Pu ne demek? | Pu anlamı nedir? | Pu

Pu anlamı nedir?

Pu ne demek?

Pu anlamı nedir?

Pu | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: pu

Türkçe Sözlük

(e.). Tükürmeyi tasvir eden tahkir edatıdır: Pu sana!

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

2:2 Pulldown diğer Pulldown düzenlerinden farklıdır; çünkü herhangi bir kareyi kopyalamaz. Bunun yerine, video şifre çözücüsüne videoyu tek bir Aşamalı Kare olarak değil, iki birbirine geçmiş alan olarak görüntülemesini söyler. PAL ya da SECAM video standartlarının kullanıldığı ülkelerde, televizyon için çekilen bir saniyede 25 kare olarak çekilir. PAL video standardı saniyede 25 kare görüntüler; böylece filmden videoya aktarım basittir; her film karesi için bir video karesi çekilir. Saniyede 30 kare kullanılarak çekilen program ve filmleri, 60 Hz tarama hızına sahip NTSC videoya aktarmak için 2:2 Pulldown özelliği de kullanılır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. Arapça abâ, Farsça pûşiden = Giymek). Aba giyen, abadan hırka giyen, derviş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عباپوش] abalı. 2.derviş. 3.yoksul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). iğne saplamak suretiyle teşhis ve tedavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acupuncture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acupuncture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

showingly dressed. jazzed up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. İçinde elektrik akımı yardımıyle ışık vermeye yarayan bir iletken bulunan, havası boşaltılmış cam şişe. 2. içinde sıvı ilâç bulunan, eğzı kızdırılarak kapatılmış küçük şişe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulb. lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ampoule. bulb. bulb. boobs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Ampulla, 2.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light bulb. electric bulb. ampoule. ampul. ampule. vial. glass bulb. lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a small bottle that contains a drug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). ampul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).şişe; biyol. kabarcık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir uzvunu kaybetmiş olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağlı olan şey veya kimse; ilâve, ek, müştemilat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bağlı, merbut, tabi, ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shrovetide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Semiz kaz gibi iki yana sallanarak yürümeyi tasvir için mükerrer kullanılır: Apul apul yürümek = Sallana sallarla yürümek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut APOLET (i. Fr. epaulette). Askerlerin rütbe ve sınıflarına göre sırma, ipek veya yünden omuzlarına taktıkları saçak. Apulet köprüsü = Apuleti tutmak için ceketin omuzu ile yakası arasında çuha veya şeritten köprücük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

car-ferry. ferry-boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public ferry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaban safranı ki, kırmızı olur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., hintçe mürşit kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

billiard ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

billiard ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Baykuşun büyüğü, tavuk vesair kuşlara musallat yırtıcı bir kuş ki, gece vakti «buhu» gibi bir sesle öter. Fars. gûf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broom made from heath. besom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). üniversite veya okul arazi ve avlusu; (f). okulda kalma cezası vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). az sütlü kahve.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «çapmak» tan). Düşman toprağını basan akıncıların ettikleri yağma. Düşman toprağından alınan mal, ganimet: Çapul etmek = Yağmalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loot. sack. booty. plunder. the sack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

looting. booty. foray. loot. spoil. spoiled spoilt goods. spoliation. swag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşman toprağına atla hücum yani ılgar edip yağma eden. Akıncı, yağmacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

looter. marauding. raider. pillager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

looter. pillager. marauder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çapulcu davranışı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pillage. looting. plunder. rapine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ilgar ve akın etmek, düşman toprağında yağmacılık etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yağmacılıkla mal kazanmak, ganimet edinmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Elbise, parçası, donun ağına, gömlek ve entarinin peşine eklenen üçgen şekilde parça: Don çaputu. 2. Paçavra, yama, palâspâre.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. capita) (anat). herhangi bir maddenin üzerinde baş şeklinde bir çıkıntı teşkil eden kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (anat). el bileği, el bileğini meydana getiren kemikler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). mancınık, katapult; (ing). sapan;(f). mancınık ile atmak; sapanla vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zırh giyen, zırhlı (asker).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cevşen = zırh, pûşîden = giymek). Zırh giyen, zırhlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Karagöz balığına benzer lezzetli bir Akdeniz balığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gilt-head bream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gilt head bream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(ilex auifolium): Çobanpüskülügillerden; hekimlikte yaprakları kullanılan bir bitkidir. 300 kadar türü vardır. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, terletir ve vücuda rahatlık verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Çobanın sanat ve vazifesi: Köyde çobanlık ediyor, koyun, sığır, hergele çobanlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çobanpüskülügillerden bir süs bitkisi (ilex aquifolium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ilex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zorlama, cebir, icbar; mecburiyet; içten gelen itici his. compulsive (s). zorlayıcı, içten gelen yenilmesi güç bir hissin tesiriyle yapılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mecburi, yükümlü; zorunlu. compulsorily (z). zorla, mecburi olarak, zorunlu olarak, metazori.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vicdan azabı; pişmanlık, nedamet; esef, yerinme; (vicdanisebeplerle) çekinme, tereddüt, reddetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). eskiden bir sanığın suçsuzluğunun birkaç tanığın şahadeti ile kabul edilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hesap etmek, hesaplamak. computa'tion (i). hesap, hesaplama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kompüter, hesap eden kimse; elektronik hesap makinası,elektronik beyin. computer hardware kompüterin esas kısımları. computer software yapılacak işe göre değiştirilen kompüterin yardımcı aksamı. analogue computer kendisine verilen rakamlan elektronik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kompüter ile hesaplamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (müz). kontrpuana ait , iki veya daha çok sayıda melodinin bir arada çalınmasından meydana gelen; )bak). counterpoint.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rabıta; (gram). ingilizcede özne ve tümleci birleştiren be fiili; (müz). rabıta türünden kısa pasaj; (man). önermenin öznesi ile fiili arasındaki bağlantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bağlı, raptedilmiş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). cinsi münasebette bulunmak, çiftleşmek. copula'tion (i). bağlama, raptetme; cinsi yaklaşma; (man). bağ, rabıta. copulatory (s). bağlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). rapteden, birleştiren, atfeden (uzuv veya kelime). copulative conjunction atıf edatı. copulative proposition (man). bağlayıcı önerme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Yüzdeki çiçekbozuğu. 2. Yüzdeki kırmızı lekeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pock-marked. pit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pock marked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İzmarite benzer bir cins balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yüzü çiçekten delik deşik olmuş, çiçekbozuğu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şişmanlık, etlilik. corpulent (s). şişman, etli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). külliyat, mecmua; (anat). esas; ana para, sermaye. corpusdelicti esas ve cismani delil (bir cinayet vukuunda) ceset. corpus juris kanun külliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). hücre, yuvar kan küreciği; zerre. red corpuscle alyuvar. white corpuscle akyuvar.corpuscular (s). zerrevi yuvara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ABD)., (k.dili). kovboy, sığırtmaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Merkezi İşlem Birimi anlamına gelir ve bilgisayarın mikro işlemcisi ve belleğini ifade etmek için kullanılır. Bilgisayar programlarının yönergelerini gerçekleştiren mantıksal devrenin bulunduğu bilgisayardaki merkezi birim.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fazla içki veya yemekten ileri gelen hastalık, mide fesadı; içkiye aşırı düşkünlük. crapulent, crapulous (s). boğazlı, ayyaş; mide fesadına uğramış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). alaca karanlığa ait (sabah ve akşam); (zool). alaca karanlıkta uçan (kuş, yarasa veya böcek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayrı gaye. at cross purposes anlaştık zannedip anlaşamayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

çapraz bilmece.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). yüksük şeklindeki palamut kupulası, kadehçik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., eski yankesici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aqualung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. dalk = eski ve yamalı hırka, pûşîden = giymek). Eski ve yamalı hırka giyen derviş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary stamp. finance stamp. inland-revenue stamp. bill stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

test tube.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. jeoloji). Lüle taşı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). nüfusunu azaltmakveya boşaltmak. depopula'tion (i). halkın başka yere gitmesi veya afet sonucu nüfusun azalması veya tükenmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tasfiye etmek, arıtmak, temizlemek, temizlenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). temsilciler heyeti, murahhas heyet; bir kimse veva heyeti temsilcitayin etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). vekil tayin etmek, temsilci olarak atamak, yerine seçmek; vekile yetki vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). vekil olarak tayin etmek; for ile bir kimsenin yerini doldurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vekil; yardımcı, muavin; bir polis rütbesi; mebus, milletvekili. deputychief asbaşkan, başkan yardımcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inkâr edilebilir, itiraz kaldırır, tartışılabilir; şüpheli. disputably (z). tartışılabilecek surette, inkâr edilebilecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). münakaşacı, tartışmacı, münakaşada bir tarafı savunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tartışma, münakaşa, münazara. disputatious, dispu'tative (s). münakaşacı, tartışmacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kavga, tartışma, münakaşa, mücadele; (f). tartışmak, münakaşa etmek; bir şeyin doğruluğundan şüphe etmek; karşı koy mak, reddetmek, kabul etmemek, itiraz etmek, mücadele etmek. beyond dispute münakaşa kabul etmez, herkesçe kabul edilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). itibarsız, kötü şöhreti olan, haysiyetsiz, namussuz, rezil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). itibarsızlık, kötü şöhret. fall into disrepute şöhreti lekelenmek, ismi kötüye çıkmak, itibardan düşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(acıhıyar): Kabakgillerden elma iriliğinde meyvesi çok acı ve ishal yapıcı bir bitkidir. İçeriğinde “colocynthine” vardır. Zehirlidir. 2 gramdan fazlası öldürebilir. Haricen kullanılır. Kullanıldığı yerler: Romatizma, mafsal ve nikris ağrılarını dindirir. Kaşıntıları geçirir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Arapça’da hanzal ve Fransızca’da coloquinte denilen acı bir meyve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flimsy. insubstantial. light weighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vacuum cleaner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vacuum cleaner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mor renge boyamak, morartmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çerden, çöpten.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., paleont. eosen tabakasında fosil halinde bulunan bir çeşit küçük ilkel at.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çeşitliliği ve kontrolü parmaklarınızın ucuna getiren EPUB, e-kitap meraklılarına hizmetler ve donanımlar arasında daha fazla birlikte çalışabilirlik sağlayan yeni uluslararası açık standarttır – ve Sony’nin yeni Reader’ı bunu destekleyen ilk özel e-kitap okuma aygıtıdır. EPUB metin ‘akışın yeniden düzenler’, bu da yalnızca ‘yakınlaştırmak’ yerine yazı tipi boyutunu ve sayfa düzenini değiştirmenizi sağlar – böylece kitapları en rahat hissettiğiniz şekilde okuma özgürlüğüne sahip olursunuz. Reader, EPUB biçimiyle birlikte BBeB ve Adobe® PDF gibi mevcut e-kitap biçimlerini de destekler®. Açık bir biçim olduğu için, yasal üçüncü taraf e-kitap mağazalarından, web sitelerinden ve hatta halk kütüphanelerinden edindiğiniz çok çeşitli ücretsiz ve ücretsiz içeriğe de erişebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shabby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old and battered. ragged. shabby. tattered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kovma, kovulma, tard, ihraç. expulsive (s). ihraç edici, ihraç kuvvetini haiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). silmek, bozmak, çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sansürden geçirmek(kitap); arıtmak, ıslah etmek, temizlemek. expurga'tion (i). ıslah etme, arıtma, temizleme. ex'purgator (i). ıslah eden veya arıtan kimse. expur'gatory (s). ıslah edici, ıslah kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yunusbalığına benzer memeli bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Gül örtülü, penbe yüzlü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(huk.) ihzar emri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Ağız şapırdatarak ve iştahlı bir tarzda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fars. «eşek sırtı» demek olan «harpeş» ten). Balık sırtı şeklinde çatı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خارپشت] kirpi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hatâ = yanlış ve kabahat, Fars. pOşîden = örtmek). Yanlışı ve kabahatleri örten, görmeyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطاپوش] hataları örten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşırma atışlar yapmakta kullanılan, namlusu yivsiz top.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

howitzer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

howitzer. mortar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiss of life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). beyinde bulunan iki beyaz çıkıntının her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça hırka, Fars. pûşîden = giymek). Hırka giyen, derviş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ خرقه پوش] hırka giyen. 2.derviş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.hırka giymek. 2.derviş olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. evde dokunmuş; saf, temiz kalpli; i. evde dokunmuş kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), içerken hafif gürültülü ses çıkarmak: Kahveyi höpürdeterek içti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slurp. to sip noisily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. atılgan veya çabuk öfkelenen adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. arsız, edepsiz, yüzsüz, küstah, saygısız. impudence i. küstahlık, yüzsüzlük, arsızlık. impudently z. küstahça, arsızca, yüzsüzce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. utanmazlık, hayasızlık, edepsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yalancı çıkarmak, tekzip etmek, aleyhinde bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aciz, zayıf, kuvvetsiz. impuissance i. kuv- vetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. itici kuvvet, sevk, tahrik; tesir ani his, dürtü, saik; mak çok kısa zamanda tesirini gösteren büyük kuvvet. buy on impulse düşünmeden satın almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. itici güç, muharrik kuvvet; tahrik, teşvik, sevk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düşüncesizce hareket eden; tahrik edici, teşvik edici; mak. çok kısa zamanda veya aralıklı olarak tesirini gösteren (kuvvet). impulsively z. düşünmeden, birdenbire. impulsiveness i. düşünmeden hareket etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cezadan muaf olma; kişisel dokunulmazlık, sahsi masuniyet. with impunity cezasını çekmeyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kirli, pis, murdar; karışık, katışık, mahlut; iffetsiz; saf olmayan (lisan).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. murdarlık; kirlilik, pis oluş; saflığı bozan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. isnat edilebilir, başkasına yüklenebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. isnat; töhmet, suçlama. impu'tative s. töhmet kabilinden. imputatively z. töhmet kabilinden olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. isnat etmek, atfetmek, hamletmek, üstüne yıkmak, yüklemek; vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hesaba sığmaz, hesap edilmesi imkânsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. söz götürmez, su götürmez, münakaşa götürmez, muhakkak, itiraz kaldırmaz. indisput'ably z. itiraz kaldırmaz derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zaptolunamaz, hücumla alınamaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir makinaya verilen enerji miktarı; bir elektrik cihazına verilen cereyan veya voltaj; bir şahsın yediği yemek miktarı; bir elektronik beyne verilen bilgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boş şey, ehemmiyetsizlik, saçma sapan, ehemmiyetsiz ve gülünç: Intipüften şeyler, intipüften ev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Herhangi bir şeyden tamamiyle mahrum mânâsındaki «ipipullah sivri külâh» tabirinde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clue. trace. clew. hint. inkling. wrinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clue. cue. wrinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tip. hint. clue. indication. lead. presumption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yılan yastığına benzer bir Amarikan bitkisi, (bot.) Arisaema triphyllum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ژنده پوش] yamalı hırka giyen. 2.derviş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. ata binerken giyilen ve dizden aşağısı sıkı oturan pantolon, potur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. campus

yerleşke

Bir üniversitenin genellikle kent dışında derslik, öğrenci yurdu gibi her türlü yapı ve etkinlik alanlarıyla toplu bir biçimde bulunduğu yer.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

campus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

campus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ev, konak, daire ve her çeşit binanın girilip çıkılacak yeri, Ar. bâb, Fars. der: Ev, konak, saray kapısı, kapıdan içeri girmek, kapıdan dışarı çıkmak, oda kapısı, sokak kapısı: Sokağa açılan dış kapı. 2. Resmî daire, iş sahiplerinin başvurma yeri olup tabiatiyle büyük olan konak: Paşakapısı = Vaktiyle sadâret dairesi hükmünde olan BAbıâlî ve taşralarda hükümet konağı. Şeyhülislâm kapısı = Meşîhat dairesi. Serasker kapısı = Harbiye nazırlığı binası. Ağakapısı = Vaktiyle yeniçeri ağalığı dairesi. 3. Memurluk, görev, iş, hizmet: Kapı bulmak, kapıdan olmak. 4. Bir hizmetçinin, hizmetinde bulunduğu ev. 5. Her iş İçin başvurulan büyük kapı, Fars. der-bâr, dergâh, Ar. bâb, atebe: Bu kapıdan kovulursam hangi kapıya gidebilirim? 6. Tavla oyununda çeşitli yerlerden iki taş oynayıp ikisini bir hâneye getirmek, vurulmayacak surette birbiri üstüne koymak: Kapı yapmak, kapı kazanmak. 7. mec. Söylenecek bir söze veya edilecek bir teklif veya ricaya giriş olacak bahane ve vesile: Edeceği teklife şimdiden kapı yapıyor. Kıpı açmak = 1. Başlamak, Osm. mübâşeret etmek. 2. Söze başlamak, mevzua girebilmek maksadıyle söz söylemek. 3. Yol açmak, misal olmak, misal vermek. Kapıyı büyük açmak = Çok masrafa girmek. Açık kapı = Misafir kabûl eden ev: Kapısı açıktır. Araba kapısı = Araba girip çıkacak surette büyük kapı. Kapıağası = Osmanlı devrinde saray-ı hümâyûn’da ak ağaların büyüğü. Kapıoğlanı = Osmanlı devrinde bir patrikhane veya büyükelçiliğin Adî işler için resmî dairelere gidip gelmeye memur hademesi. Kapıdan bakmak = Eve kapanıp çıkamamak: Mart kapıdan baktırır. Cümle kapısı = İçerde ayrı ayrı odalar ve meskenler bulunan bir yerin umumî kapısı: Üniversitenin cümte kapısı. Kapı Çukadarı = Osmanlı devrinde kapı kethudâsı maiyetinde memur. Kapı halkı = Vaktiyle paşaların askerî maiyeti. Demirkapı = 1. İki tarafı kayalık dağ olan tehlikeli boğaz ve derbend. 2. Nehrin içinde su trafiğine engel olan taşlar, şelâle: Tuna’nın demirkapıtarı. Kapı kapı dolaşmak = Her tarafa müracaat etmek. Kapıkulu = 1826’ dan önce ekserisi devşirme olan Osmanlı askerî sınıfları mensûbu ki, başlıcası yeniçerilerdir. Kapı kethudâsı = Osmanlı devrinde vilâyetlerin İstanbul’da olan işlerini yürütmeye memur zat. Kapı yapmak = 1. Bahse ve mevzua girişebilmek için söz açmak ve vesile yaratmak. 2. Tavla oyununda iki taşı boş bir hâneye toplamak. Kapı yoldaşı = Bir efendinin hizmetinde ve bir kapıda bulunan hizmet arkadaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffee capuccino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Vaktiyle kapdân-ı deryâdan sonra Osmanlı deniz kuvvetlerinin en büyük amirali, oramiral. Bunun aşağısında patrona ve riyâle unvanları ile iki amiral daha vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Etli lahana yemeği (asıl Türkçe’de lahana demektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabbage stew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabbage stew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. capuchon

başlık

Üst giysilerinin yakalarına takılı başlık.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kapuska.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fransızca: capote). 1. Askerlerin üstlük elbisesi, yağmurluğu. 2. Otomobilin motor kısmını örten saç kapak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonnet. condom. hood. rubber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condom. military greatcoat. hood. bonnet. rubber. sheath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destroyed or killed; 'we are gone geese'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (argo) mahvolmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shut one's opponent out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu özellik karaoke performansınızı orijinaliyle karşılaştırır ve puanınızı hesaplar. Şarkı söyleme sonucunuz bağlanmış TV’nizde gösterilecektir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şekilce kavuna benzeyen, o büyüklükte fakat daha daire şeklinde meyveleri olan, kabakgilerden bir bitki. Kavunla beraber ikisine ortaklaşa «bostan» da derler. Kavun, karpuz, dikmek, yetiştirmek. Dip karpuzu tohumluğu. Kurabiye karpuz = Pek küçüğü. 2. Karpuz gibi daire şeklinde şey: Eğerin karpuzu, lamba karpuzu: Ampulu örten camdan küre. Ebûcehl karpuzu = Gayet acı, karpuzumsu bir meyve, Ar. hanzal. Ayağının altına karpuz kabuğu koymak — Kaydırmak, hile ile mevkiinden düşürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watermelon. water melon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watermelon. globe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watermelon. globe. globe-shaped glass lampshade. water melon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(harbuz): Kabakgiller familyasından; sürüngen gövdeli, parçalı sert yapraklı, sarı çiçekli, iri meyveli, bir yıllık bir bitkidir. Kullanıldığı yerler: Kanı temizler. Vücuda serinlik verir. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder. Kemiklerin gelişmesine yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Karpuz satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Hanımeligillerden, zeytine benzer meyvesi olan bir bitki (viburnum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowball. guelder rose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Çayır mantarlarından, şapkasının alt yüzü dilim dilim bir çeşit mantar (polyporus igniarius).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(agaric): Çayır mantarlarındandır. Şapkasının alt yüzü dilim dilimdir. Kullanıldığı yerler: Solunum yolları hastalıklarında kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kefene sarılmış, kefenlenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başlık ve bilhassa başın tepesini örten ve başa yapışan yuvarlak ve hafif takke.. Eskiden kavuğun altına giyilirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Batı musikisinde yüksek bir çoksesli ilim. Armoni’den sonra ve füg’den önce öğrenilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (kopmak’tan). 1. Kopmuş, kesilmiş, kesik: Bir kolu kopuktur, ceketinde kopuk bir düğme var. 2. Cemiyetten kopmuş, serseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıvıların çok hareketten veya oynamaktan meydana getirdikleri ve sabun gibi bazı cisimlerin eriyince yaptıkları beyaz kabarcıklar. İçine hava karışmaktan ileri gelir: Deniz köpüğü, sabun köpüğü; ağzından köpük geliyor; at koşmakdan köpük içinde kalmıştı. Deniz köpüğü = 1. Lületaşı: Deniz köpüğünden sigaralık. 2. Açık ve tirşeye çalar mavi renk. 3. Atlarda kızıl don.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken off. torn. disconnected. disjointed. penniless. off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desultory. disconnected. disjointed. unattached. unstuck. broken off. torn. vagabond. tramp. drifter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thing which has broken off of sth. snapped off. broken off. vagabond. tramp. bum. good-for-nothing. choppy. desultory. disconnected. disjointed. tearaway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foam. suds. froth. scum. lather. mousse. skimmings. head. spume. yeast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foam. froth. lather. spume. lather. scum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foam. froth. bubbles. suds. scum. spume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Köpük bağlamak: Reçel kaynarken köpüklenir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become foamy. forthy. cream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frothy. fizzy. bubbly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forthy. foamy. sudsy. bubbly. fizzy. frothy. yeasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disunity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the state of being broken off. being a tramp. hiatus. discontinuity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kopmuş parça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken bit. fragment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effervescent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Köpük yapmak: Bu sabun köpürmüyor; deniz çok köpürmüş; hayvan koşmaktan köpürmüş. Ağız köpürmek = Çok hiddet etmek, kudurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to foam. to froth. to spume. to effervesce. to bubble. to foam at the mouth. to be beside oneself with rage. boil. seethe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Köpük yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth foam. to lather. to effervesce. froth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden Türkler’in milli telli çalgısı. Bir çeşit bağleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kapuska dediğimiz şeyin asıl şekli, aslı Türkçe’de lahana demektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit kekik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carcass , body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Kuala Lumpur, Malezya'nın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. coupure

kesik

Gazete, dergi vb.nden kesilmiş yazı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting. cut. scrap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clipping. cutting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clipping. cutting. denomination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Denomination)

Para, tahvil ve hisse senetlerinin, üzerlerinde yazılı değere göre, her birimine verilen isimdir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hezaren çiçeği, (bot.) Delphinium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Swift'in 'Güliverin Seyahatleri' adlı eserindeki cüceler adasının ismi. Lilliputian i., s. bu adanın ahalisinden biri; s. çok küçük, ufacık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi kelime), iri parçanın birden, sür’at ve hırsla yutulduğunu tasvir eder.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. deri veremi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahbus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prisoner. imprisoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahbushâne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. el ile işletmeye ait; eski Roma ordusunda altmış veya yüz yirmi erden ibaret olan bölüğe ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. manipulation

yönlendirme

İnsanları kendi bilgileri dışında veya istemedikleri hâlde etkileme.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. el ile işletmek, hünerle işletmek veya yapmak, ustalıkla idare etmek, manevra yapmak; hile karıştırmak. manipula'tion i. el ile işletme, idare; manevra, dalavere, hile manip'ulative, me nip'ulatory s. el ile işletme kabilinden; dalavereci manip'ula

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Manipleyi kullanan kimsa.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. manipulateur

yönlendirici

İnsanları kendi bilgileri dışında veya istemedikleri hâlde bilinçli ve amaçlı olarak etkileyen.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. F. mâr = yılan, pîçîden = dolaşmak). Helezon! telden yapılma ve ince meşinle kaplı, boru ki, nargileye takılır ve dumanı onun içinden geçerek ağza gelir. (bk.) Marpuç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (belki Fars. mâr-pûş = yılan kisvesi), (bk.) Marpıç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Marpıççı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. el tarağı metacarpal s. el tarağına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn tassel. corn silk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. T.) (musiki). Klasik kontrpuan kaidelerine uymayan yeni kontrpuan.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Mürekkep püskürtmeli, bir görüntü yaratmak için küçük bir diyafram açıklığından mürekkep damlalarının optik bir diskte belirtilen bir konuma doğrudan püskürtüldüğü, etkisiz bir nokta grafikli baskı teknolojisidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Pişmemiş, ham, çiy. 2. mec. Tecrübesiz, acemi, toy.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نمدپوش] derviş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neon tube.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (anat.) kafanın arka kısmı, artkafa. occip'ital (s.) kafanın arka tarafında olan, artkafaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ahtapot, (zool.) Octopus; yaygın ve yıkıcı örgüt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Oedipus. Oedipus complex Ödip kompleksi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-put, -putting) İng. canını sıkmak, soğutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Olimpos dağı; cennet; gök.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. karşı koymak, tenkitle hücum etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karşı koyan. op pugnancy i. karşıtlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öpüş. Öpücük göndermek = Parmaklarının ucunu öpüp karşıdan birine atar gibi yaparak onu selâmlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiss. smack. snog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiss. smack. snog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, -cy i. servet, zenginlik; bolluk. opulent s. zengin, bol. opulently z. bolca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öpmek işine mevzu olmak: Taş öpülür mü? Eli öpülür adam = Saygıdeğer insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be kissed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be kissed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Lat.). Eser. Musikide bir bestekârın eserlerinin sırasını gösterir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öpme işi, öpme, buse: Güvercinler tatlı tatlı öpüşüyorlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A work; specif. , a musical composition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a musical work that has been created; 'the composition is written in four movements'. 'Work' With a number, used to show the order in which the works by a given composer were written or published Opus numbers are most often used for composers who catalogu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Latin for 'work,' these numbers list, in date order, when a work was composed or published. , Op: 'Work' With a number, used to show the order in which the works by a given composer were written or published Opus numbers are most often used for composers

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

System proposed by CISL in 1986 to follow on after Multics Eventually canceled by Bull Officially known as NOS/VS3 or HVS release 3 This group was managed by Michael Tague. 'work ' An opus number indicates the chronological order in which a piece was comp

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

HP/Linux Cluster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lat Work; labor; the product of work or labor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Caementicium - concrete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Open Architecture Purse System.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Operations Pipeline Unified System.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Organization of Persistent Upwelling Structures, a program taking place in 1983 that studied the inner part of a filament near Point Conception, California See Atkinson et al.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This represents a single-composer publication, not necessarily the chronological order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A work, composition; commonly used to denote the number of a published work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opuses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. opera) eser; kitap; müzik parçası, opus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa ve önemsiz eser.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kissing one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kissing one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Birbirini öpmek, bûse verip almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smooch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kiss one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smooch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kiss one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Öpüşmeye yani birbirini öpmeye zorlamak veya izin vermek. 2. Barıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prostitute. harlot. whore. hooker. slut. bitch. drab. fancy woman. floozy. moll. painted woman. pro. scarlet woman. streetwalker. strumpet. trull.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bitch. harlot. pro. prostitute. slut. tart. tramp. whore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harlot. whore. prostitute. bitch. slut. floozie. scarlet woman. streetwalker. strumpet. white slave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prostitution. fickleness. dirty trick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prostitution. dirty trick. treachery. backstabbing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prostitution. fickleness. dirty trick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prostitution. dirty trick. treachery. backstabbing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (argo). Kurnazca iş, dalavere, dolap.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. randıman, verim; elektrik enerjisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nüfusun yüzölçümü ve olanaklara göre fazla olması veya büyük bir hızla artması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballot. ballot paper. voting paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballot. ballot paper. voting paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - (bkz.Özpolat).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Pabuç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. palpi) zool. dokunaç. palpiform s. dokunaç gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. palp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. komposit familyası bitkilerinin kaliksinde meydana gelen şemsiye biçimindeki kıllı uzuv, papus. pappose s. papuslu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Pabuç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -lae), papule (çoğ. -s) i. kabarcık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İki çift öküz koşulan ağır sapan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پاپوش] pabuç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

utterly penniless. barehanded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

utterly penniless. barehanded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Parça parça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mashed patatoes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu terimin yerine artık PC Card terimi kullanılmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evrim teorisinde insanla maymun arasında olduğu farzolunan insan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Avustralya'ya mahsus bir hayvan, ornitorenk, zool. Ornithorhyn chus anatinus .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -pi) bak. polyp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. halk, avam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. herkes tarafından sevilen, popüler, revaçta olan;avama mahsus, halka ait; herkesçe anlaşılabilir; halkın kesesine elverişli, ucuz. popular election herkesin oyunu kullanabildiği seçim. popular front pol. faşizme ve gericiliğe karşı gelen ve gösterilerd

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. popularité

tutulma

Halk tarafından sevilme, ünlü olma, iyi tanınma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

popularity. vogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. halkın rağbet edeceği şekle sokmak; halka hitap etmek; herkesin anlayacağı şekle sokmak. populari za'tion i. halkın benimseyeceği şekle sokma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. population

1. varlık, 2. nüfus

1. Canlı varlıkların sayısal yoğunluğu veya dağılımı. 2. Bir ülkede, bir bölgede, bir evde belirli bir anda yaşayanların oluşturduğu toplam sayı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

population.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. nüfuslandırmak, şeneltmek, meskun hale getirmek; bayındırlaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nüfus, şenlik; ahali, sekene; iskân. exchange of populations ahali mubadelesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. populaire

herkesçe tanınan

Herkes tarafından bilinen, ünlü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

popular. pop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

big. popular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

popular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

popular music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

popularity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. populiste

halk yardakçısı

Halkın hoşuna gidecek davranışlarda bulunarak kendine avantaj sağlayan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

populist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. populisme

halk yardakçılığı

Halkın hoşuna gidecek davranışlarda bulunarak kendine avantaj sağlama işi,


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

populism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yoğun nüfuslu, meskun, ahalisi çok. populousness i. nüfus kalabalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postage stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postage stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pot-pourri

müz. karmaca

Sevilen müzik eserlerinden seçilmiş bölümlerin arka arkaya seslendirilmesiyle oluşan müzik parçası.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. sünnet derisi, gulfe. prepu'tial s. gulfeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. halkın yararına.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ileri sürme veya sürülme, sevk, tahrik; itici kuvvet; tıb. öne doğru eğilerek yürüme. propulsive s. tahrik edici; itici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

point. score. mark. button. spot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

point. score. dot. polka dot. score.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. public publication, publisher.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng, k.dili meyhane, birahane, taverna.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ergenlik çağı, buluğ, erinlik, rüşt. pubertal s. buluğa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. erginleşme, buluğa erme; biyol. hayvan veya bitki üstünde bulunan ufak tüyler. pubescent s. ergin, erin, buluğa ermiş: biyol. tüylü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. kasık kemiğine ait. pubic arch iki kasık kemiğinin teşkil ettiği kemer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. kasık kemiği, çatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. halka ait, umuma ait, umumi, genel; herkese mahsus; açık, aleni. i. halk, ahali, umum: seyirciler. publicad dress system hoparlor tertibatı, kıs. P.A. public baths halk hamamları. public buildings halka mahsus binalar. public credit umumi itib

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. meyhaneci, birahaneci; eski Roma'da vergi kesenekçisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yayımlama, ilan etme; yayım, yayma; yayın, yayımlanmış eser.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. milletler hukuku uzmanı; siyaset yazan; halkla ilişkiyi düzenleyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alenilik, aleniyet, herkes tarafından bilinme; şöhret; ilan etme, reklâm; umuma açık olma; tanıtma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. reklâmını yapmak; umuma ilan etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. umumun yararını düşünen, hamiyetli, yardımsever.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yayımlamak, neşretmek; basıp yaymak, bastırmak; ilan etmek, söylemek, açığa vurmak, ifşa etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaymevi; basımcı; yayımcı, naşir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kuyruk sokumu: Puç kemiği. 2. İşe yaramaz, boş şey. İş puç olmak = Hayrı görülmemek, boş çıkmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koyu mor renk, koyu kahverengi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buz hokeyinde kullanılan lastik disk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ingiliz folklorunda yaramaz peri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. buruşturmak, kırıştırmak; buruşmak, kırışmak; büzülmek; i. buruşukluk, kırışık; k.dili şaşkınlık, heyecan, telaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yaramaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(PÜD) (i. F.). Dokumacılıkta enine atılan iplik, argaç, arış demek olan târ mukabili: Târ ü pûd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پود] argaç, dokumada enine dokunulan ip.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhallebi, puding. pudding stone jeol. puding, yığışım. The proof of the pudding is in the eating. Bir şeyin değeri kullanıldığında anlaşılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ahmak, aptal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kirli su birikintisi, çamurlu gölcük; gölek, gölet; kumlu harç, sıvacı çamuru; f. çiş yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dökme demiri ocakta tavlamak; çamurlatmak (su); özlü çamuru su ile yoğurup sıva haline koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dökme demiri ocakta tavlama; kanalı balçıkla sıvama; balçık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. utangaçlık, sıkılganlık, mahcupluk, tevazu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ.- da) anat. ferç; çoğ. edep yerleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tıknaz, bodur, şişman ve kısa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iffet, namus, utanç, ar, hayâ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). 1. (jeoloji) Taş ve çakıl kırıntılarının kendi kendine çimentolaşmasından meydana gelmiş kütle. 2. Bir çeşit tatlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yüze ve vücuda sürülen beyaz veya renkli, kokulu çok ince toz. Pudra şekeri = Un hâline getirilmiş şeker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confectioner's sugar. icing sugar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to powder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pudra kutusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compact. powder box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güneybatı. A.B.D.'de kızılderili evi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çocukça; olgunlaşmamış, zayıf. pueril'ity, puerileness i. çocukluk; çocukça davranış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. doğuma ait, doğumdan gelen, doğum sonrası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Portoriko.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Birden esen veya birden çıkan havayı anlatır: Puf puf esiyordu. Pufböreği = Tavada kızarmış içi boş ve şiş kuru börek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(T. ses taklidi). Hafif surette esen rüzgârı veya ince üflemeyi tasvir ve taklid eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puff. pouffe. pouf. ottoman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pouf. pouffe. pouff. big circular cushion to sit on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pouffe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Polyurethane Foam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Polyurethane foam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

used to imitate the sound of air being blown from the month.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blintz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puff pastry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the most important and the most delicate part of a matter. ropes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üfürük, soluk; rüzgar üflemesi; puf böreği veya kurabiye; pudra ponponu; saç lülesi;elbisenin büzülmüş ve kabarıkyeri; yorgan; abartmalı veya şişirilmiş övgü. puff adder şişen engerek, zool. Bitis arietans puff box pudra kutusu. puff paste pufböreğ

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. püflemek; püfür püfür esmek; solumak. puff out, puff up şişinmek; abartarak övmek; lülelerle süslemek (saç); şişirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kurtmantarı, bot. Lycoperdon pratense.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. püfleyen şey veya kimse; kirpi balığı, zool. Tetraodontus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kuzey Atlantik'te bulunan kısa boyunlu ve şişkin gagalı martı, zool. Fratercula arctica.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şişkin, kabarık; tantanalı, görkemli, abartmalı; püfür püfür esen. puffily z. püfür püfür. puffiness i. şişkinlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Üfleyerek püskürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bazı ördeklerin ince tüyü ki, şilte ve yastık doldurmakta kullanılır. 2. Bu tüy iie doldurulmuş veya her ne suretle olursa kaba ve yumuşak (yatak vesaire): Pufla yatak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kof veya yumuşak bir şeyin çıkardığı sesle düşmek veya patlamak. 2. Üzüntü veya hiddetlenmeyi ifade eden ve oflamakla beraber kullanılır: Ne diye oflayıp pufluyorsun?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Nefesle üfleyerek söndürmek veya soğutmak: Mumu, yemeği püflemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Avcı ıslığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rüzgârın hafif ve serin esişini ifade eder.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buldoga benzeyen ufak bir cins köpek. pug nose ucu kalkık basık burun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ged, -ging) tuğlacı çamuru; f. tuğla balçığını yoğurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boksör, yumruk oyuncusu. pugilism i. boksörlük. pugilis'tic s. boksa ait; kavgacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kavgacı, hırçın. pugnaciousness i. kavgacılık. pugnaciously z. hırçınlıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kavgacılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Pişmiş, pişkin. 2. Tecrübeli, Fars. kâr-Azmûde. Nâ-pûhte Ham, çiğ, tecrübesiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پخته] pişmiş, pişkin, olgun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pişkinlik, olgunluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Buhu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., huk. ikinci gelen, küçük; i. ikinci hakim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güçlü, kudretli, kuvvetli, şevketli, azametli. puissance i. kudret, kuvvet şevket. puissantly z. kudretle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kusmak, çıkartmak, istifrağ etmek; kusturmak; i. kusma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iyi malzemeden yapılmış, kaliteli; üstün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Madenden yuvarlak parlak levhacık ki, sırma ve tel ile karışık olarak elbise vesaireye işlenir. 2. (eskiden) :n küçük para: Cebinde parası pulu yokcur. 3. Defe geçirilen yassı ve dairevî maden levha. 4. Vida ve cıvata sıkıştıracak somun: Perçin pulu. 5. Tavla taşı: Tavla pulu. 6. Bazı balıkların vücudundaki dairevî levhacıklar: Balık pulu. 7. Posta malzemesine, ilânlara, senetlere ve meselâ bir yerden geçen şeylere yahut iyi su ile doldurulan fıçılara velhasıl bir resme tâbi maddelere yapıştırılan matbû küçük kâğıt parçası: Posta pulu, gazete pulu, damga pulu. 8. Yuvarlak benek, leke: Kumaşın zemini lâcivert olup beyaz pulları var. Pul pul = Benek benek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stamp. scale. flake. lamina. lamella. spangle. washer. rove. squama. tinsel. trichome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequin. spangle. stamp. vending machine. scale. sequin payet. piece. scale. washer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

100 puls equal 1 afghani.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stamp. postage stamp. revenue stamp. playing piece. spangle. scale. washer. slake. lamelle. tinsel. rover. hammer. water marker. lamina. pool. slug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

100 puls equal 1 afghani.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پول] para.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flaky. scabrous. scaly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to affix a stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çelik. (bk.) Polat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پولاد] çelik, polat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çelik fabrikası, çelik yapılan yer. (bk.) Polat-hâne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پولاد] çelik, polat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güzellik, zarafet. pulchritu'dinous s. güzel, zarif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philately. stamp collecting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çocuk gibi ağlamak, ağlamsamak, ağlamsayarak şikayet etmek. puling s. mızmız, ağlamsık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Kelebekler gibi, kanatlarında toz şeklinde pullar bulunan, böcekler takımı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çekmek; koparmak; sürüklemek; leh. yolmak (tüy); matb. (prova) çıkarmak; (argo)(bıçak veya silah) çekmek; topu eğri meydana getirecek şekilde atmak; (kürek) çekmek; girmek, gelmek; bir yudum içmek, bir nefes çekmek. pull a long face surat asmak. pu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çekiş, çekme; tutamaç; dayanıklık; kürek çekme; (argo) iltimas, kayırma, piston, arka; (argo) bir içim (puro, pipo); uğraşma, gayret; gerilim; matb. prova. have pull arkası olmak, mahkemede dayısı bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pul yapıştırmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. piliç, yarga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. makara; mak. kasnak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Pullman car tic. mark. rahat koltuklu lüks vagon; yataklı vagon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çekilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süveter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stamped. bearing a stamp. scaly. squamous. spangled. bespangled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birkaç çift öküz veya manda ile sürülür ağır demiri olan bir saban çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plough. plow. grubber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plough. modern plow. plow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plow. plough. plough plow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üremek; üreyip kaynamak; dallanıp budaklanmak; türemek. pullula'tion i. üreme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. akciğere ait, akciğeri etkileyen; akciğeri olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. akciğere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tic. mark. akciğere hava verme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. meyva eti, meyva özü; kâğıt hamuru; su ile karışık maden tozu; f. dövüp lapa veya hamur haline koymak; yumuşak ve özlü etini çıkarmak; özlenmek, öz gibi olmak. pulpous s. etli, özlü, yumuşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mimber, kürsü; vaizler sınıfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kâğıt yapımında kullaınlan ağaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. etli, özlü, yumuşak. pulpiness i. özlülük, etlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. aralıklı ve muntazam radyo dalgaları veren gökcismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. nabız gibi atmak, yürek gibi çarpmak. pulsa'tion i. nabız atışı. pulsatile, pulsative, pulsatory s. nabız gibi atan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. nabız, nabız atması; çarpıntı; umumi eğilim; f. nabız atmak, çarpmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. baklagiller.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. nabız ölçme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buhar kuvvetiyle işleyen tulumba; nabız ölçme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pulu olmayan. 2. mec. Parası olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stampless. unstamped. scaleless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çobansüzeği denilen bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Püskürtme cihazı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pulvérisateur

püskürteç

Sıvıları ve toz durumundaki maddeleri gaz veya toz durumunda saçmaya, atmaya yarayan tulumba veya körük biçimindeki aygıt, püskürme makinesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomiser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomizer. sprayer. spray gun. duster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ezmek, ezip toz haline koymak. pulverizer i. toz haline getiren kimse veya alet. pulveriza'tion i. ezme, toz haline getirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tozlu, toz gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. toz haline konmuş; tozlu. pulverulence i. tozluluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -li) zool. böcek ayağında ufak yastık gibi çıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yastık şeklindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ni) bot. yaprağın sapa bitişik olduğu yerde yastığa benzer şişkinlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puma. mountain lion. cougar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cougar. panther. puma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large American carnivore , found from Canada to Patagonia, especially among the mountains.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Its color is tawny, or brownish yellow, without spots or stripes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Called also catamount, cougar, American lion, mountain lion, and panther or painter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A brand of sneakers Their name and logo come from the cat of the same name The stripe down the side is known as a formstrip Extremely popular with Baby Boomers but not one of the first-line brands now, at least not in the United States Interestingly enoug

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Public Management Committee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pocket Unit Maintenance Aid. large American feline resembling a lion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cougar , mountain lion , puma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. puma, zool. Felis concolor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. süngertaşı; f. süngertaşı ile temizlemek veya parlatmak. pumice soap süngertaşı tozu ile karışık sabun. pumice stone süngertaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. pommel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bağsız ve hafif kadın ayakkabısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tulumba, pompa. pump handle pompa kolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tulumba ile çekmek; su çekmek;ağız aramak,ağız yoklamak; birinden para çekmek; içine tulumba ile hava doldurmak; tulumba işletmek; tulumba kolu gibi aşağı yukarı hareket etmek. pump dry tulumba ile suyunu çekip kurutmak; birine bütün bildiklerini s

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çavdar ekmeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerika'da yetişen portakal renkli balkabağı, bot. Cucurbita pepo, helvacıkabağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kabak çekirdeği; Güney Amerika'nın doğusundaki tatlı sularda yaşayan güneş balığı, zool. Lepomis gibbosus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ned, -ning) kelime oyunu, cinas; f. kelime oyunu yapmak, nükteli söz söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) P,nar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (İng. punch). Sıcak çaya çok az rom veya konyak karıştırılarak yapılan içki.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. punç, meşrubat. punch bowl içinde punç yapılan büyük kap. punch glass punç kadehi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İngiliz kukla oyununda karısı ile daima kavga eden Karagöz'e benzer bodur ve kambur adam. Punch and Judy show İngiltere'de bir nevi kukla oyunu. pleased as Punch çok memnun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. yumruklamak, muşta ile vurmak; i. yumruk, muşta; (argo) kuvvet, enerji. punching bag boksörlerin antrenman yapması için şişirilmiş torba. punch line bir hikâyenin son ve en mühim cümlesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. zımba, delgi, matkap, ıstampa; f. zımbalamak, ıstampa ile basmak; biz ile delmek. center punch delik açılacak yerleri işaret eden zımba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şarap fıçısı; İng. 318 litrelik şarap ölçüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çatı direği; zımba; mermer kesmeciliğinde kullanılan alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. palyaço, soytarı; bodur ve şişman kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. benekli, nokta nokta. puncta'tion i. beneklilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teşrifat ve resmiliğin en ince noktası; titizlik, merasim düşkünüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. teşrifat ve resmiyette fazla titiz. punctiliously z. dikkatle,titizlikle. punctiliousness i. titizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her şeyi dakikası dakikasına yapan, tam vaktinde olan; bir noktadan ibaret. punctually z. tam vaktinde, dakikası dakikasına. punctual'ity, punc- tualness i. dakiklik, bir işi tam vaktinde yapma hususundaki titizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. noktalamak, cümleleri ayırmak için nokta koymak; üzerinde durmak; nokta gibi arasına girmek (söz).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram. noktalama; noktalama işareti; cümleleri ayırma kuralı. punctuation marks noktalama işa- retleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. delme; iğne deliği gibi ufak delik; patlama (otomobil lastiği); f. delmek, delik açmak; değersizliğini ispat etmek. We had a puncture. Lastiğimiz patladı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilgin, âlim, üstat; özellikle Sanskrit dili veya Hindu dini âlimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Başı büyücek pul biçiminde ince ve kısa çivi, raptiye.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. punaise

raptiye

Düz, geniş başlı, kısa bir çivi görünüşünde, kâğıt veya karton vb. şeyleri bir yere tutturmak için kullanılan araç.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kokusu sert, tadı acı, keskin kokulu; acıtan, batan; bot. sivri; sert, haşin, tesirli, acı. pungency i. acılık, keskinlik (koku veya tat). pungently z. acı acı, keskin olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Kartacalılara ait, Pön; hain, sadakatsiz; i. Kartaca dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ceza vermek, cezalandırmak; yola getirmek; azarlamak, tekdir etmek; ıstırap çektirmek, eziyet vermek; şiddetle dövmek, hırpalamak (boksta). punishable s. cezalandırılır; cezaya layık. punishment i. ceza, tekdir; k.dili zorluk, cefa, eziyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ceza kabilinden; cezayı gerektirici; cezalandırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindistan'da Pencap ülkesi. Punja'bi i. Pencaplı; Pencap dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. çürük tahta; kav; A.B.D., (argo) değersiz şey, boş laf; (argo) çeteci, gangster; (argo) cahil adam, yemlik; s., A.B.D., (argo) değersiz, kalitesiz; rahatsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindistan'a mahsus asma yelpaze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. çok ufak tatarcık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kelime oyunu yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Punduna getirmek ve punckrnu bulmak = Tam zamanını, sırasını btilmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To play at basset, baccara, faro. or omber; to gamble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Act of playing at basset, baccara, faro, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A flat-bottomed boat with square ends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is adapted for use in shallow waters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To propel, as a boat in shallow water, by pushing with a pole against the bottom; to push or propel with exertion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To kick before it touches the ground, when let fall from the hands.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of punting the ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To boat or hunt in a punt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To punt a football. a kick in which the football is dropped from the hands and kicked before it touches the ground; 'the punt traveled 50 yards'; 'punting is an important part of the game' an open flat-bottomed boat used in shallow waters and propelled by

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reckoning. position. appropriate time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kick in which the ball is dropped from the hands and kicked with the instep before it reaches the ground Punts usually occur when it is fourth down for a team that does not want to risk losing possession by trying for a first down, but is too far away f

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A flat bottomed boat propelled up by means of a long pole thrust against the bottom of the river, or shallow water Punting is a very popular activity in the Summer term, especially on the Cherwell It is not as difficult to manage as it looks, although occ

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kick on which the ball is dropped and kicked before it reaches the ground A goal cannot be scored with a punt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of kick used to get the ball downfield, usually on fourth down The punter takes a long snap from center, and then kicks the ball before it hits the ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The dome shaped indentation in the bottom of a wine bottle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is the concave indentation in the bottom of certain wine bottles--especially those containing sparkling wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

When a team kicks the ball because they can't score.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kicking technique used by goalkeepers The goalkeeper drops the ball and kicks it before it touches the ground. the hollow in the base of a wine bottle The French term is Pointe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A goalkeeping distribution technique where the ball is dropped from the hands and then kicked off the laces of the soccer shoe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A semimythical land that the Egyptian texts refer to as a source for trade Its exact location is still unclear, but it was south of Egypt, perhaps in modern day Somalia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bump someone from behind, usually causing a spin Tactic perfected by many popular NASCAR drivers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

When the ball is dropped from the kicker's hands and kicked before hitting the ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

When a goalkeeper kicks the ball high down field toward the opposing goal. formerly the basic unit of money in Ireland; equal to 100 pence. an open flat-bottomed boat used in shallow waters and propelled by a long pole. a kick in which the football is dro

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. Amerikan futbolunda top yere düşmeden tekme ile çelmek, topu uzağa tekmelemek; i. top yere düşmeden tekme ile çelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. altı düz sandal; f. böyle sandalı sırıkla sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. faro denilen iskambil oyunu ile kumar oynamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. i.). Vapurda ince demir sütün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Matbaacılıkta harflerin ve aralıkların boyunu bildiren ölçü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

point. type size.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A point or hit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

point. point. size of type. centre. center. font. typeface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. camcılıkta sıcak cama şekil vermek için kullanılan demir çubuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ufak ve zayıf kalmış, çelimsiz, gelişmemiş, zayıf; ehemmiyetsiz, saçma, ufak. puniness i. zayıflık, sıskalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ped, -ping) köpek yavrusu; ayıbalığı yavrusu; köpekbalığı yavrusu; f . yavrulamak (köpek) pup tent iki kişilik ufak çadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (i. poppa). 1. (denizcilik) Geminin arkası, kıçı. 2. Gemiye arkadan gelen rüzgâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pupa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any insect in that stage of its metamorphosis which usually immediately precedes the adult, or imago, stage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A genus of air- breathing land snails having an elongated spiral shell. an insect in the inactive stage of development intermediate between larva and adult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stern. astern. poop. pupa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The stage between the larva and the adult in animals that have complete metamorphosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The third stage in a butterflies life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A transition stage in a life cycle of insects between larva and adult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Insects go through a number of different life stages At the end of the final larval stage, the once softbodied larva develops a hard outer shell and becomes a pupa Inside the insect begins reforming itself from the breakdown and rearrangement of larval ti

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The resting stage between juvenile and adult forms of an insect; in butterflies, the pupa is encased by a chrysalis Typically this stage is immobile and does not feed; internally, however, complete reconstruction is taking place [image].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The stage in gypsy moth development when the larva changes into the adult moth. : inactive stage of insects with complete metamorphosis during which development into the final adult form is completed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Inactive pre-adult form of an insect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The stage in an INSECT LIFECYCLE between LARVA and adult This is the stage during which METAMORPHOSIS takes place and pupae are often covered in a hard covering and are apparently inactive Under the covering a radical re-arrangement of body structures occ

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The third, inactive stage of an insect's life cycle intermediate between larva and adult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. pupae) zool. böceğin tırtıl hali ile alacağı son şekil arasındaki devre, pupa; böceğin kelebek olmadan önce koza içindeki hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öğrenci, talebe; huk. vesayet altındaki kız veya oğlan çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. gözbebeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öğrencilik, talebelik devresi; huk. küçük olma hali, vesayet altında bulunma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. talebeye ait; vesayet altında bulunan kimseye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. gözbebeğine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. pupa meydana getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kukla; iplerle oynatılan kukla, maryonet; başkasının elinde oyuncak veya alet olan kimse. puppet play, puppet show kukla oyunu. puppeteer' i. kuklacı. puppetry i. kukla oyunculuğu; manasız gösteriş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köpek ve köpekbalığı yavrusu; hoppa delikanlı, züppe genç. puppy love hissi ve çocuksu aşk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dolu, Ar. memlû.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پر] dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پور] oğul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarı kör, donuk gören; mankafa, anlayışsız. purblindness i. yarım körlük; anlayışsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıvrılmış. 2. Saç lülesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Şakaklardan sarkan saç, zülüf. Ağaç ve bitkilerin saçak gibi ince kökleri. Oya, püskül, saçak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Kıvrılmak, kıvırcık hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lüle lüle saçlı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. satın alma, mübayaa, iştira, alım; satın alınan şey; kaymasın diye sıkı tutma; kaymasın diye bir şeyi sıkı tutmak veya hareket ettirmek için makara gibi alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. satın almak, mübayaa etmek; gayretle ele geçirmek, kazanmak; manivela ile kaldırmak veya çekmek. purchasable s. satın alınır, ele geçer. pur- chasing power satın alma kuvveti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Çok düşünceli, öfkeli. Kırışık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Pürçek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. peçe; kadınların örtünme usulü, gizlenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yürekli, cesur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Ezme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puree. purée.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. saf, safi, som, halis, has, temiz; kusursuz, lekesiz; nazari, tatbikatsız; iffetli, namuslu, masum. pure and simple sadece, yalnız, tek. pure'ly z. sadece, yalnız; tamamen, bütün bütün; masumiyetle, iffetle. pureness i. safilik, paklık, temizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. saf kan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. püre, ezme; koyu pişmiş et ve sebze çorbası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Kimi ağaçlarda yapraklardan ayrı olarak süren ince yaprak. Çalılık ve sık otlu yerl(Erkek İsmi) Sarı, kırmızı, çiçek açan ufak yapraklı anların çok sevdiği bir tür ot. Meşe ağacı filizi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Çok parlak, aydınlık.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kenarını süslemek; i. süslü veya işlemeli kenar. purfling i. süslü kenar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. temizleme, paklama; müshil ile bağırsakların temizlenmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. müshil, amel (ilaç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Araf, geçici olarak günah cezası çekilen yer, ıstırap yeri. purgator'ial s. Araf'a ait; temizleyici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. temizlemek, paklamak, düzenlemek; huk. birini temize çıkarmak; yok etmek; ishal vermek, amel vermek; temizlenmek; i. temizleme, tasfiye; müshil ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. temizleme; arıtma, tasfiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. temizlemek, paklamak, temiz kılmak; birini temize çıkarmak; sadeleşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İbr. şubat veya marta tesadüf eden ve Haman'ın elinden Yahudi kavminin kurtuluşu hatırasına yapılan Musevi bayramı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. asit üriğin esas cevheri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. puriste

dil b. özleştirmeci

Özleştirmecilik yanlısı olan kimse.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dil ve üslupta kesinliğe inanan veya bunu uygulayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., b.h. İngiltere'de kraliçe Elizabeth zamanında meydana çıkan ve bilhassa ibadette sadelik taraftarı olan mezhebin bir ferdi, Püriten; s. ahlâk ve din hususunda çok sofu. puritan'ic(al) s. sofu. puritan'i - cally z. sofucasına. Puritanism i. sofu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. temizlik, halislik, haslık, saflık; temizlenme, paklık; iffet, masumluk; nezaket; üslup temizliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. purisme

dil b. özleştirmecilik

Bir dili yabancı ögelerden arıtarak arı, katışıksız bir duruma getirmeyi ve kendi imkânlarıyla geliştirmeyi amaçlayan çalışma.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çağıldayarak akmak; kıvrılarak hareket etmek; i. çağıltı, çağıldama; girdap; dalgacık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bir çeşit dantela kenarı; dantela için sırma teli; yün örgüsünde ters iğne; elbisede kıvrım, pli; f. ters iğne örgü yapmak. knit one purl one bir düz bir ters örmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gen. çoğ. dış mahalleler, etraf, hudut, civar, varoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. çatıda sırt kirişi, aşık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çalmak, aşırmak, hırsızlık etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaprak sigarası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cigar. cuban cigar. cuban. weed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cigar. smoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cigar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. erguvani renk, mor renk, eflatun renk; mora boyanmış bez; bilhassa Roma imparatorlarının bordo kaftanı; imparatorun mevki ve yetki işareti; kardinallik; s. erguvan renkli, erguvani; krala ait, kral gibi; f. erguvan rengine boyamak; erguvan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. mana, kavram, mefhum, meal; f. manasında olmak, göstermek, bildirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maksat, meram, murat; niyet; karar. at cross purposes birbirinin maksadına aykırı. on purpose mahsus, bile bile, isteyerek, kasten. serve the purpose işine gelmek, maksadına hizmet etmek. to good purpose iyi netice vererek, faydalı surette. to no

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. niyet etmek tasarlamak, kastetmek; istemek, murat etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. maksatlı; ehemmiyetli; manalı. purposefully z. mahsus, kasten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. maksatlı, maksatla yapılmış, kullanışlı. purposively z. maksatlı olarak. purposiveness i. maksatlı oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. damar bozukluğundan ileri gelen ve deride morumsu lekelerle kendini gösteren hastalık, purpura.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. purpura hastalığına ait; kim. purpurik aside ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. boya kökünden yapılan kırmızı bir kimyasal bileşim, purpurin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kedi gibi mırlamak; i. kedi mırlaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kese, para kesesi, para çantası; hazine; yardım için toplanılmış para; torba. purse-proud s. kesesine mağrur, servetine güvenen. purse-strings i. kese bağları, kese ağzı kaytanı; para ödeme yeteneği. a common purse müşterek kese. a tight purse cimr

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. büzmek (dudak); keseye koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gemi muhasebecisi veya veznedan. pursership i. gemi veznedarlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (pürsîden = sormak’ tan). Soruş, sorma, sual. Pürsiş-i hâtır = Hatır sormak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. semizotu, pirpirim, bot. Portulaca oleracea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takip etme; devam, netice; ifa; tatbik. in pursuance of ifa ederken. pursuant s., z. uygun olarak, uyuşmuş; z., to ile uyuşmuş şekilde. pursuantly z. uygun surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kovalamak, peşine düşmek, takip etmek; bir düziye gitmek; aramak, elde etmeye çalışmak; meşguliyetine devam etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kovalama, takip, arama, peşinden koşma; meşguliyet, iş; elde etmeye uğraşma. pursuit plane ask. avcı uçağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şişman; tutuk nefesli, nefes darlığı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski hayvanın başı, paçaları ve içi, sakatat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük kabarcık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knobby. ragged. rough- hewn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. cerahatli, irinli. purulence, -cy i. cerahat toplama. purulently z. cerahatli halde, cerahat gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yırtılan ve kırılan şeyin yırtıldığı veya kırıldığı yerde kalan tiftiklenme, düzgün olmayan. 2. Yazı yazar veya bir şey boyarken etrafa sıçrayan damlalar. 3. Kadehte kalan şarap vesaire artığı. 4. Engel, mâni, müşkilât. 5. Noksan, kusur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roughness. shagginess. rub. burr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitch. protrusion. roughness. unevenness. difficulty. problem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roughness. unevenness. problem. difficulty. asperity. rub. tack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pürüz peydâ etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get uneven. roughen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asperity. gnarled. rough. rugged. shaggy. uneven. beset with difficulties. difficult. knotty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rough. uneven. rugged. difficult. marked with snags. teased. faulty. barbed. ragged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smooth. clean-cut. sleek. glabrous. glare. glazed. fluently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

even. fluent. smooth. without a hitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smooth. even. free of problems. sharp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tedarik etmek, sağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tedarik etme; levazım, zahire.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. satıcı, tedarik eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meal, mefhum, mana; sadet, konu; huk. bir kanunun hüküm kısmı;saha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Havada, yere dokunacak surette alçaktan peydâ olan duman, sisin hafifi: Havada pus var. 2. Meyvelerin üzerinde meydana gelen hafif beyazlık. 3. Ağaçların kütük ve dallarında meydana gelen yosun ve kabuk. 4. Yaprakların üzerine konan örümcek ağı, kurt ve böcek yuvası. 5. Memenin emziği üzerinde hâsıl olan kabuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Öpme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Giyen, giyinmiş, örtünmüş. Hırka-pûş = Hırka giyen. 2. Giyilen, Ar. melbûs. Ser-püş = Başa giyilen şey. Pâ-pûş (pabuç) = Ayağa giyilen şey. 3. Örten, saklayan. Ayb-pOş = Ayıb örten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haze. inch. mist. slight fog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The yellowish white opaque creamy matter produced by the process of suppuration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It consists of innumerable white nucleated cells floating in a clear liquid. a fluid product of inflammation the tenth month of the Hindu calendar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haze. inch. mist. drizzle. vapor. vapour cloud. damp. water smoke. fume. dampness. smog. aerosol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white, yellow-green, or beige creamy fluid that is formed by decomposing tissue, white blood cells, and tissue fluids. blood, serum, damaged tissue, white blood cells and bacteria found at places of infection or injury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An acute inflammatory exudate composed of dead and dying neutrophils and necrotic surrounding tissue; a foul-smelling, milky yellow fluid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture of dead bacteria, white blood cells and other body secretions created by the body to rid itself of infection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pale yellow or green fluid found where there is an infection. liquid material containing broken-down leukocytes and cells, usually resulting from inflammation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Packet Utilisation Standard utilisation standard. the tenth month of the Hindu calendar. a fluid product of inflammation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پوش] giyen, örten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. cerahat, irin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çölde uzaktan su gibi görünen duman, serap, ılgım salgım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Puslu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Silâhlar, zırh ve silâh gibi harp Aletleri. 2. At takımı. 3. Alet ve edevat takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tool. equipment araç. weapon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ortaoyununda şakşak ve tahta kılıç gibi Aletle maskaralık eden soytarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zırh giymiş, zırhlı, cebeci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Öpüş, bûse. (bk.) BÜse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) BÜselik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oğul, erkek evlât.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Oğul, erkek çocuk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baby carriage. pushchair. stroller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stroller. pushchair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. itmek, dürtmek; sürmek, sevketmek, yürütmek; sıkıştırmak, tazyik etmek; saldırmak, üzerine hücum etmek, arkasını bırakmamak; tos vurmak, boynuz ile vurmak; k.dili kanunsuz yoldan uyuşturucu madde satmak. push about öteye beriye kakmak; kakışmak. p

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. itiş, kakış, dürtüş, sürme; hücum; baş sıkılması, ihtiyaç, sıkıntı; basacak yer, düğme; argo ahbaplar takımı, kumpanya. push button elektrik düğmesi. pusher i. iten kimse veya şey; enerjik kimse; uyuşturucu madde satan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir bölme içinde tamamlayıcı hoparlör sürücüleri kullanılarak, daha iyi bas tepkisi sağlanmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iri bir topu iterek oynanan bir oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. el ile itilerek sürülen araba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iten; enerjik, girişken; küstah, sataşkan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., argo kolay aldanır kimse, yemlik; kolay iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. raptiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yüzükoyun yatarak vücudu esnetme hareketi, şınav.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Örtü, perde: Kâbe-i Şerîfe’nin pûşîdesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پوشيده] örtülü. 2.gizli. 3.kapalı. 4.örtü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. korkak, tabansız, yüreksiz, çekingen.pusillani- mously z. korkakça. pusillanimity, pusil- lanimousness i. korkaklık, alçaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) BÜsîş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mânâyı kuvvetlendirmek için «eski» sıfatıyla beraber kullanılır. Eski püskü = Eski, yırtık eşya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İplik, İpek yahut sırma ve telden yukarısı top ve aşağısı dağınık askı. Püsküllü belâ = Büyük çapraşık dert.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tassel. tuft. fringe. coma. beard. thrum. tag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tassel. tuft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tassel. beard. bobble. feather. tag. tuft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tasseled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tasselled. tufted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a peck of trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1.). 1. Suyun damlaları . gibi dağınık: Püskürme ben; püskürme dallı kumaş. 2. Bol yığılmış, kırmalı ve düşük. Püskürme şalvar = Kırmalı paçaları ayağın üzerine düşen. 3. Havada patlayıp dağılan: Püskürme fişek. 4. Püskürülen şey, patlayıp yayılma: Yanardağ püskürmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eruption. spraying sth from one's mouth. eruption. blowing. splatter. pulverizing. sprinkling. ejection. effusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağızla üfliyerek bir şeyin üzerine su yağdırmak: Su püskürmek. 2. Şiddetle havaya sıçratıp dağıtmak: Vezüv dağı küller, ateşler püskürüyordu. 3. Zorla geri atılma: Düşman püskürdü. 4. Su püfler gibi şiddetle gülmek. 5. (çay) Fışkırmak, köpürmek. Ateş püskürmek = mec. Çok kızgın olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spray sth from one's mouth. to spew out. to erupt. jet. spout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spray. atomizer. aerosol. spray can. spray gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repulse. spraying. injection. repelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spraying. dusting. sprewing out injection. blowing. blasting. sprinkling. atomization. repulsion. belch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spray gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spray gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pulverization. spray. spray on. spout. atomize. vaporize. belch. repulse. repel. beat off. dash. pulverize. squirt. vomit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belch. spray. to spray. to belch. to repulse. to repel. to fight sb/sth off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spray. to spray. to dust. to spew out. to spume forth lava. to repulse. to drive back an attacker. to blow. to blast. to inject. to sprinkle. to atomize. to jet. to repel. to spatter. sparge. fence out. fight off. rush. spout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Yanardağın ağzından çıkan çeşitli maddeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lava. aerosol. spray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repelling. repellent. atomizer. spreader. sprinkler. sprayer. spray. injector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sprayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be sprayed. to be dusted. to be driven back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Yanardağın püskürdüğü madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hazy. misty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hazy. misty. foggy. cloudy. nebulous. nebulose. nebular. nubilous. dreamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çökmek, sinmek. 2. Pus çökmek, ortalığı hafif sis kaplamak. 3. Pusuya yatmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili kedi; çocuk veya genç kadın (sevgi belirtisi). puss moth Avrupa'ya mahsus iri bir pervane. a sly puss kurnaz kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., argo yüz, surat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cerahat dolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kaba ferç; kaba cinsi münasebet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili kedi. pussy willow ipek gibi püskülleri olan bir söğüt ağacı, bot. Salix discolor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kedi gibi sessizce yürümek; kendi fikrini belirtmemek; i. fikrini belirtmeyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Cinsî sapık erkek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arka, sırt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scoundrelly. scoundrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastard. cunt. catamite. fairy. queen. son of a bitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passive male homosexual. queer. fag. son of a bitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fickleness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s., tıb. sivilceler hâsıl etmek, kabarcık haline girmek; s. sivilce dolu. pustulant i. sivilceler hâsıl eden bir ilaç. pustular s. sivilcelerle dolu, sivilce kabilinden. pustula'tion i. sivilce hâsıl etme, sivilcelenme; sivilce, kabarcık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sivilce, kabarcık, püstül; bot. kabartı, sivilceye benzer benek. pustulous s. sivilcelerle dolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Pusula.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşmana ansızın vurmak üzere saklanılıp beklenilen gizli yer, Fars. kemin, kemîngâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambush. ambuscade. wait. blind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambush. ambuscade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambush. place where one lies in ambush. wait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle askerlerin giydikleri hafif sarık. (bk.) Poşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kullanılan şekli: pusla, i. bussola). Dünyanın kutuplarındaki mıknatıslık sebebiyle daima kuzeye doğru dönen bir ibre vasıtasiyle yön tayinine yarayan Alet. Pusulayı şaşırmak = mec. Ne yapacağını bilememek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hatırda kalması veya birine hatırlatılmak istenen bir şey yazılmış küçük kâğıt, küçük tezkere. 2. Bir hesap ve alış veriş hülâsası yazılı kâğıt: Pusulasını gönderin, parasını vereyim.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. bussola

yön belirteci

Üzerinde kuzey güney doğrultusunu gösteren bir mıknatıs iğnesi bulunan ve yön tespit etmek için kullanılan kadranlı araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compass. chit. note. scrip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. compass. reminder. slip. note. slip of paper. compass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compass. line. slip. tag. note. memorandum. bill. nillet. leaflet. letter. account. billet. debenture. scrip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Dünyanın kendisi, çekirdeğindeki soğumamış kısımlarından dolayı dev bir mıknatıstır. Bu büyük mıknatısın artı ve eksi uçları kuzey ve güney kutuplarındadır. Ancak bildiğimiz coğrafi kutuplarda değil. Pusulanın minik ucu tam kuzeyi göstermez, gösterdiği noktaya magnetik kutup denir.

Pusulanın gösterdiği kuzey yönünü devamlı takip ederseniz kuzey kutbuna hiçbir zaman ulaşamazsınız. O noktadan 7 derece yani kilometrelerce uzaklıktaki magnetik kutba varırsınız. Olayın ilginçliği bu kadarla da bitmiyor. Bilimin kesin olarak saptadığı bir sürpriz daha var. Bu magnetik kutupların yerleri de sabit değil, zamanla değişiyor, kuzey güneye, güney kuzeye geliyor.

Eğer elinize bir pusula alıp zaman yolculuğu yapabilseydiniz, birkaç milyon yıl önce pusulanızın kuzey gösteren ucuna bakarak seyahat edince sizi penguenlerin büyük atalarının karşıladığım, yani güney kutbuna vardığınızı şaşırarak görürdünüz.

Magnetik kutupların niçin ve nasıl yer değiştirdikleri henüz tam bilinmiyor. Bu olayın dünyada kraterlerin oluşması, iklimlerin değişmesi, bazı canlı türlerinin yok olması gibi olaylarla yakın ilgisi olduğu sanılıyor. Bilim insanları magnetik kutupların yer değiştirmesinin 170 milyon yılda yaklaşık 300 defa tekrarlandığını, bugünkü konumuna en son 750 bin yıl önce geldiğini ileri sürmektedirler.

Sadece magnetik kutupların yer değiştirmelerinin değil dünyanın magnetik alanının bile başlangıçta nasıl oluştuğu tam açıklığa kavuşmuş değil. Teorilere göre dünyanın merkezindeki sıvı halindeki çekirdek bölümündeki ısı, dış demir katmanlara ulaşarak dünyanın dönüşü ile beraber bir dinamo etkisi yaparak magnetik alanı meydana getirmiştir.

Yerkürenin magnetik alanının şiddet ve doğrultusunu ölçmek için 1979 Ekim’inde uzaya gönderilen ‘Magsat’ uydusu 3 yıla yakın görev yapıp da yanmadan önce gönderebildiği en önemli bilgi, magnetik alanının şiddetinin gittikçe azaldığı, her on yılda şiddetinden yaklaşık yüzde birini yitirdiği, böyle giderse muhtemelen bin yıl sonra magnetik kutupların yerlerinin tekrar değişebileceği bigisiydi.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Pisliğe delâlet eden kelimelerle beraber kullanılır: B.. püsür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flaw. defect. mistake. pain in the neck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üç dört tel iplikten bükülmüş iplik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tek tanrılı dine mensup olmayanların tapındıkları heykel. 2. Dilber, pek güzel şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

God. idol. image.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pit. 3d pers. sing. pres. of Put, contracted from putteth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rustic; a clown; an awkward or uncouth person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To move in any direction; to impel; to thrust; to push; nearly obsolete, except with adverbs, as with by ; or with forth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bring to a position or place; to place; to lay; to set; figuratively, to cause to be or exist in a specified relation, condition, or the like; to bring to a stated mental or moral condition; as, to put one in fear; to put a theory in practice; to put a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To attach or attribute; to assign; as, to put a wrong construction on an act or expression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To lay down; to give up; to surrender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To set before one for judgment, acceptance, or rejection; to bring to the attention; to offer; to state; to express; figuratively, to assume; to suppose; formerly sometimes followed by that introducing a proposition; as, to put a question; to put a case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To incite; to entice; to urge; to constrain; to oblige.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To throw or cast with a pushing motion 'overhand,' the hand being raised from the shoulder; a practice in athletics; as, to put the shot or weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To convey coal in the mine, as from the working to the tramway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To go or move; as, when the air first puts up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To steer; to direct one's course; to go.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To play a card or a hand in the game called put.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of putting; an action; a movement; a thrust; a push; as, the put of a ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A certain game at cards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A privilege which one party buys of another to 'put' to him a certain amount of stock, grain, etc., at a certain price and date.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prostitute. attribute or give; 'She put too much emphasis on her the last statement'; 'He put all his efforts into this job'; 'The teacher put an interesting twist to the interpretation of the story' cause to be in a certain state; cause to be in a cert

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idol. cross. fetish. graven image.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the option to sell a given stock at a given price before a given date. put into a certain place or abstract location; 'Put your things here'; 'Set the tray down'; 'Set the dogs on the scent of the missing children'; 'Place emphasis on a certain point'. ca

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Maps the specified key to the specified value in this dictionary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An option contract that gives the owner the right to force the sale of a certain number of shares of stock at a specified price, on or before a specified date.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bondholder's right to redeem a bond before maturity; a contract that grants the right to sell at a specified price a specified number of shares by a certain date.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Puts the specified element into the Dictionary, using the specified key.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An option contract that gives the holder the right to sell the underlying security at a specified price for a certain fixed period of time See also Call.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An option contract that gives the holder the right to sell the underlying security at a specified price for a certain fixed period of time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An option which gives the buyer the right but not the obligation to sell an underlying asset at an agreed upon price within a specified period of time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In options the buyer of a put has the right to acquire a short position in the underlying futures contract at the strike price until the option expires; the seller of the put obligates himself to take a long position in the futures at the strike price if

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An option to sell a specified number of shares of stock at a specified price within a nine-month period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An option to sell a stipulated amount of stock or securities within a specified time and at a fixed exercise price See Call.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Maps the specified key to the specified value in this dictionary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An option to sell a commodity, security, or futures contract at a specified price at any time between now and the expiration of the option contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An option contract that gives the buyer the right to sell, and places on the writer the obligation to buy a specified number of shares of the underlying stock at the given strike price on or before the expiration date of the contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An option contract under which the holder has the right to sell the number of shares of the underlying security that is covered by the contract at a fixed price for a fixed period of time The put option buyer pays the put option seller a fee called a prem

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An options contract giving the holder the right to sell a specified number of shares of the underlying stock for a specified price by a specified date If the put holder chooses to exercise the option, the writer is obligated to buy the underlying stock ac

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An option to sell a stock at a predetermined price within a specific time period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An option to sell a specified number of shares of stock at a specified price within a specified period of time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the kernel, means 'drop a reference to' This indicates that whatever task was using the object previously is no longer interested This may just decrement a usage count, or perform a more complicated reaping routine. is an option contract that gives the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A security that gives the holder the right, but not the obligation, to sell 100 shares of common stock at the strike price on or before the date of expiration Also see Options and Call, as well as Investment Strategies. the right to sell a specified stock

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of option which enables the investor to sell a fixed number of shares at a set price within a given time period This is used as a hedge or protection for an existing investment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the kernel, means 'drop a reference to' This indicates that whatever task was using the object previously is no longer interested This may just decrement a usage count, or perform a more complicated reaping routine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An option granting the right to sell the underlying futures contract Opposite of a call.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-put, -ting) i., s. koymak, yerleştirmek; belirli bir şekle sokmak; sokmak; avucu yukarı tutarak atmak (gülle); sevketmek, harekete getirmek, zorlamak; hamletmek, üzerine yüklemek; söylemek, öne sürmek, reye koymak; acele gitmek, koşmak; kelimelerl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bot. şeftali cinsi meyva çekirdeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. farzedilen, varsayılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., argo birisini susturucu veya bastırıcı söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پوته] pota.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (aslı: butlamak, zira eski Türkçe’de buta ve budağ yavru demektir). (dişi deve) Doğurmak, yavrulamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to idolize. deify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. iskele kirişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., argo aldatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Puta tapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heathenish. pagan. heathen. idolater. worshipper of idols. heathen. pagan. profane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heathen. idolater. pagan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idolater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idolatry. image-worship. heathenism. paganism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idolatry. paganism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çürümek, bozulmak; kokmak, kokuşmak; kangren olmak; çürütmek, kokutmak. putrefaction i. kokma, çürüme. putrefac'tive s. çürütücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beam. girder. steel / roller beam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çürümekte olan; çürüklüğe ait. putrescence i. çürüklük, bozukluk; çürüme halinde olan şey. pu- trescible s. çürür, bozulur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çürük, çürümüş, bozuk, bozulmuş, kokmuş; çürüklüğe alâmet olan. putrid'ity, putridness i. çürüklük; çürümüş şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. komplo, ani ayaklanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., golf topu deliğe sokmak için hafif vuruş; f. bu suretle topa hafifçe vurmak. putter i. bu hafif vuruşa mahsus değnek. putting green golf deliğinin etrafındaki dümdüz kesilmiş çimenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, putty i. dolak, tozluk yerine baldıra sarılan ensiz uzun kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, potter f. ufak tefek işlerle meşgul olmak, oyalanmak, vakit geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. camcı macunu; macuna benzer madde; sıvacılar tarafından kullanılan ince kireç harç;f. macunlamak.putty faced s. manasız ve ifadesiz yüzlü. putty knife macun sürmek için camcının kullandığı alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili önceden ayarlanmış. a putup job hileli iş, hile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knob. slight protuberance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sertleşmiş deri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lumpy. rough. shaggy. chapped. cracked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopped. cracked. chilblained. rough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smooth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Nokta, sayı. Puvan hesabıyla yenmek = Hasmından çok sayı alarak oyunu kazanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Liste tutan; elindeki listeye işaret yapan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پویان] koşan, hızla giden. 2.geçip giden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geçip gitmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Koşan, hızla yürüyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Maymun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mazeret, özür.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پوزش] özür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. puzzle

yapboz

Kesilmiş resim parçacıklarını birbirine uygun duruma getirerek resmi yeniden oluşturmaya dayanan bir tür çocuk oyunu.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilmece; muamma; şaşkınlık, hayret; anlaşılmaz kimse. Chinese puzzle çok dolaşık bilmece veya mesele. cross word puzzle bulmaca. picture puzzle resim bilmecesi, resim teşkil eden bilmece.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şaşırtmak hayret vermek, muamma gibi tesir etmek; şaşırmak, hayrete düşmek. puzzle over çok düşünmek, zihnini yormak. puzzle out muamma veya bilmeceyi halletmek. be puzzled şaşırmak, afallamak. puzzler i. muamma, müşkül mesele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. anlaşılmaz hal; şaşkınlık; şaşırtıcı şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şaşırtıcı; üzücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پر] dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پرخون] kan dolu, kanlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [پرسکوت] derin sessizlik içinde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پرز] hav, kumaş havı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پسر] oğul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پشت] arka. 2.sırt. 3.homoseksüel erkek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پشتيبان] destek. 2.destek veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eskiden Peru yerlileri tarafmdan bir yere haber gönderilirken habercinin ayrıntıları unutmaması için eline verilen yer yer düğümlenmiş renkli ipler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cumhuriyet; cumhuriyet hükümeti. republican s., i. cumhuriyete ait; i. cumhuriyetçi; b.h., A.B.D. Cumhuriyet Partisi üyesi. republicanism i. cumhuriyetçilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tekrar neşretmek; tekrar yürürlüğe koymak (iptal edilmiş kanun veya vasiyetname).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. reddetmek, tanımamak; ödememek, kabul etmemek. repudia'tion i. reddetme, tanımayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iğrenç, tiksindirici, çirkin; zıt, muhalif, karşıt. repugnance, repugnancy i. nefret, tiksinme, iğrenme; zıtlık, muhaliflik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hücum edeni geri püskürtmek, defetmek, tardetmek, kovmak; i. hücumu bozguna uğratma, hezimet, kovma. repulsion i. ret, kabul etmeme; itme, geri itme; defetme, defolunma; fiz. iteleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iğrenç, tiksindirici; soğuk, yavan; uzaklaştırıcı. repulsively z. iğrenç surette. repulsiveness i. iğrençlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. itibara lâyık, muhterem, saygıdeğer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ad, şöhret, ün, itibar, şeref.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. saymak, kabul etmek; i. ad, şan, şöhret, itibar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. namlı, şöhretli sayılan, farzolunan. reputedly z. rivayete göre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dördüncü yüz yılda Ren nehri sahillerinde ve Köln civannda yerleşmiş olan Franklara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili gürültü, şamata; kavga, çekişme. rumpus room evde oyun salonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soap bubble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lather. suds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soap bubble. suds. lather. suds soapsuds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

field gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kendine mahsus tarzda bir yelkeni olan, büyücek bir çeşit kayık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hindistan ve sonra Avrupa’da yapılan astarlık seyrek bez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Daha çok saç yıkamakta kullanılan sıvı sabun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shampoo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shampoo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shampoo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şapır şapır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İran hükümdarlarından üç şahsın adıdır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (coğ. -lae) anat. kurek kemiği, skapula. scapular s. kürek kemiğine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kil. bazı tarikat keşişlerinin giydiği kolsuz gömlek; bazı tarikat mensuplarının giydiği uzun hamail; çoğ. kuşların omuzunda biten tüy.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. süpürge şeklindeki

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vicdanının sesini dinleyen; dakik, titiz. scrupulosity, scrupulousness i. vicdanlılık; dakiklik, titizlik. scrupulously z. vicdanla; titizlikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) gömüt, sin, mezar, kabir; (f.) gömmek, defnetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) mezara ait; kasvetli; mezardan geliyor gibi (ses).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gömme, defin; eski kabir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرپوش] başlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ses tüpü, kulaklığınızla daha net ve parazitsiz sesler dinleyebilmeniz için, konuşan kişinin sesiyle çevredeki sesleri ayırır

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çoban çantası, (bot.) Capsella bursapastoris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., spor gülle atışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mop up. mop up profits. sweep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. halis, saf; gerçek; alın açık yüzü ak, lekesiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. önkafa; kafatasının üst kısmı, tepe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Asya, Malezya ve Endonezya arasında adalar.

Coğrafi konumu: 1 22 Kuzey enlemi, 103 48 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneydoğu Asya.

Yüzölçümü: 647.5 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 193 km.

İklimi: tropikal.

Arazi yapısı: alçak.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Singapur Şeridi 0 m.

en yüksek noktası: Bukit Timah 166 m.

Doğal kaynakları: balık.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.

daimi ekinler: %6.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %5.

Diğer: %87 (1993 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,300,419 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %3.5 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 26.45 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 3.62 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.17 yıl.

Erkeklerde: 77.22 yıl.

Kadınlarda: 83.35 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.22 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.19 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 4,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 210 (1999 verileri).

Ulus: Singapurlu.

Nüfusun etnik dağılımı: Çinli %76.7, Malay %14, Hintli %7.9, diğer %1.4.

Din: Budist, Müslüman, Hıristiyan, Hindu, Sikh, Taoist, Konfüçyanist.

Diller: Çince (resmi), Malay (resmi), Tamil (resmi), İngilizce (resmi).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %93.5.

erkekler: %97.

kadınlar: %89.8 (1999).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Singapur Cumhuriyeti.

kısa şekli : Singapur.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Singapur.

İdari bölümler: yok.

Bağımsızlık günü: 9 Ağustos 1965 (Malezya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 9 Ağustos (1965).

Anayasa: 3 Haziran 1959.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu), ARF, AsDB (Asya Kalkınma Bankası), ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), C, CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CP, ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), NAM, OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), PCA (Daimi Hakemlik


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk Musikisi’nde bir Ahenk (düzen) ve bir ney çeşlti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. siyeh = kara, pûşîden = giymek). Karalar giyinmiş, mateme girmiş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. hata, yanlış, sürçme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gevşek, sarkık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sölpük hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) mızmız kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Güney Afrika Cumhuriyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (ded, ding) çapa, tirpidin, tirpit, bahçe malası; k.dili. patates; kalın ve kısa şey; f. çapa ile yeri kazmak veya otları sökmek, çapalamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. spew.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. köpük; f. köpürmek. spumescence i. köpüklü olma. spumescent, spumous, spumy s. köpük gibi köpüklü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., bak. spin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kav, mantar kavı; kıvılcım alev; kibrit; k.dili. azim kuvvet, metanet cesaret; öfke, hiddet. spunky s. cüretli; öfkeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-red, -ring) mahmuz; saik, tahrik vasıtası, kışkırtıcı herhangi bir şey; mahmuza benzer sivri odun parçası; bazı çiçeklerde bulunan boru şeklinde çıkıntı; horoz mahmuzu; duvarı destekleyen çıkıntılı kısım; payanda, destek; ovaya uzanan dağ

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mahmuz yarası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sütleğen, bot. Euphorbia spurge laurel, defneye benzer bir bitki, bot. Daphnelaureola spurge olive dulap talotu, bot. Daphne mezereumsun spurge, sarı sütleğen, bot. Euphorbia helioscopia. tree spurge ağaç sütleğeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. ayağının arka parmağı mahmuzlu (kuş).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sahte, taklit, yapma, düzme; biyol. sathi, asıl olmayan, benzer; kanun dışı (çocuk). spuriously z. taklit ederek. spuriousness i. benzeri olma, taklidi olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. tekme atıp defetmek, tekme ile kovmak; hakaretle reddetmek; i. hakaret edici davranış; nefretle reddetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mahmuzcu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karanfil familyasından herhangi bir ot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i. ani hamle yapmak, davranmak; i. ani hamle; kısa müddet için faaliyet artışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. fışkırmak, fışkırtmak; i. fışkırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Rusların uzaya gönderdiği ilk uydunun ismi, sputnik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. tükürük saçmak; tükürük saçarak konuşmak; süratle ve anlaşılmaz bir şekilde konuşmak; i. tükürük saçma; dili dolaşarak laf söyleme; kuru gürültü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ta) salya tükürük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. artıran; i. artma, yükselme; makina süratini artırma cihazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şart koşmak, maddeler halinde belirtmek, kayıt ve şarta bağlamak; söz vermek, garanti etmek, taahhüt etmek; anlaşmak. stipulation i. şart, madde; şart koyma, taahhüt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaprak sapının dibinde çift olarak bulunan ufacık yaprak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water polo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. kürek kemiği altındaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Suçlu imi; gibi çekinerek; utanıp sıkılarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in a crestfallen manner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. cerahat toplamak; işlemek (yara). suppura'tion i. cerahat, irin. suppurative s. cerahat hasıl edici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Teslim ve terk olunmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ortalık süpürecek filet, hasır süpürgesi = Odaları süpürmeye mahsus sazdan yapılmışı; çalı süpürgesi = avlu vesaire süpürmeye mahsus çalıdan yapılmış kabası, tavan süpürgesi = hasır süpürgesinin saplısı, meydan süpürgesi = çalı süpürgesinin saplısı, süpürge sapı = süpürgeye takılan sopa, elektrik süpürgesi = elektrikle işleyeni,

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broom. whisk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

health.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorghum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

health. ling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Süpürge yapıp satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker of brooms. seller of brooms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skirting board. baseboard. plinth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baseboard. skirting board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

towboard ; baseboard ; dashboard ; mopboard ; plinth ; skirting board ; ski. dado.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sweep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sweeping. sweep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Süpürge ile tozu ve çörçöpü alıp temizlemek: Şu odayı süpürmell. 2. Fırça ile silkip toz ve kılları alarak temizlemek: Ceketimi süpürdüler mi? 3. (Mec.) Süpürür gibi bir şeyin bütününü alıp götürmek, yalayıp yutup bir şey bırakmamak: Bir sofra dolusu yemeği tek başına silip süpürüverdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sweep. sweep up. brush. give smth. a sweep. whisk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sweep. to sweep. to brush. to sweep away. clear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sweep ; to sweep away , to get rid of sb / sth completely. brush. sweep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Süpürmeye zorlamak veya İzin vermek. 2. Giyeceğin toz ve kıllarını silktirlp temizletmek: Şu paltoyu hizmetçiye süpürtmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Süpüren, süpürmek . vazifesiyle görevli hizmetçi. Ocak süpurücüsC = Ocakları süpürüp temizleyen adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jazzed up. ornate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Susup sinmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شپش] bit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(halk dilinde: TâHTABOŞ) (i.) (Fars. tahte = tahta, pûşîden = örtmek). Dam üzerinde döşemeli yer ki, başlıca çamaşır sermeye mahsustur: Çamaşırı tahtapûşta kurutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tahtapûş

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postage-due stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

talcum powder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

talcum / dust powder. talc. talcum powder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: tapuğ = baş eğme, itaat etme). Mülkiyet senedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deed. land register. title deed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

title deed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

title deed. land registry. register office. deed office. title.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Maori word for something that is sacred. sacred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

register of title deeds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

land register. land registry. record of original entry. land records. property / land register. register of title deeds. plat book. real estate records. property register.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get title to a piece of land. to issue a title deed for a piece of land.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تار و پود] kumaşın çözgü ve atkısı. 2.doku.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long-handed broom used to clean ceilings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). 1. Öteye beriye kokarak arama. 2. Dalkavukluk, etme ve yüzsuyu dökerek birinin her işini tasdik edip kavuk sallama.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تکاپو] telaş, koşuşturma. 2.dalkavukluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. Zaman (kuş gibi) uçar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ufak fes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in all. all told. altogether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ayağın baldıra bağlandığı yerdeki mafsalın teşkil ettiği yumru. 2. Çay ağzının biraz açığında kumdan biriken sed: Çay topuğu. 3. (denizcilik) Direk ve serenlerin en aşağısı. Omurga topuğu = Gemi omurgasının kıç tarafındaki nihayeti. Topuk çalmak = (at) Yürürken topuklarını birbirine çarptırmak. Çamur topuklara çıkmak = Sokaklarda çok çamur bulunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heel. ankle. self. bank. shoal. overfall. key.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astragalus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high-heeled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high-heeled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat-heeled. low-heeled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kestanenin dikenli dış kabuğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’laşmışı: debbûs). 1. Ucu tokmaklı sopadan ibaret eski savaş Aleti. 2. mec. Kısa ve kalın adam. Topuz altında = Zorla, kahrederek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mace. knob. topknot. pommel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knob. mace. war club. globular knob. knot of hair. mace. globular knob. knot. bun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mace. doorknob. bun. knot. pestle. club. beetle. mallet. ball. ball head. boss. bowl. globe. pommel. pull. lock. handle. thumb piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Bir ucu top gibi olan silah. 2.Kısa boylu kimse. 3.Balyoz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knobbed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with a knob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maden rendelemeye veya perdahlamaya mahsus çelik Alet ki, eğe gibi çizikli olmayıp kısa ve sivri iğneli olur. Ağız törpüsü — Kaba cilâya mahsus çeşidi. Balık sırtı, sıçan kuyruğu törpü = Bu şekillerde olan çeşitleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

file. rasp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

file. rasp. nail file. rubber file. broach file. float-cut file. wood rasp / file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Törpü denilen çelik Aletle düzeltmek veya perdahlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rasp. file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

file. rasp. to rasp. to file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to file. to rasp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filed. rasped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karşı gelinmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rağbet görmeyen, benimsenmeyen, tutulmayan; gözden düşmüş. unpopularity i. gözden düşmüş olma; rağbet görmeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. basılmamış, yayımlanmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cezalandırılmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vicdansız; töresiz; prensipsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cotton waste. oakum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İtalyanca: stupa). (bk.) Usturpa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fransızca bateau A vapeur: Buhar. Buğulu gemi, buğu gemisi’nden kısaltma). Buhar kuvvetiyle işleyen gemi. Buhar gücüyle çalışan deniz taşıtlarının ortak adı. İstimbot ya da buharlı gemi olarak da bilinir. Önceleri yalnızca ırmaklarda yolcu ve ticarî mal taşımacılığında kullanılan çarklı tekneler buharlı gemi olarak adlandırılırdı. Sonraları geliştirilen buhar makineleri açık denizlerde yol alan gemilerde de kullanılmaya başlanınca, buhar gücüyle çalışan her türlü deniz aracı artık bu adla anılmaya başlandı. İlk buharlı gemi 1807 yılında Robert Fulton tarafından yapıldı. Fulton yaptığı bu vapura Clermont adını verdi. Clermont, 51 m uzunluğundaydı ve 8 km/saat hıza kadar çıkabiliyordu. Clermont 1807’de, ABD’deki Hudson Irmağı’nda sergilendi. Buradaki gösterisini büyük bir başarıyla tamamladı. Bir süre sonra Clermont, New York ile Albany arasında düzenli seferler yapmaya başladı. Bugün vapurlar, ilk hâllerine göre çok daha gelişmiş olarak hizmet vermeye devam etmektedirler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steamboat. steamer. steamship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ship. steamer. steamship. ferry. boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boat. ship. steamer. steamship. liner. ferry boat. steamboat. steamship vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating a steamship line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. 1879'da Alman Johann Schleyer tarafından icat olunan milletler arası uydurma dil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir mayıstan önceki gece (Alman folklorunda büyücü karılarının toplandıkları gece).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerika kızılderililerinin para veya sus olarak kullandıkları boncuklar; k.dili. para, mangır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. perde arkasından ipleri çekme, slang. torpil patlatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yayvan, yayılıp açılmış: Yalpık su.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gelinin yüzüne yapıştırılan ufak elmas. 2. Eskiden sipahi süsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kekiğe benzer bir ot. .

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Musevilikte Kefalat Günü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

rosto ile birlikte pişen bir çeşit hemur işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Telâşla öteye beriye koşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., zırh, pürden = giymek). Zırh giyen, zırhla kendini muhafaza eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زره پوش] zırhlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Pumayı bilirsiniz. Hani vahşi kedilerin uzak atalarından. Yaklaşık iki metre uzunluğundaki benekli yırtıcı.

Birçok özelliği ile ünlüdür bu ormanların harika kedisi. Ama en çok ta hızlı ve kıvrak koşusu ile tanınır. Avının peşine düştüğü andan itibaren giderek hızlanan ve vücudunun tüm eklem ve kaslarını ortaya koyan hareketlerini seyretmek bir zevktir. Bu ölüm koşusu bazen pumanın , bazen ise hayatı için koşan kurbanın zaferi ile sonuçlanır.

Peki bir puma avının peşinden ne kadar koşar? İşte ormanların vahşi avcısını uygarlıkların kurucusu insan’a örnek yapacak olanda pumanın bu özelliğidir. Puma avının peşinden sürdürdüğü “ölüm koşusunu” her zaman avının cüssesine göre ayarlar. Yani bir ceylan ele geçirmek için koştuğu süre ile, bir tavşanın peşinden geçirdiği süre asla aynı değildir. Çünkü puma akıllı bir hayvandır ve koşarken harcadığı enerji miktarı, avdan elde edeceği potansiyel enerji miktarını aştığı anda puma koşmaktan vazgeçer. Yenilgiyi kabul edip başka av arar. Bu nedenle ceylanın peşinden fazla, tavşanın peşinden çok daha az koşar.

İşte “aptal puma sendromu” bunun tersini yapan insanların ruh halini ifade etmek için, yani bir tavşanın peşinden yıllarca koşan , sonra da yakaladığı avı bir öğünde bitiren akılsızlar için kullanılır. Başarının sırrı pumalıktan, yani harcanan emek, ulaşılan sonuç ilişkisindeki dengeyi iyi saptamaktan geçiyor.


Genel Bilgi by