Pismis Tavuk Eti | Pismis Tavuk Eti ne demek? | Pismis Tavuk Eti anlamı nedir?

Pismis Tavuk Eti | Dream Meanings


İngilizce - Türkçe Sözlük

beyaz sosta pişmiş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Lezzetsiz ve sıhhate muzır olarak dikkatsiz pişmiş adi yemekler: Aburcubur yemekler, aburcubur yemeyip iyi beslenmeli. 2.Ağızdan gelen, dikkatsin, adi söz, saçma sapan, hezeyan: Aburcubur laf etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yemek, taam: Pişmiş aşa soğuk su katmak. Aşevi = Mutfak. Ak aş, ekşi aş, buğday aşı, sütlü aş (galatı sütlaç), sarı aş, nazlı aş = Yemek çeşitleri. Aş yermek (ve galatı aş ermek) = Gebe kadının bazı yemeklerden tiksinmesi, yahut bazı yiyeceklere aşırı düşkünlük göstermesi.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir.

Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için buz küpçükleri bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan buzlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Et suyu veya kıyma ile pişmiş sebze: Bamya bastısı, kabak bastısı. Külbastı = Izgarada pişen et.

2.Bir şeyin üzerine basan: Kaşbastı = Üzerinden geçecek surette başa meyilli bağlanan sargı. Dalbastı — Ağırlığı ile ağacın dalını bastıracak surette iri kiraz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Irmak ve deniz kenarlarında suyun çalkayıp yuvarlattığı ufak taşlar ki, muhtelif renklerde olup, ev önlerinin ve bahçe yollarının döşenmesine yarar: Çakıl döşemek, çakıltaşı. Çakıl pidesi = Kızgın çakıl üzerinde pişmiş pide.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Pişmemiş, kaynatılarak yahut kızartılarak yenecek hale gelmemiş. Fars. nâ-pûhte: Çiğ et, çiğ sebze.

2.İyi pişmemiş, az pişmiş: Çiğ ekmek.

3.Olmamış, kemâle ermemiş, ham: Çiğ armut.

4.mec. Tecrübe görmemiş, alışmamış, ham, densiz: Bu adam pek çiğ.

5.Kötü, çirkin, bed, fena, lefafetsiz, soğuk: Çiğ renk.

6.işlenmemiş, tabiî hâlinde, ham: Çiğ toprak. Çiğ çiğ yemek = Büyük bir hırs ve kin göstermek: Askerimiz, düşmanı çiğ çiğ yemek istiyordu.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ekmek kabuğu; pişmiş herhangi bir şeyin kabuğu; kabuk, dış tabaka; argo arsızlık; (f). kabukla kaplamak, kabuk tutturmak; kabuklanmak, kabuk bağlamak; crust of the earth yerkabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). do; (s). tamamlanmış, bitmiş; iyi pişmiş (yemek). done brown iyi kızarmış (et, ekmek). done for mahvolmuş, bitkin, öIüm döşeğinde. done in çok yorgun, bitkin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hittite hitit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ETI is a non-governmental organization in operational relations with UNESCO Its mission is to develop and produce scientific and educational computer-aided information systems, to improve the general access to and promote the broad use of taxonomic and bi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym used by the Labor Department in ERISA Interpretive Bulletin 94-1 for Economically Targeted Investment See Social Investing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

EPCOR Transmission Inc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ızgara; ızgarada pişmiş et; ızgarada pişirme; ızgarada et ve balık pişiren lokanta; posta pullan üzerinde ızgara şeklinde yapılan kabarık noktalı delikler; demir çubuklardan yapılmış pencere kafesi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kir, deriye yapışmış kir; (f.) kirletmek, karartmak. grimy (s.) kirli, pis, bulaşık. griminess (i.) pislik, kirli oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yarı pişmiş; iyi düşünülmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dar görüşlü, eski kafalı; derisi kemiğine yapısmış (hayvan).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Fars. hoş = iyi, Ab = su). Bol su ve şekerle pişmiş kuru yemiş ki, soğuk olarak yemek sonunda buna mahsus geniş kaşıkla içilir: Erik, vişne hoşafı, hoşaf kaşığı, kâsesi. Hoşafın yağı kesilmek = Bozulmak, bir cevap bulamamak, mahcûb olmak.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Evet doğrudur. Hatta bu konuda çok ileri gidilirse ölüme yol açabilecek zehirlenmeler bile olabilir. Fakat havuçtan zehirlenme olayı o kadar azdır ki, patatesin yeşillenmiş kısmının yaratabileceği zehirlenmenin yanında değerlendirmeye bile alınmaz.

Havuç, kökü yenilen otsu bir bitkidir. İlk olarak bundan 3 bin yıl kadar önce Orta Asya’da Afganistan dolaylarında yetiştirilmiş, buradan da Ortadoğu yoluyla dünyaya dağılmıştır. Aslı yol kenarlarında, kıraç yerlerde yetişen yabani havuçtur.

İlk havuçların renkleri turuncu değildi. Beyaz, pembe ve sarı idiler. Turuncu veya kırmızımsı havuçlar 1600’lü yıllarda Hollandalılar tarafından geliştirilmişlerdir. Günümüzde tüketilen havuçların hemen hemen tümü Hollanda kökenlidir. Beyaz ve sarı renkteki havuçlar yem olarak kullanılırlar.

Çok besleyicidir. Çiğ veya pişmiş olarak yenilebilir, içinde yüzde dokuz karbon hidrat ve karoten denilen boya maddesi bulunur. Bu boya maddesi, rengi sarı ve turuncu olan bütün meyve ve sebzelerde bulunur. Bunlar yenildiğinde vücudumuz, karoteni A-vitaminine çevirir. Bir adet havuç vücudumuzun günlük A-vitamini ihtiyacının yüzde 220’sini karşılar.

A pro-vitamini şeklinde havuçta bol miktarda bulunan karoten, sağlıklı büyümeye, derimizi ve saçlarımızı canlı tutmaya yarar, enfeksiyonlara karşı vücuda direnç kazandırır, ayrıca geceleyin iyi görmeye yaradığı da ileri sürülüyor. Kandaki hemoglobin miktarını arttırarak kanın tazelenmesini sağlar. Kaynatılarak içilen suyu ishale iyi gelir. Karoten sadece havuçta değil kavunda ve balkabağında da vardır.

Havuç çok miktarda yenildiğinde cildi turuncu renge çeviren de bu karoten denilen turuncu renkli boya maddeleri, yani pigmentlerdir. Aslında normal olarak yenildiğinde bir tesiri olmayan karoten çok miktarda yenilen havuç vasıtası ile aşırı alındığında cildin rengini de değiştirir ama bu geçicidir. Ancak ısrarla aşırı havuç yenilmesine devam edilirse ciddi sonuçları görülebilir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açıklamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. Şeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluştururlar.

Pişmiş bir biftekte en az 600 değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitaminler de ölür. Yanlarına sadece iyice pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştir. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açılamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. İeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluşturular.

Pişmiş bir biftekte en az 6 yüz değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitamimler de ölür. Yanlarına sadece iyi pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştri. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Çeşitli işlere mahsus ağaç, demir vesalreden kafes, parmaklık, Ar. şebeke: Mutfak ısgarası = Külbastı ve balık pişirmeye mahsus kulplu demir kafes. Gemi ısgarası = Üstünde gemiyi inşâ dip beraber denize indirmeye mahsus büyük kızak. Temel ısgarası = Çürük ve bataklık topraklara, üstünde temel tutturmak maksadıyle konulan ağaçlar. Gezinti ısgarası = Alt kata aydınlık vermek veya taşların üzerine basılmamak üzere kafes şeklinde döşeme. Isgara balığı ve yanlış olarak: Balık ısgarası = Isgarada pişmiş balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yağda kavrulduktan sonra etsiz pişmiş sebze: Patlıcan kalyesl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kapamak İşi. 2.Kapı kapamaca: Toptan, bütün. Mektep kapaması: Bütün öğrencilerin gezintiye çıkması ve bunun alayı.

3.Elbise takımı: Kapama çıkmak: Eskiden zamanında giyecek verilmek (son iki mânâ bugün terkedilmiştir). Kapama-bahâ — Giyecek bedeli. 4.Bol taze soğanla pişmiş et yemeği: Kuzu kapaması, bk. Kapamak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Pişmiş sütün üstünde biriken yağlı kısmı: Bir lüle kaymak.

2.Her şeyin en iyi ve seçilmiş kısmı, Ar. zübde, hulâsa, güzîde.

3.Yağmurdan veya bir suyun taşmasından sonra toprağın üzerinde duran özlü ve gübreli ince çamur ki toprağın kuvvetini arttırır: Nil’in taşması bütün Mısır üzerine kalın bir kaymak tabakası bırakır. Kaymak gibi = Pek lezzetli, pek beyaz ve yumuşak. Kaymaktaşı = Pek beyaz mermer. Mermer kaymağı = Tebeşir hulâsası. Kaymakyağı = En iyi tereyağı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kaynamak işi, kaynayış. bk. Kaynamak.

2.Kaynamış, kaynamakla pişmiş: Kaynama et.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEBAB) (i. A.).

1.Susuz olarak ateşte şişle veya başka şekilde pişmiş et: Kebap pişirmek, kebap yemek, orman kebabı, tencere kebabı, hırsız kebabı, şiş kebabı vesaire (et yemeklerinin çeşitleri).

2.Ateşte kavrulmuş veya alazlanmış, her çeşit yiyecek: Mısır, kestane, fındık kebabı.

3.Ateşte pişmiş, kavrulmuş, alazlanmış kebap et, kestane, mısır.

2.mec. Yanmış, yanık, Ar. mahruk, Fars. sûhte: Yüreğim kebâb oldu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Y.’dan). Maruf meyve kl, mutedil iklimlerde yetişip dikenli yeşil bir dış kabuk içinde iki tane bulunur ve her biri açık siyah ve yumuşak bir kabuk içinde bir tekliden ibarettir. Atkestanesl = Yenmez iri cinsi ki, ağacı, gölgesi için bahçelerde ve yol kenarına dikilir. Kuzukestanesi = Çiğ de yenilen bir cins küçük tanelisi. Külkestanesi = Sulak yerlere mahsus cinsi. Kestane kebabı = Kabukla beraber veya kabuksuz olarak ateşte pişmiş kestane. Kestane ağacı = Kestane meyvesini veren ağaç ki, hayli büyük olur. Kestane rengi = Koyu kahverengi. Kestane fişeği = Fazla patırdı eden bir fişek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Y.’dan). I. Fırında pişirilerek sertleştirilmiş lüleci çamuru: Kiremit parçası; kiremitten küçük heykel.

2.Evlerin damlarını örtmeye mahsus pişmiş çamurdan yapılmış oyuk parçalar ki, birer sırası oyuk tarafı yukarıda ve diğer birer sırası aşağıda ve ötekilerin aralarını örtecek surette konularak suyun içeriye geçmesine engel olur. Marsilya kiremitl = Bunun düz ve genişi ki, kenarları biribirine geçecek ve yağmur suyunun geçmesine meyden vermeyecek surette yapılmıştır.

3.Dam, çatı: Kiremite çıktı; kiremitin üstüne attı. bk. Keremit.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kısılmış, sıkışmış, tazyik olunmuş.

2.Zorla ve kısıldayarak çıkan, serbest işlemeyen, kısıltılı, boğuk: Kısık ses; kısık boğaz.

3.Oyluğun katlanma yerleri; çocuğun kısıkları pişmiş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («dövülmüş ve kıyılmış» demektir). Kıyılmış etten çeşitli usullerde yapılan ufak toplar veya parçalar hâlinde yemek: Yağda pişmiş köfte: Iskara köfte; kimyonlu köfte; bulgur köftesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Ateşin üzerinde ıskarada pişmiş et parçası.

2.Koyunun belkemiği ucundaki et: Külbastı pişirmek, koyun, sığır külbastısı. Sahan külbastısı = Sahanda kendi suyu ile pisio kızarmış et.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavada yağ içinde pişmiş yumurtalı hamur yemeği ki, üzerine şerbet ve şeker dökülür, yassı lokma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.iri ve yuvarlak. Birden yutulacak hâl ve şekilde olan. Lop yumurta, hazırlop = Kabuğu ile beraber suda pişmiş.

2.Yumuşak ve kalın. Lop et = Tamamı buttan ibaret. Lop incir = Bir cins yumuşak incir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Halka gibi dürülmüş şey, Fars. tûde: Saç lülesi; kaymak lülesi. 2.Çubuğun ucuna takılıp tütünle doldurulan pişmiş topraktan ve başka maddelerden küçük kab.

3.Boru, masura.

4.Akarsu ölçüsü ki, dört masuradan ibarettir.

5.Kâğıt külâhı. Lületaşı = Bir cins ve yumuşak taş: Eskişehir taşı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. R. Y.).

1.Topraktan çıkan veya karanlık ve rutubetli yerde yetiştirilen ve tuzla tavada pişmişi veya etlisi yanen bitki. Çeşitleri çoktur: Ak, . kızıl mantar; kuzugöbeği mantar. Keçlmantarı = içi tuzla dolu bir küçük topcuk ki, çayırlarda olur.

2.Bir cins meşe ağacı kabuğundan çıkan yumuşak bir madde ki, şişe, fıçı vesaire tıpası yapılır ve batmamak için balıkağının köşelerine ve bu gibi şeylere takılıı

3.Umumiyetle tıpa: Mantarını attı. Mantar atmak = mec. Yalan söylemek. Mantar gibi = Aldatmak, hileyle kandırmak. Mantara bastırmak = I. İlk mânâsından alınarak; pek çabuk yetişen şey. İkinci mânâsından alınarak; çürük şey. Mantar meşesi = Kabuğu mantar gibi kullanılan meşe çeşidi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «lüsûk» ten if.) (mü. mültesika).

1.Bitişik, yapışık.

2.Yapışmış, birbirine bağlanmış.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tabh» dan imef. (mü. muntabihe). Tabholunmuş, pişmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavrulmuş kıyma ile pişmiş sebze, bilhassa patlıcan yemeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Yarım. Nîm-nigâh = Yarım bakış, gözucu ile bakış. Nîm-ten = (bk.) Mintan.

2.Yarı (sıfat terkiplerinde). Nîm-puhte = Yarı pişmiş. Nîm-mürda = Yarı ölü. Nîm-mest = Yarı sarhoş, keyifli. Türk musikisinde bazı usullerin başına gelirse o usûlün yarımı olduğunu gösterir.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (bot.) yürek şeklinde ve sivri ucu sapa yapışmış olan (yaprak), obkordat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yassı köfte; küçük börek. pattycake i. bebeklerin el çırpma oyunu. pattypan i. birkaç bölümü olan küçük börek tepsisi. patty shell içi sonradan doldurulacak pişmiş hamur veya tart.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İyi pişmiş, pişmesi tam ve kusursuz.

2.Olmuş, ham olmayan.

3.mec. Tecrübe görmüş, ham ve acemi olmayan.

4.mec. Yüzsüz, arsız.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Ateşte, fırında veyahut da kaynayan suyun içinde tutulup çiğliği gitmek, yenecek hâle gelmek: Ekmek, et, çorba pişti. 2.Hususi fırında kızdırıp lâzım olan kıvam ve sağlamlığı kazanmak: Tuğla, kiremit, testi pişti. 3.(meyve) Olmak, yenecek hâle gelmek: Uzürn, hurma, armut pişti. 4.Sıcaklıktan veya ter ve idrar gibi yakıcı bir su vesaireden kızarıp sivilceler çıkarmak: Çocuğun apışarası pişmiş.

5.mec. Tecrübe kazanmak, işlerde alışıp acemilikten kurtulmak.

6.Düşünüp kararlaştırmak, karar bulmak. Pişmiş aş = mec. Olmuş, bitmiş, kararlaşmış iş. Pişmiş aşa su katmak = iş bozmak.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. saksıya konmuş; çömlekte pişmiş;( argo) küfelik olmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Pişmiş, pişkin.

2.Tecrübeli, Fars. kâr-Azmûde. Nâ-pûhte Ham, çiğ, tecrübesiz.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پخته] pişmiş, pişkin, olgun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. püre, ezme; koyu pişmiş et ve sebze çorbası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. «rüfedân» dan). Kabuğu ile beraber suda az pişmiş yumurta.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çiğ, az pişmiş, iyi pişmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. döner şişi; pişmiş yemek dükkânı; müşterilerin seçtikleri yemeği pişirip veren lokanta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SADE) (i. F.).

1.Karışmış olmayan, basit, düz.

2.Süssüz, gösterişsiz: Pek sade bir elbise.

3.İçine bir şey karışmamış, hâlis, sâf, temiz: Bu süt, bu yağ sadedir.

4.Gösterişsiz, tumturaksız, tantanasız, düz: Sade kıyafet, sade dil.

5.Şekersiz (kahve), peynir ve kıyma gibi harcı olmayan (börek) vesaire.

6.Doğru, hâlis: Sade adam, sade yürekli.Sâf, bön: Zavallı pek sadedir.Tek, katıksız: Sade suya pişmiş çorba.Kat kat ve katmerlisi olmayan, bir katlı: Karanfilin katmerlisi de olur sadesi de.(Türkçe) Yalnız, ancak: Sade ben geldim, o adam sade benim işim olsun diyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Başıboş gezen (hayvan).

2.Burmasız, musluksuz, serbest akan (su).

3.Pirinçle pişmiş pilavlı yemek. Salma ip ve daha doğrusu salma ipi = Salma hayvanları yakalamaya yarayan kement. Salmatomruk = Eskiden gece sokakta yakalanan adamların muvakkaten kapatıldığı mahbes. Salma karakollukçu = Eskiden gece kol gezen zabıta, seyyar posta.

3.Bir çeşit vergi.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. aptal aptal sırıtmak, colloq. pişmiş kelle gibi sırıtmak; i. aptalca sırıtma . simperingly z. aptalca sırıtarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. az pişmiş, rafadan (yumurta).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Soğanın anavatanının Güneydoğu Asya olduğu sanılıyor. Günümüzde ise dünyanın her yerinde, özellikle sıcak iklim kuşaklarında yetiştirilmekte ve tüketilmektedir. Soğanın tarihi o kadar eskiye gitmektedir ki, kayıtlı tarihten de önce Çin, Hindistan ve Ortadoğu’da yiyecek olarak kullanıldığı tahmin ediliyor.

Soğan besleyici bir gıda olmasının yanı sıra müthiş bir aromatik özelliğe de sahiptir. Bu aromada içindeki kükürtlü maddelerin büyük etkisi vardır, ancak aroma tek başına kükürtlü maddelerden kaynaklanmamaktadır. Soğan ve sarmısakta sülfür ihtiva eden aminoasitlerin türevleri de vardır.

Bir soğanı kestiğinizde bunlardan ‘S1 propenylcysteine-sulphoxide’ adı verilen kısım çözülür ve gözlerimizi tahriş eden ‘proponal-S oxit’ adlı kısmı ortaya çıkar. Kimya ilminin karışık kelimeleri aklımızı karıştırmadan esasa geçersek, bu maddenin gözümüze değmesi ile bir çeşit hidroliz olur ve içinde eser miktarda bulunan sülfrik asit gözümüzü yakar ve yaşarmasına neden olur.

Bu bileşimler çok dengeli değillerdir. Örneğin çok düşük bir ısı işlemi sonucunda dahi tamamen yok olurlar. Bu nedenle de pişmiş soğanda hiç bulunmazlar ve göz yaşartamazlar. Soğan doğrarken gözlerinizin yaşarmaması için önerilen birçok önlem vardır.

Önce en ciddisini söyleyelim. Bazı aşçılar soğanı kesmeden önce ıslatmayı, keserken de ıslak tutmayı veya soğanı çeşmeden akan suyun altında kesmeyi öneriyorlar. Bir başka görüş ise soğan doğrarken ağızdan nefes almayı tavsiye ediyor. Bu görüşe göre gaz nefesimizle birlikte burnumuza girip gözümüze yaklaşmak yerine doğrudan ciğerlerimize girer ve çıkarmış. Bunu sağlamak için de dişlerimizin arasına bir metal kaşık koymak yeterliymiş.

Soğan doğrarken gözlerin yaşlanmasını önlemek için, dudaklar arasında bir limon dilimi, dişler arasında bir kesme şeker veya dörtte bir dilim ekmek bulundurmayı önerenler de var. Böylece ağzımıza alacağımız bu gibi şeylerin, aldığımız nefesteki sülfür gazını emdiğini iddia ediyorlar.

Diğer görüşler ise, soğanın doğranılmasına tepesinden başlanılması ve cücüğünün en sona bırakılması veya soğanın doğramadan önce yarım saat buzdolabında tutulması şeklinde. Soğan doğrarken deniz gözlüğü veya kontakt lens takılmasının faydalı olacağını ileri sürenler de var. Bu kadar çok önlem seçeneğinin içinde, siz bir tanesini bile uygulamıyorsanız, yapacak bir şey yok, soğanı ağlaya ağlaya doğramaya devam edeceksiniz.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Soğanın anavatanının Güneydoğu Asya olduğu sanılıyor. Günümüzde ise dünyanın her yerinde, özellikle sıcak iklim kuşaklarında yetiştirilmekte ve tüketilmektedir. Soğanın tarihi o kadar eskiye gitmektedir ki, kayıtlı tarihten de önce Çin, Hindistan ve Ortadoğu’da yiyecek olarak kullanıldığı tahmin ediliyor.

Soğan besleyici bir gıda olamsının yanı sıra müthiş bir aromatik özelliği de sahiptir. Bu aromada içindeki kükürtlü maddelerin büyük etkisi vardır, ancak aroma tek başına kükürtlü maddelerden kaynaklanmamaktadır. Soğan ve sarımsakta sülfür ihtiva eden amino asitlerin türevleri de vardır.

Bir soğanı kestiğinizde bunlardan “S1 propenylcysteinesulphoxide” adı verilen kısım çözülür ve gözlerimizi tahriş eden “proponal-S oxit” adlı kısmı ortaya çıkar. Kimya ilminin karışık kelimeleri aklımızı karıştırmadan esasa geçersek, bu maddenin gözümüze değmesi ile bir çeşit hidroliz olur ve içinde eser miktarda bulunan sülfrik asit gözümüzü yakar ve yaşarmasına neden olur.

Bu bileşimler çok dengeli değillerdir. Örneğin çok düşük bir ısı işlemi sonucunda dahi tamamen yok olurlar. Bu nedenle de pişmiş soğanda hiç bulunmazlar ve göz yaşartamazlar. Soğan doğrarken gözlerinizin yaşarmaması için önerilen birçok önlem vardır.

Önce en ciddisini söyleyelim. Bazı aşçılar soğanı kesmeden önce ıslatmayı, keserken de ıslak tutmayıveya soğanı çeşmeden akan suyun altındfa kesmeyi öneriyorlar. Bir başka görüş ise soğan doğrarken ağızdan nefes almayı tavsiye ediyor. Bu görüşe göre gaz nefesimizle birlikte burnumuza girip gözümüze yaklaşmak yerine doğrudan ciğerlerimize girer ve çıkarmış. Bunu sağlamak için de dişlerimizin arasına bir metal kaşık koymak yeterliymiş.

Soğan doğrarken gözlerimizin yaşlanmasını önlemek için, dudaklar arasına bir limon dilimi, dişler arasına bir kesme şeker veya dörtte bir dilim ekmek bulundurmayı önerenler de var. Böylece ağzımıza alacağımız bu gibi şeylerin, aldığımız nefesteki sülfür gazını emdiğini iddia ediyorlar.

Diğer görüşler ise, soğanın doğranılmasına tepesinden başlanılması ve cücüğünün en sona bırakılması veya soğanı doğramadan önce yarım saat buzdolabında tutulması şeklinde. Soğan doğrarken deniz gözlüğü veya kontakt lens takılmasının faydalı olacağını ileri sürenler de var. Bu kadar çok önlem seçeneğinin içinde, siz bir tanesini bile uygulamıyorsanız, yapacak bir şey yok, soğanı ağlaya ağlaya doğramaya devam edeceksiniz.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bir şeyi kökünden veya sokulmuş olduğu yerden çekip çıkarmak: Ağacı, fidanı söktü.

2.Dikilmiş veya mıhlanmış yahut yapışmış bir şeyi ayırmak: Kitabın kabını, çekmecenin kapağını sökmek.

3.Sık veya sert ve geçişe engel bir şeyi yarıp geçmek: Vapur akıntıyı, at çamuru, adam kalabalığı söktü: Tren karı sökememiş.

4.Hem toprağı işlemek, açmak: Bu kırı söküp tarla yapmalı.

5.Zor bir cümleyi okuyabilmek: Bu yazıyı sökmedim.

6.Kabızlığı gidermek; sürdürmek: Bu ilâç söktü.Bir hayli bekledikten sonra ortaya çıkıvermek, çok gelmek, boşanmak: Beklediğimiz adamlar akşama doğru söktüler; sonunda yağmur söktü.(tan) Atmak, (şafak) açılmak: Şafak söktü.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. stick; s. saplanmış; sıkışmış; takılmış; yapışmış. stuck on k.dili. âşık, tutkun, vurgun. get stuck saplanmak; yolda kalmak; batmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Islatıp döğerek yapılan bazı şeyler, temizlenip kurutulmuş koyun veya inek barsak ve bunları içine doldurulmuş baharları kıymadan ibaret şey ki hem çiğ, hem de kızarmış ve pişmişi yenir: Ev sucuğu, Kayseri sucuğu.

2.Et sucuğu şeklinde şekerleme ki ipe dizilmiş ve şeker yahut pekmez şerbetine batırılmış badem, ceviz, fındık vesair içinden ibaret olur: Badem, ceviz sucuğu, (mec.): Sucuk olmak = Çok ıslanmak. Sucuğunu çıkarmak = Çok döğmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Sütlü aş’dan galat). Süt ve şekerle pişmiş pirinç tatlısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Yassı, tekerlek biçimli şey: İlâç tableti

2.Arkeolojik kazılarla meydana çıkarılan pişmiş çamurdan yapılmış yazılı vesikalara verilen isim.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Pişmemiş veya pek pişmiş (et).

2.Mektup iletmeye alıştırılmış, posta hizmetini yapan (güvercin),


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yağ eritilip balık ve köfte gibi şeyler kızartmaya mahsus yassı ve uzun kulplu mutfak Aleti. 2.Tavada pişmiş yemek: Ciğer tavası, balık tavası.

3.Bazı madenlerin eritildiği uzun saplı Alet: Kurşun tavası.

4.Kireç karıştırmakta kullanılan büyük tekne: Kireç tavası.

5.Tuzlada deniz suyunu çeken eleklerin herbiri: Tuz tavası.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chicken. hen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chicken. hen. giblets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hen. chicken. barbecue. fowl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Her tür pişmiş topraktan yapılmış kullanım eşyasının genel adı. Tuğla, kiremit gibi kaba yapı malzemeleri pişmiş toprak ya da keramik sayıldıkları hâlde, terracotta değildirler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (L. tegula).

1.Fırında pişmiş, kırmızı ve sert kerpiç. Kerpiç tuğlası = Adi cinsi. Delikli tuğla = Bölmeleri, delikleri olan hafif tuğla. Köşe tuğlası, pres tuğla = Duvar köşelerine mahsus kenarı basılmış, iyi cinsi. Ateş tuğlası = Ateşe dayanır cinsi. Çini tuğla = Döşeme için çini taklidi yapılan iyi ve pahalı tuğla. Tuğla kırmızısı = Koyu kırmızı.

2.Tuğladan yapılmış: Tuğla duvar, tuğla bina.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: türlük).

1.Nevi, cins, çeşit: Bir türlü hayvan; bu kumaşın bir başka türlüsü de vardır.

2.Birkaç çeşidi olan şey: Kendisinde basmanın türlüsü vardır.

3.Yemek kabı: Beş türlüden ibaret sade bir ziyafet verdi. 4.Birlikte pişmiş muhtelif sebzelerle etten ibaret yemek: Piliç türlüsü, türlü yahnisi. 5.Bir çeşitten olan: Bu türlü adam, o türlü iş, ne türlü yazı? Türlü türlü = Çeşit çeşit. Bir türlü = Hiçbir şekilde: Bir türlü kandıramadım («türiü-be-türlü» tâbiri yanlış ve çirkindir).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Tuza vurma, tuza batırma, Ar. temlîh.

2.Pişmiş işkembe kesesinin çorba hâlinde olmayan kaba kıyılmışı.

3.Tuza batırılmış, tuzlanmış: Tuzlama sebze, balık.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (stuck) koparmak, açmak (yapışmış şeyi). come unstuck kopmak, çıkmak, açılmak; (argo) boşa çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Antik Roma`da taş, pişmiş toprak ya da tunçtan yapılan vazoya benzer, kapaklı veya kapaksız kap.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. başarılı, iyi yapılmış; iyi pişmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Farsça’dan). Kavrulmuş soğan vesaire ile pişmiş et yemeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yapışmış, Ar. mültasık: Deri ete yapışıktır.

2.Dokunan, temas eden, bitişik: Fanila tene yapışık durmalı. Kulakları yapışık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Dokunduğu şeye tutunup ayrılmamak, Osm. iltisak etmek: Kitabın yaprakları birbirine yapışmış.

2.Dokunmak: Elim duvara yapışınca soğukluğunu hissettim.

3.Girişmek, çok istekle bir şeye başlamak: İşe yapıştım.

4.Ayrılmayıp tâciz etmek, çok oturmak: O, bir kere yapıştı mı gitmez.

5.Koyuvermemek üzere tutmak, adetâ yapışmış gibi bırakmamak: Eteğine yapıştı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bir bütünün iki eşit parçasından biri, Ar. nısf, Fars. nîm: Ekmeğin yarısını kes, yolun yarısı.

2.Yarım olarak, vasati surette, ortalama, tamam olmak için daha o kadar istediği hâlde: Yarı pişmiş, yarı Türkçe, yarı Arapça konuşuyor, yarı gece, yarı yolda, yarı yerde. Yarı buçuk = Az bir şey, eksik, tamamlanmamış.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.ince, hafif, Ar. rakîk: Bu tahtalar pek yufka.

2.Az elbiseli, az giyinmiş, hafif elbiseli. 3.ince açılmış hamur yaprağı: Börek, baklava yufkası, yufka açmak. Yufka kebabı = Yufkaya sarılıp pişmişti. Yufka böreği = Açılmış olarak çarşıdan alınan yufkadan börek.


Türkçe Sözlük by