Rahib, Rah Ip ne demek? | Rahib, Rah Ip anlamı nedir? | Rahib, Rah Ip

Rahib, Rah Ip anlamı nedir?

Rahib, Rah ip ne demek?

Rahib, Rah ip anlamı nedir?

Rahib, Rah ip | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: rahib rah ip

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. rühbân). 1. Papaz, Hıristiyan din adamı. 2. Keşiş. 3. Müslümanlıktan başka dine mensup din adamı: Budist râhibi.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Standart tip bir objektif montajı

Teknolojik Terim by

Finansal Terim

(A Type Mutual Fund/Investment Trust)

Fon içtüzüklerinde / esas sözleşmelerinde asgari sınırları belirtilmek kaydıyla, portföy değerinin en az % 25’ini devamlı olarak mevzuata göre özelleştirme kapsamına alınan kamu iktisadi teşebbüsleri dahil Türkiye’de kurulmuş ortaklıkların hisse senetlerine yatırmış fonlar/ ortaklıklar A tipi fon/ortaklık olarak adlandırılır.


Finansal Terim by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Merhametli, esirgeyen, koruyan, acıyan, ahirette mümin kullarına merhamet eden Allah’ın kulu.- er-Rahim, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rahman’ın kulu. Rahman; dünyada her canlıya, mü’min-kafir ayırdelmeksizin herkese merhamet eden. Allah’ın isimlerindendir. Abdurrahman İbn Avf: Sahabedendir.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبراه] su yolu, kanal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. acîbe). (bk.) Acîbe. (Müfred gibi)’ acip, garip, tuhaf, şaşacak: Acâip iş; acâip adam; garip şey: Acâip, öyle mi dedi? (bk.) Acayip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «acâip»). 1. Alışılanlara aykırı, garip, yadırganan: Acayip kılık. 2. Acayip hava. 3. Ünlem olarak hayret gösterir: Demek öyle ha? Acayip!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strange. weird. odd. unusual. curious. out-of-the-way. bizarre. queer. antic. kinky. freak. screwball. comical. crotchety. droll. exotic. fanciful. fantastic. fantastical. flaky. freakish. grotesque. incongruous. kooky. novel. outlandish. peculiar. q.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

awfully. bizarre. bloody. cranky. curious. droll. extraordinary. fantastic. freak. freakish. funky. funny. futuristic. grotesque. kinky. nifty. odd. offbeat. outlandish. peculiar. queer. singular. specimen. strange. uncanny. uncommon. weird. astonishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

becoming odd / awkward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become odd / awkward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

queerness. awkwardness. eccentricity. freak. oddity. peculiarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahbaplık , tanışıklık, aşinalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i) etin yağına ait; yağlı; (i) etin yağlı tarafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a doctor of forensic medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forensic medicine. medical jurisprudence. legal / forensic medicine. forensic / legal medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy casualties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alfa, Yunan alfabesinin ilk harfi; başlangıç. alpha and omega başlangıç ve bitiş, baş ve son, birinci ve sonuncu, bütün. Alpha rays radyumun saçtığı üç ışından pozitif elektrikli birincisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - İpek gibi kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaster mold. gypsum mold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Çok acayip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Elinde fazla bir parmağı olan (Adam). 2. Palamut balığının büyüğü, torik nev’i. 3. Yol yol bir cins kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rovelver (rövolver) denilen mükerrer ateşli, altı mermi alan tabanca.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). geminin ortasında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Sularda yaşayan tek hücrelilerden bir hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ameba.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amoeba. amoebic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). beklemek, ummak; önceden tahmin etmek sezinlemek, geleceği görmek; önce davranmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güvenle bekleme ; önceden yapma; evvelden farketme, sezinleme; evvelden yaşama; (müz). sonra çalmacak notalann birkaçmln evvelden çalmması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ilerde vaki olacak hali içine alan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. antiparasite

tıp asalaksavar

Bir canlıda sürekli veya geçici yaşayarak ona zarar veren başka canlıyı yok eden.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr ). Parlamento tutumuna aykırı veya karşı olan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (fiz). zıt zerre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tabiatça zıt olan,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nefret, tiksinme, istikrah, karşıt duygu, antipati, tabiat zıtlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Zıt duygu, ısınamazlık, soğukluk, sevişmezlik.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. antipathie

1. sevimsizlik, soğukluk, iticilik, 2. ruh b. karşıt duygu

1. Sevimsiz olma durumu. 2. Sevimsiz olma durumu. 3. İtici olma durumu. 4. ruh b. Bazı kişilere veya varlıklara karşı duyulan ve belirli bir sebebe dayanmayan hoşnutsuzluk durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antipathy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antipathy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Soğuk, sevimsiz. ANTİPİRİN (Yunanca: Ateşe karşı, tıp). Sıtmayı kesmeye ve asabî ağrıları teskine yarayan bir ilâç, beyaz bir toz.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. antipathique

sevimsiz, itici, soğuk

1. Hoşa gitmeyen. 2. Soğuk, benimsenilmeyen, sevimsiz, sevilmeyen, beğenilmeyen. 3. Sevimsiz veya yersiz.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antipathetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antipathetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). insan öldürücü (silahlar).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ter kesici ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (tıb). iltihabı azaltan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşılıklı ilâhi okuma usulü; karşılıklı okunan ilâhi, dua vb,, antifoni antiphonal, antiphon'ic (s). karşılıklı okuma usulüne ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kon). (san). bir kelimenin aksi anlamda kullanılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yeryüzünün aksi tarafında olan; bir şeyin taban tabana zıddı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çog).. yeryüzünün aksi tarafında bulunan yer; yeryüzünün aksi taraflarında oturanlar; tabiat, mizaç ve ahlâkça bir başkasına taban tabana zıt olan kimse yahut şey; birbirine zıt iki kimse yahut iki şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanunlar gereğince seçilmiş Papaya muhalefet eden kanun dışı Papa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (tıb). harareti teskin eden, ateş düşürücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havarilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üzerinde irili ufaklı çok sayıda ada bulunan deniz; takımadalar ; adalar grubu. the Archipelago Adalar Denizi, Ege Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. archétype

kök örnek

Bir nesnenin bilinen ilk ve en özgün biçimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archetype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Düşünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hızla düşüyor. Siz de son saniyede yukarı zıplıyorsunuz. Yukarı zıplamanız olsa olsa saniyede 4-5 metre hızla olabilir. Yani siz yine de yaklaşık saniyede 13-14 metre hızla yere düşmeye devam ediyorsunuz.

İster saniyede 18 metre, isterse 13 metre hızla yere düşün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazımak zorunda kalabilirler. Lütfen panik yapmayın, asansörü tutan tek bir kablo değildir, en azından 5 veya 6 kablo vardır. Bu kabloların her biri tek başına asansörün ağırlığım taşıyabilir.

Diyelim ki, bu kabloların hiçbiri görevini yapmadı, asansörü durduracak bir başka fren donanımı daha vardır. Hatta bazı asansör boşluklarında ilaveten yaylı veya yağlı, hayati tehlikeyi Önleyecek özel sistemler de bulunur.

Bu sistemlerin hiçbiri çalışmazsa yine de iyimser olmaya çalışın, hiç olmazsa hayatınızda bir kere, hiçbir katta durmadan doğrudan zemine inmiş oluyorsunuz!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Düşünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hızla düşüyor. Siz de son saniyede yukarı zıplıyorsunuz. Yukarı zıplamanız olsa olsa saniyede 4-5 metre hızla olabilir. Yani siz yine de yaklaşık saniyede 13-14 metre hızla yere düşmeye devam ediyorsunuz.

İşter saniyede 18 metre, isterse 13 metre hızla yere düşün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazımak zorunda kalabilirler. Lütfen panik yapmayın, asansörü tutan tek bir kablo değildir, en azından 5 veya 6 kablo vardır. Bu kabloların her biri tek başına asansörün ağırlığını taşıyabilir.

Diyelim ki, bu kabloların hiçbiri görevini yapmadı, asansörü durduracak bir başka fren donanımı daha vardır. Hatta bazı asansör boşluklarında ilaveten yaylı veya yağlı, hayati tehlikeyi önleyecek özel sistemler de bulunur.

Bu sistemlerin hiçbiri çalışmazsa yine de iyimser olmaya çalışın, hiç olmazsa hayatınızda bir kere, hiçbir katta durmadan doğrudan zemine inmiş oluyorsunuz.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tip şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duyguları uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tıp şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duygulan uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yükleme, isnat, atıf. ascription of praise Tannya övgü sunma, hamt, tesbih, tehlil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (den). tırnağı denizin dibinden az yükselmiş (çapa).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (tıb). üst dişlere dayama suretiyle işitmeye yardım eden bir alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yazarlık, muharrirlik, müelliflik; kaynak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. uyûb). Ar, şîn, utanacak şey: Ayıptır, bunu ayıp sayarlar. 2. Utanmayı mucib hal, kusur, noksan, Ar. nakîsa. Bu malın hiç bir ayıbı yoktur. Adamın ayıbını yüzüne vurmak. Utandırıcı, açıksaçık: Ayıp iş, ayıp söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shameful. disgraceful. unmannerly. indecorous. inglorious. nasty. opprobrious. reproachful. shame. disgrace. failing. attaint. blot. blotch. brand. contempt. dishonor. dishonour. indecorum. odium. reproach. slur. spot. obscenities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blameworthy. discreditable. ignoble. infamous. regrettable. rude. shame. shameful. sinful. smirch. spot. stigma. taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fault. shame. shameful. disgrace. disgraceful. defect. blot. contempt. crime. imperfection. infamous. inglorious. odium. reproach. scandal. smirch. taint. that's not quite the ticket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave shamefully.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condemnation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reproof. stricture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be equally to blame. condemnation. reflection. reproach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir adamın hal ve hareketini ayıp saymak. Tâyib etmek: Vakarını muhafaza etmeyen adamı ayıplarlar. Sizin öyle Adi eğlence yerlerine gitmenizi çok ayıpladıdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cast reflection on smb. reproach. reprove. blame. chide. condemn. dispraise. fault. reflect on. reflect upon. reprobate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condemn. reproach. to blame. to reproach. to criticize. to condemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blame. to vilify. to criticize. condemn. hold sth against sb. lash. reproach. sack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kınanmak, ayıp sayılmak: insan kendi ailesi için çalışmasından dolayı hiç bir vakit ayıplanmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be blamed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eksiksiz, lekesiz, ayıplanacak hiç bir hâli olmayan: Dünyada ayıpsız kimse yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free from defects.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gayda, İskoçlarım tulum çalgısı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagabond. rough. ruffian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Bir dairedeki kâtiplerin başı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stereotype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stereotype. conventional. cliche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abbess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abbot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head doctor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. berehmen). Berehmenler, Hindu rahipleri, Brahmanlar. (bk.) Brehmen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bürhân). Bürhânlar (deliller), (bk.) Bürhân.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [براهين] deliller, kanıtlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain surgeon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Bİ-REH) (i. F.). 1. Yolsuz. 2. Münasebetsiz ve kötü yola sapan. 3. Musiki bilmeyen okuyucu, hânende.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. iki yana ait mihver; zool. ikiz doğuran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki tarafı da tutan, iki tarafı da temsil eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki bölümlü, iki kısımlı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی پایان] sonsuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iki ayaklı hayvan. bipedal s. iki ayaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی پروا] korkusuz. 2.çekinmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. iki taç yapraklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. çift tüylü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çift kanatlı uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iki ayaklı sehpa, destek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki kutuplu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.J.) Bira içmeye mahsus yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brewery. beer house. public house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی رحم] merhametsiz, acımasız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. radar ışık aksi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üfleme borusu, üfleç, kamışçık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. blue chips

ekon. mavi boncuklular

İşlem hacmi yüksek ve getirisi istikrarlı hisse senetleri.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The One First Cause; also, one of the triad of Hindoo gods.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The triad consists of Brahma, the Creator, Vishnu, the Preserver, and Siva, the Destroyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A valuable variety of large, domestic fowl, peculiar in having the comb divided lengthwise into three parts, and the legs well feathered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

There are two breeds, the dark or penciled, and the light; called also Brahmapootra. the Creator; one of the three major deities in the later Hindu pantheon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

part of the primary Hindu trinity of gods; the creator, whose breathes out the universe to make it come into existence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inhabitant of the highest, non-sensual levels of heaven.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In Hinduism, a post-Vedic deity Brahma is the god of creation and first in the Hindu triad of Brahma, Vishnu, and Shiva He is represented as red in color, with four heads and four arms, holding, respectively, a goblet, a bow, a sceptre, and the Vedas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The creator God and member of the Hindu trinity of deities, which also includes Shiva and Vishnu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Creator God; the First Person of the Hindu Trinity, the other two being Vishnu and Siva.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A creator god, with four heads to overlook each of the four directions Often just three heads, or only one, are shown Brahma is found both in Hindu and early Buddhist sculpture, eventually making his way to Japan as Bon-ten His vahana is a wild goose Desc

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Infinite Eternal Element that manifests as all things and beings; literally that which bursts forth in the form of the universe; that which gives rise to the universe, supports it, and reabsorbs it. the Hindu creator god, one of the three chief manifestat

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the three major deities of Hinduism, along with Visnu and Siva Adopted as one of the protective deities of Buddhism. the first created being of the universe; directed by Lord Visnu, he creates all life forms in the universe and rules the modes of p

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The third aspect of the Hindu trinitySiva , Krishna and Brahma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hindu name of God the Creator, one of the Trinity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Creator God of the Trimurti in Bhakti Hinduism. creator. god of creation, knowledge, consort of Saraswati.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Lord Creator. the Creator; one of the three major deities in the later Hindu pantheon. any of several breeds of Indian cattle; especially a large American heat and tick resistant grayish humped breed evolved in the Gulf States by interbreeding Indian

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Brahma, büyük Hint ilahı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bacakları tüylü, kuyruğu ve kanatları kısa olan bir çeşit iri Asya tavuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person of the highest or sacerdotal caste among the Hindoos. any of several breeds of Indian cattle; especially a large American heat and tick resistant grayish humped breed evolved in the Gulf States by interbreeding Indian cattle and now used chiefly

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the primary subject matter of the Upanishads, the very essence or principle of ultimate reality; the Absolute; the uncreated creator Brahman is the neuter, or impersonal, form of Brahma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ultimate reality, as Hinduism speaks of it, the ground and source of all that is Sometimes it is referred to as impersonal or transpersonal, beyond all name and form But some Hindu traditions identify it as the transcendent Godhead that chooses to manifes

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Brahmans of India have long maintained that they, by their birth, are worthy of the highest respect Buddhists borrowed the term 'brahman' to apply to arahants to show that respect is earned not by birth, race, or caste, but by spiritual attainment thr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Godhead The Absolute, the Supreme Reality, the Ultimate Reality, Truth or the Self of the Vedanta Philosophy are also used interchangeably for Brahman; See Sat-Chit-Ananda. also called Nirguna Brahman, this state of Voidness is regarded as the Unmanifest

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The highest of the Four Castes in ancient India at the time of Shakyamuni They served Brahma, with offerings; the keepers of the Vedas, i e priestly caste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The transcendental ground of existence, or innermost essence of all reality In the Vedanta philosophy, Brahman is the Absolute, or sole reality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Supreme soul of the universe underlying all existence, all pervading and infinite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hindu notion of the all-pervasive God who is identical to the self within us, especially as described in the Upanishads and Vedanta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The spiritual essence of the universe The spiritual essence of the universe. the name given by Hindu teachers to the infinite divine reality from which all has emerged, and to which all will ultimately return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Absolute, Whole. same as Brahma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Supreme reality. the Hindu concept of an impersonal Supreme Being; the source and goal of everything. a member of a social and cultural elite ; 'a Boston Brahman'. a member of the highest of the four Hindu varnas; 'originally all brahmans were priests'. t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Brahma rahibi, Brehmen; bir cins inek Brahmin i. soylu ve kültürlü kimse

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Brahma dini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brahmanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. belirli bir gayeye ulaşmak için büyük bir rizikoyu göze almak (çoğunlukla siyasi hayatta).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) 1.X. yy.’ın başlarında Orta Asya’daki yağma boyundan çıkan ve ilk İslam devletinin Türk hükümdarlarının birçoğuna verilen ünvan. 2.İliğ ve Karahanlı sülalesinden birçok hükümdarların unvanıdır. - Tarık Buğra, Saltuk Buğra.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalın kırbaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

down- the-line. without stint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaplumbağanın üst kabuğundan çıkan et.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaplumbağanın alt kabuğundan çıkan et.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çap pergeli ile öIçmek; (i)., (gen). (çoğ). çap pergeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halife.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halifelik, hiIâfet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothesline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes line. wash line. drying line. drying rope. washing line. hang-clothes line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canını teslim eden, canını fedâ eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canını fedâ edercesine: Gayret-i cân-sipârâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can fedâ edicilik, fedâkârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cânib.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) – Yumuşak huylu (kimse).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir katedral veya kilise özel heyeti üyeliği; bu üyeler grubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان سپار] canını feda eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان سپرانه] canını feda edercesine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kedinanesi, yaban sümbülü, (bot). Nepeta cataria.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rahat edilecek yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezb»den) (mü. câzibe). J. Kendine doğru çeken, cezb ve celb eden: Güneşin cazibesi. 2. Cazibesi olan, adamın gönlünü çeken, sevgi uyandıran: Pek câzip gözleri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. appealing. attracting. catchy. alluring. catching. conspicuous. endearing. enticing. inviting. piquant. taking. tempting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. attracting. charming. attractive çekici.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. charming. alluring. catchy. engaging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

CD’nin ses parçalarının CD-ROM sürücüden PC’deki ses dosyasına doğrudan kopyalanmasıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Haç, Ar. salîb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چليپا] haç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kırkayak, çıyan, (zool). Scolopendra. yellow centipede sarı ,çıyan, (zool). Cermatia nobilis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). merkezcil, merkeze doğru giden, merkeze yaklaşan. centripetally (z). merkezcil olarak. centro- onek merkez, orta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CERAHAT) (i.), irin mânâsiyle dilimizde çok kullanılırsa da, Arapça olmayıp, cerâd kelimesinden galattır. Cerahat bağlamak = İrin tutmak, irinlenmek, işlemeye başlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pus. matter. purulent matter. fester. ichor. sanies. suppuration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matter. pus. puss irin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matter. pus. discharge. gathering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جراحت] yara.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (yara) Cerahat bağlamak, irin tutmak, işlemeye başlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İrinli, işler (yara)

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CERRAH) (i. A. «cerh» ten). Yaralara ve haricî hastalıklara bakan ve ameliyat yapan tabib, operatör (Fr. chirurgien).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgeon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgeon. operator. saw bones.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جراح] operatör.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tıpta operatörlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جراحی] operatörlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgical intervention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cerrahın yaptığı iş, fenn-i cerrâhî, cerrâhî: Cerrahlık bu son senelerde çok terakki etti, köylerde cerrahlık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cerrar işi, dilencilik: Cerrârlığı sanat edinmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Yüksek kapasiteli mobil bellek için depolama çözümünün CompactFlash standart formatı

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yonga, çentik; ince dilim halinde kesilmiş yiyecek; (çoğ,). (ing). patates kızartması; iskambil fiş; küçük kıymetli taş parçası; önemsiz bir şey; lezzetsiz kuru yiyecek; kurumuş tezek parçası; sepet örücülüğünde kullanılan hasır. a chip off the old

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yontmak, çentmek, budamak, şekil vermek; (iskambil). fişle oyuna girmek; cıvıldamak (kuş). chip in (k.dili). iştirak etmek; sözü kesmek. chipped beef ince dilinmiş kuru sığır eti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. chip card

varlık kartı

Kişiyle ilgili birçok bilgiyi içinde barındıran kart.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üstü çizgili birkaç çeşit ufak sincap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). 18. yüzyılda yaşamış olan bir ingiliz marangozu; bu marangozun stilinde yapılmış mobilya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (ABD)., (k.dili). canlı, neşeli; şık, iyi giyinmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ı).,(argo). arasıra uyuşturucu ilâç içme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). serçe; ufak sincap; (argo). orospu kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Çift diferansiyelli arazi otomobili.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. chip

bl. yonga

Milimetrik yüzeyler üzerinde on binlerce devre elemanından oluşan ve son derece karmaşık elektronik devrelerin yerleştirildiği, genellikle silikon benzeri yarı iletken malzeme.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Classification of Instructional Programs or Capital Improvement Plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Capital Improvement Program, airport development and construction programs which will benefit the airport and the National Airspace System. capital improvement program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Classification of Instructional Programs: a commonly used taxonomy for coding programs and courses offered by education and training providers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Classification of Instructional Programs Code representing academic programs developed by the National Center for Education Statistics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carriage and Insurance Paid 'CIP' indicates that the exporter is responsible for the cost of freight up to the point where the goods are delivered to a specified destination including the cost of insurance against loss or damage during transit It is the e

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cataloging in Publication The bibliographic information supplied by the Library of Congress and printed on the copyright page.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cataloging-in-publication records created by the Library of Congress from information provided to it by publishers for pre-publication titles These records lack descriptive elements Other supplied elements may change by the time the title is published, su

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Construction in process; CAMS term used to identify fabrications in the system; also known as WIP or work in process.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Classroom Instruction Program This is DIALOG's reduced-rate program for student academic searching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cataloging In Publication; a program sponsored by the Library of Congress that provides a partial bibliographic description in books produced by cooperating publishers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An INCOTERM describing a term of sale that details the responsibilities of the buyer and seller for the international trade transaction Under this term, the seller pays the freight for the carriage of the goods to the named destination The risk of loss of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Capital improvement projects. is a seven year program of projects to maintain or improve the traffic level of service and transit performance standards developed and to mitigate regional transportation impacts identified by the CMP Land Use Analysis Progr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Term of Sale which means the seller has the same obligations as under CPT, but with the addition that the seller has to procure cargo insurance against the buyer's risk of loss of or damage to the goods during the carriage The seller contracts for insur

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carriage and Insurance Paid To.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carriage and insurance paid to See Incoterms above.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for 'carriage and insurance paid to '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carrier Identification Parameter: A 3 or 4 digit code in the initial address message identifying the carrier to be used for the connection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is cataloguing information which is usually put on the verso of the title page of a book prior to its publication The cataloguing information is supplied by the National Library or Library of Congress and its distributed as MARC records.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Critical Infrastructure Protection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carriage and insurance paid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıfır; önemsiz şey veya kimse; şifre; şifre halindeki yazı; şifre anahtarı; monogram, arma. in cipher sifreli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hesap yapmak, aritmetikte sayıları kullanmak; şifreli olarak yazmak; devamll ses çıkarmak (org borusu gibi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Gözleri çapaklı: Çıpıl adam. (bk.) Çipll.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gözleri ağrılı ve kirpikleri dökülmüş kimse. 2. Çepel. (bk.) Çıpıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıplak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Giyinmemiş, soyunmuş. Ar. Arî, üryân, Fars. bürehne: Çıplak adam. insan çıplak doğar. 2. Tüyü dökülmüş, tüysüz: Çıplak koyun. 3. Donatılmamış, süssüz, sade. 4. Takımsız, takımı vurulmamış: Çıplak at. 5. Bir şeyi olmayan, pek züğürt, eli boş. Baldırı çıplak = Ayak takımı. Çıplak etmek = Soymak. Çıplak olmak = Soyunmak. Çırçıplak, çırılçıplak, çırlak çıplak = Büsbütün, anadan doğma çıplak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naked. bare. undressed. uncovered. nude. innocent of clothes. bleak. unclad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bare. naked. nude. nudist. stark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bare. naked. nude. destitute. in the nude. stark. unclad. undressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bare ownership. naked possession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base pay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nudist camp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıplak hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çıplak olanın hâli, giyinmemiş veya soyunmuş olma. Osm. üryanlık, bürehnelik. 2. Süs veya takımdan uzak olanın hâil, sadelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bareness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nude. nudity. nakedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nakedness. nudity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıplak hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıplak hale getirmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yeşilli beyazlı hareleri olan mermer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok ince dilinmiş patates tavası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

french fried potatoes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chip. crisp. crisps. chips.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chips.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Karagöz balığına benzer lezzetli bir Akdeniz balığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gilt-head bream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gilt head bream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yara. (Arapça’ da taze bıçak yarası gibi cerahatslz olan yaraya mahsus olup, cerahatlisine «karha» derler). 2. Cerrahlık ilmi, fenn-i cerrâht. (Her iki mânâ ile dilimizde pek kullanılmamıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. cirâhiyye). Cerrahlığa mensup ve müteallik: Ameliyyât-ı cirâhiyye, fenn-i cirraht. (Türkçe telaffuzu: cerrâhî).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büsbütün çıplak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). etrafını çizme, daire içine alma; çevreleme;sınırlama, tahdit; para veya mühür üzerinde bulunan daire şeklindeki yazı; sınır çizgisi; mıntıka, bölge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ÇIRILÇIPILDAK (i.) Tamamen çıplak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stark naked. in the buff. mother-naked. without a stitch on. without a stitch of clothing. starkers. in one's bare skin. in the nude. in one's birthday suit. in the raw. in the state of nature. in the altogether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stark naked. in the nude. in the buff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the altogether. stark naked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). muhtelif cisimlere yapışarak denizde yaşayan kabuklu bir hayvan; kıvrıkbacaklar familyasından bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kırkmak; kırpmak; uçlarını kesmek; bir kısım heceleri yutarak telaffuz etmek; (k.dili). vurmak, indirmek; (k.dili). hızlı gitmek, koşmak; (ago). hile yapmak; gazete veya mecmuadan küpür kesmek; süratli bir şekilde hareket etmek; (i). kırpma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Clip Motion, dijital fotoğraf makinenizde animasyonlu GIF dizisi oluşturmanızı sağlar. Clip Motion modunda çekilen nesnenizin 10 karesi kullanılarak 160 x 120 çözünürlükte 256 renkli bir animasyon oluşturulur. Animasyonlu GIF’ler özellikler e-posta, web sayfaları ve çeşitli sunumlarda kullanılmaya uygundur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Arayan abonenin telefon numaranın, aranan abonenin telefon ekranında gösterilmesidir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu clipboard (pano) işlevi, iki tunerli TV’lerde kullanılabilen bir işlevdir. Pano seçildiğinde, ekran iki bölüme ayrılır. Geçerli görüntü sağ tarafta dondurulurken, program ekranın sol tarafından kesilmeden devam eder. Bu özellik, adres, telefon numarası, hatta yemek tarifi gibi bilgileri yazmak istediğiniz çok yararlı bir işlevdir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sıkı ağazlı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arkadaşlık, refakat, eşlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili isteri nöbeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kur'a neferi kaydetmek, askere çağırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). askere alınmış; (i). askere alınmış nefer, kur'a neferi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). askere çağırma; mecburi askerlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (tıb). kabzetmek, inkıbaz vermek, sıkmak. constipa'tion (i). inkıbaz, peklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kur yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çuha çiçeği, (bot). Primula veris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sakat insan; (f). sakat etmek; bozmak. crippled (s). kötürüm; arızalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DRAHOMA) (i.). Drahoma. Hıristiyanlar’da evlenen kızın, kocasına verdiği para, mal, mülk. (bk.) Drahoma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). şifre çözmek; yorumlamak . decipherable (s). halledilebilir, okunabilir; anlaşılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dirhem). Dirhemler, (bk.) Dirhem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دراهم] dirhemler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarif, tanımlama, tavsif, vasıflandırma, beyan; cins, nevi, çeşit. answer to the description tavsif edilmiş olan özelliklere sahip olmak, tarif edildiği gibi olmak. be beyond description veya beggar description kelimelerle tarif edilemez olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tanımlayıcı, tanıtımsal, tavsif edici, resmedici. descriptive geometry tasarı geometri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. descriptif

tasvirî

Tasvir niteliğinde olan, tasvirle ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subjunctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü ferah, sevinçli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül yolu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin en derin ve aşağı yeri, altı: Denizin dibi, kuyunun dibi, dibe düştü, dibe çöktü. 2. Bir kap vesairenin dışarıdan aşağıya gelen yüzü: Tencerenin, cezvenin, bardağın dibi. 3. Ağaç ve duvar gibi şeylerin aşağısı, kök, temel: Ağacı dibinden kesmek, duvarın dibine oturmak. Mum kendi dibine ışık vermez = Varlıklı, kuvvetli kimselerin yakınlarına hayrı olmadığını anlatır. Dip karpuzu = Köküne yakın çıkanı ki, tohumu ekilmeye elverişlidir. 4. Bir şeyin en gerisi, en arka tarafı: Sahnenin dibinde bir kapı görünür. 5. Makad, dübür, oturak yeri. 6. mec. Asıl, esas. Dibine darı ekmek = Tahkik etmek, aslını aramak (bugün bitirmek, yok etmek mânâsında kullanılıyor). Tırnağı dibinde = Peşin para. Kazan dibi = Mahallebi vesair bazı yemeklerin kazanın dibine yapışıp hoş ve makbul bir koku alan kısmı. 7. mec. Evlâdın en küçüğü. 8. Bir şeyin altında ve en aşağısında bulunan: Dip barsak = Bumbar. Dip diş = Azı dişleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottom. base. depth. foot. ground. far end. fag-end. fundament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottom. foot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To plunge or immerse; especially, to put for a moment into a liquid; to insert into a fluid and withdraw again.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To immerse for baptism; to baptize by immersion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To wet, as if by immersing; to moisten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To plunge or engage thoroughly in any affair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To take out, by dipping a dipper, ladle, or other receptacle, into a fluid and removing a part; often with out; as, to dip water from a boiler; to dip out water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To engage as a pledge; to mortgage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To immerse one's self; to become plunged in a liquid; to sink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To perform the action of plunging some receptacle, as a dipper, ladle. etc.; into a liquid or a soft substance and removing a part.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To pierce; to penetrate; followed by in or into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To enter slightly or cursorily; to engage one's self desultorily or by the way; to partake limitedly; followed by in or into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To incline downward from the plane of the horizon; as, strata of rock dip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dip snuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The action of dipping or plunging for a moment into a liquid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Inclination downward; direction below a horizontal line; slope; pitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A liquid, as a sauce or gravy, served at table with a ladle or spoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dipped candle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gymnastic exercise on the parallel bars in which the performer, resting on his hands, lets his arms bend and his body sink until his chin is level with the bars, and then raises himself by straightening his arms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the turpentine industry, the viscid exudation, which is dipped out from incisions in the trees; as, virgin dip , yellow dip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sudden drop followed by a climb, usually to avoid obstacles or as the result of getting into an airhole. a gymnastic exercise on the parallel bars in which the body is lowered and raised by bending and straightening the arms a brief swim in water a cand

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottom. foot. lowest part. the far end. the back. base.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a depression in an otherwise level surface; 'there was a dip in the road'. the angle that a magnetic needle makes with the plane of the horizon. a thief who steals from the pockets or purses of others in public places. tasty mixture or liquid into which b

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The angle that a planar geologic surface is inclined from the horizontal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The angle between a geologic surface -- for example, a fault plane -- and the horizontal The direction of dip can be thought of as the direction a ball, if placed upon the tilted surface, would roll Thus, a ball placed on a north-dipping fault plane would

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The angle that a bedding plane or fault makes with the horizontal when measured perpendicular to the strike of the bedding plane or fault.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Inclination of a planar geologic surface from the horizontal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The angle formed by the inclined plane of a geological structure and the horizontal plane of the Earth's surface. - A DRAM component packaging DIPs can be installed in sockets or permanently soldered into holes on the printed circuit board The DIP package

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the angle at which the bedrock strata are inclined from the horizontal Dip on bedrock surfaces may be caused by forces that bend the rock mass or by a variety of mechanisms active when sediments that make up the rock were accumulating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slight decline in securities prices followed by a rise Analysts often advise investors to buy on the dips, meaning buy when a price is momentarily weak BACK TO TOP. Characteristic of the physical geometry of an integrated circuit or other electronic pac

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The angle at which the orebody is inclined from the horizontal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The inclination of a geologic structure from the horizontal; dip is always measured downwards at right angles to the strike. the angle at which a vein, structure or rock bed is inclined from the horizontal, measured at right angles to the strike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the directional properties of a geologic structure such as a fold or a fault Dip is the inclination angle of the formation as measured at right angles to strike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dual In-line Package The most common IC package, which can be either plastic or ceramic Circuit leads or pins extend symmetrically outward and downward from opposite sides of the rectangular package body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dual In-line Package.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for dual in-line package, a type of chip housed in a rectangular casing with two rows of connecting pins on either side. Abbreviation for Dual In-line Package A type of housing for integrated circuits The standard form is a molded plastic containe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The angle between the horizontal plane and a structural surface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dual inline package A small switch that changes hardware settings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Slight drop in securities prices after a sustained uptrend Analysts often advise investors to buy on dips, meaning to buy when a price is momentarily weak See: Correction, crash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The angle that a structural surface, e g a bedding or fault plane, makes with the horizontal, measured perpendicular to the strike of the structure and in the vertical plane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Document Image Processing Systems and software that stores, manages, and retrieves documents as digital images.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ped veya dipt, ping) batırmak, daldırmak, banmak; ıslatmak; kepçe gibi bir şeyle çıkarmak; bayrak gibi bir şeyi indirip kaldırmak; (den). selam maksadıyla sancağı yarı mayna ve hisa etmek; antiseptik suya batırmak (bir hayvanı); dalmak, batmak; (

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dalma, batma; meyil, inhitat; çukur; daldırma mum, içine herhangi bir şey daldırılacak sıvı, banyo; argo yankesici. dip net uzun saplı balık ağı, kepçe. dip stick daldırma çubuk ölçek. magnetic dip mıknatısın aşağı eğilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir kısmı koparılıp senet gibi alâkalı kimsenin eline verilen bir yaprağın deftere bağlı kalan kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

renewal coupon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tüfeğin mekanizmadan aşağı olan dibini teşkil eden ağaç ki, en kalın kısmıdır: Tüfeğin dipçik tarafı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

butt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Son derece diri, çok diri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

full of life. energetic. very robust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

energetic. shapely. fresh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. deep-freeze

derin dondurucu

Bozulabilecek yiyecekleri niteliklerini bozmadan çok düşük ısılarda dondurarak uzun süre saklamak için kullanılan buzdolabı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deepfreeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deepfreeze. food freezer. deep freeze. home freezer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (elek). iki fazlı, çift fazlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kuşpalazı, difteri. diphtheric (s). difteriye benzer, difteriye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (dilb). diftong, iki seslinin bir hece halinde kaynaşması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (zool). iki defa diş çıkaran memeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pisi balığının küçüğü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çift, iki katlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir İlim, fen ve sanatta ehliyetlerini ispat edenlere o işi yapmak için verilen mezuniyet kâğıdı. Osm. şehadetnâme: Diplomasını alınca doktorluğa başlayacak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomaed. certified. dip. dipl. diploma. certificate. degree. sheepskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diploma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A letter or writing, usually under seal, conferring some privilege, honor, or power; a document bearing record of a degree conferred by a literary society or educational institution. a document certifying the successful completion of a course of study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diploma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a document certifying the successful completion of a course of study. 1 An academic qualification received after completing a diploma program 2 The actual document certifying that a student has completed their degree or diploma Also known as a parchment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A certificate awarded when a learner completes a defined set of requirements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A graduate diploma involves study in an area different from that of your first degree and is usually at undergraduate level A postgraduate diploma involves further studies in the same area as your first degree, at a more advanced level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In many countries the academic status associated with a Diploma is very high, being equivalent to that of a good university degree at the Masters level For example, the Dip Ing is the title conferred upon the University Geodetic Engineer in Germany, Finla

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Inscribed bronze tablet about, 130mm by 130mm, and the recording the official honourable discharge of troops after 25 years service, and the grant of privileges These privileges included citizenship for each man, his children, and the legalisation of his

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A qualification awarded for a course of higher education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Graduate program for which the minimum admission requirement is a baccalaureate, and which has fewer requirements than a masters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Educational recognition given for the successful completion of two-years study at a college, technical institute or vocational college Prepares students for work in a specific field or group of occupations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A formal document certifying the successful completion of a prescribed program of studies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An official piece of paper given by colleges and high schools to students when they complete a specific course of study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A document awarded by the IBO to a student who successfully completes all course work as required and passes all exams taken in the six subjects from the hexagon Three exams are taken at Higher Level and three are taken at the Standard Level In addition,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An undergraduate award usually requiring three years of full-time, or equivalent part-time, study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A certificate issued by a high school, college, etc indicating graduation or the conferring of a degree In certain instances a diploma may be required when applying for a mortgage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The certificate issuesd by a University testifying that the recipient has successfully completed a course of study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Granted to students who complete the total curriculum or course other than designated associate or certificate courses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An official-looking document conferring a degree on a person or certifying that the person has adequately completed a prescribed course of study. a qualification in the vocational education and training and higher education sectors See also Australian Qua

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diploma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diplomasi, diplomatlık, siyaset, hariciye mesleği; başka insanlarla ilişkide incelik, ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Diploması olan. Osm. şehadetnâmeli, mezun: Diplomalı öğretmen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graduated. qualified. having a license.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Diplomatlık, dış politika, dış siyaset.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having no diploma. without a license.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Diplomatik, siyasî işler ve dış münasebetlerle meşgul devlet adamı; bu sahada pek usta olan: Bismark gibi bir diplomat nâdir yetişir, Reşid Paşa büyük bir diplomattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat. diplomatist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A diplomatist. an official engaged in international negotiations a person who deals tactfully with others.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An official representative of a state, present in another state for the purposes of general representation of the state-of-origin or for the purpose of specific international negotiations on behalf of the diplomat's state-of-origin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who tells you to go to hell in such a way that you actually look forward to the trip. an official engaged in international negotiations. a person who deals tactfully with others.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Dışişleri Bakanlığı memuru, hariciye memuru, diplomat, siyaset adamı; başkaları ile ilişkide incelik gösteren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). doktor ve mühendis gibi meslek diploması alan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). diplomatik, milletlerarası siyasete ait; başkaları ile ilişkide ince, usta, siyasi; diplomasi ilmine ait. diplomatic affairs diplomatik işler. diplomatic agent elçi veya maslahatgüzar. diplomatic immunity diplomatik dokunulmazlık. diplomatic serv

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski resmi ve sikaları çözme ve gerçeğe uygunluğunu tayin etme ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Dış siyasetle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomatic language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diplomat, hariciye memuru, siyaset adamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Diplomatın mesleği, bu sahada ustalık. 2. mec. Kurnazlık, hilekârlık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb).. gözün tek cisimleri çift görmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footnote. annotation. postscript. gloss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footnote. postscript.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footnote. foot nfr. Postscript.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). ikiz kutup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maşrapa, kepçe; dalıcı kuş. Great Dipper, Big Dipper (astr). Büyükayı. Little Dipper (astr). Küçükayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., argo deli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Asılsız, esassız, yalan. 2. Sebatsız, devamsız. “

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottomless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottomless. unfounded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

False. unfathomable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hastalık derecesinde içki iptilası, ayyaşlık, dipsomani. dipsomaniac (i). içkiye müptelâ kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ).. (zool). bir çift kanadı olan böcekler sınıfı, çiftkanatlılar. dipteral (s)., (mim). çift sıra direkleri olan; (zool). iki kanatlı. dipterous (s)., (bot)., (zool). iki kanatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden kullanılan birbirine menteşelenmiş iki yapraktan ibaret tablet; kitap gibi kapanan iki levhalı resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlama, Ar. ziyâ, nûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlak, aydınlık, ışıklı: Dürr-i dırahşin = Parlak İnci.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درخشان] parlak, parlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Parlak, parlayan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Dal, ağaç. Ar. şecer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درخت] ağaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). müdürlük, direktörlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taraftar, mürit, talebe; havari. discipleship (i). taraftarlık, talebelik; havarilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sert amir, disiplin taraftarı olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s(b disiplinle ilgili, inzibata ait; tahsil ve terbiyeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). disiplin, inzibat, terbiye, idare; talim; itaat, boyun eğme; cezalandırma, tekdir; ilim, bilim dalı; (f). terbiye etmek, yetiştirmek, idare etmek; disipline sokmak, yola getirmek; cezalandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir topluluğu tesiri altında bulundurarak düzeni sağlayan kanun ve nizamnamelerin tamamı: Askerî disiplin, okul disiplini. 2. Kanun ve nizamlara uyma kabiliyeti: Buradaki talebelerin kuvvetli bir disiplini var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciplinary. discipline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discipline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discipline. branch of knowledge / instruction. subject. field.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciplinary action / fine / penalty. amercement royal. disciplinary action / fine / punishment / scourge. summary punishment. administrative fine. crackdown. disciplinary action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court of discipline. disciplinary committee / board. board / court of discipline. disciplinary board / court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break of discipline. disciplinary offense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self disciplined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciplined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciplined. having strict discipline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisciplined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisciplined. lacking discipline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indiscipline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indiscipline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dağıtmak, israf etmek, ziyan etmek, har vurup harman savurmak; dağılmak; müsrif olmak; ziyan olmak, harcanmak; sefahate dalmak. dissipated (s). müsrif, sefih; ayyaş; dağılmış, israf olunmuş. dissipa'tion (i). dağıtma, dağılma, zihin dağınıklığı;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital fotoğraflar için “sipariş dosyası”dır. DPOF-uyumlu fotoğraf makineleri, dijital baskılar için sipariş verisi oluşturabilirler. Kullanıcı, her fotoğrafın kaç tane basılacağını belirleyebilir. Fotoğraf tarihi de basılabilir. DPOF ile, her fotoğrafın küçük halini içeren bir dizin baskısı da istenebilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yunanistan’da para birimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i: Y.). Bazı topluluklarda bilhassa Rumlar’da gelin tarafından güveye verilen para veya mal.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ped veya pt, ping) damlatmak; damlamak, damla damla akmak. drip with blood kanı akmak. dripping wet sırsıklam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). damlama, damlayış; (mim). damlalık, saçak; taşan bir sıvıyı toplayan kap; argo tatsız kimse, geçinilmez adam. dripdry (f). (çamaşırı) sıkmadan askıya asarak kurutmak. drip moulding (mim). damlalık, saçak. drip pan damlayan su veya yağı toplamaya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). damlama, damlayan şey. drippings (i). kızartılan etten damlayan yağ ve su.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (571-639) (Amr b. Abdullah). İslami ilk kabul eden sahabelerden biri. Cennetle müjdelenmiştir. Çeşitli cephelerde ordu komutanlığı yaptı. Suriye’de vefat elti.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ışığını karartmak, tutmak, örtmek; (bir kimsenin) yıldızını söndürmek, bir kimseden üstün çıkmak, gölgede bırakmak; tutulmak, sönmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tutulma, güneş tutulması, ay tutulması; sönme, karanlığa gömülme, gözden kaybolma, yok olma. annular eclipse güneşin halka şeklinde tutulması. lunar eclipse ay tutulması. partial eclipse Güneş veya ayın kısmen tutulması.solar eclipse güneş tutu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (astr.) ekliptik, dünyanın etrafını dolaşan ve tropiklere değen büyük halka; (s). güneş ve ayın tutulmasına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EDİB) (i. A. edep’den smüş.) 1. Edepli, terbiyeli: Bir tıfl-ı edîb = Terbiyeli bir çocuk. 2. Nazik, zarif: Edip bir adam. 3. Edebiyatla uğraşan, edebiyatçı: Şair ve edip bir zat. i. Edebiyata mensup adam, edebiyatta geniş bilgi sahibi, bilge: Udebâ-yı asr = Zamanın edipleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man of letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literary man. writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ferh). Piliçler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ferah). Sevinçler, sevinmeler, iç açıklıkları.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Erkek İsmi) - Hz.Yusuf un ikinci oğlu. Orta Filistin’de yerleşen İsrail kabilesine adını verdiği söylenir. Bu kabile Hz.Süleyman’ın ölümünden sonra asıl İsrail topluluğunun 12 kola ayrılmasında etken oldu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. efrâhten fiilinden imef.). Yükseltilmiş, yükselmiş, kaldırmış, kaldırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Germence). Takım.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. équipe

takım

Görev bakımından birbirini tamamlayan kimselerin topluluğu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crew. gang. shift. team. squad. party. brigade. firm. outfit. platoon. stable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brigade. crew. gang. outfit. party. pool. squad. team. group.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crew. gang. team. company. brigade. squad. team of workmen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. équipement

takım

Bir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güneşin dünya etrafındaki zahirî hareketinde çiziyor gibi göründüğü yol.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. écliptique

gök b. tutulum

Bir yıl boyunca Güneş’in gök küresi üzerinde çizdiği çemberin sınırladığı daire.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). klips, evraklan birbirine tutturmak için kullanllan madeni tutturacak; tüfek şarjorü; (tıb). pens; (f). sıkıca tutmak, sarılmak. elipboard (i). üstünde yazı yazılan klipsli tahta. paper clip kâğıt raptiyesi, bağlaç, klips.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). kırpma makası, saç kesme makinası; tek sürat teknesi; hava gemisi, kliper tipi uçak; süratle seyreden herhangi bir şey. nail elipper kıskaçlı tırnak makası. hair elippers saç kesme makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesme, kırpma, kırkma; (ABD). gazete küpürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. matematik). Bütün noktalarının odak denilen sabit iki ayrı noktaya olan uzaklıklarının toplamı birbirine müsavi olan kapalı eğri. Osm. kat’ı nâkıs.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. ellipse

dil b. eksilti

Anlatımda kolaylık sağlamak üzere bir kelimedeki eklerin veya bir cümledeki kelimelerin azaltılarak kullanılması olayı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y. matematik). Bir elipsin kendi ekseni etrafında döndürülmesiyle meydana gelen mücessem şekil, mücessem kat’ı nâkıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Elipsoitle ilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. matematik). Elips ile ilgili.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elips; astr. bir gezegenin dönencesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -ses) i., gram. bir cümlenin anlamı bozulmaksızın öğelerinden birinin atılması; matb. çıkanlan kelimelerin yerini gosteren nokta veya işaretler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., geom. elipsoit. ellipsoidal s. elipsoit gibi oval şekli olan, elipsoidal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. beyzi, oval, eliptik; kısa, kısaltılmış, bazı kelimeleri çıkarılmıs (yazı, konusma). elliptically z. beyzi olarak, eliptik şekilde. elliptic'ity i. elips şeklinde oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. özgür kılmak, azat etmek, serbest bırakmak; huk. aile hakimiyetinden kurtarmak. emancipa'tion i. azat etme, özgür kılma, serbest bırakma; aile hakimiyetinden kurtarma. emancipa'tionist i. koleleri azat etme taraftan. eman'cipator i. azat eden veya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Anadolu saz şairlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şifre etmek, kapamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a kind of linotype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çerden, çöpten.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., paleont. eosen tabakasında fosil halinde bulunan bir çeşit küçük ilkel at.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) görünüş, tezahür, bir tanrının tecelli etmesi; (b.h.) Mecusilerin Hazreti İsa'yı görmek için Bethlehem'e gelmelerini kutlayan ve Ocak ayının 6'sına tesadüf eden yortu; Ortodoks kilisesinde İsa'nın vaftizine remiz olarak haçın suya atılma yortusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ,-na) sonuç yaratmada başlı başına bir etkisi olmayan ve başka olayların yanında yer alan ikinci dereceden bir olay; (tıb.) yan tesir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (anat.) kemikucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (bot.) asalak olmadığı halde başka bir bitkinin üstünde büyüyen bitki, üsbitken bitki. epiphytic (epıfit'ik) (s.) bu bitkilere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (-ped, -ping) teçhiz etmek, gerekli alet veya silâhları sağlamak, hazırlamak; donatmak, giydirmek. equipment (i.) teçhizat, levazım, donatım; kişisel bilgi veya kabiliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (ask.) levazım; konak arabası (atlı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) denge, muvazene;karşıt ağırlık, denge unsuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kuvvetçe eşit müsavi; (mat.) eşdeğer, eş, muadil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ağırlık yönünden eşitlemek; eşit olmak, denk gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gücü bir olan; (elek.) aynı voltajda olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) (ikisi) aynıderecede muhtemel olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(t.a.i.) (Erkek İsmi) - Üstün, yenen kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yumuşak, uysal erkek.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) yılancık. erysipel'atous (s.) yılancığa benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. terah). Gamlar, tasalar, kederler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

houseownership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hazırlanacak olan ilaçlara uygun bir şekil veya güzel bir tat vermesi için katılan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FECR-İ KAZİB) (i. F.). Gün doğmadan tan yerinde belirip sonradan kaybolan aydınlık, geçici tan, yalancı tan, aldatıcı fecir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beraberce hoş vakit geçirme, arkadaşlık, refakat; samimiyet; üniversitede bilimsel araştırma için verilen burs; birlik; kurum, dernek, cemiyet, kulüp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gönül açıklığı, sevinç, neşe, Osm. şadumanlık. Ar. inşirah, mesruriyyet. Ferah bulmak = Sevinmek, açılmak. Ferah vermek = Sevindirmek, açmak (Fars. «ferâh» ile karıştırmamalı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bol, geniş, vâsi, ferâh yer. 2. Şen, şâd, sıkıntıda olmayan, neşeli: Kalbini ferâh tutmalısın. 3. Gönlü şenlendiren, iç açıcı. Ar. müferrih: Bu köşk, bu oda pek ferâh; oldukça ferâh bir bahçe. 4. Çok, fazla, ziyade, bol: Ferâh ferâh yetişir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spacious. roomy. wide. open. light-well. capacious. commodious. richness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spacious. roomy. wide. open. light-well. capacious. commodious. richness. relieved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spacious. comfortable. well lighted and airy. contented. at ease. relieved. commodious. glad. lively. roomy. wide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرح] sevinç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فراخ] geniş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Gönül açıklığı. 2.Sevinç, scvinme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisurely. amply. easily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A. ferah = sevinç, F. Averden = getirmek). Sevinç, gönül açıklığı veren. Ar. müferrih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. ferah = sevinç, F. bahşîden = bağışlamak). Sevinç, gönül açıklığı veren. Ar. müferrih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. ferah = sevinç, F. efzâyiden = arttırmak). Sevinç ve gönül açıklığını arttıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinin mürekkep makamlarından biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sevinçli, Fars. şâd, şâdân. Ar. mesrur, münşerih-ül kalb. 2. Türk musikisinin mürekkep makamlarından biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinin şed makamlarından biri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فرح بخش] ferahlık veren, iç açıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.b.i.) (Kadın İsmi) - Ünlü bir çeşit lale.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şan ve şeref.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Şan ve şeref. -Erkek ve kadın adı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) 1.Ferah artıran. 2.Türk müziğinin mürekkeb makamlarından. 3.Meşhur bir lale türü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vaktiyle askerlerin fesleri üzerine dikilen daire biçiminde sarı tepelik. 2. Eskiden inzibat çavuşlarının boyunlarına taktıkları «kanun» kelimesi yazılı küçük plaka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refresh. freshen up. freshen. draw a breath. draw breath. cheer. relieve one's feelings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unburden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become spacious or airy. to feel relieved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Açmak, ferah hâle getirmek. 2. Sevindirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sevinmek, gönül açılmak: Böyle yerlerde gezmekle İnsan ferahlanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhilarating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put sb at ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gönül rahatlığı, iç huzuru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfort. lift. spaciousness. roominess. contentment. relief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spaciousness. airiness. contentment. happiness. relief. amplitude. lift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Bolluk, genişlik. 2. Geniş yer.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Bolluk, genişlik. 2.Geniş y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.b.s.) (Kadın İsmi) - Sevinçli. - Türk müziğinin mürekkeb makamlarından.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Nazlı kız.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.b.s.) (Kadın İsmi) 1.Sevinç veren. 2.Ferah saçan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philippines. the philipines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Philippines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Manila.

Nüfus: 69.809.00.

Komşuları: Güneyde Malezya, Endonezya, Kuzeyde Tayvan.

Önemli Şehirleri: Manila, Quezon City, Cebu.

Din: Roma Katolikleri %83, Protestanlar %9, Müslüman %5.

Dil: Plipino, İngilizce (ikisi de resmi dil). Cebuano, Bicol, İlocano, Pampango ve diğerleri.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasal Partiler.

Liberal Parti, Nacionalista Parti, Edsa Ulusal Hıristiyan Demokratlar Birliği (NUCD), Milliyetçi Halk Koalisyonu, Kilusan Bugong Lipunan, PDP-Laban Partisi).

Tarih: Filipin adaları 1571 yılında Macellan tarafından ziyaret edildi. Daha sonra bölgeye gelen İspanyollar, Manila kentini kurdular. İspanya hükümdarı II. Felipe’den esinlenerek, bu takım adaları Filipinler adını verdiler. 1869’da Süveyş Kanalı’nın gerçekleşmesiyle Filipinler Avrupa pazarına açıldı. 1899 Manila savaşında İspanya ABD’ye yenilince, Filipinler ABD’ye bırakıldı. Ancak Amerikan hükümetinin tutumu ve II. Dünya Savaşı nedeniyle ülkenin bağımsızlığına kavuşması ancak 1946 yılında mümkün olabildi. 1972’de başkan Ferdinand Marcos sıkı yönetim ilan etti ve sıkı yönetim sırasında Filipinler’in ABD ile ilişkileri zayıfladı.

1973-1976 yılları arasında hükümet güçleriyle ayrılıkçı Moro Müslümanları arasında çatışmalar çıktı. 1977 yılında yeniden başlayan çatışmaların ardından, Libya’nın aracılık ettiği özerklik anlaşması bölgede Hıristiyanlarca reddedildi.

1981 yılında sıkı yönetim kaldırıldı, ancak Marcos olağanüstü birtakım yetkilileri elinde tutmaya devam etti. Haziran’da 6 yıllık bir dönem için yeniden başkan seçildi.

21 Ağustos 1983 yılında Muhalefet lideri Bengno S. Aouino’nun suikaste kurban gitmesi Marcos’u istifaya çağıran gösterilere yol açtı. 1986 seçimlerinde Marcos suikasta uğrayan Aguino’nun eşi Corozon Aguino’ya karşı zafer kazandığını ilan etti. Aguino kendini başkan ilan etti.

24 Şubat’ta Marcos askeri ve dinsel desteğinin azalmasından dolayı olağanüstü hal ilan etti. 26 Şubat’ta ülkeden kaçtı. Aguino ABD ve diğer devletlerce başkan olarak tanındı. 1987 yılında Aguino toprak reformunu başlattı. Aguino’nun aday gösterdiği kişiler yasama organında büyük çoğunluk elde ettiler. Ekonominin zayıflığı, yaygın fikirliği, komünist muhalefler ve askeriyenin zayıf desteği yüzünden büyük sıkıntılarla karşılaştı. Aralık 1989 yılında asi güçler askeri üsleri televizyon istasyonlarını ele geçirdi ve başkanlık sarayını bombaladılar.

Aguino 1982’de başkanlık seçimlerinde Fiedel Ramous’un başkanlığını tanıdı. 1992’de ABD’nin Filipinlerdeki askeri varlığı sona erdi. 30 Ocak 1994’te Müslüman ayrılıkçı gerillalarla ateşkes andlaşması imzalandı.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philippine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Filipino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Philipine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Filipin Adaları halkından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). fiske; teşvik edici veya harekete geçirici herhangi bir şey; önemsiz şey; (f). fiske vurmak; teşvik etmek, harekete geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). nefesli çalgıların ağız kısmındaki tahta tıkaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (biyol). ikiye bölünme suretiyle üreyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (zool). çok tırnaklı, parmakları birbirinden ayrı olan (hayvan); (i). Fissipedia familyasından bir hayvan (kedi, ayı, vb).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ped, ping) (i)., (s). başparmakla havaya fırlatmak (para atarak oynanan kumarda olduğu gibi); fiske vurmak; darılmak, kırılmak; (i). fiske, hafif vuruş; alkollü bir çeşit içki; (s)., (k).dili arsız, küstah. flipflop (i). bir çeşit takla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bilir bilmez söz söyleyen, düşüncesizce söylenmiş (söz). flippancy (i). küstahlık. flippantly (z). düşüncesizlikle, küstahca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaplumbağanın yüzmek için kullandığı yassı bacak veya kanadı; palet (yüzme); argo el.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottoms up!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, frangipani (i). bir çeşit yasemin ıtırı; alyasemin kokusu; (ahçı). badem ve krema ile yapılan bir çeşit pasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özellikle elbisede gereksiz süs; yapmacık, gösterişli söz; cici bici şeyler, değersiz süsler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, gaIlipot i bir çeşit çam sakızu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GAİB) (a uzundur) (i. A.) (mü. gaaibe) (gayb, gıyâb’dan if.). 1. Hazır olmayan, kayıp; gözden gizli olan, göz önünde olmayan, hazır mukabili: Bu işe karar verildiği zaman ben gaip idim, gaip olan arkadaşların hakkını yememeli. 2. Nerede olduğu malûm olmayan, bulunamayan, zâyî: Kalemim gaip oldu, çakımı kaybettim.. 3. Gramerde konuşan ve konuşuculardan başka olan şahıs. Şahs-ı sâiis = Üçüncü şahıs: O kelimesi zamîr-i gaibdir. Kendini gaip etmek = Kendinden geçmek, aklı başından gitmek. Gaibde olmak = Nerede olduğu malûm olmamak, meydanda olmamak, (bk.) Kayıp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absent. not to be seen. missing. lost. absentee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absence. disappearance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GALİB) (a’lar uzun) (i. A. galebe’den if.) (mü. galibe). 1. Yenen, üstün, galebe çalan: Japonlar, Çinliler’e galip geldiler. Güreşen pehlivanlardan hangisi galip geldi? Oyunda galip geldi. Devlet-i galibe = Galip devlet. 2 Daha kuvvetli, daha ümid edilir: İhtimâl-i galib, zann-ı galib. 3. Harpte galebe çalan taraf: Galip, mağlûba sulh şartlarını teklif etmek hakkını taşır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victorious. victor. winner. triumphant. champion. conquering. prevailing. victor. winner. vanquisher. top dog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victor. victorious. winner. overwhelming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

winner. triumphant. victorious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i Gelibolu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i eczacıların kullandlğı ufak toprak merhem kavanozu; bak galipot

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GARİB) (i. A. gurbet, garâbet’ten smüş.) (mü. garibe). 1. Yabancı, yabancı yerde bulunan, gurbette yaşayan: Ben, burada garibim. 2. Kimsesiz, zavallı, çaresiz: Şu garibe acıyın, garibe bir kadındır. 3. Alışılan tarz ve surette olmadığı için tuhaf görünen, acayip, bambaşka: Garip iş, garip bir hayvan. 4. Tesirli ve kederli: Şu kuş garip garip ötüyor. 5. Düşkünler, yabancı, kimsesiz ve fakir adamlar. Gariplerin imdadına yetişmek, gurebâya yardım etmek, Gureba hastahanesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strange. curious. droll. awkward. bizarre. freak. freakish. kinky. odd. queer. screwball. fantastic. fantastical. fancy. comical. cranky. crotchety. eccentric. exotic. fanciful. far-out. funny. funny peculiar. grotesque. out-of-the-way. outlandish. q.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

queer. bizarre. cranky. crotchet. curiosity. curious. extraordinary. fantastic. freakish. funny. grotesque. odd. offbeat. outlandish. singular. strange. unaccountable. unaccustomed. weird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

odd. peculiar. strange. unfamiliar. needy. abandoned. destitute. stranger. amazing. bizarre. curious. exotic. fanciful. fantastic. far out. freakish. funny. grotesque. kinky. marvellous. mysterious. novel. outre. queer. surreal. unnatural. weird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

queer fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yabancılık, kimsesizlik. 2. Bîçârelik, güvensizlik, zavallılık: O adamın, o kadının garipliği gerçekten acınacak haldedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quirk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strangeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strangeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kendini bir yerde yapayalnız, koruyucu ve dosttan mahrum görüp müteessir olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel lonely and homesick. to feel lonely. to feel out of place. to find strange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel lonely and homesick. to find sth strange or curious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GASIB) (a uzun) (i. A. gasb’ dan if.) (mü. gasıba). Zorla kapıp alan, zorba: İşte benim çiftliğimin gasıbı bu adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., biyol. tomurcuk hâsıl eden; tomurcuklarla çoğalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. generallik; bir generalin askeri bilgi ve yönetme yeteneği; önderlik, baskanlık, liderlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. génotype

soy yapısı

Bir canlının genlerinin bütünü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oscillation. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GIBTA) (i. A.). İlmrenme, imrenmek, (bk.) Gıbta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envy without malice. envy imrenti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envy without malice. envy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to envy. covet. emulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) Sodom .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contentment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complacency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contentment. complacency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) dedikodu, gevezelik, boş laf; dedikoducu kimse; (f.) dedikodu etmek, gevezelik etmek. gossiper (i.) dedikoducu kimse. gossipy (z.) dedikodulu (haber).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dedikoducu kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. tıp). Daha çok kışın görülen, salgın yapan ateşli hastalık.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde influenza adı verilen bu hastalık bulaşıcıdır. Grip olan kişinin nefesindeki damlacıklarla yayılıp, salgın hale gelebilir. Paçavra hastalığı da denir. Aniden başlar ve devamlı olarak ateş yükselir. Baş ve sırt ağrıları, titreme nöbetleri, nezle, öksürük, iştahsızlık, baş dönmesi de görülür. Tedavinin ilk şartı istitrahat etmektir. İyi tedavi edilmezse, başka hastalıklara da yol açabilir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, limon kabuğu.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 çorba kaşığı kuru nane ve 1 limonun kabukları konur. Kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flu. influenza.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The griffin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small ditch or furrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To trench; to drain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An energetic or tenacious grasp; a holding fast; strength in grasping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A peculiar mode of clasping the hand, by which members of a secret association recognize or greet, one another; as, a masonic grip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That by which anything is grasped; a handle or gripe; as, the grip of a sword.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device for grasping or holding fast to something.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give a grip to; to grasp; to gripe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Specif., an apparatus attached to a car for clutching a traction cable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gripsack; a hand bag; a satchel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The influenza; grippe. a firm controlling influence; 'they kept a firm grip on the two top priorities'; 'he was in the grip of a powerful emotion'; 'a terrible power had her in its grasp' worker who moves the camera around while a film or television show

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the act of grasping; 'he released his clasp on my arm'; 'he has a strong grip for an old man'; 'she kept a firm hold on the railing'. the appendage to an object that is designed to be held in order to use or move it; 'he grabbed the hammer by the handle';

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the club you hold, and the way you hold it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Firmness of flavor and structure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of a sword, contained in the guard, where it is grasped by the hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the club which the golfer holds, typically made from leather, cord, rubber or a mixture of the three.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the club you hold, and the way you hold it. a/ The method of holding a sword b/ The part of a sword situated between the guard and the pommel 3/ The technician responsible for handling set and lighting equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The stickier a tire, and the larger the contact patch, the more resistance against scrubbing the tire will have This means higher cornering speed and acceleration/deceleration Also called traction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Grips work closely with the key grip and gaffer in setting up the lights and assists the crew in all aspects of getting the shot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The crew member who adjusts scenery, flags lights and often operates the camera cranes and dollies. the method and style of holding the broom. 1 the handle of a golf club 2 the holding, or method of holding, a golf club Example: Don't let your grips get s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Wrapped around the handle of a racquet, this is what the player holds when hitting strokes More Info. 3 fingers with little finger curled under the handle and thumb down, or 4 fingers with thumb up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The technique which you hold the dice for a controlled throw examples of my grips examples of other grips.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the hilt held by the user. 1 the handle of a golf club 2 the method of holding a golf club Example: 'Don't let your grips get so worn that they become slippery 2 The most widely used grip is called the overlapping grip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tire traction on the track. a factor reflecting the friction of the tires with the road surface. the portion of the handle on which a fencer positions his foil hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the bow handle where the bow is held, on some bow designs the grip is removable allowing one to adjust their hand position on the handle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A welcome firmness of texture, usually from tannin, which helps give definition to wines such as Cabernet and Port.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The amount of traction a car has at any given point, thus affecting how easy it is for the driver to keep control through corners.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The extreme upper end of a single-bladed paddle, shaped for holding with the palm over the top.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gross Revenue Insurance Plan GTA Grain Transportation Agency. crew member responsible for rigging and operating equipment such as tripods, dollys and cranes which stabilise the camera or enable its movement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) grip hastalığı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (ped, ping) sıkı tutma; kavrama; el sıkma; pençe, el; tutak, bir şeyin tutacak yeri; A.B.D. el çantası; (f.) sıkı tutmak, yakalamak, kavramak: etkilemek, tesir etmek, hâkim olmak; manasını anlamak; dikkatini çekmek. gripsack (i.), A.B.D. yo

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.), A.B.D., (k.dili) sıkıntı vermek, cefa etmek, kızdırmak: sancı vermek (kann); sancılanmak; A.B.D., argo sızlanmak, şikâyet etmek; (i.), A.B.D., (k.dili) şikâyet, sıkıntı; (gen.), (çoğ.) karın ağrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) grip hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çıtçıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) vasilik, muhafızlık, velilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sokak çocuğu, köprüaltı çocuğu, küçük külhanbeyi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گمراه] yoldan çıkmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAK-İ RAH) (i. F ). Yol toprağı.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

18. yüzyılda Üçüncü Ahmet’in oğlu İehzade Mustafa’nın sünnet düğününde bir cambaz Haliç’i gemi direkleri üzerinde gerilen bir ipte geçti.

Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) elle yakalama veya kavma; (çoğ.) göğüs göğüse çatışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harhara). (bk.) Harhara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARC-I RAH) (i. F. Ar. hare = masraf, Fars. râh = yol). Yol masrafı, bir memur veya subayın görevle bir yerden bir yere gitmesi için, rütbe ve maaşı ile ve gideceği mesafeye göre resmen verilen para: Hareket etmek için harcırâhını aldı. Harcırah nizâmnâmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel expense. subsistence money. subsistence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel allowance. travelling expenses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel allowance. travelling expenses. travelling allowance. fare payments. marching money. deadheading pay. per diem allowance. transport allowance. transportation allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرج راه] yol parası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sıkıntı, darlık, meşakkat; eza, cefa .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yarık dudak, tavşandudağı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hatîb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orator. preacher. pulpit orator. elocutionist. rhetorician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orator. preacher. public speaker. good speaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orator. public speaker. a good speaker. preacher. elocutionist. public orator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oratory. power of elocution. preaching. eloquence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) başkanlık, reislik .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mirasçılık hakkı; miras.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an airport for helicopters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A landing pad for helicopters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Heliport - -- Article 4-513 Transportation Uses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An indicator of whether a heliport is present. an airport for helicopters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). helikopter alanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yoldaş, yol arkadaşı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). yarım inme, vücudun yalnız bir tarafına gelen felç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hemipterous (s)., (zool). yarımkanatlılara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همراه] yoldaş, yol arkadaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Merhamet eden, acıyan. Allah’ın koruyuculuğu. Allah’ın uhdesinde.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuşburnu (güI meyvası).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem alkışa hazır ol işareti: Hip, hip, hurrah !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (A.B.D)., argo vakıf, haberdar, uyanık; zamana uygun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ped, ping) (anat). kalça; (mim). dam yanlarının bitişmesinden hâsıl olan dış açı; (f). dama sırt yapmak; spor kalça ile vurup düşürmek. hip bath bele kadar gelen banyo kuveti; yarım banyo. hipbone (i). kalça kemiği. hip disease (tıb). kal

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Bir koni eksenine paralel olarak kesilince meydana çıkan kesitin şekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hyperbola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hyperbola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Hiperbol biçiminde olan, hiperbol ile alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hyperbolic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hyperbolic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Hiperboloit biçiminde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). 1. Hiperbole benzeyen. 2. Hiperbolün iki ekseninden biri etrafında döndürülmesiyie meydana gelen satıh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypermarket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). 1. Cisimlerin hayali, gözün ağtabaksının gerisine düştüğü için iyi göremeyen göz veya kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farsighted. far-sighted. hypermetropic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farsighted. longsighted. far-sighted. hypermetropic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farsighted. hypermetropic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypertension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high blood pressure. hypertension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr). Hipnozla alâkalı tatbikatın ve hadiselerin bütünü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypnotism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypnotism. hypnosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypnotism. hypnosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mesmerist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Sözle, bakışla telkin yapılarak yahut ilâç vasıtasıyle getirilen bir çeşit uyku hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypnosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypnosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). At yarışlarının yapıldığı alan, at meydanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hippodrome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

racecourse. hippodrome. race track.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hippodrome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pituitary gland. hypophysis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hippopotamus. hippo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hippopotamus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Bazı felsefe ve din nazariyelerinin dayandığı temellerden her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Bir dik üçgende dik açının karşısında bulunan kenar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypotenuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypotenuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothetical. suppositious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Faraziye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kalçalı; kabarık çatılı; (A.B.D)., argo fazla meraklı; (ing)., (k).dili üzüntülü, çökmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (k).dili hoplaya zıplaya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beatnik. hippie. hippy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

HIgh Performance Parallel Interface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

High Performance Parallel Interface. 'High Performance Parallel Interface', ANSI draft standard X3T9 3.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

High Performance Parallel Interface - ANSI draft standard X3T9 3. High performance parallel interface; a point to point 100 MByte/sec interface standard used for networking components of high performance multicomputers together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

High-Performance Parallel Interface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

High-performance Parallel Interface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for high performance parallel interface as defined by the ANSI X3T9 3 document, a standard technology for physically connecting devices at short distances and high speeds Primarily to connect supercomputers and to provide high-speed backbones

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

High Performance Parallel Interface An ANSI standard for high-speed transfer of information in a dual-simplex manner over a short parallel bus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

High Performance Parallel Interface, a network technology standard that specifies a transmission speed of 100 megabytes per second and allows devices to be attached directly to the network without an intervening computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A high speed interface usually used to connect point-to- point Transfer speeds are usually quoted at 100 MBps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ANSI standard that extends the computer bus over fairly short distances at speeds of 800 and 1600 Mbps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An 800 Mb/s interface to supercomputer networks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The High Performance Parallel Interface is a network link, often used to connect computers It is slower than shared memory transfers but faster than TCP/IP transfers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Height performance parallel interface Defined by ANSI X3T9 3.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A method for connecting heterogeneous supercomputers with IBM mainframes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hipi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili suaygırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). beyinde bulunan iki beyaz çıkıntının her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şarap ve baharattan yapılmış eski bir likör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hipokrat, ünlü Yunan hekimi. Hippocrat'ic (s). Hipokrat'a ait; tıpla ilgili. Hippocratic oath Hipokrat yemini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Helikon dağında Müzlere adanmış pınar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). at meydanı, hipodrom.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başı ve kanatları kuşa ve gövdesi ata benzeyen efsanevi bir yaratık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. mus- es, Lat. -mi) suaygırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hizb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clique. sect. in-group. splinter group. faction. cabal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clique. faction. schism. coterie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction group. clique. faction. parliamentary group. in group. schism. sect. splinter. split in a party.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a factionary. factionist. factious. fractionalist. schismatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creating a faction. schism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to separate into factions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

avam, ayaktakımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Gal eyaletine özgü klarnete benzer eski bir çalgı; eskiden gemicilere özgü oynak bir dans; bu dansa ait havalar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kamçı, kırbaç; f. kamçılamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Humbara yapılan beylik fabrika. 2. Humbaracılar kışlası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hurray, hooray ünlem, i., f. Yaşa! (alkış veya zafer ünlemi); i. bu ünlem; f. Yaşa ! diye bağırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İnananların babası. 2.Hakların babası. 3.Kur’an’da ismi geçen İbrahim peygamb(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

needle and thread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kerh» ten masdar). 1. Cebren ve İstenilmeyen bir iş yaptırma, ikrâh ile oruç bozma (Arapça’da mânâsı bundan ibarettir). 2. İğrenme, tiksinme, nefret, Ar. teneffür: Bu işten bana ikrâh geldi (bunun doğrusu istikrâh’tır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgust. loathing. abhorrence. detestation. aversion. duress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکراه] tiksinme, iğrenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tiksinmek, iğrenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Kendisi istemediği halde, isteği dışında, zorla, cebren: Ikrâhen oruç bozana günah yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکراها] tiksinerek, iğrenerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (1. A. masdar) (c. iktirihit). Önceden hazırlanmadan düzgün şekilde (şiir veya nutuk) söyleme. Cem’i: Bu şekilde söylenmiş şiirler vesaire. Irticil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقتراه] içinden gelerek konuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hükmü geçmez; sahibinin hakkı baki kalan, sürekli, daimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. henüz başlamakta olan, yeni başlayan, başlangıç halinde. incipience incipiency i. başlangıç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. okunmaz, sökülmez, çözülmez, karışık, anlaşılmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pendulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitabe, yazıt, yazı; ithaf; madalya veya para üzerinde olan yazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sönük; tatsız, yavan, lezzetsiz. insipidly z. sönük bir şekilde. insipidity, insipidness i. sönüklük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şerh» ten masdar). Açılma, açıklık, ferahlık: İnfirâh-ı derûn, inşirâh-ı kalb = Gönül, kalp ferahlığı. Deniz manzarası insana inşirah verir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انشراح] açılma, ferahlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Açılma. 2.Açıklık, ferahlık. - Kur’an-ı Kerim’de bir süre adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) bir kaç bilim dalıyle ilgili .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. internship

ön hekimlik

Ön hekim olma durumu.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) doktorluk stajı: staj devresi; staj bursu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boş şey, ehemmiyetsizlik, saçma sapan, ehemmiyetsiz ve gülünç: Intipüften şeyler, intipüften ev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

string. cord. rope. halter. lanyard. lap. twist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cord. kink. line. rope. slack. string.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cord. string. light rope. thread. bond. bonds. clew. line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol, the most basic protocol to communicate on the Internet An IP number is a numerical address consisting of four numbers seperated by periods Each IP address uniquely identifies a certain computer on the Internet The domain name is used to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol The communications protocol underlying the Internet, IP allows large, geographically-diverse networks of computers to communicate with each other quickly and economically over a variety of physical links An Internet Protocol Address is t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbreviation for Internet Protocol, the basic network transmission protocol of the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol The network layer protocol for the Internet protocol suite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol A network and transport protocol used for exchanging data over the Internet See also TCP/IP.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol See TCP/IP An IP number uniquely identifies your computer to the Internet so that the Internet knows where to send the information you have requested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol A set of rules to send and receive messages at the Internet address level More details.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol, protocol in the TCP/IP internet layer for communication between nets and their hosts An IP-address uniquely identifies each network and each of its hosts on the internet Addresses consist of four bytes that can be represented by four in

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol - IP refers to the set of communication standards that control communications activity on the Internet An IP address is the number assigned to any Internet-connected computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol Internet Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for Internet Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol - A communication protocol using packet-switching technique to transmit data over the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol, often referred to as TCP/IP for Transport Control Protocol and Internet Protocol Because of the popularity of the Internet, this packet structure became the most popular way of transporting all information across carriers Because it was

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol See TCP for more information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protocol, or method, used in communicating data from one computer to another across the Internet It is simply a delivery method Each computer on the network, both private and public, is allocated a unique address in much the same manner as an address

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol The IP part of TCP/IP; the protocol that is used to route a data packet from its source to its destination over the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol The common Internet standard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol Protocol that dictates how information is passed across the Internet An IP address is a unique string of numbers, such as 123 456 789 01, that identifies a computer on the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol The Internet protocol defines how information travels between systems across the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Internet Protocol is used in the TCP/IP set of protocols, which supports the Internet and many private networks IP is responsible for delivering data, and TCP is responsible for keeping track of packets used to deliver it as well as providing other fu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Internet Protocol A protocol that ensures data goes where it is supposed to go on the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol: See Internet protocol suite See also Internet address. the sciences concerned with gathering and manipulating and storing and retrieving and classifying recorded information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ropedancer. tightrope walker. tightrope dancer. wire walker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corded ladder. rope ladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) International Phonetic Alphabet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Yüksek dağların kar tutmayan yerlerinde yetişen bir çeşit dikenli otun sarımtrak çiçekleri, kurusa bile uzun süre kokusu gitmez. 2.Güzel koku, misk, anb(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bitkilerin erkeklik organlarında başçık sapı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ipeka, (bot.) Cephaelis ipecacuanha; (ecza.) bu bitkiden yapılan ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dut yaprağı ile beslenen tanınmış böceğin yaptığı pek ince ve yumuşak teller ki, kıymetli kumaşlar ve ibrişim imaline yarar, Ar. harir, kaz. 2. İpekten yapılmış: İpek kumaş, ipek mendil. 3. ipek gibi yumuşak ve parlak: İpek saçlar. İpek böceği = İpeği yapan böcek ki, önce kurt ve sonra kelebek halinde olur. İpek böceği tohumu = Bu böceğin yumurtası. İpek çiçeği = Her renkte çiçek açar semizotu nevinden bir bitki. İpek kozası = Daha çekilmemiş ve böceğin yaptığı halde kozasına sarılı bulunan ipek. Ham ipek = Kaynamamış ve beyazlatılmamış ipek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silk. silk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silk. silky. silken. made of silk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silk. denier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - İpekböceği denilen ve dut yaprağı ile beslenen kurdun ördüğü koza çözülerek elde edilen, kumaş dokumada kullanılan parlak ve ince tel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silkworm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sericulture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silken. silky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. ipek, Fars. hâne). İpeğin yetiştirilip hazırlandığı yer, ipek fabrikası (hâne sözünün Türkçe isimlerle birleşerek meydana getirdiği isimler pek çok olduğundan, hapishâne, yazıhâne ve ipekhâne gibi isimleri doğru gibi kabûl etmeliyiz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Altınkökü denilen kusturucu kök.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İpek yetiştiren veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silk merchant. silk manufacturer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sericulture. the silk industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ipekle yapılmış, ipekten mamul, ipekle karışık: İpekli kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silk cloth. of silk. crepe. silken. silky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok ince, incecik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very thin. very slender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Herhangi bir şeyden tamamiyle mahrum mânâsındaki «ipipullah sivri külâh» tabirinde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keeping. preserving. retaining. maintaining. a pupil's failing to be promoted in his class.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İp sarmak, iple bağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: EPLEMEK) (f.). 1. Hatırlama, anma, Osm. tahattür ve tezekkür etmek, yâda getirmek. 2. Saymak, itibar etmek, ehemmiyet vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to care/give a damn. to give a shit/bugger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikmeye ve mensucat dokumaya yarayan pamuk, keten, yün, ipek vesaire teli: Keten ipliği, pamuk ipliği, yün ipliği (ve galatı yün ipeği). Ekseriya ipek mukabili olarak pamuk ipliğine de denir. İplik iplik = Tel tel, lif halinde. İpliği pazara çıkmak = Rezil olmak. İplik peyniri = Tel tel bir cins peynir. İğne iplik = Pek zayıf ve kuru. İğneden ipliğe = Bütün teferruatıyla. Pamuk ipliği ile bağlamak = Ustünkörü bir çâre bulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thread. yarn. fiber. fibre. strand. ficelle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fibre. strand. thread. yarn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thread. yarn. filament. fiber. string in a bean pod. lace. line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stringy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). İplik yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker or seller of thread of yarn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

making or selling thread or yarn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (kumaş) Tel tel dağılmak, iplikleri meydana çıkmak, bozulmak, didilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sapan demirinin ucu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hipnotizma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hipnoz.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

iPod, Apple Inc.’in Amerika ve diğer ülkelerde kayıtlı bir ticari markasıdır

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ipomia, gündüzsefası, çalapa, (bot.) Ipomoea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (mülk hakkında). Rehin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. hypothèque

tic. tutu

Bir borcun ödeneceğine teminat olarak ödenince geri alınmak şartıyla borçlunun alacaklıya verdiği değerli şey.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortgage. hypothec. lien. security. charge. encumbrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortgage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortgage. hypothecation. to redeem a mortgage. heritable security. hypothec. lien. mortgage lien. wadset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to create with a mortgage. to give in a mortgage. to hypothecate. to mortgage. to impignorate. to pledge. to encumber with a mortgage. to deliver with a mortgage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. T.). Rehine konulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortgaged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encumbered. hypothecary. incumbered. burdened with mortgage. mortgaged. servient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Farazi.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Düzlem içi Geçiş LCD monitör paneli

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Akıllı Güç Düğmeleri LCD monitör paneli

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) Kendisi söyledi bir delile dayanmayan söz veya ifade .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). İp veya iplik biçiminde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tekerlek çemberinin parçaları (galatı ispit).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). İpsi solucanların bir şubesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) kelimesi kelimesine ifade, aynı kelimeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İpi olmayan. 2. Hiçbir bağı olmayan, hiçbir kayıtla bağlı olmayan, çapkın, külhanbeyi. İpsiz, sapsız = Serseri, ayaktakımı (kelimenin aslı saygı ve düşünce demek olan ip’dendir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without a rope. drifting. footloose. vagabond. vagrant. drifter. tramp. hobo. bum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discursive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) yalnız bu sebeple, fiilen, haddi zatında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cancellation. cancelling. cancel. void. annulment. invalidation. withdrawal. nullity. nullification. abatement. abolition. abrogation. annihilation. avoidance. cassation. defeasance. recall. repeal. rescission. reversal. revocation. termination. defe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrogation. annulment. cancellation. repeal. cancel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrogation. revocation. annulment. avoidance. cancellation. cassation. cancelling. abolition. deletion. counteraction. nullification. obliteration. annihilation. countermand. defeasance. invalidation. overprint. rescission. supersession. withdrawal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrogate. annul. cancel. countermand. nullify. overrule. quash. recall. repeal. rescind. revoke. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrogate. annul. call-off. drop. to make void. to annul a sale by paying a fine. to cancel an item. to render null and void. to rescind. abate. abolish. annihilate. avoid. blank. cancel. correct. declare null and void. defeat. disaffi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commencement. start. beginning. at first. in the beginning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primitive ilkel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elementary. primitive. primary. early.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primitivism. primitivity. primitiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addiction. devotion. habit. indulge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

(Internet Protocol Television) Video sinyallerinin izleyicilere geniş bantlı ağ bağlantısı

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clue. trace. clew. hint. inkling. wrinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clue. cue. wrinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tip. hint. clue. indication. lead. presumption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «râhat» tan masdar). Rahatlendırma, rahat, ettirme, yorgunluk aldırma: Vücudunu ve zihnini iraha için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Iğrıb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yükseklikleri aynı olan noktalar, eşyükselti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Stenotip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kerh» ten masdar). Kerih görüp nefret etme, tiksinme, iğrenme: Kıyafetinden insan istikrah eder (asıl Arapça’da mânâsı bir şeyi kerhen yani zorla ve istemeyerek yapmaktan ibarettir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استکراه] iğrenme, tiksinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

iğrenmek, tiksinmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİRAHAT) (i. A. «râhat» dan masdar). Rahatlanma, dinlenme: Biraz istirahat etmeli; istirahate muhtaçtır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repose. rest. recreation dinlenme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repose. rest. reposing. resting. ease. relaxing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استراحت] dinlenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dinlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hustle. rough. rough up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crush. hustle. scramble. scuffle. tussle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. isohypse

coğ. eş yükselti

Yükseklikleri birbirine eşit olan yerler.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. gypse

min. alçı taşı

Toprak içinde katman olarak bulunan ve pişirilip toz durumuna getirilerek alçı yapmaya yarayan hidratlı kalsiyum sülfat.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gypsum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The JANET IP Service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

JANET IP Service This provides IP connectivity to academic sites in the UK and links to other IP networks worldwide for more information look in /export/netinfo/JIPS at CUED.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Juvenile Intensive Probation Supervision A form of probation which requires the juvenile to have frequent weekly contact with the probation officer, remain at home when not in school or at work, and to adhere to other restrictive requirements Juveniles on

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ardıç, bot. Juniperus communis. black juniper kara ardıç, bot. Juniperus sabina. juniper berries ardıç meyvası, ardıç yemişi. juniper resin ardıç sakızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Fill or Kill Orders)

Fiyat ve miktarın girildiğiancak işlem kısmen veya tamamen gerçekleşmezse işlem görmeyen kısmın ekranda pasif olarak görünmeyerek sistem tarafından otomatik olarak iptal edildiği emir türüdür.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(aslı: KâALEB) (i. A.) (c. kavâlib). 1. Bir şekil ve hususî surette dökülmesi istenen şeylere mahsus zarf: Dökmeci kalıbı, hurufat kalıpları. 2. Hususî bir biçim, bir şekil alması istenen bazı şeylerin konmasına mahsus araç: Buz kalıbı; potin; çizme kalıbı. 3. Umumiyetle şekil ve suret nümûnesi: Esvap kalıbı, gemi kalıbı. 4. Bir kalıba dökülmüş, kalıptan çıkmış şey: Bir kalıp şeker, bir kalıp sabun. 5. Kalıba dökülmeksizin, kalıptan çıkmış gibi bir şekil ve biçimde olan şey. 6. Ruha nisbetle insan veya hayvanın bedeni, maddî kısmı: Kalıptan ibaret bir adam: Akıl ve ruhu yok kadar az olup sırf maddî şekil ve biçimden ibaret olan. Kalıp değiştirmek, kalıp dinlendirmek = Ölmek, vefat etmek. 7. mec. Cansız, kalıp gibi hareketsiz: Kalıp gibi hasta; herif insan değil, kalıp; koca kalıp, kalıp gibi yatmak. Kalıp etmek = Hile etmek. Basmakalıp = Bir şeyi anlamaksızın, akıl ve zekâ göstermeksizin bir örneğe uyarak veya bir yerden aynen alarak vücuda gelen şey: Onun yazdığı şey basmakalıptır. Basma kalıbı = Boyanacak kalemkârî tülbendin veya nakşedilecek kumaşın üzerine basılmak üzere muhtelif şekil ve biçimde oyulmuş tahta. Kalıbını basmak = Mühür basmak yerine bütün kalıbı basmak ki, mecâzen bütün varlığı ile o işe angaje olmak mânâsına gelir. Kalıbı dinlendirmek = Ölmek. Kalıptan kalıba, bin kalıba girmek = Şeklini ve kıyafetini değiştirmek. Bir kalıba dönmek = Bir hâl şekli bulmak, bir çare düşünmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mould. mold. form. pattern. bar. cake. cast. formwork. master. matrix. model. print. shape. stamp. stencil. tablet. template. templet. dies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. cake. cast. model. mould. pattern. print. shape. stencil. template. templet. mold. last. block. bar. piece. appearance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mo ld. block. fast. pattern. model. bar. piece of sth. imposing appearance. cake. cast. die. face mould. form. gage. impress. matrix. mold. patterned sample. shape. stamp. tablet. template.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalıp yapan veya bir şeyi kalıba geçiren: Ayakkabı kalıpçısı, şapka kalıpçısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diesinker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diesinker. moulder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker or seller of moulds. one who makes casting. blocker. moulder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diesinking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kalıba geçirmek, kalıba koyarak şeklini düzeltmek veya genişletmek: Şu şapkayı iyi kalıplamadı; çizmeyi kunduracıya götür de kalıplasın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to block. to mould.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kalıba geçirilmek, kalıba konularak şekli düzeltilmek: Bu şapka bir aydan beri kalıplanmadı; bu ayakkabı bir kere kalıplansa açılacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be blocked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become stereotyped. to get rigid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stereotyped. clichéd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stereotyped. inflexible. rigid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kalıba geçirtmek, kalıba geçirterek şeklini düzelttirmek: Ayakkabı, şapka kalıplatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth blocked or reshaped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imposing out. well-dressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ungainly. dowdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small and unprepossessing (man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calypso.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calypso.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Esmer bey, Esmer hükümdar. Karahanlılar devletinin kurucusu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuvvetli müshil olan bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bileşikgillerden, hekimlikte kullanılan bir bitki (taraxacum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dandelion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşli, ağır bir barsak hastalığı, tifo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KATİB) (i. A. «kitâbet» ten if.) (c. ketebe, küttâb). Bir resmî dairede veya mühim bir kimsenin maiyetinde yazı yazmakla görevli memur, yazıcı, Fr. sekreter, eski Türkçe: bitikçi, Fars. debîr: Meclis kâtibi. Ketebe-i aklâm = Kalem kâtibleri. Başkâtip = Birinci kâtip, bir kalem veya heyet kâtiplerinin başı: Meclis başkâtibi. Katib-i husûsi = Bir büyük kimsenin hususî ve şahsî işlerine ait yazıları yazan, resmî sıfat taşımayan yazıcı, eskiden: mühürdâr, dîvân efendisi. Ser-kâtib = Başkâtip. Sır kâtibi = Hükümdar, sadrâzam veya elçinin gizli yazılarını yazan kâtip. Kâtib-i vahy = Kur›Ani nâzil oldukça yazan sahâbeler. Kâtib Çelebî = XVII. asrın büyük Türk bilgininin unvanı, mü. kâtibe, t. Yazan, yazmak bilen: O zaten kâtiptir, kâtibe ihtiyacı yoktur. 2. Bir konuyu kaleme almasını iyi bilen, Ar. münşî, muharrir, râkım, nâmık: İyi kâtiptir, onun gibi kâtip olamaz. Kâtib-ül-hurûf = Elde olan mektup veya kitabı yazan (asıl Arapça’da kâtip bir şeyi kaleme alan münşî mânâsına olmayıp temize çeken veya kopya eden demektir ki, bu halde iyi kâtip yazısı güzel olana denilip, iyi kaleme alan adama ise münşî demek lâzımsa da, dilimizde münşî mânâsıyle kullanılıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کاتب] yazıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yazıcı ve münşî sıfat ve görevi, yazıcılık, Ar. kitâbet: Kâtiplik ediyor, kâtiplik insanı yoran bir iştir. 2. Yazıcılık mahareti, Osm. inşâ, yazılı olarak istediğini ifade edebilmek: Onun kâtipliği meşhurdur, öyle kâtiplik görmedim. Başkâtiplik = Osm. ser-kitâbet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GAİB) (a uzun) (i. A.). Kaybolan, görünmeyen hazır olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lost. missing. gone. loss. decrement. forfeit. sacrifice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casualty. disadvantage. forfeit. lacking. loss. lost. missing. stray. casualties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loss. losses. casualty. deprivation. disadvantage. lacking. lost. out of the way. out the window.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Kayraalp).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük bağ hereği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kerâhiyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کراهت] iğrenme tiksinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. iğrenme: Kerâhetle, Ar. maal-kerâhe. 2. İstemeyerek ve mecburiyet altında bir şey yapma, cebir, zorlama. 3. (fıkh) islâm dininde harâm olmadığı hade harâme yakınlığı olan şeyin hâli ki, bunlara mekrûh denir. Vakt-i kerahet (akşamcıların dilinde) = Akşam üzeri içki vakti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akrabalık, yakınlık, hısımlık; birbirine benzerlik. kinship family akrabalarıyle beraber oturan geniş aile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Bazı Türkçe sıfatların başına gelip mübalâğa ve tekid gösterir: Kıpkızıl; kıp-kırmızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kalıp. 2. (felsefe) Değişebilen, iğreti ve geçici nitelik: Bir maddenin şekli bir kiptir. 3. (gramer) Fiil kök ve gövdelerinin şahsa bağlanmak, böylece kullanış sahasına çıkmak için girdikleri şekil, fiil çekimi kalıbı, siga. Haber kipleri: Şimdiki zaman, geniş zaman, gelecek zaman, görülen geçmiş zaman, öğrenilen geçmiş zaman. Tasarlama kipleri: Şart, istek, gereklilik, emir. Birleşik kipler: Hikâye, rivayet, şart. Gelecek zaman kipi: Gelecek zaman slgası, emir kipi: Emir sigası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modal. mood. example. mood sıyga. fitting. suitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hide of a young or small beef creature, or leather made from it; kipskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sharp-pointed hill; a projecting point, as on a hill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A method or feat of raising the body when hanging or swinging by the arms, as for the purpose of mounting upon the horizontal bar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The legs are swung forward and upward by bending the hips, then suddenly down again, which gives the upward impulse to the body. a gymnastic exercise performed starting from a position with the legs over the upper body and moving to an errect position by

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of weight equal to 1000 pounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any place a cutter can put his feet up and sleep for a night, especially cheap flophouses in the Hive or elsewhere Also, to 'call kip' is to make a place a body's home, at least for a while. 1) a unit of Laotian currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any place a cutter can put his feet up and sleep for a night, especially cheap flophouses in the Hive or elsewhere Also, to 'call kip' is to make a place a body's home, at least for a while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of measure equal to 1,000 pounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of weight equal to 1,000 pounds used to express dead weight. movement from a position below the equipment to a position above.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A move from below the apparatus to above it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unit of weight or force equal to 1,000 pounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

CRS Keep alone if possible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term sometimes used to represent a unit load of 1,000 lb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A load of 1000 lbs. a kilopound ; convenient unit for structural calculations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The coach sends the trampolinist higher by stamping on the bed sharply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Assistance given by a Coach whilst on the Bed; can be used to increase, neutralise or lower the trampolinist's bouncing height. sleep; 'roused him from his kip'. the basic unit of money in Laos. a gymnastic exercise performed starting from a position with

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayvan yavrusu derisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıpır kıpır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Devamlı kımıldanmayı tasvir ve taklip edip daima rat arda kullanılır: Gözlerini kıp kıp kıpmak; kıpırkıpır kımıldanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kuman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An osier basket used for catching fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yarı kapalı göz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Devamlı ve kesiksiz kımıldanmayı tasvir ve taklit edip art arda kullanılır: Kıpır kıpır kımıldanmak; gözlerini kıpır kıpır oynatıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Devamlı kıpırdama hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in a fidgety way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıpırdanışı canlı ve çabuk olan, oynak, civelek, cilveli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kıpırdanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

move. shove. wiggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

budge. stir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stir. to move slightly. wiggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wiggle. wriggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hafif ve devamlı şekilde oynamak: Bir fare, çekmecenin içinde kıpırdayıp duruyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fidget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to move slightly. to stir. fidget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wiggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Oynatmak, kımıldatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stir. to budge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Hafif surette ve devamlı kımıldanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slight movement. stirring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gözleri arka arkaya ve çabuk çabuk açıp kapamak, bk. Kırpıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen kırmızı, çok kırmızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bright red. scarlet. ruddy. aglow. crimson. fiery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very red. carmine. crimson.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very red. crimson.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen kızıl, pek kızıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Göz kapaklarını oynatma, Osm. ihtilSc-ı ecfân: Göz kıpma. 2. Gözle işaret, Ar. gamz, gamze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kırpmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çiroz; f. balığl tuzlayıp tütsülemek veya kurutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kıbt, kıptî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gipsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. «kirâ» dan). Arşın’ın 16’da biri: Bir arşın üç kirâh kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Adî, değersiz, kötü, bayağı: Kıtipiyos bir oyuncak almışlar.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. clip

görümsetme

Genellikle televizyonda gösterilmek üzere hazırlanan, bir müzik parçasını görüntü eşliğinde veren film.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clip. spring clip. tie clip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kernel IP Security, the Linux FreeS/WAN project's changes to the Linux kernel to support the IPSEC protocols.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kernel IP Security, the Linux FreeS/WAN project's changes to the Linux kernel to support the IPsec protocols.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir çeşit engelli binicilik müsabakası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir memleketteki diplomatların tamamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomatic corps. corps diplomatique. diplomatic body. consular corps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. crypto

saklı yazı

Gizlilik taşıyan belge.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crypto-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crypto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Kr senbolü ile gösterilen bir eleman.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hanımefendilik; (b.h.) Her, Your Ladyship (asalet unvanı) hanımefendi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fener dubası, fener gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Swift'in 'Güliverin Seyahatleri' adlı eserindeki cüceler adasının ismi. Lilliputian i., s. bu adanın ahalisinden biri; s. çok küçük, ufacık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Matbaa harflerini birleştirip satır halinde döken dizgi makinesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linotype. letterpress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ped, -ping) dudak: kenar, uç; yaranın kenarı; anat., zool. dudak şeklinde şey, dudak: nefesli sazların ağızlığı: nefesli sazın ağıza yerleştirilme şekli: argo küstahlık, edepsizlik: f. dudaklarla dokunmak, öpmek; ağıza almak: mırıldanmak. li

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca). Uskumruya benzeyen, karnı benekli bir cins balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İtalya’nın Lipari adalarının adından) (jeoloji). Bir talk çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lipid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lipid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yağ gibi, yağa benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. lipome

tıp yağ uru

Yağ dokusunun, bulunduğu yerde büyümesiyle oluşan zararsız ur.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. lipostructure

yağ ekletme

Yağ aldırma işlemi sırasında alınan yağların yüzün belli bölgelerine yedirilmesi yoluyla yüze genç bir görünüm kazandırılması.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. liposuction

yağ aldırma

Vücuda şekil vermek amacıyla fazla yağların belli yöntemlerle alınması.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. denizin hafifçe dalgalanması: küçük dalgalardan gelen serpinti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., argo yüzsüz, saygısız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kırlangıç balığı familyasından, dikenli ve çarpıcı bir balık (Lat. galeus canis).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scorpion fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scorpion fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dudak boyası, ruj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Yunanca). İskorpit balığının küçük bir cinsi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. mesanedeki taşı dağıtıcı veya eritici (ilâç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çubuk ucunda yalanarak yenen şeker; İng. öğrencilerin sokakta karşıdan karşıya geçebilmesi için arabaların durmasını sağlayan işaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lordluk sıfatı veya payesi; egemenlik, üstünlük; his veya your ile lord cenapları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «maâb» dilimizde kullanılmaz). Ayıp şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mağrib.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماه سپهر] ay, gökyüzündeki ay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

2000 üzerinde antik arcade oyununu emule edebilen bir yazılım parçası.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. İ.). Telgrafçılıkta mors İşaretlerini alıp vermede kullanılan Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A handful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A division of the Roman army numbering sixty men exclusive of officers; any small body of soldiers; a company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Originally, a napkin; later, an ornamental band or scarf worn upon the left arm as a part of the vestments of a priest in the Roman Catholic Church.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is sometimes worn in the English Church service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sending key. signalling key (of a telegraph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A liturgical napkin The maniple is worn draped over the celebrant's arm. or fanon, or fanelle The glorified handkerchief worn on the left wrist of the Priest, Deacon, and Subdeacon Unique to the Western Rite Often attaches with a pin to the cuff or sleeve

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mass Messuage Misericord Missal Moralia in Job.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Vestment worn on the left wrist to signify the Office of Deacon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A band worn over the left arm of the celebrant It represents the cord with which Christ's hands were bound by the Roman soldiers It is a small edition of the stole in form, color, and adornment. item of mass vestments; rectangle of fabric worn fastened to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (eski) Roma ordusunda altmış veya yüz yirmi erden ibaret bölük; ayin esnasında bazı papazlann sol kolları üzerinde taşıdıkları bir çesit enli şerit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. el ile işletmeye ait; eski Roma ordusunda altmış veya yüz yirmi erden ibaret olan bölüğe ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. manipulation

yönlendirme

İnsanları kendi bilgileri dışında veya istemedikleri hâlde etkileme.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. el ile işletmek, hünerle işletmek veya yapmak, ustalıkla idare etmek, manevra yapmak; hile karıştırmak. manipula'tion i. el ile işletme, idare; manevra, dalavere, hile manip'ulative, me nip'ulatory s. el ile işletme kabilinden; dalavereci manip'ula

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Manipleyi kullanan kimsa.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. manipulateur

yönlendirici

İnsanları kendi bilgileri dışında veya istemedikleri hâlde bilinçli ve amaçlı olarak etkileyen.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (kıs. MS, çoğ MSS) bir eserin metni, müsvedde; el yazması kitap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. marchpane

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yöneticilik, yönetim; ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tarh» tan im.). Bir verginin tutarını belirtmek için temel olarak alınan değer.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Ferah, sevinç. 2.Zayıf olma hali.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. merhale). Merhaleler, (bk.) Merhale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. merhamet). Merhametler, (bk.) Merhamet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. merhem). Merhemler, (bk.) Merhem.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., den. geminin ortasında olan. midships i., çoğ., den. geminin orta kısımları. midshipman i. deniz yarsubayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kırkayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı: emîr-i Ahûr) (halk dilinde: imrahor). Has ahırın başı, ıstabl-ı Amire müdürü: Mİrâhûr-ı evvel, mîrahûr-ı sânî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ميرآخور] imrahor.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Mississippi nehri; Mississippi eyaleti .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Harfleri ayrı ayrı döküp dizen dizgi makinesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monotype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dizel motorlu gemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) MÜcib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cause. reason. approval. motive. necessary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combatant. fighting man. belligerent nation. belligerent. trained for combat. combat (force , soldier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harb» den if.) (mü. muhâribe) (tes. muhâribeyn, muhârebeteyn). 1. Biriyle kavga ve cenk eden, savaşan, savaşçı: Muharip devletler, düvel-i muhâribe. 2. İyi savaşçı, cesur, cengâver: Oranın ahalisi muharip adamlardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHİSİB) (i. A. «hisâb» dan if). Muhasebede bilgi ve mahareti olan, hesap ve defter usûlünde geniş tecrübe sahibi: Muhasip adamdır; iyi bir muhasibe ihtiyaç vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant. budget officer. bookkeeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muhasebecilik, hesapta bilgi sahibi olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookkeeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir harp gemisi çeşidi, zırhlının küçüğü ve süratlisi, destroyer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tin can. torpedo boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destroyer. destroyer destroyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destroyer. warrior.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ikinci defa anne olan veya birden fazla çocuğu olan kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., fiz. çok safhalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çok yönlü, çok kısımlı, katmerli; i., elek. çok safhalı cereyan; mat. katsayı. multiple choice testlerde cevaplardan birini seçme usulü. multiple circuit elek. çok safhalı devre. multiple reentry vehicle birkaç ayrı bomba taşıyan roket. least c

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Bir hat üzerinde, aynı zamanda birkaç konuşma yapılmasını sağlayan ve elektrikle çalışan bir cihaz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok kısımlı, kat kat, katmerli; elek. tek kanalda iki yönlü iletim sağlayan sisteme ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mat. çarpılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çoğaltma, çoğalma; mat. çarpma. multiplica tion table çarpım tablosu, kerrat cetveli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çokluk, çok türlülük, çeitlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mat. çarpan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çoğaltmak, artırmak; mat. çarpmak; çoğalmak, yayılmak; üremek, türemek; çok misal getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜNASİB) (i. A. «nisbet» ten if.) (mü. münâsibe). 1. Bir nisbet üzere bulunan, münasebetli, uyguh, muvafık: O benim hâl ve ihtiyacıma münasiptir; bedene münasip elbise. 2. Yaraşır, lâyık: Düşündüğünüz pek münasiptir: Kendisi bu işi münasip görmüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable. agreeable. proper. apposite. congruous. decorous. meet. pat. pertinent. tailormade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apt. pat. proper. seemly. fit. suitable. appropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convenient. fit. proper. suitable. advisable. opportune. apposite. appropriate. becoming. congruous. convenable. correct. eligible. expedient. feasible. fitting. good. seemly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şehre ait; belediyeye ait, beledi. municipal council belediye kurulu. municipal law belediye nizamı. municipal police polis teşkilâtı. munici pality i. belediye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müntehip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tefecilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahame»den imef.) (mü. mürahhama). Harf atılarak hafifletilmiş (kelime).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ruhsat» dan imef.) (mü murahhasa). 1. İzinli, ruhsat verilmiş. 2. Gönderen devlet veya hey’et nâmına istediği şekilde rey verebilen diğer bir devlet veya hey’et nezdine gönderilmiş vekil, delege.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envoy. delegate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envoy. plenipotentiary. duly authorized or empowered. delegate. representative. deputy. negotiator. deputation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرخص] delege.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

managing director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

managing director. delegate member. corporate executive. executive appointed by the board of directors of a corporation. president director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «hey’et-i murahhasa» dan kısaltılmış ve galat) Ermeni piskoposu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Murahhaslık: Murahhasiyyetle Berlin’e gitmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Münasip gördüğü şekilde rey ve karar vermeye salâhiyeti olan vekil veya elçinin hâl ve sıfatı: Murahhaslıkla Viyana’ya gönderilmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (I. A.). Bülûğ çağına ermiş, on iki yaşına basmış erkek çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Murahlk olma, bülûğ çağına ermişlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MURAKIB) (i. A.) Murakabe eden, denetleyici, denetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auditor. auditor denetçi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auditor. comptroller. inspector. comptroller of accounts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Murakabecilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auditorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜRETTİB) (i. A. «retb» den imef.) (mü. mürettibe). 1. Tertip eden, sıraya koyan, kuran, hazırlayan, (i. A.) (bu mânâsı Türkçe’ye mahsustur). 2. Matbaada harfleri dizen işçi: Matbaa mürettipleri, başmürettip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

typesetter. composition. compositor. maker up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Matbaalarda yazıların dizildiği ve sayfa hâlinde tertip edildiği yer ve servis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

case room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harfleri dizme işi: Matbaada mürettiplik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜRTEKİB) (i. A. «rükûb»dan) (mü. mürtekibe). 1. Haram, kötü ve yakışmaz bir iş yapan, öyle bir işe tenezzül eden: Yalanı mürtekib olmaK. 2. Rüşvet alan, rüşvet karşısında iş gören: Mürtekip bir memurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sarahat» ten imef.) (mü. musarraha). Tasrîh edilmiş, sarâhat verilmiş, açıkça söylenmiş, açıklanmış, izah olunmuş, şüphe bırakmayacak surette apaçık: İcabeden muamele kanunda musarrahtır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıkça, sarâhatle, şüphe bırakmayacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cause. causer. author. instigator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şerh» ten imef.). Teşrih olmuş, otopsi ile açılmış ceset.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

somebody who is suffering mental or emotional anguish. sore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leidend. drückend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fanatic. fanatical. bigoted. strait-laced. stuffy. zealot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fanatical. bigoted. apostle of hate. fanatic. strait laced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜTEAKIB) (I. A. «akab» den if.) (mü. müteâkıbe). 1. Birbirinin arkasından gelen. 2. Ardından gelen, takib eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subsequent. following.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

successive. after.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

following. after. subsequent. succeeding. successive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜTENASİB) (I. A. «nisbet» ten if.)

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well proportioned. proportional. symmetrical commensurate with. shapely. commensurable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahm» den if.) (mü. müterahhime). Acıyan, merhamet eden, Osm. terahhum eyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «arahe, İrâh» dan imef.) (mü. müverraha) (Arapça’da: müerrah). Tarihi atılmış, sene, ay ve günü yazılmış, tarihli. Gayr-i müverrah = Tarihsiz, tarihi yazılmamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir tarihle tarihli olarak, yıl, ay ve günü kayıtlı olduğu halde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مضطرب] ızdıraplı, acı çeken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ızdırap vermek, üzmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kitapları yaldızlamak san’atı, kitap yaldızcılığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜZİB) (I.) (Arapça «muazzib» den galat). Eğlenmek i;in eziyet veren, eziyet vererek takılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tormenting. teasing. tricksy. prankish. puckish. quizzical. sly. waggish. wicked. buffoon. hoaxer. rogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sly. trick. waggish. wicked. teasing. mischievous. naughty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who likes to tease good-naturedly. prankster. puchish. rogue. wicked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roguish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eğlenmek için eziyet veren ve eziyet vererek takılan adamın hali: MÜzipllk etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoax. prank. rag. trick. teasing. practical joke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good-natured teasing. kidding. booby trap. caper. jape. lark. mischief. prank. roguery. shenanigans. spoof. wheeze. whimsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tease. to kid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. müntesib.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مورخ] tarihli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) NAib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regent. viceroy. lieutenant. surrogate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vekillik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regency. viceroyalty. being a regent or viceroy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nasîb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lot. grant. foreordination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

privilege. portion. share. destiny. luck. lot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one's slot. one's share. that which is allotted one by God. portion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fall to one's share.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناسپاس] nankör.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (ped, ping) azıcık içki; (f.) azıcık içki içmek, içki yudumlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (ped, ping) (i.) çimdiklemek, kıstırmak; kırpmak, kesmek; (soğuk) dondurmak, sızlatmak; (kırağı) büyümesini engellemek; argo çalmak; argo yakalamak; (İng.), (k.dili) hızlı gitmek; (i.) çimdik, tırmık; kesip koparma; ayaz; soğuktan kavrulma; alaylı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kırpan veya kesen kimse veya şey; (çoğ.) kıskaç, cımbız; atın ön dişi; yengeç veya ıstakozun kıskacı; (İng.), (k.dili) erkek çocuk, oğlan; (çoğ.), argo kelepçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) keskin, acı, ısırıcı, zehir gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) meme başı; Sişe emziği; iki ucu vidalı kısa boru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Japonya. Nipponese' (i.), (s.) Japon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) kolay tanımlanamaz, sınıflama veya tanımlamaya gelmez (kimse veya şey).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) katılmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (anat.) kafanın arka kısmı, artkafa. occip'ital (s.) kafanın arka tarafında olan, artkafaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Oedipus. Oedipus complex Ödip kompleksi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Mersingillerden birçok cinsi olan bir ağaç, sıtma ağacı (eucalyptus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eucalyptus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eucalyptus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(sıtma ağacı): Mersingiller familyasından; Anavatanı Avusturalya olan, her zaman yeşil bir ağaç cinsidir. Bazılarının boyu 150 m’ye ulaşır. Ender olarak ağaçcık şeklinde bulunur. Çiçekleri beyaz-sarı veya kırmızı renktedir. Meyvesi tepeden 4-5 yarıkla açılan kapsüldür. Odunu sert ve reçinelidir. Yapraklarında uçucu yağ, reçineler, acı madde ve tanen vardır. Uçucu yağı çok miktarda sineol taşır. Yurdumuzda Güneydoğu Anadolu’da yetiştirilir. 160’dan fazla türü vardır. Kullanıldığı yerler: Öksürüğü keser. Solunum yolları hastalıklarında faydalıdır. Boğaz ve burun iltihaplarını giderir. Göğsü yumuşatır. Nezlede faydalıdır. Ateşi düşürür. Vücudu kuvvetlendirir. Bronşite ve diğer solunum yolları hastalıklarında faydalıdır. İdrar yollarını temizler. Astım ve Veremde faydalıdır. Sıtmanın önünü alır. Basur memelerinden kaynaklanan şikayetleri giderir.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her şeye gücü yeten. the Omnipotent Kadirimutlak, Kadir, Tanrı. omnipotence i. her şeye gücü yetme. omnipotently z. her şeye gücü yeterek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her yerde ve her zaman hazır. omnipresence i. her yerde bulunma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. Onikiparmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir. Tedavi eidlmeyen gastrit, fazla asit, sinir bozukluğu, düzensiz hayat, gürültü, fazla miktarda sigara, çay, kahve ve alkol kullanmak, safra kesesi veya karaciğer yetersizliği, kalp hastalıkları, hormon dengesizliği, dengeli bir şekilde beslenememe, çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler, haddinden fazla et, hamur işleri veya baharatlı yiyecekler ve bazı ilaçlar; onikiparmak bağırsağında ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Hasta, mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesinden şikayet eder. Ayrıca dili paslı, rengi solgundur, baş dönmesi ve fazla terleme de görülür. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir. Bu belirtiler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar. Tedavi için yapılacak ilk iş, hastalığı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak, yemekleri az, fakat sık sık yemek, istirahat etmek ve üzüntüden uzak yaşamaya gayret etmektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon suyu, bal.

Hazırlanışı : Bir çay bardağı sıcak suya 3 çorba kaşığı limon suyu ve 1 tatlı kaşığı süzme bal konur. İyice karıştırıldıktan sonra içilir. Aynı işlem günde 3 kere tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) yarışta geçmek; herhangi bir şeyde üstün çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla olgunlaşmış, geçkin, vakti geçmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. yumurtlayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. bazı böceklerin yumurta bırakmaya mahsus ucu sivri tüp şeklindeki uzvu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. ovovovipar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yarn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cotton thread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yarn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cotton thread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Pan kavalı, çok borulu kamış mızıka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kon. san. bir hususu ihmal eder gibi görünerek dikkati özellikle o nokta üzerine çekme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., geom. altı yüzü paralelkenar olan cisim, paralelyüz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yabani havuç, kara kavza, bot. Pastinaca sativa. water parsnip su kerevizi, bot. Sium latifolium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iştirakçi; s. paylaşan, katılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. s. katılan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. katılmak, iştirak etmek, hissedar olmak, ortak olmak, pay almak. participate with a person in a thing bir kimse ile bir şeye iştirak etmek. participa'tion i katılma, iştirak; ortaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram. ortaç sıfat-fiil. present participle -en yapılı ortaç. part participle -miş yapılı ortaç. participial s. ortaç kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İsimlerin hareket vasfını belirten kelimeler olup nesneleri karşılar.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. participe

db. sıfat-fiil

Fiilden -en, -r , -ecek vb. eklerle türetilmiş ad ve sıfat görevinde kullanılan kelimeler.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.yazı yazma sanatı; el yazısı, hattatlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. anlayışlı, idraki keskin; i. anlayışlı kimse, idraki kuvvetli kimse. percipience i. idrak, anlayış, seziş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. gezginci, bir yerden bir yere yaya dolaşan; b.h. Aristo felsefesine ait; i. Aristo felsefesi taraftarı kimse; gezginci adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. felsefe) Derslerini, gezinerek vermeye alışmış olan Aristo’nun felsefesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. péripatétisme

fel. Aristotelesçilik

Yunan filozoflarından derslerini öğrencileriyle birlikte gezinerek veren Aristoteles’in felsefesi.


Yabancı Kelime by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پری پيکر] peri kadar güzel yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. dış yüzeye veya kenara ait; anat. periferik, çevresel; i. kompütörde bilginin verildiği veya alındığı kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dış sınır çizgisi veya düzeyi; bir cismin dış yüzü; geom. bir şeklin çevresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ -rases) kon. san. dolambaçlı ve uzun sözlerle ifade, dolaylı anlatım. periphrastic s. dolambaçlı olarak ifade edilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat., man. tartışma konusu olan bir meselenin hiç bir delile dayanmadan doğru olduğunu iddia etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir kimseyi tenkit niteliğinde olan sert nutuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Filipin Adaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Filibe'nin eski ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

mak. başı x şek linde oluklu vida. Phillips screwdriver yıldız tornavida.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Resim içinde Resim (PIP)

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elma ve portakal gibi meyvaların çekirdeği;( argo) olağanüstü şey; harika kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) yumurtadan çıkmak için kabuğunu delmek; civciv gibi ''cik cik diye ses çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) İng.,( argo) yenmek; sınavda kalmak; hafifçe değip geçmek, sıyırmak (kurşun); öldürmek; ölmek pip out ölmek, son nefesini teslim etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zar veya domino üzerindeki nokta; radyoda saati bildiren hafif vuruşlardan biri; bir salkım çiçeğin tomurcuklarından her biri; bazı çiçeklerin kökü; teğmenlere takılan yıldız işareti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bayt. tavuklarda görülen dilaltı hastalığı, kurbağacık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

‘Resim içinde resim’ özelliği ile aynı anda pek çok kanalda ne olduğunu izleyebilir. Daha düşük enerji tüketimi kullanıcılara çok daha uzun çalışma süresi sunar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boru; kaval, düdük; org borusu; pipo, çubuk; bir çubukluk tütün; den. silistre, silistre ile verilen kumanda; nefes borusu; 550 litrelik şarap fıçısı; çoğ., müz. gayda pipe clay lüleci çamuru, kil. pipe dream boş emel, hülya pipe organ borulu or

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. düdük çalmak; düdük çalarak kumanda vermek; borularla teçhiz etmek; elbiseyi şeritle süslemek; den. silistre ile çağırmak .pipe down! (argo) sus kes se- sini. I pipe up k.dili söz söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. pipe-line

boru hattı

1. Doğal gaz arıtma ünitesinden alınan gazın, bir veya daha fazla dağıtım veya tüketim merkezine taşınması amacıyla tesis edilen boru şebekesi. 2. Petrolü, çıktığı yerden başka yere akıtan boru tesisatı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yılan iğnesi. zool. Syng nathus ophidion.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boru donanımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. petrolü uzun mesafelerden nakleden boru, petrol hattı; gizli bilgi iletme vasıtası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gayda çalan kimse; kavalcı; güvercin yavrusu; soluğan. at Pay the piper and call the tune parayı veren dudüğü çalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. kimya). Sıvıları nefesle içine çektikten sonra kaptan kaba aktarmaya yarayan cam boru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

straw. pipette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

measuring instrument consisting of a graduated glass tube used to measure or transfer precise volumes of a liquid by drawing the liquid up into the tube.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

measuring instrument consisting of a graduated glass tube used to measure or transfer precise volumes of a liquid by drawing the liquid up into the tube.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pipet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wee-wee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

çiş. zizi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kaval çalan; ıslık çalan (rüzgâr), düdük gibi ses çıkaran, tiz, kulak tırmalayıcı; i. kaval çalma; kaval ile çalınan hava; borular; şerit, harç, sutaşı; pasta üze- rine krema ile yapılan şerit şeklinde süs; kulak tırmalayıcı ses. piping hot ço

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. incirkuşu, zool. Anthus red throated pipit kızıl gerdanlı incirkuşu, zool. Anthus cervinus. tawny pipit kır incirkuşu, zool. Anthus campestris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük toprak kap güveç; çamçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Lülesine özel tütün konarak içilen geniş ağızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe. tobacco pipe. pipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lezzetli birkaç çesit elma; çekirdek; (argo) harika kimse veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa boylu insan; değersiz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gömlek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پيراهن] gömlek, mintan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plastic surgery. plastic operation / surgery. plastic operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. tam yetkisi olan; i. tam yetkili elçi. minister plenipotentiary and ambassador extraordinary tam yetkili fevkalade elçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. zooloji). 1. Selenterelerden bir sınıf hayvan. 2. Ahtapot.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Polipler mide, ince bağırsak ve kalın bağırsaktan kaynaklanan organın iç yüzeyine doğru büyüyen kitle olarak biliniyor. Genelde erişkinlerin % 15-20’sinde görülüyor. Poliplerin çoğu iyi huylu olmasına karşın bazılarında kanser gelişimi görülüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Polipler mide, ince bağırsak ve kalın bağırsaktan kaynaklanan organın iç yüzeyine doğru büyüyen kitle olarak biliniyor. Genelde erişkinlerin % 15-20’sinde görülüyor. Poliplerin çoğu iyi huylu olmasına karşın bazılarında kanser gelişimi görülüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polyp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polyp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1) Avrupa sanatında üçten fazla sayıda birbirine bitişik resim levhasını içeren dinsel içerikli sanat yapıtlarına verilen genel ad. (2) Antik Roma`da üzerine yazı yazmak için kullanılan, birbirine bağlı, katlanabilir ikiden fazla levhayı içeren ahşap tablet. (3) Erken Orta Çağda, Batı Avrupa manastırlarının emlak ve gelirlerinin kaydedildiği defter.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. not, dipnot, hamiş, haşiye, derkenar; kıs. p.s.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uçurum; sarp kayalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. acele, telâş; acelecilik. precipitant s., i. acele giden; acele yapılmış; i. kimyasal veya mekanik çökelme yapan bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zamanından önce meydana getirmek; yüksek bir yerden aşağı atmak; acele ettirmek, hızlandırmak; kim. tortusunu ayırmak, teressüp ettirmek, çökeltmek; meteor. (yağmur veya kar şeklinde) yere düşmek, yağmak; fiz. buharı teksif etmek; yüksek yerden aş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. tortu, çöküntü, rüsup; s. aceleci; baş aşağı düşen veya akan; düşüncesiz; acele ile yapılmış; birdenbire gelen veya olan, ani. precipitately z. acele ile, telaşla. precipitateness i. acelecilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dik, sarp; uçurum gibi, uçurumlardan ibaret; atılgan, aceleci. precipitously z. baş aşağı olarak; aceleyle, telâşla. precipitousness i. baş aşagı oluş; telaş, acele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). I. İlk madde, ilk unsur. 2. Temel kanaat, temel düşünce. 3. (felsefe) Her türlü münakaşanın dışında olan.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. principe

man. ilke

Temel düşünce, temel inanç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

principle. basis. dictate. doctrine. guideline. rule. standing rule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

principle. tenet. principle ilke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tenet. ground. principle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yetkiyle kararlaştırılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kanun, emir, yönerge, hüküm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emir, talimat; tıb. reçete; huk. zaman aşımına dayanan hak; devam eden âdet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıkı kurallar koyan; âdet hükmüne geçmiş, yapılagelen; huk. zaman aşımıyle kazanılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ilk defa çocuk doğuran; ilk doğuma ait. primipara i., tıb. ilk defa doğuran kadın, yalnız bir çocuk doğurmuş olan kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. baş, ana, başlıca, büyük, asıl, en mühim; i. başkan, şef, patron; yönetici; müdür, okul müdürü; vekil tutan kimse, müvekkil; asıl mesul kimse; sermaye, anamal, ana akçe, ana para; düelloda karşılaşan taraflardan biri. principal parts gram. İngi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. prenslik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. prensip, ilke; dürüstlük, ahlâk; öz; köken, temel neden; kural. active principle müessir madde. refuse on principle prensibine uygun olmadığından reddetmek. principled s. prensip sahibi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yasak etme veya edilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prototype

1. ilk örnek, 2. model

1. Örneklik eden biçim veya nesne. 2. Tasarlanan ürünün tanıtım veya deneme amacıyla üretilen ilk örneği.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prototype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prototype. antetype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. pupa meydana getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dört kısımlı, dört taraflı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dört sesli (hoparlör sistemi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alaylı şaka, hazır cevap, nükteli söz; garip hareket; acayip şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [راه] yol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Yaşa!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Yol. 2. Meslek, usûl, düzen. Harcırâh = Resmen bir memuriyete gönderilen görevliye verilen yol masrafı. Şâh-râh = Cadde, ana yol. Hemrâh = Yoldaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yol gösteren, kılavuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yol kesen, eşkiya, yol vuran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Değirmen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. rihâl). Semer, palan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «râhet»). 1. Dinlenme, İşsizlik, istirahat: Siz rahat edin; artık rahatını buldu. 2. Istırapsızlık, gailesizlik, Asâyiş, ferah: Rahat vermedi, rahatınız yerinde mi? 3. Istırapsız, gailesiz, müsterih: Rahat mısınız? 4. Uygun, kullanışlı, kolaylıkla kullanılan: Palan, eğerden daha rahattır. 5. Müsterih olarak, Istirahatle: Rahat oturun; oraya trenle rahat gidilir. 6. Kolaylıkla: Bu anahtar çok rahat işler; bu tulumba ile su pek rahat çıkarılır. Rahat rahat = Ferah ferah: Akşama kadar oraya rahat rahat gidilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfortable. comfy. easy. luxurious. cavalier. complacent. cosy. cushioned. cushy. facile. leisure. at rest. restful. serene. snug. sweet. unconstrained. unconventional. undisturbed. unembarassed. untroubled. at ease. rest. comfort. ease. peace. comp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calm. comfortable. comfy. complacent. convenience. cosy. cushy. ease. easy. fine. fluent. free. peace. peaceful. rakish. relieved. repose. rest. restful. unmoved. welfare. comfort. free and easy. cushy. easily. at ease!. tranquility. quiet. at ease. tranq

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at ease. comfort. comfortable. easy. relaxed. please and quiet. untroubled. easygoing. sb who has an easy manner. comfy. commodious. convenient. cosy. cushy. homey. to keep a good house. peaceful. physical comfort. rest. tranquil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standing at ease. standing in the at-ease position.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be at ease. to rest easy. to be untroubled. to take it easy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel at ease. to be relaxed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beset. harry. haze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lokumun asıl adı. (bk.) Lokum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with ease. easily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfortably. easily. smoothly. without difficulty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) - Rahat artıran. Türk müziğinin bileşik makamlarından. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relaxation. relief. reprieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let one's hair down. relax. let go. ease. feel relieved. let oneself go. open out. unbend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relax. unwind. to become comfortable. feel relieved. calm down. to feel relieved. to relax. to rest. to calm down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel better / relieved. to feel at ease. to calm down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Rahat etmek, müsterih olmak, dertsiz olmak: Gailesinden kurtulup rahatlandı. 2. Dinlenmek, yorgunluk almak, istirahat etmek: Çok yoruldum, bir, İki saat rahatlanacağım. 3. Sükûnet bulmak: Ortalık rahatlandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relax. relieve. ease. comfort. relieve one's mind. de-stress. facilitate. disburden. disembarrass. lighten. salve. straighten smb. out. thaw. thaw out. unbend. unbrace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfort. cushion. pacify. reassure. relax. relieve. salve. to relieve. to reassure. to relax. to lighten. to pacify. to set sb's mind at rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb feel better to make sb relieved. to put sb at ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İstirahat: Ortalıkta rahatlık var; o, rahatlığı seven bir edamdır. 2. Uygunluk, muvafakat: Bu kıyafetin rahatlığı inkâr olunmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfort. ease. facility. easiness. leisureliness. boon. cosiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accommodation. amenity. boon. comfort. ease. facility. latitude. lift. quiet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peace and quiet. comfort. ease. easy goingness. peace of mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Müsterih olmayan, darlık ve ıstırapta bulunan: Siz orada rahatsızsınız; sizi rahatsız ettik; gece vakti kimseyi rehatsız etmemek için hastalığımı sakladım. 2. Rahat kullanılmayan, ıstırap ve sıkıntı veren. Uygunsuz: Bu yatakta rahatsız oldum. 3. Keyifsiz: Rahatsız olduğu İçin evden çıkamadı; kendisini hayli rahatsız gördüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncomfortable. disturbed. uneasy. troubled. comfortless. unrestful. worrisome. unwell. ill. ailing. bad. in bad health. constrained. diseased. incommodious. indisposed. out of sorts. poorly. queer. seedy. sick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

austere. disturbed. fitful. indisposed. poorly. punk. restless. uncomfortable. uneasy. unwell. upset. anxious. sick. ill. unwell. funny. rough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ill. indisposed. uncomfortable. a bit unwell. under the weather. sick. ail. incommodious. molestation. out of sorts. poorly. under the wheater. uneasy. unhappy. unquiet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisturbed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisturbed. unmolested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disturbance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

besiege. bite. bother. disturb. embarrass. fuss. intrude. molest. offend. perturb. pester. rasp. tease. trouble. worry. wriggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to disturb. to bother. to trouble. to inconvenience. to annoy. chafe. derange. discomfit. discommode. disquit. harass. niggle. perturb. plague.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hastalanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel unwell. to feel ill. ail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Müsterih olmama, ıstırap: Dar pabuç çok rahatsızlık verir. 2. Keyifsizlik, hafif hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discomfort. uneasiness. disquiet. inconvenience. inquietude. trouble. unrest. annoyance. disease. illness. ailment. indisposition. dysphoria. complaint. discomfiture. discomposure. distemper. disturbance. draft. embarrassment. fidget. harassment. ill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ailment. complaint. discomfort. disorder. disturbance. inconvenience. upset. uneasiness. trouble. indisposition. bother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discomfort. indisposition. uneasiness. slight sickness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Lokum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rehâvet.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yol bilen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). El ayası, avuçiçi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Avuç içi, el ayası.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rahat, huzurlu, dingin.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [راهب] rahip.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. rühbân). 1. Papaz, Hıristiyan din adamı. 2. Keşiş. 3. Müslümanlıktan başka dine mensup din adamı: Budist râhibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Dünyadan el, etek çekerek manastırda yaşayan kadın rahip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nun. sister. priestess. vestal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nun. sister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nun. priestess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Saf ve kokulu şarap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Gitme, göçme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yük hayvanı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Rahat, sakin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(RAHM) (i. A.) (c. erhâm). 1. Dölyatağı. 2. Karâbet, hısımlık. Sıla-i rahm = Akraba ve yakınları ziyaret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahmet» ten) (mü. rahîme). Esirgeyen, acıyan, merhametli (aynı zamanda Allah’ın 99 adından biridir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahm» dan) (mü. râhlme) (c. râhimîn). Rahmeden, acıyan ve esirgeyen, merhametli. Erhamü’r-râhimîn = Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uterine. uterus. womb. loins. matrix.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uterus. womb. merciful. gracious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matrix. womb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رحيم] merhametli. 2.merhamet eden Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Esirgeyen, acıyan, koruyan, merhametli. Kur’an’da 220 yerde zikredilmiştir. Allah’ın isimlerinden, (bkz.Abdürrahim).

İsimler ve Anlamları by

Sağlık Bilgisi

Rahimden gelen cerahatli akıntının neden olduğu bir çeşit egzamadır. Rahimde veya vajina çevresinde kızarma ve şişlikler görülür. Bu şişlikler bir süre sonra su toplayıp, kabuklanır. Kaşıntı, zonklama ve yanma hissedilir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, su.

Hazırlanışı : Bir su bardağı soğuk suya 1 çorba kaşığı bal konur. Karıştırılıp hepsi bir kerede içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Rahimim iç yüzünün iltihaplanmasına tıp dilinde endometri denir. Nedeni, belsoğukluğu, doğumdan ve çocuk düşürdükten sonra rahimde parça kalması veya rahim düşüklüğüdür. Hastanın karın bölgesi hassastır, vajinadan cerahatli ve sümüğe benzer akıntı gelir. Aybaşı kanamaları fazla olur. Bacaklarda ve leğen kemiği bölgesinde ağrı vardır. Bu ağrılar dinlenmekle geçer. Doktora başvurmak gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tereotu, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam tere otu konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Sabahları aç karnına, birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Bu hastalık, aybaşı hali dışında görülen aşırı kanamalarla kendini gösterir. Aybaşı hali sırasında da sancı olmaz. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Fesleğen.

Hazırlanışı : Bir avuç fesleğen ezilerek suyu çıkarılıp, 1 kave fincanı içilir. Aynı işlem, şikayetler kesilinceye kadar tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla rahim boynunda ve vajinanın başlangıç kısmında meydana gelen bir hastalıktır. Çok düşük yapan veya çok doğuran kadınlarda daha fazla görülür. Tıp dilinde uterus kanseri denir. Vajinadan kan veya fena kokulu akıntı gelir. Böyle durumlarda, vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Menekşe çiçeği, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya, 1 tutam kuru menekşe çiçeği konur. Kaynatıldıktan sonra 20 dakika bekletilip, süzülür. Bu suyla rahim yıkanır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Bazı kadınların vajina veya rahimleri bacaklarının arasına doğru sarkar. Bu durum, yaşlı kadınlarda görüldüğü gibi gençlerde de görülebilir. Nedenleri, müzmin öksürük, ıkınma, ağır şeyler kaldırma, aşırı yorgunluk, rahim ur veya polipleri, doğum sırasında destekleyici kas ve bağların zayıflamış olması veya aileden gelen eğilimdir.

Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla doğum yapmamış kadınlarda görülür. Bazı urlar zararsızdır. Ancak aybaşı günlerinde gecikme, kilo kaybı, kansızlık ve adet görmenin ikinci ve üçüncü günlerinde haddinden fazla kanama varsa, geç kalmadan bir doktora başvurmak gerekir. Ayrıca hastada idrar yapma ihtiyacı fazlalaşır, leğen kemiği bölgesinde ağrı vardır.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Acıyıp esirgeyerek.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Rahimde meydana gelen ve nohut büyüklüğünde olan renkli yumrulara rahim polip’i denir. Nedeni, rahimin iç yüzünü örten zarın iltihaplanmış olmasıdır. Aybaşı halinde aşırı kanama, rahim akıntısı ve arasıra gelen karın ağrıları ile kendini gösterir. Kesin tedavisi ameliyattır.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hafif sesli, yumuşak sesli, tatlı sesli, lâtif sözlü kız.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hafif sesli, latif konuşan kadın demektir, (bkz.Rahim).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. râhim). Merhametliler, acıyanlar, acıyıp esirgeyenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. râhim). Merhametliler, acıyanlar, acıyıp esirgeyenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) RAhib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

priest. monk. parson. clergy. clergyman. cleric. clerk in holy orders. divine. dominie. sky pilot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clergyman. monk. priest. celibate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

priest. minister. pastor. monk. clergyman. ecclesiastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

priesthood. ministry. holy orders.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. rahîse). Ucuz, ehven.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bal arısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Yolluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رحل] semer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üzerine kitap vs. konmak üzere, öne alınan, tahtadan dar ve alçak eski tip masa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reading desk. lettern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(RUHM) (i. A.). Acıma, esirgeme, merhamet: Hâlime rahmetmedi; rahmi çok bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رحم] acıma, merhamet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رحم] rahim, döl yatağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

acımak, merhamet etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahmet» ten). Rahmeti bol (yalnız Allah hakkında kullanılır ve Allah’ın 99 adından biridir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رحمان] merhametli Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün canlılara merhamet eden, koruyan. Kur’an-ı Kerim’de 55’ten fazla yerde zikredilmiştir. Yine Kur’an-ı Kerim’in 55.suresinin adıdır. - Allah’ın isimlerinden “abd” takısı alarak isim olarak kullanılır, (bkz.Abdürrahman).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. rahmâniyye). Rahmân’e, Allah’a ait, zıddı: şeytânî.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’tan gelen, kutsal, Allah’a özgü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Esirgeme, merhamet. 2. Tanrı’nın rahmedip ölülerin günahlarını af buyurması: Allah rahmet eyleyel 3. mec. Tanrı’nın kullarına merhametinin açık bir nişânesi olan yararlı yağmur: Rahmet düştü, rahmete tutulduk, rahmet başladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

god's compassion. rain. mercy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

god's mercy and grace. rain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

God's mercy. rain. grace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رحمت] acıma, merhamet. 2.yağmur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Acıma, esirgeme, koruma, yarlığama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rahmetle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Tanrı’nın rahmetine erişmesi dua olunan, rahmete muhtaç ve lâyık, merhum: Rahmetli babam. İsim gibi de kullanılır: Rahmetli böyle şeylerden hoşlanmazdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

late. deceased. sainted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

late. the deceased. the late. deceased. departed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the deceased.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rahmetli.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın esirgemesi, koruması.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Rahmete ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. rahmiyye) (tıp). Dölyatağına ait.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Acımayla ilgili.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Rahmi).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [راهنامه] yol haritası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gedik, yıkık ve bozuk yer. mec. Zarar, ziyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fissure. gap. breach. gash. wound. damage. harm. crevice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ رخنه] yarık, gedik. 2.bozukluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gedik ve yıkığı olan. 2. mec. Eksiği olan. 3. Ziyana uğramış, zarar görmüş: Bu İşte en çok rahnedâr olan benim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.gedik açmak. 2.zarar vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yarılmak, gedik açılmak. 2.bozulmak, zarar görmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [راهنما] yol gösteren, kılavuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pek güzel ve yürük at.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rahşende.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رخشان] parlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Parıltılı. Işıltı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رخشنده] parlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Parıldayan, parıldayıcı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. edebiyat). At için yazılan kasîde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. At takımı. 2. Yol levazımı. 3. Ev döşemesi. 4. Pencere ve kapı kanatlarını çerçeveye bağlayan menteşe takımı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ رخت] ev eşyası. 2.koşum takımı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (ata) Raht ve takım takmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Raht ve takım takılmış (at.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(RAHTVAN) (i ). At gaşiyesinin sırmalı kaytanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «râh-vâr» dan galat). 1. Biniciyi sarsmaksızın süratle yürüyen at ve katır yürüyüşü: Bu atın güzel r vanı vardır. 2. Bu nevi yürüyüşle yürüyen at: Bir rahvan almak isterim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [راهوار] atın eşkin yürümesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [راهزن] yol kesen, haydut.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rakib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rival. rival. competitor. antagonist. adversary. contender. contestant. foe. match. opponent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adversary. antagonist. competitor. opponent. rival.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competitor. adversary. match. opposite number. opposing number. rival.

Türkçe - İngilizce Sözlük by