Rai ne demek? | Rai anlamı nedir? | Rai

Rai anlamı nedir?

Rai ne demek?

Rai anlamı nedir?

Rai | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: rai

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir hayvan sürüsünü güdüp otlatan, çoban, sığırtmaç, mec. 2. Bir cemiyetin başı, yönetici ve koruyucusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (mü. râiyye). «R» harfine ait. Kasîde-i RAiyye = «R» kafiyeli kasîde.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkan, korkmuş. be afraid korkmak. be afraid of (-den) korkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değer biçme, kıymet takdir etme, tahmin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). değer biçmek, kıymet takdir etmek, keşfini yapmak; tahmin etmek. appraisement (i). değer biçme, kıymet takdir etme; tahmin appraiser (i). muhammin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. arûs). Gelinler, (bk.) Arûs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. arîz). Arîzalar, (bk.) Arîza.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (huk). mahkeme huzuruna çağırıp cürüm isnat etmek, suçlamak, itham etmek; kusur bulmak. arraigning, arraignment (i)., (huk). mahkemede davayı resmen sanığa tebliğ etme; kusur veya kabahat yükleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). aksine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. müz. A.) (Ibrânîce’den) Dört büyük melekten, öldürmeye mamur olan melek. Ar. Melek-iil-nwvt = Ölüm meleği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the angel of death. the reaper. the grim reaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

azrael. the angel of death. death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عزدائيل] Azrail.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بنی اسرائيل] İsrailoğulları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. örmek, örgü şeklinde dokumak; kurdele veya bant ile tutturmak, bağlamak (saç); şerit veya sutaşı ile süslemek; i. örgü, saç örgüsü; şerit, sutaşı; kurdele, bant, şerit (saç için). braiding i. saç örgüsü; saç örgüsü şeklindeki motif veya süs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., den. yelken ipi, istinga ipi; f. istinga etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. körlerin parmaklarıyla dokunarak okumaları için kabartma harflerden meydana gelen bir baskı sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kafasını yarmak, beynini patlatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beyin dimağ; çoğ. kavrayış, zeka, akıl, zihin, kafa. brain child k.dili fikri eser, buluş. brain fever beyin humması. brainpan i. kafatası. brainsick s. deli, akıl hastası. brainstorm i. ani ve şiddetli gelen cinnet krizi; k.dili ani gelen ilham. brain

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. eti veya sebzeyi yağda çevirdikten sonra kendi suyuyla yavaş yavaş pişirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kervansaray, büyük yolcu hanı veya otel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut CİBRİL (hi. İbrânîce’ den). Kerrûbiyân denilen büyük meleklerden biri olup, peygamberlere vahiy götürmeye memurdur, vahiy meleği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the archangel gabriel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holy- ghost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Peygamberlere vahiy getiren dört büyük melekten biri. 2.Cibril, İbranice Allahın kulu. 3.Az çok zorla olgunlaştırmak. Cebrail b. Öm(Erkek İsmi) Batı Karahanlı hükümdar (1099-1102).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ceride). Cerideler, gazeteler, (bk.) Ceride.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جرائد] gazeteler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cerime). Cerimeler, suçlar, (bk.) Cerime (sanıldığı gibi «cürm» ün cem’i değildir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جرائم] suçlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).ince damarlı (ağaç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kaba damarlı (ağaç); kaba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zorlamak, mecbur etmek, mecbur tutmak, zorla yaptırmak; bağlamak, sınırlamak, tahdit etmek; menetmek; zaptetmek. constrained (s). zorlanmış; yapmacık, suni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sınırlama, tahdit; sıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). jet uçaklannın bazan yüksek irtifada uçarken arkalarında bıraktıkları beyaz çizgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (tıb). hastalığın mutat tedavisini tatbik etmenin münasip olmadığına delalet etmek. contraindica'tioni , (tıb). kontraendikasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). saçma, acayip; kaçık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). damarları ters veya kırışık olan (tahta); ters, huysuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. darre). Bir kocaya ortak kadınlar, kumalar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). treni raydan çıkarmak. derailingswitch raydan çıkarmaya mahsus makas derailment (i). raydan çıkma (tren).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (ing). trenden inmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kötülemek, ayıplamak, kıymetini takdir etmemek; (i). kötüleme, ayıplama. dispraisingly (z). kötüleyerek, ayıplayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (huk). borç yüzünden bir kimsenin eşyasına el koymak veya hac- zetmek. distrainable (s). haczolunabilir. distrainor (i). haciz veya el koyan kimse. distraint (i). haciz veya el koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). Iağım veya hendek ile suyu akıtmak; bir yerin suyunu tamamıyle çekmek; kurutmak (bataklık), akaçlamak, drenaj yapmak; içip bitirmek, tüketmek; süzmek; (tıb). iltihaplı yaradan cerahati çekmek; süzülmek, suyu süzülmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suyunu çekme veya akıtma; hendek, lağım, kanalizasyon, kanal, mecra; (tıb). iltihaplı yerden cerahat çeken tüp veya fitil. drainboard (i). yıkanmış bulaşıkların süzüldüğü oluklu kısım. drainpipe (i). suyu dışarıya akıtan boru, oluk. go down

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süzülme, çekilme, akaçlama, drenaj; süzülen su, çekilen su; su mecraları; lağım ve kanalizasyon sistemi; suyu kurutulan arazi; (tıb). fitil veya tüple cerahat çekme. drainage basin akaçlama havzası; suyu bir nehir ve kolları tarafından çekilen

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süzgeç, süzgü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kenarını tırtıl veya kabartmalarla süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. boyayı iyice emdirmek; iliğine geçirmek; odun gibi görünmesini sağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bağırsaklar, iç uzuvlar; iç, iç kıslmlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. trene bindirmek veya binmek; arkadan çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. (m. erîke). Erîkeler, tahtlar, (bk.) Erîke.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz yorgunluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) AzrSil.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kuş beyinli, budala, ahmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. feride). Tekler, nadirler, (bk.) Feride.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. firaun). (bk.) Firavun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فراعنه] firavunlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. farîze). Şeriatta, mirastan ve vârislerin her birine düşen hisselerin miktar ve vasıflarından bahseden ilim: İyi ferâiz bilir. Eshab-ül-ferâiz = Mirasa dahil olanlar, verese, (bk.) Farîze.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فرائض] farzlar. 2.ödevler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kolay kırılır; kolay bozulur; zayıf; zayıf ahlâklı, kolayca günah işleyebilir. frailly (z). kolay kırılabilir şekilde; zayıf ahlâklı olarak. frailty (i). zayıflık, manevi zaaf. human frailty kolayca günah işleyebilme eğilimi, beşer zafiyetleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuru yemiş küfesi; bir küfelik kuru yemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilhassa Kraliçe 1. Elizabeth zamanında giyilen kırmalı yakalık; istihkâma konan uçları sivri kazıklar, şarampol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غرائب] gariplikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (gen. Holy Grail) son akşam yemeğinde Hazreti İsa'nın kullandığı farzolunan sahan veya kase .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) tane, habbe, tohum, zerre; hububat; eczacı tartısında 0,065 gram; doku, ağaç ve taşın damarı, bu damarların düzen lenişi; mizaç, huy; (f.) tanelemek; ağaç damarlarını taklit edercesine boyamak, mermer taklidi boyamak; deriyi işlemek; sepilem

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kumlu, taneli, çekirdekli, damarlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) grogren, gron, bir cins kumaş .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) parmaklık, korkuluk; siper demiri; (den.) puntel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) korkunç .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) merdiven parmaklığı, tırabzan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harîbe). Bir kimsenin geçineceği şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harîbe). 1. Bâkireler. 2. Delinmemiş inciler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harîfe). Ev için sonhabar hazırlıkları.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kuş beyinli, kafasız .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ibranilere veya ibraniceye ait. Hebraically (z). ibraniceye göre; ibranilere göre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ibranice deyim; ibrani düşüncesi veya geleneği; Musa dini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ibranice bilgini; Musevi gelenek ve mezhebine bağlı kimse. Hebraistic (s). ibranilere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ihtirâiyye). icat ve ihtiraa ait veya ihtira olunmuş: Efkâr-ı ihtirâiyye, tâbîrât-ı ihtirâiyye.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. kökleştirmek, yer etmek; ham iken boyamak, dokunmadan boyamak; s. kökleşmiş; ham iken boyanmış. ingrain carpet dokunmadan boyanmış halı. ingrained s. kökleşmiş, tam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ibrânîce’de Allah’ın kulu demektir). Hazret-i YAkub’un lakabı olup, onun on iki oğlundan gelen Ibrânîler’e bu münasebetle «Benî isrâil» denir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) - Ya’kub peygamberin lakabı. Sonradan onun soyundan gelenler İsrailoğullan diye anılmışlardır. İsrailoğullan, Kur’an’da çok sık kullanılan bir isimdir.

İsimler ve Anlamları by

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Doğu’da, Akdeniz Sahilinde, Mısır ile Lübnan arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 31 30 Kuzey enlemi, 34 45 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 20,770 km².

Sınırları: toplam: 1,017 km.

sınır komşuları: Mısır 266 km, Gazze 51 km, Ürdün 238 km, Lübnan 79 km, Suriye 76 km, Batı Şeria 307 km.

Sahil şeridi: 273 km.

İklimi: Ilıman, güneyde sıcak ve kuru iklim tipi görülür.

Arazi yapısı: Güneyde Negev çölü, kıyıda alçak ovalar, orta kısımda dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Ölü Deniz -408 m.

en yüksek noktası: Har Meron 1,208 m.

Doğal kaynakları: Kereste, potas, bakır, doğal gaz, fosfat kayalıklar, magnezyum bromid, kil, kum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %15.45.

daimi ekinler: %3.88.

Diğer: %80.67 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,940 km²(2003 verileri).

Doğal afetler: Sonbahar ve yaz ayları boyunca kum fırtınaları; kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 6,352,117 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.18 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.89 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.46 yıl.

Erkeklerde: 77.33 yıl.

Kadınlarda: 81.7 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.41 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 (2001 verileri).

Ulus: İsrailli.

Nüfusun etnik dağılımı: Yahudi %76.4 (İsrail doğumlu %67.1, Avrupa/Amerika doğumlu %22.6, Afrika doğumlu %5.9, Asya doğumlu %4.2), Yahudi olmayan %23.6 (çoğunlukla Arap) (2004).

Din: Musevi %76.4, Müslüman %16, Arap Hıristiyan %1.7, diğer Hıristiyan %0.4, Dürzi %1.6, diğer %3.9 (2004).

Diller: İbranice (resmi), Arapça (Arap azınlıklar tarafından kullanılır), İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %95.4.

erkekler: %97.3.

kadınlar: %93.6 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İsrail Devleti.

kısa şekli : İsrail.

Yerel tam adı: Medinat Yisra’el.

yerel kısa şekli: Yisra’el.

ingilizce: Israel.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Kudüs.

İdari bölümler: 6 bölge; Merkez, Haifa, Jerusalem, Kuzey, Güney, Tel Aviv.

Bağımsızlık günü: 14 Mayıs 1948.

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 14 Mayıs (1948).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Beni İsrâil kitaplarında hurafe kabilinden, mitoloji ile tarihin karışmasından doğmuş hikâyeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit iğneli karınca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk soyundan olan, Türkçe konuşan ve son zamanlara kadar Kırım’da oturan bir MÜsevî topluluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. karîne). Karineler, yakınlıklar, bk. kartne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قرائن] ipuçları, karineler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) zehirli bir Asya yılanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Macellan Boğazı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beynin orta kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. migren, yarım başağrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mitralyöz, makinalı tüfek. mitrailleur i. makinalı tüfek kullanan asker, mitralyözcü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tek ray, monoray; tek raylı demiryolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. buzultaş, moren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rü’yet» ten if.) (mü. mürâiyye). Gösteriş için iyi bir şey yapan, ikiyüzlü, riyâkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypocritical. hyrocrite. devil dodger. double tongued.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gösteriş için İyilik yapan adamın hâli, riyâ, riyakârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Mürâİce, riyâ ile.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayvanlara özgü salgın hastalık; eski lânet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرائی] ikiyüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayvan kervanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. resim, tasvir, portre; kelimelerle çizilen portre. portrait gallery resim sergisi. portrait painter portre ressamı. portrait bust, portrait statue portre heykel. pen portrait yazı ile yapılan tasvir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. portreci, portre ressamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. resim, tasvir, portre; resim sanatı; tarif, tanımlama, tavsif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., Kan. büyük çayırlık, ağaçsız geniş kır. prairie chicken A.B.D. çayır tavuğu, zool. Tympanuchus. prairie dog A.B.D. çayır köpeği, zool. Cynomys ludovicianus. prairie schooner A.B.D. eski zamanda kırları geçmeye mahsus üstü kaput bezi ile ö

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. övmek, methetmek, sena etmek; hamdetmek, şükretmek; i. övgü, sena, medih, sitayiş; hamt, şükür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. övülmeye değer, takdire layık. praiseworthily z. övülmeye layık bir şekilde, methe lâyık surette. praiseworthiness i. methe layık olma, değerlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dört mısralı şiir, rubai, dörtlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyücü, gözbağcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) RAyic.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ra’d» den if.) (mü. râide). Gürleyen, gök gUrlemesi sesi çıkaran.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. akın, yağma, çapul, hücum; polis ve gümrük memurlan baskını; f. akın etmek, baskın yapmak. raider i. akıncı, baskıncı; eskiden ticaret gemilerine hücum için kullanılan silahlı ticaret gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gürleyen, gürüldeyen.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Gürleyen bulut.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Acıması olan, merhametli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Raif).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «revk» ten) (mü. râika). Sade, sâf, hâlis.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sade, saf, halis.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sade, saf, katışıksız.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sövüp saymak. rail at, rail against dil uzatmak, sözle sataşmak, sövüp saymak; dırlanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tırabzan, merdiven parmaklık; demiryolu, ray; f. parmaklıkla çevirmek, tırabzan koymak; demiryolu ile taşımak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. su tavuğu. water rail su yelvesi, zool. Rallus aquaticus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tren garı; yapılmakta olan demiryolu hattının döşendiği en son nokta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. parmaklık; parmaklık gereçleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şaka yollu alay; şakacılık, takılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, railway i., f. demiryolu; f. demiryolu ile taşımak; A.B.D., k.dili ivedilikle geçirmek (mecliste tasarı). narrowgauge railroad dekovil hattı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski elbise, giysi, üst baş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f yağmur; çog tropikal üIkelerde yağmur mevsimi; f. yağmak, yağmur yağmak; yağmur gibi boşanmak; yağmur gibi yağdırmak. rain area, rain belt yağmur bölgesi. rain barrel yağmur fıçısı. rain check ertelenmiş maç için seyirciye verilen yeni bilet; ar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gökkuşağı, yağmurkuşağı, ebemkuşağı, eleğimsağma, alkım rainbow. chaser hayal peşinde koşan kimse. rainbow trout çelikbaş alabalık, zool. Salma irideus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yağmurluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yağmur damlası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yağış miktarı; sağanak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yağmur geçmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yağmur suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yağmurlu rainy day darda kalınan zaman, sıkıntılı zaman. raininess i. yağmur çokluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rîş» den) (mü. râişe). Rüşvet alanla veren arasında aracılık eden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f kaldırmak, yükseltmek; ayağa kaldırmak; öldükten sonra tekrar diriltmek; bina etmek, inşa etmek; toplamak (para); besleyip üretmek, yetiştirmek, büyütmek; çıkarmak, meydana getirmek; uyandırmak, harekete getirmek; ses yükseltmek; canlandırmak, şevk

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kabartma; ahçı. mayalanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuru üzüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. var olma nedeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(RAY) (i. A.). 1. Otlama, hayvanların çayırda ot yemesi: O bayırlarda koyunlar raiy ediyorlardı. 2. Otlatma, gütme, hayvanları otlakta besleme; Çobanlar koyunlarını raây ediyorlar. 3. İtaat etme, teslim olma, reâyâ (tab’a) sıfatına geçme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Çobanlığa ait, çobanca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. reâyâ). 1. Sürü, otlatılan hayvan sürüsü, bir çobanın güttüğü hayvanlar. 2. Bir hükümdârın hüküm ve idaresine tâbî halk, devlet görevlileri dışında kalan bütün vatandaşlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رعيت] halk, hükümdar tebası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çalçene kimse, geveze kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), from ile kendini zaptedip çekmek, bir şey yapmaktan çekinmek, kendini tutmak, sakınmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şarkı nakaratı, nakarat nağmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tutmak, geri tutmak, zaptetmek, yasaklamak, sımrlamak. restrainable s. zaptedilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. menetme: tahdit, sınırlılık; tutukluluk: kendini tutma; sıkılma çekinme. restraint of trade ticareti kısıtlama veya narh koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çok mouse/ klavye kullanan veya çok yazı yazan insanlarda görülen hastalık. El ve bilekte sızı, uyuşma veya bu eylemlerin yapıldığı zamanlarda şiddetli ağrı başlıca semptomlarıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. sahrâiyye). Kıra veya çöle ait.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. samurai, samurais) eski Japon derebeylik sisteminde ikinci derecede asilzade.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir ressamın çizdiği kendi portresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yalnız arka tekerlekleri olan römork.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kervansaray; saray.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerife). Şerifler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerîfe). Şerifler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şeriha). Et dilimleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerîha). Et dilimleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. serîre). (bk.) Serîre.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سرائر] sırlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerîta) (dilimizde olmadığı için «şart» ın cem’i olarak kullanılır). Şartlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerîta) (dilimizde olmadığı için «şart» ın cem’i olarak kullanılır). Şartlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شرائط] koşullar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. burkmak, burkulmak; i. mafsalın burkularak incinmesi, burkulma. sprain fracture burkulma sonucunda bir kemik parçasıyle beraber veterin kemikten kopması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., z. doğru, müstakim, düz; namuslu, dürüst; k.dili. güvenilir, emin; düzenli, muntazam, tertipli; şaşmaz, fark gözetmez; halis, saf (içki); k.dili. sapık olmayan; müz. içten geldiği gibi söylenmiş, irticalen söylenmiş; i. doğru çizgi, düz hat; th

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., z. dosdoğru; i., dönemeçsiz koşu yolu; z. hemen, derhal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cetvel tahtası, cetvel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f doğrultmak, düzeltmek, tesviye etmek; doğrulmak, düzelmek. straighten out düzeltmek, doğrusunu açıklamak veya öğrenmek. straighten up düzeltmek, toplamak; dik durmak; dürüst yola dönmek, ıslah olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğru sözlü, dobra dobra söyleyen, dürüst, açık sözlü. straightforwardly z. açıkça, dürüst bir şekilde, dobra dobra. straightforwardness i. dürüstlük; açıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili. açık sözlü, çekinmesiz; gerçek, hakiki; sözünün eri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. derhal, hemen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nesil, soy, silsile, aile; hayvanlarda soy; bahç. ıslah edilmiş bitki cinsi; ırk veya millet özelliği; eser, iz; cüzt şey; ifade, tarz, usul; mizaç; nağme, makam; şiir parçası, şarkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. fazla gayret etmek; fazla germek, zorlamak, zorlayarak incitmek; burkmak, burkulmak; süzgeçten geçirmek, süzmek; zorlayarak eğmek veya şeklini bozmak; kendini zorlamak, çok uğraşmak; bağrına basmak; kucaklamak; i. germe, gerilme, zora gelme; aşır

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i süzgeç; geren kimse; gerici alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. dar yer, geçit, boğaz; s., (eski) dar. straits i., (çoğ.) boğaz; zor durum. the Straits İstanbul ve Çanakkale Boğazları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. daraltmak; sıkıntıya düşürmek. in straitened circumstances çok muhtaç vaziyette, büyük darlık içinde, fakir. strait jacket deli gömleği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ahlak ve davranış konusunda tutucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hükümdar; başka memleket üzerinde hüküm süren devlet. suzerainty i. hükümdarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. kıç küpeştesi, morfidar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Az bulunur, ince şeyl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tarikat). Tartkatler. (bk.) Tarikat.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) savaş alanı veya savunmaya uygun yer; arazi, yer, arsa; özel bir maksada hizmet eden arazi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bilinmeyen yer, iç tarafları henüz keşfedilmemiş kıta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. avcı neferi, nişancı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sürüklemek, arkası sıra yerde sürüklemek; izlemek; geriden izlemek, geri kalmak; ayakla çiğneyerek yol yapmak; sürünmek; sürüklenmek; iz bırakmak, peşinde bırakmak; bitki gibi yerde uzamak; izleyerek avlamak; i. iz; peten, sürüklenen şey, kuyru

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yol açan kimse; öncü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yerde surüklenen şey veya kimse; sürüngen sap, yerde uzanan fidan; diğer bir arabanın çektiği araba; römork; otomobilin çektiği ve içinde ev tertibatı olan araba; sin. gelecek programa ait filim parçası. fragman trailer court ev römorku park yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fundagillerden pembe çiçekli her dem taze bir bitki, bot. Epigaea repens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tren, katar; saf; refakatçiler, maiyet; yerde sürünen uzun etek; silsile, takım, sıra, düzenli durum; sıra halinde barut; hayvanı tuzağa çekmek için sıralanmış yem; f. alıştırmak, öğretmek, talim ettirmek; ehlileştirmek; dalları kazık veya duva

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. eskiden İngiltere'de bir çeşit talimli redif alayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. talimci, terbiye edici, antrenör; top nişancısı; talim uçağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. talim, terbiye, tahsil; antrenman. training camp askeri veya spor talim kampı. training seat çocuk için eğitici oturak. training ship okul gemisi. go into training antrenman yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. demiryolu seferlerinin hesap birimi olan tren mili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., k.dili dolaşmak, başıboş gezmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hususiyet, özellik; nad. dokunma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hain kimse, vatan haini. traitress. i hain kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. haince, hıyanet kabilinden traitorously z. hainlikle. traitorousness. i hainlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Sibirya'yı kateden demiryolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. türbinle çalışıp fazla hız yapan tren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Ukrayna.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Ukraynalı, Ukraynaca, Rutenca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ifrat taraftarlarının prensipleri. ultraist i. müfrit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. örgüsünü açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zorlanmamış, serbest.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zaptedilmemiş, denetsiz. frenlenmemiş, serbest; idaresiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. azarlamak, yüzüne vurmak. upbraidingly z. azarlayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yukarı kaldırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. gerçeğe benzeyiş, görünüşte doğruluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rüyada veya hayalde görülünce sahibinin ölümüne işaret ettiği farz edilen hayalet, tayf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by