R² (reality Regenerator – Ge ne demek? | R² (reality Regenerator – Ge anlamı nedir? | R² (reality Regenerator – Ge

R² (reality Regenerator – Ge anlamı nedir?

R² (reality Regenerator – Ge ne demek?

R² (reality Regenerator – Ge anlamı nedir?

R² (reality Regenerator – Ge | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: r² reality regenerator – ge

Teknolojik Terim

TV ekranında net ve doğal görüntüler sağlayan bir resim geliştirme sistemi. Kayıttan sonra bulanık hale gelebilen nesne kenarları, sistem tarafından düzeltilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Sony tarafından sunulan VW serisi ev sineması projektörlerindeki 12 volt trigger çıkışı, güçlendirilmiş bir ekranı etkinleştirmenizi sağlar. Projektörü çalıştırmak için çevre birimlerine bir elektrik sinyali gönderilir.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

18. yüzyıl sonlarında İstanbul gençleri arasında şemsiye modası çıkmıştı. Rengarenk ipek püsküllü şemsiyeler yalın ayaklı, dökük kıyafetli gençlerin bile elinde görülürdü.

Kibar ve zengin gençler o zamanın kabadayılarından sayılan Levent’lerin külhanbeyi kıyafetlerini giyerler, at üstünde şemsiye açarak dolaşırlardı.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

Bu mod, filmlerin yönetmenin büyük ekran için amaçladığı üzere saniyede 24 kare hızında izlenmesine olanak sağlar. Günümüze dek, evde izlenen filmler sinema salonunda olduğundan ‘daha hızlı’ oynatılmaktadır. TV’de yayınlanan ya da DVD olarak satılan filmlerin, PAL biçimiyle uyumlu izlenebilmesi için ayarlanması gerekmektedir. Buradaki fark, filmler saniyede 24 kare hızında çekilirken standart bir TV’nin saniyede 25 kare hızında yayın yapmasından kaynaklanmaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bluetooth üzerinden müziklerin stereo olarak dinlenmesini sağlayan standart.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(TEKNOLOJİ TERİMİ) AAC-LC, dört Gelişmiş Ses Kodlama profilinden biridir. Mp3’ten daha iyi bir ses kalitesi sağlar ve dört profil içinde en basit ve en yaygın olarak desteklenen formattır. AAC-LC, çok çeşitli cihazlarla uyumludur; bu nedenle Sony WALKMAN®, PSP® veya PlayStation® ürününüzde aynı mükemmel ses kalitesinin tadını çıkarabilirsiniz.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

AAC-LC, dört Gelişmiş Ses Kodlama profilinden biridir. Mp3’ten daha iyi bir ses kalitesi sağlar ve dört profil içinde en basit ve en yaygın olarak desteklenen formattır. AAC-LC, çok çeşitli cihazlarla uyumludur; bu nedenle Sony WALKMAN®, PSP® veya PlayStation® ürününüzde aynı mükemmel ses kalitesinin tadını çıkarabilirsiniz..

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) cansızdan canlı oluşumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) kısaltmak, özetlemek, kesmek; mahrum etmek abridgement (i) kısaltma, özetleme; azalma, kesilme; bir eser, demeç veya sözün kısaltılmış şekli; özet, hulâsa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). silmek, temizlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). doğruluğunu kabul etmek, teslim etmek, onaylamak, tasdik etmek; şükranla tanımak; gerçek veya kanuni olduğunu kabul etmek. acknowledgment (i). teslim, onaylama, tasdik, itiraf, kabul, teşekkür; senet, tasdikname, borç ikrarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dönüm miktarı, arazi alanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atasözü, darbımesel, vecize.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hüküm vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kârlı, faydalı , istifadeli. advantageously (z). faydalı bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Ege Denizi, Adalar Denizi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) sütleğen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Malûmatlı, bilen, vâıf: Bu sırra agâh mısın? Ben, bu işten Agâh değildim. 2. Uyanık, müteyakkız, basiretli. Bu ikinci mânâ ile sıfat terkibi dahi teşkil eder: Dil Agâh = Kalbi uyanık, gönül adamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Malûmat, vukuf, haberdarlık. 2. Uyanıklık, teyakkuz, basiret.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaş, çağ, devir, devre. chronological age kronolojik yaş. dark ages karanlık devirler. for ages, for an age uzun bir zaman, senelerce, çoktan beri. mental age (psik). zekâ yaşı. of age reşit, rüştünü ispat etmiş. under age reşit olmamış, rü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaşlanmak, ihtiyarlamak, kocamak: eskitmek aged (s). yaşlı, ihtiyar aged (s). yıllanmış, dinlendirilmiş (içki); yaşındaki .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگه] haberdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Agâh, Agâhî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگهی] haberdarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vasıta, fail; iş, faaliyet; acentalık, vekâlet; acente.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gündem, görülecek işler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fail, amil; etkili olan kimse veya şey; acente, temsilci; vekil. free agent başkalarına karşı hesap vermek mecburiyetinde olmayan kimse, kendi kendine karar verebilen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ajan provokatör) bir kimse veya grubu suç işlemeye teşvik edip sonradan cezalandıran gizli ajan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Temiz, doğru kimse

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sarraflık; borsa oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنگر] demirci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اخگر] kor ateş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Alim, bilgili, dürüst kimse.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Solunmaya yarayan organ. Ree (karaciğere karşı böyle adlandırılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pulmonary. pulmonic. lung. lungs. bellows.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lung. pulmonary. lungs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Karındanbacaklı yumuşakçaların bir ciğerle nefes alanları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

release. receipt in full / in full discharge. final / full receipt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross one's mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fallow deer sığın.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cebir ilmi. algebra'ic (s). cebir ilmine ait, cebirsel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Cezayir. Algiers (i). cezayir (cezayirin başkenti) algerian (i). (s) Cezayirli. Algerine (i). (s). Cezayirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Cezayirli Algerine (i)., (s). Cezayirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağrıya hassasiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). iddia- etmek, söylemek; delil göstermek, kaynak göstermek. allegedly (z). sözde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Batlamyos'un astronomi kitabı; Ortaçağda yazılmış fen kitabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke


Daha Büyük Görüntüle . Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Baltik Denizi ve Kuzey Denizi kıyısında, Hollanda ile Polonya arasında, Danimarka’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 51 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 357,021 km².

Sınırları: toplam: 3621 km.

Sınır komşuları: Avusturya 784 km, Belçika 167 km, Çek Cumhuriyeti 646 km, Danimarka 68 km, Fransa 451 km, Lüksemburg 138 km, Hollanda 577 km, Polonya 456 km, İsviçre 334 km.

Sahil şeridi: 2,389 km.

İklimi: Ilıman ve deniz iklimi; soğuk, bulutlu, rutubetli kışlar ve yazlar; ılık rüzgarlar yaygındırlar.

Arazi yapısı: Kuzeyde alçak ovalar, merkezde yüksek araziler, güneyde Bavaria Alpleri yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Freepsum Gölü 2 m; en yüksek noktası: Zugspitze 2,963 m.

Doğal kaynakları: Demir, kömür, potas, kereste, linyit, uranyum, bakır, doğal gaz, tuz, nikel, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %33.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %31.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 82,422,299 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.12 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.8 yıl.

Erkeklerde: 75.81 yıl.

Kadınlarda: 81.96 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 43,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1000 den az (2001 verileri).

Ulus: Alman.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %91.5, Türk %2.4, diğer %6.1 (Yunan, İtalyan, Polonyalı, Rus, Hırvat-Sırp, İspanyol).

Din: Protestan %34, Roma Katolikleri %34, Müslümanlar %3.7, diğer %28.3.

Diller: Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Almanya Federal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Almanya.

Yerel tam adı: Bundesrepublik Deutschland.

yerel kısa şekli: Deutschland.

Eski adı: Alman İmparatorluğu.

ingilizce: Germany.

Yönetim


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

underpass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedestrial subway. subway crossing. underpass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Arka arkaya ve kapalı olarak uç uca eklenmiş altı kenardan ibaret türlü şekillerin umumî adı, müseddes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hexagon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hexagon. hexagonal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). bütün bütün, tamamen. in the altogether (k).dili çıplak, anadan dogma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dolambaçlı yol; dolaylı davranış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). elektrik akımının amperle ölçülen kuvveti; amper miktarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bâtıni tefsir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). analjezi, ağrı duymazlığı. analgesic (i)., (s)., (tıb). ağrı kesen ilâç; (s). analjeziye ait, analjezi hâsıl eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). demirleme yeri, liman; demirleme, demirlenmiş olma; güven, emniyet ; demirleme harcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). melek; ölmüş bir kimsenin ruhu; melek gibi adam, melek huylu kimse; (k).dili bir piyes vb'nin masrafını üzerine alan kimse. angelfish (i). maymunbalığı, (zool). Squatina vulgaris. angel food cake beyaz ve hafif bir çeşit pasta. angelic (s).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). melekotu, (bot). Angelica,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Katoliklerin sabah, öğle ve akşam okudukları ''tecessüdü isa duası; bu duanın okunacağı zaman haber veren çan sesleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). öfke, hiddet, gazap, dargınlık ; (f). darıltmak, kızdırmak, öfkelendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denote. imply. mean. signify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(tıb). antijen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). bir gök cisminin (özellikle ayın) yörüngesinin yeryüzünden en uzak noktası, apoje; doruk, zirve.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). bitkinin topraktan yükseğe büyüme eğilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özür dileme. apologetic (s). özür dileyen, af talep eden, itizar beyan eden; savunma şeklinde olan. apologetically (z). özür diler gibi; mazeret beyan ederek. apologetics (i) dini inançları savunan ilahiyat dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kral tarafından hanedana mensup olanlara irat ve maaş olarak tahsis olunan arazi veya para; has, tımar; bir kimsede yaradılıştan mevcut olan kabiliyetler , fıtri istidat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilâve, katkı, ek, zeyil, mülhakat; (biyol). uzantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). bir borsada satın alınan tahvilatı aynı zamanda diğer bir borsada kâr ile satma; arbitraj; hakem vasıtası ile bir davayı halletme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). baş melek; melek otu, (bot). Archangelica officinalis archangelic (s). baş meleğe ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., hane. gümüş (s). gümüş renginde, parlak, beyaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Arjantin. Argentine (s)., (i). Arjantinli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Balık pullarından elde edilen ve sahte inci yapımında kullanılan gümüşümsü bir madde; (s). gümüş gibi, gümüşle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Altıgen diğer çokgenlere gore kenar uzunluklarının toplamı en kısa olan şekildir. Bunu bilen arı peteğini altıgen yaparak en az malzemeyle en fazla peteği üretir. Böylelikle malzeme tasarruflu kullanarak balmumu israfı önlemiş olur. Ayrıca altıgenler, yapıldığı petekte üretilen balı muhafaza etmek açısından maksimum hacim sağlar. Bir arı kolonisi peteklerini yatayla 7-8 derecelik bir açı yapacak şekilde inşaa eder. Bunun nedeni peteğin içine bırakılan balın yere dökülmemesidir. Ve bu açı hiçbir zaman şaşmamamıştır.

Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Arılar doğanın gerçekten usta mimarlarıdırlar. Kesiti düzgün altıgenler oluşturan prizma şeklindeki petek gözlerinin dipleri bir piramit oluşturarak sona ererler. Kovanlardaki şekliyle dik duran her petekte, petek gözleri yatayla sabit bir açı yapacak şekilde inşa edilirler.

Her bir gözün derinliği 3 santimetre, duvar kalınlığı ise milimetrenin yüzde beşi kadardır. Bu kadar ince duvar kalınlığına rağmen altıgen yapı nedeniyle büyük bir direnç kazanırlar ve arıların depoladıkları kilolarca balı rahatlıkla taşıyabilirler.

Arıların petek gözlerini kusursuz bir şekilde altıgen yapmalarının başka sebepleri de vardır. Eğer beşgen, sekizgen veya daire şekillerini seçselerdi bitişik gözler arasında boşluklar kalacak, işçi arılar fazla mesai yaparak ve daha fazla balmumu harcayarak bu boşlukları doldurmak zorunda kalacaklardı.

Gerçi üçgen veya kare yapsalardı bu boşluklar olmayacaktı ama altıgenin bir başka özelliği daha vardır. Alanları aynı olan üçgen, kare ve altıgen şekillerden toplam kenar uzunluğu en az olanı altıgendir. Yani aynı miktarda balmumu ile daha çok altıgen odacığın kenarı çevrilebilir.

Aslında matematiğin, geometrinin ve simetrinin en kusursuz örnekleri sadece bal peteklerinde değil doğanın her yerinde görülebilir. Ancak bizler günlük hayatın hayhuyu içinde bu mükemmelliğin farkına varamayız.

Kar taneciklerinin hepsi birbirlerinden farklı altıgen şekilleri, tohumların dizilişlerindeki spiraller, mineral krislallerindeki geometrik yapılar ve değişmez açılar, tavus kuşunun kuyruğundaki lekeler, sümüklü böceğin kabuğu, örümcek ağları, tüm bunlar görünümü olarak kusursuz olmalarına karşın müthiş bir matematik düzen de gösterirler.

Papatyanın ortasındaki sağ spirallerin sayısının 21, sol spirallerin ise 34 olması, Himalaya çamının kozalaklarındaki pulların aynı şekilde 5 sağ, 8 sol spiral oluşturması, kara çam kozalaklarında ve ananas meyvesinde ise 8 sağ, 13 sol spiral bulunması tesadüf değildir elbette.

Leonardo Fibonacci (1170-1250) isimli büyük matematik ustası ta o yıllarda, her sayının kendinden önce gelen iki sayının toplamı olduğu bir dizi geliştirdi;

1, 1, 2, 3, 5. 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, ...

Dikkat ederseniz yukarıda verilen sağ, sol spiral sayıları, bu dizide artarda yer alan sayılardır.

Bu dizinin ilginç bir yanı da on ikinci terimden yani 144’den sonraki ardışık sayıların birbirlerine oranlarının (233/144 = 377/233 = 610/377) 1,61803 olması, 5. Sayı ile 12. Sayı arasındaki oranların da bu sayıya çok yakın olmalarıdır.

15. Yüzyılın ikinci yarısında yaşamış matematikçi Pacial Luca tabiatta daima kenarları arasında 1,618 oranı bulunan bir dikdörtgen bulunduğunu, hatta insan vücudunun da bu oranda yaratıldığını ileri sürüyor, mahkeme tarafından yakılma tehlikesine karşı da Leonardo da Vinci’nin çizimlerini göstererek meydan okuyordu. Zamanın heykeltraşlanın heykellerinde de bu oranı kullandıklarını belirtmeleri üzerine bu oran ‘Tanrısal Oran’ olarak da anılmaya başlandı.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kıyamet gününde iyilik ve kötülük orduları arasında sıkacak savaşa sahne olacak meydan, mahşer; ölüm kalım savaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski şovalyenin silâhtarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzenlemek, tertip etmek, tanzim etmek, düzeltmek, sıraya koymak, tesviye etmek, dizmek; bir konuda anlaşmaya varmak; kararlaştırmak, planlamak; islah etmek, bertaraf etmek, bitirmek; hazırlanmak , hazırlamak; (müz). aranjman yapmak. arrang

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surplus value. residual cost / value. incremental value. appreciation surplus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplantı, meclis; takım, kalabalık; montaj; bir araya toplama veya toplanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). azaltmak, hafifletmek, yatıştırmak, teskin etmek, kesmek; tatmin etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). yükselen, yukarı dogru kıvrılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sıkmak, sıkıştırmak, teksif etmek. astrin'gency (i). sıkıştırıcılık, sıkıcılık,kabız, kasılma astringent (i)., (s). Iokal olarak doku ve damarlan büzen ilaç; (s)sıkıştırıcı büzücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) muneccim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fire ship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ateş-ged). Zerdüştîlerin ateş yakdıkları mâbed.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آتشگده] ateşkede, ateşperest tapınağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). Attorney General.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çok pis. Augean stables otuz sene pis kaldıktan sonra Herkül'ün bir günde temizlediği ahırlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mat). toplama işleminde birinci rakam, ekleme ile büyüyen miktar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). burgu, matkap, delgi. shell auger kaşık matkabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). kendiliğinden vücut bulma, kendi kendine peyda olma. autogenet'ic (s). kendi kendine peyda olan; jeol suyun tesiri ile peyda olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kendi kendine hâsıl olan. autogenous welding kendiliginden ve ek maden kullanmadan kaynama (maden parçaları).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kendi kendine telkin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). intikam almak, öç almak. avenge oneself on -den intikam almak, -den öç almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ortasını bulmak, vasatisini alrnak; vasati olarak yapmak veya almak; vasati yekun tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (s). vasati hesap, ortalama, vasat, orta; cari olan fiyat, derece veya miktar; adi ölçü; (den). hasar, avarya; (s). muhammin , avarya duzenleyen eksper. average clause sigortada verilecek tazminatın miktar ını sınırlayan madde. above the aver

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Normal olarak zamanı geldiği halde aybaşı kanaması başlamazsa; gebelik, kansızlık, tiroid veya karaciğer hastalıkları akla gelebilir. Ayrıca yorgunluk, sinirlilik veya adetten kesilme de düşünülebilir. Yorgunluk ve sinirlilikten kaynaklanan gecikmelerde aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Yumurta, elma kompostosu

Hazırlanışı : Hergün, 1 tane rafadan yumurta yenir. 3 su bardağı elma kompostosu içilir.


Sağlık Bilgisi by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Büyük ay, dolunay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tracing paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Dost, arkadaş. 2.Sevgili, yar. 3.Temiz yaratılıştı.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Ayna kırılmasının uğursuzluk getireceğine olan inanış, en eski batıl inançlardan biridir. Kökeni ilk aynanın yapılışından yüzyıllar öncesine, hatta ilk çağ insanına kadar gider. Göllerde veya su birikintilerinde, kendi aksini gören ilkel insan şaşırmış, bunun kendisinin ruhu olduğunu sanmış, suyu bulandırıp görüntüsünün kaybolmasına neden olanları da düşman bilmiştir.

İlk aynaların kullanılışı eski Mısır devirlerine rastlar. Bunlar pirinç, bronz, gümüş hatta altın gibi metallerden yapılmış ve çok iyi parlatılmış yüzeylerdi ve de tabii ki kırılmaları mümkün değildi. Bu devirde de bu parlak yüzeylerden yansıyan görüntünün o insanın ruhunun bir yansıması olduğuna inanılıyordu. Sonraları buna vampirlerin ruhları olmadığından bu parlak yüzeylerde görüntülerinin de yansımadığı inancı ilave edildi.

Cam kapların yapılmaya başlanılmasından sonra da, içindeki sudan yansıyan görüntünün ruhun bir yansıması olduğu inancı devam etti ama camlar kırılabiliyordu ve o zaman da içinde bulunan ruhun bir parçası vücudu terk ediyordu.

Birinci yüzyılda Romalılar bu uğursuzluğun süresini 7 yıla çıkardılar Romalılar hayatın her yedi senede bir kendini yenilediğine İnanıyorlardı. Camın kırılması sonucu ruh ve dolayısıyla insanın sağlığı tahrip olduğundan, vücudun kendini yenileyerek, sağlığına kavuşması için yedi yıl geçmesi gerekiyordu.

Bu batıl inanç, 15. yüzyılda İtalya’da, Venedik şehrinde, arkası gümüş kaplı, çok kolay kırılabilir ve pahalı ilk aynaların yapılması ile birlikte iyice gelişti. İnanç biraz da ekonomik boyut kazanmıştı. Aynayı taşıyanlar, evlerde aynaları temizleyen hizmetkarlar, aynaları kırmaları halinde, yedi yıl boyunca, ölümden daha beter felaketlerle karşılaşabilecekleri hususunda uyarılıyorlardı.

Bu inançla beraber geliştirilen bazı önlemler de oldu tabii. Örneğin: aynanın kırılan parçaları toplanır ve güneye doğru akan bir ırmakta yıkanırsa veya toprağa gömülürse kötü şans yok edilmiş olur. Ancak kırılan parçaları alıp evden çıkarken içlerine bakmamak gerekir. Yatak odalarındaki aynaların üzerleri kullanılmadığı zamanlarda örtülmelidir ki ruh içinde kalmasın. Ölen bir insanın evindeki aynaların da üzerleri örtülmelidir ki ruh gökyüzüne doğru olan yolculuğunda bir engelle karşılaşmasın.

17. yüzyılın ortalarında İngiltere ve Fransa’da ucuz maliyetli aynalar üretilmeye başlanıldı ama batıl inanç o kadar yerleşmişti ki, günümüzün modern dünyasında bile hala devam ediyor.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(a.t..i.) - Pınar, su, kaynak. - Antakya-Halep arasında, Suriye sınırına çok yakın bir yerde bulunan kaynak su. Tarihte bu kaynak dolayısıyla önemli yerleşim bölgesi olmuştur. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli ‘şu tarih hangi güne geliyor’ sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istatistiklerini de alt üst eder.

Bunun sorumlusu Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş’in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi’ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır.

Güneş Takvimi’ni ilk kullananlardan Mısırlılar’da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu.

Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay’ın evrelerine dayanan 29 ve 30’ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi’ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi’ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi’nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Günümüzde Ay Takvimi’ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği akşam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır.

Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi’ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jül Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır.

Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur.

1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim’den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk ‘on günümüzü geri isteriz’ diye gösteriler yaptı.

Papa’nın asıl önemli reformu 400’e bölünemeyen yüzyıllarda Şubat’ın 29 çekememesi idi. Yani Şubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda Şubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir.

Bu takvimi İngiltere 1752’de, Rusya 1918’de, Türkiye ise l Ocak 1926’da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi.

Dünya Takvim Reformu Birliği’nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli ‘şu tarih hangi güne geliyor’ sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istalistiklerini de alt üst eder.

Bunun sorumlusu Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş’in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi’ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır.

Güneş Takvimi’ni ilk kullananlardan Mısırlılar’da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu.

Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay’ın evrelerine dayanan 29 ve 30’ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi’ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi’ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi’nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Günümüzde Ay Takvimi’ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği aksam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır.

Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi’ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jul Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır.

Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur.

1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim’den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk ‘on günümüzü geri isteriz’ diye gösteriler yaptı.

Papa’nın asıl önemli reformu 400’e böiünemeyen yüzyıllarda İubat’ın 29 çekememesi idi. Yani İubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda İubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir.

Bu takvimi İngiltere 1752’de, Rusya 1918’de, Türkiye ise l Ocak 1926’da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi.

Dünya Takvim Reformu Birliği’nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

underdeveloped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Ekonomik ve fiziksel gerileme gösteren bölge.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Azer-ged). Ateşgede, mecûsî mâbedi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (z). kulis, soyunma odaları, perde arkası; (s). perde arkasında olan, kuliste bulunan; (z). kuliste, perde arkasmda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakterileri yok eden küçücük cisimler

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nişan, alâmet, işaret, rozet

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). porsuk; porsuk kürkü; porsuk kılından yapılma fırça ve olta; (f). kızdırmak, gücendirmek; taciz etmek, canını sıkmak, fig. başının etini yemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takılma, latife, şaka; istihza

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir cins tatlı küçük ekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ABD bagaj, yolcu eşyası; ordu ağırlığı; hafifmeşrep kadın; işvebaz kız, canlı genç kadın. baggage master (i). bagaj memuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

functional value. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şarkı satan kimse; kotü şair.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f sargı, bağ; f sarmak, bağlamak (yara veya göz).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). mavna, salapurya; saltanat kayığı; (f). mavna ile taşımak; mavna gibi ağır hareket etmek; (k.dili)., (gen). in, into ile paldır küldür girmek; işe karışmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). saçak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mavnacılardan biri; kumanda eden mavnacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ingiliz baronlar slnıfı; baronluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sulama işlerinde hendekteki suların yönünü veya seviyesini değiştirmek için hendeğe konulan geçici mânia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,ask.top ateşi ile yapılan mania;şiddetli hücum.barrage balloon uçak hücumuna karşı savunmada kullanılan ve yere bağlı olan balon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). En yüksek rütbeli assubay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become. befall. happen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to happen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(fr.) bir kimseyi memnun etmek için yapılan hareket veya söylenen söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, gevher = asıl, maya). Aslı, esası ve mayası kötü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beğenme. Hünkâr beğendi: 1. Bir nevi sarı çiçek ki, mavisine bey beğendi denir. 2. Kızartma veya tencere kebabı ile yapılır bir nevi patlıcan yemeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Beğendirmek, birine beğeneceği bir şeyi göstermek veya birçok şeylerin içinden birini seçtirmekO adama elbise beğendirmek ne kadar zor. Sürünün içinde koyun beğendirmek. 2. Kabûl ve takdir ettirmek, makbûle geçecek bir iş yapmak: Yazımı beğendiremedim. Hizmetçi, efendisine işini beğendirmeye ça lışmalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recommend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sb to like sth. sell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). 1. Beğenilmek, kabûl olunmak, makbule geçmek: Yazısı beğenildi. Sesi beğenildi. 2. Seçilmek, intihap olunmak, tercih edilmek: Bir sürünün içinde ancak üç dört koyun beğenildi. İkisinden hangisi beğenildi?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be approved of. get across. go down. win recognition. sell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be liked. to be admired.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be appreciated. to win approval. to acquire vogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beğeniş, takdir, kabûl, Ar. istihsân, Fars. pesend. 2. Seçme, intihap, ihtiyar, tercih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beğenme, (bk.) Beğeniş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disapprove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

approbation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liking. admiration. appreciation. approval. taste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Beğenmek, iyi bulmak, kabûl ve takdir etmek, Osm. pesend eylemek: Bu çiçeğin kokusunu beğenmedim. Yazısını çok beğendiler. 2. Seçmek, intihap etmek, hoşa gideni ayırıp almak: Sürüye girin de istediğiniz kadar koyun beğenin. Bir mağazada çorap beğeniyordu. 3. Tenezzül etmek, saymak: Adam beğenmiyor, kimseyi beğenmez. Kendini beğenmiş: Fars. Hod-pesend, Ar. mağrur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

like. approve. appreciate. enjoy. applaud. care. decide on. decide up. relish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

applaud. dig. enjoy. like.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to like. to admire. to approve of. to choose. to prefer. care for. enjoy. fancy. get a kick out of. relish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disapproval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ve galatı: beğenmemezlik). 1. Beğenmemezlik, takdir etmeme, hoşlanmama: Ben, yemek hakkında beğenmezlik etmem. 2. Tenezzül, sayma-’ ma, kimseyi beğenmeyiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disapproval. tut tut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. babasl olmak, vücuda getirmek; sebep olmak, tevlit etmek. begetter i. vücuda getiren kimse, baba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çok görmek, gözü kalmak, haset etmek; vermek istememek. be grudging s. kıskanan. begrudgingly kıskanarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bej; i. bej renk, boyanmamış yün rengi, saz rengi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Cinsel ilişki sırasında, meninin vaktinden önce boşalmasına verilen isimdir. Halk arasında erken boşalma. Tıp dilinde ise ejakulasyon denir. Nedeni çoğunlukla ruhsaldır. Tedaviye sinirleri dinlendirmek, açık havada dolaşmak, sabah akşam ılık banyo yapmak ve hazmı kolay şeyler yemekle başlanır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden biri de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Çörekotu, su.

Hazırlanışı : Her sabah, bir kahve kaşığı çörek otu az su ile içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incontinence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir halin, bir hadisenin veya sözün doğruluğunu gösteren, inandırıcı şey, vesika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

document. certificate. voucher. brief. card. deed. instrument. letter. muniment. note. present. record. reference. sheepskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. document. voucher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. document. deed. record. voucher. voucher copy. instrument. paper. process. proof. testimonial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bir gerçeğe tanıklık eden şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. document. authenticate. be a record of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authenticate. document. to document.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

document.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be documented.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documented. certificated. qualified. documentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary. documented. dismissed from school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archive. film archive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary. documentary film.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary film.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary film. documentary picture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. münakaşaya meyilli oluş, münakaşacılık; harpçilik, muhariplik, harp hali, harp etme. belligerency i. kavgacılık eğilimi, dövüşkenlik; harp hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,i. münakaşacı, kavgacı, dövüşken; cenkçi, harbe meyilli; muharip, harbe girmiş; harbe ait; i. harpte taraflardan birini teşkil eden devlet veya millet; bu devlet ordusunun mensubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petrol gauge. gas gauge. gasoline gauge. gasoline indicator. petrol content gauge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tersine dönmüş, mâkûs, ters: Baht-ı ber-geşte = Aksi ve kötü talih.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برزگر] çiftçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Birbiri ardından gelen ve kapalı olarak uç uca eklenmiş beş kenarın meydana getirebileceği çeşitli şekillerden her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pentagon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pentagon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kuşatmak muhasara etmek; üstüne varmak. besiegement i. kuşatma. besieger i. kuşatan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. içecek, meşrubat, içki

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Beyaz nesnelerin beyaz görünmesini ve daha doğal renk dengesinin elde edilmesini sağlayan bir ayar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekini hem biçen, hem de harman eden makine.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيدادگر] zalim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Evlenmemiş, çouğu olmamış.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifesto. notification. proclamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

report.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok ve sağlam bilen aynı zamanda bilgisini kendisi ve başkaları için en faydalı şekilde kullanabilen kimse, hakîm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wise. learned. erudite. omniscient. polymath. profound. sophisticated. wise person. scholar. luminary. owl. sage. sophisticate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pundit. sage. learned. wise. sagacious. wise man. scholar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protuberant part of a cask, which is usually in the middle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That part of a ship's hull or bottom which is broadest and most nearly flat, and on which she would rest if aground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bilge water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To suffer a fracture in the bilge; to spring a leak by a fracture in the bilge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bulge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To fracture the bilge of, or stave in the bottom of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cause to bulge. where the sides of the vessel curve in to form the bottom water accumulated in the bilge of a ship take in water at the bilge; 'the tanker bilged' cause to leak; 'the collision bilged the vessel'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

learned. sagacious. wise. sapient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water accumulated in the bilge of a ship. where the sides of the vessel curve in to form the bottom. cause to leak; 'the collision bilged the vessel'. take in water at the bilge; 'the tanker bilged'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest part of a vessel's hull where any water in the hull collects.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The area in the lower part of the hull where water collects, also the part of the hull where the bottom turns into the side, the 'turn of the bilge'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The area in the lower part of the hull where water collects, also the part of the hull where the bottom turns into the side, the 'turn of the bilge'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest part or the interior of a vessel Space under the floor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lowest part of the ship's hull.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The interior of the hull below the floorboards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest part of a boat's hull.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lowest section inside a boat's hull where water collects.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Spaces at the very bottom of the ship's infrastructure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest part of the hull's interior on either side of the keel The turn of the bilge is the transition of the hull shape from essentially horizontal to vertical in section, described as hard if the transition is relatively abrupt, or slack if the trans

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lower part of a ship's hull, extending outward from the keel to port and starboard to where the sides rise vertically Any water in a vessel will collect there, thus ships always 'pump their bilges'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lower internal part of a boat's hull.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Portion of the bottom of a vessel where the sides meet the floor; area above the planking but beneath the ceiling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Curved portion between the bottom and the side shell plating, drainage space within the ship. the lowest point of a ship's inner hull.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest internal part of the hull ballast is kept and bilge water collects.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Intersection of bottom and sides The chine for boats with chines and the point of contact of a 45o tangent for boats with round bilges. the lowest part of the ship inside the hull The bilge water, either from rain or from seas breaking abroad would collec

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest interior part of the hull, where water collects, and from where bailing is normally done There is usually some water in the bilge's since no vessel is completely tight, but excessive bilge water can dangerously affect the vessel's stability Whe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest interior portion of the boat's hull. lowest part of the boat Due to the force of gravity Everything ends up in the bilges Water, either from rain or from leaks, should be pumped out from the bilge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bilge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., den. sintine, sintine suyu, karina; (argo) saçmalık, zırvalık, herze; fıçı karnı; f., den. delinmek, delmek (sintine); şişmek; bel vermek. bilge ejector sintine suyunu boşaltan cihaz. bilge keel yalpa omurgası. bilge pipe sintine borusu. bilge pum

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Bilgili, iyi geniş, derin, bilgi sahibi kimse. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Kutluk Han’ın annesi. Türk hükümdarı (VIII.yy-).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Bilge).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Göktürk hakanı (683-734). Babası Kutluğ İlteriş Han’dır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bilge). Bilge Kağan (683-734). Göktürk hakanı. İkinci Göktürk hanedanlığının kurucusu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bilgin soydan gelen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. bilgilik). Bilge olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wisdom. erudition. savoir vivre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wisdom. sagacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Bilge).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Akıllı, bilgili, bilge, bilgin.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) içki alemi, işret meclisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. canlı organizmaların sadece canlı organizmalardan geldiklerine ait kuram.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amass. cluster. congregate. gather. mass. muster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to come together. to happen at the same time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggregate. cluster. raise. rally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assemble. combine. congregate. gather. gather together. to heap together. pool. put together. rake up. string together. tack together. tag together. throw together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kamçı. 2.Birlikte, berab(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Dijital video sistemlerinde en iyi veri depolamasını sağlamak için görüntü verisi sıkıştırılabilmektedir. Bit hızı, resim piksellerinin işlenmesi için gereken hızdır. Resim ne kadar az ayrıntılıysa, o kadar fazla sıkıştırılabilir ve bit hızı o kadar düşük olur.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

Hayvanlarla bitkiler, bitkilerle bitkiler ve hayvanlarla hayvanlar arasındaki denge.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sütlü pelte, paluze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. siperlerde zırh levhası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tıkanma, blokaj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kili su ile karıştırarak çamur hazırlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kayıkla taşıma ücreti. boat hook den. kanca, çengelli uzun sırık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. golfta başa baştan bir vuruş fazla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gulyabani, cin, şeytan; ask. kimliği anlaşılmamış veya teşhis edilmemiş uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Bölge, mıntaka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

area. zone. region. district. division. section. belt. circumscription. climate. corner. department. latitude. phase. precinct. quarter. sector. sky. territory. tract. ward. parts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

area. belt. country. district. latitudes. parish. place. precinct. quarter. region. section. sector. ward. zone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

region. zone. area. belt. circumscription. clime. closet. denuclearize. dispensation. district. locale. precinct. section. sector. tract. ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bölge Paneli Hizalama özelliği renk yönetimindeki boşlukları telafi eder. Ev sinema projektörünüzdeki SXRD™ panellerini hareket ettirmek hizalamayı geliştirir ve Bölge özelliği de ekranın çevresindeki kırmızı ve mavi anormallikleri sadece 0.1 piksel adımlarda çekebilmenizi sağlar. Sonuç ise daha keskin ve daha net bir görüntüdür.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regional. sectional. territorial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regional. vernacular. zonal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

DVD Video ile kullanılmaya başlanan oynatım yönetme sistemi, dünyayı altı satış bölgesine ayıran, her bölgenin tanımlama kodunu oynatıcılar ve disklerde belirleyen bir sistemdir. Disklerin yalnızca ilgili bölgede oynatılmasına izin verir.

Teknolojik Terim by

Finansal Terim

(Regional Markets)

Ulusal (Kot İçi) Pazar’da işlem görme koşullarını taşımayan ve Borsa Yönetim Kurulu’nca geçici veya sürekli olarak Ulusal Pazardan çıkarılmasına karar verilen şirketlerin hisse senetlerine likidite sağlamak, bu hisse senetlerinin fiyatlarının düzenli ve şeffaf bir piyasada, rekabet koşulları içinde oluşmasını temin etmek amacıyla kurulan pazardır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

içinde çeşitli etler bulunan iri bir cins salam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. iyi yolculuklar, yolunuz açık olsun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

mantık ve elektronik hesap makinelerine uygulanan bir çeşit cebir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. içki kaçakçısı, kaçakçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hodan, bot. Borago officinalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stock-exchange value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe clamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ağaçlık, çalılık, koru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., Fr. burjuva; orta sınıf; s. orta sınıfa mensup; zarafet ve incelikten yoksun. bourgeoisie' i orta sınıf, burjuvazi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak.burgeon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çarpık bacaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. para basma ücreti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kırma, kırılma; kırılan şeylerin tutarı; ikt. kırılma payı, kırık bedeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maya ile yapılmış içkiler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. köprü; kaptan köprüsü; anat. burun kemiği; dişçi. köprü; müz. köprü; gözlüğün buruna oturan kısmı; f. köprü yapmak, köprü kurmak. bridgehead i., ask. köprübaşı mevzii. burn one's bridges ricat yolunu kesmek, geriye dönüş imkânını yok etmek. bridgew

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., iskambil briç, briç oyunu. bridge tournament briç turnuvası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., d.y. raylar arasında 15 m'lik veya daha geniş mesafe olan, geniş hat meydana getiren; A.B.D., mec. her şeyi ilginç bulan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. komisyonculuk, simsarlık; komisyon, simsarlık ücreti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. gösteriş1i fakat değersiz; sahte, taklit; i. şatafatlı fakat değersiz olan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kımıldamak, hareket etmek; kımıldatmak, hareket ettirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhabbetkuşu, zool. Melopsittacus undulatus; kıs. budgie

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bütçe, stok; f. bütçe yapmak, bütçenin ayrıntılarıyla ilgilenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kulampara, oğlancı; alçak herif; (argo) herif; kimse; f. kulamparalık etmek; bozmak. buggery i. oğlancılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flexural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flexible. pliable. supple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ship with a bad bill of health.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çıkıntı, şiş, tümsek; A.B.D., (argo) üstünlük. get the bulge on. üstünlük sağlamak. bulgy s. şişkin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bel vermek, esnemek; çıkıntı yapmak; pırtlamak; dışarı uğratmak, pırtlatmak, çıkıntı meydana getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tümsek yüzlü golf sopası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürülerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerangın İngilizce’de ‘boomerang’ olan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’da kullanılan ve bu kıtaya özgü isimlerin çoğunun kökeni Aborijinlerden kaynaklanır. Örneğin Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da ‘kanguru’ cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında ‘bilmiyorum’ demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmayan benzerlerinin Aborijinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarından itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarını öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şeklinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere paralel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır.

Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınma düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürelerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerang İngilizce’de “boomerang” lan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da “kanguru” cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında “bilmiyorum” demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmyan benzerlerinin Abojinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarında itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarıı öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şekllinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere parelel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır. Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınına düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (eski), huk. birkaç çeşit gayri menkul mülk hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Bir yerde duramayan canlı, taşkın kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yatlarda kullanılan ucu çatallı bayrak, çatal gidon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tomurcuk, filiz; f. tomurcuk ve filiz vermek, sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kasaba veya nahiyede oturan kimse; tar. ingiltere parlamentosundaki kasaba, nahiye veya üniversite temsilcisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. büt = put, gede = yer). Putperestlerin ibâdethanesi, puthâne

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance of the budget. budget equilibrium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sakar kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Iahana. drum-head cabbage top lahana, (bot). Brassica oleracea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (ing). çalınmış bir şey,özellikle terzilerin kumaşlardan çaldıkları parça; (f). çalmak, aşırmak, yürütmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (k).dili dilenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جادوگر] büyücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kafes; hapishane; asansör; iskele (inşaatlarda); (f) kafese kapamak, hapsetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kafese kapanmış kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (k).dili kurnaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broom made from heath. besom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate of employment. employment certificate. work permit / license.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Camcı, cam yapan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Cambridge şehri; Cambridge universitesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (ask). kamuflaj, saklama, gizleme; (f). kamufle etmek, gizlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Çok teklifsiz, birbirine yakın, karşılıklı sevişen.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Uğrunda can verilecek kadar güzel, değerli, sevilen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rescue ship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kansere sebep olan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). katliam, kırım, kan dökme; eski ceset yığını.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). binek arabası; (ing). vagon; top arabası; bir makinanın diğer kısımları taşıyan parçası; tavır, duruş; nakliye, taşıma; nakliye ücreti. carriage trade zengin müşteriler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). araba ile taşıma; araba ile nakletme ücreti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kartaca şehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). kıkırdak, kıkırdak kısım. cartilage bone kıkırdaktan meydana gelen kemik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fişek; (foto). filim kutusu, kaset; kartuş. cartridge belt palaska. cartridge case hartuç sandığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

CCD kameranın ışığı alan kısmıdır. 3CCD, kameranın uçana renk olan kırmızı, yeşü ve mavi (RGB) İçin ayrı bir CCD göz özelliği olmasıdır. Gelen ışık üç ana renge ayrılır ve renkleri ayrı olarak ele aldığından; daha gerçekçi ve parlak görüntüler elde edilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Çekinme huyu olan, ürkek. Ar. muhteriz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backward. shy. timid. uncommunicative. unsociable. unsocial. reserved. retiring. bashful. coy. demure. diffident. distrustful of oneself. eunuch. faint. fainthearted. farouche. mousy. shrinking. standoffish. timorous. withdrawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backward. bashful. coy. diffident. inhibited. reserved. retiring. sheepish. shy. timid. hesitant. mousy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timid. hesitant. ashamed. bashful. coy. diffident. faint hearted. gutless. inhibited. offish. reserved. retiring. shamefaced. shy. strange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çekingen olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inhibition. reserve. timidity. shyness. diffidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: çökmek’ten «çögertge», «çögürtge). Bulut gibi çöküp ekinleri ve bütün bitkileri harap eder uçucu bir hayvancık. Düzkanatlılardandır. Çekirge düşmek = (çekirge) Zuhur etmek, ortaya çıkmak. Orak çekirgesi = Ağustosböceği. Çayır çekirgesi = Çırçır, çırlak. Gece çekirgesi s Ağustosböceği. Çekirge tohumu = Bu muzır hayvanın yere gömdüğü yumurtası. Çekirge kuşu = Sığırcık kuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grasshopper. locust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grasshopper. locust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bodrum; depo, kiler veya mahzen yeri; bu gibi bir yer için ödenen kira.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıvılcım gibi ufak ateş koru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Köylerde gelini karşılarken def çalarak söylenen bir türkü ki, «Yar yar» nakaratıyle söylenir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Orman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «çengâl» den). 1. Demirden, asılı ve bir şey asmaya mahsus büyük kanca: Kasap çengeli. Ar. külüb. 2. Kanca, ucu eğri demir. 3. Eskiden işkenceli idamlarda çengele asmak cezası. Çengele gelmek = Bu suretle asılmak. Çengel takmak = Asılmak, bir işe yapışıp artık ayrılmamak. Kuyu çengeli = Kuyuya düşen kova vesair şeyleri tutup çıkarmaya mahsus Alet. Bu Alet ipe takılı bir büyük yahut demirden bir halkaya bağlı birkaç küçük çengelden ibarettir. Çengel şekil ve suretinde olan: Çengel burun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hook. grappling hook. grappling iron. holdfast. grapnel. grapple. hanger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hook. gudgeon. hanger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جنگل] orman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Orman.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok sık ağaçlardan müteşekkil orman. Bilhassa Hindistan ve daha çok Bengal ormanları hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sık ağaçlı orman. Bilhassa Bengal ormanları hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çengeli takmak, çengele asmak. 2. Çengel cezasıyle idam etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ucunda çengel bulunan, ucu çengel şeklinde olan, kancalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hooked. having a hook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hooked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - (bkz.Cengaver).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). santrifuj, santrifuj makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behind the front-lines. army service area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çingenelerinki gibi iki direkli hafif oba. Çerge çerisi; çingeneler. Çerge kabadayısı = Cesaret satan çingene.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جرگه] küme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Ülke

Başkent: Cezayir.

Nüfus: 27.895.000.

Yüzölçümü: 919.595 km2.

Komşuları: Batıda Fas, Güneyde Moritanya, Mali ve Nijerya; Doğuda Libya ve Tunus.

Önemli Şehirleri: Cezayir, Wahran, Qacentina.

Din: %99 Sunni Müslüman.

Dil: Arapça ve Berberi Fransızcası.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Ulusal Kurtuluş Cephesi, İslami Kurtuluş Cephesi, Sosyalist Güçler Cephesi, Cezayir’de Demokrasi Hareketi.

Tarih: Ülkenin bilinen ilk yerlileri, Berberilerin, Romalıların, Vandalların ve son olarak da Arapların atalarıdır. 1518’den Fransa’nın yönetimi devraldığını 1830 yılına kadar, ülkeyi Türkler yönetti. Geniş ölçekli Avrupa göçleri ve Fransızların kendi kültürlerini yerleştirmeye çalışmaları, Arap milliyetçiliğinin bir gerilla savaşına atılmasını önleyemedi. Barış ve Fransızların geri çekilmeleri Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ile müzakere edildi. Bağımsızlık 5 Haziran 1962’de geldi. 1965’te askeri bir darbe olup da Albay Hovari Boumedienne liderliğe gelinceye kadar, bu iç savaşın galibi ve ülkeyi yöneten Ahmet Ben Beila idi. 1967’de Cezayir İsrail’e savaş ilan etti. ABD ile bağlarını kopardı ve SSCB ile askeri siyasi bağlar kurdu. 1988’deekonomik sıkıntıları protesto eden ayaklanmalarda 500 kişi öldü. 1989’da ise seçmenler, çok partili sisteme geçişi düzenleyen yeni bir anayasayı onayladılar. Hükümet islam kökten dincilerinin kazanacağı tahmin edilen 1992 Ocak seçimlerini iptal etti ve cezayiri 10.000 camisinde yürütülen tüm din dışı faaliyetleri yasakladı. 29 Haziran 1992’de devlet başkanı Muhammed Boudiaf uğradığı suikast sonucu öldü. Gruplar arası çatışmalar halen devam etmektedir.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). meydan okuma, mücadeleye davet; bir konuda açıklama yapmaya çağırma; (ask). nöbetçinin dur emri veya kimlik sorması; (huk) hâkim veya jüriyi reddetme; (ABD). oy pusulasının geçersizliğinin veya seçmenin yetersizliginin iddia edilmesi; (f). me

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. change

ekon. para değişimi

Para alımı ve satımı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). değiştirmek, tahvil etmek; aktarma yapmak (tren vb); para bozdurmak; para değiştirmek; yatak takımlarını değiştirmek; değişmek, değişikliğe uğramak; elbiselerini değışmek, üstünü değişmek. change color yüzü kızarmak; yüzü solmak.change front (ask).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değişim, değişme, değişiklik, tahavvül, dönüşme; sapma; yenilik; bir şeyin diğerinin yerini alması; bozukluk, paranın üstü; aktarma; (müz). çanlarla çalınan bir parçanın perde değişiklikleri. change of address adres değişikliği. change of air hava

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). değişken, kararsız, dönek, istikrarsız. changefulness (i). değişkenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). değişmeyen, sabit, biteviye. changelessly (z). değişmeyerek. changelessness (i). değişmezlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çok küçükken gizlice bir diğeri ile değiştirilen bebek; perilerin değiştirdiğine inanılan bebek; eski budala kimse, aptal kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değiştirme; devralma; geçiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yüklemek, tahmil etmek; doldurmak (tüfek, top, ocak vb); doyurmak; (havayı) gerginleştirmek; elek şarj etmek; emretmek, vazifelendirmek, itham etmek, mesul tutmak; mükellef addetmek; fiyat talep etmek; hücum etmek, hamle yapmak, saldırmak; hesaba kay

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yük, hamule; bir atışta kullanılan patlayıcı madde miktarı; görev, vazife; idare, nezaret, bakım; emanet; mesuliyet; itham, yükümleme; masraf, fiyat; ücret; vergi, rüsum, harç; emir, hücum, hamle, saldırı; borç; elek şarj. charge account mağazada aç

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

maslahatguzar, işgüder, sefir vekili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). itham edilebilir, suçlanabilir; hesaba geçirilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arjör, dolduran cihaz; savaşta kullanılan at, süvari atı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). peynirli köfte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). chigoe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Batı Hint adaları, Amerika ve Afrika'da görülen ve dişisi hayvan veya insan etine gömülen bir cins pire.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (eski). cerrahlık. chirurgic, chirurgical (s)., (eski). cerrahi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). renkli madde öncüsü, kromojen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ne kadar pişerse piçsin, çiğ kalacak gibi bir hal almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı: ceğr). Farsça’da bizim karaciğer dediğimiz uzva mahsus olup, dilimizde akciğere dahi uydurularak, bu iki uzuv «kara» ve «ak» sıfatlariyle birbirinden ayrılmıştır: (Akciğer = rie, karaciğer = kebet). Ciğer ağıza gelmek = Korkup ürkmek. Ciğerotu = Deniz kadayıfı. Ciğeri beş para etmez = Değersiz adam. Ciğer-pâre, ciğer-kûşe = Pek sevgili şahıs. Can ciğer = Sevişen dostlar: Burada hep can ciğeriz. Ciğer yanmak = Çok kederlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giblets. liver. lungs. heart. affections.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جگر] ciğer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ciğerin bulunduğu yer. mec. Gönül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ciğer köşesi, evlât; sevgili. Türkçe: Ciğerimin köşesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Iztıraptan ciğeri kanlı, çok acılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ciğer parçası, çok sevilen, mec. Evlât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ciğer, sûhten = yakmak). Ciğeri yakan, pek acıklı, gönül yakıcı. Fars. dil-sûz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun ve sığır ciğerlerinin, yürek ve bumbarının satıldığı yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller of liver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جگرگوشه] ciğerköşe, evlat. 2.sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Yapraklı karayosunlarından bir bitki sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(pulmonaria officinalis): Nodangiller familyasından; 10-15 santimetre boyunda çok yıllık, otsu bir bitkidir. Çiçekleri; önceleri kırmızımtıraktır. Sonradan morumsu-maviye dönüşür. Gövdesi dik ve tüylüdür. İçeriğinde tanen, müsilaj, şekerler, reçine ve sabit yağ vardır. Yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler:Göğsü yumuşatır. Öksürüğü keser. Akciğer hastalıklarında faydalıdır. İdrar söktürür.

Şifalı Bitki by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جگرپاره] ciğer parçası. 2.evlat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جگرسوز] yürek yakan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ÇİĞİSKİN yahut ÇİSKİN) (i.). 1. Pek ince çiğ, az ve hafif şebnem. 2. İnce ve güneş görünce eriyip görünmez olan kırağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cihânı, dünyayı dolaşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pop up. show one's face.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Mücellit, ciltçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cilve eden, cilvesi yakışan, cilveli, ııâzenin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جلوه گر] görünen. 2.kırıtan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Göçebe ve menşeleri ihtilâftı, esmer renkte bir kavim. Kıbtî. Elek ve kalbur yapmakla, ayı ve maymun oynatmakla, demircilik ve çalgıcılıkla meşhurdurlar. mec. 1. Arsız, hayâsız. 2. Pek hasis, alçak. Çingene borcu = Bakkala, kasaba ve bu gibi esnafa olan ufak tefek borçlar. Çingene palamudu = Palamut batığının Adi ve ufak bir cinsi,

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gypsy. gipsy. romany. zingaro. didicoi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gipsy. mean. stingy cimrigypsy. gypsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gipsy. tzigane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çingeneler’e yakışır surette. 2. Pek arsızca, hayâsızlıkla. 3. Pek fazla hasislikle, vakar ve haysiyet gözetmeksizin. 4. (hi.). Çingene dilinde: Çingenece söylemek. Çingeneler’in konuştukları dil: Çingenece, Arî dillerdendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çingene cinsiyeti: Onun çingeneliği yüzünden bellidir. 2. mec. Arsızlık, hayasızlık. 3. Pek fazla hasislik: Ne çingene adaml

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Cetvel, (bk.) Cetvel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chart. table. graph. exploded view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

schedule. table. chart tablo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

table. chart. form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chart. diagram. graph. graphic. profile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (Hıristiyan cizyesi): Hıristiyanlar’dan alınan cizye, vergi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birlikte harbeden devletlerden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çocuklarda görülen gelişme bozukluklarının çoğu kötü beslenmeden kaynaklanır. Bunun yanı sıra; geçirilen bir hastalıktan kaynaklanan veya irsi olarak da gelişme bozukluğu görülebilir. Nedeni test etmek için doktora başvurmak gerekir. Gelişmeye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sinirli yaprakotu, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 2 avuç sinirli yaprak out konur. Kaynatılıp süzülür. Sabah akşam birer su bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili tuhaf adam, antika kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağdayı ve giyeceği ağartmak için kullanılan, reçel ve helvaya konulan bir nevi kök.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çoğan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut ÇOĞUNDUR (i.). Pancar, yer kökü, sehven havuç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inandırıcı, ikna edici, kuvvetli. cogency (i). ikna kuvveti, inandırıcılık. cogently (z). ikna ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). para basma; meskukât; tedavüldeki para, geçerli para; bir memleketin para sistemi; icat, imal edilmiş herhangi bir şey, yeni kelime. Ioose coinage bozukluk, bozuk para, ufaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by and by. soon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (uyd. k.). Kenarları her taraftan doğru çizgilerle çevrilmiş satıh parçası. Ar. mudallâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polygon. number polygon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polygon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

soğuk hava deposu; kdili geçici olarak kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (güz). (san). kolaj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üniversite; yüksekokul; fakülte College of Cardinals kardinaller heyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilhassa dini kitap satışına mahsus gezici kitapçılık. colporteur (i). seyyar kitap satıcısı; özellikle dinsel kitaplar satan veya dağıtan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). umuma ait olan otlağı kullanma hakkı; ortak mal sahipliği; avam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapıcı, odabaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). odalık olarak yaşama hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayrılma; ayrılma izni; yol verme; eski reverans; (mim). bir çeşit silme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dondurmak, donmak; pıhtılaştırmak, pıhtılaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aynı cins, sınıf veya familya üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun; cana yakın, hoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). doğuştan olan, fıtri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., conger eel mığrı, bir yılanbalığı, (zool). Conger conger.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., topluluk ismi yığın, küme, top.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kalabalık etmek, doldurmak; tıkanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tıkanık, şişkin; (tıb). kan veya su toplamış, nefes alıp vermede zorluk çeken; tıkanık (yollar).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tıkanıklık, izdiham, kalabalık; (tıb). kan toplanması, kan hücumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kan veya su toplanması ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bitişme, temas, değme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihtimal; beklenmedik olay. contingency fund bir bütçede beklenmedik ihtiyaçlara karşı ayrılan para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihtimal; olay, rastlantı; grup, asker grubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). henüz belli olmayan sebeplere dayanan, şarta bağlı. contingent on dayanarak, bağlı; (huk). vuku bulup bulmayacagı şüpheli olan vakaya tabi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Control-L, veri alışverişi ve video cihazlarının kontrolü (video kameralar, ev video kaydedicileri ve düzenleme bilgisayarları ve kumandaları) için kullanılan bir Sony arayüzüdür. Bağlantı 2,5 mm’lik stereo jakla ya da 5 pimli DIN fişle sağlanır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir noktada birleşmeye yüz tutmak; (geom). birbirine yaklaşmak (doğrular); (mat). yakınsak olmak; birbirine yaklaştırmak. convergence (i). birbirine yaklaşma; (fiz)., (geom). doğruların birbirine yakın gelmesi. convergent (s). birbirine yaklaşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kopenhag.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yeni ürünlerin elde edilmesi amacıyla cam, çinko, plastik, kâğıt ve benzeri özel çöplerin değerlendirilmesi ve organik çöplerin kompost haline çevrilmesini ifade eden bir terimdir. (Abfallverwertung/waste treatment, waste recycling)

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geminin halat takımı, ipler; kütük ölçüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -da) hata, yanlış; baskı hatası; (çoğ). hata sevap cetveli, yanlış-doğru cetveli, düzeltmeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korsaj; göğse takılan çiçek buketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kortej, merasim alayı; maiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (ingiltere'de) seyyar meyva, sebze veya balık satıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mat). tümey teğet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küçük ev, kulübe; yazlık ev, sayfiye evi. cottage cheese süzme peynir. cottage pudding üzerine meyvalı şurup dükülen bir kek. cottager (i)., (ing). rençper.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı suçlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı casusluk , casusluk faaliyetlerini meydana çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (pol). gerillacılarla savaşmak için yetiştirilmiş.(asker,komando).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). counterespionage.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cesaret, yiğitlik, yüreklilik, mertlik. have the courage of one's convictionsdavran ışlarını inançlarına uydurmaya cesaret etmek. take courage cesaretlenmek, kuvvet almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cesur, yiğit,:yürekli, mert. courageously (z). cesaretle, mertçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sigorta miktarı ve cinsi; (gazet). olay veya konunun takip edilmesi ve yazılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cirit oyununda topu tutmaya mahsus ucu eğri değnek. Çevgân, savlecan (F. «çevgân» ın bundan olması muhtemeldir).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ABD)., (argo). yüksek ziraat okulu; üniversite seviyesinde fakat şehirden uzak yüksek okul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çözgün.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit iskambil oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). korkuyla çömelmek, sinmek; yaltaklanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bağdaş kurmuş, ayak ayak üstüne atmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). soğukla ve özellikle son derece soğukla ilgili ilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kısa kalın sopa, çomak; (f). sopa ile dövmek, dayak atmak; (çoğ)., spor eskrim gibi bir oyun. cudgel one's brain hatırlamaya çalışmak, zihnini yormak. take up the cudgels for şiddetle müdafaa etmek, savurmak, tarafını tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eğlence yeri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kürtaj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tamahkâr, huysuz adam. curmudgeonly (s). tamahkâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). kiyanus; siyanür iyonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

D-Aralık Geliştirici işlevi, yüksek kontrastlı çekim koşullarının etkilerine karşı görüntünün pozlama ve kontrastını ayarlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. dâd = adalet, küsterden = döşetmek). Adil.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kama, hançer, bıçak. Iook daggers at someone bir kimseye öfke ile bakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) dâm-gâh.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). zarar, ziyan, hasar; (k).dili masraf, fiyat; (f). hasar yapmak bozmak, zarar vermek. damages (i)., (huk). tazminat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tehlike, muhatara in danger tehlikede. out of danger tehlikeyi atlatmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tehlikeli, muhataralı. dangerously (z). tehlikeli bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Üniversite.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Daniş-gâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a low income. person with modest regular income. of small means.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dekolte elbisenin yakası; açık elbise.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). burundaki nemi azaltarak soluk almayı kolaylaştıran ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Book Value)

İşletmenin aktif toplamından, borçlarının düşülmesi ile bulunan özvarlığının, çıkarılmış/ödenmiş hisse senedi sayısına bölünmesi ile bulunur.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring to book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Değnek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yozlaşma, soysuzlaşma, bozulma, dejenere olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yozlaşmış, soysuzlaşmış,alçalmış, dejenere. degenerately (z). (z). yozlaşarak, soysuzlaşarak. degenerateness (i). yozlaşma, soysuzlaşma, bozulma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bozulmak, yozlaşmak, soysuzlaşmak, dejenere olmak; düşmek sukut etmek; (biyol). cinsi bozulmak, daha alçak bir duruma düşmek . degenera'tion (i). yozlaşma, soysuzlaşma, bo

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «değmek» ten). 1. Kıymet, paha, bedel: Bu kılıcın değeri nedir? Bunun değerini takdir etmeli. 2. Kadir, itibar, haysiyet, şeref: O adamın değeri çoktur. Hiç değeri yoktur. S. Ehliyet, kabiliyet, iktidar: Herkese değerine göre hürmet edilir. Memuriyet herkesin değeriyle mütenasip olmalıdır. 4. Filân kıymette olan, şu pahada bulunan: Cihan değer. Dünyalar değer bir lutuftur. Beş yüz lira değer bir attır. 5. Mukabil, muadil, şâyân, lâyık: Zahmete değer bir iştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worth. worthy. worthy of. worthwhile. worth. value. price. worthiness. valuation. rate. amount. costliness. currency. dearness. merit. preciousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. cost. dignity. meaning. merit. price. significance. value. weight. worth. worthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

value. asset. assets. price. worth. valuable quality. actual value. account. cost. esteem n. merit. premium. valuation. valuta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Bir şeyin tam karşılığı, kıymet, baha. 2.Layık. 3.Bir şeyin sahip olduğu yüksek vasıf. 4.Ehliyet, kabiliyet. 5.Kadir, itibar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Bir nesnenin maddi ya da parasal karşılığı, değişim ortamı ya da benzeri bir standarda göre tahmin edilebilen miktar; ayrıca, nesnenin gerçek ya da olması gereken kıymetine, yararlığına ya da önemine göre göreceli statüsü. Değer kuramıysa kıymetleri önem sırasına göre, ayırıp sınıflandıran bir görüştür. Değerlerin nicel olarak ölçülebilme durumuna göre nesnel ve öznel değerlerden söz edilmektedir. Sanat ve mimarlık alanında mimari bir yapıya, bir sanat nesnesine ya da endüstri ürününe ilişkin iki tür değer tanımlanmaktadır. Bunlar; kullanıcının gereksinimini karşılamaya yönelik ürünün faydasıyla tanımlanan “kullanım değeri” ve mimarlık ya da sanat ürününün özellikle pazarlama ürünü olarak ortaya çıkmasıyla belirlenen “değişim değeri”dir. Kullanım değerine ilişkin değer yargıları kişiden kişiye, gruptan gruba değişebilmektedir. Örneğin; bir sanat nesnesinin estetik değerinden söz edildiğinde, o ürünü oluşturan bileşenlerin kompozisyonu, boyutları, ölçeği, rengi, dokusu, uyumu vb. sanat ve estetik kavramıyla ifade edilen, öznel nitelikli göreceli kıymeti anlaşılmalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

value analysis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appraise. assess. bid. estimate. evaluate. price. value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appraise. appreciate. arrive at a price. value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değer bilen. Osm. kadir-şinâs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değer bilmeyen, kadir bilmeyen. Osm. kadir-nâşinâs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

value judgment. value judgment judgement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grateful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaluation. appraisement. discretion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appreciate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being evaluated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assessment. valuation. appreciation. estimation. evaluation. estimate. appraisal. appraisement. rating. reclamation. valorization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaluation. putting sth to use. turning to account. valuing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Değer kazandırmak, değerini artırmak. 2. Değerini tayin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appreciate. evaluate. form an estimate of. appraise. comment. commentate. interpret. judge. parlay. peruse. reclaim. recover. recycle. score. seize on. seize upon. size up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

augment. estimate. evaluate. gauge. judge. seize. utilize. view. to put to good use. to turn to account. to utilize. to avail oneself of. to evaluate. to appraise. to estimate. to appreciate. to judge. to recycle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to appraise. to evaluate. to realize the value of. to add value to. to make sth increase in value. to put sth to use. to turn sth to account / to profit / to advantage. assess. put to good account. rate. turn to account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Değer kazanmak, değeri artmak. 2. Kendisine değer verilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appreciate. augment. to appreciate. to increase in value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gain value. to become valuable. to be appreciated. appreciate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıymetli, pahalı: Zahire bu sene hayli değerlidir. 2. Kadir ve haysiyeti olan, mûteber, şerefli: Değerli adam. 3. Ehliyet ve kabiliyet sahibi, elinden iş gelir: Değerli bir memurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valuable. costly. estimable. deserving. worthy. valued. dear. well-beloved. dignified. meritorious. precious. rich. valent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dear. precious. princely. significant. valuable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valuable. talented. estimable. esteemed. costly. deserving. precious. red hot. substantial. worthwhile. worthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valency. valence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deservingness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valuableness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Düşük kıymetli, pahası aşağı, kıymetsiz, revaçsız: Değersiz mal. 2. Kadir ve itibarı olmayan, haysiyetsiz: Değersiz adam. 3. Ehliyet ve liyakati olmayan, ehliyetsiz, elinden iş gelmez. Değersiz sanatkârın işi de değersiz olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthless. valueless. cheap. insignificant. of no worth. no-account. nonvalent. non-valent. two-bit. trashy. despicable. footling. inferior. jerkwater. measly. milk-and-water. niggardly. nugatory. paltry. pitiable. punk. rubbishy. shoddy. tinpot. tri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. cheap. footling. insignificant. little. measly. null. paltry. trashy. trifling. worthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthless. of no value. cheap. not much cop. feckless. fiddling. footling. futile. insignificant. little. mean. measly. no- account. not worth a bean. nugatory. paltry. past praying for. pathetic. pitiable. pitiful. rubbishy. threepenny. tin- pot. trashy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small beer. cherrystone. hogwash. jackstraw. nonentity. pin. punk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıymet düşüklüğü, kıymetsizlik, pahasızlık: Zahirenin bu seneki değersizliği çiftlik sahiplerini zarara soktu. 2. İtibarsızlık, şeref ve haysiyet yokluğu: O adamın değersizliği anlaşıldı. 3. Liyakat ve ehliyet yokluğu, liyakatsizlik, ehliyetsizlik: Öğretmenliğe tayininden sonra değersizliği ortaya çıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paltriness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parameter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Murahhas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delegate. commissioner. deputy. envoy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delegate. envoy. representative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delegate. representative. negotiator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delegation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

position of a delegate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perforator. puncher. punch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). tufan, büyük sel, çok şiddetli yağmur; (f). suya boğmak, su basmak. the Deluge Hazreti Nuh tufanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smith's vise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). demiurgos, Eflatun felsefesinde dünyayı yaratan etmen, kainatın yaratıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., den. kuntra istalya; gemi veya vagonun yük almak veya boşaltmak için tayin olunan müddetten sonra alıkonulması;bunun için verilen para, tazminat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muvazene.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance. equilibrium. equilibration. equation. stability. countenance. counterpoise. easiness. equipoise. poise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aplomb. balance. equilibrium. poise. stability. equipoise. composure. self-possession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equilibrium. balance. counterpoise. equipoise. offset. stability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Dengenin sanatta nasıl kullanıldığı “tahtaravalli” modeli ile kolayca anlayabilirsiniz. Aynı kilodaki iki kişi «simetrik» olarak oturduklarında oluşan denge, farklı kilolardaki kişilerle de «asimetrik» oturmalarla sağlanabilir; bu ikinci hâl «dinamik denge» olarak da nitelendirilebilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equilibrium price.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balancing. compensation. stabilization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. fizik). Kuvvet katarak veya eksilterek denge haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance. equalize. equilibrate. level. stabilize. cancel out. counterpoise. juggle. offset. poise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance. cancel. equate. offset. scale. to balance. to poise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance. to balance. to stabilize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equalizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balancing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stabilizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Denge halinde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balanced. well-balanced. stable. level-headed. level. equable. equal. even. even tempered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balanced. equable. level. poised. well-balanced. level-headed. stable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balanced. moderate. stable. stabilized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Denge halinde olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out-of-balance. unbalanced. unstable. immoderate. astatic. deranged. inequable. lop-sided. non compos. non compos mentis. uncompensated. uneven. moody. off one's rocker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbalanced. unstable. out of balance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lopsided. unstable. out of balance. immoderate. mentally unbalanced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dengesiz olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imbalance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imbalance. instability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disequilibrium. imbalance. instability. immoderation. excessiveness. mental instability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Balinagiîlerden, 8 9 metre boyunda denizde yaşayan bir memeli hayvan (mondon monoceros). Deniz gergedanlarının erkeğinin burnunda uzun bir diş bulunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maritime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maritime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthquake area. disturbed area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzenini bozmak, karıştırmak, ihlâl etmek; ifsat etmek; çıldırtmak, delirtmek; rahatsız etmek, işine engel olmak. derangement (i). düzensizlik; delilik, akli muvazenesizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Dergâh.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kısa namlulu eski tip cep tabancası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilenci.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). deterjan, temizleyici madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile. movable hareketli. müteharrik. dynamic dinamik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynamic. active. moving. in motion. mobile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başka, öte, öteki, Ai-İDiğer iş, diğer adamlar. Diğeri = Başkası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altered. different. forth. other. farther. another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternative. other. second.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

other. the other. alternative. other / adj , adv ,.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دگر] diğer, başka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başka defa, başka zaman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başkaları için yaşamak, başkalarının iyiliği için fedakârlıkta bulunan kimse; karşılığı hod-bin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başka türlü, değişik, Osm. tarz-ı Aharda, Ar. mütegayyir: Hâlim diğer-gûn oldu = Hâlim değişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başka gün.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دگرگون] başka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

other one.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

another. other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیگرکام] başkalarını düşünen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özet, hulâsa, fezleke, icmal: (huk). kazai içtihatlardan çıkarılan kuralların toplamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sindirmek, hazmetmek: tasnif etmek, düzenlemek, tertip etmek: kavramak, idrak etmek, üzerinde düşünmek; (kim). ısı ile yumuşatmak. digestible (s). hazmedilebilir, hazmi mümkün, hafif. digest ibility (i). hazım imkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hazmettirici şey, sindirici şey; sıkı kapanan bir çeşit kimya kazanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hazım, hazım gücü, sindirim; kavrama, idrak etme; ısı ile yumuşatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). hazma ait, hazmettirici, midevi; (i). sindirimi kolaylaştıran ilâç. digestive system (fizyol). sindirim sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toprak kazan kimse; toprak kazma aracı, hafriyat makinası, greyder.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Benzersiz Sony algoritmalarını kullanan DRC, standart tanımlamalı bir TV sinyalinden yüksek tanımlamalı TV görüntüsü oluşturmaya çalışır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

İstenmeyen suni efektlere neden olmadan resim kalitesini artıran bir işlevdir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde bir perde adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rectangle. oblong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oblong. rectangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rectangular. rectangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Birbiriyle yahut kesim noktasındaki teğetleriyle dik açı yapacak tarzda kesişen, kaim: Dikgen doğrular. Dikgen eğriler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthogonal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü kızmış, öfkeli.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Güzel konuşan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dikkat, ihtimam, sebatlı çalışma, gayret, çalışkanlık; on sekizinci asırda Avrupa'da kullanılan atlı posta arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gayretli, dikkatli, çalışkan. diligently (z). gayretle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çog geys, ghies) (i). ufak kayık; patalya, dingi; ufak gezinti sandalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tenacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mersiye, ağıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Diren, ot vs. toplamaya ve harman savurmaya yarayan Alet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). inkar etmek, kabul etmemek, reddetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mahzur, aleyhte olan durum, dezavantaj, zarar, ziyan. at a disadvantage (diğerlerine nispetle) daha zayıf bir durumda olmak, dezavantajlı olmak. be to somebodys disadvantage bir kimsenin zararına olmak. disadvantaged (s). normal sayılan menfaatlerde

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). menfaatine halel getirmek, yararına olmamak, zarar vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mahzurlu, zararlı; müsait olmayan, elverişsiz. disadvantageously (z). aleyhine olarak, zararına olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karıştırmak, dağıtmak, düzenini bozmak. disarrangement (i). karışıklık, düzensizlik, dağınıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yük boşaltma; ateş etme (top ve tüfek), yaylım ateşi; sırtından yük atma, ödeme, ifa; azil, tart, ihraç, işten çıkarılma; terhis, izin; cereyan, akıntı, akış; cerahat, boru gibi şeyden akan madde; (elek). boşaltma; boyayı çıkaran madde, ağartıcı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yük boşaltmak (gemi); çıkarmak, akıtmak; top veya tüfekle ateş etmek; ödemek; ifa etmek (vazife); görevine son vermek, işten çıkarmak: terhis etmek; ihraç etmek; serbest bırakmak; (elek). cereyanı boşaltmak; ağartmak, rengini açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hayal kırıklığına uğratmak, gözünü korkutmak, hevesini kırmak, cesaretini kırmak. discourage somebody from doing something birini bir işten vaz geçirmek; fikrini değiştirmek. discouraging ly (z). hayal kırıklığına uğratarak, hevesini kırarak. di

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilgisini kesmek, bağlantısını kesmek, affetmek, salıvermek, serbest bırakmak; (ask). düşman kuvvetlerinden uzaklaşmak. disengaged (s). serbest, boş, tutulmamış. disengagement (i). ilgiyi kesme; salıverme, serbest bırakma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kusmak; boşaltmak; teslim etmek, zorla vermek. disgorgement (i). kusma; zorla verme, teslim etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). samimi olmayan, kurnaz, iki yüzlü, gizli maksadı olan. disingenuously (z). samimiyetsizlikle, iki yüzlülükle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yerinden çıkarmak, siper gibi bir yerden çıkarmak; bir evden çıkmak, taşınmak. dislodg(e)ment (i). yerinden çıkarma veya çıkarılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hatırını kırmak, hatırını saymamak, ricasını kabul etmemek, gücendirmek. disobliging (s). habr kırıcı, ricasını kabul etmeyen, kaba, nezaketsiz. disobligingly (z). hatır kırarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aleyhinde bulunmak, kötülemek, itibarını sarsmaya çalışmak, küçük görmek, küçük düşürmek, takdir etmemek. make disparaging remarks küçük düşürücü sözler söylemek, bozmak. disparagement (i). aleyhinde bulunma, kötüleme. disparagingly (z). tenkit e

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incidental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayrılmak, birbirinden uzaklaşmak; sapmak, yolundan ayrılmak; farklı olmak, aykırı olmak, fikirce ayrılmak; ayırmak, birbirinden uzaklaştırmak. diver gence,- cy (i). ayrılma, uzaklaşma. divergent (s). çeşitli, muhtelif, muhalif, birbirine karşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ifşa etmek, açığa vurmak, söylemek, yaymak. divulgence (i). ifşa etme, bir haberi yayma, ifşaat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

list. list liste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Diz bağı, dizin üst veya alt tarafına bağlanan çorap bağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

system sistem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., bir yana kaçmak; kaçamak yapmak, atlatmak, bertaraf etmek; hile ile sıvışmak; -den bir yana kaçıp kurtulmak, atlatmak; (i). bir yana kaçış, çevik bir hareketle kurtulma; atlatma, hile, oyun, düzenbazlık. dodger (i). hilekâr kimse, savuştu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Genç inek, daha doğurmamış inek. (bk.) Döve, düve.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., eski Venedik ve Cenova Dükası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harmanda ekini döğdükleri dibi çakmak taşlı Alet, döven. (bk.) Düven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (boğa) Döğe ve inek arayıp azmak. (bk.) Düvesimek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inatçı, bildiğinden şaşmaz, sebatkâr, doggedly (z). sebatla. doggedness (i). sebat, inat, bildiğinden şaşmazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kuzey Denizinde kullanılan ,çift direkli bir çeşit balıkçı gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). edebi değeri olmayan komik şiir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır.

Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde ‘kek’ demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya’da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya’da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu.

Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu.

Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti.

Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır.

Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde ‘kek’ demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya’da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya’da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu.

Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu.

Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti.

Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonagon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muşmula denilen meyve. Ezgilden büyük ve beşbıyıktan küçüktür.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Al). hayatta olan bir kimsenin eşruhunu taşıdığı tasavvur edilen ve yalnız o kimseye görünen hayalet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i matematik) Dört kenardan meydana gelen geometrik şekil. Dikdörtgen = Açıları dik olan paralelkenar. Eşkenar dörtgen = Dört kenarı birbirine eşit olan dörtgen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrilateral. quadrangle. square. quad. tetragon. quadrilateral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrangle. quadrilateral. tetragon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrilateral. quandrangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). ilâcın belirli miktarda verilmesi, dozaj, düzem, yaşa göre miktar tayini; kuvvet veya lezzet vermek için şaraba şeker, alkol v.b katılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bunaklık; düşkünlük, iptila, aşırı sevg.i dotard (i). bunak kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing)., (huk). eşinden miras kalan malı veya ünvanı olan dul kadın; (k.dili). ağır başlı yaşlı kadın. queen dowager vefat etmis olan kralın dul eşi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sahnenin onu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süzülme, çekilme, akaçlama, drenaj; süzülen su, çekilen su; su mecraları; lağım ve kanalizasyon sistemi; suyu kurutulan arazi; (tıb). fitil veya tüple cerahat çekme. drainage basin akaçlama havzası; suyu bir nehir ve kolları tarafından çekilen

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir bellek türüdür. Bilgisayarın ana belleği, bu ilkeye göre çalışır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yukarı çekilip açı labilen köprü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağır yük arabasıyla taşıma; bu taşıma için alınan ücret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (mak). tarak, tırmık, tarama aleti; (f). deniz dibini taramak, tarakla temizlemek (liman, nehir); tarama aleti kullanmak. dredger (i). tarak dubası, tarama makinası. dredging (i). tarama. dredging machine tarama aleti, ırmak vb'nin kum

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). üzerine un serpmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Windows’un, seçmeli ve aboneliğe özel içerikleri bilgisayar, taşınabilir aygıt veya ağ aygıtlarında yürütmek üzere korumayı ve güvenle dağıtmayı olanaklı kılan esnek bir platform.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). köle gibi çalıştırılan kimse; (f). ağır ve tatsız bir iş yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağır ve sıkıcı iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit kaba Hint keçesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baca, duman yeri, ocak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).öfke, hiddet, suçluluk veya pişmanlık duygusu. in high dudgeon çok öfkeli, tepesi atmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Dükeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Toygar ve kuyruk salan cinsinden bir kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça derûger’den). Yapıların kapı ve pencere dışındaki tahta kısımlarını yapan sanatkâr. Ar. neccâr. Dülger balığı = Bir cins balık, (denizcilik) Dülger bağı = Halatın bir çeşit bağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpenter. builder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpenter. house carpenter. framer. joiner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

john dory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yapı işleri ile meşgul olan adamın sanatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpentry. woodwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) zindan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den.) ambardaki eşya ıslanmasın diye altına ve yanına konulan saman ve tahtalar; tayfaların özel eşyası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Ekonomik gelişmeyi yadsımayan, ancak dünya çevresini tehdit etmeyen çevre ve enerji politikalarının benimsenmesi gerektiğini savunan Brundtland Raporu’nu hazırlayan, Birleşmiş Milletlerin oluşturduğu bir komisyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dağ, dağlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plane geometry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğrafların ve video görüntülerin i.LINK™ ile bağlanmış DV kaynaklarından okunmasını sağlar. Okunan görüntüler, işlenmek üzere çeşitli biçimlerde kaydedilebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Geri doğru uyumluluk, aygıtların eski kuşak biçimlerle çalışabilmesini tanımlayan bir terimdir. DVD Video oynatıcılar, DVD’lerin yanı sıra ses CD’leri ve Video CD’ler de oynatabilmektedirler.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). istekli, hevesli, arzulu, şevkli, canlı, sabırsız. eagerly (z) şiddetli arzuyla, büyük şevkle, sabırsızlıkla. eagerness (i). şevk istek, arzu, canlılık. eager beaver (A.B.D), (argo) vazifesine fazlasıyla bağlı olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kartal gibi hızlı ve yüksekten uçan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

GSM sisteminde, GPRS altyapısını kullanarak veri iletim hızının yaklaşık olarak üç katına çıkartılabilmesine olanak sağlayan teknolojidir. GPRS altyapısını kullanabilmek için gerekli olan operatör aboneliklerinden farklı bir abonelik gerektirmeden data hızını arttırması en önemli avantajıdır. Her an alınan ve gönderilen verinin hızı, baz istasyonlarındaki yoğunluğa, telefonunuzda bulunan modemn terminal sınıfına göre değişiklik gösterebilir. Maksimum 236 Kbps veri iletim hızına erişilebilmektedir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

2G ve 2.5G cep telefonlarının daha hızlı veri transferi yapmasını sağlayan bir tür kodlama sistemi.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kenar, ağız; (geom.) ayrıt; keskinlik; sınır, hudut; (A.B.D.), (k.dili) avantaj, üstünlük . edge tool kesecek alet, keskin ağızlı alet . give an edge to bilemek; açmak (iştah); (A.B.D.), (k.dili) avantaj tanımak.on edge sabırsız; endişeli, aksi, s

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yanaşmak, yavaş yavaş sokulmak, yaklaşmak; yan yan ve yavaş yavaş sürmek; bilemek, keskinletmek; kenar geçirmek. edge in sokulmak.edge out kıl payı ile yenmek; kenara itmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Geleneksel bir LED arka ışığı genellikle LCD ekranın arkasında yer alır ve ekrana ışık verir. Sony’nin en son buluşu olan Edge LED, optik bir plaka kullanarak LED ışıklarını ekranın kenarları boyunca yerleştirir. Sonuç, taşınması ve evde istediğiniz yere yerleştirilmesi daha kolay olan daha ince ve daha hafif bir LCD ekrandır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim


Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). kenarı üste gelecek şekilde, yan yan, yandan . not be able to get a word in edgeways karşısındakinin fazla konuşmasından dolayı ağzını açamamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. gramer y. k.). Meçhul ve pasif fiil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). parlaklık parıltı, ihtişam, şaşaa, nur. effulgent (s). ışık saçan, parlak, şaşaalı. effulgently (z). ışık saçarak, parlak bir şekilde, şaşaalı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Düşüren, yıkan, yere atan. 2.Alıcı, yakıcı, düşürücü. - (bkz.Figen).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Efsuncu, üfürükçü, büyücü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ افسونگر] afsuncu. 2.büyüleyici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maden vesaire yontmaya mahsus ince dişli Alet, törpü. Fars. sevhan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aegean. aegean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aegean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

file. riffler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Bir çocuğu koruyan, işlerine bakan ve her halinden sorumlu olan. 2.Yaşça büyük, ulu. 3.Sahip.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Eğe ile işleyen, madenleri vesaireyi eğeleyen işçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eğe ile işlemek, eğe ile yontmak veya cilâ vermek: Madeni cilâlandırmak için eğelerler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

file. to file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to file with a file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eğe ile yontturmak veya cilâ verdirmek: Bu makası eğeletmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hâkim. 2. (felsefe) Kendisinden daha yüksek bir şey tasarlamayan (uydurma kelime).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sovereign. dominant. ruling. ascendant. ascendent. prevailing. regnant. sov'ran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominant. sovereign. preeminent. ruling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hakim, hüküm süren karşılığı olarak kullanılan bu kelime, hem kök, hem de ek olarak yanlıştır. Türkçe’de ne “eğe” kökü, ne de “man-men” şeklinde isim yapım eki vardır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hâkimiyet (uydurma kelime).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sovereignty. domination. dominance. supremacy. ascendancy. ascendency. mastery. rule. hegemony. imperium. raj. reign. sway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominance. domination. dominion. hegemony. possession. rule. sovereignty. ascendancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominance. sovereignty. preeminence. control. domination. hegemony. lordship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Ege).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(e. F.). 1. Şart edatı olup şart sigası bulunan şart cümlesine girer ki, bu siga şart göstermeye kâfi olduğundan bu edat fazladır. Bunun için dilimizde böyle bir edat yoktur: Eğer sevaba nail olmak isterseniz bu işi yapın. Yaşamak çok hoş olurdu, eğer ölüm olmasaydı. 2. Gerek, Fars. hâh, ister: (mükerrer olarak) Eğer Aşık, eğer sâdık ziyaret eylese bir kez (şimdi bu mânâ ile kullanılmamaktadır). Nadiren hemzesi kaldırılıp yalnız «ger» kalır: Ger dilersen bulasın ondan necât. Şiirde bazen şart cümlesinin sonuna katılır: Olmasaydi kalemin çâk-i girîbânı eğer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

if. whether. providing that. provided that. providing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

if. suppose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

if. whether. if ever. provided.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اگر] eğer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğer yapan ve satan sanatçı, saraç. 2. Bir büyük dairede at takımlarına bakan adam. Saraç başı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Her ne kadar... Olsa da... vâkıa... ise de: Eğerçi öyle ise de... Gerçi öyledir ama... Bazan bunu eki, kim» bağlama harfi takip eder: Gerçi kim şiir değildir ol kelâm — Nazm-ı şâirde ne mümkin ol nizâm. Şiirde sonra gelmesi de câizdir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ege).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek, (Alm). kendi: eigenvalue bir denklemin şartlarından birinin müsait olabilen değerlerinden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Ejhân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İnsan, hayvan, bitki gibi tüm canlıların bulundukları ortamda yaşamsal faaliyetlerini sürdürmek için gerekli olan şartlar bütünü ve bu şartların da birbiri ile ilintili olmasıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assume. preempt. recapture. secure. seize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seize. acquire. capture. catch. cop. get. have. to take hold of. lay hold of. make. nab. nobble. obtain. pinch. possess oneself of a thing. to enter upon property. secure. share. take hold. take possession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cerrahlıkta elektrik kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vacuum cleaner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vacuum cleaner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en sert olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da canı kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkta grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistor telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince işçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çıkmak, zuhur etmek, meydana çıkmak, hâsıl olmak, doğmak. emergence i. çıkma, zuhur. emergent s. çıkan, zuhur eden. emergent evolution fels., biyol. evrim veya gelişme sürecinin bazı safhalarında önceden bilinmeyen yeni birtakım özelliklerin ortaya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ani olarak ortaya çıkan güç durum, âcil ihtiyaç veya vaka; icap. emergency door, emergency exit tehlike zamanında kullanılan çıkış kapısı. emergency ration olağanüstü zamanlara mahsus yemek paketi. in case of emergency icabında, âcil bir durumda. s

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uçağın kuyruk kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kafese kapamak, kafese koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. cesaret vermek, teşci etmek, teşvik etmek; himaye etmek. encouragement i. cesaret verme, teşvik etme, himaye etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bozmak, zarar vermek, hasara uğratmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tehlikeye atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. faal, enerjik, çalışkan, yorulmaz; kuvvetli, şiddetli. energetic measures şiddetli veya etkili tedbirler. energeti cally z. enerjik olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. işe almak, tutmak, angaje etmek; işgal etmek, yer tutmak; söz almak, vaat ettirmek; dövüşmek, birbirine girmek, çarpışmak; ilgisini çekmek; meşgul etmek; nişanlanmak; vaat etmek, söz vermek, bağlanmak, taahhüt etmek; mak. birbirine geçmek, birbirin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., Fr. kendini adamış, ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. meşgul, tutulmuş; nişanlı; dövüşmekte; birbirine geçmiş. engaged column mim. yarısı duvarda yarısı meydanda olan direk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meşguliyet; nişanlanma; randevu; rehin; söz; vaat, taahhüt; çarpışma, dövüşme; belirli bir süre için ücretli iş; mülâkat; çoğ. borçlar. engagement ring nişan yüzüğü, alyans.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ovalık yerin iniş ve çıkışı. Çukur ve tepeleri, düzleştirilmemiş yer; Arıza.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unevenness. roughness. rough ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unevenness. roughness of the country.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uneven. rough. bumpy. rugged. rude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken. rough. rugged. uneven. bumpy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steep and broken. bumpy. hilly. rugged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düzleştirilmemiş yamrı yumru (yer).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undulating ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bal, Ar. asel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mâni, Ar. hâil, men veya gecikmeye sebep olan şey, zorluklar: Engel olmak = MAni olmak, müşkülât çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İlik, düğme. 2. Sözü sohbeti çekilmeyen kaba kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uskumru familyasından bir balık, engel balığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obstacle. barrier. bar. barricade. difficulty. drawback. handicap. hurdle. balk. barrage. baulk. block. check. clog. countercheck. counterwork. cramp. crimp. dam. determent. discouragement. disincentive. drag. encumbrance. entanglement. fence. hedge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. barricade. barrier. block. cramp. curb. drag. drawback. handicap. hindrance. hitch. hurdle. impediment. liability. objection. obstacle. obstruction. shackle. stop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottleneck. barricade. barrier. block. check. clog. difficulty. handicap. hindrance. let. obstacle. obstruction. stop. boom. drawback. holdall. backset. interfrence. traverse. accomodation works. balk. bar. countercheck. cramp. curb. disqualification. dra

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angel , angels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debarment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disruption. opposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

avoid. balk. check. cramp. encumber. foil. forestall. frustrate. hamper. handicap. impede. prohibit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to prevent. baffle. balk. bind. blanket. check. clog. debar. disappoint. disrupt. hamper. inhibit. interfere. put the mocks on. obstruct. preclude. prohibit. shackle. shut in. thwart. trammel. trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Engel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Engellemek işi, engel olma, engel çıkarma, obstrüksiyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hindrance. obstruction. interference. stranglehold. inhibition. hedge. obstructiveness. prevention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crackdown. detention. frustration. inroads. interference. obstruction. repression. hindrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obstruction. hindering. blocking. checking. objection. handicap. inturruption. coaction. detainment. detention. filibustering. handicapping. hindrance. holding. inhibit. kibosh. obstructing. prevention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Engel olmak, engel çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

put the lid on smth. clamp the lid on smth. gum up. surety. embarrass. fetter. hinder. inhibit. obstruct. keep from. prevent from. save. balk. bar. baulk. block. circumvent. clog. counterwork. cramp. crimp. cross. cumber. dam. dam up. defeat. encum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balk. block. check. cripple. cross. curb. discourage. frustrate. hamper. handicap. hinder. inhibit. interfere. obstruct. preclude. prevent. restrain. stop. stunt. thwart. to hinder. to impede. to obstruct. to prevent. to thwart. to frustrate. to restrain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to block. to handicap. to impede. to stave off. to ward off. to obviate. to prevent. to obstruct. to stop. to thwart. to frustrate. to foil. to circumvent. to damp. avert. bar. clip the wings. dam up. embarrass. encumber. forestall. provide aga

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frustration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frustration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obstruct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be frustrated. to be hindered. to be blocked. clog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with obstacles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having obstacles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steeplerace. steeplechase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hâsıl etmek, vucuda getirmek, meydana çıkarmak; doğurmak, tevlit etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kenger denilen yabanî enginarın sütünden çıkan sakız. Galatı çengel sakızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek zehirli bir küçük yılan ki, çeşitleri çoktur. Ar. ef’a: Engerek yılanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adder. viper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adder. viper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sığırdili familyasından, türleri süs bitkisi olarak yetiştirilen yaprakları sert tüylü bir ot (echium vulgare).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). (Fr. hongrois). Eski Osmanlılar’ın Macarlar’a verdikleri isim. Diyâr-ı Engerûs = Macaristan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tıkanmak, kan hucum etmek; oburca yemek, informal silip süpürmek, yutmak, tıka basa yemek. engorgement i. tıkanma, kan hücumu; oburca yeme, tıkınma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. büyültmek, genişletmek, çoğaltmak; büyümek genişlemek; huk. muhleti uzatmak; serbest bırakmak; upon ile tafsilâta girişmek. enlargement i. büyültme; büyüme; foto. agrandisman. enlarger i., foto. fotoğrafları büyültmeye mahsus cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kızdırmak, öfkelendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mısırı saplarıyla hayvan yemi olarak kesip siloya doldurma; siloda saklanan bu çeşit yem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maiyet, arkadaşlar; etraf, çevre, muhit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tasavvur etmek, tahayyul etmek; zihninde canlandırmak, planlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Jeoloji). Üçüncü zamanın kısımlarından biri.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Trafik Anonsları (Traffic Announcement – TA) işlevinin, geçerli trafik bültenlerini kaçırmadan, trafik anonsu yapmayan istasyonları dinlemenizi sağlayan gelişmiş bir sürümüdür. Trafik anonsu yapıldığında, EON işlevi ayarlı istasyonun trafik programına otomatik olarak geçer.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. izahlı ilave.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (jeol.) yerkabuğunun yüzeyinde veya çok derin olmayan bir kısmında meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épigénèse

biy. sıralı oluş

Birbirini takip etme.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (ask.) levazım; konak arabası (atlı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sooner or later. eventually adv. in good time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Şımarık, nazlı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Er veya geç, sonunda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uzun saplı fırıncı küreği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Erkek keçi, teke, keçi aygırı, (bk.) Erkeç.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(çayırmelikesi): Gülgillerden dalları sağlam ve sert kırmızımtırak bir bitkidir. Çiçekleri kar taneleri gibidir ve dalların ucunda toplanmışlardır. Yaz aylarında toplanıp kurutulur. Bitkinin her yeri kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür, vücutta biriken zararlı maddelerin atılmasını sağlar. Böbrek mesane ve idrar yollarındaki iltihapları giderir. Soğuk algınlığını geçirir. Kanı temizler. Sinirleri yatıştırır. Kalbi kuvvetlendirir. Nefes darlığı ve astımda faydalıdır. Diş ağrılarını keser. Diş eti ve boğaz iltihaplarını giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: irmek’ten, irgen). Bü!Üğ yaşına erip de henüz evlenmemiş. Ar. azeb, Fars. bekâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adolescent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Genç erkek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Maden yeri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ergenç).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Büluğ çağı. 2. Bü luğ çağında yüzde çıkan sivilceler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maturity. puberty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adolescence. puberty. acne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bachelorhood. the acne common in adolescence. zit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puberty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adolescence. puberty. teens.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Ergenlik yaşındakilerin yüz, omuz, sırt ve karınlarında görülürler. Siyah noktalar, beyaz benekler, kırmızı veya mor lekeler halindedirler. İçleri cerahat dolu bu sivilcelere; akne de denir. nedeni; yağ bezlerinin tıkanmış olmasıdır. Ergenlik sivilceleri kendiliğinden kaybolur. Sıkmamak, oynamamak gerekir. Tedavinin ilk şartı sabırdır. Yüzü günde 3-4 kere kükürtlü sabunla yıkamakta fayda vardır. Bu arada baharatlı yiyecekleri ve çikolatayı terketmek gerekir. Ayrıca, aşağıdaki reçetelerden de faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Marul, su.

Hazırlanışı : Soğuk su ile yıkanan marul yaprakları iyice ezilir. Çıkan su yüze sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ارغوان] erguvan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. erimek’den). Ağızda erir gibi lezzetli ve hoş (meyve).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kanarya otu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

masculine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

masculine. virile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man to man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man-to-man. man to man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nephew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (aslı esremek ve Çağatay imlâsınca ısramak, ısragamak). 1. Korumak, saklamak, Osm. hıfzetmek. 2. Acıyıp, muhafaza, himaye etmek, korumak: Allah esirgesin! 3. Acıyıp vermemek, kıyamamak. Osm. imsâk etmek: Ben, sizden parayı esirgemem, malını çok esirger. Sözü esirgemek = Çok konuşmamak, az ve düşünerek söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grudge. begrudge smb. smth. spare. withhold. stint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deny. grudge. spare. stint. to begrudge. to protect. to grudge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to protect from. to withhold. deny. grudge. preserve. spare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Korunmak, saklanmak. 2. Kıyılmamak: Esirgenecek şey değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be protected from. to be withheld.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Saklatmak, korutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Koruyan, saklayan. Ar. hâfız. 2. Merhamet edip koruyan: Cenab-ı Hak esirgeyicidir. 3. Kıyamayan, Ar. mümsik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lozenge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhombus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhombus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equilateral triangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) casusluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Taşınabilir CD çalarlar için bellek kapasitesini artırmadan darbelere karşı yüksek düzeyde direnç sağlayan bir sistemdir. Ses sinyalleri, veri akışı darbe ya da titreşim sonucunda kesilmese bile sürekli olarak okunur. Olası veri hataları hafızada düzeltir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yabancılaştırmak, uzaklaştırmak; gayesinden uzaklaştırmak; aralarını açmak, soğutmak. estranged (s.) ayrılmış, ayrı yaşayan. estrangement (i.) yabancılaşma, yabancılaştırma, kayıtsızlık, bozuşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (biyol.) estrojen, memelilerde dişilik hormonları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) incelik, şeffaflık, havailik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Müteaddî, faktitif, (bk.) Faktitif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

factitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) insan ırkının soyaçekim yoluyla zihnen ve bedenen geliştirilmesine dair; gelecek nesillerin ıslahına ait; kalıtımla geçen iyi haslatlara sahip. eugenics (i.) insan ırkının soyaçekim yoluyla ıslahına çalışan bilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) İncil'in getirdiği haber; İncil kitaplarından biri; iyi haber, müjde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) muhafazakar Protestan; Protestan; (s.) İncil'e ait, İncil'e özgü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to try to evade. to mince words. mince.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gezici vaiz; dört İncil'i yazanlardan biri. evangelis'tic (s.) dört İncil'e ait, İncil va'zma ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) Hıristiyan olmayanlara İncil'i öğretmek; Hıristiyanlığa çevirmek. evanlleliza'tion (i.) İncil'i öğretme, İncil'i öğrenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İşini bilen, tedbirli kimse.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) mübalâğa etmek, abartmak, büyütmek, izam etmek. exaggerated (s.) mübalâğalı, büyütülmüş, şişirilmiş. exaggeratedly (z.) mübalâğalı olarak. exaggera'tion (i.) mübalâğa, abartma, aşırılık, büyütme, izam. exag'gerator (i.) mübalâğacı, büyüten kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) değiş mübadele, değişme, trampa; yerini alma; kambiyo, borsa:telefon santralı, merkez. exchange broker borsa simsarı, sarraf, borsacı. exchange rate kambiyo kuru, döviz kuru; değişim oranı. exchange value mübadele kıymeti. bill of exchange poliçe, ta

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) mübadele etmek, değiş tokuş etmek, değiştirmek, trampa etmek. exchange positions yer değiştirmek, birbirinin yerini almak. exchangeable (s.) mübadele edilebilir, değiştirilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Değiştiriciye, başka bir CD çalınırken ses kaybı olmadan bir CD takılmasına izin verir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yorum, tefsir, şerh, kutsal kitapların tenkitli yorumu. ex'egete (i.) yorumlayan kimse; tefsir eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tefsir ilmi. exegetical (s.) yorumlama ile ilgili, tefsire ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ihtiyaç; zorunluluk, zaruret, derhal tedbir almayı icap ettiren olay; lüzum. exigent (s.) hemen tedbir almayı icap ettiren; icbar edici, zorlayıcı, çok acele, acil; buhranlı; çok şey isteyen, fazla kuvvet ve enerji sarf ettiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (bot.) dıştan büyüyen bitki; sapı her sene dış halkalarla büyüyen bitki. exo'genous (s.), (biyol.) dıştan doğan, dış etkilere bağlı olarak büyüyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ekspresle paket gönderme; bu iş için ödenen ücret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). silmek, bozmak, çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir İspanyol faşist örgütü. falangist (i). İspanyol faşist örgütü üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kolay bükülen sivri uç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ateş düşürücü ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi). Çocuğun durmaksızın ağladığını tasvir ve taklit ederek art arda kullanılır: Fenger fenger ağlıyordu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kayık veya sahil gemisine ödenen geçiş ücreti, feribot parası; kayık veya vapurla bir sahilden karşıya geçme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sweep basil. basil reyhan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(reyhanotu): Ballıbabagillerden; yaprakları güzel kokan bir çeşit süs bitkisidir. Akfesleğen, hindfesleğeni, yabanifesleğen, yerfesleğeni gibi çeşitleri vardır. Kullanıldığı yerler: Öksürüğü keser. Hazımsızlığı giderir. Baş dönmesini durdurur. Zafiyeti giderir. Arı sokmasında faydalıdır. Ağız yaralarını tedavi eder. Fesleğen kokusu; sivrisinek ve tahtakurusu gibi haşaratı kaçırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. y. A.). Reyhan da denilen güzel kokulu bitki. Saksılarda yetiştirilir. Ak fesleğen, Hind fesleğeni, yabanî fesleğen, yer fesleğeni = Bunun çeşitleri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyokim). kan pıhtısını meydana getiren madde, fibrinojen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (çoğ). huzursuzluk, rahatsızlık, sinirlilik: yerinde duramayan kimse; (f). rahat oturamamak, yerinde duramamak, durmadan kımıldanmak veya kımıldatmak. fidgety (s). rahat durmayan, kıpır kıpır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Atıcı, yıkıcı (efgen de denir).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Atıcı, yıkıcı, düşürücü.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. phylogenèse

biy. soy oluş

Türlerin, ortaya çıktıkları zamandan bulundukları zamana kadar geçirdikleri gelişim evrelerinin tümü.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). parmak; parmak gibi şey; parmak boyu; (A.B.D). alkol ölçüsü; (f). parmakla dokunmak, el sürmek, parmakların arasına alıp oynamak, ellemek; çalmak, aşırmak; (A.B.D)., argo ele vermek; parmaklarla ince iş yapmak; (müz). parmakla çalgı çalmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). parmakla dokunma, yoklama; (müz). parmakları kullanma usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). parmak büyüklüğünde balık yavrusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). döven, kırbaçlayan; (i). özellikle kendisini kırbaçlayan veya kırbaçlatmaktan hoşlanan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kırbaçlamak, dövmek. flagella'tion (i). kırbaçlama, dövme, dayak atma; dövünme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -lums, la) (biyol). kamçı şeklinde parça; kamçı, kırbaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). en yüksek sesli flüt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kenar, yaka, kulak, flanş; flanş yapmakta kullanılan döküm aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Flaş Beyaz Dengesi, zorlu çekim koşulları altında renk tonlarının korunmasını sağlayan bir dijital fotoğrafçılık özelliğidir. Çok sayıda yansıtan yüzeyin bulunduğu durumlarda fotoğraf makinesi nesnenin etrafındaki tüm ışık kaynaklarını algılayabilir ve renk bozulması meydana gelebilir. Bunu önlemek için flaş kullanıldığında çekimdeki beyaz dengesi otomatik olarak ayarlanarak, renkler doğal halinde kaydedilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tüyleri çıkıncaya kadar beslemek; tüylendirmek; uçmak için tüy çıkarmak, tüylenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yüzme, su üzerinde durma; su üstünde yüzen çöp ve enkaz; (den). geminin su üstünde kalan kısmı; yüzme gücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). kornet gibi nefesli bir çalgı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yapraklar, yeşillik; (mim). süslemede kullanılan yaprak ve dal şekilleri. foliage plant yapraklarının güzelliği için yetiştirilen bitkiler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kademlik, (arsa kenarı, filim, tahta) uzunluk; (mad). çalışmaya göre ödenen para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yayalara mahsus köprü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çorap ve ayakkabılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hayvan yemi, ot, saman, arpa; yiyecek peşinde koşma; (f). yiyecekleri yağma etmek; yiyecek temin etmek için uğraşmak; yem veya yiyecek tedarik etmek. forage cap (Ing). bir çeşit piyade veya subay başlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). işaret parmağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). forjudge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden hüküm vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ağır ve devamlı ilerlemek. forge ahead yarışta başa geçmek; ilerlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). demirci ocağı, demirhane, demir imalâthanesi; (f). demiri ocakta kızdrıp işlemek, dövmek; sahtesini yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sahte imza atan kimse, sahtekârlık eden kimse; demirci, demir döven kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sahte şey; sahte imza; sahtekârlık sahte imza atma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (got, gotten, getting) unutmak, hatırından çıkarmak, hatırlayamamak; ihmal etmek. forget oneself diğerkâmlık etmek, kendini düşünmemek; kendini unutmak, kendinden geçmek; düşünceye dalmak. forget about a thing bir şeyi büsbütün unutmak. forgettabl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). unutkan, ihmalci; savsak, dikkatsiz. forgetfully (z). unutkanlıkla. forgetfulness (i). unutkanlık, ihmal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). unutmabeni, (bot). Myosotis palustris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (huk). mahkeme kararıyla elinden almak; mahkeme solonundan çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). evlâtlık büyütme; çocuğu kendi evlâdı gibi büyütecek bir ana babaya verme; besleme himaye, teşvik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., eski (ing). (huk). bir semtte her erkeğin bütün semt halkının davranışlarından mesul olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). navlun, nakliye ücreti: yük, eşya; yük nakletme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k). dili buzdolabu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). saçak, püsküllü saçak; saçak gibi şey, perçem, kakül; kenar; (fiz). ışın kırılmasından meydana gelen koyu çizgilerden biri; (f). saçak veya kenar takmak. fringe benefit işçiye ücreti dışında sağlanan her hangi bir şey (sosyal sigorta, emekl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). binanın cephesi, arsanın sokağa bakan tarafı, cephe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meyva; meyva verme; sonuç, netice.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yumuşak bir şekerleme; boş laf, saçma; (matb). son dakikada gazeteye konan parça; (f). uydurmak; acemice iş görmek; saçma söz söylemek; bilya oyununda eli fazla ileri götürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Atıcı, yıkıcı, düşürücü. Efgen ile aynıdır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ,şiir çok parlak, şaşaalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, hav uçak gövdesi, gövde

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ فسونگر] afsuncu, büyücü. 2.büyüleyici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, kdili makina cinsinden herhangi bir alet; ismi unutulmuş şey

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i cihazlar, aygıtlar, özel likle elektronik cihazlar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak gauge

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f pey; rehin; düelloya davet anlammdayere ablan eldiven; f bahse giriş mek, bahis tutmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i birkaç çeşit yeşil veya san iri erik, caneriği; bak greengage

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zaman, vakit, bazen, bazı defa, bazı vakit, kimi vakit: Gâh bulunur, gâh bulunmaz. Gâh olur ki... Gâh gâh, geh, geh = Vakit vakit, ara sıra. Bi-gSh = Vakitsiz. Nâ-gih = Ansızın. Gâh 0 bi-gâh = Vakitli vakitsiz, (bk.) KAh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bazı Farsça kelimelere katılarak zaman veya mekân gösteren mürekkep kelimeden meydana gelir: Seyir-gâh = Seyir yeri. Namaz-gâh = Namaz yeri. Seher-gâh = Sabah vakti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tasa evi, yeri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i Hint zamkı, katalomba, gomagota; turuncumsu sarı renk

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i Ganj nehri

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i garaj,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Apple’ın her Mac’i bîr dijital stüdyoya dönüştürmesini sağlayacak yazılım.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i çöp, süprüntu; pis ve değersiz şey garbage man çopçü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غارتگر] yağmacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bayt. inek memesinin iltihaplanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ölçmek; tartmak, tahmin etmek, ölçüsünü bulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikyas, öIçü; ebat; miktar; geyç, ölçme aleti; kalibre; demir yolu raylarının arasındaki açıklık; den. geminin bir diğerine veya rüzgâra göre bulundugu yer; den. dolu iken geminin çektiği su. broad gauge geniş hatlı (demiryolu). have the lee gauge of

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. lastik sonda ile besleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Germanyum cisminin simgesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). G harfinin adı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. geniş yukaç, bak. anticline.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., mak. dişli; dişli takımı; vites, şanjman; donanım, tertibat; elbise; eşya; f. viteslemek; donatmak: giydirmek; uymak, uydurmak. gear box, gear case dişli çark mahfazası. gear down yavaş gitme ayarı vermek. gear shaft dişli mil. gearshift i.,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karnında cenin, dölüt bulunan, Ar. hâmile: Gebe kadın, gebe kısrak. Gebe etmek, gebe bırakmak = Tohumlamak. Gebe kalmak = HAmile olmak, tohumlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pregnant. expectant. big with child. expecting. with young. with child. in the family way. gravid. heavy with child. in pod. preggers. impregnate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pregnant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pregnant. expectant. big. in the family way. gone. gravid. quick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadın veya dişi hayvanın karnında yavru taşıması. Ar. hami, habâle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pregnancy. gravidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gestation. maternity. pregnancy. gestation hamilelik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pregnancy. gestation. utero gestation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pregnancy test.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ölü, gebermiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (hayvan) Ölmek, telef olmak. Osm. mürd olmak: Araba atlarının biri geberdi. Bu hayvan açlıktan geberecektir. 2. mec. Telef ve mahv olmak: Kendisine bakmıyor, bir gün geberip gidecektir (insan için küfür ve hakaret yerine kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to die. to peg out. to pop off. to kick the bucket. to croak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kick the bucket. to die like a dog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (hayvanı) Öldürmek, telef etmek, gebermesini mucib olmak: Siz bu hayvanı geberteceksiniz. 2. mec. Çok dövmek, çok eziyet etmek: Onun bana ettiğine karşı, ele geçirsem geberteceğim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Koyunun erkeği, koç. mec. Akılsız, ahmak adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chunky. stupid. half-witted. goofy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ateş-perest, Mecûsî, Zerdüştî, eski İran dinine mensup (gâvur kelimesinin bundan çıktığı sanılır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گبر] ateşperest, ateşe tapan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir yabanî çalının turşuluk yemişi. Kabara. Fr. capre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). At tımarı kesesi, çuldan yapılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçeneklilerden, bir bitki familyası. Familyanın örnek bitkisi gebreotu’dur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEC) (i. F.). Eğri, çarpık, Ar. münhanî. Gec-külâh = Külâhını eğri giyen. Gec-bîn = Eğri bakan, garazkâr. Geç-endîş = Eğri düşünen, kötü niyetli (yalnız böyle bazı terkiplerde az kullanılır), (bk.) Kec.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zamanca geri olan, erken (er) zıddı, vakitsiz: Geç vakit, geç gün. Şimdi geç oldu. Zaman bakımından geride, vakitsiz: Geç geldi, geç kalmak: Gecikmek. Er geç = Erken olmazsa geç olup elbette olacak, bir gün, ne vakit olsa. Er geç herkes vefat edecektir. Rabbim geçinden versin = Eceli mümkün mertebe geciktirip uzun ömür isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

late. backward. slow. tardy. behind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behind. behindhand. late. tardy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

late. belated. delayed. behindhand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oyunda hile yapan. Fr. tricheur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. vakitsiz demek olan gec’ten). Yirmi dört saatlik günün karanlık kısmı ki, mevsime göre uzayıp kısalır. Ar. leyi, Fars. şeb. Asıl Türkçe’si tün, dün: Yarın geceyi bekliyor. Gece olmak — Karanlık basmak. Ayın on dördüncü gecesi: Dolunay, Ar. bedr. Gece safası = Gece açılır bir cins çiçek. Kına gecesi = Vaktiyle geline kına sürdükleri gece. Sonradan düğünierdeki eğlence gecesi. Gece kuşu = 1. Puhu kuşu. 2. mec. Uyku uyumaz adam, geceyi uyanık geçiren adam. Gece yatısı = Gece yatmak üzere olan misafirlik: Gece yatısına buyrun. Gece yarısı = Ar. nısfılleyl, saatin 24 olduğu an. Gece yanığı = Yüz ve elde çıkan siyah bir yara. Gece vakti = Geceleyin: Gece geliniz, gece çalışıyor. Gece serin olur. Bu gece = Mazi veya istikbale en yakın gece. Bu gece üşüdüm. Bu gece gideceğim. Dün gece Dünkü günün gecesi. Evvelki gece = Dün geceden evvel olan gece. Gece gündüz = Daima, Fars. şeb-ü-rûz, Ar. leyi ü nehâr. Her gece Gecelerin hepsinde. Gece gündüz dememek = Vaktin uygun olup olmadığına aldırmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Geçtiği halde: Saat beşi çeyrek geçe. Mukabili: Kala.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nocturnal. at night. in the night. by night. nocturnally. night. noct-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night. evening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night porter / watchman. night watchman. sereno.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

day and night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

day and night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night-life. night life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night attire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Beslenmedeki A vitamini eksikliğinin neden olduğu bir hastalıktır. Hasta; alacakaranlıkta gereği gibi göremez. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Havuç.

Hazırlanışı : Bir kilogram havuç önce soğuk su ile yıkanır. Sonra 3 eşit parçaya bölünür. Sabah, öğle, akşam birer parça yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night blindness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightclub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabaret. clip joint. nighterie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night bird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Gece Mavisi, yeni ÇİZGİ tasarım konseptinden ilham alınarak yaratılmıştır. TV kapalıyken, dikkatin dağılmasına neden olmadan görüntüleme deneyimi keyfini en üstü düzeye çıkarmak için, siyah rengin karanlığına bağlı olarak, çerçeve tamamen yok olur. Ama yakından bakınca, gece yarısı gökyüzünde parlayan yıldızlar gibi, odanızın gerçekten ayrılmaz bir parçası haline gelen çerçevenin içerisine katıştırılmış parlak tozları görebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night flight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

midnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

midnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Nöbeti geceye tesadüf eden. 2. Bir yerde geceleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

working on the night shift. night-worker. night-watchman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

working on a night shift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İzinsiz olarak bir gecede yapılıveren ev, yapı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shanty. squatter's house. slum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shanty. squatter's house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shanty house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overnight stay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yerde gece kalmak, geceyi geçirmek: Ormanda geceledik. Yatacak yer bulamayıp dışarda geceledik. 2. Vakit gece olmak, karanlık, gece basmak: Geceleyince yolu göremediğimizden durmaya mecbur olduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spend the night. to spend the night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spend the night (in a place. to stay overnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gece vakti, Ar. leylen: Geceleyin yola girdik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by night. at night. during the night. overnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geceli gündüzlü, gece gündüz: Geceli gündüzlü çalışarak iki haftada bitirdim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Geceye mahsus: Gecelik kıyafet. 2. Gece giyilen entari, gece vakti veya gündüzün dahi evin içinde giyilen esvap: Geceliğini giymiş: Gecelikle sokağa çıkmak ne kadar çirkindir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightgown. nightdress. lingerie. nightshirt. bedgown. gown. nighty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightdress. nightie. pertaining to the night. night dress. fee for the night. nightgown. nighty. overnight. lasting the night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night gown. pertaining to the night. lasting the night. night dress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Akıp giden: Buradan geçen adamlar. Gelen geçen, gelip geçen. 2. Uzanan veya akan, Osm. cereyan eden: Evimin önünden geçen yol, ark, dere. 3. Geçen, eski, geçmiş olan: Geçen sene, bıldır. Geçen gün = Öte gün, birkaç gün evvel. Geçen ay. 4. Geçen zaman veya hal ve vak’a: Geçen unutulur, geçen geçti: c. Geçenlerde = Birkaç gün önce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

last. past. former. late. other. yester. passing. transitive. in excess of. hereinabove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passing. past. last.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

last. past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elapsed time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lately. recently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passageway. corridor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laterly. recently. the other day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Geçerli olan, Osm. tedavül eden: Geçerli akça. 2. Revaçlı, satılır, aranılır, makbûl: Geçer mal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valid. current. acceptable. received. passable. passing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current. passable. in circulation. in common use. valid. in force. desired. acceptable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current. in circulation. in common use. desired. acceptable. in demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth valued and respected by everybody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valid. current. acceptable. in use. effective. effectual. received. available. eligible. far-out. operative. passable. prevailing. regnant. ruling. sound. viable. in force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current. living. operative. orthodox. sound. valid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Valid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

validity. currency. availability. effectiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

validity. currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

validity. currency. effectiveness. availability. soundness. force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

currency. standing. validity. effectiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. dead. dud. invalid. null. void. null and void.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illegal. invalid. void. null. nugatory. bad. without effect. insufficient at law. lapsed. null and void. unsound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become null and void. to lapse. to expire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invalidness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disuse. invalidity. nullity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invalidity. not being valid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(eskiden: GECESAFA) (i. botanik). İkiçeneklilerden, süs bitkisi olarak yetiştirilen bir bitki (mirabilis ialapa).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uçuk gibi, birdenbire oluveren, kabarcıklı türlü deri döküntülerine verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Geçen, kalıcı olmayan, sabit olmayan. Ar. muvakkat: O, geçici bir haldir. 2. Geçen bulaşan,’Ar. sâri: Cilt hastalıkları geçicidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interlocutory. temporary. transient. provisional. pro forma. ad interim. band-aid. casual. curable. deciduous. ephemeral. extrinsic. fading. flying. fortuitous. fugacious. fugitive. impermanent. interim. jury. makeshift. momentary. palliative. passin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ephemeral. fugitive. interim. makeshift. momentary. passing. provisional. temporal. temporary. transient. transitory. short-lived. contagious. infectious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provisional. temporary. interim. tentative. ad hoc. momentary. transient. migrant. migratory. passing. infectious. fugacious. instant. occasional. ephemeral. fleeting. fortuitous. fugitive. impermanent. interlocutory. picknicky. provisory. temporal. trans

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T.). Bir musiki parçasında geçici olarak yapılan geçki ki, kesin geçki’nin aksidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temporary worker. temporary employee. odd- job-man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Bir musiki parçasında yapılan geçici karar ki, «asma karar» da denir; eserin veya hânenin solundaki asıl karardan farklıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temporary article.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bid bond. provisional cover. provisional bond. caution money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temporality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provisionality. temporality. transience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gecikme, geç kalma, Ar. teahhur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delay. lag. lateness. detention. hold-up. hysteresis. leeway. retardation. tardiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delay. time lag. lateness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lag. delay. being behind schedule. detention. holdup. late arrival. tardiness. wait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Geç kalmak, geride kalmak, vakitsiz gelmek. Osm. teahhur eylemek: Bugün vapur gecikti. Niçin bu kadar geciktiniz?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be late. delay. lag. be tardy. fall behind with. hold off. be hung up. lag behind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delay. to be late. be delayed. to delay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be late. to retard. to be delayed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delayed. retarded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delayed behind schedule. delay action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belated. behindhand. late. past-due. tardy. delayed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behindhand. belated. late. tardy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belated. delayed. detained. late. overdue. out of time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Armonide bir terim. Fr. anticipation.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postponement. retardation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjournment. delaying. protraction. retardation. delay. postponement. check. delay action. detainment. dilatoriness. putting back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Geç bırakmak, te’hir etmek, sonraya bırakmak, te’cil etmek: Rüzgâr, vapuru geciktirdi. Söze tutup beni işimden geciktirdi. Şu kitabı bana verin de geciktirmeden geri vereyim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delay. postpone. adjourn. hold up. impede. keep back. procrastinate. put back. retard. set back. sidetrack. stall. stall off. stave off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delay. retard. stall. stay. to delay. to postpone. to retard. to hold off sth. to hold sth up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yürünmek, bir baştan bir başa gidilmek. Osm. mürûr ve ubûr olunmak: Çok kar yağdığı için dağ yolundan geçilemez. Çamurdan geçilmez. 2. El çekmek vazgeçilmek, çevirilmek: Alışılan şeyden kolay geçilmez. 3. Aşılmak, mesafe alınmak. Yolun yarısı, en zor kısmı geçildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass. to traverse. to be left aside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yürünmesi, bir baştan bir başa gidilmesi mümkün olmayan: Geçilmez yol, dağ, dere. 2. Terkolunmaz, bırakılamaz: Geçilmez bir mal, geçilmez bir Adet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Birlikte yaşayış, Ar. muâşeret, imtizâc: Böylelikle geçim olmaz. 2. Revaç, râyiç. 3. Bütün zırh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bread and butter. living. bread. livelihood. keep. upkeep. subsistence. sustentation. getting along.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bread. keep. livelihood. living. subsistence. support. compatibility. maintenance. bread and butter. getting on with somebody. harmony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

livelihood. a living. harmony. bread. concord. daily bread. support. sustenance. sustentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the struggle to make a living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place where one earns one's living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easy to get on with. easy to get along with. easygoing. complaisant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easy to get along with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Etrafındakilerle geçinemeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

difficult. quarrelsome. cantankerous. peppery. out of tune. unmusical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cantankerous. difficult. quarrelsome. difficult to get on with. incompatible. tartar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

difficult. fractious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geçimsiz olma hali, uyuşmazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discord. lack of harmony. incompatibility. fractiousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incompatibility. discord. lack of harmony. misunderstanding. nullity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yaşatmak, birinin yaşama ortamını temin etmek. Osm. iâşe, infak etmek: Çoluk çocuğunu geçindirmek için gece gündüz çalışmaya mecburdur. Bu iş beni geçindiriyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maintain. support. to support. to support. to maintain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to support (a person , a family. support.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaşamaya, yiyip, içmeye ait olan şey, gelir, irad: O ailenin geçineceğini temin etmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uyuşma, bir arada yaşayabilme, dirlik. Ar. muâşeret. 2. Ar. taayyüş, maişet, geçinecek sebep ve vasıtalar: Geçinmesi var mıdır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

livelihood. living. subsistence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cost of living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cost of living index.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Nafakasını tedarik edip yaşamak. Osm. taayyüş etmek, idare olunmak: Alnının teriyle, çalışmasıyla geçiniyor. 2. Başkasıyla birlikte iyi yaşamak. Osm. muâşeret, imtizâc etmek: İki elti pek güzel geçiniyorlar. O, ahlâk sahibi bir adamdır, herkesle geçiniyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make both ends meet. get along. get along with. getting on with. go along. make a living. earn a living. manage. handle. subsist. support oneself. make out. rub along.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

live.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to live (on. to subsist (on. cotton. exist. fare. manage. subsist. support oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeable. pervious. conductive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

porous. permeable. conductive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeable. conductive. pervious. porous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Bazı cisimlerin, içlerinden başka şeyleri geçirme hususiyeti, nüfuziyet: Kumlu toprakların geçirgenliği fazladır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conductive. conductor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conductivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir baştan bir başa gidilmek, geçirme işine konu olmak. Osm. imrâr edilmek, öte tarafa vardırmak: Kayıkla nehrin ötesine geçirildi. 2. Atlanmak, giderilmek, atlatılmak: Bir tehlike, büyük bir hastalık geçirildi. 3. Yürütülmek, Osm. Mürûr ve ubûr ettirilmek: Asker şehrin içinden geçirildi. Verilcek su nereden geçirilecektir? 4. İyi edilmek, tedavi olunmak, atlatılmak, giderilmek: Bendeki başağrısı bir türlü geçirilemedi. 5. Ferâğ ettirilmek, el çektirilmek: O adam bir türlü kumardan geçirilemedi. İçkiden geçirilirse sıhhati da düzelir. 6. Tedavül ettirilmek: Bu para geçirilebilir mi? 7. Çevrilmek, Osm. ihâta edilmek: Bu levhalara çerçeve, bu kitaba kap, yastıklara kılıf geçirilmeli. 8. Takılmak, konmak, sokulmak: Çerçeveye cam geçirildi. 9. Kaplanmak, yapıştırılmak, dikilmek: Kürke kab, kaba kürk, yorgana yüz, çarşaf geçirilmek: Ele geçirilmek = Tutulmak, Osm. derdest edilmek. Diş geçirilmek = Zarar verebilmek veya sadece tesir edebilmek: Ona diş geçirilemez. Kılıçtan geçirilmek = Sırayla herkes öldürülmek, Osm. katl-i Am edilmek. Baştanbaşa ve biraz gelişi güzel incelenilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be passed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Geçirgenliği olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Geçirgenliği olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oil-tight. impermeable. impervious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impermeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impermeability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geçirmek işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeation. passing. tracing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. transmission. passing. infecting. conductance. conduction. conveyance. transposition. tranfusion. permeability. farewell. giro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir baştan bir başa yürütmek, geçme işini yaptırmak. Osm. mürûr ve ubûr ettirmek, imrâr etmek: Askeri çarşrnın içinden geçirdiler. Talebesini her gün önünden geçirir. 2. Atlatmak, öbür tarafa nakletmek: Kayıkla nehirden geçirdi. 3. Nakletmek, yer değiştirmek: Kışın çocukları öbür odaya geçireceğiz. 4. Tecavüz ettirmek: Sürünüzü bizim otlağa geçirmeyin. Hududun ötesine asker geçirdi. 5. Durdurmak, sükûnet buldurmak, gidermek, iyi etmek: O ilâç dişimin ağrısını geçirdi. 6. Tesir ettirmek, dinletmek: Sözünü geçiremedi. 7. Tedavül ettirmek: O parayı geçirmiş. Bu malı Anadolu’da geçirebilirsiniz. 8. Vazgeçirmek, döndürmek sarf-ı nazar ettirmek: Kendisini o fikirden geçirmeli. Ben onu, o fikirden, o tabiattan geçirdim. 9. Bir yandan sokup öbür yandan çıkarmak: İğneye iplik geçirmek, düğmeyi iliğe geçirmek. 10. Takmak, koymak, Osm. vaz’ ve ilka etmek: Çerçeveye cam geçirmek. 11. Kaplamak, yapıştırmak, çevirmek, örtmek: Levhaya çerçeve, kitaba kap, yorgana yüz, duvara kâğıt geçirmek. 12. Sürmek: Şu tavana bir kat daha boya geçirmeli. Vernik, lostra geçirmek. 13. Sokmak, idhal etmek. Diş geçirmek = Zarar edebilmek veya sadece tesir edebilmek: O, bana diş geçiremez. Ele geçirmek = 1. Tutmak, Osm. derdest etmek. 2. Nadir ve bulunması müşkül bir şeye sahip olmak. Zimmete geçirmek = İdaresiyle görevli olduğu parayı kendi için harcamak veya çalmak. Kılıçtan geçirmek = Katl-i Am etmek. Kırıp geçirmek = Tahrip etmek. Gözden geçirmek = Baştanbaşa, fakat sathî şekilde incelemek. Göğüs geçirmek = 1. İç çekmek. 2. Biri hakkında intikam beslemek. Gömlekten, yakadan geçirmek = Oğulluğa kabûl etmek. Osm. tebennî eylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

see smb. to the door. make pass. show smb. to the door. pass. carry. transfer. transmit. see off. bash. come through. communicate. conduct. dot smb. one. extrude. fetch. get through. pass on. scarf. screw. slip. spin out. stick. swipe. take in. under.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carry. conduct. have. infect. know. pass. spend. transmit. treat. undergo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

migrate. to pass. to infect sb to slip on. to fit. to fix. to insert. to enter. to register. to undergo. to get over. to see sb off. to screw. to let to pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir başkasının aracılığı ile birinin geçmesini kolaylaştırmak. Osm. imrâr ettirmek: Askeri kayıkçılara nehrin öte yakasına geçirtti. 2. Tedavül ettirmek, revaç buldurmak, alış verişte kabûl ettirmek: Eksik lirayı uşağına verip geçirtmiş. 3. Vazgeçirtmek, Osm. ferağ ettirmek: Köy imamı vasıtasıyla köylüleri niyetlerinden geçirtti. 4. Kaplattırmak, örttürmek, kılıf yaptırmak. Kürke kap, levhaya çerçeve, kitaba kap, yorgana yüz geçirtmek. 5. Sokturmak, ithal ettirmek: Diş geçirtmek, hesaba geçirtmek. 6. Bir baştan bir başa yürütmek. Osm. mürûr ve ubûr ettirmek: Arazisinin içinden kimseyi geçirtmez. 7. Tecavüz ettirmek: Kendi otlağına kimsenin hayvanlarını geçirtmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth passed through or entered (in an account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yan yana gelen biçimlerin farklı nitelikleri arasında uyum ve algı sürekliliğini sağlayan geçiş ya da uyarlama için kullanılan terim. Özellikle klasik kompozisyonlarda bütünlüğü bozmamak için önemlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transition. passing. pass. transition. changeover. modulation. passage. progression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crossing. pass. passage. transit. transition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transition. passing. crossing. passage. transit flight. traffic. immigration. change over. conduction. film advance. film travel. leading line. pass. transit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right-of-way. right of passage / way. right of passage / transport / priority. toll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

osmosis osmoz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. gramer). Müteaddî, yaptığı iş failden başkasına tesir eden fiil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transitive. transitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Sızdırıcı bir perde ile ayrılmış iki çeşit sıvının bu perdeden geçerek karışmaları hadisesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

osmosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermixing. crossing. osmosis osmoz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

osmosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine girmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to intermix. to be diffused.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Gramer). Lâzım; yaptığı iş faile tesir eden fiil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intransitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Geçirmek, def ve bertaraf etmek, atlatmak: Çocuklar kızamığı kolay geçiştirdiler. Bugün bir kaza olunan tebrik. 2. Artık vakit kalmadı, sırası geçti. Geç = Kulak asma, ehemmiyet verme I

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parry. stay. to pass over easily. to avoid. to weather. to evade. to parry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass over lightly. to escape sth with little harm. parry. weather. brazen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gangway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

access. aisle. alley. approach. causeway. corridor. crossing. cutting. gorge. hallway. pass. passage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gate. causeway. corridor. crossing. gangway. gap. inlet. pass. passage. passageway. strait. trajectory. ferry. alley. passway. approach. ravine. sound. aisle. areaway. hall. hallway. arcade. course. access. flue. traject. tunnel. drive. runway. crossover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military review parade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parade. procession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressing parade. muster parade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. sıcak memleketlere mahsus ufak bir kertenkele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devolvement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joggle. passage. that fits into or onto something else. tenon. passing. fitted into. dovetailed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infection. passage. passing. dovetailed. joined by mortise and tenon. conduction. traffic. transition. tranmission. circulation. permenance. permeability. penetration. fit. keyed. shrunk. shrunken. jointer. match joint. tongue. inlaid work. scarf. scarfin

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pass beyond. pass. pass by. pass away. go by. expire. go. exceed. elapse. cross. surpass. leave behind. outrun. outdistance. beat. better. best. outgrow. fit in. clear. be over. be valid. be current. be transmitted. abate. cap. catch. change to. come.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convert. cross. eclipse. exceed. excel. intervene. omit. outdistance. outdo. outstrip. pass. pip. skip. surpass. transcend. wade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pass. migrate. to pass. to pass over. to cross. to traverse. to go through. to pass by. to go over. to cross over. to outgo. to surpass. to percolate. to skip. to shunt. to overreach. to transfer. to permeate. to mesh. to blow. to adapt. to outstrip. to o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telescopic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı yerlerden geçebilmek için ödenen para, mürûriye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax for passage. toll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Revaçsız, itibarsız, sürümsüz: Bu memlekette geçmez birtakım kumaşlar getirmiş. 2. Kalp: Geçmez para. 3. İyi olmaz, tedavisi mümkün olmayan: Bu, geçmez bir hastalıktır. 4. Sirayet etmez, sârî olmayan: Geçmez hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bitmiş, sona ermiş. Osm. mürûr etmiş, sabık, sâlif, mazi: Geçmiş zaman, geçmiş günler. 2. Çok olmuş, lüzumundan fazla olgun: Geçmiş meyve. Geçmiş olsun = Hastalara veya bir kaza atlatanlara olunan dua ve tebrik. 3. Macera, düşmanlık doğuran olay: Onun bir geçmişi vardır. O adamla bir geçmişiniz var mıdır? 4. Ölüler: Geçmişlerin adını lekeletmemen. Geçmişlerinizin canı için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past. bygone. belated. previous. former. departed. gone. passe. passee. antecedents. past. bygone. yesterdays. case history. background. history. lang syne. standing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

background. bygone. departed. history. lost. olden. past. yore. overripe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past. overripe. spoiled. antecedent. bygone. departed. former. geared. late.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. gedâyân). 1. Dilenci, Ar. sâil. 2. Yoksul, fakir: Ben gedâ’ya... mec. (eski tevazu tâbirlerinden).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گدا] dilenci. 2.yoksul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.). Gedâlar, yoksullar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gedâlık, yoksulluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ev, hane (mey-gede ve Ateş-gede gibi’terkiplerde kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yivli büyük ok kuburu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çentik, yıkık yer. Ar. fürce, rahne: Duvarın gediği, dağ gediği. 2. Düşük diş, dişlerin dizisindeki eksik. 3. Eksik, noksan, kusur: Eksik, gedik tamamlamak. 4. Büyük dairelerde ve bilhassa Osmanlı devrinde saray-ı hümâyûnda bir hizmetin vazife ve imtiyazı. 5. Esnafa kendi başlarına ticaret etmek üzere verilen ruhsat ve imtiyaz: Esnaf gediği. 6. Bazı mülklerin vakfa ait vergisi: O dükkânın gediği vardır. Gedikler kalemi, kâtibi. 7. mec. Tunus gediği = Kelepir şey ve bilhassa serveti için evlenilen yaşlı zengin kadın 8. Ön dişlerinden bir, ikisi düşük olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breach. inroad. crevice. notch. nick. rent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breach. inroads. gap. mountain pass. pass. difficulty. fault.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breach. gap. mountain pass. fault. defect. privilege. indentation. notch. notching. slap. brach. chase. serrate. skip. dent. kerfi nick. dented. license. aperture. chasm. pocket. rift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yıkık, çentikli ve düşük yeri olan: Gedikli duvar, kale, diş. 2. Vaktiyle bir büyük dairede ve Osmanlı devrinde saray-ı hümâyûnda belli başlı bir hizmete memur olup o hizmete ait vazife ve imtiyazı haiz bulunan, bir hizmetli sınıfı: Gedikli ağalar. 3. Mülk olduğu halde vakfa ait bir tarafı olan: Gedikli mülk, gedikli dükkân. 4. (denizcilik) Deniz assubayı ki, eskiden yükselerek subay olabilirdi. Sonradan kara ve hava assubayları için de kullanılmıştır. Küçük zabit de denmiştir. Şimdi assubay deniyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frequenter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breached. regular guest. constant frequenter. regular NCO.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Oyulmak, gedik olmak, çentilmek, rahne açılmak. 2. Kaşınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Külünklü kazma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Oymak, çentmek, kertmek, diş diş etmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

G harfi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., A.B.D., k. dili uygun gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

unlem at veya öküz sürerken sağa git manasında kullanılan bir ünlem: Deh! Haydi !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem hayret ifade eden ünlem: Ya ! Öyle mi? Allah Allah !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. goose.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., argo ihtiyar, bunak erkek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Küresel Çevre Fonu (Birleşmiş Milletler/Dünya Bankası)

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

balık koftesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Geğeç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Böcek vesaire sokması, geveleme (aslı geğeleme) Geğeç arı = Zehirli bir cins arı. Geğeçotu = Bir cins bitki. Geğeçkuşu = Atmacanın bir cinsi, seksek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (böcek veya başka hayvan). Sokmak, gagalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Midede toplanan gazın ağızdan çıkarılması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belch. burp. eructation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Midede hasıl olan gazı ağızdan çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla sinirli kimselerde görülür. Bunlar yemeklerde haddinden fazla hava yutarlar. Ayrıca geğirme mide veya safra kesesi hastalıklarının bir belirtisi olabilir. Bu nedenle esas nedeni tespit etmek gerekir. Asabi kimselerde görülen geğirmelerde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kimyon, süt.

Hazırlanışı : 2 su bardağı çiğ süte, 1 çorba kaşığı kimyon konur. Kaynatıldıktan sonra süzülür. Yemeklerden sonra birer su bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burp. belch. eructate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belch. burp. to eruct. to burp. to belch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to burp. to belch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geğirmek işi, geğirme ile çıkan ses.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belch. burp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaburganın altı, öksüzce, Osm. dıl’-ı kâzib. Geğrek altı = Böğrün üstü. Geğrek batma = Geğrekte duyulan sancı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گه] kimi zaman, bazı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) KAh ve gâh.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Cehennem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beşik, Ar. mehd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گهواره] beşik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

fiz. radyoaktivite öIçme aracı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geyşa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

gaysler tübü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gelmek fiilinin emir hâlidir. Gel git, gel zaman git zaman Zamanla, giderek. Git gel = İş sahiplerinden birinin bugün git yarın gel gibi vaatlerle oyalandırılması. (bk.) Gelmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., kim. koloit f. koloit haline gelmek, jelatin gibi olmak; bak. jell.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jelatin; tutkal hulâsası. gelat'inous s. jelatinli, jelatin gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dondurma, katılaştırma; donma, katılaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyi çekmeye mahsus çeşitli şekillerde Alet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hadım etmek, iğdiş etmek, enemek, burmak; esaslı bir şeyden mahrum etmek; kuvvetini kesmek, zayıf düşürmek. gelding i. iğdiş edilmiş beygir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tavla oyununda vurgun taşı olup gelen zarda açık yer olmamakla öbür eli beklemek mecburiyetinde bulunuldukta kullanılır. «Gel ha» dan hafifletilmiş olarak da kullanılır. 2. Rast gele, rasgele = Tesadüfi, tesadüfen. Gele gele = Zamanla, git gide, yavaş yavaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank-throw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گله] sürü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Ar. Ati, müstakbel, öndeki, ilerdeki: Gelecek sene, gelecek yaz. 2. Gelmesi beklenilen: Gelecek adam. Eve gelecek gelinin nasıl çıkacağı meçhul. 3. Atî, müstakbel, istikbal: Geleceği ancak Allah bilir. 4. Kaza, kader, yazılı olan şey: Gelecek bozulmaz. Geleceği var ise = Eğer gelecekse. Geleceği tutarsa = Gelmeye kalkışırsa. 5. Gelecekler = Bizden sonrakiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future. coming. oncoming. forthcoming. the future. futurity. hereafter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coming. fate. forthcoming. fortune. future. next. prospect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future. coming. next. forthcoming. unborn. upcoming. years ahead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

science of future. futurology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

posterity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

futurity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

futurism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gelici, gelmiş, Ar. Atî, vârid, vâsıl: Dün buraya gelen adam. 2. Vuku bulan. Ar. vâkî: Başa gelen çekilir. Gelen giden = 1. Misafir: Onun geleni gideni yoktur. 2. Geçip gidenler: Konağı gelen gidene açıktır. Gelen giden uğrar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coming. incoming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coming. incoming. oncoming. arriving. reaching. comer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incoming. inbound. who is coming. incident. oncoming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

visitors. comers. passers-by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun yatağı (Anadolu’da bir kasabanın adıdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. sosyoloji) (y. k.J. Anane, alışılagelmiş şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tradition. custom. groove. way. observance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custom. tradition. convention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custom. tradition. convention. sanction by usage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traditionalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old- line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe) (y. k.). An’anelerin cemiyet hayatında temelli vazifelerinin bulunduğuna inanan doktrin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traditionalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traditionalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traditional. customary. groovy. classic. conventional. folksy. institutional. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conventional. customary. traditional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conventional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tarla sıçanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir işte sebat etmeyen, sebatsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alım, cazibe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i,) (y. k.). Med ve cezir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tides. flux and reflux. ebb and flow. tide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tide. the tides.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the tide. useless coming and going. ebb and flood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gallipoli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. buzlu, buz gibi donmuş, soğuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gelignit, jelatinli dinamit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Evlenmeye hazırlanmış kız veya yeni evlenmiş kadın. Ar. arûs, arûse: Gelin almaya gidiyorlar. Filân kız gelin oldu. 2. Oğulun eşi: Falanın gelini Filân kadın gelini ile iyi geçiniyor. Gelininden memnundu. Uç gelini vardır, mec. Ermeni gelini = Pek ağır hareketli. Gelinsaçı = Eftimon denilen bir cins bitki. Gelin feneri = Elgengeç denilen bir cins bitki. Gelin kuşu = Bir cins büyük toygar. Gelin havası = Pek hareketli hava. Yüzü yazılı gelin gibi kalmak = Boşuna beklemek (şimdi kullanılmıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridal. bride. daughter-in-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bride. daughter-in-law. bridal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bride. daughter-in-law. daughter in law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tinsel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Amma, imdi: Sizin oraya gitmenize gelince. O bahse gelince. 2. Sırası geldikte: Herkese güler yüz gösterir, bana gelince çehresini değiştirir. Eğlence için daima hazırdır, işe gelince hastalığını söyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük gelin. 2. Sansar çeşidinden pek küçük ve ince uzunca bir hayvancık ki, sarılı beyazlı olup kuru duvarların deliklerine kaçar, tavuk, yumurta ve piliçlere dadanır. Ar. Ibnü arûs (gelin oğlu). 3. Çayırlarda yetişir pek kırmızı bir cins çiçek ki, ilâç için şurup ve reçelini yaparlar. Çöl lâlesi, kızalak. Gelincik balığı = Bir cins lezzetli balık. Gelincik illeti = Bir hastalık, Osm. istiskaa-i umûmî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn poppy. corn rose. poppy. weasel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poppy. weasel. corn-poppy. cod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poppy. weasel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(poppy): Yazın kırlarda yetişen ve gelincikgillere örnek olarak alınan bir çeşit çiçekli bitkidir. Çoğu kırmızı renklidir. Yaz aylarında toplanıp, gölgede temiz bir kağıt üzerine serilerek kurutulur. İçeriğinde rheadine vardır. Kokusu hoş değildir. Tadı da acıdır. Kullanıldığı yerler: Nefes darlığı, astım, bronşit ve göğüs nezlesinde rahatlık sağlar. Boğmacayı keser. Kan tükürme ve kan kusmayı keser. Uykusuzluğu giderir. Yanıkları iyileştirir. Yılancık da faydalıdır.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Yazın kırlarda yetişen kırmızı ve büyük çiçekli bitki. 2.Sansargillerden ince yapılı, sivri çeneli, küçük bir hayvan. 3.Mezgitgillerden, yılan balığına benzer eti sevilen bir balık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ayrı taçyapraklı, ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Geline lâyık ve münasip yahut mahsus. Gelinlik esvap, gelinlik oda. 2. Gelin olma çağında bulunan, yetişmiş: Gelinlik kız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marriageable. nubile. wedding gown. bridal dress. wedding dress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wedding dress. bridal. marriageable. the state of being a bride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wedding gown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marrigeable girl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Çocuk annesine sormuş: ‘Anne gelinlerin giysisi niçin beyaz renkte?’ Annesi cevaplamış: ‘Beyaz renk masumiyetin ve mutluluğun sembolüdür.’ Çocuk tekrar sormuş: Teki o zaman damatlar niçin siyah giyiyorlar?’

Eski Roma’da gelinliklerin rengi sarıydı. Gelinler yine sarı renkte peçe takıyorlardı. Peçe evli ve bekar kadınları ayırt ediyordu. Ortaçağlarda ise gelinliğin rengi üzerinde pek durulmadı. Kumaşın kaliteli ve gösterişli olması daha önemliydi. Herkes en iyi elbiselerini giyiyordu, renk de herkesin kendi tercihine göreydi.

Beyaz gelinlik adetinin yaygınlaşması 16. yüzyılda olmuştur. Bu yıllarda kraliyet ailesi gelinlerinin gümüşi renkte gelinlik giymeleri gelenekti. Kraliçe Viktorya bunu reddetti ve beyaz gelinlik giymekte ısrar etti.

Bundan sonra İngiliz ve Fransız yazarlar, beyaz rengin masumiyetin simgesi olduğu konusunu işlemeye başladılar. O dönem ahlakına göre bekaret evliliğin vazgeçilmez koşulu olduğu için beyaz gelinlik adeti tuttu. Evlenirken beyaz giysi giymek genç kızların bekaretlerini topluma ilan etmelerinin vasıtası oldu.

Gelinlikle ilgili bazı batıl inançlar da var. Bunlara göre gelinin gelinliğini bizzat kendisi dikmesi, damadın düğünden önce gelini gelinlikle görmesi, gelinin gelinliği düğünden önce giymesi uğursuzluk getiriyor.

Söz evlenmeden açılınca evlilik yüzüğünden de bahsetmek gerekiyor. İnsanların evlenince yüzük takmaları eski Mısırlıların inançlarına dayanıyor. Milattan 2800 yıl önce Mısır’da yaşayanlar dairenin veya halka şeklindeki cisimlerin, başlangıç ve bitiş noktalarının olmaması nedeni ile sonsuzluğu temsil ettiklerine inanıyorlardı. Yüzük evliliğin sonsuza dek süreceğini simgeliyordu. Sonra bu inanç ve adet Romalılar vasıtası ile iyice yaygınlaştı. Kazılarda o devirlere ait çok ilginç evlilik yüzüklerine rastlanılmıştır.

Evlilik yüzüğünün sol ele ve sondan bir önceki parmağa takılmasının sebebi ise modern tıbbın gelişmesinden önceki devirlere ait yanlış bir insan anatomisi bilgisidir. O zamanlarda dolaşım sistemimizdeki ana damarın sol elimizde bu parmaktan başlayıp kalbimize gittiği sanılıyordu. Böylece buraya takılan yüzükler evli çiftin kalben bağlılığını simgeliyordu. Gerçi şimdi damarların nereden gelip nereye gittiği biliniyor ama bu da bir adet olarak kaldı.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). Gelmek, vaki olmak, Osm. vürûd edilmek: Bu vakitte gelinir mi? Oraya bir saatte gidilip gelinir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), irâd, kazanç, vâridât: Ayda sekiz yüz lira geliri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

income. revenue. revenues. earnings. takings. drawings. gainings. proceeds. yield.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emolument. income. means. return. revenue. takings. yield. receits. rent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenue. income. proceeds. earnings. expenditure for taxes on income , earnings and property. gains. gainings. incoming profit. takings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

income distribution. distribution of income.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

source of income. source of income / revenue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Revenue Sharing Certificates)

Köprü, baraj, elektrik santralı, karayolu, demiryolu, telekomünikasyon sistemleri ile sivil kullanıma yönelik deniz ve hava limanları ile benzerlerinden, kamu kurum ve kuruluşlarına ait olanlarının gelirlerine, ortak olunması için çıkarılan senetlerdir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

income tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

income tax. tax on revenue / income.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gelmek işi, gelme, Ar. vürûd: Onun bu saatte gelişi sebepsiz değildir. 2. Tarz, tavır, suret. Gelişigüzel = Rasgele, tabiî hâlinde, her nasıl bulunduysa, dikkat ve ihtimam olunmaksızın: Gelişigüzel bir kıyafetle, saçlarını gelişigüzel zel bırakmıştı («gelişât» suretinde cem’i ve istidâd ve reviş mânâsında kullanılması gülünçtür).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coming. arrival.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advent. arrest. coming. return. arrival.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrival. coming. advent. guest cycle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

random. cursory. haphazard. hit-or-miss. casual. desultory. excursive. go-as-you-please. helter-skelter. hit-and-miss. indiscriminate. promiscuous. scratch. scratchy. by chance. at random. at haphazard. haphazard. hit or miss. by fits and starts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cursory. haphazard. indiscriminate. random. by chance. at random. casually. casual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haphazard. desultory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evolution. development. progress. improvement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nubile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gelişmek işi, inkişaf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formative. development. strides. growing. improvement. advancement. progress. growth. advance. amelioration. budding. expansion. flourish. headway. inflorescence. pickup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advance. buildup. development. evolution. growth. improvement. progress. progression. sprawl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development. evolution. growth. progress. developing. growing. maturing. process. improvement. aging. activity. boom. prospering. thriving. efflorescence. pick up. upgrowth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yetişmek, büyümek, boy atmak: Bu ağaç, bu ekin güzel gelişti. 2. İyileşmek, semirmek: Seyahat kendisine yaramış, hayli gelişmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

develop. improve. grow. progress. advance. flourish. ameliorate. blossom. blossom out. boom. branch out. evolve. expand. flower. go ahead. grow up. make headway. refine. shape. shape up. thrive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advance. better. bloom. blossom. boom. develop. evolve. flourish. grow. headway. improve. move. progress. reform. shape. to grow up. to mature. to develop. to improve. to progress. to advance. to reform. to come on. to grow. to come along. to blossom. to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to develop. to grow up. to grow healthy. to mature. to make progress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

developed. advanced. improved. sophisticated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advanced. forward. sophisticated. developed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advanced. developed. full- grown. improved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Kullanılan bir çok TV sinyal standardı 50 Hz (ya da saniyede 50 kez) resim tazeleme hızını temel almaktadır. Bu tazeleme hızında resimlerde titreşim meydana gelebilir. Gelişmiş 100 Hz Digital Plus, hızlı hareket eden ayrıntılar içeren resimlerde bile daha net ve daha sorunsuz görüntü sağlayan gelişmiş Dijital Sinyal İşlemcisi ve Hareket Algılayıcısı kullanır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Kullanılan bir çok TV sinyal standardı 50 Hz (ya da saniyede 50 kez) resim tazeleme hızını temel almaktadır. Bu tazeleme hızında resimlerde titreşim meydana gelebilir. Gelişmiş 100 Hz Digital Plus, daha net, daha yumuşak bir görüntü sağlamak için tümleşik Dijital Sinyal İşlemcisini kullanır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Uygun aksesuar ile iletişim sağlayan bir aksesuar yuvası. Örneğin, video ışığı, kayıt başladığında otomatik olarak yanabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Gelişmiş Aksesuar Yuvası, flaş işlemlerinde çeşitli gelişimler sağlar ve kablosuz bağlantı, ön-flaş özelliği ve otomatik pozlama ayarı gibi olanaklar tanır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu teknoloji, bazen düşük ışık koşullarında ortaya çıkan görüntü ‘parazit’ini azaltır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Giriş sinyaline bağlı otomatik resim geliştirme. En iyi izleme koşulları için.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Gelişmiş İris, özellikle karanlık sahnelerde kontrastı geliştirmek için tasarlanan özel bir işlevdir. İki moddan birini (Otomatik ve Manuel) kullanın. Otomatik Modda en iyi içerisinde parlak ve karanlık sahnelerin bulunduğu filmler gibi video içeriği ile birlikte çalışacak şekilde tasarlanmış iki farklı ayar vardır. Otomatik 1, sahneden sahneye değişen geniş bir parlaklık aralığına sahip programlar içindir. Otomatik 2 ise parlaklık düzeyleri sahneden sahneye pek farklılık göstermeyen programlar içindir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Gelişmiş İris 2 sistemi her sahnedeki ışık düzeyine otomatik olarak tepki vererek ve en iyi sonuçları elde edecek şekilde diyafram açıklığını ayarlayarak çalışır. Karanlık sahnelerde, bu genellikle gölgelerde genellikle kaybolan ayrıntıları ortaya çıkarır ve aydınlatmanın parlak olduğu sahneler de tanımlamalarını korur ve silinmezler. Kapsamlı bir manuel seçenek de dahil olmak üzere, dört farklı ayar vardır ve böylelikle sonuç daima tam istediğiniz gibi olur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu gelişmiş özellik, JPEG biçiminde çekilen dijital fotoğrafların ekranda kolayca görüntülenmesine olanak sağlar. Ayrıca, JPEG görüntülerini Cyber-shot dijital fotoğraf makinenizden Sabit Disk Sürücünüzün / DVD oynatıcınızın dahili sabit sürücüsüne kopyalamanıza imkan tanır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Gelişmiş Kontrast Geliştirici muhteşem geçiş düzeyleri sunmak için arka ışık düzeyini ayarlayarak, her sahnenin kontrastını optimize eder. Olağanüstü bir derinlik duygusu yaratmak için, parlaklığı kaybetmeden, en karanlık sahnelerde bile en derin siyahlar görüntülenir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

developer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constructive. salutary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

developer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be improved / developed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development. improving. build-up. progress. growth. refinement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development. improvement. bonification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gelişmesini sağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

improve. develop. better. advance. work up. build up. ameliorate. boom. cultivate. enlarge. evolve. launch out. open up. reclaim. soup up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

better. build. develop. foster. improve. reform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

develop. enhance. to develop. to improve. build up. cultivate. expand. work up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gelmek işi, Ar. vürûd. (bk.) Gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coming. concourse. arriving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrival. coming. originating from. derived from. advent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gelmek, beriye hareket etmek. Ar. vürûd, Fars. Amed: Babam dün geldi. Her akşam eve gelir. Çocuklar şimdi okuldan gelecektir. 2. Geriye dönmek, Osm. rücû etmek: Gidip gelme: Osm. azîmet ve avdet: Gittiği ‘yerden gelmez. Git ama, çabuk gel. 3. Girmek, yaklaşmak, başlamak, olmak: Yaz geldi. Ramazan geliyor. Tatil, imtihan geliyor. 4. Yetişmek, Osm. vusûl, muvasalat etmek: Vapur kaçta gelir? 5. Ortaya çıkmak, belli olmak, Osm. zuhûr etmek, peydâ olmak, hâsıl olmak, tebâdür eylemek. Kendisine bir alıklık geldi, iki günde bir sıtma gelir. Hatırıma, aklıma geldi. 6. Dokunmak, isabet etmek, rasgelmek: Başına bir taş geldi. Başına bir musibet gelmiş. Gelen çekilecek. 7. Uymak, uygun ve muvafık olmak, yakışmak: Bu palto bana gelmez. Bu kıyafet benim yaşımda bulunanlara gelmez. Bu hesap işinize gelir mi? 8. Tesadüfen olmak, bulunmak, çıkmak, tesadüf etmek: O çizme bana dar, kısa geldi. Yediğim yemek mideme ağır geldi. Yağan yağmur ekinlere çok iyi geldi. 9. Ğörünmek zannolunmak: Bu yol bana pek uzun geldi. Bu meyve size acı gelmedi mi? Bana öyle geliyor ki = Zannediyorum. 10. Çekmek, tahammül etmek, dayanmak: Bu at yüke gelmez. Ben çok yürümeye gelmem. O adam şakaya, latifeye gelmez. 11. Netice vermek, Osm. intâc olunmak, netice suretiyle hasıl olmak, müncer olmak: Bundan ne gelir? Bundan çok şey gelebilir. Bu hal neden gelir? 12. Dûçâr olmak, uğramak: Aha gelmek. Ahıma geleceksiniz. 13. Gelir getirmek, irâd olmak, vâridat ve aidat suretinde hasıl olmak: Çiftlikten, malından, vakıftan kendisine senede bir kaç bin lira gelir. 14. Kabûl etmek, muvafakat eylemek: Sonunda benim sözüme geleceksiniz. O da benim fikrime geldi. 15. Kabil olmak, uymak: Hesaba, kaleme, imlâya, tarife gelmek. 16. Çıkmak, görünmek, Osm. sudûr etmek, sâdır olmak: Benden öyle iş gelmez. O adamdan böyle bir iş gelebilir mi? 17. Yalandan göstermek veya görünmek: Görmezden gelmek = Görmez gibi olmak. Bilmezden gelmek — Bilmez gibi olmak, tecahül etmek. Arkadan gelmek = Takip etmek. Aşağı gelmek: 1. İnmek, Osm. nüzul etmek. 2. Yıkılmak, düşmek. Ağıra gelmek = Güce gitmek, hiddete sebep olmak. Elden gelmek = Mümkün olmak, iktidar dahilinde olmak: Bu iş benim elimden gelmez: Ben yapmaya muktedir değilim. Elden gelen = İktidar dahilinde olan, kabil ve mümkün olan: Elden geleni esirgememeli, yapmalı. Elden ne gelir: Ne yapılabilir? Ele gelmek = 1. Yakalanmak, tutulmak, Osm. ahz ve girift olunmak. 2. Sahip olunmak, tasarruf olunmak, müyesser olmak: Böyle bir mal kolay ele gelmez (geçmez). İçeri gelmek = Girmek, Osm. dühûl etmek. İçe gelmek = Kalbe doğmak, Osm. sünûh etmek. İşe gelmek = Yaramak, kullanılabilir olmak. İleri gelmek = Netice çıkmak: Bu hal neden ileri geliyor? İlerigelen = Hatırlı kimse: Kasabanın ilerigelenleri: Eşraf ve Ayânı. İmâna gelmek = 1. İnanmak, Müslüman olmak, Osm. ihtidâ etmek. 2. mec. Sonunda doğruyu kabul etmek, kanmak. Başa gelmek = 1. Üste çıkmak, Osm. tasaddur etmek. 2. Vuku bulmak. Derde uğramış olmak: Başıma bir belâ geldi. Başıma geleni bilseniz. Başıma neler geldi. Başı taşa gelmek

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrive. come to. come. attain. carry over. come up to. fall on. get. pull. roll up. set. stem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to come. to appear. to seem. to suit. to come around to. to cost. accrue. draw in. draw in / into. fetch up. get. originate. pull. reach. spring. turn up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İri balık kılçığı, büyük balıkların kılçık vaziyetinde olan kemiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boğaz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گلو] boğaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın ağzına vurulan demirden Alet ki, başının etrafına dönen kayışlarla ve buna bağlı dizginle kullanılıp hayvanı zapteder ve istenilen tarafa çevirir: Hayvana gem vurmak. Hayvan gem almak = Gem kabûl etmek. Gemi azıya almak = 1. (at) Gemi azı dişleri arasına alıp kontroldan çıkmak, deli gibi koşmak. 2. mec. İnsanın azgınlığı, aşırı isyankârlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A precious stone of any kind, as the ruby, emerald, topaz, sapphire, beryl, spinel, etc., especially when cut and polished for ornament; a jewel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anything of small size, or expressed within brief limits, which is regarded as a gem on account of its beauty or value, as a small picture, a verse of poetry, a witty or wise saying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To put forth in the form of buds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To adorn with gems or precious stones.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To embellish or adorn, as with gems; as, a foliage gemmed with dewdrops. art highly prized for its beauty or perfection a crystalline rock that can be cut and polished for jewelry; 'he had the gem set in a ring for his wife'; 'she had jewels made of all t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bit of a bridle. bit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a crystalline rock that can be cut and polished for jewelry; 'he had the gem set in a ring for his wife'; 'she had jewels made of all the rarest stones'. art highly prized for its beauty or perfection. a person who is a brilliant and precious as a piece o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mortgage in which annual increases in monthly payments are used to reduce outstanding principal and to shorten the term of the loan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gateway to Educational Materials A consortium of stakeholders interested in providing a set of standards and technical mechanisms for efficient, simple access to education materials on the Internet Also used to denote the GEM Standard and its accompanying

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Commonly a mineral or organic substance that is cut and polished and used as an ornament Jade comes within the broad scope of the tern gem The qualities sought in gems are beauty, rarity, and durability The unit of weight used for gems is the metric carat

Türkçe - İngilizce Sözlük by