Pos ne demek? | Pos anlamı nedir? | Pos

Pos anlamı nedir?

Pos ne demek?

Pos anlamı nedir?

Pos | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: pos

Türkçe - İngilizce Sözlük

figure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Sale also, Point of Service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Service Plans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Service Plan. Point of Service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Service A provision that would allow patients in certain managed care plans which limit choice of doctors and hospitals to seek treatment outside the plans Patients who use this option would pay more.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point Of Sale - Refers to computer equipment and software specialized for retail point of sale, particularly cash drawers, pole displays, receipt printers, bar-code scanners and software that supports them.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Sale The term also refers to two types of terminals used in retail stores: A terminal with magnetic stripe reader, keyboard, display and autodialer modem, connected to the telephone network and used for on-line credit/debit authorization; A more

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of sale Merchandising materials used in-store at or near the location of the item being promoted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Service An option under TRICARE Prime that allows enrollees to self-refer for non-emergent health care services to any authorized TRICARE authorized civilian provider POS claims are subject to deductibles and cost-shares.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Sale. :.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of service. point of sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point-of-Service An HMO plan that allows members to 'self-refer' out of the network, subject to higher fees than if care were received from the HMO network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

POS Also called a Point Of Delivery it is a system generated number when a customer is registered on the Eskom database with a prepaid meter This point of supply is a reference number to enquire on the customer's connection on the system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point-of-Sale Terminal: A type of computer terminal used to collect and store retail sales data Wireless POS terminals are used for remote or temporary locations. Point of Service Option An insurance plan option utilized by some HMOs to allow patients to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Service health plans combine the features of an HMO with those of out-of-network, fee-for-service coverage Out-of-network usage typically has a per person cap, POS options or products that may be offered by managed care programs or indemnity insu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Point of Service plan offers participants the option to choose the type of coverage they want before each medical service It combines elements of an HMO and a PPO If your PCP does not provide or coordinate your care, this choice pays lower benefits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Position.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point Of Sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Purchase of Services.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. positive, possessive.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i) etin yağına ait; yağlı; (i) etin yağlı tarafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anthropocentrisme

fel. insanmerkezcilik

İnsanı evrenin merkezi sayan, bütün öbür yaratıkların insan için yaratılmış olduklarını söyleyen dinî nitelikli öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kon). (san). sözünü birdenbire yarıda bırakma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). irtidat, din değiştirme; bir partiden başka bir partiye geçme; esas doktrinden cayma, prensip ve inançlarında değişiklik yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (s). din değiştiren kimse; siyasi parti veya inancını değiştiren kimse; s din değiştiren, mürtet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). irtidat etmek, dininden dönmek; fikir veya prensiplerinde değişiklik yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. felsefe). Tecrübeyi takip ederek, tecrübeden sonra mânâsındaki bu kelime, muhakemenin tecrübeye dayanması prensibini ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

fel. sonsal

Deneyden çıkan ve deneye bağlı olan (bilgi).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). (man). aposteriori, sonsal .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (not)., haşiye, derkenar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oniki havariden biri, apostol; herhangi bir ahlaki reform hareketinin öncüsü; Mormon kilisesi idare heyeti üyelerinden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havarilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havarilik makamı ve görevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). oniki havariden birine ait; havarilerin özelliğini taşıyan; Papa'ya ait. apostolically (z). havarilere has bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. apostrophe

db. kesme işareti

Özel adlara, kısaltmalara ve sayılara getirilen ekleri, iki sözün birleşmesi sırasında ortaya çıkan ses düşmesini belirtmek için kullanılan noktalama işaretinin adı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apostrophe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tepeden virgül, kesme, apostrof; (kon). (san) nutuk esnasında appeal orada bulunmayan belirli bir şahsa hitaben söylenen sözler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir söylevde hazır bulunmayan bir şahsa hitap etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). diğer parmakların uçlarına dokunabilen (baş parmak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yan yana koymak; yapıştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun, münasip, yerinde. appositely (z). uygun bir şekilde. appositeness (i). uygunluk, yerinde oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gram). aynı şeyi açıklayan iki kelimenin yan yana konması; bir araya koyma, ekleme, ilave etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aynı şeyi açıklayan ve yan yana bulunan kelimelerin ikincisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). of veya to ile vaktinde olan, yerinde olan, uygun, münasip; (z). bu münasebetle, sırası gelmişken (söz veya fikir).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archbishop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archbishop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karyola direği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. afiş asan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(postada) kitap tarifesiyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat)., (huk).aklı yerinde, şuuru tam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). meydana getirmek, oluşturmak; düzenlemek, tertip etmek; bir butünün parçalarını teşkil etmek; bestelemek; (eser) yazmak, yaratmak; (matb). dizmek, tertip etmek. composed of -den ibaret. composing machine (matb). dizgi makinası. composed (s). sakin, k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). besteci, bestekâr, kompozitör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). bileşik, mürekkep; karma, karışık, muhtelit; (b.h)., (mim). Korent uslubu ile ionik üslup karışımı olan sütun şekline ait; (bot). bileşikgiller familyasından; (i). alaşım, halita, bileşim, terkip; (bot). bileşikgillerden herhangi bir bitki. com

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tümleme, derleme, bir araya getirme; tertip, terkip; nitelik, mahiyet; alaşım, halita; bileşim: kompozisyon, yazı ödevi, tahrir; beste, bestecilik; uzlaşma, anlama; (matb). dizgi, tertip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (matb). mürettip, dizgici, dizici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çürümüş yaprak v.b ile karışık gübre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sukunet huzur, dinginlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı koyma; zıtlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz)., (bazan gemilerde görülen ) korona akımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mukabil teklif , karşı öneri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayrı gaye. at cross purposes anlaştık zannedip anlaşamayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayrıştırmak, halletmek; çürütmek; çürümek. decomposi'tioni ayrışma, ayrışım; çürüklük, bozukluk, tefessüh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tahttan indirmek, hal'etmek, azletmek; yeminle yazılı ifade vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emanet; depozito; pey, rehin; mevduat; teminat akçesi; tabaka,tortu; döküntü, birikinti, sel kumu; (mad). birikinti, maden yatağı; depo. deposit account mevduat hesabı. demand deposits vadesiz mevduat money on deposit bankadaki para, mevduat. time d

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). koymak; dibine çökmek, tortu bırakmak döküntu bırakmak; emanet etmek, depozito etmek tevdi etmek; bankaya yatırmak; paranın bir kısmını vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emanetçi, depo, ambar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tahttan indirme, hal', azil; yeminle yazılı ifade, ifade, delil; depozito verme; tortu veya dökuntü bırakma; tortu, döküntü, sel kumu. make one's deposition yeminle yazılı ifade vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tevdi eden kimse, mudi, para yatıran kimse; tortu bırakan şey, birikinti bırakan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diapozitif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzenini bozmak, şaşırtmak, sinirlendirmek; karıştırmak, rahatını bozmak. discomposure (i). telâş, sinirlenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). elden çıkarılabilir, verilebilir; icabına göre kullanılabilir; kullanıl dıktan sonra atılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düzen, tertip, tanzim; idare, tasarruf; satma, satış, başkasına verme, elden çıkarma; iktidar. at one's disposal emrine amade, hizmetinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). niyetlendirmek; dağıtmak; düzenlemek, tanzim etmek; idare etmek, kullanmak, tasarruf etmek; uydurmak, kandırmak; son şeklini vermek; of ile satmak, vermek, elden çıkarmak. Man proposes, God dis poses Muratinsandan,takdir Allahtan Takdir tedbiri b

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düzen, tertip, idare, nizam, tanzim; eğilim, temayul; mizaç, tabiat, huy; istidat, hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mal ve mülküne el koymak, evinden çıkarmak, (huk). tahliye etmek; yoksun bırakmak, mahrum etmek. dispossession (i). mal ve mülke el konulması, evden çıkarma veya çıkarılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Elektronik posta. Internet üzerinden gönderilebilen metin mesajlarıdır. Görüntü, dosya ya da program gibi diğer veri türleri de ek olarak e-posta ile gönderilebilmektedir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. negatif kutba çekilen; alkalik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) destan, manzum hikaye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suçu ortaya koyma, gizli bir şeyi açığa vurma; gizli kusurları meydana çıkaran makale veya kitap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). maruz bırakmak, karşı karşıya getirmek; göstermek, arz etmek; terk etmek, bırakmak (çocuk); teşhir etmek; keşfetmek, açmak, meydana koymak, açığa vurmak, alenen göstermek; (coltoq). kirli çamaşırları ortaya dökmek; (foto). almak, çıkarmak(filim üzeri

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). açıkça, meydanda; açık,maruz, korunmasız, muhafazasız; (foto). çekilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ifade, izah, açıklama, şerh, yorumlama, tefsir; teşhir, sergileme; sergi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şerh eden kimse,yorum yapan veya tefsir eden kimse. expository (s). şerh ve izah eden, açıklayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). sonradan yapılmış olup öncekileride kapsayan; (huk). karar veya kanun yürürlüğe girmeden öncesi için geçerli olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., with ile dostça tenkit etmek, uyarmak, ikaz etmek, nasihat etmek. expostula'tion (i). dostça tenkit,uyarma. expos'tula'tor (i). nasihat eden kimse. expos'tulator'y (s). tenkit veya ikaz kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). açma, keşfetme, teşhir;muhafazasız olma, maruz olma, açık olma;açığa çıkarma; (huk). mahrem yerlerini gösterme suçu; (foto). alma, çıkarma, poz (filim üzerine). The house has a southern exposure. Evin cephesi güneye bakar. exposure meter (foto). ışık

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Düzenli olarak kodlanmış bilgi yollayan bir uydu ağıdır ve uydularla aramızdaki mesafeyi ölçerek yeryüzündeki kesin yerimizi tespit etmemezi sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Global yer belirleme sisteminin kısa yazımı. Uydular aracılığıyla anlık yerinizi bulmanıza olanak sağlayan bir sistem.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yol işareti, yol gösteren direk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Bazı felsefe ve din nazariyelerinin dayandığı temellerden her biri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. temel, esas; bir şeyin asıl niteliği; tıb. dolaşım güçlüğünden ileri gelen birikme. hypostat'ic(al) s. esaslı; özdenligi olan; tıb. kan tıkanmasma ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. tavan direkler üzerine oturtulmuş; i. damı sütunlar üzerine oturtulmuş bina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üzerine koymak; zorla yüklemek, tarhetmek (vergi); hile ile kabul ettirmek, geçirmek; matb. dizilmiş sayfaları baslıacak sekilde sıraya koymak, düzenlemek, tanzim etmek; etkilemek, tesir etmek; kabul ettirmek, haksızca istifade etmek. impose on raha

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. heybetli, muhteşem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üzerine koyma, yükleme, usandırma, taciz, zahmet; vergi, yük; hile, aldatma; haksız talep; matb. tanzimetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. imkansız, yerine getirilmesi mümkün olmayan, yapılamaz; munasebetsiz, çekilmez, çirkin. impossibil'ity i imkansızlık. impos'sibly z. imkânsız bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vergi, gumrük resmi; mim. üzengitaşı; engelli koşuda ata yuklenen ağlrlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sahtekar kimse, hilekar kimse, dolandırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hile, sahtekarlık

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. münasebetsiz, uygunsuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bileşimi bozulmaz, çözüm kabul etmez; çü rümez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hevesini kırmak, soğutmak, zayıflatmak; rahatsız etmek; rağbetini azaltmak. indisposed s. rahatsız; isteksiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rahatsızlık; isteksizlik, gönülsüzlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. muhtemel, olabilir, imkân dahilinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) iki şeyin arasına koymak; araya girmek, müdahale etmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) araya girme, karışma, müdahale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanyana koymak, sıralamak. juxtaposi'tion i. bitişiklik, bitişme; yanyana koyma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Posta kartı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

picture postcard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

picture-postcard. card. postcard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

post card. postcard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Katı atık ve çamur gibi organik maddeleri, anaerobik çürütme yoluyla bir tür gübreye dönüştürmekten ibaret biyolojik bir süreç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). 1. Bol şekerli hoşaf. 2. Bitki artıklarından yapılan gübre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compote. cold stewed fruit. compost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stewed fruit. compute. compost. compote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir sanat yapıtında öğelerin düzenlenmesi - Bir ölçüde iskelete benzetilebilir - vazgeçilemez ancak görünmez olan altyapı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim ve heykelde insan betisi resmedilir ya da heykeli yapılırken kullanılan klasik duruş (poz) biçimlerinden biri. Bu pozda ayakta duran kişi, kalçası ve bacaklarıyla gövdesinin üst kesimi hafifçe farklı yönlere dönük olarak betimlenir. Sözcüğün kökeni İtalyanca “contrapposto”dur.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. lipostructure

yağ ekletme

Yağ aldırma işlemi sırasında alınan yağların yüzün belli bölgelerine yedirilmesi yoluyla yüze genç bir görünüm kazandırılması.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. liposuction

yağ aldırma

Vücuda şekil vermek amacıyla fazla yağların belli yöntemlerle alınması.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. münasebetsiz, yersiz, yakışıksız, uygunsuz; z. uygunsuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. mandat-poste). Posta havalesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.), (huk.) aklına sahip olmayan, akılca dengesiz. non compos yarı kaçık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. keselisıçangillerden Amerika'ya mahsus memeli bir hayvan, opossum, zool. Didelphis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karşı konulabilir, muhalefet edilebilir; karşısına konulabilen (baş parmağın diğer parmakların karşısına konulabilmesi gibi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. karşılaştırmak; karşı koymak, karşı çıkmak, direnmek; engel olmak, mani olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. karşıki, karşıda olan; zıt, aksi, karşıt, ters; bot. karşılıklı, yaprakları karşı karşıya olan; i. karşı olan şey veya kimse; karşıda olan şey veya kimse. opposite number tekabül eden kimse veya şey. oppositely z. zıt olarak. oppositeness i. zı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhalefet; karşıtlık, zıtlık; mücadele; karşı durma, karşı koyma: engel olma; pol. muhalif parti; astr. birbinden 180 derece uzaklıkta olan iki gökcisminin durumu. oppositionist i. muhalefetçi, muhalif partiden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ileri karakol mevkii.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gereğinden fazla teşhir etmek; foto filme fazla poz vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fazla poz verme; fazlaca teşhir etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. bazı böceklerin yumurta bırakmaya mahsus ucu sivri tüp şeklindeki uzvu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., matb. filim ile dizme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., matb. ışık dalgalarının tesiri ile fazla elektrik akımı geçirme özelliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca’dan). Başpapaz, metropolit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bishop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bishop. patriarch. sg. episcopal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bishop. pontiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bishopric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

episcopacy. patriarchate. see.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tantana, debdebe; azametli tavır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1.). 1. Suyu veya yağı alınan şeylerin kalan katı kısmı: Üzüm, zeytin posası. 2. Sıvıların dibine çöken tortu, çökelek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sediment. dregs. settlings. faeces. tailings. dreg. draff. feculence. foots. marc. residuum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sediment. dregs. dross. residue after juice is squeezed from fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dregs. pulp. residue. sediment. dirt. deposit. residual. residuary. dross. marc. scoria. rape. slag. grain. foxtail. mash. lees. settlings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Durup tortu hâsıl etmek, durulmak, teressüb etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türkçe`de çok seyrek kullanılan sözcük Fransızca “Pochade” den kaynaklanır. Doğrudan doğruya doğa içinde yapılan renkli yağlı boya küçük resim eskizi anlamındadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok uzun ve gür bıyık. 2. Bu şekilde bıyığı olan. (bk.) Post.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şaşırtmak, hayrete düşürmek, susturmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. vaziyet almak; vaziyet takınmak; gibi görünmek; belirli bir vaziyette dikmek, vaziyet vermek; arzetmek; soru halinde ortaya atmak; i. vaziyet, poz, duruş; takınılan tavır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. poz veren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şaşırtıcı soru veya mesele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pochette

torba

Genellikle plastikten veya kâğıttan yapılmış, içine öteberi koymaya yarayan, çeşitli büyüklükte olabilen taşıma gereci.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pochette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plastic bag. nylon bag. carrier bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polyster bag. carry-bag. sachet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tea bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tea bag. tea- bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yapmacık tavırlar takınan kimse, (slang) numaracı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., İng., k.dili lüks, modaya uygun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tespit etmek; önermek, var saymak, öne sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yer, mevki, mahal mevzi; yerleştirme, koyma; fikir, meram, iddia; sosyal pozisyon, içtimai mevki; mevki, iş, görev, vazife, memuriyet; duruş; vaziyet, durum; f. yerleştirmek; yerini bulmak. position paper belli bir sorun üzerinde bir gru

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kesin, kati, mutlak; olumlu, müspet; gerçek, hakiki; esaslı; şüphesiz, muhakkak; sarih, açık, vazıh; gerekli; emin; mat. sıfırdan büyük, pozitif; elek. müspet, pozitif, çekici; kim. kalevi; foto. müspet, pozitif; gram. müspet, olumlu; tıb. bir ma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fels. pozitivizm, olguculuk, müspetçilik, Auguste Comte felsefesi. positivist i. bu felsefe taraftarı, müspetçi, pozitivist. positivis'tic s. pozitivizm taraftarı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. pozitron.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. possession, possessive, possible, possibly.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. heyet, takım; polis müfrezesi. posse comitatus ihtilal zamanında polis müdürünün yardıma çağırdığı halk. in posse huk. mümkün, kuvvede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sahip olmak, malik olmak, mutasarrıfı olmak; hükmetmek. possessed s. sahipli; soğukkanlı; mecnun; çılgın; azimkâr. possessed with niyetli, azimkâr; mecnun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. malik olma, iyelik, sahip olma, zilyetlik; çoğ. servet, mal, mülk; cin çarpması, cinnet, delilik; kendine hâkim olma; müstemleke, sömürge. Possession is nine points of the law bak. point. give possession. vermek, teslim etmek, istimlâk ettirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. malik olan; tahakküm edici: gram. iyelik belirten, mülkiyet ifade eden; i.- in hali possessive case -in hali. possessive relation isimle tamlama, izafet. possessively z. tahakküm ederek, sahip çıkarak. possessiveness i. tahakküm etme, sahip çı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mal sahibi; huk. zilyet, malik sıfatıyle tasarruf eden kimse. possessory s. zilyete veya zilyetliğe ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şarap veya bira ile kestirilmiş baharatlı sıcak süt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imkan, olanak; gerçekleşmesi mümkün olan olay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. mümkün, imkân dahilinde, muhtemel, kabil, akla sığar; i. mümkün olan şey, imkân. possibly z. belki, ihtimal, mümkündür ki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili, bak. opossum. play possum ölü taklidi yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fars. deri demek olan «pâst» dan). 1. Deri, cilt: Arslan postu, geyik postu. 2. Üzerine oturmak için tüyü ile beraber kurutulmuş, tabaklanmış deri. 3. Makam, mansıb: Posta geçmek. 4. Şeyhlik makamı: Merkezefendi postu. 5. Adi kürk, koyun vesaire derisinden gocuk. Postu sermek = Bir yerde çok oturmak, (halk ağzında) Pos = 1. Kıllı deriden mamul: Pos kalpak. 2. Pösteki gibi kaba: Pos-bıyık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guard hair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coat. fur. hide. pelt. skin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix signifying behind, back, after; as, postcommissure, postdot, postscript.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hired to do what is wrong; suborned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A piece of timber, metal, or other solid substance, fixed, or to be fixed, firmly in an upright position, especially when intended as a stay or support to something else; a pillar; as, a hitching post; a fence post; the posts of a house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The doorpost of a victualer's shop or inn, on which were chalked the scores of customers; hence, a score; a debt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The place at which anything is stopped, placed, or fixed; a station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A station, or one of a series of stations, established for the refreshment and accommodation of travelers on some recognized route; as, a stage or railway post.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A military station; the place at which a soldier or a body of troops is stationed; also, the troops at such a station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The piece of ground to which a sentinel's walk is limited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A messenger who goes from station; an express; especially, one who is employed by the government to carry letters and parcels regularly from one place to another; a letter carrier; a postman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An established conveyance for letters from one place or station to another; especially, the governmental system in any country for carrying and distributing letters and parcels; the post office; the mail; hence, the carriage by which the mail is transport

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Haste or speed, like that of a messenger or mail carrier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who has charge of a station, especially of a postal station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A station, office, or position of service, trust, or emolument; as, the post of duty; the post of danger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A size of printing and writing paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See the Table under Paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To attach to a post, a wall, or other usual place of affixing public notices; to placard; as, to post a notice; to post playbills.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To hold up to public blame or reproach; to advertise opprobriously; to denounce by public proclamation; as, to post one for cowardice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To enter on a list, as for service, promotion, or the like.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To assign to a station; to set; to place; as, to post a sentinel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To carry, as an account, from the journal to the ledger; as, to post an account; to transfer, as accounts, to the ledger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To place in the care of the post; to mail; as, to post a letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To inform; to give the news to; to make acquainted with the details of a subject; often with up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To travel with post horses; figuratively, to travel in haste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To rise and sink in the saddle, in accordance with the motion of the horse, esp. in trotting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

With post horses; hence, in haste; as, to travel post.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pole or pillar, carved and painted with a series of totemic symbols, set up before the house of certain Indian tribes of the northwest coast of North America, esp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indians of the Koluschan stock. the delivery and collection of letters and packages; 'it came by the first post'; 'if you hurry you'll catch the post' an upright consisting of a piece of timber or metal fixed firmly in an upright position; 'he set a row o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pelt. skin. fell. fur. hide. mail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the position where someone stands or is assigned to stand; 'a soldier manned the entrance post'; 'a sentry station'. military installation at which a body of troops is stationed; 'this military post provides an important source of income for the town near

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States aviator who in 1933 made the first solo flight around the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States female author who wrote a book and a syndicated newspaper column on etiquette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of sending a message to a particular network newsgroup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A newsgroup article Also, the act of sending an article to a newsgroup so that others can read and reply to it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Power On Self Test When a computer starts or boots, the BIOS carries out a procedure that verifies that all the system's components are operating properly The single beep you hear during booting indicates that POST has been successful If POST is not succe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Posting is Internet talk for sending a message to a newsgroup, where it can be read by anyone looking over the newsgroup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An article in a newsgroup Posting is the act of sending a post to the newsgroup so that other subscribers can read the article.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To post is to submit or send a message to a discussion list A post is a message.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To send a message to a mailing list or newsgroup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A post is a single message sent to a newsgroup or message board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To send a message to a discussion group or list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To send a message to an Internet newsgroup or to place an HTML page on the web or on an intranet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To post is to send an article or an article response to a newsgroup To post means the message will be seen publicly by thousands of people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Firmer density of midsole material added to the inner side of the shoe A post is designed to reduce overpronation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

When you send a message to a newsgroup, you are posting a message to a newsgroup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of placing a message in an on-line conference The noun 'posting' is sometimes used to refer to a conference message.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Posting is what you do when you add a message to a mailing list or Usenet discussion Your article might be called a 'post '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Text writing that a visitor types in and 'posts' to a message board or forum for others to read and reply to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A message sent to a newsgroup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A user-generated message or reply found within a forum or discussion area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To post a bet is to place your chips in the pot In poker, posting usually means a forced bet, such as a blind. when you turn on your PaceBook, it will first run through the POST, a series of software-controlled diagnostic tests The POST checks system memo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To put in a blind bet, generally required when you first sit down in a cardroom game You may also be required to post a blind if you change seats at the table in a way that moves you away from the blinds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The place on a stock exchange's floor where transactions in the listed stocks occur To transfer financial data from a journal of original entry into a ledger book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To post is to send a message to a newsgroup or forum for other members to read and respond to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mail , mailing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پست] hayvan derisi. 2.post. 3.makam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kazık, destek; f. yapıştırmak (ilân); afişlerle ilan etmek; kusurlarını açığa vurmak; adını listeye koymak; den. (geminin) geciktiğini veya battığını ilan etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. memuriyet, mahal, bir memurun tayin edildiği yer, hizmet; ordugah, kışla, askeri menzil; kol, karakol, devriye; polis noktası; yabancıların kurdukları alış veriş yeri; A.B.D. savaşa katılmış kimselerin kurdukları dernek; f. koymak, yerleştirme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., z., İng. posta; ing posta servisi, posta kutusu, postane; atlı postacı, posta tatarı; atlı postacının at değiştirdiği yer, menzil; f., İng. postaya vermek, posta ile göndermek; bilgi vermek, bildirmek; hesapları yevmiye defterinden ana deftere

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek), Lat. sonra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. post-it

pusulacık

Üstüne hatırlanması gereken notlar yazılan, kendinden yapışkanı olan küçük kâğıt.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyhlik makamında oturan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. I. posta). 1. Bir yere gönderilen, bir yerden gelen mektup ve emanetlerin bütünü: Avrupa postası daha gelmedi. 2. Muhabere, münasebet, gidip gelme. Postayı kesmek = Gidip gelmekten vazgeçmek. 3. (askerlik) Selâma veya karakola çıkan küçük askerî birlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postal. mail. post. postal service. post-boy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mail. post. relay. gang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mail. shift. watch. post. postal service. the post office. mail train. orderly. trip. run. team. crew. gang. postillion. section. course. group. labour shift. frame. postal. upright. station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postmark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postcard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence card. letter card. postal card. postcard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

post code.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postcode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zip code. post code. postal code. postcode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mailbox. postbox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mail box. post. post office box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postage stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postage stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Posta işlerinde çalışan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mailman. postman. despatch rider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postman. letter carrier. commissionnaire. letter messenger. mail carrier. postal official.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. posta ücreti. postage due eksik ödenmiş posta ücreti; taksalı. postage due stamp taksa pulu. postage meter posta metresi. postage stamp posta pulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Posta idarehanesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kaba yapılı potin. 2. mec. Sürtük karı,

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy shoe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Belonging to the post office or mail service; as, postal arrangements; postal authorities. of or relating to the system for delivering mail; 'postal delivery'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

half boot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. posta ile ilgili. postal clerk postane memuru. postal convention milletlerarası posta anlaşması. postal money order, postal order posta havalesi. postal savings bank posta idaresine bağlı banka, tasarruf sandığı. postal union milletlerarası posta bi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mailing. posting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mail. post.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clap. mail. post. to post. to mail. to send away. to send off. to dismiss. to sack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mail. to mail. to post.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be mailed / posted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

post office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

post office. letter office. mail station. post.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üzerine ileri bir tarih atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Tufandan sonra yaşayan (canlı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun veya keçi postu. Deliye pösteki saydırmak = Birine içinden çıkılmaz bir iş verip uğraştırmak. Pöstekisini sermek, çıkarmak = Şiddetle dövmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sheepskin. goatskin. fell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

placard. poster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large bill or placard intended to be posted in public places.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who posts bills; a billposter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who posts, or travels expeditiously; a courier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A post horse. a sign posted in a public place as an advertisement; 'a poster advertised the coming attractions'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poster. advertisement. display poster. pancarte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Signs used to advertise simple messages Classic posters, such as those of Toulouse-Lautrec, are considered art masterpieces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Four-color lithographic reproductions of a painting, usually with type on or around the image to advertise an artist, show or event.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An enlargement of a photo used to advertise a product or service This can be a great way for a model to get visibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single sheet advertising or promotional piece intended for mounting and display for a product, service or event Does not include point-of-purchase materials or any 'signage' that is eligible in the Out-of-Home categories.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Intended for presentation at the conference and not for publication. a) Editorial - Pictures, usually in a large format, sold retail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advertisement appearing outdoors, usually on a vertical board erected especially for the purpose which is called a hoarding, otherwise on windows or walls.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A reproduction that is usually printed in unlimited quantities with a lower grade of paper and inks than a limited or open edition prints Poster often include graphics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inexpensive way to decorate a dormroom while making people think you've been to foreign lands and done things you never have.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generally, a pictorial advertisement for an exhibit, event or product.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Originally used to identify those prints created to advertise an event Now this term designates any print produced with a decorative boarder The Art Nouveau and Art Deco periods are identified with vintage posters. an outdoor advertising medium; a billboa

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poster , posters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yafta, afiş; yaftacı, yafta yapıştıran kimse; menzillerden at alarak seyahat eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. postrestant.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sonra gelen, sonraki; gerideki; anat. kıça yakın; i., çoğ. insan kıçı, kaba etler. posterior chamber anat. ardoda. posteriorly z. sonradan gelerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zürriyet; gelecek nesiller, halefler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. arka kapı; yan kapı; ufak kapı; s. arkadaki; yandaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Babil sürgününden sonraki Yahudi tarihi ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (sonek); f. kelime sonuna ek ilave etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. posta ücretine tabi olmayan; İng. posta ücreti ödenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., jeol. buzul devrinden sonra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. üniversiteden mezun olduktan sonraki tahsile ait; i. doktora talebesi, üniversiteden mezun talebe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., i. büyük bir süratle, çok acele, ivedilikle; i. sürat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. babasının ö1ümünden sonra doğmuş; yazarın ölümünden sonra yayınlanmış; bir kimsenin ölümünden sonra vaki olan. posthumously z. ölümden sonra (özellikle yazarın).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bitiminden sonra eklenmiş; suni, yapmacık; i. taklit, yapmacık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soldaki beygire binerek araba ve özellikle posta arabasına sürücülük eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,güz. san. özellikle yirminci yüzyılın başlarında Fransız sanatkarlarınca rağbet gören ve kübizm ile fütürizmi içine alan resim ekolü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Kürk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پستين] kürk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

switch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

switch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. harp esirlerinin ve ganimet olarak alınmış malların harpten sonra evvelki yerlerine veya hukuki sahiplerine iadesi kanunu, postlimini. post liminiary, postliminious s. bu kanunla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. kilise ayini sonunda özellikle orgla çalınan parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. postacı, posta müvezzii.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. posta damgası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. postmaturé

tıp geçdoğan

Normal zamanından sonra doğan (bebek).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. öğleden sonraya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. postane müdiresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the late 20th-century tendency to distrust objectivity, authority, universality, and moral and ideological absolutes Postmodern artists tend to mix styles, cultures, techniques, and high and low forms of art. a view that social and cultural reality, as we

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In its most general sense, describes the blurring and breakdown of established canons , categories, distinctions, and boundaries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Previously, philosophy was a study seeking the truth Since the days of Plato we've been attempting to define the Universal Truths by which we can all agree and to determine how we can know these are Universal Truths In the Postmodern world, philosophy tak

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i öldükten sonra; i. otopsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğumdan sonra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پست نشي ن] postta oturan. 2.pîre vekaletle postta oturan, tekke şeyhi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. posta ücreti ödenmiş (olarak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ertelemek, tehir etmek, geri bırakmak; ikinci planda bırakmak. post ponement i. erteleme, tehir, geri bırakma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sonrasına koyma veya konma; bir kelime sonuna ilave edilen kelime veya ek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yemek sonrası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). «Kalan posta» mânâsındaki bu kelime, postacılıkta bir usuldür. Postrestant olarak gönderilen mektup vs. postahanede bekler. Alıcı, hüviyetiyle postahaneye gidip, gelen şeyi alır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. postane müdürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. not, dipnot, hamiş, haşiye, derkenar; kıs. p.s.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. talip olan kimse; bir şey üzerinde hak iddia eden kimse; namzet, özellikle papazlığa namzet kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. mantık ve matematik). Bir ilmin kuruluşunda temel vazifesi olmakla beraber mütearifeden daha az olan ve tarif edilmeyen iptidaî gerçek.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. postulat

man. ve mat. ön doğru

1. man. Bir bilimin kuruluşunda temel görevi görmekle birlikte belikten daha az olma ve tanımlanmayan ilkel gerçek. 2. mat. İspatsız kabul edilen önerme.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. talep etmek, istemek, dilemek; ispatsız olarak ifade etmek, kaziye diye kabul etmek; var saymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fels. önerme, kaziye, ispatına lüzum görülmeden kabul edilen mesele; kabulü zaruri olan esas, her şeyden evvel lâzım olan şart.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. duruş, poz, vaziyet; hal, işlerin gidişi; zihni vaziyet, tefekkür hali; f. suni vaziyet vermek veya almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Puşu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çiçek, çiçek demeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden hazırlamak, peşinen taraftar olmak; anık kılmak. predisposi'tion i. meyil, eğilim, istidat, kabiliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (edat) prepositional s. edat kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., gram. nitelenen kelime önüne eklenmiş (kelime).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. meşgul etmek, zihnini işgal etmek; lehinde fikir hasıl ettirmek. prepossession i. tarafgirlik; zihin meşguliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cazibeli, alıcı. prepossessingly z. cazibeyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. akıl almaz, inanılmaz, mantığa aykırı, abes. preposterously z. mantıksızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.önceden farzetmek; gerekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.önceden farzedilen şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teklif; teklif etme; evlenme teklifi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. teklif etmek, arzetmek; kurmak, niyet etmek; evlenme teklif etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. teklif etme; teklif; k.dili teşebbüs; bir meseleyi arzetme; k.dili uygunsuz teklif; mat. mesele, nazari dava; man. önerme, kaziye; f., k.dili uygunsuz bir teklifte bulunmak. propositional s. teklif kabilinden, teklife ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maksat, meram, murat; niyet; karar. at cross purposes birbirinin maksadına aykırı. on purpose mahsus, bile bile, isteyerek, kasten. serve the purpose işine gelmek, maksadına hizmet etmek. to good purpose iyi netice vererek, faydalı surette. to no

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. niyet etmek tasarlamak, kastetmek; istemek, murat etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. maksatlı; ehemmiyetli; manalı. purposefully z. mahsus, kasten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. maksatlı, maksatla yapılmış, kullanışlı. purposively z. maksatlı olarak. purposiveness i. maksatlı oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. yatırmak; yatmak, dinlenmek, istirahat etmek; dayanmak, güvenmek; i. rahat, istirahat, dinlenme; emniyet, güven, sükun; ahenk. reposeful s. dinlendirici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. teslim etmek, bırakmak, depo etmek, yığmak. repository i. hazine, mahzen, ambar; sırdaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. karşılık, hamle; çabuk ve zekice verilen cevap; f. çabuk karşı hamle yapmak; çabuk ve zekice cevap vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dümen anası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vakar, kendine hâkim olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. işaret direği, işaret gönderi; kılavuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cold storage. cool store. coolhouse. refrigerating chamber. cold storage house. cold store.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kıç bodoslaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reservoir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cistern. water cistern / depot. storage tank. standpipe. track pan. water cistern. water box. watering depot. water back / reservoir. water depot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir şeyin üzerine koymak; bir şeye ilave etmek. superimposi'tion i. bir şeyin üzerine koyma veya ilâve etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üstüne koymak; geom. üst üste gelecek şekilde koymak. superposi'tion i. üstüne koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tasavvuru mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zannetmek, farz etmek; doğru olduğunu kabul etmek; tasavvur etmek, düşünmek; tahmin etmek. Suppose he doesn't come. Farz edelim ki gelmedi. Ya gelmezse? Suppose we change the subject. Konuyu değiştirsek nasıl olur? He is supposed to be rich. Zengin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zan, tahmin, kıyas; varsayım, ipotez, faraziye. suppositional s. tahmin kabilinden, farazi. suppos'itive s. tahmini, farazi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değiştirilmiş, sahte; tahmin kabilinden; varsayılı, ipotetik, farazi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. supozituvar, fitil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., (eski) ziyafete ait; i. ziyafet; sofra başı sohbeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sofra veya ziyafette başkanlık eden kimse; ziyafette konuşma yapıp şerefe kadeh kaldıran kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (coğ. -sia) sempozyum, şölen, belirli bir konunun tartışıldığı bilimsel toplantı; aynı konuda yazılmış bilimsel makale veya denemeler serisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ters çevirip yerini değiştirmek; sırasını değiştirmek, takdim ve tehir etmek; mat. işaretini değiştirerek denklemin bir tarafından öbür tarafma geçirmek; müz. aktarmak, perdesini degiştirmek transposable s. yeri değiştirilebilir, aktarılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yerini degiştirme; takdim ve tehir; mat işaretini degiştirerek denklemin bir tarafından öbür tarafına geçirme; tıbı bir uzvun olağandışı bir yerde bulunması; tıb. bir doku parçasını yerinden tamamen ayırmadan kesip başka bir yere yapıştırma ameliya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Cambridge üniversitesinde şeref payesi imtihanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Atmosferin 11 kilometre kalınlığında olan ilk tabakası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. troposfer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fotoğrafı karanlık çıkarmak; güdük ışığa tutmak. underexposure i. fotoğrafı karanlık çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karşı gelinmemiş; rakipsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. savaş sonunda başka bir antlaşma olmadığı tak dirde işgal edilen toprakların elde tutulmasını öngören prensip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fleece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by