

Din: %89 Lutherci.

Dil: Fince, İsveçce (resmi).

Yönetim Biçimi: Anayasal Cumhuriyet.

Tarih: Finliler, büyük olasılıkla Hristiyan çağının başlarında Urallar’dan göç ettiler. 1154’ten Finlandiya’nın Rus İmparatorluğunun özerk bir dükalığı haline geldiği 1809’a dek İsveçli yerleşikler hakimdi. Rusların zorla topladığı vergiler güçlü bir ulusal bilinç yarattı. Finlandiya 6 Aralık 1917’de bağımsızlığını ilan etti ve 1919’da Cumhuriyet oldu. 30 Kasım 1989’da SSCB ülkeye saldırdı ve Finliler topraklarının büyük bölümünü kaybettiler. İkinci Dünya Savaşı sonrası toprak kayıpları arttı. 1948’de Finlandiya SSCB ile Karşılıklı Yardım Andlaşması imzaladı, iki ülke (Finlandiya ve Rusya) Ocak 1992’de imzalanan yeni bir pakt ile bu andlaşmayı iptal etti.

Finli seçmenler 16 Ekim’de Avrupa Birliği’ne (eski adıyla Avrupa Topluluğu) üyelik konusunda bir halk oylamasına katıldılar ve üyelik 1 Ocak 1995’te yürürlüğe girdi.

Türkçe Sözlük

(FİR’AVN) (i. A.) (c. Ferline.). M. Ö. 525’teki İran istilâsına kadar Mısır’da 3000 yıl saltanat süren imparatorlara verilen unvan. Firavunlar, 40 kadar sülâleye ayrılır. Kutsal kitaplarda Hazret-I MÜsâ ve Hazret-i YÜsuf ile çağdaş firavunlardan pek çok bahsedilir, mec. Pek mağrur ve mütekebbir ve anûd adam. Firavun Tepeleri = Ehram, piramitler. Firavun faresi = Fransızca ichneumon denilen kedi kadar bir hayvan.

Türkçe Sözlük

(I. F.) (c. ferâdîs). 1. Bahçe. 2. Cennet, uçmak, Fars. behişt (Avrupa dillerindeki paradis bundan gelir).

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tasnif işlerinde kullanılan karton yaprak. 2. Elektrik cereyanı almak yahut anten vs. bağlantısını temin etmek için prize sokulacak şekilde yapılmış madenî uçlu parça. 3. Kumarda, kahvehanelerde para yerine kullanılan pul vs.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tüfek va tabancaya doldurulan barut ve kurşundan ibaret mermi ki, vaktiyle kâğıda sarılırdı, şimdi maden kovana sarılır. 2. Donanmalarda ve şenliklerde atflmak üzere barut ve başka maddelerle yapılan yanıcı, patlayıcı, korku verici maddeler: Arayıcı, kör, havâİ, çadır fişek, çarkı felek fişeği. Fişek atmak, yakmak. 3. Fişek şeklinde istif olmuş ve kâğıda sarılmış para vesaire, (denizcilik) Roket fişeği = Kazaya uğramış gemilerden imdat istemek için atılan fişek. mec. Dellfişek = Savruk ve düşüncesiz adam, kadın.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make fit or suitable; to adapt to the purpose intended; to qualify; to put into a condition of readiness or preparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The consistencies, coherence and congruence of the organisation. find the values that make the equation agree best with the data You can use a least squares fit program to get a and b, the parameters of a straight line that describe the data well.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). durağan, kımıldamaz, bağlı; sabit, solmaz (renk); (A.B.D)., (k).dili önceden ayarlanmış. well fixed argo paralı. fixed assets sabit değerler. fixed charges sabit masraflar. fixed focus (foto). sabit mihrak. fixed idea sabit fikir, idefiks. fixed

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فعلا] yaparak, işleyerek, bilfiil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yassılatmak; yere sermek; neşesini kaçırmak; matlaştırmak, donuklaştırmak; yassılaşmak, dümdüz olmak; tatsızlaşmak, neşesiz olmak. flatten out düzeltmek, açmak; (hav). dalıştan sonra uçağı yerle paralel duruma getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). midede gaz hasıl eden, bu gaza ait; yalnız gösterişten ibaret; şiskin. flatulence, cy (i). gazlı veya yelli olma. flatulently (z). gösteriş yaparak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). gösteriş yapmak, kibirlenmek; (i). gösteriş flauntingly (z). gösteriş yaparak, kibirle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). derisini yüzmek, soymak; fena halde azarlamak, haşlamak; zorla veya hile yaparak parasını almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ped, ping) (i)., (s). başparmakla havaya fırlatmak (para atarak oynanan kumarda olduğu gibi); fiske vurmak; darılmak, kırılmak; (i). fiske, hafif vuruş; alkollü bir çeşit içki; (s)., (k).dili arsız, küstah. flipflop (i). bir çeşit takla.

Genel Bilgi

Floresan lambalar ilk olarak 1939 yılında, NewYork Dünya Fuarı’nda ‘General Electric’ tarafından sergilendi. Amerikan evlerinin elektrikle aydınlatılmasından yaklaşık 60 sene sonra ortaya çıkan floresan lambanın bilinen ampul ile savaşı günümüze kadar sürdü.

Aynı evin içinde banyoda yumuşak ışığı ile floresan galip gelebilirken, yatak odasında mücadeleyi romantik ışığı ile ampul kazandı. Uzun mücadele sonunda zafer floresanın oldu. Bunun esas sebebi ise evlerdeki tercihin değişmesi değil, elektrik giderlerinin azaltılması gereken yoğun yaşamın olduğu işyerleri ve okullardı.

18 Watt’lık bir floresan lamba, 75 Watt’lık bir ampul kadar ışık verebilir. Yani floresanlar daha az enerji harcayıp, daha çok ışık verirler, yaklaşık yüzde 75 enerji tasarrufu sağlarlar. Piyasa satış fiyatları daha yüksektir ama en az on misli daha uzun ömre sahiptirler. Işık tek bir noktadan değil de tüpün her tarafından geldiği için daha fazla dağılır. Mavimsi ışıkları daha yumuşaktır ve gözleri yormaz.

Floresan lambalarda, elektrik düğmesine basıldığında, transformerden geçen elektrik, tüpün bir ucundaki elektrottan diğerine bir ark oluşturur. Bu arkın enerjisi tüpün içindeki cıvayı buharlaştırır. Bu buhar elektrik yüklenerek gözle görülmeyen ültraviyole ışınları saçmaya başlar. Bu ışınlar da tüpün iç yüzeyine kaplanmış olan fosfor tozlarına çarparak görülen parlak ışığı oluşturur.

Floresan lambalar ilk açılışları sırasında çok elektrik çekerler. Halbuki bu miktarda enerjiyi bir saatlik açık durumda ancak harcarlar. Ayrıca çok sık açıp kapama ile ömürleri de kısalır. Örneğin tipik bir floresan lamba devamlı açık bırakıldığında 50.000 saat çalışabilir. Üç saatlik aralarla kapanıp açıldığında ömrü 20.000 saate düşer. Sonuç olarak floresan lambaları bir saat sonra açacaksanız hiç kapatmamanız daha ekonomik olabilir. Normal ampullerde açıp kapamanın ciddi bir etkisi yoktur.

Bazı insanların floresan tipi ışıklara duyarlıkları vardır. Aslında ayırt edemeyiz ama floresanın ültraviyole içeren arkı saniyede 120 kez çakar. Işığın bu frekansı bazı insanlarda migren denilen baş ağrıları yaratabilir. Bu titreşimleri lambaya doğrudan baktığınızda göremezsiniz ama gözünüzün köşesinden baktığınızda görebilirsiniz.

Evlerdeki çiçekler genellikle yeşil yapraklı olup, ışığın kırmızı ve mavi kısmını absorbe ederler. Mavi onlar için özellikle önemlidir. Ampul ışığında mavi renk çok azdır. Bu nedenle evdeki çiçekler için floresan lambalar daha faydalıdır.

Genel Bilgi

Floresan lambalar ilk olarak 1939 yılında, NewYork Dünya Fuarı’nda “General Electric” tarafından sergileni. Amerikan evlerinin elektrikle ayınlatılmasından yaklaşık 60 yıl sonra oortaya çıkan floresan lambanın bilinen ampül ile savaşı günümüze kadar sürdü.

Aynı evin içinde banyoda yumuşak ışığı ile floresan galip gelebilirken, yatak odasında mücadeleyi rpmantik ışığı ile ampül kazandı. Uzun mücadele sonunda zafer floresanın oldu. Bunun esas sebebi ise evlerdeki tercihin değişmesi değil, elektrik giderlerinin azaltılaması gereken yoğun yaşamın olduğu işyerleri ve okullardı.

18 Watt’lık bir floresan lamba, 75 Watt’lık bir ampül kadar ışık verebilir. Yani floresanlar daha az enerji sağlayıp, daha çok ışık verirler, yaklaşık yüzde 75 enerji tasarrufu sağlarlar. Piyasa satış fiyatları daha yüksektir ama en az on misli daha uzun ömre sahiptirler. Işık tek bir noktadan değil de tüpün her tarafından geldiği için daha fazla dağılır. Mavimsi ışıkları daha yumuşaktır ve gözleri yormaz.

Floresan lambalarda, elektrik düğmesine baıldığında, transformerden geçen elektrik, tüpün bir ucundaki elektrottan diğerine bir ark oluşturur. Bu arkın enerjisi tüpün içindeki civayı buharlaştırır. Bu buhar elektrik yüklenerek gözle görülmeyen ültraviyole ışınları saçmaya başlar. Bu ışınları da tüpün iç yüzeyine kaplanmış olan fosfor tozlarına çarparak görülen parlak ışığı oluşturur.

Floresan lambalar ilk açılışları sırasında çok elektrik çekerler. Halbuki bu miktardaki enerjiyi bir saatlik açık durumdaancak harcarlar. Ayrıca çok sık açıp kapama ile ömürleri de kısalır. Örneğin tipik bir floresan lamba devamlı açık bırakıldığında 50 bin saat çalışabilir. Üç saatlik aralarla kapanıp açıldığında ömrü 20 bin saate düşer. Sonuç olarak floresan lambaları bir saat sonra açacaksanız hiç kapatmamanız daha ekonomik olabilir. Normal ampüllerde açılıp kapamanın ciddi bir etkisi yoktur.

Bazı insanların floresan tipi ışıklara duyarlıkları vardır. Aslında ayırt edemeyiz ama floresanın ültraviyole içeren arkı saniyede 120 kez çakar. Işığın bu frekansı bazı insanlarda migren denilen baş ağrıları yaratabilir. Bu titreşimleri lambaya doğrudan baktığınızda göremezsiniz ama gözünüzün köşesinden baktığınızda görebilirsiniz.

Evlerdeki çiçekler genellikle yeşi yapraklı olup, ışığın kırmızı ve mavi kısmını absorbe ederler. Mavi onlar için özellikle önemlidir. Ampul ışığında mavi renk çok azdır. Bu nedenle evdeki çiçekler için floresan lambalar daha faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Altın para.

Türkçe Sözlük

(i. i.). Hoianda’nın para birimi.

Türkçe Sözlük

(i.). Avusturya’da para birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). on dokuzuncu yüzyıla mahsus gümüş. Avusturya parası; iki şilin kıymetinde ingiliz parası; Hollanda'da kullanılan madeni bir para, florin, gilder.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dilbalığı, yassı bir balık: yaprak şeklinde ve yassı bir parazit kurt. fluke worm hayvanların karnında bulunan bir kurt, şerit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f)., (z). dopdolu, taze: bol, mebzul, bereketli, cebinde çok para taşıyan: bir seviyede, düz: güvertesi baştan kıça kadar düz olan (gemi): (f). düzlemek bir seviyeye getirmek; boşluklarını doldurup düzeltmek (duvar); (z). düz bir şekilde, yüzeyde

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hile yaparak kabul ettirmek, hile veya zorla sokmak, sokuşturmak; (sahte bir şeyi) aslı diye kabul ettirmek. foist something off on somebody hile ile kabul ettirmek, yutturmak, kazık atmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

People in general, or a separate class of people; generally used in the plural form, and often with a qualifying adjective; as, the old folks; poor folks.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Belirli bir iş için gerektikçe harcanmak üzere ayrılıp işletilen para.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of glyphs used for the visual depiction of character data A font is often associated with a set of parameters , which, when set to particular values, generate a collection of imagable glyphs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A particular collection of characters of a typeface with unique parameters in the 'Variation vector', a particular instance of values for orientation, size, posture, weight, etc , values The word font or fount is derived from the word foundry, where, orig

Türkçe - İngilizce Sözlük

The source or mother of the letter shapes that appear on a page A collection of glyphs used for the visual depiction of character data A font is often associated with a set of parameters, e g , size, posture, slant, weight, serifness, etc , which, when se

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kademlik, (arsa kenarı, filim, tahta) uzunluk; (mad). çalışmaya göre ödenen para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (huk). parayı ödemediği için ipotekli malı sahibinin elinden almak; imkânsızlaştırmak, engellemek; önceden halletmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An orderly, structured arrangement of data elements that is necessary to produce a larger entity, such as: a list, record, table, file, or dictionary Also, it is the term that describes the preparation of a magnetic disk to allow it to accept digital data

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). talih, baht; rastlantı, tesadüf; uğur; şans; kader, kaza, kısmet; servet, çok para. fortune hunter bilhassa evlenme yolu ile zengin olmak isteyen kimse, servet avcısı. fortuneteller (i). falcı. fortunetelling (i). falcılık. make a fortune zengin olma

Türkçe - İngilizce Sözlük

camera. photographic apparatus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

photocopy. blueprint apparatus. photostatic copy. photocpy. photographic copy. xerox.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kesri; cüzi. fractional currency ufaklık, bozuk para. fractional distillation (kim). uçucu sıvıları tedrici hararetle kısımlara ayırma, fraksiyonlu distilasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (Fransa, Belçika, isviçre) para birimi, frank; eskiden altın sonradan gümüş olarak basılan Fransız parası, frank.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fransızca: franc). Fransa, Belçika ve İsviçre’de para birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). postada ücretsiz gitmesi için mektubun üzerine imza atmak, (mektup, telgraf) parasız göndermek; muaf tutmak, istisna etmek; (i). (mektup) posta ile parasız gönderme hakkı; ücretsiz gitmesi için mektupların üstüne atılan imza; ücretsiz giden

Ülke

Başkent: Paris.

Nüfus: 57.840.000.

Yüzölçümü: 543.965 km2.

Komşuları: Güneyde İspanya, Doğuda İtalya, İsviçre, Almanya, Kuzeyde Lüksemburg, Belçika.

Önemli Şehirleri: Marseille, Lyon, Toulouse, Strasbourg, Bordeaux.

Din: %90 Katolik.

Dil: Fransızca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasal Partiler.

Sosyalist Parti, Sol Radikal Hareketi Fransız Komünist Partisi, Ulusal Cephe, Fransa İçin Birlik.

Tarih: M.Ö. 58-51’de J. Coesar tarafındn fethedilen Celtic Gaul, 500 yıl boyunca Romalılar tarafından yönetildi. Şarlman zamanında Fransız hakimiyeti Avrupa’nın büyük bölümüne yayıldı. Onun ölümünden sonra Fransa ardıl krallıklardan biri olarak ortaya çıktı.

Monarşi Fransız İhtilali ile yıkıldı. (1789-93) onu Birinci Cumhuriyet izledi, ardından Napolyon döneminde I. İmparatorluk (1804-15), Krallık (1814-48), İkinci Cumhuriyet (1848-52), İkinci İmparatorluk (1852-70), Üçüncü Cumhuriyet (1871-1946), Dördüncü Cumhuriyet (1946-58) ve Beşinci Cumhuriyet (1958’den bugüne dek) kuruldu.

Fransa, Birinci Dünya Savaşı’ndan (1914-1918) Almanya tarafından işgal edildiği zaman ciddi oranda insan gücü ve servet kaybı yaşadı. Versailles Andlaşması ile 1871’de Almanya’nın ele geçirdiği Alsace ve Lorane eyaletlerini geri aldı. Almanya Mayıs 1940’ta Fransa’ya yeniden saldırdı ve Vichy hükümeti ile bir andlaşma imzaladı. Fransa Eylül 1944’te Müttefiklerce kurtarıldıktan sonra 1946’ya dek görev yapacak olan Gen.Charles de Gaulle geçici hükümetin başkanı oldu ve yeni bir anayasa için seçmenlerin onayını almayı başardı. Güçlü yönetici Avrupa Ekonomik Topluluğu bağlamında Fransız ekonomik ve teknolojik gelişmelerini ilerletti.

Fransa 1954’te Hindiçini’den, 1956’da Morocco ve Tunus’tan çekildi. 1958-62’de geriye kalan Afrika topraklarının çoğu özgürlüklerine kavuştu. 1966’da Fransa, NATO’nun askeri emri üzerine bütün askerlerini geri çekti, buna karşılık 60.000 askeri Almanya’da kaldı.

Mayıs 1968’de isyancı öğrenciler Paris’te ve diğer merkezlerde ayaklanarak polisle çatışmaya girdiler, onlara ulus çapında grevleri başlatan işçiler de katıldı. Hükümet, 26 Mayıs’ta grevcilere ücret artışı sözü verdi. De Gaulle, anayasal reformlar hakkında ulus çapında bir halk oylamasını kaybetmesi üzerine Nisan 1969’da görevinden istifa etti.

10 Mayıs 1981’de Francois Mitterand adlı sosyalist aday başkan seçildi. Hükümet Eylül’de 5 büyük endüstriyi ve özel bankaların çoğunu millileştirdi. Bununla birlikte 1986’dan 1993’e kadar Fransa’da pek çok devlet şirketinin satışa sunduğu bir özelleştirme programı izlenmeye devam etti. Mitterand 1988’de ikinci kez 7 yıllık bir dönem için seçildi.

1993’te ülkeye girişler için daha sıkı kurallar getirildi ve hükümetin yabancıları ülke dışına çıkarması kolaylaştırıldı. Haziran 1994’te Ruanda’ya sivilleri devam eden katliamdan korumak amacıyla Fransız askerleri gönderildi.

14 Ağustos 1994’te Çakal Carlos adı ile bilinen uluslararası terörist Sudan’da yakalandı (İlich Ramirez Sanchez), Fransa’ya gönderildi ve orada ömür boyu hapse mahkum edildi.

Korsika

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Avrupa’nın Fransa denilen ülkesi ahalisinden olan ve Fransızca konuşan kimse. Fransız malı, Fransız dili, Fransız altını. 2. Fransız atlını = Fransa’nın eskiden frank kıymetinde olan altın parası: Bunu bir Fransız’a aldım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z), özgür, hür, azat; serbest, kurtulmuş, baymsız; açık; bedava, parasız; (bot). ayrı; (kim). serbest terkipsiz; eli açık, cömert; teklifsiz, arsız; from ile azade, muaf, beri; of ile ari, kurtulmuş, serbest; (z). bedava, parasız. free alongsid

Türkçe Sözlük

(i. A. Y.) (c. fülûs). 1. Bakır para, ufak para. 2. Pul pul düşen kabuk. Füls-i ahmer = Kırmızı akça, bakır akça. mec. En küçük değerde para: Füls-i ahirlere muhtaç = Büsbütün züğürt ve eli boş. Fülüs yok = Eskiden parasızlık için alay yollu kullanılan bir tâbirdi.

Türkçe Sözlük

(i. A. c. (m. füls). Fülsler, küçük değerde paralar, en düşük değerde para (para mânâsıyle tekil gibi de kullanılır). (bk.) Füls.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f (ned, ning) s eğlence, zevk; şaka, latife; f, k dili şaka etmek, eğlenmek; s, k dili eğlendirici, hoş for fun işin içine para katmadan (oyun oynamak); şaka ol sun diye in fun şakadan, latife olarak Like funl Yok canıml make fun of, poke fun a

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f sermaye, mal, fon; stok; ser vet; ço para: f sermayeye tahvil etmek; eshama çevirmek; sermaye bulmak veya temin etmek funded debt birleştirilrrıiş dev let borçları mutual fund tic kendi hisse senetlerini satıp tedarik edilen para ile baş ka fir

Ülke

Başkent: Accro.

Nüfus: 17.225.000.

Yüzölçümü: 238.533 km2.

Komşuları: Batıda Cote D’Ivoire, Burkina, Faso Kuzeyde, Doğuda ise Togo.

Önemli Şehirleri: Accro.

Dil: İngilizce.

Yönetim Biçimi: Askeri Rejim.

Tarih: MS 400-1240 arası Afrika İmparatorluğu adıyla Nijer ırmağı boyunca adlandırılan Gana, Altın sahilleri adıyla Britanya İmparatorluğu eliyle 113 yıl yönetildi. 1957 yılında bağımsız oldu. 1960 yılında İngiliz Devletler Topluluğu içinde Cumhuriyet statüsüne sahip oldu. 964 yılı referandumu ülkede imar faaliyetlerinde bulunan ancak ülkeyi borç batağına sürükleyen, ardından da rüşvet suçlamalarıyla karşı karşıya kalan Nkrumah 1966 yılında iktidardan indirildi. 1969 yılında seçimler yapıldı, ancak ardından 1972, 198, 1979 ve 1981 yıllarında 4 darbe girişimi ile ülke karşı karşıya kaldı. 1979 ve 1981 yıllarında hava gerginleşti “Jerry Rawlings”in darbeleri anayasayı ortadan kaldırdı ve siyasi partileri yasakladı. Çok partili siyasete olanak tanıyan yeni bir anayasa 1992 yılında kabul edildi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Group of frames or impositions in the same forme of different jobs arranged and positioned to be printed together. To halftone or separate more than one image in only one exposure To reproduce two or more different printed products simultaneously on one s

Türkçe - İngilizce Sözlük

To halftone or separate more than one image in only one exposure Also to print two or more finished products on the same sheet during one press run. klik.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kafirlerle yapılan savaş sonucu ele geçirilen mal, para, silah gibi metalar. İslami usullere göre tasnif edilip, beytülmale, fakirlere, yoksullara ve mücahidlere dağıtılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kapı; dağ geçidi, kanal kapağı; (maç veya temsilde) temin edilen bilet hasılatı; büyük valf; elek. sinyal cereyanı ile işleyen anahtar; dokümcülük kalıbı doldurmak için açılan delik, boğaz; bu boruyu dolduran maden. gatecrasher i., k.dili para

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Her çeşit çukurun en derin yeri, dip. Ar. kaar: Gavr-ı bi’r = Kuyu çukuru. Gavr-ı bahr = Deniz çukuru. 2. mec. Gerçek, Ar. künh, hakikat: Meselenin gavrına varmak, daima incelemeler yaparak o ilmin gavrına ulaştı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

paraffin oil. gasoil. kerosine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hotfoot. travel. to smear with kerosene. to accelerate. to smear with paraffin. to step on the gas. to travel. to run away.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir baştan bir başa gidilmek, geçirme işine konu olmak. Osm. imrâr edilmek, öte tarafa vardırmak: Kayıkla nehrin ötesine geçirildi. 2. Atlanmak, giderilmek, atlatılmak: Bir tehlike, büyük bir hastalık geçirildi. 3. Yürütülmek, Osm. Mürûr ve ubûr ettirilmek: Asker şehrin içinden geçirildi. Verilcek su nereden geçirilecektir? 4. İyi edilmek, tedavi olunmak, atlatılmak, giderilmek: Bendeki başağrısı bir türlü geçirilemedi. 5. Ferâğ ettirilmek, el çektirilmek: O adam bir türlü kumardan geçirilemedi. İçkiden geçirilirse sıhhati da düzelir. 6. Tedavül ettirilmek: Bu para geçirilebilir mi? 7. Çevrilmek, Osm. ihâta edilmek: Bu levhalara çerçeve, bu kitaba kap, yastıklara kılıf geçirilmeli. 8. Takılmak, konmak, sokulmak: Çerçeveye cam geçirildi. 9. Kaplanmak, yapıştırılmak, dikilmek: Kürke kab, kaba kürk, yorgana yüz, çarşaf geçirilmek: Ele geçirilmek = Tutulmak, Osm. derdest edilmek. Diş geçirilmek = Zarar verebilmek veya sadece tesir edebilmek: Ona diş geçirilemez. Kılıçtan geçirilmek = Sırayla herkes öldürülmek, Osm. katl-i Am edilmek. Baştanbaşa ve biraz gelişi güzel incelenilmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir baştan bir başa yürütmek, geçme işini yaptırmak. Osm. mürûr ve ubûr ettirmek, imrâr etmek: Askeri çarşrnın içinden geçirdiler. Talebesini her gün önünden geçirir. 2. Atlatmak, öbür tarafa nakletmek: Kayıkla nehirden geçirdi. 3. Nakletmek, yer değiştirmek: Kışın çocukları öbür odaya geçireceğiz. 4. Tecavüz ettirmek: Sürünüzü bizim otlağa geçirmeyin. Hududun ötesine asker geçirdi. 5. Durdurmak, sükûnet buldurmak, gidermek, iyi etmek: O ilâç dişimin ağrısını geçirdi. 6. Tesir ettirmek, dinletmek: Sözünü geçiremedi. 7. Tedavül ettirmek: O parayı geçirmiş. Bu malı Anadolu’da geçirebilirsiniz. 8. Vazgeçirmek, döndürmek sarf-ı nazar ettirmek: Kendisini o fikirden geçirmeli. Ben onu, o fikirden, o tabiattan geçirdim. 9. Bir yandan sokup öbür yandan çıkarmak: İğneye iplik geçirmek, düğmeyi iliğe geçirmek. 10. Takmak, koymak, Osm. vaz’ ve ilka etmek: Çerçeveye cam geçirmek. 11. Kaplamak, yapıştırmak, çevirmek, örtmek: Levhaya çerçeve, kitaba kap, yorgana yüz, duvara kâğıt geçirmek. 12. Sürmek: Şu tavana bir kat daha boya geçirmeli. Vernik, lostra geçirmek. 13. Sokmak, idhal etmek. Diş geçirmek = Zarar edebilmek veya sadece tesir edebilmek: O, bana diş geçiremez. Ele geçirmek = 1. Tutmak, Osm. derdest etmek. 2. Nadir ve bulunması müşkül bir şeye sahip olmak. Zimmete geçirmek = İdaresiyle görevli olduğu parayı kendi için harcamak veya çalmak. Kılıçtan geçirmek = Katl-i Am etmek. Kırıp geçirmek = Tahrip etmek. Gözden geçirmek = Baştanbaşa, fakat sathî şekilde incelemek. Göğüs geçirmek = 1. İç çekmek. 2. Biri hakkında intikam beslemek. Gömlekten, yakadan geçirmek = Oğulluğa kabûl etmek. Osm. tebennî eylemek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressing parade. muster parade.

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı yerlerden geçebilmek için ödenen para, mürûriye.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Revaçsız, itibarsız, sürümsüz: Bu memlekette geçmez birtakım kumaşlar getirmiş. 2. Kalp: Geçmez para. 3. İyi olmaz, tedavisi mümkün olmayan: Bu, geçmez bir hastalıktır. 4. Sirayet etmez, sârî olmayan: Geçmez hastalık.

Teknolojik Terim

Bu teknoloji, bazen düşük ışık koşullarında ortaya çıkan görüntü ‘parazit’ini azaltır.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Matematik ilminin, cisimleri ve şekilleri inceleyen kısmı, (bk.) Hendese. Geometri, matematiğin uzamsal ilişkiler ile ilgilenen alt dalıdır (Eski adı: Hendese). Yunanca Γεωμετρία “Geo” (yer) ve “metro” (ölçüm) birleşiminden türetilmiş bir isimdir. Geometri, arazi ölçümü sözcüklerinden türetilmiştir. Herodot (i.Ö.450), Geometrinin başlangıç yerinin Mısır olduğunu kabul eder. Ona göre geometri kavramı Mısır kö­kenlidir. Sözcüğün kullanımı da Eflatun, Aristo ve Thales’e kadar gider. Yalnız Öklit geometri sözcüğü yerine Elements sözcüğünü yeğlemiştir. Elements sözcüğünün Yunanca karşılığı stoicheia sözcüğüdür. Bir kümenin üzerine konan ve kümenin öğelerini birbirleriyle ilişkilendiren bir uygun yapı, geometri yapılmasını olanaklı kılar. Bir düzlemin üzerine doğal olarak konacak ve sezgisel uzaklık duygusunu gözetecek “lise geometrisi”nin adı Öklit geometrisidir. Bu geometrinin tarihsel olarak ilginç ve önemli bir özelliği paralellik belitidir. Bu beliti sağlamayan ama geri kalan tüm belitleri sağlayan geometrilere Öklit dışı geometriler denir. Bunlara örnek olarak Hiperbolik geometri ya da küresel geometri verilebilir. Günümüzde kullanılan doğru, yay, ışın, açı ortay, kenarortay gibi birçok temel geometri teriminin Türkçe’leri Mustafa Kemal Atatürk’ün Geometri adlı eserinde yazılan eserde önerdiği terimlerden yararlanılarak kullanılmaya başlanmıştır. Geometri günlük yaşamın hemen her alanında gereklidir. Geometride uzunluk, alan, yüzey, açı gibi kavramlar bazı nicelikleri belirlemede kullanılır. Geometri’nin en çok iç içe olduğu dallar; cebir ve trigonometri, mimarlık, mühendislikler (Yol, köprü, yapı, makine, gemi ve uçak yapımı; maden, su ve elektrik işleri gibi bayındırlık ve zanaatla ilgili teknik çalışmalar, vb.), endüstiryel alanlar, simülasyonlar, bilgisayar programları ve grafikleri, sibernetik, tasarım, sanat vb. dir geometrinin kullanılmadığı meslek ya da alan yok gibidir desek yerinde olur. Geometri ve sanat bir sanat eserlerinin geometrik olması onlara estetik değerler kazandırmıştır. Ünlü ressam Leonardo da Vinci’nin resimde vücut oranları üzerine yaptığı çalışmalar, çizdiği eskizler bulunmaktadır. Bu orana Altın Oran denmektedir.

Teknolojik Terim

Gerçek Görüntü İşlemcisi, tıpkı bir PC’deki işlemci gibi, fotoğraf makinesinin temel işlevlerini yürüten bir çiptir. Başlatma süresini, fotoğraf makinesinin çalışma hızını ve güç tüketimini kontrol eder. Daha iyi renk gösterimi ve gelişmiş sinyal-parazit oranı sunarak yüksek kaliteli fotoğraflar sağlar. İşlemci, fotoğraf makinesinin hızlı başlatma süresine ve minimum deklanşör gecikmesine (düğmeye basılması ile resmin gerçekten çekilmesi arasında geçen süre) sahip olmasını sağlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the process of perceiving objects, physical and social, as whole units, not separable into parts. a psychological view that the whole is not just the sum of its parts. :An organized or unified whole. a configuration or pattern of elements so uni

Türkçe Sözlük

(i.). Bir iş için harcanan para, masraf.

Ülke

Başkent: Konakri.

Nüfus: 6.392.000.

Yüzölçümü: 245.857 km2.

Komşuları: Kuzeyde Gine-Bissau ve Senegal, Kuzeydoğuda Mali, Doğuda Fildişi Kıyısı, Güneyde Liberya ve Sierra Leone, Batıda Atlas Okyanusu.

Önemli Şehirleri: Labe, Kankah, Kindla.

Din: Müslüman %85, Hıristiyan %8.

Dil: Fransızca, Mandinka ve Ful dilleri.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: XVIII.yy. da bölgenin kuzey bölümü Gana imparatorluğunun bir parçasıydı. 1891’de Fransız sömürgesi oldu. 1958’de halkın bağımsızlık oylamasına evet demesiyle Fransızlar çekildi. Fransızların çekilmesinin ardından başkan Toure yüzünü Komünist ülkelere çevirdi. Başarısız bir Portekiz işgal girişiminin ardından binlerce muhalif 1970’lerde hapse atıldı. 1984 yılında Touren’in ölümünden sonra kanlı bir darbeyle askerler iktidarı ele geçirdi. 1991 yılında yeni bir anayasa kabul edildi, ancak demokrasi çabaları çok yetersizdi. 1993 yılındaki başkanlık seçimlerini Lansana Conte kazandı.

Glorioso Adaları.

Konum: Güney Afrika, Hint Okyanusunda adalar grubu, Madagaskar’ın kuzeybatısında yer alır.

Coğrafi konumu: 11 30 Güney enlemi, 47 20 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 5 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 35.2 km.

İklimi: tropikal.

Arazi yapısı: Alçak ve düz.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: 12 m.

Doğal kaynakları: guano, hindistancevizi.

Sulanan arazi: 0 km² (2006).

Doğal afetler: Periyodik kasırgalar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: Issızdır. (sadece küçük bir Fransız askeri birliği yer almaktadır.) (Temmuz 2006 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Geleneksel adı: Glorioso Adaları.

yerel adı: Iles Glorieuses.

Bağımsızlık durumu: Fransa’nın müstemlekesidir.

Bayrak: Fransa bayrağı.

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Ekonomik etkinliği yoktur.

İletişim Bilgileri.

İletişim notu: 1 meteoroloji istasyonu.

Ulaşım ve Taşımacılık

Su yolları: yok.

Limanları: Yok, sadece kıyıdan uzakta demir atılabilir.

Hava alanları: 1 (2006 verileri).

Türkçe Sözlük

(i. F.). Girye (ağlamS) koparan.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tiyatro, sinema, tren istasyonu, vapur iskelesi, banka ve mağazalarda bilet veya paranın alınıp verildiği yer.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yakından uzağa geçmek, varmak, göç etmek: Eve gittim, çarşıya gitti, gurbete gidecektir. 2. Bir yerden ayrılıp uzaklaşmak, hareket, Osm. azîmet, rihlet etmek: Kendisi buradan gitti. Gelen misafirler daha gitmediler. 3. Kaçmak, bırakıp ayrılmak: Aşçısı gitmiş. 4. Yok olmak, Osm. gaib ve nâ-bedîd olmak: O kadar servet nereye gitti? Oranın bir zamanki güzelliği gitti. 5. Sarfolunmak, tüketilmek: Bu ziyafete çok para gitti. Bu binaya birkaç bin lira gider. 6. Geçmek, savuşmak, Osm. def ve zail olmak. Bütün kış benden sızılar gitmez. 7. Sonra ermek, müntehi olmak; varmak: Bu çay, bu yol nereye gider? 8. Yürümek: O, pek çabuk gider. Geçmek, bitmek: O zamanlar gitti. Çoğu gitti, azı kaldı. 10. Ayakyoluna taşınmak, Osm. def’-i tabiî etmek, ishali olmak: Bu gece beş on defa gitmiş. 11. Götürülmek, sevkolunmak: Cenazesi gidiyordu. Yarın çeyiz gidecektir. Araya, aralığa gitmek = Telef olmak. Ere gitmek = Kocaya varmak, evlenmek. Eğri gitmek = Şaşmak. Elden gitmek = Ölmek. İç gitmek = Ishâle uğramak. İçeri gitmek = zarar etmek. İleri gitmek = İlerlemek, ileri geçmek, Osm. takaddüm ve terakki etmek. İlerisine gitmek = Tecavüz eylemek, çok olmak. Batasıya gitmek — Çıkmayacak bir yol tutmak, batakçılık etmek. Ters gitmek = İyi gitmemek, talihi müsait olmamak. Can gelip gitmek = AyıIıp bayılmak. Hasır altına gitmek = Bakılmamak, minder altı olmak. Hoşa gitmek = Haz olunmak, sevilmek. Renk gitmek = Solmak. Sokağa gitmek = Dışarı çıkmak. Suyunca gitmek = İyi geçinmek, Osm. mümâşât etmek. Suyun akıntısına gitmek = Uymak, muvafakat etmek. Tat gitmek = Tatsızlanmak. Bok yoluna gitmek = Boşuna telef olmak, heder olmak. Doğru gitmek = İyi harekette bulunmak. Akıl gitmek = Hatırlamak. Akıl baştan gitmek — Çok şaşmak ve telâşlanmak, şaşakalmak. Geri gitmek = 1. Avdet etmek, geri dönmek. 2. Gerilemek, Osm. tedenni etmek. Gelip gitmek = Tereddüt etmek. Yanlış gitmek = Yolu şaşırmak. Yayan gitmek = Yayan yürümek. Yol gitmek = Yol yürümek. Yola gitmek = Seyahat etmek. Git git, git gide = (bk.) Git.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güneş saati mili; geom. bir paralelkenann bir köşesinden daha küçük bir paralelkenar ayrılınca geriye kalan şekil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. keçi, teke; astr. Oğlak burcu; argo şakaya hedef olan kimse; zampara. goatherd i. keçi çobanı. get one's goat argo bir kiınsenin sinirine dokunmak, kızdırmak. the sheep and the goats iyiler ve kötüler. striped goatfish barbunya, zool. Muslus barba

Genel Bilgi

Su damlası ve yakıcı güneş. İşte gökkuşağı bunlardan oluşur. Atalarımız gökkuşağından çok korkarlardı. Onu Tanrıların elçi-+lerinin geçmesi için yapılmış bir köprü olarak görüyorlardı. Yağmur ve güneş ile ilişkisi ilk olarak milattan önce 310 yıllarında Aristoteles tarafından ileri sürüldü. Günümüzde ise bir sır olmaktan çıktı.

Altından geçenin cinsiyetinin değişeceği veya yere değdiği noktada bir küp altın gömülü olduğu lafları sadece şakalarda kullanılıyor. Zaten gökyüzünde sabit bir gökkuşağı oluşmuyor. Herkesin bakış yönüne göre, gördüğü gökkuşağı farklı yerde oluyor. Gökkuşağının görüldüğü yere doğru gidilince görülebildiği sürece kişiye hep aynı mesafede kalıyor.

Gökyüzünde gökkuşağı gördüğünüz vakit biliniz ki, o yağmur damlalarından oluşmaktadır ama güneş kesinlikle arkanızdadır. Güneşin paralel ışınları başınızın üstünden geçerek yağmur damlalarına çarparlar. Yağmur damlaları burada ışığı renklerine ayıracak bir prizma görevi görürler.

Sarı gibi görünmesine rağmen güneş ışığı aslında beyazdır ve bütün renkler onun içindedir. Yağmur damlasının içine girince kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor renklere ayrışır. Mor renk çemberin içinde kırmızı ise en dışındadır.

Yağmur damlası çocukken oynadığımız misket veya bilye gibi küresel saydam bir şekildedir. Güneş ışığı bu kendi tarafındaki yüzeyinden doğrudan içine girer. İçinde renklere ayrıdır ve kürenin arka duvarına vurarak gerisin geriye yansır. Işığın damlanın ön yüzünden değil de arka yüzünden yansımasının nedeni içbükey, dışbükey mercek özelliklerindendir.

Ayrışmış renkler, içbükey arka yüzden çeşitli açılarda yansımaları sonucu gözümüze sırayla dizili renklerden oluşmuş bir bant şeklinde görünüyorlar. Gökkuşağını görebilmek için Güneş, biz ve yağmur damlaları, muhakkak belirli bir açıda dizilmek zorundayız. Ama daha önemlisi milyonlarca yağmur damlasından yansıyan ışınların gözümüze geliş açıları mutlaka aynı olmalıdır ki biz gökkuşağını görebilelim.

Yağmur damlalarından yansıyan ışınların gözümüzde odaklaşabilmeleri için bir daire şeklinde dizilmiş olmaları gerekir. Aslında o bölgedeki bütün yağmur damlaları gelen ışığı renklere ayrıştırarak yansıtırlar ama sadece bir yarım daire içinde olan yağmur damlalarından yansıyanlar gözümüze odaklaşırlar.

Biz de sadece o yağmur damlalarından gözümüze gelen renklerine ayrılmış ışınları görebildiğimizden gökkuşağını da yarım daire şeklinde görürüz. Bazen bir uçaktan veya yüksek bir dağdan baktığımızda gökkuşağını tam daire şeklinde görmemiz de mümkün olabilmektedir.

Güneş ne kadar yüksekse gökkuşağı dairesi de o kadar aşağı iner. Bunun içindir ki yedi renkli gökkuşağını sabah ve akşam yağışlarından sonra daha çok görürüz.

Genellikle fark edilmez ama gökkuşağı daima içice iki halkadan oluşur. İkinci kuşak pek dikkat çekmez. Bir ikinci zayıf kuşağın daha bulunmasının nedeni bazı güneş ışıklarının su damlasının iç yüzeyine bir kez değil iki kez çarpmalarıdır, Böylece parlaklıklarını yitiren ışıklardan oluşan ikinci gökkuşağı zar zor görülür. Birinci kuşakta kırmızı renk şeridin en dışında iken ikinci kuşakta en içtedir. Diğer renklerin sıralamaları da terstir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) altın; altın para; servet, zenginlik; altın rengi, sarı renk; yaldız, dore; (s.) altından yapılmış. gold amalgam civalı altın. gold basis altın esası; piyasanın altın fiyatlarına göre ayarlanışı. gold beater varakçı. gold beetle altın gibi par

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yerin içine veya diğer bir şeye sokmak, batırmak, örtmek: Soğuk yerlerde bağ kütüklerini kışın gömerler. Kazı kesip karın içine gömdü. Ördek yumurtalarını gübreye gömmüştü. 2. (ölüyü) Mezara koyup örtmek, defnetmek. Filânı nereye gömdüler? Vefatı günü gömdüler. 3. Yerin içine saklamak, gizlemek: Eski zamanda zenginler paralarını gömerlerdi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparative. relative. relative bağıntılı. izafi. nispi. rölatif.

Türkçe - İngilizce Sözlük

performing. performance. show. play. program. programme. demonstration. demo. showing. parade. entertainment. exhibition. house. shew.

Türkçe - İngilizce Sözlük

performing. performance. show. play. program. programme. demonstration. demo. showing. parade. entertainment. exhibition. house. shew. display. pageant. pomp. spectacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

put-on. show-off. ostentation. pomposity. show. display. showing-off. showiness. affectation. array. blazon. blazonry. dash. flashiness. flourish. frill. furbelows. gaiety. glitter. glossiness. panache. parade. pretension. pride. shew. splendidness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

affectation. airs. flourish. ostentation. panache. parade. pretension. show. splash.

Türkçe - İngilizce Sözlük

display. ostentation. show. showing. vanity. demonstrating. showing off. imposing appearance. striking appearance. pomp. show-up. presentation. indication. challenge. magnificence. splendure. reading. manifestation. exposition. prospection. parade. moonsh

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) get. ill-gotten gains haram para, hak edilmemiş kazanç.

Yabancı Kelime

Alm. Graben

coğ. çöküntü hendeği

Yer kabuğunun birbirine paralel olarak uzanan kırıkları veya basamaklı kırık dizileri arasındaki çökmüş bölümü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An area between two parallel faults that is lower than that on the other side of the faults. a sunken area between two roughly parallel faults The faults converge toward one another below the surface, so that they look like the letter 'V' in cross section

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), A.B.D. rüşvet; para yeme; yolsuzluk, suistimal; (f.) rüşvet almak, nüfuzunu kişisel yararına kullanmak. grafter (i.) menfaatçi kimse, rüşvet ile geçinen kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gramer, sarf, dilbilgisi; gram'er kitabı; gramer kurallarına göre hazırlanmış yazı veya konuşma. grammar school eskiden İngiltere'de üniversiteye talebe hazırlayan mektep; A.B.D. ilk ve orta okul derecesinde resmi okul. comparative grammar karşıla

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) greypfurt, greyfurt, kızmemesi, altıntop, (bot.) Citrus paradisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), (s.) bedava, parasız, caba.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) bedava, parasız; sebepsiz, keyfi; asılsız. gratuitously (z.) ücretsiz olarak; gereksiz yere, belli bir sebep olmadan. gratuitousness (i.) bedava oluş; asılsız oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) et suyu, sos; açıktan para, kolayca kazanılan kar. gravy bowl sosluk. gravy train A.B.D., argo az emek karşılığı menfaat sağlayan mevki veya iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yağ sürmek, yağlamak. grease one's palm argo rüşvet vermek. grease the wheels para ile işini yürütmek.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Karayipler’de, Karayip Denizi ve Atlas Okyanusu arasında, Trinidad ve Tabago’nun kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 12 07 Kuzey enlemi, 61 40 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 344 km².

Kara komşuları: 0 km.

Kıyı şeridi: 121 km.

İklim: tropikal; kuzeybatıdan daima rüzgarlar esmektedir.

Arazi yapısı: Orta kısmında volkanik özellik taşıyan dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Saint Catherine Dağı 840 m.

Doğal kaynakları: Kereste, tropikal meyveler.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.88.

ekinler: %29.41.

Diğer: %64.71 (2005 verileri).

Doğal afetler: Haziran - Kasım ayları arası kasırga mevsimidir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 89,703 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.26 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -12.59 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 14.27 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 64.87 yıl.

Erkeklerde: 63.06 yıl.

Kadınlarda: 66.68 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.34 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Grenadalı.

Nüfusun etnik dağılımı: siyahlar %82, kuzey Asyalılar ve Avrupalılar, azınlık olarak Arawaklar/Karayip Kızılderilileri.

Din: Roma Katolikleri %53, Anglikan %13.8, diğer Protestanlar %33.2.

Dil: İngilizce (resmi), Fransız kökenliler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %96.

erkekler: %96.

kadınlar: %96 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Grenada.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Saint George’s.

İdari bölümler: 6 bölge ve 1 bağımsız bölge; Carriacou ve Petit Martinique, Saint Andrew, Saint David, Saint George, Saint John, Saint Mark, Saint Patrick.

Bağımsızlık günü: 7 Şubat 1974 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 7 Şubat (1974).

Anayasa: 19 Aralık 1973.

Hukuk sistemi: İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), C, Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), LAES, NAM, OAS (Amerika Devletleri Teşkilatı), OECS (Doğu Karayip Devletleri Teşkilatı), OPANAL, OPCW (K

Türkçe - İngilizce Sözlük

Specif., an apparatus attached to a car for clutching a traction cable.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) İngilizlerin dört penilik eski bir gümüş parası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Avusturya şilinginin yüzde biri; 10 fenik karşılığı Alman parası; Almanların eski ufak gümüş parası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. grouse) tavuğa benzer bir av kuşu, orman tavuğu, (zool.) Lyrurus. hazel grouse dağ tavuğu, (zool.) Tetrastes bonasia. sand grouse kaya kuşu, (zool.) Pterocles arenarius Pallas's sand grouse bağırtlak, (zool.) Syrrhaptes paradoxus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), A.B.D., (k.dili) bir maden arayıcısına maden ocağını bulmak için ödünç verilen ve karşılığı ileride fazlasıyla geri alınacak para; (k.dili) yeni bir teşebbüse yapılan yardım; (f.) böyle bir yardımda bulunmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to group. to separate into groups.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to separate into groups. group. to stand about in knots.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the language spoken by the Guarani people of Paraguay and Bolivia a member of the South American people living in Paraguay and Bolivia the basic unit of money in Paraguay; equal to 100 centimos.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eski bir Alman hanedanına mensup bir kimse; ortaçağda İtalya'da Mukaddes Roma İmparatorluğu aleyhtarı ve Papaya taraftar milli istiklal partisi azası, Gelf.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, İngiliz kanalında adalar, Fransa’nın kuzeybatında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 49 28 Kuzey enlemi, 2 35 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 78 km².

Kara sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 50 km.

İklimi: Ilımandır. Kışları yumuşak, yazları serindir. Senenin yarısı hava bulutludur.

Arazi yapısı: Güneybatıda genellikle alçak tepeler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Sark 114 m.

Doğal kaynakları: İşlenebilir arazi.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 65,409 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.26 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.82 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.65 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.42 yıl.

Erkeklerde: 77.41 yıl.

Kadınlarda: 83.53 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Guernseyli.

Nüfusun etnik dağılımı: İngiliz ve Norman - Fransız kökenliler.

Din: Anglikan, Roma Katolikleri, Presbiteryan, Baptist, Methodist.

Diller: İngilizce, Fransızca, Norman - Fransız lehçeleri.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Guernsey Bölgesi.

kısa şekli : Guernsey.

Bağımsızlık durumu: İngiliz Krallığına bağlıdır.

Başkent: Saint Peter Port.

Bağımsızlık günü: yok (İngiltere’ye bağlıdır).

Milli bayram: Liberasyon Günü, 9 Mayıs (1945).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: yok.

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Finansal hizmetler - bankacılık, fon yönetimi, sigortacılık vb. Kanal Adaları ekonomik gelirinin yaklaşık %55’ni oluşturur.

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 2.742 milyar $ (2005 verileri).

GSYİH - reel büyüme: %3 (2005 verileri).

GSYİH - sektörel bileşim: tarım: %3.

Endüstri: %10.

Hizmet: %87 (2001).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %3.4 (2006 verileri).

İş gücü: 31,470 (Mart 2006).

İşsizlik oranı: %0.9 (2006 verileri).

Endüstri: Turizm, bankacılık.

Tarım ürünleri: Domates, sera çiçekleri, tatlı biber, patlıcan, meyveler, büyükbaş hayvanlar.

İthalat ürünleri: Domates, çiçek ve yeşil bitkiler, tatlı biber, patlıcan, diğer sebzeler.

İhracat ortakları: İngiltere.

İthalat ürünleri: Kömür, benzin, petrol, makine ve parçalar.

İthalat ortakları: İngiltere.

Para birimi: İngiliz Poundu (GBP); Guernsey pound.

Para birimi kodu: GBP.

Mali yıl: Takvim yılı.

İletişim Bilgileri

Kullanılan telefon hatları: 55,100 (2004).

Radyo yayın istasyonları: AM 1, FM 1, kısa dalga 0 (1998).

Televizyon yayını yapan istasyonlar: 1 (1997).

Internet kısaltması:.gg.

Internet kullanıcıları: 36,000 (2005).

Ulaşım ve Taşımacılık

Demiryolları: 0 km.

Su yolları: yok.

Limanları: Saint Peter Port, Saint Sampson.

Hava alanları: 2 (2006 verileri).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (b.h.) Gine; İngilizlerin yirmi bir şilin kıymetindeki eski altın parası; yirmi bir şilin; Afrika tavuğu, beç tavuğu. Guinea corn bir çeşit darı. guinea fowl, guinea hen Afrika tavuğu, beç tavuğu. Guinea pepper bir çeşit kırmızı acı biber. guine

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Hollanda para birimi.

Türkçe Sözlük

(i.) (gömmek’ten). 1. Değerli beyaz maden ki, altından sonra gelir. Ev eşyası, kadın süsleri vesaire imâline ve para basmaya yarar. Gümüş, 10.5 yoğunluğunda Ag senbolü ile gösterilen bir elemandır. Ar. fıdda, Fars. stm: Külçe gümüş, işlenmiş gümüş. 2. Gümüşten çatal, bıçak, kaşık: Gümüşleri kaldırdınız mı? Eskiden kalma çok değerli gümüşleri vardır. 3. Gümüşten yapılmış, Fars. simin: Gümüş şamdan. Gümüş kaşık çatal takımı. 2. Gümüş gibi beyaz; gümüş gerdan, gümüş kol. Gümüş balığı = Atrina, çamuka. Gümüş servi — Ayın suya aksetmesiyle hasıl olan beyaz yol. Gümüş suyu = Berrak su. Gümüş göz = Para göz, paradan başka gözüne bir şey girmeyen. Gümüş yaldız = Gümüşten yapılmış beyaz yaldız.

Genel Bilgi

Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler (yek, du, se, cihar, penç, şeş). Şimdi de yedi sayısını öğreniyoruz. Farsça yedi ‘heft’ dir (veya hefte). Yedi günlük ‘hafta’ ismi de buradan alınmıştır. Halen Türkçe’de kullandığımız gün isimlerinin kökenlerinin neler olduklarını biliyor musunuz?

Cuma-Arapça-toplama, toplanma)

Cumartesi-Arapça-(ertesi - Türkçe)

Pazar-Farsça-(ba = yemek, zar = yer)

Pazartesi-Farsça-(ertesi - Türkçe)

Salı-İbrânice-(üçüncü)

Çarşamba-Farsça-(cehar şenbe = dördüncü gün)

Perşembe-Farsça-(penç şenbe = beşinci gün)

Günümüzde kullandığımız ay isimlerinin geldikleri yerler de karışık. Hicri takvimdeki Arabi ay isimlerinin bugün hiçbirini kullanmamamıza rağmen yine de Şubat, Nisan, Haziran, Temmuz ve Eylül aylarının isimlerinin kökenleri Arapça ve Süryanice, Kasım ayının ise Arapça.

İşin daha ilginç yanı bunlardan Şubat, Nisan, Temmuz ve Eylül hemen hemen aynı telaffuzla Yahudi takviminde de yer alıyorlar. Gelin ayların isimleri ve kökenlerine bir göz atalım.

Ocak = Türkçe (Kışın evlerde ateş yakılan yer)

Şubat = Süryanice

Mart = Latince (Maritus - mitolojik isim Mars’tan)

Nisan = Süryanice

Mayıs = Latince (Tanrıça Maria’nın ayı)

Haziran = Süryanice

Temmuz = Arapça / Süryanice

Ağustos = Latince (Roma İmparatoru Augustus’un adından)

Eylül = Süryanice

Ekim = Türkçe (Toprağı ekmekten)

Kasım = Arapça (Bölen)

Aralık = Türkçe (İki zaman dilimi arası)

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind. solarium. sunshade. sunshield. sunny place. awning. sunblind. parasol. visor. sun visor. sun-shield. peak.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. garîb). Garipler. Gurebâ Hastahanesi = Eskiden kendilerini baktırmaya parası olmayan fıkaranın bakılıp tedavi olundukları hastahane. Bugün İstanbul’dadır, (bk.) Garip.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Görgülü, güzel, gösterişli. 2. Doğu Türkleri ve Moğollar’da imparatorluk (hâkanlık) hanedanına dâmâd olan (Timur’un unvanı buradan gelir).

Türkçe Sözlük

(i. P.). Geçmiş, geçen, sâbık, sâlif: Sâl-i güzeşte = Geçen sene. Faiz, Ar. nemâ: Aldığı parayı güzeştesiyle beraber verdi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), (s.) adi yazılar yazan kalitesiz yazar; (f.) para için adi yazı yazmak; (s.) adi yazıya ait. hack work adi yazı. hack writer para için adi yazı yazan kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Her hafta ve haftada bir vâki olan: Haftalık gazete = Haftada bir çıkan. 2. Hafta itibariyle verilen ücret veya aylığa karşılık her hafta verilen para: Bu mürettibin haftalığı ne kadardır? Bugün, haftalık dağıtma günüdür. Mağaza haftalığı kesti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The separate masses or grains are called hailstones.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hail is observed precipitation in the form of small balls or pieces of ice , falling either separately or agglomerated into irregular lumps Hail falls during heavy thunderstorms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation of small balls or other pieces of ice falling separately or frozen together in irregular lumps.

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). 1. Doğruluk, doğru ve gerçek olan şey, bâtıl mukabili: Hak budur; hakkı söylemeli. 2. Adi, adalet, hakkı koruma, insaf: Haktan katiyen ayrılmamalı. 3. Bir adama ait. olan şey: Hakkımı vermediler, hakkını istiyor; hakk-ı sarîh. 4. Bir iş ve zahmetin karşılığı: Emek hakkı, ayak hakkı. 5. Bir adamın emeğine karşı alacaklı olduğu maddî veya mânevî karşılık: Ana, babanın, öğretmenin hakkı pek büyüktür. 6. Pay, hisse: Makas hakkı = Makas peyi; ateş hakkı. 7. Adalet ve hakkaniyetin kendisi olan veya doğru olup bâtıl olmayan Allah: Hak-Taâlâ; Cenâb-ı Hak’tan dilerim. Bir isme bağlanarak «d» edatı ile beraber dair ve ait mânâsını ifade eder: Onun hakkında birtakım sözler oldu; bu husus hakkında bazı tafsilât verdi; bu, sizin hakkınızda hayırlı oldu. Hakkı olmak = Doğru söylemek, sözü doğru ve haklı olmak: Hakkınız vardır = Doğru söylüyorsunuz; bunu yapmaya, istemeye hakkım yok mudur? Hakketmek = Hak kazanmak, eriştiği bir karşılık ve mükâfata ait bir hizmette bulunmak: Siz bu rütbeyi, bu nişanı hakkettiniz. Hakkı için = Yemin tâbiri: Allah, peygamber hakkı için. Hakkından gelmek = Ustun gelip intikam almak veya birine lâyık olduğu cezayı vermek. Hak kazanmak. = Haklı çıkmak. Hakkuşu = Ishak kuşu. Hakuran (hakkuran) = Penbe kumru. Hak vermek = Tasdik etmek. Hakkını yemek = Alacağını vermemek veya değer ve emeğini kabûl etmemek: O adamın hakkı yenmez, değeri inkâr edilemez. Hak yolu = Doğruluk veya Tanrı yolu, Fars. râh-ı Hudâ. Elhak = Doğrusu, Ar. hakkaa. Bihakkın = Hakkıyle, haklı olarak. Bigayrihakkın = Haksız yere, hakkaniyete aykırı olarak. Nâhak = Haksız. Su hakkı = Kadınlar hamamında sarfolunan su için verilen para. c. 1. Herkesin hakkından, alacağından ve adaletten bahseden ilim: Hukuk ilmi, hukuk fakültesi. 2. Kanunun cinayete ve cezaya ait kısımlarından veya fıkhın itikat ve mezhep kısmından başka, sırf alacak, vereceğe ait kısmı: Hukuk mahkemesi. 3. Ahbaplık, dostluk, her birinden diğerine geçmiş iyilik ve hizmet hakları: Aramızda eski hukuk vardır; onunla hukukum pek eskidir.

Türkçe Sözlük

(i.). Türkler’de büyük han, hanlar hanı, imparator, büyük imparator. Kaan ve kağan kelimelerinin Ar. Fars. telâffuzuna uydurulmuş şeklidir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sükût hakkı, susma payı, bir kimseye bildiğini söylememesi için verilen para veya tâviz.

Türkçe Sözlük

(i.). Türk hükümdar, kral, imparatoru. Osmanlı padişahlarının isimlerinin sonuna getirilir: Fâtih Sultan Mehmed Han (Ar. Fars.’ya uydurulmuş telâffuzu: hân). Hân-ı HAnân = Hanlar hanı, Hindistan Timuroğulları’nda en yüksek rütbe.

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Osmanlı hânedânında «sultan» denen imparatorluk prenseslerinin kızlarına verilen resmî unvan. Bu prensesler, yalnız ana tarafından Osmanoğlu’dur.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir suçluyu cezalandırmak için veya davası görülünceye kadar bir yere kapama, cezaevine, mahbese atma: Filânı hapsettiler. Hapsolundu. Beş ay müddetle hapsine karar verildi. 2. Tutma, zaptetme, koyuvermeme: idrarı çok hapsetmek iyi değildir. 3. istifade olunmayacak bir hal ve mevkide bulundurma, boş yere alıkoyma: Bu kadar parayı boşuna hapsetmekten ise işletmek daha faydalıdır. 4. Kapalı bir yerde tutma, böyle bir yerde bekletme: Geleceğine söz vermiş olduğundan beni bütün gün evde hapsetti. 5. (Türkçe’de) Hapishane, mahbes, zindan: Hapse attılar. Hapsolunmuş, mahbus: üç aydan beri hapistir. Göz hapsi = Nezaret altında bulunma.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hârâbâtî-yân). t. Meyhaneye devam eden, ayyaş, sarhoş ve pejmürde. 2. Eline geçen parayı içki ve sefâhat yoluna harcayıp kendine, evine, barkına bakmayan düşkün adam.

Türkçe Sözlük

(HARÇ) (i. A.). 1. Sarf, bozma: Verdiğiniz parayı tamamiyle harcettim. O paranın hepsi hareoldu mu? 2. (Masdar mânâsında olmayarak): Sarfolunacak para, masraf, harçlık: Çok harç gidiyor. 3. Bir resmî iş için verilen resim: Mahkeme harcı, intikal harcı, İlâm harcı. 4. (Türkçe): Bir şeyin imaline yarayan madde, kereste: Ustaların harcı kalmadığından boş duruyorlar. Yemek harcı. 5. Duvar örmeye ve sıva vesaireye yarayan kireç ile kum veya horasan yahut çamurla saman vesaire karışımı: Duvar harcı, sıv8 harcı, harç yapmak. 6. Elbiseye süs için çeşitli şekillerde dikilen kaytan vesaire: Kadın elbiselerine harç koymak bu sene moda oldu. Avrupa’dan hazır harç gelir. Harcı olmak = Yapabilmek elinden gelebilmek: Bu iş oun harcı değildir. Bu yükü kaldırmak benim harcım değildir. O ata binmek senin harcın mı? (bk.) Harcırah. Harc-ı Alem, harc-ı Am = Herkese göre, elverişli, herkesin kullanabileceği, ipekli elbise harc-ı Alem değildir. Vekilharç = Bir büyük konakta masraf işlerine bakan adam. Harcı içinden çıkmak = Ayrıca masraf etmeye hâcet olmamak.

Türkçe Sözlük

(f. Arapça harc’dan). 1. Sarfetmek, bozmak: O kadar parayı bir günde harcadı. Çok para harcıyor. 2. Birini isteyerek tehlikeye sokmak: O adam beni harcamak istiyor. Bozuk para gibi harcamak = Aynı mânânın mübalağalı şekli.

Türkçe Sözlük

(HARC-I RAH) (i. F. Ar. hare = masraf, Fars. râh = yol). Yol masrafı, bir memur veya subayın görevle bir yerden bir yere gitmesi için, rütbe ve maaşı ile ve gideceği mesafeye göre resmen verilen para: Hareket etmek için harcırâhını aldı. Harcırah nizâmnâmesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرج راه] yol parası.

Türkçe Sözlük

(i.). Alelâde masraflara mahsus para: Harçlığım yok, harçlığı kalmadı. Cep Harçlığı = Ufak tefek şahsî masraflara mahsus para: Çocuklara cep harçlığı vermeli.

Teknolojik Terim

Bu yeni parazit giderme teknolojisi, hareketli nesnelere herhangi bir etkide bulunmadan artalandaki parazitini azaltır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zenginlik ve ihtişamdan gelen büyüklük, gösterişlilik, heybet. Ecnebî hükümdarlara (imparator ve krallara) unvan olur: Zât-ı haşmetmeâbları.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Haşmetli, haşmet sâhibi. Osmanlılar’ın «majeste» karşılığında, yabancı imparator ve krallar için kullandıkları unvan.

Türkçe Sözlük

(i.). Azamet ve heybet sahibi, haşmetmeâb. İmparator ve kral derecesinde olan ecnebi hükümdarlara unvan olur: Haşmetlû İsveç kralı hazretleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separation. homesickness. longing.

Teknolojik Terim

ISO ile ölçülür ve fotoğraf makinesinin ışığa karşı hassaslık derecesini belirtir. Fotoğraf makinelerinin çoğunda hassasiyet, alanın parlaklığına göre otomatik olarak ayarlanır. Birçok makinede manuel ayar da yapılabilir. Zayıf ışık koşullarında genellikle yüksek ayarlar kullanılır, ancak çok yüksek ayarlar görüntü parazitini arttırır.

Türkçe Sözlük

(aslı: HâDUN, KADUN, KADIN) (i.) (Arapça’da cem’i: havâtîn). 1. İslâm’ dan önceki ve daha sonraki Türk devletlerinde hâkan zevcesi, imparatoriçe. 2. İtibarlı kadın, hanım, Fars. bânû, Ar. seyyide kullanılıyorsa da, hâtûn kelimesinde daha fazla saygı vardır. Hâtûn, kimseye derdini anlatamıyor. Güzelhâtun otu, güzelavrat otu = İtalyanca belladona dedikleri çiçek ki, tıbbî bitkilerdendir.

Türkçe Sözlük

(aslı: HâVA) (i. A.) (c. ehviye). 1. Dünyayı atmosferin bittiği yere kadar çeviren hafif gaz tabakası: Havaya kalkmak, havaya uçmak, durmak. 2. Bu tabakayı teşkil eden hafif gaz: Temiz hava teneffüs etmek. Hava başlıca oksijen ile azottan ve az miktarda diğer gazlardan mürekkeptir. 3. Atmosferin hal ve durumu: Bugün hava güzel, yağmurlu, karlı, sisli, soğuk, sıcak hava. Hava iyi olursa yarın gideriz. Bu ne hava? 4. Bir yerin sıhhî durumu, insanın sıhhatına yarayıp yaramamak itibariyle havanın hal ve durumu: Hafif, ağır, sıtmalı, sağlam hava. Oranın havası bana gelmedi. Havası ile uyuşamadım. O havalarda zayıf adam yaşayamaz. 5. (Türkçe) Herhangi bir musiki eseri, parçası: radyoda güzel bir hava çalıyor. 6. Bir binanın üstüne çıkmak, çatı katı yaptırmak hakkı: Dükkân benim ama havası başkasınındır. 7. Hafif rüzgâr, havanın hareket ve dalgalanması: Bugün hiç hava yoktur. 8. Boş, beyhude, faydasız yere: Bizim çalışmamız havaya gitti. 9. Ateşli silâhlar nişanının mesafeye göre değişen derecesi. 10. Baskı harflerinin yukarı veya aşağı gelmek üzere muhtelif yükseklikte kazılı olması, dökme hurufat derecesi. Ab ü havâ = Su ve hava: Bir yerin sıhhî durumu, iklimi: Ab ü havâsı güzel bir yer. Oranın Ab ü havâsı ile uyuşamadı. Açık hava = 1. Bulutsuz hava. 2. Bina dışarısı. Hava almak = 1. Teneffüs etmek, solunum yapmak, temiz hava teneffüs eylemek: Şu pencereyi açın hava alalım 2. Gezmek, açık havada dolaşıp ferahlamak: Çıkıp biraz hava alalım. 3. Havadar olmak, rüzgârlara maruz ve havanın değişmesine elverişli hal ve durumda bulunmak: O köşk iyi hava alıyor. Bu oda hiç hava almaz. Bâd-ı havâ = Hava yeli (Türkçe söylenişi: bedava): Parasız, Ar. meccânen ve mec. Pek ucuz: Bunu size bedava veririm. Şunu bedava almışsınız. Cew-i havâ = Dünyayı çeviren hava tabakası, Fransızca: atmosph&re. İlm-i cevv-i havâ ve kısaca: llm-i cev = Hava değişikliklerini inceliyen ilim. Fransızca: metiorologie. Sünbülî hava = Güneşsiz, yağmursuz, kapalı gibi, fakat güzel hava. Mart havası = Daima değişen, kararsız hava Hava hoş = Nasıl olsa olur: Bence hava hoş, vazife etmem (aldırmam). Herkes bir hava çalıyor = Herkes aklına geleni söylüyor. Bir fabrika ki, herkes bir hava çalıyor. Havadan = Bedava.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. hâkan). Hâkanlar, Türk imparatorları. Türkçe’den Arapça’laştırılmıştır. (bk.) HAkan.

Türkçe Sözlük

(HAVALE) (i. A.) (c. havâlât). 1. Birinin eline bırakma, terk, Ar. tefviz, ihâle: Orada olan işlerimin görülmesini filâna havale ettim. 2. Saldırma, sunma, vurma: Kendisine bir kılıç, bir mızrak havale etti. 3. Bir paranın ödenmesini üçüncü bir şahsa çevirme: Filânda olan alacağımı size havale ettim. 4. Bir ödemenin üçüncü bir şahsa çevrilmesi için resmî emir, havâle-nâme: Erzurum’dan gönderilen havaleyi aldım. 5. Dilekçelerin vesair resmî evrakın, sunuldukları makamdan ait oldukları daireye gönderilmesi ve bunu gösteren evrakın bir köşesine edilen kayıt ve işaret: Dilekçeyi, evrakı muhasebeye havale ettiler. Bu dilekçenin havalesi yoktur, havale ettir de getir. 6. (masdar mânâsını taşımaksızın) Görüşe mânî olan şey, Ar. hâil: O duvar deniz tarafından havale oluyor. 7. Başka bir bina veya istihkâmın üstünde bulunup, hâkim olan veya içine bakan bina veya istihkâm: Tepedeki kale, şehre havale oluyor, selâmlık hareme havale olmamalıdır. 8. Bir bina veya istihkâmın bir yere hâkim olması veya içine bakması: O tepenin istihkâmlara havalesi vardır; selâmlığın hareme havalesini kesmek için bir tahta perde çektirmeli. 9. Bir arsa etrafına veya duvar üzerine yapılan engel, perde: Buraya bir tahta havale yapmalıdır. 10. Musallat, dadanıp rahatsız eden şey: Bir takım karıncalar kilere havale olup bir şey bırakmıyor (bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır). 11. Çocuklarda görülen sar’a çeşidi: Çocuğa havale geldi, çocuk havaleye tutuldu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) saman, kuru ot, biçilip kurutulmuş ot; (f.) kurutmak için ot yetiştirmek; otu biçip kurutmak; otla beslemek; ot ekmek .hay fever saman nezlesi. hit the hay ABD, argo. yatmak. It ain't hay. ABD, argo. Az para değil. Make hay while the sun

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (den.), fazla veya çetin işle yormak; A.B.D., eşek şakası yaparak üzmek (özellikle üniversiteye yeni gelenleri).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hazâin) (Türkçe: hazne). 1. Para konan ve saklanan yer, vezne, sandık: Devlet hazinesi (maliye bakanlığına yalnız hazine de denir). 2. Değerli şeyler saklamak üzere yapılmış muhafazalı yer depo. 3. Akar suyun veya yağmur suyunun birikip saklandığı yer, sarnıç, depo, su hazinesi de denir (Türkçe’de bu mânâda daha çok «hazne» denir). 4. Top ve tüfek barutunun konduğu yer. 5. Gönjülü mal, defîne. 6. İrin biriken yer. 7. Para vesair değerli şeylerden ibaret yük. 8. Vaktiyle on altı bin altın kurüş miktarı. Hazîne-i hâssa = Osmanlı hükümdarına ait emlâk, arâzi vesairenin gelir ve masraf dairesi. Hazîne kethudâsı — Eskiden Enderûn-ı Hümâyûn’daki değerli mal ve eşyanın muhafaza ve idaresine memur zat.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Devlet malının parasının saklandığı y(Erkek İsmi) 2.Gömülü ya da saklıyken bulunan değerli şeyl(Erkek İsmi)

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation. confection.

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparative. preparatory. stand-by. preparation. arrangement. provision. providence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrangement. preparation. providence. provision. readiness. preparatory.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. heads) baş, kafa; kelle; reis, şef; baş yer, baş taraf, ön taraf; ekin başı, başak; madde, fıkra; kaynak, su başı, menba, pınar başı; zirve, şahika, doruk; akıl; manşet; konu; madeni paranın resimli yüzü (tura); göbek; bira köpüğü; birikmiş

Türkçe Sözlük

(aslı: HEDİYYE) (i. A.) (c. hedâyâ). 1. Armağan, Fars. pîşkeş: OiğerII hediye, çok pahalı hediye. 2. Kur’an’ ın bedeli (para ile alınıp satılmaması hakkında bir hadîs-i şerif rivayet edildiği için, bedeli hediye ile te’vil olunur. Başka kitaplar hakkında kullanılması yersizdir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ökçe takmak; peşine düşmek, takip etmek; dans ederken ökçeyi yere basmak; ökçelerine dayanarak dinlenmek; ayağının dibinden ayrılmamak (köpek). well heeled (k).dili sarfedecek parası bol, kesesi dolgun.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça endâze’den Arapça’laşmış). Geometri. Hendese-i musattaha = Düzlem geometri. Yalnız satıhlar üzerine olan şekiller ve mesahalardan bahsedeni. Hendese-i mücesseme = Uzay geometri. Uç boyutlu cisimlerden bahsedeni. Hendese-i halliyye = Tasarı geometri. Hendese-i resmiyye = Resim ve benzerinden bahsedeni. Geometri, matematiğin uzamsal ilişkiler ile ilgilenen alt dalıdır (Eski adı: Hendese). Yunanca Γεωμετρία “Geo” (yer) ve “metro” (ölçüm) birleşiminden türetilmiş bir isimdir. Geometri, arazi ölçümü sözcüklerinden türetilmiştir. Herodot (i.Ö.450), Geometrinin başlangıç yerinin Mısır olduğunu kabul eder. Ona göre geometri kavramı Mısır kö­kenlidir. Sözcüğün kullanımı da Eflatun, Aristo ve Thales’e kadar gider. Yalnız Öklit geometri sözcüğü yerine Elements sözcüğünü yeğlemiştir. Elements sözcüğünün Yunanca karşılığı stoicheia sözcüğüdür. Bir kümenin üzerine konan ve kümenin öğelerini birbirleriyle ilişkilendiren bir uygun yapı, geometri yapılmasını olanaklı kılar. Bir düzlemin üzerine doğal olarak konacak ve sezgisel uzaklık duygusunu gözetecek “lise geometrisi”nin adı Öklit geometrisidir. Bu geometrinin tarihsel olarak ilginç ve önemli bir özelliği paralellik belitidir. Bu beliti sağlamayan ama geri kalan tüm belitleri sağlayan geometrilere Öklit dışı geometriler denir. Bunlara örnek olarak Hiperbolik geometri ya da küresel geometri verilebilir. Günümüzde kullanılan doğru, yay, ışın, açı ortay, kenarortay gibi birçok temel geometri teriminin Türkçe’leri Mustafa Kemal Atatürk’ün Geometri adlı eserinde yazılan eserde önerdiği terimlerden yararlanılarak kullanılmaya başlanmıştır. Hendese (Geometri) günlük yaşamın hemen her alanında gereklidir. Geometride uzunluk, alan, yüzey, açı gibi kavramlar bazı nicelikleri belirlemede kullanılır. Hendese’nin (Geometri’nin) en çok iç içe olduğu dallar; cebir ve trigonometri, mimarlık, mühendislikler (Yol, köprü, yapı, makine, gemi ve uçak yapımı; maden, su ve elektrik işleri gibi bayındırlık ve zanaatla ilgili teknik çalışmalar, vb.), endüstiryel alanlar, simülasyonlar, bilgisayar programları ve grafikleri, sibernetik, tasarım, sanat vb. dir geometrinin kullanılmadığı meslek ya da alan yok gibidir desek yerinde olur. Geometri ve sanat bir sanat eserlerinin geometrik olması onlara estetik değerler kazandırmıştır. Ünlü ressam Leonardo da Vinci’nin resimde vücut oranları üzerine yaptığı çalışmalar, çizdiği eskizler bulunmaktadır. Bu orana Altın Oran denmektedir.

Türkçe Sözlük

(aslı: HİSAB) (i. A.) (c. hisâbât). 1. Sayı sayma, sayıya ait iş: Paramızı, alıp verdiğimizi hesap edelim. 2. mec. Tahmin, düşünce: Benim hesabıma göre, hesabım doğru çıkarsa. 3. Defter tutma, alacak, vereceğin ve alınıp sarf olunanın kaydı: Hesap tutar. 4. Alacak, verecek, paraya ait münasebet: Kendisiyle bir hesabımız vardı, benim, onunla hiç bir hesabım yoktur. 5. Sayıya ait kaide ve işlerden bahseden ilim ki, matematiğin ilk basamağı sayılır: Hesap ilmi, hesap okumak, hesap öğrenmek. Bilhesâb = Hesabederek, hesap olunarak. Bî-hesab = Hesapsız, pek çok. Parmak hesabı = Parmakla yapılan kaba ve cahilâne hesap. Hesap tutmak = Alacak, vereceği veya makbuz ve sarfiyatı deftere kaydetmek. Hesaba çekmek = Birinden hesap isteyip mesul tutmak. Hesâb-ı zihnî = Çocuklara ezberden öğretilen hesap. Hesaba gelmek = 1. Uymak: Benim hesabıma gelir, gelmez. 2. Sayılabilmek, sayılabilecek miktarda olmak: Onun mal ve serveti hesaba gelmez. Alelhesap = Hesaptan önce, hesap görüldükte sayılmak üzere parça parça verilen para: İşleyen aylıktan alelhesap ikiyüz lira almıştır. Indelhesâb, ledilhesâb = Hesap olundukta, hesap görülünce. Yevm-ül-hesâb, rûz-ul-hesâb = Kıyamet günü, mahşer günü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Almanya'nın Hesse eyaletine ait; (i). Hesse'li kimse; (tar). paralı asker; kaba kendir kumaş. Hessian boots on dokuzuncu yüzyllda ingiltere'de giyilen püsküllü uzun erkek çizmesi. Hessian fly buğday yiyen ufak ve zararlı bir sinek.

Türkçe Sözlük

(aslı: HİÇ) (i. F.). 1. Yok olan veya yok denilecek kadar az olan, Ar. mâdûm, mefkud: O adam benim nazarımda hiçtir. 2. Yokluk, Ar. adem: Hiçten gelme, hiçe saymak, hiçten iyidir. Büsbütün, asla, kat’A: O hiç bilmez, hiç kazanmadı. Hiç görmedim. Hiç olmazsa: Hiç değilse, Ar. akallî, lâ-akal, bâri. Hiçbir = Bir şeyin birer birer inkârı: Hiçbir iş göremedim. Hiçbir tacirin teşebbüs edeceği iş değildir. O malların hiçbiri işe yaramaz. Hiçbir zaman, hiçbir vakit = Asla, Ar. ebeden: Onu hiçbir vakit kabûl etmem. Sizin dediğiniz hiçbir zaman olmıyacaktır. Hiçbir şey = Asla: Hiçbir şey söylemedi. Hiçbir şey vermedi, olmadı. Hiç kimse = Hiçbir adam: Hiç kimse gelmedi. Hiç kimseyi incitmemeli. Hiçten = 1. Asıl ve nesli meçhul, sonradan görme: Hiçten bir adam. 2. Zahmetsiz kazanılmış: Hiçten bir paradır. Hiçten bir eve sahip oldu. Hiçe saymak = Saymamak, ehemmiyet vermemek. Sualde «hiç görmediniz mi?» gibi menfi cümlede ve ona benzeterek müsbet cümlede kullanılıp «vaktin birinde» ve «kazâra, tesadüfen» gibi bir mânâ ifade eder: O adamı hiç gördünüz mü? Hiç ava gittiğiniz var mıdır?

Türkçe - İngilizce Sözlük

separation. bitterness of heart.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Bir koni eksenine paralel olarak kesilince meydana çıkan kesitin şekli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

HIgh Performance Parallel Interface.

Türkçe - İngilizce Sözlük

High Performance Parallel Interface. 'High Performance Parallel Interface', ANSI draft standard X3T9 3.

Türkçe - İngilizce Sözlük

High Performance Parallel Interface - ANSI draft standard X3T9 3. High performance parallel interface; a point to point 100 MByte/sec interface standard used for networking components of high performance multicomputers together.

Türkçe - İngilizce Sözlük

High-Performance Parallel Interface.

Türkçe - İngilizce Sözlük

High-performance Parallel Interface.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for high performance parallel interface as defined by the ANSI X3T9 3 document, a standard technology for physically connecting devices at short distances and high speeds Primarily to connect supercomputers and to provide high-speed backbones

Türkçe - İngilizce Sözlük

High Performance Parallel Interface An ANSI standard for high-speed transfer of information in a dual-simplex manner over a short parallel bus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

High Performance Parallel Interface, a network technology standard that specifies a transmission speed of 100 megabytes per second and allows devices to be attached directly to the network without an intervening computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The High Performance Parallel Interface is a network link, often used to connect computers It is slower than shared memory transfers but faster than TCP/IP transfers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Height performance parallel interface Defined by ANSI X3T9 3.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tamah, açgözlülük, şiddetli arzu, şiddetle bir şeyin üzerine düşme: Hırsını yenemedi. Hırsla paraladı.

Türkçe Sözlük

(i. F.) {c. hissedârân). Hisse sahibi, hissesi olan. Bir şirkete para verip ortak olan kimse: Hissedarlar meclisi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the context of visitors to web pages, a hit is a single access request made to the server for either a text file or a graphic If, for example, a web page contains ten buttons constructed from separate images, a single visit from someone using a web bro

Türkçe Sözlük

(hi.). M. Ö. ikinci bin yılda yaşıyan ve Anadolu’da imparatorluk kuran ve bugün ortadan kalkmış Hind Avrupa (Arî) grupundan bir millet. Fransızca adı: Hitittes. Hititler kendilerine «Hatti» derlerdi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to separate into factions.

Genel Bilgi

Bir resme, bir karikatüre bakarız ama bir yazıyı okuruz. Aslında ikisi arasında bir fark yoktur. Gözümüz şekilleri görür, beyin de değerlendirir. Ancak okumayı öğrenmeye başladığımızdan beri edindiğimiz ve hemen herkeste bulunduğu için farkına varamadığımız bazı alışkanlıklar nedeni ile okuma hızımız, insanın sahip olduğu kapasiteye göre hayli yavaştır.

İnsanlar sadece göz ve beyin arasında olması gereken okuma işleminin arasına bazı lüzumsuz alışkanlıklar katarlar. Kimi duyulacak şekilde (özellikle çocuklar) sesli okur, kiminin okurken dudakları kıpırdar, kimileri ise yazıyı içinden kelime kelime okur.

Bütün bu kötü alışkanlıklar okuma süresince ekstra bir güç sarfettirdiğinden okurken çabucak yorulmaya da sebep olurlar. Halbuki okuma sırasında ağız, dil, dudak, damak ve gırtlak gibi organların çalışmalarına hiç gerek yoktur.

Yavaş okumamızın birinci nedeni gözümüzün görme alanını iyi kullanmamamız yani okurken her kelimeye tek tek bakmamızdır. Bu şekilde normal bir satın okumak için gözümüzü 8-12 kere hareket ettirmemiz gerekir. Halbuki gözümüzün bir bakışında birden fazla kelimeyi görebildiğimizden aynı uzunluktaki bir kelimeyi 2-3 göz harekeli ile okumamız mümkündür.

Günümüzün baş döndürücü temposunda yavaş okuyarak zaman kaybetme lüksümüz yoktur, örneğin 400 sayfalık bir kitapta yaklaşık 96 bin kelime vardır. Bu kitabı dakikada 150 kelime okuyan bir kişi 10 saatte, 500 kelime okuyan 3 saatte, bin kelime okuyabilen ise l,5 saatte bitirebilir. Basit fakat disiplinli bir eğitimle kazanılacak zaman muazzamdır.

Okumamızı yavaşlatan en önemli psikolojik etken ise hızlı okursak anlayamayacağımızı zannetmemizdir. Etrafındakilerden sürekli ‘tane tane oku’ veya ‘yüksek sesle oku’ direktiflerini alan bir çocuğun bu alışkanlığı zamanla kökleşmiş hale gelir.

Halbuki dakikada 6 bin kelime okuyarak küçük yaşta üniversiteye giden Mariel Aragon, dakikada 2 bin 500 kelime okuyarak ABD’yi yöneten John Kennedy hızlı okuyarak daha iyi anlamanın mümkün olduğunun kanıtlarıdır.

Süratli okuma teknikleri ise paragraf okumak, sütun okumak, çapraz okumak gibi çeşitlidir. Bunların içinde anlama bakımından sütun okuma en etkin olanıdır. Bu teknikte 3-4 kelimelik dar bir sütunu okuyorsanız, sütunun ortasından bir doğru boyunca sözleri aşağıya doğru kaydırmak yeterlidir. Devamlı bir çalışma sonunda sütunu tamamıyla anladığınızı göreceksiniz.

Daha geniş sütunlarda da yine aynı şekilde ancak her satırda kelimeleri birer atlayarak yani 4-5 kelimelik bir satırda ikinci ve dördüncü kelimeleri okuyarak sütunu taramak yeterli olmaktadır. Gözler diğer kelimelerin resimlerini çekecek ve beyne ileteceklerdir.

Çok fazla kişisel yetenek gerektirmeyen hızlı okuma tekniği ile okumak, konsantrasyonun yanında kültüre ve sürekli egzersiz yapmaya da bağlıdır. Tüm bu koşulları sağlayanlar rahatlıkla dakikada bin kelime okuma seviyesine çıkabilmektedirler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

When a parachute is flying directly into the ambient wind, it is said holding See running and crabbing.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). durdurma; gecikme; engel; yolunu kesip soyma, tabanca tehdidiyle soyma; yolun kapanması; (k).dili müşteriden fazla para isteme.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa, Kuzey Denizi kıyısında, Belçika ve Almanya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 52 30 Kuzey enlemi, 5 45 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 41,526 km².

Sınırları: toplam: 1,027 km.

sınır komşuları: Belçika 450 km, Almanya 577 km.

Sahil şeridi: 451 km.

İklimi: Ilıman; deniz iklimi, yazlar serin ve kışlar ılıman geçer.

Arazi yapısı: Çoğunlukla kıyı bölgesinde alçak ovalar ve düzlükler, güneydoğuda tepelikler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Prins Alexanderpolder -7 m; en yüksek noktası: Vaalserberg 322 m.

Doğal kaynakları: Doğal gaz, petrol, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %21.96.

daimi ekinler: %0.77.

Diğer: %77.27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 5,650 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 16,491,461 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.49 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.72 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.96 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.96 yıl.

Erkeklerde: 76.39 yıl.

Kadınlarda: 81.67 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.66 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 (2003 verileri).

Ulus: Hollandalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Hollandalı %91, Faslı, Türk ve diğer %9.

Din: Roma Katolikleri %31, Protestan %21, Müslüman %4.4, diğer %3.6, inançsız %40.

Dil: Flemenkçe.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Hollanda Krallığı.

kısa şekli : Hollanda.

Yerel tam adı: Koninkrijk der Nederlanden.

yerel kısa şekli: Nederland.

ingilizce: Netherlands.

Yönetim biçimi: Meşruti Krallık.

Başkent: Amsterdam - Den Haag.

İdari bölümler: 12 bölge; Drenthe, Flevoland, Friesland, Gelderland, Groningen, Limburg, Noord-Brabant, Noord-Holland, Overijssel, Utrecht, Zeeland, Zuid-Holland.

Bağımlı toprakları: Aruba, Hollanda Antilleri.

Bağımsızlık günü: 1579 (İspanya’dan).

Milli bayram: Kraliçe günü, 30 Nisan.

Anayasa: 1814; bir çok kez yenilenmiştir, son düzenlenme tarihi 17 Şubat 1983.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), Benelux (Belçika, Hollanda, Lüksemburg Ekonomik Birliği), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), EIB (Avrupa Yatırım Bankası), EMU (Avrupa Ekonomi ve Para Birliği), ESA (Avrupa Uzay Ajansı), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-

Türkçe - İngilizce Sözlük

1 One of a pair of chromosomes that segregate from one another during the first meiotic division 2 A gene related to a second gene by descent from a common ancestral DNA sequence The term, homolog, may apply to the relationship between genes separated by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dürüst, hilesiz, doğru sözlü, açık kalpli; namuslu; güvenilir. turn an honest penny namusuyla para kazanmak. honestly z. sahiden, gerçekten; dürüstlükle, hilesizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ücret, serbest meslek sahibine hizmet karşılığında verilen para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ötmek (baykuş), baykuş gibi ötmek; yuha çekmek; i. baykuş sesi; bağırma; yuhalama; İng., argo güldürücü şey. hoot owl baykuş. not worth a hoot k.dili beş para etmez. hooter i. fabrika düdüğü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In data communications, one segment of the path between routers on a geographically dispersed network A hop is comparable to one 'leg' of a journey that includes intervening stops between the starting point and the destination The distance between each of

Türkçe - İngilizce Sözlük

depreciate. despise. disdain. disparage. pooh-pooh. scorn. slight. sneer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. yatay, ufki, ufka para!el, ufka ait; i. yatay düzlem veya çizgi. horizontally z. yatay bir şekilde, ufki olarak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Amir, hâkim, sahip. 2. Padişah, imparator, hükümdar. 3. I. Sultan Murad HAn Gazi’nin (1362-1389) lakabıdır ve bu vesileyle, şehzadeliğinde valilik yaptığı Bursa vilâyetine de Cumhuriyet’e kadar böyle denmiştir. 4. Mevlânâ Celâleddin-i RÜmî hakkında da kullanılmıştır (yalnız Osmanlı padişahları için kullanılan «hünkâr» tâbiri hudâvendigârin kısaltılmışıdır).

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Kuvvetli, saadetli, Fars. huceste, mübarek: Tâlî-i hümâyûn. 2. Devlet ve saltanat sahibi olan padişaha ait, şâhâne, mülükâne, sultânî: Saray-i hümâyûn = Padişah sarayı. Enderûn-i hümâyûn = Eski Osmanlı saray üniversitesi. Amedî-i dîvân-ı hümâyûn = BAbıâlî’nin dîvân-ı hümâyûnla olan yazışmalarına mahsus daire. Dîvân-ı hümâyûn kalemi = Babıâli’de muahedelerin, fermanların, beratların kayıt ve zaptına memur daire. Hatt-ı hümâyûn = Osmanlı padişahının el yazısı ile yazılmış en yüksek derecede ferman. Gülhane hatt-ı hümâyûnu; Babıâli’de hatt-ı hümâyûn okundu. Ordu-yı hümâyûn = Osmanlı impaartorluk ordusu. Donanmay-ı hümâyûn = Osmanlı imparatorluk donanması. Nâme-i hümâyûn — Osmanlı padişahının diğer hükümdarlara gönderdiği mektup.

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: kumbara) 1. Demirden içi boş veya dolu büyücek mermi ki, muharebelerde havan topuyla atılırdı. 2. Para biriktirmek için kullanılan, toprak veya madenden yapılma, bir tarafında yarığı bulunan kap, kumbara.

Türkçe Sözlük

(i. F.). İşe yaramayacak şekilde kırılıp parçalanmış, paramparça.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kalabalıkta itişmek, itişip kakışmak; itip kakmak; acele ettirmek veya etmek; eline çabuk olmak; A.B.D., argo hileli satış yapmak, hile ile para kazanmak; A.B.D., argo fahişelik yapmak; i. itişip kakışma, acele, telâş; k.dili hummalı faaliyet.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Cuma ve bayram namazlarında hatîblerin okudukları Ayet ve hadîslerle süslü dinî nutuk ki, 1924’e kadar Halîfe’nin ismini ve duasını da içine alırdı. Kendi namına hutbe okutmak = Ortaçağ İslâm devletlerinde mâdenî para basmak gibi saltanat ve istiklâl alâmetlerindendi. 2. Kitabın veya bir nutuk ve makalenin başındaki süslü ve mensur ön söz: Kitabına güzel bir hutbe yazmıştır; kitabının hutbesini başkasına yazdırdı (bu mânâ bugün kullanılmıyor).

Teknolojik Terim

Yeni Hyper MIG (metal-in-gap) video kafaları, aydınlık sinyalini %30, renkseme sinyalini de %10 oranında güçlendirerek paraziti önemli ölçüde azaltmakta ve daha yüksek video performansı sağlamaktadır.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. iâne). Yardım için toplanan paralar, yardım paraları.

Türkçe Sözlük

(i. A. «avn» den) (c. iânât). 1. Yardım, imdat, para ile yardım. 2. Hayırlı veya umumî bir iş için, veyahut hasta ve muhtaç bir edam veya bir cemiyet için verilen ve toplanılan para. İane parası, İane defteri.

Genel Bilgi

Yapılabilir ve teorik olarak mümkündür. Hatta ünlü tenör Cruso’nun bunu başardığı rivayet edilir. Reonansını tutturabilirseniz sadece bardak değil başka birçok şeyi kırabilirsiniz. Peki öyleyse, nedir bu rezonans?

Salıncakta bir çocuğu salladığınızı düşünün. Salıncak size gelirken, tam en üst noktaya ulaşmadan salıncağı itmeye kalkışırsanız, onu yavaşlatırsınız. Ancak salıncak size doğru gelirken, itmeyi hep en üst noktada yaparsanız, her seferinde aynı kuvvetle itseniz bile, salıncak gittikçe hızlanacaktır.

Salıncak kendi tabii frekansı ile, diyelim ki, dakikada 30 salınım yaparak sallanıyordu. Siz de dışardan bir kuvvet, fakat aynı frekansta bir kuvvet uyguladınız. Bu iki frekans çakıştı ve salıncak da bu nedenle gittikçe hızlandı.

Salıncak örneğinde olduğu gibi, her cismin bir kendi tabii frekansı vardır. Cisimlere kendi tabii frekansları ile çakışan bir frekansta her hangi bir kuvvet uygularsanzı rezonans denilen kontrolsüz bir ortam oluşabilir.

Eğer önünüzde duran bir bardağa, onun tabii frekansına uyan bir frekansta bağırabilirseniz, daha doğrusu bir ses dalgası gönderebilirseniz, bardağın tabii frekansı ile sesin frekansı çakışarak, bardaktaki titreşimi kontrolsüz bir şekilde artırır, bardak rezonansa girer ve sonuçta çatlayabilir veya kırılabilir.

İnsanlar günlük yaşamlarında pek farketmemelerine rağmen rezonans olayı, otomobilden, köprü dizaynına kadar mühendislerin en çok zorlandıkları konulardan biridir. Hatta bu nedenle, askerler bir köprüden geçerlerken, yürüyüş adımlarının frekansları köprünün tabii frekansı ile çakışıp, köprü yıkılmasın diye, köprülerden uygun adım yürüyüşle geçmezler.

Otomobilde direksiyon mekanizması ile amortisörlerdeki titreşim aynı frekansa gelince, rezonans sonucunda direksiyon şiddetli sarsılmaya başlar. Mühendisler araba dizaynında parçaların biçimlerini, yaylanmalarını ve ağırlıklarını, devir sayıları ve benzeri faktörleri göze alıp rezonansı en aza indirmeye çalışırlar.

Peki bu rezonansın hiç iyi bir yönü yok mu? Var elbette. Örneğin radyo istasyon dalgalarını araken bu dalgaları yakalarsanız, kendi alıcınız ile birbirini tuttuğu an rezonansa girer, genliği artar ve bu istayonu işitmeye başlarsınız.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ibâre). İbâreler, paragraf veya cümleler yahut bunların parçaları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ عبارات] cümleler. 2.paragraflar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sentence. expression. paragraph. clause.

Türkçe - İngilizce Sözlük

boarding. phraseology. sentence. expression. paragraph. passage. phrase.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ عباره] cümle. 2.paragraf.

Türkçe Sözlük

(i. A. «bülûğ» dan masdar). 1. Yetiştirme, Ar. İsâl (bu mânâda tebliğ daha çok kullanılmıştır). 2. Doldurma, vardırma, çıkarma, bir parayı bir hadde çıkarme: Maaşını beş bine iblâğ ettiler.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cereyân» dan masdar) (c. icrâAt). 1. Akıtma, Ar. isâle: Suyu arklara icra etti. 2. Tasarlanan bir işin fiil hâline gelmesi, bir karar veya hükmün tatbiki, infâz: Hakkındaki karar daha icrâ olunmadı. 3. Resmî muamelesi görülüp bitme, ifâ: Falân yere memuriyeti icrâ olundu. (hukuk) İcrâ memuru; icrâ heyeti: Mahkemenin kararlarına uyarak borçludan parayı alıp, alacaklıya vermek görevini alan adliye memuru ve maiyeti, c. İcrâAt = Tatbikat, iş: Filânın icraatı pek iyidir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cibâyet» ten masdar). 1. Seçip toplama. 2. Tahsildarın vergi ve para tahsil etmesi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «deyn»den masdar). Borç, ödünç verme, ikraz: Kendisine para idâne eden yoktur.

Türkçe Sözlük

(İDARE) (i. A. «devr» den masdar). 1. Çevirme, döndürme, dolaştırma: Makineyi idare etmek. 2. Kullanma, istimal, becerme, çevirme, zapt ve rabt: Bu konağı idare eden odur. İşini, maiyetini çok iyi idare ediyor. 3. Bir memleketin mülkî işlerinin yapılması, hükümet etme: Vilâyetin idare işleri valiye aittir. 4. Geçinme, Ar. taayyüş: Bu maaş idareme yeter. 5. Tasarruf, israftan kaçınma: Maaşını idare ile kullanıyor. İdareye çok bakıyor. İdare ile geçiniyor. 6. Yetme, kifâyet: Bu para, bu kumaş idare etmez. 7. Resmî bir işin veya bir şirket vesaire işinin görülmesiyle vazifeli ve ekseriya bir müdürün emrinde bulunan heyet ve daire: Posta ve telgraf, tekel, banka, sigorta idaresi. 8. Böyle bir heyetin devam edip iş gördükleri yer ve konak, daire: İdareye müracaat etmeli. idare lâmbası = Eskiden yatak odasında yanan kandil. İdare memuru = Mülkî işlerde görevli memur. İdare meclisi = Vilâyet, kazalarda, şirket ve banka gibi dairelerde ahali veya hissedarlardan seçilmiş üyelerden mürekkep meclis, yönetim kurulu.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tahıl toplayıp kıtlık zamanında yüksek fiyatla satmak üzere biriktirme. 2. Umumiyetle bir şeyi toplayıp biriktirme, Ar. cem’ ve hıfz: İcabında kullanmak üzere bir miktar para iddihârı faydasız değildir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individuals with Disabilities Education Act, and the parallel statutes of many states guarantees the right to a free and appropriate public education in the least restrictive environment for students with disabilities The law applies to all students betwe

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İdman yaparak bir spor kolunda çalışmaya hazırlanmış olan. 2. mec. Bir şeye alışmış ve onu yadırgamaz hale gelmiş olan: O, böyle hareketlere karşı idmanlıdır.

Türkçe Sözlük

(i.). Başlıca bağlamaya yarayan uzun ve kalınca bükülmüş sicim, Ar. habl, Fars. resen, rismân: Çamaşır ipi, kovanın ipi. Daha kalınına urgan, büsbütün kalınına halat, ipten incesine de sicim denir. İpucu = Vesile, sebep. İpucu vermek = Sebebiyet vermek. İpe un sermek = Baha neler uydurarak bir işi yapmaktan kaçınmak. İpine basan = Sersem. İp parası vermek = Belâyı def etmek. İpe çekmek = Asmak. İpten kuşak = Son derecede fakirlik. İpe dizmek = Tanzim etmek. İpini sürümek = Cezasını aramak. İp kaçkını = Asılacak adam. İpten, kazıktan kurtulmuş = Birçok cinayet işlemiş. İpiyle kuyuya inilmez = İtimada lâyık olmayan, sözüne güvenilmez. İpini kırmış = Azgın.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allotment. dividing land into lots. secretion. separation. allotting. parcelling.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. İftara mahsus yemek, çerez vesaire. 2. Davetlilere diş kirası namıyla iftarda verilen hediye, para.

Türkçe Sözlük

(i. A.), (yırtıcı hayvan) Yırtma, paralama.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kaçak eşyayı hükümete haber verene ödenen para, muhbir ücreti.

Türkçe Sözlük

(İHBAR-NAME) (i. F. hukuk). 1. Belirli olaylara dair bilgi olarak, ilgili olduğu yere verilen yazı. 2. Bir paranın ödenmesi veya diğer bir muamelenin yapılması lüzumuna dair bir resmî daireden gönderilen ihtarname.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختلاس] zimmetine para geçirme, para çalma.

Türkçe Sözlük

(si.). Her birine veya her defasında iki: Parayı bölüştüler, ikişer lira düştü. Bu fidanları ikişer liraya aldım.

Türkçe Sözlük

(İKRAMİYYE) (i. A ). 1. Saygı, mükâfât için verilen para veya hediye: Haremeyn ikramiyesi: Osmanlı devrinde Haremeyn-i Şerîfeyn’e gönderilmek üzere dolgun maaşlı memurların maaşlarından yılda bir kesilen para. 2. Şirketlerin, bankaların belirli zamanlarda hisse sahiplerine kur’a çekerek dağıttıkları para veya piyangoda bilet sahiplerine çıkan para veya hediye: Bu defa çekilen piyangonun büyük ikramiyesi filâna düştü. 3. Satıcı tarafından pazarlığın dışında olarak müşteriye yahut arada vasıta olana verilen para veya yapılan tenzilât: Elli lira ikramiye aldı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اکراميه] bahşiş. 2.ikrâm olarak verilen para veya eşya.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ikrâzât). Borç veya ödünç verme: Mevcut parayı ikrâz etmeli.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arttırma yoluyla, arttırarak, ek olarak: Söylediklerime ilâveten şunu da söyleyeyim. Kendisine etmiş olduğu iyiliklere ilâveten bu defa yine oldukça büyük bir para verdi.

Türkçe Sözlük

(i.). Cengizliler’in İran dalının, HulâgO hanedanının hükümdarlarına verilen unvan: Padişah, İmparator. İlhanlılar = Bu hanedan ve bu hanedanın başında bulunduğu XIII. asrın son ve XIV. asrın ilk yarısında yaşıyan bir Yakın Doğu imparatorluğu.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. ilhanın başta bulunduğu devlet şekli, İmparatorluk. 2. Böyle bir devletin idaresi altındaki ülkeler. 3. ilhan olma hâli.

Türkçe Sözlük

(İLM) (I. A.) (e. ulûm). 1. Bilme, biliş, bilgi, dânlş, malumat, haber, vukuf: Cenâb-ı Hakkin ilmi her şeyi içine alır. Buna İlim yetişmiyor. Bu işe onun ilmi de yetmedi. 2. Okumakla öğrenilen bilgilerden biri: Sosyoloji İlmi, tıp ilmi, felsefe İlmi, matematik İlmi, tabiat ilmi, İlim öğrenmek, okumak: Bu adamın ilmi vardır. 3. Nazariyat: Yalnız İlim kâfi değil İş de ister. İlim ve İşi cem’etmek. İlm-ül-arz = Jeoloji. Arz tabakalarından, arzın yapısından ve oluşundan bahseden ilim. Fransızca: gâolojie. Ilm-ül-emriz = Hestahklar ilmi, patoloji. Fransızca: pathologie. İlm-t servet, ilm-i iktisâd = Ekonomi ilmi, İktisat. Fransızca: Aconomie polltique. İlm-ül-llsân = Mukayeseli diller İlmi. Fransızca: llnguistlque. İlm-ül-maâdln = Madenler ilmi. Fransızca: minirologie. Ehl-i İlim = İlim sahipleri, bilginler, ulema. Ilm-I hâl = Namaz, abdest ve daha başka dini bilgi ve inanırları çocuklara öğretmeye mahsus kitap: llm-l hâl okumak. İlmühaber = 1. Bir resmi daireye sunulmak üzere bir kimsenin durumu hakkında, ait bulunduğu makamdan verilen tasdikname: Mahalleden, belediyeden ilmühaber getirmek lâzımdır. 2. Para veya evrak gibi şeylerin teslim olunduğunu gösteren ve getirenin eline verilen pusula: Evrakı teslim ettiğime dair oradan ilmühaber aldım.

Genel Bilgi

Çok kişi S.O.S.’in gemimizi kurtar (Save Our Ship), ruhumuzu kurtar {Save Our Soul) veya diğer sinyalleri durdur (Stop Other Signals) kelimelerinin baş harflerinden oluştuğunu sanır. Bu bilgiler tamamıyla yanlış olup S.O.S. harfleri hiç bir kelimenin baş harfinden oluşturulmamıştır.

Tamamen telgraf zamanından kalmadır ve gemilerde de yakın zamana kadar telsiz telgraf kullanılıyordu. Bilindiği gibi telgrafta mors alfabesi denilen sistemde her harf, nokta ve çizgilerin değişik kombinasyonundan oluşuyor. Bu sinyali gönderen maniple denilen alete tek dokunuşta karşıya nokta yani ‘bip’, biraz daha uzunca basınca ‘dııııt’ sinyali gidiyordu. Gönderenler de, alanlar da mors alfabesini ezbere bildiklerinden bu ‘bip’ ve ‘dııııt’larda hangi harfler olduğunu çözüyor ve normal yazıya dönüştürüyorlardı.

İmdat çağrısının çok kolay akılda tutulabilmesi için 1908’de üç çizgi, üç nokta, üç çizgi olan S.O.S. seçildi. Yani telsizde ‘dıııt, dııııt, dııııt, bip, bip, bip, dııııt, dııııt, dııııt’ sinyali aldığınızda hemen acil yardıma ihtiyacı olan biri olduğunu anlıyordunuz.

Filmlerde görmüşsünüzdür. Gemiler, özellikle uçaklar, tehlikeli bir durumda yardıma ihtiyaçları olduğunda ‘mayday’ (mey-dey) çağrısı yaparak durumlarını bildirirler. Bu kelime Fransızca’da bana yardım et anlamındaki m’aidez kelimesinden türetilmiştir.

Hiç dikkat ettiniz mi, filmlerde telsizle konuşan her kişinin ismi hep ‘Roger’ (rocır)dır. Halbuki ‘roger’ telsiz konuşmalarında ‘anladım’ anlamında kullanılır ve her iki taraf da cümlenin başında ve sonunda bu kelimeyi kullanırlar. Filmleri tercüme edenler ise bu kelimeyi bir erkek ismi sandıklarından, herkes birbirine ‘Roger’ diye ismen hitap ediyormuş gibi çevirirler.

Nasıl bizde telefonda harfleri söylemek için Ankara’nın ‘A’sı, Bursa’nın ‘B’si denilirse Roger kelimesi de İngilizce’de ‘R’ harfinin tanımı için kullanılır, yani Roger’in ‘R’si denilir. R harfi ise mors alfabesinde başlangıçta ‘anlama’nın kodu idi. Sonra konuşmalı iletişime geçilince ‘Roger’ olarak kullanılmaya başlanıldı. Filmleri tercüme edenlerin ABD bahriyesinde nasıl oluyor da bu kadar Roger bir araya geliyor diye uyanmamaları gerçekten ilginç!

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yerinde durdurmak, tespit etmek, kımıldanmaz hale getirmek; tıb. sargı ile tespit etmek;tic. tedavülde olan paranın değerini muhafaza için bir kısmını tedavülden çekmek; askeri kuvveti savaşamaz hale getirmek. immobiliza'tion i tespit etme, hareke

Türkçe Sözlük

(I.) (Latince: İmperator). Büyük kral, hâkan: Roma, Almanya, Rusya imparatorları.

Türkçe Sözlük

(I.) (Farsça nisbet ye’ si ile), imparatora ait: Bâ-emr-i imperatorî, zât-ı imparatorî (zevksiz ve yanlış bir Osmanlıca kelimedir).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. imparatorun eşi: Almanya imparatoriçesi. 2. İmparatorluk tahtında oturan kadın: İngiltere kraliçesi Victoria, Hindistan imparatoriçesi unvanını da taşırdı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İmparator unvan ve sıfatı: Prusya krallarından I. Wilhelm, Almanya İmparatorluğunu ilân etmiştir. 2. Bir imparatorun idaresinde bulunan devlet, hükümdarı imparator unvanını haiz devlet: Almanya, Rusya imparatorluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. parasız, züğürt, fakir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Roma imparatoru; komutan. imperator'ial s. imparatora ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. imparatora veya imparatorluga ait; imparatora yakışır, şahane; ingiliz ölçü standartlanna uygun; i. keçi sakalı; ,çok büyük herhangi bir şey. imperial gallon ingiliz galonu (4546 cm3). imperially z. imparatora yakışır şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imparatorluk sistemi, imparatorluk hükümeti; emperyalizm, sömürgecilik. imperialist i. imparator veya imparatorluk taraftarı; emperyalist, sömürgecilik taraftan imperialis'tic s. emperyalizme ait, sömürgeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. devlet hazinesinden verilen avans, peşin para.

Türkçe Sözlük

(İ.A. «mesk» ten masdar). 1. Bir şeyden el çekip nefsini zaptetme, çekinme, perhiz: Yemekten imsâk etmeli. 2. Belirli vakitte oruca başlama vp bunun mevsime göre şer’İ vakti: Imsâktan sonra yatmadım. Acaba imsâk kaçtadır? 3. Yemez içmez adamın hâli, hasislik, pintilik, cimrilik: Bu derecede imsâk ile artırılacak para eksik olsun!

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inseparable prefix, or particle, meaning not, non-, un- as, inactive, incapable, inapt.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. inka; inka imparatoru.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. teşvik edici; harekete geçirici; i. dürtü, saik; mükâfat; meram. incentive pay fazla yapılan iş için ödenen para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kıyas kabul etmez; emsalsiz, eşsiz; with veya to ile klyaslanamaz, mukayese edilemez. in comparably z. kıyas kabul etmez surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değiştirilemez; madeni paraya çevrilemez (kağıt para). inconvertibly z. değiştirilemeyecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tazminat, zararı karşılamak için ödenen para; ceza veya sorumluluktan af; kefalet, teminat, kefil olma, garanti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. içeriden başlamak, içerlek yazmak, paragraf başı yapmak; diş diş kesmek; kenarını oymak; ambardan erzak verilmesini resmen emretmek; ısmarlamak; senet ile birini uşaklığa vermek; diş diş olmak; i. diş; uşaklık senedi; ısmarlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çocuğa ait, çocukça, çocuğa benzer infan- tile paralysis tıb. çocuk felci.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hava ile şişirmek; gururlandırmak; piyasaya çok sayıda kâğıt para çıkarmak. inflatable s. şişirilebilir. inflated s. şişmiş, şişirilmiş; enflasyon haline getirilmiş. inflation i. enflasyon, para şişkinliği; şişkinlik. inflationist i. enflasyon usulü

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Model File, with extension ini, that specifies initial values for Variables See also Harness and Params.

Türkçe - İngilizce Sözlük

paralysis. descent. going down. stroke. ebb tide. apoplexy. descended. diminution. apoplectic fit. palsy. shock.

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat l milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmektedir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır: (1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışındadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır: (1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.); (2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe); (3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami); (4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karı ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat 1 milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmekledir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan Önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır:

(1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışmdadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır:

(1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.);

(2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe);

(3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami);

(4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün

lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karın ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitabe, yazıt, yazı; ithaf; madalya veya para üzerinde olan yazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayrılmaz; bağlı; gram. ayrılmaz surette kullanılan (önekler). inseparables i. ayrılamayan şeyler, çok yakın dostlar. inseparableness i. ayrılmazlık. inseparably z. birbirinden ayrılmaz surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sigorta, sigorta etme; sigorta parası, sigorta taksiti. insurance broker sigorta acentesinde çalışan kimse. insurance company sigorta şirketi. insurance policy sigorta poliçesi. insurance premium sigorta primi. fire insurance yangın sigortası. hea

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) karışma, dokunma, sataşma; (fiz.) girişim, karışım; radyo parazit .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (para) yatırmak; (para, güç, zaman) sarfetmek; memuriyete koymak; (saIâhiyet) vermek; kuşatmak. invest in ileride gelir sağlamak için bir şeye para yatırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) para koyma, yatırım; yatırılan sermaye; gelir getirmesi için paranın yatırıldığı şey, para sarfedilen gelir kaynağı; memuriyete koyma; muhasara, kuşatma; (biyol.) dış deri.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vürûd» dan masdar). 1. Getirme, nakletme: Misal, delil İrâd etmek. 2. Bir mülkün getirdiği kâr, kira vesaireden alınan para, gelir: Çiftliğin, apartmanların yıllık İrâdı ne kadardır? 3. Kira veya mahsul veren emlâk ve akar: Büyük İrâdı vardır.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Doğu’da, Basra Körfezi kıyısında, İran ve Kuveyt arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 33 00 Kuzey enlemi, 44 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 437,072 km².

Sınırları: toplam: 3,650 km.

sınır komşuları: İran 1,458 km, Ürdün 181 km, Kuveyt 240 km, Suudi Arabistan 814 km, Suriye 605 km, Türkiye 352 km.

Sahil şeridi: 58 km.

İklimi: Daha fazla çöl iklimi hakimdir; kışlar soğuk, yazlar kuru, sıcak ve bulutsuz geçer.

Arazi yapısı: Daha fazla geniş ovalar, İran sınırında bataklıklar, İran ve Türkiye sınırı boyunca dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m; en yüksek noktası: Hacı İbrahim 3,595 m.

Doğal kaynakları: Petrol, doğal gaz, fosfat, sülfür.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %13.12.

daimi ekinler: %0.61.

Diğer: %86.27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 35,250 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kum fırtınaları, su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 26,783,383 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.66 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 48.64 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 69.01 yıl.

Erkeklerde: 67.76 yıl.

Kadınlarda: 70.31 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.18 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

Ulus: Iraklı.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %75-%80, Kürt %15-%20, Türkmen, Süryani ve diğerleri %5.

Din: Müslüman %97 (Şii %60-%65, Sünni %32-%37), Hıristiyan ve diğer %3.

Diller: Arapça (Resmi), Türkçe, Kürtçe ve Süryanice.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %40.4.

erkekler: %55.9.

kadınlar: %24.4 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Irak Cumhuriyeti.

kısa şekli : Irak.

Yerel tam adı: Al Jumhuriyah al Irakiyah.

yerel kısa şekli: Al Irak.

ingilizce: Iraq.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Bağdat.

İdari bölümler: 18 bölge; Al Anbar, Al Basrah, Al Muthanna, Al Qadisiyah, An Najaf, Arbil, As Sulaymaniyah, At Ta’mim, Babil, Bağdat, Dahuk, Dhi Qar, Diyala, Kerbala, Maysan, Ninawa, Salah ad Din, Wasit.

Bağımsızlık günü: 3 Ekim 1932.

Milli bayram: İhtilal günü, 17 Temmuz (1968).

Anayasa: 22 Eylül 1968.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, ACC, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-19, G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, Kuzey Atlas Okyanusunda, İngiltere’nin batısında yer alır.

Coğrafi konumu: 53 00 Kuzey enlemi, 8 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 70,280 km².

Sınırları: toplam: 360 km.

sınır komşuları: İngiltere 360 km.

Sahil şeridi: 1,448 km.

İklimi: Ilıman deniz iklim. Kuzey Atlas Okyanusu akımı ile değişiklik görülmektedir. Kışlar ılıman, yazlar serin geçer, yıl boyunca nemli hava hakimdir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Carrauntoohil 1,041 m.

Doğal kaynakları: Çinko, kurşun, doğal gaz, bakır, alçıtaşı, kireçtaşı, bataklık kömürü, gümüş.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %16.82.

daimi ekinler: %0.03.

Diğer: %83.15 (2005 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,062,235 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.15 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 4.87 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.31 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.73 yıl.

Erkeklerde: 75.11 yıl.

Kadınlarda: 80.52 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.86 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 2,800 (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: İrlandalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Keltler, İngiliz.

Din: Roma Katolikleri %88.4, diğer %11.6 (2001).

Diller: İngilizce, İrlandaca (gaelce).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: İrlanda.

ingilizce: Ireland.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Dublin.

İdari bölümler: 26 bölge; Carlow, Cavan, Clare, Cork, Donegal, Dublin, Galway, Kerry, Kildare, Kilkenny, Laois, Leitrim, Limerick, Longford, Louth, Mayo, Meath, Monaghan, Offaly, Roscommon, Sligo, Tipperary, Waterford, Westmeath, Wexford, Wicklow.

Bağımsızlık günü: 6 Aralık 1921.

Milli bayram: Saint Patrick Günü, 17 Mart.

Anayasa: 29 Aralık 1937; 1 Temmuz 1937 tarihinde değiştirilmiştir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), EIB (Avrupa Yatırım Bankası), EMU (Avrupa Ekonomi ve Para Birliği), ESA (Avrupa Uzay Ajansı), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IEA (Uluslararası Enerji Ajansı), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Feder

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tamir olunamaz, çaresiz, telâfisi imkânsız. irreparabil'ity (i.) tamir kabul etmeme. irrep'arably (z.) tamir veya telâfi edilemeyecek şekilde.

Türkçe Sözlük

(i.). Isıran, dişle sıkıp koparan. Isırgan otu = Dokununca cildi yakan bir bitki ki, genişçe ve ince bir havla örtülü yaprakları vardır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

heating. heating element. warming. heater. heat exchanger. warmer. warming apparatus. hot-plare. calorific. heat exchange.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «sukut» tan masdar). t. Düşürme, aşağı atma. 2. Yok etme, yerine kaldırma. 3. Hükümsüz bırakma, iptal, başa gelmesi kaçınılmaz olan bir kazanın ufak bir hâdise ile olmuş hükmüne geçmesi: Ayağınızı incittinizse de bununla belki bir büyük kaza iskat olundu. 4. Mahrum etme, kaybetme: Haklarından iskat olundu. 5. Ölünün ruhu için, yani azaplarının affı için verilen sadaka: Iskat parası. İskat-ı cenin = Çocuk düşürme.

Türkçe Sözlük

(I. İ. sconto). 1. Bir senedin vâdesi gelmeden önce parası alınmak için bırakılan, kırdırma payı. Iskonto etmek = Kırdırmak. 2. Tenzilât: Iskontolu satış.

Türkçe - İngilizce Sözlük

amendment. correction. improvement. reclamation. reform. improvement of a genetic strain by selection. restitution. revision. revise. rehabilitation. refinement. reforming. modification. elimination. training. perfection. repair. reparation. renovation. r

Türkçe Sözlük

(i. R. «şehre» mânâsında). Türkiye’nin en büyük şehri ve Osmanlı İmparatorluğunun taht şehri (1453 1922), İslâm halifeliğinin son merkezi (1516 1924). Türkler’den önce Bizans (Doğu Roma) imparatorluğunun taht şehri idi (3951453). İstanbul pâyesi = İstanbul kadılığı ilmî rütbesi ki, askerî rütbelerden birinci ferik (orgeneral) e eşitti.

Türkçe Sözlük

(f.). T. Dilemek, talep etmek: Biri gelmiş para istiyor. 2. Arzu etmek, isteklisi ölmek: Herkes zengin olmayı ister. 3. Aramak, araştırmak: Kimi istiyorsunuz? 4. Çağırmak, celp ve davet etmek: Sizi istiyorlar, kendisini mahkemeden istediler. 5. Kast ye niyet etmek: Ava gitmek isterim. 6. Muhtaç olmak, lüzum ve ihtiyacını hissetmek: Mahallemiz muntazam bir mektep ister. Lüzum ve ihtiyacı olmak, lâzım olmak: Bu odaya bir avize ister. İstemez = Lüzumu yoktur, hâcet yoktur.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «hakk» tan masdar). 1. Haklı ve lâyık olma, değme, liyakat, hakketme: Emekli maaşına istihkakı vardır; terfie istihkak hakketmedi. Erbib-ı istihkak = Müstahak olanlar; hak kazanmış olanlar. Bit-irs-vel-istihkak = Hem miras suretiyle, hem de hak ettiği halde. 2. Hak edilen para, işlemiş maaş: Sizin istihkakınız ne kadardır?

Türkçe Sözlük

(İSTİKRAZ) (k kalın) (i. A. «karz»dan masdar) (c. istikrâzât). Faizle para alma, borç etme: Istikrazsız idare mümkün değildir (asıl Arapça’da bu mânâda «iktirâz» kullanılır, «istikraz» ise borç istemek demektir).

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulh» ten masdar) (c. ıstılâhât). 1. Bir ilim ve sanata mahsus kelime ve tâbir. Herkesin bildiği lügat mânâsından başka ilmî ve fennî bir mânâyı taşıyarak kullanılan kelime ki, şimdi Fr. terme’den alınarak terim denmektedir: Istılâh-ı tıbbî = Tıb terimi. Istılâhât-ı riyâziyye = Matematik terimleri. 2. Kinâye ve mecaz suretiyle kullanılan, atasözü yerine tâbir: Azerbaycan ıstılahında şu mânâ ile kullanılır. 3. Herkesin anlamadığı ve konuşma dilinde kullanılmıyan garip ve mânâsı karışık kelime: Istılah paralamak = Böyle kelimeler kullanmak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Garip ve anlaşılmaz kelimeler kullanan, ıstılah ve lügat paralayan.

Finansal Terim

(Redemption)

Tahvil ihraç planında belirlenen tarih ve miktarlarda ana paranın geri ödenmesidir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beğenilecek, makbule geçecek halde olan, Ar. tayyib, ceyyid, Fars. hoş, nîk: İyi iş, iyi huy, iyi adam. 2. Faydalı, yararlı, kârlı: İyi iş, iyi ticaret. 3. Kâfi, yeterli, elverir, yetişir: Bir elbiseye üç metre kumaş iyidir; on bin lira iyi paradır. 4. Uygun, muvafık, münasip: Bu ceket size iyi geldi; pabuç ayağıma iyi gelmedi. 5. Sıhhatte, sıhhat ve Afiyeti yerinde: İyi misiniz? Biz iyiyiz lâkin babam biraz keyifsizdir. Epeyi = Oldukça iyi; kâfi, hayli miktarda. Pek iyi = Çok iyi, Alâ. 6. İyi şey, bir şeyin iyi tarafı, iyilik: İyiyi kötüden fark etmeli; iyisini alıp kötüsünü bırakmak. İyi olmak = İyileşmek, hastalıktan kalkmak, kurtulmak. İyi oldu ki = isabet oldu ki... İyi etmek = Fayda etmek, iyi gelmek, yararlı olmak: O ilâç beni iyi etti. İyi iş (alay yoluyla) = Böyle iş olur mu? Bu, nasıl iş? İyiden İyi = Tamamiyle, büsbütün: İyiden iyiye sabah olmuştu. İyi saatte olsunlar = Cinlerin ve bundan kinaye olarak kötü adamların isimleri anıldığında söylenir duadır. İyisi = Tercih edileni: iyisi hiç karışmamaktır. İyisi kötüsü = İyi ve kötü olanı. İyi gelmek = Uygun olmak. İyi gün = İkbal, saadet İyi gün dostu = Bir sıkıntısı olan dostunun yanına yanaşmayan. İyi gün görmüş = Evvelce rahat ve servet içinde bulunmuş. İyi gitmek = İşi yolunda olmak ve iyi harekette bulunmak. İyi kötü = Her ne olursa, şöyle böyle: İyi kötü barınacak bir evi var. İyiler = İyi ahlâk sahipleri. İyi varmak = Her şeye rağmen bir iş yapmak: İyi vardım da size haber vermedim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanation. commentary. definition. elucidation. exposé. exposition. interpretation. note. paraphrase. solution.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (oto.) kriko; adam, köylü; gemici; ağır yükleri yerinden kaldırmaya özgü makina, bocurgat makinası; iskambil bacak, vale; bazı oyunlarda top; argo para; (elek.) priz; (den.) cıvadra sancağı, demir sancağı; ingiliz veya Amerikan bayraklarının üs

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), iskambil pot, ortada biriken para. hit the jackpot ABD, (k.dili) en büyük hediyeyi kazanmak, büyük bir başarı kazanmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is the French word for 'ham' which consists of the hind leg of the pig, separated from the carcass at about the second joint of the verebrae.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Asya’da, Kuzey Pasifik Okyanusu ve Japon Denizi arasında, Kore yarımadasının doğusunda yer alan ada ülkesi.

Coğrafi konumu: 36 00 Kuzey enlemi, 138 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 377,835 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 29,751 km.

İklimi: Güneyde tropikal ve kuzeyde soğuk ılıman iklim görülür.

Arazi yapısı: Çok sayıda kayalıklar ve dağlar vardır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hachiro-gata -4 m.

en yüksek noktası: Fujiyama 3,776 m.

Doğal kaynakları: Önemsiz mineral kaynaklar ve balık.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %11.64.

daimi ekinler: %0.9.

Diğer: %87.46 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 25,920 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Çoğunluğu sönmüş olan birkaç aktif volkan, yılda yaklaşık 1500 sismik olay.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 127,463,611 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 3.24 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 81.25 yıl.

Erkeklerde: 77.96 yıl.

Kadınlarda: 84.7 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.4 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 12,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 500 (2003 verileri).

Ulus: Japon.

Nüfusun etnik dağılımı: Japon %99.4, Koreli %0.6 (2004).

Din: Shinto ve Budizm %84, diğer %16.

Diller: Japonca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Japonya.

ingilizce: Japan.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Tokyo.

İdari bölümler: 47 bölge; Aichi, Akita, Aomori, Chiba, Ehime, Fukui, Fukuoka, Fukushima, Gifu, Gumma, Hiroshima, Hokkaido, Hyogo, Ibaraki, Ishikawa, Iwate, Kagawa, Kagoshima, Kanagawa, Kochi, Kumamoto, Kyoto, Mie, Miyagi, Miyazaki, Nagano, Nagasaki, Nara, Niigata, Oita, Okayama, Okinawa, Osaka, Saga, Saitama, Shiga, Shimane, Shizuoka, Tochigi, Tokushima, Tokyo, Tottori, Toyama, Wakayama, Yamagata, Yamaguchi, Yamanashi.

Bağımsızlık günü: 660 M.Ö. (Jimmu İmparatorluğunun kuruluşu).

Milli bayram: İmparator Akihito’nun doğum günü, 23 Aralık (1933).

Anayasa: 3 Mayıs 1947.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu), ARF, AsDB (Asya Kalkınma Bankası), ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), CP, EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G- 5, G- 7, G-10, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), I

Türkçe - İngilizce Sözlük

The designation scholars give the hypothetical document uniting J's account of Israel's beginnings with E's parallel narrative After the northern kingdom of Israel fell to Assyria in 721 b c e , refugees may have brought the E document south to Jerusalem,

Türkçe - İngilizce Sözlük

The finest of wool separated from the rest; combed wool; also, fine yarn of wool.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, Fransa’nın kuzeyinde yer alan ada.

Coğrafi konumu: 49 15 Kuzey enlemi, 2 10 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 116 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 70 km.

İklimi: Ilıman iklim; Kışlar fazla sert olmaz, yazları serin geçer.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: 143 m.

Doğal kaynakları: İşlenebilir arazi.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 91,084 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.28 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.74 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.16 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.38 yıl.

Erkeklerde: 76.89 yıl.

Kadınlarda: 82.05 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.58 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Nüfusun etnik dağılımı: Jersey %51.1, İngiliz %34.8, İrlandalı, Fransız ve diğer %6.6, Portekiz/Mederli %6.4, diğer %1.1 (2001).

Din: Anglikan, Roma Katolikleri, Baptist, Methodist, Presbyterian.

Diller: İngilizce (resmi), Portekice ve diğer.

Yönetimi

Ülke adı: Jersey.

Bağımsızlık durumu: İngiliz Kraliyetine bağlıdır.

Başkent: Saint Helier.

İdari bölümler: yok (İngiliz Kraliyetine bağlıdır.).

Bağımsızlık günü: yok (İngiliz Kraliyetine bağlıdır.).

Milli bayram: Liberasyon Günü, 9 Mayıs (1945).

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 3.6 milyar $ (2003 verileri).

GSYİH - sektörel bileşim: tarım: %5.

Endüstri: %2.

Hizmet: %93 (1996).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %5.3 (2004).

İş gücü: 52,790 (2004).

İşsizlik oranı: %0.9 (2004 verileri).

Endüstri: Turizm, bankacılık, finans, süt ürünleri.

Tarım ürünleri: Patates, karnabahar, domates, sığır eti, süt ürünleri.

İhracat ürünleri: Hafif endüstri ve elektrik malzemeleri, gıda maddeleri, tekstil.

İhracat ortakları: İngiliz Kraliyeti.

İthalat ürünleri: Makine ve taşıt araçları, sanayi malları, gıda maddeleri, mineral yakıtlar, kimyasallar.

İthalat ortakları: İngiliz Kraliyeti.

Para birimi: İngiliz Poundu (GBP); Jersey poundu.

Para birimi kodu: GBP.

Mali yıl: 1 Nisan - 31 Mart.

İletişim Bilgileri

Kullanılan telefon hatları: 73,900 (2001).

Radyo yayın istasyonları: AM -, FM 1, kısa dalga 0 (1998).

Televizyon yayını yapan istasyonlar: 1 (1997).

Internet kısaltması:.je.

Ulaşım ve Taşımacılık

Demiryolları: 0 km.

Karayolları: 577 km.

Su yolları: yok.

Limanları: Gorey, Saint Aubin, Saint Helier.

Havalimanları: 1 (2006).

Genel Bilgi

Bütün hayvanların vücutlarının, uyuma, vücut ısısı, üreme zamanı gibi periyodik fonksiyonlarını kontrol eden biyolojik bir iç saatleri vardır. Bu iç saatlerin çoğu, kendi fonksiyonları için kendi zaman dilimlerinde çalışır, ancak ışık ve sıcaklık gibi dış etkenlerden de etkilenir.

Eğer İstanbul’dan Newyork’a uçarsanız, sizin vücut saatiniz hala İstanbul’a ayarlıdır. Örneğin İstanbul’dan saat 12:00’de havalanır, 8 saatlik bir uçuştan sonra Newyork’a varırsanız, vücut saatiniz 20:00’dedir ama Newyork saat 13:00’ü yaşamaktadır. Vücudunuzun saati ortama göre 7 saat ileridedir. Karnınız acıkacak, biraz sonra uykunuz gelecektir ama, akşam olmasına bile daha 7-8 saat vardır, İşte bu olaya jet-lag denilir. ‘Lag’in İngilizce’de anlamı geri kalma, gecikmedir. Bu durumda uçuştan sonra insanda yorgunluk duyulmakta, özellikle okuma, araba kullanma ve iş görüşmeleri gibi konularda motivasyon ve konsantrasyon eksikliği görülmektedir.

Dünya dönüşünü 24 saatte tamamladığından, dünya yüzeyi kuzeyden güneye her biri l saatlik 24 zaman bölgesine bölünmüştür. Örneğin İstanbul ile Newyork arasında 7 zaman bölgesi vardır ve aynı anda İstanbul’da saat 14:00 iken, Newyork’ta sabah 07:00’dir.

N AS A’ya göre insan vücudunun biyolojik saatinin her bir zaman bölgesine, yani bir saatlik bir zaman değişimine alışması bir gün almaktadır. Bu durumda İstanbul’dan Ne w York’a gidince vücut kendini ancak 7 gün sonra adapte edebilmektedir. Jet-lag olayı uçma mesafesine değil, kaç zaman bölgesinden geçtiğinize bağlıdır. Aynı mesafe, aynı zaman bölgesinde kuzey-güney mesafesinde gidilince jet-lag olayı görülmemektedir.

Jet-lag olayının doğuya doğru mu, yoksa batıya doğru mu seyahatte daha çok görüldüğü tartışma konusudur. Şüphesiz bu insanların çoğunluğunun yapısına ve yaşam düzeyine bağlıdır. Yapılan anketler sonucunda, çoğunluğun doğuya doğru yapılan uçuşlarda daha çok rahatsız olduğu, insanın vücut saatini hızlandırmada, yavaşlatmaya göre daha fazla zorlandığı görülmektedir.

Küçük çocukların pek etkilenmediği jet-lag olayından en çok etkilenenler ise günlük yaşantısı düzenli ve rutin işler yaparak yaşayanlardır. Uçaktaki havanın kuru olması, seyahat süresince hareketin kısıtlı olması, içki içilmesi, yeterli sıvı içecek alınamaması, farklı iklimde farklı yemekler, insanlarda jet-lag’a karşı direnç kırıcı diğer etkenlerdir.

Genel Bilgi

Bütün hayvanların vücutlarının, uyuma, vücut ısısı, üreme zamanı gibi periyodik fonksiyonlarını kontrol eden biyolojik bir iç saatleri vardır. Bu saatlerin çoğu, kendi fonksiyonları için kendi zaman dilimlerinde çalışır, ancak ışık ve sıcaklık gibi dış etkenlerden de etkilenir.

Eğer İstanbul’dan Newyork’a uçarsanız, sizin vücut saatiniz hala İstanbul’a ayarlıdır. Örneğin İsatnbul’dan saat 12:00’de havalanır, sekiz saatlik bir uçuştan sonra Newyork’a varırsanız, vücut saatiniz 20:00’dedir ama Newyork saat 13:00’ü yaşamakadır. Vücudunuzun saati ortama göre yedi saat ileridedir. Karnınız acıkacak, biraz sonra uykunuz gelecektir ama, akşam olmasına bile daha yedi-sekiz saat vardır.

İşte bu olaya jet-lag denilir. “Lag”in İngilizce’de anlamı geri kalma, gecikmedir. Bu durumda uçuştan sonra insanda yorgunluk duyulmakta, özellikle okuma, araba kullanma ve iş görüşmeleri gibi konularda motivasyon ve konsantrasyon eksikliği görülmektedir.

Dünya dönüşü 24 saatte tamamlandığından, dünya yüzeyi kuzeyden güneye her biri 1 saatlik 24 zaman bölgesine bölünmüştür. Örneğin İstanbul ile Newyork arasında yedi zaman bölgesi vardır ve aynı anda İstanbul’da saat 14:00 iken, Newyork’ta sabah 07:00’dir.

NASA’ya göre insan vücudunun biyolojik saatinin her bir zaman bölgesine, yani bir saatlik bir zaman değişimine alışması bir gün almaktadır. Bu durumda İstanbul’dan Newyork’a gidince vücut kendini ancak yedi gün sonra adapte edebilmektedir. Jet-lag olayı uçma mesafesine değil, kaç zaman bölgesinden geçtiğinize bağlıdır. Aynı mesafe, aynı zaman bölgesinde kuzey-güney mesafesinde gidilince jet-lag olayı görülmemektedir.

Jet-lag olayının doğuya doğru mu, yoksa batıya doğru mu seyahatte daha çok görüldüğü tartışma konusudur. İüphesiz bu insanların çoğunluğunun yapısına ve yaşam düzeyine bağlıdır. Yapılan anketler sonucunda, çoğunluğun doğuya doğru yapılan uçuşlarda daha çok rahatsız olduğu, insanın vücut saatini hızlandırmada, yavaşlatmaya göre daha fazla zorlandığı görülmektedir.

Küçük çocukların pek etkilenmediği jet-lag olayından en çok etkilenenler ise günlük yaşantısı düzenli ve rutin işler yaparak yaşayanlardır. Uçaktaki havanın kuru olması, seyehat süresince hareketin kısıtlı olması, içki içilmesi, yeterli sıvı içecek alınamaması, farklı iklimde farklı yemekler, insanlarda jet-lag’a karşı direnç kırıcı diğer etkenlerdir.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Para yerine kullanılan marka. Kumarda, telefonlarda, garsonların kasa ile hesaplaşmasında kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An apparatus or a machine for jigging ore.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To sort or separate, as ore in a jigger or sieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tune usually played in triple time, such as 6/8 or 9/8 The variety in 9/8 is called a 'slip jig'. An apparatus for cleaning or separating crushed ore by agitation in water.

Türkçe Sözlük

(I ince) (i. Fr.). Yaşlı ve paralı kadınların tuttukları genç Işık.

Sağlık Bilgisi

Dişetlerinin iltihaplanmasına; halk arasında dişeti iltihabı, tıp dilinde ise piyore veya paradontal hastalığı denir. Dişetleri çevresinde toplanan besinlerin orada mikroplanması sonucu ortaya çıkar. Dişetlerinin kenarları düz, parlak, kırmızı ve hafifçe şikin bir şekil alır. Fırça ile dokunulduğunda kanar. Tedavi için yapılacak ilk iş, diş temizliğine itina göstermektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tuz, su.

Hazırlanışı : 1 bardak suya 1 tatlı kaşığı sofra tuzu konur. Eriyinceye kadar karıştırılıp gargara yapılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Roma imparatorluğunda Filistin'in güney kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

içine para atılınca istenilen plakları çalan otomatik pikap.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çin ve Moğol imparatorlarına verilen isim. 2.Hakan, hükümdar.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağırlığı artmaksızın hacmi büyümek, şişmek: Döşek, şilte kabardı; şu yastığın pamuğunu attırsanız çok kabaracaktır. 2. Yükselmek, yukarı çıkmak, taşmak: Su kaynayınca kabardı; dağlarda karların erimesinden nehirler çok kabardı. 3. (hesap ve para) Çıkmak, çoğalmak: Defterimizde masraf kısmı gittikçe kabarmaktadır. 4. (hayvan ve bilhassa’erkek hindi vesaire) Tüylerini ürpertip dikmekle şişmek: Baba hindi kabarmaya başladı. 5. Ekşiyip könürerek yukarı kalkmak, Osm. tahammür etmek: Hamur, şıra kabarmaya başladı. 6. Dalgalanmak, dalga peyda etmek, coşmak: Deniz gittikçe kabarıyor. 7. (çuha vesairenin) Hevı kalkıp bozulmak: Bu çuha pek çabuk kabarır. 8. Tavlanmak, ıslanıp yumuşamak: Vücudun kiri kabarmak. 9. Bulanmak, karışmak: Safram kabardı. 10. Tefahur etmek, övünmek, kibir ve gurur göstermek, kurulmak: O kabarıp durmasın bu İşte bir hizmeti yoktur. Koltuk kabarmak = iftihar etmek.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Nikâh-sırasında koca tarafından eşine taahhüt olunan nikâh parası ki, boşanma gerektiğinde ödemeye mecburdur, Ar. mühr-i müeccel.

Türkçe Sözlük

(halk dilinde KABIZ) (i. A.). !. El ile tutma, ele alma, kavrama. 2. Alma, Ar. ahz, tesellüm: Bu parayı ahz ve kabzettiğimi gösteren senettir. 3. Bir kişinin ruhu Azrail tarafından alınma, ölüm. Ar. fevt, vefât, irtihâl, Falan tarihte kabz olundu; ruhu kabzedildi; Azrail kabz-ı ervâhâ (ruhları almaya) memurdur. 4. Tutgunluk, peklik, Inkıbâz: Kabza uğradı (bu mânâ ile Türkçe’de isim gibi de kullanılıp «kabızlık» suretinde ifade olunur). Kabız oldu.

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Sayı hakkında sorgu edatı: Kaç kişi? Kaç koyun? Kaç gün? (Miktar sualinde ise «ne kadar» kullanılır: Ne kadar su? Ne kadar yağ? gibi). 2. Sual inkârı suretinde çokluk ve mübalâğa gösterir: Kaç kere söyledim. Kaç ağaç dikeceğiz? Yani çok söyledim, çok ağaç diktik. Birkaç = Bazı, bir miktar, bir takım, belirli olmayan, fakat birçok olan sayıyı gösterir: Birkaç kişi geldi; birkaç kere gittim. Kaça = Ne kadar para karşılığında, ne fiyatla? Bunu kaça veriyorsunuz? Kaça aldınız?

Türkçe Sözlük

(i.). Kaç sıfatının üleştirme şekli: Hamallar kaçar para alacak?

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ayakbastı parası. 2. (hukuk) Hükümet emrini tebliğ eden memura eskiden ödenen vergi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eskiden kibar karısı, hanım. 2. Osmanlı padişahlarının ilk dört eşi: Kadın-efendi hazretleri. Baş-kadın-efendi = Padişahın birinci zevcesi. Kadın-efendiler, Avrupa protokolünde imparatoriçe değil, kraliçe derecesinde sayılırlardı. XVII. asırdan önce kadın-efendi yerine haseki denirdi. 3. insanın dişisi: Kadınlara mahsus salon; kadınların yeri ayrıdır. 4. Eskiden hanımdan aşağı olarak bir unvan: Kâhya (kethudâ) kadın, aşçı-kadın, bacıkadın. Kadınbudu = Yumurtaya bulanmış pirinçli ve kıymalı bir çeşit köfte. Kadıntuzluğu = Bir cins bitki, anberbâris. Kadın kadıncık = Terbiyeli, toplu ve kendi halinde kadın. Kadıngöbeği = Bir cins hamurlu tatlı. Kadın-nine = Büyükanne ve kayınvalide.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Hakan, imparator. 2.Kükremiş, öfkelenmiş, kükreyen, öfkelenen.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kağan tarafından yönetilen ülke, Türk imparatorluğu. 2. Kağan olma hali.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yemen’den çıkıp şimdi en büyük kısmı Amerika kıtasında bilhassa Brezilya’da yetişen bir tane ki, kavrulup döğüldükten sonra suda haşlanıp içilir: Yemen kahvesi, Brezilya kahvesi, toz kahve, kuru kahve: Kavrulmuş kahve. 2. Bu tanenin kavrulmuş tozundan pişirilen şerbet: Kahve içmek; kahve pişirmek; şekerli, sade, alafranga, alaturka kahve. 3. Kahve içilen umumî yer, kahvehane: Mahalle kahvesi; kahvede oturmak; kahve peykelerinde yatmak. Kahvaltı = 1. Aslında aç karnına kahve içmemek için kahveden önce yenen kısa yemek. 2. Yemek vaktinin dışında ve sofra haricinde tepsi ile çıkarılıp yenen şey: Bir parça kahvaltı edelim; sabahleyin biraz kahvaltı ettim! Kahveocağı = Büyük dairelerde kahve pişirilen oda, kahveci odası: Efendisini salona aldılar, o da kahveocağına girdi. Kahve parası = Bahşiş: Arabacıya bir kahve parası ver. Kahve tepsisi, ibriği, cezvesi, fincanları, takımı = Kahveye mahsus şeyler. Kahverengi = Boz ile koyu sarı arasında bir renk. Kuru kahve = Kavrulup döğülmüş kahve, kahve tozu.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (c. kavâim). 1. Vaktiyle uzun kâğıt üzerine yazılan bir çeşit emirnâme. 2. Hazineden veya bir bankadan karşılığı temin olunarak tedavüle çıkarılan kâğıt para, banknot ki, kaime-i nakdiyye de denilirdi. 3. Fatura: Bu malın kaimesi nerede? (matematik) Zaviye-ikaime = bk. Kaaim. 5. (denizcilik) Omurganın sonuna diklemesine konulan bodoslama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قائمه] kağıt para. 2.ferman.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.(bkz.Kaim). 2.Türklerde kağıt para manasına gelmektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imparator; bilhassa Kutsal Roma Germen imparatoru ile Avusturya veya Alman imparatoru, kayser.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lahana familyasından kıvırcık yapraklı bir sebze; İskoç lahana çorbası; (A.B.D.),( argo) para. sea kale yabani lahana, bot. Crambe maritima.

Türkçe Sözlük

(I. A. «kalb» dan imüb.). 1. Çok değiştiren, kalıptan kalıba sokan. 2. Kalp para yapan, sahtekâr.

Türkçe Sözlük

(aslı: KâLB) (i. A.). 1. Sahte, taklit, resmî ve sahih olmayıp bir sahtekâr tarafından taklitle, kıymetsiz bir madenden yahut eksik olarak yapılmış para: Kalp akça; bu lira, bu banknot kalptır. 2. Yalandan cesaret satıp hakikatte pek korkak ve işe yaramaz olan: Kalp adamdır; pek kalp çıktı. 3. Yalancı, her tavır ve hâil sahte, kendisine güvenllemez: Öyle kalp adamlarla iş görülür mü?

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kalb = değiştirip bozma, Fars. zeden = vurmak). 1. Yalandan taklit para yapan, sahtekâr: Kalpazanın cezası büyüktür. 2. Yalancı, her hâli sahte, güvenilmeyecek: O, kalpazan bir adamdır (Farsça okunuşu «kalb-zen», Türkçe deyimi kalpazan).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kalpazan işi, para taklidi yapmak suçu, sahtekârlık. 2. Yalancılık, sahtekârlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A farming sickle that farmers in Okinawa converted to a weapon to combat the oppressing Japanese military. Desire of the senses, especially sexual desire The craving which arises from the false belief in an ego or self separate from the rest of manifestat

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Haşlamlılar sınıfından, tek hücreli hayvanlar. Denizlerde, tatlı sularda yaşadıkları gibi parazit halinde insan veya hayvanlarda da yaşarlar.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’nın kuzeyinde, Kuzey Atlas Okyanusu ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 60 00 Kuzey enlemi, 95 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: toplam: 9,984,670 km².

Kara: 9,093,507 km².

Su: 891,163 km².

Sınırları: toplam: 8,893 km.

sınır komşuları: ABD 8,893 km.

Sahil şeridi: 202,080 km.

İklim: 70.paraleldeki buz tepelerinden bati sahillerindeki gür bitki örtüsüne kadar değişiklik gösteren iklim çeşitliliğine rağmen Kanada’nın bütününde özellikle nüfusun da daha yoğun olduğu Amerika sınırları boyunca 4 ayrı mevsim yaşanır. Yazın günlük sıcaklık +35 ve daha üstündeki derecelere kadar yükselir, buna rağmen -25 ve daha da altındaki dereceler alışılmadık değildir. İlkbahar ve sonbaharda hava sıcaklıkları daha normaldir.

Arazi yapısı: Batıda dağlık ovalar, güneydoğuda alçak düzlükler çoğunluktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Logan Dağları 5,959 m.

Doğal kaynakları: Demir, nikel, çinko, bakır, altın, kurşun, molibden, potas, gümüş, balık, kereste, vahşi doğa, kömür, petrol, doğal gaz, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %4.57.

daimi ekinler: %0.65.

Diğer: %94.78 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 7,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuzeydeki süreklilik gösteren buzlanma ekonomik gelişmeye engel teşkil etmektedir; Doğudan Rocky Dağlarından gelen şiddetli kasırgalar ülkeye yağış ve kar getirirler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 33,098,932 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %17.6 (erkek 2,992,811; kadın 2,848,388).

15-64 yaş: %69 (erkek 11,482,452; kadın 11,368,286).

65 yaş ve üzeri: %13.3 (erkek 1,883,008; kadın 1,883,008) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.88 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 5.85 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.69 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.22 yıl.

Erkek: 76.86 yıl.

Kadın: 83.74 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.61 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan kişi sayısı: 56,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 1,500 (2003 verileri).

Ulus: Kanada.

Nüfusun etnik dağılımı: İngiliz kökenli %28, Fransız kökenli %23, diğer Avrupalılar %15, Amerikan yerlileri %2, diğer Asya, Afrika, Arap kökenli %6, melez %26.

Din: Roma Katolikleri %42, Protestanlar %40, diğer %18.

Dil: İngiliz %59.3 (resmi), Fransız %23.2 (resmi), diğer %17.5.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Kanada.

ingilizce: Canada.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Ottava.

İdari bölmeler: 10 eyalet ve 3 bölge; Alberta, British Kolombiya, Manitoba, New Brunswick, Newfoundland, Kuzeybatı bölgesi, Nova Scotia, Nunavut, Ontario, Prince Edward Adası, Quebec, Saskatchewan, Yukon

Türkçe Sözlük

(i. i.). Pey olarak verilen para.

Türkçe Sözlük

(i. Rusça). Rus parası. Rublenin yüzde biri değerindedir.

Yabancı Kelime

Fr. capital

tic. sermaye

Bir ticaret işinin kurulması, yürütülmesi için gereken anapara ve paraya çevrilebilir malların tamamı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birdenbire uzanıp, atılıp şiddetle almak, çarpmak, kavramak; alıp götürmek: Kurt bir kuzuyu kapıp gitti. Yerde bir elma görünce hemen kaptı. 2. Zorla almak, gasp ve yağma etmek: Parayı elinden kaptı. Birinde bir şey gördü mü hemen kapmaya çalışır. 3. Uzaktan çekip almak, kendine çekmek, cezbetmek, celbetmek, ufak temas ve yakınlıkla hemen çekmek, yakalamak: Hastalık kapmak, sıtmayı kaptı. Huy kapmak, nem kapmak. 4. Kelepir bulup hemen yakalamak: Güzel bir ev kaptı. Orasını kapabillrsen hiç durma. 5. Isırmak, önüne geleni kapmak. Buluttan nem kapmak = Aşırı alınganlık, lakke kapmak = Başkasının hakkını almak. Külâh kapmak = Bir karışıklıktan veya bir kalabalıktan veyahut diğerlerinin gördüğü işten faydalanarak kendi menfaatini istihsal etmek.

Yabancı Kelime

İt. caparra

huk. güvenmelik

Sözleşme yapılırken, taraflardan birinin diğerine işten caymayacağını belirtmek amacıyla önceden verdiği güvence parası.

Genel Bilgi

Dünya tarihinde kedilerden başka, önce tanrılaştırılan, sonra şeytanla özdeşleştirilip soykırımına uğrayan, sonra da tekrar evin baş köşesine yerleştirilen hiçbir canlı türü yoktur.

Bir insanın önünden siyah renkli bir kedi geçmesinin uğursuzluk getireceğine ilişkin inancın kaynağının milattan önce 3000’li yıllara, eski Mısırlılara dayandığı biliniyor. O devirde kediler kutsal bir canlı olarak görülüyordu. Hatta siyah dişi kedilerin tanrıça olarak kabul edildikleri kazı çalışmaları sonucu çıkan duvar kabartmalarından anlaşılmaktadır.

O devirde Mısır’da kedileri hastalık ve ölümden korumak için kanunlar bile yapılmıştı. Evin kedisinin ölmesi aile için bir felaketti. Aile fakir veya zengin olsun fark etmez, kedi mumyalanır, çok güzel kumaşlara sarılır, hatta mezarında yanına kıymetli taş ve madenler bırakılırdı.

Kedilerin Mısırlıları bu kadar etkilemesinin sebebinin çok yüksek yerden düştükleri zaman bile yara almadan kurtulmaları olduğu sanılıyor. Kedinin dokuz canlı olduğu inancı o zamanlarda gelişmiştir.

Medeniyetler geliştikçe insanlarda kedi sevgisi de arttı, Hindistan’da, Çin’de kediler insana en yakın hayvan oldular. O devirlerde, bugünkü inanışın aksine kedinin birisinin önünden geçmesi o kişi için şans demekti.

Kedilerden, özellikle siyah kedilerden nefret, Hıristiyanlığın kendinden önceki kültürleri ve onların sembol kabul ettiği şeyleri yok etme güdüsü ile ortaçağda, İngiltere’de başladı. Bağımsız, bildiğini yapan, “inatçı” ve “sinsi” karakteri, sayılarının da şehirlerde aşırı artması ile birleşince, kediler gözden düştü.

O yıllarda evinde kedi besleyenler yalnız yaşayan fakir ve yaşlı kadınlardı. Yine o yıllar büyücü ve cadı inancının tüm Avrupa’da histeriye dönüştüğü yıllardı. Siyah kedi besleyen bu kadınların kara büyü yaptıklarına dair kampanyalar başlatıldı. Siyah kedilerin geceleri şeytana dönüştükleri konusunda korku dolu halk hikayeleri üretildi.

Cadı konusu bir paranoyaya dönüşünce birçok zavallı kadın kedisi ile birlikte yakıldı. Fransa’da kral 13. Louis bu uygulamayı yasaklayana kadar her ay binlerce kedi yakıldı. Sonra da kedilerin popülaritesi tekrar yükselerek arttı. Boşuna dememişler kediler dokuz canlıdır diye.

Türkçe Sözlük

(i.) (Rusça’dan). Çarlık Rusya’sının takriben on dört kuruş kıymetinde bir gümüş parası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. 1699'da Osmanlı imparatorluğunun Karlofça antlaşmasını imzaladığı Yugoslav şehri, Karlofça.

Türkçe - İngilizce Sözlük

compare. check. confront. match. balance. set against. check against. class with. confront smb. with. contrast. crosscheck. parallel.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ödünç olarak, ödünç yoluyla: Karzan para aldı, verdi.

Türkçe Sözlük

(i.) (İtalyanca: cassa). 1. Sandık, hazine, bir dairenin para konan yeri ve idaresi: Banka, tüccar kasası. 2. Para, değerli kâğıtlar vesaire saklamaya mahsus, yangından ve tehlikeden koruyan demir dolap: Kasasından para çalınmış. 3. Büyük mağazalarda satılan şeyin parasının ödendiği masa: Parasını kasaya vereceksiniz. 4. Bazı oyunlarda parayı tutan veya kumarı idare eden şahıs: Kasa kimdedir? Kasaya borçludur. 5. (denizcilik) Bir halatın ucunda kazığa geçecek surette yapılan ilik. Kasa etmek = Randa yelkeninin uskutasını açmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kasap işi: Kasaplıkla hayli para kazandı. 2. Koyun vesaire kesip yüzene verilen ücret, kasaplık hakkı. 3. Kasaba uygun: Kasaplık koyun. 4. mec. Kan dökücülük, Osm. hunharlık, hûnrîzlik.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İyilik, iyi hal, iyi iş, hayırlı iş. 2.Dünya ve ahiret saadeti. 3.Eski altın paralardan birinin adı.

Türkçe Sözlük

(i. İspanyolca, musiki). İspanyol raksında kullanılan vurma Aleti ki, geliştirilmiş bir çeşit çâr-pâre (çalpara) dır.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Basra Körfezi kıyısında yarımada, Suudi Arabistan sınırında yer alır.

Coğrafi konumu: 25 30 Kuzey enlemi, 51 15 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 11,437 km².

Sınırları: toplam: 60 km.

sınır komşuları: Suudi Arabistan 60 km.

Sahil şeridi: 563 km.

İklimi: Çöl iklimi.

Arazi yapısı: Daha fazla düzlükler ve kumla çakıllardan oluşan çöller yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m.

en yüksek noktası: Qurayn Abu al Bawl 103 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, balık.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %1.64.

daimi ekinler: %0.27.

Diğer: %98.09 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 130 km² (2002 verileri).

Doğal afetler: Duman, toz fırtınası, kum fırtınası.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 885,359 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.5 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 14.12 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 18.04 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.9 yıl.

Erkeklerde: 71.37 yıl.

Kadınlarda: 76.57 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.81 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.09 (2001 verileri).

Ulus: Katarlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %40, Pakistanlı %18, Hintli %18, İranlı %10, diğer %14.

Din: Müslüman %95.

Diller: Arapça (resmi), İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %89.

erkekler: %89.1.

kadınlar: %88.6 (2004 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Katar Devleti.

kısa şekli : Katar.

Yerel tam adı: Dawlat Katar.

yerel kısa şekli: Katar.

ingilizce: Qatar.

Yönetim biçimi: İslam Hukukuna Dayalı.

Başkent: Doha.

İdari bölümler: 9 belediye; Ad Dawhah, Al Ghuwayriyah, Al Jumayliyah, Al Khawr, Al Wakrah, Ar Rayyan, Jarayan al Batinah, Madinat ash Shamal, Umm Salal.

Bağımsızlık günü: 3 Eylül 1971 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 3 Eylül (1971).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, GCC (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Ör

Türkçe Sözlük

(i.). Ekmek ile beraber yenilen şey, ekmeğe katılan peynir, yemek vs. Katıksız ekmek pek aç olmadıkça boğazdan geçmez. Katık bahası = Vaktiyle işçiye ve askere katık bedeli olarak verilen belirli para.

Türkçe - İngilizce Sözlük

amalgamate. annex. compound. embody. include. incorporate. integrate. lend. mingle. to add. to mix in. to mingle. to incorparate. to include. to count sb/sth in. to send with. to annex.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. kaaime). Kaimeler, kâğıt paralar, bk. Kaime.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. kaysar). Kayserler, Roma imparatorları, imparatorlar. bk. Kayser.

Finansal Terim

(Book-entry Settlement)

Üyelerin, takasa olan para borçları ile takastan olan para alacaklarının hesaben ödenmesi ile menkul kıymet borçları ile menkul kıymet alacaklarının hesaben teslimidir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıvı bir şey ateşte fıkır fıkır etmek, Osm. galeyân eylemek, cûş ve hurûşa gelmek: Bu su kaynadı mı? 2. Kaynar suyun içinde pişmek: Bu et daha kaynamadı. 3. Şişip kabarmak, ekşimek, Osm. tahammur etmek: Şıra kaynamaya başladı, midesi kaynıyormuş. 4. Yerden şiddetle fışkırmak, Osm. feverân etmek: Yerden su kaynıyor. 5. Çok bulunup kaynayan su gibi hareket etmek: Bu dolapta karıncalar kaynıyor. 6. Birleşmek, yapışmak: Kırılan kol kemiği kaynadı. 7. Gizlice ve el altından düzenlenmek: Burada bir iş kaynıyor. 8. Rahat durmamak, Osm. cûş ve hurûşta olmak, deprenmek: Deniz kaynıyor, bu adam kaynayıp duruyor. 9. Suyun içinde batmak, denizin dibine inmek: O koca gemi beş dakikada kaynadı. 10. Mahvolmak: Bizim paralar kaynadı gitti.

Türkçe Sözlük

(aslı: KâYSAR) (i. A.) (c. kayâsire) (L. Caesar). Eski Roma ve Bizans imparatoru: Kayser-i RÜm (meşhur Sezarin adından gelir; Çar kelimesi de bunun Slavca şeklidir). 1871’den sonra Batı Roma imparatorlarına halef olduğu kabûl edilen üç Almanya imparatoru da bu unvanla anılmıştır: Kayser Wilhelm.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Roma ve Bizans (Alman) imparatorunun lakabı. -Daha çok unvan olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kâr ettirmek, kazanmasına sebep olmak: Bu ticaret adama çok kazandırır, kendisini hizmetine alıp çok para kazandırdı. 2. Hâsıl ettirmek, aldırmak: Son yazdığı kitap kendisine büyük bir şöhret kazandırdı. Av merakı bana romatizmayı kazandırdı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Keskin bir Aletle kaşır gibi yaparak yüzeydeki şeyi oymak: Şu tahtanın boyasını, şu kâğıdın yazısını kazımak lâzımdır. 2. Fazla ve sert kaşımak: Artık arkanı kazıyıp durma. 3. Yüzmek, yolmak, fena tıraş etmek: Meşin yapmak için derileri önce kazırlar, sen şu sakalı kazımalısın, kör bir ustura ile yüzümü kazıdı. 4. Oymak, çukur yaparak nakşetmek veya yazmak, hâk etmek: Mühür kazımak san’atını çok iyi bilir, şimşir üzerine resim kazımak.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Keder koparan, keder koparıcı, keder veren.

Genel Bilgi

Bilimsel olarak izahı biraz zor. Bilime göre düşen bir cisme dışarıdan bir kuvvet uygulayamazsanız, ona açısal bir dönme hareketi kazandıramazsınız. Gerçi bir kule atlayıcısı, havuza düşmeden önce havada birkaç kez takla atar, kendi ekseni etrafında döner ama bu tramplen veya kuleyi terk ederken ayakları ile başlattığı bir dönme hareketidir.

Sırtüstü düşen bir kedi önce bacaklarını kendisine, kuyruğunu da bacaklarının arasına çeker, başını yere bakacak şekilde döndürür. Belli bir noktada tam tersini yaparak bacaklarını ve kuyruğunu açar ve vücudu tam ters yöne, yani yere doğru döner. Böylece paraşüt etkisi yaratarak, hızını da frenler ve inişin yumuşak olmasını sağlar.

Yapılan deney ve gözlemlerde bir kedinin alçak bir yerden düşmesinin, yüksek bir yerden düşmesine göre çok daha fazla hasar yaratacağı tespit edilmiştir. Örneğin yaklaşık bin metre yüksekliğindeki, otuz iki katlı bir binanın tepesinden düşen bir kediye hiçbir şey olmazken, yedi katlı binalardan düşenlerde ciddi sakatlıklar, hatta ölüm vakaları görülmüştür. Bilim insanları bunu da “limiz hızı” ile izah ediyorlar.

Havadan yere düşen cisimler, önce gittikçe artan bir hızla yere düşerler. Sonra kütlelerine bağlı olarak belirli bir mesafede hızdaki bu artış durur ve “limit hız” denilen sabit bir hızla yere düşmeye devam ederler. Yani bir gökdelenenin tepesinden atılan madeni bir paranın yere düşme anındaki hızı ile uçaktan atılan (aynı) paranın hızı arasında bir fark yoktur. İyi ki de yoktur, çünkü bu “limit hız” olmasaydı ve cisimler gittikçe artan bir hızla düşmeye devam etmeselerdi, yağmur damlaları kafamıza kurşun gibi düşebilirlerdi.

Bu teoriye göre yüksekten düşen kediler, yaklaşık saatte yüz kilometre sürate gelince limit hıza ulaşırlar, artık hep aynı hızda düşerler ve stresi atlatıp, kendilerine gelir ve gevşerler. Başlangıçta bahsettiğimiz dönme hareketini yaptıktan sonra, Avustralya’da yaşayan uçan sincapların uçuşuna benzer şekilde, tüm vücutlarını paraşüt gibi kullanarak, yaralanma olasılığını en aza indirerek, yere inerler.

Tabii bütün bu deney sonuçlerı ve teoriler, hayvan hastanelerine gelen kediler göz önüne alınarak ortaya çıkartılmıştır. Yüksekten düşüp de ölen veya alçaktan düşüp, ölmeyip, olay yerini terk eden, her iki şekilde de hayvan hastanalerine uğramamış kedilerin sayıları bilinmiyor.

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). Birinin vereceği bir parayı veya yapacağı bir işi, bir taahhüdü yerine getirmediği takdirde onun yerine yapmayı üzerine almak kanunî muamele ve taahhüdü, kefil olma, yüklenme, Ar. zımân: Kendisine kim kefâlet edecektir? Bu işi ancak sizin kefâletinizle kabûl ederim; onun kefâleti kabul olunmadı. Kefâlet senedi = Kefil olmayı, gösteren, kefilin verdiği senet. Kefâleti-bi’n-nefs = Nefsine kefil olma, yani bir adamın şahsı talep olundukta bulup vermek taahhüdü. Kefâleti bi’l-mâl = Malına kefil olma, yani onun borçlu olduğu parayı vermeyi taahhüt etme. Kefâlet-i müteselsile = İki veya daha fazla kişinin karşılıklı ve zincirleme kefil ve zâmin olması.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kemâlât). 1. Erginlik, olgunluk, pişkinlik, olma: Kemâl bulmuş, kemâle ermiş meyve. 2. Noksansızlık, tamlık, mükemmeliyet, fazlalık, çokluk: Kemâl-i ihtimamla; kemâl-i merhametinden; kemâl-i azametle. 3. Hayatın pişkinlik zamanı, gençlikten sonra ve ihtiyarlıktan önce olan hal ki, otuz ile elli (bugünkü telâkki ile elli ile yetmiş) yaşları arasındadır: Sinn-i kemâle vâsıl olmak; sinn-i kemâlde bulunan edam. 4. İnsanın bilgi ve ahlâkça eksiksiz ve mükemmel olması, Osm. fazl-ü hüner, ilm-ü fazi: Erbâb-ı kemâlden bir zat; fazl-ü kemâl sahibi (cem’i de başlıca bu mânâ ile kullanılmıştır): Kemâlât-ı beşeriyye; iktisâb-ı kemâlât etmek. 5. Türkçe’de: Değer, kadir, baha, kıymet: Bunun kemâli nedir? Kemâli beş para etmez.

Türkçe Sözlük

(i. F. «kenden» fiilinden imas.) Koparan, söken: KÜh-ken = Dağı koparan, deviren: Ferhâd-ı kûh-ken.

Türkçe Sözlük

(i.). Meşhur sebze ki, yaprağı ve az çok kalın olan kökü yemeğe ve turşu vesaireye girer. Sukerevizi, yabankerevizi = İnciden, selâmotu. Dağkerevizi = Imparatorya denilen bitki cinsi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sürümsüzlük, revaçsızlık, satılmama, geçmeme: Ticarette çok kesat var. 2. Revaçsızlık, azlık, kıtlık, yokluk, az bulunma, Ar. nedret, kaht: Tahıl kesâdı vardır; para üesâdı var.

Türkçe Sözlük

(KİSE) (i. F.). 1. Küçük torba: Şeker, un kesesi. 2. Cepte taşınan ve para koymaya mahsus küçücük torba: Para kesesi; kesesinden sarfediyor. 3. Diğer bazı şeylerin kumaş vesaireden kılıfı: Saat, çakı, mühür kesesi. 4. Hamamda vücudun kirini çıkarmak için kullanılan kıldan sert kese ki, kullanan kimse, içine elini sokar: Kese sürmek, sürünmek. 5. mec. Varlıklı olma, sahiplik, servet: Kesesinden sarfediyor: Kendi kesesinden verdi; kesesine elvermiyor. Keseye girmek = Fayda vermek, faydalı olmak: Benim keseme girmiyor. Kese akça = Vaktiyle beş yüz kuruştan ibâret para miktarı, bk. Kîse.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Osmanlı devrinde bir büyük adamın parasını idare eden, gerekli yerlere sarfeden adam, vekilharç 2. Eskiden kalem Amirinin yamağı ki, evrak kesesini saklardı. 3. Eskiden hamal bölüklerinde her günkü kazancı toplayan adam.

Türkçe Sözlük

(KESR) (i.A.) (c.küsûr). 1.Kırma, paralama: Camı kesretti; kol kemiğinin kesri. 2. Bozma, halel getirme: Nüfuzunu kesretti; kesr-i nâmûs. 3.(e.) Arap harflerinde bir harfin esre (i) ile okunması: Siz zamiri kesr-i sin iledir. 4.(matematik) Bir sayı toplamından bir veya birkaç pay gösteren miktar ki, iki türlüdür: Birincisi Adî kesir ki, ufkî bir çizgi ile ayrılmış iki rakamla yazılıp yukarıdaki rakam payların sayısını ve aşağıdaki rakam da toplamı gösterir: — ikide bir, yada; — üçte bir. Ar. sülüs; — dörtte bir, 3 Ar.rub’; çeyrek — üçte iki. Ar.sülüsân; — 4 dörtte üç, Ar.üç rub’, üç çeyrek. İkincisi ondalık kesir ki, bir toplamın on kısma ve bunun kısımlarından her birinin yine on kısma bölünmesiyle ve bu şekilde bölünmeye devam olunarak bu bölümlerinden bir miktar gösteren rakam olup ayrılarak yazılır, meselâ: 3,25,72 kilo yazıldığı zaman üç kilo ile 25 gram ve yetmiş iki santigram demektir. 5.Kesirler (Latince: fractus, «kırılmış») iki sayının oranı olarak ifade edilen sayılar olmakta ve genellikle bütünle parçanın karşılaştırılmasında kullanılır. İlk kesirler tam sayıların çarpmaya göre tersleriydi: iki parçanın biri, üç parçanın biri, dört parçanın biri şeklinde devam eden tarihi simgeler.Zamanla beraber gelişen kesirlerin daha ileri bir türü ise bayağı kesirlerdi bu kesir türü bir pay ve paydadan oluşuyor zamanımızda hala kullanılıyorlar(½, ⅝, ¾, vb...), pay birbirine eşit parça sayısını, payda ise bu parçalardan kaç tanesinin bütüne ulaştırdığı. Örneğin payın 3 paydanın ise 4 olduğu 3/4 kesrinde 3 kaç eşit parça olduğu 4 ise bu parçalardan bütüne ulaşmak için kaç tane gerektiği. Kesirlerin dahada gelişmiş bir hali olan ondalık kesirler paydası virgül›den sonraki rakamların sayısı tarafından belirlenen 10 ve 10›un kuvvetleri olan kesirler. Örnek olarak 0,75 bu durumda pay 75 payda ise virgülden sonra 2 rakam olduğuna göre 10 un 2’nci kuvveti olan 100 dür. Kesirlerin 3›üncü bir türü olan yüzdelerde payda herzaman 100'dür bu yüzden 75% 75/100 demektir. Kesirlerin diğer işlevleri ise; Oranları göstermek ve bölme işlemini belirtmek.Bu nedenle 3/4 kesri 3 ün 4 e oranını aynı zamanda 3÷4 bölme işlemini gösterir. Matematikte kesir olarak gösterilebilecek bütün sayıların kümesi m/n, m ve n nin birer tam sayı ve n nin 0 olmadığı bu durumda oluşan küme Rasyonel Sayılar olarak adlandırılır. Bu küme Q ile gösterilir. Kesir terimi sürekli kesir ve cebirsel kesir terimlerinin içindede geçmektedir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir kesici Aletle ayırmak, Osm. kat’etmek: Tahta, ağaç, kâğıt, bez kesmek. 2. Biçmek: Ceket, pantolon kesmek; kesip dikmek. I. Durdurmak, dindirmek, geçirmek: Rüzgâr, yağmuru kesti; aspirin baş ağrısını keser. 4. Aralık vermek, fâsıla vermek: Lâkırdısını kesti; sözünüzü kesmeyin. 5. Kararlaştırmak, karar vermek, hükmetmek, kesin şekilde söylemek, tâyin etmek: Gününü, miktarını kesmedi; dâvâyı, meseleyi kesti. 6. Kaldırmak, yok etmek, Osm. ref’etmek: Ümidi kesti, kendisiyle muhabereyi, münasebetleri kesti. 7. Boğazlamak, Osm. zebhetmek: Bir koyun, bir hindi kesti. 8. Kılıçla ve diğer kesici Aletle öldürmek: Adam kesmek. 9. Yontmak: Kalem kesmek; tırnak kesmek. 10. Enemek, hadım etmek, iğdiş etmek, Osm. ihsâ eylemek: Atı kesmek. 11. Paralamak: Fare, eşyayı kesiyor. 12, TAyin ve tahsis etmek: Maaş, tayın kesmek. 13. Fiyat indirmek, ödenecek bir meblâğın bir miktarını alıkoymak: Alacağından kesme; işçinin ücretinden kesme. 14. Tutmak, çıkmak, mal olmak: Bu iş ne kesti, ne kesiyor? İS. Taklit etmek, eğlenmek, elaya almak. Ardını kesmek = Terketmek, devam etmemek. Para, sikke, akça kesmek = MAdeni para basmak. Ayağını kesmek — Artık gitmemek, gitmekten vazgeçmek Elini kesmek = Men’etmek. Umlt kesmek = Ümitsiz olmak. Önünü kesmek — Önüne çıkıp ileri gitmesine engel olmak. Başkesmek = Başaşağı etmek. Başını kesmek = Boynunu vurmak. Boyun kesmek = İtaat etmek. Bahâ kesmek = Kıymet, değer biçmek. Had kesmek = Sınır tayin etmek. Hesap kesmek = Hesabı temizleyip ilişik bırakmamak. Sesini kesmek = Artık susmak. Sözü bal İle kesmek Başkası konuşurken sözünü ağzından almak. Akıl kesmek = Anlamak, mümkün olduğunu kabûl etmek: Aklım kesemiyor; bunu aklım kesiyor. Kısa kesmek = Uzatmamak, kısaca söylemek. Gözü kesmek = Yapabileceğini anlayıp güvenmek. Kesip atmak = Kesin şekilde karara varmak. Memeden, sütten kesmek = Çocuğa artık meme vermemek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A move from below the apparatus to above it.

Türkçe Sözlük

(KİRA) (i. A.). 1. Bir ev, arsa, dükkân, yapı, hayvan vesairenin geçici olarak kullanılmak üzere sahibi tarafından diğerine verilmesi, Ar. ücret, icar, istîcâr: Kira ile ev, dükkân, araba tutmak; o ev kiradadır; bu köşk kiraya verilir mi? 2. Bu suretle verilip alınan bir mülk vesaire için sahibine verilen para, Osm. bedel-i İcâr. Ar. icâre: Bu dükkânın kirası kaç liradır? O kirasını veremedi. Gemi kiran — Navlun. Kira beygiri = Ücretle tutulan hayvan. Diş kirası = Eskiden bir zâtın iftârına gidenlere yemekten sonra verilen para veya hediye. Ağzını kiraya vermiş = Ağzını açıp da konuşmayanlar hakkında söylenir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Küçük katlanışlar meydana gelerek bir şeyin düzgünlüğü bozulmak. Çarşaf kırıştı. 2. Karşılıklı kırmak: Çocuklar yumurta kırışıyorlar. 3. Yarı yarıya paylaşmak (argo): Gel şu parayı kırışalım. 4. Cilveleşmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sert bir şeyi vurmak, vurarak parçalara ayırmak, Osm. kesr ve şikest etmek: Taşı, aynayı, cevizi, değneği kırmak. 2. Doğramak, parçalamak, kaba ve iri öğütmek: Ekmeği kırmak; bulguru kırmak. 3. Batırmak, kahretmek, öldürmek, mağlûp ve telef etmek: Düşmanın askerini kırdı. 4. İndirmek, Osm. tenzil etmek: Fiyatını kırdı. 5. Vâdesi gelmemiş bir senet (bono) ve poliçe, maaş vesairenin bir miktarını indirerek üst tarafını peşin vermek, iskonto etmek: Bonomu bankada kırdırdım; yüzde yirmi eksiğine kırarlar. 6. Gücendirmek, hatır yapmamak: Bu kadarcık şey için beni kırmayın; ben sizi kırmam. 7. Bükmek, katlamak: Şu kâğıdı, şu bezleri kırıp toplayın. 8. Çok hayvan kesmek. 9. Fazlaca para kazanmak: Ama da para kırdı. 10. Bir şeyinşiddetini kesmek, indirmek: Güneş soğuğu kırdı; yağmur fırtınayı kırar. 11. Yatıştırmak, teskin etmek: inadı kırmak; kuluncu kırmak. Bel kırmak = Çok yormak, ümitsizlik vermek. Burnunu kırmak = Karşısındakinin kibrini yenmek, onu bir hareket, söz veya fiille mahcup edip, küçük düşürmek. Pot, koz kırmak = Hatâ etmek, ağzından söz kaçırmak («çam devirmek» bu mânâda, fakat daha ağırdır). Kırdığı ceviz bini geçti = Ettiği münasebetsizlikler haddi geçti!

Türkçe Sözlük

(KIRTASİYYE) (i. A). Bir resmî dairede kâğıt vesair yazı malzemesi için tahsis ve sarf olunan para: Büromuzun, bizim meclisin ayda üç yüz lira kırtasiyesi vardır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ekyâs). 1. Para kesesi, torba. 2. (anatomi). Rahim veya ona benzer sıvı toplanan organlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کيسه] torba, kese. 2.para kesesi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Demircilerin kızgın demiri tuttukları kerpeten ve maşa gibi büyük demir Aletleri. 2. Istakoz gibi bazı hayvanların, tutup sıkmaya ve hattâ kesmeye mahsus organları: İstakoz kıskacıyle parmağımı sıkıp koparacak oldu.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıkıp tutmak, sıkıştırmak, baskıya almak, tazyik etmek: Kapı parmağımı kıstı. 2. Azaltmak, darlaştırmak, küçültmek, hasretmek: Masrafları biraz kısmalı. 3. Esirgemek, Osm. diriğ etmek: Böyle bir iş için parayı kısmam. 4. (kulakları) İndirmek, yatırmak: Kulaklarını kısıp gitti. 5. (kuyruğu) Bacakların arasına almak: Kuyruğunu kısmış gidiyordu (mecâzen de kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A. F. «husrev» den) (c. ekâsire). Sâsânî (eski İran) imparatoru, şehenşâh.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fable. tale. parable. rede.

Türkçe - İngilizce Sözlük

parable. story. tale. anecdote.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bölmede veya ölçü ve tartıda hak ve adalet. 2. Hisse, pay, nasip. 3. Parça parça verilen bir borç vesairenin her defada verilen kısmı, taksit. Kıst-elyevm = Bir aydan yalnız birkaç gün hizmeti veya yokluğu olan memura aylığı nisbetinde verilen veya devam etmediği günler için kesilen para.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group of separate parts, things, or individuals; used with whole, and generally contemptuously; as, the whole kit of them. young of any of various fur-bearing animals; 'a fox kit' gear consisting of a set of articles or tools for a specified purpose a c

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yavru kedi, kedicik; bazı iskambil oyunlarında el dağıtıldıktan sonra ortaya konan kâğıtlar; bazı kâğıt oyunlarında belirli bir amaç için ayrılan para.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kıtaât). 1. Parça, cüz, bölük, kısım: Araziyi on kıt’aya ayırdık. 2. Memleket, taraf: iran’ın bazı kıt’alarında. 3. Dünyanın bölündüğü 6 büyük kara parçasının beheri: Avrupa, Asya, Afrika, Kuzey ve Güney Amerika, Okyanusya. 4. Sayı ve para gibi miktar gösteren bazı şeyler hakkında kullanılır: Beş kıt’a gemi; üç kıt’a tarla; İki kıt’a yazı. S. (askerlik). Askerî birlik: Kıt’a-i askeriyye. 6. (edebiyat) İki beyitten veya dört mısrâdan ibaret nazım parçası. 7. (matematik) Bir dairenin bir yayı ile onun çapı arasındaki kısmı: Kıt’a-i daire denilir. B. (anatomi) Kesik organın vücutta kalan parçası.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Eğirip bükmek kıvırcık hâline koymak: Saçını sakalını kıvırmak onun merakıdır. 2. Katlamak, bükmek, kırmak: Şu kâğıdın ucunu kıvırmaIı. 3. Kumaşın kenarını parmak ucu İle büküp öyle durması İçin dikmek, büzerek ve fitil yeparak kenarını kırmak: Şu mendilin kenarını kıvırmak 4. mec. Becermek, başa çıkmak: O işi de kıvırdı; bunu kıvırabilirse aşk olsun. 5. Oynamak, raksetmek, nâz ve cilve ile kırılmak: Kıvıra kıvıra oynadı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

compare. check against. class with. equate. parallel. set against.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to compare. to make an analogy. deem. parallel.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İnce ince doğramak: Et kıymak; tütün kıymak. 2. Telef etmek: Canıma kıyma; bu güzel hayvana kıyabilir misin? 3.~Esirgememek, saçmak ve feda etmek, acımayarak vermek: On liraya kıyıp şu kitabı almalı; paraya kıyamıyor. 4. Acımamak, gadretmek: Felek bana kıydı; günahsız adama nasıl kıyabilirim? 5. Akdetmek, kararlaştırmak: Nikâh kıymak. Kıyamamak = Esirgemek, acıyıp feda edememek: Paraya kıyamadı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) düğüm; müşkül; rabıta, bağ; küme; güç durum; (bot.) nod; birkaç hat veya sinirin birleştiği nokta, yumru; (den.) halat cevizi, parakete savlasında mil taksimatlı işaret; geminin deniz mili hesabıyle hızı; (den.) deniz mili. Gordian knot (bak.) Gor

Türkçe Sözlük

(i.). Züğürt, parasız, müflis.

Türkçe Sözlük

(f.). Züğürt olmak, parasız kalmak (argo).

Türkçe Sözlük

(I.). Züğürtlük, parasızlık (argo).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zahmetsizlik, Ar. suhûlet, Fars. Asânî: Bu işte kolaylık vardır. 2. Çâre, tedbir, vasıta: Kolaylığını bulmalı; bir kolaylık düşünmeli. 3. Vakit ve müsaadesi, sıkıntı zıddı, para bakımından rahatlık: Bugünlerde yolaylığım yoktur. Kolaylıkla = 1. Suhûletle, zahmetsizce: Yazıyı kolaylıkla öğrendi. 2. Lüzumlu vasıta ile: Kitapları kendine mehsus bir kolaylıkla ciltliyor.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Eğlence, öğretim veya kazanç maksadıyla toplanıp tasnif edilmiş, aynı cinsten eşya, para koleksiyonu, düğme koleksiyonu, pul koleksiyonu.

Türkçe Sözlük

(f.). t. Yolculuklarda inmek, geceyi geçirmek üzere durmak, Osm. beytûtet etmek, menzil tutmak, konak etmek: Oradan geçerken zengin bir adamın evine konduk. 2. Barınmak, geçici olarak yerleşmek: Aşiretler nerede otlak ve su bulurlarsa oraya konarlar, Ertuğrul Gazi, Söğüt tarafına konmuştu. 3. Kuşlar uçarken inmek: Kargalar bahçeye kondu, leylekler bataklık yerlere konarlar. 4. Misafir olmak, misafir gelmek: Onun konağına her akşam birkaç kişi koner, gelen geçen oraya konar. 5. İnmek, düşmek: Süpürürken kalkan toz, odanın eşyası üzerine konar, masanın üzerine bir parmak toz konmuştu. 6. Bedava bulup ele geçirmek: Yine sofraya kondu. Bedavaya konmak = Kelepir ele geçirmek. Hazıra konmak = Zahmetsizce bir şeye sahip olmak. Kuşkonmaz = Bir sebze. bk. Kuşkonmaz. Konup göçmek = Göçebe hayatı sürmek, göçebelik etmek. Mirasa konmak = Miras yemek, yakınlarından mal, para kalmak.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. T.). Esham ve diğer parayla ilgili senet ve tahvillerin alım satımını meslek edinen ve bunlarla bir nevi kumar oynayan adam.

Yabancı Kelime

Fr. conson

db. ünsüz

Ses yolunda bir engele çarparak çıkan ses, sessiz.

Yabancı Kelime

Alm. Konsonant

db. ünsüz

Ses yolunda bir engele çarparak çıkan ses, sessiz.

Türkçe Sözlük

(i. İ. tarih). 1. Roma cumhuriyetinde her yıl seçilen iki devlet başkanından her biri ki, imparatorluk devrinde yüksek bir pâye olmuştur. 2. İ799’dan 1804’e kadar Fransa’daki üç devlet başkanından her biri ki, birincisi, cumhurbaşkanı makamında idi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

guest. visitor misafir. parasite.

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). 1. Mesken, ikametgâh. 2. (mantık ve matematik). Bir ilmin kuruluşunda temel vazifesi olmakla beraber mütearifeden daha az olan, tarif edilmeyen İptidai gerçek, mevzua: «Bir noktadan bir doğruya ancak bir paralel çizilebilir» ibâresl bir konuttur.

Yabancı Kelime

Fr. convertibilité

ekon. çevrilgenlik

Paranın serbestçe dövize çevrilebilirliği.

Yabancı Kelime

Fr. convertible

ekon. çevrilgen

Serbestçe dövize çevrilebilen (para).

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kesmek, yerinden ayırmak: Zinciri koparmak. 2. Çekip ayırmak, bağlantısını kesmek: Kuşun başını koperdı; köpek yakaladığı et parçasını kopardı. 3. Çekip çıkarmak, sökmek, Osm. kal’etmek: Fidanları kökleriyle koparmak, kapı kanadını yerinden koparmaya rrfuktedir. 4. mec. Zorla almak, bir şeyi sıkı tutan adamdan alabilmek: Ondan para koparmak ne kadar zor: Ben, kendisinden beş on lire koparacağımı umuyorum. 5. Gürültülü veya karışık bir hâli vücuda getirmek: Kıyamet koparmak, velvele koparmak, rüzgâr toz duman kopardı. mec. Zinciri koparmak = Çıldırmak KOPARTMAK

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Rusya'da rublenin yüzde biri değerinde ufak para, kapik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

break off. break. detach. come off. tear. part. rupture. separate. sever. snap. split. sunder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scarecrow. guy. banister. parapet. barrier. balustrade. guardrail. railing. rail.

Türkçe - İngilizce Sözlük

balustrade. barrier. parapet. scarecrow. banister. mere figurehead.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scarecrow. banister. balustrade. railing. parapet. figurehead. paper tiger. guardrail.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çogny) Çekoslovakya' da para birimi, koruna.

Türkçe Sözlük

(I.) (Farsça’dan). 1. Yönleri çeşitli iki yüzey veya çizginin birleşiminden meydana gelen yer kl, açıklığı çeşitli derecelerde olur, bucak, Ar. zâviye, gönye. Doğru köşe = Genişlik derecesi 90 olan dik açı. Sivri köşe = Genişlik derecesi ondan az olan dar açı. Açık köşe = Genişlik derecesi 90 dereceden fazla olan geniş açı. Bir köşeye çekilmek = inzivâya çekilmek. Köşe köşe kaçmak, saklanmak = Sıkı sıkı kaçıp gizlenmek. 2. Odanın en yukarı yeri. Ar. sadr: Köşeye çıkmak; köşede kurulmak. 3. inzlvâ yeri, Ar. zâviyye, Fars. uzlet-gâh: Bir köşeye çekilmek. 4. Uç, kenar, ıssızlık, ücrâ yer: Dünyanın bir köşesinde; Türkiye’nin bazı köşelerinde. 5. Sivri yer, uc: Batacak köşeleri vardır; köşelerini yuvarlatmak. Altı köşe, altı köşeli = Altıgen, Ar. müseddes. Üç köşe, üç köşeli = Üçgen, Ar. müselles. Köşebaşı = Sokağın dönemeç yeri. Köşe bucak = Ücrâ yerler, her bir taraf. Köşe bucakta = Ötede beride. Ciğerköşesi = Pek sevgili şahıs, sevgili evlât. Dört köşe, dört köşeli = Dörtgen, kare, Ar. murabbâ. Sekiz köşe, sekiz köşeli = Sekizgen, müsemmen. Köşetaşı = Duvarın köşesine konmaya mahsus muntazam taş. Köşe sarrafı = Sokakta ve ekseriya sokak veya dükkân köşelerinde çekmecesi olup para bozan ve küçük muamemelerde bulunan küçük sarraf. Köşe müftüsü = Ötekinin berikinin dâvasına karışan avukatımsı adam, müzevvir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). İslâm dünyasında İstanbul için kullanılmış isimlerden biri. «Konstantin şehri» mânâsındadır ve IV. asır Roma imparatoru Büyük Konstantin’in adından gelmedir.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Ayrılan bir para ile alınacak malın çeşidini ve miktarını gösteren liste.

Türkçe - İngilizce Sözlük

slander. speak ill of. denigrate. dispraise. back bite. backbite. cry down. decry. defame. discredit. disparage. do down. revile. revile against smth. revile at smth. run down. vilify.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to speak ill of. to run down. cry down. decry. defame. denigrate. detract. discredit. disparage. vilify.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be disparaged. to be run down.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crippled. paralyzed in the legs. paralyzed. cripple.

Türkçe Sözlük

(i.) (Slavca’dan). Hıristiyan hükümdar, imparator sıfatını taşımayan en yüksek dereceli hükümdar: İtalya, ingiltere, Belçika, Yunan kralı. Kralsuyu = Kolonya.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İtibar. Kredi açmak = 1. Birine peşin para istemeden mal vermeyi kabûl etmek. 2. Ödünç para vermeyi üstüne almak.

Yabancı Kelime

Fr. créditeur

krediaçan

Sağladığı bir kredi, mal veya hizmet karşılığında bir para ödenmesini veya bir yükümlülüğün yerine getirilmesini istemeye hakkı olan taraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eskiden Almanya ve Avusturya'da kullanılan gümüş veya bakır ufak para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. nor) İsveç ve İslanda'da para birimi, krona.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. nen) eski bir Alman ve Avusturya Macaristan parası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. ner) Danimarka ve Norveç'te kullanılan gümüş para, kuron.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yarım küre şeklinde yapılmış kârgir dam, künbet: Ayasofya’nın birçok kubbesi olup ayrı ayrı sütunlar üzerine dayandıkları halde, Süleymâniye bir tek kubbe ile örtülüdür. Kubbealtı = Tanzimat’tan önce «dîvân-ı hümâyûn» denen Türk imparatorluk hükümetinin toplandığı Topkapı Sarayı’ndaki bina. Habbeyi kubbe etmek = Ehemmiyetsiz bir şeyi büyük göstermek.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cengiz Han’dan sonra Moğol imparatorluğu tahtına çıkan büyük kağanların en meşhuru 35 yıl saltanat sürmüş ve 1294 yılında 80 yaşında ölmüştür.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reduce. shrink. zoom out. to make sth smaller. to shrink. to diminish. to humiliate. to deprecate. to underrate. abase. demean. disparage. lessen. minify. minimize. overshadow. scale down.

Türkçe - İngilizce Sözlük

belittle. depreciate. despise. disparage. flout. minimize. scorn. slight. sneer. snub. underrate. understate. to despise. to belittle. to scorn. to underrate. to minimize. to disparage. to snub. to look down on sb/sth. to look down one's nose at.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İşte bulundurmak, işletmek, Osm. istimâl etmek: Bu Aleti hangi işte kullanıyorsunuz? Yazı yazmak için kurşun kalem kullanıyor. 2. Hizmet ve bir göreve tâyin etmek, hizmette bulundurmak, kayırmak, Osm. istihdâm etmek. 3. Giymek, döşetmek, eskitmek: Bu çizmeyi hiç kullanmadım; bu keçeyi pek az kullandı. 4. Bir şey yiyip içmeyi veya almayı Adet edinmek. 5. İdareli sarfetmek yoluyla harcamak: Parasını İyi kullanmadı; kullanmasını bilse geliri iyidir. 6. işletmek, çevirmek: Araba kullanabiliyor musunuz? O, pek güzel yelken kullanır; alışmayan adam kılıç kullanamaz. 7. İdare etmek, tutmak. Ağız kullanmak = Konuşmasını idare etmek. 8. İcabına göre muamele etmek: Ne çare kendisini kullanmalı. 9. Metres ve dost edinmek. Bol kullanmak = Esirgememek, israf etmek. Hor kullanmak = Kötü kullanmak, gözetmemek. Tepetepe kullanmak = Kahır ve zorla veya rahatlıkla kullanmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (aslı: kımâr). Para vesaire karşılığında oynanılan oyun: Kumar oynamak; kumarda kaybetmek.

Türkçe Sözlük

(i ). Para vesaire karşılığında oyun oynama alışkanlığı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. («humbara» dan galat), bk. Humbara. 2. Çocukların para koyup biriktirmek için ağızsız ve yalnız paranın girmesine müsait ve çıkmasına engel dar bir yarığı olan toprak vesaireden yuvarlak küçük kap kl, sonunda kırılır yahut açılır ve içindeki para alınır.

Finansal Terim

(Denomination)

Para, tahvil ve hisse senetlerinin, üzerlerinde yazılı değere göre, her birimine verilen isimdir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olan şey. 2.Eti. fakire parasız olarak dağıtılmak niyetiyle farz, vacib, ve sünnet olarak kesilen hayvan. 3.Bir gaye uğruna feda olma.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Çürük diş üzerine geçirilen madenî kaplama. 2. Bazı Avrupa devletlerinde para birimi. 3. Taç.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birini tehlikeden çıkarmak, selâmete eriştirmek, Osm. tahlîs eylemek: Denize düşeni kurtardılar, doktor hastayı kurtardı; herkes canını kurtarmağa çalışıyordu. 2. Verilmiş ve rehin bırakılmış bir şeyi o kayıttan çıkarmak: Evimi rehinden kurtarmak İsterim, borcumun bir miktarını verip bir senedi kurtarmalıyım. 3. Cezadan veya mesuliyetten uzaklaştırmak. 4. Sarfedilecek bir parayı sarfetmemek yolunu bulmak, kazanmak: Aramızda pazarlık ederek uyuşabilirsek komisyoncuya vereceğimiz parayı kurtarmış oluruz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

100 kurus equal 1 lira a progressive disease of the central nervous system marked by increasing lack of coordination and advancing to paralysis and death within a year of the appearance of symptoms; thought to have been transmitted by cannibalistic consum

Finansal Terim

(Institutional Investors)

Bireysel yatırımcılardan ayrı olarak, kendisine devredilen paralardan ya da tahvil ve hisse senedi satışıyla sağladığı kaynaklardan oluşan fonları yatırıma yönelten kurum, kuruluş veya örgütlerdir.

Türkçe Sözlük

(i.) (guruş: Almanca groschen yahut LAtince grossi’den). Türk lirasının yüzde biri. Osmanlı devrinde bir altının yüzde biri ki, 40 para’ya ayrılırdı. Daha önceleri ise ortalama yarım altın değerinde bir para idi.

Türkçe Sözlük

(i.). Kuruşa çevirmek, paraya çevirmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (botanik) Bir cins dişbudak. 2. Çocukların hecelerin, şekillerini değiştirerek veya hecelere ilâveler yaparak konuştuğu uydurma sözler.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). 1. Zambakgillerden sapı ince ve uzun bir bitki (asparagus). Bunun kalınca olan taze sürgünleri sebze olarak yenir. 2. Aynı familyadan, saksılarda yetiştirilen bir süs bitkisi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

asparagus. sparrowgrass.

Şifalı Bitki

(asparagus): Zambakgiller familyasından; çalı veya yarı çalı halinde odunsu, çoğu sarılıcı, bazı türleri de otsu olan Asya, Afrika ve Akdeniz bölgesinde yetişen bir bitkidir. Yaprakları pul gibi ve almaşık dizilişlidir. Çiçekleri küçüktür. Renkleri yeşilimsi veya beyazdır. Meyveleri üzümsüdür. 150 kadar türü vardır. Tıbbi kuşkonmaz Trakya ve Doğu Anadolu’da yabani olarak yetişir. Çiçekleri sarımsı yeşildir. Meyvesi kırmızıdır. Kök ve rizomlarında şekerler, mannit, koniferin, asparajin A ve C vitaminleri vardır. Hekimlikte toprakta sürünen gövdesi, kökü ve tomurcukları kullanılır. İlkbahar aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: Kalp hastalıklarından doğan ödemleri giderir. İdrar söktürür. İdrar yollarını temizler. Sinirleri kuvvetlendirir. Kanı temizler. Karaciğer ve böbreklerin muntazam çalışmasını sağlar. Karaciğer şişliğini indirir. Dalak hastalıklarında faydalıdır. Zihin yorgunluğunu giderir. Sivilce ve egzamanın iyileşmesinde yardımcı olur. Kandaki şeker miktarını düşürür. El ve ayaklarda görünen şişlikleri indirir. Bel soğukluğu böbrek ve mesane iltihabı olanlarla, çok sinirli kimselerin kullanmaması gerekir.

Türkçe Sözlük

(KUSUR) (i. A.). 1. Eksiklik, noksan: Ben çalışmada kusur etmedim, kusur bırakmadım. 2. Ayıp, özür, sakatlık: Bu atın, binanın bir kusuru olmasaydı sahibi elinden çıkarmazdı. 3. Suç, kabahat, kötülük: Benim kusurum nedir? Bir kusur mu ettim? 4. ihmal, müsamaha, gevşeklik, keyifsizlik, tedbirsizlik: İnsan vazifesinde kusur etmemeli. 5. Artan kısım, fazla, bakıyye: Şu kadarını bana gönderin, kusuru sizin olsun. 6. Satın alınan şeyin kıymetinden fazla olarak verilen paradan geri alınması lâzım gelen miktar: Liranın kusurunu vermediniz (eskimiştir).

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Basra Körfezi kıyısında, Irak ve Suudi Arabistan arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 29 30 Kuzey enlemi, 45 45 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 17,820 km².

Sınırları: toplam: 462 km.

sınır komşuları: Irak 240 km, Suudi Arabistan 222 km.

Sahil şeridi: 499 km.

İklimi: Kuru çöl iklimi, aşırı sıcak yazlar ve kısa, serin kışlar.

Arazi yapısı: Düz ve hafif dalgalı çöl arazisi.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m.

en yüksek noktası: 306 m.

Doğal kaynakları: petrol, balık, karides, doğal gaz.

Sulanan arazi: 130 km² (2003 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,418,393 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %3.52 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 15.66 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 9.71 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.2 yıl.

Erkeklerde: 76.13 yıl.

Kadınlarda: 78.31 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.91 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.12 (2001 tahmini).

Ulus: Kuveytli.

Nüfusun etnik dağılımı: Kuveytli %45, diğer Araplar %35, Güney Asya %9, İran %4, diğer %7.

Din: Müslüman %85, Hıristiyan, Hindu, Pers, diğer %15.

Diller: Arapça (resmi), İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %83.5.

erkekler: %85.1.

kadınlar: %81.7 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kuveyt Devleti.

kısa şekli : Kuveyt.

Yerel tam adı: Dawlat al Kuwayt.

yerel kısa şekli: Al Kuwayt.

ingilizce: Kuwait.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Küveyt.

İdari bölümler: 5 eyalet; Al Ahmadi, Al Farwaniyah, Al ‘Asimah, Al Jahra’, Hawalli.

Bağımsızlık günü: 19 Haziran 1961 (İngiltere’den).

Milli bayram: Milli gün, 25 şubat (1950).

Anayasa: 11 Kasım 1962.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), BDEAC, CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, GCC (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), I

Genel Bilgi

Kuyruklu yıldızların diğer gökcisimlerinden farklı ve gizemli şekilleri, aniden ortaya çıkıp bir süre sonra yok olmaları, onların tarih boyunca insanlar tarafından Tanrıların habercileri olarak algılanmalarına yol açmıştır. Onların ölüm ve felaket habercileri olduklarına, kuraklık, sel, açlık gibi büyük doğal afetlerin ve salgın hastalıkların hatta her iki dünya savaşının da o sıralarda görülen kuyruklu yıldızlardan kaynaklandığına inanılmıştır. Milattan önce 43 yılında Sezar’ın ölümünden sonra çok parlak bir kuyruklu yıldız görüldü ve onun Roma imparatorunun göğe yükselen ruhu olduğuna inanıldı. Böylece kuyruklu yıldızlardan ünlü kişilerin ölüm haberlerini almak gibi bir boş inanç daha yerleşti.

Bilim insanları Güneş sistemimizden çok uzakta ama yine Güneş çekimine bağlı olarak bir yörüngede dönen, her birinin kütlesi ve boyutu dünyamızdan çok az olan kirli kar topu şeklinde milyarlarca kuyruklu yıldız olduğuna inanıyorlar.

Bu görüşe göre başlangıçta görkemli kuyrukları olmayan bu gök cisimlerinden bazıları sistem içindeki karşılıklı çekim güçleri nedeni ile Güneş’e doğru hareket etmeye başlıyorlar.

Güneş’e yaklaştıkça, dış katmanlarında donmuş halde bulunan uçucu gazlar (karbondioksit, su, metan amonyum, vb.) hızla buharlaşmaya başlıyor. Güneş’e yaklaştıkça cismin etrafını gaz bulutu olarak sarıyorlar.

Güneş yüzeyinde devamlı patlamalar olduğundan ve uzaya büyük hızlarla gaz bulutları fırlatıldığından, cisim Güneş’e iyice yaklaştığında bunların etki alanına giriyor ve etrafındaki gaz bulutu Güneş’in tersi yöne doğru savrularak bir kuyruk görünümünü oluşturuyor. Bu nedenle kuyruklu yıldızların kuyruklarının yönleri hep Güneş yönünün ters tarafındadır.

Kuyruklu yıldızın kuyruğunun parlaklığına Güneş ışınlarının, gaz bulutu ve parçacıklardan yansımaları neden olur. Aslında büyüklüklerine bağlı olarak kuyruklu yıldızlar kuyruklarından sürekli madde kaybederler. Sonunda gök taşları haline gelen kuyruklu yıldız kalıntıları, dünya yakınından geçerken bize akan yıldız yağmurları olarak görünürler.

Eğer dünyamız bir kuyruklu yıldızın kuyruğu içinden geçerse ne olur? Bu, korkulacak bir şey değildir. Çünkü kuyruklu yıldızların kuyrukları yoğun değildir ve dünyanın bu kuyruk içinden geçmesi ona hiçbir şekilde etkide bulunmaz. Nitekim Halley kuyruklu yıldızı 1910’da geldiğinde, Dünya onun kuyruğunun içinden geçmişti ve bunun yeryüzüne bir zararı olmamıştı. Zamanımızda kuyruklu yıldızların normal gök cisimleri oldukları biliniyor. Bunlar çok büyük hacimli kuyruklarından dolayı korkutucu görünen aslında küçük ve hafif cisimlerdir. 12. yüzyılın ortalarından itibaren bilimin bunların yapılan ve ne olduklarını çözmeye başlamasından sonra halkın peşin hükümleri ve korkuları kaybolmaya başlamıştır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yapılışında ince ve paralel çizgiler bulunan (kâğıt).

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a type of low melting point wax derived from sheep It has been widely used in waterproofing preparations for leather, but has some major disadvantages a) It softens leather very easily, leading to deformation of walking boots and loss of support t

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for laparascopic; this is a surgery that is performed with several small incisions that are only a few inches long and into which tools and cameras are inserted allowing the surgeon to work. 1-Two thicknesses of material bonded together 2-Section at

Türkçe Sözlük

(I ince) (hi.). 1. Roma şehri ve çevresini içine alan Latium eyaletinden çıkmış ve Roma imparatorluğunu kurmuş olan İlkçağ’ın son asırlarında yaşamış büyük ve mühim bir kavim. Latin dillari — Latin dillerinden doğma Avrupa dilleri ki, İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, Katalanca, Romanşca, Romence vs. dir. Latin kavimleri = Bu dillerle konuşan milletler. 2. Şarkta Katolik mezhebinde bulunanlara verilen isimdir: Latinler 1204’te Bizans’ı aldılar. Latinçiçaği = Frenk teresi. Latin yelkeni = Üç köşeli yelken.

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşatmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna ‘Coriolis’ kuvveti diyorlar. Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olamayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40.000 kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutuptakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak be. dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşalmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna “Coriolis” kuvveti diyorlar.

Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olmayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40 bin kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutupdakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak bu, dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) su sızdıran delik veya yara; sızıntı; usulsüzce para harcama; sırrın dışarıya sızması; (elek.) cereyanda sızıntı veya sızıntının yeri; (f.) sızmak; (gen.) out ile dışarı sızmak, ifşa olunmak (sır). leakage (i.) sızıntı, süzülme firesi, sızma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aşın derecede sekse düşkün adam,zampara,sefih adam. lecherous s. şehvete düşkün, nefsine tabi, zampara. lecherously z. nefsine uyarak, zamparaca. lecherousness, lechery i. zamparalık, şehvet düşkünlüğü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Housed at CERN, the LEP is the largest particle accelerator in the world Its tunnel, which is 27 km in circumference, is buried 100 m underground At four separate Points four gigantic detectors - ALEPH, DELPHI, OPAL and L3 - measure collisions between ele

Türkçe - İngilizce Sözlük

Housed at CERN, the LEP is the largest particle accelerator in the world Its tunnel, which is 27 km in circumference, is buried 100 m underground At four separate Points four gigantic detectors - ALEPH, DELPHI, OPAL and L3 - measure collisions between ele

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Avrupa, Baltik Denizi kıyısında, Estonya ile Litvanya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 57 00 Kuzey enlemi, 25 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 64,589 km².

Sınırları: toplam: 1,368 km.

sınır komşuları: Beyaz Rusya 167 km, Estonya 343 km, Litvanya 576 km, Rusya 282 km.

Sahil şeridi: 531 km.

İklimi: Deniz iklimi, nemlidir, kışlar orta sertlikte geçer.

Arazi yapısı: Alçak ovalar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Baltik Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Gaizinkalns 312 m.

Doğal kaynakları: Kehribar, bataklık kömürü, kireçtaşı, hidro enerji, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %28.19.

daimi ekinler: %0.45.

Diğer: %71.36 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 200 km² (2003 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,274,735 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.67 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -2.26 mülteci/1,000 nüfus (20016 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 9.35 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 71.33 yıl.

Erkeklerde: 66.08 yıl.

Kadınlarda: 76.85 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.27 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 7,600 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 500 den az (2003 verileri).

Ulus: Letonyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Letonyalı %56.5, Rus %30.4, Beyaz Rus %4.3, Ukraynalı %2.8, Polonyalı %2.6, diğer %3.4.

Din: Lutherci, Roma Katolikleri, Rus Ortodoksları.

Diller: Letonyaca (resmi), Litvanyaca, Rusça, diğer.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.8.

erkekler: %99.8.

kadınlar: %99.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Letonya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Letonya.

Yerel tam adı: Latvijas Republika.

yerel kısa şekli: Latvija.

Eski adı: Letonya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Riga.

Bağımsızlık günü: 18 Kasım 1991 (Sovyetler Birliğinden ayrıldı).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (U

Türkçe Sözlük

(i.). Bulgar parası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

supplies. necessities. requisites. material. equipment. paraphernal property. purveyance. stores.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ لوند] Osmanlı deniz eri. 2.ayyaş. 3.zampara. 4.kabadayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. mecburi olarak toplama (asker veya para); bu suretle toplanan asker veya para; f. zorla toplamak; huk. haczetmek. levy war on (birine karşı) harp açmak.

Türkçe Sözlük

(I.). Romen para birimi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The literary text of an extended vocal composition such as an opera or musical comedy, whether or not it is published separately from the music The libretto of a musical comedy is sometimes called its book. text of a dramatic vocal work.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Afrika, Akdeniz kıyısı, Mısır ve Tunus arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 25 00 Kuzey enlemi, 17 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 1,759,540 km².

Sınırları: toplam: 4,348 km.

sınır komşuları: Cezayir 982 km, Cad 1,055 km, Mısır 1,115 km, Nijer 354 km, Sudan 383 km, Tunus 459 km.

Sahil şeridi: 1,770 km.

İklimi: Kıyı boyunca Akdeniz iklimi, iç kısımlarda kuru ve sert çöl iklimi görülür.

Arazi yapısı: Çoğunlukla çorak topraklar, düz ve dalgalı ovalar, platolar, çukurlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Sabkhat Ghuzayyil -47 m.

en yüksek noktası: Bikku Bitti 2,267 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, alçıtaşı.

Arazi kullanımı: İşlenebilir arazi: %1.03.

daimi ekinler: %0.19.

Diğer: %98.78 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,700 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 5,900,754 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.3 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 23.71 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.69 yıl.

Erkeklerde: 74.46 yıl.

Kadınlarda: 79.02 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.28 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2001 verileri).

Ulus: Libyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Berber ve Araplar %97, Yunanlar, Maltalılar, İtalyanlar, Mısırlılar, Pakistanlılar, Türkler, Hintliler, Tunuslular.

Din: Sünni Müslümanlar %97.

Diller: Araplar, İtalyanlar, İngilizler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %82.6.

erkekler: %92.4.

kadınlar: %72 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Büyük Sosyalist Libya Arap Halk Cumhuriyeti.

kısa şekli : Libya.

Yerel tam adı: Al Jumahiriyah al Arabiyah al Libiyah ash Shabiyah al Ishtirakiyah al Uzma.

yerel kısa şekli: yok.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Tripoli (Trablusgarp).

İdari bölümler: 25 belediye; Ajdabiya, Al ‘Aziziyah, Al Fatih, Al Jabal al Akhdar, Al Jufrah, Al Khums, Al Kufrah, An Nuqat al Khams, Ash Shati’, Awbari, Az Zawiyah, Banghazi, Darnah, Ghadamis, Gharyan, Misratah, Murzuq, Sabha, Sawfajjin, Surt, Tarabulus, Tarhunah, Tubruq, Yafran, Zlitan.

Bağımsızlık günü: 24 Aralık 1951 (İtalya’dan).

Milli bayram: İhtilal Günü, 1 Eylül (1969).

Anayasa: 11 Aralık 1969, 2 Mart 1977.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), AMU (Arap Magrep Birliği), CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkın

İngilizce - Türkçe Sözlük

, İng. licence i. izin, ruhsat; izin tezkeresi, ruhsatname, lisans; ehliyet; aşırı serbestlik, çapkınlık; nizama riayetsizlik; yazıda ve sanatta kaidelere riayetsizlik.li- cense tax içki satışı için verilen ruhsat parası. export license ihraç ruhsat

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şimşek, yıldırım. lightning arrester elektrik aletlerini yıldırımdan koruyan aygıt. lightning bug ateşböceği. lightning conductor, lightning rod yıldırımsavar, paratonerç lightning glance şimşek çakışı gibi bir bakış, bir göz atış. chain lightning,

Yabancı Kelime

Fr. liquidation

tic. tasfiye

Bir ticaret kuruluşunun batması, kapanması vb. sebepler üzerine hesapların kesilmesi, alacaklılara, ortada kalan mal ve paradan paylarına düşen miktarın verilmesi.

Yabancı Kelime

Fr. liquidité

tic. akışkanlık

1. Para ve ticaretle ilgili işlemlerde kullanılabilecek durumda olan satın alma gücü. 2. Kolaylıkla paraya çevrilebilme özelliği fazla olan varlıklar.

Yabancı Kelime

Fr. liquide

1. fiz. sıvı, 2. ekon. nakit

1. Bulunduğu kabın biçimini alabilen ve üstü yatay bir düzlem durumuna gelebilen akışkan cisim. 2. Kullanılması hemen mümkün olan para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dile ait; dilbilime ait. linguistic stock dil ailesi. linguistically z. dil bakımından. linguistics i. lengüistik, dilbilim. comparative linguistics karşılaştırmalı dilbilim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence: Anything, whether material or not, which binds together, or connects, separate things; a part of a connected series; a tie; a bond.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A component of a hypertext document which when clicked with a mouse takes the user to another document or a different section of the current document The word 'mouse' above in this paragraph - which you can see is underlined and blue is an example of how

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence: Anything, whether material or not, which binds together, or connects, separate things; a part of a connected series; a tie; a bond.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A component of a hypertext document which when clicked with a mouse takes the user to another document or a different section of the current document The word 'mouse' above in this paragraph - which you can see is underlined and blue is an example of how

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sıvı, su gibi akan, akıcı, akışkan: sulu, ıslak: şeffaf, berrak; paraya kolayca tahvil edilebilir; dilb. ''l ve r harfleri gibi yarım sesli; i. mayi, sıvı; yarım sesli harf. liquid air sıvı hava. liquid measure sıvı ölçeği. liquid oxygen, lox i.

Türkçe Sözlük

(i.) (i. lira). Bir para birimi. Türk lirası = 100 kuruşa bölünen Türk para birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Türk lirası: (çoğ. lire) İtalyan para birimi, liret.

Türkçe Sözlük

(i. i.). İtalyan parası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. liste, dizin, fihrist; çoğ. yarışma yeri, mücadele alanı, er meydanı: f. listeye geçirmek, deftere yazmak; fiyat koymak. list price katalog fiyatı. black list kara liste. enter the lists mücadeleye girişmekç free list parasız girenlerin listes

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لواطه] kulamparalık, oğlancılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ödünç verme; ödünç alma, borçlanma; ödünç verilen şey; f. bilhassa faiz karşılığında ödünç para vermek; ödünç vermek; (eğreti olarak) vermek. loan collection sergide gösterilmek üzere sahipleri tarafından ödünç olarak verilen resim veya eşya ko

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kilitlemek; kapamak; kilitleyip tutturmak; birbirine geçmek, kenetlenmek (kol); kanal havuzuna sokmak (gemi); kapatmak, bağlamak (para); kilitlenmek, kapanmak; kanal havuzunda yukarı veya aşağı gitmek. lock in kilitlemek, üzerine kapıyı kilitlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gemiyi kanal havuzundan geçirme; havuzdan geçme parası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ikamet etme, yerleşme; sakin olma; düşman istihkâmlannı zaptedip içine yerleşme; huk. emaneten teslim etme, para yatırma, tevdi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kütük, ağaç gövdesi; kütük gibi şey veya adam; den. parakete, geminin süratini ölçme aleti; den. jurnal, gemi jurnalı. log cabin kütükten yapılmış kulübe. log chip den. parakete. log line den. parakete savlosu.

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Parası ile yemek yenen yer: Yemeği lokantada yiyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yağma çapul, ganimet, kanunsuz kazanç; A.B.D., (argo) para; f. yağma etmek, ganimet olarak zaptetmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A separate portion; a number of things taken collectively; as, a lot of stationery; colloquially, sometimes of people; as, a sorry lot; a bad lot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A separate portion; a number of things taken collectively; as, a lot of stationery; colloquially, sometimes of people; as, a sorry lot; a bad lot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A database or look-up table that contains standard parts and their associated part parameters The Relex CAD Import/ExportWizardTM is completely compatible with Lotus files, able to import information from, and export data to, the Lotus format. [n] a water

Türkçe - İngilizce Sözlük

A database or look-up table that contains standard parts and their associated part parameters The Relex CAD Import/ExportWizardTM is completely compatible with Lotus files, able to import information from, and export data to, the Lotus format. [n] a water

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bitli, üstü başı bit dolu; (argo) kötü; (argo) alçak, iğrenç. He is lousy with money (argo) Onun parası çok. lousiness i. bitlilik; iğrençlik; berbatlık.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Akdeniz kıyısında, İsrail ile Suriye arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 33 50 Kuzey enlemi, 35 50 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 10,400 km².

Sınırları: toplam: 454 km.

sınır komşuları: İsrail 79 km, Suriye 375 km.

Sahil şeridi: 225 km.

İklimi: Akdeniz, serin, yağışlı kışlar, sıcak, kuru yazlar, Lübnan dağlarında kışlar sert geçer.

Arazi yapısı: Dar kıyı ovaları vardır; Al Biqa’ (Bekaa Vadisi) Lübnan Dağlarını ikiye böler.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Akdeniz 0 m.

en yüksek noktası: Qurnat as Sawda’ 3,088 m.

Doğal kaynakları: Kireçtaşı, demir, tuz, işlenebilir topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %16.35.

daimi ekinler: %13.75.

Diğer: %69.9 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,040 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,874,050 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.23 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 23.72 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.88 yıl.

Erkeklerde: 70.41 yıl.

Kadınlarda: 75.48 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.9 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 tahmini).

Ulus: Lübnanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %95, Ermeni %4, diğer %1.

Din: Müslüman %70, Hıristiyan, Museviler.

Diller: Arapça(resmi), Fransızca, İngilizce, Ermenice.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %87.4.

erkekler: %93.1.

kadınlar: %82.2 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Lübnan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Lübnan.

Yerel tam adı: Al Jumhuriyah al Lubnaniyah.

yerel kısa şekli: Lubnan.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Beyrut.

İdari bölümler: 5 vilayet; Beyrut, Ech Chimal, Ej Jnoub, El Bekaa, Jabal Loubnane.

Bağımsızlık günü: 22 Kasım 1943.

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 22 Kasım (1943).

Anayasa: 23 Mayıs 1926.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, ACCT, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-24, G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslara

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zamparalık, kadın düşkünlüğü; yağlılık, kayar halde olma, kayganlık, kaypaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaygan; dönek; zampara.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. talihli, şanslı, uğurlu, meymenetli. lucky day uğurlu gün, mesut gün. lucky dog talihli adam. Lucky dog! Kerata ,sanslı. lucky penny uğurlu para. luckiness i. şanslılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. para, servet. filthy lucre (şaka) para, akçe.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, Fransa ile Almanya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 49 45 Kuzey enlemi, 6 10 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 2,586 km².

Sınırları: toplam: 359 km.

sınır komşuları: Belçika 148 km, Fransa 73 km, Almanya 138 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Kıtasal ve ılıman iklim arasında değişiklik gösterir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Moselle Nehri 133 m.

en yüksek noktası: Buurgplaatz 559 m.

Doğal kaynakları: Demir, işlenebilir topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %23.94.

Sürekli ekinler: %0.39.

Diğer: %75.67.

Sulanan arazi: 10 km² (1993 verileri).

Coğrafi Not: kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 474,413 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.23 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 8.75 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.74 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.89 yıl.

Erkeklerde: 75.6 yıl.

Kadınlarda: 82.38 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.78 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Lüksemburg’lu.

Nüfusun etnik dağılımı: Kelt Kökenliler, Portekizler, İtalyanlar, Slavlar ve Avrupalılar.

Din: Roma Katolikleri, Protestanlar, Museviler ve Müslümanlar.

Diller: Lüksemburg ca (ulusal dil), Almanca (resmi dil), Fransızca (resmi dil).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %100.

erkekler: %100.

kadınlar: %100 (2000 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Lüksemburg.

Yerel tam adı: Grand Duche de Luxembourg.

yerel kısa şekli: Luxembourg.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Lüksemburg.

İdari bölümler: 3 bölge; Diekirch, Grevenmacher, Lüksemburg.

Bağımsızlık günü: 1839 (Hollanda’dan).

Milli bayram: Milli gün 23 Haziran.

Anayasa: 17 Ekim 1868.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, AG (Avustralya Grubu), Benelux (Belçika, Hollanda, Lüksemburg Ekonomik Birliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), EIB (Avrupa Yatırım Bankası), EMU (Avrupa Ekonomi ve Para Birliği), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IEA (Uluslararası Enerji Ajansı), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslarar

Türkçe - İngilizce Sözlük

article. body. clause. lubricant. material. matter. object. provision. stuff. substance. entry. paragraph. subject.

Türkçe Sözlük

(i. A.) («mâ-fih-şey» tâbirinden galat). 1. Yok, yoktur, kalmadı, hakgetire. Fülûs mâfiş — Para yok! 2. İçinde bir şey yokmuş gibi pek hafif bir cins yumurtalı hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «gışş» dan imef.) (mü. mağşûşe). Hâlis ve sâf olmayan. Karışık, mahlût, hileli. Slkke-i mağşûşe = Az gümüş karıştırılmış bakır para.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hamd olunmuş, sena edilmiş, övülmeye değ(Erkek İsmi) Makam-ı Mahmud: Hz.Muhammed’in en büyük şefaat makamı, cennet. 2.Ebrehe’nin Kabe’yi yıkmak üzere getirdiği filin adı. 3.Mahmud (Kaşgarlı) Karahanlılar’dan olan bu Türk bilgini “Divanu Lügati’t-Türk” adlı eseriyle tanınmıştır. 4.Mahmudiye: 2.Mahmut devrinde basılan altın para.

Türkçe Sözlük

(i. A.). II. Mahmud zamanında basılmış takriben yirmi beş liralık ince ve yassı bir altın para.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hırâsat» ten imef.) (mü. mahrûsa). Muhafaza olunan, gözetilen, korunan, mahfuz, emniyet ve asayişi temin olunmuş. MemSlik-i Mahrûsa-i ŞAhâne = Osmanlı İmparatorluğu. MahrOsâtü’l-mesâlik = Yollan muhafazalı ve emin.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hesâb» tan imef.) (mü. mahsûbe). Sayılmış, hesap olunmuş, hesaba geçirilmiş, hesaba dahil: Emrinizle verdiğim parayı alacağınıza mahsûb ettim; bu para o hesaba mahsûb değildir.

Türkçe Sözlük

(i. A. geometri). Dört kenarı müsavi ve paralel, karşılıklı açılarının ikisi dar, ikisi geniş ve birbirine eşit olan şekil, baklava biçimi: Eşkenar dörtgen. Şibih main = Yalnız ikişer kenarı müsavi ve paralel, açıları eşit olmayan şekil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The primary parachute.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The primary parachute.

Türkçe - İngilizce Sözlük

article. column. story. writing. write-up. contribution. paragraph.

Türkçe Sözlük

(MAL) (i. A.) (c. emvâl). 1. Sahip olunan değerli ve lüzumlu şey veya elaltında bulunan para, eşya, hayvan, gelir vesaire, var, varlık, servet: Çok malı vardır; malının hesabını kendi de bilmezdi; emvâl-l kesîre kazanmıştı. 2. Nakit para, gelir: Mâl-i mîrî, mal memuru. 3. Tüccar eşyası, Ar. emtia: Tüccar malı. 4. mec. Fena şey veya şahıs: Bilirim ne maldır; bu da bir mal mı? Maletmek, edinmek = Ehemmiyet vermek, vazife edinmek: O, kendine mal etmiyor. Mal bulmuş», mal bulmuş Mağribî’ye dönmek — Hırsla bir mala konup memnun olmak. Beytülmil = İslâm devletinde devlet hazinesi ve sonradan vârisleri belli olmayan mallara bakan şer’İ daire: Beytülmâl müdürü. Ra’sülmll = Faize verilmiş paranın bütünü, faizi dışında esil verilen para. Mâl-i şâmil = Cansız mal. MSI-i nâtık = Canlı mal. Mil sahibi = MAlik, elde tutan. Mal sandığı = Vezne. Mal kalemi = Vezneye bağlı muhasebe kalemi. Emvâl-i menkule = Taşınabilir mallar. Emvâl-i gayr-i menkule = Emlâk, akar ve arazi gibi nakli mümkün olmayan mallar. Malmüdürü = Bir kazanın mâlî işlerine bakan adam. Mâl-i mirî, emvâl-i emîriyye = Devlet hazinesine ait para vesaire. Malı malına = Asıl değeriyle, ticaretsiz, kârsız (satmak).

Finansal Terim

(Financial Markets)

Tasarruf fazlası olan ekonomik birimlerle tasarruf açığı (fon ihtiyacı) olan ekonomik birimler arasında fon akımlarını düzenleyen kurumlar, akımı sağlayan araç ve gereçler ile bunları düzenleyen hukuki ve idari kurallardan oluşan yapıya mali piyasa (finans kesimi) denir. Bu piyasalar kısa vadeli fon akımlarını kapsayan Para Piyasası (Money Market); orta ve uzun vadeli fon akımlarından oluşan Sermaye Piyasası (Capital Market); Döviz Piyasası (Foreign Exchange Market) ve Altın Piyasası (Gold Market) şeklinde gruplandırılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yalandan kendini hasta göstermek, hasta pozu yapmak, hastalık taslamak. malingerer i. hasta pozu yaparak vazifeden kaçan kimse.

Türkçe Sözlük

(MALİYYET) (i. A ). Bir şeye, yapılıp bitirilinceye kadar sarfedilen para, bir şeyin mal olduğu para.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Avrupa’da, Akdeniz’de adalar, Sicilya’nın güneyinde yer almaktalar.

Coğrafi konumu: 35 50 Kuzey enlemi, 14 35 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 316 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 196.8 km.

İklimi: Akdeniz iklimi.

Arazi yapısı: Çoğunlukla alçak araziler, kayalıklar, düz ve bölümlere ayrılmış ovalar, kıyıda uçurumlar yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Akdeniz 0 m.

en yüksek noktası: Ta’Dmejrek 253 m.

Doğal kaynakları: Kireçtaşı, tuz, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %32.

daimi ekinler: %3.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %4.

Diğer: %61 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 11.45 km² (2000 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 394,583 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.74 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 2.37 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.83 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.1 yıl.

Erkeklerde: 75.64 yıl.

Kadınlarda: 80.79 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.92 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.52 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Maltalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Maltalılar.

Din: Roma Katolikleri %91.

Diller: Maltaca (resmi), İngilizce (resmi).

Okur yazar oranı: 10 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %88.76.

erkekler: %86.91.

kadınlar: %89.55 (1995 sayımı).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Malta Cumhuriyeti.

kısa şekli : Malta.

Yerel tam adı: Repubblika ta’ Malta.

yerel kısa şekli: Malta.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: La Valletta.

İdari bölümler: yok (Valletta’dan yönetilir).

Bağımsızlık günü: 21 Eylül 1964 (İngiltere’den ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 21 Eylül (1964).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: C, CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), IOM (Uluslararası Göçmen Teşkilatı), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), NAM, OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Ör

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rüşvet yeme, irtikap, suiistimal, zimmete para geçirme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

material. materiel. necessaries. provisions. stock. requisite. outfit. ingredient. apparatus. furnishing. furniture. kit. makings. turnout. utensil. findings. instruments.

Genel Bilgi

Eskiden tersane havuzlarına gemi alınınca havuzların suyu büyük bostan dolapları ile boşaltılırdı. Bu dolapları mandalar çekerdi. Bu iş için tersanelerde ayrı bir bölük, bölüğün başında da Manda Ağası bulunurdu. Kurası tersaneye çıkan erkekler askerlik yapmamak için bedel olarak para ödemez, tersaneye manda verirlerdi. Sahibinin yerine askerlik süresini dolduran mandalar bir terhis tezkeresi verilir, bu tezkereler sırmalı kordonlarla boynuzlarının arasına asılırdı. Köyüne veya kasabasına dönen mandalar coşkulu bir törenle karşılanırlardı.

Türkçe Sözlük

(i. Portekizce’den). Çin imparatorluk vezirlerine Avrupa’ca verilen isim.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eski küçük bir cins bakır sikke ki, dördü bir akça ederdi, Ar. füls. 2. Çocuk oyuncağı çeşidinden tahtadan yaldızlı pul. 3. Nargile lülesine konmak üzere kömür tozundan kurs. 4. Umumiyetle para: Mangır yok; beş on mangır için yüzsuyu dökemem.

Türkçe Sözlük

(i.). Para (argo).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kenar, hudut; son hadde yakın hal; ihtiyaçtan fazla para ile yer veya zaman; tic. maliyet fiyat ile satış fiyatı arasındaki fark;sayfa kenarı; tic. ihtiyat akçesi; f. kenarına yazmak; kenar yapmak. margin of safety emniyet payı. buy on margin ya

Yabancı Kelime

Fr. marge

ekon. pay

Ticari bir işlemde zarar tehlikesine karşı ayrılan para.

Türkçe Sözlük

(i. Al.). Alman para birimi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An identification number or method of relating to the erector which joist, joist girder or other separate part of the building goes at what location when being erected, i e , J1, K25, L7, G12, or JG9 See Piece Mark and Part Number.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Alman parası, mark; eskiden bir gümüş veya altın tartısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evlenme, izdivaç, evlilik; birleşme. marriage bed yeni evlilerin ilk gece yattıkları yatak; nikahın verdiği hak ve vazife. marriage broker para karşılığında çöpçatanlık yapan kimse. marriage certificate evlenme cüzdanı. marriage license nikâh kâğı

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güçlük, zorluk, çaparazlık.

Türkçe Sözlük

(I. A. «tarf»tan) (c. masârlf). Cepten çıkan veya alış verişe karşı verilen para, harç: Büyük şehirlerde çok masraf olur, o evin matrafı çoktur, bu kadar matârife dayanamıyacağız. Masraf görmek = Masrafların hesabını görmek. Matraf ntzırı = Eskiden teratkerlik defterdarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. uymak, benzemek; eşlemek; uydurmak; karşılaştırmak; geçmek, üstün gelmek; yazı turada karşılaştırmak üzere iki para atmak; geçirmek, birbirine tutturmak; birleştirmek evlendirmek. matching fund bağışların toplamına eşit miktarda yapılan şartlıbağış.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Illusion Anything besides the Absolute Parabrahman is an illussion The first manifestation of this illussion is that primordial plane of which the hindu god Brahma is the personification.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مایه] maya. 2.para. 3.mal. 4.güç.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Maya, asıl ve gerekli madde. 2.Para, mal. İktidar güç. 3.Bilgi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مایه دار] mayalı. 2.paralı. 3.mal sahibi. 4.güçlü.

Türkçe Sözlük

(MAZBUT) (i. A. «zabt» tan imef.) (mü. mazbûta). 1. Zabt edilmiş, istilâ olunmuş, ele geçirilmiş. Belde-i mazbûta = Zaptedilmiş şehir. 2. Kaydolunmuş, yazılmış, deftere geçirilmiş. Ar. muayyed: Sarf olunan para, tafsilâtıyle mazbuttur. 3. Hatırda bulunan: O vakit söylediği sözler tamamiyle mazbûtumdur. 4. Dağınık olmayan, toplu: Mazbut bir ev, bir daire. 5. Muhafazalı, rüzgâr ve yağmur geçmeyecek surette olan: Bu evin pencereleri mazbut değildir. Kış için mazbut bir oda lâzım. 6. Belirli, Ar. muayyen, kararlaştırılmış: Bu topraklarda sınırlar mazbut değildir. 7. mec. Dürüst, ahlâklı: Mazbut bir kadın, mazbut adam. O işçi mazbuttur, güvenebilirsiniz

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vasıta, araç, vesile; servet, varlık, zenginlik, para. means of transport nakil vasıtası, ulaşım araçları, taşıtlar. means to an end araç, vasıta. by all means elbette, şüphesiz. by any means ne şekilde olursa olsun, ne pahasına olursa olsun; hiç.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mebâltğ). Para miktarı: Gönderilen meblâğ geldi; biriken para epey bir meblâğ olmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مبلغ] tutar. 2.para.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجانا] parasız olarak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ücretsiz, bedava, parasız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجانی] parasız.

Türkçe Sözlük

(MECİDİYYE) (i. A ). I. Abdülmecid’ln bastırdığı eltin ve 20 kuruşluk büyük gümüş para. Mecidiye çeyreği = Gümüş mecidiyenin dörtte biri olan beş kuruşluk gümüş para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. madalya, para şeklinde nişan.

Türkçe Sözlük

(MEDAIN) (i. A c.) (nr medîne). 1. Medîneler, şehirler, (bk.) Medine (hi. m. coğrafya). Sâsânî imparatorluğunun başkenti olan ünlü tarihî şehir ki, bugün Irak’ta bulunmaktadır. Yun. Ktesifon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مدفوع] çıkarılmış. 2.dışkı. 3.para kasasından çıkmış.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Verilen meblâğlar, sandıktan çıkan paralar, sarfedilen şeyler.

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i. A.) (mü. mefkude). t. Olmayan: Para mefkuddur. 2. (hukuk) Yaşayıp yaşamadığı bilinmeyen, kayıp şahıs.

Türkçe Sözlük

(i. A. «mihr» şekli galattır) (c. mühür). Şer’İ nikâhta kocanın kadına tayin ettiği para ki, iki çeşit olup «mehr-i muaccel» peşin verilen ağırlıktan ve «mehr-i müeccel» ayrılma ve ölüm hâlinde verilecek meblâğdan ibarettir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kenz» den imef.) (mü. meknûze). I. Hazineye konmuş, hazineye alınmış. Nukud-ı meknûze = Hazineye alınmış paralar. 2. Gizli, saklı: Bunda meknûz olan mânâ.

Türkçe Sözlük

(MENFAAT) (i. A. «nef» den mimli masdar) (c. menâfi). Fayda, istifade, kâr, Türkçe aslı (esığ): Bu ilâçtan çok menfaat gördüm, benim bunda bir menfaatim yoktur. Menâfi sandığı = Ziraat Bankasının kurulmasından önce, az faizle halka para vermeye mahsus, belediyeye ait sandık. Menfâat-bahş = Menfaat veren, istifadeli.

Teknolojik Terim

Bu özelliğe sahip MiniDisc kaydediciler, çeşitli temel menü ayarlarının ve parametrelerinin kaydedilebilmesine olanak sağlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. yalnız kâr veya çıkar gözeten, paragöz; ücretli (yabancı orduda hizmet eden asker); i. yabancı orduda ücretli asker. mercenarily z. çıkarına düşkün şekilde. mercenariness i. çıkar düşkünlüğü.

Genel Bilgi

Duvara dayanmış bir merdiven görürseniz altından geçmeyin, etrafından dolanın. Çünkü o merdivenin tepesinde ya bir tamirci, ya bir boyacı ya da camları silen biri olabilir. Yani başınıza bir çekiç, su kovası, boya kutusu, hatta bir adamın düşme olasılığı yüksektir. Merdiven altından geçmenin uğursuzluk getireceği inancı gerçekten batıl inançlar içinde en azından bir işe yarayan tek inançtır. Ancak inancın kökeninde pratikteki faydası ile ilgili olmayan farklı şeyler yatmaktadır.

Duvara dayanan bir merdiven, duvar ile arasında bir üçgen oluşturur. Bu, bir çok kültürde tanrıların kutsal üçgeni olarak bilinir. Örneğin piramitlerin kenarlarının üçgen olması da bu inanca dayanır. Bir üçgenin içinden geçmek de, bir kutsal yere meydan okumak anlamına gelebilir.

Eski Mısırlılar için zaten merdivenin kendisi iyi şansın sembolü idi. Merdiven olmasaydı, Güneş Tanrısı Osiris’i karanlıkların ruhundaki hapis hayatından kurtarmak mümkün olamayacaktı. Ayrıca merdiven tanrıların katına tırmanmak için de şekilsel bir semboldü. Günümüzde açılan bu antik mezarlarda ölünün cennete tırmanması için yanma konulmuş bulunan merdivenlere rastlanmaktadır.

Asırlar sonra birçok batıl inançta olduğu gibi Hıristiyanlık bu inancı da Hz. İsa’nın ölüm şekline adapte etti. Çarmıha dayalı merdiven kötülüğün, hıyanetin ve ölümün sembolü oldu. İnsanlar, merdivenin altından geçmekle bütün bu kötü geleceklerle karşılaşabileceklerine inandırıldılar.

17. yüzyılda İngiltere ve Fransa’da suçlular darağacına götürülmeden önce bir merdivenin altından geçiriliyorlardı. Tabii yanında olanlar merdivenin etrafından dolanıyordu.

Değişik kültürler bu uğursuzluğa karşı bazı panzehirler geliştirdiler. Mesela bir merdivenin altından yanlışlıkla veya zorda kalarak geçen kişiler için Romalıların panzehiri yumruktu. O kişiler orta yani en uzun parmaklarını gerip diğer parmaklarını yumruk gibi yaparlar ve geçtikten sonra merdivene doğru sallarlardı. Bizde, Türkiye’de böyle bir adet yoktur ama Amerikan filmlerinde karşısındakine bu hareketi yaparak küfür veya hakaret edildiği sıkça görülür. Bunun kökeni de işte bu Roma panzehiridir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

parable. proverb. saying. similitude.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسکوکات] madenî paralar, sikkeler.

Genel Bilgi

Dalkavukluk eskiden nizamnameleri, kahyaları, narhları olan bir esnaf kuruluşuydu. Dalkavuklar kendilerine yapılan her türlü hakarete tahammül eden bu işi meslek edinen insanlara verilen isimdi. Dalkavuklara yapılan her muzipliğin bir tarifesi vardı. Mesela dalkavuğa atılan her tokatın bedeli 30 para, merdivenden yuvarlamanın ücreti 180 paraydı. Bir fındık sıçanını kuyruğu dışarıda kalacak şekilde dalkavuğun ağzına sokma 400 para, ellerin ve ayakların domuz topu şeklinde bağlanması 40 paraydı. Bir sakatlık olursa hareketi yapan dalkavuğu tedavi ettirmeye mecburdu. Ölüm olursa masraflar işi yaptıranlar tarafından karşılanıyordu.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir hükümdarın başkanlığı altında parlamento idaresi. Meşrutiyet devri = (tarih) Osmanlı imparatorluğunda ikinci meşrutiyetin ilânından (23 temmuz 1908) Mondros mütarekesine (30 ekim 1918) kadar geçen devir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gizli tutulan işlerlerde harcanmak üzere hükümetin emrine verilen para. Tahsîsât-ı mestûre = Örtülü ödenek.

Türkçe Sözlük

(MES’ÜL) (i. A. «sual» den imef.) (mü. mes’Üle). 1. Sorulan, sual olunan: Mevâdd-ı mes’Üleye cevap vermeli. 2. İstenilen. 3. İş ve hareketinden dolayı cevap vermeye mecbur ve kusurunun cezası kendisine ait olan: Herkes vazifesinden mesuldür. Bir gazetenin mesul müdürü. 4. Birinin kefaletinde bulunan: O adam benden mesuldür. Mes’Ül-i bi’l-mâl = Paraca mesul ve kefil olan. Mes’Ül-i bi’n-nefs = Şahsen mesul ve kefil olan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Ortho-, and Para-.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Büyük Türk-Hun İmparatoru (M.Ö. 209-174).

Türkçe Sözlük

(i. R.). 1. Az gümüşle karışık bakır para. 2. Daha sonraları on paraya geçen eski yirmilik karışık madenî para: Bir meteliğe, beş meteliğe satıyor: Meteliğe kurşun atmak: mec. Parasız kalmak, çok fakir olmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Yoksul, parasız.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mistress. concubine. paramour. fancy woman. kept woman. leman.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bankalara faizle yatırılan para.

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i. A. «vakf» dan imef.) (mü. mevkufe). 1. Durdurulmuş, alıkonmuş: Davanın sonuna kadar para mahkemede mevckuftur. 2. Tutulmuş, tevkif olunmuş, zan üzerine geçici şekilde habsolunmuş. 3. Vakfedilmiş, vakfolmak üzere terk ve teberrû olunmuş, evkafa ait. 4. Mütevakkıf, bağlı: İngilizce’nin doğru söylenmesi bir İngiliz’den öğrenmeye mevkuftur. (i. A. c.) Mevkuftn = Tevkif olunmuş adamlar, mahbuslar: Mevkufînin sorgusu.

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i. A. c.). 1. Tevkif olunmuş ve geçici olarak alıkonulmuş para ve mal. 2. Vakfedilmiş mal ve emlâk. 3. Gelirlerden artıp hazineye maledilen meblağ.

Şifalı Bitki

(piyan): Baklagillerden kalın rizomlu bir ağaçcıktır. Yaprakları tüysü, yaprakçıkları pek çoktur. Çiçekleri beyaz, morumsu veya mavimsidir. Başak biçimindedirler. Yurdumuzda Batı ve Güney Doğu Anadolu’da yetişir. Boyu 50 cm ile 2 m arasındadır. Çok yıllık otsu bir bitkidir. Çiçekleri mavi mor renklidir. Meyankökü adı verilen kökleri tatlıdır. İçeriğinde glikoz, sakkaroz, nişasta, tanen, asparagin, yağ, zamk, reçine ve glisirizin vardır. Meyan balı da kökünden elde edilir. Üç yıllık kökler kullanılır. Kullanıldığı yerler: Grip, nezle, anjin ve nefes darlığında faydalıdır. Öksürük ve balgam söktürür. Vücuda rahatlık verir. İdrar söktürür. Yüksek tansiyonu düşürür. Mide - 12 parmak bağırsağı ülseri ve gastriti tedavi eder. İştah açar, hazmı kolaylaştırır. İncebağırsak iltihaplarını giderir. Vücuda serinlik verir. Kabızlığı giderir. Fazlası tiryakilik yapar ve zararlı olur.

Türkçe Sözlük

(i. Japonca). Avrupa dillerinde «Japonya imparatoru» mânâsında kullanılan, fakat Japonca’da bu mânâya gelmiyen kelime.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Japon imparatoru, mikado.

Türkçe Sözlük

(MİKDAR) (i. A.) (c. mekaadir). 1. Değer, kemiyet: Havuzdaki suyun, dükkândaki eşyanın, sandıktaki paranın miktarı. 2. Cüz, kısım, parça, kıt’a, bölük: Arsanın bir miktarını ayırdı; alacağının bir hayli miktarını aldı; bir miktar asker gönderildi. 3. Kadir, kıymet, itibar derecesi: insan herkesin miktarını anlamalı; ben ona miktarını anlatırım. 4. (tıp) Birden verilecek ilâcın münasip ölçüsü, Fr. dose. 5. (kimya) Nisbî kemiyyet, Fr. proportion. Bir miktar = Biraz, bir parça: Bir miktar su verin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. değirmende öğütmek, çekmek; değirmenden geçirmek; (paranın kenarını) diş diş yapmak; dövüp köpürtmek (çikolata v.b.); koyun sürüsü gibi birbirine sokularak bir merkez etrafında dönmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. değirmencilik; madeni paranın kenanndaki tırtıllar. milling machine freze makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Asya ve Yunan ağırlığı (bir kilo civarında); eski Asya ve Yunan para miktarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kıymak, ince ince doğramak; ufaltmak, küçük veya ehemmiyetsiz göstermek; nezaketle konuşmak; vakarlı eda takınarak kısa adımlarla dimdik yürümek; i., İng. kıyma. mince pie üzümlü ve baharlı elma ile yapılmış tart. make mincemeat of paramparça e

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. darphane, para basılan resmi yer; büyük mebla (özellikle para). mint mark paralara konan darphanenin veya darphane müdürünün markası. mintmaster i. darphane müdürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. para basmak; icat etmek, uydurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. darbedilen para; para basma ücreti; paraya basılan damga.

Türkçe Sözlük

(i. F. «emîr-zâde» den kısaltılmış). Timuroğulları ve Kaçar Türk imparatorluk hanedanlarının prenslerine verilen unvan: Bâbur Mİrzâ. Sonradan ileri gelen devlet adamlarınada verilmiş, fakat bu takdirde unvan başa getirilmiştir: Mİrzâ Muhsin Han.

Şifalı Bitki

(zea mays): Buğdaygiller familyasından; 180 - 200 cm boyunda, dik ve yüksek gövdeli, geniş şerit yapraklı, bir yıllık bir bitkidir. Kökü kalın ve saçaklıdır. Yaprakları şerit gibi, uzun, paralel damarlı, sert ve sivri uçlu, sapsız, kenarları, dalgalıdır. İki çeşit çiçeği vardır. Erkek çiçekler gövdenin ucunda salkım başak şeklinde, dişi çiçekler ise yaprakların koltuğunda koçan halindedir. Dişi çiçeklerin stilusları uzundur ve kınlarının tepesinden dışarı doğru sarkarlar. Bunlar mısırpüskülü denilen kısmı meydana getirirler. Meyvesi, koçanı üzerinde sıkışık şekilde dizilidir. Rengi açık veya koyu sarı; esmer veya kırmızımtırak renklidir. Mısırpüskülünün içeriğinde glikoz, maltoz gibi şekerler, sabityağ, steroller, reçine ve çok miktarda potasyum tuzları vardır. İdrar söktürücü, idraryollarını temizleyici ve hararet verici olarak kullanılır. Mısırözü yağı, mısır tanelerinden çıkarılır. İçeriğinde yağ asitleri, A vitamini, az miktarda steroller ve bol miktarda nişasta vardır. Mısırözü yağı damarsertliğini önler. Kullanıldığı yerler: Daha ziyade mısırpüskülü ve mısırözü yağı kullanılır. Mısır iyi bir besindir. Ancak hazmı biraz güçtür. Guatr olanların yememesi tavsiye edilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kene, sakırga; ufak para, akçe; çok ufak şey. cheese mite peynir kurdu, zool. Acarus siro. itch mite uyuz böceği, zool. Sarcoptes scabei.

Türkçe Sözlük

(i. İ. F.) (musiki). 1826’da kurulan ve konservatuar mahiyeti de taşıyan Türk imparatorluk orkestra ve icrâ hey’eti teşkilâtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Moğol; k.h. nüfuzlu kimse; yük lokomotifi; s. Moğol the Great Mogul tar. Timur hanedanından Hindistan imparatoru.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. on beş rupi kıymetinde eski altın Hint parası, mohur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Portekiz altın parası.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Avrupa’da, Romanya’nın kuzeydoğusunda yer alır.

Coğrafi konumu: 47 00 Kuzey enlemi, 29 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Doğu Avrupa.

Yüzölçümü: 33,843 km².

Sınırları: toplam: 1,389 km.

sınır komşuları: Romanya 450 km, Ukrayna 939 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Sert olmayan kışlar, sıcak yazlar.

Arazi yapısı: İnişli çıkışlı stepler, Karadeniz’in güneyinde aşamalı yokuşlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Nistru (Dnister) Nehri 2 m.

en yüksek noktası: Dealul Balanesti 430 m.

Doğal kaynakları: Linyit, fosfatlar, alçıtaşı, işlenebilir toprak.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %54.52.

daimi ekinler: %8.81.

Diğer: %36.67 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 3,000 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Toprak kaymaları.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,466,706 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.28 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.23 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 38.38 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 65.65 yıl.

Erkeklerde: 61.61 yıl.

Kadınlarda: 69.88 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.85 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 5,500 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 300 den az (2001 verileri).

Ulus: Moldovalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Moldovalı/Romen %78.2, Ukraynalı %8.4, Rus %5.8, Gagauz %4.4, Bulgar %1.9, diğer %1.3 (2004 verileri).

Din: Doğu Ortodoksları %98, Museviler %1.5, Baptistler %0.5 (2000).

Diller: Moldovaca (resmi), Rusça, Gagauzca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.1.

erkekler: %99.6.

kadınlar: %98.7 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Moldova Cumhuriyeti.

kısa şekli : Moldova.

Yerel tam adı: Republica Moldova.

eski: Moldavia Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Kişinev.

Bağımsızlık günü: 27 Ağustos 1991 (Sovyetler Birliğinden ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 27 Ağustos (1991).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu),Intelsat, Inter

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, Akdeniz kıyısında, Fransa’nın güneyinde, İtalya sınırında yer alır.

Coğrafi konumu: 43 44 Kuzey enlemi, 7 24 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 1.95 km².

Sınırları: toplam: 4.4 km.

sınır komşuları: Fransa 4.4 km.

Sahil şeridi: 4.1 km.

İklimi: Akdeniz iklimi.

Arazi yapısı: Tepelikli, engebeli, kayalıklı.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Akdeniz 0 m.

en yüksek noktası: Agel Tepesi 140 m.

Doğal kaynakları: yok.

Coğrafi Not: Dünyanın ikinci en küçük bağımsız devleti (Holy See’den sonra).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 32,543 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.4 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 7.68 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.35 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.69 yıl.

Erkeklerde: 75.85 yıl.

Kadınlarda: 83.74 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.76 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Monakolu.

Nüfusun etnik dağılımı: Fransız %47, Monakolu %16, İtalyan %16, diğer %21.

Din: Roma Katolikleri %90.

Diller: Fransızca (resmi), İngilizce, İtalyanca, Monakoca.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Monako Prensliği.

kısa şekli : Monako.

Yerel tam adı: Principaute de Monaco.

yerel kısa şekli: Monaco.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Monako.

Bağımsızlık günü: 1419.

Milli bayram: Ulusal Gün , 19 Kasım.

Anayasa: 17 Aralık 1962.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekom