Pc | Pc ne demek? | Pc anlamı nedir?

Pc | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: pc

Teknolojik Terim

1 GB’ı aşkın hafıza alanı için 6 CD-R ve 1 CD-RW ile gelmektedir. CD-RW ile aynı diski 300’den fazla kez biçimlendirebilirsiniz. CD-R ile aynı yüksek kapasiteyi ve sorunsuz kamera/PC iletişimini sağlayan CD-RW biçimi, aynı CD’nin birden fazla kullanılması düşünü gerçeğe dönüştürüyor.

Teknolojik Terim

8 kanallı doğrusal PCM, sıkıştırılmamış dijital ses verisinin 8 kanalını ifade eder. Örneğin bir film müziğinin en fazla 8 kanala kadar Blue-ray Disc® durumunda, her biri için 20 bit / 96kHz veri hızı mümkündür.

Türkçe Sözlük

(i. F. Arapça abâ, Farsça pûşiden = Giymek). Aba giyen, abadan hırka giyen, derviş.

Türkçe Sözlük

(f. Arapça «aba» dan). 1. Bir şeyin üzerine kapanmak, üstüneçökmek, çullanmak: Filanın üzerine abandı. 2. Sarkmak, eğilmek: Pencereden abanıp baktım, 3. Adımları açmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Acim). 1. Arab olmıyan, Arab’ın gayrı. 2. Arapça’yı iyi söylemiyen, Acemî. 3. İranlı, Acem.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Arap olmayan milletlerin hepsi 2.Açık ve doğru Arapça konuşamayan kimse 3.Özellikle İranlı, İran halkından biri. Acem Bekir Efendi: Türk Reisü’l-Küttab, 1723.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (bot). aken, kapçık meyva, tek tohumlu, açılmaz ve sert kabuklu bir meyve tipi.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bu Acize ait veya mensup ve müteallik, tevazu tâbiridir: Pcder-i Acizî = Pederim; »Üy-I Aciziye — Taraf-ı Acizaneme, Acizâne tarafıma.

Türkçe Sözlük

Allah daim ve bakî etsin mânâsiyle kullanılan Arapça duadır: Adâmellâhü devletehu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birkaç cins zehirli yılan; engerek, sağır yılan, (zool). Vipera berus; Amerika'da bulunan birkaç cins zehirsiz yılan. adder's mouth birkaç cins salepçi otu adder's-tongue (i). yılan dili, suoku; turna gagası,(bot). Geranium robertianum adderwort

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Adât) (Arapça terkiplerde: Ade). 1. Alışılmış şey, ülfet, her vakit yapılan: Sabah erken kalkmak Adetidir; bildiğini kimseye göstermemek Adetidir. 2. Resm, deeb, usul, herkes tarafından riayet olunagelen hal: Bu memleketin Adeti budur; Adet-i belde, Adet-i hasene, Adet-i seyyie; Adetullah = Tanrı Adeti; tabiat nizamı. 3. Kadınların ayda bir kere gördükleri hayz, aybaşı: Adet üstünde idi. Harik-i Ade, harikulade = Adetullaha karşı olarak vaki olan hal, mucize ve keramet gibi tabiat üstü vuku bulan hal. Alelade = Adet olduğu yani her vakit vuku bulduğu gibi, Adetâ, bayağı. Fevkalâde = Her vakitkinin üstünde ve haricinde olarak, suret-i mahsusada, ayrıca: Fevkalâde hürmet ve riayet ettiler; fevkalâde bir ziyafet verdi.

Türkçe Sözlük

(i.). Türkçe «ağa» sözünün Arapça çokluğu. Ağalar.

Yabancı Kelime

Fr. agrafe

kopça

Bir giysinin iki yanını bitiştirmeye yarayan ve metal bir halka ile bir çengelden oluşan araç.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Ahlâk ilmine ait bahis ve mütalaalar: Ahlâkıyyatla uğraşan bilginlerdendir. (Ahlâkî ve ahlâkıyyât kelimeleri Arapça’da yoktur, galattır, Osmanlılar’ca yapılmıştır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «Humk» dan). Akılsız, budala, kalın kafalı, bön. ( «Humekaa» olan Arapça müennes şekli dilimizde kullanılmaz, yine ahmak kız denilir).

Türkçe Sözlük

(A. Türkçe). —Mukavele, muahede, ittifak, içtima gibi bağlaşma veya toplaşma mânâsı taşıyan Arapça kelimelerle — Yapmak.

Türkçe Sözlük

(i. «akis» ten imen. ise de doğru Arapça değildir). 1. Ters, zıt, muhalif, aykırı. 2. Uğursuz, ters, iyi gitmeyen: Aksi iş. 3. inatçı, kötü huylu, kimseye uymaz: Pek aksi adamdır.

Türkçe Sözlük

(e. A.). Üzre, üst, fevk. (Şu Arapça terkiplerde bulunur): Alelıtlak = Umumiyet üzere, mutlaka, alel-infirad = Birer birer, ayrı ayrı. AI8 eyyü hâl = Herhalde, her nasıl olsa. Alettahkik = Gerçek olarak, muhakkak surette. Lâalettayin = Tayin ve tahsis etmeksizin, belirli olmıyan ve müphem bir suretle. Alettafsil = Tafsilatla, tafsilen. Alettevâli = Mütemadiyen, devamlı şekilde. Alâ halihî = Kendi halinde, olduğu gibi. Alelhusus = hususan, bahusus, itiraz-ı alelhükm = Mahkemenin hüküm ve kararına karşı itiraz. Aleddevam = Daimî surette, mütemadiyen. Aler-re’sü vel-ayn = Baş, göz üstüne. Alesseviye = eşitlik üzere, eşit olarak. Alessabah = erkenden. Alâ tarik-ül hezl = Eğlence yoluyle. Alelade = Mutad üzere, Adeta. Alelacele = Acele ile, Alelumum = Umuman, umumiyet üzere, Alelamyâ = körü körüne, araştırmaksızın, Alelgafle = gaflet üzere, gafilâne. Alelfevr = Derhal, hemen. Alelkaide = Kaideten, kaidesiyle. Alâ kader-üt-tâka = Takati yettiği kadar. Alâ kavi = Bir rivayette. Ali küllihâl = Herhalde. Alâ merâtibihim = Rütbe ve derecelerine göre, sırasiyle. Ali meleünnis = Açıkta, herkesin önünde. Alî vefku’l matlûb = istendiği gibi. Alî hâzihî = Bunun üzerine.

Türkçe Sözlük

(f. A.) («ulüv»den mazi teklik muz. gaib). Alî ve yüce mertebe olsun: Hak celi ü alâ hazretleri. (Yalnız böyle dua makamında Arapça tâbirlerde kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i.). Siyah ve kül renginde karga. (Arapça: gurâb-ül-bîn).

Türkçe Sözlük

(i.A.) (c. alâmât, alâim). 1. Nişan, işaret, bilgilik: Müşterek sürülerde herkesin hayvanları alâmetlerinden belli olur. Hudutta alâmet çakarlar. O madalya, sahiplerine bir iftihar alâmeti olmak için verilir. Ta çocukluğunda, zekâ alâmetleri yüzünde görülürdü. 2. Eser, iz, emare: Oranın ordugâh bulunmuş olduğuna hiç bir alâmet görmedik. Ninova ve Babil şehirlerinin nihayet alâmetleri açığa çıkarıldı. Hırsızın hariçten girmiş olduğunu gösterir birçok alâmetler ele geçirdik. O, ihtiyarlıkta dahi yüzünde güzellik alâmetleri taşıyordu. 3. Remz, işaret : Zeytin ağacı dalı, eskiden beri sulh alâmeti kabul olunagelmiştir. Alâmet-i fârika = Bir şahsıh veya |eyin diğerlerinden ayrılması için kullanılan belirli işaret : Başçavuşların alâmet-i fârikası vardır. Her hastalığın bir veya birkaç alâmet-i fârikası vardır. Alâmet-i fârika nizamnamesi = İmal edilen nesnelerin biribirinden ayrılması ve taklide meydan verilmemesi için, sahibinin arzusuyla tescil olunan alâmete mahsus kanunî hükümler, tıp. Alâmet-i maraz = Her hastalığın kendine mahsus olan hali, Fr. phenomene. Alâim-i semâ = Eleğim sağma, (Türkçe tâbirinden galat olup, her şeyi Arapça’ya veya Farsça’ya tatbik etmek merakında bulunanlarımızın icadıdır).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. albât) (botanik). Bazı maddeleri havi kapçıklara verilen isimdir, kapsül. Fr. Capsule.

Türkçe Sözlük

Arapça’da zamir olup 1. Onun üzerine, ona mânâsiyle kullanılır: Aleyhisselâm = Ona selâm olsun. Rahmetullahı aleyh = Ona Allah’ın rahmeti olsun. Aleyhürrahme = Ona rahmet olsun. 2. Yine onun üzerine mânâsiyle bazı fiillere katılarak birlikte birleşik bir kelime teşkil eder: Mebnî-i aleyh = Üzerine bina olunan şey. 3. Onun zıddına ve ona karşı mânâsiyle yine böyle terkiplerde kullanılır. Müddei aleyh = Kendisine karşı dava olunan. (Mü. Aleyhâ. Tes. Aleyhimâ).

Türkçe Sözlük

«Senin üzerine» mânâsına gelen Arapça terkip: Aleykesselâm = Senin üzerine selâm olsun.

Türkçe Sözlük

Arapça terkip. «Sizin üzerinize» demektir. Esselâmü aleyküm = Size selâm olsun, ve Aleyküm Selâm = Size de selâm olsun.

Türkçe Sözlük

sıfat, eskimiş (a:li:cenap) Arapça 1. Cömert. 2. Onurlu, şerefli: "Senin annen mert, doğru ve alicenap bir kadındır."- Halide Edip Adıvar. 3. zarf Onurlu, şerefli bir biçimde: "Başkalarını tesir altında bırakması, zamanında alicenap davranması onun hakikaten kuvvetli bir kadın olduğunu ispat etmektedir."- Asaf Hâlet Çelebi.

Türkçe Sözlük

(A. «ilim» den). Bilir. Alîmallah = Allah bilir. Yemin yerine kullanılan bu tâbir, Arapça’ya mahsustur. «Alîm-aliah» suretinde dahi yazılıp o halde «Allah alîm» de denir.

Türkçe Sözlük

Beş ile yedi arasındaki sayı, Arapça sitt, Farsça şeş, 6; onaltı = Sitt aşar, 16; altıda bir = Südüs. Altı-okka = Yorgan içinde birini arka üstü yatırıp ellerinden ve bacaklarından tutarak yukarı kaldırdıktan sonra yere bırakaraktan icra olunan oyun ki, çocuklar arasında mızıkçılık edenlere ceza olarak yapılır.

Türkçe Sözlük

(e.) (Aslı Arapça olup, medsiz elifledir). 1. İmdat ve feryat makamında kullanılır: Amân efendim; Amân Allahım. 2. Af istemek için kullanılır. Amân; bir daha yapmam. 3. Rica ve yalvarmaya delalet eder: Aman; gitmeyin bugün; Amân öyle söyleme. 4. Sabırsızlıkla hiddet ve infial beyan eder: Uf Amân; bırak beni. 5. Tenbih ve sakınma alâmetidir: Amân; çocuğa bak. Cem’e hitap olundukta «amanın» suretinde dahi kullanılır, (bk.) Aman.

Türkçe Sözlük

(i.) (kelimenin aslı Arapça olup, ancak Arapça’da hemzesi medsizdir). 1. Zahire vesaire koymaya mahsus büyük sandık. 2. Mal vesaire koymaya ve saklamaya mahsus yer, mahzen, mağaza, depo. 3. Geminin yük koymaya mahsus yeri. 4. Savaş gemilerinde topların sıralandığı kat: İki anbarlı, üç anbarlı gemi. Ambar-emini = Ambarcı, gümrük vesairede enbarın muhafaza ve idaresine mamur adam. Der ambar etmek = Ambara koymak. Kırkambar = Muhtelif şeyleri havi dükkân vesaire. İnsan hakkında: Geniş ansiklopedik bilgisi olan adam.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Pasifik Okyanusu’nda adalar grubu.

Coğrafi konumu: 14 20 Güney enlemi, 170 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Okyanusya.

Yüzölçümü: toplam: 199 km².

Kara: 199 km².

Su: 0 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 116 km.

İklimi: Tropikal deniz iklimi, güneydoğudan hafif rüzgarlar esmekte; Kasım - Nisan ayları yağışlı, Mayıs - Ekim ayları kuru geçer.

Arazi yapısı: Dik kayalıklı beş volkanik ada, sınırlı kıyı ovaları, iki mercan adası yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Lata dağı 964 m.

Doğal kaynakları: Sünger taşı.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %10.

Otlaklar: %10.

Ormanlık arazi: %70.

Diğer: %10 (2005 verileri).

Doğal afetler: Aralık - Mart ayları arasında ortaya tufanlar çıkmaktadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 57,794 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %34.7 (erkek 10,388; kadın 9,654).

15-64 yaş: %62.4 (erkek 18,698; kadın 9,654).

65 yaş ve üzeri: %2.9 (erkek 633; kadın 1,071) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.19 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -21.11 mülteci/1,000 nüfus (2006 verileri).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.08 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.08 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.59 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.06 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 9.07 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.05 yıl.

Erkeklerde: 72.48 yıl.

Kadınlarda: 79.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.16 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Amerikan Samolilisi.

Nüfusun etnik dağılımı: Samoliler (Polonezler) %89, Beyaz ırklar %2, Tongan %4, diğer %5.

Dinler: Hıristiyanlar %50, Roma Katolikleri %20, Protestanlar ve diğer %30.

Dil: Samoaca, İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %97.

Erkeklerin: %98.

Kadınların: %97 (1980 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: American Samoa.

kısaltma: AS.

ingilizce: American Samoa.

Başkent: Pago Pago.

Bağımsızlık günü: yok (ABD yönetiminde).

Milli bayram: Bayrak günü, 17 Nisan (1900).

Anayasa: 1966’da imzalanmış, 1967 yürürlüğe girmiştir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), SPC (Güney Pasifik Komisyonu).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Toprakların %90’ı halka aittir. Ekonomik aktiviteler ABD’ye kuvvetli şekilde bağlıdır ve ABD Amerikan Samoa’sının diş ticaret hacminde büyük rol oynamaktadır. Ton balığı üretimi ve ihracatı Amerikan Samoa’sı ekonomisinin en başlıca unsurlarından biridir.

İş gücü: 17,630 (2005).

Sektörlere göre işgücü dağılımı: devlet %33, ton balığı avcılık ve üretimi %34, diğer %33.

İşsizlik oranı: %29.8 (2005).

Bütçe: gelirler: 121 milyon $; Giderler: 127 milyon $.

Endüstri: Tonbalığı üretimi, el sanatları.

Elektrik üretimi: 130 milyon k

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. amiral. Arapça emîr-ül-bahr veya emîr-ül-mâ’dan). Bahriye kumandanı, kaptan, deniz generali.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Babanın kızkardeşi, dilimizde bunun yerine sehven hala sözünü kullanıyoruz. Halbuki hala, teyze demektir, asıl Türkçesi çiçe’dir. Bu terkedilmiş kelimenin canlandırılması böyle yanlış bir Arapça kelimenin kullanılmasından elbette hayırlıdır.

Türkçe Sözlük

(e. A.) (Bazı Arapça tabirlerde bulunur). An asi = Aslından. An cehl = Bilmeyerek. An samîm-ül-kalb = Yüreğin içinden, gönülden. An-gıy&b = Gıyaben, hazır olmaksızın, görmezsizin. An kasdin = Kasıtla, isteyerek. An karîb = Yakında, An yed = Elden ele. Anhu (mü. anhâ) (tes. anhamâ) (c. anhüm): Ondan, onlardan. Radıyallahüanhüm = Allah onlardan razı olsun. Anhâ = Bizden. Anküm = Sizden. Radiyallâhu, anhâ ve anküm Allah bizden ve sizden hoşnut olsun. Anhâ mlnhâ = Şundan bundan, şu bu, öte beri, şöyle böyle ederek.

Teknolojik Terim

Bir HD15 konektör kullanılarak PC’den standart çıkış

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ardıç nevinden çalı. 2. Şehir haricinde vaki çalılık yer. 3. Fahişelerin toplandığı yer. Andiz otu: Arapça’da kınıs ve zencebil-iş-şâm ve Farsça’da rasen denilen bir tıbbî bitki.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. anâkib). Örümcek, târ-ı ankebût: Örümcek ağı. (Farsça’ da ankebûd yazarlar, lâkin yine Arapça galatıdır; zira Farsça’da yoktur).

Teknolojik Terim

AppliCast™, BRAVIA TV’nizde program izlerken PC’nizi açmak zorunda kalmadan, heyecan verici internet tabanlı uygulamalarına erişmenizi sağlar. TV’nizi açar açmaz kullanılabilen 3 dahili araç (Analog Saat, Takvim ve ‘AppliCast™ Kullanım kılavuzu) ve TV’nizi İnternet’e bağladığınızda erişilebilen ek araçlar (Hesap Makinesi, Alarm, Dünya Saatleri ve Çevrimiçi Resim Çerçevesi) bulunmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Arabiye). 1. Arap milletine veya diline mensup ve müteallik: Lisân-ı Arabî = Arap dili. Edebiyât-ı Arabiyye = Arap edebiyatı. 2. Arap dili, Arapça: Arabî bilir misiniz? Arabî pek geniş ve düzgün bir dildir. Arap dilinde, Arapça: Arabî söylemek, Arabî konuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عربی] arapça.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Arapça; (s). Arabistan-a veya Araplara ait. Arabic League Arap Birligi. Arabic numerals Arap rakamları, bugün kullandığımız rakamlar.

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Arap memleketi. Arap ahali ile meskûn yer, Cezîre-t-ül-Arab = Arabistan yarııVıadası: Arabistan’da çok dolaştığı için güzel Arapça söylüyor.

Türkçe Sözlük

(ARAB) (hi. mü. A.). Arabistan yarımadasından çıkıp yayılan SAmî bir kavmin umumî ve fert adı: Kavm-i necîb-i Arab, evlâd-ı Arab, ben Arab’ım, bir Arab gördüm. Arâb-ı Abide: Eski ve nesilleri kalmamış Ad ve Samûd gibi Arap kavimleri. Arâb-ı Arîbe, Arâb-ı Aribe = Halis ve eskiden Arab olan Arablar: Arâb-ı mütaarribe, Arâb-ı müstârebe = Esasen Arap olmayıp sonra Araplar’a karışarak Araplaşmış olanlar. Cezîret-ül-Arab = Araplar’ın asıl vatanları bulunan ve hâlâ her tarafı iyi Arapça konuşan Araplar’la meskûn olan büyük yarımada: Arabistan. Lisân-ül-Arab: Arap dili, Arap kavminin konuştuğu dil. Büyük kültür, ilim, edebiyat, şiir ve medeniyet dillerinden biridir.

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Araplar’ın tarz ve haline uygun ve bunlara mensup ve müteallik: Arapça lisan, Arapça yaşayış, Arapça şarkı. Araplar’ın dilinde veya hal ve tarzlarında: Arapça söylemek, Arapça yaşamak. 2. Lisân-ı Arabî: Arapça pek vâsî bir lisandır. Mısır Arapçasının Şam Arapçasından hayli farkı vardır, mec. Anlaşılmayan meçhul şey: Bu, benim için Arapçadır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çardak, gölgelik, sâye-bân (sayvan), çatı, kubbe. 2. Taht, Ar. serîr, erîke. (Arapça’da asıl olan bu iki mânâ ile Osmanlıca’da az kullanılır.). 3. Hak Taâlâ hazretlerinin dokuzuncu kat gökte tasavvur olunan tahtı ki, kudret ve azametinin göründüğü yer sayılır. Arş-ürRahmân, Arş-ı Alâ. 4. Eski astronomi usûlünce bütün Felekleri geçiveren yıldızlardan boş zannolunan dokuzuncu ve en Alâ felek ki, Felek-ül-eflâk ve Felek-i Azam ve Felek-i atlas dahi denilirdi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). top gibi büyük harp siIâhları , ağır silâhlar; topçu sınıfı; topçuluk. artilleryman (i). topçu neferi

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. arâis). Gelin, yeni evlenmiş kadın yahut evlenmek üzere süslenmiş kız (Arapça’da müzekker dahi olup güveyiye de denir). Zülf-i arûs = Hint baklası. Tuğ-ı arûs = Zanbak çeşidi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «easûf» dan if.) (m. Asıfa) (c. avâsıf). Pek sert, pek şiddetli, şiddetle esen: Rİh-ı Asıf, rîh-ı Asıfa. (Çünkü rîh, Arapça’da hem müennes, hem müzekkerdir).

Türkçe Sözlük

(i.) (isim demek olan «ad» dan ayırmak için (t) si (d) ile değiştirilmez). 1. Binek, koşu ve yük için kullanılan mâruf uysal hayvan, beygir, Ar. feres; Fars. esb: Binek atı, koşu atı, yarış atı, Arap atı. 2. Bu hayvanın enememiş erkeği, iğdiş ve kısrak mukabili. At oğlanı, uşağı = Arabacı ve seyis yamağı, ispir. At oynatmak = Hüner göstermek. At pazarı = At vesair hayvanların alınıp satıldığı çarşı, yer. At balığı = Afrika’nın büyük nehirlerinde yüzen büyük hayvan ki, Yunanca’ da (Hipopotam) yani ırmak atı denilir. Balıkla benzerliği yoktur. Suaygırı denir. At sülüğü = Sülüğün işe yaramaz cinsi. At sineği = Hayvanlara yapışan sinek. At kafası = Ahmaklık, beyinsizlik. At kafalı = ahmak, beyinsiz. Atkulağı = Marula benzer bir bitki. Atkuyruğu = Bir cins bitki ki, Arapça’da emsuh derler. Atkestanesi = iri ve yenmez bir cins kestane, ki ağacı süs için bahçelerde ve yollarda dikilip, beyaz ve penbe çiçeklisi olur. Çağatayca «ad» yerine de «at» kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Technology IBM's first 286-based PC, introduced in 1984 It was the most advanced machine in the PC line and featured a new keyboard, 1 2MB floppy and 16-bit data bus AT-class machines run considerably faster than XTs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Technology The IBM successor to the PC/XT with a 80286 CPU and 16-bit bus slots.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The model name of the second-generation, 80286-based IBM computer Many aspects of the AT, such as the BIOS, CMOS, and expansion bus, have become de facto standards in the PC industry The physical organization of the components on the motherboard is called

Türkçe - İngilizce Sözlük

The form factor used by most PC motherboards prior to 1998 The original motherboard for the PC-AT measured 12'x13' Baby AT motherboards are a little smaller, usually 8 5'x13'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

AT Attachment A popular 16-bit interface standard that extends the ISA bus of the IBM PC-AT to attach peripherals; it has evolved through over 5 generations; the original ATA is better known as IDE.

Türkçe - İngilizce Sözlük

For the PC, what are the differences between MFM, RLL, IDE, EIDE, ATA, ESDI, and SCSI hard drives?.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Transport Association. The specification, formulated in the 1980s by a consortium of hardware and software manufacturers, that defines the IDE drive interface AT refers to the IBM PC/AT personal computer and its bus architecture IDE drives are sometim

Türkçe Sözlük

(i.). Atûf kelimesinden Osmanlıca’da yapılan, Arapça’da olmayan isim: Esirgeyicilik, şefkat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). sayvan, kulak kepçesi; kulakçık; (bot)., (zool). kulağa benzeyen şey, kulacık, kulakçık. auricled (s). kulaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kulağa ve işitme duyusuna ait; kulağa söylenmiş, mahrem olarak söylenmiş; kulaktan kulağa; (anat). kulak kepçesine ait.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Is an acronym for AntiVirus referring to a program to help protect your computer/PC from being infected.

Türkçe Sözlük

(i.). Yardımcılar mânâsiyle Avân yerine ve en fazla kötülükte birine yardakçılık yapanlar hakkında kullanılıyorsa da, Arapça’da böyle bir kelime yoktur.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Evin veya bir dairenin etrafında duvar veya çitle çevrili yer. Havlu. (Arapça «havi» ve Türkçe «ağıl» ile benzerliği tesadüfî olmak lâzım gelir).

Ülke

(Austria) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa’da İtalya ile Slovenya’nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 47 20 Kuzey enlemi 13 20 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 83870 km².

Kara: 82444 km².

Su: 1426 km².

Sınırları: toplam: 2562 km.

Sınır komşuları: Çek Cumhuriyeti 362 km Almanya 784 km Macaristan 366 km İtalya 430 km Liechtenstein 35 km Slovakya 91 km Slovenya 330 km İsviçre 164 km.

Sahil şeridi: 0 km.

İklimi: Ilıman kıtasal iklim.

Arazi yapısı: Batı ve güneyinde Alpler doğu ve kuzey kısımlarda çoğunlukla düzlükler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Neu***dler See 40 m; en yüksek noktası: Grossglockner 6960 m.

Doğal kaynakları: Demir kereste magnezit kurşun kömür linyit bakır hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %17.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %23.

Ormanlık arazi: %39.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 457 km² (2003 verileri).

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 8192880 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.09 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.94 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.01 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.68 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.95 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 4.6 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.07 yıl.

Erkeklerde: 76.17 yıl.

Kadınlarda: 82.11 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.36 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 10000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Avusturyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Avusturyalı %98 Hırvat Sloven diğer (Macar Çek Slovak diğer).

Din: Roma Katolikleri %73.6 Protestanlar %4.7 Müslümanlar ve diğer %21.7.

Diller: Almanca (resmi) macarca slovence hırvatca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Avusturya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Avusturya.

Yerel tam adı: Republik Oesterreich.

yerel kısa şekli: Oesterreich.

ingilizce: Austria.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Viyana.

İdari bölümler: 9 eyalet; Burgenland Kaernten Niederoesterreich Oberoesterreich Salzburg Steiermark Tirol Vorarlberg Wien.

Bağımsızlık günü: 1156 (Bavarya’dan).

Milli bayram: Ulusal gün 26 Ekim (1955).

Anayasa: 1920.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası) AsDB (Asya Kalkınma Bankası) AG (Avustralya Grubu) BIS (Uluslararası İmar Bankası) BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği) (gözlemci) CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi) CE (Avrupa Konseyi) CEI (Orta Avrupa Girişimi) CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı) EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi) EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası) ECE (Birleşmiş Milletl

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça «ayıp», Farsça «cüsten» = aramak). Herkesin ayıbını arayan, noksanını ve lekesini meydana çıkarmak isteyen, Ar. zemmâm, zemmedici.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça «ayıb», Farsça güften = söylemek). Herkesin ayıp ve eksikliklerini söyleyen, Ar. fassâl.

Türkçe Sözlük

(i.). Eski Türkçe alfabenin yirmi birinci harfi olup, boğazdan olan mahreci sâmî dillere mahsus olmakla, dilimizde yalnız Arapça’dan gelen kelimelerde bulunur. Elifbânın asıl tertibinde ebced sırasında on altıncı harftir. Asıl eski şekli bir daire ve halkadan ibaret olmakla SAmî dillerde göz demek olan bu isimle adlandırılmıştır. Ebced hesabında değeri 70’ tir. Arapça olmayan araba, Aleksandr gibi kelimeleri a yerine ayn ile yazmak yanlıştır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. uyûn, Ayân) (Arapça’da müennestir). 1. Göz, Fars. çeşm, dîde: NÜr-ı aynim = Gözümün nûru, Ayn-ı vâhid = Bir gözlü, bir gözü kör. 2. Pınar, kaynak. 3. Bir şahıs veya şeyin kendisi, zâtı, aslı: Bu at, bu araba o vakit gördüğünüzün aynıdır. Bu kâğıdın aynı nı bana ver de suretini sen al. 4. Bir şeye çok benzeyen misali, tıpkı, tamamiyle benzer şahıs veya şey: Bu da onun aynıdır. Bunun aynını çıkarmalı. 5. Tıpkı, sırf: Ayn-ı keramet, ayn-ı hatâ. 6. Bir memleketin muteber kimseleri, eşrâfı (Dilimizde müfredi bu mânâ ile kullanılmaz). Ayân-ı memleket, (bk.) Ayân. 7. Şekli esasen göze benzeyen ayn harfinin ismi. (Hukuk). Ev ve at ve tencere gibi belirli olan şey. Isâbet-i ayn = Göz değme, nazar. İnsân-ül-ayn = Gözbebeği, Farsça, merdümek-i çeşm. Bi-aynihi = Ayniyle, tıpkı, ta kendisi veya pek benzeri. Ayn-ı bakar = iri cins, etli ve sulu bir erik. Any-üs-sevr = Sevr burcunda bir yıldız. Re’y-ül-ayn = Gözle, kendi gözüyle: Re’yül-ayn gördüm. Kendi gözümle gördüm. Ayn-üş-şems = Bir cins kıymetli taş. Ayn-ı safâ = Ayçiçeği. Kurrat-ül-ayn = Göz aydınlığı, sevinç, iftihar. Karîr-ül-ayn = Gözü aydın. Ayn-ülher = Kıymetlice bir taş. Ayn-ül-yakîn = Görmüş gibi: Bu işi ayn-ül-yakîn bilirim. Ayniyle = Tıpkısı, biaynihi, tamamiyle.

Türkçe Sözlük

(i. Arapça’dan tahrif olunmuştur). Bir büyük daire ve konakta adi hizmetler, bilhassa mutfak ve sofraya ait aşağı işlerde kullanılan hizmetçi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Arapça ivaz kelimesinin bozulmuş şekli. 2.Eskiden kibar konaklarda yemek servisi yapan ve sokak işlerinde kullanılan Vanlı Ermenilere verilen ad. Ermeni uşak. 3.Karagöz perdesinin belli başlı tiplerinden biri. 4.Köroğlu destanında bir kahraman.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ıyş»dan imüb.) (Arapça’da kullanılmaz). Daima lyş ü işret eden, çok içen, işrete mübtelâ, bekri, çok sarhoş.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. uzuv), (bk.) Uzuv. Uzuvlar. Uye, üyeler. Bir başkanın başkanlığında bir meclis veya heyetin hepsi veya beheri. (Bu mânâ ile Arapça müfredi olan uzuv asla kullanılmadığı için, hem çokluk, hem de galat olarak teklik gibi kullanılır). Şûrâ-yı devlet Azâsından, belediye meclisine Azâ intihap olundu: Azâlar, reisten evvel gelir.

Türkçe Sözlük

(AZAB) (i. A.). 1. Ceza cezalandırma, suç ve kabahata karşı kanunun tayin ettiği muamele. (Arapça’da asıl olan bu mânâ ile dilimizde pek kullanılmaz). 2. Ahrette günahkârlara verilecek ceza ve eziyet: Azâb-ı Cehennem = Cehennem azâbı, azib-ı kabir = Kabir azâbı. 3. Eziyet, işkence. Ar. cevr, ukuubet: Vaktiyle suçlulara cürümlerini itiraf ettirmek için çok azap ederlerdi. 4. mec. Pek büyük sıkıntı, eziyet, şiddetli elem: Ağrılarımdan azap içindeyim. Bu kadar sıcak odada oturmak benim için bir azaptır. Azâb-ı elîm = Çok elemli azap. Azap vermek, azap çekmek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c azâb, azzâb, Azâb). 1. Evlenmemiş, bekâr, ergen, mücerred. (Arapça’da müzekker ve müennesi eşit sıfat olup evlenmemiş kadına da denir). 2. Osmanlı askerf teşkilâtında deniz piyadesi: Azeb askeri, Azeb kapısı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da «azm» ile bazı yerlerde aynı mânâda kullanıldığı ve «azîme» ile aynı kelime olduğu halde, dilimizde her birinin mânâsı ve kullanılış yeri ayrılmıştır). Bir yere müteveccihen hareket, yola çıkma: Hlcâz’a azimet etti.

Türkçe Sözlük

(i.). Türkçe alfabenin ikinci harfidir. Ar. bâ. Sâmî dillerinde «beyt = ev» şeklinde gelişmiştir. Tarih olarak Hicrî takvimde Receb ayını gösterir. Ebced hesabında, yani sayıların rakam gibi kullanılmasında 2’yi gösterir. Arapça’da müennes olup, bir noktalı olmak münasebetiyle bâ-yı muvahhide ve noktası altından olduğu için bâ-yı tahtâniyye de denilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.), b harfinin Arapça ismidir. Baştaki «b» maddesine bk.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Ebvâb). 1. Kapı, giriş, medhal: Bâb-ı merhamet (merhamet kapısı) açıktır. Minel-bâb ilel-mihrâb = Kapıdan mihraba kadar, cümlesi, hepsi, tamamı. 2. Dergâh, derbâr, umumî merci, başvurma yeri olan büyük kapı: Bâb-ı devlet = Devlet kapısı; herkesin başı bu bâba bağlıdır. 3. Büyük daire, kapı: Bâb-ı Ali = Sadrazamlık ve dîvân-ı hümâyûn ile dahiliye ve hariciye nezaretlerini ve şûrây-ı devleti havi yüksek daire. Paşa kapısı = Sadrâzam dairesi. Bâb-ı meşihat, Bâb-ı fetvâ = Meşîhat-ı Islâmiye (şeyhülislâmlık) dairesi, şeyhülislâm kapısı. Bâb-ı seraskeri = Askerî daire, serasker kapısı (millî savunma bakanlığı, harbiye nezareti). 4. Bir kitabın bölündüğü kısımların beheri, ki taksimatın en büyüğü olup, ekseriya her bâb birkaç fasla ayrılır: Bâb-ı evvel, bâb-ı sânî = Birinci bâb, ikinci bâb. 5. Arapça fiil tasnif şekillerinin beheri: Birinci, dördüncü bâb; ef’Al, tef’il, istif Al bâbları. 6. Husus, madde, keyfiyet: Ol bâbda = O hususta; bu bâbda malûmatım yoktur. O bâb-ı Ahar = O başka iş. 7. Geçit, boğaz, derbent (Bu mânâ ile Türkçe’de çok kullanılmaz, yalnız bazı has isimlerde bulunur): Bâb-ül-ebvâb = Şirvan’daki derbent. Bâb-ül-mendeb = Kızıldeniz’in güneyindeki boğaz. Bâb-üzzekkak = Cebel-i TArik Boğazı. Bâb-üsSaâde’t iş şerife = Harem-i Hümâyûn. Bâb-üs-Saâdet-iş-Şerife Ağası = Kızlar Ağası, Başağa. Bâb-ı Hümâyûn = Topkapı Sarayı’nın büyüft ve resmî kapısı. Gerek bâb ve gerek kapı isimleri bu mânâ ile kullanıldığından, ikisini de bu mânâ ile kullanmak, meselâ: Bâb-ı Seraskeri kapısı demek hata ise de, bâb bu mânâ ile ve kapı ise lügat mânâsında kullanılarak, «BAb-ı Seraskerî» denilen dairenin kapısı mânâsiyle «BAb-ı Seraskerî kapısında duran nöbetçi» denilirse, bu tâbirde hata görmek hatadır.

Türkçe Sözlük

(i. A. F. «bâbune» den Arapçalaştırılmış) (botanik). Papatya, ukruvan. Bâbunc-ı kelbî = İt papatyası.

Türkçe Sözlük

yahut BACANAK veya BECANAK (i. «bacı» dan müştak olarak aslı «bacınak» tır. Arapça ve Farsça’dan mürekkep «bâcenâh» olduğunu kabûl ve öyle yazmak beyhûde külfettir). Birbirine nisbetle iki kızkardeşln kocaları: Hazret-i Osman, Hazret-i Ali ile bacanak idi.

Türkçe Sözlük

(i. F.). İlk yaz, (Arapça: Rebl), ilkbahar: Bahar mevsimi. Bahar açmak = Ağaçlar ve çiçekler açılıp bahar olmak. Sonbahar, köhnebahar = Güz, hazân, fasl-ı harîf. Herdem bahar = Herdem tâze (çiçek).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. bahârat) (Arapça’ da sarı papatya mânâsına olup, dilimizdeki mânâsı şöyledir): Tarçın ve karanfil gibi güzel kokulu ve ısıtıcı tohumlar ki, bazı yiyecek ve içeceklere karıştırılır: Arablar yemeklere çok baharat korlar.

Türkçe Sözlük

(i. F. bahardan Arapça teşkil edilmiş galat bir tâbirdir). Bahar tavsifini ve çok defa bu münasebetle bir zatın medhinl ihtivâ eden kasîde veya musiki parçası.

Ülke

(Bahrain) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu’da Basra Körfezinde Arabistan Yarımadası kıyısı açıklarında Bahreyn Adası ile 30 kadar küçük adadan oluşan bir takımadada yer alan ülkedir.

Coğrafi konumu: 26 00 Kuzey enlemi 50 33 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: toplam: 665 km².

Kara: 665 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 161 km.

İklimi: Bahreyn’de yıl boyunca nem oranı yüksektir. Kış ayları ılımandır. Egemen rüzgar kuzeybatıdan esen nemli şamal rüzgarıdır. Güneyden esen rüzgarlar ise hem sıcak hem de kurudur; bazen kum ve toz getirir.

Arazi yapısı: Bahreyn Adası`nın orta bölgesi kayalıktır. Güneyde ve batıda bazı yerleri tuzlu bataklıklarla kaplı kumlu ovalar vardır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m; en yüksek noktası: Jabal ad Dukhan 122 m.

Doğal kaynakları: Petrol doğal gaz balık inci.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.82.

Sürekli ekinler: %5.63.

Otlaklar: %6.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %85.55 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 40 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: periyodik kuraklıklar; kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 698585 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.4 (erkek 96567; kadın 94650).

15-64 yaş: %69.1 (erkek 280272; kadın 202451).

65 yaş ve üzeri: %3.5 (erkek 12753; kadın 11892) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.45 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.82 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.02 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.38 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 1.07 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.26 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 16.8 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 74.45 yıl.

Erkek: 71.97 yıl.

Kadın: 77 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.6 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

Ulus: Bahreyn.

Nüfusun etnik dağılımı: Bahreynliler %63 Asyalılar %19 diğer Araplar %10 İranlılar %8.

Dinler: Şii Müslümanlar %70 Sünni Müslümanlar %30.

Dil: Arapça İngilizce Farsça Urduca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %89.1.

Erkek: %91.9.

Kadın: %85 (2005 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi uzun adı: Bahreyn Devleti.

kısa şekli : Bahreyn.

Yerel tam adı: Dawlat al Bahrayn.

yerel kısa şekli: Al Bahrayn.

Eski adı: Dilmun.

ingilizce: Bahrain.

Yönetim Biçimi: Mutlak Monarşi.

Başkent: Manama.

İdari bölmeler: 12 belediye; Al Hadd Al Manamah Al Mint**ah al Gharbiyah Al Mint**ah al Wusta Al Mint**ah ash Shamaliyah Al Muharr** Ar Rifa› wa al Mint**ah al Janubiyah Jidd Hafs Madinat Hamad Madinat ‹Isa Juzur Hawar Sitrah.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1971.

Milli bayram: Milli Gün 16 Aralık (1971).

Anayasa: 14 Şubat 2002 de yeni anayasa kabul edilmiştir.

Hukuk sistemi: İslam hukuku ve İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA AFESD

Türkçe Sözlük

(I. A. «baki» dan imüb). Zahire ve yiyeceğe ait şeyler satan esnaf. (Asıl Arapça’da mânâsı sebzeci olup, Arabistan’da ekseriya sebze ve zahire bir dükkânda satıldığı münasebetle, sonra yalnız zahire satanlara da söylenmiş ve bizce bu mânâya hasredilmiştir).

Türkçe Sözlük

veya MALKAR (i.). Kafkasya Türkleri’nin Kıpçak kolundan olan bir boy.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kuzey Kafkasya’da yaşayan bir Türk boyu. Kıpçaklann bir kolu. 2.Bu boya mensup kişi.

Türkçe Sözlük

(i.) (Mucidi olan bir İtalyan’ın ismini taşır. Büyük yanlış olarak «balyemez» yazılıp, her şeyi Farsça ve Arapça bir isimle adlandırmayı zarafet sayan eski kâtiplerden biri tarafından «asel nemihurd» diye tercüme olunduğu meşhurdur). Eski bir cins top.

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Sorkun söğüdü, safsaf: Ban otu yahut bâk otu — Farsça’da «benk», Arapça’da ondan alınarak «bene» ve Fransızca’da dahi «beneg» denilen bir tıp bitkisi ki, tohumu sersemlik verir.

Genel Bilgi

Banyodaki havlular yıkanıldıktan sonra, yani vücudumuz tertemiz iken kullanılır ve sadece vücudumuza değerler. Buna rağmen birkaç gün içinde bu havlular kokmaya başlarlar. Bunun sebebi vücudumuz değil vücudumuzdaki ölü deri hücreleridir. İstediğimiz kadar bol su ve sabunla yıkanalım, su ile birlikte kirlerin ve bakterilerin gittiğini zannedelim, yine de vücudumuz üstünde ölü deri hücreleri kalır ve kurulanırken bunlar havluya geçer.

Bundan sonraki sorun havalandırmadır. Zaten havası devamlı nemli olan banyolar küflenme için ideal ortamlardır. Bu nedenle banyoları yıkanma sırasında değil de az sonra açıp havalandırmak gerekmektedir. Aksi takdirde havluya sinmiş deri hücreleri süratle kokuşmaya başlarlar.

Ellerimizi yıkadığımızda sabunun görevi derimiz üzerindeki bakterileri gevşetmektir. Ellerimizi bir havlu ile kuruladığımızda bu gevşemiş bakteriler de havluya geçer. Dolayısıyla ellerimizi sabunla yıkadıktan sonra kurulamadan ıslak bırakmanın temizlik bakımından pek faydası yoktur.

Daha ziyade halka açık yerlerde ve işyerlerinde tuvaletlerde kullanılan elektrikli el kurutucuları elleri kuruturlar ama bakteriler yine deride kalırlar. Bu nedenle temizlik açısından havlular, tabii ki temiz olmak şartıyla, sıcak hava üfleyen elektrikli kurutuculardan daha etkindirler.

Havluların diğer kumaşlardan farkını yaratan, suyu kolayca emme özelliğini veren, kullanılan ipliğin cinsi ve daha önemlisi havlu kumaşının dokunuş biçimidir. Havlu kumaş, kumaşın iki yüzünde halka gibi kıvrılmış iplikler bırakan, ana çözgüden ayrı bir çözgüyle dokunur. Havlu kumaş yapımında daha çok pamuk ipliği kullanılır ve özel bir işlemden (apre) geçirilerek su emme gücü arttırılır.

Türkiye’de havluculuk 18. yüzyılın başından itibaren Bursa’da gelişmiştir. Bunun nedeni Bursa’da kadife dokumacılığının dünya çapında gelişmiş olmasıdır. Havluculuk, kadife dokumacılığının bir yan ürünü olarak doğmuştur. Havlu ismi de Hav’lı kumaş anlamında Arapça’dan gelmektedir. ‘Hav’ Arapça’da kadife, çuha gibi kumaşların yüzeylerindeki ince tüylere verilen addır. Hav’sız olarak yapılan ve peşkir de denilen keten havlular ise ayrı bir imalat konusudur.

Genel Bilgi

Banyodaki havlular yıkanıldıktan sonra, yani vücudumuz tertemiz iken kullanılır ve sadece vücudumuza değerler. Buna rağmen birkaç gün içinde bu havlular kokmaya başlarlar. Bunun sebebi vücudumuz değil vücudumuzdaki ölü deri hücreleridir. İstediğimiz kadar bol su ve sabunla yıkanalım, su ile birlikte kirlerin ve bakterilerin gittiğini zannedelim, yine de vücudumuz üstünde ölü deri hücreleri kalır ve kurulanırken bunlar havluya geçer.

Bundan sonraki sorun havalandırmadır. Zaten havası devamlı nemli olan banyolar küflenme için ideal ortamlardır. Bu nedenle banyoları yıkanma sırasında değil de az sonra açıp havalandırmak gerekmektedir. Aksi takdirde havluya sinmiş deri hücreleri süratle kokuşmaya başlarlar.

Ellerimizi yıkadığımızda sabunun görevi derimiz üzerindeki bakierileri gevşetmektir. Ellerimizi bir havlu ile kuruladığımızda bu gevşemiş bakteriler de havluya geçer. Dolayısıyla ellerimizi sabunla yıkadıktan sonra kurulamadan ıslak bırakmanın temizlik bakımından pek faydası yoktur.

Daha ziyade halka açık yerlerde ve işyerlerinde tuvaletlerde kullanılan elektrikli el kurutucuları elleri kuruturlar ama bakteriler yine deride kalırlar. Bu nedenle temizlik açısından havlular, tabii ki temiz olmak şartıyla, sıcak hava üfleyen elektrikli kurutuculardan daha etkindirler.

Havluların diğer kumaşlardan farkını yaratan, suyu kolayca emme özelliğini veren, kullanılan ipliğin cinsi ve daha önemlisi havlu kumaşının dokunuş biçimidir. Havlu kumaş, kumaşın iki yüzünde halka gibi kıvrılmış iplikler bırakan, ana çözgüden ayrı bir çözgüyle dokunur. Havlu kumaş yapımında daha çok pamuk ipliği kullanılır ve özel bir işlemden (apre) geçirilerek su emme gücü arttırılır.

Türkiye’de havluculuk 18. yüzyılın başından itibaren Bursa’da gelişmiştir. Bunun nedeni Bursa’da kadife dokumacılığının dünya çapında gelişmiş olmasıdır. Havluculuk, kadife dokumacılığınm bir yan ürünü olarak doğmuştur. Havlu ismi de Hav’lı kumaş anlamında Arapça’dan gelmektedir. ‘Hav’ Arapça’da kadife, çuha gibi kumaşların yüzeylerindeki ince tüylere verilen addır. Hav’sız olarak yapılan ve peşkir de denilen keten havlular ise ayrı bir imalat konusudur.

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir.

Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için buz küpçükleri bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan buzlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.

Türkçe Sözlük

(hi.). Türkler’in Kıpçak koluna mensup bir soy. Başkurtlar Ural dağları bölgesinde yaşar.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ural dağlan bölgesinde yaşayan ve Türklerin Kıpçak kolundan olan bir boy. Asıl ismi Başkırt’tır. Ural dağlannın güneyinde yerleşiktirler

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eski yazarlarımız «Bit pazarı» tabirini kullanmaktan iğrendikleri için, kamusu arayarak Arapça’da bu kelimeyi bulmuşlarsa da, bunun mânâsı «zayıf, ahmak, sarhoş olup, münasebet almadığı gibi, biraz münasebet alan «betât» kelimesi de o kadar nadirdir ki, bizim bit pazarına kadar düşmesi umulamaz. Bunun için bu uydurma kelimeyi lügat kitaplarımızdan çıkarıp, söylediğimiz gibi «Bitpazarı» yazmaktan çekinmemeliyiz.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bahri Memlüklerin sultanı olup Kıpçak ülkesinde doğmuştur. Baybars (el-Melikü’l-Zahir Rüknettin). (1223 Şam - 1277). Eyyubi hanedanını ortadan kaldırıp Abbasi halifeliğinin yeniden kurulmasını sağladı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (F. «piyade» den Arapçalaştırılmış). Satranç oyununda piyade taşı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birtakım, birkaç, bir miktar: Bazı adamlar bu fikirde bulunurlar. Bazı eşya alacağım. Bazımız gidelim, bazımız da burada kalalım. (Galat olarak bazı gibi kullanılıp: Bazısı, bazıları denilir. Ekseriya cem’e ait olup sanıldığı gibi «bazı şey» ve «bazı hakîm» denilmez. Bununla beraber bazı kere, bazı defa, bazı gece, bazı sene gibi zamana delâlet eden tabirlerde müfrede izâfeti caizdir). Bu Arapça kelimenin mânâsı ve kullanılış sureti farklıdır. İsim gibi kullanıldığında «küll» mukabili olarak cüz ve kısım demektir. Kinâye gibi kullanıldığında ise «biri» mânâsını ifade eder. Meselâ Araplar «bâz-üş-şuarâ» dedikleri vakit «şairin biri» mânâsını kastederler. Biz ise «BAzı şuarâ» tâbirinden «Birtakım şairler» mânâsını çıkarırız.

Türkçe Sözlük

(Arapça bâ) (i.). Türkçe alfabenin ikinci harfi. Dudak ünsüzlerinin süreksiz ve yumuşağı. Sâmî dillerde bu mânâya (ev mânâsına) delâlet eden «bet» yani «beyt» ismiyle adlandırılmıştır. Tarih yerinde Receb ayına alâmettir. Ebced hesabında, 2 adedine delâlet eder. Arapça’da müennes olup, bir noktalı olmak münasebetiyle «bâ-i muvahhide» ve noktası altında olduğu için «bâ-i tahtâniyye» de denilir. (bk.) B.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Aslı «bedraha» ya ni yolun büyüğü olup Arapçalaşmıştır). Rehber, kılavuz, yol gösterici, delil (Bedrika okunması yanlıştır).

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Çok gülen, çok gülücü. 2. Hayır sahibi, çok iyi adam. Arapça’da doğrusu bühlûl’dür. (bk.) Bühlûl.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İbn Sina mektebine mensup ve Arapça telifleri olan filozof. (X-XI. yy.). İbn Sina’nın kitaplarını şerhetmişir.

Türkçe Sözlük

(i. Arapça «bikr» den galat. Farsça zanniyle «bîkâr» yazılması yanlıştır). 1. Evlenmemiş, zevcesi olmayan adam: Bekâr adam, bekâr gibi yaşamak. (Nadiren, evlenmemiş kız hakkında da kullanılır). 2. Taşralı olup bir büyük şehirde bir işle meşgul olarak, ailesiz yaşayan adam: Bekâr odaları, bekârların çamaşırlarını yıkamak.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça belâ = musibet, Farsça zede = vurulmuş). Musibete uğramış, felâkete düşmüş.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yukarıdaki Arapça kelimeden). Yerli kumaş, çit bezi.

Türkçe Sözlük

(i. e.) (Arapça «bilâşey»den galat). Ücretsiz, meccanen, bedava, caba: Bunu beleş aldım. Beleş at kusurlu olur.

Türkçe Sözlük

(i.). Parasız geçinmeyi huy edinen, lüpçü, bedavacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. münakaşaya meyilli oluş, münakaşacılık; harpçilik, muhariplik, harp hali, harp etme. belligerency i. kavgacılık eğilimi, dövüşkenlik; harp hali.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yine o mânâya meâliyle kullanılan Arapça terkip.

Türkçe Sözlük

(i. A., Farsça «beng» den Arapçalaşmış). Ban otu ve tohumu denilen bir tıbbî bitki ki, gözbebeğini açmak hassasını haizdir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «benefşe» den Arapçalaşmış). Menekşe.

Türkçe Sözlük

(e. F. Farsça ber = yükselme edatı, Arapça aks = ters). Tersine, aksine, hilâfına, bilâkis: Kendisi ne kadar cahil ise, oğlu beraks o kadar Alimdir.

Türkçe Sözlük

(i. F. Farsça ber = yükseltme edatı, Arapça devâm = dâim olma). Devam üzre bulunan, süren dâim, bâkî: Sıhhat ve Afiyette ber-devam olmak.

Türkçe Sözlük

(hi.). Afrika’nın Mısır hariç bütün kuzeyindeki ülkelerde oturan bir kavim ki, en büyük kısmı, şimdi Araplaşmıştır ve Arapça konuşmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça ber = istilâ edatı, Arapça = taraf). Ortadan çıkmış, zâil olmuş. Bertaraf etmek: Ortadan kaldırmak, defetmek.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ebu Yezid, Yezid’in babası, kısaltılmıştır. - Arapça’dan Türkçeleşmiş.

Türkçe Sözlük

(i. aslı Arapça olup şeddelidir: Bezz). Pamuk veya ketenden yapılmış be yaz dokuma ki, çeşitleri olup başlıca çamaşır, çarşaf, kese vesaire imaline yarar. Trabzon bezi. Ayak bezi = Ayak silecek bez. El beıi = Çocukların ellerini silmeye mahsus bez. Tahta bezi = Tahta oğdukları ve yıkanmış tahtaların üzerine yaydıkları bez. Çocuk bezi = Kundak bezlerinin beheri. Sofra bezi = Masanın üstüne açılan örtü ve vaktiyle sofranın altına yayılan yaygı. Namaz bezi = Kadınların namaz kıldıkları vakit başlarına örttükleri bez. Bez çözmek = Bezi tezgâhtan çıkarmak ve mec. gidip gelmek.

Türkçe Sözlük

(e. A.). He, ye, ile, için mânâlariyle bazı Arapça tertiplerde bulunur: NeÜzu billâh = Allaha sığındık. Bismillâh = Allahın adiyle. Billâh = Allah için.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hastane. (Arapça’da dahi kullanılıp, Abbâsîler zamanında hastaneler bu namla yâd olunurdu).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yardımiyle mânâsına Arapça: Biavnillâh-ı Taâlâ = Tanrı’nın yardımiyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitapçı, bilhassa nadir bulunan kitapları satan kimse, sahaf.

Türkçe Sözlük

(A. b = edat, gayr = diğer)). inkâr mânâsiyle bazı Arapça terkiplerde bulunur: Bigayri hakkın = Haksız yere, haksızlıkla.

Türkçe Sözlük

(A. b = edat, gayr = diğer)). inkâr mânâsiyle bazı Arapça terkiplerde bulunur: Bigayri hakkın = Haksız yere, haksızlıkla.

Türkçe Sözlük

(e. A. b = edat, hasebi = itibar, nazar). İtibariyle, nazariyle, ce, cihetince: Bihaseb-ir-rütbe = Rütbece, bihaseb-ül-irâb = Irabca (böyle Arapça terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük

(e. A. b = edat, hasebi = itibar, nazar). İtibariyle, nazariyle, ce, cihetince: Bihaseb-ir-rütbe = Rütbece, bihaseb-ül-İrib = Irabca (böyle Arapça terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bekâret yerine masdar yani kızlık mânâsiyle kullanıyorsak da, bu Arapça kelime sıfat olup, asla masdar mânâsına gelmediğinden, galattır. Izâle-i bikr tâbiri dahi tabiatiyle galat olup, bekâret ve izâle-i bekâret denmek lâzımdır. Fikr-i bikr = Daha evvel kimse tarafından ifade olunmamış fikir. Bikr-i mazmûn = Bilhassa şiirde başka biri tarafından söylenmemiş mazmûn.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bekâret yerine masdar yani kızlık mânâsiyle kullanıyorsak da, bu Arapça kelime sıfat olup, asla masdar mânâsına gelmediğinden, galattır. Izâle-i bikr tâbiri dahi tabiatiyle galat olup, bekâret ve izâle-i bekâret denmek lâzımdır. Fikr-i bikr = Daha evvel kimse tarafından ifade olunmamış fikir. Bikr-i mazmun = Bilhassa şiirde başka biri tarafından söylenmemiş mazmûn.

Türkçe Sözlük

(i.). Bileğe takılan bend, kelepçe. Ar. mukattara.

Türkçe Sözlük

(si). Sayının en küçüğü ve ilki. Ar. ahad, vâhid, Fars. yek: Bir adam, bir ev, bir taş. 1. Tenkir (bilinmezlik) beyan eder, Arapça’deki tenvîn veya bazı kelimesi ve Farsça’da isimlere kalılan (ye) gibi: Bir adam ki nasihat kabul etmez, bir iş ki elde değildir. 2. Fiillerin başlarında «bir kere» den hafifletilmiş olarak lüzum ifade eder: Bir gidelim. Sıfat halinde 1. Tek, Ar. vahîd: Allah birdir. 2. Müsavi, eşit, mümâsil, benzer, farksız: İkisi birdir, hep bir. 3. (Cümlede) hiç bir, asla: Bir türlü kanmıyor, bir türlü razı olmadı. 4. Mübalağa beyan eder: Bir gidiş gitti kl. Bir vakit, bir zaman, hiynen: Bir var imiş, bir yokmuş. Biraz = Azıcık, az vakit: Biraz ekmek, biraz su, biraz bekleyin. Bir uğurdan = Hep birden, Ar. defaten. Bir iki = Birkaç, az ve belirsiz miktarda: Bir iki kuş vurdular, bir iki taş atmış. İkide birde = Pek sık, çok defa, daimâ. Blrbir =etraflıca ve tafsilâtıyle bir bir sayarak: Kabahatlerini kendisine bir bir söyledim. Birbirine, birbirini, birbirinin = Ortaklaşa birbirini gördüler, birbirine haber verdiler, birbirinin işini görürler. Birbiri üstüne = Cümlesi bir ve eşit sayılarak, bir seviyede: Bu çantaları birbiri üstüne yirmişer liraya aldık. Biroblr = Asla yanılmaz, pek müessir: Bu ilâç filân hastalığa birebir gelir. Birçok = Hayli, hayli miktar, fazla. Ar. kesir, müteaddid: Birçok kitap toplamış. Bir türlü: 1. Bir çeşit: Bu, bir türlü ottur. 2. (Cümlede) hiçbir suretle: Bir türlü razı olmuyor. Birden = Bir defada, birlikte, beraber: Bir bardak suyu birden içti, hepsi birden geldiler. Birdenbire = Ansızın, Ar. vehleten: Birdenbire kalkıp gitti. Bir de = Hem de, şurası da var ki, velev ki: Bir de o size haber vermeye mecbur değildir, bir de haber vermemiş, ne olur. Bir daha ss Bir kere daha, tekrar: Bir daha söyleyin, bunu bir daha yapmayın. Bir zaman = Bir vakit, vaktiyle. Birkaç = Belirsiz miktarda, bir miktar, bazı: Birkaç adam geldi, buna birkaç kuruş verin. Bir kere, bir defa = 1. Defa, kere: Ben lakırdıyı bir kere söylerim, sen bir defa git. 2. Vaktiyle, günün birinde: Bir kere gitmiştim, bir defa görüştüm. 3. Hele: Sen bir defa vazifeni ifa et. Ben bir kere söyleyeyim de istersen dinleme. Birle = 1. Anîde, ansızın, derhal: Beni gördüğü birle kalkıp gitti. 2. Vasıtasiyle: llm-i hendese birle (geometri yoluyla) ispat etti (Bu iki tâbir eskimiştir). Bir nice = Miktarı müphem hâle getirir. Bir nice Ademler. Nice bir = Ne vakte dek, daha ne kadar? (eskimiştir). Bir vakitler = Vaktiyle, eski zamanda: Bir vakitler insanlar mağaralarda barınırlardı. Biri, birisi = Tenkir (bilinmezlik) beyan eder, kim olursa: Kapıya biri gelmiş, sizi istiyor, bugün birisini gördüm.

Ülke

(United Arab Emirates) Başkent: Abu Dabi.

Nüfus: 2.791.000.

Yüzölçümü: 30.000 sg.m:.

Komşuları: Kuzeyde Katar, Batıda ve Güneyde Suudi Arabistan, Doğuda Umman.

Önemli Şehirleri: Abu Daki, Dubavy.

Din: %96 Müslüman, Hindu, Hristiyan.

Dil: Arapça (Resmi) birçok diğer diller.

Yönetim Biçimi: Emirler Federasyonu.

Tarih: Bölgedeki Şeyhler 19. yy. da Dışişleri ve savunmanın kontrolünü İngiltere’ye verdi. 2 aralık 1971’de bu şeyhlikler bağımsız olmak için birleştiler.

Abu Dabi Petrol Şirketi, 1975’de tamamen ulusallaştırıldı. Petrol hatları BAE’ye dünyanın en yüksek kişi başına GSMH’nı sağlar. Son yıllarda uluslararası bankacılık gelişme içindedir.

Türkçe Sözlük

(I.). Yazıcı, kâtip, muharrir, münşî, mektupçu (beylikçi bundan galat olsa gerek). Eski Türk devletlerinde devlet kâtibi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dışkı, pislik, mec. Hor görülen, tiksinilen şeyler için kaba konuşmalarda söylenir: Şu bokun yaptığına bak. 2. Kaba konuşmada güç durum ifade eder. Boynuna kadar boka battı. Bok atmak = Leke sürmek. Bokböceği = Kınkanatlılardan, gübrelik yerlerde yaşayan bir böcek (geotrupes stercorarius). Bok canına olsun = Nefretli bir bıkkınlığı ifade eder. Bok etmek = Bozmak, berbat etmek. Bok üstün bok = Çok berbat. Bokyedibaşı — Üstüne vazife olmayan işlere karışan; her işe burnunu sokan. Bok yemek = Pek yakışıksız bir iş yapmak. Bok yemek düşmek = Hiç bir hakkı ve yetkisi olmamak. Bok yemenin Arapçası = Halt etmenin, yakışıksızlığın büyüğü. Boka nispetle tezek amberdir = Kötü bir şeyin yanında daha az kötü olanının iyi göründüğünü ifade eder. Boku bokuna = Pisi pisine, yok yere. Boku püsürü = Bir şeyin bölük pürçük bağlantıları. Bokunu çıkarmak = «Bok etmek» mânâsına gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask bombardıman uçağında bombacı; tar. topçu, topçu çavuşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitapçı; at yarışı ve maçlarda müşterek bahisleri düzenleyen adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alim, bilgin; kitapçı, kitaplarla meşgul kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitapçı, kitap satan kimse veya firma.

Türkçe Sözlük

(Aslı Arapça’dır). 1. işlenmeye elverişsiz ve tesviye edilmemiş çorak yer. 2. Bulanık suyun kapta bıraktığı pas: Bor (ve galatı bora) bağlamak, bora sokmak.

Ülke

(Bosnia Herzegovina) Başkent: Saraybosna.

Nüfus: 4.651.000.

Yüzölçümü: 19.741 km2.

Komşuları: Yugoslavya, Hırvatistan, Adriyatik denizi.

Din: %40 Müslüman, %31 Ortodoks, %15 Katolik.

Dil: Sırpça, Hırvatça.

Yönetim Biçimi: Federasyon.

Tarih: Bosna MS. 958’lerde Hırvat Krallar, 1000-1200 yıllar arasında da Macaristan tarafından yönetildi. 1200 yılında örgütlenen Bosna, daha sonra da Hersek’i kontrol altına aldı. Bu krallık, 1391’de ülkenin güney kısmının bağımsız Hersek dükalığı olmasıyla parçalandı. 1463’te Türkler tarafından fethedilince bir Türk eyaleti durumuna geldi. Bölge 1878’de Avusturya-Macaristan egemenliğine girdi ve Bosna Hersek eyaletinin bir parçası oldu. 1918’de Yugoslav egemenliğine giren bölge 1946 anayasası ile bir federe devlet olarak Hersekle tekrar birleşti.

Bosna-Hersek parlamentosu 15 Ekim 1991’de bir egemenlik bildirgesi onayladı. Bağımsızlık referandumu ise 29 Şubat 1992’de yapıldı. Bu referanduma karşı çıkan Sırplar, şiddetli çarpışmalar ve bombalamalar yaşanmasına neden oldular. 7 Nisan’da A.B.D. ve Avrupa Birliği bu cumhuriyeti tanıdılar. Bosnalı Sırplar, Müslümanlar ve Hırvatlar arasında 3 yönlü çatışmalar devam etti. Sırp güçleri binlerce Bosnalı Müslümanı katlettiler ve yoğun bir “etnik temizliğe” giriştiler. Başkent Saraybosna kuşatıldı ve Bosnalı Sırp güçleri tarafından etrafı çevrildi. Bosnalı Müslüman ve Hırvatlar 23 Şubat’ta bir ateşkes üzerinde uzlaştılar ve 18 Mart 1994’te, Bosna’da bir Müslüman-Hırvat konfederasyonu kurulması için bir anlaşma imzaladılar. Bosna ve Hırvat hükümetleri bu konfederasyonun asgari ölçülerde Hırvatistanı bağlaması yönünde anlaşmaya vardılar. Müslüman-Sırp çatışmaları ardında bir çok sivil yaralı bırakarak devam etti.

17-20 Şubat arası Bosnalı Sırplar, NATO ültimatomuna cevaben Saraybosna etrafındaki ağır silahlarının bir çoğunu çektiler. 28 Şubat’ta yine bir NATO uçağı, uçak yasağı olan bir bölgede bu yasağı ihlal ettiği gerekçesiyle bir Sırp uçağını düşürdü.

1994’ün yarısına gelindiğinde Bosnalı Sırplar ülkenin %70’inden fazlasının kontrolünü ele geçirmişlerdir. Bölünmüş Bosna’nın %49’unu Sırplara, %51’ini de Müslüman-Hırvat konfederasyonununa veren uluslararası barış planı Bosnalı Sırplar tarafından sürekli olarak reddedilmiştir. Ancak ABD’nin önderliğinde Dayton Barış Antlaşması 1996’nın başında kabul edildi.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapçalaşmışı: Büstân). Bahçe, çiçek bahçesi. 1. Sebze bahçesi. 2. Kavun, karpuz: Bostan ekmek, bostan tarlası. Bostan korkuluğu = Oyük, kuşları korkutmak için bostanlara ve tarlalara konulan kukla. mec. Kalıbı kıyafeti yerinde fakat işe yaramaz adam.

Türkçe Sözlük

(i.). Arapça’da halbe denilen bir bitki ki tohumuna da «boy tohumu» derler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilezik; k.dili kelepçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. toka, kopça; f. toka veya kopça ile tutturmak, iliştirmek; ısı veya basınç ile bükülmek, eğrilmek veya bükmek (madeni eşya) buckle down to work ise ciddiyetle girişmek.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Süryanice Burgus kelimesinin Arapçalaştınlmış hali. 2.Kalenin köşelerine yapılan daha yüksek ve daha kalın çıkıntı kule. 3.Yuvarlak bina. 4.Güneşin ayrıldığı oniki kısımdan herbiri. 5.Tek hisar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. herhangi bir şeyin enli ucu veya sapı; dipçik; izmarit; (argo), (slang) popo, kıç.

Türkçe Sözlük

Arapça Cemaziyelevvel ayına alâmettir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «câl» den) (Arapça’da yoktur, Osmanlılar yapmışlardır). Yapma, sahte, uydurma, doğru ve samimî olmayan: Câlî bir muhabbetle, câlî bir zarafet göstermek istiyor.

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Ağaçtan kulplu su kabı. 2. Ağaçtan bir nevi büyük kepçe.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem’ (toplamak) den») (c. cevâmî). 1. «mescid-i câmt» den kısaltılarak: islâm mâbedi, minareli ve minberli büyük mescit ki, içinde hutbe okunur: Filân şehrin şu kadar camii ve şu kadar mescidi vardır, cevâmî-i şerife minareleri aydınlatılmıştır. Selâtîn camii = İki ve daha çok minareli olan ve Osmanlı hanedanı üyeleri tarafından yaptırılmış cami. (Cami kelimesi Türkçe’ye mahsustur, Arapça’ da yalnız «mescîd» kullanılır ki, bizde mescid, küçük ve hutbe okunmayan, cuma namazı kılınmayan, minberi olmayan mahalle camii demektir). 2. Büyük hadîs külliyâtından bazıları: Câmî-i kebîr, câmî-i sa9İr.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). açık havada kampçılık.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çamurla dolu veya örtülü yer: Evin önünde bir çamurluk vardır, o gölün kenarları çamurluktur. 2. Paçaları çamurdan korumak için giyilen kopçalı veya tokalı meşin veya muşamba tozluk: Çizmem olmadığından potinin üzerine çamurluk giyiyorum. 3. Otomobil karoserlerinin tekerlekleri örten kısmı.

Türkçe Sözlük

(CAMUS) (i. A.) (F. «kâvmiş» den Arapça’laşmış). Manda, su sığırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

ses tonunu yükseltmek için gitar tellerine takılan kelepçe.

Teknolojik Terim

Card bus, bellek sürücülerinin ve diğer çevre birimlerinin, bir bilgisayara entegre edilmesini sağlayan standart bir arayüzdür. Card bus, PCMCIA biçiminin geliştirilmiş halidir ve 32 bit/33 MHz bus-mastering uygulamalarına olanak tanımaktadır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cereyan» dan) (c. cevârî). 1. Halaylık, eskiden parayla alınıp satılan kız: Bir câriye aldı. 2. Esasen savaşta esir olmuş veye ilk sahibi tarafından satılarak eş olmak üzere alınmış kız: Câriyesinden bir oğlu vardır. (Arapça’da birinci mânâsı umumiyetle kızdır. Yâ’nın teşdidiyle câriyye olarak okunması galattır).

Türkçe Sözlük

(i. F.). Süpürücü, çöpçü.

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkçe çav fiilinden). 1. Vaktiyle divanlarda hükümdarların hizme tinde bulunan yâver veya muhzır gibi subaylara denilirdi. Tanzimat’tan önceki Osmanlı saray teşkilâtında çavuşlar, padişahın yâverleri ve çavuşbaşı mâbeyn müşîri idi. Çavuşluk, Enderun mensupları arasında da bir pâye idi. 2. Şimdi orduda onbaşıdan yukarı ve assubaydan aşağı bir derecedir: Piyade, süvari, topçu çavuşu. Başçavuş = Usçavuşla başgedikli arasındaki assubay. Emir çavuşu = Emir ve evrak tebliğ ve ulaştırılmasında kumandanın maiyetinde bulunan çavuş. 3. işçi vesairenin başları. Çavuş üzümü = Vaktiyle bir çavuş tarafından çubuğu TAif’ten İstanbul’a getirilmiş, iri taneli güzel bir çeşit üzüm. Çavuş kuşu = Kırlı kuşu, ibibik kuşu, hüdhüd.

Teknolojik Terim

CD’nin ses parçalarının CD-ROM sürücüden PC’deki ses dosyasına doğrudan kopyalanmasıdır.

Türkçe Sözlük

(f.). t. Bir ucundan tutup uzatmak: Şu ipi çek, her biri bir ucundan çekiyordu. 2. Kendine doğru celp ve cezbetmek: Sarraflar ufaklığı çekerler. 3. Sürükleyip götürmek, Osm. cerretmek: Araba çekmek. 4. Nefesle çekip yutmak, Osm. bel’ etmek: Suyu, tütünü çekti. 5. Bir şeyi sokulmuş olduğu yerden çıkarmak: Kılıcı kınından çekmek, bıçak çekmek, diş çekmek. 6. Kuyudan su çıkarmak: Su çekiyor. 7. Ayaktan giyilen bir şeyi giymek: Çizmeyi, potini, pantolonu çekti. 8. Önüne çıkarmak, takdim etmek: Kendisine güzel bir at çektiler, birçok hediyeler çekti. 9. Gönül almak, cezbetmek: Bu yerler adamı çeker. 10. Menetmek, önlemek, kurtarmak: Şu çocuğu kumardan, içkiden çekmeli. 11. Tahammül etmek, uğramak. Osm. musâb olmak: Zahmet çekmek, hastalık çekmek, ziyanını ben çekiyorum. 12. Boyuna veya çepçevre yapılan bir şeyi yapmak, kurmak, bina etmek, uzatmak: Duvar, set çekmek, etrafına hendek çekmek. 13. Germek, yaymak, asmak: Perde çekmek. 14. Çizmek, çizerek uzatmak: Çizgi, hat çekmek. 15. Yazmak, resmetmek. 16. Sürmek, komak. yapıştırmak: Boya, astar, düzgün, rastık çekmek. 17. (hayvanı) Dişiye aşırmak: Arap aygırını Macar kısrağına çekmeli. 18. Terazi ve kantarla tartmak: Şu çuvalı çek bakalım, kaç okkadır. 19. Sevketmek, yürütmek: Asker çekti. 20. Ziyafet vermek, ziyafete davet etmek: Filâna bir ziyafet çekti. 21. Telgraf çektirmek, göndermek, keşide etmek: Bir telgraf çekmiş. 22. Daralmak, büzülmek, çekilmek: Fanila yıkanınca çeker. 23. Zahmet ve meşakkate, derd ve kedere uğramak: Çok çektiml Benim çektiğimi dünyada kimse çekmemiştir. 24. Benzemek, andırmak: Soyuna çekmiş, babasına çekiyor. Omuz çekmek = Bilmezliğe gelmek, Osm. tecâhül etmek. İç çekmek = Ah etmek. İç çekmek = Gönül istemek, arzu etmek: Filân şeyi içim çekiyor. El çekmek = Vazgeçmek, Osm. sarfınazar etmek, artık karışmamak: Ben, o işten el çektim, elimi çektim. Kulak çekmek = Terbiye etmek. Çekememek = Kıskanmak, birinin iyi taraflarına tahammül edememek. Kürek çekmek = Kayığı yürütmek üzere kürek kullanmak. Akıntıya kürek çekmek = Beyhude yorulmak, neticesiz bir işle uğraşmak. Sah çekmek = Matbaacılıkta, müsveddeye konulan bir tashih işaretini iptal etmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cilâ» dan smüş.) (mü. celiyye). 1. Açık, zâhir, Aşikâr, ayân, meydanda olan: Hafi (gizli) ve celî (açık) surette tahkikat yapmalı. 2. Uzaktan okunacak surette kalın (yazı): Celî hatt ile yazılmış (bu ikinci mânâ Arapça’dan olmayıp, birincisinden alınmıştır. Parlak ve aydınlık mânâsiyle dilimizde kullanılmaz).

Türkçe Sözlük

(Arapça «celâl» fiilinden). Celîl ve aziz olsun mânâsiyle şu dua tâbirlerinde kullanılır: Celle celâli, celle şâne (Tanrı hakkında).

Türkçe Sözlük

(CEM’) (i. A.) (c. cumö, ecma’). 1. Toplama, biriktirme, devşirme, birikme: Birçok kitaplar cem’etmiş; sarfetmeyerek bir hayli para cemetti. 2. Birden fazla şeyi toplama: Kılıç ile kalemi cem’ etmiş; o adam dünyevî ve uhrevî faziletleri cem’etmiştir. 3. Arapça’da ikiden, Türkçe ve Farsça ile tesniyesi olmayan sair dillerde birden fazla şahsa delâlet eden kelime (isim, sıfat, kinaye, fiil): Adamlar, geldiler, biz, merdân, ricâl kelimeleri cemîdir (bu mânâ ile c. cumû dahi kullanılır). Cem’-i müzekker, cem’-i müertnes, cem’-i sâiim = «On» ve «İn» ilâvesiyle teşkil olunan Arapça çokluk ki, başlıca sıfatlara mahsustur: Müslimîn, mü’minîn, Alimîn gibi. Cem’i-mükesser = Müfret sigasının değişmesiyle teşekkül eden Arapça çokluk: Kütüb, ricâl gibi. Cem’-ül cemi = Zaten cemî olan bir siganın cem’i: Masârifât gibi ki «masraf» ın cem’i olan «masârif» in cem’idir. İsm-i cemî = Arapça’da müfret olduğu halde cemî mânâsını ifade eden isim ki «he» ilâvesiyle müfredi teşkil olunmaz, zira o vakit cins ismi denilir. Cem’-i kıllet = Dokuzdan aşağıya mahsus olan Arapça çokluk. Cem’-i kesret = Dokuzdan fazlaya mahsus olan Arapça çokluk. 4. (matematik). Hesapta dört işlemin birincisi ki birkaç sayının toplanıp bir sayı teşkil etmesinden ibarettir.

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Kırık cemi, kırık çokluk. Arapça’da c. yapılacağı zaman müfredinln şekli bozularak yapılan cemi: İlm, ulûm gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Tekliğinin şekli bozulmadan yapılan Arapça çokluk. İki türlüdür: Cem’-i müzekker, cem’-i müennes.

Türkçe Sözlük

(e.) (çevre kelimesiyle beraber ki. anılır). Çepeçevre veya çepçevre: Etrafında, Ar. dâiren-mâdâr.

Türkçe Sözlük

(i.). Çepeçevre, (bk.) Çepçevre.

Türkçe Sözlük

(CERR) (i. A.). 1. Çekme, sürükleme: Arabayı beygir, sapanı öküz cer eder. 2. Kendine doğru çekme: Cerr-i menfaat (menfaat çekme). 3. Eskiden medrese talebesinin üç aylarda vaaza çıkarak nafakalarını toplamaları: Cerre çıkmak (bu mânâ Arapça’da olmayıp ikinci mânâdan alınmıştır). 4. Arapça gramerde ismin dört hâlinden biri ki, alâmeti herekeli irabda «y» dir. (KÜfî ekolünde «hafez» denilir. Cer-i icap eden amile «câr» ve kabûl eden mâmu’le «mecrûr» derler). Hurûf-ı cer = (Arapça gramerde) dahil oldukları ismi mecrûr eden harfler ki bâ, men, ilâ, alâ, li, kef, an vesairedir. (Hurûf-ı ilsak da denilir). Cerr-i eşkal = Matematikte ağırlıklardan bahseden bir bilgi dalı («Fenn-i mihanikî» dahi denilir).

Türkçe Sözlük

(CERAHAT) (i.), irin mânâsiyle dilimizde çok kullanılırsa da, Arapça olmayıp, cerâd kelimesinden galattır. Cerahat bağlamak = İrin tutmak, irinlenmek, işlemeye başlamak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bu kelime Arapça’da hilekârlık, kurnazlık gibi aşağılayıcı bir mânâ ile kullanıldığı halde, dilimizde beceriklilik ve konuşma kabiliyeti gibi övücü bir suretle geçiyor: O adamın çok ilmi yoksa da cerbezesi kuvvetiyle her işte muvaffak olur.

Türkçe Sözlük

(i.). Yara jnânâsiyle dilimizde kullanılıp, mecrûh (yaralı) mânâsiyle cerîhadâr dahi deniliyorsa da Arapça’da yaraya «cerh» ve «karha» denilip, «ceriha» kelimesi yoktur.

Türkçe Sözlük

(CESED) (I. A.) (c. ecsâd). insan veya hayvan bedeni, gövcte, ten. (Arapça’da cisim mânâsına de gelir).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cevâhir) (F. güher’den Arapça’laşmış). T. Kendi nefsiyle kaim olan şey, zât, araz karşılığı. 2. Tıynet, cibiliyyet, aslî: Cevherinde kabiliyet olursa terbiyesi kolay olur. 3. Hassa, tabiî istidat, soydan gelen değer: Bu atta cevher vardır. 4. Elmas vesaire gibi kıymetli taş. 5. Kılıcın namlusundaki meneviş ve hâreli dalgalar. 6. Ebced hesabında noktalı harf. Cevher-i Ferd = Bir cismi terkip eden, ayrılmaz küçük parçacıklardan her biri.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Döndürmek: Kebabı çevirmeli. Su, değirmeni; buhar, vapur çarkını çevirir. 2. Alt üst etmek, öbür yüzünü üste getirmek: Yaprağı çevir. 3, Etrafını almak, kuşatmak, çepçevre dolaştırmak: Bağa duvar çevirmeli. 4. Geri döndürmek, iade etmek: Kendisini yarı yoldan çevirdiler. 5. Bozmak, başka hale koymak, değiştirmek: Lâkırdısını çevirdi. 6. Geri almak, nakzetmek, bozmak: Mukaveleyi çevirdi. Ayakkabıyı çevirmek = Gitmeye davet etmek, nezaketle kovmak. Çehreyi çevirmek = Yüz ekşitmek. Geri çevirmek = iade etmek, kabûl etmemek. Yüz çevirmek = İltifat etmemek, vazgeçmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Döndürtmek, biri vasıtasıyle çevirmek ve döndürmek: Şiş kebabını devamlı çevirtmek lâzımdır. 2. Öbür yüzü görünecek surette alt üst ettirmek: O sayfayı çevirt. 3. Etrafını kuşattırmak, çepçevre kuşattırmak: Bağa duvar çevirtmeli. 4. Bir vasıtayla geri döndürmek; iade ettirmek: Uşağını gönderip kendisini yarı yoldan çevirtti.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Etraf, civar, kenarlar. 2. Etrafı kıvrılıp oya ve nakış ile süslenmiş tülbentten yemeni: Sırmalı çevre. Çepeçevre: Fırdolayı, çepçevre.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Döndürülmek, devrettirilmek: Kebap, ateşin karşısında çevrilmekle pişer. 2. Alt üst olmak, öbür yüzü göz önüne getirilmek: O sayfa çevrilince öbür bahse geçilir. 3. Kuşatılmak, çepçevre sarılmak: Bu bağa duvar çevrilmelidir. 4. Geri döndürülmek, iade edilmek: Yarı V°Wan çevrildi. 5. Bozulmak, çürütülmek, geri alınmak: Verilen söz çevrilmez.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da hem iyi ve hem kötü karşılık mânâsına gelip mükâfat yerine de kullanılırsa da, dilimize yalnız kötülüğe karşılıktır). 1. Cürüm, kabahat ve cinayet sahibine gerek dünyada ve gerek Ahirette verilen karşılık. Ar. ukûbet, azap. Ceza vermek = Müstahak olanın cezasını tertip ve icra etmek. Allah cezasını versin = Beddua, cezasını bulmak, cezaya uğramak, ceza çekmek, ceza. Ceza kanunu = Ceza derecelerini tayin eden kanun. Ceza mahkemesi = Cezayı gerektiren suçlara bakan mahkeme. Cezâ-i nakdî, nakdi ceza, para cezası = Bir kabahate karşı sahibinin vermeye kanunen mecbur olduğu para. Rûz-ı cezi = Kıyamet günü, mahşer günü. 2. Biri diğerine bağlı olan iki cümleden meydana gelen sözün ikincisi ki «cevap» da denilip diğeri «şart» tır. «Haber verirseniz gelirim» cümlesinde «gelirim» kelimesi ceza ve «haber verirseniz» şarttır.

Ülke

Başkent: Cezayir.

Nüfus: 27.895.000.

Yüzölçümü: 919.595 km2.

Komşuları: Batıda Fas, Güneyde Moritanya, Mali ve Nijerya; Doğuda Libya ve Tunus.

Önemli Şehirleri: Cezayir, Wahran, Qacentina.

Din: %99 Sunni Müslüman.

Dil: Arapça ve Berberi Fransızcası.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Ulusal Kurtuluş Cephesi, İslami Kurtuluş Cephesi, Sosyalist Güçler Cephesi, Cezayir’de Demokrasi Hareketi.

Tarih: Ülkenin bilinen ilk yerlileri, Berberilerin, Romalıların, Vandalların ve son olarak da Arapların atalarıdır. 1518’den Fransa’nın yönetimi devraldığını 1830 yılına kadar, ülkeyi Türkler yönetti. Geniş ölçekli Avrupa göçleri ve Fransızların kendi kültürlerini yerleştirmeye çalışmaları, Arap milliyetçiliğinin bir gerilla savaşına atılmasını önleyemedi. Barış ve Fransızların geri çekilmeleri Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ile müzakere edildi. Bağımsızlık 5 Haziran 1962’de geldi. 1965’te askeri bir darbe olup da Albay Hovari Boumedienne liderliğe gelinceye kadar, bu iç savaşın galibi ve ülkeyi yöneten Ahmet Ben Beila idi. 1967’de Cezayir İsrail’e savaş ilan etti. ABD ile bağlarını kopardı ve SSCB ile askeri siyasi bağlar kurdu. 1988’deekonomik sıkıntıları protesto eden ayaklanmalarda 500 kişi öldü. 1989’da ise seçmenler, çok partili sisteme geçişi düzenleyen yeni bir anayasayı onayladılar. Hükümet islam kökten dincilerinin kazanacağı tahmin edilen 1992 Ocak seçimlerini iptal etti ve cezayiri 10.000 camisinde yürütülen tüm din dışı faaliyetleri yasakladı. 29 Haziran 1992’de devlet başkanı Muhammed Boudiaf uğradığı suikast sonucu öldü. Gruplar arası çatışmalar halen devam etmektedir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cezâir). Her tarafı su ile çevrilmiş kara, ada: Rodos, Sakız ceziresi. Cezâir-i Bahr-i Sefîd = Akdeniz Adaları, yani Rodos, Sakız, Midilli vs. Cezâir-i HAlidât = Kanarya adaları. Dicle ile Fırat mecraları aralarındaki ülke: Mezopotamya. Şibh-cezîre, nîm cezîre = Yalnız bir tarafı karaya bağlı bulunan ada, yarımada: Balkan şibh-cezîresi, Mora şibhcezîresi. Cezîret-ül-Arab = Arabistan yarımadası. (Arapça’da şibh-cezîreye de ekseriya cezîre derler).

Ülke

Başkent: Cibuti.

Nüfus: 413.000.

Yüzölçümü: 23.200 km2.

Komşuları: Batıda ve Kuzeybatıda Etyopya, Kuzeybatıda Eritre, Güneyde Somali.

Önemli Şehirleri: Cibuti.

Din: %94 Müslüman, %6 Hıristiyan.

Dil: Fransızca, Arapça (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Fransa, 1862-1900 yılları arasında bu toprakların yönetimini aşama aşama ele geçirdi. Etyopya ve Somali bölge üzerindeki iddialarından vazgeçmekle birlikte birbirlerini bölgenin kontrolünü ele geçirmeye çalışmakla suçlamışlardır. 1976’da Afar (Etiyopya asıllı bir grup) ile İssa (Somali asıllılar) arasında çatışmalar oldu. 27 Haziran 1977’de kazanılan bağımsızlığa kadar bölgeye iki ülkeden göçler devam etti.

Çad (Chad).

Başkent: N›Djamena.

Nüfus: 5.467.000.

Yüzölçümü: 1.284.000 km2.

Komşuları: Kuzeyde Libya; Batıda Nijer, Nijerya, Kamerun; Güneyde Orta Afrika Cumhuriyeti; Doğuda Sudan.

Önemli Şehirleri: N›Djamena.

Din: %44 Hıristiyan, %33 Geleneksel İnançlar.

Dil: Fransızca ve Arapça (Resmi Dil) 100 kadar çeşitli diller.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Çad, Sahra Çölü oluşmadan önceki dönemlerde paleolitik ve neolitik kültürlerin yaşandığı yerdi. Fransa›nın 1900›lerde kontrolü ele geçirmesine kadar, bir dizi krallık ve Arap köle tacirleri Çad›a egemen oldu. Ülke 11 Ağustos 1960›ta bağımsız oldu. Bir çok ateşkes ve barış andlaşması yapılmasına rağmen, 1966›dan beri kuzey Müslümanları güneydeki Hristiyan hükümete ve Fransız birliklerine karşı savaşmaktadır. Libya yanlısı Çad hükümetinin isteği üzerine Aralık 1980›de Libya askeri birlikleri ülkeye girdi. Birlikler Kasım 1981›de geri çekildi. Hissene Habre liderliğindeki isyancı güçler, Haziran 1982›de başkenti ele geçirerek başkan Goukouni Oueddei›ye ülkeden kaçmak zorunda bıraktılar.

Fransa, 1983›te başkan Habre›ye Libya destekli isyancılarla mücadelesinde yardım etmeleri amacıyla 3000 asker gönderdi. Eylül 1984›te Fransa ve Libya birlikleri Çad›dan eş zamanlı olarak geri çekilmesinde anlaştılar, ancak Libya güçleri Çad güçlerinin onları son büyük kalelerinden de attığı Mart 1987 tarihine kadar kuzeyde kaldılar.

Aralık 1990›da, Habre Libya destekli bir isyancı grup olan Yurtsever Kurtuluş Hareketi tarafından devrildi.

3 Şubat 1994›te Uluslararası Adalet Divanı Libya›nın kendi sınırlarındaki mineral zengini Aazou Şeridi üzerindeki ülkesel hak iddiasını reddetti. Libya birlikleri Mayıs sonunda geri çekildi.

Çek Cumhuriyeti (Czech Republic).

Başkent: Prag.

Nüfus: 10.480.000.

Komşuları: Kuzey›de Polonya, Kuzey ve Batıda Almanya, Güneyde Avusturya, Doğuda ve Güneydoğuda Slovakya.

Önemli Şehirleri: Prag, Brno, Ostrava.

Din: %39.8 Ateist, %39.2 Katolik, %4.6 Protestan.

Dil: Çekçe.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 9. yy›da Büyük Morovya İmparatorluğunun parçası olan Bohemya ve Morovya daha sonra Kutsal Roma İmparatorluğunun parçası oldu. Bohemya krallarının yönetiminde, 14. yy.da Prag Orta Avrupa›nın kültür merkezi olmuştur. Bohemya ave Macaristan daha sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun idaresine geçti.

19

Türkçe Sözlük

(i.) (eski Türkçe). Babanın kızkardeşi, hala (diriltilmesi faydalıdır. Zira «hala» kelimesi hem Türkçe değildir, hem de Arapça’da bizim kullandığımız mânâya gelmeyip, teyze demektir).

Türkçe Sözlük

(i. Farsça «cühûd» dan, o da Arapça «yahûdî» den kl, Yahûda bin YAkub’a nisbetledir). Yahudi.

Türkçe Sözlük

(i. A. aslı: Cefr). Rakamlar ve rumuzlarla ifade olunan ve güya gaipten haber veren ilim. Hazret-i Ali’ye isnat olunur (Fransızca’dan aldığımız «şifre» kelimesi bu Arapça kelimeden gelir) (Türkçe’ de telaffuzu daha çok: Cifir).

Türkçe Sözlük

(i.). Arapça’da ınnâb (ve galatı hınnâb) denen maruf kızılcığa benzer ve kabuğu sert bir cins meyve. Büyük ve pek kırmızı olan, bostanlarda yetişen cinsine de «çılan» derler.

Türkçe Sözlük

(CİLD) (i A.). 1. Deri. 2. Meşin. 3. Kitap kabı: Bu kitabın cildi eski. 4. (Masdar olarak): Kitabın dikilip kap geçirilmesi: Bu kitabı ciltletmeli. 5. Bir büyük kitabın bölündüğü kısımların her biri, mücellet: Beş ciltten mürekkep bir kitap: Tefsîr-i Kebîr’in dördüncü cildi. (Son üç mânâsı Arapça’da olmayıp, Türkçe’ye mahsustur. Dördüncüsü yerine Arapça’da «teclîd» denir).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dilberce hareket, naz: Cilve tabiî olduğu vakit ne kadar tatlı ise yapmacık olduğu vakit de o kadar soğuk ve tatsız olur. 2. Güzel bir surette ortaya çıkmak: Şöyle bir hâl-i cilve-nümâ oldu. 3. Tecelli: Cilv»-i rabbâniyye = Tanrı’nın tecellisi (Arapça’da gelinin damada ilk görünmesi ve damadın geline yüz görümlüğü vermesi mânâlarıyle kullanılıp, her ne kadar münasebet açıksa da, dilimizdeki kullanılış yeri büsbütün başkadır).

Türkçe Sözlük

(CİM) (i. A.). Ce harfinin Arapça adı. (bk.) Ce.

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Asya kıt’asının doğu kısmını teşkil eden büyük bir ülke ki, nüfusu 750 milyonu bulmuştur. Çin’ den başka Moğolistan, Tibet, Mançurya, Doğu Türkistan dahi çok defa bu ismin mânâsına girer. Arapça’sı «Sİn»dir. Çîn-i Mâçîn tâbirindeki Mâçîn, «Mançurya» dan galat olsa gerektir.

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça: çenâr). Gayet büyük ve uzun dallı, verimli ve ömrü uzun bir ağaçtır. Arapça’da delb denir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yara. (Arapça’ da taze bıçak yarası gibi cerahatslz olan yaraya mahsus olup, cerahatlisine «karha» derler). 2. Cerrahlık ilmi, fenn-i cerrâht. (Her iki mânâ ile dilimizde pek kullanılmamıştır).

Türkçe Sözlük

(i.). Kûy ve çevgân, bir çeşit polo oyunu, vaktiyle atla ve ucu delmez mızraklarla oynanılan oyun: Cirit oynamak. Fareler cirit oynuyor = Bu muzır hayvanın çokluğunu anlatıl’ (asıl Arapça’da yapraksız hurma ağacı demek olup, anlaşıldığına göre bu oyun önceleri öyle dallarla oynanılırmış).

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça lûgatlarda bulunmayıp bunun yerine «cevdet» kullanıldığından uydurma olsa gerektir), iyilik, güzellik, temizlik: Ciyâdet-i havâ = Havanın iyiliği.

Türkçe Sözlük

—Cl (e.) (katıldığı kelimenin ince veya kalın heceli olmasına göre i harfi ince veya kalın okunur). İsimlere ve asıl fiile eklenip yapan ve satan mânâsını ifade eder: Avcı = Av avlayan. Balıkçı = Balık tutan. Ekmekçi = Ekmek yapan ve satan. Satıcı = Sokakta öte beri gezdirip satan adam. Bileyici = Bıçak vesaire bileyen adam. (Her fiil köküne «ci» edatı ilâve olunamayacağından, meselâ «olmak» ten «olucu» demek ve her Arapça ism-i fâili bu edatla tercüme etmek imkânsızdır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). mengene, kıskaç, kenet; kelepçe, krampon; (f). mengene ile sıkıştırmak, kasmak, germek, bastırmak, tespit etmek. clamp coupling kenetli kavrama, sıkma, kavrama. clamp screw sıkma vidası. clamp down on daha titiz olmak; menetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). toka, kopça; kucaklama, kavrama, sıkma; (f). toka veya kopça ile tutturmak; toka koymak; kavramak, sıkıca tutmak. clasp knife büyük çakı, sustalı bıçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). mesnet takozu, kama, kelepçe; (den). koç boynuzu; (f). takoz vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sahil, deniz kıyısı; kayak yapmak için uygun yokuş. coast artillery (ask). sahil topçusu. Coast Guard sahil muhafızı. coastline (i). kıyı boyu. coastwise (s)., (z). kıyıdan, kıyı boyunca.off the coast of sahillerine yakın. The coast is clear. Kimse y

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilhassa dini kitap satışına mahsus gezici kitapçılık. colporteur (i). seyyar kitap satıcısı; özellikle dinsel kitaplar satan veya dağıtan kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). Balıkçılıkta kullanılan ağ kepçe.

Türkçe Sözlük

(i.). Ağaç kepçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim. yarım kubbe; (anat). boynuzcuk, konka (burun boşluğunda); kulak kepçesinin çukuru.

Türkçe Sözlük

(i). 1. Saman, ot vs. parçacığı: Gözüme bir çöp kaçtı. 2. Değnek, tahta vs. parçası: Bir çöple karıştırmalı. 3. Süprüntü: Dökülecek çöp var mı? Çöp atlamaz = Teferruata düşkün, meraklı. Üzüm çöpü = Üzüm salkımının taneleri yendikten sonra kalan sapı. Çöpçatan = Mukadder, kısmet veren. Çörçöp = Öte beri, süprüntülük şeyler. Söndürme çöpü = Bir nevi çocuk oyunu. mec. Bir işi başından atmak, ehemmiyet vermemek. Nane çöpü = Pek zayıf adam.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bağlanmış bir şeyin bağını bozdurup açtırmak. Osm. hal ve fasi ettirmek: Düğümü, paketi, yükü çözdür. 2. iliklenmiş esvabı açtırmak, düğmesini iliğinden veya kopçasının, erkeğini dişisinden çıkartmak: Şu çocuğun yeleğini, potinini çözdürün.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Düğüm, bağ vesaireyi açmak, ayırmak: Şu düğümü çözemedim, daha denkleri çözmedik. 2. Elbisenin düğme ve kopçasını çıkarıp açmak: Göğsünüzü çözün. 3. Örülmüş bir şeyi tel tel edip açmak, sökmek: Çorabı, saçı çözmek. 4. Bez iplik ve tellerini yumak ve kalemlerden çıkarıp çengellere takmak: Bez çözmek. 5. (hayvan cenînini) Düşürmek, iskat etmek. Payandayı çözmek = Duramamak, kalkıp gitmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Düğüm ve bağı açılmış hallolunmuş: Çözük ipler, denkler, bohçalar. 2. Düğme ve kopçası açılmış, iliklenmemiş: Pantolonu çözük idi. 3. Erimeye başlamış, gevşemiş, yumuşamış: Çözük buzlar.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Düğüm ve bağ açılmak: Bu düğüm çözülemiyor, yükler çözüldü mü? 2. iliklenmiş veya kopçaianmış bir elbise açılmak: Ne kadar sıcak olsa göğüs çözülmek Adet değildir, bu tozluk çözülmedikçe çıkmaz. 3. Erimeye başlayıp yumuşamak ve gevşemek: Buzlar çözüldü. 4. Müşkül bir mesele hal ve faslolunmak. 5. Bozulmak, dağılmak: Düşman askeri çözüldü; mukavemetçiler çözülmeye başladı.

Türkçe Sözlük

(i. A. F. gül = malûm çiçek, F. Ab = su) («gülâb» dan Arapça’laşmış). 1. Gül-suyu. 2. (tıp). Müshil gibi kullanılan bir şurup. (Fr. julep bundan gelir).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cümel). t. MecmO, top, birikmiş miktar, miktar veya toplu meblâğ. 2. Bütün, hep, cemî: Cümle dostlar geldi; cümlemiz orada idik. 3. Mânâ ifade edecek kadar kelimeden mürekkep söz ki, dilimizde bir fiil ile bir veya birkaç isimden mürekkep olur. Arapça’da «cümle-i ismiyye (isim cümlesi)» ve «cümle-i fiiliyye (fiil cümlesi)» olarak ikiye ayrılır. Birincisi «mübtedâ» ve «haber» namlarıyle iki isimden mürekkeptir: Cümle-i ibtidâiyye, cümle-i şartıyye, cümle-l mOterize vesaire. 4. (astronomi). Güneş İle etrafındaki seyyarelerden ve onların peyklerinden mürekkep takım ve hey’et, güneş sistemi: Cümle-i şems. Cümle-i kevkebiyye = On iki burç gibi bir şekil ve suret gösteren sabit yıldızlar topluluğu ki her biri bir hayvan veya maddeye benzetilerek onun ismiyle adlandırılır. Bilcümle, hep, bütün, tekmil. Fil-cümle = Elhâsıl, hülâsa-i kelâm. Ezcümle, ez’an-cümle = Cümleden biri. Cümei-i hikemiyye = Vaiz, nasihat ve hakikata ait hakimâne sözler, atasözleri.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça «günâh» dan Arapça’laşmış olan «cenah» tan türemiş halk kelimesi; Araplar’ca cenha olarak kullanılır) (hukuk). Cezayı icap ettiren fiil.

Türkçe Sözlük

(i.). Türkçe dağ kelimesi Arapça gibi sıfatlandırılmada da çok kullanılmıştır: Dağlı, dağa mensup. Türk musikisinde de bir deyimdir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. duhât). Harikulâde zihin, zekâ ve anlayış sahibi: Ibni Sinâ bir dâhî, bir dâhiye idi; Muâviye Araplar’ın dâhîyelerinden idi (Fransızlar’ın «génie» kelimesiyle ifade ettikleri mânâ için bu kelime zarûrîdir. Masdar olan «dehâ» kelimesinin sıfat olarak bu mânâ ile kullanılması hatadır. Ganî vezninde dahî ise Arapça’da bu mânâ ile kullanılıyorsa da, dilimizde yerleşmemiştir. Bununla beraber bugün dehâ kelimesi galat olarak dilimize tamamen yerleşmiştir).

Türkçe Sözlük

(DAİMİ) («dâim’den imen. olmak üzere uydurma bir kelime olup Arapça değildir). 1. Daim, devam üzere bulunan, bâkî, sürekli: Bu sıcak dâimî değildir, geçicidir. Benim hastalığım dâimidir. 2. Devam ve mülâzemet eden, eksik olmayan: O, daimî misafirlerdendir, bu rüzgâr burada dâimîdir.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça «d» harfinin, ismidir). Noktasız olduğu için «dâl-ı mühmele» dahi denilir, mec. dal harfi gibi kanbur ve iki kat olan: Boyu dal olmuş.

Türkçe Sözlük

(f. A.) (devâm’dan geçmiş zamanın üçüncü müfredi olup bazı Arapça tâbirlerde bulunur. Müennesinde dâmet daha kullanılır). Dâim ve baki olsun: Dâme miilke = Mülkü dâim olsun. Dlmet saâdet = Saadeti devam etsin! Midâm = DAim ve bakî oldukça, bulundukça.

Türkçe Sözlük

—DAN (e. F.). Arapça ve Farsça isimlere eklenip zarf hâline getirir: Nemek-dln = Tuz kutusu, tuzluk. Cüz-dln = Cüz ve kâğıt koymaya mahsus kese. Fâhiş galat olarak Türkçe kelimelere de eklenip, çok defa aynı mânâda olan «lık» Türkçe edetı da eklenir: Iğnedanlık, çaydanlık, buhurdanlık gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da müennestir. Birçok cem’i varsa da dilimizde hiç biri bu mânâlarla kullanılmaz). 1. Evin büyüğü, birkaç daireyi içine alan mesken, konak. 2. Mahal, mekân, makam, yer: Dâr-ı dünyâ, dâr-ı Ah ı ret. Dâr-ül-istihzârât = Kimya işleri yapılan yer (Fr. laboratoire). Dâr-ül-amân = Emniyet yeri. Dâr-ül-beka = Ahıret. Dâr-ül-harb = Savaş yeri. İslâm hukukunda bir İslâm devletinin hükmünde olmayan yerler. Dâr-ül-hilâfe = Hilâfet merkezi olan şehir, 1924’e kadar İstanbul. Dâr-üs-saâde-i şerife ağası = Osmanlı sarayında haremin en büyük Amiri olan büyük görevli. Dâr-ül-islâm = 1. Cennet. 2. Vaktiyle Bağdad şehri. Dâr-üs-saltanat = Taht merkezi. Dârüşşafaka = Yetim çocukların okutulmasına, tahsil talim ve terbiyesine mahsus müessese. Dâr-ı şûrây-ı askerî = Askerî şûrâ, askerî meclis. Dâr-ül-fenâ = Dünya. Dâr-ülfünûn = Üniversite. Dâr-ülmuallimîn, dâr-ülmuallimât = Erkek ve kız öğretmen yetiştirmeye mahsus mektep. Dâr-ül-mülk = Başkent. Dâr-ülvelâde = Gebe fakir kadınları doğurtmaya mahsus hastahane, doğumevi. Dâreyn = mec. iki ev (dünya ve Ahıret).

Türkçe Sözlük

(DAVET) (i. A.) (c.dâvât).l. Getirme, çekme, celb, cezb, bir şeyin olmasına sebebiyet verme: Perhiz etmemekle hastalığı davet ettiniz. 2. Çağırma, celp, bir yerde bulunmayı teklif etme: Kendisini mahkemeye davet ettiler: İslâm dinine davet etti, kendisini düelloya davet ettiler. 3. Ziyafete çağırma, ikram ve saygı olarak yemeğe gelmesini teklif etme: Filân zat bizi davet etti, filân ziyafete sizi de davet ettiler mi? 4. Saygı ve ikram maksadıyle verilen yemek, ziyafet: Mükemmel bir davet verdi, filânın davetinde bulundunuz mu? Bu akşam davet vardır. 5. Dua, yakarış, niyaz: Dâvât-ı hayriyyeleriyle meşgulüm. Müstecâb-Ud-dâve = Duası Tanrı tarafından yerine getirilen (bu mânâda yalnız çokluk hâli ve Arapça’deki dâve şekli kullanılır).

Türkçe Sözlük

(DAVETIYYE) (i. A.) (Arapça kaideye aykırı olarak yapılmış yanlış ve kelimedir). 1. Davet eden hizmetçiye verilen bahşiş. 2. Birini mahkemeye celp için yazılan resmî yazı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. duyûf). Konuk, misafir, mihmân (Dilimizde az kullanılır. Arapça’da tam konuk mânâsını ifade eden bu isimdir. Misafir ise Arapça’da yolcu ve seyyah demektir).

Türkçe Sözlük

(TAS) (i.) (belki Arapça tas’dan). Baş tepesinin saçsız olması, saçın dökülmesi (dâ-üs-saleb ile tercümesi büyük hatadır, zira dâ-üs-saleb saçkıran denilen hastalıktır, daz ise tabiî bir haldir), (bk.) Tas.

Teknolojik Terim

Cihaz Veri Kanalı -PC’nizden monitör ayarlarını kontrol eder

Türkçe - İngilizce Sözlük

Death PC Paid in full through consolidation loan. flection - The amount of deformation or bending in a pallet or pallet component under load.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. dehâlîz) (Farsça’dan Arapça’laşmıştır). 1. Sokak kapısı ile merdiven arasındaki aralık. Fr. vestibule. 2. (anatomi) Kulağın içinde bulunan oyuk.

Türkçe Sözlük

(i. A. F„ Arapça: dehşet, Fars.: engîhten = koparmak). Korkup ürkmeyi mucib, ürküten, korkunç: Dehşetengiz bir uçurum.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Demek, söylemek, ağızdan bir söz çıkarmak: Ne dedi? Yarın gel dedi. Ben bir şey demedim. Sizin dediğinizi anladık. 2. İsim vermek, ad takmak, isimlendirmek: Buna ne derler? Siz buna ne dersiniz? Arapça’da ata ne derler? Himalaya dedikleri sıradağlar. 3. Nakil ve rivayet etmek: Oyle derler. Akşam geldi diyorlar. 4. Mânâ vermek, bir mânâya gelmek: Bu söz ne demek? Farsça’da esb at demektir. Demek oluyor ki = Yani, bundan şu anlaşılıyor ki: Demek oluyor ki siz derse devam etmeyeceksiniz. Ne demek? Ne demek olsun? = O nasıl lakırdı? Oyle şey mi olur? Yok demek = Reddetmek, kabûl etmemek. Derken = O sırada... diye düşünürken: Evden çıkalım derken misafir bastırdı. Yarın gelecek derken bir hafta gecikti.

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkçe demir kelimesinden Arapça nisbet yâ’sı “katılarak yapılmış galat bir kelimedir). Demir rengine çalar kır at: Demirî bir çift at, demiri kır.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça der = zarf edatı, Arapça akab = Alt taraf, arka). Arkası sıra: Der-akab kendisi geldi.

Türkçe Sözlük

(DERBEND) (i. F.) (der = kapı, benden = bağlamak, kapamak). (Arapça sanılarak «derbendât» suretinde galat cem’i de kullanılır). Dar geçit, boğaz: Sınırdaki boğazlar: Derbendât muhafızı.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça der = zarf edatı, Arapça hâl = zaman). An? olarak, ansızın, hemen, vakit kaybetmeksizin: Bunu işitince derhal kalkıp gitti.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kapı demek olan «der» ismi Farsça olduğu halde Arapça sayılarak müennesi «deriyye» yapılmıştır). Eski edebî Farsça: Fârisî-i derî, Fârisiyye-i deriyye.

Türkçe Sözlük

(i. A.)” (e. düvel). 1. Baht, talih, saadet: Devlet ve ikbal İle. 2. Makam ve nimet, servet ve varlık: Devlete nâil olmak. 3. Müstakil olarak idare edilen hükümet ve ülkesi: Türkiye, Avusturya, Fransa devleti. 4. Saltanat süren sülâle, hükümdarlık eden hânedan: Devlet-i Selçukıyye, Devlet-i Abbâsiyye. Ne devlet = Ne saadet, ne bahtiyarlık (Arapça tâbirlerde «devle» şeklinde kullanılır: Sâhib-üd-devle = Devlet sahibi).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnkılâpçı. 2. İhtilâlci, sosyalist ihtilâlci.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça’dan Arapça’laşmış). Dallı, çiçekli bir cins ipekli kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalıpçı, sikke kalıbı oyan sanatkâr.

Teknolojik Terim

Kablosuz ve kullanımı kolay Digital Media Port (veya DM Port), PC’nizi, VAIO dizüstü bilgisayarınızı, MP3 çalarınızı ve diğer Bluetooth® etkin aygıtlarınızı BRAVIA TV’ye veya Sony ürünü ev sinema sistemine bağlar. TV’niz üzerinden en sevdiğiniz parçaları dinleyin veya bir dijital radyo istasyonuna ayarlayın ve salonu süper bir ses kalitesiyle doldurun. ATRAC, WMA, MP3 ve AAC dahil olmak üzere başlıca müzik dosyası biçimlerinin tümüyle uyumludur.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Köylü, çiftçi. 2. Köy muhtarı (Arapça’ya da geçmiştir ve «dehâkîn» suretinde Arapça çokluğu da vardır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two parallel rows of connection holes on a PCB Also, the type of connector used with this array.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ped veya dipt, ping) batırmak, daldırmak, banmak; ıslatmak; kepçe gibi bir şeyle çıkarmak; bayrak gibi bir şeyi indirip kaldırmak; (den). selam maksadıyla sancağı yarı mayna ve hisa etmek; antiseptik suya batırmak (bir hayvanı); dalmak, batmak; (

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dalma, batma; meyil, inhitat; çukur; daldırma mum, içine herhangi bir şey daldırılacak sıvı, banyo; argo yankesici. dip net uzun saplı balık ağı, kepçe. dip stick daldırma çubuk ölçek. magnetic dip mıknatısın aşağı eğilmesi.

Türkçe Sözlük

(i.). Tüfeğin mekanizmadan aşağı olan dibini teşkil eden ağaç ki, en kalın kısmıdır: Tüfeğin dipçik tarafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maşrapa, kepçe; dalıcı kuş. Great Dipper, Big Dipper (astr). Büyükayı. Little Dipper (astr). Küçükayı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. dürû) (Arapça’da müennes olup müzekkeri kadın gömleği demektir). Deri veya telden zırh, cübbe.

Türkçe Sözlük

DIRAĞMAN (i.) (Arapça «tercüman» dan çıkma, Fransızca dragoman’dan). Tercüman, dil uşağı. Eskiden Avrupa’nın Türkiye’deki elçiliklerinin tercümanları. (bk.) Drogman.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (gerek bunun ve gerek Arapçaiaşmış olan «dirhem» in Yunanca’dan olduğu bazı dilciler tarafından ileri sürülmüşse de, Yunanlılar, kelimenin Farsça «direm»den geldiğini kabul eder. Zaten eski Yunan’da daha çok Iran parası kullanıldığından, bunun aslı Farsça’dır). 1. Dört, beş kuruş kıymetinde ve frank’a karşılık eski bir gümüş para. 2. Akça, Ar. nukud. Direm haride = Para ile alınmış, satın alınmış.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arapça’da elbise demek olduğu halde Osmanlıca’da yalnız Farsça kaidesi ile yapılan sıfat terkiplerinde bolluk mânâsında kullanılırdı: Asâr-ı merhamet-disâr = Merhametle dolu eserler.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanlar ve hayvanlarda erkeğin mukabili: Dişi kedi, dişi hindi. 2. Birbiri içine giren Aletlerin diğerini içine alan deliklisi: Dişi kopça, dişi anahtar. 3. Yumuşak, mülâyim: Dişi demir, dişi söz.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. devâvîn) (Farsçadan Arapça’laşmış). 1. Büyük meclis, yüksek meclis: Dİvan kurulmak. 2. Eskiden muhakeme için kurulan yüksek meclis: Dİvân-ı Hümâyûn = Osmanlı İmparatorluğu zamanında bugünkü bakanlar kurulunun (kabine) karşılığı olan teşkilât. Amedî-i Dİvân-ı Hümâyûn = Vaktiyle bu meclisin başkâtibi. Tercüman-ı Dİvân-ı Hümâyûn = Eskiden padişahın huzurunda tercümanlık eden şahıs. 3. Eskiden bir şâirin şiirlerini kafiyelerine göre, harf sırası tertibiyle toplayan şiir mecmuası: Bâkî dîvânı, Nâbî dîvânı. Devâvîn-i şuarâ = Şair divanları. Dîvân efendisi = Vaktiyle vezirlerin resmî ve hususî başkâtipleri ki, yazışmaları idare ederlerdi. Dîvân-ı temyiz = Eskiden her vilâyet merkezinde bulunan temyiz mahkemesine verilen isimdi: Dİvân-ı harp = Askerleri muhakeme etmek üzere kurulmuş fevkalâde askerî mahkeme: Dİvân-ı harb-i örfî = Örfî idare altındaki memlekette siyasî işlerden, asayiş ve inzibatla alâkalı işlerden sanık olanları muhakeme etmek üzere kurulmuş askerî mahkeme. Dîvân durmak = Verilecek emirleri almak üzere ayakta ellerini kavuşturup durmak. Ayak dîvânı = Fevkalâde hallerde acele olarak kurulan meclis.

Teknolojik Terim

Tüm özelliklere sahip PC’nin taşınabilir bir sürümü. Masaüstü bilgisayarlar ve sunucuların aksine, ekran, klavye ve giriş cihazı (fare, touch pad ya da benzeri), bir arada bulunmaktadır. Şarj edilebilir piller sayesinde her yerde çalışma olanağı bulunmaktadır.

Teknolojik Terim

Doğrusal PCM (Darbe Kod Modülasyonu) sıkıştırma yapılmayan bir ses teknolojisidir. Ses verilerini sıkıştırmak yerine, bilgiyi olduğu gibi kaydederek orijinal CD’nin birebir kopyasını yaratır.

Teknolojik Terim

Doğrusal PCM (Pulse Code Modulation – Tını Kodlama Modülasyonu) sesi, bir sıkıştırılmamış yüksek kaliteli dijital ses biçimidir. Sony DVD Video oynatıcılar, çeşitli kuantizasyon (16 bit, 20 bit ya da 24 bit) ve örnekleme hızlarında (48 kHz ya da 96 kHz) DVD’leri oynatabilir.

Türkçe Sözlük

(i. aslı Farsça’dır. Farsça’dan Arapça’ya da geçmiştir. Arapça çokluğu «devâlib» tir). 1. Kuyudan su çıkarıp bahçeleri sulamaya mahsus döner makine: Kuyu dolabı, bostan dolabı, sakız dolabı. 2. Her çeşit döner çark, çıkrık. 3. Duvarın içine oyulmuş veya ayrıca yapılmış raflı ve kapaklı eşya koymaya mahsus yer: Dolaba komak; dolapta saklamak; çamaşır, erzak dolabı. 4. Eskiden selâmlık ile harem arasında eşya alıp vermeye mahsus döner dolap ki, veren ile alan birbirini görmezdi; dönme dolap: Hizmetçiyi dolaba çağırıp yemeğini vermek; aşçı dolaptan yukarıya yemeği verdi. 5. Bedesten içindeki dükkânlar: Bedestende bir dolabı var. 6. İşlerin idaresi. Ar. umûr: Ticaret dolabını çevirmek; bu adam dolabının başındadır; dolabı bozuldu. 7. mec. Hile, hile ile iş görme: Kendi dolabını çevirmekten başka bir şey düşünmüyor; buna bir dolap düşünmeli. Dolap kurmak = Hile ve desise düşünmek. 8. tjp Bir cins küçük meşe direği: Çifte dolap, tek dolap. 9. Kurulmakla veya kolu çevrilmekle çalan çalgı kutusu, laterna.

Teknolojik Terim

Sony dijital ses kayıt cihazlarında dahili olarak bulunan Dragon Voice Recognition yazılımı, PC’nizle senkronize edildiğinde kayıtlı bilgileri otomatik olarak yazıya dökebilmenizi sağlar. MP3 formatında kayıt yapan taşınabilir dijital kayıt cihazlarımızı tamamen destekleme özelliğiyle, kaydedilen dosyaları indirerek veya e-postayla göndererek tamamını yazmanıza gerek kalmadan kolayca yazıya dökün.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dynamic Random Access Memory Most common RAM for PC.

Teknolojik Terim

96k/24bit örnekleme hızı kullanılarak DTS® tarafından geliştirilmiş ses kodeki. Bkz: 96k/24bit PCM

Türkçe Sözlük

(i. A.). Def’in Arapça’daki talâffuzu.

Türkçe Sözlük

(i.) (A. da «dırac»den). Bir cins sülün (Arapça’da çil demektir).

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’ da kayısı demek olan «dürâkan» dan galat olsa gerektir). Tüysüz şeftali cinsi.

Türkçe Sözlük

(aslı: DÜRZİ) (i. A.) (c. dürûz). Cebel-i Lübnan = Güney Suriye, Ürdün ve israil’de yaşayan, sonradan Arap’laşmış bir kavimdir. Arapça konuşurlar ve Sünnî mezheplere en aykırı bir İslâm mezhebindendirler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing.) çöpçü.

Türkçe Sözlük

(i. «duymak» tan). 1. işitme, duyma. Ar. istimâ: Duygusu gevşek. 2. işitmekle elde edilen bilgi. Ar. mesmûAt, Fars. Agâhî: Duygusu çok. 3. His, duyular vasıtasıyle haber alma ve duyma: Bu adamda duygu yoktur. Duygusu çok adam (güzel ve temiz Türkçe bir kelime olduğu halde, çok defa bunun yerine «his» Arapça kelimesi geçmiştir).

Teknolojik Terim

E-kitap okuyucuları okuma konusundaki yeni kuşaktır. Sony’nin Reader’ı, 160 adete kadar orta boy e-kitabı her yere yanınızda götürmenizi sağlar. Normal bir karton kapaklı kitaptan daha küçük, daha ince ve daha hafif olan Reader, tıpkı bir müzik ve MP3 çalarda olduğu gibi elektronik kitapları anında karşıdan yükleyip aktarmanızı sağlayan yazılımla birlikte gelir. Waterstone’s.com/ebooks sitesinde, isterseniz PC’nizde veya dizüstü bilgisayarınızda ya da bir flaş bellek çubuğunda saklayabileceğiniz Reader kitaplığınıza ekleyebileceğiniz binlerce kitap bulunmaktadır. Reader kitaplara yer işareti koymanızı veya sayfadaki metni büyütmenizi sağlar; en son nerede kaldığınızı da hatırlar – siz hatırlamasanız da. Son derece uzun pil ömrü sayesinde şarj etmeden neredeyse 7.000’e yakın sayfa çevirebilirsiniz. Tatilde, trende, evde veya çalışma odasında, nerede kullanırsanız kullanın, E Ink® ekran teknolojisinin kağıda benzeyen kalitesi tıpkı gerçek kitaplarda olduğu gibi parlama olmayan bir görüntü sağlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulaklık; kulak memesi, kulak kepçesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ebâ). Ata, baba, Fars. peder, Ar. vâlid: Eb-i müşfik = Şefkatli baba. Lieb = Bir babadan, babası bir fakat anaları ayrı kardeş: Lieb erkek kardeşidir. Eben an ceddin = Babadan oğula. Ar. nesi en. c. Abâ ve ecdâd = Atalar, Ar. eslâf (selefler). Künyelerin terkibinde vesair Arapça tâbirlerde «ebû, ebâ, ebî» suretlerini de alıyor ki, Arapça’da her birinin kullanılış yeri ayrıdır. Fakat Türkçe’de hepsi için «ebû» kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Arapça’da hanzal ve Fransızca’da coloquinte denilen acı bir meyve.

Türkçe Sözlük

(i. Arapça: Çin’den). Cin, cinlere mensup bir fert.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sebep. Türkçe «den» ve «için» yahut Arapça «lâm» harfleriyle kullanılır: O eclden = O sebepten. Liecl-it-teftîş = Teftiş sebep ve maksadı ile, teftiş için.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. celf, dilimizde kullanılmaz). Aşağılık, baldırı çıplak gürûhu (Arapça’da kaba ve ahmak adamlar demektir).

Türkçe Sözlük

(i. A. cevf’den smüş.) (mü. cevfâ). İçi boş, kof. mec. Cahil ve ahmak, boş. (edebiyat) Ayn-ül fl’li yani ikinci harf-i aslîsi «vâv» yahut «ye» harfi olan Arapça fiil.

Türkçe Sözlük

(i.). Çizme, yumuşak ve renkli sahtiyandan yapılmış yarım konçlu lapçın.

Türkçe Sözlük

(hi.). Hind Avrupa kavimlerinden bir millet ki, Afganistan ve Pakistan’da yaşar ve Afganca konuşur (Arapça c. efâgıne).

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). 1. (Müfredi: kimm) (botanik). Ağaç çiçeklerinin kapçıkları. 2. (Müfredi: kümm) Esvab kolları, yenler.

Yabancı Kelime

Fr. excavateur

kazaratar, kazmaç

Eklemli bir kol üzerinde hareket eden kepçeli bir çark veya zincirle donatılmış kazı makinesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şimdiki halde, bugünkü günde, elyevm, hâlâ, henüz: Necd’in bedevî Arablar’ı el-hâletü hâzihi Arapça’nın fasihini söylüyorlar.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça elbetten’den galat). 1. Mutlaka, her halde: Elbet gelecektir. 2. Akıbet, nihayet: Başlanılan iş elbet biter. Elbet bizim elimize de fırsat geçecektir.

Türkçe Sözlük

(i.). Havada ince bulut ve buhar bulunduğu vakit güneş ışınlarının geçerken kırılmasıyle güneş ışığını teşkil eden renklerin ayrılmasından hasıl olan 7 renkli büyük halka ki, bazen tek ve bazen çift olur. Osm. kavs-i kuzah(Arapça zannıyle «alâim-i semâ» suretinde de yazılmıştır).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bin beyitten mürekkep kasîde (birçok Arapça kasîde bu isimle anılmıştır).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pek lüzumlu ve gerekli olan şeyin hali. Son derecede lüzum, gereklilik: Bu iş elzemiyyet tahtındadır (Arapça olmayıp benzeterek uydurulmuş kelimedir).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - 1.Arapça’daki Amine kelimesinin Türkçeleştirilmiş şeklidir. 2.Peygamberimizin annesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Ortaçağ İslâm devletlerinde) Su beyi yani amiral ki, amiral kelimesi bu Arapça terkipten gelir ve bütün Batı dillerine geçmiştir.

Türkçe Sözlük

(f.). Ef’al babından imkân, geçmiş zaman sigası olup şu Arapça tâbirde kullanılır: Mehmâ emken (imkân) mümkün olduğu kadar, imkân dahilinde.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. misSI). 1. Misaller, örnekler, (bk.) Misâl. 2. (gramer) Arapça’da fiil tasniflerinin çeşitleri.

Türkçe Sözlük

(ENAİ) (i. Arapça «enâ» dan yapılmışsa da Ar.’da kullanılmaz). Kendisini bir şey zanneder, kandırılması kolay mağrur, cahil ve bayağı (adam): Enayinin biridir.

Türkçe Sözlük

(i. F.) («hendese» den galat zannetmişlerse de hendese bu kelimeden Arapça’laşmıştır). 1. Ölçü, mikyas. 2. Arşının bez ve bssma vesaire ölçmeye mahsus küçük cinsi ki, 60 santimetredir. 3. mec. Hesap: Endazeye gelir = Hesaba gelir, mâkul.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (F. nümûde’den Arapça’laşmış). Nümûne, örnek.

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). «Nesc» in cem’i olmak üzere dokumaya benzer uzvî teşekküller, dokular. Bu mânâsiyle Arapça’da yoktur.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’da «anterî» denilirse de Türkçe’den gelir). 1. Basma, patiska ve kumaş gibi ince bir şeyden yapılma uzun elbise. 2. Kadınların düz ve süsüz elbisesi: Vaktiyle erkekler de entari giyerdi. Gecelik entarisi = Kadınların gece yatarken ve ev içinde giydikleri uzun gömlek.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güzel bir kızıl rengi olan çiçek ki, Arapça’da bundan alınarak ercuvan denilir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanın dişiyi dölleyecek cinste olanı, doğurtmak ve baba olmak hassa ve kuvvetini haiz olanı, dişi mukabili. Ar. zeker, Fars. ner: Erkek adam, erkek çocuk, erkek kedi. 2. Güçlü, kuvvetli, tüvânâ: Erkek bir adam. 3. Sert, kolay eğilip bükülmez. Fars. dürüşt: Erkek demir, erkek ifade. 4. Koca, zevç: Bu kadının erkeği yanında değil midir? 5. Bir çift teşkil eden iki şeyden eşine geçecek bir çıkıntısı olanı veya diğeri içine girecek surette bulunanı: Erkek kopça, anahtar. Erkek insan, recül, merd, kadın mukabili: Bekleme salonlarının biri erkeklere ve diğeri kadınlara mahsustur, erkek kadın hep birlikte.

Türkçe Sözlük

(i.). Kocası veya koruyuculuk edecek bir erkeği bulunan (kadın). Erkekli dişili = 1. Erkek, dişi birlikte, erkekli dişili hep hindileri kesmeli. 2. Erkek-dişi olarak bir çift teşkil eden: Bu tavuslar erkekli dişilidir. Erkekli dişili kopça.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan Arapça’ya geçmiştir). Havadan hafif olmak üzere gök cisimleri aralarında ve gökyüzünde varlığı farzedilen bir cisim ki ışığı ve sesi nakleder.

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: esbapçı). 1. Hazır elbise satan tacir. 2. Eskiden bir büyük zatın elbisesine ve elbiseye ait siparişlerine bakan memur. Ar. esvâbî: Esvapcı başı = Padişaha bu görevi yapan saray memuru.

Türkçe - İngilizce Sözlük

EPCOR Transmission Inc.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça «evk» ten Arapça’laşmış) (astronomi). Gezegen mahreklerinin merkezden en uzak noktaları, mec. Bir şeyin en son derecesi, zirvesi, en yüksek noktası: Evc-i ikbâline vâsıl olmuştu = Yükselişin zirvesine erişmişti. Evc-i bâlâ da denilir.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’yı taklid ederek Türkler’in yaptıkları bir kelimedir). Evlâtlık, Ar. bünüvvet: Evlâdiyyetle şartlı = Babadan oğula kalmak şartiyle.

Teknolojik Terim

ExpressCard™ teknolojisi PCMCIA tarafından sunulan yeni bir standardın adıdır. ExpressCard standardı masaüstü ve dizüstü bilgisayar kullanıcılarına daha ince, daha hızlı ve daha hafif modüler genişleme olanağı sunar. Tüketiciler bellek, kablolu veya kablosuz iletişim kartları ve güvenlik kartları gibi donanım seçenekleri ekleyebilirler.

Türkçe Sözlük

(f.). Etmek, kılmak, yapmak, işlemek. Konuşmada az kullanılıp, eski yazı dilinde etmek yerine yardımcı fiil olarak çok kullanılır ve Arapça mastarlar ile mürekkep fiiller teşkil ederdi: Emreylemek, beyân eylemek, imdâd eylemek. Neyleyim = Ne eyleyeyim, ne yapayım? Neylesin? = Ne eylesin, ne yapsın?

Türkçe Sözlük

(i. A. teyyid masdarından olup, dua yerine kullanılan bazı Arapça terkiplerde geçer). Eyyed-allah = Allah müeyyed etsin I Eyyed-allah-ı meleke = Allah mülkünü müeyyed etsin!

Türkçe Sözlük

(e. F.) (Türkçe’deki «den» ve Arapça’daki «men» yahut «An» gibi başlangıç mânâsıyle bazı Farsça tabirlerde bulunur): Ez-An-cümle = O cümleden olarak. Ez-dil-ü can = Can ve gönülden. Ez-ser-i nev = Yeni baştan. Ez-kazâ = Kazâra, şayet. Ez her cihet = Her bakımdan.

Türkçe Sözlük

(i. A ). F harfinin Arapça okunuşu.

Türkçe Sözlük

(i. A. fec’den if.) (mü. fâcia) (Arapça müennesi de fâcî’dir). Acıklı, hüzün ve keder verici, acıklı: Bir hal-i fâcî, bir hikâye-i fâcia.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hizip, grup, bölüntü; hizipleşme, ihtilaf. factionist (i). hizipçi, ihtilafçı, partizan. factional (s). taraftar, ihtilaf çıkaran. factionalism (i). partizanlık, ihtilâf.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). fitneci, fesatçı, ihtilâf çıkaran, hizipçi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin övdüğü, diniyle övünen. Dinin seçkini. Fahreddin Razi: (Rey 1149-Horat 1209). Müfessir, kelamcı. Dilbilimci. Fizikçi. Tıpçı.

Türkçe Sözlük

sıfat (fa:ni:) Arapça 1. Ölümlü, gelip geçici, kalımsız: "Her fâni güneşten, çimden nasibini alıyor." - Yusuf Ziya Ortaç. 2. isim İnsanoğlu. fani isim, fizik Fransızca phanie İnsan gözünün algıladığı ışık şiddeti.

Türkçe Sözlük

(i.). Zayıf olmak, ihtiyarlıktan eli ayağı tutmaz hale gelmek (Vefik Paşa merhum bunu Türkçe sanıp kırılmak demek olduğunu ve «fanfan ile bir asıldan bulunduğunu söylüyorsa da, Ar. «fanı» sözünün Arapça’da da böyle bir mânâsı olduğundan dilimize Arapça’dan geçmiş olduğunda şüphe yoktur).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da asıl isim fâr’dır). Küçük sıçan, ev sıçanı, fındık sıçanı (dilimizde bu şekil adı geçen hayvanın küçüğüne tahsis olunarak büyüğüne hasrolunan sıçandan ayrılmıştır).

Türkçe Sözlük

(f. Arapça fariğ’den gelme olması mümkündür). 1. Fariğ olmak, vazgeçmek: Gönül farımaz. 2. Yılgınlık getirmek, bıkmak, usanmak, bezmek.

Ülke

Başkent: Rabat.

Nüfus: 28.559.000.

Yüzölçümü: 458.730 km2+Batı sahra topr.

Komşuları: Güneyinde Batı Sahra, Doğusunda Cezayir.

Önemli Şehirleri: Kazablanka (2.600.000), Rabat (556.000), Fas (852.000).

Din: %99 Sünni Müslüman.

Dil: Resmi Dili Arapça, Berberice.

Yönetim Biçimi: Anayasal Monarşi.

Tarih: Fas topraklarına ilk yerleşenler berberlerdi. Onları Romalılar ve Kartejinler (Carthaginians) izledi. 683’te Araplar burayı fethettiler. 11. ve 12. Yüzyıllarda bir Berberi imparatorluk zayıf durumdaki Kuzey Afrika’yı ve İspanya’nın büyük bölümünü Fas’tan yönetti.

Fas’ın bir bölümü 19. yy.da İspanyol yönetimine girdi. Kalan kısmını ise 20. yy. başlarında Fransa kontrolü altına aldı. 1911-33 yılları arasında kabile ayaklanmaları son buldu. Ülke 2 Mart 1956’da bağımsız oldu. Uluslararası bir liman olan Tanca 1956’da Fas’a geçti. İspanya Sahrasının üçte ikisi büyüklüğündeki 70.000 milkarelik fosfat zengini toprakları ele geçirdi. Kalanı ise Moritanya elde etti. İspanya Şubat’ta geri çekildi. Bir gerilla hareketi olanPolisario, 287 Şubat’ta bölgenin bağımsızlığını ilan etti ve Cezayir’in de desteği ile saldırılar düzenlemeye başladı. 1980’de Moritanya, Palisario cephesi bir anlaşma imzalayarak Eski İspanyol Sahrasının bu bölümünden vazgeçince Fas burayı işgal etti.

Uzun yıllar süren çatışmalardan sonra, Fas önemli şehir alanlarını kontrol altına aldı. Ama Polisaro gerillaları geniş ve nüfusu seyrek çöllerde rahatça hareket edebilmektedir. 1990’da iki taraf bir ateşkes andlaşması imzaladı. Birleşmiş Milletler Batı Sahra’nın bağımsız mı, yoksa Fas’a mı bağlı olacağını belirlemek için bir referandum düzenlemeyi planlamıştır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (fasl’dan imüb.). Kötüleyici, kötü söyleyen, fasıl ve zemmeden, arkadan konuşan, birinin ayıbını sayıp çekiştiren (Arapça’da, aksine, birini para almak ümidiyle öven kimse demektir).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yalnız şu Arapça terkipte bulunur: Telâfî-i mâfât = Kaybolmuş şeyi telâfi etmek. (bk.) Telâfi.

Türkçe Sözlük

(FELÇ) (i.) (Arapça’da if. vezninde «fâlie» kullanılır), inme, damla nüzul, bilhassa bir kol ile bir bacağın oynamamasına sebep olanı, yarımca: Felce uğradı; felç isabet etti.

Türkçe Sözlük

(e. A.) (Arapça terkip). Şimdi, şunun için, binaenaleyh.

Türkçe Sözlük

(i. A. Y. philosophos’tan Arapçalaşmış). Madde ve hayatı; bunların, cemiyet, ruh, kâinat gibi belirtilerini, sebep, prensip ve gaye bakımından inceleyen zihnî zalışma ve bu çalışmaların zihnî verimi.

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki Arapça kelimeden galat). Kötü, Fars. bed, Ar. redî: Fena adam; fena iş; fena hava. Fenama gitti = Gücendim, kızdım, (bk.) Fenâ.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kadının ve dişi hayvanın cinsiyet organı (Arapça’da erkeğinkine de derler).

Türkçe Sözlük

(I. F.). ilim, hüner, marifet, malûmat. Herheng-i Şuûrt’ye göre bu söz Arapça «kamus» gibi, lügat kitabı mânâsına da geldiğinden, bazı Farsça lügatler bu adla anılır: Ferheng-i Şuurî, Ferheng-i Cihangiri.

Türkçe Sözlük

(I. F. Arapça zannederek «ferâmîn» şeklinde cem’ini kullanmak büyük yanlıştır). 1. Buyruk, emir: Buna ne ferman edeceksiniz? 2. Yezılı olarak verilen ve hususi bir şekilde yazılan padişah emri: Yarlığ, berat, buyrultu.

Türkçe Sözlük

(i. A., Farsça «ferkseng» ten Arapça’laşmış). Beş bin metrelik mesafe, üç millik mesafe: Günde beş fersah yol alıyor; buradan on fersah uzaktır. Fersah fersah = Bol bol, ziyade, pek çok: Akranından fersah fersah İleridir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. fütûh ve bunun c. fütûhât). 1. Açma, açış, Fars. küşâd: Feth-i bâb = Kapıyı açma. 2. Başlama, Agaz. 3. Zabt, bir şehir ve memleketi düşman elinden almak: istanbul’un fethi, Bağdat’ın fethi; Sultan Süleyman’ın fetihleri çoktur, islâm’ın başlangıç tarihiyle alâkalı eserlerde yalnız Mekke’nin fethi anlaşılır. Hz. Muhammed: Fetihten sonra hicret yoktur buyurmuşlardır. 4. Galip gelme, zafer. Ar. nusrat. 5. Arapça’da bir harfin üstünle okunması ve üstün harekesi. Fetha da denilir. Ebu’l-Feth = FAtih, istanbul’u fethe muvaffak olan Sultan Mehmed Han. Sûre-i feth = Kur’an’da Fetih SÜresi.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (Arapça feyz = bereket, Farsça bahşîden = bağışlamak). Bereket, nimet ve bolluk veren: Feyz-bahş bir meslek.

Türkçe Sözlük

(Arapça terkip). Allah’ın himayesi altında.

Türkçe Sözlük

(i. A. Farsça fihrist’ten Arapça’laşmış). (bk.) Fihrist.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça pîl’den Arapça’ laşmıştır). Zamanımızda yaşayan kara hayvanlarının en büyüğü ki, Afrika ve Asya (Hindistan) fili olarak başlıca iki çeşidi vardır. İkincisi evcilleşebilir ve birçok işte kullanılır, (tıp) DA-ül-fîl = Baldırların fevkalâde şişip kalınlaşmasına yol açan bir hastalık, fil hastalığı. Fildişi = (bk.) Fildişi.

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça olup Arapça’da da kullanılır, kelime aslen, Karadeniz’e mensup mânâsıyla Yunanca’dır; çünkü en çok Karadeniz’in güney kıyılarında yetişir). Maruf meyve ki, katı ve sert bir kabuk içinde yuvarlak bir meyvesi vardır. Yabanîsi de olur. Fındık ağacı = Bu meyveyi veren ağaç ki, pek büyük olmaz. Fındık sıçanı = Küçük fare. Fındık kıran = Fındık, ceviz ve badem gibi şeyler kırmağa mahsus demirden kıskaç. Fındık kurdu gibi = Ufak, tefek. Fındık kabuğunu doldurmaz = Pek az miktarda, ehemmiyetsiz. Fındık yuvası = Etli ellerin dış tarafında, parmak dlplerindeki çukur.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça fürkat = ayrılık, Farsça zeden = vurmak). Ayrılık çeken, sevdiğinden ayrılmış, hicran çeken.

Türkçe Sözlük

(i. Arapça fırka’nın tesniyesi olup müfred gibi kullanılır) (denizcilik). Korvetten büyük ve bataryasında 50 ilâ 75 mm. lik toplan olan eski tarzda savaş gemisi (Avrupa dillerindeki fregate kelimesi bu Arapça kelimeden gelir).

Türkçe Sözlük

(i. A. Farsça pîrûze’den Arapça’laşmış). (bk.) Firuze.

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça püste’den Arapça’laştırılmıştır). 1. Gaziantep bölgesinde yetişen bir cins ağaç ve bunun verdiği meyve ki, kolay açılır ince kabuklarının içinde badem cinsinden yeşilimtrak, lezzetli bir meyvesi vardır: Antep fıstığı. 2. Çam çeşitlerinden çok dallı bir ağaç ve bunun verdiği bir meyve ki, bir büyük kozalağın içinde sert kabukla çevrili fındık uzunluğunda lâkin ince bir meyvesi vardır. Fıstık, kuş üzümüyle beraber pilav ve dolma gibi yemeklere konur: Çamfıstığı, fıstık ağacı. Hindfıstiğı — Bahârattan, arakıton da denilen bir madde. Fıstık gibi = Semiz ve eti pek katı, şişman ve sülpük olmayan, balıketli.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Fizikle alâkalı (nisbet bildirmek için Arapça ekle yapılan «fizikî» sözü ile aynı mânâyı ifade etmek için uydurulan «fiziksel» sözü yanlıştır).

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça felek’ten, İtalyanca’ya ve İtalyanlar’dan bize geçmiştir). Güvertesiz sandal, gemi sandalı.

Türkçe Sözlük

(I. Fransızca: franc’ın Arapça’laşmışı: efrenc). Avrupalı. Frenkarpası = Sütlaç ve çorba yapılan kabuksuz arpa. Fransızca: orge perli. Frenküzümü = Şurubu yapılan ufak taneli meşhur bir cins meyve. Frenkincirl = Kaktüs denilen bitkinin bir çeşidi ki, meyve de verir. Frenk patlıcanı = Vaktiyle domatese verilen isim. Frenk patı = Fransızca «reine marguirite» denilen bir çeşit pat, çiçek. Frenk sicimi = Avrupa’dan gelen iyi bükülmüş bir sicim. Frenk gömleği = Kolalı gömlek (Avrupa’dan gelme daha birçok şeylere bu isme izafetle yapılmış mürekkep isimler verilmiştir).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça pûlâd’dan Arapça’laşmış) Çelik (Türkçe’de polat).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Boşuna, yersiz, lüzumsuz, haksız. 2.Boşboğaz lüzumsuz işlerle uğraşan. 3.Yetkisi olmadığı halde başkası namına tasarrufta bulunan. - Fuzuli Mehmed: XVI. yy. ‘da yaşamış büyük Türk şairlerinden. Çağatay edebiyatı da dahil olmak üzere, Türk edebiyatının birçok sahalarında kuvvetli tesir ve nüfus sahibidir. Türkçe, Arapça, Farsça, manzum, mensur birçok eserleri vardır. Bunlar arasında “Leyla ve Mecnun” mesnevisi çok meşhurdur.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Orman, koru ve bilhassa arslan yatağı olan yer: Usdül-gaabe fi mârifet-is-sahâbe = İbnü’l-Esîr’ in Peygamberimizin sahabesinin biyografilerini anlatan ünlü Arapça eseri.

Türkçe Sözlük

(i. A. gubûr’dan if.) (Arapça’ da) muzârî (geniş zaman) sigası. (bk.) Muzârî.

Türkçe Sözlük

(i. A. gadr’dan imüb) (mü. gaddâre). Gadr ve sitem eden, merhametsiz, cefakâr. -2. Vefasız, emniyeti kötü kullanan, hâin. 3. Pek pahalı satan, soyucu tüccar (Arapça’da bu mânâsı yoktur).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Emniyeti kötü kullanma, vefasızlık, hâinlik, hiyânet: Bana, emanetime gadretti (asıl Arapça’daki mânâsı budur). 2. Merhametsizlik, merhametsizce davranış, zulüm, sitem, cevr cefâ: Kimseye gadretmemeli. 3. Haksızlık, haksız yere zarara sokma: Bana gadroldu, gündeliği o dereceye indirirsek rençberlere gadrolurdu.

Türkçe Sözlük

(i. A. gufrân’dan gelir ve yalnız şu Arapça tâbirlerde geçer): Gaferallah lehü = Tanrı ona af ve merhamet etsin! Gaferaliah zunûbihi = Tanrı günahlarını affetsin!

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça terkiplerde gafle şeklinde bulunur). Gafil olma hali, gafillik, habersizlik, dalgınlık, boş bulunma: Gaflet etmek, gaflette bulunmak. Hâb-ı gaflete dalmak = Gaflet uykusuna dalmak. Alel-gafle = Gaflet üzere, kendinde olmayarak, dalgın olduğu halde, habersiz, ansızın.

Yabancı Kelime

İng. gun-boat

ask. topçeker

Ağır top taşıyan küçük savaş gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i çöp, süprüntu; pis ve değersiz şey garbage man çopçü

Türkçe Sözlük

(i.) (birçok dillerde ortak bir kelime olup Türkçe ve Arapça’da da kullanılır). 1. Suyu veya diğer bir sıvıyı boğazda tutup başı kaldırarak nefes verilerek yapılan hırıltı, boğaz çalkalama: Gargara etmek, limon şüyu ile gargara etmek boğaz ağrısına iyi gelir. 2. Boğaz çalkamak için verilen sıvı ilâç: Doktor bir gargara verdi.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). 1. Garip gibi, garipcesine. 2. Üzgün, elemli.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kusma, kay, istifrağ: Gaseyân etmek (Arapça’da asıl mânâsı bulanma ve bulantı’dır).

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (c. gayât) (Arapça terkiplerde gaye şeklinde de kullanılır). 1. Son, bitim, nihayet. Fars. encâm: Bu işin gayeti budur. 2. Netice, maksat, Fars. merâm: Bunun gayeti nedir? 3. (Türkçe’de) Çok, ziyade, son derecede, nihayet derecede: Gayet büyük, gayet güzel. Gayetle, gayette = Son derece: Gayetle yüksek bir minare. Gayette güzel bir bahçe. Begayet = Son derecede: Begayet faydalı bir kitap. Bigayet, bi-gaye, bî-gayât = Sonsuz, pâyânsız, pek çok, hesapsız, hadsiz. Gayet-ül-gaye = En son derecede, Ar. nihâyet-ün-nihâyet: Günde gayet-ül-gaye dört ders okunabilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ağyar). 1. Başka, özge, diğer, Ar. Ahar, mâada: Gördüğümüzün gayrı bir adam. Onun gayrı. Beni gayra muhtaç bırakmayın. Ağyâra iltifat ediyor. (Benzerleri gibi bu da dilimizde ekseriya yanlış olarak bir «ı» ile kullanılır): Bu gayrı iştir. Gayrisini aramayın. Aramızda ayrı gayrı yoktur. 2. e. Arapça sıfatların başına girip menfi mânâsıyle mürekkep sıfatlar teşkil eder. Farsça’daki nâedatının karşılığıdır: Gayr-ı câiz = Caiz olmayan, Fars. nâ-revâ. Gayr-ı tabîİ = Tabiî olmayan. Gayr-ı mahdûd = Sınırsız, hadsiz. Gayr-ı muktedir = iktidarsız, Fars. nâ-tüvân. Gayr-ı müslim = Müslüman olmayan, islâm’ın gayrı bir dinde bulunan. Bigayr, min gayr = Menfi mânâ ifade eder: —siz, bilâ—: Bigayr-ı hak = Haksız yere. Min gayrı haddin = Haddim olmayarak. Gayr ez = den mâdâ, haricinde. Gayr-ez-güzeşte = Faizden başka, faizi hesab edilmediği halde. Ve gayrı hi ve gayrı zâlike = Vesairleri, ve başkaları. İlâ gayr-ün-nihâye = Sonu gelmemek üzere, böylece devam etmek, c. Rakipler, düşmanlar: Ağyâre vefâ bize cefâ.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça gayr’dan galat). 1. Başka, diğer, ötekiâ O gayrı iştir. 2. Ayrılık, fark: Aramızda ayrı gayrı yoktur, aile arasında ayrı gayriyi sevmem. 3. e. Artık, hele: Gayrı bende de takat kalmadı, (bk.) Gayri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

future. coming. next. forthcoming. unborn. upcoming. years ahead.

Teknolojik Terim

Her zaman açık ve ultra hızlı olan Geniş bant, size saniye 24 MB veya üstü hızlarda yüksek hızlı karşıda ve karşıdan yükleme sunan sürekli bir Internet bağlantısıdır. Telefon hattınızla bir arada çalıştığından, her iki dünyanın en iyisine sahip olabilirsiniz: sabit kablolu hattan konuşurken aynı anda Internet’i kullanma. Internet’te müzik, e-kitap, video akışı ararken veya yalnızca gezinirken içeriğe daha hızlı ve daha az gecikmeli (tabi gecikme olursa) olarak erişirsiniz. Geniş bandın şimdi dünyanın her tarafından kullanılmasının nedeni budur: dizüstü bilgisayarlardan ve PC’lerden cep telefonlarına, BRAVIA HDTV’lere ve PlayStation® oyun konsollarına… yapmak istediğiniz ne olursa olsun World Wide Web’e hızlı ve kolay bir şekilde bağlanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geometrik, hendesi; geometrik sekillerle süslenmiş eski Yunan çömleklerine ait geo- metric progression geometrik artma ve eksilme. geometric propcrtion, geometric ratio geometrik orantı, geometrik bağlantı. geometric tracery mim. kargir binalarda

Teknolojik Terim

Gerçek Görüntü İşlemcisi, tıpkı bir PC’deki işlemci gibi, fotoğraf makinesinin temel işlevlerini yürüten bir çiptir. Başlatma süresini, fotoğraf makinesinin çalışma hızını ve güç tüketimini kontrol eder. Daha iyi renk gösterimi ve gelişmiş sinyal-parazit oranı sunarak yüksek kaliteli fotoğraflar sağlar. İşlemci, fotoğraf makinesinin hızlı başlatma süresine ve minimum deklanşör gecikmesine (düğmeye basılması ile resmin gerçekten çekilmesi arasında geçen süre) sahip olmasını sağlar.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yürümek, dolaşmak, devir ve hareket etmek: Bahçede geziyordum. Damın üzerinde kuşlar geziyor. 2. Seyir, temaşa ve teferrüc etmek, dolaşıp eğlenmek: Çocuklar gezmeye gitti. Derslerini bitirdikten sonra iki saat gezmeye müsaadeleri vardır. 3. Bulunmak, mevcut olmak: Siz buralarda da mı geziyorsunuz? Benim şemsiyem oralarda ne geziyor? 4. Ayakta olmak, yatmamak, hasta olmamak. Epey vakit yattı, şimdi gezmiyor. Yataktan kalkmış geziyor. 5. Dolaşmak, gezip seyahat etmek, dolanmak: Avrupa’nın her tarafını gezmiştir; o, dünyayı gezmiştir. 6. Her tarafını görüp muayene etmek, bakmak: Kiralayacağım, satın alacağım evi, bağı gezdim. Hereke fabrikasını gezmeye gidiyorum... Ardında, arkasında, peyinde, peşinde gezmek = Talibi olmak, elde etmeye, edinmeye çalışmak. El üstündie gezmek = Saygı görmek, Osm. muazzez ve mükerrem olmak. Ellerde gezmek = Çok beğenilmek. Boş gezmek = Avare olmak, işsiz durmak. Dillerde gezmek = Yayılmak, şâyî olmak, dedikodu mevzuu hâline gelmek. Kol gezmek = Muhafaza için asker dolaşmak. Gezip tozmak = Sürtmek, hovardalık etmek. Ne gezer = Nerede? Hani ya, yok: Bu küçük yerde kitap, kitapçı ne gezer? Bizde öyle şeyler ne gezer? Nerelerde geziyor = Nerededir, ne oldu?: Bizim kalemtıraş nerelerde geziyor?

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Karayipler’de, Karayip Denizi ve Atlas Okyanusu arasında, Trinidad ve Tabago’nun kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 12 07 Kuzey enlemi, 61 40 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 344 km².

Kara komşuları: 0 km.

Kıyı şeridi: 121 km.

İklim: tropikal; kuzeybatıdan daima rüzgarlar esmektedir.

Arazi yapısı: Orta kısmında volkanik özellik taşıyan dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Saint Catherine Dağı 840 m.

Doğal kaynakları: Kereste, tropikal meyveler.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.88.

ekinler: %29.41.

Diğer: %64.71 (2005 verileri).

Doğal afetler: Haziran - Kasım ayları arası kasırga mevsimidir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 89,703 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.26 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -12.59 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 14.27 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 64.87 yıl.

Erkeklerde: 63.06 yıl.

Kadınlarda: 66.68 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.34 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Grenadalı.

Nüfusun etnik dağılımı: siyahlar %82, kuzey Asyalılar ve Avrupalılar, azınlık olarak Arawaklar/Karayip Kızılderilileri.

Din: Roma Katolikleri %53, Anglikan %13.8, diğer Protestanlar %33.2.

Dil: İngilizce (resmi), Fransız kökenliler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %96.

erkekler: %96.

kadınlar: %96 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Grenada.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Saint George’s.

İdari bölümler: 6 bölge ve 1 bağımsız bölge; Carriacou ve Petit Martinique, Saint Andrew, Saint David, Saint George, Saint John, Saint Mark, Saint Patrick.

Bağımsızlık günü: 7 Şubat 1974 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 7 Şubat (1974).

Anayasa: 19 Aralık 1973.

Hukuk sistemi: İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), C, Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), LAES, NAM, OAS (Amerika Devletleri Teşkilatı), OECS (Doğu Karayip Devletleri Teşkilatı), OPANAL, OPCW (K

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Okyanusya, Kuzey Pasifik Okyanusunda ada.

Coğrafi konumu: 13 28 Kuzey enlemi, 144 47 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Okyanusya.

Yüzölçümü: 541.3 km².

Kara komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 125.5 km.

İklim: Tropikal deniz; hava genellikle sıcak ve nemlidir, kuzeydoğu rüzgarlarının etkisi ile değişmektedir. Ocak - Haziran arası kuru mevsim, Haziran - Aralık ayları arasında yağışlı sezon yaşanır.

Arazi yapısı: Volkanik özellikli, mercan resifleri ile çevrilidir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Lamlam Dağı 406 m.

Doğal kaynakları: Balık, turizm.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %3.64.

daimi ekinler: %18.18.

Diğer: %78.18 (2005 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 171,019 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.43 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.81 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.58 yıl.

Erkeklerde: 75.52 yıl.

Kadınlarda: 81.83 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.58 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Guamlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Chamorro %37.1, Filipinli %26.3, diğer Pasifik adalı %11.3, beyaz ırk %6.9, Çinli, Japon, Kore ve diğer %6.3, diğer etnik gruplar %2.3, diğer %9.8 (2000).

Din: Roma Katolikleri %85, diğer %15 (1999 verileri).

Diller: İngilizce, Chamorro, Japonca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %99 (1990 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Guam Bölgesi.

kısa şekli : Guam.

Başkent: Hagatna (Agana).

İdari bölümler: yok (ABD’ye bağlıdır).

Bağımsızlık günü: yok (ABD’ye bağlıdır).

Milli bayram: Keşif Günü, Mart ayının birinci Pazartesi (1521).

Anayasa: 1 Ağustos 1950.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), SPC (Güney Pasifik Komisyonu).

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 2.5 milyar $ (2005 verileri).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %2.5 (2005 verileri).

İş gücü: 62,050 (2002 verileri).

Sektörel işgücü dağılımı: tarım: %26.

Endüstri: %10.

Hizmet: %64 (2004 verileri).

İşsizlik oranı: %11.4 (2002 verileri).

Endüstri: ABD askeriye, turizm, yapı malzemeleri, beton ürünleri, matbaa, gıda ürünleri, tekstil.

Elektrik üretimi: 1.764 milyar kWh (2004).

Elektrik tüketimi: 1.641 milyar kWh (2004).

Elektrik ihracatı: 0 kWh (2004).

Elektrik ithalatı: 0 kWh (2004).

Tarım ürünleri: Meyve, hindistancevizi, sebze, yumurta, domuz, kümes hayvanları, büyükbaş hayvan.

İhracat: 45 milyon $ (2004).

İhracat ürünleri: Petrol ürünleri, yapı malzemeleri, balık, yiyecek ve içecek ürünleri.

İhracat ortakları: Japonya %67.2, Singapur %11.6, Birleşik Krallık %4.8 (2005).

İthalat: 701 milyon $ (2004 verileri).

İthalat ürünleri: Petrol ve petrol ürünle

Türkçe Sözlük

(i. F. Arapça gubâr = toz, Farsça Alûden = bulaşmak). Toza bulanmış.

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi) (c. guded). Boyun ve kasık gibi yerlerde bulunan ve Arapça «bayz»dan galat olarak «bez» dediğimiz yumru.

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde bazen: güm). 1. Su taşımaya ve ateşte su ısıtmeya mahsus bakırdan, büyük ve kulplu ağzı dar kap: Bir güğüm su; mutfağın güğümlerini doldurmak. 2. O şekil ve biçimde küçüğü, bakırdan güğüm şeklinde ibrik: Kahve güğümü; sahlepçi güğümü; asma güğüm.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İnsana mahsus olan bir duygu ile «kahkah» diyerek veya sessiz ve ekseriya ağzı açarak ve dişleri göstererek duygusunu açığa vurmak, Ar. dıhk, Osm. hande etmek: Bunu işitince, görünce güldü; bu adam daima güler. 2. Sevinmek, eğlenmek, cünbüş etmek: Ahbapça gülüp oynadık; güldük, eğlendik. 3. Alay etmek, biriyle eğlenmek, birini maskaraya almak, Osm. istihza etmek: Bu sözü her yerde söyleme sana gülerler; hâline Alem güler; herkes güler, o sâhi zanneder 4. Memnun olmak, sevinmek, teselli bulmak: O biçare yetimler de gülsün. Bir göz gülmek = Kederle karışık gülmek. Bıyık altından gülmek, sakala gülmek = Pek belli etmeyerek gizlice gülmek ki, bazen alay ve bazen tasdik makamında olur. Kıskıs gülmek = Gülmeyi zaptedemeyip istemeyerek kesik bir suretle gülmek. Kahkaha ile gülmek = Yüksek sesle kahkah diye gülmek. Gevrek gevrek gülmek = LAtif ve açık sesle gülmek. Yüzü gülmek = Memnun ve sevinçli olmak, refaha kavuşmak: Bu yağmurdan çiftçilerin yüzü güldü. Yüze gülmek = istediğini elde etmek için dostluk göstererek dalkavukluk etmek: Ben, onun yüzüne güler bu işi yaptırırım; yine bir işi olmalı... yüzüme gülüyor.

Genel Bilgi

Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler (yek, du, se, cihar, penç, şeş). Şimdi de yedi sayısını öğreniyoruz. Farsça yedi ‘heft’ dir (veya hefte). Yedi günlük ‘hafta’ ismi de buradan alınmıştır. Halen Türkçe’de kullandığımız gün isimlerinin kökenlerinin neler olduklarını biliyor musunuz?

Cuma-Arapça-toplama, toplanma)

Cumartesi-Arapça-(ertesi - Türkçe)

Pazar-Farsça-(ba = yemek, zar = yer)

Pazartesi-Farsça-(ertesi - Türkçe)

Salı-İbrânice-(üçüncü)

Çarşamba-Farsça-(cehar şenbe = dördüncü gün)

Perşembe-Farsça-(penç şenbe = beşinci gün)

Günümüzde kullandığımız ay isimlerinin geldikleri yerler de karışık. Hicri takvimdeki Arabi ay isimlerinin bugün hiçbirini kullanmamamıza rağmen yine de Şubat, Nisan, Haziran, Temmuz ve Eylül aylarının isimlerinin kökenleri Arapça ve Süryanice, Kasım ayının ise Arapça.

İşin daha ilginç yanı bunlardan Şubat, Nisan, Temmuz ve Eylül hemen hemen aynı telaffuzla Yahudi takviminde de yer alıyorlar. Gelin ayların isimleri ve kökenlerine bir göz atalım.

Ocak = Türkçe (Kışın evlerde ateş yakılan yer)

Şubat = Süryanice

Mart = Latince (Maritus - mitolojik isim Mars’tan)

Nisan = Süryanice

Mayıs = Latince (Tanrıça Maria’nın ayı)

Haziran = Süryanice

Temmuz = Arapça / Süryanice

Ağustos = Latince (Roma İmparatoru Augustus’un adından)

Eylül = Süryanice

Ekim = Türkçe (Toprağı ekmekten)

Kasım = Arapça (Bölen)

Aralık = Türkçe (İki zaman dilimi arası)

Genel Bilgi

Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler (yek, du, se, cihar, penç, şes). İimdi de yedi sayısını öğreniyoruz. Farsça yedi ‘heft’ dir (veya hefte). Yedi günlük ‘hafta’ ismi de buradan alınmıştır. Halen Türkçe’de kullandığımız gün isimlerinin kökenlerinin neler olduklarını biliyor musunuz?

Günümüzde kullandığımız ay isimlerinin geldikleri yerler de karışık. Hicri takvimdeki Arabi ay isimlerinin bugün hiçbirini kullanmamamıza rağmen yine de İubat, Nisan, Haziran, Temmuz ve Eylül aylarının isimlerinin kökenleri Arapça ve Süryani-ce, Kasım ayının ise Arapça.

İşin daha ilginç yanı bunlardan İubat, Nisan, Temmuz ve Eylül hemen hemen aynı telaffuzla Yahudi takviminde de yer alıyorlar. Gelin ayların isimleri ve kökenlerine bir göz atalım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) topçu; topçu subayı; avcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) topçuluk, topçuluk tekniği

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eski yazı alfabesinin sekizinci harfi olup Arapça asıllı kelimelere mahsustur. Hı ile he arasında ses verir ki, bu ses SAmî dillere mahsustur. Türkçe veya ecnebi bir kelimenin bu harfle yazılması asla caiz olamaz. Ebced hesabında 8 rakamına eşittir. Noktasız olması sebebiyle «hâ-i mühmele» de denilir.

Türkçe Sözlük

(i. mü.). «He» harfinin Arapça ismi. (bk.) He.

Türkçe Sözlük

(i. A. mü.). «Hı» harfinin Arapça adı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. ip, urgan, Fars. resen. 2. (anatomi ve botanik). İp gibi bağlayıcı şeyler. Habl-i metin = Selâmet vasıtası. Habl-i mevhum = Daima olacak gibi görünüp de gittikçe uzaklaşan istek. Habl-ül-verid Ensedeki kalın sinirler (Fr. «cable» (kablo) ismi «habl» Arapça kelimesinden gelir).

Türkçe Sözlük

(e. A.). Arapça gramerde çekim tabiri için kullanılır («cer» daha çok kullanılır), (bk.) Cer.

Türkçe Sözlük

(i.). MOsevîler’in dince Alimi ve başı, râhibi: Başhaham, hahambaşı = israîltler’in mezhepçe en büyük reisleri.

Türkçe Sözlük

(HAKIYKAT) (i. A.) (c. hakâyık). 1. Bir şeyin doğrusu, asıl, gerçek, Ar. künh, mahiyet: Bu işin hakikati anlaşılmadı; hakikat-i hâl. 2. Mecaz ve teşbihin gayrı, asıl, gerçek, asıl mânâ: Mecaz hakikatin köprüsüdür. 3. Kâinat, tabiat ve ulûhiyyet hakkında benzetmeler dışında kalan ve apaçık görünen doğruluk: Şeriat, tarikat, mârifet, hakikat. 4. Sadakat duygusu, hakka bağlılık: O adamın hakikati çoktur, hakikatli insan (bu mânâ dilimize mahsustur). 5. Gerçek, gerçekten, doğrusu: Hakkikat bu bina pek güzel oldu. Arapça tâbirlerde «hakıyka» suretinde kullanılır. Filhakika = Gerçekten, aslında.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An acronym for hardware abstraction layer, a Windows NT DLL that links specific computer hardware implementations with the Windows NT kernel Windows NT 4 0 includes HALs for 80x86, Alpha, MIPS, and PowerPC hardware platforms.

Türkçe Sözlük

(HALE) (i. A.) (dayı demek olan «hâl» in müennesidir). Arapça’da teyze (annenin kızkardeşi), Türkçe’de babanın kızkardeşi (asıl Türkçe: çiçe, çiçi).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hâlât). 1. Hal, sûret, keyfiyet, hey’et: Başıma bir hâlet geldi. 2. Takdir: O hâlette, bazı hâlâtta. 3. e. (Arapça gramerde) Irâbın üç şeklinin beheri: Hâlet-i ref’, hâlet-i nasb, hâlet-i cer. Elhâletü-hâzihi = Şimdiki halde, bugünkü günde. Hâlet-i nez’ = Can çekişme,

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gebe kadın (Arapça’da hâmile değil, hâmil denir).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da müennes de olur). Şarap. Hamr-ı tıbbî = (tıp) İlâçla karıştırılıp hazırlanmış ve ilâç gibi içilen şarap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A high speed network connecting personal computing personal computing equipment and possibly other networked-devices within the home Hard Disk The non-removable disk in a computer The disk stores data and information to be used in a PC Header The first 5

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.) (c. havânık) (Farsça hân-gâh’dan Arapça’laşmış). Tekke, dergâh.

Türkçe Sözlük

(i .F.) (Arapça iaşmışı: hançer). Ucu sivri, iki tarafı keskin, kamaya benzer bıçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kelepçe; (f.) kelepçe vurmak .

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça: harâbe = virane, Farsça nişesten = oturmak). Viranede oturan, bir viranenin köşesine sığınıp orada barınan yoksul kimse.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (uydurma bir kelime olup, Arapça’da harâb kelimesi zaten masdardır). Viranlık, haraplık, bir bina veya mamurenin yıkık çökük halde bulunması, Ar. indirâs: Pompei şehrinin harâbiyyeti.

Türkçe Sözlük

(HARAC) (i.). Bir malın artırmaya çıkarılması, mezatla satılması. Tellâlların «haraç mezâd...» diye bağırmaları bu mânâ iledir (kelime Arapça ise de Arapça’da böyle bir mânâsı yoktur. Belki «çıktı» demek olan fiilin mazi kipi «harece» den galattır).

Türkçe Sözlük

(i. F.) Arapça: harâç, Farsça: güzârîden = ödemek). Haraç veren, haraca kesilmiş, Osm. cizye-güzâr.

Türkçe Sözlük

(f. Arapça harc’dan). 1. Sarfetmek, bozmak: O kadar parayı bir günde harcadı. Çok para harcıyor. 2. Birini isteyerek tehlikeye sokmak: O adam beni harcamak istiyor. Bozuk para gibi harcamak = Aynı mânânın mübalağalı şekli.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. harekât). Arapça’da kısa sesli harflerin nasıl okunacağını göstermeye mahsus işaret ki, yazının üstünde veya altında yazılıp asıl Arapça’da fetha, kesre, zamme olarak üçtür ki, kısa a, i ve u seslerini gösterir. Harekesiz okunması lâzım gelen harfin üzerine de sükûn ve tezm denilen işareti konur ki, harekenin zıddıdır.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça harun’dan galat). Gemden anlamaz ve doğru gitmez huysuz at.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) harp çalmak; harp çalarak ifade etmek. harp on üzerinde durmak, ısrarla yazmak veya söylemek. harper, harpist (i.) harpçı.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça gaşiye’den). Eğer örtüsü ki, ekseriya sırma paftalarla süslüdür.

Türkçe Sözlük

(i.) (aşağı halk demek olan, Arapça haşâre’den olsa gerektir). Yaramaz, rahat durmaz, sert, hırçın, zaptı müşkül: Haşarı adam, et.

Türkçe Sözlük

(HAŞAŞ) (i.) (Arapça haşîş’ den). Yabanî afyon.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gereğince, göre, cihetiyle, binâen: Hasb-el-lüzûm = Lüzuma göre. Hasb-el-mevsim — Mevsim icabınca. Hasbel-el-karâbe = Karabet, akrabalık cihetiyle. Hasb-el-meslek = Mesleki sebebiyle Hasb-el-İcâb = İcaba göre. Hasbıhâl = Birine hâlini anlatarak kendisinden akıl, fikir sorma, danışma: Sizinle hasbıhâl edelim. Arapçada zamirlere eklenerek: Hasbî, hasbenâ, hasbek gibi tâbirler bana, bize, sana kâfidir mânâsıyla kullanılır: Hasbiyallah, hasbenallah, hasbekallah.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça hâsıl’dan. Türkçe’de söylenişi: kasıl). Hayvanlara yeşil yedirilen arpa ekini.

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşy» den) (c. havâşî). 1. Bir kitap veya kâğıdın kenarına yazılan ve içindeki bir kelime veya cümleyi izah edip açıklayan, ibare, not, dip notu, Osm. hâmiş, derkenâr. 2. Yine bunun sahifenin sonuna daha ince yazı ile yazılanı. 3. Bir metin veya şerhin zor anlaşılan yerlerini açıklayan ve her bahse «küle» tâbiriyle girişilen kitap: Arapça sarf ve nahiv kitapları üzerine birçok şerhler ve haşiyeler yazılmıştır (daha seyrek olanlarına «tâlikat» derler).

Türkçe Sözlük

(aslı: HâDUN, KADUN, KADIN) (i.) (Arapça’da cem’i: havâtîn). 1. İslâm’ dan önceki ve daha sonraki Türk devletlerinde hâkan zevcesi, imparatoriçe. 2. İtibarlı kadın, hanım, Fars. bânû, Ar. seyyide kullanılıyorsa da, hâtûn kelimesinde daha fazla saygı vardır. Hâtûn, kimseye derdini anlatamıyor. Güzelhâtun otu, güzelavrat otu = İtalyanca belladona dedikleri çiçek ki, tıbbî bitkilerdendir.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. hâkan). Hâkanlar, Türk imparatorları. Türkçe’den Arapça’laştırılmıştır. (bk.) HAkan.

Türkçe Sözlük

(i. c.) (m. hâtûn) (Türkçe’den Arapçaiaştırılmış). Hâtûnlar, hanımlar. (bk.) HAtûn.

Türkçe Sözlük

(i.) (haydud’un cem’i olmak üzere kullanılmış ise de evvelâ haydud kelimesi Arapça olmadığından böyle bir çokluk olamaz ve bu kelime Arapça olmadığı için o dile mahsus olan (ha) ile yazılmayıp (hı) ile yazılması lâzımdır).

Türkçe Sözlük

(i. A.), itibar (yalnız «min» edatıyle beraber Arapça terkiplerde bulunur): Min hayselmecmû = Bütünü itibariyle, toptan, hepsi.

Türkçe Sözlük

(i ). Bu, şu (bâzı Arapça tâbirlerde geçer): Lihâzâ = Bunun için. Mahâzâ = Bununla beraber. Fîyevmenâ hâzâ = Bugünkü günde. İlâ yevminâ hâzâ = Bugüne kadar.

Türkçe Sözlük

(i. A ). Hazır olma, yakınında bulunma («gıybet» zıddı) (kelime, bugün Arapça’da «medeniyet» mânâsında kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük

(HAZIR) (i. A. «huzûr» dan if.) (mü. hâzıra) (c. huzzar, hâzırûn). 1. Bahis mevzuu olan yerde mevcut olan, bizzat bulunan, Ar. kaaim; gaaip zıddı: Bu söz olurken o da hazırdı Hazır bulunanlarla konuştu. Huzzâra dert yandı. Hâzır-ı bi’l-meclis = Mecliste mevcut bulunan. 2. Tedarik edilip göz önünde bulunan, Ar. müheyyâ, Fars. Amâde: Bütün sefer levâzımı hazırdır. 3. Her bakımdan tamamlanan ve her türlü malzemesi tedarik olunup bir iş için müheyyâ olan: Ben hazırım, araba daha hazır olmadı, yemek hazırdır. 4. Yapılmış ve dikilmiş halde satılan ısmarlama olarak yaptırılmayan: Hazır gömlek, elbise, ayakkabı. 5. Hât-i hâzır = Şimdiki hal. Latince: statquo yani durumun muhafazası demek olan ve siyasî dilde kullanılan tâbirin tercümesinde de «hâl-i hâzır» terkîbi kullanılmıştır. Emr-i hâzır = Gramerde emir sigasının muhatâbı: Yap, yapın gibi (Arapça gaaiplerini başka siga suretinde ayırıp «emr-i gaaip» denir). Hazır etmek = Hazırlamak, el altında tutmak. Askerlikte: Hazır ol! Hazır dur! (galatı: Has dur!) = Başka bir kumandayı almak için hazır bulunmak kumandası. Hazırcevap = Derhal münasip cevap bulup söyleyen çabuk kavrayışlı adam. Hazıra konmak = Miras suretiyle veya başka yolla emeksiz servete mâlik olmak: Zaten, tam sırasıdır: Hazır gelmişken şu işi de görelim, hazır kalem elimizde iken filâna da bir mektup yazalım, c. Huzzâr = Mecliste hazır bulunan kimseler, cemaat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ünlem cehennem; azapçekilen yer; ünlem Kahrolsun! a hell of a lot argo çok fazla. be hell on argo zararlı olmak; çok sert olmak. catch hell, get hell azarlanmak. come hell or high water her ne olursa, bütün zorluklara rağmen. give one hell azar

Türkçe Sözlük

(e. F.). Farsça veya Arapça isimlerin başına gelip Türkçe «daş» edatı gibi ortaklık ve birlik gösteren sıfatlar teşkil eder: Hem-bezm = Bir mecliste oturan Hem-rey = Bir fikir ve reyde bulunan. Hem-pâ = Ayakdaş. Hem-râh Yoldaş. Hem-fikir = Aynı düşünüşte, aynı fikirde olan.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arapça’da ve Arap asıllı eski Türk alfabesinde kısa a veya e sesi veren işaret.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça endâze’den Arapça’laşmış). Geometri. Hendese-i musattaha = Düzlem geometri. Yalnız satıhlar üzerine olan şekiller ve mesahalardan bahsedeni. Hendese-i mücesseme = Uzay geometri. Uç boyutlu cisimlerden bahsedeni. Hendese-i halliyye = Tasarı geometri. Hendese-i resmiyye = Resim ve benzerinden bahsedeni. Geometri, matematiğin uzamsal ilişkiler ile ilgilenen alt dalıdır (Eski adı: Hendese). Yunanca Γεωμετρία “Geo” (yer) ve “metro” (ölçüm) birleşiminden türetilmiş bir isimdir. Geometri, arazi ölçümü sözcüklerinden türetilmiştir. Herodot (i.Ö.450), Geometrinin başlangıç yerinin Mısır olduğunu kabul eder. Ona göre geometri kavramı Mısır kö­kenlidir. Sözcüğün kullanımı da Eflatun, Aristo ve Thales’e kadar gider. Yalnız Öklit geometri sözcüğü yerine Elements sözcüğünü yeğlemiştir. Elements sözcüğünün Yunanca karşılığı stoicheia sözcüğüdür. Bir kümenin üzerine konan ve kümenin öğelerini birbirleriyle ilişkilendiren bir uygun yapı, geometri yapılmasını olanaklı kılar. Bir düzlemin üzerine doğal olarak konacak ve sezgisel uzaklık duygusunu gözetecek “lise geometrisi”nin adı Öklit geometrisidir. Bu geometrinin tarihsel olarak ilginç ve önemli bir özelliği paralellik belitidir. Bu beliti sağlamayan ama geri kalan tüm belitleri sağlayan geometrilere Öklit dışı geometriler denir. Bunlara örnek olarak Hiperbolik geometri ya da küresel geometri verilebilir. Günümüzde kullanılan doğru, yay, ışın, açı ortay, kenarortay gibi birçok temel geometri teriminin Türkçe’leri Mustafa Kemal Atatürk’ün Geometri adlı eserinde yazılan eserde önerdiği terimlerden yararlanılarak kullanılmaya başlanmıştır. Hendese (Geometri) günlük yaşamın hemen her alanında gereklidir. Geometride uzunluk, alan, yüzey, açı gibi kavramlar bazı nicelikleri belirlemede kullanılır. Hendese’nin (Geometri’nin) en çok iç içe olduğu dallar; cebir ve trigonometri, mimarlık, mühendislikler (Yol, köprü, yapı, makine, gemi ve uçak yapımı; maden, su ve elektrik işleri gibi bayındırlık ve zanaatla ilgili teknik çalışmalar, vb.), endüstiryel alanlar, simülasyonlar, bilgisayar programları ve grafikleri, sibernetik, tasarım, sanat vb. dir geometrinin kullanılmadığı meslek ya da alan yok gibidir desek yerinde olur. Geometri ve sanat bir sanat eserlerinin geometrik olması onlara estetik değerler kazandırmıştır. Ünlü ressam Leonardo da Vinci’nin resimde vücut oranları üzerine yaptığı çalışmalar, çizdiği eskizler bulunmaktadır. Bu orana Altın Oran denmektedir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. heyâkil). 1. Büyük bina, anıt, Abide, tapınak, puthâne. 2. (Türkçe) Taş, mermer, tunç, ağaç vs.’den insan, hayvan vs. şekli, Ar. sanem. Fransızca: statue (Arapça’da olmayan bu ikinci mânâ ile kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hey’At). 1. Şekil, suret, biçim, görünüş: Bu binanın, bahçenin, hayvanın hey’eti çok hoşuma gidiyor. 2. Duruş, durum, vaziyet: Bu salonu başka bir hey’ete koymalı. 3. Kıyafet: Hâkim, esnaf hey’etinde bir adem. 4. Hal, keyfiyet: Bu hey’etiyle kabûl etmek. 5. Topluluk teşkil eden kişilerin hepsi: Hey’et meclisi. 6. ilm-i hey’et, Fr. astronomi: Hey’et bilmek, okumak. Ehl-I hey’et = Astronomi bilen. Hey’et-i asliyye = Aslındaki şekil ve suret. Hey’etle = Hep birden, toplu olarak: Biz dairece, hey’etle muayeneye gittik. Hey’ et-i mecmûa — Bir şeyin toptan olan hal ve sureti. Teferruat veya parçalarına bakılmaksızın bütününün gösterdiği hal ve manzara: Bu bahçenin her tarafı güzel düzelmiş ise de hey’et-i mecmûasında bir güzellik yoktur. Hey’etiyle = Olduğu gibi, değiştirilmeksizin (Arapça terkiplerde «hey’ e» suretinde de kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça terkiplerde hezîme de olur). Bozgunluk, sındırgı, mağlûbiyet: Düşman askeri hezimete uğradı. Büyük bir hezimetle geri döndü.

Türkçe Sözlük

(i. A. mü.). Eski yazı alfabesinin dokuzuncu harfi olup İstanbul şivesinde aslından daha yumuşak telâffuz olunursa da asıl çıkış yeri boğazdan olup «kaf» ın çıkış yerine yakındır ve Türkçe’de çok defa «hı» «kaf» a ve «kaf» «hı»ya dönüşmüştür. Uyku uyhu, yoksa yohsa, kangi hangi gibi. Arapça dışında SAmî dillerde yoktur. Araplar tarafından «hâ» nın üstüne bir nokta konarak yapılmıştır. Bu ses, Almanlar’ın ch ve Ispanyollar’ın j sesine eşittir, Rusça gibi Slav dillerinde de vardır. Ebced hesabında 600 rakamına eşittir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hıdîviyye) (Osmanlılar’ın yaptığı Arapça kelimelerdendir). Bir vezire veya Mısır valisine ait: Cânib-i Alî-i hıdivîlerine. Idâre-i hıdîviyye.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (bu Arapça kelimeyi de Osmanlılar yapmışlardır). Mısır valiliği, Mısır valisinin sıfatı, vazifesi ve idaresinde olan yerler: Mesned-i hıdîviyyete geçmiştir. Hıdîviyyet-i Mısrıyye.

Türkçe Sözlük

(aslı: HİLAFET) (I. A.). 1. Halifelik, Sünnî Müslümanlar’ın ruhanî liderliği, Hz. Muhammed’in mânevî halefi olma: Hilâfet-i İslâmiyye, hilâfet-i kübrâ. 2. Halifelik ülkesi: Abbâsî hilâfetinin geniş sınırları vardı. 3. Stajyer ve yardımcılık, Osmanlı devrinde, devlet dairelerinde küçük kâtiplik (kalfa kelimesi buradan gelir). Arapça terkiplerde «hilâfe» suretinde kullanılır: Dâr-ül-hilâfe = Hilâfet merkezi, halifelik başkenti.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hiyel). 1. Aldatacak tarz, tertip ve oyun. Ar. mekr, hud’a: Bana hile yaptı, oyunda hîle yapıyor. 2. Sahtekârlık, bir malın halistik ve saflığını bozacak şey, kıymetsiz bir şey karıştırma: Oralarda çıkan sade yağa, hile yapmasalar, hîle karıştırmasalar emsalsiz olur, bu sirkede hîle vardır (Arapça’da ekseriya çare ve tedbir mânâsiyle kullanılırsa da dilimizde asla o mânâ ile kullanılmaz).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. himem) (cemül-cem’i = çokluğunun çokluğu: himemât). 1. Kasit, niyet, zihin ve kalple olan çalışma: İnsan himmetle pek büyük işlere muvaffak olur. Alî-himmet, bülend-himmet = Büyük ve yüksek işlere girişen. 2. Çalışma, ceht, gayret: Yolların tesviyesine himmet etti, bu okul ancak onun himmetiyle vücuda geldi. 3. Lutuf, lutufkâr muamele: Himmet buyurun, himmetinizle. 4. Mânevî teveccüh, rûhânî imdât: Pİrin, şeyhin himmeti üstümüzden eksik olmasın (bu son iki mânâ Arapça’da yoktur. Arapça terkiplerde himme suretinde de kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça hırka, Fars. pûşîden = giymek). Hırka giyen, derviş.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Avrupa, Adriyatik Denizi kıyısında, Bosna - Hersek ve Slovenya arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 45 10 Kuzey enlemi, 15 30 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 56,542 km².

Sınırları: toplam: 2,197 km.

sınır komşuları: Bosna - Hersek 932 km, Macaristan 329 km, Sırbistan 241 km, Karadağ 25 km, Slovenya 670 km.

Sahil şeridi: 5,835 km.

İklimi: Akdeniz ve kıtasal iklim etkilidir.

Arazi yapısı: Coğrafik olarak çeşitlilik göstermektedir; Macaristan sınırı boyunca düz ovalar, Adriyatik kıyısında yüksek olmayan dağlar ve dağlık bölge yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Adriyatik Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Dinara 1,830 m.

Doğal kaynakları: Petrol, az miktarda kömür, boksit, demir, kalsiyum, doğal asfalt, silis, mika, kil, tuz, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %25.82.

Sürekli ekinler: %2.19.

Diğer: %71.99 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 110 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Yıkıcı depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,494,749 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.03 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.58 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.99 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.62 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.93 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 6.72 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 74.68 yıl.

Erkeklerde: 71.03 yıl.

Kadınlarda: 78.53 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.4 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 200 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 10 (2001 verileri).

Ulus: Hırvat.

Nüfusun etnik dağılımı: Hırvat %89.6, Sırp %4.5, diğer %5.9 (Boşnak, Macar, Slovenyalı, Çek ve Romalı) (2001).

Din: Roma Katolikleri %87.8, Ortodoks %4.4, Müslüman %1.3, Protestan %0.4, diğer %6.1 (2001).

Diller: Hırvatça %96.1, Sırpça %1, diğer %2.9 (İtalyanca, Macarca, Çekce, Slovakca ve Almanca).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.5.

erkekler: %99.4.

kadınlar: %97.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Hırvatistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Hırvatistan.

Yerel tam adı: Republika Hrvatska.

yerel kısa şekli: Hrvatska.

ingilizce: Croatia.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Zagrep.

İdari bölümler: 20 bölge ve 1 şehir; Bjelovarsko-Bilogorska Zupanija, Brodsko-Posavska Zupanija, Dubrovacko-Neretvanska Zupanija, Istarska Zupanija, Karlovacka Zupanija, Koprivnicko-Krizevacka Zupanija, Krapinsko-Zagorska Zupanija, Licko-Senjska Zupanija, Medimurska Zupanija, Osjecko-Baranjska Zupanija, Pozesko-Slavonska Zupanija, Primorsko-Goranska Zupanija, Sibensko-Kninska Zupanija, Sisacko-Moslavacka Zupanija, Splitsko-Dalmatinska Zupanija, Varazdinska

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça olup Türkçe ve Arapça’da da kullanılır). Sebze ile meyve arasında meşhur bir yeşillik ki, kabaktan uzuncadır; salata ve turşusu yapılır; kabakgillerdendir: Langa, Çengelköy hıyarı (argo): Aptal, sersem: Ne hıyar adamdırl (hıyar ağa da denir; saletalık da denir).

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça olup Türkçe ve Arapça’da da kullanılır). Sebze ile meyve arasında maruf bir yeşillik ki, kabaktan uzunca olup salata ve turşusu yapılır: Langa, Rus, Japon hiyarı (zarafetle salatalık da denir), (bk.) Hıyar.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa, Kuzey Denizi kıyısında, Belçika ve Almanya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 52 30 Kuzey enlemi, 5 45 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 41,526 km².

Sınırları: toplam: 1,027 km.

sınır komşuları: Belçika 450 km, Almanya 577 km.

Sahil şeridi: 451 km.

İklimi: Ilıman; deniz iklimi, yazlar serin ve kışlar ılıman geçer.

Arazi yapısı: Çoğunlukla kıyı bölgesinde alçak ovalar ve düzlükler, güneydoğuda tepelikler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Prins Alexanderpolder -7 m; en yüksek noktası: Vaalserberg 322 m.

Doğal kaynakları: Doğal gaz, petrol, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %21.96.

daimi ekinler: %0.77.

Diğer: %77.27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 5,650 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 16,491,461 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.49 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.72 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.96 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.96 yıl.

Erkeklerde: 76.39 yıl.

Kadınlarda: 81.67 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.66 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 (2003 verileri).

Ulus: Hollandalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Hollandalı %91, Faslı, Türk ve diğer %9.

Din: Roma Katolikleri %31, Protestan %21, Müslüman %4.4, diğer %3.6, inançsız %40.

Dil: Flemenkçe.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Hollanda Krallığı.

kısa şekli : Hollanda.

Yerel tam adı: Koninkrijk der Nederlanden.

yerel kısa şekli: Nederland.

ingilizce: Netherlands.

Yönetim biçimi: Meşruti Krallık.

Başkent: Amsterdam - Den Haag.

İdari bölümler: 12 bölge; Drenthe, Flevoland, Friesland, Gelderland, Groningen, Limburg, Noord-Brabant, Noord-Holland, Overijssel, Utrecht, Zeeland, Zuid-Holland.

Bağımlı toprakları: Aruba, Hollanda Antilleri.

Bağımsızlık günü: 1579 (İspanya’dan).

Milli bayram: Kraliçe günü, 30 Nisan.

Anayasa: 1814; bir çok kez yenilenmiştir, son düzenlenme tarihi 17 Şubat 1983.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), Benelux (Belçika, Hollanda, Lüksemburg Ekonomik Birliği), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), EIB (Avrupa Yatırım Bankası), EMU (Avrupa Ekonomi ve Para Birliği), ESA (Avrupa Uzay Ajansı), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kanca, çengel; kopça; orak; çengel gibi kıvrılmış şey; akarsuyun çengel şeklinde kıvrılan kısmı. hook and eye erkek ve dişi kopça. hookandladder company itfaiye teşkilatı. hook, line and sinker k.dili tamamen, olduğu gibi: He swallowed my story hook,

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. çorapçı, çorap satıcısı. hosiery i. çoraplar; çorap fabrikası; dokuma, mensucat; mensucat fabrikası.

Türkçe Sözlük

(i. Yunanca’dan Arapça’laştırılmış: mâlihulya ve kısaca hülya). Kuruntu, Ar. hayâlât.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. humâsiyye). 1. (Arapça gramerde) Beş harften mürekkep (kelime): Fiil-i humâsî = Beşli fiil. Ef’Al-i humâsiyye = Beşli fiiller. 2. (botanik) Beş yaprağı, tanesi veya köşe vesairesi olan (bitki): Humâsî’l-varak vesaire.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Asıl Arapça’da hûrâ» nın cem’i olup gözleri iri ve siyahı pek siyah, beyazı pek beyaz kızlar demektir. Dilimizde müfred gibi ve ekseriya nisbet «İ» siyle «hûrî» kullanılır). Cennet’e gideceklere vâdedilen pek güzel kızların beheri, hûri. HÜr-ll-ayn = İri gözlerinin siyahı pek siyah ve beyazı pek beyaz kızlar veya periler.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hurdabinle (mikroskopla) görülebilecek kadar küçük (Arapça olamıyacağından müennesinde «hurdabîniyye» demek yanlıştır).

Türkçe Sözlük

Türk alfabesinin on birinci harfi, kalın ünlülerin darını gösterir. Bu ses Arapça, Farsça ve hemen’bütün Batı dilledinde yoktur. 2. Büyük harf şekli Romen rakamlarında 1 sayısı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyük saygı, tâzîm manasıyla kullanılırsa da yanlıştır. Arapça’da asla bu mânâya gelmez. Doğrusu tebcîl’dir.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (Arapça’da müennestir) (c. ebâhim). El ve ayağın başparma-

Türkçe Sözlük

(i. A. «belâ» dan masdar). Bir şeye tutulma, düşkünlük mübtelâ oluş (Arapça’da mânâsı deneme ve imtihandır).

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstinâden, dayanarak (dilimizde bu mecâzî mânâsiyle kullanılmıştır, Arapça’da ise yapı yapmak demektir).

Türkçe Sözlük

(i. A. «besm»den). Zarafet ve letâfetle gülümseme (Arapça’da »tebessüm» kelimesiyle aynı mânâda iken, Türkçe’de tebessüm bazen alayla gülümseme mânâsını taşır. Halbuki ibtisâm kelimesi, mutlak bir gülümseme, letafeti ve güzelliği mânâsını verir).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Esirgemeyip bol sarfetme ve kullanma mânâsiyle kullanılırsa da, bu mânâ Arapça’da «bezi» kelimesiyle karşılanmaktadır.

Türkçe Sözlük

(ICAB) (i. A. «vücûb» dan masdar) (c. İcâbât). 1. Gerektirme, olmasına sebep olma: Yağmurların bolluğu ekinlerin bolluğunu icap ediyor. 2. iktizâ etme, lâzım gelme: Bizim orada bulunmamız icap ediyor (bu ikinci mânâ, yani lâzım gibi kullanılışı Arapça’da olmayıp galat olarak dilimize mahsustur. Bu mânâda iktizâ kelimesi daha münasiptir). Icâbât-ı zamanedendir — Zamanın icap ettirdiği şeylerdendir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «celâl» den masdar). 1. Büyütme, ağırlama, saygı gösterme, tâzim, ikram. 2. Büyüklük, yücelik, azamet (bu ikinci mânâ Arapça’da yoktur).

Türkçe Sözlük

(i. A. «cesâret» ten masdar). Cür’etlenme, korkmayıp atılma (bu kelimenin Arapça’da böyle mânâsı yoktur ve doğrusu tecâsür’dür).

Teknolojik Terim

MP3 müzik dosyalarında, parça ve başlık bilgisinin yanı sıra sanatçı hakkında bilgiler içeren ID3 etiketleri bulunmaktadır. Herhangi bir PC ya da Macintosh® bilgisayarda düzenleme yapılabilmektedir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «der» den masdar). Bu kelimeyi dere mânâsiyle kullananlar var ise de, Arapça’da bu mânâya gelmediği gibi, dere bu maksadı ifade eder.

Türkçe Sözlük

(İDRAR) (i.). Sidik, Ar. bevl (bu kelime «derr» masdar olarak Arapça ise de, Arapça’da süt ve yağmuru akıtma mânâsına gelir. Vaktiyle daimi surette akıp verilen maaş ve vazife mânâsiyle de kullanılırdı. İdrar kelimesini Türkler yapmışlardır).

Teknolojik Terim

IEEE 1394, uyumlu Handycam’i PC ya da başka i.LINK™ uyumlu aygıta bağlamanıza olanak sağlayan i.LINK™’in başka bir adıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «felah» tan masdar). Hâlini ıslah edip selâmete çıkma: O adamın iflahı mümkün değildir. Iflâh olmayacak, iflâh bulmayacaktır (Arapça’da mânâsı mesut ve muvaffak olmaktır).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. efârît). 1. Cinlerin zararlı ve korkunç bir cinsi. 2. mec. Pek hiddetli adam: İfrit kesildi (Arapça’da müennesi olarak ifrite de kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gazaplanma mânâsiyle kullanılmışsa da Arapça’dan yanlış şekilde uydurulmuştur.

Türkçe Sözlük

(i, A.) (c. iğtişâşât). Kargaşalık mânâsiyle çok kullanılmışsa da Arapça’da böyle bir mânâsı olmayıp, asıl mânâsı, bir hilekârın hileli ve aldatma maksadına dayanan öğütüne kapılmadır. Zaten gış kelimesi bir şeye hile karıştırılması, halis ve sâfî olmayış mânâsındadır ve eskiden bazı sikkelere «mağşûş» denilmesi ve «gıll-u-gış» tâbiri de bu mânâyı kuvvetlendirir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «halt» tan masdar). Karışıp görüşme: Ahlâksız adamlarla ihtilâf etmemeli (Arapça’da bu mânâ ile muhâlata kelimesi kullanılır). İhtilâttan memnû = Kimse ile görüşmesine müsaade olunmayan tutuklu.

Türkçe Sözlük

(I.) (Arapça’dan). Yaşlı adam, koca, pîr, şeyh: İhtiyar adam, İhtiyar kadın, ihtiyarlar meclisi (esası galat olduğu için vaktiyle edebî dilde kullanılmayıp koca ve kocamak gibi hâlis Türkçe kelimeler tercih olunurdu. Müenneslnde ihtiyâre demek gülünçtür).

Türkçe Sözlük

(a uzun) (I. A. «vuku» dan masdar). Vuku buldurma mânâsıyle kullanılıyorsa da, Arapça’da düşürme vesair mânâlara gelip bu mânâya gelmez.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «kadem» den masdar) (c. ikdâmât). Bir işte ayak direme: ikdâmât ile muvaffak oldu (Arapça’ da tam olarak bu mânâya gelmeyip, ilerlemek ve ilerlemeye çalışmak mânâsındadır).

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «kudret» ten masdar). 1. Kudret verme, muktedir etme, iktidar kazandırma. 2. Refahını arttırarak sıkıntıdan kurtarma: Maaşıma bir miktar eklenerek ikdâr buyrulmaklığım (bu mânâ Arapça’da olmayıp dilimizde birinci mânâsından alınmıştır).

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «kanâat» tan masdar). 1. Kanaat ettirme, kanaat verebilme. 2. Kandırma, razı etme, Ar. irzâ: Bizimle gelmeye güç haile iknâ ettim (Arapça’da bu mânâya gelmeyip, bu ikinci mânâsından çıkarılmıştır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «kerh» ten masdar). 1. Cebren ve İstenilmeyen bir iş yaptırma, ikrâh ile oruç bozma (Arapça’da mânâsı bundan ibarettir). 2. İğrenme, tiksinme, nefret, Ar. teneffür: Bu işten bana ikrâh geldi (bunun doğrusu istikrâh’tır).

Türkçe Sözlük

(İKSİR) (I. A.) (Yunanca, seçip hulâsa ve özünü çıkarmak demek olan masdardan gelir). 1. Vaktiyle simya İle (eski kimya) uğraşanların harlkulâde bir kuvvet ve tesir taşıdığını sandıkları, mevcûd olmayan bir cisim. 2. (tıp) Bazı İlâçlarla şeker ve güzel kokulardan mürekkep çeşitli hazır şuruplar ki, hem lezzetli, hem tesirli ve faydalı olmak dolayısıyla Avrupalılar’ca Araplar’ın mahut İksirine benzetilerek harf-i târîf ile beraber Arapça’dan alınarak İkstr» adıyla anılırdı, mec. Bir şeyin ortaya çıkmasına sebep olan veya tesîr eden madde: İkstr-i saadet, İkstr-i Azam.

Türkçe Sözlük

(e. A.). Nihayet bildirir: -Ye, -ye kadar, -ye değin, -ye dek, tâ (bazı Arapça terkiplerde tesadüf olunur). III Ihlre = Sonuna dek. İli mtaşallah = Allah’ın istediği vakte dek. III gayri nlhlye = Sonu olmayan vakte kadar, ebediyyen. Ilelebed = Aynı mânâ. Mln evvele III Ahır = Başından sonuna kadar. Minelbtb, llel-mlhrlb = Kapıdan mihrâba kadar, başlangıçtan sonuna kadar. Uç III beş = Uç İle beş, üçten beşe kadar.

Türkçe Sözlük

(İLAÇ) (I. A. masdar) (Arapça’da muâlece İle aynı mânâdadır). 1. Bir hastaya bakma, iyi etmeye çalışma, Ar. muâlece, müdâvât. ilâç etmek (Arapça’da asıl olan bu mânâ ile dilimizde pek kullanılmaz). 2. Bir hastaya veya yaralıya içmek veya sürmek için verilen şey, devâ. Hastalara ilâç verilir. Doktor birçok ilâçlar verdi. Bu hastalığın İlâcı bulunamadı (bu mânâ dilimize mahsustur, Arapça’da devâ denir). 3. mec. Çare, tedbir, derman, tesviye, halletme, yoluna koyma: Bu derdin, fenalığın İlâcı yoktur. Bt-ilâc = Çaresiz, dermansız: Bİ-llâc kaldı. Ll-ilâc = Çaresiz, nâçâr.

Türkçe Sözlük

(i. A. «illet» ten masdar) (edebiyat). Arapça fiillerde bir şekil.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. İlâliyye) (edebiyat). Arapça fiillerin İlâl şekline ait: Kaviid-i İlâliyye = İlâl kaideleri.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ilcâAt). Cebretme, zorlama, mecbûr etme, çâresiz bırakma (Arapça’da birini sığınak aramaya mecbur etmek ve birinin ilticasını kabûl ile kendisini himaye etmek ve Tanrı’ya tevekkül eylemek mânâlarına gelip bizde kullanılan mânâsı yoktur).

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Ülkenin denizi. İldeniz Şemseddin: Azerbaycan Atabeyleri diye de anılan İldenizler Sülalesinin kurucusu. Kıpçaklardandır. (Öl. 1175). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(Ar. terkip) (mü. ileyhâ) (tes. ileyhümâ). (c. ileyhüm) (İlâ edatı ile zamirlerden mürekkep. Bazı Arapça terkiplerde bulunur). Ona, onlara, kendisine, kendilerine: MÜmâ-ileyh, mOmâ-lleyhâ, mûmâ-ileyhimâ, mûmâ-ileyhüm: Kendisine, kendilerine İmâ olunan, müşârileyh, müşârileyhümâ, müşârileyhüm: Kendisine, kendilerine işaret olunan. Mef’Ül-ileyh: İsmin «adama, deveye» gibi -e hâli. Müzâfileyh: Yine ismin «adamın, devenin» gibi -in hâli.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iagv»den masdar). Kaldırma, bozma, hükümsüz bırakma, Osm. lağv ve fesh ve ibtâl etme: Görevi ilga olundu. Kanunun o maddesini ilga (fesh) ettiler (Arapça’deki mânâsı biraz değişiktir).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ilel). 1. Hastalık, Ar. maraz, dâ, eski Türkçe sayruluk: IIlet-i müzmine = Müzmin hastalık. IIlet-i efrenciyye = Frengi. Illet-i sâriye = Salgın hastalık (maraz’la aynı mânâda). 2. Sakatlık, sakat adamın hali: İlleti vardır. 3. Sar’a, vücut titremesi ve baş dönmesi gibi insana musallat olup ayrılmayan ve sık sık rahatsız eden hastalık: insan korkudan illet kazanır, illet sahibi olur. Onda bir illet vardır. 4. Sebep, icab etme, hazırlayıcı hal: Bunu icab ettiren İllet nedir? 5. Maksat, gaye, niyet: Bu kadar yorgunluğun illeti nedir? İllet-i gaiyye = Gerçekleşmesi için çalışılan maksat: Tahsilin illet-i galyyesi terbiyedir. 6. (edebiyat) (Arapça gramerde) Bir kelimenin aslî harfleri arasında (elif, vav, ye) harflerinden birinin bulunması. Hurûf-ı illet = illet harfleri: «elif, vav, ye» harfleri.

Türkçe Sözlük

(I.) (yarım rüzgâr mânâsiyle Farsça «nîm-bâd» veya deniz rüzgârları mânâsiyle Arapça Farsça «yem-bâdt» tâbirlerinden gelmiş sayılması yanlıştır. «Batı» dan olması ihtimali daha kuvvetlidir). Ekseriya batı veya kuzey batıdan esen serin deniz rüzgârı: İmbat esiyor.

Türkçe Sözlük

(İMHA) (t. A.). (Türkler’in Arapça «mahv» kelimesinden türettikleri, Arapça’da olmayan bir kelime). Mahvolma, yok olma.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. emâlî). 1. Söyleyip birine yazdırma: Eserlerini kâtibine yazması için imlâ eder (ettirir dememeli) Bu kitap İmlâ yoluyla yazılmıştır (bu mânâ ile dilimizde az kullanılmıştır). 2. Bir dili doğru dürüst yazmak usûlü: Bu adam imlâ bilmez. Çocuklara imlâ öğretmeli: Imlâsız mektup. İmlâya gelmek = Yazılabilmek. İmlâya gelmemek — Yazılamamak (bu ikinci mânâ Arapça’da yoktur), mec. İmlâya gelmemek = Islahı mümkün olmamak: O adam İmlâya gelmez.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Doldurma: Bu kıyı sığdır, toprakla imlâ edilebilir (bu mânâ Türkçe’ye mahsustur, Arapça’da yoktur).

Türkçe Sözlük

(e. A.) (şart edatı olup bazı Arapça terkiplerde bulunur): İn-şâ-Allah = Allah isterse.

Türkçe Sözlük

(i. A. «dere» ten masdar). Dere olunma, içinde bulunur mânâslyle bu masdar ve bilhassa münderic, lisanımızda çok kullanılırsa da Arapça’da indirâc yalnız inkıraz (yıkılış) mânâsında kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hezimet» ten masdar). Bozulma, mağlûp olma, yenilme: İnhizama uğrayan asker, düşmanın inhizamı (Arapça’da mânâsı bozulup kaçmak ve birinden sığınacak yer istemektir).

Türkçe Sözlük

(i. A. «küsûf» tan masdar). 1. Kırılma, Osm. şikeste olma: Dökme demirden mamul şeylerin inkisara kabiliyetleri fazladır. 2. Kalb kırılma, gücenme, Osm. hâtır-mânde olma: O adamın bana inkisara hi; hakkı yoktur. 3. Beddua: Bir anne, çocuğuna hiçbir vakit yürekten inkisâr etmez (bu ü;üncü mânâ Arapça’da yoktur). 4. (fizik) Işınların boşluktan havaya ve havadan suya geçerken yön değiştirmesi kaidesi, Fransızca: rifraction.

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat l milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmektedir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır: (1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışındadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır: (1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.); (2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe); (3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami); (4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karı ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat 1 milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmekledir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan Önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır:

(1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışmdadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır:

(1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.);

(2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe);

(3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami);

(4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün

lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karın ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...

Türkçe - İngilizce Sözlük

1 Of or pertaining to an integer. an upcoming multiwavelength mission from the European Space Agency; scheduled for launch in 2002, it will carry coaligned gamma-ray, X-ray and optical telescopes. -the sum over all parts.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rab»dan masdar). 1. Arapça’da kelimelerin sözdeki yerlerine göre uğradıkları değişiklikler. 2. Düzgün konuşma ve gerçeği belirtme.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Doğu’da, Basra Körfezi kıyısında, İran ve Kuveyt arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 33 00 Kuzey enlemi, 44 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 437,072 km².

Sınırları: toplam: 3,650 km.

sınır komşuları: İran 1,458 km, Ürdün 181 km, Kuveyt 240 km, Suudi Arabistan 814 km, Suriye 605 km, Türkiye 352 km.

Sahil şeridi: 58 km.

İklimi: Daha fazla çöl iklimi hakimdir; kışlar soğuk, yazlar kuru, sıcak ve bulutsuz geçer.

Arazi yapısı: Daha fazla geniş ovalar, İran sınırında bataklıklar, İran ve Türkiye sınırı boyunca dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m; en yüksek noktası: Hacı İbrahim 3,595 m.

Doğal kaynakları: Petrol, doğal gaz, fosfat, sülfür.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %13.12.

daimi ekinler: %0.61.

Diğer: %86.27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 35,250 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kum fırtınaları, su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 26,783,383 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.66 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 48.64 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 69.01 yıl.

Erkeklerde: 67.76 yıl.

Kadınlarda: 70.31 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.18 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

Ulus: Iraklı.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %75-%80, Kürt %15-%20, Türkmen, Süryani ve diğerleri %5.

Din: Müslüman %97 (Şii %60-%65, Sünni %32-%37), Hıristiyan ve diğer %3.

Diller: Arapça (Resmi), Türkçe, Kürtçe ve Süryanice.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %40.4.

erkekler: %55.9.

kadınlar: %24.4 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Irak Cumhuriyeti.

kısa şekli : Irak.

Yerel tam adı: Al Jumhuriyah al Irakiyah.

yerel kısa şekli: Al Irak.

ingilizce: Iraq.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Bağdat.

İdari bölümler: 18 bölge; Al Anbar, Al Basrah, Al Muthanna, Al Qadisiyah, An Najaf, Arbil, As Sulaymaniyah, At Ta’mim, Babil, Bağdat, Dahuk, Dhi Qar, Diyala, Kerbala, Maysan, Ninawa, Salah ad Din, Wasit.

Bağımsızlık günü: 3 Ekim 1932.

Milli bayram: İhtilal günü, 17 Temmuz (1968).

Anayasa: 22 Eylül 1968.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, ACC, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-19, G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Doğu’da, Umman Körfezi ve Basra Körfezi ve Hazar Denizi kıyısında, Irak ve Pakistan arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 32 00 Kuzey enlemi, 53 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 1.648 milyon km².

Sınırları: toplam: 5,440 km.

sınır komşuları: Afganistan 936 km, Ermenistan 35 km, Azerbaycan sınırı 432 km, Azerbaycan - Nahçıvan sınırı 179 km, Irak 1,458 km, Pakistan 909 km, Türkiye 499 km, Türkmenistan 992 km.

Sahil şeridi: 2,440 km.

İklimi: Hazar Denizi kıyısında subtropikal iklim hakimdir. Ülke genelinde bozkır iklimi etkisini gösterir.

Arazi yapısı: Arazi engebeli, dağlarla çevrili, yüksektir; orta kısımlarda çöl ve dağ havzaları vardır; kıyılarda ovalar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hazar Denizi -28 m.

en yüksek noktası: Kuh-e Damavand 5,671 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, kömür, krom, bakır, demir, kurşun, manganez, çinko, sülfür.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %9.78.

ekinler: %1.29.

Diğer: %88.93 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 76,500 km²(2003 verileri).

Doğal afetler: Periyodik kuraklıklar, su baskınları, kum fırtınaları, depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 68,688,433 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.1 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.48 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 40.3 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 70.26 yıl.

Erkeklerde: 68.86 yıl.

Kadınlarda: 71.74 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.8 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

Ulus: İranlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Persler %51, Azeriler %24, Gilaki ve Mazandarani %8, Kürt %7, Arap %3, Lur %2, Baloch %2, Türkmen %2, diğer %1.

Din: Şii Müslüman %89, Sünni Müslüman %10, Zerdüştçü, Musevi, Hıristiyan ve Bahai %1.

Diller: Persce ve Pers Lehçeleri %58, Türkçe ve Türk lehçeleri %26, Kürtçe %9, Lurice %2, Baloçice %1, Arapça %1, Türkçe %1, diğer %2.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %79.4.

erkekler: %85.6.

kadınlar: %73 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İran İslam Cumhuriyeti.

kısa şekli : İran.

Yerel tam adı: Jomhuri-ye Eslami-ye İran.

yerel kısa şekli: İran.

ingilizce: Iran.

Yönetim biçimi: Şeriat Cumhuriyeti.

Başkent: Tahran.

İdari bölümler: 28 eyalet; Ardabil, Azarbayjan-e Gharbi, Azarbayjan-e Sharqi, Bushehr, Chahar Mahall va Bakhtiari, Esfahan, Fars, Gilan, Golestan, Hamadan, Hormozgan, Ilam, Kerman, Kermanshah, Khorasan, Khuzestan, Kohgiluyeh va Buyer Ahmad, Kordestan, Lorestan, Markazi, Mazandaran, Qazvin, Qom, Semnan, Sistan va Baluchestan, Tahran, Yazd, Zanjan.

Bağımsızlık günü: 1 Nisan 1979.

Milli bayram: Cumhuriyet Günü, 1 Nisan (1979).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC, CP, ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-19,

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Irak. Iraqi (s.), (i.) Irak'a ait; Iraklı; Irak Arapçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ütülemek: demir kaplamak. iron out ütülemek; (planın) teferruatını hazırlamak, pürüzlerini gidermek; kelepçelemek.

Türkçe Sözlük

(I. A. «resm»den masdar). Resimli olma, İzi düşme mânâsiyle kullanılıyorsa da yanlış olup, Arapça’da «alınan emre uyma» ve «Cenâb-ı Hakk’ı tekbîr» mânâlarından başka mânâsı olmadığından ve bu mânâlarla dilimizde kullanılması uygun olmadığından, büsbütün terki gerekir.

Türkçe Sözlük

(i.). (Kalıba dökme mânâsiyle çok kullanılıyorsa da, Arapça’da «bir şeye, bir şekil ve hususî bir görüş verme» mânâsına gelen «sûg» dan bozmadır).

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Yollama ve gönderme mânâsiyle kullanılmışsa da, Arapça’da «akıtmak ve sarkıtmak» dan başka mânâsı olmadığından, yanlıştır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça beyaz demek olan sepîde’den Arapça’laşmış). Üstübeç.

Türkçe Sözlük

(aslı: İSMET) (i. A.) (Arapça terkiplerde: isme). 1. Namus, doğruluk, kötülük ve rezaletlerden kaçınma: İsmet sahibi bir zat, ismet-i mücesseme. 2. Nâmus, iffet, perde: Bir kadında en fazla ve en önce aranılacak şey ismetidir. 3. Günahsızlık, masumluk, temizlik: Onun ismeti mahkemece belli oldu.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. ismiyye). 1. Ada ait, isme ait. Arapça gramerde iki isimden, yani müsnet ile müsned-i ileyhten mürekkeb cümle: Türkçe’de cümle-i ismiyye yoktur.

Türkçe Sözlük

(aslı: İSNAD) (I. A. masdar) (c. isnâdât, esânîd). 1. Bir şeyi bir adama yöneltme, bağlama: Bu beyti Fuzûlî’ye isnâd ediyorlar. 2. İftira, haksız yere yakıştırma: Hakkımda birtakım isnâdâtta bulundu (bu mânâ Arapça’da olmayıp, münasebeti dolayısiyle birincisinden çıkmıştır). 3. Hadîslerin sırasıyla kimlerin rivayeti olduğunu gösterme (yalnız bu mânâ ile cem’i esânîd gelir). 4. Arapça gramerde müsned ile müsnedi ileyh bağlılık ki, dilimizde im, sin, dir, idim, idik vs. yani olmak fiiliyle ifade olunur. Diğer SAmî dillerde bu fiil olmayıp kelimenin bağlantısından anlaşılır.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Avrupa, Biskay Körfezi, Akdeniz, Kuzey Atlas Okyanusu kıyısında ve Pyrenees Dağları sınırında, Fransa’nın güneybatısında yer alır.

Coğrafi konumu: 40 00 Kuzey enlemi, 4 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 504,782 km².

Sınırları: toplam: 1,917.8 km.

sınır komşuları: Andorra 63.7 km, Fransa 623 km, Cebelitarık 1.2 km, Portekiz 1,214 km, Fas (Ceuta) 6.3 km, Fas (Melilla) 9.6 km.

Sahil şeridi: 4,964 km.

İklimi: Ilıman.

Arazi yapısı: Geniş, düz platolar engebeli tepeliklerle çevrilidir, dağlar kuzeyde yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Pico de Teide Tepesi (Kanarya Adalarında) 3,718 m.

Doğal kaynakları: Kömür, linyit, demir, uranyum, cıva, alçıtaşı, çinko, kurşun, tungsten, bakır, kaolin, potas, hidro enerji, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %27.18.

daimi ekinler: %9.85.

Diğer: %62.97 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 37,800 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Periyodik kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 40,397,842 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.13 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.99 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.37 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.65 yıl.

Erkeklerde: 76.32 yıl.

Kadınlarda: 83.2 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.28 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.7 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 140,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1,000 (2003 verileri).

Ulus: İspanyol.

Nüfusun etnik dağılımı: Akdeniz ve Nord uluslarının karışımından oluşuyor.

Din: Roma Katolikleri %94, diğer %6.

Diller: Castilia İspanyolca’sı (resmi) %74, Catalan %17, Galician %7, Basque %2.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %97.9.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İspanya Krallığı.

kısa şekli : İspanya.

yerel kısa şekli: Espana.

ingilizce: Spain.

Yönetim biçimi: Meşruti Krallık.

Başkent: Madrid.

İdari bölümler: 17 özerk bölge; Andalucia, Aragon, Asturias, Baleares (Balearic Adaları), Canarias (Canary Adaları), Cantabria, Castilla-La Mancha, Castilla y Leon, Cataluna, Communidad Valencian, Extremadura, Galicia, La Rioja, Madrid, Murcia, Navarra, Pais Vasco (Basque Bölgesi).

Bağımsızlık günü: 1492.

Milli bayram: İspanya Günü, 12 Ekim.

Anayasa: 6 Aralık 1978.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), EIB (Avrupa Yatırım Bankas

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Doğu’da, Akdeniz Sahilinde, Mısır ile Lübnan arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 31 30 Kuzey enlemi, 34 45 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 20,770 km².

Sınırları: toplam: 1,017 km.

sınır komşuları: Mısır 266 km, Gazze 51 km, Ürdün 238 km, Lübnan 79 km, Suriye 76 km, Batı Şeria 307 km.

Sahil şeridi: 273 km.

İklimi: Ilıman, güneyde sıcak ve kuru iklim tipi görülür.

Arazi yapısı: Güneyde Negev çölü, kıyıda alçak ovalar, orta kısımda dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Ölü Deniz -408 m.

en yüksek noktası: Har Meron 1,208 m.

Doğal kaynakları: Kereste, potas, bakır, doğal gaz, fosfat kayalıklar, magnezyum bromid, kil, kum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %15.45.

daimi ekinler: %3.88.

Diğer: %80.67 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,940 km²(2003 verileri).

Doğal afetler: Sonbahar ve yaz ayları boyunca kum fırtınaları; kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 6,352,117 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.18 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.89 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.46 yıl.

Erkeklerde: 77.33 yıl.

Kadınlarda: 81.7 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.41 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 (2001 verileri).

Ulus: İsrailli.

Nüfusun etnik dağılımı: Yahudi %76.4 (İsrail doğumlu %67.1, Avrupa/Amerika doğumlu %22.6, Afrika doğumlu %5.9, Asya doğumlu %4.2), Yahudi olmayan %23.6 (çoğunlukla Arap) (2004).

Din: Musevi %76.4, Müslüman %16, Arap Hıristiyan %1.7, diğer Hıristiyan %0.4, Dürzi %1.6, diğer %3.9 (2004).

Diller: İbranice (resmi), Arapça (Arap azınlıklar tarafından kullanılır), İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %95.4.

erkekler: %97.3.

kadınlar: %93.6 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İsrail Devleti.

kısa şekli : İsrail.

Yerel tam adı: Medinat Yisra’el.

yerel kısa şekli: Yisra’el.

ingilizce: Israel.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Kudüs.

İdari bölümler: 6 bölge; Merkez, Haifa, Jerusalem, Kuzey, Güney, Tel Aviv.

Bağımsızlık günü: 14 Mayıs 1948.

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 14 Mayıs (1948).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret

Türkçe Sözlük

(i. A.). İçki kullanma, alkollü içki içme: İşret etmek = İçki içmek: İşret vücudunu harap etmiş; işrete düşkündür (Arapça’da asıl mânâsı eğlence ve cünbüştür).

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). İstatistikle alâkalı (nisbet bildirmek için Arapça ekle yapılan istatistikî sözü yanlıştır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «avr» den masdar) (c. istiârât). 1. Ödünç alma, başkasından alıp kullanma: Dilimiz Arapça’dan kelimeler istiâre etmiştir. 2. (edebiyat) Bilhassa Dİvân şiirinde bir çeşit teşbih (benzetme) ki, benzetilen söylenmez, yalnız benzeyen söylenir ve benzetilen yerine kullanılır. Saç yerine sünbül, ben yerine misk, güzel yerine mâh kullanılması gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şehvet» ten masdar). 1. istek, arzu (asıl Arapça’da mânisi bundan ibarettir). 2. (Türkçe’de iştah telâffuzuyla) yemeğe istekli olma, boğaz ve mide açlığı: Çok iştiham var; iştiham kapandı; salata iştihayı açar, iştiha verir; büyük bir iştiha ile yemeğe başladı. 3. mec. İstek, hal, arzu: İştiha ile iş görüyor; adamın kitap okumaya karşı iştihası yok.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.). Türkler’in Arapça kaidesiyle yaptığı bir tıp terimi ki, doğrusu ihtikan’dır. bk. İhtikan.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hurûc» dan masdar) (c. istihrâcat). 1. Bir şeyin içinden diğer bir şeyi çıkarma: Arapça’dan mânâ istihrâc etmeye muktedirdir; gül yaprağından gül suyu denilen güzel kokulu su istihrâc olunur. 2. Netice çıkarma, istidlâl etme: Bu sözden ne İstihrâc ediyorsunuz? 3. Bir dilde okuduğunu anlama, mânâ çıkarma: Fransızca’da Istihrâcı vardır. 4. Fal bakma, yıldızlardan mânâ çıkarma: İstihracâtla uğraşıyor.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Müstakil olma, istiklâl halinde bulunma, başlı başına buyruk olma, bağımsızlık (Türklerin yanlış yaptıkları bir Arapça kelimedir).

Türkçe Sözlük

(i.). Kira ile tutma ve kiralama mânâsıyla kullanılmış ise de, Arapça’ da doğrusu ikrirâ’dır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kerh» ten masdar). Kerih görüp nefret etme, tiksinme, iğrenme: Kıyafetinden insan istikrah eder (asıl Arapça’da mânâsı bir şeyi kerhen yani zorla ve istemeyerek yapmaktan ibarettir).

Türkçe Sözlük

(İSTİKRAZ) (k kalın) (i. A. «karz»dan masdar) (c. istikrâzât). Faizle para alma, borç etme: Istikrazsız idare mümkün değildir (asıl Arapça’da bu mânâda «iktirâz» kullanılır, «istikraz» ise borç istemek demektir).

Türkçe Sözlük

(k kalın) (i. A. «kutb» dan masdar) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). (coğrafya) Istiktâb-ı zıyâ = Güneş ışınlarının yedi renge bölündükten sonra bir noktada toplanması.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir mülkün umumî menfaat için devlet tarafından vatandaştan veya bir hükmî şahsiyetten satın alınması (Türkler’in mülk kelimesinden yaptıkları bir kelimedir, asıl Arapça’sı temellük’dür).

Türkçe Sözlük

(i.). Mizâc kelimesinden Türkler’in türettikleri Arapça kelime ki, yanlıştır. Anlama, nabız yoklaması mânâsına kullanılır.

Türkçe Sözlük

(İ. A.) (mü. isttnâfiyye) (hukuk). 1. Istînâfa ait: Mahkeme-i istinâfiyye. 2. (e.). Arapça gramerinde bir soruya cevap mânâsında bulunan: Cümle-i istînâfiyye.

Türkçe Sözlük

(i.) (Rica ve istirham mânâsiyle kullanılmışsa da, aslında Arapça’da yoktur ve Türkler’in «recâ» masdarından türettikleri bir kelimedir).

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.). Çekememe ve birine karşı rekabette bulunma mânâsiyle kullanılmış ise de «rekabet» masdarından Türkler’in yaptıkları yanlış bir kelimedir. Arapça’da yoktur.

Türkçe Sözlük

(i.). Türkçe’de istilâm mânâsiyle kullanılmış ise de Arapça’da «kıllanmak» tan başka mânâsı olmadığından galattır.

Türkçe Sözlük

(i. A.,«azamet» ten masdar). Büyütme, büyük görme, küçük bir şeye ehemmiyet verip büyük gösterme: Bu adam hastalığını daima istîzâm eder (Arapça’da saygı ve kendini büyük görme mânâlarına da gelir).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Edâ, naz, gönül çekici tavır, şive (asıl Arapça’da iyi görmeme demek olup mahmur gözle bakmaktan kinâye olarak Farsça ve Türkçe’de bu mânâyı almıştır).

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Avrupa, Baltik Denizi kıyısında, Finlandiya ile Norveç arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 62 00 Kuzey enlemi, 15 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 449,964 km².

Sınırları: toplam: 2,233 km.

sınır komşuları: Finlandiya 614 km, Norveç 1,619 km.

Sahil şeridi: 3,218 km.

İklimi: Güneyde ılıman, kuzeyde subarktik iklim tipi görülür.

Arazi yapısı: Daha fazla düz ve kısmen dalgalı ovalar, batıda dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hammarsjon gölünde bir koy -2.41 m.

en yüksek noktası: Kebnekaise 2,111 m.

Doğal kaynakları: Çinko, demir, kurşun, bakır, gümüş, kereste, uranyum, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.93.

daimi ekinler: %0.01.

Diğer: %94.06 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,150 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Çevrili sularda yüzen buz kitleleri deniz trafiğini engellemektedirler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 9,016,596 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.16 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.66 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 2.76 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.51 yıl.

Erkeklerde: 78.29 yıl.

Kadınlarda: 82.87 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.66 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,600 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: İsveçli.

Nüfusun etnik dağılımı: İsveçliler, Fin ve Sami azınlığı, Yugoslav, Norveç, Yunan, Türk.

Din: Lutherci %87, Roma Katolikleri, Ortodoks, Baptist, Müslüman, Musevi, Budist.

Diller: İsveççe.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İsveç Krallığı.

kısa şekli : İsveç.

Yerel tam adı: Konungariket Sverige.

yerel kısa şekli: Sverige.

ingilizce: Sweden.

Yönetim biçimi: Meşruti Krallık.

Başkent: Stockholm.

İdari bölümler: 21 bölge; Blekinge, Dalarnas, Gavleborgs, Gotlands, Hallands, Jamtlands, Jonkopings, Kalmar, Kronobergs, Norrbottens, Orebro, Ostergotlands, Skane, Sodermanlands, Stockholms, Uppsala, Varmlands, Vasterbottens, Vasternorrlands, Vastmanlands, Vastra Gotalands.

Bağımsızlık günü: 6 Haziran 1523.

Milli bayram: Bayrak Günü, 6 Haziran.

Anayasa: 1 Ocak 1975.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), EIB (Avrupa Yatırım Bankası), ESA (Avrupa Uzay Ajansı), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G- 6, G- 9, G-10, IADB (Amerika Bölgesi Kal

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Avrupa›da, Fransa›nın doğusunda, İtalya›nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 47 00 Kuzey enlemi, 8 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 41,290 km².

Sınırları: toplam: 1,852 km.

sınır komşuları: Avusturya 164 km, Fransa 573 km, İtalya 740 km, Liechtenstein 41 km, Almanya 334 km.

Sahil şeridi: 0 km(kara ile çevrili).

İklimi: Ilıman.

Arazi yapısı: Çoğunlukla dağlıktır, tepelikli merkez platosu, ovalar, büyük göller yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Maggiore Gölü 195 m.

en yüksek noktası: Dufourspitze 4,634 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji, kereste, tuz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %10.

daimi ekinler: %0.58.

Diğer: %89.51 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 250 km²(2003 verileri).

Doğal afetler: Çığ, toprak kayması.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 7,523,934 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.43 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.12 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.34 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.51 yıl.

Erkeklerde: 77.69 yıl.

Kadınlarda: 83.48 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.43 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.4 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 13,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: İsviçreli.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %65, Fransız %18, İtalyan %10, Romen %1, diğer %6.

Din: Roma Katolikleri %41.8, Protestant %35.3, Orthodoks %1.8, diğer Hıristiyanlar %0.4, Müslüman %4.3, diğer %1, belirlenmemiş %4.3, inançsın %11.1 (2000).

Diller: Almanca %63.7, Fransızca %19.2, İtalyanca %7.6, Romence %0.6, diğer %8.9.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İsviçre Konfederasyonu.

kısa şekli : İsviçre.

Yerel tam adı: Schweizerische Eidgenossenschaft (Almanca), Confederation Suisse (Fransızca), Confederazione Svizzera (İtalyanca).

yerel kısa şekli: Schweiz (Almanca), Suisse (Fransızca), Svizzera (İtalyanca).

ingilizce: Switzerland.

Yönetim biçimi: Parlamenter Federal Cumhuriyet.

Başkent: Bern.

İdari bölümler: 26 bölge; Aargau, Ausser-Rhoden, Basel-Landschaft, Basel-Stadt, Bern, Fribourg, Geneve, Glarus, Graubunden, Inner-Rhoden, Jura, Luzern, Neuchatel, Nidwalden, Obwalden, Sankt Gallen, Schaffhausen, Schwyz, Solothurn, Thurgau, Ticino, Uri, Valais, Vaud, Zug, Zurich.

Bağımsızlık günü: 1 Ağustos 1291 (İsviçre Konfederasyonu kuruluşu).

Milli bayram: İsviçre Konfederasyonu kuruluşu, 1 Ağustos (1291).

Anayasa: 29 May 1874.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Orta

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Avrupa, Akdeniz kıyısında yarımadada, kuzeydoğu Tunus›ta yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 42 50 Kuzey enlemi, 12 50 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 301,230 km².

Sınırları: toplam: 1,932.2 km.

sınır komşuları: Avusturya 430 km, Fransa 488 km, Holy See (Vatican City) 3.2 km, San Marino 39 km, Slovenya 232 km, İsviçre 740 km.

Sahil şeridi: 7,600 km.

İklimi: 7 ayrı iklim görülmektedir. Ama genel olarak ılıman hava hakimdir.

Arazi yapısı: Arazi engebeli ve dağlıktır, ovalar ve kıyıda alçak araziler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Akdeniz 0 m.

en yüksek noktası: Blanc Tepesi (Monte Bianco) 4,748 m.

Doğal kaynakları: Cıva, potas, mermer, sülfür, doğal gaz, ham petrol, balık, kömür, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %26.41.

daimi ekinler: %9.09.

Diğer: %64.5 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 27,100 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Toprak kaymaları, çığ düşmeleri, depremler, volkanik patlamalar, su baskınları, toprak çökmeleri.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 58,133,509 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.04 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.06 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.83 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.81 yıl.

Erkeklerde: 76.88 yıl.

Kadınlarda: 82.94 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.28 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.5 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 140,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1,000 (2003 verileri).

Ulus: İtalyan.

Nüfusun etnik dağılımı: İtalyan.

Din: Roma Katolikleri, Protestanlar, Museviler, Müslümanlar.

Diller: İtalyanca (resmi), Almanca, Fransızca, Slovence.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.6 (2003).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İtalya Cumhuriyeti.

kısa şekli : İtalya.

Yerel tam adı: Repubblica Italiana.

yerel kısa şekli: Italia.

Eski adı: İtalya Krallığı.

ingilizce: Italy.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Roma.

İdari bölümler: 20 bölge; Abruzzi, Basilicata, Calabria, Campania, Emilia-Romagna, Friuli-Venezia Giulia, Lazio, Liguria, Lombardia, Marche, Molise, Piemonte, Puglia, Sardegna, Sicilia, Toscana, Trentino-Alto Adige, Umbria, Valle d›Aosta, Veneto.

Bağımsızlık günü: 17 Mart 1861.

Milli bayram: Cumhuriyet Günü, 2 Haziran (1946).

Anayasa: 1 Ocak 1948.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletl

Türkçe Sözlük

(İTİBAR) (i. A. «ubûr» dan masdar) (c. İtibârât). 1. Ehemmiyet verme: Halk şairleri kafiyeye o kadar itibar etmezler. 2. Hürmet, saygı, riâyet: Kendisine çok itibar ederler. 3. Ticarette birinin sözüne ve imzasına olunan emniyet ve itimat: izmir’de itibarı vardır: İtibarlı tüccarlardandır. 4. Şeref, haysiyet: Namus ve itibar sahibidir. 5. Bir zamandan başlayarak sayma: Mart başlarından itibar edeceğiz. 6. Gerçek olmayarak bir şeye verilen değer, farazî kıymet: Doların itibârı 9 lira ise de gerçek değeri daha fazladır. 7. Farz, takdir: Her tavuk senede yüz yumurta yumurtlamak itibariyle yirmi tavuktan iki bin yumurta alınır. 8. İbret alma, bir kötü hareketin kötü neticesini görerek ders alma (Arapça’da esil mânâsı olan bu mânâ ile dilimizde az kullanılır). Havlle-i semi itibâr etmek = Ehemmiyet vermek, kulak asmak. İtibardan düşmek = İtibarını kaybetmek, artık muteber ve makbûl olmamak. Sâhib-I itibâr = İtibar sahibi, Ar. mûteber. Nazar-ı itibâra almak = Ehemmiyet vermek, makbûl tutmak. İtibariyle — Farzederek. c. İtibârât = Faraziyeler: Itibârâtla uğraşmak.

Teknolojik Terim

Dijital bir ortam oynatıcı yazılım uygulaması olan iTunes®, ses dosyalarını PC’nizde veya Sony VAIO dizüstü bilgisayarınızda düzenlemenizi sağlar. iTunes üzerinden alınan müzik veya iTunes Plus formatında indirilen şarkılar Sony’nin İçerik Aktarım aracı ile kolayca bir Sony WALKMAN® cihazına aktarılabilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Getirme, söyleme: Deliller ityân etti (Arapça’da mânâsı «bitirme» ise de, Türkçe’de o mânâ ile kullanılmamıştır).

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. izâfât) Biribirine bağlı iki isim arasındaki nisbet ve bağlılık: izâfetle okumak; izâfet kaideleri. Türkçe izâfet: «Allah’ın kulu» ve «mektep hocası» gibi. Arapça izâfet: «Abdullah» gibi. Farsça izâfet: «Merd-i hudâ» (gramerde) isim tamlaması.

Türkçe Sözlük

(i.). Azîmet’ten «yollama» mânâsiyle çok kullanılmışsa da Arapça’da böyle bir kelime yoktur.

Türkçe Sözlük

(İZDİVAC) (I. A. «zevç» ten masdar). 1. Çiftleşme, çift olma: lzdlvlc-ı tuyOr = Kuşların çiftleşmesi. 2. Evlenme: İzdivaç etmek = Evlenmek (bu ikinci mânâ ile tezevvüc deha doğrudur; zaten «izdlvâc» Arapça’da bu mânâya gelmez).

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Kuzey Avrupa’da, Grönland Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında, İngiltere’nin kuzeybatısında yer alır.

Coğrafi konumu: 65 00 Kuzey enlemi, 18 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Arktik Bölge.

Yüzölçümü: 103,000 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 4,970 km.

İklimi: Ilıman iklim, Kuzey Atlas Akımı ile değişkenlik gösterir, ılıman, rüzgarlı kışlar, yağmurlu, soğuk yazlar görülmektedir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Hvannadalshnukur 2,119 m.

Doğal kaynakları: Balık, hidro enerji, termal kaynaklar.

Doğal afetler: Deprem ve volkanik etkinlik.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 299,388 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.87 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.74 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 3.29 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.31 yıl.

Erkeklerde: 78.23 yıl.

Kadınlarda: 82.48 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.92 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 220 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den fazla (2003 verileri).

Ulus: İzlandalı.

Din: Evangelist Luthercilik %93, diğer Protestanlar ve Roma Katolikleri, diğer.

Diller: İzlandaca, İngilizce, Nord lehçeleri, Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İzlanda Cumhuriyeti.

kısa şekli : İzlanda.

Yerel tam adı: Lyoveldio Island.

yerel kısa şekli: Island.

ingilizce: Iceland.

Yönetim biçimi: Anayasal Cumhuriyet.

Başkent: Reykjavik.

İdari bölümler: 23 bölge ve 14 şehir; Akranes, Akureyri, Arnessysla, Austur-Bardhastrandarsysla, Austur-Hunavatnssysla, Austur-Skaftafellssysla, Borgarfjardharsysla, Dalasysla, Eyjafjardharsysla, Gullbringusysla, Hafnarfjordhur, Husavik, Isafjordhur, Keflavik, Kjosarsysla, Kopavogur, Myrasysla, Neskaupstadhur, Nordhur-Isafjardharsysla, Nordhur-Mulasys-la, Nordhur-Thingeyjarsysla, Olafsfjordhur, Rangarvallasysla, Reykjavik, Saudharkrokur, Seydhisfjordhur, Siglufjordhur, Skagafjardharsysla, Snaefellsnes-og Hnappadalssysla, Strandasysla, Sudhur-Mulasysla, Sudhur-Thingeyjarsysla, Vesttmannaeyjar, Vestur-Bardhastrandarsysla, Vestur-Hunavatnssysla, Vestur-Isafjardharsysla, Vestur-Skaftafellssysla.

Bağımsızlık günü: 17 Haziran 1944 (Danimarka’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 17 Haziran (1944).

Anayasa: 16 Haziran 1944.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), EFTA (Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Ul

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arapça terkiplerde «izzet» kelimesinin aldığı şekil. bk. İzzet.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. iz’Acât). Can sıkma ve tâciz mânâsiyle kullanılır Arapça’ da ise «yerinden koparıp ayırmak» tan başka mânâsı yoktur.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. İtaat, baş eğme: Fermin-ı vâcibü’l-iz’An = İtaat vâcib olan fermân. 2. Azim, Itikad. 3. Zekâ, anlayış (son iki mânâ Arapça’da yoktur, Türkçe’ye mahsustur).

Türkçe Sözlük

Türk alfabesinin on üçüncü harfi; ses bilgisi (fonetik) bakımından diş-damak ünsüzlerinin sürekli, hışırtılı ve yumuşak olanı «je» diye okunur. Asıl Türkçe’de bu harf yoktur. Dilimize Fransızca ve Farsça” dan geçmiş az sayıdaki kelimede bulunur. Arapça’da da yoktur. Eski alfabemizde 14 harftir ve ebced hesabında z gibi 7 sayısını verir. İranlılar, Arap alfabesindeki z harfinin noktasına iki nokta daha ekliyerek bu harfi meydana getirmişlerdir. Farsça’da adı jâ ve zây-ı FArisiyye’dir.

Türkçe Sözlük

(bk.) Kapçık.

Türkçe Sözlük

(e.) (Arapça miktar demek olan «kadr»den). 1. Miktar ve sayı bildirir: İstediği kadar; istediği miktar ve derecede; yetecek kadar yemek; oturacak yer. 2. Yaklaşma ve tahmin bildirir: Onlar yirmi kadar idiler; bin kadar tuğla lâzım. 3. Son, netice bildirir: Sabaha kadar, ne vakte kadar? Bir iki seneye kadar. İşaret isimleri ve «ne» kelimesiyle mürekkep kelimeler teşkil eder; O kadar, bu kadar, şu kadar: Ne kadar = Kaç, ne miktarda? Şu kadar ki, şu kadar var ki = Şu farkla kî.

Türkçe Sözlük

(i.A.). Zem, yerme, Ar. taan (Arapça’da bir adamın soy sopunu yalanlamak).

Türkçe - İngilizce Sözlük

arapça erkek ayak basan. ulaşan. varan. ezeli. evvelsiz. Çok eski zamanlara ait eski atik. yıllanmış.

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’in Arapça kaidesi ile yaptıkları bir kelimedir). Eskiden mevcut olan, eskiden bulunan, daimî: Kadîmi bir bina; bizde kadîmî bir bahçıvan vardır, eskiden, Ar. mine’l-kedîm, daima: O, kadîmî bizde oturuyor.

Türkçe Sözlük

(i. A. Türkçe’de:ke). Arap alfabesinde «ke» harfinin ismi: Kâf-ı Arabi = KAnûn kelimesindeki gibi telâffuz olunan kef ki, Arapça’da verdiği ses bundan ibarettir ve Farsça ile Türkçe’de de bulunur. Kâf-ı FArisî = «Gül» ve «git» kelimelerindeki gibi telâffuz olunan kef ki, Arap alfabesine, önce İranlılar tarafından eklenerek Türkçe’ye de kabûl olunmuştur: Sağır kâf (kef) = «En» ve deniz» gibi kelimelerdeki gibi genizden telâffuz olunur «n» gibi okunan «kâf» ki, Türkçe’ ye mahsustur.

Türkçe Sözlük

(i. A.), cKafes» in Arapça’laşmışıdır. bk. Kafes.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). (Arapça’da «kavi» = demek» masdarından geçmiş zaman kipinin 3. müzekker şahsı olup «dedi» demektir). Söz, kavil, Fars. sühan: Kale alınmaz = Sözünü etmeye değmez. Kıyl-ü-kal = Dedikodu. Fars. Güft-ügû = Birtakım kıyl-ü-kale sebebiyet verdi.

Türkçe Sözlük

(i.). Kalıp yapan veya bir şeyi kalıba geçiren: Ayakkabı kalıpçısı, şapka kalıpçısı.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (Arapça’laşmış Farsça bir kelimedir. Aslı: Kallâş). Batakçı, derbeder, edepsiz, hilekâr, dönek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kameriyye). Ay’a ait: Devr-i kameri = Ayin dönmesi. Sene-i kameriyye = Ay ile hesaplanan sene. ŞuhOr-i kameriyye = Ayin birer devrinden ibaret olan aylar. e. Hurûf-ı kameriyye = Arapça’da kelimenin beşında harf-i târlfle beraber oldukları vakit harf-i tarifin lâmı okunan harfler ki elif, be, cim, ha, hı, ayn, gayn, fe, kaf, kef, mim, vâv, he, ye harfleridir: El-bâb, el-ayn gibi. Diğerlerine hurûf-ı şemslyye denir. Bu iki isim «el-kamer ve’ş-şems» kelimelerinden çıkmıştır. Hangi harflerin hurûf-ı kameriyye’den, hangilerinin hurûf-ı şemsiyye’den olduğunu bilmek, eski harfleri doğru okumak için mutlak bir zarurettir.

Türkçe Sözlük

(f. A.). (Kevn masdarından geçmiş zaman kipi 3. şahıs): «Oldu» mânâsındadır ve bazı Arapça terkiplerde geçer). Mâşâ’ Allah kâne = Allah’ın istediği oldu!

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. F.). Kanun ve nizamları hulasa eden kitapçık.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük kap. 2. Kovan: Fişek kapçığı. 3. (botanik) Tahıl tanelerinin çanağı.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). T. Laboratuvarlarda kullanılan kâse biçimindeki kap. 2. (botanik) Bazı bitkilerde, içinde tohumun bulunduğu kuru kabuk. 3. (tıp) Bazı ilâçların, yutulmak üzere içine konduğu jelatinden kapçık.

Türkçe Sözlük

(eski şekil: KâPDAN, KAPUDAN) (i. İtalyanca: capitano). 1. Reis, baş, sergerde. 2. Gemi reisi, süvarisi: Gami kaptanı. Birinci kaptan, ikinci kaptan. 3. Eskiden savaş gemilerinde deniz kolağalarına (kıdemli yüzbaşı) verilen unvandır. Unvan gibi de kullanılır: Ahmed Kaptan, Mehmed Kaptan. Kapdân-ı derya, kaptan paşa = Vaktiyle bahriye nâzırı. Topçu kaptanı = Eskiden savaş gemilerinde topçu öğretmeni olan kolağası (kıdemli yüzbaşı).

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçeneklilerden, meyveleri kapçık durumunda olan bir bitki familyası. Örnek bitkisi karaağaçtır.

Türkçe Sözlük

(i.) (ya Arapça kanabit yahut Rumca’dan). Lahanaya benzer bir cins sebze ki, karnabahar da denilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sertlik, katılık, Ar. salâbet. 2. Merhametsizlik, duygusuzluk: Kalb kasaveti. 3. Keder, gam, dert, tasa, gaile: Çocukları için kasâvettedir. Oğlunun kasâvetini çekiyor. Siz kasâvet etmeyin, kasavet çekmeyin (dilimizde en çok Arapça’da pek kullanılmayan bu üçüncü mânâ ile kullanılır).

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Basra Körfezi kıyısında yarımada, Suudi Arabistan sınırında yer alır.

Coğrafi konumu: 25 30 Kuzey enlemi, 51 15 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 11,437 km².

Sınırları: toplam: 60 km.

sınır komşuları: Suudi Arabistan 60 km.

Sahil şeridi: 563 km.

İklimi: Çöl iklimi.

Arazi yapısı: Daha fazla düzlükler ve kumla çakıllardan oluşan çöller yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m.

en yüksek noktası: Qurayn Abu al Bawl 103 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, balık.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %1.64.

daimi ekinler: %0.27.

Diğer: %98.09 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 130 km² (2002 verileri).

Doğal afetler: Duman, toz fırtınası, kum fırtınası.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 885,359 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.5 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 14.12 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 18.04 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.9 yıl.

Erkeklerde: 71.37 yıl.

Kadınlarda: 76.57 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.81 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.09 (2001 verileri).

Ulus: Katarlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %40, Pakistanlı %18, Hintli %18, İranlı %10, diğer %14.

Din: Müslüman %95.

Diller: Arapça (resmi), İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %89.

erkekler: %89.1.

kadınlar: %88.6 (2004 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Katar Devleti.

kısa şekli : Katar.

Yerel tam adı: Dawlat Katar.

yerel kısa şekli: Katar.

ingilizce: Qatar.

Yönetim biçimi: İslam Hukukuna Dayalı.

Başkent: Doha.

İdari bölümler: 9 belediye; Ad Dawhah, Al Ghuwayriyah, Al Jumayliyah, Al Khawr, Al Wakrah, Ar Rayyan, Jarayan al Batinah, Madinat ash Shamal, Umm Salal.

Bağımsızlık günü: 3 Eylül 1971 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 3 Eylül (1971).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, GCC (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Ör

Türkçe Sözlük

(KATİB) (i. A. «kitâbet» ten if.) (c. ketebe, küttâb). Bir resmî dairede veya mühim bir kimsenin maiyetinde yazı yazmakla görevli memur, yazıcı, Fr. sekreter, eski Türkçe: bitikçi, Fars. debîr: Meclis kâtibi. Ketebe-i aklâm = Kalem kâtibleri. Başkâtip = Birinci kâtip, bir kalem veya heyet kâtiplerinin başı: Meclis başkâtibi. Katib-i husûsi = Bir büyük kimsenin hususî ve şahsî işlerine ait yazıları yazan, resmî sıfat taşımayan yazıcı, eskiden: mühürdâr, dîvân efendisi. Ser-kâtib = Başkâtip. Sır kâtibi = Hükümdar, sadrâzam veya elçinin gizli yazılarını yazan kâtip. Kâtib-i vahy = Kur›Ani nâzil oldukça yazan sahâbeler. Kâtib Çelebî = XVII. asrın büyük Türk bilgininin unvanı, mü. kâtibe, t. Yazan, yazmak bilen: O zaten kâtiptir, kâtibe ihtiyacı yoktur. 2. Bir konuyu kaleme almasını iyi bilen, Ar. münşî, muharrir, râkım, nâmık: İyi kâtiptir, onun gibi kâtip olamaz. Kâtib-ül-hurûf = Elde olan mektup veya kitabı yazan (asıl Arapça’da kâtip bir şeyi kaleme alan münşî mânâsına olmayıp temize çeken veya kopya eden demektir ki, bu halde iyi kâtip yazısı güzel olana denilip, iyi kaleme alan adama ise münşî demek lâzımsa da, dilimizde münşî mânâsıyle kullanılıyor).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da kullanılmaz). Kestirme olarak, asla tereddüt ve şüpheye yer vermeyen veya geri dönülmesi mümkün olmayacak şekilde, kesin olarak: Kat’lyyen cevap verdi, kat’iyyen karar verildi.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Asya’da, Çin’in kuzey batısında yer alır.

Coğrafi konumu: 48 00 Kuzey enlemi, 68 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Asya.

Yüzölçümü: 2,717,300 km².

Sınırları: toplam: 12,012 km.

sınır komşuları: Çin 1,533 km, Kırgızistan 1,051 km, Rusya 6,846 km, Türkmenistan 379 km, Özbekistan 2,203 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Kıtasal iklim görülür, kışlar soğuk, yazlar sıcak geçer.

en alçak noktası: Vpadina Kaundy -132 m.

en yüksek noktası: Khan Tangiri Shyngy 6,995 m.

Doğal kaynakları: Petrol, doğal gaz, kömür, demir, manganez, krom, nikel, kobalt, bakır, molibden, kurşun, çinko, boksit, altın, uranyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %8.28.

daimi ekinler: %0.05.

Diğer: %91.67 (205 verileri).

Sulanan arazi: 35,560 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Depremler ve toprak kaymaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 15,233,244 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.33 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -3.33 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 28.3 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 66.89 yıl.

Erkeklerde: 61.56 yıl.

Kadınlarda: 72.52 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.89 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 16,500 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Kazakistanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Kazakistanlı %53.4, Rus %30, Ukraynalı %3.7, Özbek %2.5, Alman %2.4, Uygur %1.4, diğer %6.6 (1999 nüfus sayımı).

Din: Müslüman %47, Rus Ortodoksları %44, Protestanlar %2, diğer %7.

Diller: Kazakistanlı %40, Rus %66.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.4.

erkekler: %99.1.

kadınlar: %97.7 (1999 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kazakistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kazakistan.

ingilizce: Kazakhstan.

Yerel tam adı: Qazaqstan Respublikasy.

Eski adı: Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Astana.

İdari bölümler: 14 bölge ve 3 şehir; Almatı, Almatı şehri, Aqmola (Astana), Aqtobe, Astana, Atyrau, Batys Qazaqstan (Oral), Bayqongyr, Mangghystau (Aqtau; formerly Shevchenko), Ongtustik Qazaqstan (Shymkent), Pavlodar, Qaraghandy, Qostanay, Qyzylorda, Shyghys Qazaqstan (Oskemen; formerly Ust’-Kamenogorsk), Soltustik Qazaqstan (Petropavl), Zhambyl (Taraz; eski Dzhambul).

Bağımsızlık günü: 16 Aralık 1991 (Sovyetler Birliğinden ayrıldı).

Milli bayram: Cumhuriyet Günü, 25 Ekim (1990).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Ko

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’ya benzemekle beraber Arapça değildir). Lüle dibi tütün.

Türkçe Sözlük

(i.). Kebapçı mesleği.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ekdâr). Tasa, kaygı, gam, keder, dert: Kederi olmak, keder çekmek. Keder etmek = Tasalanmak, gamlı ve kederli olmak. Keder vermek = Tasalandırmak (Arapça’daki «bulanıklık» mânâsıyle dilimizde kullanılmaz).

Türkçe Sözlük

(e. A.). Gûyâ, sanki, farzedin ki, imiş gibi: Keen-lem-yekûn = Sanki yokmuş, hiç yokmuş, hiç olmamış gibi (yalnız böyle Arapça tâbirlerde bulunur).

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. kâf). Eski alfabenin 25. harfi olup asıl alfabenin sırası olan ebced tertibinde 11 .harfdir ve sayı gibi kullanılışında 20 sayılır. Asıl talâffuzu ince (ke) şeklindedir: Kedi, kâmil’de olduğu gibi. «KAf-ı FArisî» denen çeşidi ince ge (ge) talâffuz edilir: Gül, gelmek gibi ki, bu şekil talâffuz Farsça ile Türkçe’ye mahsus olup, Arapça’da yoktur. Üçüncü çeşit talâffuzu ise yalnız Türkçe’ye mahsustur. «Sağır kef» denen bu talâffuz bir çeşit «n» sesidir ki, edebî İstanbul şivesinde bildiğimiz «n» talâffuzundan ibaret kalmıştır.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kef = köpük, giriften = tutmak, Türkçe’de: kevgir). 1. Yemeğin köpüğünü almaya mahsus delikli kaşık veya kepçe (bu mânâ ile dilimizde kepçe kullanılır). 2. Pirinç vesaire yıkamaya mahsus delikli büyük kap, süzgeç, bk. Kevgir.

Türkçe Sözlük

(bk.) Kepçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کفچه] kepçe.

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı sanatkârların Aletlerini, şerbetçi ve sâlepçilerin bardak ve fincanlarını koymak için bele bağladıkları tahtadan yarım daire şeklinde ve gözlere bölünmüş kutu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kens» ten imüb.) (mü. kennâse). Süpürücü, çöpçü.

Türkçe Sözlük

(i. F. «kef-çe» den). 1. Köpük almaya ve yemek karıştırmaya mahsus maden veya tahtadan delikli veya deliksiz büyük ve uzun saplı kaşık: Kepçe ile karıştırmak; çorba, yemek kepçesi. 2. Dökmecilerin erimiş madeni, kazandan alıp kalıba dökmeye mahsus büyük demir kaşıkları. 3. Balıkçıların, saplı bir daireye geçirilmiş ağları ki, denize daldırıp balık tutarlar: Kepçe ile balık tutmak, mec. Kepçekuyruk = Kaparozcu.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arapça üç harekeden esre denilen hareke kl, i, ı okunan harfin altına yazılır. Kesre-i hafife = Türkçe’de cbiz» ve «kimi gibi ince okunan esre. Kesre-i sakiyle = Yine Türkçe’de «sıra» ve «ılık» gibi kalın okunan esre. Kısa ı, i vokalinin işareti.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çokluk, bolluk: Kesret-i mahsulât — Ürünlerin bolluğu. 2. Fazlalık, ziyadelik, mübalâğa: Kesret-i zekâ. 3. (tasavvuf) Kalabalık, vahdet zıddı: Kesret içinde vahdet herkese müyesser olamaz. Kesretle = Çok, fazlası ile, pek, fazla, (edebiyat) Cem’-i kesret = Arapça’ da dokuzdan fazla sayı için kullanılan çokluk kipi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Meşhur bir bitki; keten tohumu ve bezir denilen bir kpçük tane verir ve lifleri iplik yapılıp dayanıklı ve makbûl dokumaların imâline yarar: Keten tarlası; keten ekmek. 2. Bu bitkinin sapından çıkarılan lif: Keten bezi; keten ipliği. Keten tohumu = Bu bitkinin tanesi ki, yağı alınır ve döğülmüşü tıpta lapa için kullanılır, bezir. Keten tohumu yağı = Beziryağı; boyacılıkta vesair sanayide kullanılır. Ketenhelvası = Keten lifine benzer bir çeşit helva. Ketenkuşu = Bir cins kuş. Hint keteni = Esrar, haşhaş. Yabani keten = Kenevir, kınnap. Keten lifi ipliğinden dokunmuş: Keten bez; keten gömlek; keten mendil, çorap.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ketâib). Arapça’ da yüzden bine kadar süvariden mürekkep birliğe denilirse de, dilimizde umumiyetle asker mânâsıyle kullanılır (Arapça’da mektup, emirnâme, diploma gibi mânâları da vardır, bizde kullanılmamıştır).

Türkçe Sözlük

(i.). Delikli kepçe. bk. Kefgîr.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’da «nasıl» ve «nice» demek olup Türkçe’si bundan gelir). 1. Mizaç, sıhhat: Keyfiniz iyi midir? Keyif sormak. 2. Haz, memnuniyet, hoşlanma: Keyfine gidiyor. 3. Ferahlık, sevinç, açılıp sevinme: Keyfetmek. 4. Neşe, hafif sarhoşluk: Keyif yetiştirmek; keyif vermek. 5. Arzu, heves: Keyfine göre hareket etmek; keyfince gitmek. Keyfince = Nasıl isterse. Az sarhoş, yarı mest: Akşam kendisi keyif idi. Keyfolmak = Az sarhoş olmak. Keyif bozulmak = Canı sıkılma. Keyif çatmak = Neş’eli olmak, sevinmek. Çakırkeyif = Hafif sarhoş. Keyfince gitmek = Heves ve arzusuna göre hareket etmek. Keyif vermek — Hafif surette sarhoşluk vermek, neş’e getirmek. Keyif yetiştirmek = İçip az sarhoş olmak, neş’elenmek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. küûs). 1. Kadeh, bardak, kupa. 2. Şarap dolu kadeh, bir bardak şarap. 3. (botanik). Çiçeğin ve bazı tanelerin alt tarafını çeviren yeşil kapçık, çenek, Fr. calice.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yaşlılık, yaşlı olma (Arapça’da «kibirı ile aynı mânâdadır).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sertçe madde, yumuşak kemik. 2. Gözü teşkil eden madde, göz küresi, topcuğu: Göz kıkırdağı; kıkırdağı dışarı fırlamış. 3. Kulağın dış kısmı ki, kıkırdak denilen sertçe bir maddeden ibarettir. 4. İçyağı eritilince erimeyip kazanın dibinde kalan kızarmış madde: Kıkırdak böreği.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fig leaf. case. cover. sheath. envelope. tunica. casing. dust cover. garment. guise. husk. slipcover. tick.

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Azlık, az miktarda bulunma: Kıllet-i akl = Akıl azlığı, akılsızlık. Kıllet-i iştigal = Az meşgul olma. 2. Nâdir olma, azlık, kıtlık: Bu sene tahılda kıllet vardır; yazma kitapların gittikçe kılleti duyulmaktadır. 3. (Arapça gramerde) Cem’-i kıllet = Birkaç türlü cem’i olan isimlerin bu cem’lerinden dokuzdan aşağı sayıya mahsus olanları. Zıddı: Cem’-i kesret, (tıp) Kıllet-i dem = Kansızlık, Ar. fakru’d-dem.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. ekmâm) (botanik). Çiçek kâsesi, kapçığı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan gelir ve «boynuz» demektir). Dört tane keçi boynuzu çekirdeği ağırlığında, mücevherata vesa.ireye mahsus bir ölçü olup yirmi dördü bir mıskal eder; takriben 5 kırat, 1 gramdır (Avrupa dillerinde de Arapça’dan alınarak karat denir).

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Asya, Çinin batısı.

Coğrafi konumu: 41 00 Kuzey enlemi, 75 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Asya.

Yüzölçümü: 198,500 km².

Sınırları: toplam: 3,878 km.

sınır komşuları: Çin 858 km, Kazakistan 1,051 km, Tacikistan 870 km, Özbekistan 1,099 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Tien Shan’ın yüksekliklerinde kuru kıtasaldan kutupsala değişiklik görülür; güneybatıda subtropikal iklim görülür, kuzey dağ eteklerindeki bölgelerde subtropikal iklim görülür.

Arazi yapısı: Tien Shan zirvesini vadi ve havzalar kuşatmışlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Kara-Darya 132 m.

en yüksek noktası: Jengish Chokusu 7,439 m.

Doğal kaynakları: Çok hidro güç, altın kaynakları ve diğer metaller, kömür, petrol, doğal gaz, cıva, bismut, kurşun, çinko.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.55.

daimi ekinler: %0.28.

Diğer: %93.17 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 10,720 km² (2003 verileri).

Coğrafi Not: kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 5,213,898 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.32 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -2.5 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 34.49 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 68.49 yıl.

Erkeklerde: 64.48 yıl.

Kadınlarda: 72.7 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.69 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,900 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Kırgız.

Nüfusun etnik dağılımı: Kırgız %52.4, Rus %18, Özbek %12.9, Ukrayna %2.5, Alman %2.4, diğer %11.8.

Din: Müslüman %75, Rus Ortodoksları %20, diğer %5.

Diller: Kırgızca - resmi dil, Rusça - resmi dil.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.7.

erkekler: %99.3.

kadınlar: %98.1 (1999 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kırgızistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kırgızistan.

Yerel tam adı: Kyrgyz Respublikasy.

yerel kısa şekli: yok.

Eski adı: Kırgızistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

ingilizce: Kyrgyzstan.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Bişkek.

İdari bölümler: 7 bölge ve 1 şehir; Batken Oblasty, Bishkek Shaary, Chuy Oblasty (Bishkek), Jalal-Abad Oblasty, Naryn Oblasty, Osh Oblasty, Talas Oblasty, Ysyk-Kol Oblasty (Karakol).

Bağımsızlık günü: 31 Ağustos 1991 (Sovyetler Birliğinden ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 31 Ağustos (1991).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IBRD (Uluslararası İmar ve Kal

Türkçe Sözlük

(i.) (belki Arapça «gışmer» den). Takılarak eziyet eden, mOzip: Kışmer adam.

Türkçe Sözlük

(i. «kısmak» tan). Parça parça gümüş veya kuyumcu takımı ki, zincirli ve kopçalı olarak kısıp bağlanır, gerdanlık ve köstek gibi kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Kitapçı dükkânı, kitap satılan yer, kitaphane.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kitâbiyye). 1. Kitaba ait, bir kitapda yazılı olan. 2. Kutsal kitaplardan birine tâbî olan. 3. Önemli birinin kitaplarını idareye memur adam, kitapçı, Osm. hâfız-ı kütüb. Kltâbî-İ hazret-i şehriyâri = Padişahın başkitapçısı. Ser-kitâbi = Kitapçıbaşı. 4. Hind ve Şam’ın eski bir cins nakışlı kumaşı: Hind kitâbîsi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kitap satan adam, Ar. sahhâf: Kitapçılarda aradım falan kitabı bulamadım. 2. Bir şahısın kitaplarını idareye memur edam: Falan zât vaktiyle Reşid Paşa’nın kitapçısı idi. Kitapçı-başı = Ser-kitâbî-i hazret-i şehriyârî, padişahın baş hâfız-ı kütübü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lie. story. crackly sound. popcorn.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kıyem) (Arapça takiplerde «kıyme» suretinde de bulunur). 1. Değer, baha, Ar. semen, bedel: Bunun kıymeti nedir? Her şeyin kıymeti üzerinde yazılıdır; kıymet takdir etmek. Kıymet-i İtlbâriyye — Devletçe kabûl olunan fiyat. Kıymet-I hakikıyye = Değer ve baha. Kıymet-i mevzua = Satıcısı tarafından tâyin olunmuş değer. 2. İtibar, izzet, makbûl olma: Benim indimde bunun kıymeti büyüktür. Zî-kıymet = Kıymetli, kıymeti çok, pek değerli, pahalı: Zi-kıymat taşlar = Mücevherler.

Türkçe Sözlük

(I.). Düğme ve ilik yerine, telden erkekli dişili çengel: Tozluk kopçası, bir çift kopça.

Türkçe Sözlük

(f.). Kopça ile iliklenmek: Bu tozluk der olduğundan kopçalanmıyor.

Türkçe Sözlük

(f.). Kopça ile ilikletmek: Çocuğun tozluğunu dedısına kopçalatmalısınız.

Türkçe Sözlük

(I.). Kopçası olan, kopça ile iliklenen: Kopçalı tozluk.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça olup Arapça’ laşmışı: kûsec). 1. Sakal ve bıyığı olmayan veya seyrek olan: Köse adam. 2. Seyrek: Köse sakal; köse orman. Köse sakallı = Sakalı köse.

Türkçe Sözlük

(aslı: KÜSEC) (i. A.) (köse. den Arapçalaşmış). Köse. bk. Köse.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ceviz: Kozhelvası («ceviz» Arapça kelimedir. Türkçe’si «koz» dur). 2. Kâğıt vesaire oyunlarında alıcı kâğıt vesaire (ceviz oyunundan gelir), mec. Koz paylaşmak, kozu pay etmek — 1. Uzlaşmak: Biz kozumuzu pey ederiz. 2. Kuvvetle bir hakkı elde etmek: Dur da ben onunla kozumu pay edeyim. Kozkabuğuna girmek = Delik delik kaçıp saklanmak. Koz kırmak = Hata etmek; kırdığı koz bini geçti: Çok hatalar etti. Kozadası = Ege’de Girit’le Rodos arasındaki Kaşot Adası.

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). 1. Gemi zahiresi, bir gemi içinde bulunanların beslenmesi için gemiye doldurulan erzak; kumanya memuru. 2. Geminin erzak koymamaya mahsus yeri, kileri. 3. Eskiden piyade kayığının kıçındaki dolapçık.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. akmişe). 1. İpekten veya yün, keten vesaireden ağır dokuma: Avrupa, Şam, Hind kumaşı (Arapça’ da her çeşit dokuma için kullanılır). 2. Giyeceklerin dokunduğu dokuma cinsi: Bu ceketin biçimi güzel, ama kumaşı pek iyi değil; siz kumeşına bakmayın. 3. mec. Her şeyin aslı, mayası, içyüzü: Kumaşı aşağı adam; onun ne kumaş olduğunu siz bilmezsiniz. mec. Hindkumaşı = Ele geçmez şey, ganimet.

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’in Arapça «kurb» masdarından yaptıkları bir kelimedir). Yakınlık, yakın olma.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kırâat» ten). Kuran sözcüğü Arapça’da QRE (kare’e/okudu) sözcüğünün sülasi (üç harfli kelime kökü sistemine göre) mastarıdır. “Anlam vermek” veya “anlayarak okumak”, anlamlarını ifade eder. İslâm’ın kutsal kitabının özel adı olan Kuran kelimesi, 58 âyette geçer. Ayrıca “kur’an” “okunan, okuyuş, okuma” “ekli, katlı, derli” anlamında özel ad olmayarak 12 ayette (Yusuf Suresi 12/2, Rad Suresi 13/31, İsra Suresi 17/106, Taha Suresi 20/113, Zümer Suresi 39/28, Fussilet Suresi 41/3,44; Şura Suresi 42/7, Zuhruf Suresi 43/3, Cin Suresi 72/1, Kıyame Suresi 75/17,18) geçer. Kur’ân veya Kur’ân-ı Kerîm, (Arapça : القرآن) İslam aleminde İslam peygamberi Muhammed’e (S.A.V.) , ayetleri Allah tarafından Cebrail aracılığıyla vahiyler şeklinde gönderildiğine inanılan kutsal kitap. İlk olarak 7. yüzyılda kitap haline getirilmiştir. Kuran ayrıca Furkan, Kelamullah, Kitabullah gibi isimlerle de anılır. Fatiha Sûresi ile başlayıp, Nas Sûresi ile sona erer. Okunuşunun kutsal olduğuna inanılarak, ilave işaretlemeler ve özel okunuşu tecvid ile birlikte nesilden nesile aktarılmıştır. Peygamberimiz’e nâzil olan, sıra bakımından dördüncü sayılan semâvî kitap. Mushaf-ı Şerif, Fürkan-ı Kerîm. Hâfız-ı Kur’an = Kurân-ı Kerîm’i ezberden bilen adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

throw up. puke. vomit. disgorge. bring up. heave. reject. spew. spew forth. spew out. spew up. spue. spue forth. spue out. spue up. upchuck.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı Arapça bir kelimedir) (astronomi). Pusla ibresinin kutba doğru dönmek hassası, Fr. polarit£.

Türkçe Sözlük

(KÜTÜB-HANE) (i. F.). 1. Kitaplarla dolu yer, kitaplar konup muhafaza edilen bina. 2. Hayır eseri olarak herkesin okuması ve başvurması için kurulan ve içine kitaplar konulan bina (kitapçı dükkânlarına da «kütüphane» denmesi yanlıştır).

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Basra Körfezi kıyısında, Irak ve Suudi Arabistan arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 29 30 Kuzey enlemi, 45 45 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 17,820 km².

Sınırları: toplam: 462 km.

sınır komşuları: Irak 240 km, Suudi Arabistan 222 km.

Sahil şeridi: 499 km.

İklimi: Kuru çöl iklimi, aşırı sıcak yazlar ve kısa, serin kışlar.

Arazi yapısı: Düz ve hafif dalgalı çöl arazisi.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m.

en yüksek noktası: 306 m.

Doğal kaynakları: petrol, balık, karides, doğal gaz.

Sulanan arazi: 130 km² (2003 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,418,393 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %3.52 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 15.66 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 9.71 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.2 yıl.

Erkeklerde: 76.13 yıl.

Kadınlarda: 78.31 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.91 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.12 (2001 tahmini).

Ulus: Kuveytli.

Nüfusun etnik dağılımı: Kuveytli %45, diğer Araplar %35, Güney Asya %9, İran %4, diğer %7.

Din: Müslüman %85, Hıristiyan, Hindu, Pers, diğer %15.

Diller: Arapça (resmi), İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %83.5.

erkekler: %85.1.

kadınlar: %81.7 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kuveyt Devleti.

kısa şekli : Kuveyt.

Yerel tam adı: Dawlat al Kuwayt.

yerel kısa şekli: Al Kuwayt.

ingilizce: Kuwait.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Küveyt.

İdari bölümler: 5 eyalet; Al Ahmadi, Al Farwaniyah, Al ‘Asimah, Al Jahra’, Hawalli.

Bağımsızlık günü: 19 Haziran 1961 (İngiltere’den).

Milli bayram: Milli gün, 25 şubat (1950).

Anayasa: 11 Kasım 1962.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), BDEAC, CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, GCC (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), I

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kuvâ) (kuvvet kelimesinin aynı olup bazı Arapça terkiplerde kuvvet mânâsıyla kullanıldıktan başka, dilimize mahsus şu mânâları da vardır): 1. Fikir, niyet, tasavvur, henüz yapılmayan ve fiile gelmeyip tasavvurda bulunan işin hâli: Falan yere kadar bir demiryolu uzatılması kuvvededir. Henüz kuvveden fiile çıkmadı. Oyle bir şey kuvvede vardır. 2. Gerçekte ve fiilde olmayıp ancak tabiatta olarak, imkân ve ihtimali bulunan şeyin hâli: Her insan kuvvede şair ise de bazıları fiilide kâtip değildir. 3. His, duygu, insanın yaradılışında var olan saygı ve iktidarların her biri. Kuvve-i bâsıra = Görme duygusu. Kuvve-i sâmia = İşitme duygusu. Kuvve-i şamme = Koklama duygusu. Kuvve-i lâmise = Dokunma duygusu. Kuvve-i müdrike = Anlama hassası. Kuvve-i mümeyyize = Seçebilme ve ayırabilme hassa ve iktidarı. Kuvve-i hâfıza = Zihinde tutabilme kabiliyeti. 4. Bir devletin asker vesairece olan hâl ve iktidarı: Kuvve-i askeriyye, kuvve-i mâliyye, kuvve-i berriyye, kuvve-i bahriyye) (askerî, mâlî, kara, deniz kuvvetleri). Bi’l-kuvve = Tasavvurda ve henüz gerçekleşmemiş olan, tasarı hâlinde, bi’l-fiil mukabili. Kuvve-i ile’l-merkez (ile’l-merkeziyye yanlıştır) = Bazı cisimlerin dönerken merkeze yaklaşabilme istidadı; merkezcil kuvvet, Fransızca: force centripite. Kuvvei an’l-merkez (ani’l-merkeziyye değil) = Dönerken merkezden uzaklaşabilme istidadı; merkezkaç kuvvet, Fransızca: force centrifuge.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kuvâ) (Arapça terkiplerde: kuvve. bk. Kuvve). T. Zor, güç, tâkat, kudret: Bu yükü kaldıracak kadar kuvvetim yok. Buna kuvvetim yetmiyor. 2. Bir devletin silâhlı kuvvetleri: Kuvve-i berriyye, kuvve-i bahriyye (kara ve deniz kuvvetleri). Kuvvetü’z-zahr = Arkada ihtiyaten bulundurulan yedek asker. 3. Sıhhat, sağlamlık, güçlülük, vücudun güçlü olması; zaaf mukabili: Bende hiç kuvvet kalmadı. Kuvvet için ilâç alıyor. 4. Tesir, nüfuz: Onun söylediği sözün kuvveti vardır. 5. (matematik «cebirde») Bir sayının sağında ve biraz daha yukarıda yazılan küçük rakam ki, o sayının kaç kere kendi misliyle çarpılması lâzımgeldiğini gösterir: 4! dört üstü iki ki, dördün iki kere dörtle çarpılacağını gösterir ve 16’ya eşittir. 6. Bir makinenin harekete geçirdiği veya çektiği ağırlık miktarı ki, beygir kuvvetiyle ölçülür: Yüz beygir kuvvetinde bir benzin motoru. 7. Hassa: Kuvve-i hâfıza, kuvve-i müdrike, bk. Kuvve. Kuvvetle = Zorla, pek kuvvetle vurmak, çekmek. Var kuvvetiyle = Bütün vücut kuvvetini kullanarak, olanca kuvvet ve iktidarını toplayıp kullanarak: Var kuvvetiyle çekti, itti. Var kuvvetiyle çalıştı. Kuvvet vermek = 1. Takviye etmek, sağlamlığını arttırmak. 2. Tesirini arttırmak.

Türkçe Sözlük

(i.) (belki yukarıdaki Arapça kelimeden). Saz anahtarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (laded, laded veya laden) yüklemek; geminin yükünü vermek; içine su doldurmak; içinden su boşaltmak; kepçe ile içinden su almak. laden (s.) yüklü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kepçe; (f.), kepçe ile doldurmak veya boşaltmak. ladleful (i.) kepçe dolusu.

Türkçe Sözlük

Lahmacun, açılmış hamurun üzerine kıyma, maydanoz, soğan, sarımsak ve karabiber, isot (kırmızı biber) gibi baharatlarla hazırlanan malzeme sürüldükten sonra taş fırında pişirilmesiyle yapılan bir pide türüdür. İsmi Arapça etli hamur anlamına gelen lahm bi ajin’den türemiştir. İçinde tercihen zırhta çekilmiş et, isot (pul biber), domates, maydanoz, salça, sarımsak veya soğan, karabiber ve tuz bulunur. Bu malzemeler yeterli miktarda su alınarak iyice yoğrulur. Bu malzeme yaklaşık 2-3 milimetre kalınlığında ve yaklaşık 20-25 santimetre çapında açılmış olan hamurun üzerine konularak el ile yayılır. Taş fırında pişirilir. Limon sıkıp maydanoz koyarak yemenin lezzetini arttırdığı söylenir. Mardin ve Şanlıurfa’ya ait olan lahmacun bölgede közlenmiş patlıcanla beraber tüketilmektedir. Malzemeler yöreye göre ya da mevsime göre değişiklikler gösterebilmektedir. Mesela: biber salçası, fıstık, yeşil biber gibi malzemeler eklenebilir. Lahmacun Şanlıurfa ve Mardin’de soğanlı, Gaziantep’te sarımsaklı, Kahramanmaraş’ta ise hem sarımsak hemde soğanlı yapılmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’ya benzetilerek uydurulmuş bir sözdür). Boş lakırdılar, saçma-sapan sözler, Ar. türrehât, hezeyân.

Türkçe Sözlük

(i. A. mü). L harfinin Arap alfabesindeki ismi. Lâmelif = Arap harfleri ile hususî bir şekilde yazılan «lâm» ile «elif» harfleri: Lâ. Eliflâm = Arapça’da harf-i târif olan «el» edatı. LSmcim = Tariz, bahane, vesile, diyecek: Lâmcim istemez böyle olacak. Lâmı cimi yok. Lâmelif çevirmek = Kısaca dolaşıp gelmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Kaytanla bağlanır kulaklı mest: Lapçın kundura giymek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da «umursamam» demektir). 1. Her hususta umursamam» diyerek bir şeyi vazife edinmeyen, kayıtsız, kaygısız. 2. Teklifsiz, saygısız, çekinmez: Lâubâlî bir adamdır. Ben onunla lâubâlîyim. Teklifsiz, merasimsiz: Ben kendisiyle lâubâlî görüşürüm, oraya lâubâlî girip çıkıyor.

Türkçe Sözlük

(Arapça terkip). Efendim, buyurun, ne emriniz var? emrinizi bekliyorum (cevap ve soru için kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(LEDÜNN) (i. A.) (Arapça’da zarf olup ind ve nezd demektir). Nezd-i İlâhî, Tanrı’ya yakınlık. Ilm-i ledün = ilâhî bilgiler ki, ancak velîlere mahsustur.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Avrupa, Baltik Denizi kıyısında, Estonya ile Litvanya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 57 00 Kuzey enlemi, 25 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 64,589 km².

Sınırları: toplam: 1,368 km.

sınır komşuları: Beyaz Rusya 167 km, Estonya 343 km, Litvanya 576 km, Rusya 282 km.

Sahil şeridi: 531 km.

İklimi: Deniz iklimi, nemlidir, kışlar orta sertlikte geçer.

Arazi yapısı: Alçak ovalar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Baltik Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Gaizinkalns 312 m.

Doğal kaynakları: Kehribar, bataklık kömürü, kireçtaşı, hidro enerji, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %28.19.

daimi ekinler: %0.45.

Diğer: %71.36 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 200 km² (2003 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,274,735 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.67 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -2.26 mülteci/1,000 nüfus (20016 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 9.35 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 71.33 yıl.

Erkeklerde: 66.08 yıl.

Kadınlarda: 76.85 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.27 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 7,600 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 500 den az (2003 verileri).

Ulus: Letonyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Letonyalı %56.5, Rus %30.4, Beyaz Rus %4.3, Ukraynalı %2.8, Polonyalı %2.6, diğer %3.4.

Din: Lutherci, Roma Katolikleri, Rus Ortodoksları.

Diller: Letonyaca (resmi), Litvanyaca, Rusça, diğer.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.8.

erkekler: %99.8.

kadınlar: %99.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Letonya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Letonya.

Yerel tam adı: Latvijas Republika.

yerel kısa şekli: Latvija.

Eski adı: Letonya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Riga.

Bağımsızlık günü: 18 Kasım 1991 (Sovyetler Birliğinden ayrıldı).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (U

Türkçe Sözlük

(e. A.). Arapça’da şart edâtı olup dilimizde yalnız «ve» ile beraber kullanılır: Ve-lev = Olsa da, hattâ, bile: Velev bir kere. Lev-lâke = Sen olmasaydın.

Türkçe Sözlük

(e.). (Arapça terkip) (lâ-ev-haşallah tâbirinden kısaltılmış ki, «Allah onu uzaklaştırmasın» demektir). Mâşallah ve bârekallah gibi övme tâbiridir: Levhaşallah!

Türkçe Sözlük

(Arapça ibare). «Sen olmasaydın, yeri, göğü yaratmazdım». Pek meşhur bir hadîs-i kudsî.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Fars. «likâmadan Arapça’laşmış). Dizgin.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Avusturya ile İsviçre arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 47 16 Kuzey enlemi, 9 32 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 160 km².

Sınırları: toplam: 76 km.

sınır komşuları: Avusturya 34.9 km, İsviçre 41.1 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Kıtasal, soğuk, bulutlu kışlar, serin ve bulutlu yazlar.

Arazi yapısı: Daha çok dağlar (Alpler) ve batı kısmında Rhine Vadisi yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Ruggeller Riet 430 m.

en yüksek noktası: Grauspitz 2,599 m.

Doğal kaynakları: Hidroelektrik potansiyeli, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: İşlenebilir arazi: %25.

daimi ekinler: %0.

Diğer: %75 (2005 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 33,987 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.78 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 4.77 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.64 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.68 yıl.

Erkeklerde: 76.1 yıl.

Kadınlarda: 83.28 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.51 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Liechtensteinli.

Nüfusun etnik dağılımı: Alemannic %87.5, İtalyan, Türk ve diğer %12.5.

Din: Roma Katolikleri %80, Protestan %7.4, diğer (1996).

Diller: Almanca (resmi), Alemannic lehçesi.

Okur yazar oranı: 10 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %100.

erkekler: %100.

kadınlar: %100.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Liechtenstein Prensliği.

kısa şekli : Liechtenstein.

Yerel tam adı: Fuerstentum Liechtenstein.

yerel kısa şekli: Liechtenstein.

Yönetim biçimi: Parlamenter Monarşi.

Başkent: Vaduz.

İdari bölümler: 11 bölge; Balzers, Eschen, Gamprin, Mauren, Planken, Ruggell, Schaan, Schellenberg, Triesen, Triesenberg, Vaduz.

Bağımsızlık günü: 23 Ocak 1719.

Anayasa: 5 Ekim 1921.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CE (Avrupa Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), EFTA (Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği), OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü), UN (Birleşmiş Milletler), UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNIDO (Endüstriyel Kalkınma Örgütü), UPU (Dünya Posta Birliği), WCL (Dünya Emek Konfederasyonu), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı), WTrO (Dünya Ticaret Örgütü).

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 1.786 milyar $ (2001 verileri).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %1 (2001 verileri).

İş gücü: 29,500.

Sektörlere göre işgücü dağılımı: Endüstri, ticaret, yapı %47, hizmet %5

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yuvarlakça ufak çıkıntı, lopçuk. lobular s. böyle çıkıntılı, loplu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir çeşit tatlı kurabiye. 2. “rahat-ul hulküm”da (boğaz rahatlatan) denilen şeker, lâtilokum. Hacılokumu = Şerbetle yenen kuru ve şekersiz lokum. Kuşlokumu = Yumurtalı ve tatlı bir çeşit ince hamur. Lokum, su, şeker, nişasta ve sitrik asit veya tartarik asit veya potasyum bi tartarat ile hazırlanan lokum kitlesine gerektiğinde çeşni maddeleri, kuru ve/veya kurutulmuş meyveler ve benzeri maddelerin ilavesiyle tekniğine uygun olarak hazırlanan geleneksel bir Türk tatlısı. Arapçada “rahat-ul hulküm”(boğaz rahatlatan) olarak geçmekte olan ve bu tamlamadan türetilen lokum,kimi kaynaklara göre 15’inci yüzyıldan beri Anadolu’da yapılmaktadır. Kimi kaynaklara göre ise 18.yy sonunda Muhittin Hacı Bekir tarafından sert şekerlerden sıkılan 1.Abdülhamit’in yumuşak şekerleme isteği üzerine açılan bir yarışma neticesi icat edilmiş ve bu yarışmada da Muhittin Haci Bekir birinci olmuştur. Bununla birlikte ister 18.yy ister 15.yyda icat edilmiş olsun lokumu seri olarak üreten,popülerleştiren ve Avrupa’ya tanıtan kişinin Ali Muhittin Hacı Bekir olduğu tartışmasızdır. Lokum,Avrupa’da 19.yüzyılda bir İngiliz gezgininin Avrupa’ya Hacı Bekir’in lokumunu götürmesi ile yayılmaya başladı.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (sonradan yapılmış bir Arapça kelimedir). Oyuna alt eğlenceler, tiyatro, canbaz, hokkabaz vs.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Akdeniz kıyısında, İsrail ile Suriye arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 33 50 Kuzey enlemi, 35 50 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 10,400 km².

Sınırları: toplam: 454 km.

sınır komşuları: İsrail 79 km, Suriye 375 km.

Sahil şeridi: 225 km.

İklimi: Akdeniz, serin, yağışlı kışlar, sıcak, kuru yazlar, Lübnan dağlarında kışlar sert geçer.

Arazi yapısı: Dar kıyı ovaları vardır; Al Biqa’ (Bekaa Vadisi) Lübnan Dağlarını ikiye böler.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Akdeniz 0 m.

en yüksek noktası: Qurnat as Sawda’ 3,088 m.

Doğal kaynakları: Kireçtaşı, demir, tuz, işlenebilir topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %16.35.

daimi ekinler: %13.75.

Diğer: %69.9 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,040 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,874,050 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.23 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 23.72 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.88 yıl.

Erkeklerde: 70.41 yıl.

Kadınlarda: 75.48 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.9 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 tahmini).

Ulus: Lübnanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %95, Ermeni %4, diğer %1.

Din: Müslüman %70, Hıristiyan, Museviler.

Diller: Arapça(resmi), Fransızca, İngilizce, Ermenice.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %87.4.

erkekler: %93.1.

kadınlar: %82.2 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Lübnan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Lübnan.

Yerel tam adı: Al Jumhuriyah al Lubnaniyah.

yerel kısa şekli: Lubnan.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Beyrut.

İdari bölümler: 5 vilayet; Beyrut, Ech Chimal, Ej Jnoub, El Bekaa, Jabal Loubnane.

Bağımsızlık günü: 22 Kasım 1943.

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 22 Kasım (1943).

Anayasa: 23 Mayıs 1926.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, ACCT, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-24, G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslara

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. lugaat) (Arapça terkiplerde: luga). 1. Dil, bir kavmin konuştuğu dil: Lugat-i Arab, lugat-i Fars. 2. Bir dili yapan kelimelerin her biri, kelime, söz. Mânâsını anlamadığım bir lügat işittim. 3. Bir dilin kelimeleriyle mânâları ve türemeleri ilmi, Fr. lexicologie: İlm-i lügatte büyük bilgi sahibidir; ulemây-ı lügat. 4. Bir dilin kelimelerini belirli bir düzende içine alan ve mânâlarını gösteren kitap, sözlük, Ar. kamûs: Lugat-i Arabiyye, lugat-ı Farisiyye, Arapça’dan Türkçe’ye lügat kitabı. 5. Terim olmayan kelime: Bu kelime lügatte şu ve terim olarak bu mânâya gelir. Ehl-i lügat = Lügat Alimi, Ar. lugaviyyûn, Fr. lexicographes, lexicologues.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ulaşma mânâsıyla «lihek» yerine kullanılmışsa da galattır. Arapça’da «lüzum» mânâsına gelip bizde kullanılmamıştır.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, Fransa ile Almanya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 49 45 Kuzey enlemi, 6 10 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 2,586 km².

Sınırları: toplam: 359 km.

sınır komşuları: Belçika 148 km, Fransa 73 km, Almanya 138 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Kıtasal ve ılıman iklim arasında değişiklik gösterir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Moselle Nehri 133 m.

en yüksek noktası: Buurgplaatz 559 m.

Doğal kaynakları: Demir, işlenebilir topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %23.94.

Sürekli ekinler: %0.39.

Diğer: %75.67.

Sulanan arazi: 10 km² (1993 verileri).

Coğrafi Not: kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 474,413 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.23 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 8.75 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.74 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.89 yıl.

Erkeklerde: 75.6 yıl.

Kadınlarda: 82.38 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.78 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Lüksemburg’lu.

Nüfusun etnik dağılımı: Kelt Kökenliler, Portekizler, İtalyanlar, Slavlar ve Avrupalılar.

Din: Roma Katolikleri, Protestanlar, Museviler ve Müslümanlar.

Diller: Lüksemburg ca (ulusal dil), Almanca (resmi dil), Fransızca (resmi dil).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %100.

erkekler: %100.

kadınlar: %100 (2000 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Lüksemburg.

Yerel tam adı: Grand Duche de Luxembourg.

yerel kısa şekli: Luxembourg.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Lüksemburg.

İdari bölümler: 3 bölge; Diekirch, Grevenmacher, Lüksemburg.

Bağımsızlık günü: 1839 (Hollanda’dan).

Milli bayram: Milli gün 23 Haziran.

Anayasa: 17 Ekim 1868.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, AG (Avustralya Grubu), Benelux (Belçika, Hollanda, Lüksemburg Ekonomik Birliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), EIB (Avrupa Yatırım Bankası), EMU (Avrupa Ekonomi ve Para Birliği), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IEA (Uluslararası Enerji Ajansı), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslarar

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mâ = bağlama edatı, kân = «kevn» den geçmiş zaman: idi). Eskiden olduğu şekil, eski tarz ve durum. Kemâ-kân = Olduğu gibi. Ali mi-kin = Keza (yalnız böyle bazı Arapça tâbirlerde geçer).

Türkçe Sözlük

(MA’A), Mâ (e. A.) ile, ile beraber (Türkçe tâbirlerde yalnız eski resmî dilde kullanılıp, başlıca Arapça tâbirlerde kullanılır). Mâhazâ, mâzâlik = Bununla beraber. Mâziyâdetin = Ziyadesiyle, maa’l-kerâhe = Zorla, istemeyerek. Maa’lmemnûniyye = Memnuniyetle. Maamafih, mamafih = Bu hâl ile beraber, böyle iken. Maa = Onunla beraber.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Romanya’nın kuzeybatısı.

Coğrafi konumu: 47 00 Kuzey enlemi, 20 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 93,030 km².

Sınırları: toplam: 2,171 km.

sınır komşuları: Avusturya 366 km, Hırvatistan 329 km, Romanya 443 km, Sırbistan 151 km, Slovakya 677 km, Slovenya 102 km, Ukrayna 103 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: yok (kara ile çevrili).

İklim: Ilıman; kışlar soğuk, bulutlu ve nemli, yazlar ılımlı geçer.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Tisza Nehri 78 m.

en yüksek noktası: Kekes 1,014 m.

Doğal kaynakları: Boksit, kömür, doğal gaz, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %49.58.

daimi ekinler: %2.06.

Diğer: %48.36 (2005).

Sulanan arazi: 2,300 km² (2003 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 9,981,334 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.25 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.86 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 8.39 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.66 yıl.

Erkeklerde: 68.45 yıl.

Kadınlarda: 77.14 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.32 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 2,800 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2001 verileri).

Ulus: Macar.

Nüfusun etnik dağılımı: Macar %89.9, Romalı %4, Alman %2.6, Sırp %2, Slovak %0.8, Romanyalı %0.7.

Din: Roma Katolikleri %67.5, Calvinist %20, Lutherci %5, ateist ve diğer %7.5.

Diller: Macar %98.2, diğer %1.8.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.4.

erkekler: %99.5.

kadınlar: %99.3 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Macaristan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Macaristan.

Yerel tam adı: Magyar Koztarsasag.

yerel kısa şekli: Magyarorszag.

Yönetim biçimi: Çok Partili Cumhuriyet.

Başkent: Budapeşt.

İdari bölümler: 19 bölge, 20 kentsel bölge ve 1 başkent; Bacs-Kiskun, Baranya, Bekes, Bekescsaba, Borsod-Abauj-Zemplen, Budapest, Csongrad, Debrecen, Dunaujvaros, Eger, Fejer, Gyor, Gyor-Moson-Sopron, Hajdu-Bihar, Heves, Hodmezovasarhely, Jasz-Nagykun-Szolnok, Kaposvar, Kecskemet, Komarom-Esztergom, Miskolc, Nagykanizsa, Nograd, Nyiregyhaza, Pecs, Pest, Somogy, Sopron, Szabolcs-Szatmar-Bereg, Szeged, Szekesfehervar, Szolnok, Szombathely, Tatabanya, Tolna, Vas, Veszprem, Veszprem, Zala, Zalaegerszeg.

Bağımsızlık günü: 1001 (Kral Stephen tarafından birleştirilmiştir).

Milli bayram: St. Stephen Günü, 20 Ağustos.

Anayasa: 18 Ağustos 1949.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik K

Türkçe Sözlük

(MAHCÜB) (i. A. «hicâb» dan imef.) (c. mahcûbe). 1. Örtülü, perdeli (asıl Arapça mânâsı olan bu mânâ ile dilimizde az kullanılmıştır). 2. Utanan, utanmış, Fars. şermende. 3. Utangaç tabiatlı kimse.

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça mâlı ismine Arapça nisbet «y» si getirilerek yappılmış bir tâbirdir). Aylık, Ar. şehriyye. (bk.) Maaş.

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. «kıyâm» dan im. mü.) (c. makamât). 1. Meclis, cemiyet. 2. Bir meclis ve toplulukta söylenen nutuk. 3. Nutuk şeklinde ve her biri ayrıca bir bahse ait makalelerin her biri: Harirî’nin sekizinci mekamesi; makamât-ı Hartrt; makamat meydanı (bu isimde Arapça’da birçok kitaplar vardır ki, sahiplerinin isimleriyle tanınır). 4. Tasavvufta yüksek mevki. Sâhib-i makamât = Yüksek mevkie erişmiş kimse.

Türkçe Sözlük

(i.) (muhtemelen Arapça’ dan). 1. Tahta veya demirden mekik şeklinde bir yuvanın içinde mil üzerinde dönen zıvana ki, üstünden geçirilen ipin hareketini kolaylaştırmak için kullanılır: Kuyu makarası; bir dilli, iki dilli makara. 2. Tahtadan iki ucu çıkıntılı ufak zıvana kl, üzerine iplik, sırma vesaire sarılır: İplik makarası; bir makara beyaz tire. mec. Makara gibi = Geveze, çok konuşan. Makaraları koyuvermek = Gülmeyi zaptedemeyip kahkahayı koyuvermek. Makara çekmek = (kuş) Bir nefeste uzun nağme çekmek.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Avrupa’da, Balkan Yarımadası’nın ortasında yer alan Makedonya Bulgaristan, Sırbistan, Arnavutluk ve Yunanistan arasındadır.

Coğrafi konumu: 41 50 N, 22 00 E.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 25,333 km².

Sınırları: toplam: 766 km.

sınır komşuları: Arnavutluk 151 km, Bulgaristan 148 km, Yunanistan 246 km, Sırbistan 221 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: yok (kara ile çevrili).

İklim: Yazları ılıman ve kuru, sonbahar ayları oldukça soğuk rüzgarlı ve kar yağışlı geçer.

Arazi yapısı: Dağlık arazi derin havzalar ve vadilerle çevrilidir, ülke üç büyük göle sahiptir ve Vardar Nehri ile iki parçaya bölünmüştür.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Vardar Nehri 50 m; en yüksek noktası: Golem Korab (Maja e Korabit) 2,753 m.

Doğal kaynakları: Krom, kurşun, çinko, manganez, tungsten, nikel, demir, asbest, kükürt, kereste, işlenebilir topraklar.

Toprakları: Tarıma elverişli: %22.01.

sürekli ekilen: %1.79.

Diğer: %76.2 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 550 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Yüksek deprem riski.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,050,554 (Temmuz 2006 verileri) Nüfusun 170.000 kadarının Türk olduğu tahmin edilmektedir.

Nüfus artış oranı: %0.26 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.65 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 9.81 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.97 yıl.

Erkeklerde: 71.51 yıl.

Kadınlarda: 76.62 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.57 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 200 den az (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Makedonyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Makedonyalı %66.6, Arnavut %22.7, Türk %4, Romalı %2.2, Sırp %2.1, diğer %2.4 (1994).

Din: Makedonya Ortodoksları %67, Muslümanlar %30, diğer %3.

Diller: Makedonca %70, Arnavutça %21, Türkçe %3, Sırp - Hırvatça %3, diğer %3.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Makedonya Cumhuriyeti.

yerel adı: Republika Makedonija.

yerel kısa adı: Makedonija.

kısaltma: FYROM (ing.).

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Üsküp (Skopje).

İdari bölümler: 123 belediye; Aracinovo, Bac, Belcista, Berovo, Bistrica, Bitola, Blatec, Bogdanci, Bogomila, Bogovinje, Bosilovo, Brvenica, Cair (Skopje), Capari, Caska, Cegrane, Centar (Skopje), Centar Zupa, Cesinovo, Cucer-Sandevo, Debar, Delcevo, Delogozdi, Demir Hisar, Demir Kapija, Dobrusevo, Dolna Banjica, Dolneni, Dorce Petrov (Skopje), Drugovo, Dzepciste, Gazi Baba (Skopje), Gevgelija, Gostivar, Gradsko, Ilinden, Izvor, Jegunovce, Kamenjane, Karbinci, Karpos (Skopje), Kavadarci, Kicevo, Kisela Voda (Skopje), Klecevce, Kocani, Konce, Kondovo, Konopiste, Kosel, Kratovo, Kriva Palanka, Krivogastani, Krusevo, Kuklis, Kukurecani, Kumanovo, Labunista, Lipkovo, Lozovo, Lukovo, Makedonska Kamenica, Makedonski B

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Avrupa’da, Akdeniz’de adalar, Sicilya’nın güneyinde yer almaktalar.

Coğrafi konumu: 35 50 Kuzey enlemi, 14 35 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 316 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 196.8 km.

İklimi: Akdeniz iklimi.

Arazi yapısı: Çoğunlukla alçak araziler, kayalıklar, düz ve bölümlere ayrılmış ovalar, kıyıda uçurumlar yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Akdeniz 0 m.

en yüksek noktası: Ta’Dmejrek 253 m.

Doğal kaynakları: Kireçtaşı, tuz, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %32.

daimi ekinler: %3.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %4.

Diğer: %61 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 11.45 km² (2000 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 394,583 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.74 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 2.37 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.83 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.1 yıl.

Erkeklerde: 75.64 yıl.

Kadınlarda: 80.79 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.92 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.52 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Maltalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Maltalılar.

Din: Roma Katolikleri %91.

Diller: Maltaca (resmi), İngilizce (resmi).

Okur yazar oranı: 10 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %88.76.

erkekler: %86.91.

kadınlar: %89.55 (1995 sayımı).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Malta Cumhuriyeti.

kısa şekli : Malta.

Yerel tam adı: Repubblika ta’ Malta.

yerel kısa şekli: Malta.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: La Valletta.

İdari bölümler: yok (Valletta’dan yönetilir).

Bağımsızlık günü: 21 Eylül 1964 (İngiltere’den ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 21 Eylül (1964).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: C, CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), IOM (Uluslararası Göçmen Teşkilatı), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), NAM, OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Ör

Türkçe Sözlük

(hi.). Maltalı, Malta Arapçası konuşan: Bir Maltız denizci geldi.

Türkçe Sözlük

(hi.). Malta’da konuşulan Arapça.

Türkçe Sözlük

(i. A. «illet» ten imef) (mü. mâlûle). (Arapça’da geçişsiz olduğundan «alîl» demek daha doğrudur). Bir illeti olan, illet sahibi. Hasta, sakat, kötürüm: Mâlûl bir adam.

Türkçe Sözlük

(i. A. «amel» den imef.) (mü. mâmûle). 1. Yapılmış, işlenmiş: Yünden mâmûl kumaş; mermerden mâmûl heykel. 2. (e.) (Arapça gramer): Bir Amil’in tesiriyle bir türlü İrab kabûl etmiş olan (kelime), Amil zıddı. (i. A. c.) MAmûlât = 1. Bir san’atın veya bir fabrikanın vücude getirdiği iş, mahsul: Şam mâmûlâtı; fabrika mâmûlâtı. 2. (e.). Bir Amil’in tesiriyle trab kabûl etmiş kelimeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gen. çoğ., f. kelepçe; f. kelepçe takmak, kelepçelemek.

Türkçe Sözlük

(I. R. Y.). 1. Topraktan çıkan veya karanlık ve rutubetli yerde yetiştirilen ve tuzla tavada pişmişi veya etlisi yanen bitki. Çeşitleri çoktur: Ak, . kızıl mantar; kuzugöbeği mantar. Keçlmantarı = içi tuzla dolu bir küçük topcuk ki, çayırlarda olur. 2. Bir cins meşe ağacı kabuğundan çıkan yumuşak bir madde ki, şişe, fıçı vesaire tıpası yapılır ve batmamak için balıkağının köşelerine ve bu gibi şeylere takılıı 3. Umumiyetle tıpa: Mantarını attı. Mantar atmak = mec. Yalan söylemek. Mantar gibi = Aldatmak, hileyle kandırmak. Mantara bastırmak = I. İlk mânâsından alınarak; pek çabuk yetişen şey. İkinci mânâsından alınarak; çürük şey. Mantar meşesi = Kabuğu mantar gibi kullanılan meşe çeşidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa manto; topçuları muhafazaya mahsus top kalkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evlenme, izdivaç, evlilik; birleşme. marriage bed yeni evlilerin ilk gece yattıkları yatak; nikahın verdiği hak ve vazife. marriage broker para karşılığında çöpçatanlık yapan kimse. marriage certificate evlenme cüzdanı. marriage license nikâh kâğı

Türkçe Sözlük

(i. A. «sudûr» dan im.) (c. masâdır). 1. Bir şeyin ortaya çıktığı yar, kaynak, başlangıç: Bütün bu hallerin masderı odur. 2. edebiyat (gramerde) Fiilin zaman göstermeyen şekli: Gelmek, gitmek, yazmak gibi. Masdar-ı mtmî = Arapça’da başında «m» harfi bulunan masdar.

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük köpek. Mastı bacak = Bacakları pek kısa boysuz ve biçimsiz adam. (bk.) Bastıbacak. Mastıçiçeği = Arapça’da rub’iyye denilen bir çeşit çiçek, öküzgözü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çöpçatan kimse: atletizm karşılaşmasını düzenleyen kimse; kibrit imalâtçısı.

Türkçe Sözlük

(i.). (Arapça mıtrak’tan galat). 1. Değnek, sopa. 2. Talimci şişi. 3. J (argo) Gülünç, saçma.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapçaiaşmış bir kelimedir). Piskopos, despot.

Türkçe Sözlük

(i.) («tıraş» kelimesi Arapça sanılarak uydurulmuştur). Saçı, saçalı tıraş edilmiş, sakalsız.

Türkçe Sözlük

(i. A. «atf» dan imef.) (mü. mâtûfa). 1. Eğilmiş, eğik, mâli, bir tarafa doğru dönmüş. 2. Yöneltilen, verilen, birine ait olan: Onun gelmemesi kibrine mâtuftur (bu mânâ Arapça’da yoktur). 3. (gramer) Bir harf-i atıf vasıtasıyla diğer kelimeye bağlı (kelime) kl, diğerine de «mâtûf-ı aleyh» derler.

Türkçe Sözlük

(I.) (Arapça mâl). Su renginde, gök, Ar. ezrak, Fars. kebûd: Açık mavi, koyu mavi, masmavi. Boncuk mavisi = Parlak mavi. Mine mavisi = Havaî. Çlvlt mavisi = LAcivert (asıl Türkçe’si olan «gök» kelimesinin yerine geçmiştir).

Türkçe Sözlük

(I.) (Arapça maûn’dan). Büyük kayık. (bk.) Mauna.

Türkçe Sözlük

(f. A.) («geçti» mânâsiyle geçmiş zaman olup yalnız bu Arapça tâbirde vardır): Mazi mâ m«zâ = Geçen geçti, olan oldu, geçmişi unutmak

Türkçe Sözlük

(i. A. «zann»dan). 1. Hakkında zan ve şüphe olunan, şüpheli, şüphe götürür. Mazınne-ı sû = Kendisinden bir fenalık beklenen adam. Mazınne-ı hayr = Kendisinden yalnız iyilik beklenen adam. 2. Veliliği tahmin olunan insan: Bu adam mazınne-i kirâmdandır (dilimize mahsus olan bu ikinci mânâ ile c. gibi kullanılıyorsa da Arapça’da müfrettir).

Türkçe Sözlük

(i. A. «ders» ten im.) (c. medârls). 1, Ders okutturulan yer, mekfep, okul: Medrese-i ilmiyye, medrese-i hadîs. 2. Orta ve yüksek dereceli dinî tedrisat yapan mektep (bizde başlıca bu ikinci mânâ ile kullanılır ve birinci mânâ İle bunun yerine yanlış olarak «mektep» kullanılmıştır. Halbuki Arapça’da «mektep» yazıhane ve yazı odası demek olup, yalnız ilkokul hakkında kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «fikriden) (Arapça’da yoktur. Ziya Gökalp tarafından yapılmış bir kelimedir). Ülkü.

Türkçe Sözlük

(I.). Odalık mânâsiyle kullanılıyorsa da, Arapça’da yoktur.

Türkçe Sözlük

(i. A. «fi’l» den imef.) (mü. mef’Üle). Yapılmış, kılınmış, işlenmiş, (i. A. c. mefâİl). (gramer) FAilln te’sirini kabûl eden şahıs veya şeye delâlet eden isim: «Çocuk bardağı kırdı» cümlesinde çocuk fâil ve bardak mef’uldur ki, mef’Ül-i bih de denilir. Ism-i mef’Ül = Yazılan, yazılmış gibi. Mef’Ül-i ileyh = Arapça’da «ilâ» harf-i cerriyle, Türkçe’de «e» yahut «ye» ekiyle yapılan ismin e hâli: Eve gittim, dışarı çıktım, arabaya girdim gibi. Mef’Ül-i bih = Arapça’da «b» harf-i cerr’ı ve Türkçe’de «i, ı» eki ile yapılan ismin i hâli: Kitabı okudum, yazıyı yazdım gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hemze» den imef.) (mü. mehmûze) (edebiyat, Arapça gramerinde). Hemzeli, aslî harflerinden biri hemze olan: Mehmûz-ül-fâ = İlk aslî harfi hemze olan. Mehmûz-ül-ayn = İkinci aslî harfi hemze olan. Mehmûz-ül-lâm = Son aslî harfi hemze olan.

Türkçe Sözlük

(MEKTEB) (i. A. «ketebe» den im.) (c. mekâtib). Okul. İlk mektep, orta mektep, askerî mektep, leylî, neharî mektep, mektep hocası, mektep arkadaşı. Mektep görmüş = Bilgili ve terbiyeli. Mektep görmemiş = Cahil, terbiyesiz (Arapça’da asıl mânâsı «yazıhane» olup başlıca yazı öğrenildiği için, «ilkokul» mânâsına da gelirse de asıl mekteplere «medrese» denilir. Tanzimat’tan önce bizde de «mektep» yalnız ilkokullar için kullanılırdı).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Osmanlı devrinde nezâret ve eyâletlerin özel kalem müdürü ve genel sekreteri olan yüksek görevli ki, «mektupçu» da denirdi: Mektûbî-i sadâret-i uzmâ, mektûbî-i vilâyet. Mektûbî kalemi = Nezâret ve eyâlet özel kalem ve genel sekreterliği ki, başında «mektûbî» veya «mektupçu» bulunurdu: Hâriciyye mektûbî kalemi kâtiplerinden.

Türkçe Sözlük

(i.). Mektupçu görev ve sıfatı: Maliye mektupçuluğu, Erzurum vilâyeti mektupçuluğu.

Türkçe Sözlük

mela:ike, (l ince okunur) Arapça 1. Melekler. 2. halk ağzında Melek gibi güzel kadın: "Yerin melaikesi misin yoksa cennetin hurisi mi?"- Sermet Muhtar Alus.

Türkçe Sözlük

(i. Arapça «merhem» den galat), (bk.) Merhem.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. insanın ve memeli hayvanların, dişisinde, yavruyu emzirmeye mahsus organ. Ar. südâ, Fars. pistân. 2. Memeye veya tepesine benzer tümsek, başlı veya topça şey: Emzik memesi, tüfek memesi: Kapsül. Meme emmek = (çocuk veya yavru) Süt emmek, emzikte olmak. Memeden kesmek = Çocuğu süt emmemeye alıştırmak. Meme vermek = Emzirmek, memeden süt emdirmek. Memeüzümü = Parmak üzümünün bir çeşidi. Kulak memesi = Kulağın altındaki yumuşak uzantı. Kızmemesi = Ağaç kavununa benzer bir çeşit şeftali. Köpekmemesi = Koltuk altında çıkan bir cins çıban.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Kölelik, kulluk, Fars. bendegî.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Memnû olma, yasak olan şeyin hâli ve sıfatı.

Türkçe Sözlük

( MEMNÜNİYYET) (i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). 1. Minnet altında bulunma, minnettarlık. 2. Sevinç.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’ce yapılmış bir Arapça kelime). MenkOb olan adamın hâli, gözden düşmüşlük, düşkünlük.

Türkçe Sözlük

(MENSÜB) (i. A. «nisbet» ten imef.) (mü. mensûbe). Bir şahıs veya şeye nisbet ve ilgisi olan, aitlik. (gramer) İsm-i mensöb = Nisbet gösteren sıfat ki, Türkçe’de ekseriya «li» ve Arapça ile Farsça’da «İ» edâtiyle olur: Bağdadlı, Bağdâdî gibi.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.) (belki Arapça «markadan kl, karnın en nazik yeri, demektir). 1. Karasevda, dalgınlık ve düşünmekle olan hafif delilik. Merak getirmek = Ruh hastalığına tutulmak. 2. Bir şeyi anlamak, öğrenmek istek ve hevesi, Fr. curiositfe: Bu makinenin nasıl işlediğini öğrenmeyi merak ettim. 3. Arzu, heves, bir şeyin üzerine çok düşme, ibtilâ. 4. Vesvese, telâş, şüphe üzerine korkma. 5. Bir şeye dikkat edip ehemmiyet vererek en iyisini aramak, rasgele olanını beğenmemek hâli. 6. Geçmiş bir acıyı hatırlamadan gelen keder ve hüzün. Merak sarmak = Heves ve arzu etmek, düşkünü olmak. Meraka dokunmak; merakı kalkmak = Geçmiş bir acıyı hatırlamaktan dolayı hüzünlü ve kederli olmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mürûc) (Farsça «merg» den Arapça’laşmış). Çayır.

Türkçe Sözlük

(i. F.) («merzengûş» ve Arapça’laşmışı «merzencûs» tan galat). Bir çeşit fesleğen, güveyiotu.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Selâm için söylenen iltifat tâbiri olup, asıl Arapça’da «genişleyin» ve «rahat oturun» mânâsiyle «hoşgeldiniz» yerine kullanılır. Şiirde bilhassa kasîdelerde övülene söylenir: Merhabâ ey Seyyidü’l-kevneyn-i mahbûb-t Hudâ... Merhabâ ey şehr-i ramazân...

Türkçe Sözlük

(i.A.) (Türkler’in yaptığı Arapça kelime). 1. Noktanın merkezde bulunması, merkez olması. 2. Otoriteyi merkezde toplayan idare usûlü.

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’in Arapça’ ya benzeterek yaptıkları bir kelimedir). Meşgul olma, işte bulunma, iştigal: Meşguliyetim çoktur.

Türkçe Sözlük

(ka İle) (i. A.). 1. Yazı örneği, aynını yazmaya çalışmak IçLn hocası tarafından yazılıp talebeye verilen yazı: Meşk almak, meşk vermek (asıl Arapça’da «eli yazıya alıştırmak için karalama yazmak» demektir). 2. Musikide eser geçmek: Ustâdımdan pek çok eser meşk ettim.

Türkçe Sözlük

(i. Farsça «mes» den). Mesh kabûl eden yumuşak ayakkabı ki, üstüne kundura veya lastik giyilirdi. Serhadlı mest = Yandan kopçalısı. Deve mesti = Devenin ayağının derisi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (F. korkma demek olan «meters» ten Arapçalaşmış). Çarpışan askeri düşman atışından korumak için kazılmış toprak siper, geçici tabya.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap, içki. Mey-Sşam, mey-hâr = Şarap içen, işret eden. Meyperest = Şarabı tapınırcasına seven. Meyfürûş = Şarap satan, şarapçı. Mey-gûn = Şarap renginde.

Türkçe Sözlük

(MEYDAN) (i. A.) (c. meyâdin) (Farsça’dan Arapça’laşmış). 1. Şehir ve kasaba içinde açık ve geniş düz yer. 2. Açık ve düz yer, açıklık saha, kır: Bir tarafı tepelerle ve bir tarafı meydanlarla çevrili bir yer. 3. Bir işin yapılmasına mahsus yer: Muharebe, talim meydanı, nişan meydanı. 4. Belli, açık, apaçık, Aşikâr: Meydana çıktı, hakikat meydandadır. 5. Ara, vakit, fırsat. 6. Ortalık: Meydanda bir sebep yoktur. 7. Bektaşî tekkelerinin semâ-hânesi. Atmeydanı = Koşu yeri. Meydar.a atılmak = Kendini meydana koyup karşılık vermeye hazırlanmak. Meydan okumak = Karşılaşmaya davet etmek, kevgayı icap edecek muamelede bulunmak. Meydana çıkmak = Görünmek, saklanmamak, açıkta olmak. Meydana çıkarmak = 1. Keşfetmek, bulup açığa çıkarmak. 2. Göstermek, saklamaktan vazgeçmek: Sonunda çaldığı malı meydana çıkardı. Meydan süpürgesi = Avluyu veya ev dışı yerleri süpürmeye yarıyan saplı çalı süpürgesi. Meydan taşı = Bektaşî tekkesinin semâhânesinde mumları koymaya mahsus bir taş. Meydana koymak, getirmek = Varlık vermek. Büyük bir eser meydana getirdi. Meydan vermek = Fırsat vermek, vakit vermek: Bir şeyi söylemeye, bir iş görmeye meydan vermedi ki.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir meyhâne idare eden adam, şarapçı, meyhaneci çırağı.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Bir tarafa olan sevgi, istek ve meyil: Meyliyyât-ı nefsâniyye.

Türkçe Sözlük

(i.). «Zahmetler» mânâsiyle kullanılmışsa da Arapça’da böyle bir kelime yoktur.

Türkçe Sözlük

(I. A. ezer’» den im.) ( c. mezârî) (Arapça’da mezraa, mezrua, mezria olarak üç şekli vardır). Tarla.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Musical Instrument Digital Interface, an industry-standard interface used on electronic musical keyboards and PCs for computer control of musical instruments and devices.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı Arapça bir kelimedir). Millet olma hâli: Herkes milliyetini muhafaza etmelidir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mîmlyye). Mim harfine ait veya içinde bu harf bulunan. Masdar-ı mimi = Arapça’da başında «mîm» bulunan masdar, mimli masdar: Medhal, meymenet gibi.

Türkçe Sözlük

«Min» çekim edatı ile «he» = o zamirinden mürekkep Arapça tâbir olup «ondan» mânâsiyle bazı Arapça terkiplerde bulunur. Mef’Ülün minh = Min harf-i cerriyle ifade olunan mef’Ül-i gayr-l sarih. «Kezâ» mânâsiyle biribirinden sonra yazılan tarih rakamı yerine konurdu. Bir kitabın notuna yazılan bilgilerin sonuna da konulurdu ki, not işareti demekti.

Türkçe Sözlük

Yine «min» çekim edatı ile «ha» = o zamirinden mürekkep Arapça tâbir olup «anha» ile beraber kullanılır: Anha minha = Şundan bundan, şu bu.

Türkçe Sözlük

(Tanzimat’tan önce: ALAY BEYİ) (i.). Bir alay askerin kumandanı ve bu kumandanlığa mahsus rütbe sahibi, albay. Eskiden «bey» unvanını ve «izzetlû» lâkabını taşırdı: Piyade, süvari, topçu, erkân-ı harbiyye miralayı (jandarmanınkine «alay beyi» denirdi). Bahriye miralayı = Birinci sınıf zırhlı süvarisi, deniz albayı.

Türkçe Sözlük

(i.). Miralay, albay rütbesi, alay kumandanlığı: Piyade, süvari, topçu, bahriye miralaylığı.

Türkçe Sözlük

(MÜSAFİR) (i. A. «sefer» den if.) (c. müsâfirîn). 1. Sefer ve seyahat eden, yolcu, gezgin, seyyah: Denizlerdeki Müslüman misafirler için dua etmek (Arapça’da asıl olan bu mânâ ile dilimizde az kullanılmış, değişik mânâlar almıştır). 2. Konuk: Anadolu köylerinin misafir kabûlüne mahsus odaları vardır; misafir kabûl eder misiniz? 3. Ziyaret için veya konuşmak için birinin evine giden, ev halkından olmayıp dışardan geçici olarak gelen: Odada bir misafirim var; ben misafir değilim ev halkındanım; misafir yatağı. 4. Göze Arız olan leke: Gözönünde misafir çıktı. Misafir olmak = Konmak, Osm. mihmân olmak: Uç gün bize misafir oldu.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzeydoğu Afrika ülkelerinden olan Mısır, kuzeyden Akdeniz, doğudan Kızıldeniz ve Filistin, güneyden Sudan, batıdan Libya ile çevrilidir.

Coğrafi konumu: 27 00 Kuzey enlemi, 30 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 1,001,450 km².

Sınırları: toplam: 2,665 km.

sınır komşuları: Filistin 11 km, İsrail 266 km, Libya 1,115 km, Sudan 1,273 km.

Sahil şeridi: 2,450 km.

İklimi: Mayıs - Ekim ayları arası kadar sıcak bir yaz, Kasım - Nisan ayları arası serin bir kış olmak üzere genelde iki mevsim görülür. Çölde yazın sıcaklık gölgede her zaman 40 dereceyi geçer. Ancak gece sıcaklık, 15-18 derece kadardır. Sahra’dan gelip, Deltaya kadar uzanan hamsin rüzgarları genellikle bahar mevsiminde eserler. Kuru ve kavurucu karakterde olup, sık sık kum ve toz fırtınaları oluştururlar. Kıyı kesiminde Akdeniz iklim özelliği nedeniyle kışın yağış ortalaması 100-200mm. arasındadır.

Arazi yapısı: 1280 km uzunluğundaki Nil Vadisi , Sudan sınırından Akdeniz’e kadar uzanarak doğu ve batı çöllerini birbirinden ayırır. Batı çölü hemen hemen yüzölçümünün 3/4 ‘ünü kaplar. Ortalama yükseklik 210-250 metre olmasına rağmen güneybatı ucunda , yüksek kayalıklı bölgede 2130m.’ye ulaşır.Bölgenin çoğu yeri taşlı çöllerden meydana gelmesine rağmen, yer yer kumluk ovalara da rastlanır. Plato görünümünde olan bölgenin çeşitli yerlerinde oluşan çökmeler sonucu yeraltı sularının yerleşmesine imkan veren sığ kuyular meydana gelmiştir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Qattara Çukuru -133 m.

en yüksek noktası: Catherine Tepesi 2,629 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, demir, fosfatlar, manganez, kireçtaşı, alçıtaşı, talk, asbest, kurşun, çinko.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.92.

Sürekli ekinler: %0.5.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %96.58 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 34,220 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Periyodik kuraklıklar, yaygın depremler, su baskınları, heyelanlar, volkanik aktivite, bahar mevsiminde esen hamsin rüzgarları kuru ve kavurucu karakterde olup, sık sık kum ve toz fırtınaları oluştururlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 78,887,007 (Temmuz 2006 verileri) Nüfusun %45’i şehirlerde yaşamaktadır.

Nüfus artış oranı: %1.75 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.21 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 31.33 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 71.29 yıl.

Erkeklerde: 68.77 yıl.

Kadınlarda: 73.93 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.83 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

Ulus: Mısırlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Mısır halkının yaklaşık %91’ini Araplar oluşturmaktadır. Arapların %91.5’i Müslüman, kalanı Hıristiyan’dır. İkinci önemli etnik unsur nüfusun %7’sini oluşturan Kıptilerdir. Kıptilerin tamamı Hıristiyan’dır. Kıptilerin kendilerine özel bir dilleri vardır. Ancak bugün artık Kıptice konuşan kalmamıştır ve Kıptiler de Arapça konuşmaktadırlar. Ka

Türkçe Sözlük

(i. A. «suûd»dan ia.) (Türkler’in yaptığı Arapça bir kelimedir) (kimya). Sıvıyı buhar hâline geçirip serpmeye mahsus Alet, Fr. sublimatoire.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, ing mould i., f. kalıp; genel biçim; ayırt edici özellik; f. şekil vermek, biçimlendirmek; kalıp yapmak; kalıba dökmek; üste oturmak. mold public opinion kamuoyu oluşturmak. molder i. kalıpçı, dökmeci; şekil veren kimse.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Avrupa’da, Romanya’nın kuzeydoğusunda yer alır.

Coğrafi konumu: 47 00 Kuzey enlemi, 29 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Doğu Avrupa.

Yüzölçümü: 33,843 km².

Sınırları: toplam: 1,389 km.

sınır komşuları: Romanya 450 km, Ukrayna 939 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Sert olmayan kışlar, sıcak yazlar.

Arazi yapısı: İnişli çıkışlı stepler, Karadeniz’in güneyinde aşamalı yokuşlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Nistru (Dnister) Nehri 2 m.

en yüksek noktası: Dealul Balanesti 430 m.

Doğal kaynakları: Linyit, fosfatlar, alçıtaşı, işlenebilir toprak.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %54.52.

daimi ekinler: %8.81.

Diğer: %36.67 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 3,000 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Toprak kaymaları.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,466,706 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.28 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.23 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 38.38 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 65.65 yıl.

Erkeklerde: 61.61 yıl.

Kadınlarda: 69.88 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.85 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 5,500 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 300 den az (2001 verileri).

Ulus: Moldovalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Moldovalı/Romen %78.2, Ukraynalı %8.4, Rus %5.8, Gagauz %4.4, Bulgar %1.9, diğer %1.3 (2004 verileri).

Din: Doğu Ortodoksları %98, Museviler %1.5, Baptistler %0.5 (2000).

Diller: Moldovaca (resmi), Rusça, Gagauzca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.1.

erkekler: %99.6.

kadınlar: %98.7 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Moldova Cumhuriyeti.

kısa şekli : Moldova.

Yerel tam adı: Republica Moldova.

eski: Moldavia Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Kişinev.

Bağımsızlık günü: 27 Ağustos 1991 (Sovyetler Birliğinden ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 27 Ağustos (1991).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu),Intelsat, Inter

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, Akdeniz kıyısında, Fransa’nın güneyinde, İtalya sınırında yer alır.

Coğrafi konumu: 43 44 Kuzey enlemi, 7 24 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 1.95 km².

Sınırları: toplam: 4.4 km.

sınır komşuları: Fransa 4.4 km.

Sahil şeridi: 4.1 km.

İklimi: Akdeniz iklimi.

Arazi yapısı: Tepelikli, engebeli, kayalıklı.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Akdeniz 0 m.

en yüksek noktası: Agel Tepesi 140 m.

Doğal kaynakları: yok.

Coğrafi Not: Dünyanın ikinci en küçük bağımsız devleti (Holy See’den sonra).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 32,543 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.4 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 7.68 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.35 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.69 yıl.

Erkeklerde: 75.85 yıl.

Kadınlarda: 83.74 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.76 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Monakolu.

Nüfusun etnik dağılımı: Fransız %47, Monakolu %16, İtalyan %16, diğer %21.

Din: Roma Katolikleri %90.

Diller: Fransızca (resmi), İngilizce, İtalyanca, Monakoca.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Monako Prensliği.

kısa şekli : Monako.

Yerel tam adı: Principaute de Monaco.

yerel kısa şekli: Monaco.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Monako.

Bağımsızlık günü: 1419.

Milli bayram: Ulusal Gün , 19 Kasım.

Anayasa: 17 Aralık 1962.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği), OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü), UN (Birleşmiş Milletler), UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü), UPU (Dünya Posta Birliği), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı), WMO (Dünya Meteoroloji Örgütü), WToO (Dünya Turizm Örgütü).

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 870 milyon $ (2000 verileri).

İş gücü: 41,110 (2004).

İşsizlik oranı: %3.1 (1998).

Endüstri: Turizm, inşaat, küçük çaplı endüstri ve tüketim malları.

Tarım ürünleri: yok.

Para birimi: Euro (EUR).

Para birimi kodu: EUR.

Mali yıl: Takvim yılı.

İletişim Bilgileri

Kullanılan telefon hatları: 33,700 (2002).

Telefon kodu: 377.

Radyo yayın istasyonları: AM 1, FM NA, kısa dalga 8 (1998).

Radyolar: 34,000 (1997).

Televizyon yayını yapan istasyonlar: 5 (1998).

Televizyonlar: 25,000 (199

Türkçe Sözlük

(MUAFİYYET) (i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Affedilmiş olma. 2. İstisna, imtiyaz: Vergiden muafiyet.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Arab» dan imef.) (mü. muarrebe). Arap’laşmış; Arapçaiaşmış: Farsça’dan muarreb bir kelime (insanlar hakkında «mütearreb» ve «rnüstareb» kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «azâb, tâzîb’den İmef.). Azap içinde bulunan, eziyet çeken, çok sıkıntı gören (Arapça’da olduğu gibi «ceza görmüş» mânâsiyle dilimizde kullanılmamıştır).

Türkçe Sözlük

(MÜBALAĞA) (I. A. «bulûğ» dan masdar). 1. Bir işte pek ileriye varma, kusur bırakmame, mükemmel ve kusursuz etme: İkramda mübalağa ediyor. 2. Büyütme, ifrat, küçük bir İşi pek büyük gösterme: Onun cesaretini överek mübalağa etti. Bu tarifte mübalağa vardır. Mübaleğa-i Acemâne, mübalağayı seviyor. Mübalağa ile = Pek pek, pek fazla. İsm-I mübalağa = Mübalağa ile ism-i fâil, Arapça’da «cebbâr, sabûr, allâme» gibi şekillerde olup mübalağa gösteren Ism-i fâil kipi. Türkçe’de «pek» veya «en» edatları da mübalağa bildiren sıfatlardır: Pek büyük, en büyüğü.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezâ» dan mastar). Bir suça karşı cezâ verme, kanuna göre icabeden iş (asıl Arapça’da «karşılık» demek olup «mükâfat» yerine de kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «delâlet» den İmef.) Delil ile isbat olunmuş (Arapça’da böyle bir mânâsı yoktur).

Türkçe Sözlük

(i. A. «dagm» dan İmef.) (mü. müdgama) (Arapça gramerde). Idgam olunmuş, bir cinsten olan iki harften diğerine çevrilen biri: «meded» den «med» olmak gibi. Diğerine müdgım-ı fîh denir. Müdgam harfe karşılık müdgam-ı fîhe bir şedde verilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mudhikât). (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Güldürmeye mahsus eğlenceli tiyatro oyunu, komedi: Güzel bir mudhike oynandı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «üns» den imef.) (mü. müennese). Gerçek veya itibâr! olarak dişi olan veya dişiye uygulanan (kelime): Müennes isim. Cem’I müennes-i silim = Arapça’da (-At) edâtıyla yapılan çokluk: MUslimât (Müslüman kadınlar) gibi. Müennes-i hakîki = Gerçekten dişi olan isim. Müennes-i lafzI = Kelime sonunda «t» veya diğer bir dişilik alâmeti bulunan Arapça İsim. Müennes-i semâİ = Arapça’ da sebepsiz olarak müennes sayılan isim: Şems, yed, nefs gibi.

Türkçe Sözlük

(I. A.). «Kömür hâlini almış» mânâsıyla eski kimya eserlerinde kullanılmış ise de Arapça’da mânâsı büsbütün başka olup o mânâda «mefhûm» kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. «nığlîm» den galat). 1. Homoseksüel (bu mânâsı Arapça’ da yoktur). 2. Kızgın, çok şehvetli.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Eskiden yılbaşı olan muharrem ayının ilk günü yapılan tebrik töreni ve bu vesileyle verilen bahşiş veya hediye.

Türkçe Sözlük

(i.) (« hendese-hâne» den galat). 1. Eskiden mühendis yetiştiren okul, teknik üniversite. 2. Mühendis-hine-i Berri-i Hümâyûn = İmparatorluk devrinde topçu okulu. 3. Mühemüthine-i Bahrî-i Hümâyûn = İmparatorluk devrinde deniz subayı yetiştiren askerî okul.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’ce yapılmış bir Arapça kelimedir). Aklı, irâdesi yerinde olanın hâli. Muhtiriyyet-i idâre = Ayrıca ve bazı İmtiyazlarla idare olunan eyâletin hail.

Türkçe Sözlük

(I. A. «hamr» dan imef.). Mayalanıp ve ekşlyip kabarmış mânâsiyle «muhammer» ve «mütehammer» yerine kullanılmışsa da, Arapça mânâsı büsbütün başkadır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kifâyet» ten masdar). Bir hizmet ve iyiliğe karşı edilen iyilik, iyilikle karşılama: Ettiği hizmetin mükâfatını gördü: Ettiğim iyiliğin mükâfatı bu mudur? (Arapça’da «mücâzât» ile aynı mânâda olduğu hâlde dilimizde «mücâzât» bunun zıddı olarak kullanılır): Hizmet edenlere mükâfat ve kabahat edenlere mücâzat olunur.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mukantarât). 1. (astronomi) Güneşin gölgesiyle saatleri gösteren Alet, Osm. basîta-i şemsiyye. 2. Ufka paralel olarak gökyüzünde tasavvur olunan daireler, Fr. almicantarat (bu kelime Arapça’dan alınmıştır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesr»den imef.) (mü. mükessere). Kırık, kırılmış, Fars. şikeste. (e.) (Arapça gramerde) cem’-l mükesser = Kaidesiz, bükümlü çokluk ki, harflerin değişmesiyle olur: Nedim, nüdemâ; şiir, eş’Ar; tanbOr, tanâbîr... gibi. Zıddı: cem’-i sâlim.

Türkçe Sözlük

(i, A. c.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). Keyif veren şeyler, sarhoşluk getiren ve tiryakilik çeşidinden olan şeyler: Tütün, enfiye ve afyon mükeyyifâttandır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kabs» dan if.) (mü. muktebise). Birinin bilgi ve tecrübesinden faydalanılan (asıl Arapça’da «ateş yakmak için birinden ateş alan» demektir).

Türkçe Sözlük

(i.). Çok şişman (Arapça aslı: lâhim).

Türkçe Sözlük

(i. A. «lem» den imef.) (mü. mülemaa). 1. Alaca, renkli, çok renkli. 2. (edebiyat) Her mısraı ayrı bir dilde olan (şiir): Arapça Türkçe bir mülemmâ. 2. (yanlış olarak) Sıvanmış, sıvama, bulaşmış, Fars. Alûde, Ar. mülevves: Üstüm başım mülemmâ çamur oldu.

Teknolojik Terim

Multi Burst, dijital fotoğraf makinesinin otomatik olarak 16 fotoğraf çekmesini ve bunu bir JPEG dosyası olarak kaydetmesini sağlar. Bu fotoğrafları, fotoğraf makinesinde 0,8 saniyelik aralıklarla veya PC ekranında 16 görüntülü bir kurgu halinde izleyebilirsiniz.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). Mümtazlık, seçkinlik, yücelik.

Türkçe Sözlük

(i. A. «noksân» dan masdar) (c. münâkasât) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). Alınacak veya yaptırılacak bir şeyin en az bedele razı olana ihâle olunmak üzere açık eksiltmeye konması.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Yaralardan çıkan cerahat vesaire.

Türkçe Sözlük

(i. A. «dere» den if.) (mü. münderice). Dercolunmuş, bir şeyin içinde bulunan, sıkıştırılmış: Filân gazetede münderic bir makale (Arapça’da bu mânâya gelmiyor).

Türkçe Sözlük

(i. A. «rebaha» dan) (Arapça’da «kâr ve tamâ» mânâsına gelir). Tefecilik: Murâbaha kanunen yasaktır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rezâ» dan if.) (Arapça aslı: mürzû). 1. Çocuk emziren, süt veren, memede çocuğu olan kadın, emzikli kadın. 2. Ücret karşılığında başkasının çocuğuna meme veren kadın, sütana, sütnine.

Türkçe Sözlük

(I. A. «sür’at» ten masdar) (c. müsâraât). Sürat, süratle teşebbüs ve davranış (Arapça’daki mânâsı: koşma, yarış).

Türkçe Sözlük

(i. «saykal» dan). Dilimizde «eğe ve mıskala ile cilâlanmış ve cilâlı» mânâsıyle kullanılmışsa da Arapça’da böyle bir kelime olmayıp «maskul» kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.) (belki Arapça «mlnşâr» dan). Marangoz ve çıkrıkçı gibi esnafa mahsus eğri testere.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). 1. Müşirlik, mareşallik, müşir rütbesi: Fevzi Paşa’ya müşîriyet rütbesi verilmiştir. 2. Bir müşirin idaresinde bulunan makam ve daire: Tophane müşîriyyeti, hassa ordusu müşirliği.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spigot. tap. fauce. cock n. faucet. spout. stopcock. tab.

Türkçe Sözlük

(MÜSLİMAN) (hi. F. Arapça: «Müslim» den). 1. İslâm dinine mensup, müslim. 2. mec. Doğru: Müslüman adam, Müslüman sözü. 3. mec. Dindar, Müslüman adamdır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıfz» dan İf.) (mü. mustahfiza). 1. «Muhafız» gibi «koruyan» mânâsiyle kullanılmışsa da Arapça’ da mânâsı değişiktir. 2. imparatorluk ordusunda nizâmiye ve redif hizmetinden sonra yani kırk yaşını geçkin olanların bulundukları ve asıl görevleri savaşta memleketin asayişini korumaktan ibaret olan sınıf ve bu sınıfa ait.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kutb» dan if.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Işıkların bazı şeffaf yüzeylerden geçerken aldıkları şekilleri belirtmeye mahsus Alet, Osm. mıkyâs-ı Istiktâb.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Arab» dan imef.) (mü. müstârebe). Arap’laşmış, Arap değilken zamanla Arapça konuşmaya başlamış: Arâb-ı müstârebe.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. müstehâsât) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir) (jeoloji). Pek eski zamandan yer altında kalıp taşlaşmış hayvan veya bitkiler, fosil.

Türkçe Sözlük

(|. A.) (cem’I: müstemlekât) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). Koloni, sömürge.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şirket» ten if.) (mü. müşterike). Bir işe iştirak eden, başkaları ile beraber bir işte bulunan, katılan, ortak, Osm. zî-medhal (Arapça’da «abone» mânâsiyle de kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taassupla, mutaassıpcasına: Mutaassıbâne bir hareket.

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbk» dan masdar) (Arapça terkiplerde: mutâbaka). T. Uygunluk, muvafakat, birbirini tutar halde olma. 2. (gramer) Fiil ile fail veya sıfat ile sıfatlananlar arasında dişilik, erkeklik, sayı vesairece uygunluk: Sıfat ile mevsuf arasında mutabakat şarttır.

Türkçe Sözlük

(i. A. tantana» dan imef.) (mü. mutantana). Tantanalı, debdebeli, haşmetli: Mutantan bir alay, mutantan bir resm-i kabûl (asıl Arapça’da «gürültülü» demektir).

Türkçe Sözlük

(i. A. «billûr» dan if.) (mü mütebellire) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Billûr şekil ve suretinde donmuş olan, tebellür etmiş.

Türkçe Sözlük

(i.). Dair, ait, ilgili (Türkler’in yaptığı galat bir Arapça kelimedir).

Türkçe Sözlük

(i. A. «fenn» den if.) (mü. mütefennine). Çeşitli fenler okuyup öğrenmiş: Mütefennin adam (Arapça’da fen «çeşit, türlü» demek olduğundan, asıl mânâsı «birkaç türlü olan» veya «türlü şeyler düşünen» dir).

Türkçe Sözlük

(i. A. «hiss» ten if.). Duygulu, pek duygulu (Arapça’da mânâsı: haberlere kulak asan).

Türkçe Sözlük

(mOtELLİ) (.i A. «İllet» den if.) (mü. mûtelle). 1. illet sahibi, İlletli, Ar. altl, hasta veya sakat. 2. (Arapça gramerde) Aslî harfleri İçinde harf-l illet yani (elif, vav, ye) bulunan kelime.

Türkçe Sözlük

(I. A. «mekânet» ten İf.) (mü. mütemekkine). Mekân edinen, oturan (Arapça’da mânâsı: muktedir, kudretli).

Türkçe Sözlük

(i.). Nüfuz sahibi (Türkler’in yaptığı galat bir Arapça kelimedir).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir) (matbaacılık). Parantez işereti: ( ).

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Tesadüf eden, rastgelen.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vürûd» dan if.) (mü. mütevâride). Vârid (Arapça’da mânâsı: birbirine yaklaşan ve birlikte tesadüf eden).

Türkçe Sözlük

(i. A. «vech» den if. (mü. müteveccihe). 1. Yüz tutan, bir yere doğru hareket eden. 2. Birine teveccühü, sevgisi ve İtimadı olan (bu ikinci mânâ Arapça’da yoktur).

Türkçe Sözlük

(i. A. «vusûl»dan masdar). Yetişme, vâsıl olma: Saat beşte buraya muvâsalat ettiler (bu mânâ Arapça’da olmayıp dilimize mahsustur).

Türkçe Sözlük

(I. A. «arahe, İrâh» dan imef.) (mü. müverraha) (Arapça’da: müerrah). Tarihi atılmış, sene, ay ve günü yazılmış, tarihli. Gayr-i müverrah = Tarihsiz, tarihi yazılmamış.

Türkçe Sözlük

(hı ile) (i. A. «arahe, frih» dan imef.) (Arapça’da: müerrih). 1. Tarih yazan, tarihçi. 2. Bir olaya manzum ebced hesabiyle tarih söyleyen (bu mânâsı az kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(I. A. «zıf» dan imef.) (mü. muzâafa). 1. İki kat, kat kat: Verdiğimin muzâafını kazandım. 2. (Arapça gramerde) Fiil-I muzâaf. UtOl-i muzlafa = Defter tutmanın bir usûlü ki, gelirle giderin karşı karşıya kaydı esasına dayanır, Fr. partle double. Muzâaf Devr-i Kebir (musiki) = Devr-i Kebir usûlünün bozulmuş ve velveleli şekli.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zikr» den imef.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Bir iş hakkında üst makama verilen kâğıt, küçük takrir, tezkere, küçük lâyiha.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müzerkeşe) (Farsça zer-keş’ten Arapçaiaşmış). Sırma ile işlenmiş, sırmalı.

Türkçe Sözlük

(MÜZİB) (I.) (Arapça «muazzib» den galat). Eğlenmek i;in eziyet veren, eziyet vererek takılan.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Venüs (zühre) gezegeni. (Arapça’da) Yeni yetişen kız. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Erişme, elde etme, nâil olma.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça nakd’den). 1. Hazır ve peşin para. 2. Kıymetli mal.

Türkçe Sözlük

(i. A. fizik) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Elektrik ve ısı gibi kuvvetlerin geçmesine müsait olma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

PCDATA providing the name of the MathML element.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Collection of Digital architectures and development programs intended to provide a significant affinity between VAX systems and various workstations, including Macs and IBM-compatible PCs.

Türkçe Sözlük

(NEFSANİYYET) (i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Kin, garaz, gizil düşmanlık: Komşumuzun bana nefsâniyyeti vardır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Fars. «nergis» den Arapça’laşmış). (bk.) Nergis.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Fars. «nergis» den Arapça’laşmış). (bk.) Nergis.

Teknolojik Terim

Net MD, OpenMG® ve MagicGate™ telif hakkı koruması teknolojilerini kullanarak USB kablosu üzerinden bir PC’den MiniDisc’e yüksek hızlı (LP2 modu 16 kat, LP4 modu 32 kat) ses verisi transferi sağlamaktadır.

Türkçe Sözlük

(i. A ). Aydınlık etsin, aydınlatsın! (bazı Arapça tâbirlerde geçer).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kırpan veya kesen kimse veya şey; (çoğ.) kıskaç, cımbız; atın ön dişi; yengeç veya ıstakozun kıskacı; (İng.), (k.dili) erkek çocuk, oğlan; (çoğ.), argo kelepçe.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bağlılık, ilgi: Kendisinin o aileye nisbeti vardır. 2. Kıyas, iki şeyin birbirine göre mukayesesi: Benim hâlim sizin hâlinize nisbet olunmaz, nisbet kabûl etmez. 3. (matematik). İki sayı veya şekil arasındaki münasebet ve kıyas. 4. (Türkçe) Birine karşı inadına yapılan iş ve gösterilen hâl: Bana nisbet yapmak istiyor. (Türkçe) Rağmen: Bu işi bana nisbet yapıyor. Arapça tâbirlerde «nisbe» şeklinde de kullanılır. Bi’n-nisbe = Nisbetle, nisbeten. nisbetçi (i.). Başkasına inat bir şey yapan, gösterişçi, inatçı: Çok nisbetçi adamdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Yarımlık, yarı yarıya bölme, bölüşme.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Avrupa’da, Kuzey Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında, İsveç’in batısında yer alır.

Coğrafi konumu: 62 00 Kuzey enlemi, 10 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 323,802 km².

Sınırları: toplam: 2,542 km.

sınır komşuları: Finlandiya 727 km, İsveç 1,619 km, Rusya 196 km.

Sahil şeridi: 25,148 km.

İklimi: Kıyı boyunca ılıman iklim görülür. Kuzey Atlas akımının etkisiyle sıcaklık değişiklikleri ortaya çıkar.

Arazi yapısı: Buzulludur. Çoğunlukla yüksek platolar ve dik dağların arasında verimli vadiler yer alır. Ovalar küçük ve dağınıktır. Kıyıda derinliklerden başlayan fiyortlar yer alır. Kuzeyde arktik tundra bölgesi vardır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Norveç Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Galdhopiggen 2,469 m.

Doğal kaynakları: petrol, bakır, doğal gaz, nikel, demir, çinko, kurşun, balık, kereste, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.7.

Sürekli ekinler: %0.

Diğer: %97.3 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,270 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Toprak kaymaları, çığ düşmeleri.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,610,820 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.38 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.73 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 3.67 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.54 yıl.

Erkeklerde: 76.91 yıl.

Kadınlarda: 82.31 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.78 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 2,100 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 ).

Ulus: Norveçli.

Nüfusun etnik dağılımı: Norveçliler (Nord, Alpine, Baltik), Sami 20,000.

Din: Norveç kilisesi %85.7, Pentecostal %1, Roma Katholikleri %1, diğer Hıristiyanlar %2.4, Müslüman %1.8, diğer %8.1 (2004).

Diller: Norveççe (resmi).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %100.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Norveç Krallığı.

kısa şekli : Norveç.

Yerel tam adı: Kongeriket Norge.

yerel kısa şekli: Norge.

Yönetim biçimi: Meşruti Krallık.

Başkent: Oslo.

İdari bölümler: 19 bölge; Akershus, Aust-Agder, Buskerud, Finnmark, Hedmark, Hordaland, More og Romsdal, Nordland, Nord-Trondelag, Oppland, Oslo, Ostfold, Rogaland, Sogn og Fjordane, Sor-Trondelag, Telemark, Troms, Vest-Agder, Vestfold.

Bağımlı toprakları: Bouvet Adası, Jan Mayen, Svalbard.

Bağımsızlık günü: 7 Haziran 1905.

Milli bayram: Anayasa Günü, 17 Mayıs (1814).

Anayasa: 17 Mayıs 1814, 1884 yılında değiştirilmiştir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yat

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Nûrlu ve saygıya değer adamın hâli: Yüzünde bir nûrâniyyet var.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dikkatli bakma, inceleme; gözlem, rasat; fikir, yorum; (ask.) gözetleme. observation car yolcuların etrafı seyretmesine uygun şekilde geniş pencereleri olan vagon. observation post (ask.) topçu rasat mevzii. observational (s.) gözlem kabilinden,

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir durumdan bir duruma geçmek, yeni bir hâl almak: Şarap sirke oldu, ateş kül oldu. 2. Bir unvan, makam veya durum ve sıfat kazanmak: Müfettiş olmak, yüzbaşı olmak, adam olmak. 3. Haberi ile beraber fiil mânâsını verip değişiklik gösterir. İyi olmak = iyileşmek. Sağ olmak = Yaşamak. Hasta olmak = Hastalanmak. Sakat olmak = Sakatlanmak. 4. Arapça sıfatlar ve masdarlarla mürekkep fiiller yapar: Nâdim olmak, me’yûs olmak, defolmak, fevtolmak, zâyî olmak. 5. Yardımcı fiil gibi kullanılıp Türkçe fiillerin bazı mürekkep kiplerini teşkil eder: Gitmiş olacağım, gitmiş olursam, gidecek oldu, gelecek olursa. 6. Var ve mevcut olmak: Bu şartın olması ile olmaması birdir. 7. Vuku bulmak, vâki olmak, cereyan etmek: Ne oldu? Dışarda kavga oldu. 8. Câiz ve münasip olmak, yakışmak, elvermek: Bunu ikiye bölsek olur mu? 9. Yapılmak, imal veya icrâ olunmak: Turşu böyle olur. 10. Mümkün ve kabil olmak: Hiç olur mu? Dünyada olmayacak şey yoktur, her şey olur, olur iş değildir. 11. Ermek, yetişmek, olgunlaşmak: Üzüm oldu, armut iyice olmadıkça yenmez. 12. Gelmek, vâki olmak, ortaya çıkmak: Bir gün olur meydana çıkar. 13. Gelmek, çatmak: Sabah oldu, akşam oluyor. Olan oldu = iş işten geçti Oldum olası, oldum olalı = Çok eskiden, baştanberi. Oldubitti = Artık geçti, Osm. emr-i vâki. Olsa olsa = Nihayet, son ihtimal olarak, bundan fazla olamaz. Olsun = Peki, öyle olsun, zararı yok. Olursa o kadar = Son derecede, bundan fazla olmaz Ne oldum budalası, ne oldum delisi = Sonradan elde ettiği durumuna ve servetine mağrur olup övünen. Ne olacak = Daha ne istersin, bundan fazla ne olabilir? No’la = Ne ola, ne olacak. Hiç olmazsa = En az, en azından.

Türkçe Sözlük

(f.). Arapça masdarlarla birleşerek mürekkep fiiller yapar: Kaydolunmak, zaptolunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her seyi yiyen; zool. hem ot hem et yiyen, hepçil. omnivor ous reader her çeşit kitap okuyan kimse.

Teknolojik Terim

Üç önemli işlevin yerine getirilmesini sağlayan, Digital Rights Management da dahil olmak üzere telif hakkı koruması teknolojisi: Birden fazla elektronik müzik dağıtımı platformundan müzik indirme. Müzik dosyalarının çalınması ve CD dosyalarının PC’ye atılması (OpenMG® Jukebox). İçeriklerin güvenli biçimde PC’den taşınabilir cihazlara aktarılması

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça «araf» dan galat) Korku, dehşet, tehdit.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Afrika’da, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 7 00 Kuzey enlemi, 21 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 622,984 km².

Kara: 622,984 km².

Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 5,203 km.

sınır komşuları: Kamerun 797 km, Çad 1,197 km, Demokratik Kongo Cumhuriyeti 1,577 km, Kongo Cumhuriyeti 467 km, Sudan 1,165 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: yok (kara ile çevrili).

İklim: tropikal; kışlar sıcak ve kur, yazlar ılıman ve nemli geçer.

Arazi yapısı: Çok geniş, yassıdan inişli çıkışlıya değişen tekdüze yaylalar, kuzeydoğu ve güneybatı boyunca serpilmiş tepelikler yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Oubangui Nehri 335 m.

en yüksek noktası: Ngaoui Dağı 1,420 m.

Doğal kaynakları: Elmas, uranyum, kereste, altın, petrol, hidrolik güç.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %3.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %75.

Diğer: %17 (1993 verileri).

Doğal afetler: Sıcak, kuru, tozlu rüzgarlar güney bölgelerinde etkindir; su baskınları ülke genelinde görülmektedir.

Coğrafi Not: kara ile çevrili; hemen hemen Afrika’nın tam ortasında yer almaktadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,576,884 (Temmuz 2001 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %43.23 (erkek 778,885; kadın 767,414).

15-64 yaş: %53 (erkek 929,717; kadın 965,947).

65 yaş ve üzeri: % 3.77 (erkek 59,364; kadın 75,557) (2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.85 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.01 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.96 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.79 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.98 erkek/kadın (2001 verileri).

Bebek ölüm oranı: 105.25 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 43.8 yıl.

Erkek: 42.17 yıl.

Kadın: 45.48 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.86 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %13.84 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 240,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 23,000 (1999 verileri).

Ulus: Orta Afrikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Baya %34, Banda %27, Sara %10, Mandjia %21, Mboum %4, M’Baka %4, Avrupalı 6,500 (1,500 Fransız dahil).

Din: Yerel inançlar %24, Protestanlar %25, Roma Katolikleri %25, Müslümanlar %15, diğer %11.

Diller: Fransızca (resmi), Sangho, Arapça, Hunsa, Swahili.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %60.

Erkek: %68.5.

Kadın: %52.4 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Orta Afrika Cumhuriyeti.

Yerel tam adı: Republique Centrafricaine.

Eski adı: Ubangi-Shari, Orta Afrika İmparatorluğu.

kısaltma: CAR.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Bangui.

İdari bölümler: 14 eyalet, 2 ekonomik bölge ve 1 genel bölge; Bamingui-Bangoran, Bangui, Basse-Kotto, Gribingui, Haute-Kotto, Haute-Sangha, Haut-Mbomou, Ke

Türkçe - İngilizce Sözlük

Open Transport Name for new Macintosh networking protocol that advertises greater connectivity and processor speeds for some Macintosh PCs.

Türkçe Sözlük

(i.). Arap yazısında kullanılan hareketlerin üçüncüsü ki, küçük bir vâv (‘) şeklindedir, Arapça’da (u) ve Türkçe’de dört türlü (o, ö, u, ü) okunur ve ekseriya vâv ile kuvvetlendirilir.

Teknolojik Terim

İki veya daha fazla PC arasında veri kopyası oluşturmak için kullanılan program protokolü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Polyaromatic Hydrocarbons Also called PNAs or PCAs Cyclic hydrocarbons of which many of these materials are carcinogenic or are converted to carcinogens when metabolized by animals or humans In Europe, the level of PAHs in mineral oil determines whether t

Türkçe - İngilizce Sözlük

coat. overcoat. topcoat. greatcoat. cloak. wrap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

coat. overcoat. topcoat.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Güney Amerika, Arjantin’in kuzeydoğusunda yer alır.

Coğrafi konumu: 23 00 Güney enlemi, 58 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Güney Amerika.

Yüzölçümü: 406,750 km².

Sınırları: toplam: 3,920 km.

sınır komşuları: Arjantin 1,880 km, Bolivya 750 km, Brezilya 1,290 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: yok (kara ile çevrili).

İklimi: Subtropikalden ılımana değişiklik gösterir.

Arazi yapısı: Rio Paraguay’ın doğusunda çimenli ovalar ve ağaçlı tepelikler yer alır; Rio Paraguay’ın batısındaki Gran Chaco bölgrsi genel olarak alçaktır, nehrin bir yakasında bataklıklar, diğer tarafında ise seyrek ormanlar ve dikenli çalılıklar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Rio Paraguay kavşağı ve Rio Parana 46 m.

en yüksek noktası: Cerro Pero (Cerro Tres Kandu) 842 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji, kereste, demir, manganez, kireçtaşı.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %55.

Ormanlık arazi: %32.

Diğer: %7 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 670 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları, düzensiz akan nehirlerin ortaya çıkardığı çamurlar.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili; Arjantin, Bolivya, ve Brezilya arasında yer alır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 5,734,139 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.6 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.09 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 29.78 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.92 yıl.

Erkeklerde: 71.44 yıl.

Kadınlarda: 76.52 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.11 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.11 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 220 (1999 verileri).

Ulus: Paraguaylı.

Nüfusun etnik dağılımı: melez %95.

Din: Roma Katolikleri %90, Mennonite, ve diğer Protestanlar.

Diller: İspanyolca (resmi), Guarani (resmi).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %92.1.

erkekler: %93.5.

kadınlar: %90.6 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Paraguay Cumhuriyeti.

kısa şekli : Paraguay.

Yerel tam adı: Republica del Paraguay.

yerel kısa şekli: Paraguay.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Asuncion.

İdari bölümler: 17 bölge ve 1 başkent; Alto Paraguay, Alto Parana, Amambay, Asuncion, Boqueron, Caaguazu, Caazapa, Canindeyu, Central, Concepcion, Cordillera, Guaira, Itapua, Misiones, Neembucu, Paraguari, Presidente Hayes, San Pedro.

Bağımsızlık günü: 14 Mayıs 1811 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 14 Mayıs (1811).

Anayasa: 20 Haziran 1992.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı),

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightweight overcoat. topcoat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightweight overcoat. topcoat.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars. batengan’dan Arapça’laşımış badincan’dan). Patlıcangillerin örnek bitkisi ve bu bitkinin meyvesi. Bostan patlıcanı = Kalın ve yuvarlak cinsi. Kemer patlıcanı = Uzun ve eğri cinsi. Frenk, domata, yumurta patlıcanı = Diğer çeşitleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. büyük çadır; çadır gibi şey; bir park veya bahçede bulunan kulübe, pavyon; köşk; hastanelerde asıl binadan ayrı pavyon; kulak kepçesi; kıymetli taşın alt kısmı; f. çadır veya pavyonda barındırmak; çadır gibi örtmek.

Teknolojik Terim

Harici donanımların dizüstü bilgisayara bağlanmasını sağlayan standart bir yöntemdir. Küçük PC Card yuvaya takıldığında diğer donanım bileşenleriyle bağlantıları sağlar ya da kendi başına yeni bir donanımdır (ek hafıza, modem kartı, vs).

Teknolojik Terim

PCMCIA Kart olarak da bilinir. Dizüstü bilgisayarlarda, genellikle bir hafıza kartından (Smart Media, Compact Flash, Memory Stick™) ana PC’ye hızlı veri transferi için kullanılan bir ya da iki PC Card yuvası bulunur.

Teknolojik Terim

Memory Stick™’in bir PC Card bağlantısıyla bağlanmasını sağlar (dizüstü bilgisayar, dijital fotoğraf makinesi).

Teknolojik Terim

PC’nin, video grafik adaptörüne gerek duyulmadan doğrudan TV’ye bağlanabilmesini sağlar.

Teknolojik Terim

Düzenleme işlevini kolaylaştıracak PC klavyesinin takılabileceği bir PS-2 bağlantısıdır.

Teknolojik Terim

DV video kameralarda kullanılan Tını Kodlama Modülasyonu (Pulse Code Modulation – PCM), en iyi kalite için 16 bit tek stereo modda ya da yaratıcı ses düzenlemesi için 12 dupleks stereo modda dijital ses kaydı yapılmasını sağlar.

Teknolojik Terim

Bu terimin yerine artık PC Card terimi kullanılmaktadır.

Teknolojik Terim

Fotoğraf makinenizi USB ile PC’nize bağladığınızda görüntülerin otomatik olarak aktarılmasını sağlayan PC görüntü transferi yazılımı.

Türkçe Sözlük

(i.). Toprak kandil ki, içinde don yağı ile bezden fitil yakılır. Top pesüsii = Gülle kızdırdıkları kepçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. bileşik yaprağın bir yapracığı, yapracık; kulak kepçesi; zool. kanat, balık kanadı; pines, zool. Pinna nobilis.

Türkçe Sözlük

isim, eskimiş (pi:'rifa:ni:) Farsça + Arapça İhtiyar kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the hardware and software that makes a computer function The most common platform for desktop computers on Capitol Hill, for example, is PC computers running Windows 95, 98, 2000, or NT This term is also often used to refer only to the operating

Türkçe - İngilizce Sözlük

The type of computer or operating system on which a software application runs For example, some common platforms are PC, Macintosh, and UNIX.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Shorthand for the combination of hardware and operating system you use eg the 'NT platform' is a PC running the Microsoft Windows NT operating system, the 'PPC platform' is a Macintosh computer with a PowerPC processor running the Mac OS operating system.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A combination of hardware and system software forming the basis for a computer system Examples include Macintosh, PC, NT, and UNIX The term 'cross-platform' refers to programs and formats that can be used on more than one platform.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generic term for type of computer environment, computer system, or operating system Macintosh, IBM-compatible PCs, and UNIX machines are examples of hardware platforms Operating system software such as DOS and Windows are also referred to as platforms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The type of computer or operating system on which a software application runs For example, some common platforms are PC, Macintosh, Unix, and NeXT.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An operating system, sometimes on a specific computer The most common platforms are DOS, Windows,. noun The specific brand of computer and/or operating system, i e Amiga, Apple IIe, IBM PC, Macintosh, UNIX.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa’da, Almanya’nın doğusunda yer alır.

Coğrafi konumu: 52 00 Kuzey enlemi, 20 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 312,685 km².

Sınırları: toplam: 2,888 km.

sınır komşuları: Beyaz Rusya 605 km, Çek Cumhuriyeti 658 km, Almanya 456 km, Litvanya 91 km, Rusya (Kaliningrad Oblast) 206 km, Slovakya 444 km, Ukrayna 428 km.

Sahil şeridi: 491 km.

İklimi: Ilımandan soğuğa değişiklik görülür.

Arazi yapısı: Çoğunlukla düz ovalar yer alır, dağlar güney kıyısı boyunca sıralanmıştır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Raczki Elblaskie 2 m.

en yüksek noktası: Rysy 2,499 m.

Doğal kaynakları: Kömür, sülfür, bakır, doğal gaz, gümüş, kurşun, tuz, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %47.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %13.

Ormanlık arazi: %29.

Diğer: %10 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 1,000 km² (1993 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 38,633,912 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.03 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.49 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 9.39 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.42 yıl.

Erkeklerde: 69.26 yıl.

Kadınlarda: 77.82 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.37 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.07 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Polonyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Polonyalı %97.6, Alman %1.3, Ukraynalı %0.6, Beyaz Rus %0.5 (1990 verileri).

Din: Roma Katolikleri %95, Doğu Ortodoksları, Protestanlar, ve diğer %5.

Diller: Polonyalı.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %98 (1978 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Polonya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Polonya.

Yerel tam adı: Rzeczpospolita Polska.

yerel kısa şekli: Polska.

Yönetim biçimi: Parlamenter Demokrasi.

Başkent: Varşova.

İdari bölümler: 16 bölge; Dolnoslaskie, Kujawsko-Pomorskie, Lodzkie, Lubelskie, Lubuskie, Malopolskie, Mazowieckie, Opolskie, Podkarpackie, Podlaskie, Pomorskie, Slaskie, Swietokrzyskie, Warminsko-Mazurskie, Wielkopolskie, Zachodniopomorskie.

Bağımsızlık günü: 11 Kasım 1918.

Milli bayram: Anayasal Gün, 3 Mayıs (1791).

Anayasa: 16 Ekim 1997.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Avrupa’da, Kuzey Atlas Okyanusu kıyısında, İspanya’nın batıısnda yer alır.

Coğrafi konumu: 39 30 Kuzey enlemi, 8 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 92,391 km².

Sınırları: toplam: 1,214 km.

sınır komşuları: İspanya 1,214 km.

Sahil şeridi: 1,793 km.

İklimi: Ilıman deniz iklimi; kuzeyde hava soğuk ve yağışlı, güneyde daha kuru ve ılımandır.

Arazi yapısı: Tagus Nehrinin kuzeyi dağlıktır, güneyde inişli çıkışlı ovalar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Ponta do Pico 2,351 m.

Doğal kaynakları: Balık, orman, tungsten, demir, uranyum, mermer, işlenebilir arazi, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %26.

daimi ekinler: %9.

Otlaklar: %9.

Ormanlık arazi: %36.

Diğer: %20 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 6,300 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Azores depreme meyillidir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 10,066,253 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.18 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0.5 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.94 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 75.94 yıl.

Erkeklerde: 72.44 yıl.

Kadınlarda: 79.68 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.48 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.74 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 36,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 280 (1999 verileri).

Ulus: Portekiz.

Nüfusun etnik dağılımı: Homojen Akdenizliler soyu; sömürgeleştirme döneminde Afrika’dan göç edip yerleşmiş olan zencilerin sayısı 100,000 civarındadır.

Din: Roma Katolikleri %94, Protestanlar (1995).

Diller: Portekizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %87.4.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Portekiz Cumhuriyeti.

kısa şekli : Portekiz.

Yerel tam adı: Republica Portuguesa.

yerel kısa şekli: Portugal.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Lizbon.

İdari bölümler: 18 bölge ve 2 özerk bölge; Aveiro, Acores (Azores), Beja, Braga, Braganca, Castelo Branco, Coimbra, Evora, Faro, Guarda, Leiria, Lisboa, Madeira, Portalegre, Porto, Santarem, Setubal, Viana do Castelo, Vila Real, Viseu.

Bağımsızlık günü: 1140 (5 Ekim 1910 tarihinde cumhuriyet bağımsızlığını ilan etmiştir).

Milli bayram: Portekiz Günü, 10 Haziran (1580).

Anayasa: 25 Nisan 1976.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), EIB (Avrupa Yatırım Bankası), EMU (Avrupa Ekonomi ve Para Birliği), ESA (Avrupa Uzay Ajansı), A

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Point of Service plan offers participants the option to choose the type of coverage they want before each medical service It combines elements of an HMO and a PPO If your PCP does not provide or coordinate your care, this choice pays lower benefits.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. antika, yabansı, acayip, tuhaf, garip ve hoş. quaintly z. garipçe, acayip bir şekilde. quaintness i. antikalık, tuhaflık, acayip hoşluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. acayip, tuhaf, garip, yadırganan; şüpheli, muammalı; argo kalp, sahte; argo homoseksüel; f., argo bozmak, tesirini bozmak. queer'ish s. acayipçe. queer'ly z. tuhaf ,şekilde. queer'ness i. tuhaf hallilik, acayiplik.

Türkçe Sözlük

(i. A.). «R» harfinin Arapça adıdır.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça «Rabbim» demek olduğu hâlde dilimizde «Rab» yerine de kullanılıyor). Tanrı, Allah: Aman ya Rabbî! Sizi Rabbî’ye emanet ederim.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Derece, rütbe, mertebe, kerte: O raddede yoruldum ki, söz söylemeye tâkatim yok. 2. Takribi ölçü veya zaman: Yaşı kırk raddelerindedir (Arapça’daki asıl mânâları: 1. Fayda. 2. Araba oku).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Dünyadan el, etek çekerek manastırda yaşayan kadın rahip.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Güzel, hoş latif, parlak. Çok iyi, çok ala. 2.Arapça’da “er’an” kelimesinin mücnnesi olup “ahmak, sünepe kadın” demektir. Erkek adı olarak da kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Bir çeşit kemençe. 2.Arapça’da dostlar anlamına gelir. Hz.Hüseyin’in hanımının ismidir

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Kaldırma, yükseltme, yukarıya çıkarma: Ref’-i liva, ref’-l şada etmek. 2. Kaldırma, lağv ve feshetme: O usulü ref’ettiler. 3. Nez’: Rütbesini ref’ ettiler. 4. (edebiyat) (Arapça gramerde): l’rab denilen ve ismin dört hâlinden birincisi ki, ekseriya zamme veya «ve» ve «a» ile olur ve bu halde bulunan isme merfu’ denilir.

Teknolojik Terim

(PIP) TV kaynağından gelen küçük bir görüntüyle birlikte PC ekranını görüntüler. Bir TV kanalını seyrederken PC uygulamalarınıza gözatmanızı sağlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. devrim kabilinden, inkılâpçı, devrimci; ihtilâlci; i. devrimci veya inkılâpçı kimse; ihtilâlci kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. idareci, tertipçi, ele başı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Read-only memory A semiconductor-based memory system that stores information permanently and does not lose its contents when power is switched off ROMs are used for firmware, such as the BIOS used in the PC; and in some portable computers, application pro

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Avrupa’da, Karadeniz kıyısında, Bulgaristan ile Ukrayna arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 46 00 Kuzey enlemi, 25 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 237,500 km².

Sınırları: toplam: 2,508 km.

sınır komşuları: Bulgaristan 608 km, Macaristan 443 km, Moldova 450 km, Yugoslavya 476 km, Ukrayna (kuzey) 362 km, Ukrayna (doğu) 169 km.

Sahil şeridi: 225 km.

İklimi: Ilıman.

Arazi yapısı: Orta kısımda yer alan Transilvanya Havzası, Moldova Ovasından Karpat Dağları ile ayrılır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karadeniz 0 m.

en yüksek noktası: Moldoveanu 2,544 m.

Doğal kaynakları: petrol, kereste, doğal gaz, kömür, tuz, demir, işlenebilir arazi, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %41.

daimi ekinler: %3.

Otlaklar: %21.

Ormanlık arazi: %29.

Diğer: %6 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 31,020 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Depremler, heyelanlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 22,364,022 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.21 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.6 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 19.36 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 70.16 yıl.

Erkeklerde: 66.36 yıl.

Kadınlarda: 74.19 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.35 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.02 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 7,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 350 (1999 verileri).

Ulus: Romen.

Nüfusun etnik dağılımı: Romen %89.5, Macar %7.1, Roma 1%.8, Alman %0.5, Ukraynalı %0.3, diğer %0.8 (1992).

Din: Romanya Ortodoksları %70, Roma Katolikleri %3, Diğer Katolikler %3, Protestanlar %6, inançsız %18.

Diller: Romence, Macarca, Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %97.

erkekler: %98.

kadınlar: %95 (1992 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Romanya.

Yönetim biçimi: Çok Partili Cumhuriyet.

Başkent: Bükreş.

İdari bölümler: 40 bölge ve 1 belediye; Alba, Arad, Arges, Bacau, Bihor, Bistrita-Nasaud, Botosani, Braila, Brasov, Bucuresti, Buzau, Calarasi, Caras-Severin, Cluj, Constanta, Covasna, Dimbovita, Dolj, Galati, Gorj, Giurgiu, Harghita, Hunedoara, Ialomita, Iasi, Maramures, Mehedinti, Mures, Neamt, Olt, Prahova, Salaj, Satu Mare, Sibiu, Suceava, Teleorman, Timis, Tulcea, Vaslui, Vilcea, Vrancea.

Bağımsızlık günü: 1881 (Türkiye’den).

Milli bayram: Birleşme Günü (Romanya ile Transilvanya’nın), 1 Aralık (1918).

Anayasa: 8 Aralık 1991.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü),

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. rubâiyye) (c. rubâiyyât). 1. (Arapça’da). Cezrinde 4 herf bulunan masdar. 2. Dört mısrâlı yani iki beyitten mürekkep ve hususî rubâl vezinleri ile yazılmış kıt’a ki, Iran ve Türk şiirinde çok kullenılır: Bir rubâİ söyledi. Ömer Hayyâm’ın rubâileri.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. (resâtik) (Farsça rûstâ’dan Arapça’laşmış). Köy, çiftlik.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arep harfleri İle yazılan Türkçe’de «se» denen harfin Arapça adı ki, İngilizce’deki «th» sesini karşılayan peltek s’dlr.

Teknolojik Terim

Bir CD çalar ve tümleşik bir sabit diskten (40 GB) oluşan ses sistemi. ATRAC teknolojisinde yapılan geliştirmeler (örn., ATRAC3) sayesinde sabit disk artık 500 CD’ye karşılık gelen 600 saate varan sürelerde müzik saklayabilmektedir. “M-Crew for HDD” yazılımı, müzik dosyalarının PC ya da USB arayüzüyle kolayca işlenmesine olanak tanımaktadır.

Türkçe Sözlük

(i. A. “sadr”dan). Sadrda, başta bulunma, öne geçme, başkanlık. 2. Sedâret-i uzmâ, sadrâzam makamı, sadrâzamlrk, imparatorluk devrinde başbakanlık. Sadârete geçmek — Sadrâzam olmak. Sadâret müsteşarı, sadâret mektupçusu (özel kalem müdürü). 3. Rumeli ve Anadolu kadıaskerliği pâyesi ki, fiilen bu iki görevde bulunanlara «sadreyn efendiler» denir ve şeyhülislâmdan sonra gelirlerdi.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Arapça’da gurûbdan sonraki alaca karanlık ve ufukta görülen kızıllık mânâsında iken dilimizde güneş doğmadan önceki alaca karanlık ve galat olarak fecir mânâsına gelir: Şafak sökmek = Sabah açılmak, tan atmak; Şafak vakti = Erkenden.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şarap, içki (Arapça’da: kızıl).

Türkçe Sözlük

(i. A. «sahaf» dan imüb.). Kitap alıp satan adam, kitapçı: Sahhaf dükkânı, sahaflar çarşısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صحاف] kitapçı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sukûk) (Fars. «çek» den Arapça’laşmış). 1. Resmi İlân. 2. Çek.

Türkçe Sözlük

(SALEB, SA’LEB) (i.) (Arapça husâ’ü’s sa’leb’den). T. Salepgillerin örnek bitkisi. 2. Bu bitkinin kökünden elde edilen toz. 3. Bu tozla yapılan şekerli içecek. (bk.) Sahlep.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaylım ateşi, topçu bombardımanı; selâm topu; alkış tufanı.

Türkçe Sözlük

(i. Arapça şemâtet’den). Gürültü, patırtj, yaygara, velvele: Şamata etmek. Şamata teli = Acızık dokunmakla ses çıkarır gayet ince teneke.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Avrupa’da, İtalya’nın merkezinde yerleşim bölgesi.

Coğrafi konumu: 43 46 Kuzey enlemi, 12 25 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 61.2 km².

Sınırları: toplam: 39 km.

sınır komşuları: İtalya 39 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Akdeniz iklimi.

Arazi yapısı: Engebeli dağlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Torrente Ausa 55 m.

en yüksek noktası: Monte Titano 755 m.

Doğal kaynakları: Yapı taşları.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %16.67.

daimi ekinler: %0.

Diğer: %83.33 (2005 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 29,251 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.26 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 10.7 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.63 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 81.71 yıl.

Erkeklerde: 78.23 yıl.

Kadınlarda: 85.5 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.34 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: San Marinolu.

Nüfusun etnik dağılımı: San Marinolu, İtalyan.

Din: Roma Katolikleri.

Diller: İtalyan.

Okur yazar oranı: 10 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %96.

erkekler: %97.

kadınlar: %95 (1976 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: San Marino Cumhuriyeti.

kısa şekli : San Marino.

Yerel tam adı: Repubblica di San Marino.

yerel kısa şekli: San Marino.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: San Marino.

İdari bölümler: 9 belediye; Acquaviva, Borgo Maggiore, Chiesanuova, Domagnano, Faetano, Fiorentino, Monte Giardino, San Marino, Serravalle.

Bağımsızlık günü: 3 Eylül 301.

Milli bayram: Cumhuriyetin Kuruluşu, 3 Eylül (301).

Anayasa: 8 Ekim 1600.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CE (Avrupa Konseyi), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu),IOC, IOM (Uluslararası Göçmen Teşkilatı), ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği), OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü), UN (Birleşmiş Milletler), UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü), UPU (Dünya Posta Birliği), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı), WToO (Dünya Turizm Örgütü).

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 940 milyon $ (2001 verileri).

GSYİH - reel büyüme oranı: %2.3 (2002 verileri).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %-1.7 (2001).

İş gücü: 19,970 (2003).

İşsizlik oranı: %2.6 (2001).

Endüstri: Turizm, bankacılık, tekstil, elektronik, seramik, çimento, şarap.

Endüstrinin büyüme oranı: %6 (1997 verileri).

Tarım ürü

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شرابی] şarapçı. 2.şarap rengi.

Genel Bilgi

Satranç oyununda İah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada ‘hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın’ diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir.

Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında ‘queen’ adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz.

Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların ‘chaturunga’ (şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. ‘Chaturunga’ sözcüğü Sanskritce’de ‘dört kol’, ‘dört kollu ordu’ veya ‘dört silah’ anlamına gelmektedir.

O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa’da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.

İaturanga Hindistan’dan önce İran’a geçti ve geçerken ismi. ‘şatrang’ oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdiler. Araplar oyuna ‘şatranj’ veya ‘al-şah-mat’ (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.

İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu.

Asırdan asıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa’ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa’da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir.

Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı.

Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüîlüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa’da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. İah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu.

Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki!

Genel Bilgi

Satranç oyununda Şah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada ‘hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın’ diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir.

Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında ‘queen’ adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz.

Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların ‘chaturunga’ (şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. ‘Chaturunga’ sözcüğü Sanskritce’de ‘dört kol’, ‘dört kollu ordu’ veya ‘dört silah’ anlamına gelmektedir.

O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa’da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.

Şaturanga Hindistan’dan önce İran’a geçti ve geçerken ismi ‘şatrang’ oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdiler. Araplar oyuna ‘şatranj’ veya ‘al-şah-mat’ (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.

İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu.

Asırdan aşıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa’ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa’da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir.

Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı.

Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüllüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa’da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. Şah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu.

Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki!

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çöpçülük etmek; temizlemek; mak. silindirden eksoz boşaltmak; çöplükten işe yarar şey aramak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. leş yiyen hayvan; kimse; İng. çöpçu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ayrılık yaratan, dinde mezhep ayrılığı husule getiren; i. hizipçi. schismatically z. bölünme yaratarak, hizip kabilinden. schismaticalness i. hizipçilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. büyük kepçe; tıb. kaşık şeklinde cerrah aleti; çukur; kepçe ile alma; k.dili vurgun; gazet. atlatma; f. kepçe ile çıkarmak; k.dili toplayıp yığmak; içini boşaltmak; içini oymak; gazet atlatmak; kapmakc scoop net nehir dibini taramaya mahsus ağc

Türkçe Sözlük

(i. A.) (geçme mânâsıyla sebk yerine kullanılıyorsa da Arapça’da mânâsı başka olup Türkçe’de hiç kullanılmamalıdır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «sâde» den Arapça’laşmış olan «sâdec»den). Sadelik: Sedâcet-i mânâ.

Türkçe Sözlük

(i. A.). «Teşdîd» de denilen ikiz konsonat alâmeti ki, Arapça’da çift okutmak üzere harflerin üzerine konur: Cerr, şedde gibi.

Türkçe Sözlük

(i. F. Arapça sükker’den. Şiirde vezin için çift k ile de okunur). Pancar veya şekerkamışından elde edilen tetlı madde. Tatlı ve lezzet sözüyle kullanılır: Ne şekerdir, şeker gibi. Şeker İlleti: Şeker hastalığı. ŞIr-G şeker: Sütle şeker, uygun, muvafık. Gül-be-şeker: Gül yaprakları reçelinden ibaret tatlı.

Türkçe Sözlük

(i.). (Arapça seyl’den). Şiddetli yağmur neticesinde yatağından taşarak akan su.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kadınlar arasında «nüzul, felç» mânâsında kullanılan Arapça bir söz.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça’da da kullanılır). 1. Eskiden ateşte yaşadığı kabûl edilen bir hayvan. 2. Bir cins su kertenkelesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. şemsiyye). 1. Güneşe ait. 2. (astronomi). Manzûme-i Şemsiyye: Güneş sistemi. Sene-i şemsiyye: Güneş yılı ki 365 gündür, zıddı: Sene-i kameriyye ki, Aylarla hesaplanır. 3. (edebiyat). Hurûf-ı şemsiyye = Arapça’da harf-i târifleri «lâm = I» olarak değil, kelimenin ilk harfi gibi okutan harfler: te, se, dal, ve, re, ze, sin, şın, sâd, tı, zâl, lâm, nûn harfleri. Zıddı: Hurûf-ı kameriyye.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da müennestlr). Çölden gelen, pek sıcak ve zehirli esip bitki ve hayvanları öldüren bir rüzgâr «sam» da denir: Bâd-ı semûm.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça’da da kullanılır). Çölde uzaktan vâha gibi görünen ve ışık kırılmasından ileri gelen hâl, pusarık, ılgım salgım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Sırbistan. Serbian (s.), (i.) Sırbistan'a ait; (i.) Sırplı; Sırpça.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça c. serâdib). Suyu soğuk tutmaya mahsus yer; sıcak memleketlerde serinlikte oturmaya mahsus yeraltı odası.

Türkçe Sözlük

(i. belki Arapça şerît’ten). Örme yassı kaytan: Sırma yün, ipek şerit: Kenarlarına şerit çevirmek, pantalon şeriti, kol şeriti.

Türkçe Sözlük

(i. A. «seyr» den imüb.) (mü. seyyâre). 1. Gezen, dolaşan, hareket eden, sâbit olmayan: Seyyâr topçualayı. 2. Yerli olmayıp istenildiği yere taşınan: Seyyâr hastahâne, seyyâr torpido, seyyâr filo, seyyar satıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) pranga, zincir; engel, mâni; kelepçe, bağlama demiri; (f.) zincirle bağlamak, prangaya vurmak; engel olmak, elini kolunu bağlamak.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Chiffre’den, o da Arapça «cefr»den). Kimse anlamıyacak şekilde gizli işaretlerle yazma usulü: Şifre İle telgraf çekmek. Şifreyi açmak = Çözmek. Şifre miftihı veya anahtarı = Kullanılan şifre işaretlerinin cetveli ki, onunla şifre çözülür. Şifre kalemi = Dışişleri ve başka dairelerde şifre yazıp çözen şube.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça tâbirlerde «sıhha» şeklinde kullanılır). 1. Gerçeklik, gerçeğe uygun olma: Bu sözün sıhhati var mıdır? 2. Sağlamlık, dürüstlük, sakat ve noksan olmamak. 3. Yanlış ve hatâlı olmama, doğruluk: Bu kitabın yazısı pek iyi değilse de sıhhatine diyecek yoktur. 4. Vücudun illetli, sakat ve hasta olmaması, sağlam olması, sağlık, Afiyet: Vücut sıhhati. Sıhhat üzre = Sağ sağlam olarak. Sıhhatler, sıhhat (ve) Afiyetler ola = Hamamdan çıkan, tıraş olan kimselere söylenen iyi temenni sözü. Hıfzıssıhha = Tıbbın sıhhati korumakla uğraşan dalı, sağlık bilgisi.

Türkçe Sözlük

(i. F. ve salh I. A.). 1. Yüzme, soyma, derisini çıkarma: Koyunları silh etmek. 2. Arapça ayın son günü, zıddı: gurre: Silh-i muharrem, silh-ı zilkade.

Türkçe Sözlük

(i. Ar.). S. harfinin Arapça elifbadaki adı.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Asya, Malezya ve Endonezya arasında adalar.

Coğrafi konumu: 1 22 Kuzey enlemi, 103 48 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneydoğu Asya.

Yüzölçümü: 647.5 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 193 km.

İklimi: tropikal.

Arazi yapısı: alçak.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Singapur Şeridi 0 m.

en yüksek noktası: Bukit Timah 166 m.

Doğal kaynakları: balık.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.

daimi ekinler: %6.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %5.

Diğer: %87 (1993 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,300,419 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %3.5 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 26.45 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 3.62 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.17 yıl.

Erkeklerde: 77.22 yıl.

Kadınlarda: 83.35 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.22 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.19 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 4,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 210 (1999 verileri).

Ulus: Singapurlu.

Nüfusun etnik dağılımı: Çinli %76.7, Malay %14, Hintli %7.9, diğer %1.4.

Din: Budist, Müslüman, Hıristiyan, Hindu, Sikh, Taoist, Konfüçyanist.

Diller: Çince (resmi), Malay (resmi), Tamil (resmi), İngilizce (resmi).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %93.5.

erkekler: %97.

kadınlar: %89.8 (1999).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Singapur Cumhuriyeti.

kısa şekli : Singapur.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Singapur.

İdari bölümler: yok.

Bağımsızlık günü: 9 Ağustos 1965 (Malezya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 9 Ağustos (1965).

Anayasa: 3 Haziran 1959.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu), ARF, AsDB (Asya Kalkınma Bankası), ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), C, CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CP, ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), NAM, OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), PCA (Daimi Hakemlik

Genel Bilgi

Eskiden düşünce ve duyguların merkezinin kalp olduğu sanılırdı. Kalbin anatomik yapısına pek benzemese de kalp simgesi -iskambilde kupa- hala sevmek kelimesinin sembolü olarak kullanılmaktadır. Oysa bugün bilincin, içgüdülerin, vücudun bütün hareketlerinin, tepkilerinin ve duyguların beyinde oluşup biçimlendiğini biliyoruz.

Duyu organlarımız sadece aracıdırlar. Gözlerimizle bakar ama beynimizle görür ve anlarız. Kulağımızla dinler ama beynimizle işitiriz. Beynimizle güleriz, beynimizle sinirleniriz.

Anatomik değil de ruhsal anlamda sinir, “herhangi bir durum veya olay karşısında duyulan ruhsal gerginlik” diye tanımlanır. Sinir krizi ise, çok şiddetli bir heyecanın veya bunalımın etkisiyle davranışlarını denetleyemeyen ve bunu bağırma, ağlama, gülme gibi tepkilerle ortaya koyan bir kişinin durumudur.

Genel anlamda sinirli olma durumunu, sinir sistemi hastalığı ile karıştırmamak gerekir. Sinir hastası, sinir sisteminde dengesizliği olan kimselere denilir. Bu dengesizlik bazı fonksiyonel bozukluklara da yol açar, kişiyi hastalık hastası yapar. Hastada aynı zamanda şiddetli yürek darlığı, kolay heyecanlanma, ruhsal dengesizlik görülür. Çoğunlukla da bütün bu belirtiler birbirleriyle karışırlar.

Sinirlilik ise belirli bir hastalık değildir. Genellikle çocuklukta yaşanan kötü şartlardan ileri gelen ve yetişkinlikte de devam eden bir çeşit hırçınlık halidir. Her ne kadar toplumda zaman zaman olumlu bir özellikmiş gibi algılanıyor ve insanlara hükmetme aracı olarak görülüyorsa da, hatta kimi yöneticiler bu amaçla sinirlenmiş rolünü oynuyorlarsa da, sinirlilik zamanımızda alkolizm gibi toplumsal bir hastalıktır.

İnsanlar genellikle sinir yerine ‘asap’ kelimesini kullanırlar. Asap Arapça a’şab kelimesinden gelmiş olup sinirin çoğulu anlamındadır. Bu konudaki uzmanlara hala bir çok yerde ‘asabiyeci’ denilir. Ancak asap sözcüğünün tarihine gidince eski hukukta ‘akrabalık’ ve ‘kandaşlık’ anlamında kullanıldığı görülüyor.

Asap’ın tarihteki asıl anlamı ise, Araplarda İslamiyetten evvelki devrede, bir insanın baba tarafından akrabalarını yahut kabilesini haklı haksız her meselede müdafaaya hazır olması ve kabile mensuplarının gerek kendi mal ve mülklerini korumak, gerek başkalarının mal ve mülklerini zaptetmek için bir söz üzerine derhal birleşmeleridir.

Günümüzde asabi kelimesinin öfke ve kızgınlık içinde kontrolünü ve soğukkanlılığını yitirmiş, sinirlerini denetleyemez duruma gelmiş anlamında kullanılmasının kökeninde bu eski davranış biçimi yatıyor.

Zaten sinir sistemimizin en güç kavranan özelliği de işte bu duyguların ve kişilik özelliklerinin denetlenememesidir. İnsan beyninin bu karmaşık üst düzey işlevi, insanın bazen kendi çıkarlarını ya da güvenliğini bile tehlikeye atarak içgüdülerini ve reflekslerini öne çıkarmasını sağlıyor. İnsanlar değişik nedenlerle inançları uğruna ölümü bile göze alabiliyorlar.

Türkçe Sözlük

(SİPARİŞ) (i. F.). Ismarlama, bir şeyin yapılması veya gönderilmesi için emir verilme: Kitapçıya kitap sipariş etmek.

Teknolojik Terim

İki adet PCI Express ekran kartını aynı anda çalıştırabiliyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Serial Line Internet Protocol is a communications protocol used by TCP/IP routers and PCs to connect your computer to the Internet using a telephone line SLIP has been pretty much replaced by PPP Back to Top.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Polonya’nın güneyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 48 40 Kuzey enlemi, 19 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 48,845 km².

Sınırları: toplam: 1,355 km.

sınır komşuları: Avusturya 91 km, Çek Cumhuriyeti 215 km, Macaristan 515 km, Polonya 444 km, Ukrayna 90 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Ilıman.

Arazi yapısı: Orta kısımlar ve kuzeyde dağlar, güneyde alçak araziler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Bodrok Nehri 94 m.

en yüksek noktası: Gerlachovsky Stit 2,655 m.

Doğal kaynakları: Kömür ve linyit, demir, bakır, manganez, tuz, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %31.

daimi ekinler: %3.

Otlaklar: %17.

Ormanlık arazi: %41.

Diğer: %8 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 800 km² (1993 verileri).

Coğrafi Not: kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 5,414,937 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.13 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0.53 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 8.97 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.97 yıl.

Erkeklerde: 69.95 yıl.

Kadınlarda: 78.2 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.25 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 400 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Slovak.

Nüfusun etnik dağılımı: Slovak %85.7, Macar %10.6, Roma %1.6, Çek, Ukraynalı %0.6, Alman %0.1, Polonyalı %0.1, diğer %0.2 (1996).

Din: Roma Katolikleri %60.3, ateist %9.7, Protestan %8.4, Ortodoks %4.1, diğer %17.5.

Diller: Slovak (resmi), Macar.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Slovak Cumhuriyeti.

kısa şekli : Slovakya.

Yerel tam adı: Slovenska Republika.

yerel kısa şekli: Slovensko.

Yönetim biçimi: Parlamenter demokrasi.

Başkent: Bratislava.

İdari bölümler: 8 bölge; Banskobystricky, Bratislavsky, Kosicky, Nitriansky, Presovsky, Trenciansky, Trnavsky, Zilinsky.

Bağımsızlık günü: 1 Ocak 1993.

Milli bayram: Anayasa Günü, 1 Eylül (1992).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: Avustralya Grubu, BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kız

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Avrupa, Adriyatik Denizi kıyısında, Avusturya ile Hırvatistan arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 46 00 Kuzey enlemi, 15 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 20,253 km².

Sınırları: toplam: 1,165 km.

sınır komşuları: Avusturya 330 km, Hırvatistan 501 km, İtalya 232 km, Macaristan 102 km.

Sahil şeridi: 46.6 km.

İklimi: Kıyıda Akdeniz iklimi, plato ve vadilerde kıtasal iklim görülmektedir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Adriyatik Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Triglav 2,864 m.

Doğal kaynakları: Linyit, kurşun, çinko, cıva, uranyum, gümüş, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.

daimi ekinler: %3.

Otlaklar: %24 Ormanlık arazi: %54.

Diğer: %7 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 20 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları ve depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 1,930,132 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.14 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 2.11 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.51 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 75.08 yıl.

Erkeklerde: 71.2 yıl.

Kadınlarda: 79.17 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.28 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.02 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 200 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den küçük (1999 verileri).

Ulus: Slovenyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Slovenyalı %88, Hırvat %3, Sırp %2, Boşnak %1, Yugoslav %0.6, Macar %0.4, diğer %5 (1991).

Din: Roma Katolikleri %68.8, Diğer Katolikler %2, Lutherci %1, Müslüman %1, ateist %4.3, diğer %22.9.

Diller: Slovence %91, Sırpça - Hırvatça %6, diğer %3.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Slovenya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Slovenya.

Yerel tam adı: Republika Slovenija.

yerel kısa şekli: Slovenija.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Ljubljana.

İdari bölümler: 136 belediye ve 11 şehir belediyesi Ajdovscina, Beltinci, Bled, Bohinj, Borovnica, Bovec, Brda, Brezice, Brezovica, Cankova-Tisina, Celje, Cerklje na Gorenjskem, Cerknica, Cerkno, Crensovci, Crna na Koroskem, Crnomelj, Destrnik-Trnovska Vas, Divaca, Dobrepolje, Dobrova-Horjul-Polhov Gradec, Dol pri Ljubljani, Domzale, Dornava, Dravograd, Duplek, Gorenja Vas-Poljane, Gorisnica, Gornja Radgona, Gornji Grad, Gornji Petrovci, Grosuplje, Hodos Salovci, Hrastnik, Hrpelje-Kozina, Idrija, Ig, Ilirska Bistrica, Ivancna Gorica, Izola, Jesenice, Jursinci, Kamnik, Kanal, Kidricevo, Kobarid, Kobilje, Kocevje, Komen, Koper, Kozje, Kranj, Kranjska Gora, Krsko, Kungota, Kuzma, Lasko, Lenart, Lendava, Litija, Ljubljana, Ljubno, Ljutomer, Logatec, Loska Dolina, Loski Potok, Luce, Lukovica, Majsperk, Maribor, Medvode, Menges, Metlika, Mezica, Miren-Kostanjevica, Mislinja, Moravce, Moravske Toplice, Mozirje, Murska Sobota, Muta, Naklo, Nazarje, Nova Gorica, Novo Mesto, Odranci, Ormoz, Osilnica, Pesnica, Pi

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Stepchild, Stepdaughter, Stepson, etc.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üslupçu; kitabın üslup ve tertibiyle meşgul kimse; modacı, desinator. stylis'tic s. üsluba ait, üslupla ilgili.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Afrika, Kızıldeniz kıyısında, Mısır ile Eritre arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 15 00 Kuzey enlemi, 30 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 2,505,810 km².

Sınırları: toplam: 7,687 km.

sınır komşuları: Orta Afrika Cumhuriyeti 1,165 km, Cad 1,360 km, Demokratik Kongo Cumhuriyeti 628 km, Mısır 1,273 km, Eritre 605 km, Etiyopya 1,606 km, Kenya 232 km, Libya 383 km, Uganda 435 km.

Sahil şeridi: 853 km.

İklimi: Güneyde tropikal, kuzeyde çöl iklimi görülür.

Arazi yapısı: Genellikle düz ovalar, doğu ve batıda dağlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Kızıldeniz 0 m.

en yüksek noktası: Kinyeti 3,187 m.

Doğal kaynakları: petrol; demir, bakır, krom, çinko, tungsten, mika, gümüş, altın, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %46.

Ormanlık arazi: %19.

Diğer: %30 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 19,460 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Toz fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 36,080,373 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.79 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0.04 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 68.67 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 56.94 yıl.

Erkeklerde: 55.85 yıl.

Kadınlarda: 58.08 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 5.35 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.99 (1999 verileri).

Ulus: Sudanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: zenci %52, Arap %39, Beja %6, yabancı %2, diğer %1.

Din: Sünni Müslüman %70, yerel inançlar %25, Hıristiyan %5.

Diller: Arapça (resmi), Nubice, Ta Bedawie, çeşitli Nilotic lehçeleri, Nilo-Hamitic, Sudan dilleri, İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %46.1.

erkekler: %57.7.

kadınlar: %34.6 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Sudan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Sudan.

Yerel tam adı: Jumhuriyat as-Sudan.

yerel kısa şekli: As-Sudan.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Hartum.

İdari bölümler: 26 vilayet; A’ali an Nil, Al Bahr al Ahmar, Al Buhayrat, Al Jazirah, Al Khartum, Al Qadarif, Al Wahdah, An Nil al Abyad, An Nil al Azraq, Ash Shamaliyah, Bahr al Jabal, Gharb al Istiwa’iyah, Gharb Bahr al Ghazal, Gharb Darfur, Gharb Kurdufan, Janub Darfur, Janub Kurdufan, Junqali, Kassala, Nahr an Nil, Shamal Bahr al Ghazal, Shamal Darfur, Shamal Kurdufan, Sharq al Istiwa’iyah, Sinnar, Warab.

Bağımsızlık günü: 1 Ocak 1956 (Mısır ve İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 1 Ocak (1956).

Anayasa: 12 Nisan 1973.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-7

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. südâsiyye). (Arapça’da) Altı harften mürekkep (kelime).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk bestekârlarının bestelediği Arapça güfteli ilâhî’lere verilen ad: Zekâ! Dede birçok şugl bestelemiştir.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. suver) (Arapça terkiplerde «sûre» şeklinde bulunur). 1. Dışarıdan görünüş, şekil, kılık: Sureti güzel bir insan. 2. Dış gösteriş, samimî olmayan hal: Mânâ ve gerçek arayanlar sûrete ehemmiyet vermezler. 3. Türkçe’de: «surat» Yüz, çehre. 4. Tarz, uslûb, tavır, gidiş: İşin bu suretle halli mümkün değildir. 5. Takdir, hal: O surette iş değişir. 6. Resim, fotoğraf: SÜretini çıkartmış. 7. Nüsha: Yazının sûretini çıkarıp gönderiniz. 8. (Surat) Abusluk, yüz ekşiliği: Bana surat ediyor, surat gösteriyor; Surat asmak — Çehre ekşitmek, Hüsn-i sûret = Bir meseleyi iyi bir şekilde halletme. Sûret-i tesviye = Fr. Arrangement kelimesinin tercümesidir ki uyuşma demek olup bilhassa siyasette kullanılır.

Türkçe Sözlük

(SÜRİYYE) (i. coğrafya). Vaktiyle Süryânîler’le meskûn olan Arap ülkesi ki Arapça’da «ŞAm» denir.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Akdeniz kıyısında, Lübnan ile Türkiye arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 35 00 Kuzey enlemi, 38 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 185,180 km².

Sınırları: toplam: 2,253 km.

sınır komşuları: Irak 605 km, İsrail 76 km, Ürdün 375 km, Lübnan 375 km, Türkiye 822 km.

Sahil şeridi: 193 km.

İklimi: Çoğunlukla çöl iklimi.

Arazi yapısı: Başlıca olarak bozkır ve çöl platoları, dar kıyı ovaları, batıda dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Tiberias Gölü -200 m.

en yüksek noktası: Hermon Dağı 2,814 m.

Doğal kaynakları: petrol, fosfat, krom, manganez, asfalt, demir, kaya tuzu, mermer, alçıtaşı, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %24.8.

daimi ekinler: %4.47.

%70.73 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 13,330 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Toz fırtınaları, kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 18,881,361 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.3 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 28.61 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 70.32 yıl.

Erkeklerde: 69.01 yıl.

Kadınlarda: 71.7 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.4 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 (2001 verileri).

Ulus: Suriyeli.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %90.3, Kürt, Ermeni, diğer %9.7.

Din: Sünni Müslümanlar %74, Alevi, Şii ve diğer Müslüman mezhepler %16, Hıristiyan %10, Musevi.

Diller: Arapça (resmi); Kürtçe, Ermenice, diğer.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %76.9.

erkekler: %89.7.

kadınlar: %64 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Suriye Arap Cumhuriyeti.

kısa şekli : Suriye.

Yerel tam adı: Al Jumhuriyah al Arabiyah as Suriyah.

yerel kısa şekli: Suriyah.

Yönetim biçimi: Çok Partali Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Şam (Damascus).

İdari bölümler: 14 bölge; Al Hasakah, Al Ladhiqiyah, Al Qunaytirah, Ar Raqqah, As Suwayda’, Dar’a, Dayr az Zawr, Dimashq, Halab, Hamah, Hims, Idlib, Rif Dimashq, Tartus.

Bağımsızlık günü: 17 Nisan 1946.

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 17 Nisan (1946).

Anayasa: 13 Mart 1973.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-24, G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplul

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Basra Körfezi ve Kızıldeniz kıyısında, Yemen’in kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 25 00 Kuzey enlemi, 45 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 1,960,582 km².

Sınırları: toplam: 4,415 km.

sınır komşuları: Irak 814 km, Ürdün 728 km, Kuveyt 222 km, Umman 676 km, Katar 60 km, Birleşik Arap Emirlikleri 457 km, Yemen 1,458 km.

Sahil şeridi: 2,640 km.

İklimi: Sert ve kuru çöl iklimi.

Arazi yapısı: Issız çöller büyük bir bölümü kapsamaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m.

en yüksek noktası: Jabal Sawda’ 3,133 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, demir, altın, bakır.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %56.

Ormanlık arazi: %1.

Diğer: %41 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 4,350 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Yaygın kum ve toz fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 22,757,092 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %3.27 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 1.32 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 51.25 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 68.09 yıl.

Erkeklerde: 66.4 yıl.

Kadınlarda: 69.85 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 6.25 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 (1999 verileri).

Ulus: Suudi Arabistanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %90, Afrika-Asyalı %10.

Din: Müslüman %100.

Diller: Arapça.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %62.8.

erkekler: %71.5.

kadınlar: %50.2 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Suudi Arabistan Krallığı.

kısa şekli : Suudi Arabistan.

Yerel tam adı: Al Mamlakah al Arabiyah as Suudiyah.

yerel kısa şekli: Al Arabiyah as Suudiyah.

Yönetim biçimi: Mutlak Monarşi.

Başkent: Riyad.

İdari bölümler: 13 bölge; Al Bahah, Al Hudud ash Shamaliyah, Al Jawf, Al Madinah, Al Qasim, Ar Riyad, Ash Sharqiyah (Doğu Bölgesi), ‘Asir, Ha’il, Jizan, Makkah, Najran, Tabuk.

Bağımsızlık günü: 23 Eylül 1932 (Krallığın kuruluşu).

Milli bayram: Krallığın kuruluşu, 23 Eylül (1932).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-19, G-77, GCC (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çöpçü, sokak süpürücüsü.

Türkçe Sözlük

(i. A.), «t» harfinin Arapça adı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Terminal Adapter Connecting equipment between the Terminal Equipment and the phone, e g a PCM/CIA card A TA may contain a phone book.

Türkçe Sözlük

(i. Arapça’dan alınma). 1. Tepsi şeklinde tahta veya madenden levha ki, satıcılar, sattıkları ufak tefek şeyleri onun içine koyup başlarında veya ellerinde gezdirirler: Simitçi, kestaneci tablası. 2. Bir sofra yemeklerini içine alan sahanları koyup bez ve örtü ile sardıktan sonra başta taşınan tahtadan daire şeklinde sini: Yemek tablası. 3. Bir tablaya konan ve birden götürülen yemeklerin miktarı: O aşçı günde beş tabla yemek çıkarıyor. 4. Mangal ve ona benzer şeylerin altına konan sini gibi daire şeklinde şey: Mangal tablası. 5. Sigara külünü dökmeye mahsus küçük tabak: Sigare, çubuk tablası. 6. Terazi gözü ve ona benzer şey: Terazi tablası. 7. Bazı şeylerin üstündeki düz yer: Direk tablası, çadır tablası. 8. Pafta, kurs. 9. (denizcilik) Makaranın yan yüzü. 10. Fesin tepesi. Tablalı fes = Tepesi geniş olan fes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Logical concept that represents the digitizer device in the Tablet PC platform APIs Holds the permanent properties that describe a digitizer attached to the system, such as hardware capabilities and property metrics.

Türkçe Sözlük

(TAÇ) (i. F.) (Arapça’laştırılarak c. A. tîcân gelir). 1. Hükümdarların başlarına giydikleri mücevherli altın çenber ki, taht ile beraber hükümdarlık alâmetidir. Ar. iklîl, Fars. efser, dihim. İ. Bazı fâfîkatlerde şeyhlerin giydikleri başlık. 3. Gelinlerin başlarına konulan bir süs. 4. Bazı kuşların tarak şeklindeki Sorgucu. Tâc-ı ser = Baş tâcı, pek saygılı şey. Taç giymek = Osm. tetevvüc etmek, taç giyme törenini yerine getirmek.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Asya’da, Çin’in batısında yer alır.

Coğrafi konumu: 39 00 Kuzey enlemi, 71 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Asya.

Yüzölçümü: 143,100 km².

Sınırları: toplam: 3,651 km.

sınır komşuları: Afganistan 1,206 km, Çin 414 km, Kırgızistan 870 km, Özbekistan 1,161 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: İç kısımlarda kıtasal, Pamir dağlarında yarı çöl ve kutupsal iklim görülür.

Arazi yapısı: Pamir ve Alay dağları yer şekillerini oluşturur; Fergana Vadisi kuzeyde, Kofarnihon ve Vakhsh vadileri güneybatıda yer alırlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Syrdariya 300 m.

en yüksek noktası: Ismail Samani Zirvesi 7,495 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji, petrol, uranyum, cıva, kömür, kurşun, çinko, antimon, tungsten, gümüş, altın.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %4.

Diğer: %65 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 6,390 km² (1993 verileri).

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 6,578,681 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.12 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -3.49 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 116.09 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 64.18 yıl.

Erkeklerde: 61.09 yıl.

Kadınlarda: 67.42 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.29 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 100 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Tacik.

Nüfusun etnik dağılımı: Tacik %64.9, Özbek %25, Rus %3.5, diğer %6.6.

Din: Sünni Müslüman %80, Sii Müslüman %5.

Diller: Tacikce (resmi), Rusça.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.

erkekler: %99.

kadınlar: %97 (1989 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Tacikistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Tacikistan.

Yerel tam adı: Jumhurii Tojikiston.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Duşanbe.

Bağımsızlık günü: 9 Eylül 1991 (Sovyetler Birliğinden).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 9 Eylül (1991).

Anayasa: 6 Kasım 1994.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasy

Türkçe Sözlük

(i. A. «huds» tan masdar). Olma ve zuhûr etme, ortaya çıkma. Arapça’da mânâsı başkadır).

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (Farsça’dan Arapça’laşmış). 1. Kemer, yarım daire şeklinde kapı, pencere vesaire üstü. 2. Kubbe, kümbet. Tâk-ı ebrû = Kemer şeklinde olan kaş. Çâr-tak = Çardak.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (Arapça terkiplerde: tâka). Güç, zor, kuvvet, kudret, iktidar: Bunu yapmaya tâkatim yoktur, bende tâkat kalmadı. Tâkat götürmek = Kuvvet yetmek, muktedir olmak.

Türkçe Sözlük

(TALİM) (i. A. «ilm» den masdar) (c. tâlîmât). 1. Öğretme, belletme. 2. Okutma, ders verme, öğretim. 3. Terimle alıştırma: Birine yazı, tanbur, şarkı tâlim etmek. Bu mânâ ile «öğrenme» yerinde de kullanılıp «yazı, tanbur tâlim ediyorum» denilir. 4. Orduda askerî eğitim: Tâlim yapmak, ayak, silâh, ateş tâlimi; piyade, süvari, topçu tâlimi. Tâllmat = Birine sözle veya yazılı olarak, yapacağı şeyleri gösteren emir.

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Tamlık, bütünlük. Tamâmiyyet-i mülkiyye = Mülk bütünlüğü, Fr. integrit£ terrioriale.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A player or NPC who absorbs the damage a mob inflicts, normally while other players or NPCs provide assistance. means any stationary device, designed to contain an accumulation of used oil which is constructed primarily of non-earthen materials, which pro

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belediye tarafından yaptırılan temizlik işleri. Tanzifat amelesi = Sokakları süpüren amele, çöpçü.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan masdar). 1. Benzetme. 2. (edebiyat) Bir şiirin benzerini ve taklidini yapma (Arapça’da büsbütün başka mânâlara gelir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

A file compression format used on UNIX and Linux systems, performs the same function as winzip on PCs, disc doubler and compact pro on Macs. A utility for bundling files and directories together into one file for archival storage on a tape or for transmis

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Harp gemilerinde veya kalelerde topun makine kısmını ve topçuları koruma maksadıyla yapılan zırhlı kule.

Türkçe Sözlük

(TARİF) (i. A. «irfan» dan mas.) (c. târîfât). 1. Etraflıca hususiyetlerini belirterek bildirme: Evini bana tarif etti; bir yemek tarif edeyim; insan tarifle her yeri bulabilir. 2. Bir ilim ve fenne ait bir meseleyi ilmî şekilde anlatma: Coğrafyada nehri nasıl tarif edersiniz? 3. Harf-i târîf = Fransızca, Arapça, Almanca, İngilizce gibi dillerde isimleri belirten kelime. Her dilde ve Türkçe’de yoktur.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. «tarâik», «turûk») (Arapça terkiplerde «tarîka» şeklinde kullanılır). 1. Yol, meslek. 2. Tasavvuf ekolü: Mevlevî, Bektaşî tarîkatleri.

Türkçe Sözlük

(i. «taramak» tan). 1. Tahıl vesaire ekilen belirli toprak: Buğday, arpa, pirinç tarlası; tarlayı, tarlada işlemek. 2. Bahçenin bir çeşit sebze ve çiçek ekmek üzere ayrılmış parçası: Çiçek, sebze, bahçe tarlası. Tarla açmak Ham veya çalılık ve taşlık yeri kirizme edip tarlaya çevirmek. Tarlasıçanı = Kırsıçanı, farenin büyüğü. Tarlakuşu = Arapça kanberâ denilen bir küçük kuş.

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. A. «sıgaar» dan masdar). 1. Küçültme, ufaltma. 2. Bir isim veya sıfatı küçülterek kullanma ki, Türkçe’de «cek, cak»; Farsça’da «k» edatı ve Arapça’da cezir harfleri arasına «y» eklemekle olur: Elcik, adamcık, merdümek, tufeyl gibi. İsm-i tasgir = Bu şekilde yapılmış küçültme ismi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

country. provincial. backwoods. bush-league. freshwater. backwoods. country. boondocks. the provinces. back country. jerkwater. jerkwater town. upcountry. upstate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

provincial. upcountry. provincial. countryman. backwoodsman. rustic. hick.

Türkçe Sözlük

(TATMİN) (i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Kandırma, Osm. mütmain ve temin etme.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça tavile’den veya Latince stabulm’dan). At ahırı. Tavla uşağı = Seyis yardımcısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تازی] Arapça. 2.tazı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعریب] arapçalaştırma.

Türkçe Sözlük

(i.). Eski Türkçe alfabenin dördüncü harfi. Arapça’da «tâ» denir. Ebced hesabında 400 rakamının karşılığıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Bir cinsten olma, Ar. mücâneset,

Türkçe Sözlük

(i. A. «denâet»ten) (c. tedenniyyât). Aşağı inme, tenezzül, aşağılama, zıddı: terakki: Buğday fiyatı tedenni etti (Arapça’daki mânâsı büsbütün başkadır).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça’dan Arapça’laşmış). 1. Fırın. 2. Bulaşıcı hastalık mikroplarını yok etmek için kullanılan Alet, etüv, Fr. etüve.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nOn» dan) (edebiyat). Arapça isimlerin sonunda «n» şeklinde okutan iki hareke: Rabbün, rabben, rabbin gibi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that allows you to send commands to a computer somewhere else A minimun would be a keyboard and display screen and some simple circuitry On a PC it is software that emulates a terminal allowing you to type commands to another computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Although not as prevalent in recent years due to the rise of the PC, terminals are still in use in some places A terminal is a simple device with a keyboard, a screen, a connection to a data network and no CPU The sole function of a terminal is to rel ay

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça dâr-üs-sanâat’ tan değişmiş, Latince darsana’dan). Gemilerin yapıldığı yer.

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tertîb, Fars. sahten = yapmak). Tertip edici, tertiple uğraşan, tertipçi.

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça’dan Arapça’laşmış «derzî»den). Elbise biçip diken sanatkâr

Türkçe Sözlük

(i. A. «şiddet» ten). 1. Şiddetlendirme, şiddet ve kuvvet verme. 2. Sağlamlaştırma. 3. (gramer) Arapça’da bir harfi çift okuma ve üstüne bunun işareti olan şeddeyi yazma, şeddeleme.

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Arapça’da teklikle çokluk arasında olarak iki şahsa delâlet eden sîga ki, (en) ve (eyn) harfleriyle biter.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sağlamlaştırma, takviye ve tahkim etme. 2. Evvelce yazıldığı, söylendiği hâlde yapılmayan veya cevabı gelmeyen bir mevzuyu tekrarlama: Tekid ettiler. 3. (Arapça gramerde) Bir kelimeyi sağlamlaştırmaya yarayan kelime.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cork. spigot. stopper. stopple. plug. peg. cap. bling flange. tap. dowel. stopcock. bung.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça tiryâk’ten Arapça’laşmış). T. Eskiden bazı hastalıklara karşı kullanılan bir cins macun. 2. Afyon.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tutturmaya yarayan sağlam bağ. 2. Avuç gibi toplu yer, dere içi (Tokat gibi). 3. Kemer, kayış vesaire bağlamaya mahsus dilli ve başlı büyük kopça: Kemer tokası, kolan tokası. Kılıç kayışı tokası. 4. (denizcilik) Kavuşturma. Toka etmek = Kavuşturup bağlamak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toplanıp yuvarlak olmuş şey. 2. Katlanıp bağlanmış bir denk, deste ve bağ hâline konmuş kumaş vesaire: Bir top bez, çuha, kâğıt, şerit, kaytan. 3. Büyük ateşli silâh. Kale topu = Sabit olanı. Sahrâ topu = Düz yerlerde tekerlekle, hayvanla veya motorla taşınan büyük top. Dağ topu = Sarp yerlerde katırla naklolunan hafifi. 4. Topun atılması, boşanması ve sesi: Selâm topu, iftar, sahur topu, yangın topu. Top atmak = 1. Top boşaltmak. 2. (argo) İflâs etmek: Bu sırada birçok tüccar top attı. Topu atmak = (argo) Ölmek: rııan da topu attı. Top atımı = 1. Topun bir kere boşanması. 2. Topun attığı güllenin vardığı menzil, top menzili. Top arabası = Topun, naklolunurken yüklendiği iki tekerlekli alçak araba. Top altı = Kale meydanı, kale toplarının altında bulunan alçak yer. Altıntop = Bir çiçek. Altın topu = Pek güzel küçük çocuk. Top anbarı = Uç güverteli gemilerin ikinci güvertesi. Top otu = Kuru sıkı. Top oyunu = Top atıp tutmakla oynanılan oyun. Topçeker = Ağır topla silâhlı eski ganbotların büyükçesi. Topa tutmak = Topla nişan alıp gülle atmak, topla dövmek. Kar topu = 1. Karı yuvarlayarak yapılan büyük yığın. 2. Birbirine vurup oynamak için elde sıkarak yuvarlatılan kar. 3. Bir çeşit çiçek. 4. mec. Beyaz tombul çocuk. Top gibi = Tereddütsüz, hemen. Top yoluna gitmek = Heder olmak. 5. Yuvarlak, küre şeklinde: Top salata, top akasya, top çehre. 6. Yığılmış, toplanmış: Topyekûn, top edelim. 7. Bütün, cümle, hep: Topu geldiler, topunu gördük. Tortop = Karmakarışık toplanmış: Giyeceklerini tortop edip bir köşeye attı. Toptan = Hepsi birden, birlikte. Top topuz = Kısa boylu tıknaz, topaç adam.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Topçay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Top kullanan asker sınıfı: Topçu askeri, topçu süvarisi, seyyar topçu, kale topçusu, topçu dairesi, reisi, topçu okulu.

Türkçe Sözlük

(i.). Top kullanan askerin vazifesi: Topçuluk hizmeti zordur.

Türkçe Sözlük

(i,). 1. Tanzimat ordusunda topçu sınıfını içine alan müstakil teşkilât. Tophâne-i Amire Müşiri = Tanzimat’tan sonra bu dairenin başı olan mareşal ki, hükümet üyesi sayılırdı. 2. Devlete ait top fabrikası. 3. İstanbul’da vaktiyle tophanenin bulunduğu semt: Tophane.

Türkçe Sözlük

(i.), (eskiden) Tophâneye yani askerin topçu sınıfına mensup (subay vs.).

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’laşmışı: debbûs). 1. Ucu tokmaklı sopadan ibaret eski savaş Aleti. 2. mec. Kısa ve kalın adam. Topuz altında = Zorla, kahrederek.

Türkçe Sözlük

(TIRAZ) (i. A.) (Farsça’dan Arapça’laşmış). 1. ipek ve sırma ile işleme, nakış. 2. Süs. 3. Üslûp, tarz. 4. Herkesin gözüne çarpacak güzel bir fikri işaret eden döviz, Fr. devise (Fars. sıfat terkiplerine girer). 1. Donatan, süsleyen, süs veren. 2. Düzelten, düzene koyan, yapıp yakıştıran.

Teknolojik Terim

Kulak kepçelerini belirli frekanslarda havalandırarak İçindeki küçük kompakt hoparlörün etkisini artıran teknoloji.

Türkçe Sözlük

(halk ağzında: TURA) (i.) (Türkçe’de «tuğrul» kanatları açık doğan kuşudur ki, vaktiyle bu kuşun şeklinden ibaret olduğundan bu isimle kabûl olunarak Arapça ve Farsça’ya da geçmiştir). 1. Padişah adı taşıyan ve Osmanlılar’da paralar ve resmî yazılar üzerine basılan nişan: Tuğray-ı hümâyûn. 2. Osmanlı paralarında süslü yüz, tura: Yazı mı, tuğra mı oyunu. 3. Birlikte paket yapılmış kâğıt vesaire. tomar. 4. Bazı oyunlarda vurmak üzere halat gibi örülmüş mendil, kuşak vesaire.

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki Arapça kelimeden). 1. Garip, acayip, görülmemiş, eşsiz, emsalsiz: Tuhaf iş, tuhaf bir hayvan. 2. Gülünç, eğlenceli: Tuhaf adam, tuhaf hikâye. 3. Münasebetsiz: Tuhaf iş. 4. Şaşkınlık, garâbet: Tuhafıma gitti. Garip ve gülünç bir şekilde: Tuhaf söylüyor, tuhaf oldu, tuhaf! Garip! Acaipl.

Genel Bilgi

Kalemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşları ile hayvan kemiklerinin üstüne resim kazırlardı. Türkçeye Arapçadan geçen kalem sözcüğünün kaynağı ‘kamış’ anlamına gelen eski Yunanca ‘kalamos’ sözcüğüdür.

Mısır, Yunan ve Roma medeniyetlerinde saz ve bambu gibi bitkilerin içi boş saplarından yapılmış kamış kalemler kullanılırken, Ortaçağda kağıdın üretimi ile beraber, kaz, kuğu, karga gibi kuşların kanatlarındaki tüylerin mürekkebe daldırılması şeklinde kullanılan tüy kalemler yaygınlaştı.

Mürekkepli metal kalemler aslında ta Romalılar devrinden beri biliniyordu ama John Mitchell adlı bir İngiliz 1822’de ilk kez makine yapımı çelik ucu imal etti. Dolmakalemler ise sertleştirilmiş yapay kauçuğun elde edilmesinden sonra yapılabildi.

Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin son yılların bir buluşu olduğu sanılır. Halbuki bu kalemin ilk modeli 1880 yıllarında ortaya çıkmış ama pek rağbet görmemiş, seri üretimine geçilememiştir.

Alakasız gibi gözükse de tükenmez kalemin tekrar gündeme gelmesinde uçakların gelişmesinin etkisi olmuştur. Uçaklar 2-3 bin metreye çıkınca hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalemin haznesinde atmosferik basınç altında doldurulan mürekkep dışarıdaki basınç düşük olunca kendiliğinden akıp yazıları da, giysileri de berbat ediyordu.

İkinci Dünya Savaşı’nda Amerikan Hava Kuvvetleri uçuş personeli için havada kullanabilecekleri, mürekkep akıtmayacak bir kaleme ihtiyaç duydu. Bilye uçlu kalem aranan bu özelliklece sahipti. Başlangıçta sadece havacılar tarafından kullanılırken kısa zamanda geniş halk tabakalarına da yayıldı.

Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda, pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş olan minik bir bilye aracılığı ile aktarılır. Normal yazı kalemlerinde bu bilyenin çapı l milimetre, daha ince yazılar için 0,7 milimetredir. Bilye mürekkebin yuvadan dışarı çıkmasını önler ama yuvasında döndükçe yüzeyine sıvanan mürekkebi kağıda verir.

Tükenmez kalem mürekkebi, dolma kalem mürekkebinden daha farklı, özel bir kimyasal birleşime sahip olup çabuk kuruyan türdendir. Mürekkep uca sürekli ve düzgün olarak geldiğinden dolgun, temiz ve lekesiz bir yazı yazılmasını sağlar. Genellikle bir tükenmez kalemin 2-3 kilometre boyunda bir çizgi çizmeye yetecek kadar mürekkebi vardır.

Tükenmez kalemdeki bilye uç, kağıt üzerinde dolma kalem ucundan çok daha az bir sürtünmeyle ve çok daha çabuk hareket edebildiğinden yazma hızı büyüktür ancak bilye ucun kağıt üzerine sürekli olarak değmesini sağlamak için kalemi daima kuvvetle bastırmak gerekir, bu nedenle de parmaklar daha fazla ve çabuk yorulurlar.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Afrika’da, Akdeniz kıyısında, Cezayir ile Libya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 34 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 163,610 km².

Sınırları: toplam: 1,424 km.

sınır komşuları: Cezayir 965 km, Libya 459 km.

Sahil şeridi: 1,148 km.

İklimi: Kuzeyde ılıman, güneyde çöl iklimi görülür.

Arazi yapısı: Kuzeyde dağlar, merkezde kuru ve sıcak ovalar, güneyde Sahra çölü yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Shatt al Gharsah 17 m.

en yüksek noktası: Jebel ech Chambi 1,544 m.

Doğal kaynakları: petrol, fosfat, demir, kurşun, çinko, tuz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %19.

daimi ekinler: %13.

Otlaklar: %20.

Ormanlık arazi: %4.

Diğer: %44 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 3,850 km² (1993 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 9,705,102 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.15 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.67 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 29.04 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.92 yıl.

Erkeklerde: 72.35 yıl.

Kadınlarda: 75.62 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.99 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.04 (1999 verileri).

Ulus: Tunuslu.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %98, Avrupalı %1, Yahudi ve diğer %1.

Din: Müslüman %98, Hıristiyan %1, Musevi ve diğer %1.

Diller: Arapça, Fransızca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %66.7.

erkekler: %78.6.

kadınlar: %54.6 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Tunus Cumhuriyeti.

kısa şekli : Tunus.

Yerel tam adı: Al Jumhuriyah at Tunisiyah.

yerel kısa şekli: Tunis.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Tunus.

İdari bölümler: 23 vilayet; Ariana (Aryanah), Beja (Bajah), Ben Arous (Bin ‘Arus), Bizerte (Banzart), El Kef (Al Kaf), Gabes (Qabis), Gafsa (Qafsah), Jendouba (Jundubah), Kairouan (Al Qayrawan), Kasserine (Al Qasrayn), Kebili (Qibili), Mahdia (Al Mahdiyah), Medenine (Madanin), Monastir (Al Munastir), Nabeul (Nabul), Sfax (Safaqis), Sidi Bou Zid (Sidi Bu Zayd), Siliana (Silyanah), Sousse (Susah), Tataouine (Tatawin), Tozeur (Tawzar), Tunus, Zaghouan (Zaghwan).

Bağımsızlık günü: 20 Mart 1956 (Fransa’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 20 Mart (1956).

Anayasa: 1 Haziran 1959.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, ACCT, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), AMU (Arap Magrep Birliği), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Ulusla

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Asya’da, Hazar Denizi kıyısında, İran ile Kazakistan arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 40 00 Kuzey enlemi, 60 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Asya’da.

Yüzölçümü: 488,100 km².

Sınırları: toplam: 3,736 km.

sınır komşuları: Afganistan 744 km, Iran 992 km, Kazakistan 379 km, Özbekistan 1,621 km.

İklimi: subtropikal çöl iklimi.

Arazi yapısı: Kuzeyde dağlar ve kum çölleri, İran sınırında alçak dağlar, batıda hazar denizi yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Vpadina Akchanaya -81.00 m.

en yüksek noktası: Gora Ayribaba 3,139 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğala gaz, kömür, sülfür, tuz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %3.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %63.

Ormanlık arazi: %8.

Diğer: %26 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 13,000 km² (1993 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,603,244 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.85 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -1.04 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 73.25 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 61 yıl.

Erkeklerde: 57.43 yıl.

Kadınlarda: 64.76 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.58 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Türkmen.

Nüfusun etnik dağılımı: Türkmen %77, Özbek %9.2, Rus %6.7, Kazakistanlı %2, diğer %5.1 (1995).

Din: Müslüman %89, Doğu Ortodoks %9, diğer %2.

Diller: Türkmence %72, Rusça %12, Özbek %9, diğer %7.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.

erkekler: %99.

kadınlar: %97 (1989 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: kısa şekli: Türkmenistan.

Eski adı: Türkmen Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Aşkabat.

İdari bölümler: 5 vilayet: Ahal (Ashgabat), Balkan (Nebitdag), Dashhowuz (eski Tashauz), Lebap (Charjew), Mary.

Bağımsızlık günü: 27 Ekim 1991 (Sovyetler Birliğinden).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 27 Ekim (1991).

Anayasa: 18 Mayıs 1992.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), IOC (Uluslararası Oli

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kebapçı, döner çeviren kimse; eskiden ayak değirmenini çevirmekte kullanılan köpek.

Türkçe Sözlük

(i. A. ve Fars.’dan). Acıca bir cins portakal ki, şerbeti içilir (Arapça’da buna «nârenc» denilip, «turunç» ise ağaçkavununa derler).

Teknolojik Terim

U3 akıllı sürücü, herhangi bir Windows® 2000 ya da XP PC’sine takılabilir ve uygulamaların bilgisayarınızda kurulu olup olmadığı hakkında endişelenmenize gerek kalmadan fotoğraflar üzerinde çalışmanızı, fotoğrafları e-posta olarak yollamanızı ve düzenlemenizi sağlar.

Türkçe Sözlük

(aslı: UÇRAK) (istanbul şivesinde: ÜCRA) (i.). Pek uçta ve kenarda bulunan: Ücra bir yerdir (Arapça zanniyle hücrâ yazılması yanlıştır).

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Arap denizi, Umman Körfezi, Basra Körfezi kıyısında, Yemen ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 21 00 Kuzey enlemi, 57 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 212,460 km².

Sınırları: toplam: 1,374 km.

sınır komşuları: Suudi Arabistan 676 km, Birleşik Arap Emirlikleri 410 km, Yemen 288 km.

Sahil şeridi: 2,092 km.

İklimi: Kuru çöl iklimi, kıyıda sıcak ve nemli, iç kısımlarda sıcak ve kuru iklim görülür.

Arazi yapısı: Orta çöl ovası, kuzey ve güneyde engebeli dağlık bölge.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Arap Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Jabal Shams 2,980 m.

Doğal kaynakları: Petrol, Bakır, asbest, mermer, kireçtaşı, krom, alçıtaşı, doğal gaz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %0.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %20 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 580 km² (1993 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,622,198 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %3.43 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0.48 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 22.52 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.04 yıl.

Erkeklerde: 69.9 yıl.

Kadınlarda: 74.29 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 6.04 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.11 (1999 verileri).

Ulus: Ummanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap, Baluchi, Güney Asyalılar, Afrikalılar.

Din: Müslümanlık, Hinduizm.

Diller: Arapça (resmi), İngilizce, Baluchi, Urdu, diğer diller.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Umman Sultanlığı.

kısa şekli : Umman.

Yerel tam adı: Saltanat Uman.

yerel kısa şekli: Uman.

Eski adı: Muskat ve Umman.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Muskat.

İdari bölümler: 6 bölge ve 2 vilayet Ad Dakhiliyah, Al Batinah, Al Wusta, Ash Sharqiyah, Az Zahirah, Masqat, Musandam, Zufar.

Bağımsızlık günü: 1650.

Milli bayram: Sultan Qaboos’un doğum günü, 18 Kasım (1940).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, GCC (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), NAM, OIC (İslam Konferansı Ör

Teknolojik Terim

Microsoft, Intel ve Samsung tarafından geliştirilen, tablet PC’Ierden daha küçük, ultra portatif kişisel bilgisayarlar. Windows XP Tablet Edition kullanırlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. birden zengin olan kimse; s. türedi, sonradan görme, zıpçıktı.

Teknolojik Terim

Fotoğraf makinesine, PC’ye bağlı olduğu sürece otomatik olarak güç sağlayan USB bağlantısı özelliği.

Teknolojik Terim

Bir Digital8/MiniDV ve MICROMV Video Kamera ve Image Mixer yazılımıyla, video dosyalarının kameradan doğrudan PC’ye aktarılması mümkündür. MPEG ya da JPEG biçimlerine dönüştürülen fotoğraf ya da video dosyaları, elektronik tebrik kartları olarak atılabilir ya da web sayfası tasarımında kullanılabilir. Kamera, Internet üzerinden video iletişiminde bir webcam olarak da kullanılabilir.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça’da da kullanılır). 1. Öğretici: Benim üstâdımdır. 2. Bir fen ve hüner, bilhassa san’atta en ileri dereceye erişmiş: Ustâd-ı Azam. 3. Mahir, san’atında mahareti olan, usta: Ustâd işi.

Türkçe Sözlük

(i. «üst» ten). 1. Üst gelen: Yazıda o, benden üstündür. 2. Galip gelen, ileri. Üstün gelmek = Galebe çalmak. Üstünkörü = Baştan savma, rastgele: Ustünkörü süpürdü (Arapça’da bazı harflerin üstüne konan (‘) işareti, fetha).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. vahşiyye) (değişmiş bir kelime olup asıl Arapça’sı müzekker ve müennes için «vahş» tir). 1. Yabânî, ehlî olmayan: Vahşî hayvan, vahşî kedi. 2. Vahşî hayvan gibi yaşayan, çok iptidaî hayat yaşayanlar: Vahşî topluluklar. 3. İnsanlardan kaçan, ürkek: O çocuk pek vahşîdir.

Türkçe Sözlük

(i.) (zaten Arapça olmayan vahşî sıfatından uydurulmuş bir kelimedir). 1. Vahşîlik, yabânîlik. 2. Ürkeklik.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Vuku bulan hâl, geçen macera, hâdise, olay, olmuş hâl. 2. Harb, cenk, mesele (Arapça’da bir kere düşüş demek olup, pek bu mânâlara gelmediğinden, vâkıa veya vakîa’dan galat olsa gerektir) Vak’a-nüvîs = Osmanlı imparatorluğu zamanında, meydana gelen vakaları yazmaya memur resmî devlet tarihçisi.

Türkçe Sözlük

(VAKF) (i. A.). 1. Duruş, durma, hareketten kalma, Ar. tevakkuf. 2. Her söz veya bahsin veya bir Ayetin bittiği yerde, lüzumu kadar durup kesme, durak. Alâmet-i vakıf = Durak işareti. 3. Arapça’da durak yerinde kelimenin İrâbsız ve sonu sakin okunması. 4. Bir mal ve mülkü, satılmamak şartıyle, bir hayır işine tahsis etme, verme: O adam evini, emlâkini, malının bir kısmını vakfetti. 5. Tamamiyle ve büsbütün emrine verme, bağlama: Kendimi hizmetinize vakfettim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stopcock. turncock. valve. gate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

valve. gate valve. stop valve. stopcock.

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkçe «var» isminden Arapça kaidesince yapılmış yanlış tâbirdir). Zenginlik, servet, mal,, varlık.

Türkçe Sözlük

(Arapça terkip) (e = dahi, el = harf-i târif, hâsıl = husul bulan, olan). Netice, hulâsa.

Teknolojik Terim

DL = Almanca; FR = Fransızca; NL = Hollandaca; IT = İtalyanca; TR = Türkçe; GR = Yunanca; E = İspanyolca; P = Portekizce; S = İsveççe; SF = Fince; N = Norveççe; DL = Danca; RF = Rusça; PL = Lehçe; CZ = Çekçe; BG = Bulgarca; H = Macarca; SERB = Sırpça-Hırvatça; ROM = Romence; ICE = İzlanda dili

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şarapçılık için üzüm yetiştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. sesli harf; s. sesli harf kabilinden. vowel harmony ses uyumu. vowel point hareke, Arapça veya İbranice hareke veya nokta. close vowel dilb. dar sesli.

Türkçe Sözlük

Türk alfabesinde bulunmayan bu harf ancak yabancı has isimlerde kullanılarak «çifte ve» sesini verir. Arapça’daki bütün v’lerin talaffuzu aslında «w» sesidir

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. acayip fikirli; havai; kaprisli, saçma, tuhaf, acayip; mizahi. whimsicality i. mizah. whimsically z. acayipçe; kaprisle; mizahi olarak.

Teknolojik Terim

Tablet PC’Ierde kullanılan, dokunmatik ekran ve el yazısına uyumlu Windows işletim sistemi.

Teknolojik Terim

WM-PORT, Sony WALKMAN® ürününüzü bir dizi uyumlu cihaza bağlamanızı sağlayan 22 pimli bir konektördür. Veri senkronizasyonu için Sony WALKMAN® ürününüzü PC’ye ve VAIO dizüstü bilgisayarınıza kolayca bağlayabilir; böylece ses ve video dosyalarınızı aktarıp düzenleyebilirsiniz. WM-WM-PORT ayrıca cihazı şarj etmenize veya doğrudan bir AC güç kaynağına bağlamanıza olanak verir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kumaş bilezik, eğreti yen; (argo) kelepçe.

Türkçe Sözlük

(i. A.) «ye» harfinin Arapça adı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. yâiyye). Arapça’da «ye» harfiyle alâkalı veya içinde «ye» harfi olan: Misal-i yâİ = Birinci harfi «ye» olan fiil. Ecvef-i yâİ = İkinci harfi «ye» olan fiil. Nâkıs-ı yâİ = Üçüncü harfi «ye» olanı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir bütünün iki eşit parçasından biri, Ar. nısf, Fars. nîm: Ekmeğin yarısını kes, yolun yarısı. 2. Yarım olarak, vasati surette, ortalama, tamam olmak için daha o kadar istediği hâlde: Yarı pişmiş, yarı Türkçe, yarı Arapça konuşuyor, yarı gece, yarı yolda, yarı yerde. Yarı buçuk = Az bir şey, eksik, tamamlanmamış.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Türkçe olup Arapça ve Farsça’ya da geçmiştir). Ferman, irade, buyrultu.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Arap Denizi, Aden Körfezi ve Kızıldeniz kıyısında, Umman ile Suudi Arabistan arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 15 00 Kuzey enlemi, 48 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 527,970 km².

Sınırları: toplam: 1,746 km.

sınır komşuları: Umman 288 km, Suudi Arabistan 1,458 km.

Sahil şeridi: 1,906 km.

İklimi: Çöl iklimi, batı dağlarında ılıman iklim görülür.

Arazi yapısı: Dar kıyı ovaları, tepelikler, engebeli dağlar, orta kısımda çöller.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Arap Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Jabal an Nabi Shu’ayb 3,760 m.

Doğal kaynakları: petrol, balık, kaya tuzu, mermer, kömür, altın, kurşun, nikel, bakır, batıda verimli topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %3.

daimi ekinler: %13.

Otlaklar: %33.5.

Ormanlık arazi: %4.

Diğer: %46.5 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 5,674 km² (1999).

Doğal afetler: Kum fırtınaları, toz fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 18,078,035 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %3.38 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 68.53 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 60.21 yıl.

Erkeklerde: 58.45 yıl.

Kadınlarda: 62.05 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 6.97 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 (1999 verileri).

Ulus: Yemenli.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap; Afrika Arapları, Güney Asyalılar, Avrupalılar.

Din: Müslüman, Musevi, Hıristiyan, Hindu.

Dil: Arapça.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %38.

erkekler: %53.

kadınlar: %26 (1990 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Yemen Cumhuriyeti.

kısa şekli : Yemen.

Yerel tam adı: Al Jumhuriyah al Yamaniyah.

yerel kısa şekli: Al Yaman.

Yönetim biçimi: Çok Partali Başkanlık Sistemi.

Başkent: Sanaa.

İdari bölümler: 17 vilayet; Abyan, ‘Adan, Al Bayda’, Al Hudaydah, Al Jawf, Al Mahrah, Al Mahwit, ‘Ataq, Dhamar, Hadhramawt, Hajjah, Ibb, Lahij, Ma’rib, Sa’dah, San’a’, Ta’izz.

Bağımsızlık günü: 22 Mayıs 1990.

Milli bayram: Birleşme Günü, 22 Mayıs (1990).

Anayasa: 16 Mayıs 1991.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACC, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), I

Türkçe Sözlük

(Arapça terkip). AJlah sana merhamet etsin (dua tabiri).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bu, şu (yalnız bazı Arapça tâbirlerde bulunur). Baa’de-zâ = Bundan sonra, kezâ. Hâkezi = Böyle, bunun gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Z harfinin Arapça ismidir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arapça «zel» harfinin adı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. zücûr). 1. Yasak, Ar. men’, nehy (asıl Arapça’da hayvanları sesle veya el ve işaretle kovup uzaklaştırma mânâsına gelir). 2. Zorlama, icbar, istemeyerek bir işe sevk. 3. Angarya gibi meşakkatli işte kullanma. 4. Zahmet, eziyet (son Uç mânâsı dilimize mahsustur).

Türkçe Sözlük

(i.A.itaf.«ezher» in müennesidir). (Ar.) (Kadın İsmi) - Çok beyaz ve parlak yüzlü. Hz.Muhammed’in (S.A.V.) kızı Hz.Fatıma’nın (R.A.) lakabı. Hz.Fatıma bin Muhammed (R.A.), Fatıma Zehra, Fatimeh El Zehra veya Ez Zehra (Arapça: فاطمة الزهراء, Farsça: فاطمه زهرا), İslam peygamberi Hz.Muhammed (S.A.V.)’in kızı, Ali bin Ebu Talib’in (R.A.) eşi. İslam peygamberi Hz.Muhammed (S.A.V.)’in ilk eşi Hz.Hatice bint Hüveylid’den olan kızıdır. Hz.Muhammed (S.A.V.)’in soyu, Hz.Fatıma ve eşi Hz.Ali bin Ebu Talib (R.A.)’ın çocukları yoluyla devam etmiştir, çünkü Hz.Muhammed (S.A.V.)’in vefatından sonra hayatta kalan tek çocuğu Hz.Fatıma’dır (R.A.) Sünni inanışına göre 606, Şia’ya göre 614 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir. 632 yılında, Medine’de babasının vefatından 6 ay sonra vefat etmiştir.

Türkçe Sözlük

(i.). Zekâ yerine kullanıyorsak da, Arapça olmayıp uydurmadır; :ekâ demeli.

Türkçe Sözlük

(i. A., Farsça «zengâr» dan Arapça’laşmış). (bk.) Zengâr.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça olmayan yanlış tâbirdir). Muhalefet, zıdlık, düşmanlık: Aralarında zıddiyyet vardır.

Türkçe Sözlük

(i.). Birdenbire, ansızın, münasebetsiz ve umulmadık bir vakitte: Zırp çıktı (zıpçıktı), zırpadak giriverdi.

Teknolojik Terim

PC Card’ın, işlemci ya da ana bellekten geçmeden doğrudan grafik kartına video verileri göndermesini sağlar.

Teknolojik Terim

PC Card’ın, işlemci ya da ana bellekten geçmeden doğrudan grafik kartına video verileri göndermesini sağlar.